Etiket: Ankara Katliamı

  • ‘Güvenlik güçlerinin anmalarımıza gösterdiği tavırla katliam halen devam ediyor!’-VİDEO

    ‘Güvenlik güçlerinin anmalarımıza gösterdiği tavırla katliam halen devam ediyor!’-VİDEO

    PİRHA – 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık, 2015’te yaşanan Gar Katliamı’nı “Bitmiş bir katliam değil” sözleriyle yorumladı. Katliamın yıl dönümünde yapılacak anmaya dair konuşan Kocabıyık, “Katliam halen devam ediyor. Yargılama süreci, güvenlik güçlerinin anmalarımıza gösterdiği tavır, derneğimize karşı açılan kapatma davalarıyla katliam devam ediyor” dedi.

    DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği, TMOBB ve HDP’nin de aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla Ankara Tren Garı önünde düzenlenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne düzenlenen saldırıda 103 kişi hayatını kaybetti.

    IŞİD’in iki canlı bomba ile gerçekleştirdiği saldırı, Türkiye tarihinde en çok insanın hayatını kaybettiği katliam olarak kayıtlara geçti. Canlı bombalardan birinin aynı yıl Suruç’ta intihar saldırısını düzenleyen canlı bomba Abdurrahman Alagöz’ün kardeşi Yunus Emre Alagöz olduğu ortaya çıktı.

    Katliamdan neredeyse 1 yıl sonra başlayan mahkeme sürecinde ise dokuz sanığa “anayasal düzeni ihlal” suçundan birer kez, “kasten öldürme” suçundan da 100’er kez olmak üzere toplam 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Mahkeme ayrıca bu sanıklara saldırıdan yaralı kurtulan 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan hapis cezası verdi. Bunun yanında dokuz sanık, örgüt üyeliğinden değişik yıllarda hapis cezasına çarptırıldı.

    Davada 19’u tutuklu 17’si firari 36 sanık yargılandı. Aralarında katliamın planlanmasında adı öne çıkan İlhami Bali gibi firari sanıkların bulunduğu kişilerin dosyası ayrıldı. Bu sanıklarla ilgili yargılama ayrıca devam ediyor.

    “KATLİAM HALEN DEVAM EDİYOR”

    Katliamda en çok üyesini kaybeden kitle örgütlerinden birisi de Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) oldu. O dönem sendikanın genel kekreterliğini yapan İshak Kocabıyık, bugün aynı zamanda 10 Ekim Barış Derneği’nin de eş sözcülüğünü yapmakta. Katliamın yaşandığı tarihten günümüze yaşadıklarını anlatan Kocabıyık, yaşadıkları acının halen devam ettiğini söyleyerek duygularını şu cümlelerle anlattı:

    “Dönüp baktığımda çok yakın bir zamanmış gibi geliyor ama rakamlara vurduğumuzda hiç de öyle değil, 8 sene yani 96 ay geçti üzerinden. Şimdi arkamızda koskoca bir adalet arayışı ve barış isteği görüyorum. O günden bugüne ne acımız ne öfkemiz ne de yasımız ne yazık ki bitmedi. Çünkü biz o meydanda sadece barış taleplerimizi bırakmadık, 104 arkadaşımızı ve yüzlerce yaralı insanımızı da bıraktık. Daha sonra mahkeme sürecinde idare ile olan ilişkilerde gördüğümüz şudur ki aslında katliam 10 Ekim 2015’te bitmedi, halen devam ediyor. Yargılama süreci, güvenlik güçlerinin anmalarımızda gösterdiği tavır, derneğimize karşı açılan kapatma davalarıyla devam ediyor. Dolayısıyla 10 Ekim 2015 Gar Katliamı bitmiş bir katliam değil. Sadece bizlere karşı değil, bütün barış isteyenlere karşı devam eden bir katliam olarak görüyoruz.

    Benim çağrımla gelen arkadaşlarımızdan 14’ünü kaybettik. Onların kaybının yarattığı boşluk hiçbir zaman dolmadı. 8 senemizi dolduran ama aynı zamanda mücadele azmimizi kamçılayan da bir boşluk oldu.”

    MEYDANA DİKİLECEK ANIT ÜZERİNDE ÇALIŞILIYOR!

    10 Ekim Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık, katliamın yaşandığı yere anıt yapılması girişimlerinin sürdüğünü de belirtti. Yakın zamanda konuyla ilgili gelişme yaşandığını söyleyen Kocabıyık, dikilecek anıt üzerinde çalışmaların sürdüğünü aktardı. Kocabıyık şöyle devam etti:

    “Ankara Büyükşehir Belediyesi, katliamdan aşağı yukarı 1 ay sonra belediye meclisi toplantısında oraya bir anıt meydan düzenlemesi yapılması için bir karar alıyor. Bu kararın ilk adımı olarak da o meydanın adını ‘Demokrasi Meydanı’ olarak değiştiriyorlar. Ama ondan sonra Melih Gökçek yönetimi, yapılması gerekenler konusunda da hiçbir adım atmıyor. Ayrıca böyle bir kararın varlığını saklama gereği de duyuyorlar. Yargılama sürecinin tutuklu sanıklar açısından bitmesi ile bizim anıt talebimiz yönündeki mücadelemiz daha da öne çıktı. Bunun ilk adımı olarak Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği, uluslararası yarışma düzenledi. Seçilen projeler belediyeye sunuldu ancak merkezi idarenin çıkardığı zorluklar bizim bu anıt projesini o meydana yerleştirmemize engel oluyor. Merkezi irade, buraya bir anıt dikmemizi maalesef izin vermedi. Dolayısıyla yarışmada dereceye giren ödül, alan eserlerin uygulanma şansı ne yazık ki kalmadı. Ulaştırma Bakanlığı, alt geçidi öne sürerek itiraz etti, İçişleri Bakanlığı ise başka gerekçeler sundu. Anıtlar Yüksek Kurulu başka gerekçelerden… Yani merkezi idare, bu katliamın devam ettiğine dair inancımızı güçlendirecek şekilde bu anıta karşı çıktı.

    Belediyenin, ‘madem bu projeler uygulanmıyor, başka bir çalışma yapabilir miyiz?’ şeklinde değerlendirmesi oldu ve bu noktada belli bir aşamaya gelindi. Oraya bir anıt dikilmesi ve buna ilişkin de bir meydan düzenlemesi yapılması ilkesel olarak kabul edildi. Bu kararın ardından çeşitli çalışmalar yapılıyor. Önümüzdeki günlerde bunlar basınla paylaşılacaktır. Geçen ay içerisinde belediye ile görüşmelerimiz oldu ve bu konuda ciddi bir adım da atıldı.”

    “YETER Kİ GÜVENLİK GÜÇLERİ KARIŞMASIN”

    İshak Kocabıyık, 10 Ekim’de yapılacak anma törenine ilişkin Ankara Valiliği’ne gerekli başvuruların yapıldığını da söyledi. Kocabıyık, her yıldönümü anmalarında polisin, kendilerine şiddet uyguladığını ifade ederek, şu çağrıda bulundu:

    “Her sene 10 Ekim’de orada kaybettiğimiz arkadaşlarımızın yası gereği, onlarla hemhal olma isteğimiz üzerine ailelerle beraber meydanda yer almak istiyoruz. Ve her sene engellerle karşılaşıyoruz. Bizi o alana sokmak istemeyip bölmek istiyorlar. Tefrik ediyorlar; ‘sen yaralısın, sen girebilirsin, sen giremezsin, sen ailedensin’ gibi bir ayrım yapıyorlar. Biz bunu en başından beri kabul etmedik, şimdi de etmeyeceğiz. Umarız geçmiş senelerde yaşanan o engellemeler, baskılar, işkenceler bu sene olmaz. Ama şunu belirtmek istiyorum; biz her ayın 10’unda orada anma yapıyoruz. Hiçbir şekilde bir sorun çıkmadan; yani bu sorun çıkmayı polisin bize söylediği çerçevede ele alıyorum, onlar hep aramıza birilerinin karışacağını, karıştığını ve onların sorun çıkartacağını gerekçe olarak gösteriyorlar. Bugüne kadar biz, yanımızda olan hiç kimseden bir sorun yaşamadık. Sorun yaşadığımız kesim güvenlik güçleri… Sorun yaşadığımız kesim hala IŞİD’ten bir şey umup, IŞİD’e sempatiyle bakan çevreler… Bizim başka hiç kimseyle bir sorunumuz yok. Valilik engelleri kaldırsın biz oraya gelen arkadaşlarımızın, tanıdığımız ya da tanımadığımız herkesin kefiliyiz. Sorunsuz, kavga dövüş olmadan, gaz olmadan, cop olmadan biz bu anmamızı yaparız, yeter ki güvenlik güçleri karışmasın. Her ne yapılırsa yapılsın vali, talebimize karşılık vermeyip bizimle görüşmese bile biz 10 Ekim’de arkadaşlarımızı kaybettiğimiz yerde olacağız. Acısını bizlerle paylaşmak isteyen herkesle beraber orada olacağız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Gökhan Yaralı, 8 yıldır vücudunda şarapnel parçalarıyla yaşıyor: Çocuklarımız için gitmiştik-VİDEO

    Veli Saçılık: Gar Katliamı bir IŞİD saldırısı değildi, IŞİD’in üstümüze salınmasıydı-VİDEO

  • Suruç Katliamı’ndan kurtulmuştu, oğlu ise katledilmişti: Suruç, planlı bir katliamdı

    Suruç Katliamı’ndan kurtulmuştu, oğlu ise katledilmişti: Suruç, planlı bir katliamdı

    PİRHA-Suruç Katliamı’ndan kurtulan ancak oğlu Çağdaş Aydın’ı kaybeden Feti Aydın, katliamın 7. yıl dönümü nedeniyle PİRHA’ya yaptığı açıklamada “Suruç; Ankara ve Diyarbakır’daki katliamlar gibi planlı bir katliamdı” dedi. Aydın ekledi: Bizi didik didik aramalarına rağmen nasıl oluyor da bu kişi gelip içimizde kendisini patlatıyor? Daha önce arananlar listesinde de olmasına rağmen böyle bir şeyin yaşanması bu işte kesinlikle devletin de parmağının olduğunu gösteriyor.

    Urfa’nın Suruç ilçesinde 20 Temmuz 2015 günü Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından gerçekleştirilen bombalı saldırı sonucu 33 kişinin katledildiği Suruç Katliamı 7. yılında. Katliamın yaşandığı sırada Suruç’ta olan ve saldırıda oğlu Çağdaş Aydın‘ı kaybeden Feti Aydın, 7 yıllık süreci, davalarda yaşananları ve taleplerini PİRHA‘ya anlattı.

    “YAŞANAN KATLİAMLAR PLANLIYDI”

    “Yine bir bayram günü biz yıkılan, yakılan bir kente omuz vermeye, yanan ateşi söndürmeye gittik” diyerek sözlerine başlayan Aydın, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra yaşanan süreci hatırlatarak, şöyle konuştu:

    “Suruç; Ankara ve Diyarbakır’daki katliamlar gibi planlı bir katliamdı. Bizi didik didik aramalarına rağmen nasıl oluyor da bu kişi gelip içimizde kendisini patlatıyor? Daha önce arananlar listesinde de olmasına rağmen böyle bir şeyin yaşanması bu işte kesinlikle devletin de parmağının olduğunu gösteriyor. Zaten mahkeme süreçlerinde de aynı şeyi söylüyoruz. 5 saatlik kamera görüntüleri yok edildi. Oysa “Bir kuş uçsa bizim haberimiz olur” diyorlar ama işlerine gelmeyince bombacıyı görmüyorlar. Hatta bombacı karakolun önünden geçip gelmiş. Bu durumun işbirliği olduğunu düşünüyoruz.”

    “ADALET MEŞALELERİMİZİ SÖNDÜRMEYECEĞİZ”

    Her ayın 20’sinde İstanbul Kadıköy Halitağa’da sürdürdükleri oturma eylemine de değinen Aydın, adalet mücadelelerine devam edeceklerini söyledi. Aydın, “Adalet zincirleri, kürsüleri oluşturuyoruz. Onların adına kütüphaneler, hatıra ormanları yapıyoruz. Zor bir sürecin içerisindeyiz. Adalet isteyenlerin birlikte omuzlaması gerekiyor bunu. Suruç’ta yaşamını yitirenler Roboski, Soma gibi yaşanan bütün katliamlarda hayatını kaybedenlerin yanında yer aldılar. Adalet meşalelerimizi söndürmeyeceğiz. Adalet mücadelemizden kesinlikle vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “ŞİMDİ NE OLDU DA DAVUTOĞLU DEMOKRAT KESİLDİ?”

    Aydın, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun katliamlardan sonra yaptığı “Bu katliamlardan sonra bizim oylarımız arttı” sözlerini hatırlatarak, şöyle konuştu:

    “Bu süreçte baskı ve engellemelerle karşılaştık. Mahkememizi götürüp bir cezaevinin kampüsüne koydular. Çocuklarımızın ideallerini sürdürmemiz gerekiyor. Arananlar listesinde olan İlhami Bali’nin Konya’da devlet hastanesinde muayene edildiğini görüyoruz. Demek ki bunlar aramıyorlar. Katliamların bizzat savunucuları demek ki. Davutoğlu zaman zaman çıkıp “Ben konuşsam yer yerinden oynar” diyor. Demokrat kesilmiş şimdi kendisi. Katliam yaşandığında başbakandı. Mahkemede Davutoğlu’nun dinlenmesi yönünde talebimiz oldu. Çünkü Davutoğlu’nun “Bu katliamlardan sonra bizim oylarımız arttı” söylemleri vardı. Yüzlerce insan yaşamını yitirdi ama Davutoğlu, katliamlar silsilesinde oylarının çokluğundan dem vuruyor. Şimdi ne oldu da demokrat kesildi?”

