Etiket: anayasa mahkemesi

  • AKD’li Şahin: Kadınların çalışma koşulları sağlanmadan nafaka hakkı kaldırılamaz-VİDEO

    AKD’li Şahin: Kadınların çalışma koşulları sağlanmadan nafaka hakkı kaldırılamaz-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepkiler sürüyor. Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Sekreteri Şengül Şahin, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce nafakanın bir hak olduğunu belirtmesine rağmen sonrasında eşitlik ilkesine aykırı bularak kaldırmasının doğru olmadığını ifade etti. Şahin, “Esas olan kadının çalışarak var olmasıdır. Bunun alt yapısı yapılmadan anayasa mahkemesinin süresiz nafakayı kaldırması doğru değildir” dedi.

    “KADIN İÇİN SÜRESİZ NAFAKA HİÇBİR ZAMAN OLMADI”

    Süresiz nafakanın hiçbir zaman mutlak bir uygulama olmadığını belirten Şahin, “Kadın çalışmaya başlayınca ya da başka şekilde gelir elde etmeye başladıktan sonra nafaka kesiliyor” diye konuştu.

    Nafakanın yalnızca kadınlara değil, ekonomik durumu iyi olmayan erkeğe de verilebildiğini belirten Şahin, “Burada önemli olan süresiz nafakadan ziyade sıkıntıya düşmüş kadınların geçimini sağlayabilmesi için istemediği bir evliliğe bağlı kalmak zorunda kalmadan hayatını idame ettirebilmesi olması gerekiyor” dedi.

    Çocuk varsa mağduriyetin önlenmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, “Çocuğun mağdur olmaması, kadının kendi hayatını kurana kadar bir şekilde ayakta kalabilmesini sağlamak gerekiyor. Devletin temel amacının bu olması ve adalet duygusunu rehber olarak alması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    “AVRUPA’DA DEZAVANTAJLI DURUMDA OLAN KADINLARA VERİLEN BİR HAK”

    Türkiye’de kadınların ekonomik hayata yeterince katılamadığını belirten Şahin, pozitif ayrımcılığın önemine dikkat çekerek, “Türkiye’de süresiz nafaka diye adlandırılan şey Avrupa’nın birçok ülkesinde kadının dezavantajlı durumundan kaynaklı olarak kadınlara verilmiş bir hak” dedi.

    “NAFAKA KALDIRILMADAN ÖNCE ESAS OLAN KADININ ÇALIŞARAK VAR OLMASI İÇİN YENİ ÇALIŞMA ALANLARININ AÇILMASIDIR”

    Anayasa Mahkemesi’nin önce nafakayı hak olarak değerlendirip sonrasında eşitlik ilkesine aykırı bulmasını doğru bulmadığını belirten Şahin, “Bir Alevi kadın olarak doğru bulmuyorum. Biz Alevi kadınlar özellikle sosyal hayatta var olmaya ve ayakta kalmaya çalışıyoruz. Esas olan kadının çalışarak var olması ama sen bunun başta alt yapısını yapmadan anayasadan bunu kaldırırsan bu doğru olmaz” diye konuştu.

    “DEVLETİN GÖREVİ KADIN VE ERKEK ARASINDAKİ EŞİTLİĞİ SAĞLAMASIDIR”

    Devletin temel görevinin eşitliği sağlamak olduğunu ifade eden Şahin, “Erkeğin bir sene evli kalıp ömür boyu kadına baktığı düşüncesi adil olmadığı söyleniyor. Ama bu çok azınlık bir kısmını oluşturuyor. Milyonlarca kişinin vebalini alamaz. Çok zengin insanlar bir sene evli kalıyor, kadına ömür boyu nafaka ödüyor. Ama bu ülkede 85 milyon kişi var. Yarısının kadın olduğunu düşünürsek çok gerçekçi bir yaklaşım değil. Her olayın kendi gerçekliği üzerinden değerlendirilmesi gerekiyor” dedi.

    “ALEVİ KADINLAR BU TOPLUMDAN BAĞIMSIZ DEĞİLLER”

    Alevi kadınların toplumsal olaylara duyarlı olduğunu belirten Şahin, “Kadın dayanışmasını ilerletmek için kadınlarla birlikte alanlarda olmayı önemsiyoruz. Alevi kadınları sonuçta bu toplumdan bağımsız kadınlar değil. Alevi kadın boşanmak istediğinde de süresiz nafaka sorunuyla ve geçinememe problemiyle karşılaşacak. Dolayısıyla bizim de problemimiz. O yüzden duyarlılık geliştirilmesi gerektiği konusunda çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Aktivist Çağrı Sert: Nafaka bir ayrıcalık değil, yaşam güvencesidir-VİDEO

    Aktivist Çağrı Sert: Nafaka bir ayrıcalık değil, yaşam güvencesidir-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepki gösteren aktivist Çağrı Sert, nafakanın kadınlara tanınmış bir ayrıcalık değil, boşanma sonrası mağduriyeti önlemeye yönelik bir hak olduğunu belirtti. Sert, nafakanın kaldırılmasının kadınları evlilik içinde kalmaya zorlayacağını ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştireceğini söyledi.

    Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine yönelik tartışmalar sürerken, aktivist Çağrı Sert karara tepki gösterdi. Nafakanın yalnızca kadınlara yönelik bir uygulama olmadığına dikkat çeken Sert, boşanma sonrasında ekonomik olarak güçsüz durumda kalan tarafın korunmasını amaçlayan bir hak olduğunu vurguladı.

    Süresiz nafaka tartışmalarının uzun süredir kamuoyunda çarpıtılarak gündeme getirildiğini ifade eden Sert, iktidarın önce nafaka süresini bir yıl ile sınırlandırmayı gündeme getirdiğini, daha sonra bu sürenin 10 yıla çıkarılmasının konuşulduğunu hatırlattı.

    “SÜRESİZ NAFAKA SÖYLEMİ GERÇEĞİ YANSITMIYOR”

    Kamuoyunda “ömür boyu nafaka” algısının yaratıldığını belirten Sert, gerçekte nafakanın çeşitli koşullara bağlı olduğunu söyledi.

    Kadının işe başlaması ya da yeniden evlenmesi halinde nafakanın kesildiğini hatırlatan Sert, medyada yer alan yüksek nafaka örneklerinin geneli yansıtmadığını ifade etti.

    Nafaka miktarlarının tarafların gelir durumuna göre belirlendiğini kaydeden Sert, uygulamanın amacının bir tarafı zenginleştirmek ya da diğer tarafı yoksullaştırmak olmadığını belirterek asıl sorunun nafaka yükümlülüklerinin çoğu zaman yerine getirilmemesi olduğunu dile getirdi.

    “ASIL SORU NEDEN NAFAKAYA EN ÇOK KADINLARIN İHTİYAÇ DUYDUĞU”

    Nafaka tartışmalarında göz ardı edilen temel meselenin toplumsal cinsiyet eşitsizliği olduğunu söyleyen Sert, “Neden nafakaya ihtiyaç duyanların büyük çoğunluğu kadınlar?” sorusunun sorulması gerektiğini belirtti.

    Evlilik içinde kadınların büyük ölçüde görünmeyen ev içi emeği üstlendiğini ifade eden Sert, çocuk bakımı, ev işleri ve bakım sorumluluklarının çoğunlukla kadınların omuzlarına yüklendiğini söyledi.

    Bu nedenle kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kurmakta zorlandığını vurgulayan Sert, boşanma sonrasında da çoğu zaman çocukların velayetinin anneye verilmesi nedeniyle kadınların ağır ekonomik yüklerle karşı karşıya kaldığını kaydetti.

    NAFAKA BİR AYRICALIK DEĞİL, MAĞDURİYETİ ÖNLEYEN BİR MEKANİZMA”

    Nafakanın lüks ya da ayrıcalık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Sert, uygulamanın boşanma sonrasında kadınların ve çocukların mağduriyet yaşamalarını önlemeyi amaçladığını söyledi.

    Türkiye’de çocuk yaşta evliliklerin, istismarın ve aile içi şiddetin hala ciddi bir sorun olduğunu dile getiren Sert, ekonomik güvencenin ortadan kaldırılmasının kadınları istemedikleri evliliklerin içinde kalmaya zorlayabileceğini ifade etti.

    Kadınların çoğu zaman baskı altında evlendirildiğini, çocuk bakımının yanı sıra eşlerinin ailelerine yönelik bakım yükünü de üstlenmek zorunda bırakıldığını belirten Sert, nafakanın kaldırılmasının kadınları adeta “ev hapsine” mahkûm etmek anlamına geleceğini söyledi.

    “KADINLAR İÇİN BOŞANMAYI DAHA DA ZORLAŞTIRACAK”

    Boşanma süreçlerinde velayet, nafaka ve diğer hukuki işlemlerin büyük ölçüde kadınların omuzlarında kaldığını ifade eden Sert, ekonomik olanakları sınırlı kadınların bu süreçlerde daha fazla zorlandığını kaydetti.

    Süresiz nafakanın kaldırılmasının kadınların boşanma kararını daha da güçleştireceğini belirten Sert, bunun ekonomik ve psikolojik şiddeti artırabilecek sonuçlar doğuracağı görüşünü dile getirdi.

    “ÇOCUKLARIN YETİŞKİN GİBİ YARGILANMASI CİDDİ RİSKLER TAŞIYOR”

    Yargı paketinde çocuklara ilişkin düzenlemelerin de yer aldığını hatırlatan Sert, çocukların yetişkinlerle eşit şekilde yargılanmasına ve ağırlaştırılmış müebbet gibi cezaların gündeme getirilmesine tepki gösterdi.

    Bu yaklaşımın çocukların rehabilitasyon imkanlarını ortadan kaldırabileceğini söyleyen Sert, suçla karşı karşıya kalan çocukların yalnızca cezalandırılmak yerine onları bu koşullara iten toplumsal ve ekonomik nedenlerin incelenmesi gerektiğini belirtti.

    Türkiye’de son yıllarda yaşanan ekonomik kriz nedeniyle barınma, beslenme ve sağlık gibi temel ihtiyaçlara erişimin zorlaştığını ifade eden Sert, bu durumdan en çok çocukların etkilendiğini kaydetti.

    Çocukların yetişkinler gibi değerlendirilmesinin uzun vadede çocuk yaşta evlilikler ve çocuk istismarı konusunda da tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini savundu.

