Etiket: Ankara Katliamı

  • HDP İstanbul Milletvekili Erdal Ataş 10 Ekim Ankara Katliamı’yla ilgili soru önergesi verdi

    HDP İstanbul Milletvekili Erdal Ataş 10 Ekim Ankara Katliamı’yla ilgili soru önergesi verdi

    PİRHA -HDP İstanbul Milletvekili Erdal Ataş, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya, 10 Ekim Ankara Katliamında savcının ilgili dört CD/DVD’yi izlememesini ve katliama göz yuman kamu görevlileri hakkında soruşturma başlatılıp başlatılmadığını sordu.

    25-26 Eylül 2017 tarihinde Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ankara katliamı davasının 5. duruşmasında bazı kolluk kuvvetlerinin katliamla direk ve dolaylı olarak bağlantılarının olduğu ve bazı kamu görevlilerinin katliamın önlenme imkanı varken gerekli tedbirleri almadığı ve katliamla ilgili istihbarat raporlarının ilgili kamu kurumlarından saklandığı belirtilmişti.

    Duruşmada ayrıca, katliam esnasında görevli personelin görevini kötüye kullanmasına yönelik açılan soruşturmada ilgili savcının dosyada yer alan dört (4) adet CD/DVD’yi açmadığı ve görevi kötüye kullanan personellerle ilgili etkin bir soruşturma yürütülmediği ifade edilmişti.

    HDP İstanbul Milletvekili Erdal Ataş, konuyla ilgili Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlamaları istemiyle soru önergesi verdi.

    Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e “Sorumlu kamu personelinin soruşturulmasına yönelik, görevli savcının dört adet CD/DVD’yi dahi açmaması ve ilgili CD/DVD görüntülerini izlememesinden dolayı sorumlu savcı hakkında, görevi ihmale yönelik herhangi bir tahkikat başlatıldı mı?” sorusunu soran Ataş, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya da şu soruları yöneltti:

    -Katliamla ilgili, dönemin Ankara Valisi hakkında görevi ihmal ettiğine yönelik yürütülen bir soruşturma var mıdır?

    -Katliamla ilgili, dönemin Ankara Emniyet Müdürü, İl Emniyet Müdür Yardımcısı Ankara TEM amiri H.Ö. GÜR, İstihbarat Şube Müdürü, TEM Şube Müdürü, Güvenlik Şube Müdürü ve Çevik Kuvvet Şube Müdürü hakkında görevi suistimal etme ve kötüye kullanmayla ilgili yürütülen bir soruşturma var mıdır? (HABER MERKEZİ)

  • 10 Ekim Katliamı’nın akşamı deliller ‘süpürülmüş’

    10 Ekim Katliamı’nın akşamı deliller ‘süpürülmüş’

    10 Ekim Ankara Katliamı’nın yaşandığı günün akşamına dair olay yeri inceleme görüntüleri çıktı. Görüntülerde, belediyeye ait temizlik aracı ve çöp kamyonlarıyla delillerin yok edildiği yer alıyor.

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı’nda yapılmak istenen Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’ne IŞİD tarafından düzenlenen ve 102 kişinin hayatını kaybettiği canlı bomba saldırısına ilişkin bir yeni görüntü daha ortaya çıktı.

    Bu kez görüntülerde saldırının yaşandığı günün akşamına ait olay yeri görüntüleri yer alıyor.

    Mahkemeye gönderilen ve katliamın yaşandığı günün akşam saatlerinde polis kamerası (Ankara Polis Foto Film Şube) tarafından çekildiği anlaşılan görüntülerde, olası delillerin belediyeye ait temizlik ve çöp araçlarıyla yok edildiği görülüyor.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Barış Boyraz’ın haberine göre görüntülerin ilk dakikalarında, olay yeri inceleme polisleri bir yandan delilleri toplarken, diğer yandan Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne ait temizlik kamyonu, patlamanın yaşandığı yerlerde su kullanarak yıkama ve süpürme işlemi yapıyor.

    Görüntülerin 35’inci saniyesinden sonra temizlik aracı ikinci patlamanın yaşandığı yerde süpürme ve temizleme işlemi yapıyor. Temizlik kamyonu çalışırken alanda bir çok materyalin olduğu görülüyor.

    45’inci saniyeden sonra ise alana bir çöp kamyonu ve onlarca temizlik görevlisi getiriliyor.

    Temizlik görevlileri alanda yaşamını yitirenlerin taşıdığı ve cenazelerin üzerine örtülen bayrak ve flamalar ile yaşamını yitiren ve yaralananlara ait olabilecek eşyaları özensizce çöp kamyonuna attığı görülüyor.

    Görüntülerin 85’inci saniyesinde birinci patlamanın olduğu alanın tamamen “temizlendiği”, yerlerin ıslak olduğu görülüyor ve olaya dair izler siliniyor.

    Kaydın 90’ıncı saniyesinden itibaren Ankara Gar’ının yaklaşık 10 metre yükseklikteki duvarına tazyikli su tutuluyor.

    “DELİLLERİ KARARTMA SUÇU”

    Katliamın olduğu gün gar önünde bulunan ve saat 16.30’a kadar incelemeler yapan Adli Tıp Uzmanı Şebnem Korur Fincancı, ortaya çıkan görüntülere dair, “Deliller toplanırken temizlik aracının, çöp aracının oraya girmesi delilleri karartmaya yönelik suçtur, delilleri karartma suçudur” değerlendirmesi yaptı.

    Korur-Fincancı, “Cenazelerin üstüne örtülen flamalar dahil oradaki tüm delillerin laboratuvara götürülerek incelenmesi gerekiyordu. Bir biber gazı kalıntısı olup olmadığının araştırılması gerekiyordu” dedi.

    “OLAY YERİ İNCELEMESİ EN AZ 2 GÜN SÜRMELİYDİ”   

    10 Ekim’de gar önünde inceleme yapanlar arasında bulunan avukat Nuray Özdoğan ise görüntülere dair şu değerlendirmede bulundu:

    “Savcı olay yerine ancak 12.00 sularında geldi. 102 kişinin yaşamını yitirdiği bir olay ancak sadece 2 savcı geldi. Olay yeri incelemesi usule uygun yapılmadı. Ne Ceza Muhakemesi Kanunu’na ne de Minnesota Sözleşmesi’ne uygun bir şekilde yapılmadı. Olay yerine gelen inceleme ekipleri de eksikti. Olay yeri bandının dışında bir çok delil bulundu, insan parçaları bulundu. Tüm itirazlarımıza rağmen polisler ve savcılar delillerin üzerinde gezdi. Bu görüntüler de bir delil karartma çabasıdır. Olay yerini hızlıca boşaltıp, ertesi güne hiç bir şey bırakmamayı düşündüler. Bu düşüncenin altında yatan sebep toplumu bu olaydan uzaklaştırmaktır. Böyle bir katliamda olay yeri incelemesi en az 2 gün sürmelidir. Ancak 3-4 saatte bitirildi. Bu olayı ne kadar ciddiye aldıklarını, ne kadar önemsediklerini gösteriyor. Olay yerini temizlemek için gösterdikleri hızı sanıkları yakalamak için gösterselerdi, belki de şuan 10 Ekim katliamından sonra yaşanan katliamların bir kısmı olmayacaktı.”

  • Ankara Katliamı’ndaki görüntülerde canlı bombalar elini kolunu sallayarak alana gelmiş

    Ankara Katliamı’ndaki görüntülerde canlı bombalar elini kolunu sallayarak alana gelmiş

    Diyarbakır’da HDP mitingine yönelik bombalı saldırıda polisin ihmalini ortaya koyan görüntülerin ardından bu kez 10 Ekim Ankara Katliamı’ndaki ihmalin görüntüleri ortaya çıktı.

    Söz konusu MOBESE görüntülerinde, 10 Ekim Ankara Katliamı’nı gerçekleştiren IŞİD’li canlı bombaların, Ankara’ya geldikten sonra polis aramasına takılmadan ellerini kollarını sallayarak miting alanına geldikleri görülüyor.