    “KATLİAMIN ARDINDAN AİLELERDE BÜYÜK TRAVMALAR OLUŞTU”

    Katliamın ardından ailelerde büyük travmaların yaşandığını da belirten Feti Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Katliamların üzerine gideceğiz. Yakup Şahin isimli bir kişi üzerinden kapatmaya çalışıyorlar. Bunu tek kişi yapmadı. Organize bir katliamdı. Çünkü daha önce karakollara canlı bombaların fotoğrafları gelmiş. Ama katil karakolun önünden gelip, kendisini patlattı. O dönemde Adıyaman’da aileler “Gelin bunun önlemini alın. Kendisinde değişiklikler var” diyerek polise çocuklarını ihbar etmiş. Biz bütün bunları sorduğumuzda ise hakkımızda hakaret davası açıyorlar. Çocuklarımızın katledilmesine gözümüzü mü yumalım? Bugün olsa yine gideriz. Bir halkın fermanı verilmişse, diğerlerinin gidip onlara yardımcı olması gerekir.

    “ANNE KANSER OLDU”

    Katliamın ardından ailelerde büyük travmalar oluştu. Çağdaş öldükten sonra annesi kanser oldu. Şu anda kanserle mücadele ediyor. Polen Ünlü’nün annesi yaşamını yitirdi. Katliamların sona ermesi için barış sürecinin devam etmesi gerekiyor. O dönem cumhurbaşkanı “400 milletvekili verin huzurla çözülsün” dedi. Katliamın ardındakiler ortaya çıkıyor aslında.”

    Katliamda hayatını kaybedenler 20 Temmuz Çarşamba günü mezarları başında anılacak. Sabah saatlerinde Çağdaş Aydın‘ın Dersim Ovacık’taki mezarı ziyaret edilecek. Akşam da Seyit Rıza meydanında anma yapılacak.

    Barış KOP/ İSTANBUL

  • ’10 Ekim Anıtı ve Anma Yeri’ projesi yarışması sonuçlandı

    ’10 Ekim Anıtı ve Anma Yeri’ projesi yarışması sonuçlandı

    Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için düzenlenen “10 Ekim Anıtı ve Anma Yeri” proje yarışması sonuçlandı. Peyzaj mimarı Sezgin Karaman, mimar Baha Yurttaş ve Faruk Makuloğlu’ndan oluşan ekibin hazırladığı proje birinci oldu.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 10 Ekim Ankara Gar Katliamı ve katliamda yaşamını yitirenlerin anısına açtığı “10 Ekim Anıtı ve Anma Yeri” projesi yarışması sonuçlandı. 32 projenin başvurduğu yarışmada, peyzaj mimarı Sezgin Karaman, mimar Baha Yurttaş ve Faruk Makuloğlu’ndan oluşan ekibin hazırladığı proje birinci oldu.

    103 ÇELİK ANIT

    Alsancak’ta bulunan Liman Caddesi’ndeki Asteğmen Besim Bey Parkı’na uygulanacak olan projede, katliamda yaşamını yitiren 103 insanı merkezine alıyor. Anıtta, 1 santimetre kalınlığında 103 çelik siluet yer alacak. 103 çelik anıt, her biri kendine özel 103 ray üzerinde ziyaretçiler tarafından itilerek harekete geçiyor. Katliamın gerçekleştiği saat olan 10.04’te ise çelik anıtlar birleşip yanan bir alev silueti oluşturuyor ve ışıklar birleşerek tamamlanıyor. Bu eylem, her 10 Ekim’de tekrar ediliyor.

    Projenin ödül töreni 18 Ocak saat 18.30’da online gerçekleştirilecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gar katliamı davasında avukat talepleri yine reddedildi-VİDEO

    Gar katliamı davasında avukat talepleri yine reddedildi-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Ankara Gar Katliamı davasında sanık Erman Ekinci’nin tutukluluğunun devamına karar verilirken duruşma 10 Mart 2021’e ertelendi.

    IŞİD çetelerinin canlı bombalı saldırısı nedeniyle 103 insanın yaşamını yitirdiği 10 Ekim Gar Katliamı davası Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    5 yıldır davayı sürdüren Hakim Selfet Giray’ın Yargıtay’a atanmasının ardından kıdemli üye Ömer Ünal, heyetin yeni başkanı oldu.

    Müşteki avukatları, önceki müzekkerelere rağmen Milli İstihbarat Teşkilatı’na yazı yazılarak katliam dosyası sanıklarına ilişkin tüm bilgi ve belgelerin istenmesini talep etti. Avukatlar ayrıca, katliam öncesinde hücre evi ve depolara giriş-çıkışları tespit edilmesine rağmen kimlikleri halen tespit edilmeyip “x,y” olarak adlandırılan şahısların kim oldukları konusunda açıklama talep etti.

    Mahkeme heyeti, sanık Erman Ekici’nin dijital materyallerine ilişkin bilirkişi raporunun getirtilmesi için Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi’ne ve tanık Büşra Şahin’in dinlenmesi için emniyet müdürlüğüne müzekkere yazılmasına, diğer tüm taleplerin ise reddine karar verdi.

    Mahkeme ayrıca, tutuklu bulunan tek sanık Erman Ekici’nin tutukluluk halinin devam etmesine karar verirken duruşmanın 10 Mart 2021 saat 10.00’a ertelendiğini açıkladı.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Katliamı’nda yargılanan 19 sanık hakkında verilen ceza onandı

    Ankara Katliamı’nda yargılanan 19 sanık hakkında verilen ceza onandı

    Ankara Katliamı’nda yargılanan 19 sanık hakkında verilen ceza, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi tarafından onandı. 10 Ekim Ankara Katliamı davasına ilişkin açıklanan istinaf kararını “ciddiyetten uzak, hukuki gerekçelendirmeden yoksun” olarak değerlendiren 10 Ekim Ankara Katliam Davası Avukat Komisyonu, “Katliamın ardındaki gerçeklerin açığa çıkarılmasına karşı gösterilen bu direnç ve ısrar nedendir?” diye sordu.

    Ankara Gar Katliamı yargılamasında, 3 Ağustos 2018 tarihinde Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 9 sanığa 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet, 9 sanığa da örgüt üyeliğinden ve başka maddelerden verilen cezalar, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi tarafından onandı.

    Ceza Dairesi, sanıklar hakkında verilen mahkûmiyet kararlarına yapılan itirazı esastan reddederek, cezaları onayladı. Sanıkların tutukluluk hallerinin de devamına karar veren Ceza Dairesi, aynı zamanda müştekilerin avukatlarının taleplerini de reddetti.

    Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi tarafından açıklanan 27 sayfanın sadece 7 sayfasında gerekçe yazıldı. Katılan avukatların tüm talepleri yönünden yapılan itiraz ve sanık avukatlarının itirazlarına ilişkin kararın 11 yerinde şu ifadeler yer aldı: “Yapılan yargılamaya, dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, karar yerinde gösterilip incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, cezayı artırıcı ve azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınarak, savunmanın inandırıcı gerekçelerle reddedilmesine, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre, verilen hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı.”

    Ankara Gar Katliamı yargılamasında 19 sanık hakkında verilen cezaların onaylanmasının yanı sıra katılan avukatların kovuşturmanın genişletilmesi, kamusal sorumluluğun ortaya çıkarılmasına yönelik başvurularının reddedilmesine ilişkin 10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu, yazılı açıklama yaptı.

    10 Ekim Ankara Katliamı davasına ilişkin açıklanan istinaf kararını “ciddiyetten uzak, hukuki gerekçelendirmeden yoksun” olarak değerlendiren 10 Ekim Ankara Katliam Davası Avukat Komisyonu, “Katliamın ardındaki gerçeklerin açığa çıkarılmasına karşı gösterilen bu direnç ve ısrar nedendir?” diye sordu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Hıdır Demir: ‘Herkesin davaya sahip çıkmasını istiyorum’-VİDEO

    Hıdır Demir: ‘Herkesin davaya sahip çıkmasını istiyorum’-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde yaralanan EMEP İl Yöneticisi Hıdır Demir, “Katliamın üzerinden beş yıl geçti ancak katliamın henüz gerçekten hesabını soracak bir yol alınmadı” dedi.

    Haberin videosu;

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin düzenlediği Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde IŞİD’li iki canlı bombanın saldırısı ile 103 kişi yaşamını yitirmiş ve 400’ü aşkın kişi yaralanmıştı.

    “10 EKİM GÜNÜ BİR TANE TRAFİK POLİSİ BİLE YOKTU”

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde yaralanan Hıdır Demir, “Evet katliamın üzerinden 5 yıl geçti ancak henüz gerçekten hesabını soracak bir yol alınmadı. Gerek Ankara’daki davada, merkez davada ve gerekse buradaki yerel davalarda gerçekten somut bir durum ortaya çıkmış değil. Miting günü Ankara’da toplandığımız zaman daha önce mitinglere gittiğimizde ilin dışında polisin mitinge hakim olduğu aramalardan geçirildiğini, toplanma yerlerinde olsun, şehrin girişlerinde olsun büyük önlemlerin alındığını biz biliriz. 10 Ekim günü alana gittiğimizde orada tek bir trafik polisinin bile olmadığı çok şüpheci bir şekilde gördük. Dolayısıyla devletin bizzat bunun örgütleyicisi olduğunu biliyoruz” dedi.

    Demir, “Emniyetin, MİT’in ve birçok devlet yetkilisinin bu konuda hiçbir alaka ve ilgisinin olmadığı yönünde mahkeme sonuçlandı. Aksine bütün deliller devletin bizzat haberinin olduğunu göstermektedir. Hükümet tarafından ülke sosyal, siyasal ve ekonomik açıdan yönetilemez duruma geldi ve bütün bunları yönetemeyen iktidar ne yaptı; faşizan yöntemlere başvurdu ki faşizmin tarifi de böyle bir şeydir. Eğer siz ülkeyi yönetemez hale geldiğinizde ülkedeki yönetimi yeniden elinizde tutmanız için bütün gelişmeleri kanla bastırmak icraatına girdi faşizmin tariflerinden biride böyledir” diye konuştu.

    “EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ DAVANIN PEŞİNİ BIRAKMAMALI”

    “Mahkemeler devam etmekte ama suçluların çoğu kaçtı, cezaevine girip çıkanlar ve ülke dışına çıkarılanlar oldu. Bu süreçte gerçekten insanların gözünün içine baka baka ya kaçırıldı ya da gitmelerine müsaade edildi” diyen Hıdır Demir, “Davadan beklentimiz Türkiye’de ki emek ve demokrasi güçleri olarak bu davanın peşini bırakmamalarıdır. Böyle olduğu takdirde ilgili kurumların adalet önüne çıkarabilip cezalandırabileceğine ve talepleri taze tutarak yapılan işlemler üzerinden bizim lehimize karar çıkabileceğine inanıyorum” değerlendirmesinde bulundu.

    Demir,“10 Ekimle ilgili çağrım Suruç olsun, bombalamalar olsun benzer katliamların yaşanmaması ve bunlara artık son verilmesi için Türkiye’deki tüm emek ve demokrasi güçlerinin 10 Ekim davalarına ciddi bir şekilde kendi davasıymış gibi sahip çıkması ve bu talebin taze tutulmasını istiyorum. Eğer öyle yapılırsa bir sonuca gidebiliriz ama gerçekten Türkiye’de ki emek ve demokrasi güçleri bu konuda rahatsız olan tüm kesimlerin gelecekte Türkiye’de böyle şeylerle karşı karşıya kalmaması için herkesin duyarlı olması ve bu davaya  sahip çıkmasını talep ediyorum“ dedi.

    “BARIŞ TALEBİ İSTEYENLERİN BU TÜR OLAYLARLA KARŞI KARŞIYA KALMASI BENİ DERİNDEN ETKİLEDİ“

    Hıdır Demir konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Ben orada yaralandım bir yılı aşkın süre çeşitli zorluklar çektim. Beni orada her şeyden önce ülkemde çok basit bir barış talebi isteyen insanların bu tür olaylarla karşı karşıya kalması beni çok derinden etkiledi.  Barış talebi için sokağa gidip bunu talep etmek karşı tarafı bu kadar zalimce iten bir durumdur. Bendeki ruh hali yaşamımda daha sonraki mücadeleler içerisinde attığım her adımda acaba duygusuyla yaşadım ancak bütün bunları aşmaya çalıştım, bu duyguları çevreme hissettirmemeye çalıştım. Emek ve demokrasi mücadelesinde geri kalmamak üzere daha da ileri düzeyde görev almak mücadele etmek üzere de kendimi hep bu konuda hazır tutmaya çalıştım” diye konuştu.

    DERSİM/PİRHA

     

  • Deniz Mak: ‘Ne siyasi partiler ne de sendikalar elini taşın altına koydu’-VİDEO

    Deniz Mak: ‘Ne siyasi partiler ne de sendikalar elini taşın altına koydu’-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Ankara Katliamı’nın 5. yıldönümünde PİRHA’ ya konuşan Deniz Mak, “Maalesef siyasi partiler ve sendikalar adalet yürüyüşüne verdiği desteği 10 Ekime vermediler ” dedi.

    Haberin videosu;

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin düzenlediği Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde IŞİD’li iki canlı bombanın saldırısı ile 103 kişi yaşamını yitirmiş ve 400’ü aşkın kişi yaralanmıştı.