    “LGBTİ+ HAKLARINA YÖNELİK MÜDAHALELER KABUL EDİLEMEZ”

    Yargı paketinde LGBTİ+ bireylere yönelik düzenlemelerin de bulunduğunu belirten Sert, bu maddelerin bireylerin beden bütünlüğü ve kimlik haklarına müdahale anlamına geldiğini söyledi.

    Taslakta yer alan “genel ahlak” ve kıyafetlere ilişkin ifadelerin son derece muğlak olduğunu ifade eden Sert, bu düzenlemelerin kötü niyetli uygulamalara kapı aralayabileceğini dile getirdi.

    Sert, söz konusu düzenlemelerin yalnızca LGBTİ+ bireyleri değil, hak savunucularını, avukatları ve sağlık çalışanlarını da hedef haline getirebileceğini belirtti.

    “MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    İktidarın yargı paketiyle kadınların, çocukların ve LGBTİ+ bireylerin yaşam tarzlarına, kimliklerine ve haklarına müdahale etmeyi amaçladığını savunan Sert, bunun temel anayasal haklara aykırı olduğunu söyledi.

    Yargı paketinin yasalaşması halinde dahi mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Sert, “Bu haklar için kimseden izin almayacağız. Düzenlemeler geçse bile kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların hakları için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Cebrail Arslan / Antalya

     

  • PSAKD’li Aksoy: Nafakaya saldırı kadınları şiddete ve yoksulluğa mahkum etme girişimidir-VİDEO

    PSAKD’li Aksoy: Nafakaya saldırı kadınları şiddete ve yoksulluğa mahkum etme girişimidir-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepki gösteren PSAKD Antalya Şube Kadın Sekreteri Hatice Demir Aksoy, nafakanın bir zenginleşme aracı olmadığını belirterek, “Kadının görünmez emeğinden yararlanıp ev işlerini, çocuk ve yaşlı bakımını kadının sırtına yükleyen sistem, boşanmak istediğinde de onu işsiz ve güvencesiz bırakıyor” dedi.

    Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Kadın Sekreteri Hatice Demir Aksoy, söz konusu kararın kadınların ekonomik güvencesini hedef aldığını söyledi. Nafakanın boşanma sonrası yoksulluğa düşen tarafın yaşamını sürdürebilmesi için verilen bir destek olduğunu vurgulayan Aksoy, iktidarın ve ataerkil sistemin kadınları eve kapatmayı amaçladığını ifade etti.

    “ATAERKİL SİSTEM KADINI EVE HAPSETMEK İSTİYOR”

    Nafakanın bir zenginleşme aracı olmadığını belirten Hatice Demir Aksoy, “Evlilik kurumu sona erdiğinde, boşanma gerçekleştiğinde yoksul tarafın geçimini sağlayabilmesi için diğer tarafın ödediği bir miktar ücrettir. Bu bir zenginleşme aracı değil tam tersine geçimini sağlayamayan yoksul tarafa verilen bir destektir” dedi.

    Ataerkil sistemin kadınları eve hapsetmeyi amaçladığını söyleyen Aksoy, “Kadının görünmez emeğinden yararlanıp ev işlerini, çocuk ve yaşlı bakımını kadının sırtına yükleyen sistem, kadın boşanmak istediğinde onu işsiz ve güvencesiz bırakıyor” ifadelerini kullandı.

    “VERİLEN NAFAKA İLE BİR KADININ GEÇİMİNİ SAĞLAMASI MÜMKÜN DEĞİL”

    Mevcut nafaka miktarlarının bir kadının geçimini sağlamaya yetmediğini belirten Aksoy, “Sadece yoksulluğu bir nebze hafifletmeye yarayan bir ödeme olmasına rağmen öyle bir algı yaratıldı ki sanki kadınlar nafakayla zenginleşiyormuş gibi gösteriliyor. Oysa böyle bir durum yok” diye konuştu.

    Kadınların “kutsal annelik” söylemiyle eve kapatıldığını belirten Aksoy, “İyi anne, iyi eş rolü üzerinden kadının evde kalması teşvik edilirken erkeğin dışarıda çalışması normalleştiriliyor. Böylece kadın ücretsiz ev işçisi olarak çalıştırılıyor” dedi.

    “NAFAKAYI ALANLAR ÇOĞUNLUKLA ERKEKLER OLSAYDI KIYAMET KOPARDI”

    Kadınların istihdamdan uzaklaştırıldığını vurgulayan Aksoy, “Kadın eve hapsedildiği için boşanmak istemesin, boşanacak gücü kalmasın isteniyor. Nafakaya yönelik saldırılar da bunun bir parçası” dedi.

    “Eğer nafakayı çoğunlukla erkekler alıyor olsaydı ve bu hak ortadan kaldırılsaydı ortalık kıyamete dönerdi” diyen Aksoy, nafakanın öneminin o zaman daha yüksek sesle savunulacağını ifade etti.

    Boşanma sonrasında ekonomik güvencesi olmayan kadınların büyük bir çıkmazla karşı karşıya kaldığını belirten Aksoy, “Yoksul, eve kapatılmış ve ücretsiz emek veren kadın boşandığında ne yapacak? Hiçbir şey yapamayacak. Bu yüzden de boşanamayacak” dedi.

    “BOŞANMALARIN ÖNÜNÜ KESMEK İSTİYORLAR”

    Nafakanın hedef alınmasının boşanmaların önünü kesmeye yönelik olduğunu savunan Aksoy, çocuklar için verilen iştirak nafakasının da son derece düşük olduğunu belirterek, “Çocuğun bakım yükü çoğunlukla annede kalıyor. Anne hem çocuğuna bakacak hem düzenli bir iş bulmaya çalışacak hem de nafaka alamayacak. Bu durumda ne olacak? Mecburen şiddete katlanmak zorunda bırakılacak” dedi.

    Boşanmaların önemli bir bölümünün ev içi şiddet nedeniyle gerçekleştiğini hatırlatan Aksoy, “Kadınlar şiddetten kurtulmak için boşanıyor. Ancak bugün kadının her türlü şiddete rağmen boşanmasının önüne geçilmeye çalışılıyor” diye konuştu.

    “SÜRESİZ NAFAKA DİYE BİR ŞEY YOK”

    Nafakayla ilgili kamuoyunda yanlış bir algı oluşturulduğunu söyleyen Aksoy, “Kimsenin nafakayla zenginleştiği görülmemiştir. Bunun bir örneği yoktur. Birkaç istisnai örnek üzerinden tüm kadınların hakkı hedef alınıyor. Ayrıca iddia edildiği gibi süresiz nafaka diye bir durum da yoktur” dedi.

    Nafakanın yoksullaşan tarafın yaşamını sürdürebilmesi için verildiğini belirten Aksoy, “Kişi işe girdiğinde, ekonomik olarak güçlendiğinde ya da yeniden evlendiğinde zaten nafaka kesiliyor” ifadelerini kullandı.

    “AMAÇ KADINI EVE BAĞLAMAK”

    Nafakaya yönelik tartışmaların arkasında kadın emeğini denetleme isteğinin bulunduğunu savunan Aksoy, “Ev içindeki bütün yükü kadına vermek istiyorlar. Kadın çocuk bakımını, yaşlı bakımını, ev işlerini ücretsiz yapsın, her türlü şiddete ve baskıya sessiz kalsın, boşanamasın isteniyor. Yapılmak istenen tam olarak budur” dedi.

    “MÜCADELE ETMEKTEN BAŞKA ÇAREMİZ YOK”

    Kadınların kazanılmış haklarını korumak için mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Hatice Demir Aksoy, “Erkek egemen sistemin baskısı sürekli üzerimizde. Bu nedenle kadınlar olarak dayanışmayı büyütmek, ortak mücadele yürütmek ve haklarımızdan vazgeçmemek zorundayız. Çünkü artık sadece yeni haklar kazanma mücadelesi vermiyoruz, mevcut haklarımızı da korumaya çalışıyoruz” diye konuştu.

    Kadınların giderek daha fazla yoksullaştırıldığını ve hak kayıplarına uğradığını ifade eden Aksoy, “Eşit koşullarda yaşayabilmek, hayata tutunabilmek ve haklarımızı koruyabilmek için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Işıl Kurt: Nafaka bir lütuf ve ayrıcalık değildir, nafaka bir haktır!-VİDEO

    Işıl Kurt: Nafaka bir lütuf ve ayrıcalık değildir, nafaka bir haktır!-VİDEO

    PİRHA- Barışa İhtiyacım Var Kadın İnsiyatifi’nden Işıl Kurt, nafaka hakkının siyasi iktidarın kamuoyu yaratmaya çalıştığı gibi bir düzenleme olmadığının altını çizerek, “Anayasa Mahkemesi kararıyla da nafaka hakkımızdan vazgeçecek değiliz. Nafaka bir lütuf değildir, bir ayrıcalık değildir, nafaka bir haktır” şeklinde konuştu.

    Antalya 12. Aile Mahkemesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi kapsamında yoksulluk nafakasının “süresiz olması”na ilişkin düzenlemenin iptali için başvuru yaptığı Anayasa Mahkemesi (AYM), boşanan eşlere verilen yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasına ilişkin düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etti. Kararın gerekçesi daha sonra açıklanacak. İptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe gireceği belirtiliyor.

    AYM’nin verdiği karar kadınlar ve kurumları tarafından tepkiyle karşılandı. AYM’nin yoksulluk nafakasını iptal kararına dair Barışa İhtiyacım Var Kadın İnsiyatifi’nden Işıl Kurt ajansımıza konuştu.

    “NAFAKA SADECE KADINLARA VERİLMİYOR”

    Nafaka meselesinin uzun zamandır, iktidarın gündeminde olduğunu belirten Işıl Kurt, “Yargı kararlarının da gündeminde. Biz çok uzun yıllardır, böyle bir iptal kararı çıkmasa da böyle bir iptal kararına zemin hazırlayacak,  propagandaların yapıldığının farkındaydık. ‘Bir yıl evli kalıyorsun ve yıllarca bir kadına bakıyorsun’, ‘Bu erkekler yoksullaşıyor’ , ‘Erkekler nafakaları ödemediği için hapse giriyor’ şeklinde propaganda yapıldı. Bunlar, İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı kanunun da tartışmaya açılmasına sebep olan belli konulardı. Siyasi iktidar bizim yıllardır tırnaklarımızla kazıyarak kazanmış olduğumuz belli haklarımızı ve bir bütün olarak Medeni Kanunu tartışmaya açmaktan hiçbir şekilde çekinmiyor” dedi.

