Etiket: ali yıldırım

  • Yazar Ali Yıldırım: ‘Haydi çocuklar camiye projesi’ misyonerlik faaliyetidir-VİDEO

    Yazar Ali Yıldırım: ‘Haydi çocuklar camiye projesi’ misyonerlik faaliyetidir-VİDEO

    PİRHA-Toplumun birçok kesiminde tepkiyle karşılanan “Haydi Çocuklar Camiye Projesi”ne dair konuşan araştırmacı yazar azar Ali Yıldırım “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı ile velilerin isteği dışında, çocuklara hiçbir kurum din eğitimi veremez. Ama Milli Eğitim Bakanlığı yalnızca okulda din eğitimi vermekle kalmıyor çocukları boş bırakmayıp Şubat tatilinde de camiye gitsinler istiyor” dedi.

     Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, Milli Eğitim Bakanlığı ile Server Gençlik ve Spor Kulübü’nün ortak yürüttüğü Haydi Çocuklar Camiye projesi hakkında PİRHA’ya konuştu. Yıldırım, “Toplumsal hayatın dinselleştirilmesi noktasında iktidar çevrelerinin pek de başarılı olamadığı her gün biraz daha ortaya çıkıyor” dedi.

    Yapılan bir araştırma sonucuna da dikkat çeken Yıldırım, ateist eğilimin arttığına işaret ederek konuşmasına şöyle devam etti:

    “Dindar, kindar nesil yetiştirme tavrı, isteği, talebi ne yazık ki Türkiye gerçekliğinin duvarına çarpıp geri dönüyor. Türkiye’de ateist eğilimin yüzde 100 arttığı saptandı. İktidar çevreleri bunu fark etmiş olacak ki sömestr tatilinde bu projeyi devreye sokmuşlar. Şubat tatili öğrencilerin iple çektiği bir tatildir. Ders yorgunluğundan sonra biraz eğlence, biraz dinlenme öğrenciler için bir sevinç kaynağıdır. Fakat iktidar, öğrencilere böyle bir şans tanımama niyetinde ve Server adlı bir spor kulübü ile oturmuş Milli Eğitim Bakanlığı bir protokol imzalamış.”

    “SERVER SPOR KULÜBÜ KİMDİR, NEDİR, ŞİRKET MİDİR, DERNEK MİDİR, VAKIF MIDIR?”

    Server Spor Kulübü hakkında net bir bilgi sahibi olunamadığını söyleyen Ali Yıldırım, “50 bin çocuğu sömestr tatilinde camiye taşıyacaklarmış. Peki neden?” sorusunun da karşılık bulmadığını belirterek şunları aktardı:

    “Bu anayasaya da aykırı, eğitim kanununa da aykırı, temel insan hakları sözleşmesine de aykırı. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de açık ve net bir biçimde şunu ortaya koymuştu; velilerin isteği dışında onlara hiçbir kurum din eğitimi veremez. Ama burada Milli Eğitim Bakanlığı yalnızca okulda din eğitimi vermekle kalmıyor çocukları boş bırakmak istemiyor Şubat tatilinde de camiye gitsinler istiyor.”

    “DİNSELLEŞTİRME POLİTİKALARI İFLAS ETTİ”

    Ali Yıldırım’ın altını çizdiği bir diğer husus da iktidarın dinselleştirme politikalarının iflas ettiği noktası oldu. Yıldırım, “Dini politikaları yeniden çocuklar şahsında nasıl canlandırabiliriz, bunun yolları aranıyor. Çocukların bir üst aşaması da camilerde gençlik kolları, örgütleri kurmak şeklinde bir projede yürüyor. Kreşten başlayarak cami cemaatine kadar bütün yaş gruplarına zorla din eğitimi verme niyetindeler” dedi.

    “MİSYONERLİK FAALİYETİ YÜRÜTÜYORLAR”

    Haydi Çocuklar Camiye Projesi’nin doğrudan Alevi toplumu ile birebir ilişkilendirilebileceğini söyleyen Yıldırım şöyle devam etti:

    “Bizim özelimizde ise daha da vahim bir durum söz konusu. Yapılan, inancımızla tamamen ters misyonerlik faaliyeti olarak değerlendirilebilir. Çünkü bir takım okullara söz konusu işi yürütecek bu taşeron firmaya, öğrenci listeleri gönderiliyormuş. Bu nokta elbette bizi ilgilendiriyor. Çünkü çocuklarımızın başarı değerlendirmelerinde, sınavlarının değerlendirmelerinde bu misyonerlik faaliyetinin göz önüne alınacağı gibi bir kuşku, kaygı söz konusu.”

    “MİSYONERLİK FAALİYETİNE SESSİZ KALMAMAMIZ LAZIM”

    Yıldırım, projenin aynı zamanda inanç özgürlüğü açısından çok sorunlu olduğunu da ifade ederek sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Şunun altını çizmekte yarar var ki bugün iktidarın, hayatı dinselleştirme faaliyeti karşılık bulmuyor ama bu bulmama noktasında bizlerin de veli, aydın, aile olarak bu misyonerlik faaliyetine sessiz kalmamamız lazım. Bu yalnızca laiklik, inanç, çocuk hakları meselesi Alevi toplumunun sorunu olarak değerlendirilmemelidir. Bu anlamda laiklik, demokrasi, çağdaşlık, insan hakları, çocuk hakları konularında duyarlı olan tüm çevrelerin bu konuya hassasiyet duyup tepkilerini göstermeleri gerekir.”

    Cebrail ARSLAN – Eren GÜVEN /ANKARA

  • Yazar Ali Yıldırım’dan duruşma öncesi Viyana Yüksek Mahkemesi’ne mektup-VİDEO

    Yazar Ali Yıldırım’dan duruşma öncesi Viyana Yüksek Mahkemesi’ne mektup-VİDEO

    PİRHA- Avusturya’da Aleviliğin resmi olarak “İslam Yasası” çerçevesinde tanınmasına karşı Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun itirazı üzerine görülen davanın duruşmasına 25 Ocak’ta devam edilecek. Duruşma öncesi Yazar Ali Yıldırım, Viyana Yüksek Mahkemesi’ne bir mektup gönderdi. Yıldırım, mektubunda “Alevilik tamamen kendisine özgü bir inanç sistemidir. Alevilik tarihi, doğuşu, esasları ile herhangi bir dinin mezhebi, alt kolu, yorumu olarak değerlendirilemez” dedi. 

    Avusturya’da Aleviliğin resmi olarak “İslam Yasası” çerçevesinde tanınmasına karşı Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun itirazı sonucu görülen davanın duruşmasına 25 Ocak Cuma günü devam edilecek.

    Dava öncesi Alevi Yazar Ali Yıldırım, Viyana Yüksek Mahkemesi’ne bir mektup gönderdi. Yıldırım, Viyana’da görülecek dava ve mektuba ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Yazar Yıldırım, “25 Ocak Cuma günü, Avusturya’da Viyana Yüksek Mahkemesi’nde çok önemli bir dava görülecek. Bu dava yalnızca Avusturya’da yaşayan Alevileri değil bütün Alevi toplumunu derinden etkileyen ve yakından ilgilendiren bir dava. Bizler bu dava konusunda sessiz kalmamalıyız diye düşündüm; bir yazar olarak, bir avukat, hem de Hüseyin Gazi Derneği’nin Başkan Yardımcısı olarak” dedi.

    Davaya bir şekilde müdahil olmak gerektiğini belirten Yıldırım, bir dilekçe kaleme alarak Viyana Yüksek Mahkemesi’ne iletilmek üzere Avusturya’daki Alevi Federasyonu’nun yöneticilerine gönderdiğini kaydetti.

    İSLAM ALEVİCİLERİNİN İŞİNE GELEN BİR DURUM

    Avusturya’da İslami çerçeve içerisinde Aleviliği de değerlendirmek isteyen bir anlayışın ortaya çıktığını belirten Yıldırım, şunları ifade etti:

    “Avusturya hükümeti, bütün grupları devletin çeşitli şemsiyeleri altında toplamaya çalışıyor. İslami çevreleri bir şemsiye altına topladı. Bunun içerisine Alevileri de sokmaya çalışıyor ve maalesef Avusturya’da bir grup Alevi kendisini orada ifade ederek, Alevi İslam çatısı altına, Türkiye’deki gibi Diyanet şemsiyesi altına girdiler o çevrenin yönlendirmesiyle. Devletin de işine gelen bir durum. Avusturya’daki Alevi Federasyonu’nu da onun dışında bir bağımsız Alevi duruşunu ortaya koymaya çalışıyor. İşte davanın konusu bu. Davanın konusu Aleviliğin kendisine özgü bir inanç olduğunun saptanması, bu kapsamda eğer Alevilik kendisine özgü bir inanç olarak değerlendirilirse İslam şemsiyesi altına girmeyecek ve kendi özgünlüğünü koruyacak. Tabii ki devlet ve İslam Alevicilerinin işine gelen bir durum değil bu, ama sonuçta hak, hukuk, adalet ve Alevi duruşunun gereklerini yerine getirmeye çalışan Avusturya Alevi Federasyonu, bu tutuma karşı dava açtı. Cuma günü dava tekrar görülecek. Belki bir sonuç almak mümkün olabilecek.”

    Alevi kurumlarının, aydınların, yazarların bu davanın gidişatına, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğu noktasının saptanmasına katkıda bulunması gerektiğinin, Alevi yolunun gereğini yerine getirmek durumunda olduklarının altını çizen Yıldırım, bu nedenle kaleme aldığı dilekçeyi Viyana Yüksek Mahkemesi’ne gönderdiğini söyledi.

    İşte Yazar Ali Yıldırım’ın Viyana Yüksek Mahkemesi’ne gönderdiği mektup:

    Sayın yargıç Rath,

    Bu mektubu / dilekçeyi sizlere; 32 yıldır avukatlık mesleğini icra eden bir hukukçu, çok sayıda kitabı olan bir yazar, Ankara’da bulunan Alevi bir inanç merkezinin başkan yardımcısı olan bir Alevi olarak yazıyorum.

    Görmekte olduğunuz davayı ve içeriğini öğrenmiş bulunuyorum.

    Ve şunu bilmenizi isterim ki bu dava ve vereceğiniz karar yalnızca Avusturya’da yaşayan Alevileri değil bir bütün olarak Alevi inancına mensup tüm canları çok yakından ilgilendirmektedir.

    Bu nedenle de Alevi inancının tarihine ve içeriğine ilişkin kimi bilimsel bilgileri ve toplumumuzun inancına dair bazı görüş ve düşüncelerini sizlere iletmek istedim.

    Sayın yargıç,

    Amacım inancımızı bir parça size anlatabilmek.

    Yoksa hukukun evrensel ilkeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde devletlerin, yargının inançlara, inanç özgürlüğüne saygı duyacağını, inançları tanımlayamayacağını, insanların inançlarının ne olduğu konusunda karar verme hak ve yetkisinin yalnızca o inanca mensup insanlara ait olduğunu elbette biliyorum.

    Bu kapsamda, inancımız olan Alevilik uygarlığın beşiği olan Anadolu’nun kadim ve özgün bir inancıdır. İnancımızın kökleri insanlığın binlerce yıllık tarihine uzanır.
    Alevilik; insanı merkezine koyan (insanı merkez alan) Anadolu’ya özgü eşi benzeri olmayan bir felsefe, bir yaşam biçimi, bir kültür, bir öğreti ve tüm bunları içeren bir inanç sistemidir.

    Alevilik İslamiyet’ten farklı, onun şartlarına, olmazsa olmazlarına uzak duran bir kadim inançtır.
    Aleviler Anadolu toprakları üzerinde resmi dinsel anlayışın dışında oluşmuş ve olmuştur. Bu nedenledir ki tarihte Anadolu’da kurulan gerek Roma-Bizans, gerek Selçuklu devleti zamanında, gerekse Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyeti altında sürekli olarak Aleviler baskı ve zulüm görmüşler, aşağılanmışlar, horlanmışlar, yadsınıp yok edilmeye kalkışılmışlardır.
    Alevilik Osmanlı’nın resmi dinsel anlayışı olan Şeriatı/İslamiyeti yadsıyan bir inanç/öğreti olduğundan Aleviler birçok katliama maruz kalmış, tarihsel süreçte kendi varlığını korumak için bedeller ödemiştir. Avrupa’da ortaçağda yaşanan engizisyonun bir benzeri Anadolu’da Aleviler üzerinde uygulanmıştır.

    HÜMANİZM ALEVİLİĞİN TEMEL KARAKTERİDİR

    Aleviler tarihte salt inançlarından/ kültürlerinden/öğretilerinden dolayı birçok katliam yaşamış olmalarına rağmen Alevi inancının temelini insan sevgisi yani hümanizm oluştur.

    Aleviler insanda tanrısal özellikler görürler. Onlara göre insan tanrının yeryüzündeki yansımasıdır. İnsana gösterilecek sevgi ve saygı yeryüzündeki her türlü ibadetten daha değerlidir. İnsana değer verilmelidir çünkü insan dünyadaki her şeyin yaratıcısıdır. İnsan yaratan ve yaşatandır.

    Hümanizm, insan sevgisi temelinde tüm “kerametlerin/ mucizelerin” insanda olduğuna inanır. Bunu “her ne arar isen insanda ara” özdeyişiyle dile getirir.
    Aleviler insanlar arasındaki her türlü ayrımcılığa karşıdırlar.

    İnsanın insan olarak doğmasından ötürü saygıya, hak ve özgürlüklere layık olduğuna inanırlar.
    İnsan hakları evrensel bildirgesinde ifadesini bulan temel insan haklarının bütün insanlar için gerçekleşmesi gereğine inanırlar.
    Alevi toplumu barıştan, dostluktan, hoşgörüden yana, bilime ve gelişime açık zengin sanatsal ve estetik değerleri ile insanlığın gelişimine katkıda bulunmaktadır.
    Alevilik dünyada yaşayan tüm insanlık ailesini/tüm insanları dost ve kardeş bilir. Farklı olmayı insanlık için bir zenginlik sayar.