    “ADALET YÜRÜYÜŞÜNE VERDİĞİNİZ DESTEĞİ ADALET ARAYANLARA VERMEDİNİZ”

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde düzenlenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde hayatını kaybeden Mesut Mak’ın kardeşi Deniz Mak,”5 yıl içerisinde avukatların ve ailelerin desteği oldu onun dışında herhangi bir destek olmadı. 9 Temmuz’da ‘Adalet Yürüyüşü’nün son günü vardı, 10 Temmuz’da da Ankara Katliamı’nın mahkemesi vardı. Adalet arayanlar ile adalet aramayanlar arasındaki farkı zaten orada görebilirsiniz. 9 Temmuz’da adalet yürüyüşüne on binlerce hatta yüzbinlerce insan katıldı, oradan yüzde birlik bir katılım olsaydı o dönem belki de dava sonuçlanmıştı. Ne kadar kalabalık olsa o kadar ses getirir ama maalesef siyasi partiler olsun sendikalar olsun adalet yürüyüşüne verdiği desteği 10 Ekim’e vermediler” dedi.

    Deniz Mak, pandemiden dolayı davanın sürekli ertelendiğini ifade ederek, “Gerçek kişiler ortada yok, ufak kişiler yargılanıyor. O zamanki başbakan ne dedi oylarımız arttı bu tür insanların yargılanması gerekirken sonuç ortada yani. Mahkemeden umudum yok, birkaç ufak kişinin üzerine yükleyecekler, mahkemede sonuçlanacak yani bu işi yapanlar yargılanmayacak nasıl biz elimizi kolumuzu sallayarak geziyorsak onlarda elini kolunu sallayarak gezecekler. Dediğim gibi herhangi bir siyasi oluşumdan o günden bu güne kadar en ufak bir destek görmedik. Adalet yürüyüşüne verdiğiniz desteği buna da verin” çağrısında bulundu.

    PİRHA/DERSİM

  • Ankara Katliamı davasının duruşması 15 Aralık’a ertelendi

    Ankara Katliamı davasının duruşması 15 Aralık’a ertelendi

    10 Ekim Gar Katliamı davasında avukatların savunmasının ardından ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, IŞİD sanığı Yunus Durmaz’ın iletişim tapelerinde yer alan Ebu Zeynep hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi. Duruşma 15 Aralık’a ertelendi. 

    Ankara’da 10 Ekim 2015 tarihinde IŞİD tarafından yapılan katliama ilişkin açılan ve sonrasında firari sanıklar yönünden tefrik edilen davanın 7. duruşmasına Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde verilen aranın ardından devam edildi.

    Dosyanın savcı tutuklu yargılanan Erman Ekici’nin tutukluluk halinin devamına karar verdi. Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti; 16 sanık hakkında İnterpol vasıtasıyla kırmızı bültenle aralanmalarının sağlanması hususunda Adalet Bakanlığı’na tekrar müzekkere yazılmasına, Suriye’deki kamplarda bulunan sanıklardan Mustafa Delibaşlar, Fadile Delibaşlar, Cebrail Kaya ve İlhami Balı hakkında Adalet Bakanlığı’na yeniden müzekkere yazılmasına karar verdi.

    EBU ZEYNEP HAKKINDA SUÇ DUYURUSU

    MASAK’a tekrar müzakere yazılmasını, sanık Yunus Durmaz ile ilgili iletişim kayıtlarının Antep 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nden istenmesine, Ebu Zeynep için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına, tutuklu sanık Erman Ekici’nin tutukluluk halinin devamına karar verdi. Mahkeme heyeti bir sonraki duruşmayı 15 Aralık’a erteledi.

     “15 ARALIK’TA DURUŞMA SALONUNU DOLDURALIM”

    Dava sonrasında mahkeme salonu önünde aileler açıklama yaptı. Aileler adına 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Mehtap Sakinci Coşgun konuştu. Dava boyunca mağdur yakınları ve aileleri olarak mahkeme salonlarını doldurduklarını söyleyen Coşgun, “Katliamın 5’inci yılındayız. Mahkeme 15 Aralık da devam edecek. Adalet talebimizi haykırmaya devam ediyoruz. Her ekim ayından yeniden öldürüldüğümüzü düşünüyoruz. Dayanışmayı büyüteceğimiz, mahkeme salonlarını birlikte dolduracağımız bir dayanışmaya ihtiyacımız var. 15 Aralık’ta da bu salonları doldurmaya devam edelim” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Gar Katliamı’nın 49’uncu ayında yaşamını yitirenler anıldı

    Gar Katliamı’nın 49’uncu ayında yaşamını yitirenler anıldı

    10 Ekim Gar Katliamı’nın 49’uncu ayında düzenlenen anmada konuşan 10 Ekim- Der Başkanı Mehtap Sakinci Coşkun, 21 Kasım’da görülecek dava dosyasına ilişkin bilgiler paylaştı. 

    10 Ekim 2015’te Emek ve Demokrasi mitingine yönelik DAİŞ saldırısında yaşamını yitirenler 103 kişi katliamın 49’uncu ayında anıldı. Ankara Gar Meydanı’nda düzenlenen anmada konuşan 10 Ekim- Der Başkanı Mehtap Sakinci Coşkun, “Her ay buraya gelerek, yapılan katliamı teşhir etmek, katliam silsilesini açığa çıkarmak bizim alanlarda olduk olmaya devam edeceğiz” dedi.

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇ TARTIŞMASI BAŞLATACAĞIZ”

    Katliama ilişkin açılan davanın 21 Kasım’da görülecek duruşmasına dikkat çeken Coşkun, firari sanıklar hakkında bilgiler vererek,“Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi Duruşma Salonu’nda yapılacak olan ve yarım kalan bir ceza dosyası var. Bu ceza dosyasında yakın tarihte IŞİD katliamlarını aydınlatabilecek mahiyette olduğu gibi, ülke gündeminde de ülke tarihinde de damga vuracak mahiyette. 16 firari sanığı araştırmak bir yana, hala yargılanan sanıklar konusunda ilk defa firari sanıklar dosyası üzerinden Cumhuriyet tarihinde insanlığa karşı suç tartışması başlatacağız”

    “6 AY İÇİNDE ANITLA BULUŞACAĞIZ”

    Ankara Büyükşehir Belediyesi Meclis toplantısında yapılma kararı verilen ancak üzerinde dört yıl geçmesine rağmen hala yapılamayan anıtlaşma sürecine ilişkin de bilgi paylaşan Coşkun şunları dile getirdi: “Biz artık taleplerimizin ne kadar karşılık bulduğunu ya da ne kadar karşılık bulacağını bilen bir noktadayız.  Anıtlaşma sürecinden bahsetmek istiyoruz. Anıtlaşma sürecine dair bizim yıl dönüm aralarımda da yaptığımız gibi, KESK DİSK TTB VE TMMOB ile 10 Ekim Derneği’nin birlikte yürüttüğü uluslarası bir yarışma süreci başlatılmış bulunmaktayız. Teknik şartları ve bir takım teknik işlemleri hali hazırda bitmiş bir anıtlaşma sürecinde, önümüzdeki aylardan itibaren uluslararası bir anıt projesi ve bir alan projesi kapsamında altı ay içerisinde burada bir anıt ile buluşacağız.”

  • Katliamın 4. yılında sergi: 103 bir sayı değil bir dünya, umut, hayaller…-VİDEO

    Katliamın 4. yılında sergi: 103 bir sayı değil bir dünya, umut, hayaller…-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Ankara Katliamı’nda hayatını kaybedenler anısına, Taksim’de bulunan Divriği Kültür Derneği’nde fotoğraf sergisi açıldı. Katliamda yaralanan Ayşegül Duman, sergi için Tekirdağ’dan geldi. Duman, katliamın yaşandığı ilk günden beri yüzleştiğini belirterek “Eğer ayaktaysak şayet asıl sorumluların hesap verdiği günü görmek içindir” diyor.  

    Haberin Videosu

    10 Ekim 2015’te IŞİD çetelerinin Ankara’daki Barış Mitingi’ne yönelik yaptığı katliamın üzerinden 4 yıl geçti. 103 kişinin hayatını kaybettiği, binlerce insanın da yaralandığı katliamda hayatını kaybedenler anısına Divriği Kültür Derneği’nde fotoğraf sergisi açıldı. Sergide ayrıca katliamda hayatını kaybedenlerin yer aldığı bir kısa film de gösteriliyor.

    “AMACIMIZ BELLEK OLUŞTURMAK”

    Sergide, Ankara Katliamı öncesi, sonrası, katliamın yıl dönümünde yapılan anmalar ve mahkemelerin yer aldığı fotoğraflar bulunuyor. Geçtiğimiz gün açılan sergide Red Fotoğraf adına konuşan fotoğrafçı Özcan Yaman, amaçlarının bellek oluşturmak olduğunu ve katliamın hafızalardan silinmemesi gerektiğini vurguladı.

    “FAİLLER YARGILANANA KADAR BELLEKTE YER ALANLARI SERGİLEYECEĞİZ”

    Katliam sonrası yaşanan mahkeme süreçlerine değinen Yaman, geçmişten bugüne kadar Türkiye’de yaşanan katliamlarda suçluların hiçbir zaman yargılanmadığını kaydederek “Dersim’den bugüne yaşananların sorumluları cezalandırılmadı. Bizler, Ankara Katliamı da böyle olsun istemiyoruz. Katliamın planlayıcıları, suçluları, devlet görevlileri ve buna dahil olan kim varsa açıklansın ve cezalandırılsın istiyoruz” dedi. Yaman, failler bulunana kadar bellekte yer alanları sergileyeceklerini ve unutulmaması için mücadele edeceklerini söyledi.

    “BARIŞ DERKEN KENDİMİZİ KANLI BİR SAVAŞIN İÇİNDE BULDUK”

    Sergiye gelen ziyaretçilerden Ayşegül Duman, Ankara Katliamı’ndan yaralı kurtulanlardan. Katliamda aldığı yaradan dolayı koltuk değneği ile yürümek zorunda kalan Duman, 103 kişinin hayatını kaybetmesinin yanında kendi durumunun lafı bile edilmeyeceğini söylüyor. Yaşadıklarını anlatmaya hiçbir kelimenin yetmediğini kaydeden Duman, “Biz barış derken kendimizi bir savaşın içinde bulduk orada kanlı bir cehennem, kanlı bir savaş. Yer gök kırmızı kandı, simsiyah duman. O yanmış insan etinin kokusunu hala unutamam. İnsanlığa sığmayan her şey oradaydı ve biz onu yaşıyorduk” diyor.

    “YA HEP BERABER ÇIKSAYDIK YA HİÇ BİRİMİZ ÇIKAMASAYDIK”

    Saldırı olduktan sonra polisin yaralılara müdahalesini hatırlatan Duman, “Biz alanda yerdeyken polis bize müdahale etti. Neyimize müdahale ettiyse hala anlamış değiliz. Ben ısrarla yanımdaki insanlara ‘Beni bırakın ve kaçın’ dedim. Ama hiç kimse kıpırdayamadı yerinden” diyor. Üzerlerine biber gazı sıkıldığında sağlıkçıların müdahaleyi yarım bırakmak zorunda kaldıklarını ifade eden Duman, bu durumun kayıpların ve ağır yaralıların sayısını arttırdığını vurgulayarak şöyle devam ediyor:

    “103 sıradan bir sayı değil. Bir can, hayaller, umutlar, yaşam, aileler. 103 bir sayıdan ibaret değil, bir dünya o 103 sayısı bizim için. Keşke o yaralandığımız alandan ya hep beraber çıksaydık ya hiçbirimiz çıkamasaydık.”

    “SORUMLULARIN HESAP VERDİĞİ GÜNÜ GÖRMEK İÇİN AYAKTAYIZ”

    İlk günden beri sürekli yüzleştiğini belirten Duman, “Bu fotoğraflar bizim öfkemizi, hıncımızı ve isyanımızı biliyor. Acımız, öfkemiz, hıncımız o ilk andaki gibi sıcacık ve taze. Eğer ayaktaysak, var görünüyorsak şayet asıl sorumluların hesap verdiği günü görmek içindir ve biz hesap soracağız. Asıl sorumlular yargılanana kadar bu davanın takipçisi olacağız” diye ifade ediyor.

    “HERKESİ DAVAMIZIN TAKİPÇİSİ OLMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Duma, Ankara Katliamı davası ile ilgili de şu bilgileri veriyor:

    “36 sanık hakkında yürüyen bir ağır ceza dosyası vardı. Bunlardan 19’una çeşitli cezalar verilerek dosya kapandı. 19 kişiden geriye kalan 16 firari sanık var. Nasıl firari oldukları da bilinmiyor. Firari adlandırılması bile bizim için trajikomik ve ciddi bir ironi. Bu firari sanıkların yargılandığı ikinci bir dosya Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor. 21 Kasım’da ikinci dosyanın 3. oturumu görülecek. Herkesi davamızın takipçisi olmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kenanoğlu: Rojava aynı zamanda Alevi bölgesidir-VİDEO

    Kenanoğlu: Rojava aynı zamanda Alevi bölgesidir-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Türkiye’de Aleviler okul müdürü bile olamazken Afrin’de kantonun eş başkanı bir Alevi idi. Peki, ne oldu?  Oradaki Alevilerin yurtları talan edildi. Şimdi, siz Türkiye’de Alevilere yaşam hakkı vermeyeceksiniz ama gidip Suriye’de Alevileri koruyacaksınız, öyle mi?” dedi.

    HABERİN VİDEOSU 

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu meclisteki genel kurul konuşmasında, 10 Ekim Ankara Gar katliamına, Diyanete, Suriye’de başlatılan operasyona, Alevilere ve çevre sorunlarına ilişkin konuştu.