    “NAFAKA BİR ÇOCUĞUN BESLENME MASRAFINI KARŞILAMIYOR”

    Nafaka hakkının siyasi iktidarın kamuoyu yaratmaya çalıştığı gibi bir düzenleme olmadığının altını çizen Işıl Kurt, şunları belirtti:

    “Örneğin bir kadın yeniden evlendiğinde nafaka zaten kaldırılıyor. Veya bir kadın ilk evlilik bittiği zaman yoksulluğa düştüyse ama sonrasında bir şekilde işe girdiyse veya farklı bir yolla bir gelir elde ettiyse ve artık yoksul değilse yine o nafaka kaldırılıyor.

    Bunun dışında da nafaka miktarları zaten hiçbir şekilde kamuoyunda yansıtıldığı gibi değil. Evet, belli birkaç isim var. Emekçilerin, işçilerin hayatında görmediği gelirleri kazanan belli ünlü isimler var ve onların verdiği nafakalar da gelirleriyle orantılı olarak yüksek miktarlar ama bunlar milyonlarca insanın yaşadığı ülkede birkaç münferit davadan ibaret. Onun dışında Türkiye’de asgari ücret 28.075 TL ve kadınların aldığı nafakalar bırakın onları zengin edip erkekleri yoksullaştırmayı bu kadınların birkaç temel özel ihtiyacı gidermeye veyahut bakımı kendisine kalan bir çocuğun beslenme masrafını, çarşı pazar masrafını dahi gidermeye yeterli nafakalar değiller.”

    “NAFAKA HAKKI SADECE KADINLARA TANINAN BİR HAK DEĞİL”

    Nafaka hakkının sadece kadınlara tanınan bir hak olmadığına dikkat çeken Işıl Kurt, “Nafaka evlilik birliği bittikten sonra yoksul kalan tarafa hükmedilen bir hak. Yoksul taraf lehine hükmedilen bir hak. Ama şöyle bir gerçek var. Evet büyük oranda nafaka kadınlara ödeniyor. Asıl burada tartışılması gereken, neden boşanmalar sonrasında hep kadınlar yoksulluğa düşüyor da böyle bir nafaka düzenlemesine ihtiyaç oldu. Bunu aslında Anayasa Mahkemesi de biliyordu ve gelen dosyaları şimdiye kadar reddetti” diye konuştu.

    “YARGI KARARLARINI ETKİLEYEN SİYASİ ATMOSFER VAR”

    “Peki şimdi ne değişti?” sorusunun cevaplanması gerektiğini vurgulayan Işıl Kurt, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Artık yargı kararlarını etkileyen siyasi atmosfer var. Anayasa Mahkemesi kararını bu 12. yargı paketi düzenlemesinin de ön ayağı gibi düşünebiliriz. Çünkü çok uzun zamandır bir aile arabuluculuğu gündemde biliyorsunuz. Bu aile arabuluculuğu ile birlikte 12. yargı paketinde boşanmaların hızlandırılması konusu gündeme gelecek. Ama biz her zaman bu tarz yargı paketleriyle kadınların kazanılmış haklarının düzenlenemeyeceğini söylüyoruz. Çünkü her ne kadar iktidar ve bakanlıklar veri tutmasa da biz kadınlar olarak veri tutuyoruz ve kadınların verilerine göre kadın cinayetlerinde en çok %60 oranda ve daha fazlasında diyebiliriz ki ya boşanmaya çalıştıkları erkekler tarafından ya da evli oldukları ya da daha önce evli oldukları boşandıkları erkekler tarafından öldürülüyor. Bu demektir ki ortada eşitsiz bir ilişki var. Yani boşanmayı, boşanma hukukunu, aile hukukunu, herhangi bir özel hukuk düzenlemesi gibi bir borçlar hukuku konusuymuş gibi ele almak mümkün değil.

    Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı çok büyük eşitsizlikler var ve kadınların o hanelerde şiddete uğradığı, öldürüldüğü evlerde kendisine şiddet uğrayan erkekle birlikte bir arabulucu masasına oturup gelin anlaşın demek devlet tarafından kadınlara yönelik yapılan tüm bu şiddetin ve baskının aslında devlet tarafından meşrulaştırılması bir yargısal yasal düzene oturtulması demek olacaktır ki biz buna da zaten yıllardır karşıyız.”

    “NAFAKA BİR HAKTIR”

    Yıllardır kadınların bakım yükü üzerinde istihdamdan dışlandığını dile getiren Işıl Kurt, “Esnek ve güvencesiz çalışma koşullarına mahkum ediliyorlar. Dolayısıyla da evlilik birliği sona erince yoksul kalıyorlar. Bu şu demek oluyor. Artık ya ölecekler ya cinayet işlenecek, ya da aç kalacaklar. Ülkedeki yargısal sistem ve devletin bu politikalarıyla kadınları üçünden birisine mahkum ediyor. Dolayısıyla da nasıl İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldıktan sonra Danıştay da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararını hukukuna uygun görmüştü. Bir Anayasa Mahkemesi kararıyla da nafaka hakkımızdan vazgeçecek değiliz. Nafaka bir lütuf değildir, bir ayrıcalık değildir, nafaka bir haktır” şeklinde konuştu.

    Nafaka hakkının Türkiye’ye özgü bir düzenleme olmadığının altını çizen Işıl Kurt, dünyanın her yerinde bnezer düzenlemelerin olduğunu belirtti.

    “MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Kadınların hak kaybına uğramaması adına mücadele edeceklerini vurgulayan Işıl Kurt, “Tabi ki Anayasa Mahkemesi kararı çıktı diye nafaka hakkımızdan vazgeçecek değiliz. Her türlü hukuki ve politik yolu zorlayarak, mücadele ederek nafaka hakkımızı tekrardan kazanmaya ve orada da ayrıca ek düzenlemeler yapmaya uğraşacağız. Çünkü nafaka zaten iptal edilmeden önce de kadınları öyle ölümün pençesinden çekebilen veya o yoksulluktan kurtarabilen bir şey değildir. Bu nedenle mücadelemiz de hem bu iptal kararına karşı hem de mevcut düzenlemeleri iyileştirmeye dönük olacaktır” ifadelerini kullandı.

    Nuray ATMACA/DERSİM

     

     

  • Cafer Koluman: Sivas Madımak Katliamı davasında adil yargılama yapılmadı- VİDEO

    Cafer Koluman: Sivas Madımak Katliamı davasında adil yargılama yapılmadı- VİDEO

    PİRHA- PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, Sivas Madımak Katliamı davasında adil bir yargılama yapılmadığının altını çizerek, “Gerçek anlamda Sivas Katliamı gerçeğiyle hiçbir zaman yüzleşilmedi ve adil bir yargılama yapılmadı. Katliamın hükümlüleri serbest bırakıldı ama hak arayışımız ve mücadelemiz sürecek” dedi.

    1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçının failleri hakkında Anayasa Mahkemesi’nin tahliye kararı verdiği 17 kişinin salıverilmesi başta Alevi camiası olmak üzere toplumun birçok kesiminde tepki uyandırdı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, Sivas Madımak Katliamı hükümlülerinin serbest bırakılmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Sivas Madımak Katliamı’nın sıradan gelişen bir katliam olmadığına vurgu yapan Cafer Koluman; daha önceden planlanmış, tamamen Alevilere yönelik asimilasyon politikasının bir parçası olduğunu belirtti.

    “ADİL BİR YARGILAMA YAPILMADI”

    Koluman, katliamın hukuksal boyutunun iyi bilinmesi gerektiğinin önemli olduğunu ifade ederek, bir avukat olarak hukuki sürece dair şunları hatırlattı:

    “Gerçek anlamda Sivas Katliamı gerçeğiyle hiçbir zaman yüzleşilmedi. Gerçek failler tespit edilip ortaya çıkartılmadı ve adil bir yargılama da yapılmadı. 200’e yakın kişi gözaltına alındı. Daha sonra 100’e yakın kişi hakkında dava açıldı ve dava üç aşamalı olarak gitti. Birinci ana davada 38 kişi, o zaman idam cezası yürürlükteydi, idam cezasıyla mahkum edildi. 2005 yılında Türk Ceza Kanunu’nda yapılmış olan değişiklikle idam cezası kaldırılınca TCK 146. Maddesi konuldu ve idam cezası kaldırıldı, yerine ağırlaşmış müebbet cezası getirildi. Nihayetinde cezaları kesinleşen hükümlüler cezaları infaz aşamasında iken o zaman yürürlükte olan yasa gereği 36 yıl bi fiil yatması lazım.

    İki yıl önce Anayasa Mahkemesi’ne başvuran bir hükümlü avukatı 26 Ocak 2023 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar sonucu, eylem her ne kadar ‘terör eylemi’ olsa bile bu failin terör suçlusu sayılmayacağı konusunda bir ayrıştırmaya gidiyor. Dolayısıyla bu kapsamda değerlendirildiğiniz zaman 36 yıl yatması gereken hükümlünün infaz süresinin 30 yıl olduğu gerekçe göstererek salıveriliyor. Dolayısıyla cezaevinde bulunan diğer hükümlülerin de önü açılmış oldu. 1 buçuk yıl sonra ise 13 kişinin daha tahliyesine karar verildi. Tahliye edilmelerinin sebebi normal koşullarda az önce de ifade ettiğim gibi 36 yıl yatması gerekirken 30 yıl ile sınırlı tutuyorlar ve 13 kişi peyderpey değişik cezaevlerinden tahliye ediliyor. Dört kişinin henüz 30 yılı dolmadığı gerekçesiyle bekletiliyor. Geri kalan dört kişi de 30 yıl dolduktan sonra onlar da tahliye edilecek. Tabii ki üzücü bir durum. İlerleyen aşamada tabii ki adil bir yargılama yapılmadı. Birçok girişimimize rağmen mağdur aile yakınları ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak yapmış olduğumuz bütün hukuksal girişimler maalesef ki sonuçsuz kaldı. Sivas davasının hükümlülerinden kimileri Cumhurbaşkanı affıyla affedilerek salıverildi, kimileri de Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak salıverildi.”