    GÖRÜNTÜLER DE DAVA DOSYASINDA

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı’nda düzenlenen “Emek, Barış ve Demokrasi” mitingine yönelik bombalı saldırıda 102 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı.  Güvenlik birimlerine ulaşan 62 istihbarat notuna rağmen yaşanan katliamda, bombacıların 10 Ekim günü, Ankara’nın en merkezi noktalarında nasıl rahat rahat dolaştıkları ve miting alanına girerken polis aramasından geçmedikleri, MOBESE görüntülerinden alınan fotoğraflarla ortaya çıkmıştı. Bu fotoğrafların ardından görüntülerin kendisi de dava dosyasına girdi.

    RAHAT RAHAT DOLAŞMIŞLAR

    Evrensel Gazetesi’nin ulaştığı görüntülerde,  IŞİD Üyesi Yunus Emre Alagöz ve halen kimliği tespit edilemeyen Suriyeli canlı bomba, 10 Ekim 2015 günü sabah saatlerinde, Ankara Gölbaşı’da bindikleri taksiden indikten sonra Meclis Dikmen Kapısı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığının olduğu kavşaktan, İsmet İnönü Bulvarı boyunca, Meclis Çankaya Kapısı yönünde yürüyor. Buradan başka bir taksiye binen bombacılar, Hipodrum Caddesi ve Kazım Karabekir Caddesi’ni kesen kavşak yani TCDD Genel Müdürlüğünün yanındaki yolda iniyor.

    Bombacıların taksiden inişleri, taksiden indikten sonra miting alanına girişleri de anbean kayıtlarda görülüyor. Görüntülere göre Gar kavşağındaki girişte polis arama kontrol noktası kurmadığı için IŞİD üyeleri üzerlerindeki bombayla alana giriyor. Bu arada Tren Garı önünde tek bir polisin bile olmadığı da görüntülerde net olarak görülüyor.

    Miting alanına girdikten sonra bir bombacı HDP’lilerin olduğu alana doğru gidiyor. Bir diğer bombacı ise Ankara Tren Garı girişine yöneliyor. İlk bombacı HDP’lilerin arasında kendisini patlatıyor. Kaçışmanın ardından bu kez diğer canlı bomba kendisini patlatıyor.

    ALAGÖZ HAKKINDA 3 GÜN ÖNCE İSTİHBARAT GİTMİŞTİ

    Görüntülerdeki bombacı Yunus Emre Alagöz hakkında, ‘saldırı gerçekleştirebilir’ şüphesiyle katliamdan 3 gün önce 81 ilin güvenlik birimlerine istihbarat notu gönderildiği daha önce ortaya çıkmıştı.

    BOMBAYI GÖRMEMİŞLERDİ!

    5 Haziran 2015 tarihinde IŞİD’in HDP’nin Diyarbakır mitingine yönelik düzenlediği bombalı saldırıya ilişkin görüntülerde de katliama ilişkin ihmaller zinciri bir kez daha gün yüzüne çıkmıştı. Diyarbakır Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturmanın dosyasında yer alan görüntülerde, IŞİD bombacısı Orhan Gönder’in iki bombayı nasıl yerleştirdiği, polislerin bombanın bulunduğu çöp kutusuna baktıkları halde bombayı görmedikleri ve bombaya yönelen arama köpeğinin uzaklaştırıldığı görülüyor. IŞİD tarafından düzenlenen saldırıda 5 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştı.

    (kaynak: EVRENSEL)

  • 10 Ekim Ankara Katliamı davasında ara karar verildi

    10 Ekim Ankara Katliamı davasında ara karar verildi

     10 Ekim Ankara Katliamı’na ilişkin süren yargılamanın beşinci grup duruşmasında mahkeme, 18 sanığın tutukluluğunun devamına karar verdi, davası 22-23 Kasım’a ertelendi.

    10 Ekim 2015’te KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin düzenlemeyi planladığı Emek, Barş ve Demokrasi Mitingi öncesinde tarihi Ankara Garı önünde IŞİD’in gerçekleştirdiği katliama ilişkin yargılamada beşinci grup duruşma görüldü.

    BirGün’den Hüsyin Şimşek’in haberine göre mahkeme, tutuklu 18 sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Sanık ifadelerinde adı geçen polislerin mahkeme huzurunda dinlenilmesine karar verilerek, dava 22-23 Kasım’a ertelendi.

    102 kişinin yaşamını yitirdiği katliama ilişkin Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren davanın beşinci grup duruşması ikinci gününde, sanıkların mağdur avukatlarına yönelik ifadeleri ve tutuklu sanıklardan Hacı Ali Durmaz’ın avukat Hatice Aydın’ın ailelere yönelik ifadesi tepki çekti.

    “POLİSLERİN TANIKLIĞINA BAŞVURULAMIYOR”

    Duruşmanın ilk bölümünde mağdur avukatları, katliamın planlanması ve gerçekleştirilmesine yönelik ihmallere değindi. Antep’te görevli iki polis memurunun beşinci grup duruşması sona ermesine rağmen hala “tanık sıfatı ile” ifadesinin alınamamasını eleştiren avukatlar, “Mahkemenin yazısına gelen yanıtta, polis memurlarının ikametgahlarında oturduğu fakat o an orada bulunmadığı belirtiliyor. İki polis memurunun tanıklığına başvurulamayacak durumda mıyız” diye sordu.

    “SUSKUNLUĞUMUZ ZAYIFLIK DEĞİL”

    Mağdur avukatlarının ardından sanık avukatlarının esasa ilişkin beyanlarına alındı. Bu sırada söz alan sanık Hacı Ali Durmaz’ın avukat Hatice Aydın, 10 Ekim katliamından “olay” diye bahsetti. Avukat Aydın’ın bu ifadesine tepki gösteren katılımcılar ise 10 Ekim’de bir “olay”ın değil, katliamın yaşandığını ifade etti. Bunun üzerine katılımcılara dönen avukat Aydın, “Bizim suskunluğumuzu zayıflık olarak görmeyin” dedi. Avukat Aydın, onlarca polis memurunun ve jandarmanın bulunduğu salonda, yeterli güvenlik önleminin alınamadığını da öne sürdü. Avukat Aydın’ın bu ifadelerinin “tehdit” olduğunu söyleyen katılımcılar ise müdahale etmeyen mahkeme heyetine ve avukat Aydın’a tepki gösterdi.

    AVUKATA TEHDİT

    Sanık avukatlarının beyanlarının ardından sanıklar kendilerini savundu. Bir kısım sanık savunma yapmak istemezken, sanıklardan Talha Güneş, bir mağdur avukatının, başka bir örgütün savunucusu olduğu iddiasında bulundu. Mağdur avukatının HDP ile de ilişkisinin olduğunu öne süren Güneş’e avukatlar ve katılımcılar tepki gösterdi. Bu sırada diğer sanık Mehmedin Baraç, aynı avukatı sözlü olarak tehdit etti.

    ‘DOSYAMIZ AYRILSIN’ TALEBİ

    Tutuklu sanıkların büyük bir bölümü, son taleplerinin dinlendiği sırada mahkeme heyetinden davalarının yerel mahkemelere aktarılmasını talep etti. Antep, Adıyaman ve Elazığ gibi kentlerde de yargılanan bazı sanıklar söz alarak, dosyalarının 10 Ekim katliamı davasından ayrılarak bu kentlerdeki mahkemelere gönderilmesini talep etti. Mahkeme heyeti bu talebi reddetti.

  • 10 Ekim Katliamı duruşmasında IŞİD sanıklarından avukatlara tehdit

    10 Ekim Katliamı duruşmasında IŞİD sanıklarından avukatlara tehdit

    10 Ekim davasının 5. duruşmasının 2. gününde IŞİD sanıkları Mehmeddin Baraç ve Abdülhamit Boz, avukatları tehdit etti. Bunun üzerine kısa süreli gerginlik yaşandı. 

    10 Ekim Katliamı davasının 5. grup duruşmasına Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. IŞİD sanıkları mağdur avukatlarını yine tehdit etti. Avukatlar mahkemeye seslenerek, “Mahkemenin vereceği  karar Türkiye yargısı için örnek olacak. Ancak mahkeme ısrarla delilleri toplamıyor, tanıkları dinlemiyor” dedi. IŞİD sanığı da ayetle savunma yaparak “Biz değil, İslam yargılanıyor” dedi.