    10 Ekim Ankara Gar katliamı sırasında orada bulunduğunu söyleyen Kenanoğlu, “Nasıl acılar yaşandığını, neler yaşandığını yakından bilen ve iki gün boyunca da Adli Tıpta görev yapan birisiyim. Dolayısıyla orada yaşanılan ve poşetlerle gelen cesetlerin ve o ailelerin yaşadıklarının tarifi mümkün değil. Bütün acılı ailelerin acısını paylaştığımızı ve yaşamını yitiren canları da saygıyla andığımızı ifade ediyor ve katliamcıları da lanetliyorum.” dedi.

    “MUAVİYE İSLAMI ŞU ANDA DİYANET’İN İSLAMIDIR”

    Konuşmasına şöyle devam etti:

    “Bu katliamı IŞİD’in düzenlediği artık tartışılmaz bir gerçek ama netice itibarıyla IŞİD militanları, kilometrelerce uzaktan elini kolunu sallayarak hiçbir arama noktasına uğramadan -hani siz bir ilden başka bir ile giderken kaç kez aracınız durduruluyor ve arama noktalarında aranıyorsunuz gerek trafik polislerince gerekse asayiş güvenlik görevlilerince- Antep’ten yola çıkıyorlar Ankara’ya kadar geliyorlar hiçbir aramaya tabi tutulmadan ve Ankara’da da elini kolunu sallayarak garın orada kendileri patlatarak 103 canımızın katledilmesine, 500 insanımızın da yaralanmasına neden oluyorlar. Bunları gündeme getirdiğimizde de konu başka türlü tartışılıyor. 10 Ekim 680, aynı zamanda Hazreti Hüseyin’in Kerbela’da katledildiği bir gün. Hazreti Hüseyin’i katleden zihniyet siyasal İslamcıların atası olan Muaviye ve Muaviye’nin sistemini yürüten oğlu Yezit’tir. Bir kere bunu çok net bir tanımlayalım, yani Yezit’in kim olduğunu bilelim. Yezit, aynı zamanda, bir İslam halifesidir; bunu da bilelim. Yani ‘Yezit’e lanet’ derken kimi lanetlediğimizi de bilelim. Hazreti Hüseyin Kerbela’da Muaviye İslamı’nı reddetmiş birisidir ve orada çok meşhur bir sözü vardır. Atasının İslam’ını, babasının, dedesinin İslam’ını değiştirenlere, onu siyasallaştırıp bir yönetim tarzı olarak ortaya koyanlara karşı o İslam’la vedalaşmak gerektiğini söyleyen, Muaviye İslam’ını o anlamıyla reddeden birisidir. Muaviye İslamı şu anda Diyanetin İslamıdır. Diyanetin sahiplendiği, uyguladığı İslam Muaviye İslam’ıdır; bunun adını da çok net koyalım.”

    Suriye’ye yönelik operasyona da değinen Kenanoğlu, “Suriye’den, Rojava’dan, buradaki savaştan ve Kürtlere yönelik hedeften bahsediliyor, ben başka bir boyutuna dikkat çekmek istiyorum. Evet, orada Kürtlerin siyasal statüsüne yönelik bir saldırı var ama Rojava bölgesi, aynı zamanda bir Alevi yerleşim bölgesidir.” dedi.

    “TÜRKİYE’DE YAŞAM HAKKI VERMEDİĞİNİZ ALEVİLERİ SURİYE’DE Mİ KORUYACAKSINIZ?”

    Afrin’de Alevilerin yoğunluklu yaşadığına değinen Kenanoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’de Aleviler okul müdürü bile olamazken bu meclisin 7 bin 800 tane personeli içerisinde bir elin parmakları, iki elin parmakları kadar Alevi çalışan kalmadığı bir yerde Afrin’de kantonun eş başkanı bir Alevi idi. Peki, ne oldu? Buraya gittiniz, burayı ÖSO çetelerine teslim ettiniz; o bölgede, Afrin bölgesinin dağlarında, köylerinde yaşayan Alevilerin dağlarını, taşlarını, ormanlarını talan ettiler onlar ve burada  İYİ PARTİ’nin ve CHP’nin Balıkesir milletvekili bu kürsüden söyledi. 50 bin ton zeytin türevi çalındı ve bunlar Türkiye üzerinden yurt dışına satıldı. Bir kısım zeytin ağaçları yakıldı. Bu insanların yurtları böyle talan edildi, oradaki Alevilerin yurtları böyle talan edildi. Şimdi, siz Türkiye’de Alevilere yaşam hakkı vermeyeceksiniz ama gidip Suriye’de Alevileri koruyacaksınız, öyle mi? Bırakın bu işleri ya kimse size inanmaz bu konuda. Şimdi, bu anlamıyla samimi olun.”

    “TOPRAĞIMIZI, SUYUMUZU YOK EDİYORLAR”

    Kenanoğlu ayrıca Türkiye’de yapılmak istenen enerji santrallerine değindi ve bunların getireceği zararların ortadan kaldırılmasını talep etti:

    “JES’ler konusunda şunu söyleyeyim: Jeotermal enerji santralleri, atom enerji santralleri, hidroelektrik santralleri bizim toprağımızı, suyumuzu, dağımızı, taşımızı, ormanımızı yok ediyor. Vatanseverlik sizin siyasi hedeflerinize evet demek değildir. Vatanseverlik bu vatanın dağına, taşına, toprağına, suyuna sahip çıkmak demektir ve biz de bu anlamıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin verdiği önergeyi gönlümüzün rahatlığıyla, içimiz yanmadan çok rahatlıkla evet diyoruz ve bunun araştırılmasını talep ediyoruz ve bunun neticesinde buranın getireceği, bu uygulamanın getireceği zararların da ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz, destekliyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • DEDEF: Savaşa hangi nedenle olursa olsun karşı çıkmamak ikiyüzlülüktür

    DEDEF: Savaşa hangi nedenle olursa olsun karşı çıkmamak ikiyüzlülüktür

    PİRHA- Dersim Dernekler Federasyonu, “Bizler, barışa uzanan yolun asla savaşmaktan geçmediğini biliyoruz. Bu uğurda her gün ölsek, yaralansak, cezalandırılıp hapislerde çürümeye bırakılsak da barış istemekten vazgeçemememiz gerektiğinin farkındayız.” dedi.

    Dersim Dernekleri Federasyonu DEDEF, 10 Ekim Ankara katliamının 4. yıldönümü ve Suriye’deki operasyona ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada,

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Bugün, 10 Ekim 2015’de sadece ‘barış’ talebiyle Ankara Garı önünde toplananların ortasına atılan bomba ile yaşama veda eden 103 canımızı anarken Türkiye’nin iki gün önce Suriye’ye karşı başlattığı yeni savaşa tanıklık ediyoruz. Adı ‘Barış Pınarı’ olan bir savaş bu. Ve ne yazık ki bu ülkenin tarihi barış adının kirletildiği savaşlarla dolu. Bu ne yaman bir çelişkidir ki ‘barış’ sözcüğünü andıkları, barışı talep ettikleri için binlerce bilim insanının terör suçundan yıllarca yargılandığı, bazılarının hüküm giydiği bu ülkede, ‘barış’ sözünü savaşmak için kullanmak suç olmadığı gibi bir kahramanlık işareti. Bizler, barışa uzanan yolun asla savaşmaktan geçmediğini biliyoruz. Bu uğurda her gün ölsek, yaralansak, cezalandırılıp hapislerde çürümeye bırakılsak da barış istemekten vazgeçemememiz gerektiğinin farkındayız. Üstelik bugün tanıklık ettiğimiz savaş, o bildiğimiz, emperyalist kapitalizmin masa başında sömürmek amacıyla paylaşamadığı alanlar için uzlaşamama halinde başvurduğu bir seçenek olmanın bile çok uzağında. İki gün önce terör bahanesiyle Suriye’deki yerleşimleri bombalayarak başlatılan bu savaşın asli hedefi pastadaki payı büyütmek bile değil. Asıl hedef ülkedeki farklılıkları görünür hale getirerek milliyetçilik rüzgarını bir fırtınaya dönüştürmek, halkları birbirine düşürmek ve bu yolla oy devşirmek.

    “VALİLİĞİN AÇIKLAMASI BM KARARLARINA AYKIRI”

    Savaşı çıkaranlar ‘milli-ulusal’ değerlerden söz ediyorlar. Gençlerin, kadınların, erkeklerin, sivillerin, çocukların, masumların öldüğü, toprakların, suların zehirlendiği savaşlar hangi milletin hangi ulusun çıkarına olabilir? Can kayıplarını ve bu muazzam yıkımları milli ve ulusal değer olarak tanımlamak ancak kapitalizm gibi şizofren bir sistemde mümkün olabilir. Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 20. maddesinde savaşı övmenin suç olduğu açık ve anlaşılır bir dille yer alıyor. Ancak buna karşın barış isteyenler her zaman baskı altına alınmaya devam edilirken, İstanbul Valiliği’nin Kuzey Suriye’de başlattığı savaşa karşı olan ve bunu dile getirenler için soruşturma yapılacağını açıklaması BM kararlarına kökten aykırı.

    Dünya Bankası Körfez Savaşı sonrası Irak’ta tarımsal faaliyetlere geçilebilmesi için 11 milyar dolar harcanması gerektiğini açıklamıştı. Vietnam’da 2.2 milyar hektar orman ve tarım arazisi bombalama, mekanik temizleme, napalmlar ile çoraklaştırıldı. Direnişçilerin bulunduğu bölgede 1.5 milyon hektar (Güney Vietnam’ın yüzde 10’u) orman ve ekili alanı yok etmek için 72 milyon litre herbisit (tarım zehri) kullanıldı. Kullanılan herbisit olan ‘Agent Orange’ içindeki dioksin şu anda bile bitkiler, yiyecekler, yaban hayat, insan sütü ve yağ dokusunda teşhis edilebiliyor. Bu müthiş ekolojik yıkımın etkileri henüz tam anlamıyla giderilmiş değil.

    1991’de Körfez Savaşı’nda ‘mükemmel silah’ olarak nitelenen ve bir ülkenin bütün bir nüfusunu yok edebilecek bir silah gündeme gelmişti. Kapitalizmin nükleer santrallerden çıkan ve bertaraf etme yolunu bulamadığı atıklardan elde edilen ‘Seyreltilmiş Uranyum Mermileri’ üretilmişti. Bu mermiler hava ile temasta alev alıp yanar, hedefi vurduğunda ise parçalayıp radyoaktif toza dönüşür. Seyreltilmiş uranyumun yarı ömrü 4.5 milyar yıl. 25 Mart 2003 tarihli UNEP raporunda; Bosna – Hersek’de 1994–1995 yıllarında kullanılmış olan seyretilmiş uranyumlu silahların içme sularını zehirlediği ve 15 yıl sonrasında bile havada toz partikülleri şeklinde bulunduğu belirtilmişti.

    “SAVAŞA KARŞI ÇIKMAMAK İKİYÜZLÜLÜK”

    Doğa savunucuları, çevreciler ve ekolojistlerin savaştan yana olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Çünkü doğa için mücadele, kendisi de doğanın bileşenlerinden biri olan insanın ölümünü değil yaşamını savunmayı şart koşar. Çünkü doğa için mücadele, toprakların ve suların silahlarla zehirlenmesini değil, tohumlarla yeşillenmesini, tertemiz, gürül gürül çağlamasını şart koşar. Çünkü doğa için mücadele, toprağı kendi anası olarak kabul eder ve verdiği savaş hem anaların gözyaşlarını durdurmayı hem toprak anasını gözü gibi korumayı gerektirir. Bu bağlamda, 12 Ekim’de Çanakkale’de Kaz Dağları’nda altın madenlerini ve en son 200 bin ağacın kesilmesi ve kalan ağaçların korunması amacıyla gerçekleştirilmek istenen mitingin iptal edilmesi manidar bir durumdur. Üstelik bu, savaş çığırtkanlarının tam da hedefledikleri bir şeydir. Zira savaşlar, savaşı çıkaran ülkedeki ekonomik, sosyal, ekolojik yıkımların üstünü bir şal gibi örtmenin de aracıdır. Ağaçları korumak istediğini iddia edenlerin Suriye’ye yönelik operasyonu milli birlik ve bütünlük hassasiyetiyle iptal etmeleri utangaç bir tutumla savaşı desteklediklerini gösteriyor. Su ve Vicdan Komisyonu’dan, aynı ‘milli duygular’ı yarın öbür gün Alamos Gold’un lisansını yenileme sürecinde de göstermesi istendiğinde nasıl bir cevap verilecek? Doğal yaşamı savunmanın olmazsa olmazı insan hak ve özgürlüklerini savunmaktır. Savaşa hangi nedenle olursa olsun karşı çıkmamak ikiyüzlülük.” (HABER MERKEZİ)

  • HBVAKV: 103 canımızı asla unutmadık ve unutturmayacağız

    HBVAKV: 103 canımızı asla unutmadık ve unutturmayacağız

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, 10 Ekim’in 4. yıldönümüne ilişkin yaptığı açıklamada, “Katliamın tüm sorumluları yargılanana ve hak ettikleri cezayı alana kadar öfkemizi diri tutacak, katliamın unutturulmak istenmesine asla izin vermeyeceğiz” dedi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı 10 Ekim Ankara katliamının 4. yıldönümüne ilişkin yazılı bir açıklama yaparak katliamda yaşamını yitirenler andı.

    Açıklamada, “Ülke tarihinin en acımasız katliamının üzerinden dört yıl geçmiş olmasına rağmen, kalbimizdeki acı ve yüreğimizdeki sancı ilk günkü gibi tazeliğini koruyor” denildi.