    “KAÇAN SANIKLAR BİLEREK ÜLKEYE GETİRİLMEDİ”

    Bundan sonra artık işletilecek hukuki bir sürecin önünün kapalı olduğunu söyleyen Koluman, “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı bu tahliyeyi içine sindiremezse, hukuki olmadığını düşünmesi halinde, ki böyle bir şey biz beklemiyoruz, gerek görürse Adalet Bakanlığı’na kamunun yararına bozma istemiyle başvuru yapar. Adalet Bakanlığı’nın onaylanması halinde hukuksal süreç tekrardan ‘Olağanüstü Yol’ olarak başlamış olur. Bir diğer yol ise mağdur ailenin yakınları olarak Adalet Bakanlığı’na başvuru yapılır, bu kararın hukuki olmadığı, adil olmadığı gerekçesiyle. Adalet Bakanlığı bu talebi kabul ederse, onaylarsa tekrar kamunun yararına bozma istemli bir yol açılmış olur. Bunun da çok karşılık bulacağımı sanmıyorum. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, Anayasa Mahkemesi’ne yapılmış olan başvurularımız var. Bu süreçler halen devam etmektedir. Yapılan birçok yargılamaların adil yapılmadığının düşüncesindeyiz” dedi.

    Katliamın sorumlularından 3 firari sanığın nerede olduklarının bilinmesine rağmen ülkeye getirilmediğinin altını çizen Koluman, “Bu 3 firari sanığın nerede olduğunu çok iyi biliyoruz. Almanya’da uzun yıllardır kırmızı bültenle aramalara rağmen ve Adalet Bakanlığı’na birçok girişimde bulunmamıza rağmen maalesef bu sanıklar bilerek ve isteyerek getirtilmedi. 14 Eylül 2023 yılında yapılan duruşmada maalesef ki bu 3 firari sanık yönünden de 30 yıllık dava zaman aşımı dolduğu gerekçe gösterilerek her üçü hakkındaki davanın düşürülmesine karar verildi” diye konuştu.

    “HAK ARAYIŞIMIZ HER DAİM SÜRECEK”

    Cafer Koluman, bu katliamın yalnızca Alevileri ilgilendirmediğini, insanlığa karşı işlenmiş suçlarda tüm toplumun etkilendiğini kaydederek, “Demokratik anlamda bizim hak arayışımız her daim devam edecektir. Bu dava sadece Alevilerin davası değil. Önemli olan tüm insanlık davası olduğu konusunda kabullendirmek için toplumu kabullendirmek. Biz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak 2 Mart tarihinde her bir şehidimiz için bir gün nöbet eylemi geliştirdik. Bütün Alevi kurumlarımız şu an için bunu gündemde tutmak adına, tahliye sürecine ilişkin tepki ve direnişimizi dile getirmek adına bir eylem süreci başlatmış bulunmaktayız. Bu 33 gün bittikten sonra Adalet Bakanlığı’nın önünde de bir basın açıklaması yapma planımız var. Tüm kamuoyundan biz duyarlılık beklemekteyiz ve bu davanın sahiplenilmesi konusunda tüm kamuoyunu destek ve dayanışmaya davet ettiğimizi de buradan bir kez daha belirtmek isterim” ifadelerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA- Ferhat GÜRGEN/ DİYARBAKIR

    İLGİLİ HABERLER

    Sivas Madımak Katliamı faillerinden 17 kişi tahliye edildi!

  • Madımak Katliamı hükümlülerinin serbest bırakılmasına sert tepki: Devlet Alevilerle barışmak zorunda!-VİDEO

    Madımak Katliamı hükümlülerinin serbest bırakılmasına sert tepki: Devlet Alevilerle barışmak zorunda!-VİDEO

    PİRHA- Alevi kurumları, Sivas Madımak Katliamı faillerinden 17 kişinin tahliye edilmesine tepki göstererek, “Toplumsal barış katillerin affedilmesinden geçmiyor. Biz hiçbir katliamı unutmadık. Biz bu ülkeye hukuk, adalet, demokrasi, yüzleşmeye gelinceye kadar mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

    Alevi kurumları, Sivas Madımak Katliamı faillerinden 17 kişinin tahliye edilmesine tepki göstererek Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda bulunan anıt mezarda açıklama yaptı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Geçenl Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak Sİvas Madımak Katliamı’nda katledilenlerin yakınları, avukatları ve bir çok demokratik kitle örgütü ile siyasi parti temsilcileri katıldığı açıklam yürüyüşle başladı.

    “ADALET NÖBETİ” TUTACAĞIZ”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Sivas’la ve öncesindeki, sonrasındaki katliamları yapanlarla hesap soracaklarını belirtti. Erçe, yarından (2 Mart) itibaren dernek genel merkezinde “Adalet Nöbeti” tutacaklarını ifade etti.

    Erçe, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Madımak Oteli’nin ne ateşi söndü, ne dumanı durdu. O gün canlarimizi katledenler bugün aramızda dolaşıyorlar. Madımak için adalet herkes için adalet siariyla verdiğimiz mücadele hala devam ediyor. O gün katillerin ellerine çakmak verenler, katilleri savunanlar devletin kademelerinde görev aldılar. Serbest bırakanlar da aynı zihniyettir. Yakanlar da, aklayanlar da, serbest bırakanlar da aynıdır. Biz Sivas ile yüzleşe bilseydik bütün katliamlar ile yüzleşecektik. Yaşadığımız bütün kötülükler Sivas ile yüzleşemediğimiz için yaşandı. Bugün yeniden başlıyoruz. Katliamlarla hesaplanmaktan vazgeçmeyeceğiz. Bu gerici, bu ırkçı, bu faşist anlayış ile mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.”

    “MAĞDUR OLARAK İTİRAZ EDECEĞİZ”

    Madımak Katliamı davası avukatlarından Şenal Sarıhan, adaleti sağlamaya çalıştıklarını vurgulayarak, “32 yıl boyunca çabaladık. Eylemin insanlığa karşı suç olduğu belli olmasına rağmen şimdi hukukun açıklarından yararlanılarak sanıklar serbest toplu olarak bırakıldı. Şartlı salınma yolunu Anayasa Mahkemesi açtı. Bu karara karşıyız. Ağırlaştırılmış müebbet alanların serbest bırakılmayacağı varken, salındılar. Bizim mağdur olarak itiraz edeceğiz. Bir gün adaletin sağlanacağına inanarak mücadele edeceğiz” dedi.

    “HAKİKAT, ADALET ARAYIŞIMIZA DEVAM EDECEĞİZ”

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, insan olarak utanç duydukları günlerden geçtiklerini vurgulayarak, “Bu utanç bu ülkeyi yönetinlerin utancı olmalı. Bizler hakikat, adalet arayışımıza devam edeceğiz” diye konuştu.

    “KATLİAMLARDAN DEVLET HESAP VERMELİDİR”

    AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat da, zaman aşımından katillerin serbest bırakıldığını aktararak, “Hapishanede katillerden kimse kalmayacak. Benzer bir durum Almanya’da yaşanıyor. Katiller ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar. Bizim tek talebimiz katillerin serbest bırakılması değildir, organize eden ve koruyanlardır. Katliamlardan devlet hesap vermelidir. Barışı en çok Aleviler ister. Türkiye’nin barışı, Maraş’tan, Sivas’tan, Çorum’dan, Dersim’den geçer. Devlet Alevilerle barışmak zorunda. Devlet ne kadar oyun oynasa da unutturamaz. Alevilerin anayasal hakları kazanana kadar asla mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.” şeklinde konuştu.

    “YÜZLEŞMEYE GELİNCEYE KADAR MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, toplumsal barışın önemine dikkat çekerek, “Toplumsal barış katillerin affedilmesinden geçmiyor. Biz hiçbir katliamı unutmadık. Biz bu ülkeye hukuk, adalet, demokrasi, yüzleşmeye gelinceye kadar mücadeleye devam edeceğiz” diye belirtti.

    Konuşmaların ardından Muharrem Erkan Dede’nin gülbeng okuması ile açıklama sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Sivas Katliamı davasında tahliyeye tepki: AYM barbarları sokağa saldı!

    Sivas Katliamı davasında tahliyeye tepki: AYM barbarları sokağa saldı!

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Behçet Aysan, Metin Altıok ile Zeynep Altıok ve Nesimi Çimen’in çocukları, katliamın hükümlülerinin tahliye edilmesine tepki göstererek, “Zamanaşımı kararına itirazımızı 12 yıldır gündeme almayan AYM bir katilin başvurusunu hızla gündeme alıp barbarları sokağa salabiliyor” dedi.

    2 Temmuz 1993’te 33 aydın, sanatçı ve yazarı Madımak Otelinde yakara 17 hükümlünün, geçtiğimiz hafta Anayasa Mahkemesi (AYM) kararıyla tahliye edilmesine karşı tepkiler artarak devam ediyor. Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren şair Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok ile halk ozanı Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen, ortak bir açıklama yayımlayarak karara tepki gösterdi.

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Siyasi cinayetlerde ‘cezasızlık’ olgusunun yerine gerçek anlamıyla yargılama sağlanabilseydi ezber ettiğimiz hikâyenin içine gömülmezdik. Her duruşma başka bir skandal yaratmasıyla sınav oldu bize. Yıllardır aranan sanıkların evlerinde, karakola metrelik mesafelerde yaşadığını öğrendik. Ölümü dahi bizden saklanan azılı sanığın, bu katliamın arkasındaki gerçeklerin açığa çıkması için kilit isim olan en karanlık adamın kimlik tespiti için karısından DNA alındığına tanık olduk. İnsanlık suçlarında emsal niteliği de taşıyan Sivas katliamı davası, zamanaşımına uğratıldığından beri AYM’de dosyası bekletilirken, bu ülkenin aydınlarının, sivil toplumun, muhalefet partilerinin bile kanıksamışlığı yüzümüze bir tokat gibi indi. Bunu haykırıyoruz ama sesimiz ıssız kuyularda bile çınlamıyor. Zamanaşımı kararına itirazımızı 12 yıldır gündeme almayan AYM bir katilin başvurusunu hızla gündeme alıp barbarları sokağa salabiliyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hüseyin Karababa Anayasa Mahkemesi’nden şikayetçi oldu: Haklarımız gasp edildi-VİDEO

    Hüseyin Karababa Anayasa Mahkemesi’nden şikayetçi oldu: Haklarımız gasp edildi-VİDEO

    PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Sivas Madımak Davası 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne gittiğini ancak geçen sürede dosyanın ele alınmadığına dikkat çekerek, Anayasa Mahkemesi’nden şikayetçi oldu.

    2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları başvurunun 11 yıl geçmesine rağmen karara bağlanmamasına ilişkin AYM’den şikayetçi oldu.