    ALEVİLER DEMOKRASİDEN YANADIR

    Aleviler ve Alevi inancı demokrasiye bağlıdır. Bu onun tarihsel geleneğinden, Alevi öğretisinin yapısından kaynaklanır. Aleviler kendilerini demokrasi cephesinde görür. Çünkü demokrasi genel anlamıyla halka ve çoğulculuğa dayanan ama bireyin ve azınlıkların haklarına güvence veren inançların, düşüncelerin, siyasi eğilimlerin özgürce tartışıldığı farklılıkların kendisini ifade edebildiği çoğulçuluk ilkesinin hakim olduğu ve sorumluluklarının yüklendiği bir ortamı var kılar.
    Günümüz Alevi topluluğu tamamıyla demokrasiden yanadır. Yaşadıkları ortamlarda eksiksiz bir demokrasinin gerçekleşmesi için uğraş vermektedirler.

    Alevi inancı özgürlükçüdür. Çünkü özgürlük insan kişiliğini ve düşüncesinin gelişmesi, gerek bireyin gerek toplumun yaratıcı, yetenekli ve sürekli gelişebilmesi için başta gelen koşuldur. Özgürlük, aynı zamanda yenilenme, gelişim ve değişim için gereklidir.

    ALEVİLİK DOĞMATİK VE BAĞNAZ DEĞİLDİR, ALEVİLİK RASYONELDİR

    Alevilik dogmatik ve bağnaz değildir. Aleviler kuralcı ve biçimciliği reddederler. Öze, önem verirler. Semavi dinlerde, inançlarda olan, insan yaşamının her alanına müdahale eden kendileri dışında “doğruyu” görmeyen katı donuk yaklaşımları Alevilikte bulamazsınız. Dogmatizme karşı, bilimden yana, insan aklının ve iradesinin özgürlüğüne inanırlar. Alevilik eleştirel bir yaklaşımı savunur. Alevi öğretisinde “mutlak”lık, “değişmez”lik söz konusu değildir.
    Kılık-kıyafetten, ibabet etme biçimine, dünyaya, yaşama bakışta bu farklılıkları açık seçik görmek mümkündür.
    Bu durum aynı zamanda Aleviliğin bir zenginliğidir. Aleviler hiç kimsenin kendileri gibi inanmak ve düşünmek zorunda olduğunu dayatmazlar. Kimseyi kendilerine benzetmek istemezler. Herkesi kendilerini ifade ediş biçimlerine göre algılarlar, eşit koşullarda bir arada özgürce yaşamayı savunurlar. Alevilik rasyoneldir. Alevilikte akıl ve mantığa aykırı düşüncelere / inançlara / uygulamalara yer yoktur.

    ALEVİLİK ÇAĞDAŞTIR, SÜREKLİ BİR DEĞİŞİM VE GELİŞİMDEN YANADIR

    Alevilik donmuş, kalıplaşmış bir inanç değildir. Tüm tarihi boyunca sürekli bir gelişim, değişim ve ilerleme içerisinde olmuştur. Alevilikte bir söz vardır: Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy!”
    Aleviler tüm çağdaş yeniliklere öğretilerini uyarlamayı bilmişlerdir. Alevilik yaşadığı ülkeye, zamana, mekana, yenilik ve değişimlere uyma yeteneğini her zaman gösterebilmiştir.

    ALEVİLİK EVRENSELDİR, HOŞGÖRÜ ÜZERİNE YÜKSELİR

    Anadolu Aleviliği evrensel özellikler gösterir.
    Bu nedenle yalnız başına hiçbir ulusa, etnik guruba mal edilemez, onunla sınırlanıp daraltılamaz.
    Alevilik yeryüzünde yaşayan tüm insanları din, dil, ırk, inanç, cinsiyet ayrımı yapmaksızın bir ve eşit olarak görür. Alevi öğretisinde “72 millete bir nazarla bakmak” ilkesi esastır. Bu tüm insanlar için eşitlik ve kardeşlik demektir.
    Aleviler geçmişten bugüne hiçbir ulusa kendi dışındaki hiçbir inanca ve kültüre arşı düşmanlık beslememiştir. Tersine kardeşçe bir arada eşitçe yaşamayı öne çıkartmıştır. Çok kültürlü, çok inançlı, çok milliyetli bir barış ve kardeşlik ortamını özler.
    Alevi inancı hoşgörü temeli üzerine kurulmuştur.
    Aleviler hiçbir insanı inancından dolayı kınamazlar, hakir görmezler, küçümsemezler. Hiç bir insandan kendileri gibi inanmalarını talep etmezler. Kendi yollarına girmeye zorlamazlar. Kimseyi kendilerine benzetmek istemezler. İslamiyet’in fetih anlayışına şiddetle karşıdırlar. Dinsel bağnazlığa, fundamentalizmi şiddetle reddeder.

    Alevilik ırkçılığı insanlık suçu olarak değerlendirir.
    Uluslarüstü bir inanç bir yaşam tarzı olan Alevilik, kendisini Alevi gören, Alevi hisseden bütün uluslardan insanların ortak bir inancı kültür mozaiğidir.
    Alevi inancı ve kültürü her türlü ırkçı-şovenist ve milliyetçi akımı reddeder. Ona karşı mücadele eder. Bu anlayışlarda barışçı, eşitlikçi ve evrenseldir.

    ALEVİLER LAİK TOPLUM, LAİK DEVLET İLKESİNİ SAVUNURLAR

    Alevi toplumu yaşadığı her toplumda kamusal ve toplumsal hayatın laiklik ilkesine uygun olarak yapılandırılması gereğini savunurlar.

    ALEVİLİK DOĞA VE ÇEVRE DOSTUDUR

    Alevi inancı doğa ve insan dostudur. Alevilikte “her şeyin bir canı/ruhu” olduğu inancı vardır. Dolayısıyla dağın, taşın, ağacın, ırmağın, böceğin yani doğadaki tüm canlı ve cansız varlıkların da bir canı vardır. Ve hiç bir canı incitmemek gerekir. Aleviler doğayla dosttur. Doğanın tahrip edilmesine, insanların insanca yaşayacağı ortamın yok edilerek çevrenin kirletilmesine karşı dururlar. Hatta Alevilikte ağaçların, dağların, suların kutsallığı söz konusudur. Bu kutsallık yaşam kaynağı olan doğanın korunmasından kaynaklanıyor olsa gerekir.

    ALEVİLİKTE KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ VARDIR

    Alevi felsefe ve öğretisinde cinsiyet ayrımcılığına yer yoktur. Kadın ve erkek toplumda eşit statüdedirler. Alevilik tüm kültür ve inanç eylemlerinde kadın ve erkeğin eşit biçimde yer almasını öngörür. Alevilikte kadın erkek eşitliği “aslanın dişisi de aslandır” özdeyişi ile dile getirilir.

    SANAT ALEVİLİĞİN VAROLUŞ UNSURUDUR

    Sanat Alevi öğretisini var eden temel unsurların başında gelir. Aleviliğin toplumsal/inançsal kurumlarının başında gelen “cem” adı verilen toplantılar saz, şiir, semah eşliğinde yürütülür. Alevilik’te Alevi felsefesini dile getiren şiirleri söyleyen ozanlara büyük saygı duyulur. Ozanların eren/evliya olduğu dahi düşünülür. Şiirler saz eşliğinde ezgili bir biçimde söylenir. Bir müzik aleti olan saz da Alevilikte kutsal addedilir. Kadın ve erkeklerin birlikte katıldıkları semahlar (yani dans) da Aleviliğin vazgeçilmez unsurlarındandır. Sazı, şiiri, semahı ile Alevilik estetize edilmiş bir yaşam sunar. Estetik güzellik adeta Aleviliğin kendisidir.

    Sayın yargıç Rath,

    Yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığım gibi Alevilik tamamen kendisine özgü bir inanç sistemidir.

    Alevilik tarihi, doğuşu, esasları ile herhangi bir dinin mezhebi, alt kolu, yorumu olarak değerlendirilemez.

    Yetkililerce içine sokulmaya çalışılan İslam ile tüm bunlardan dolayı Alevilik arasında bağlantı kurulması sözkonusu olmamalıdır.

    Sayın yargıç Rath,

    Bizlerin sesini duyacağınıza, bizlerin kendimizi özgün bir inanç olarak tanımlamamıza sizlerin de katılacağına ve kararınızın bu yönde olacağına olan inancımla Ankara’dan saygı ve selamlarımı iletiyorum…

    Ali Yıldırım
    Hüseyin Gazi Derneği Başkan Yardımcısı
    Avukat- Yazar

     

    Cebrail ARSLAN-Derya DÖNMEZ/ANKARA

    HÜSEYİN GAZİ DERNEGİ  ANKARA – TÜRKİYE

     

     

     

  • Ali Yıldırım: Hızır Paşa zihniyetindekilerin Alevi yemeği yemeye hakkı yoktur-VİDEO

    Ali Yıldırım: Hızır Paşa zihniyetindekilerin Alevi yemeği yemeye hakkı yoktur-VİDEO

    PİRHA- Geçtiğimiz günlerde din öğretmeninin derste ‘Alevilerin yemeği yenmez’ şeklinde konuşmasına ilişkin PİRHA’ya konuşan Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, “Alevi toplumu bu tür iftiralar ve kara çalmalarla 500 yıldır karşılaşıyor” dedi. Yıldırım, “Hızır paşa zihniyetindekiler bizim yemeklerimizi yemezler, yiyemezler ve yeme hakları da yoktur” dedi.  

    İstanbul’da bir okulda din dersi öğretmeninin ‘Alevilerin yemeği yenmez’ şeklindeki konuşmasına ilişkin PİRHA’ ya konuşan Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, “Alevilerin yemekleri yenmez, kestikleri yenmez gibi söylemler bizim için yeni değil. Osmanlı Şeyh İslamı Ebu Suud Efendi  bundan 500 yıl evvel de Alevilerin kestiği yenmez diyordu” hatırlatmasında bulundu.

    “ALEVİ TOPLUMU BU TÜR İFTİRALARA ALIŞIK “

    Aslında bu yeni bir şey sayılmaz Alevi toplumu bu tür iftiralarla ve kara çalmalarla 500 yıldır karşılaşıyor. Bizin için Alevilerin yemekleri yenmez, kestikleri yenmez gibi söylemlerin yeni bir yanı yok” diyen Yıldırım şöyle devam etti:

    “Osmanlı Şeyh İslam’ Ebu Suud Efendi bundan 500 yıl evvel de ‘Alevilerin kestiği yenmez’ diyordu. Onunla da kalmayıp ‘Alevilerin avladıkları hayvanların bile yenilemeyeceğini’ söylüyordu. Neden? Çünkü Aleviler Osmanlı’ya Ebu Suud Efendiye göre kafirdi. O nedenle kafirlerin kestikleri yenmezdi.”

    Alevi toplumunun bu tür iftiralara alışık olmasını vahim bir durum olarak gören Yıldırım, “Alışık olmadığımız durum ise  500 yıl sonra bir öğretmenin sınıfta öğrencilerin huzurunda Alevi öğrencilere yönelik manevi bir saldırıda bulunarak Alevilerin yemeklerinin yenmeyeceğini söylemesidir. Bir diğer vahim olan durum ise bunu bir öğretmenin söylemesi, sınıfta söylemiş olması ve bir din dersi öğretmeninin söylemesidir” diye konuştu.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ İŞKENCEYE DÖNÜŞTÜ”

    Zorunlu din derslerinin öğrenciler için işkenceye dönüştüğünü ve Alevilerin zorunlu din derslerine öteden beri itiraz ettiğini dile getiren Yıldırım şunları ifade etti:

    “Tüm Alevi aileler din dersinin çocuklarına bir işkence olduğunu söylüyor. Neden? Çünkü ailede evde öğretilen veya öğretilmeyen bir inanç varken bunun okulda zorunlu olarak anlatılmasının çocuklar üzerinde travma yaratıyor. Ama tüm bu itirazlara kulak asılmadı. Fakat bizim yaptığımız hukuk mücadelesi,  AHİM’in vermiş olduğu kararlar zorunlu din dersinin haksız ve hukuksuz Avrupa insan hakları sözleşmesine aykırı yönündeki kararı hükümet tarafından bir tarafa atıldı. 10 yıl önce verilmiş olan kararlar hala bugün uygulanmış değil.”

    “ALEVİLERİN KÖPEKLERİ BİLE HARAM LOKMA YEMEZ”

    “Bir öğretmenin Alevilerin yemeği yenmez, demesi Hızır paşa zihniyetinde olduğunu  gösterir” diyen Yıldırım, geçmişte Hızır Paşa ile Pir Sultan arasında yaşanmış diyaloğu hatırlatarak şunları kaydetti:

    “Hızır Paşa Pir Sultan’ın yanında yetişmiş ve İstanbul’a gidip eğitimini aldıktan sonra Sivas’a vali olarak tekrar geldiği zaman Pir Sultan Abdal’ı ayağına çağırmış. Onun için bir sofra hazırlamış. ‘Gel pirim sende bu sofradan nimetlen sofradan ye iç’ diye. Pir Sultan Abdal kendisini ayağına çağıran eski müridi Hızır’a demiş ki;  ‘Hızır bu sofra kanla, gözyaşıyla, emek hırsızlığı ile hazırlanmış bir haram bir sofradır. Bu sofrada Osmanlının zulmü var ben bu sofradan yemem, bırak beni benim köpeklerim dahi bu sofradan yemezler’ demiş. Ve Hızır paşa Pir Sultan’a alınıp nereden biliyorsun bunu diye sorduğu zaman, Pir Sultan Abdal, ‘Bak şimdi Banaz’dan köpeklerimi çağıracağım durumu göreceksin’ diye cevap vermiş. O safranın başına Banaz’dan gelirken heybesinde getirdiği kuru ekmeklerden bir sofra hazırlamış. Ve Pir Sultanın seslenişine uygun olarak köpekleri koşup gelmişler. Köpekler kuş sütünün dahi eksik olmadığı sofrayı şöyle bir  koklayıp sadece Pir Sultan Abdal’ın hazırladığı kuru ekmeklerden yemişler.”

    “HIZIR PAŞANIN SOFRASINA OTURSUNLAR”

    Alevilerin köpekleri dahi haram lokma yemezler. Burada köpeği bir aşağılama yok. Sadece köpekler  haram yiyen insanlardan daha üstün bir yere konuyor. Onlar bizim soframıza oturmasınlar, bizim yemeklerimi yemesinler, bizim soframızda haram lokma yoktur. Kanla, gözyaşıyla, zulümle, emek hırsızlığı ile oluşmuş tek bir lokma söz konusu değildir “diyen Yıldırım, “Hızır paşa zihniyetindekiler bizim yemeklerimizi yemezler, yiyemezler ve yeme hakları da yoktur. O öğretmenin söylediği kendisi açısından bir tanımlamayı içeriyor” dedi.