    Duruşmaya KESK Eş Genel Başkanları Aysun Gezen ve Mehmet Bozgeyik, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, CHP Genel Başkanı Yardımcısı Veli Ağbaba, CHP’li vekiller Şenal Sarıhan ve Murat Emir’in yanı sıra KESK’e bağlı sendikaların yöneticileri katıldı. Duruşma salonuna 18 tutuklu sanık getirildi.

    Duruşmada söz alan mağdur avukatlarından Senem Doğanoğlu, sanıkların IŞİD ile eylemsel ve fikri yönden birliktelikleri olduğunu belirterek, “Sanıklar hayatımızın orta yerine bombalarla düştü. Geçmişin vahşetinin hukuken tanımlanması sorunu mahkemenizin üzerinde. 10 Ekim Ankara Katliamı sonrası Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, katliamı da referans alarak bir karar aldı. BM Güvenlik Konseyi IŞİD’i evrensel olarak ‘eşi görülmemiş’ bir tehdit olarak tanımladı. BM aynı zamanda IŞİD’in eylemlerini ‘soykırım’ ve ‘insanlığa karşı suç’ olarak tanımladı. IŞİD’in canlı bombalarının sivil alanı hedef almasını da savaş suçu olarak tanımladı” dedi.

    IŞİD’in sivil halka karşı işlediği suçların, insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında olduğunun altını çizen Doğanoğlu, “Antep mahkemeleri ise göçmen kaçakçılığı diyerek IŞİD üyeleri hakkında beraat kararı verdi. Sizin burada vereceğiniz karar şuan sınırda bekleyen IŞİD’lilerin, geldiklerinde  haklarında verilecek olan karar bakımından önemli. Aynı zamanda 10 Ekim Ankara Katliamı’nın nasıl tarif edileceği bakımından da önemli” dedi. Doğanoğlu, mahkeme heyetine hitaben, “Sadece bizlere karşı değil, Ezidî kadınlara, Alevilere ve Kürtlere karşı da sorumluluğunuz var” diye seslendi.

    SANIKLARDAN AVUKATLARA TEHDİT

    Doğanoğlu’nun konuşması sırasında sanık Mehmeddin Baraç ve Abdülhamit Boz, müşteki avukatlarını tehdit etti. Bunun üzerine kısa süreli gerginlik yaşandı. Gerginliğin ardından sözlerine devam eden Doğanoğlu, sanıkların Suriye’de faaliyette bulunduklarına dair kanıtlar ve sanık ifadeleri olduğunu ekledi. Sanıkların avukatlara yönelik sözleri zapta geçirildi.

    SANIKLAR TAHLİYE İÇİN DOSYALARIN AYRILMASINI İSTİYOR

    Müşteki avukatlarından Ahmet Özdel, Terörle Mücadele Kanunun mahkemelere, örgütleri yeniden tanımlama imkanı verdiğine değinerek, “Bunu IŞİD terör örgütü için yapmanızı talep ediyoruz. Yaptığınız yargılamanın dünya ve Türkiye yargısına örnek teşkil etmesi gerekir. Ancak mahkeme ısrarla delilleri toplamıyor, tanıkları dinlemiyor. Polis amirlerinin ve Ceren Demir’in dinlenmesi gerekir. En önemlisi IŞİD’in yeniden tanımlanması gerekir.

    IŞİD örgütü değişmiştir ve Türkiye’de yapılan yargılamaların da  buna uygun hale getirilmesi gerekir. Bir sanık birden çok cep telefonu kullanıyorsa bunun dikkate alınması gerekir. Yakup Şahin tek seferlik telefon hattı kullanıyor. İnternet üzerinden IŞİD’in talimat verdiği biliniyor” sözleriyle bilirkişilerin sanıkların telefonlarını gereği gibi incelememesini eleştirdi.

    Sanıklardan Suphi Alpfidan, yargılamanın başında, katliamın organizatörlerinden Halil İbrahim Durgun’un yanında gördüğü bir kişinin 10 Ekim Katliamı’ndan sonra kendisinden ev istediğini Antep Emniyetinden 3 polise bildirdiğini söylemişti. Bu durumu hatırlatan Avukat Özdel, bu 2 polisin hala tanık olarak dinlenmediğini belirterek, “Tanık olarak dinlenmesi gereken 2 polisi bile hazır etmeyen emniyet müdürlüğü IŞİD’i bu hale getirmiştir” dedi.

    Sanıkların kendi dosyalarının ayrılmasını talep ettiğini söyleyen Özdel, “Bölge mahkemeleri sanıklara müsamaha göstermiştir. Bu sebepten dosyalarının ayrılmasını talep ediyorlar” diye konuştu. Özdel, sanıklar hakkındaki delilleri tek tek açıklayarak, sanıkların tutukluluk hallerinin devamını istedi.

    “3 POLİSİ DİNLEYEMEDİK”

    Suphi Alpfidan’ın Avukatı Akın Deniz de, müvekkilinin isimlerini verdiği polislerin ifadesinin alınmamasını eleştirerek, “Bir yıldır 3 polis memurunun ifadesini alamadık. Bu maddi gerçeğin açığa çıkarılmasını engelliyor. İfadeleri bir an önce huzurda alınmalı” dedi.

    SANIK AVUKATI HATİCE AYDIN KATLİAMA OLAY DEDİ

    Daha sonra sanık Hacı Ali Durmaz’ın Avukatı Hatice Aydın söz aldı. Aydın’ın 10 Ekim  Katliamı’na “olay” demesi üzerine, Aydın ve mağdur aileler arasında kısa süreli tartışma yaşandı. Aydın ısrarla “olay” demeye devam ederken, “Olay işte olay. Bizim suskunluğumuzu güçsüzlük olarak algılamayın” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • DİSK Başkanı Beko: Ankara Katliamı’nın arkasındaki gerçek ortaya çıkarılmalı-VİDEO

    DİSK Başkanı Beko: Ankara Katliamı’nın arkasındaki gerçek ortaya çıkarılmalı-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Ankara Katliamı Davası’nı takip eden Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK Genel Başkanı Kani Beko, “Eğer siz Ankara’da yaşanan bu katliamı bütün gerçekleriyle ortaya çıkarmazsanız, başka katilleri onların arkasındaki karanlık güçleri siz adalete teslim edemezseniz bu ülke katliamlar ülkesi olacak” dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    10 Ekim Ankara Katliamı Davası 5’inci grup duruşması dün başladı. Bugün 2’inci gününde devam ediyor. Davayı takip eden Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK Genel Başkanı Kani Beko davayı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Beko, “2 yıl önce Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamının yaşandığı yer olan başkentte kaybettiğimiz 102 barış güvercini, barış elçisi adına ben gerçekten bugün duruşmadayım. Duruşmaları bugüne kadar takip ettim bundan sonrada takip edeceğim” dedi.

    “BU DAVADAN DERS NİTELİĞİNDE KARAR ÇIKMALI”

    Bu davanın ders niteliğinde bir dava olması temennisinde bulunan Beko şöyle konuştu:

    “Biz 2 sene önce de aynı şeyi söylemiştik. Eğer siz Ankara’da yaşanan bu katliamı bütün gerçekleriyle ortaya çıkarmazsanız, başka katilleri onların arkasındaki karanlık güçleri siz adalete teslim edemezseniz bu ülke katliamlar ülkesi olacak. Dolayısıyla daha birçok masum insan ölecek demiştik. Nitekim bu katliamdan sonra 25 yakın ülkemizde bombalar patladı. Dolayısıyla bundan sonra bu topraklarda ve Ortadoğu’da insanlarımızın ölmemesi için mutlaka bu davadan ders niteliğinde bir karar çıkması gerekir inancındayım.”

    Beko, “2 yıl önce 250 bine yakın Ankara’ya gelen Barış Demokrasi Özgürlük elçilerine saygı ve sevgilerimi sunarken 2 yıl önce kaybettiğimiz bu güzelim insanlarımızı şehitlerimizi saygı sevgi ve özlemle anıyorum” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN /ANKARA 

  • 10 Ekim Derneği kurucusu Mehtap Coşkun: Eninde sonunda bir hukuki sonuç alacağız-video

    10 Ekim Derneği kurucusu Mehtap Coşkun: Eninde sonunda bir hukuki sonuç alacağız-video

    PİRHA – 10 Ekim Ankara Gar patlamasında hayatını kaybeden Av. Uygar Coşkun’un eşi ve 10 Ekim Derneği kurucusu Mehtap Sakinci Coşkun, 4 duruşması görülen Ankara Gar katliamı davasını değerlendirdi. Coşkun, “Eninde sonunda hukuki bir sonuç alacağız” diyerek herkesi davayı sahiplenmeye çağırdı. 