    “ALEVİLER HER ZAMAN BARIŞI SAVUNMUŞLARDIR”

    Açıklamanın devamı şöyle:

    “Tam da dört yıl önce bugün Ankara’da savaşa karşı yürüyen canlarımız ne yazık’ki bugün 10 Ekim sınır ötesi barış pınarı adı altında bir harekat düzenleniyor olması ne tesadüf. Ülkemiz bunca ekonomik işsizlik ve yoksulluk sıkıntıları yaşarken yeri geldiğinde bağımsızlıkta ve özgürlükten bahsedenler ne yazık ki başka bir ülkenin sınırlarına operasyonlar düzenleye bilmektedir. Biz Aleviler her zaman savaşlara karşı barışı savunmuşuz savaş nerede yaşanırsa yaşasın karşısında barışı savunmaya devam edeceğiz savaşın değil barışın kazanımı olur.

    10 Ekim 2015’te ölüme karşı ısrarla yaşamı savunanlar, ‘Artık kimse ölmesin’ diye haykırırken, Ankara’ya kadar göz göre göre gelen IŞİD canileri tarafından patlatılan canlı bombalarla vahşi bir katliamın kurbanları oldular. Her birimiz annelerimizi, babalarımızı, kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı, yoldaşlarımızı canlarımızı kaybettik.

    Katliam sonrasında emniyet güçlerinin yaralıları hedef alan şiddeti ve biber gazlı saldırısı çok sayıda arkadaşımızın hayatını kaybetmesine neden oldu. Saldırı sonrasında 500’ü aşkın arkadaşımız yaralanırken, halen çok sayıda arkadaşımız farklı organ kayıplarına uğrayarak hayatını sürdürmeye çalışıyor.

    Siyasi iktidarın 10 Ekim’de yaşanan katliamın üzerini örtmek için yoğun çaba harcaması, olayda ihmali bulunan kamu görevlilerinin somut delillere rağmen yargıdan kaçırılması ve bugüne kadar kaybettiğimiz canlarımızı anmamıza bile polis şiddeti ile yanıt verilmesi, 10 Ekim katliamının asıl failleri hakkında yeterince ipucu vermektedir.

    10 Ekim katliamını planlayarak yapanlar da, önceden haber aldıkları halde hiçbir önlem almayıp, katillerin arkasındaki güçlerin ortaya çıkmasını engelleyenler de bellidir. Katiller tespit edilmiş ancak, katliamın yaşanmasında ihmali olanlar, katliamı önleyebilecekken, kılını kıpırdatmayanlar hala görevlerinin başındadır.

    “UNUTMAYACAĞIZ”

    Siyasi iktidarın 10 Ekim katliamında asıl sorumluların hesap vermesini engellemek için attığı bütün adımlara rağmen emek, barış ve demokrasi mücadelemizden geri adım atmayacağımız bilinmelidir. Katliamın tüm sorumluları yargılanana ve hak ettikleri cezayı alana kadar öfkemizi diri tutacak, katliamın unutturulmak istenmesine asla izin vermeyeceğiz.

    10 Ekim 2015’den bu yana yaşadığımız acı çok büyük ve tarifsizdir. Dört yıl içinde ne yüreğimizdeki acı, ne de öfkemiz dinmemiştir. Türkiye’nin en kanlı katliamlarından birisi olan 10 Ekim katliamının insani değerlerini yitirmemiş milyonlarca insanın yüreklerini yaktığını, içini acıttığını biliyoruz.

    “TÜRKİYE UZUN SÜREDİR ŞİDDET VE BASKI İKLİMİNDE YAŞAMAKTADIR”

    Türkiye, uzun süreden beri yoğun bir şiddet ve baskı ikliminde yaşamaktadır. 10 Ekim Katliamı, içinde bulunduğumuz baskı ve korku rejimine giden yolda en önemli ve trajik sembollerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Ülkemizin bu karanlıktan kurtulması, başta Çorum, Maraş, Sivas katliamları olmak üzere 10 Ekim o dönemde birbiri ardına yaşanan kitlesel katliamlarla hesaplaşılmasıyla mümkündür. Bu hesaplaşma, yitirdiğimiz canlarımızın ve ailelerine karşı en büyük sorumluluğumuzdur.

    Yoldaşlarımızı kaybetmiş olmamız, onların inandıkları değerleri, uğruna canlarını verdikleri barışı kazanmak için mücadele görevini bizlerin, hepimizin omuzlarına yüklemiştir. Üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin, 10 Ekim katliamının üzerinin örtülmesine, asıl sorumluların korunmasına ve yaşananların üzerinin örtülmesine asla izin vermeyeceğimiz bilinmelidir.

    Her dönem iktidarın hedefinde olan emek, barış ve demokrasi savunucuları olarak, ayrım yapmaksızın herkesin eşit yurttaşlık ve haklar temelinde, barış içinde bir arada yaşaması için ölümü değil, yaşamı ve yaşatmayı ısrarla savunmaya devam edeceğiz. Bizleri korkutmaya, yıldırmaya, sindirmeye çalışanlar, ne kadar saldırırlarsa saldırsınlar, yılmayacağız ve katilleri asla affetmeyeceğiz. 10 Ekim Ankara katliamında kaybettiğimiz 103 canımızı yoldaşlarımızı asla unutmayacağız ve unutturmayacağız.” (HABER MERKEZİ)

  • 10 Ekim’de yaşamını yitirenler, Dersim’de anıldı-VİDEO

    10 Ekim’de yaşamını yitirenler, Dersim’de anıldı-VİDEO

    PİRHA- Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler Dersim’de mezarları başında anıldı.

    HABERİN VİDEOSU

    Dersim KESK Şubeler Platformu, katliamda hayatını kaybeden Mesut Mak ve Adil Gür’ün Atatürk Mahallesi’nde bulunan mezarları başında anma gerçekleştirdi.

    Anmaya Mak ve Gür’ün yakınlarının yanı sıra KESK üyeleri ve bazı siyasi parti temsilcilerinin katıldı.

    Hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunun ardından KESK adına konuşan Eğitim-Sen şube başkanı Eylem Eslek, “Bir annenin gözyaşından daha önemli ne olabilir diyoruz. Barış istiyoruz talepli miting düzenlendi. Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamıdır yaşadığımız. Biz orada 103 arkadaşımızı kaybettik. Bir şekilde yaramız kabuk bağlıyor ama o kabuğun içindeki acı hiç dinmiyor. Bizim yapmamız gereken katliamı affetmemektir. Bizler affetmiyoruz, unutmuyoruz ve unutturmayacağız” dedi.

    Açıklamanın ardından mezarlara çiçek bırakılırken niyaz da dağıtıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Ankara Katliamı’nda hayatını kaybedenler anıldı

    Ankara Katliamı’nda hayatını kaybedenler anıldı

    10 Ekim Ankara Katliamı’nda hayatını kaybedenler, katliamın 4. yılında mezarları başında anıldı.

    Ankara’da 10 Ekim 2015 tarihindeki Barış Mitingi’ne yönelik IŞİD’in gerçekleştirdiği ve 103 kişinin yaşamını yitirdiği bombalı saldırıda hayatını kaybedenler, katliamın dördüncü yılında da mezarları başında anıldı. Katliamın tüm sorumlularının yargılanması için mücadele sözü verilen anmada, Gar Meydanı’nda yapılması kararlaştırılan anıt için uluslarası bir yarışmanın başlatılacağı duyuruldu.

    Karşıyaka Mezarlığı T19 Meydanı’nda bir araya gelen Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu. Saygı duruşunun ardından bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Mezar ziyaretlerinden önce kurumlar adına ortak açıklamayı okuyan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ankara İl Koordinasyon Kurulu (İKK) Sekreteri Özgür Topçu, 2015 yılında Türkiye’de şiddetin hızla tırmandığı bir dönemde karanlık güçlerin harekete geçtiğini belirterek, Diyarbakır ve Suruç katliamlarının bunun örneği olduğunu dile getirdi.

    “MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Evrensel’in haberine göre, bu ortama karşı ses çıkarmak ve barış talebini savunmak için Emek, Barış ve Demokrasi güçlerinin Ankara’da bir miting gerçekleştirme kararı aldığını hatırlatan Topçu, “Ülkemizin aydınlık yüzlü insanları, kadınları, gençleri, emekçileri bu anlamlı buluşmaya katılmak için ülkenin dört bir yanından geldi. Ancak patlayan iki bomba Ankara Garını kana buladı. 103 kardeşimiz hayatını kaybetti. Hastaneye götürme ve ilkyardım yapma çabalarımız gaz bombaları ile engellendi” dedi. Topçu, acıları ve öfkelerinin tazeliğini koruduğunu belirterek toplumu şiddet ve kaos ortamına sürükleyenleri asla unutmayacaklarını ifade etti. Devletin katliamı engellemek için gerekli önlemleri almadığını dile getiren Topçu, katliamın tüm sorumlularının hesap vermesi ve kamu görevlilerinin de yargılanması için mücadeleye devam edeceklerini vurguladı.

    ANIT İÇİN YARIŞMA BAŞLATILIYOR

    Katliamda yaşamını yitirenler için ismi “Demokrasi Meydanı” olarak değiştirilen Gar Meydanına geçici sembolik anıt yerine gerçek bir anıt yapılması için Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığıyla fikir birliğine vardıklarını ifade eden Topçu, bu doğrultuda hazırlanacak projenin belirlenmesi için TMMOB, KESK, DİSK, TTB ve 10 Ekim-Der ile uluslararası fikir ve tasarım yarışması düzenleyeceklerini duyurdu. Topçu, yarışma şartnamesinin önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacağını belirterek Kasım 2019-Mart 2020 tarihleri arasında sürecek yarışma ile 10 Ekim Katliamını uluslararası kamuoyunun gündemine de taşımayı hedeflediklerini dile getirdi.

    “BARIŞ BAYRAKLARININ YENİDEN KALKMASI İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ”

    10 Ekim-Der adına konuşan İhsan Seyhan katliamın üstünden geçen 48 ayda birçok şey yaşandığını belirterek ” Biz 10 Ekim’in artçı şoklarını da atlatmaya çalıştık. Ailelere davalar açıldı. Piyonlar yargılandı, kamu görevlilerinin yargılanmasına izin verilmedi. Hala evinden çıkamayan insanlar var. Vicdanlarına sesleniyoruz, biz katilleri tanıyoruz” dedi. Barış istemeye devam edeceklerini ifade eden Seyhan “Gar meydanında düşen barış bayraklarının yeniden kalkması için mücadele ediyoruz. Bizi onlardan güçlü ve büyük kılanın bu olduğunu biliyoruz. 48 ay oldu, bin 48 ay olsa da o günün barış söylemi dalga dalga büyüyecek” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından katliamda yaşamını yitiren Korkmaz Tedik, İdil Güneyi, Uygar Coşgun, Sevgi Öztekin ve Ali Kitapçı’nın mezarları ziyaret edildi.

    İSTANBUL’DA GÜNEY DOĞAN İÇİN ANMA YAPILDI

    10 Ekim Katliamı’nda hayatını kaybeden İTÜ İnşaat Mühendisliği öğrencisi Güney Doğan, Çekmeköy’de bulunan Vahide Sultan Mezarlığı’nda anıldı. Anmada konuşan Güney Doğan’ın annesi Derman Doğan, Barış mitinginin izinli bir miting olduğunu hatırlatıp devletin gereken güvenlik önlemlerini almadığına dikkat çeken Derman Doğan, “Bir bomba yetmemiş ki iki bomba patladı. İki bomba yetmiyormuş ki gaz sıkıldı. Gaz yetmiyormuş ki cop yediler. Belki Güney’im copla yıkıldı. Güney’imin astımı vardı. Belki nefes alamadı” dedi.

    Oğluna duyduğu özlemi vurgulayan Derman Doğan, “Sen pırıl pırıl bir gençtin ve barış için gittin biliyorum. Ama egemenlere pırıl pırıl gençler değil katiller gerekliymiş. Pırıl pırıl gençlerimizi yok ettiler” diye konuştu.

  • 10 Ekim aileleri: Adalet gelene dek bize bayram yok – VİDEO

    10 Ekim aileleri: Adalet gelene dek bize bayram yok – VİDEO

    PİRHA – 103 Yurttaşın katledildiği Ankara Garı önünde bir araya gelenler, “Adalet yerini bulana dek bayram kutlamıyoruz.” dedi. 10 Ekim Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun, yaşamını yitirenler adına yapılmak istenen anıt için bir kez daha taleplerini dile getirerek “Biz ‘bitti’ demeden bu mücadele sonlanmayacak” ifadelerini kullandı.

    HABERİN VİDEOSU

    IŞİD saldırısı sonucu 10 Ekim 2015’te yaşamını yitiren 103 yurttaş için Ankara Garı önünde bir araya gelenler, katliamı bir kez daha lanetledi.

    Patlamaların yaşandığı saat olan 10:04’te saygı duruşunda bulunan aileler, ardından “10 Ekim’i unutma, unutturma.” Sloganı attı.

    10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun, yaptığı konuşmada katliamın yaşandığı noktaya anıt dikilmesi yönünde taleplerini bir kez daha dile getirerek şunları söyledi:

    “BİZ ‘BİTTİ’ DEMEDEN SÜREÇ BİTMEYECEK”

    “Ankara Gar Katliamının 46. ayında da yine gar önündeyiz. Katliamın üzerinden 46 ay geçmesine rağmen her ay bu alana gelip adalet talep etmeye devam ediyoruz. Aramızdaki hiç kimse ‘bu süreç bitti diyemiyor’. Çünkü aramızdaki hiç kimse bayram arifelerinde mutlu olamıyor. Katliam sonrasında hissettiğimiz tek bir duygu var. Yine bu öfkenin diri tutacağı bir adalet mücadelesinin içerisindeyiz. Katliam yargılamaları sadece 19 IŞİD’li sanığın yargılandığı ve bittiği dosyanın şu an istinafta olmasına rağmen tamamen bittiği bir süreç değil. Biliyorsunuz ki 16 firari sanık yönünden devam eden bir yargılama var. Dördüncü yıla ramak kala anlıyor anlıyoruz ki daha fazla mücadele, daha fazla adalet talebi ile devam ettireceğimiz devasa bir ceza yargılaması duruyor önümüzde. Katliamın dördüncü yılında gerçekleştireceğimiz anmada burada bir anıt görmek isterdik ama görünen o ki katliamın dördüncü yılında da maalesef sembolik bir anlatın önünde olacağız. Bu sürece dair bu zamana kadar yaptığımız girişimlerden hiçbirinden net sonuç alabilmiş değiliz. Bu sürecin takipçisi olmak zorundayız. Bize bayram yok. Adalet gelinceye kadar da bayram olmayacak. Biz bayram kutlamadığımız gibi bu mücadele biz ‘bitti’ demeden, biz ‘adalet geldi’ demeden, biz artık ‘acımız azaldı’ demeden bu süreci devam ettireceğiz.”