    “BU DİL SADECE ALEVİLERE  DEĞİL TÜM İNSANLIĞA UZATILMIŞTIR”

    Bu tür sözler sarf edilebiliyorsa devletin ve sistemin kendisine göre bir din seçtiğini diğer inançların, dinlerin ötekileştirildiğini vurgulayan Yıldırım, son olarak şunları belirtti:

    “Din dersi zorunluluğunun ne kadar vahim sonuçlar ortaya çıkardığını hepimiz görüyoruz. Aynı zamanda devletin kendisine bir din seçmesinin de ne kadar vahim sonuçlar doğurabileceğini görüyoruz. Toplumda  hak, hukuk tanımayan haram lokma yiyenlerin Alevilere nasıl dil uzatabileceğini görüyoruz. Bu sadece Alevilere uzatılmış bir dil değil, iyilik, güzellik, insanlık, kardeşlik ve böyle yaşamak isteyen tüm insanlara uzatılmış bir dildir. Bırakın onlar bizim soframıza oturmasınlar Hızır paşaların haram sofralarına otursunlar.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yazar Yıldırım: Zorunlu din dersi öğrenciler için işkenceye dönüştü-VİDEO

    Yazar Yıldırım: Zorunlu din dersi öğrenciler için işkenceye dönüştü-VİDEO

    PİRHA – Eğitim sistemindeki çarpıklığı Yazar Ali Yıldırım PİRHA’ya yorumladı. Yıldırım, “Zorunlu din derslerine yönelik itirazlarımızın ne kadar anlamlı olduğu somut olarak bir kez daha ortaya çıktı. Lise giriş sınavlarında din dersinden muaf olan öğrencilerin puan hesabı söz konusu olduğu zaman din dersi puanlarının hesap dışı tutulduğu, bu nedenle de öğrencilerin o soruları hiç yapmamış gibi görüldüğü puan hesaplamasıyla ortaya çıktı” dedi.  

    Yazar Ali Yıldırım, eğitim sistemindeki çarpıklığa, gericileşmeye ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Yıldırım, “Zorunlu din derslerine yönelik itirazlarımızın ne kadar anlamlı olduğu somut olarak bir kez daha ortaya çıktı” dedi. Yıldırım, “Lise giriş sınavlarında din dersinden muaf olan öğrencilerin puan hesabı söz konusu olduğu zaman din dersi puanlarının hesap dışı tutulduğu, bu nedenle de öğrencilerin o soruları hiç yapmamış gibi görüldüğü puan hesaplamasıyla ortaya çıktı” diye konuştu.

    “DEVLETİN ZORUNLU DİN DERSİ ISRARINDAN VAZGEÇMESİ LAZIM”  

    “Diyelim ki 5 tane din dersi sorusu varsa bu soruyu öğrenci yapamamış gibi hesaplanacak ve puanı bu nedenle daha başta o kadar düşük oluyor. Yani din dersinden muaf olmak bile bir başka sorun. Kendi başına sorun olmuş. Zorunlu din dersi konusunda bunun öteden beri biz bir eşitsizlik bir ayrımcılık hukuksuzluk olduğunu öğrencilere yönelik bir işkenceye dönüştüğünü söylüyoruz” diye konuşan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “1. adım: Bu adım aşıldığı zaman dahi karşımıza bu kez de puan hesaplamasında öğrencinin din dersi sorularını hiç yapamamış gibi değerlendirilmesi bir eşitsizlik net bir eşitsizlik var. Bu sorunun acilen düzeltilmesi lazım. Acilen bu zorunlu din dersi meselesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun şekilde öğrenci velilerinin iradesine bırakılması lazım. Devletin zorunlu din dersi verme ısrarından vazgeçmesi lazım.

    2. adımda da, hemen din dersi almayan öğrencilerin sınav başarı puanlarında din dersi soruları çıktıktan sonra kalan sonuçlar üzerinden bir değerlendirme yapılması gerekir.”

    “EŞİTSİZLİK SINAVLARDA DAHİ KENDİSİNİ GÖSTERİYOR” 

    Eğitim sistemi konusunda Alevi çocuklar için yetkililere çağrı yapan Yazar Ali Yıldırım, şunları kaydetti:

    “Daha fazla Alevi çocuklarını mağdur etmeyin diye buradan yetkililere sesleniyorum. Eşitsizlik, hukuksuzluk, ayrımcılık sınavlarda dahi kendisini gösteriyor.

    Bu durumun farkında olarak gerekli tepkiyi örgütlemekte biz Alevi aydın ve örgütlerinin görevi olarak önümüzde duruyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yıldırım: Acaba cemevini ziyaret eden İçişleri Bakanı ne düşünüyor?

    Yıldırım: Acaba cemevini ziyaret eden İçişleri Bakanı ne düşünüyor?

    PİRHA- Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, İstanbul Sarıyer’deki Küçük Armutlu Cemevi’ne yapılan saldırıya tepki gösterdi. Yıldırım, “Cemevleri bir dernek mi, ibadethane mi? Sistemin bakışı ile bizim bakışımız birbirinden farklı ve bu saldırıda bir kez daha gördük ki cemevlerini ibadethane olarak hali hazırda tanımak gibi dertleri yok” dedi.

    Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, Armutlu Cemevi’ne yapılan saldırıyı değerlendirdi. Cemevleri konusunda sistemin bakışıyla Alevilerin bakışının tamamen farklı olduğunu belirten Yıldırım, AKP iktidarının cemevlerini tanımak gibi dertleri olmadığının altını çizdi.

    İstanbul’da PSAKD Sarıyer Şubesi’ne bağlı Armutlu Cemevi’ne polis baskınını hatırlatan Yıldırım, polisin cemevini tarumar ettiğini, bunun kabul edilemeyeceğini söyledi.

    “KENDİMİZİ MAĞDUR HİSSEDİYORUZ”

    “Alevi toplumu olarak kendimizi mağdur hissediyoruz” diyen Yazar Ali Yıldırım, şöyle konuştu:

    “Bir cemevine sorgusuz, sualsiz giriyorsunuz, hiçbir adaba, hiçbir normal insani davranışa dahi uymayacak tavırlar içerisinde ortalığı tahrip ediyorsunuz. Duvarlara yazı yazıyorsunuz, eşyaları kırıp döküyorsunuz. Ne yapsın peki Aleviler? Elbette kendisini mağdur hissediyor. Bu durumda ve bir bütün olarak yapılan bir işin somut bir iş olmaktan öte tüm topluma, inancına yönelik bir saldırı olduğunu düşünüyor, hissediyor. Bunda da son derece haklıyız. Seçimler öncesinde çeşitli vaatler vardı. cemevlerinin ibadethane sayılacağı, cemevlerine statü tanınacağı yönünde.”

    “CEMEVİNİ ZİYARET EDEN BAKANIN GÜVENLİK GÜÇLERİ CEMEVİNİ TAHRİP ETTİ”

    Yazar Yıldırım, “Biz öteden beri cemevlerinin ibadethane olmasını istiyoruz” diyerek şöyle devam etti:

    “İktidar partisi cemevlerine  statü tanıyacağını söylüyordu. Ve iktidar partisinin şu andaki İçişleri Bakanı (Süleyman Soylu) Alibeyköy Cemevi’ni ziyaret etmişti, seçim bölgemde bir ibadethane var gerekçesiyle. Şimdi cemevini ibadethane olarak ziyaret eden İçişleri Bakanının güvenlik görevlileri cemevine bu kez olmadık bir şekilde giriyorlar, tahrip ediyorlar. Acaba cemevini ziyaret eden İçişleri Bakanı ve o ziyareti kabul eden insanlarımız ne düşünüyorlar. Dün bir ziyaret, bugün saldırıya dönüşen bir takip. Bunun kabul edilebilir bir yanı yok. Ne hukuken kabul edilebilir bir yanı var, ne de vicdanen kabul edilebilir bir yanı var.”

    “İBADETHANEMİZİN TARUMAR EDİLMESİNE TAVIR ALMAK DURUMUNDAYIZ”

    Gezi direnişi sırasında “camiye ayakkabıyla girdiler diye provokasyon yapıldığını hatırlatan Yıldırım, “Bırakın ayakkabı ile girmeyi, bir ibadethanenin tarumar edilmesi var. Biz bunun karşısında elbette mağdur olmuş ve bütün bir topluma yapılmış bir hareket olarak kendimizi hissedip ona göre tavır almak durumundayız. Yani Küçük Armutlu Cemevi’ne yapılan bir saldırı olmaktan öteye geçmiş. O nedenle de Alevi toplumunun bu konuda daha geniş bir duyarlılık sergilediğini gördük ve bu da önemli bir şey. Bizi var eden değerlerimize sahip çıkmamız esasında hakka, hukuka sahip çıkmak anlamına geliyor” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yazar Yıldırım: Eren Erdem’in dede istemesi o kimliğin savunulmasıdır-VİDEO

    Yazar Yıldırım: Eren Erdem’in dede istemesi o kimliğin savunulmasıdır-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı-Yazar Ali Yıldırım, Eski CHP Milletvekili Eren Erdem’in tutuklanması ve bulunduğu cezaevinde Alevi dedesi ile görüşme talebinin reddedilmesine ilişkin konuştu. Yıldırım, “Eren Erdem vesilesiyle gördük ki nerede olursanız olun Alevi kimliğinizden dolayı bir eşitsiz, hukuksuz uygulama ile yüz yüze geliyorsunuz, Eren Erdem’in de dede istemesi Alevi kimliğinin savunulması anlamına gelir” dedi.

    24 Haziran seçimlerinin ardından tutuklanan Eski CHP Milletvekili Eren Erdem’in cezaevinde din görevlisi ile görüşme hakkı kapsamında istediği Alevi dedesi ile görüşme talebinin cezaevi yönetimi tarafından reddedilmesine Yazar Ali Yıldırım tepki gösterdi.

    “CEZAEVİ YÖNETİMİ ALEVİLİĞİ VE İNANÇ ÖNDERİ DEDE’Yİ KABUL ETMİYOR”

    “Aleviler söz konusu olduğu zaman hayatın her alanında ayrımcılık, eşitsizlik, hukuksuzluk kendisini gösteriyor” diye konuşan Yıldım şunları vurguladı:

    “Eren Erdem’in bu FETÖ soruşturmalarında yine bir komplo ile hakkında soruşturma açıldı. Uzun bir iddianame düzenlendi. Hakkında yıllarca ağırlaştırılmış hapis cezaları isteniyor. Milletvekilliği biter bitmez de Eren Erdem’i gözaltına alıp sonra tutukladılar. Talihsiz bir durum oldu. Ama bundan ziyade Aleviler’in bizim gündemimizde Eren Erdem, özel olarak ta benim gündemime girmiş durumda. Biliyorsunuz cezaevinde bulunan tutuklu ve mahkumların kendi inanç önderleriyle görüşüp haftada bir kez sohbet etme olanağı var. Yani yeni bir düzenleme ile geldi bu. Eren Erdem de tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nde kendisinin Alevi olduğunu bu haktan yararlanmak istediğini cezaevi yönetimine iletiyor ve bir dede ile görüşmek istediğini, onunla muhabbet etmek istediğini söylüyor. Cezaevi yönetimi Eren Erdem’e verdiği yanıtta Alevilik diye bir inanç olmadığını, Alevilik diye bir din olmadığını, dolayısıyla onun din adam olamayacağını dolayısıyla da kendisinin bir dede ile görüşmesinin mümkün olmadığını bildiriyor ve dede olmaz ama istersen sana bir hoca verelim diyor Eren Erdem’e. Eren Erdem de bu konuyu gündeme getirdi, çok da iyi yaptı. Bu sayede şunu gördük: Aleviler söz konusu olduğu zaman hayatın her alanında ayrımcılık, eşitsizlik, hukuksuzluk kendisini gösteriyor. Yani biz örgüt yöneticileri ve aydınları olarak bunu bir Alevi talebi haline getirmemiz geçmişten mümkün olmazdı. Çünkü bu sorun karşımıza somut olarak gelmemişti. Hayat önümüze bir sorun getiriyor, siz de ona çözümler üretmek durumundasınız. Ayrımcılık ve hukuksuzluk burada da ortaya çıkıyor.”

    “EREN ERDEM’İN ALEVİ DEDESİ İSTEMESİ O KİMLİĞİN SAVUNULMASIDIR”

    Cezaevlerinde ayrımcılığın geçmişte ve yakın zamanda yaşanan örneklerinin bu kadar net olarak açığa çıkmadığının altını çizen Yıldırım şöyle konuştu:

    “Buna tepki olarak mecliste HDP milletvekilleri açıklamalarda bulundular. Alevi örgüt yöneticileri Eren Erdem’in anne ve babası da cezaevi yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulundular. Eren Erdem’in babası Alevi olarak bu bize ve oğluma yapılan ayrımcılıktır şeklinde açıklamalar yaptı. Çok önemli bir konu gerçekten de. Cezaevinde dahi ayrımcılığa uğrayan geçmişte ve yakın zamanda dahi örnekleri vardı. Ama bu kadar açık ve net ortaya çıkmamıştı. Eren Erdem vesilesiyle gördük ki nerede olursanız olun Alevi kimliğinizden dolayı bir eşitsiz, hukuksuz uygulama ile yüz yüze geliyorsunuz. Eren Erdem’in de dede istemesi Alevi kimliğinin savunulması anlamına gelir. Alevi varlığının, Alevi kimliğinin, Alevilerin eşit haklar mücadelesinin savunulması ve somutlanması anlamına gelir. O nedenle bu talebe kesinlikle sahip çıkmak ve onunla ilgili olarak gereğini dışarıda da bizlerin yapmasının anlamlı olacağını düşünüyorum. İkinci bir konu da Eren Erdem açılamada bulunmuştu. Cezaevinden bir not gönderdi ve dedi ki; bana mektup yazın, kitap gönderin. Benim de kendisi ile tanışıklığım, muhabbetim vardı. Ben de kendi iki kitabımı Eren Erdem’e gönderdim.”