    HABERİN VİDEOSU

    10 Temmuz’da görülen dava gar patlamasının 21. ayı olması sebebiyle Ankara Gar’da programlarına başladıklarını ifade eden Mehtap Sakinci, sonraki süreçlerde iki gün boyunca yargılamanın kalan safhalarında tanıkların ve bir kısım sanıkların dinlenmesine geçildiğini söyledi.

    “ENİNDE SONUNDA HUKUKİ SÜRECİ KAZANACAĞIZ”

    “Gelinen noktada eninde sonunda hukuki bir sonuç alacağımızın farkındayız” diyen Sakinci, temel problemin bu tarz yargılamalarda kamusal sorumluluğa, kamunun devletin katliamlardaki rolüne değinmeden, onlarla ilgili yargılama ve soruşturma süreçleri başlatılmadan, siyasi anlamda bir sonuç alamayacakları ifade etti.

    Sakinci, Mahkeme süreçlerine her geçen gün ailelerin katılımının daha güçlü olması gerektiğini, kendilerinin metanet ve sabır göstererek takip ettiklerini belirti.

    “HERKESİ DAVANIN TAKİPÇİSİ OLMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Türkiye’deki 39 kente gönderdiğimiz cenazelerden, 450’nin üzerindeki yaralılarımızdan doğru bu katliamın, bu yargılamanın tek sahiplerinin bu zamanki sürece kadar takip edenler olmadığını kaydeden 10 Ekim Derneği kurucusu Mehtap Sakinci Coşkun duyarlı kamuoyuna eslenerek şunları belirtti:

    “Vicdanı olan herkesin, o gün oraya gelen binlerin bu davanın gerçek sahipleri olduğunu vurgulamak istiyoruz. Bu yüzden, her geçen gün katılımın artırılması lazım. Bu konuda herkesi davanın takipçisi olmaya davet edeyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • 10 Ekim Katliamı’ndan yaralı kurtulan öğretmen Kılıç: Derin bir travma yaşıyoruz-VİDEO

    10 Ekim Katliamı’ndan yaralı kurtulan öğretmen Kılıç: Derin bir travma yaşıyoruz-VİDEO

    PİRHA – 10 Ekim Ankara Katliamı’ndan yaralı kurtulan Öğretmen Solmaz Kılıç, derin bir travma yaşadıklarını belirterek, “IŞİD’liler piyon. Bunları yönlendirenlerin sanık sandalyesinde olduğu güne kadar bu davanın peşinde olacağım” dedi. Ankara Katliamı davasına ilişkin izlenimlerini de aktaran Kılıç, “Katliam günü alınmayan güvenlik önlemlerinin mahkemede alındığına dikkat çekerek, ciddi anlamda bir tacizle karşı karşıya kaldıklarını belirtti. 

    Haberin Videosu

    10 Ekim 2015’te emek ve demokrasi örgütlerinin çağrısıyla Ankara’ya gidenler arasında bulunan ve katliamdan yaralı kurtulan öğretmen Solmaz Kılıç, geçtiğimiz günlerde 4. duruşması görülen Ankara Katliamı davasına ilişkin izlenimlerini PİRHA’ya anlattı.

    Ankara Garı önünde toplandıklarında polisin olmamasının ve güvenlik kontrolünün  dikkat çekici olduğunu vurgulayan Kılıç, bu durumun kendisinde şüphe uyandırdığını söyledi. Birleşik Taşımacılık Sendikası’ndan arkadaşlarıyla birlikte toplanma yerine gittiğini söyleyen Kılıç, arkadaşlarıyla sohbet ederken patlama olduğunu ve Adana’dan gelen 14 demiryolcu arkadaşının katledildiğini ifade etti.

    “Arkamı dönüp fotoğraf çekmeseydim belki de bugün yaşamıyor olacaktım” diyen Songül Kılıç, “Uzunca bir dönem yaşadığımdan da utanmaya başladım. Ben çok şükür yaşıyorum diyebilecek durumda değiliz, birçok arkadaş aynı düşüncede. Patlamadan sonra hastanede kaldım. Sonraki kaybettiklerimden haberim olmadı. Sonraki süreçte söylediler. Büyük bir travma’tik  bir durum yaşadık.

    TİHV’in yönlendirmesiyle psikolojik yardım aldıklarını belirten öğretmen Kılıç, şunları kaydetti.

    “Ben çok dazla gidemedim. Tekrar o travma’yı yaşamak istemedim. Aylarca günlük hayatımın kalitesi bozuldu. 11 yaşında bir kızım var. Çok korktu çantamı ve telefonumu ona verdiklerinde öldüğümü düşünmüştü. Kızım da o travmayı atlatabilmiş değil. Benim hiçbir eylem ve etkinliklere katılmamı istemiyor. Seni kaybetmek istemiyorum, diyor kızım.”

    “IŞİD’LİLER PİYON, ONLARI YÖNLENDİRENLER YARGILANMALI”

    Öğretmen Songül Kılıç, katliamın kendisini nasıl etkilediğini şöyle anlatıyor:

    “Okuluma çok fazla adapte olamamaya başladım. Ders anlatırken, çevremdeki insanlarla diyalog kurmamaya, konuşmamaya başladım. Sosyal bir insan olmama rağmen içime kapandım bir biçimi ile ve hiç uyumuyordum, uyku problemim vardı. Sürekli ağlıyordum, sürekli ağlıyordum. Bunları yaşadım. Bunları birçok arkadaşımız yaşadı. Çok arızalı değildim ama hep diyorum arkadaşlara fiziki olarak ağır yara almamış olabilirim ama derin bir travma yaşıyoruz,  derin bir yara aldık, derin acılar yaşıyoruz hepimiz.”

    “İŞİD’lilerin piyon olarak tanımlıyorum. Bunları yaptıranların bu sanık sandalyesinde olduğu güne kadar bu davanın peşinde olacağım, devam edeceğim” diyen Öğretmen Songül Kılıç, önceki gün görülen duruşmayla ilgili de izlenimlerini aktardı.

    Mahkemede, katliamda yaşamlarını yitirenlerin ailelerine hakaretler edildiğini ifade eden Kılıç, “Biz sükuneti korumaya çalıştıkça onlar bizi tahrik ve provoke etmeye çalıştılar” dedi. Sanıkların mahkemedeki rahatlıklarına dikkat çeken Kılıç, bu kadar rahat davranmalarının destek aldıklarını gösterdiğini belirtti.

    “OHAL GEREKÇE GÖSTERİLDİ”

    Yargılanan IŞİD üyelerinin mahkemede “Burada bizim dinimiz yargılanıyor” diyerek bir savunma yaptıklarını söyleyen Kılıç, mahkemeden önce tren garından başlayarak adliyenin önüne kadar yürümelerinin engellenmeye çalışıldığını kaydetti. Engellemenin gerekçesi olarak OHAL’in gösterildiğini belirten Kılıç, basın açıklaması, toplantı, basın açıklaması gibi toplu etkinliklerin valilik kararıyla yasaklandığı cevabı aldıklarını vurguladı.

    “PSİKOLOJİK BASKI YAPIYORLAR”

    Daha önce mahkemelerde kendilerine kimlik kontrolü yapılmadığını da ekleyen Kılıç şunları belirtti:

    “Kimliklerimize tek tek bakmaya başladılar. Her yerde kameralar vardı. Ciddi anlamda bir tacizle karşı karşıyaydık. Psikolojik bir baskı yapıyorlar bize. Almanya’dan gelen avukat arkadaşlarımızı mahkemeye almadılar. ‘Hiç bir şekilde alamayız. Valilik kararıdır. Bununla ilgili bir yazı geldi bize’ dediler. Hatta 2. günde tekrarlandı bu itekleme durumu. Davaya müdahil olmak istediler, duruşmaya da alınmadılar. Bırak onu adliye binasının bahçesine bile almadılar.”