    PİRHA / ANKARA

  • Mansur Yavaş, 10 Ekim anıtı için Kent Konseyini görevlendirdi

    Mansur Yavaş, 10 Ekim anıtı için Kent Konseyini görevlendirdi

    PİRHA – Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, 103 kişinin yaşamını yitirdiği 10 Ekim Katliamı anısına gar önüne dikilecek anıt için Kent Konseyi’ni görevlendirdi.

    IŞİD saldırısında hayatını kaybeden 103 kişinin anısına anıt dikilmesi talebiyle ilgili Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın görevlendirme yaptığı öğrenildi. 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği (10 Ekim-Der) Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun, HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile 9 Temmuz tarihinde görüşme yaparak taleplerini ilettiklerini belirtti. Coşgun, Kılıçdaroğlu ile yaptıkları görüşme sonrası Mansur Yavaş’ın, ailelerin Tren Garı önünde yapılmasını istedikleri anıt sürecinin belediyenin Kent Konseyi tarafından yürütülmesi yönünde görevlendirdiği bilgisini verdi.

    Coşgun, Ankara Büyükşehir Belediyesi Kent Konseyi Başkanı Halil İbrahim Yılmaz’ın kendisini aradığını ve anıtın yapılması yönündeki süreçle ilgili müzakere yürütmek istediğini söyledi. Coşgun, emek, barış, demokrasi bileşenlerinin de içinde olacağı bir komite kurarak, Kent Konseyi’yle anıt sürecine ilişkin görüşme gerçekleştireceklerini aktardı.

    PİRHA/ANKARA

  • Düşleri yarım bırakan Suruç katliamının ardından kalan acı ve adaletsizlik-VİDEO

    Düşleri yarım bırakan Suruç katliamının ardından kalan acı ve adaletsizlik-VİDEO

    PİRHA- Barışa, umuda, sevgiye ve ortak bir yaşamı hakim kılmaya giden gencecik 33 can bundan tam 4 yıl önce Suruç’ta katledildi.

    Bundan 4 yıl önce 20 Temmuz 2015 tarihinde SGDF üyesi sosyalist gençler ellerinde kitaplar ve oyuncaklarla Kobane’deki çocuklara umut olma, bir anlamda Kobane’yi temsili olarak yeniden inşa etme düşüyle yola çıkmıştı. Kobane’ye geçmek için Türkiye’nin dört bir tarafından gelen 300 genç Urfa’nın Suruç ilçesinde toplanmışlardı. Geçiş için kaymakamlıktan izin alınmasını beklerken birbirleriyle umutlarını, heyecanlarını paylaşıyorlardı. Ama o umutlar ve heyecanlar yaşanan patlamayla yerini acı, öfke ve nefrete bıraktı. Tarihe Suruç katliamı olarak geçen olay, henüz hayatlarının baharında olan 33 düş yolcusunu hayattan kopardı. IŞİD tarafından canlı bomba kullanılarak düzenlenen katliam düşleri yarım bıraktı…

    68 kuşağının önderlerinden Mahir Çayan ve beraberinde 9 kişinin katledildiği Kızıldere katliamından sonra gençliğe yönelik ilk kitlesel katliamdır Suruç katliamı.

    Gazeteci Havva Cuştan, Suruç katliamının tanıklarından biri. Suruç’a giderkenki heyecanı ve umudu katliamın ardından öfke ve nefrete dönüşmüş. Sadece Suruç katliamının acısını hissetmiyor Cuştan. Sur ve Cizre’deki vahşet bodrumları, Ankara katliamı, Reina katliamı, Çorlu tren kazası gibi toplumu derinden etkileyen olaylar ve katliamlarda da aynı acıyı hissediyor. Ona göre yaşanan acı da içinde yaşanılan karanlık da adaletsizlik de ortak. İşte bu ortak adaletsizliğe karşı ortak bir mücadele örülmesi gerektiğini düşünüyor Cuştan.

    Suruç katliamının 4. yılında Cuştan ile Kobane’ye gitmenin gençler için anlamını, katliam günü yaşananları, Suruç katliamının Cuştan’ın hayatındaki etkilerini konuştuk.

    “KOBANE’Yİ SAVUNMAK ORADA SADECE SAVAŞIP HAYATINI KAYBETMEK DEĞİLDİ”

    Bundan 4 yıl önce 20 Temmuz 2015 tarihinde Suruç’ta bir katliam oldu. Öncesinden başlarsak, Suruç’a gidişinizi, gitmeye karar verişinizi biraz anlatabilir misin?

    Aslında Suruç’a gitmek özgürlük ve adalet arayan sosyalist gençler için bir zorunluluktu. Şuradan doğan bir zorunluluktu; Kobane direnişi dünyada adı geçen bir direniş olmuştu. Dünyanın birçok yerinde vahşetiyle insanları katleden, kana bulayan, tecavüzcü, katil IŞİD çetelerine karşı bir direniş vardı. Suphi Nejat’tan Sinan Sağır’a kadar birçok insan Kobane’de hayatını kaybetmişti. Bunların hepsi batılı gençlerdi. Sadece gidip orada savaşmak hayatını kaybetmek değildi Kobane’yi savunmak, sınır nöbetleri tutmaktı, burada alanları tutmaktı, Kobane’den gelen insanların yaralarını sarmaya çalışmak, onlar için kıyafet toplamaktan çocuklar için oyuncak toplamaya kadar birçok şeydi Kobane’yi savunmak. Kobane sadece Kobane de değil dünyanın birçok yerinde savunuldu. Biz de ‘Beraber savunduk beraber inşa edeceğiz’ şiarıyla Kobane zaferinden sonra Kobane’ye gidişe karar verdik SGDF’nin genel kurulunda ve bu çalışmamızı örmeye başladık.

    “KOBANE’YE GİTMEK ‘BARIŞ KÖPRÜSÜ’ KURMAKTI”

    5 günlük bir gidiş planı yaptık. O dönem gidip kaymakamlığa kimliğinizi bıraktığınız anda 3-5 kişilik gruplarla karşıya geçebiliyordunuz. Biz de böyle bir niyetle bir haftalık izinle Kobane’ye gitmek oraya dokunmak istedik. Oraya dokunmak temsili bir şeydi aslında. 5 gün bir hafta ya da 10 günlük bir süreyle yıkılmış, yerle bir edilmiş bir kenti inşa edemezdiniz ama politik bir anlamı vardı bunun. Yıllardır doğu-batı, Kürt-Türk, Alevi-Sünni gibi karşıtları düşmanlaştıran bir sisteme karşı bir barış köprüsü kurmaktı Kobane’ye temsili olarak gitmek. Aslında batıdaki gençler Gezi’den başlayan barış isteğini göstermiş oldular.

    “KİMSENİN AKLINDA ‘ACABA’ DİYE BİR TEREDDÜT YOKTU”

    300 kişiyle gittik oraya. Çok söylenen bir şey var ‘ellerimizde oyuncaklarla, kitaplarla’ diye gerçekten de öyleydi. Oyuncaklarımızdan tut dans hocamıza, psikoloğumuza ya da inşaat işçisinden öğretmenine kadar birçok çeşitli renk vardı ve bu insanların çoğu batılı denen insanlardı, üniversite öğrencileriydi çoğu ve gerçekten bir barış köprüsü kurmak için gitmişlerdi. Giderken herkes çok heyecanlıydı, herkes oraya dokunmak, görmek için hem çok heyecanlıydı hem çok cesurdu hem de çok netti ve onu hissetmek istiyordu. Kimsenin aklında ‘acaba’ diye bir tereddüt yoktu, bunu çok net görebiliyordunuz. Herkes birlikte kahvaltı yapıyor, gülüyor, eğleniyor, tanışıyor. Aslında o patlamanın nedeni korkuydu. Bugün çok net görüyoruz ‘MİT tırları IŞİD’e silah sevkiyatı yaptı’ haberini yapan gazeteciler vatan haini ilan ediliyorlar, ülkelerine giremiyorlar. IŞİD’i bu kadar besleyen kanlı bir örgüt haline getiren iktidar bunu birçok katliamın yargılamalarında da görüyoruz aslında. IŞİD karanlığı karşısında Alper’in anarşistliğinde Koray’ın Trabzonsporlu olmasına kadar birçok renkliliğimizden, yan yana gelişimizden korkmuştu. Bu renkliliğe bir saldırıydı o günkü patlama.

    O günkü planlamanız neydi? İnsanların heyecanından bahsettin sen de heyecanlı mıydın, neler hissediyordun?

    Sabah erkenden gittiğimizde başka şehirlerden bizden önce gelen insanlar vardı. Onlarla tanıştık sohbet ettik. Çok heyecanlıydım. Daha önce Suruç’a gitmiştim ben ama bu Kobane direnişi sırasında sınır nöbetleri zamanındaydı. Ama ilk kez anlayarak gidiyordum aslında. Zafer kazanmış olarak gidiyorduk. Kimliklerimiz toplanmıştı kaymakamlıktan izin almayı bekliyorduk. Bu bekleyiş sırasında basın açıklaması gerçekleştirecektik. Kafamızda ‘sınırda ne olur, geçemezsek ne olur, geçersek ne olur, insanlar bizi karşıda nasıl karşılar, buraya döndüğümüzde ne yaparız?’ gibi birçok düşünce vardı. Aslında gündem karşıya geçmekti. Birbirlerini tanımayan insanlar birbirlerine ne hissettiklerini, neler olduğunu soruyordu. Bendeki de öyleydi. Hem merak duygusu hem de hiçbir sorun çıkmaması isteğiydi.

    “7 KİŞİ POLİSİN ATTIĞI GAZDAN DOLAYI NEFESSİZ KALARAK HAYATINI KAYBETTİ”

    Patlama esnasında ben karşıdaydım fotoğraf çekiyordum ve bir şey yazıyordum. Sadece bir ses duyduğumu hatırlıyorum, yere hiç bakmamıştım. Amara’nın camları inmiş, ağaçlar yanıyor. Canlı bomba olabileceği hiç aklıma gelmiyor. Bir arkadaş beni arka bahçeden çıkardı sonra hafif yarası olanlarla birlikte hastaneye gittik. Ben de bir yara yoktu ama ilk hastaneye gidenlerden birisiyim. Yani bacağına, koluna şarapnel parçası gelenler, kendisi katliamın olduğu yerden çıkabilenler falan geliyordu. Bomba deniyor ama ben hala bir çöp konteynere vardı orada ‘oraya konmuştur bomba’ diye düşünüyorum. Canlı bomba olabileceği ve insanların ölebileceği falan hiç gelmiyor aklıma. İlk zaten polisin ses bombası attığını ve ağaçların o yüzden yandığını düşünmüştüm. Sonra yaralıların gelmesi kesildi. O anda polis gaz atıyormuş Amara’nın bahçesine. O yüzden ağır yaralılar gelemiyormuş. Bir süre sonra ağır yaralılar geldiğinde durumun ciddiyeti biraz daha ortaya çıktı. O gün orada gerçekten Suruç halkı Kürt halkı olmasa hepimiz ölmüştük. Kolluk kuvvetleri, polis hepimizi öldürmeye gelmişti. Bir katliam oluyor, katliamın olduğu yere siz plastik mermi ve gazla saldırıyorsunuz, hastane bahçesine saldırmak istiyorsunuz. Ama o gün orada Kürt gençleri, anneleri, Kürt halkı o bahçeye sokmadılar polisi. Polisler basmak istedi hastaneyi oradaki ağır yaralıların düşünün ki keza polis o gün gaz bombası atmasaydı 7 kişi şu an hayatta olabilirdi. 7 kişi polisin attığı gazdan nefessiz kaldığı için hayatını kaybediyor. Çok üzüldüler 33’ü çok az buldular çünkü. Hepimizi katletmekti niyetleri. Sonraki süreçlerde çok daha net gördük bunu zaten. Hepimizin hedef gösterilmesinden tutun tutuklanma, gözaltı furyası, aileleri hedef etme dava sürecinde birçok yerde gördük aslında.

    “POLİSE GARİP GELMELİYDİ”

    Peki öncesinde sana garip gelen, dikkatini çeken herhangi bir şey var mıydı?