    “KİTAPLARIM EREN ERDEM’E SAKINCALI DİYE VERİLMEDİ”

    “Alevi olarak insanlarımız haksızlığa maruz kalıyor, bizim de onları savunmak kendi kimliğimize de o arkadaşlarımız için de en doğru tavırdır” diye belirten Yıldırım son olarak şunlara değindi:

    “Alevilerin El Kitabı ve Osmanlı Engizisyonu kitabımı Eren Erdem’e vermişler, fakat Osmanlı Engizisyonunu sakıncalı bulmuşlar. Demişler önce biz bunu inceleyelim, ondan sonra verelim. Geçen haftadan beri hala Osmanlı Engizisyonu kitabını inceliyorlar. Eren Erdem’in kafasını karıştırır mı diyorlar. 1996 yılında yazılmış 8 baskı yapmış bir kitap. Bu kitap neyi anlatıyor? Onu fark etmişler midir bilmiyorum. Kitap Alevi toplumunun bütün 1000 yıl boyunca Osmanlı rejimi altında nasıl baskıya, zulme, katliamlara uğradığını bizzat Osmanlı belgeleriyle padişah fermanlarıyla şeyhülislam fetvalarıyla anlatan bir kitap. Yani kendileri bugün Alevilere haksız, hukuksuz davranırken geçmişte yapılan haksızlıkların, hukuksuzlukların da öğrenilmesini istemiyorlar. Eren Erdem tabi ki bunların büyük bir bölümünü biliyor ama somut bir durum var. Alevi olmaktan kaynaklanan haksız ve hukuksuz bir uygulama var. Evet, o nedenle nerede olursan ol, içeride, dışarıda, derste, sırada madem ki Alevi olarak insanlarımız haksızlığa maruz kalıyor, bizim de onları savunmak, kendi kimliğimize de o arkadaşlarımız için de en doğru tavırdır diye düşünüyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • Yazar Ali Yıldırım’dan çağrı: Asimilasyona karşı çocuklarınızı koruyun-VİDEO

    Yazar Ali Yıldırım’dan çağrı: Asimilasyona karşı çocuklarınızı koruyun-VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı- Yazar Ali Yıldırım, Alevileri Şiileştirilme ve Sünnileştirme politikalarını PİRHA’ya değerlendirdi. Yıldırım, “Asimilasyonun daha çok esas olarak devletin Sünnileştirme politikalarının bir uzantısı olduğu düşüncesindeydik. Hala bu önemli bir biçimde resmi olarak devam ediyor” dedi. 

    Alevileri Şiileştirme ve Sünnileştirme politikalarına ilişkin Araştırmacı-Yazar Ali Yıldırım, PİRHA’ya konuştu.

    Yıldırım, “Asimilasyonu, esas olarak devletin Sünnileştirme politikalarının bir uzantısı olduğu düşüncesindeydik ve hala bu önemli bir biçimde resmi olarak devam ediyor. Bunun yanı sıra çok ciddi bir biçimde Alevilere yönelik olarak Şii Caferi eğilimli bir asimilasyon faaliyetinin son zamanlarda yoğun bir biçimde hayata geçtiğine tanık oluyoruz” dedi.

    90’LI YILLARDA DİYANET’İN HAZIRLADIĞI GİZLİ RAPOR

    1990’lı yılların başında gizli bir raporun ortaya çıktığını ifade eden Yıldırım, rapor hakkında şu bilgileri verdi:

    “Diyanet İşleri Başkanlığı Başmüfettişinin hazırladığı bir rapordu. Bu rapor zamanın Başbakanı Tansu Çiller’e sunulmuştu.

    Bu raporda deniyordu ki; Türkiye’deki Aleviler hızla yoldan çıkıyorlar. Ya siz el atın bu Alevileri Sünnileştirin ya da bize bırakın bu Alevileri Şiileştirelim demişlerdi.

    Bu raporun çerçevesinde esas olarak 1 -2 nokta daha vardı. Bunlardan en önemli olanı Cemevlerinin asla ve asla ibadethane olarak kabul edilmemesi gerektiği idi. Çünkü cemevlerinin varlığı Alevilere kimlik, kişilik, statü kazandıracak deniliyordu. Şöyle ekleniyordu: Her dinin, inancın bir ibadet merkezi var. İslam’ın camisi var, Hristiyanların kilisesi var, eğer cemevi de ibadethanedir dersek Aleviliği de kendi başına bir inanç olarak tanımlamış kabul etmiş oluruz. Bu tehlikeli bir şeydir. Asimilasyon faaliyetimizde uygun olmaz deniliyordu ve şiddetli bir biçimde cemevlerine karşı çıkılıyordu ve bu anlamda Sünnileştirilmesi ya da Şiileştirilmesi yönünde el atın Sünnileştirin ya da bize bırakın Şiileştirelim. Kim demişti bunu? İran’ın dini lideri, Diyanet başkanıyla görüşen dini lideri demişti.”

    “SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKASI İFLAS ETTİ, ŞİİLEŞTİRME ASİMİLASYONU VAR”

    Uzun süredir Alevilere yönelik Sünnileştirme politikaları, Alevi köylerine zorla cami yapılması ve Alevi çocuklarına zorla okullarda din dersi verilmesi şeklinde devam ediyordu. Kamuda ayrımcılıklar şeklinde devam ediyordu. Fakat son zamanlarsa bu politikaların iflas ettiği görülmüş olmalı ki şimdi Alevilerin değerleri üzerinden Hz. Ali üzerinden 12 İmam, Kerbela üzerinden yürüyen bir asimilasyon faaliyeti, oradan Alevi kimliğini, kişiliğini ortadan kaldırmaya yönelik bir faaliyetle yüz yüze gelmiş bulunuyoruz” diye konuşan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bunlar Alevilerin bugün var olan örgütlerini, yok Alisiz Alevilik diye suçlama yoluna gidiyorlar. Aleviliğin bu temel değerlerine, yani bizim inancımızın bir parçası yaptığımız değerlerine sözde sahip çıkarak Alevilere yönelik özellikle Alevi çocuklarına yönelik özel olarak da ciddi bir asimilasyon faaliyeti var. Özellikle İstanbul merkezli yürüyen bir faaliyet bu.

    Bunlar Şii Caferi olsalar, diyeceğiz onlar kendi inancına Alevileri çekiyorlar, ama değil. Bunların tamamen özellikle de Tunceli kökenli insanlar olduğuna tanık oluyoruz. Bunlar Alevilik bildirgesi, Alevi dedeler topluluğu gibi, Hazreti Ali cemevi gibi Alevi değerlerini kullanan bir yöntemle Alevi çocuklarına yönelik bir asimilasyon faaliyeti içerisindeler.

    Buna karşı çok dikkatli olmak lazım. Bizim değerlerimize Aleviliği içten çürütme yönünde atılmış adımlar, ‘Alevi dedeler topluluğu’ denen topluluk her kimse bunlar Alevilerin hakka yürüyen canlarını bağlama eşliğinde kaldırılmasına yönelik semah dönmenin kaldırılmasına yönelik nefret söylemi geliştirmeye çalışıyorlar.”

    ASİMİLASYONA KARŞI DİKKAT ÇAĞRISI

    Yazar Ali Yıldırım, Alevileri Şiileştirmek isteyenlerin cemevlerine gelmelerine izin verilmemesi gerektiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Biz deyişlerimizi bağlamamızı telli kuran, sureler, ayetler olarak değerlendiriyor ve ibadetimizin zorunlu parçası olarak bunları değerlendiriyoruz. Onlara göre ise bunlar sazdır türküdür. Cenaze diyorlar, biz Hakka yürüme diyoruz, onlar ölüm diyorlar bizim için ölüm yok. Bunlar esas olarak Aleviliğin özgün değerlerine yönelik bir saldırı içerisindeler. Bunları cemevlerimize sokmayalım, çocuklarımıza bu anlamda sahip çıkalım. Hz. Ali 12 İmam Kerbela Aleviliğin kendi içinde büyüttüğü, var ettiği özel anlamlar yüklediği zulme ve zorbalığa karşı kendi öz benliğine kattığı değerleridir. Bu anlamda İslam coğrafyası içerisinde çıkan bir takım söylemlerin, yaklaşımların ya da bunların tarif edilmesinin bizim dünyamızda asla bir yeri yoktur. Biz Ali’yi 18 bin aleni var eden bir Ali olarak görmüşüz Hz. Hüseyin Kerbela’da şehit olurken bütün zulme ve zorbalığa karşı zulmün önünde eğilmeyen bir simge olarak görüyor o anlamda da tüm bunların içinin boşaltmasına da asla ve asla izin vermememiz lazım.”

    Yıldırım, “Özellikle cemevi yöneticilerine, dedelerimize, ana babalarımıza çağrıda bulunmak istiyorum. Bu Şiileştirme operasyonlarına karşı uyanık olalım diyorum” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • PSAKD ve Koçgiri Kültür Derneği, ‘Koçgiri İsyanı Paneli’ düzenledi-VİDEO

    PSAKD ve Koçgiri Kültür Derneği, ‘Koçgiri İsyanı Paneli’ düzenledi-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) ve Koçgiri Kültür Derneği (KKD) “Koçgiri İsyanı & Paneli” düzenledi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Anadolu yakası şubeleri ve Koçgiri Kültür Derneğinin birlikte organize ettiği,  PSAKD Genel Merkez Yöneticisi Songül Tunçdemir’in moderatörlük yaptığı, “1920 – 1921 Koçgiri İsyanı ve Katliamı” paneline Araştırmacı Yazar Erdal Yıldırım ve Araştırmacı-Yazar Gültekin Uçar panelist olarak katıldılar.

    İstanbul Koçgiri Kültür Derneği ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin Kadıköy Şubesine bağlı İçerenköy Cemevi ile ortaklaşa düzenledikleri ‘Koçgiri İsyanı ve Katliamı’ isimli  panelde  Güvenç Abdal Ocağı Pirlerinden Sefa Öztürk çerağları uyandırıp dua verdikten sonra bu uğurda baskı gören ve katledilenler için saygı duruşunda bulunuldu.

    Koçgiri Kültür Derneği ve Pir Sultan  Abdal Kültür Derneğinin Kadıköy Şubesine bağlı İçerenköy Cemevinin ortaklaşa düzenledikleri ‘Koçgiri İsyanı ve Katliamı’ isimli panele HDP 25. Dönem Mersin Milletvekili Çilem Küçükkeleş, HDP 25. Dönem İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Sanatçı Cihan Çelik ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Panelde ilk konuşmayı anadili ile yapan Koçgiri Kültür Derneği Başkanı Rıza Karaman, “Benim dedem hep bana  ‘Sen nereye gidersen git dilini unutma ve dilinle konuş derdi.’ Bende dedemin sözünü unutmadım ve anadilimle konuşma yapacağım. Belki az biliyorum belki konuşurken zorlanacağım ancak annemin dili olan anadilim ile konuşacağım” dedi.

    “ÖLENLERİMİZ YAN YANA GELDİ YAŞAYANLARIMIZ GELMEDİ”

    Bu coğrafyada çok sayıda Kürt ve Alevi vatandaşın olduğunu belirten Karaman şunları ifade etti:

    Bugün köylerimizde kimse kalmadı. Hepimizi sürgün ettiler. Ölenlerimiz yan yana geldi ama biz yaşayanlar yan yana gelemedik. Artık biz yan yana gelmeliyiz. Çünkü ne yezit bizi öldürebilsin ne Hınzır paşa Sivas’ta Pir Sultan’ı asabilsin ne de Rayber Alişer’i asabilsin. Biz kendimiz olmalıyız ki güçlü olalım. Hak yolunda yan yana gelmeliyiz ki bizi güçlü görsünler ve haklarımızı bize versinler. Ama halen biz ne Kürt kimliğimizi yaşayabildik ne de Kızılbaş kimliğimizi yaşayabildik. Halen bu ülkede o zorluklar yaşanıyor.”

    “KATLİAMLARIN BİR DERİNLİĞİ VE ALT YAPISI VAR”

    Koçgiri katliamı gibi Türkiye tarihinde Mart aynıda yaşanan katliamlara değinen Eğitimci ve PSAKD Genel Merkez Yöneticisi Songül Tunç Demir, “Tarihi katliamlar ile dolu olan Türkiye’de son yıllarda peş peşe yaşanan bombalı saldırılar ile bu katliamlar devam etmektedir. Geçmişte günümüze yaşanan katliamlar bitmedi hesabı sorulmadı gerçek sorumluları cezalandırılmadı. Bu nedenle bu katliamlar günümüzde de devam etmektedir. Bu katliamların bir alt yapısı ve derinliği var. Geçmişten günümüze kadar yapılan bütün katliamların genel anlamda tek millet, tek dil ve tek din gibi üç temel hedefi bulunuyor” dedi.

    “GEÇMİŞ İNSANIN YANINDA GEZEN GÖLGESİ GİBİDİR”

    Tunçdemir’den sonra söz alan Koçgiri Kültür Derneği Üyesi Araştırmacı Gültekin Uçar ise, “Tarih ya da kimlik zaman çizgisi üstünde birleşen insan ve zamanın birlikte oluşturduğu bir olgudur. Bizler içinde yaşadığımız zamanın ve dünyanın nasıl ne tarafa döndüğünü bilirsek önümüze konan malzemenin nasıl kullanılacağı konusunda bir fikre sahip oluruz. Herhangi bir insan kendisini ancak bir geçmişle tanımlayabilir. Dolayısı ile bir insan topluluğu ve birey kendisini geçmiş ile tanımlayamıyorsa fiziken var olsa bile sosyal olarak yok demektir. Bir insanın varlığı doğrudan geçmişi ile ilgilidir. Geçmiş insanın yanında taşıdığı gölge gibidir. Onu yok edemezsiniz. Sizin yok etmeniz ve yok saymanızda bir fayda etmez. Çünkü siz bir canlı varlık olarak var olduğunuzdan sizi dışarda görenler size bir kimlik atfediyordu” diye konuştu.