    Mahkemede tacizleri ve tehditleri devam eden sanıkların reddi hakime gitmek istediklerini kaydeden Kılıç, mahkemenin 25, 26, 27 Eylül’e ertelendiğini söyledi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Dicle Deli’nin babası Faik Deli: Bu ülkeye yeniden barış tesis edilmeli-VİDEO

    Dicle Deli’nin babası Faik Deli: Bu ülkeye yeniden barış tesis edilmeli-VİDEO

    PİRHA – 10 Ekim 2015 yılında emek ve meslek örgütleri tarafından düzenlenen barış mitinginde 2 İŞİD çetesi tarafından patlatılan bombalar sonucunda yaşamını yitiren Dicle Deli’nin babası ve 10 Ekim Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Faik Deli patlama öncesi, sonrası ve devam eden mahkeme sürecini PİRHA’ya anlattı. Deli, “Bu ülkeye yeniden barış tesis edilmeli” dedi. 

    Haberin Videosu

    10 Ekim 2015 yılında ülkenin kötü gidişatına, bozulan toplumsal barışa dur demek için ülkedeki sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, sivil örgütlerin ortaklaşarak aldıkları karar doğrultusunda Ankara’da yapılması planlanan miting için Ankara Garı önünde toplanıldı. Ancak 2 İŞİD çeteci tarafından patlatılan bombalar sonucunda 103 kişi hayatını kaybetti. Saldırıda yaşamını yitirenlerden 17 yaşındaki lise öğrencisi Dicle Deli’nin babası Faik Deli PİRHA’ya konuştu.

    “DEVLETİN KOLLUK KUVVETLERİ GÜVENLİK TEDBİRİ ALMADI”

    10 Ekim günü asli görevi vatandaşı, etkinliği düzenleyen kurumların barış ve demokrasi yanlılarının can güvenliğini, eylem güvenliğini korumak olan devletin güvenlik güçlerinin o gün ortalıkta görünmediğine dikkat çeken Deli, “Eylemci eylem kararı alır, eylem yerine gider, eylem ve etkinliğini düzenler, çevre ve can güvenliğini almakta devletin kolluk kuvvetlerinin alacağı bir şey. Ama 10 Ekim’de sanki yer yarılmıştı, devletin güvenlik görevlileri tamamıyla yerin altına girmişler. Saat 10.04 geçe Ankara Garı’nın önünde hiçbir engele takılmadan gelip kortejin içinde halay çeken, türkü söyleyen, barış hemen şimdi diyen insanların içinde iki canlı bomba İŞİD katilleri kendilerini patlatarak 100 canın hayatını kaybetmesine, bizim tespitlerimize göre 459-460 insanın ciddi anlamda yaralanmasına neden olmuştur” dedi.

    “BU PATLAMADAN HÜKÜMET SORUMLUDUR”

    Bugüne kadar Ankara Katliamı davasının dört duruşmasının yapıldığını belirten Faik Deli, bugüne kadar başta aileler olmak üzere, avukatlar, arkadaşları, yoldaşları bu patlamada sorumluluk payı olan kamudaki görevlilerin bu davaya dahil edilmesi gerektiğini istediklerini vurgulayarak şunları ifade etti:

    “Ama maalesef bugüne kadar herhangi bir kamu görevlisi müfettişlerin raporlarına girmiş olmasına rağmen, kamudaki görevlilerin kusurlarının olduğu söylenmesine ve belirtilmesine rağmen, mahkeme şu ana kadar kamudan herhangi birini çağırıp sorgulamış değil. Ankara Emniyet Müdürü, Ankara Valisi, güvenlik şube müdürü, bu işten birinci derecede sorumludur. Adalet Bakanı sorumludur. O gün daha bombalar patlatıldıktan sonra insanlar can havliyle kendilerini kurtarmaya ve yaralı arkadaşlarını kurtarmaya çalışırlarken emniyet yetkilileri kitlenin üzerine plastik mermi, su ve gaz bombalarıyla saldıran ve onun emrini veren Ankara’daki güvenlik müdürleri bire bir sorumludur. Sonuç olarak Sağlık Bakanı, Adalet Bakanı sorumludur, bir bütün olarak birinci dereceden başbakan ve bir bütün olarak hükümet sorumludur.”

    “HÜKÜMET ÜÇ MAYMUNLARI OYNUYOR”

    10 Ekim’den bu yana devletin ailelerin yaralarını sarmak için herhangi bir girişimlerinin olmadığını kaydeden Faik Deli, zaman zaman kimi ailelerin tehditlere maruz kaldığını ancak bunu takip ettiklerini, bunun hesabını soracaklarını ifade etti.

    Devletin, 15 Temmuz Darbe girişiminde hayatını kaybedenlerin ailelerine maddi manevi  destek sağladığını söyleyen Deli, “Ancak 21 aydır davaları devam eden ve barış istemekten başka hiçbir suçları olmayan, bütün o acılarına rağmen halen barış diyen o ailelerin hangi derdine bu hükümet, bu devlet el uzatmış. Hangi sorunlarını çözmüş, hiç birini. 3 maymunları oynuyorlar. Kulakları sağır, dilleri kesilmiş ve gözleri kör. Hiç bir şekilde olumlu şekilde bizimle her hangi bir bağlantı kurulmamış” dedi.

    “ANMA SONRASI POLİS BASKI UYGULADI”

    Son görülen dava öncesi hayatını kaybedenlerin mezarlarını ziyaret eden Deli, anma yerinden ayrılırken polisin baskı uyguladığını belirten Faik Deli, 10 Ağustos’ta görülen davaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu:

    ” Mahkeme salonuna girerken avukatların kimlikleri çıkartılarak belirli sayıda avukatın gireceği söylendi. Mahkeme içerisinde ki mahkeme heyetinin bizlere karşı tutumu ise, orada tutuklu olan İŞİD terör örgütünün mensupları çıkıyor dakikalarca İŞİD’in   propagandasını yapabiliyor, gerektiğinde de oradaki  aileleri dönüp tehdit edebiliyor, mahkeme başkanının buna ilişkin herhangi bir tavrı yok. Ailelerden bir tanesi de oradan bağırıp müdahale ettiği zaman azarlıyor. Dolayısıyla biz aileler olarak bu yaşadığımız bütün olumsuzluklara rağmen halen bu ülkede barış diyoruz, barış diyoruz, barış diyoruz” ifadelerini kullandı.

    Olağanüstü hal gerekçesiyle KHK’lerle bu ülkede hayata geçmeyen anti demokratik uygulamaların kalmadığına dikkat çeken Faik Deli, “Kamu emekçileri işlerinden atılıyor, akademisyenler işlerinden atılıyor. Kimin terör örgütü yaftasıyla suçlanacağı bilinmiyor. Kimsenin yarına dair güvencesi yok” dedi.

    “BU ÜLKEYE YENİDEN BARIŞ TESİS EDİLMELİ”

    Bu ülkede yeniden barışın tesis edilmesi gerektiğini kaydeden Faik Deli, “Şimdi yeniden halkların kardeşliği diyoruz. Bu ülkede bir an önce toplumsal barışın tesis edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın barış. Umuyoruz ki bir an önce bu yaralı insanların hayatını kaybeden insanların yakınlarının yüreği soğutulacağı bir şekilde karar olur. Kamuda sorumluların adaletin önüne çıkarılır.  Adalet dediğimiz şey gökyüzü ile yeryüzü arasındaki direktir. O direk yıkıldığı zaman herkes o direğin altında kalır” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Ankara Katliamı Davası ikinci gününde gergin başladı

    Ankara Katliamı Davası ikinci gününde gergin başladı

    PİRHA-10 Ekim Ankara Katliamı Davasının 4. duruşması ikinci gününde de devam etti. Polis avukatlardan kimlik isteyince arbede çıktı. 

    10 Ekim Ankara Katliamı Davasının 4. duruşmasının ikinci günü gergin başladı. Polis duruşma salonuna giren avukatlardan kimlik istedi. Avukatların bu duruma tepki göstermesi üzerine kısa süren bir arbede yaşandı.

    Ankara Adliyesi 10 ve 11. Ağır Ceza Mahkemelerinin salonlarının birleştirilmesiyle görülen davanın 4. duruşmasına tutuklu sanıklar, sanık avukatları, müştekiler, müşteki avukatları, sendika temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Avukatların mahkeme salonuna alınması polisler kimlik sordu. Bu duruma tepki gösteren avukatlarla ile polisler arasında tartışma yaşandı. Bunun üzerine mağdur aileler de, “Avukatlarımıza saldırmayın” diyerek tepki gösterdi. Daha sonra sanıklar ile aileler arasında tartışma yaşandı. Polis ve Jandarma kalkanları ile sanıkları koruma altına aldı.