    Biz ‘bir polis ya da jandarma müdahalesi olursa herhalde sınırda olur’ diye düşünüyorduk. Amara’da bir şey olabileceği aklımıza gelmiyordu. Diyarbakır’da vardı ama canlı bomba değildi çöp konteynerine yerleştirilmişti. Böyle bir şey olabileceği hiç aklımıza gelmedi. Dönemi şöyle bir değerlendirdiğimizde barış ve müzakere süreci dediğimiz bir süreçti. Polis zaten basın açıklamalarına çok az gelirdi. Suruç’ta o dönemde sadece biz değil bizden bağımsız birçok genç, gazeteci, yazar, Avrupa’dan gelen bir sürü insan vardı. Dolayısıyla etrafta çok polis olmaması bana garip gelmemişti. Ama polise garip gelmeliydi. Canlı bomba Abdurrahman Alagöz, o yaz gününde Suruç gibi havanın 40 derece olduğu sıcak bir yerde montla emniyetin önünden 3 kez geçiyor. Bu polise garip gelmeliydi. Durdurmalıydı ki Suruç gibi MİT’ten, polisten habersiz kuş uçmaz bir yerde öyle birini zaten durdururlardı. Ama hiçbirini yapmadılar. Dava dosyalarından da görüyoruz bunu. Ankara katliamının dava dosyası bunu çok net ortaya koydu. Hepsi biliyordu, yazı gitmiş zamanında. Dikkate almadılar değil dikkate almak istemediler.

    “AYNI ACI, ADALETSİZLİK VE KATLİAM…”

    Suruç Katliamını yaşamış biri olarak Suruç haberleri yapıyorsun, duruşmaları takip ediyorsun. Neler hissediyorsun?

    İlk başta çok net öfke hissediyorsunuz tüm adaletsizliklere karşı. Suruç’un haberini yaparken de öfke hissediyorum Çorlu ailelerinin haberlerini yaparken de öfke hissediyorum. Çünkü aynı acı, adaletsizlik ve katliam. Çorlu ailelerine de saldırıyor bugün devlet adalet istediği için, Suruç ailelerine de saldırıyor. Elbette ki birebir yaşadığınız bir katliam sizi daha fazla etkiliyor ama adaletsizlik öyle bir durumda ki kime dokunsan devletten canı yanmış ve sen onu anlıyorsun. Suruç’tan sonra devlet katliamlar zinciriyle geçtim toplumsal muhalefeti toplumu öyle bir konuma getirdi ki gezmeye gelen Alman turist de katlediliyor aynı karanlıkla Taksim’deki İranlı turist de katlediliyor, aynı karanlık havalimanında da insanları katlediyor. Ben 5 dakika sonradan geçmiş olsaydım Taksim katliamını da görmüş olacaktım. Benim Suruç’a gitmem politik bir tercihti bu tercihe saldırdı devlet ama bu şiddeti öyle bir tırmandırdı ki yolda yürüyen insana da saldırıyor artık. Suruç’a adalet gelseydi hiçbiri olmayacaktı. Keza dava dosyalarından hepsinin bir merkezde planlandığı çok net ortaya çıkıyor.

    “SURUÇ BENİM KİŞİSEL TARİHİMDE BİR MİLAT”

    Senin kişiliğinde nasıl bir etkisi oldu Suruç Katliamı’nın?

    Suruç benim kişisel tarihimde bir milat, bu toplumda da bir milat. Çünkü Suruç’tan sonra bir savaş süreci başladı. Savaş sürecinin butonuna bastılar Suruç Katliamı’yla birlikte. Bunu Suruç’ta ne olduğunu söylediğimde insanların bakışından da görüyorum. İki ayrı hapishanede kalan iki ayrı kadın tutsakla yazışıyordum ve Suruç’ta ne olduğunu söylediğimde ikisinin de diğer mektubunun başlangıcı şöyleydi; ‘Suruç bizim için bir milat’. Birbirlerini tanımayan iki ayrı hapishanede iki ayrı kadın aynı duyguyu hissediyor, aynı şeyi düşünüyor.

    “KATLEDİLMİŞSİNİZ DAHA ÖTESİ YOK”

    Kişiliğimde yarattığıysa sizi katletmişler, ölmek ya da ölmemek orada bir şeyi değiştirmiyor. Bir katliamdan kimse sağ çıkamaz yani böyle bir gerçekliği var bu durumun. Dolayısıyla hiçbir şey gözünüzü korkutmuyor. Adalet mücadelesini verirken de öyle. Gözaltına alınma, tutuklanma, polis saldırısı, hedef gösterilmeniz falan değil orada katledilmişsizin daha ötesi yok yani. Keza gözaltına da alındım daha önce defalarca, tutuklandım da bir kez. Hiçbiri adalet mücadelesinde bizi yıldırabilecek şeyler değildi. Suruç olmasaydı belki yıldırabilecek şeylerdi benim açımdan ama katliamlar zincirinden sonra bu kadar adaletsizliğin olduğu bir yerde yıldırmıyor sizi hiçbir şey.

    “ÇOCUKLARININ SAĞ ÇIKMASINA SEVİNEMEDİLER”

    Ailendeki etkisi ne oldu peki?

    Çok korktular önce, üzüldüler haliyle. Annemin ilk sözünü hiç unutmam. Ezgi’den bahsediyordum anneme bu yüzden biraz tanıyordu Ezgi’yi. ‘Benim kızım sağ çıktı ben şimdi Ezgi’nin annesinin yüzüne nasıl bakarım’ demişti. Kendi çocuklarının sağ çıkmasına bile sevinemediler aslında. İlk başta adalet mücadelesi vermeme karşı durdular ama bir süre sonra devletin kirli yüzünü, o politik tercihi yapsam da yapmasam da bir gün bir yerde katledilebileceğimi fark edip bana destek olmaya başladılar. Çok net onların da büyük bir değişimi oldu. Onlar için de Suruç bambaşka bir yerde. Ben olmasaydım da eminim onları da çok etkileyen bir yerde duracaktı Suruç katliamı, benim olmam daha farklı bir yerde durdu tabi.

    “VAHŞET ZİNCİRİ TOPLUMA ÖFKE EKTİ”

    “Suruç ile bir butona basıldı ve katliamlar zinciri yaşandı” dedin. Suruç’tan sonra Sur, Cizre, Şırnak, Reina, Ankara katliamları yaşandı. Bunlar seni nasıl etkiledi?

    Suruç’tan sonra öfkeyle yaşıyorsunuz. Sur, Cizre bodrumları vahşet, insanların göz göre göre bodrumlarda katledilmesi, Ankara, Sultanahmet, havalimanı hepsi öfkemi daha çok arttıran bir yerde durdu. Bugün Cizre bodrumlarına ses çıkaramadığımız için diğer katliamlar silsilesi oldu ya da Suruç’a ya da Ankara’ya ‘dur’ diyemediğimiz için diğer katliamlar silsilesi oldu. Aslında biraz daha geriye gidersek Roboski’ye ‘dur’ diyemediğimiz için bunlar oldu. 90’lardan çok bahsediyorlar iktidar da bahsediyor 90’larda bile olmayan bu vahşet zinciri kişisel tarihimde de toplum tarihinde de öfke ekti. Ben sormak isterim ‘Cizre’deki çocuklar nasıl sevsin ki bu devleti, iktidarı?’ sevmesin. Keza batıyı da sevmesin. Biz sessiz kaldık sevmesin, niye sevsin ki niye karşı durmasın, niye iktidar yanlısı olsun ki?

    Peki alıştık mı sence tüm bunlara toplum olarak, kanıksadık mı ya da?

    Ben bunun çok ikilemini yaşıyorum. Bazen çok alışmışız gibi geliyor. Ankara’dan sonra aslında büyük bir sessizlik hakimdi. Bu sessizlikten sonra çok alışmışız gibi geldi. Ama diğer taraftan toplumsal muhalefet kanalını bulduğu andan itibaren karşı duruşa geçiyor aslında. Bunu referandumda da gördük, 31 Mart seçimlerinden sonra mazbatanın iptal edilmesinde de gördük ya da kadın kırımının yaşandığı bir süreçte 8 Mart’ta da gördük. Tüm bu süreçte tek başına bir seçim öfkesi değil o yani, birikmiş bir öfke. Referandum değil aslında insanların ‘Hayır’a sahip çıkma sebebi. Baskılı sürece karşı bir birikmişin hali. Bu hala toplumsal muhalefetin buna alışmadığını gösteriyor. 10 Ekim’den sonra doğru düzgün miting yapılmadı çünkü insanlar korkuyordu ama artık mitingler çok yaygın bir biçimde yapılmaya başlandı. Bunu Leyla Güven’in açlık grevi sürecinde de çok net gördük. İnsanlar o korku duvarını aşarak buna ses çıkarmaya başladı. Bu böyledir zaten. Toplumsal şiddeti öyle bir duruma tırmandırdı ki ‘yürürken de katlederim seni’ diyor, ‘uçağa binerken de katlederim, Reina’da da katlederim seni’ diyor. Reina katliamı çok çarpıcıdır bence. Çok sınıfsal bir temeli de var. ‘Aynı sınıftanız ama hayat tarzını da hedef alıyorum, o da benim karanlığımın karşısında bir şey çünkü’ diyor. Tek başına ezilenler, ötekiler, Kürt halkı ya da barış isteyenleri katletmek, toplumsal muhalefeti katletmek değil dolayısıyla insanlarda da kaybedecek hiçbir şey kalmıyor. Katlediliyorsunuz çünkü kaybedecek bir şey bırakmıyor. Dolayısıyla insanlar bir yerden kendi öfkesini kanalize ediyor bence.

    “ADALET ARAYANLAR OLARAK SAFLARIMIZI GENİŞLETEBİLMELİYİZ”

    Peki bunları unutmamak, unutturmamak için neler yapılabilir?

    Bence öncelikle tüm bu katliamların adalet mücadelesine sahip çıkmak gerekiyor. Bu sadece Suruç adalet mücadelesi değil, Ankara adalet mücadelesi, Reyhanlı adalet mücadelesi, Reina adalet mücadelesi yani çok geniş bir toplumsal kesim var saldırıya uğrayan. Gezi var, Roboski var, Soma var sayamayacağımız o kadar çok bu durumda olan insan var ki Şule Çet var. Genç bir kadın göz göre göre bir plazanın 7’inci katından atılarak katlediliyor dava duruşmalarını siz görüyorsunuz. Çok geniş bir adalet mücadelesi ve arayışı var. Bu kadar saflar keskinleşmişken bu kadar güçlünün, egemenin yanındayken yargı ve adalet sistemi biz de adalet arayanlar olarak saflarımızı bu kadar genişletebilmeliyiz. Bu adalet mücadelesi Reina’daki sınıfsal olarak üst düzeyde olup hayatını kaybedenlerden birinin ailesini de kapsamalı, Soma’daki bir işçinin ailesini de kapsamalı. Hepsi birbirine çok bağlantılı şeyler çünkü. Bu adalet mücadelesinden güç alarak başka bir yerde adalet mücadelesi veriyoruz ki aynı biçimde Çorlu ailelerine de saldırıyor bu devlet, Ankara ailelerine de saldırıyor. Aynı biçimde saldırıyor, aynı biçimde yanıt vermek gerekiyor.

    SURUÇ İÇİN ADALET HERKES İÇİN ADALET

    Son olarak eklemek istediğin bir şey ya da çağrın var mı?

    Biz hep Suruç adalet çalışmalarını ‘Suruç için adalet herkes için adalet’ diye yaptık. Burada şunu özel olarak vurgulamak istiyorum; Suruç aslında toplumsal muhalefete bir saldırıydı ama özelde gençliğe bir saldırıydı. Kızıldere’dir Suruç’tan önce gençlik katliamı, 10 kişi katledilmiştir ama Suruç’ta 33 kişi katledildi. Gençlik, gençlik örgütleri, gençlik mücadelesi aslında bunu iyi okudu. Biz Suruç adalet mücadelesini verirken Suruç’tan sonra da bu 4 yıl içerisinde birleşik bir mücadele ördü gençlik. Birleşerek bir adalet mücadelesi vermek gerektiğini gençlik iyi öğretti aslında topluma önder oldu. Dolayısıyla bizim bunu gençlik mücadelesinden öğrenmemiz gerektiğini düşünüyorum. Başta 20 Temmuz’da Süreyya Operası’nın önünde yapacağımız anmaya, 3 Ağustos’ta da Abbasağa Parkı’nda yapacağımız anma etkinliğine herkesi çağırıyorum. ‘Suruç için adalet herkes için adalet’ diyorum.

    Suay ABAK/İsmet SEFER

    İSTANBUL

  • Katliam siyasetine karşı adalet isteyenler ‘Vazgeçmiyoruz’ şiarıyla buluştu-VİDEO

    Katliam siyasetine karşı adalet isteyenler ‘Vazgeçmiyoruz’ şiarıyla buluştu-VİDEO

    Katliam siyasetine karşı adalet isteyenler ‘Vazgeçmiyoruz’ şiarıyla bugün Taksim Hill Otel’de buluştu. Sempozyumda yaşanan katliamların unutulmayacağı ve unutturulmayacağı mesajı verildi. 

    Suruç Aileleri İnisiyatifi ile 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’nin “Katliam siyasetine karşı adalet isteyenler buluşuyor: Vazgeçmiyoruz” çağrısıyla düzenlediği etkinlik bugün İstanbul Taksim’de bulunan Hill Otel’de yapıldı.

    Suruç İçin Adalet Platformu, İnsan Hakları Derneği, TMMOB, DİSK ve KESK’in de destekçi kurumlar olarak katıldığı etkinliğe Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Murat Çepni, Oya Ersoy, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun yanı sıra, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkanvekili Şahin Tümüklü, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) Eşbaşkanı Okan Danacı, DİSK Yönetim Kurulu üyesi Kamber Saygılı, Sosyalist Kadınlar Meclisi MYK üyeleri, HDP PM üyesi Ahmet Ayva, Berkin Elvan’ın ailesi Gülsüm Elvan ve Sami Elvan, Cumartesi Anneleri, Hasan Ocak’ın kardeşi Ali Ocak, Diyarbakır Katliamı’ndan yaralı kurtulan Lisa Çalan da katıldı.