    “AYM BİZE KARŞI SUÇ İŞLEDİ”

    Kanser tedavisi gördüğünün altını çizen Hüseyin Karababa, “Bu davayı bırakamazdım. Anayasa Mahkemesi’ni ilk defa Türkiye’de mahkemeye veren benim. Gerekçem; 2014 yılında, bireysel başvuru hakları Anayasa Mahkemesi’ne verildiği gün biz içeriye dosyamızı verdik. Sivas Madımak Davası 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne gitmiş, yıl 2025 olmuş yani 11 yıllık bir sürede dosya ele alınmamış durumda. Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarına baktığımız zaman der ki; ‘dosya bize geldiği anda bir gün içerisinde karara bağlayabiliriz, 8 yıl 25 gün içerisinde de karara bağlayabiliriz’. 11 yıldır bekliyor bizim davamız. Bu süreç içerisinde başta anam 3 ay oldu Hakk’a yürüdü, Asuman’ın annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü, İnci Türk’ün babası Mehmet Türk Hakk’a yürüdü, Sait Metin’in babası Mehmet Metin Hakk’a yürüdü. Bu insanların hakları gasp edildi, mahkemelerin sonucunu göremediler. 3 yıllık bir hak gaspı var. Bu Anayasa Mahkemesi’nin bize karşı işlemiş olduğu bir suçtur” dedi.

    “BİZ DAVAYI LAHEY’E GÖTÜRECEĞİZ”

    Uluslararası Ceza Mahkemelerine gitmelerinin de önünün açılmış olduğunu belirten Karababa, hiç kimseden destek göremediğini aktararak şunları söyledi:

    “Bana karşı suç işlemiş durumda. Biz davayı LAHEY’e götüreceğiz. Hollanda’da olan bu Uluslararası Ceza Mahkemesi insanlığa karşı suçlar ve soykırıma bakan bir mahkeme.  Bu davada bir de Hollandalı bir kadın katledildi, Carina Cuanna Thuijs . Dolayısıyla Hollanda’nın vatandaşının katledildiği bir davayı biz dosya olarak Hollanda’nın başkentine götürmüş oluyoruz. Onları da birinci dereceden ilgilendiren bir dava söz konusu. Çünkü vatandaşlarına 32 yıldan beri sahip çıkmadılar. Madımak Oteli’nin olduğu yerde aldılar cesedini ama dönüp de bunu kim öldürmüş, niye öldürmüş diye bakmadılar, avukat görevlendirmeler. Hollanda Kralı Alexander bu anlamda büyük bir suç işlemiş olduğu vatandaşına sahip çıkmayarak.

    İnatla Hollanda’yı bu işe dahil etmek için mücadele vermekteyim, bu mücadelede hiç kimse tarafından herhangi bir destek görmüyorum. Ne Alevi örgütleri, ne kurumları, ne kuruluşları, ne Hollanda’daki Alevi Federasyonu, ne Avrupa’daki Alevi Federasyonu destek verdiler. Hukuken yüzde yüz haklı olduğum bir dava üzerinden yol götürüyorum.”

     “ANKARA BAROSU’NUN DA DESTEK VERECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”

    30 yıl sonra Ankara Barosu’nun da bu davaya müdahil olduğunu belirterek, “Dolayısıyla LAHEY’e giderken evrakların çalışması noktasında Ankara Barosu’ndan destek talebinde olacak bu günlerde. Bu davayı Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne beraber götüreceğimizi, onlardan destek alacağımı, onların da davaya müdahil olduğu için destek vereceklerini düşünüyorum. En azından mahkemeye nasıl başvuracağım noktasında bana yardımcı olacaklarına inanıyorum” diye konuştu.

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • Dersim Barosu: Kayyım uygulamasının anayasal temeli bulunmamakta

    Dersim Barosu: Kayyım uygulamasının anayasal temeli bulunmamakta

    PİRHA- Dersim Barosu, belediyelere atanan kayyımlar konusunda açıklama yaparak, Belediye Kanunu’na 2016 yılında eklenen düzenlemenin değiştirilmesi gerektiğini vurguladı. Yapılan açıklamada “İçişleri Bakanlığı, verdiği karardan derhal vazgeçerek belediye başkanlarımız Cevdet Konak’ı ve Mustafa Sarıgül’ü görevine iade etmeli” denildi.

    Kayyım uygulamalarına hukuk örgütlerinden de tepkiler yükseliyor. Dersim ve Ovacık Belediyelerine atanan kayyımlar ardından Dersim Barosu da tepkisini dile getirdi. Konuya ilişkin yazılı açıklama paylaşan Dersim Barosu, “seçme ve seçilme hakkına aykırı” gördüğü kayyım kararını kınadı.

    “HUKUKA AYKIRI MÜDAHALE”

    Dersim Barosu, kayyım politikalarıyla “takdir yetkisinin” ortadan kaldırıldığının altını çizdi. Açıklamada, Belediye Kanunu’na 2016 yılında eklenen maddenin değiştirilmesi gerektiği vurgulanarak şöyle devam edildi:

    “31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimleri sonrasında başlatılan kayyım uygulaması, Dersim Belediye Başkanı Cevdet Konak’ın ve Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün görevden alınmalarıyla Anayasa’ya, seçme ve seçilme hakkına, demokratik toplumun gereklerine aykırı ve ölçüsüz müdahaleye dönüşmüş ve ağırlığını giderek artıran bir düzeye ulaşmıştır.

    Söz konusu kayyım uygulamasının dayanağı olarak sunulan Anayasa’nın 127. maddesinin dördüncü fıkrasının son cümlesi ‘görevle ilgili bir suç sebebi ile’ İçişleri Bakanı kararıyla geçici görevden uzaklaştırmayı düzenlemektedir. Nitekim 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47. maddesinde de paralel bir düzenleme yer almaktadır.

    Ne var ki, Belediye Kanunu’na ilk olarak darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl döneminde 674 sayılı KHK ile eklenen, ardından 6758 sayılı Kanun’la yasalaşan 45. maddenin ikinci maddesinde yer alan ‘…terör veya terör örgütlerine yardım ve yataklık suçları sebebiyle görevden uzaklaştırılması’ hallerinde İçişleri Bakanlığı tarafından belediye başkanı görevlendirilebileceği düzenlemesinin anayasal temeli bulunmamaktadır.

    Anayasa Mahkemesi merkezî yönetimin vesayet yetkisini 127. maddenin beşinci fıkrasının sınırladığı durumların dışına çıkarmanın yerel yönetim ve yerinden yönetim ilkelerini yadsımak anlamına geldiğini, görevden uzaklaştırılan kişilerin yerine merkezî yönetimin siyasal kimlikli organları tarafından atama yapılmasının Anayasa’ya aykırı olduğunu belirtmektedir. Atama yetkisinin merkezî yönetimin siyasal kimlikli organlarına verilmiş olması, salt bu hedefi sağlamaya yönelik soruşturma ve kovuşturma açtırma ve bu nedenlerle görevden uzaklaştırma olanağı her zaman bulunduğundan ‘geçici’ atama, ‘sürekli’ atamaya da dönüşerek, hukuka aykırı bir müdahale oluşturmaktadır (AYM, E.1987/22, K.1988/19, 13/06/1988).

    Nitekim, görevden alınan başkan yerine görevlendirilecek kişi için kanun yalnızca belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması koşulunu düzenlemiş olmasına rağmen, son kayyım atamalarında, herhangi bir belediye meclisi üyesinin değil valilerin ve kaymakamların atanması, takdir yetkisinin, seçmenin iradesi gözetilmeden kullanıldığının açık bir göstergesidir.

    İçişleri Bakanlığı verdiği karardan derhal vazgeçerek belediye başkanlarımız Cevdet Konak’ı ve Mustafa Sarıgül’ü görevine iade etmeli; Belediye Kanunu’na 2016 yılında eklenen düzenleme değiştirilmeli, seçme ve seçilme hakkına müdahale anlamına gelecek tek bir uygulama daha gerçekleştirilmemelidir.”

    PİRHA/DERSİM

  • Hüseyin Karababa’dan, Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusu!

    Hüseyin Karababa’dan, Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusu!

    PİRHA – Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, talep ve bilgisi dışında Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusu yapılması sebebiyle Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusunda bulundu. Karababa, ifadesinde “Anayasa Mahkemesinin başvuruyu kabul ederek tazminat ödenmesine karar vermesi halinde AİHM başvuru hakkım da tamamen ortadan kalkacaktır” dedi.

    2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Avukat Necati Yılmaz ile Şenal Sarıhan hakkında Ankara Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

    “Görevi kötüye kullanma” iddiasıyla suç duyurusunda bulunan Hüseyin Karababa, kardeşinin katledilmesi üzerine açılan ceza soruşturması ve devamındaki davayı takip etmek üzere Necati Yılmaz’a vekalet verdiğini vurguladı. Ağabey Karababa, Av. Yılmaz’ın, bir süre sonrasında davayı Av. Sarıhan’a ilettiğini belirtti. Avukat Şenal Sarıhan’ın ise dava kapsamında tazminat başvurusunda bulunduğunu söyleyen Karababa, bu sebeple rahatsızlık duyduğunu ifade etti. Hüseyin Karababa, aile bireylerinden Deniz Karababa’nın da aynı gerekçelerle suç duyurusunda bulunacağının altını çizdi.

    “ONAYIM DIŞINDA VEKALETNAME VERİLDİ”

    Hüseyin Karababa, şikayet nedeni olarak şu ifadelere yer verdi:

    “Necati Yılmaz, davayı bizzat takip etmediği gibi Ankara 16. Noterliğinin 14 Şubat 1994 tarih 06859 sayılı vekaletname ile 2. Şüpheli Şenal Sarıhan ve bir dizi başka avukata bana vekalet etmesi için bilgi ve onayım dışında vekaletname vermiştir. 1. şüpheli Necati Yılmaz 2018 yılında avukatlık mesleğini bırakmış noter olarak çalışmaya başlamış Böylece aslında vekillik görevi ve tarafımızın vekili olma hasebiyle verdiği vekaletnamede sona ermiştir.

    Hal böyleyken basında Anayasa Mahkemesine tarafımın da adı geçer şekilde tazminat başvurusu yapıldığına ve dosyanın ele alınacağına dair haberler yer alınca şaşkınlık yaşadım. Haberlerin çıkmasının hemen devamında 16.07.2024 tarihinde Anayasa Mahkemesine dilekçe ile başvurarak varsa adıma açılmış dosya veya dosyaların bilgilerinin ve belgelerinin birer örneğinin verilmesini talep ettim.