    Gerginliğin ardından başlayan duruşmada avukatların beyanları alınıyor. (HABER MERKEZİ)

  • 10 Ekim Ankara katliamcılardan biri yaşıyor diğeri aranıyor!

    10 Ekim Ankara katliamcılardan biri yaşıyor diğeri aranıyor!

    Adli Tıp Kurumu raporlarına göre 10 Ekim Ankara katliamını yapan canlı bomba Yunus Emre Alagöz nüfus kayıtlarına göre halen yaşıyor, Ömer Deniz Dündar ise İçişleri Bakanlığının “Aranan Teröristler” listesinde bulunuyor.

    Devrimci İşçi sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da düzenlediği “Barış Mitingi”ne yönelik gerçekleştirilen katliamda ilginç bir bilgi daha ortaya çıktı.

    101 kişinin hayatını kaybettiği canlı bomba saldırısını gerçekleştirdiği belirtilen Adıyaman nüfusuna kayıtlı Yunus Emre Alagöz, nüfus kayıtlarına göre halen yaşıyor.

    NÜFUS KAYDINDA SAĞ GÖRÜNÜYOR

    Merkezi Nüfus İdare Sistemi (MERNİS) üzerinden 2 Haziran 2017 tarihinde alınan kayıtlara göre, 18 Temmuz 1990 Adıyaman doğumlu Yunus Emre Alagöz, Nüfus Kayıt Örneği’ndeki “olaylar ve tarihler” bölümünde “sağ” olarak görülüyor.

    10 Ekim Ankara katliamı dava dosyasında bulunan savcılık raporları, Adli Tıp Kurumu raporlarında “maktul” sıfatıyla anılan Yunus Emre Alagöz’ün nüfus kayıtlarından neden sağ olarak göründüğü soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

    MAAŞ MI ALINIYOR?

    Oysa aynı kayıtlara göre, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun yakalandığını iddia ettiği ve 20 Temmuz 2015 tarihinde Suruç katliamını gerçekleştiren Yunus Emre Alagöz’ün kardeşi Şeyh Abdurrahman Alagöz ise ölü görünüyor. Kimi hukukçular, ailenin, Alagöz üzerinden alınan bir maaş dolayısıyla ölümü bildirilmemiş olabileceğine işaret ediyor.

    İÇİŞLERİ BAKANI DA DİĞER BOMBACIYI ARIYOR

    Öte yandan Ankara katliamını gerçekleştirdiği belirtilen yine Adıyaman doğumlu Ömer Deniz Dündar’ın ise halen İçişleri Bakanlığının “Aranan Teröristler” listesinde yer alması ise dikkat çekiyor.

    ESKORT EŞLİĞİNDE VE POLİS ARAMALARINDAN GEÇİP GELDİLER

    101 kişinin ölümüne neden olan ve halen kayıtlarda “yaşadığı” görülen Yunus Emre Alagöz ve DAİŞ ekibinin katliamdan önce Antep’ten Ankara’ya eskort eşliğinde geldikleri ve polis noktalarından rahatça geçtikleri yönünde çok sayıda bilgi ve belge ortaya çıkmıştı.

    Yine Yunus Emre Alagöz ile diğer bombacı Ömer Deniz Dündar ile ilgili daha önce ortaya çıkan bilgiler de şüpheleri derinleştirmişti. Adıyaman’da bazı ailelerin Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı’na yaptıkları şikâyetlerin ardından savcılık soruşturması başlatıldığı, telefon dinlemeleriyle Adıyaman’daki DAİŞ bağlantısı olan “Dokumacılar” hücresinin deşifre edildiği, Ömer Deniz Dündar’ın gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldığı, Yusuf Alagöz ile telefon konuşması yapan Yunus Emre Alagöz’ün de dinlenen telefonda kardeşine “…Belki seninle son görüşmem. … Allah için sana vasiyetim, yani aileye sahip çık Yusuf, Vallahi burası kadar … bir yer yok. Burası kadar güzel bir yer yok. Daha iki tane kardeşi gömdük tez hemen gömdük, gittiler abilerine kavuştular yani daha bir saat olmadı kendim gömdüm yani kardeş Allah yolunda paramparça olmuşlardı” dediği ortaya çıkmıştı. Bütün bunlara rağmen katliam gerçekleşti.  (HABER MERKEZİ)

  • Suruç Katliamı davasına katılım çağrısı

    Suruç Katliamı davasına katılım çağrısı

    Suruç Aileleri İnisiyatifi, davanın ilk duruşmasına katılım çağrısı yaparak, sonuna kadar bu davanın takipçisi olacaklarını söyledi.

    Suruç’ta 34 gencin yaşamını yitirdiği canlı bomba saldırısına ilişkin açılan davanın ilk duruşması öncesi Diyarbakır’da açıklama yapan Suruç Aileleri İnisiyatifi, davaya katılım çağrısı yaparak, sonuna kadar bu davanın takipçisi olacaklarını söyledi.

    Kobanê’nin yeniden inşasında yer almak için 20 Temmuz 2015 tarihinde Urfa’nın Suruç ilçesinde bir araya gelen Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerine yönelik canlı bomba saldırısında 34 genç yaşamını yitirmişti. Katliama ilişkin açılan davanın ilk duruşması 4 Mayıs’ta görülecek. İlk duruşma öncesinde Suruç Aileleri İnisiyatifi Diyarbakır’da basın toplantısı düzenledi. İHD Diyarbakır Şubesi’nde düzenlenen toplantıya HDP Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir, ESP, SGDF, DTK ve aileler katıldı.

    “SURUÇ FAİLLERİ AÇIKLANSAYDI ANKARA YAŞANMAZDI”

    Açıklamada konuşan Suruç’ta yaralanan Erkan Keskin, Suruç’ta yaşanan katliamın üzerinden bunca zaman geçmesine rağmen hala adaletin yerini bulmamasının kendileri açısından çok acı veren bir durum olduğunu ifade etti. Keskin, “Katliamın izini ruhumuzda yaşayanlar olarak, bu davanın takipçisiyiz. 4 Mayıs’ta Hilvan’da görülecek davaya herkesi davet ediyoruz. Suruç katliamının failleri açığa çıkarılsaydı 10 Ekim Ankara katliamı yaşanmazdı. Suruç katliamından sonra ilk kez bir dava görülecek. Onun için bu davayı çok güçlü sahiplenmeliyiz” dedi.

    “KATLİAM İLE İLGİLİ TEK BİR KİŞİ YAKALANMADI”

    Ardından hazırlanan basın metnini okuyan Suruç Aileleri İnisiyatifi Sözcüsü Mesut Çeki, 20 Temmuz 2015’ten bu yana hep aynı acı ile uyandıklarını dile getirdi. Çeki, “33 düş yolcusunun anılarına ve hayallerine tutunarak ayakta duruyoruz. Onların kardeşliğe ve dayanışmaya olan inançları, insanlık değerlerine sıkı sıkıya bağlılıkları bizi hayata daha büyük bağlarla bağlıyor. Onların hayallerinin peşinde bizler de olacağız” diye konuştu.

    Katliamın üzerinden 20 aya yakın bir zaman geçtikten sonra savcılık soruşturması tamamlanıp davanın açıldığını dile getiren Çeki, 20 aya yakın bir zaman boyunca soruşturma yürüttüğünü ileri süren savcılık, böylesi bir katliam için sadece 3 kişiyi sorumlu olarak bulduğunu söyledi. Keçi, “Suruç Emniyet Müdürü Mehmet Yapalıal hakkında katliamda ihmali bulunduğu gerekçesi ile geçtiğimiz aylarda 7 bin 500 TL para cezası verilmesi gibi, yargı adeta acılarımızla dalga geçmektedir. Ancak bu 20 ay içerisinde Suruç katliamında yakınlarını kaybedenler ve Suruç katliamından yaralı olarak kurtulanlar birçok kere gözaltına alındılar, tutuklandılar. Herkesin gözü önünde gerçekleşen Suruç Katliamı ile ilgili tek bir kişiyi bile yakalamayan yargı, konu yaralılar, aileler olunca gözaltılar, tutuklamalar yapmakta hiç tereddüt etmediler” dedi.