    “KENDİSİ GİBİ DÜŞÜNMEYENLERİ KATLEDİP İNKAR ETTİLER”

    Son olarak konuşan Araştırmacı-Yazar Erdal Yıldırım, “Yüzyıllardır mevcut egemen sistem ve Zalim Dehaklar kendisi gibi düşünmeyen tek dil, tek din, tek millet düsturu dışında olan herkesi  inkar etti, asimilasyona uğrattı, katletti ve aşağıladılar. Ve ne yazık ki bu toplulukların ve toplumsal dinamiklerin tarihlerinin önemli bir bölümünü ya resmi tarihten öğrendik ya da bu toplulukların tarihleri onları sevmeyen düşmanları tarafından yazıldı. Bizler o yüzden yıllardır kendi tarihimizi, kendi geçmişimizi, kültürümüzü, inancımızı ve tarihten yaşananları incelemeye araştırmaya başladık. Çünkü geçmişini bilmeyenler geleceklerine asla yön veremezler” dedi.

    Panel Koçgiri Kültür Derneği erbane ve bağlama müzik grubu ile Sanatçı Cihan Çelik’in deyiş ve türküleriyle son buldu. (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Ali Yıldırım: Zorunlu din dersi Alevi çocuklar için işkencedir-VİDEO

    Yazar Ali Yıldırım: Zorunlu din dersi Alevi çocuklar için işkencedir-VİDEO

    PİRHA – MEB’in yeni müfredatında cemevlerinin ibadethane olarak tanımlanmamasına ilişkin Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım düşüncelerini PİRHA ile paylaştı. Yıldırım, “Aleviliğin de din dersi programında yer aldığını söylüyorlar ama kendi anladıkları anlamda Alevilik inşa ederek kitaplarda birkaç sayfa da olsa yer vermişler” dedi.

    Haberin videosu

    Milli Eğitim Bakanlığı, 2018-2019 eğitim sezonunun müfredat çalışmalarını tamamladı. Taslak programa göre zorunlu din dersinde “İslam Düşüncesinde Yorumlar” ünitesinde öğrenciler, Alevilik ve Bektaşilikle ilgili temel kavram ve erkanları öğrenecek. Cemevi ise Aleviler tarafından “ibadethane sayılsın” eleştirilere rağmen yeniden “ayin-i cem erkanının yapıldığı, yol, adap ve erkan yeri” olarak tanımlandı. Konuya ilişkin Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım PİRHA’ya konuştu.

    Yıldırım, “Alevi çocuklarına yönelik ayrımcı uygulamalar, hukuksuz uygulamalar zorunlu din dersi ile devam ediyor. AHİM’nin zorunlu din dersleri konusundaki kesinleşmiş kararlarına rağmen, ısrarla Alevi çocuklarına inanmadıkları, ailesinde, toplumunda yer bulmayan inançlar, anlayışlar şırınga edilmeye çalışılıyor” dedi.

    “ZORUNLU DİN DERSİ İŞKENCEDİR”

    Zorunlu din derslerinin açık ve net işkence olduğunu uzun süredir söylüyoruz” diye konuşan Yıldırım sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu kararları yerel mahkemeler tanımadılar. Ve Türkiye’de büyük bir gürültü koptu. Vay efendim Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararları yerel mahkeme nasıl tanımaz? Nasıl uygulamazlar diye. Ama 2007’den beri AİHM zorunlu din derslerine karşı vermiş olduğu kesinleşmiş kararlar var, bu kararlar uygulanmıyor ve kimse bu konuyu gündeme getirmiyor.
    Düşünebiliyor musunuz Anayasa Mahkemesi’nin bir üstünde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var. Bu mahkemenin kararlarını yıllardır uygulamıyor. AHİM zorunlu din dersi konusunda şu açık net kararı verdi. Dedi ki mahkeme velilerin, ebeveynlerin oluru olmaksızın, onların onayı olmaksızın çocuklara zorunlu din dersi eğitimi verilemez. Yani velisi, ailesi istemedikçe siz çocuğa zorunlu din dersi din eğitimi veremezsiniz. Bu açık karara rağmen bu Alevi çocukları zorunlu din dersine tabii tutulmaya devam ediyorlar.”

    “ALEVİLİĞİ KENDİ ANLADIKLARI ANLAMDA  KİTABA KOYUYORLAR”

    Yazar Ali Yıldırım, “Mahkeme kararlarına rağmen, bir takım dalavereler çevirdiler, müfredatta değişiklik yapıldı, Aleviliğin de din dersi programında yer aldığını söylüyorlar ama kendi kafalarına göre kendi anladıkları anlamda majestelerinin Aleviliği anlamında Alevilik inşa ederek onu kitaplara birkaç sayfa da olsa yer buldurmuş haldeler” ifadelerini kullandı.

    Yıldırım, mahkemenin kararını esas almak gerektiğini söyleyerek, şunları dile getirdi:

    “Cemi tarif ediyorlar. Erkanın yürütüldüğü yoldur, yerdir gibi. Ama cemevleri konusunda cemevinin, cem ibadetinin yapıldığı cemevi ile ilgili bir değerlendirme bir kavram bir düzenleme söz konusu değil. Ama mesele bu da değil; dediğim gibi orada Aleviliğin bütün ayrıntıları, anlayışları anlatılıyor olsa dahi mahkemenin kararını esas almak gerekir. Mahkeme ne diyor? Velisinin onayı olmaksızın sen çocuğa din eğitimi veremezsin diyor.”

    “DİĞER ÇEVRELER ALEVİLER KADAR HASSASİYET GÖSTERMİYOR”

    Aleviler dışında diğer çevreler, sosyalistler, Kemalistler, demokrat aileler ne yazık ki din dersi konusunda Alevi toplumunun gösterdiği hassasiyeti asla göstermediler” diye konuşan Yıldırım, şunları dile getirdi:

    “Din dersine ‘aman ne olacak 2 sure’ mantığı ile yaklaşıyorlar. Bunun bir insan hakları sorunu olduğu, bir Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin düzenlediği din ve inanç özgürlüğü sorunu olduğunu kavrayabilmiş durumda değiller. O nedenle üzüntümü ifade ettikten sonra; tüm demokrasiden,özgürlükten yana ailelerin din dersi konusunda kararlı bir tutum sergileyerek AHİM kararlarının uygulanmasını talep etmesinin bugün daha da elzem bir duruma dönüştüğünü söylemek isterim.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yazar Ali Yıldırım: Basının susturulması tek kişi yönetimine hazırlıktır-VİDEO

    Yazar Ali Yıldırım: Basının susturulması tek kişi yönetimine hazırlıktır-VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı yazar Ali Yıldırım, TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve Program Yapımcısı Veli Haydar Güleç’in tutuklanmalarına tepki göstererek, “Arkadaşımızın tutuklanmaları olağanüstü hali tamamen tek kişi yönetimine bir hazırlık aşaması olarak ortaya çıkardı ve sürdürüyor” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    KHK’lerle kapatılan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ve Program Yapımcısı Veli Haydar Güleç’in tutuklanmasına ilişkin araştırmacı yazar Ali Yıldırım PİRHA’ya konuştu. Yıldırım, “Türkiye’de OHAL uygulaması tamamen olağan bir hale gelmiş durumda ve hukuksuzluk sözde hukuki bir yapılanma görüntüsü altında derin bir hukuksuzluk oluşturmaya başladı. Bütün muhalif unsurlar darbe gerekçesinin arkasına sığınılarak temizlenmeye, bastırılmaya, sindirilmeye çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

    “YAYIN ORGANLARININ SUSTURULMASI TEK KİŞİ YÖNETİMİNE HAZIRLIKTIR”

    Yıldırım, “TV10’un, Yol TV’in ve İMC TV’nin kapatılması, darbe girişimi ile hiçbir şekilde bağdaştırılması mümkün olmayan yayın organlarının susturulması, Veli Büyükşahin Dede, Veli Haydar Güleç arkadaşımızın akla hayale gelmeyecek gerekçelerle tutuklanmaları, gözaltılar ve binlerce hak kaybı olağanüstü hali tamamen tek kişi yönetimine bir hazırlık aşaması, bir hazırlık devresi olarak ortaya çıkardığını ve bunun sürdüğünü” belirtti.

    “PADİŞAH FERMANLARI KALMAMIŞ Kİ KHK’LER KALABİLSİN”

    “Bugün geldiğimiz noktada Anayasa mahkemesi kararlarını tanımayan ceza mahkemeleri, anayasa mahkemesinin kendi görevini reddeden tutumları, kendi üyesinin de başvurusunu kabul etmeyen, ‘ben bunlara bakamam’ diyen yaklaşımları, bizi tamamen hukuksuz bir alana mahkum etmiş durumda” diye konuşan Yıldırım sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hukuk sonuçta elbette egemenlerin hukuku. Ama bunun bile bir güvence oluşturduğunu unutmamak gerekir. Sonuçta mağdur olan kişiler hakkını arayabilirim duygusu içerisinde bulunmuyorsa artık tuz kokmuş demektir.

    Yani o anlamıyla ne kadar hukuksuzluk derinleşirse de bizim hak arama hakkına sahip çıkma zorunluluğumuz var. Bu anlamda elbette bunlar gelip geçicidir. Elbette padişah fermanları kalmamış ki KHK’ler kalabilsin. Ama bunlar karşısında yapılan haksızlık, hukuksuzluk. Yaşayabileceğimiz en büyük kötülük suskunluk halinin tüm topluma egemen olması, tüm topluma korku halinde egemen olmasıdır. Bundan bir an önce kurtulmamız gerekiyor.”

    “HAK ve HUKUKA SAHİP ÇIKMA GÖREVİYLE YÜZ YÜZEYİZ”

    Yıldırım, “Seçimlere giderken OHAL ve savaş halleriyle daha da özgürlüklerden yoksun kalabileceğimiz ortamlar doğabilir. Hakka hukuka hukukun her kırıntısına bu anlamda sahip çıkmak gibi bir görevle yüz yüze olduğumuzu düşünüyorum. Bu anlamda mağdur olan OHAL uygulamalarının ceremesini çeken bütün insanların bir an önce işlerine güçlerine evlerine dönmelerini talep etmek sıradan bir özgürlük talebidir. Ama çok önemli ve değerli bir talep olmuş durumdadır bugün için” diyerek sözlerini tamamladı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yazar Ali Yıldırım: Alevi’den cumhurbaşkanı olmaz, demek nefret söylemidir-VİDEO

    Yazar Ali Yıldırım: Alevi’den cumhurbaşkanı olmaz, demek nefret söylemidir-VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, “Alevi’den cumhurbaşkanı olmaz” şeklinde yazı yazan köşe yazarlarına tepki göstererek, “Bu kadar ayrımcı, eşitsiz, nefret söylemi içeren bir değerlendirmenin kabul edilebilir bir yanının olduğunu düşünmüyorum” dedi. 

    Haberin videosu

    Sevilay Yükselir ve Rıza Zelyut’un, “Alevi’den cumhurbaşkanı olmaz” şeklinde yazdıkları yazılarla ilgili tartışmalar sürüyor.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım “Ayrımcı, eşitsiz, nefret söylemi içeren bir değerlendirme. Politik analiz altında yapılan bir değerlendirmenin kabul edilebilir bir yanının olduğunu düşünmüyorum” diyerek tepki gösterdi.

    Yıldırım, konuya ilişkin tepkisini şu şekilde dile getirdi:

    “Bu yılın başında Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olabilirim açıklamasının ardından Alevi kökenli 2 yazardan bu konuda değerlendirmeler, itirazlar yükseldi. Bunlardan bir tanesi Sevilay Yükselir,  diğeri ise Rıza Zelyut’tu.
    Bu iki yazar da Alevi’den asla cumhurbaşkanı olmaz, olmamalıdır. Cumhurbaşkanını olmayı bir tarafa bırakın, cumhurbaşkanı adayı dahi olmaz, görüşünü çeşitli gerekçelerle şekillendiriyorlar. Peki, bir insanın salt Alevi olduğu için Alevi kökenli olduğu için cumhurbaşkanı olamayacağına, adayı olmaması gerektiğini söylemenin ne anlamı olabilir?
    Bu kadar ayrımcı, eşitsiz, nefret söylemi içeren bir değerlendirmenin kabul edilebilir bir yanının olduğunu düşünmüyorum.”

    “ÖTEKİLEŞTİRME KAMUSAL ALANDA VARLIĞINI SÜRDÜRÜYOR”

    “Burada mesele esas olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun kişisel durumu, şahsiyeti, değil” diye konuşan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yani söz konusu edilenin Alevi olması, Alevi kökenli bir siyasetçi olması. Bu konuda siyaseten ya da kamu yönetiminde zaten çok sorunlu bir durumda bulunuyoruz. Şöyle ki; 81 ilde bir tek Alevi kökenli vali bulunmuyor. Yine aynı şekilde 81 ilde bir tek İl emniyet müdürü söz konusu değil. Hadi diyeceksiniz ki bunlar siyasi kadrolar o anlamda yok diyeceksiniz. Peki, Türkiye’de 170 üniversite var. Bu 170 üniversitenin 1 tanesinin bile rektörünün Alevi olmamasını nasıl açıklayacağız? Şu çok net açık ortada ki; Alevilere yönelik açık bir ayrımcılık, açık bir ötekileştirme tüm kamusal alanda varlığını sürdürüyor.”

    “BİR SİYASİNİN ELEŞTİRİLECEĞİ YÖNLERİ KÖKENİ, DİLİ, DİNİ DEĞİLDİR”

    Yıldırım, “Bir siyasinin eleştireceğiniz yönleri onun kökeni, dili, ya da dini değildir. Sizin eleştiri noktalarınız o siyasetçinin siyasi görüşleri olabilir. O görüşler nedeniyle o siyasetçiye yönelik eleştiriler sunabilirsiniz. Ama onun dışına çıkarak o siyasetçiye dair din, dil, inanç gibi bir takım gerekçeleri, o alanda aranmaması gereken gerekçeleri söylüyorsanız, o zaman bütünü ile ayrımcılık alanında at koşturuyorsunuz demektir” diye konuştu.

    “KILIÇDAROĞLU’NU KORUMAK ADINA SÖYLEMELERİ DAHA DA VAHİM”

    “Bunları söyleyenlerin Kılıçdaroğlu’nu korumak adına, Alevileri korumak adına, onu düşünerek söylediğini ifade etmesi işi daha da vahim kılmakta” diyen Yıldırım şunları kaydetti:

    “Bu gerekçe ile söyleyenler başka şeyleri de söylüyorlar. Diyorlar ki Türk halkının % 70’i sağcıdır. O zaman bir gün sol iktidar, sol seçenek bizim bir halkçı devrimci seçenek üretmemiz mümkün değil. O zaman gidip teslim olalım gibisinden başka bir tabloyu da önümüze çıkarıyorlar.
    Yani tüm bunlar aslında Aleviler, ya da sol değerlere sahip çıkıyormuş gibi onların ezilmesine, onların yanında mağdur olmamasına yönelik sözlermiş gibi. Ama hizmet ettiği alan tam tersidir.”