    Anayasa Mahkemesi tarafından bana verilen belgelerden adıma yapılmış 2014 / 1374 sayılı 12.08.2014 tarihli ve 2019/14527 sayılı 08 05 2019 tarihli 2 tazminat başvurusunun 2. şüpheli Şenal Sarıhan tarafından vekil sıfatıyla yapıldığını büyük bir şok ve şaşkınlıkla öğrendim. 2. şüpheli Şenal Sarıhan’a hiçbir zaman vekaletname vermediğim; dava ve Anayasa Mahkemesine başvuru için talimat vermediğim; hatta bu konularda kendisiyle hiçbir bilgilendirme ve iletişim içinde olmadığım için konuyu araştırdığımda; şüpheli Sarıhan’ın bilgim dışında birinci şüpheli Necati Yılmaz’dan adıma verilen vekaletname ile bu işlemleri yürüttüğünü Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusunda bulunduğunu öğrendim.

    Şüpheli Şenal Sarıhan’ın şüpheli Necati’nin verdiği vekaletnameye dayanarak yaptığı 2019 tarihli başvuru sırasında şüpheli Necati’nin artık avukatlık mesleğinin bırakmış olduğunu dolayısıyla bu vekaletnameye dayanarak işlem yapamayacağını belirtmeyi zorunlu görüyorum. Diğer yandan bu kadar önemli bir işlem olan Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusunda talimatım olmaması tarafımın hiçbir bilgisinin olmaması Ayrıca suç teşkil etmektedir.

    Tarafımca Anayasa Mahkemesine başvuru yapılsaydı dahi tazminat talebi değil; zamanaşımı kararı ile sonuçlandırılan dosyaya suçun ‘insanlığa karşı işlenmiş suç olduğunun tespiti ve zamanaşımı kararının usul ve yasaya aykırı olduğunun tespiti’ dolayısıyla sanıklar hakkında ceza tayini talebiyle başvuru yapmayı düşüneceğimi de beyan ediyorum. Hal böyleyken talep ve bilgim dışında tazminat başvurusu yapılması hatta talep edilen tazminat miktarının dahi -ki talep edilen miktar ülkemiz ekonomik koşullarında çok komik bir miktardır- 2. şüpheli tarafından tek başına onay ve bilgimiz olmadan belirlenip talep edilmesi suç oluşturmaktadır.

    Anayasa Mahkemesinin başvuruyu kabul ederek tazminat ödenmesine karar vermesi halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvuru hakkım da tamamen ortadan kalkacak; büyük bir katliam davası böylelikle görevini kötüye kullanıp suç işleyen avukat şüpheliler eliyle kapatılmış olacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ayten Öztürk için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapıldı

    Ayten Öztürk için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapıldı

    PİRHA-Ayten Öztürk’ün avukatları, bir itirafçının beyanıyla verilen 2 tane ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının Yargıtay tarafından onanması üzerine Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yaptı. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği konusunda başvuru yaptıklarını söyleyen Avukat Naim Eminoğlu, “İtirafçının beyanı dışında hiç bir somut delil yok. Eğer Anayasa Mahkemesi’nden hak ihlali kararı çıkarsa mahkemeye başvurarak yeniden yargılama, infazı durdurma ve tahliye edilmesi yönünde mahkemeye dilekçe vereceğiz” dedi.

    Ayten Öztürk, 8 Mart 2018’de Lübnan’da Beyrut Refik Hariri Havalimanı’nda gözaltına alındı ve özel bir uçakla Türkiye’ye getirildi. Öztürk, 6 ay boyunca kayıptı. Bu süre zarfında hiç kimsenin bilmediği bir yerde falaka, cinsel taciz, elektrik, tabut, askı gibi türlü işkencelere maruz kaldı.

    Ayten Öztürk hakkında, bir çocuk istismarcısının linç edilmesini kaldırımdan izlediği iddiasıyla verilen 2 tane ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından onandı.

    Ayten Öztürk’ün avukatları, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin verdiği kararın adil yargılanma hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle bozulması için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yaptı.

    Ayten Öztürk’ün avukatı Naim Eminoğlu, Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları başvuruya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLAL EDİLDİĞİ NOKTASINDA BAŞVURU YAPTIK”

    Ayten Öztürk davasında bütün dosyanın bozulmasına ilişkin bir başvuru yaptıklarını söyleyen Naim Eminoğlu, “Genel anlamda yargılama süreci boyunca adil yargılanma hakkının ihlal edildiği noktasında başvuru yaptık. Yargılama zaten itirafçı tanığın linç eylemini kaldırımdan izliyordu beyanı üzerinden yürütüldü ve gizli tanığın beyanı üzerinden de Ayten Öztürk hakkında hüküm verildi ve iki tane ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi” dedi.

    Anayasa Mahkemesi’ne iki hususta başvuru yaptıklarını aktaran Eminoğlu, “Birincisi; itirafçı tanığı Ayten Öztürk ve biz avukatlar olarak hiçbir zaman sorgulayamadık. O yüzden biz tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği noktasında bir başvuru yaptık. Eğer biz o kişiyi sorgulayabilseydik belki başka bir ifade verecekti ya da biz o kişinin beyanlarını çürütebilecektik ama yargılama boyunca bu imkân bize hiç tanınmadı. O yüzden burada bir hak ihlali olduğu noktasında bir başvurumuz oldu Anayasa Mahkemesi’ne.
    İkincisi ise; doğal hakim ve doğal yargı ilkesinin ihlal edildiğine dair bir başvurumuz oldu. Mahkemenin son duruşmasında Ayten Öztürk hem tahliye edilmişti hem de ceza verilmişti. O duruşmada biz Ayten Öztürk’ün avukatları olarak hakimi reddetmiştik çünkü tarafsız bir hakim olmadığı gerekçesiyle başvuru yapmıştık” diye belirtti.

    “İTİRAFÇI TANIĞIN BEYANI DIŞINDA HİÇBİR SOMUT DELİL YOK”

    İtirafçı tanığın beyanları dışında dosyadaki delillerin hiçbir somut gerekçeye dayanmadığını belirten Eminoğlu, şunları dile getirdi:

    “Yargıtay’ın dosyada olmayan konular üzerinden yargılama yaptığını ve İstinaf Mahkemesi’nin inceleme yapmadığını da belirttik. Eğer Anayasa Mahkemesi’nden hak ihlali kararı çıkarsa mahkemeye başvurarak yeniden yargılama, infazı durdurma ve tahliye edilmesi yönünde mahkemeye dilekçe vereceğiz. Eğer Anayasa Mahkemesi’nde ret kararı gelirse bu durumda da artık tek başvuru seçeneğimiz kalan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceğiz.”

    Cihan BERK/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Ayten Öztürk’e verilen ceza Yargıtay tarafından onandı
    -Av. Doğa İncesu: Ayten Öztürk’e siyasi amaçlar güdülerek ceza verildi
    -Öztürk’ten kamuoyuna çağrı: Soyut iddialarla müebbet hapis verildi; adaletsizliğe karşı ses olun!
    -Ayten Öztürk’e verilen hapis cezasının kaldırılması için imza kampanyası düzenlendi

  • Hayvanseverler, yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi önünde nöbette -VİDEO

    Hayvanseverler, yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi önünde nöbette -VİDEO

    PİRHA- Hayvanseverler, “Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açılan dava nedeniyle Anayasa Mahkemesi (AYM) önünde nöbete başladı. Hayvanseverler hayvan katliamına neden olan yasanın iptalini istiyor.  

    Sokaktayım Yanındayım İnisiyatifi ve Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi sokak hayvanları düzenlemesinin görüşülmesi sebebiyle Anayasa Mahkemesi önünden bir araya geldi.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), AKP hükümetinin çıkardığı “Hayvanları Koruma Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle açılan davada ilk incelemesini yapacak.

    Hayvan hakları savunucuları, hayvan katliamının durdurulması için Anayasa Mahkemesi önünde yasanın iptalini talep ediyor.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Can Atalay’ın avukatları tahliye başvurusunda bulundu

    Can Atalay’ın avukatları tahliye başvurusunda bulundu

    PİRHA- AYM, Gezi direnişi tutuklusu TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin yok hükmünde olduğunu bildirdi. Resmi Gazete’de yayımlanan karar sonrası Atalay’ın tahliyesi için avukatlar başvuruda bulundu.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın avukatları, AYM’nin bugün Resmi Gazete’de yayımlanan kararının ardından mahkemeye tahliye başvurusunda bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    Anayasa Mahkemesi: Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi kararı yok hükmündedir
    CHP’den Can Atalay çağrısı: Hukuksuzluğa son verilsin, tahliye edilmesi şarttır

  • Anayasa Mahkemesi: Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi kararı yok hükmündedir

    Anayasa Mahkemesi: Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi kararı yok hükmündedir

    Anayasa Mahkemesi, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinin “yok hükmünde” olduğuna karar verdi.

    Anayasa Mahkemesi, TİP Milletvekili Atalay’ın Meclis Genel Kurulu’nda Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin ceza onama kararının okunarak milletvekilliğinin düşürülmesinin yok hükmünde olduğuna karar verdi.

    Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine karşı yapılan başvuruyu değerlendiren Anayasa Mahkemesi, oy çokluğuyla Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşmesinin yok hükmünde olduğuna karar verdi.

    Anayasa Mahkemesi’nin Resmi Gazete’de yayınlanan kararında şu ifadelere yer verildi:

    “TBMM’nin Genel Kurulu’nun 31.07.2024 tarihli 53. Birleşiminde Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 03.01.2024 tarihli ve E.2023/12611, Değişik İş. 2024/1 sayılı kararının ekte gönderildiğine dair anılan Daire Başkanlığı yazısının okunması suretiyle Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşmesinin yok hükmünde olduğunun tespitine ve Anayasa’nın 85. maddesi uyarınca iptaline karar verilmesi talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, Kadir Özkaya, İrfan Fidan, Muhterem İnce ve Yılmaz Akçil’in karşı oyları ve oy çokluğuyla 22/2/2024 tarihinde karar verildi.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Karababa ailesinden AYM’ye başvuru: Adımıza tazminat davası açanlar hesap vermeli-VİDEO

    Karababa ailesinden AYM’ye başvuru: Adımıza tazminat davası açanlar hesap vermeli-VİDEO

    PİRHA- Madımak Oteli’nde katledilen Gülsün Karababa’nın ailesi, Anayasa Mahkemesi’ne yeni bir dilekçeyle başvuru yaptı. Konuya ilişkin basın açıklamasında “Biz bu davadan en ufak bir çıkar beklemeyiz, bekleyene de yakıştırmayız. Bunun için bizim adımıza tazminat davası açan herkes, bunun hesabını vermek zorundadır” denildi.