    “DAVAYI SAHİPLENELİM”

    Son olarak konuşan Suruç’taki saldırıda yaşamını yitiren Murat Yurtgül’ün annesi Şemsa Yurtgül ise şunları söyledi: “Benim çocuğum oraya kavga etmeye gitmemişti. Oğlum savaş için de gitmemişti. İnsanlık için gitmişti. Kobanê için gitmişti. Çocuğumu öldürdüler. Ben bu davanın takipçisi olacağım. Oğlumun katilini istiyorum. Bastonla da gezsem çocuğumun katilini bulmadan bu davadan vazgeçmeyeceğim. DAİŞ yaptı diyorlar. Ama ben DAİŞ’in tek başına yaptığına inanmıyorum. DAİŞ’in arkasında da birileri var. Çocuğumun cenazesini almaya gittiğimde etrafımız TOMA’larla sarıldı. Gazlar sıkıldı. Ama katliamı yapanlarla ilgili tek bir görüntü yok. Herkese sesleniyorum bu davayı sahiplenelim. Yanımızda olsunlar adalet isteğimizi haykıralım.”

  • Ankara Katliamı davasında ailelere müdahale

    Ankara Katliamı davasında ailelere müdahale

    Ankara Katliamı davası öğleden sonra olaylı başladı, salon karıştı. DAİŞ sanıklarının attığı pet şişelerine tepki gösteren ailelere polis müdahale etti. DAİŞ sanıkları avukatlara da saldırdı.

    10 Ekim 2015 tarihinde 101 kişinin öldüğü Ankara Katliamı Davası’nın ikinci duruşmasına Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ediliyor. Davanın duruşması öğleden sonra olaylı başladı, salon karıştı.

    Avukat Mehtap Sakinci Çoşgun beyanda bulunduğu sırada yaşamını yitiren 101 kişinin ismini okumaya başladı. Bu sırada katliam sanıklarından biri “Yasin Börü” diye bağırdı. Aileler duruma tepki gösterdi.

    POLİS AİLELERE MÜDAHALE ETTİ

    DAİŞ sanıklarının olduğu bölgeden ailelerin üzerine pet şişeler atıldı. Tepkilerini sürdüren ailelere salonda bulunan polisler müdahale etti. Aileler ve avukatlar kendilerine şiddet uygulayan polisler ile pet şişe atanların tespit edilmesini istedi.

    DAİŞ SANIKLARI AVUKATLARA SALDIRDI

    Salonda yaklaşık 10 dakika arbede yaşandı. Gerginlik sürerken jandarma sanıkları salondan çıkardı. Mahkum koğuşuna gittikleri sırada DAİŞ sanıkları, müşteki avukatlarına saldırmaya çalıştı. DAİŞ’lilerin saldırı girişimi üzerine jandarma müdahalede bulundu.

    DAVAYA DEVAM EDİLECEK

    Mahkeme heyeti saat 16.00’da davaya devam edilmesine karar verdi.

  • Kapatılan Hayatın Sesi’ne dava açıldı

    Kapatılan Hayatın Sesi’ne dava açıldı

    Kapatılan Hayatın Sesi Televizyonu’na bir de dava açıldı. Gerekçe ise, bombalı saldırıları haber yapmak, ailelerin isyanını ekrana taşımak.

    OHAL kapsamında 668 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Hayatın Sesi Televizyonu’na şimdi de “Terör örgütü propagandası” yaptığı iddiası ile dava açıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kabul edilen iddianamede Hayatın Sesi’ne yöneltilen “Terör örgütü propagandası” yapmak iddiasının gerekçeleri ise daha önce kapatmaya gerekçe olarak sunulan ve televizyonda çeşitli tarihlerde yayınlanan haberler. Davanın 30 Mayıs 2017, saat 11.00’de İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek ilk duruşmasında 3 kanal yöneticisi hakim karşısına çıkacak.

    Yaşanan bombalı saldırı haberlerine ilişkin canlı yayınların, görüntülerin ve son dakika bilgilerinin suç sayıldığı iddianamenin, son RTÜK yasaklarıyla adı anılan talimatname ile aynı döneme denk gelmesi de dikkat çekti. Hazırlanan iddianameyi Evrensel’e değerlendiren Avukat Devrim Avcı kapatılan bir televizyona aylar sonra dava açılmasını “kapatmak yetmedi, defalarca cezalandırmak istiyorlar” sözleri ile yorumladı.

    IŞİD’İN ANKARA KATLİAMINI ANLATMAK ‘SUÇ’

    Hayatın Sesi TV’ye yöneltilen suçlamalardan biri 10 Ekim’de Ankara’da yaşanan ve yüzün üzerinde kişinin hayatını kaybettiği IŞİD katliamı sonrası yapılan yayın. Katliam sonrası yaşananları aktaran ve terör saldırısını eleştiren kanal, ilginç biçimde “terör örgütü propagandası yapmakla” suçlandı! Hazırlanan iddianamede Ankara katliamına ilişkin yayın yasağı kararı olduğu hatırlatılarak, kanalın yasağa rağmen gün boyu yayın yaptığı vurgusuna yer verildi. “Terör örgütü propagandası” yapıldığını savunan iddianamede gerekçeler ise şöyle sıralandı: “Yaralı bir kişinin bez afiş yardımıyla taşınması, insanlar halay çekerken arkalarında gerçekleşen patlama anı, patlama sonrası panik halinde kaçışan insanların görüntülerinin verilmesi”. İddianameye göre Hayatın Sesi Televizyonu “yaşanan panik ve kargaşa ortamını bütün çıplaklığıyla ekrana taşıyarak” terör örgütünün amacına hizmet etmekle suçlanıyor.

    VATANDAŞ TEPKİSİ DE SUÇ SAYILDI

    Televizyona yöneltilen bir başka suçlama ise Ankara Güven Park’ta 13 Mart 2016’da yaşanan TAK saldırısı sonrası yapılan 3G özel yayını. 35 kişinin hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin yapılan yayında da “örgüt propagandası” yapıldığını iddia edildi. İddianameye göre yayında hayatını kaybedenlerin yakınlarının isyanlarını verilmesi ve saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısının açıklanması da suç! İddianamede Hayatın Sesi “terörün tuzağına düşmek suretiyle terör örgütü propagandası” yapmakla suçlanıyor. 13 Mart’ta gerçekleşen Özel yayında, hayatını kaybedenlerden birinin yakını hem saldırıya hem de bu saldırı ortamının oluşmasını sağlayan hükümet poltikalarına tepki göstermiş ve “iktidar hırsınız da, başkanlığınız da yerin dibine batsın” demişti.

    IŞİD’İN TAKSİM SALDIRISI DA İDDİANAMEDE

    Kanala yöneltilen suçlamalardan biri de 19 Mart’ta 2016’da Taksim’de meydana gelen ve 4 kişinin hayatını kaybettiği, 36 kişinin yaralandığı IŞİD saldırısı sonrası yapılan yayın. İddianamede IŞİD saldırısı sonrası “alınan görüntülerin hiçbir editoryal denetime tabi tutulamadan ekrana yansıtıldığı, bu görüntülerde yaralıların sağlık görevlileri tarafından hastaneye götürülüşünün canlı olarak ekrana getirildiği, bu görüntülerde yaralıların görüntüleri ile beraber inleme seslerinin de izletildiği, olay yerindeki kameraların patlama anına dair çekmiş olduğu görüntülerin ekranlara getirildiği, yayın yasağı konulmasına karşılık patlama olan yerden canlı görüntülerin ekrana getirildiği” belirtilerek kanal “örgüt propagandası” yani IŞİD propagandası yapmakla suçlanıyor!

    CİZRE’DE YAŞANANLARI ANLATMAK DA ‘SUÇ’

    İddianameye dayanak olan bir diğer haber ise Cizre’de sokağa çıkma yasağı sonrası bölgeden yapılan röportajlardan oluşan bir özel haber. Habere dair detaylı bilgilerin yazıldığı iddianameye göre Hayatın Sesi Televizyonu, Cizre’de yaşananları anlattığı için de “terör örgütü propagandası” yapmış. Bu suçlamaları içeren iddianameyi İstanbul Cumhuriyet Savcısı Fahrettin Kemal hazırladı. İddianameye göre Hayatın Sesi TV bütün bu yayınlarla “Zincirleme Olarak Terör Örgütü Propagandası Yapmak suçunu” işledi. Açılan davanın ilk duruşmasının ne zaman görüleceği ise henüz açıklanmadı.