    3 oturumdan oluşan etkinlikte ‘Yaşadık’ oturumunun açılış konuşmasını düzenleyici kurumlardan Suruç Aileleri İnisiyatifi adına Yoldaş Aydın yaptı. Aydın, “Katliamlara maruz kalanlar olarak yan yana gelmeliyiz, seslerimizi daha güçlü haykırmalıyız” diyerek başladığı konuşmasında, katliam siyasetinin yüzbinlerce insanın hayatını etkilediğini ifade etti.

    ‘Yaşadık’ oturumunda, Suruç Aileleri İnisiyatifi, 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), Ankara Barış Mitingi çağrıcılarından KESK Yürütme Kurulu, Diyarbakır patlamasında yaralı kurtulan Lisa Çalan, Sultanahmet patlaması tanıkları konuştu.

    ÇAĞDAŞ AYDIN’IN BABASI: BİZ ÖLMEDİK DİYE BİZİ DE ÖLDÜRMEYE ÇALIŞIYORLAR

    Suruç Aileleri adına, katliamda hayatını kaybeden Çağdaş Aydın’ın babası Fethi Aydın  konuşma yaptı. Aydın, SGDF’nin çağrısıyla, savaşın etkilerini silmeye çalışan Kobane halkıyla dayanışmaya gitmeye karar verdiklerini, kaymakamlıkla yaptıkları görüşmelerde peyder pey Kobane’ye gidebileceklerinin söylendiğini ifade etti.

    Buna rağmen katliamın yaşandığını anlatan Aydın, “Biz mahkemelere giderken cep telefonlarımız dahi elimizden alınıyor, acılı ailelere joplarla saldırılıyor. Geride kalan bizleri, ölmedik diye öldürmeye çalışıyorlar. Bu katliam siyaseti değil de nedir? Mahkeme sonralarında yapmak istediğimiz basın açıklamalarını dahi engellemeye çalışıyorlar” dedi. Aydın, insanlık için Suruç’a, Kobane’ye giden gençlerin ideallerinin gerçekleşmesi için mücadelenin sürdürücüsü olacaklarını söyledi.

    “KOBANE İÇİN ‘DÜŞTÜ, DÜŞECEK’ DİYORLARDI, DÜŞEN AKP VE ORTAKLARI OLDU”

    Kobane çağrıcısı Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) adına Okan Danacı konuştu. “Kaybettiklerimizi sevgi ve özlemle anıyoruz” diyen Danacı, şunları söyledi:

    “Kobane için, ‘Düştü, düşecek’ diyordu IŞİD’in ortakları, düşen AKP ve onun ortakları oldu. Ezilenlerin ve halkların sahip çıktığı bir kent oldu Kobane. Biz de “Beraber savunduk, beraber inşa edeceğiz” diyerek yola çıktık. 20 Temmuz’la başlayan sürecin arkasından Suruç yaralılarına yönelik tutuklamalar, ailelere tehditler de yaşadığımız savaş konseptini gösteriyordu. Tüm bu atmosferde, adalet mücadelesinde birleşmemiz gerektiğini gördük. Suruç’un 1’inci yılında adalet talebiyle bir buluşma gerçekleştirmek istedik, Valilik tarafından yasaklandı. Bu da adalet talebi ile bir araya gelmemizden korktuklarını bir kez daha gösterdi.”

    “YAŞAMAYA DEVAM EDİYORUZ, BİZ UNUTMUYORUZ”

    10 Ekim Barış ve Demokrasi Derneği adına konuşan Mehtap Ekinci Çoşgun da, “Ayrı ayrı çokça etkinlik ve anma yapmış olsak da IŞİD çetesinin hedefindekiler olarak ilk kez bugün burada buluştuk ve yalnız olmadığımızı gördük” dedi.

    Çoşgun, salonda duyulan çocuk sesleri için “Sesini duyduğunuz çocukların bugün babası yok ama çok büyük bir ailesi var. Barışa ve kardeşçe yaşamaya dair umutları var” diye belirtti.

    Ardından 10 Ekim dava dosyasına da giren ve daha önce basına çok az bir kısmı düşmüş olan, polis kamerasından çekilmiş görüntülerden oluşan bir sinevizyon gösterimi yapıldı. Görüntülerde ambulansın katliamdan 50 dakika sonra alana geldiği, IŞİD’lilerin şehirde nasıl rahatça dolaşabildiklerinin görüldüğünü ifade eden Coşgun, “Biz bu katliamı unutturmayacağız, unutturmaya çalışanlara da hatırlatacağız. Yaşadık demekle de bitmiyor, yaşamaya devam ediyoruz. Biz unutmuyoruz” dedi.

    “100 YILLIK KATLİAMLAR VE ORTAK ACILAR TARİHİ”

    10 Ekim Barış ve Demokrasi mitinginin düzenleyecilerinden KESK Yürütme Kurulu adına söz alan Mehmet Bozgeyik bu topraklardaki 100 yıllık sürecin katliamlar ve ortak acılar süreci olduğunu ifade etti. Bozgeyik, mitingi düzenleme kararı almalarına giden süreci şöyle ifade etti:

    “AKP’nin son 10 yılda Ortadoğu’da izlediği saldırgan politikalar, emperyalistler aracılığıyla Ortadoğu halklarının birbirine kırdırılması ve IŞİD eliyle zulme uğratıldığı bir dönemde, bu savaş politikasına karşı ses çıkarmaya karar verdik.”

    “BİRLİKTE MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ”

    Bozgeyik, 10 Ekim katliamından önce Diyarbakır ve Suruç katliamları ile başlayan sürecin Ankara ile devam ettirildiğini, Türkiye’de işçi ve emekçilerin sendikal haklarına karşı yapılan saldırıların, siyasetçilere dönük baskının da bu savaş politikaları aracılığıyla hayata geçirildiğini kaydetti. Bozgeyik, önümüzdeki dönem hem katliamlara hem AKP’ye karşı birlikte mücadele etmenin zorundalık olduğunun altını çizdi.

    LİSA ÇALAN: DİYARBAKIR KATLİAMININ SORUMLULARI BULUNMALI 

    Bozgeyik’in ardından sözü, 5 Haziran 2015’te Diyarbakır’da HDP mitingine yönelik bombalı saldırıdan yaralı kurtulan Lisa Çalan aldı. Çalan, açlık grevindeki Leyla Güven’i selamlayarak konuşmasına başladı.

    Aradan geçen 4 yılda Suruç, Nusaybin ve Cizre başta olmak üzere birçok katliamın yaşandığını ifade eden Çalan, Kürt halkının adalete olan inancının kaybolduğunu ve bu inancın ortak mücadele sonucu kazanılması gerektiğini söyledi. Çalan, Diyarbakır katliamının sorumlularının bulunmasının tüm katliamların düğümünün çözülmesi için önemli olduğunu ifade etti.

    POLİS SALDIRIDAN 1 SAAT SONRA BOMBACININ FOTOĞRAFINI GÖSTERMİŞ!

    Lisa Çalan’ın ardından söz alan, Sultanahmet’te turist kafilesini hedef alan katliamın tanığı ve grubun rehberi Sibel Şatıroğlu, katliamdan 1 saat sonra polisin bombacının fotoğrafını kendisine gösterdiğini aktardı. Sık sık sesi titreyen ve gözleri dolan Şatıroğlu, Türkiye’de bu katliamı konuşabileceği kimse olmadığını söyledi.

    Gaziantep’te bir düğüne yönelik bombalı saldırıda hayatını kaybeden Orhan Yavuz’un babası Kasım Yavuz da söz alarak adalet talebini yineledi.

    ‘GÖRDÜK’: YÜZLEŞMEDİĞİMİZDE, HESAP SORAMADIĞIMIZDA BİZİ HAREKETSİZ BIRAKAN SÜREÇ BİZİ DE KATLEDİYOR

    “Gördük” oturumunda ise HDP Milletvekili Oya Ersoy, Adli Tıp Uzmanı Dr. Şebnem Korur Fincancı, Avukat Kazım Bayraktar, gazeteci Arzu Demir, yazar Erdoğan Aydın söz aldı.

    İlk konuşmayı yapan, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, sözlerine dayanışmanın son derece kıymetli olduğunun altını çizerek başladı. “Yüzleşmediğimizde, hesap soramadığımızda ardı ardına bizi hareketsiz bırakan süreç bizi de katletmeye devam ediyor. Tanıklıkları paylaşan tüm dostlar çok kıymetli bir iş yapıyor” diyen Fincancı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın da Suruç Katliamı ile sürece dahil olduğunu söyledi.

    2015-2016 yılında yaşanan katliamlarda hayatını kaybeden, yaralanan yurttaşların sayısının yaklaşık rakamlarla ifade edildiğini söyleyen Fincancı, bunun sebebinin de katliamlara gelen yayın yasağı olduğunu söyledi.

    “İMAR AFFI ADI ALTINDA KATLİAM YAŞANDI VE YİNE YAYIN YASAĞI GETİRİLDİ”

    Fincancı, “Kartal’da yaşanan bina çökmesinde de imar affı adı altında bir katliam yaşandı ve yine yayın yasağı getirildi.” dedi.

    Fincancı’nın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

    “Bu sürecin bir başka yansıması da sokağa çıkma yasaklarıydı. Bütün büyük illerde yokmuş gibi görünen yasaklar küçük yerlerde sürüyor. İnsanlar günlerce aylarca hapis hayatı yaşıyor. Büyük bir göç süreci yaşadı Türkiye, Sokağa çıkma yasakları bir yandan, ölümler bir yandan, şehirlerin ortasında patlayan bombalar bizi aslında evlerimize doğru kapatmaya zorladı.”

    “BU KATLİAMLARIN HİÇBİRİSİNİN FAİLİ MEÇHUL DEĞİL”

    Fincancı’dan sonra sözü alan Avukat Kazım Bayraktar toplumsal davalardaki hukuki süreci anlattı. Bayraktar, sözlerine “Bu katliamların hiçbirisinin faili meçhul değil. Katliamlarda kullanılan, tetikçilerin yanında kamu kurumlarının içindeki işbirlikçileri, devletin hangi kamu görevlilerini nerelerde konumlandırdığı artık meçhul değil” diyerek başladı.

    Bayraktar, katliamların organize bir suç örgütü olarak örgütlendiğini ve bunun Emniyet, MİT ve Yargı aracılığıyla yapıldığını söyledi. Ankara ve Suruç katliamlarında adları geçen Mustafa Delibaşlar, Yunus Durmaz gibi isimlerin 2012 yılında Antep Vali Yardımcısı ve Emniyet Müdürü’yle yapılan ortak bir toplantıda takibe alındığını aktaran Bayraktar, 2014 yılına kadar takibin devam ettiğini, biriken tüm delillere rağmen operasyon yapılmadığını ifade etti.

    2 YIL BOYUNCA TAKİP EDİLDİLER, SAVCILIK OPERASYON İZNİ VERMEDİ!

    AKP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerine giden süreçte korku ve kaos ortamı yaratarak oylarını artırmak istediğini söyleyen Bayraktar, şunları söyledi:

    “2 yıl boyunca takip edilen çeteler için, 2015 Mayıs ayında yani Diyarbakır katliamından 1 ay önce Emniyet Başsavcılığı’ndan operasyon için yazılı izin istendi. Savcılar katiller için talimat vermedi. Katilleri, katliamın ertesi gününde Gaziantep’te elleriyle koymuş gibi buldular. Katliamdan bir gün sonra nasıl yakaladınız? Gün gelip yargılandıklarında o kamu görevlilerine bunları soracağız”

    Tüm bu katliamların devlet takibi altında yapıldığını söyleyen Bayraktar, “Tarih bir gün hesap soracak, bu yüzden kayıtlarını tutmaya devam edeceğiz” dedi.

     

  • 10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenler saldırının 39. ayında da unutulmadı-VİDEO

    10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenler saldırının 39. ayında da unutulmadı-VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim’in 39. ayında Ankara Garı önünde anma düzenlendi. Anmada konuşan aileler, ‘Barış Meydanı’ taleplerine henüz bir yanıt verilmediğini söyledi.

    10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenler saldırının 39. ayında da unutulmadı. 103 kişinin hayatını kaybettiği ve yüzlerce kişinin yaralandığı katliamın gerçekleştiği Ankara Garı önünde bir araya gelen aileler, sendikalar ve siyasi partiler buraya karanfiller bıraktı.

    10 Ekim Derneği yönetici İhsan Seylan, “39 ay önce burada 103 canımızı kaybettik. O günden beri yaralarımız taze. O günden beri kanları buradaki taşlarda duruyor. Hala evinden çıkamayan anneler var. Bugüne kadar hiçbir şekilde yüreklerimize su serpilmedi. Burayı çocuklarımızın mezarı olarak gören aileler olarak, hâlâ anıt olmayan buraya her geldiğinde acı ve hüzünle karşılaşıyoruz. Bu konudaki girişimlerimiz hep sonuçsuz kaldı, hala net bir cevap bize sunulmadı” dedi. Katliamın gerçekleştiği Ankara Garı meydanının emek, demokrasi ve barış meydanı adıyla düzenlenmesini istediklerini söyleyen Seylan, “Biz burada düşen barış bayrağını en yükseğe kaldıracağız. Onların hayallerini gerçekleştirmek için son nefesimize kadar mücadelemize devam edeceğiz.” dedi.

    BOZGEYİK: SORUMLULAR YARGILANMADI

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik de, 10 Ekim mitingine barış ve demokrasi talepleriyle geldiklerini ama Ortadoğu’da savaş isteyenler ve Türkiye’deki işbirlikçilerinin bir katliam gerçekleştirdiğini söyledi.

    Bugüne kadar süren yargılamalarda sorumluların yargılanmadığını ifade eden Bozgeyik, Cumartesi Anneleri, Roboskili aileler gibi gerçek bir adalet için bu mücadeleye devam edeceklerini dile getirdi. (PİRHA/ANKARA)