    2 Temmuz’da Sivas Madımak Oteli’nde katledilen Gülsün Karababa’nın kardeşleri Hüseyin Karababa ve Deniz Karababa, Anayasa Mahkemesi’ne dilekçe vererek davanın avukatlarından Şenal Sarıhan hakkında davacı olacaklarını belirtti.

    “AVUKAT ŞENAL SARIHAN’DA BİZİM HERHANGİ BİR VEKALETİMİZ YOK”

    Dilekçenin Anayasa Mahkemesi’ne verilmesinin ardından yapılan basın açıklamasında konuşan Hüseyin Karababa, “Bugün burada olmamızın sebebi, 2014 yılında Madımak Davası ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne bir başvuru yapılmıştı. Bu başvuruyu yapan şahıs Avukat Şenal Sarıhan. Avukat Şenal Sarıhan’da bizim herhangi bir vekaletimiz yok. Başvuruda bizim adımıza para talebinde bulunmuş. Hatta 118 kişi hakkında başvuruda bulunmuş. Bizim böyle bir vekaletimiz, bir para talebimiz yoktur, olamaz çünkü davamız politik bir davadır, siyasi bir davadır. Bu davanın para ile kapatılacak bir durumu söz konusu değildir. Başvurumuzu yaptık, avukat ile ilgili ve Anayasa Mahkemesi’nin bize cevap vermesi gereken soruları sorduk. Ardından Avukat Şenal Sarıhan hakkında ayrıca bir dava açacağız. Yaklaşık 30 yıldan beri Şenal Sarıhan bu davayı manipüle eden, Cumhuriyet’e karşı bir saldırıymış gibi göstermeye çalışan, çocuklarımıza da kendi kafasına göre fiyat belirleyen biridir. Ayrıca Arif Sağ gibi, Mazlum Çimen gibi, Murtaza Demir, Ali Balkız gibi kişileri de mağdur göstererek onlara da tazminat talebinde bulunulmuş. Bilmiyorum haberleri var mıdır? Sarıhan’ın yapmak istediği; biz davayı para ile satmış olacağız, toplumda ayak altına düşeceğiz. Haksız, hukuksuz bir işlem söz konusu” dedi.

    “BU DAVADA SADECE ONUR MÜCADELESİ VERİYORUZ”

    Ardından Deniz Karababa söz alarak, “Biz bugüne kadar kimseye vekalet vermedik. Biz bu davada sadece onur mücadelesi veriyoruz. Biz bu davadan en ufak bir çıkar beklemeyiz, bekleyene de yakıştırmayız. Bunun için bizim adımıza tazminat davası açan herkes bunun hesabını vermek zorundadır. Bu davadan en ufak para talep eden kişiler, kendilerini belli etmek zorundadır. Çünkü bu şaibe, hepimizin adına kalıyor. Bu bizim ailemize yakışacak bir durum değildir” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DEKİ EN BÜYÜK KATLİAM DAVALARINDAN BİRİDİR”

    Ailenin avukatı Çoşkun Özgür Piroğlu ise şunları söyledi:

    “Müvekkilimin iddiaları çok büyük iddialar. Bu konu ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nin ve Şenal Sarıhan’ın en kısa sürede açıklama yapması gerekiyor. Toplumun bilgilendirilmesi gerekiyor. Bu konunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Bu Alevilerin vicdan davasıdır. Türkiye’deki en büyük katliam davalarından biridir. Bizim için aynı zamanda bir Alevi Soykırımı davasıdır. Soykırım suçlarında zaman aşımı olmaz, insanlığa karşı suçlarda da zaman aşımı olmaz. Bizim mücadelemiz katillerin hesap vermesi mücadelesidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Darpçı polisler Milletvekili Koçyiğit’e 100 bin TL manevi tazminat ödeyecek

    Darpçı polisler Milletvekili Koçyiğit’e 100 bin TL manevi tazminat ödeyecek

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülüstan Kılıç Koçyiğit’i darp eden polislerin “kötü muamele yasağını ihlal ettiği”ni belirten AYM, 100 bin TL tazminat ödenmesine hükmetti.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’i darp eden polislerin “kötü muamele yasağını ihlal” ettiklerine hükmetti.

    İçişleri Bakanlığı kararıyla 2019’da Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye eş başkanlarının görevden alınmasına karşı 20 Ağustos 2019’da yapılan basın açıklamasında Koçyiğit’in Halkların Demokratik Partisi (HDP) binasından çıkışı engellenmiş ve polis saldırısında yaralanarak hastaneye kaldırılmıştı. Koçyiğit hakkında düzenlenen adli muayene raporunda oksipital (boyun arka kısmı, ensenin üzeri) bölgesinde şişlik, sırtında ise ekimoz ve şişlikler tarif edildi.

    Bunun üzerine Koçyiğit, “İlgili kamu görevlileri hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”, “işkence”, “görevi kötüye kullanma” ve “yaralama” suçlarından soruşturma başlatılması için 6 Aralık 2019’da Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ancak savcılık kovuşturmaya yer olmadığına karar vermişti. Koçyiğit bu karara itiraz etmiş, Diyarbakır 3’üncü Sulh Ceza Hakimliği de Koçyiğit’in itirazını reddetmişti.

    TAZMİNAT ÖDENECEK

    Koçyiğit, HDP il binasından çıkışının engellenmesi nedeniyle “kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali”, “kolluk görevlilerince fiziksel şiddet uygulanması” ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle AYM’ye bireysel başvuruda bulundu. Başvuruyu karara bağlayan yüksek mahkeme, “kötü muamele yasağının ihlal edildiğine dair iddianın kabul edilebilir olduğuna, Anayasa’nın 17’inci maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine ve Koçyiğit’e 100 bin TL manevi tazminat ödemesine” hükmetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP’nin AYM’ye taşıdığı Cemevi Başkanlığı dosyasına ABF de müdahil olacak!-VİDEO

    CHP’nin AYM’ye taşıdığı Cemevi Başkanlığı dosyasına ABF de müdahil olacak!-VİDEO

    PİRHA – Cumhuriyet Halk Partisi’nin, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluşuna karşı AYM’ye yaptığı itiraza ABF de müdahil olacak. Konuya ilişkin açıklama yapan ABF Başkanı Mustafa Aslan, Kültür Bakanlığı bünyesindeki başkanlığın neden istenmediğine dair detaylı bir rapor hazırlayıp, sürece müdahil olacaklarını söyledi.

    27. Dönem CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Özden Kaboğlu, cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayan yasaya karşı rapor hazırlayıp partisi adına Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) sunmuştu. 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ise yaklaşık 1,5 yıl önce yapılan bu itirazı hatırlatarak, Alevi kurumlarının, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluşuna dair kararnameyle ilgili AYM’ye vermeleri gereken raporu hala hazırlamadığını CAN TV’de gündeme getirdi.

    Konuyla ilgili açıklama ise Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan’dan geldi. PİRHA’ya konuşan Aslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, “Asimilasyon görevini yerine getirmek için türlü oyunlar sergilediğini” vurguladı. Aslan, “Söz konusu kurumun, Aleviler için faydalı bir kurum olamayacağını söylüyorduk, maalesef haklı çıktık. Bu kurum, bir buçuk yıldır Alevi toplumunun gerçek taleplerini sulandırarak bir faaliyet yürütüyor” diye belirtti.

    “BAŞKANLIĞA KARŞI MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    ABF Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, ibadethanelerin elektrik ve su giderlerini karşılayacağı yönündeki paylaşılan bilgiyi hatırlatarak, bu yönlü hizmetin halen verilmediğinin altını çizdi. Aslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı mücadelelerinin devam edeceğini belirterek şöyle devam etti:

    “Hükümet, bugüne kadar cemevlerinin elektrik ödemeleri ile ilgili bir bocalamayla karşı karşıya. Bu işi de sulandırmaya başladılar. Geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayınlanan genelgede cemevlerinin aydınlanma giderleri ile ilgili ikiyüzlülükleri de ortaya çıktı. Siz, cemevinin ibadethane olmadığını söylüyorsunuz ve kabul etmiyorsunuz. Cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayıp bir başkanlık kuracaksınız, sonra da ‘cemevlerinin aydınlatma giderlerini karşılayacağız’ derken kimi yerler belirleyip ‘gasilhane, morg ve ibadetin yapıldığı alan’ diyeceksiniz. İşte bu, AKP iktidarının, Alevi toplumunun anayasal taleplerini nasıl sulandırdığının göstergesidir. Cemevi bir ibadethane değilse eğer, neden ödeyeceğinizi iddia ettiğiniz giderler ile ilgili ‘ibadetin yapıldığı alan’ diyorsunuz? Bu durum ikiyüzlülüklerini gösteriyor. Biz anayasal anlamda güvence istiyoruz. Bir Alevi vatandaşa ya da inanca hakaret edildiğinde kin ve nefret suçları kapsamında değerlendirilmesini istiyoruz.

    Bu kadar ikiyüzlülük, bu kadar samimiyetten uzak bir davranış, aslında Alevilerin sorununu çözmeye değil, Alevilerin sorununu daha karmaşık hale getiren, vaatlerle dönüştürüp değiştirmeye çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Şimdi ‘Alevi Ansiklopedisi’ yazıyorlar ancak hazırlayanların kadrosuna baktığınızda şunu sormak lazım; bu kadronun içinde kaç Alevi akademisyen var? Alevileri değiştirip, dönüştürüp, teslim alma projesinin kanıtıdır bu. Bu, ‘Alevileri Sünnileştirelim’ projesidir. Böyle bir başkanlığı tanımıyoruz. Bizim muhatabımız devleti temsil eden hükümettir. Bu başkanlığa karşı mücadele vermeye de devam edeceğiz.”