    “ALEVİ OLMAK MAZLUMUN YANINDA ZALİMİN KARŞISINDA OLMAKTIR”

    Haklıya, hakka inanan, halkçı, devrimci bir çizgi, demokrat, eşitlikçi bir çizgi izlemenin kaçınılmaz hale geldiğini ifade eden Ali  Yıldırım, “Solcu olmak, Alevi olmak, bir defo değil, tam tersine bu toprakların haklılığını kadimden beri mazlumun yanında,  zalimin karşısında olma, insan olma potansiyelini ifade etmektedir” dedi.

    “AYRIMCILIK TARİHİN ÇÖP SEPETİNE GİDECEKTİR”

    Yazar Ali Yıldırım, “Solculuğumuzla, Aleviliğimizle bu anlamda utanacak değiliz. Tam tersine insana, insani değerlere sahip çıkıyoruz. Bu anlamda bütün insanların da bizimle aynı değerleri paylaşması gerekiyor. Yani eşitlik, kardeşlik, özgürlük değerlerine sahip çıkarak bir seçenek üretmekten başka çaremiz yok. Ayrımcılık, eşitsizlik, hukuksuzluk, elbette tarihin çöp sepetine gidecektir. Geriye yalnızca umut yalnızca haklının yanında olma tavrı kalıyor” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA 

  • Ali Yıldırım ‘Alevilerin El Kitabı’nı anlattı: Tarihsel el kitabı oluşturmaya çalıştım-VİDEO

    Ali Yıldırım ‘Alevilerin El Kitabı’nı anlattı: Tarihsel el kitabı oluşturmaya çalıştım-VİDEO

    PİRHA – Araştırmacı-Yazar Ali Yıldırım son çıkarttığı ‘Alevilerin El Kitabı’ kitabını PİRHA’ya anlattı. Yıldırım, Aleviliğe yönelik tanımlarla, değerlendirmelerle, Alevilerin önemli günleriyle, Alevi değerleriyle, deyişlerle, fıkralarla, kitaplarla, Alevi yoluna dair her güne bir konuyu ayırarak, hasrederek bir tarihsel el kitabı oluşturmaya çalıştım”dedi. 

    Haberin Videosu

    Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım Pir Haber Ajansı’na son çıkartığı ‘Alevilerin El Kitabı’ neden çıkardığını değerlendirdi. Yaptığı çalışmanın, Alevi yolunun birikimini, tarihsel teolojik temellerini ortaya koymak ve bu birikimi gelecek kuşaklara aktarmak için anlamlı bir çalışma olduğunu söyledi.

    Alevi dünyasında Aleviliğe dair çok kitabın olduğunu ancak gerçek anlamda sayının çok az olduğunu kaydeden Yıldırım, Aleviliğe dair 500 kitabın olduğunu söyledi. Alevilikle ilgili yazılmış her kitabın değerli olduğunu ifade eden, Ali Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

    “ALEVİ TARİHİ BİR BAĞA DAYANMADIĞI SÜRECE SAVRULUP GİDECEKTİR”

    “Aleviliğe dair yazılan, ortaya konulan eserlerin bilimselliği, yola, erkâna uygunluğu meselesi. Çünkü birçok kitap ya da söylenen söz ortaya konulan düşünce aslında Alevilikten çok Aleviliğin dışında bir takım unsurları tarif ediyor, onları anlatıyor. Alevi tarihi diye baktığınız zaman size genel olarak Şiiliği anlatır. Şiiliğin tarihini anlatan 4 halifede orada yapılan haksızlığı daha sonra devamında ortaya çıkan bir inanç gibi Alevilik tarif ediliyor. Bu tarihsel anlamda oraya dayandırılıyor. Bu bizim tarihimiz değil, bu Şiiliğin tarihi. Ritüeller anlamında yine aynı şekilde Alevi ritüellerini, inanç ibadetini dayandığı esaslara baktığımızda aynı şekilde Alevilik dışında İslam’ın ya da Şiiliğin unsurlarını Alevilik adına ortaya konduğunu görüyoruz. Mesele esas olarak Alevi tarihinde düğümleniyor. Yani Alevi toplumunun bir tarihi yok. Yani yaşanmış fiili bir tarih var; fakat bu tarihin teori haline geldiği düşünsel ve kuramsallaştığı bir tarihimiz söz konusu değil. O nedenle de Aleviliğe dair söylediğimiz her şey tarihsel bir bağa, tarihsel bir iskelete dayanmadığı için savrulup gitme olasılığı yüksek.

    “ALEVİ TARİHİ, KAVİMDEN BERİ GETİRDİĞİ BİLİMSELLİKTEN GEÇİYOR” 

    Bu konuda esas olarak yazılan çizilen bütün çalışmaların dayanağının bir tarihsel eksen ihtiyacı karşılaması gerek. O tarihsellik ekseni inşa etmediğimiz takdirde Aleviliğe dair söylediğimiz her şeyin savrulup gitmesi mümkün. Alevi tarihi birilerinin Alevi’ye dayattığı, resmi ideolojinin dayattığı, ezberlettiği, tarihten ziyade bizzat Alevi yolunun kavimden beri getirdiği unsurların bilimsel anlamda ortaya koymasından geçiyor.

    “TÜRK TARİH TEZİ, ALEVİ TARİHİ GİBİ ORTAYA KONULUYOR”

    Şiiliğin tarihinin Aleviliğin tarihi olarak bize anlatıldığı bir tarih perspektifi aynı şekilde resmi Türk tarih tezinin Alevi tarihi gibi sunulması 1071 yılında Türkler Anadolu’ya geldiler, kapılar açıldı, burası boş tarlaydı, Alevilik böyle devam etti. Bu da Alevi tarihinde büyük bir yanılsama. Nasıl Şiilikte bir yanılsama ise Türk tarih tezi de bir yanılsamayı oluşturuyor. Ve biz liselerde ortaokullarda öğretilen Türk tarih tezini birçok insan birçok yazar, Alevi tarihi gibi ortaya koyuyor, bunun üzerinden bize tarihi hikâyeler anlatılıyor.

    “ALEVİ TÜMÜ İLE ANADOLU’DA ŞEKİLLENMİŞ”

    Hâlbuki Alevilik ne Ortadoğu coğrafyasından, ne Arap coğrafyasından şekillenmiş, ne oradan bize gelmiş bir unsur ne de orta Asya’da şekillenip oradan Anadolu’ya gelmiş bir unsur. Yani bunlar Alevi tarihi değil, Alevi tarihi tümü ile Anadolu’da şekillenmiş Anadolu’nun kadim tarihinden büyüyüp gelen binlerce yıllık ömrü olan bir tarih.”

    “DOĞANIN UNSURLARI İLE HAYAT BULMAKTAYIZ”

    “İnsan Alevilikte inancın merkezinde fakat insan bütün doğanın efendisi değil” diyen Ali Yıldırım, “Buradaki bizim tavrımız insanın üstünde bir başka otorite tanımama anlamında yani ne ararsan insanda ara anlamında bir değerlendirmedir. Ama doğadaki, evrendeki her şeyin bütün varlıkların birliği bizim için esastır ve o anlamda yeryüzündeki bütün canlıların yaşama hakkı vardır. Çünkü Aleviliği vareden, daha doğrusu insanı var eden doğanın kendisidir. Doğa bizi yaşatmaktadır, var etmektedir. Doğanın unsurları ile hayat bulmaktayız. O nedenle de doğa hakkı tüm canlıların eşitliği birliği bizim yolumuzda esas olmak durumundadır. Yani insan yaratılmışların en böyle eşrefi mahlûka-tı değildir. İnsan da diğer canlılar gibi yeryüzünde yaşama hakkı olan bir canlıdır” dedi.

    “ALEVİ YOLUNA DAİR BİRÇOK ŞEYİ ALARAK EL KİTABI OLUŞTURDUM”

    Yıldırım, kitabına dair, “Alevilerin El Kitabı’ adıyla yayınlamış olduğum kitabı bu perspektiften küçük küçük anekdotlarla, Aleviliğe yönelik tanımlarla, değerlendirmelerle, Alevilerin önemli günleriyle, Alevi değerleriyle, deyişlerle, fıkralarla, kitaplarla, Alevi yoluna dair her güne bir konuyu ayırarak hasrederek bir tarihsel el kitabı oluşturmaya çalıştım” dedi.

    Kitabın her yıl yeni baskısının yapılacağını ifade eden Yazar Ali Yıldırım, “Her gün okunacak, her günün özelliğini dile getiren bir kitap oluşturmak istedim, bu anlamıyla bir başlangıç kitabı. Bütün bu teorik açıklamaların içinde yer aldığı bir kitap olmaktan çok, buna bir giriş bir Aleviliğe giriş, gençler için yeni başlayanlar için yabancılar için” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yazar Ali Yıldırım: Alevi yolunda deyişler ‘ayet hükmünde’ sayılır

    Yazar Ali Yıldırım: Alevi yolunda deyişler ‘ayet hükmünde’ sayılır

    PİRHA- Yazar Ali Yıldırım, “Deyişler sır kelamları, kadim yolumuzun temel taşları” başlığıyla sosyal medya hesabından kısa bir yazı yazdı. Yıldırım yazısında, “Cem erkanı içerisinde yetişen herhangi bir yaşlı canımız bizlere onlarca deyişi ezberinden bir çırpıda okuyuverir. Çünkü çocukluktan başlayarak beyine ve gönüle işlenen deyişler yolun sır kelamlarıdır” dedi.

    Yazar Ali Yıldırım sosyal medya hesabında ‘Deyişler sır kelamları, kadim yolumuzun temel taşları’ başlığı ile yazdığı yazıda, “Alevi yolunda deyişler gizlilik koşullarının sır kelamlarıdır” dedi.

    Yıldırım, yolun ilke, incelik ve temellerinin belleme, öğrenme, aktarma ver sürdürmenin deyişler aracılığıyla gerçekleşeceğini ifade etti.

    “DEYİŞLERİN İÇİNDE TEOLOJİ, TARİH VE RİTÜELLER DE VAR”

    Şiir ile müziğin birleşerek belleme ve öğrenme yoluyla sanatsal bir boyuta kavuştuğunu aynı zamanda da beynin öğrenme kapasitesini de harekete geçirdiğini belirten Yazar Ali Yıldırım yazısına şöyle devam etti:

    “Tekrarlarla farkında dahi olunmaksızın tüm doğallığı içerisinde deyişler belleklere işlenir. 
    Cem erkanı içerisinde yetişen herhangi bir yaşlı canımız bizlere onlarca deyişi ezberinden bir çırpıda okuyuverir. Çünkü çocukluktan başlayarak beyine ve gönüle işlenen deyişler yolun sır kelamlarıdır. Bu yapısıyla deyişler sıradan bir şiir olmanın çok ötesinde bir anlam taşırlar.
    Deyişlerin içeriğinde tarih var, teoloji var, ritüeller  var, bunları ne şekilde icra edilecekleri de var. Bunun yanı sıra Yol uluları, dergahlar ve ocaklar da var. Deyişler,
     pratikte, eylem içerisinde, yaparak, tekrarlayarak öğrenme ve eğitim biçimidir.”

    “ALEVİLERİN BİLİNCİ HAYATIN İÇİNDE ŞEKİLLENİYOR”

    Alevilerin bilincinin hayatın doğallığı içerisinde şekillendiğini belirten Yıldırım, “Bakış açılarımız ortak değerlerimize yaslanan erkanımızın sonucunda gelişir. Söz gelimi yolumuzun temel yapı taşını oluşturan ‘Ali’ olgusu erkanın esasları çerçevesinde şekillenmiştir. Her Alevi can tarafından benimsenip kabullenmiştir” diye konuştu.

    Yıldırım,  yazısında Devrani’nin Alevilerin kollektif tasavvuru olan Ali’yi betimleyen şu deyişine yer verdi:

    “Hakkın kandilinde gizli nihanda
    La mekan elinde sır idi Ali
    Küntü kenzin hep esrarı andadır
    Dünya kurulmadan var idi Ali

    Feriştahlar kendi nurundan oldu
    Sen kimsin diye Cibril’e sordu
    Cibril bilemedi kanadı yandı
    Ol zaman kandilde nur idi Ali

    Ol vakit “Kün” dedi dünya kuruldu
    Ademi balçıktan yaptı yoğurdu
    Kendi anasını kendi doğurdu
    Be nokta altında bir idi Ali

    Adem’in bezminden Şit’e erişti
    Müminin ervahı ona karıştı
    Ayin oldu Yasin ile görüştü
    Ervahı ezelden dür idi Ali

    Kuran’da Ali’dir İncil’de İlyâ
    Zebur’da Papa’dır Tevrat’ta Ulya
    Yoktan var eyledi bu cümle eşya
    Devranî kapında kulundur Ali”

    “Devrani’nin deyişinde bu şekilde dünya kurulmadan Ali’nin varoluşu, cümle eşyayı Ali’nin varetmesi, dört kitapta onun adının yazılı olması, onun gizli bir sır olması anlatısı hiçbir Aleviye yabancı gelmez” diyen yazar Ali Yıldırım son olarak şunları ifade etti:

    “Erkanın benimsediği Ali’nin nitelikleri budur ve Devrani de onu dizelere dökmüştür.
    Alevi yolunda deyişlerin ‘ayet hükmünde’ sayılması boşuna değildir. İnsan kendi çamurunu kendisi yoğurup kendisini halk ederse elbette söylediği sözler de sure hükmünde olacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Ali Yıldırım bir kez daha hatırlattı: Aleviler 94 yıldır eşit yurttaşlık hakkı bekliyor

    Yazar Ali Yıldırım bir kez daha hatırlattı: Aleviler 94 yıldır eşit yurttaşlık hakkı bekliyor

    PİRHA- Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, Cumhuriyet’in 94. yılında kaleme aldığı yazıda “Cumhuriyet’e sahip çıkıyoruz, Cumhuriyet’i savunuyoruz, ne yazık ki; 94 yıldır eşit yurttaşlık hakkı bekliyoruz” dedi. Alevilerin taleplerini sıralayan Yıldırım, Alevilerin yaşadığı tüm sorunların Laikliğin uygulanmamasından, eşit yurttaşlık hakkının ihlal edilmesinden kaynaklandığını hatırlattı. 