    “EKSİK BIRAKTIKLARIMIZI TAMAMLAYACAĞIZ”

    Mustafa Aslan, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan itiraza da değindi. Konuya ilişkin siyasetçi Ali Kenanoğlu’nun eleştirilerine de cevap veren Aslan, ABF’nin de bir rapor hazırlayıp davaya müdahil olacağını belirtti. Aslan şöyle devam etti:

    “Bizim bu konuda eksikliğimiz olarak şu husus gösterilebilir; Cumhuriyet Halk Partisi bu konuyu Anayasa Mahkemesi’ne götürdükten sonra; daha önceden Türkiye’de örnekleri de var; CHP, Eğitim Sen’li öğretmenlerin hakları ile ilgili AYM’ye bir başvuru yapmıştı, Eğitim Sen başta olmak üzere diğer eğitim sendikaları da davaya müdahil olmakla ilgili başvuruda bulunmuşlardı. Bu konuda bizim bir eksiğimiz oldu. Henüz bu konuya dair bir başvuruda bulunamadık. Kurumlar sanki konuyu takip etmiyormuş, ilgisiz bir durum var gibi algı var. Ama bu algı doğru değil. Biz zaten durumu takip ediyoruz. Bugün de Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu konudan sorumlu genel başkan yardımcıları ile görüşmem olacak. AYM süreci ne durumda, buna dair bizim müdahillik konusunda yine CHP’nin başvurusu üzerinden müdahil olabilir miyiz bütün bunları görüşeceğiz. Sayın İbrahim Kaboğlu’nun bu konudaki emeği göz ardı edilemez. Bizim ise hukukçularımızla eksik bıraktığımız, bu anayasaya aykırılıkla ilgili, Alevi inancına bu başkanlığın zararı, etkisi, neden istemediğimize dair bir detaylı rapora evet ihtiyacımız var. CHP’li yetkililerle yapacağım görüşmeden sonra Sayın Ali Kenanoğlu ile bilgi alışverişi yapacağız. Sonrasında hukukçu arkadaşlarımıza görev vereceğiz ve eksik bıraktıklarımızı tamamlayacağız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Alevi kurumları, Cemevi Başkanlığı ile ilgili AYM’ye vermesi gereken raporu hala hazırlamadı’-VİDEO

    ‘Alevi kurumları, Cemevi Başkanlığı ile ilgili AYM’ye vermesi gereken raporu hala hazırlamadı’-VİDEO

    PİRHA- 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi kurumlarının Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili kararname için Anayasa Mahkemesi’ne vermesi gereken raporu halen hazırlamadığının söyledi. Kenanoğlu, “Alevi kurumları görevini yerine getirsin ve bu davanın takipçisi olsun. Eğer Alevi kurumları bu davayı takip etmezse sahipsiz bir dava olarak kalacak” dedi.

    Anayasa Hukuku Profesörü İbrahim Özden Kaboğlu, cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayan yasaya karşı rapor hazırlayıp anayasa Mahkemesi’ne sunmuştu. Kaboğlu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasındaki kararın birçok yanlışı barındırdığını belirtmişti.

    27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi kurumlarının Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluşuna dair  kararnameyle ilgili Anayasa Mahkemesi’ne vermeleri gereken raporu hala vermediğini açıkladı.

    CAN TV’de yayınlanan Veli Haydar Güleç‘in sunduğu Candan Bakış programına katılan Kenanoğlu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili yönetmelik çıktığında 27. Dönem CHP İstanbul Milletvekili/Anayasa Profesörü İbrahim Kabaoğlu’nu aradığını belirterek, şu bilgileri paylaştı:

    “O zaman CHP, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili kararname için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapmıştı. Biz HDP olarak Anayasa Mahkemesi’ne götürememiştik milletvekili sayımızdan dolayı. Devletin çıkardığı yasalar, yönetmelikler ve kanunlarla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne başvuru hakkı ana muhalefet partisine aitti. CHP o zaman Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili kararnameyi ve o dönem meclisten geçen yasaların hepsini Anayasa Mahkemesi’ne götürdü ve dilekçeyi de İbrahim Kaboğlu yazmıştı. İbrahim Kaboğlu’na Anayasa Mahkemesi’ndeki süreç ne durumda, biz nasıl takip edebiliriz diye fikir almak istedim. İbrahim Kaboğlu bana katılımcı hukuk diye bir kavram var. Bu kavram çerçevesinde ben de Alevi kurumlarıyla birkaç defa toplantı yaptım ve onlara Anayasa Mahkemesi’ne rapor hazırlamaları gerektiğini söyledim. Devletin çıkardığı bu kararname ve yönetmeliğin Alevi toplumu açısından ne ifade ettiğini ve nasıl bir zarara yol açacağı üzerine geniş bir rapor hazırlayın, dedim. Bu durum Alevi kurumlarının da davaya katılımını sağlayacaktı ve davayı takip etmek açısından avantaj sağlıyor, dedi. Ancak Alevi kurumları Anayasa Mahkemesi’ne verilmesi gereken raporu hazırlamadı.”

    “ALEVİ KURUMLARI DAVAYI TAKİP ETMEZSE, DAVA SAHİPSİZ KALACAK”

    Anayasa Mahkemesi’ne verilmesi gereken raporun hazırlanması gerektiğini vurgulayan Kenanoğlu, “Biz Alevi kurumlarına diyoruz ki bu kadar güzel sonuç bildirgeleri hazırlayacağınıza Anayasa Mahkemesi’ne verilmesi gereken raporu hazırlayın. Alevi kurumları Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı ile mücadele edeceklerini söylüyorlar alın size mücadele alanı. Bu kurumun kuruluş kanununu ortadan kaldırmak için Alevi kurumlarının elinde bir fırsat var. Raporu hazırladıktan sonra sonuç ne olur bilemezsin ama mücadele etmiş olursun. İbrahim Kaboğlu halen Alevi kurumlarının raporu yazmasını bekliyor. Alevi kurumları görevini yerine getirsin ve bu davanın takipçisi olsun. Eğer Alevi kurumları bu davayı takip etmezse sahipsiz bir dava olarak kalacak. Eğer bir davada toplumsal bir tepki yoksa kimse senin lehine karar vermez” dedi.

    Programın tamamını buradan izleyebilirsiniz.

    PİRHA/İSTANBUL

     

    İLGİLİ HABER

    Prof. Dr. Kaboğlu’ndan cemevi yasasına karşı rapor: İnanç olarak Alevilik tanınmadı!

     

  • AYM’den ‘tek tip elbise’ düzenlemesine iptal kararı

    AYM’den ‘tek tip elbise’ düzenlemesine iptal kararı

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi (AYM), cezaevlerinde tek tip kıyafet zorunluluğu getiren düzenlemeyi iptal etti.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), 15 Temmuz 2016 askeri kalkışma sonrası “darbe ve örgüt suçlularına” tek tip kıyafet zorunluluğu getiren düzenlemeyi iptal etti. Kararda, düzenlemenin “gereklilik kriterlerini taşımadığı” belirtildi.

    Düzenlemenin iptali için yapılan başvuruyu inceleyen AYM, tek tip elbise dayatmasının tutukluların “sembol veya yazı içeren kıyafetlerle duruşma düzenini bozmalarının” engellenmesinin amaçlandığı ancak ulaşılmak istenilen amaç bakımından “gereklilik kriterini taşımadığı” belirtti.

    AYM kararında şu ifadelere yer verildi:

    “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda duruşmanın düzen ve disiplininin tesisine yönelik hükümlere yer verilmiştir. Kanun’un 203. maddesinde mahkeme başkanı veya hâkimin duruşmanın düzenini bozan kişiyi savunma hakkının kullanılmasını engellememek koşuluyla salondan çıkarttırabileceği düzenlenmektedir. 204. maddesinde ise sanığın davranışları nedeniyle hazır bulunmasının duruşmanın düzenli olarak yürütülmesini tehlikeye sokacağı anlaşıldığında duruşma salonundan çıkarılacağı ve sanığın duruşmada hazır bulunması dosyanın durumuna göre savunması bakımından zorunlu görülmezse, oturumun yokluğunda sürdürülüp bitirilebileceği belirtilmiştir.
    Görüleceği üzere tutuklu veya hükümlünün duruşma düzenini bozmaya yönelik sembol veya yazı içeren kıyafet giymesi durumunda 5271 sayılı Kanun’un 203. ve 204. maddeleri uygulama alanı bulabilecektir. Bu nedenle, belirli kıyafetler giyilmesinin zorunlu kılınması şeklinde sınırlama öngören kuralın ulaşılmak istenilen amaç bakımından gereklilik kriterini taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Diren Keser için AYM’ye başvuruldu

    Gazeteci Diren Keser için AYM’ye başvuruldu

    PİRHA- Sosyal medya hesabında yaptığı haber paylaşımı sebebiyle tutuklanan PİRHA Mersin Muhabiri Gazeteci Diren Keser’in avukatı, AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.

    2015 yılında sosyal medyada haber paylaşımları gerekçe gösterilerek, 2017 yılında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla Mersin 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından açılan dava sonucunda 27 Şubat 2024’te tutuklanan Pir Haber Ajansı Mersin Muhabiri Diren Keser’in avukatı Mehdi Zana Akkaya, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuruda bulundu.

    Yapılan başvuruda ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edilmesinin yanı sıra, halkın haber alma özgürlüğünün de sınırlandırıldığına dikkat çekilerek, “Diren Keser’in mesleğinin olay ile ilişkisi kurulmamıştır. Haber değeri taşıyan ve kendisi tarafından hazırlanmayan içerikleri haber değeri taşıdığını düşündüğü için paylaşmıştır. Aslında bu yönüyle halkın haber alma özgürlüğünü de sınırlayan bir cezalandırma söz konusudur” denildi.

    “BİREYSEL BAŞVURUDA BULUNDUK”

    Avukat Akkaya, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede başvuruya ilişkin şunları söyledi:

    “Diren Keser’in gazeteci olması, paylaşımlarının sosyal medya aracılığı ile olması ve paylaşımlarının haber içeriğinde olması sebebiyle Anayasa’nın 24. 26. 28. maddeleri kapsamında güvence altına alınan düşünce ve ifade özgürlüğünün ihlali olduğundan başvuru yaptık. Başvurumuzun hukuki açıdan delillerin tam olarak toplanmamış olması, kişinin tam olarak hangi fiilinden dolayı kapalı hapis cezasına tabi tutulduğuna dair mahkemenin kararının tam anlamıyla ceza usul muhakemesinin istediği şekilde gerekçeli olmamasından, bu bağın akıl ve mantık çerçevesinde anlatılmamış olmamasından dolayı gerekçeli hakkının da ihlal edildiğini, tüm bu ihlaller kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle AYM’ye bireysel başvuruda bulunduk.”

    PİRHA/MERSİN