    Araştırmacı-Yazar Ali Yıldırım, “Eşit yurttaşlık hakkı güncel bir Alevi ütopyası mı” başlığıyla yazdığı yazıda, “Aleviler cumhuriyeti ümmet toplumundan yurttaşlar toplumuna geçişte bir temel kazanım olarak gördüler ve sahip çıktılar. Bu sahiplenmelerini yaşanan onca trajediye rağmen ısrarla sürdürmektedirler” dedi.

    “LAİKLİK İLKESİNİN REDDİ ÇAĞDIŞILIKTIR”

    “Aleviler için cumhuriyet, aynı zamanda eşitlik, özgürlük ve demokrasi anlamına da gelmektedir. Ve asıl önemlisi cumhuriyet Aleviler için laiklik demektir” diyen Yıldırım yazısına şöyle devam etti:

    “Bugün laiklik birçok çevre için modası geçmiş köhne bir kavram olarak görülse de Aleviler için asla vazgeçemeyecekleri yaşamlarını garanti eden bir ilkedir. Alevi toplumu yaşadığı her toplumda kamusal ve toplumsal hayatın laiklik ilkesine uygun olarak yapılandırılması gereğini savunurlar. Laiklik, siyasal, hukuksal ve felsefi bir bütünlük arzeden, iman ve inanç yerine aklın hakimiyetini, bilimi öne çıkaran laiklik aynı zamanda, siyasi iktidarların dini kudretten ayrılması, dinin kamu hayatı üstündeki etkisini sınırlamak ve genel olarak devletle din işlerinin birbirinden ayrılması anlamını da taşır. Laiklik ilkesinin reddi, kamusal ve toplumsal hayatın bir inanca, bir dine göre şekillendirilmesi çağdışılıktır, toplumsal bir çatışma nedenidir. Laiklik inananların, farklı inananların, farklı düşünenlerin kendi tercihlerinin ortak güvencesidir. Bunun için laiklikte devlet inançlar karşısında taraf değil, ortak güvencedir. Laiklik inanç dünyasının sivil topluma devridir. Bu çerçevede laiklik demokrasinin temel bir ilkesidir. Bunun içindir ki Aleviler laiklik ilkesini ısrarla benimserler. Laiklik için mücadeleyi her zaman yürütür ve savunurlar.”

    “TÜRKİYE’DE LAİK BİR DEVLET YOK, DEVLETİN DİNİ/MEZHEBİ SÜNNİ-İSLAM”

    Demokrasinin yanı sıra inançlar sözkonusu olduğu zaman laikliğin, anayasanın 10.maddesinde tanımlanan eşitlik ve yine anayasanın 24.maddesinde tanımlanan inanç özgürlüğü ilkelerinin de temelini oluşturduğunu belirten yazar Ali Yıldırım, “Ne yazık ki ülkemizde tanımladığımız anlamda laik bir devletin varlığından sözedemeyiz. Türkiye’de devletin bir dini/mezhebi (Sünni/İslam) bulunmaktadır. Kamusal olanaklar Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) eliyle bu din/mezhep için seferber edilmektedir” ifadelerini kullandı.

    “İNKAR VE ASİMİLASYON POLİTİKALARI UYGULANIYOR”

    Türkiye’de Aleviler başta olmak üzere devletin resmi dini/mezhebi dışında kalan tüm din ve inanç çevrelerinin devletin bu anti laik yapılanması, Diyanet’in varlığı nedeniyle çok ağır bir biçimde haksız, hukuksuz, eşitsiz, ayrımcı uygulamalara maruz kaldığını vurgulayan Yıldırım, şunları kaydetti:

    “Devletin kendisine resmi bir din/mezhep tanımlamış olduğu bir ortamda artık inançların eşitliği ve inanç özgürlüğü anayasal ilkeleri bir kenara bırakılmakta, tersine farklı inançlara karşı bir dizi red inkar ve asimilasyon politikaları bizzat resmi ellerce uygulamaya konulmaktadır.

    “TÜM SORUNLAR EŞİT YURTTAŞLIK HAKKININ İHLAL EDİLMESİNDEN KAYNAKLI”

    Aleviler yaşadıkları tüm sorunların laiklik ilkesinin gerçek anlamda hayata geçirilememesinden ve eşit yurttaşlık hakkının ihlal ve inkar edilmesinden kaynaklandığını düşünmektedirler. Aleviler ayrıcalık istememekte, kendilerine uygulanan ayrımcılığın son bulmasını talep etmektedirler. Aleviler herkes için demokrasi, herkes için eşit yurttaşlık hakkı istemektedirler.”

    “ALEVİLERİN TEMEL SORUNLARININ ÇÖZÜMÜNDE TEK BİR ADIM ATILMADI”

    “Son on yılda Alevilerin temel sorunlarının çözümü yönünde tek bir adım dahi atılmadığı gibi sorunlar daha da derinleşmiş, ağırlaşmış Aleviler adeta ötekileştirilmişlerdir” vurgusunu yapan Ali Yıldırım,  Hükümet ısrarla Cemevlerinini ibadethane statüsünü reddetmiş, Alevi kökenli tek bir vali ya da emniyet müdürünün görev almasına engel olmuş, din dersleri işkencesini katlayarak sürdürmüş, başbakan meydanlarda bir parti başkanını, bir gezi direnişçisini Alevi kimliğinden dolayı yuhalatmaktan geri durmamıştır” diye yazdı.

    “ALEVİLERİN TALEPLERİ DEMOKRATİK, HUKUKİ VE İNSANİDİR”

    “Alevilerin temel talepleri çok nettir. Çok kolay bir yasal düzenleme ile çözümü mümkündür.
    Aleviler eşit yurttaşlık hakkı istemektedirler” diyen Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım Alevilerin taleplerini şöyle sıraladı:

    • Aleviler inanç ve ibadetlerini yerine getirdikleri Cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınmasını,
      AİHM kararları doğrultusunda zorunlu din dersleri uygulamasına son verilmesini,
    • Alevi köylerine maddi manevi cebirle cami yapılması uygulamasının durdurulmasını ve imamların geri çekilmesini,
    • Devletçe el konulmuş bulunan Alevi/Bektaşi dergahlarının Alevi toplumuna devredilmesini,
      Madımak Oteli’nin ‘utanç müzesi’ olmasını,
    • Kamuda işe alımlarda ve görevde yükselmede ayrımcılığa son verilmesini talep etmektedirler.
    • Bu talepler demokratik, hukuki ve insani taleplerdir. Demokrasi için, eşitlik ve özgürlük için devlet din ve inanç alanından, inanç eğitimi alanından acilen eli çekmeli, tüm yurttaşlarının din ve inançlarına saygı duymalı birini diğerine tercih etmemelidir. Eşit yurttaşlık hakkı çözüm bu güncel ütopyadadır…    (HABER MERKEZİ)
  • Ali Yıldırım: İlkokulda kuran dersinin verilmesi çocuk psikolojisi açısından hastalıklı-VİDEO

    Ali Yıldırım: İlkokulda kuran dersinin verilmesi çocuk psikolojisi açısından hastalıklı-VİDEO

    PİRHA – Anaokulları  ve ilkokul 2. ve 3’üncü sınıflarda dışarıdan din ve Kuran eğitimi verilmesi konusunu PİRHA’ya değerlendiren Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, “Kuran eğitimi verilmesi yalnızca Aleviler açısından değil, tüm toplum açısından, çocuk sağlığı, çocuk psikolojisi açısından son derece hastalıklı bir durumdur”dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Eğitimi din görevlilerine teslim eden protokoller kapsamında, anasınıfından başlayarak çocuklar dini eğitimle karşı karşıya kalacak. Zorunlu din dersi 4’üncü sınıfta başlasa da Milli Eğitim Bakanlığı, il müftülükleriyle protokol imzalayarak bu derslerin dört yaşındaki çocuklara kadar  indirilmesi planlanıyor. Son olarak Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile müftülük arasında imzalanan protokol ile okul öncesi eğitim ve ilkokullarda kayıtlı çocuklara değerler eğitimi ve din eğitimi çalışmalarının yapılması öngörüldü.

    “ÇOCUK HAKLARINA AYKIRI”

    Konuyu Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım PİRHA’ya değerlendirdi.

    Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın anaokulu ve ilkokul 1. ve 2. sınıflarda kuran kursu açılmasına, kuran eğitimi verilmesine yönelik bir protokol haberinin olduğunu ancak ayrıntılarını henüz öğrenmediğini ifade eden Yıldırım, haberin kendisinin bile gerek çocuk hakları açısından, gerekse laiklik ilkesi açısından sıkıntılı olduğunu kaydetti.

    Anaokullarda ve ilkokullarda din dersinin öğretilmesinin laikliğe tamamen aykırı olduğunu ifade eden Yıldırım, “Daha aklı henüz ermeyen, anaokullarına ve ilkokul 1. ve 2. sınıfa giden çocuklara din eğitimi vermek tümüyle çocuk haklarına da aykırı, psikolojik davranış kurallarına da aykırı bir şeydir” dedi.

    “TOPLUMUN TAMAMI TEPKİ GÖSTERMELİ”

    Anaokullarında çocuklara öğretilen kuran kursu derslerinin verilmesi, çocukların nasıl doğacağına karar verilmesi anlamına geldiğini söyleyen Ali Yıldırım, şöyle konuştu:

    “Geldiğimiz nokta, bütün hayatında çocukların doğumdan başlayarak dindarlaştırılmasına hizmet eden bir anlayışla geliştirilmeye çalışılıyor. Çocukların nasıl doğacağına karar veriyorlar, doğum şekline bile karar veren bir yaklaşım var. O yüzden gerek anaokullarında gerekse ilkokul 1. ve 2.  sınıflarda kuran kursu eğitimi verilmesi yalnızca Aleviler açısından değil, tüm toplum açısından, çocuk sağlığı, çocuk psikolojisi açısından son derece hastalıklı bir durumdur. Asla kabul edilmeyen bir durumdur. Anne babaların dışında esas olarak din eğitimini hiçbir kimsenin vermemesi gerekir. Bu anlamda okullardaki din eğitiminin sorunlu olduğu açık zaten. AİHM’in açık net kararları var. Bunu iyice tabana yaymak, doğumdan başlayarak bir dinsel anlayış üzerinden tüm bunları inşa etmek istiyorlar. Bunun kabul edilebilir bir yanı yok.”

    Sadece Alevilerin değil, tüm toplumun buna tepki göstermesi gerektiğini söyleyen Yazar Ali Yıldırım, “Geleceğimiz 3-5 efendinin sözleriyle şekillendirilecek kadar ucuz değildir. Geleceğimizi hep beraber birlikte şekillendirmeliyiz. Bu anlamda bu müdahaleyi şiddetle reddediyorum”dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Araştırmacı-Yazar Ali Yıldırım, Cumhurbaşkanı’nın Alevi vekil sözlerini eleştirdi-VİDEO

    Araştırmacı-Yazar Ali Yıldırım, Cumhurbaşkanı’nın Alevi vekil sözlerini eleştirdi-VİDEO

    PİRHA-Cumhurbaşkanı’nın Alevi insanları milletvekili olarak atamasına tepki gösteren Araştırmacı-yazar Ali Yıldırım, “ Alevi toplumunu kendi hegemonyasına, kendi çizgisine çekmek için atama yapmayı düşünüyorsa boş bir hayalden ibarettir bu” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Daha önce de Alevi kökenli insanların AKP tarafından milletvekili yapıldığını ifade eden Yıldırım sözlerini şöyle sürdürdü: “Sonunda o insanlar toplumdan tecrit oldular. Burada mesele şu ya da bu kişinin Aleviler arasından milletvekili yapılması değil, Alevi toplumunun hakkını, hukukuna saygı gösterilmesi, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebi konusunda bir tavır geliştirilmesidir. Yani siyasi temsilde Alevilerin gönlünü almak istiyorsanız anayasanın uluslararası sözleşmelerin gereğini yerine getirerek Alevi toplumuna karşı saygıyla eşitlik penceresinden baktığınızı göstererek ancak gönül alma yapabilirsiniz.”

    “ALEVİ TALEPLERİNİ REDDEDİYORSUNUZ”

    “Alevi ibadethanelerini reddediyorsanız, zorunlu din dersleriyle Alevi çocuklarına hala bir işkenceye devam ediyorsanız, Alevilerin temel taleplerini görmezlikten gelip ayrımcılık, hukuksuzluk eşitsizlik uyguluyorsanız değil 1 tane 10 tane de Alevi milletvekili yapsanız 20 de yapsanız bunun herhangi bir değeri olmaz” diyen Yıldırım hakkın ve hukukun çiğnenmesinin Aleviler tarafından olumlu karşılanmayacağını dile getirdi.

    “EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK OLMAYAN YAKLAŞIMA ALEVİLER PRİM VERMEZ”

    “Cumhurbaşkanının kimlerle yaptığı belli olmayan Muharrem iftarında söylediklerini bu açıdan ciddiye almıyor değilim ama can sıkıcı buluyorum” diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Yani gözümüzün içine baka baka haksızlığa hukuksuzluğa devam bir taraftan bir taraftan da ben sizin sırtınızı sıvazlayacağım, yemezler bunu. Kelimenin tam anlamıyla yemezler bunu yemezler diyelim. Toplumun bütün kesimlerine eşitlik, özgürlük, kardeşlik yaklaşımı gerçekleştirmeyen hiçbir anlayışa Aleviler prim vermezler.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yazar Ali Yıldırım: Laik eğitimin ne kadar önemli olduğunu herkes hatırladı-VİDEO

    Yazar Ali Yıldırım: Laik eğitimin ne kadar önemli olduğunu herkes hatırladı-VİDEO

    PİRHA- Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, gerici eğitim sistemine karşı, laik, bilimsel, eşit ve anadilde eğitim talebiyle 17 Eylül’de İstanbul Kartal Meydanı’nda yapılacak mitingin çok önemli olduğunu söyledi. Yıldırım, “Gelinen noktada artık görülmüştür ki laik eğitim, eğitimin temelidir. Laik bir eğitim esas alınmıyorsa bilimsel eğitimin ruhuna Fatiha okunmuştur” dedi. 

    Gerici eğitim sistemine karşı, laik, bilimsel, eşit ve anadilde eğitim talebiyle 17 Eylül’de İstanbul Kartal Meydanı’nda yapılacak mitingin hazırlıklarında son aşamaya gelindi.

    “LAİK EĞİTİMİN NE KADAR ÖNEMLİ OLDUĞUNU HERKES HATIRLADI”

    Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım,  “Gelinen noktada artık görülmüştür ki laik eğitim, eğitimin temelidir. Laik bir eğitim esas alınmıyorsa bilimsel eğitimin ruhuna Fatiha okunmuştur” diyerek, 17 Eylül Mitingi’nin çok önemli olduğunu kaydetti.

    “Laik, bilimsel eğitim, parasız, bilimsel eğitim, her geçen gün daha da aşındırılarak ortadan kaldırılmışa benziyor” diyen Yıldırım, “Son olarak evrim anlayışının müfredattan çıkartılarak yaratılışçı yani aklı esir alan bir yaklaşımın çocuklara öğretilmesine karar verilmiş olması ve daha da dinselleşen bir anlayışın müfredata egemen kılınmaya çalışılması, laik bilimsel eğitimin ne kadar önemli olduğunu herkese hatırlatmış oldu” diye konuştu.

    “ÖĞRETİMİZE TERS BİR ANLAYIŞ OKULLARDA ÇOCUKLARIMIZA ZORUNLU KILINDI”

    Laik eğitimin yalnızca Alevilerin sorunu olarak görüldüğünü belirten Yıldırım, şunları vurguladı:

    “Alevi toplumunun dışında hiçbir çevre çok açık net söylüyorum bu sorunu görmüyordu. Bir takım surelerin, ayetlerin, duaların ezberletilmesi Aleviler dışındaki topluluklar açısından bir sorun değildi. Ne olacak canım çocuk dedesine ebesine öylesine bir dua okur. Ama bizim açımızdan durum oldukça vahim. Çünkü inancımıza, yolumuza, ahlakımıza tamamen ters. Çocuklarımıza kendi öğrettiklerimize, topluma öğrettiklerimize, çocukların evde öğrendiklerine tamamen ters bir anlayış çocuklarımıza okullarda zorunlu kılınmıştır.”

    “DİN DERSİ KARŞI ALEVİLER DIŞINDA KİMSE KILINI KIPIRDATMAMIŞTI”

    Yazar Yıldırım, “Zorunlu din dersi bir 12 Eylül’cüler uygulamasıdır. Zorunlu din dersi 12 Eylül’cüler, Kemalizm ve Atatürk perdesi altında dine sarılarak, eğitimi en fazla dinselleştirerek iktidar oldu, diktatörlük kurdu. Zorunlu din dersi karşısında aleviler dışında hiç kimse kılını kıpırdatmamıştır” ifadelerini kullandı.

     “BİLİMSEL EĞİTİMİN RUHUNA FATİHA OKUNDU”

    Ali Yıldırım, zorunlu din dersi konusunda mahkeme kararlarını da hatırlattı:

    “Aleviler bu konuyu yargıya taşıdılar. AHİM’e götürdüler. AHİM’in açık net kararında söyle demişti: Çocuklara ebeveynlerin dışında kimse dinsel öğretiler veremez. Yani çocukların dinsel öğretilerine ebeveynleri karar verebilir. Yani devlet veya başka bir kurum çocuklara dinsel bilgiler veremez, öğretemez demiştir. Ne yazık ki mahkeme kararları bir şekliyle uygulamaya konulmadı. Binlerce aile mahkemeye verip sonuç almaya çalışırken, birden yeni bir müfredatla birlikte zorunlu din dersi müfredatında peygamberin hayatı, kuran gibi dersler yer aldı. Gelinen noktada artık görülmüştür ki laik eğitim, eğitimin temelidir. Laik bir eğitim esas alınmıyorsa bilimsel eğitimin ruhuna Fatiha okunmuştur.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • ‘Kurultay bildirgesinin ‘İnançta Adalet’ başlıklı bölümü beni tam bir düş kırıklığına uğrattı’- video

    ‘Kurultay bildirgesinin ‘İnançta Adalet’ başlıklı bölümü beni tam bir düş kırıklığına uğrattı’- video

    PİRHA – ABF GYK Üyesi Yazar Ali Yıldırım sosyal medya hesabından CHP’nin gerçekleştirdiği Adalet Kurultayı’nın sonuç bildirgesindeki “İnançta Adalet” başlıklı bölümü için düş kırıklığı değerlendirmesi yaparak “Diyanet İşlerine hayır demeden inançta adalet gerçekleşemez” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Alevi Bektaşi Federasyonu GYK Üyesi Yazar Ali Yıldırım sosyal medya hesabından CHP’nin gerçekleştirdiği Adalet Kurultayı’nın sonuç bildirgesindeki “İnançta Adalet” başlıklı bölümü için düş kırıklığı değerlendirmesi yaparak “Diyanet İşlerine hayır demeden inançta adalet gerçekleşemez” dedi.

    Adalet Kurultayı Anti Laik yapı karşısında susarsa inançta adalet gerçekleşir mi?” sorusunu soran Yıldırım “Türkiye’de inançta adaletsizliği yaratan devletin laik olmayan yapılanmasıdır. Devletin kendisine bir resmi din seçmesi ve diğer din ve inançlara karşı ötekileştirici bir yaklaşım içerisinde olmasıdır. Bu adaletsizliği yaratan temel kurum Diyanet İşleri Başkanlığı’dır. DİB’in olduğu bir yerde asla inançta adalet gerçekleşemez. Devletin bir dini finanse ettiği yerde ötekiler açısında açık bir adaletsizlik başlar” değerlendirmesinde bulundu. 

    “DEVLET DİNDEN ELİNİ ÇEKMELİDİR”

    Yıldırım, “Sonuç bildirgesi bu konuda susmuş. Genel geçer laflar etmiş. Açıkça eşit yurttaşlık hakkının gereği olarak, inanç özgürlüğünün gereği olarak ‘devlet dinden elini çekmelidir’ demedikçe adalet söyleminiz boş laftan ibarettir.
    Alevi toplumu ısrarla laiklik diyor. Devlet dinden elini çekmedikçe eşit yurttaşlık hakkı gerçekleşemez diyor. İnançta adaletin çözümü budur. Gerisi idarei maslahatçılıktır. Onlarsa asla öncü olamazlar” dedi

    HABER MERKEZİ

  • Yazar Ali Yıldırım: Alevilerle birlikte herkes laik ve bilimsel eğitimi savunmalı-VİDEO

    Yazar Ali Yıldırım: Alevilerle birlikte herkes laik ve bilimsel eğitimi savunmalı-VİDEO

    PİRHA-Türkiye’de AHİM kararlarına rağmen okullarda devam eden zorunlu din derslerini Yazar ve ABF GYK Üyesi Ali Yıldırım PİRHA’ya değerlendirdi. Yıldırım, “Biz laik eğitimi gündemimize alırken, bizim dışımızdaki hiçbir çevre bunun bu kadar önemli olduğunu, hayati olduğunu fark edememişti. Din dersi meselesi yalnızca Alevilerin sorunu olarak görüldü” dedi. 

    Haberin Videosu

     

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen halen Türkiye’de okullarda uygulanan zorunlu din derslerine  ilişkin Yazar Ali Yıldırım PİRHA’ya konuştu.

    Uzun süredir zorunlu din dersine karşı laik eğitimin, bilimsel eğitimin ne kadar önemli olduğunu gündemde tutmaya çalıştıklarını dile getiren Yazar Ali Yıldırım, “Biz laik eğitimi gündemimize alırken bizim dışımızdaki hiçbir çevre bunun bu kadar önemli olduğunu, hayati olduğunu fark edememişti. Din dersi meselesi yalnızca Alevilerin sorunu olarak görüldü ve Alevi aileler çocuklarını din dersine göndermemek gibi, din dersine karşı dava açmak gibi tavır içerisinde olmuşlardı, onun dışındaki çevrelerde büyük bir kayıtsızlık vardı” dedi.

    “LAİKLİK BİRLİKTE YAŞAMAK İÇİN ZORUNLU BİR UNSUR”

    O noktadan başlayarak bir gericileşme dalgasının AKP iktidarı ile birlikte derin bir şekilde kendisini hissettirmeye başladığını vurgulayan Yıldırım, “Bugün laiklik konusunun ne kadar önemli olduğunu laiklik, demokrasinin, eşitliğin, özgürlüğün temel unsurlardan biri olduğu herkes tarafından görülüyor ve Halkevleri gibi örgütler laiklik konusunda mitingler yapmaya, toplantılar düzenlemeye başlıyorlar” diye konuştu.

    Yıldırım, laikliğin insanları birarada yaşatmak için zorunlu bir unsur olduğunun fark edildiğini de söyledi.

    “BİLİMSEL EĞİTİM DİNSELLEŞTİRİLİYOR”

    Bilimsel eğitim tasfiye edilerek yerine dinsel eğitimin yaygınlaştırıldığına dikkat çeken Ali Yıldırım şunları kaydetti:

    “Din derslerinin zorunluluğu, hemen paralelinde yeni din dersleri Osmanlıca gibi, peygamberin hayatı gibi derslerin konulması ve bunların müfredatta ciddi bir ağırlığının oluşması son geldiği noktada ise bilimsel eğitimin unsurlarının bir anlamda tasfiye edilerek yerine dinsel eğitimin yaygınlaştırılması şeklinde görülüyor. Bu dönemdeki müfredatta biyoloji ve fen gibi ders saatlerini azaltarak din ve ahlak ders saatlerinin artırılması sadece bugüne ilişkin değil, çocukların geleceği ile ilgili bir sorun. Çünkü üniversite sınavlarında çocukların lisede başarı düzeylerinin ölçülmesinde bunlar da etkili unsurlar olacaktır” dedi.

    “BU HER KESİMİN SORUNU OLMALIDIR”

    Bu yalnızca Alevi toplumunun sorunu değil. Laik eğitimin bütün çağdaş aydın, demokrat çevrelerin sorunu olduğunu, herkesin laik ve bilimsel eğitimi savunmak gerektiğini vurgulayan Yazar Ali Yıldırım, “Yani soyut talepler değil, daha somut eşitlik, ötekileştirmeye karşı var oluş, bilimsel laik eğitimle kendisini gösteriyorsa bu noktada birleştireceğimiz tüm güçleri birleştirip, yeni eğitim yılında güçlü bir demokratik muhalefet geliştirmek gerekir, diye düşünüyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA   

  • Yıldırım: Zorunlu din derslerine Aleviler dışında tepki gösteren olmadı-video

    Yıldırım: Zorunlu din derslerine Aleviler dışında tepki gösteren olmadı-video

    PİRHA – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına rağmen halen zorunlu din derslerinin Türkiye’de uygulanmasına yönelik Alevi toplumundan tepkiler gelmeye devam ediyor. Alevi Yazar Ali Yıldırım, “12 Eylül Darbesi sonrası getirilen zorunlu din dersleri uygulamasına Aleviler dışında maalasef kimse itiraz etmedi” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Yazar Ali Yıldırım, Alevi toplumunun tepkilerine ve AİHM’in kararlarına rağmen Türkiye’de halen uygulanan zorunlu din derslerine ve eğitimde gericileşmeye ilişkin Pir Haber Ajansına konuştu.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ EĞİTİMDE DİNSELLEŞMEYİ ARTIRDI”

    Laiklik meselesinin Türkiye’nin ve demokrasinin en önemli meselelerinden bir tanesi olduğunu belirten Yıldırım, “Zorunlu din dersleri ile eğitimde dinselleşme biraz daha artmıştır. 12 Eylül Darbesi sonrası getirilen bu zorunlu din dersleri uygulamasına Türkiye’de Aleviler dışında maalasef kimse itiraz etmedi ve kararlı bir duruş sergilemedi” dedi.

    EĞİTİMDE YAŞANAN BU GERİCİLİK BİR PROJEDİR”

    Türkiye’de eğitimde gericilik adım adım gerçekleşen bir olaydır diyen Yıldırm şunları kaydetti:

    Zorunlu din dersleri ve eğitimde gericilik birden bire ortaya çıkmış bir sorun değildir. Eğitimde gericilik ve zorunlu din dersleri 1950’li yıllarda tamamen devlet eliyle gerçekleştirildi. Eğitimde yaşanan bu gericilik bir projedir. Bu nedenle buna karşı çıkmak ve laikliği savunmak demokratik bir tavır anlamına geliyor. Ancak biz bunu yeterince anlatamadık.

    “EĞİTİMİN GERİCİLEŞMESİNİN KARŞISINDA DURACAK TEK ŞEY LAİKLİKTİR”

    Zorunlu din dersleri ile ilgili Aleviler itirazlarını yükselttiler, büyük mitingler, eylemler ve paneller yaptıklarını ifade eden Yıldırım, “Zorunlu din dersleri sorunu modası geçmiş bir kavram olarak algılanmamalıdır. Eğitimin gericileştirilmesinin ve toplumun gericileşmesinin önünde duracak tek gerçekçi tavır gerçek anlamda inşa edilecek bir laiklikten geçer” dedi.

    “LAİKLİĞİ SAVUNMA GÖREVİ YİNE BİZ ALEVİLERE DÜŞÜYOR”

    Alevi Yazar Ali Yıldırım son olarak şunları ifade etti:

    Bugün din dersinin liselerde haftada iki saate çıkarılıp, biyoloji dersinin üç saatten, iki saate indirilmesi aslında hayatımızın ne kadar dinselleştirildiğinin ve gericileştirildiğinin bir göstergesidir. Ve laikliğin ne kadar aşındığının da göstergesidir. Ancak yine laikliği savunmakta biz Alevilere düşmektedir. Biz bundan gocunacak değiliz. Varlık nedenimiz laiklik ekseninde demokrasiyi, eşit yurttaşlığı ve cumhuriyeti eğitimde gericileşmeye ve toplumda dinselleşmeye karşı korumak ve savunmaktır.