    Aralarında Hayatın Sesi Televizyonu ve TV10’un da bulunduğu 12 televizyon kanalı ve 11 özel radyonun yayını KHK ile bir gecede ve aynı anda kesilmiş ve ardından kapatma kararları verilmişti. Hayatın Sesi hakkında kabul edilen iddianame, “kapatma ve yayın durdurma kararlarına gerekçe bulmak” şeklinde yorumlanıyor.

    ‘KAPATMAK YETMEDİ, DEFALARCA CEZALANDIRMAK İSTİYORLAR’

    Hazırlanan iddianameyi Evrensel’e değerlendiren Avukat Devrim Avcı iddianamenin “eleştiren her sesi susturma” girişiminin bir parçası olduğunu söyledi. Avcı, televizyonun kapatılmasından aylar sonra açılan dava ile iktidarın, kendisine muhalefet eden, eleştiren her türlü yayının ve yayın kuruluşunun sadece sesinin susturulması ile yetinmediğini, aynı yayınlardan ötürü defalarca ceza vermek istediğini de sözlerine ekledi.

    Hayatın Sesi ile ilişiği daha önce kesilmesine ve bu konuda defalarca dilekçe vermelerine rağmen Mustafa Kara’nın isminin iddianemede yer almasını da eleştiren Avcı verilen cezalara ilişkin şu yorumda bulundu:

    “Yayından doğan sorumluluğun kime ait olacağı açıkça kanunda belirtilmesine rağmen, şirket ortaklarına ceza davası açılmış. Ayrıca iddianamede, hangi terör örgütünün propagandasının yapıldığı da belirsiz. Ankara’da meydana gelen katliamları haber yapmak, Cizre’de evleri yıkılan insanlarla sokak röportajları yapmak, katliamda yakınlarını kaybedenlerin sesini duyurmak, kısacası haber yapmak suç olarak görülemez. Ama iddaname bir haber kanalının temel işleri olan bütün bu yayın faaliyetlerini ‘terör örgütü’nün propagandası olarak kabul etmiş. Elbette çelişkilerle dolu bu iddianameyi kabul etmemiz mümkün değil.”

  • Alevi kadınlardan Suruç ve Ankara katliamı mağdurlarını ziyaret

    Alevi kadınlardan Suruç ve Ankara katliamı mağdurlarını ziyaret

    Fransa Alevi Kadınlar Birliği’nin başlatmış olduğu Suruç ve Ankara katliamı mağdurları ile dayanışma kampanyası için Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu 2. Başkanı Erdal Kılıçkaya, Fransa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Gülay Ulutaş ve Fransa Alevi Kadınlar Birliği Bölge Başkanı Gülten Yüksel’den oluşan Fransa heyeti, Suruç Katliamı gazisi Güneş Erzurumluoğlu’nu ziyaret etti.

    “OMUZ OMUZA MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    “Umuda el ver, Güneş yeniden doğsun” kampanyasına Fransa’daki Alevi kadınlardan selam ve destek getirdiklerini söyleyen Fransa Alevi Kadınlar Birliği Başkanı Gülay Ulutaş ise “Bu kampanyaya Fransa’daki Alevi Kültür Merkezlerimiz’deki kadınlar öncülük etti. Burada mağdur konumundaki Analarla, kadınlarla dayanışma içerisinde olmak boynumuzun borcu. Suruç ve Ankara’da yitirdiğimiz canları saygıyla anarken, yakınları ile omuz omuza zalime karşı mücadelemiz sürecek” dedi.

    KAMPANYANIN ÖNCÜLERİ ALEVİ KADINLARI

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Erdal Kılıçkaya daha önceden Van depremi mağdurları için de benzer yardım kampanyaları düzenlediklerini, bugün ise Suruç ve Ankara katliamı mağdurları ile dayanışmak için yeni bir kampanya başlattıklarını belirtti. Kılıçkaya,  “Duyarlı cümle canları kampanyaya destek olmaya çağırıyorum. Güneş Erzurumluoğlu’nu sandalyeye bağımlı yaşamak zorunda bırakanlar, tedavisine de engel olmaya çalışıyorlar. Fransa’daki Alevi Kadınların duyarlılığını çoğaltarak deryaya dönüştürelim ve Güneş’e umut olalım. Ancak böyle zalimlere karşı dik durduğumuzu gösterebiliriz. Kendi adımıza, biz zalimin zulmüne boyun eğmeyeceğiz. Fransa Alevi Kadınlar Birliği’ni bu duyarlılığından dolayı kutluyor ve selamlıyorum” dedi.

    Suruç Aileleri İnisiyatifinden Hacer Elçin ise “Bugün Güneşimizi Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu’ndan yoldaşlarla ziyaret ettik. Suruç Katliamı ve Ankara Katliamı İçin Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Kadınlar Birliği daha önce çalışma yürütmüşlerdi. “Güneş’e el ver”  kampanyamıza destek vererek ellerinden gelen tüm yardımlarda bulunmak istediler. Dayanışma Ezilenlerin İnceliğidir. Umuda El Ver Güneş Yeniden Doğsun!” dedi.

  • Zeynel Kete: Savaş Karşıtı Blok büyütülmeli

    Zeynel Kete: Savaş Karşıtı Blok büyütülmeli

    10 Ekim Ankara Katliamı’nda yaşamını yitirenler için birçok kentte cenaze törenleri düzenlendi. İktidara dönük öfkenin hakim olduğu cenaze törenlerinde atılan sloganlar nedeniyle Adana da “cumhurbaşkanına hakaret davası” açıldı. Yürütülen soruşturma sonucunda bir çok kişiye dönük soruşturmaya yer yoktur kararı verilirken, Eğitim-Sen yöneticisi ve Alevi kanaat önderi Pir Zeynel Kete hakkında dava açıldı.

    admin-ajax

    İlk duruşması görülen davaya ilişkin PİRHA’ya konuşan Pir Zeynel Kete “Barışı savunmak için Ankara’ya gittik, 101 canımızı kaybettik. Bulunduğumuz her yerde bilimsel, parasız, anadilde eğitimi haykırdık. Savunduğumuz ve haykırdığımız bu talepler, tekçi zihniyetin kırmızı çizgisiydi. Bundan dolayı hedef haline geldik” dedi.

    Kete ayrıca bir savaşta sadece insanalar ölmüyor insanlıkta ölüyor diyerek, “Bu ülkede milyonları bulan alevi toplumunun olduğunu gerçek bir laiklik çerçevesinde diyanet işlerinin kaldırılması zorunlu din dersinin seçmeli hale getirilmesini talep ettik. Türkiye’nin çok kültürlü çok dilli ve çok inançlı bir yapısı olduğunu bunun kabul edilmesi gerektiğini, cumhuriyet tarihi boyunca bu tekçiliğe dayalı bir kimlik inşa edilirken bunun kabul etmeyenlerin mücadeleleriyle doludur. Tekçilikte ısrar bunu kabul etmeyenlere karşı sürekli savaşı getirmiştir. Barış olması halinde mevcut sorunların çözüleceği ve bu davalarında olmayacağını” söyledi.
    Son olarak Kete, tekçi zihniyet karşıtlarının savaş karşıtı bloku büyütmeleri gerektiğini belirtti.

    Diren Keser- MERSİN

  • 10 ekim 2015 Ankara barış mitinginde patlama

    10 ekim 2015 Ankara barış mitinginde patlama

    10 Ekim 2015’te yerel saatle 10:04 civarında Ankara Altındağ Ulus semtindeki Ankara Garı kavşağında düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en ölümcül bombalı intihar saldırısı.

    10 Ekim’de DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği, TMMOB, HDP ve pek çok sivil toplum örgütünün katılımıyla Barış Mitingi düzenlendi. Fakat yürüyüş başlamadan yürüyüş alanına kortej hâlinde ilerleyen grupların bulunduğu Tren Garı kavşağında, 3 saniye arayla 2 patlama gerçekleşti. Patlamanın ardından ambulanslardan önce polis meydana ulaştı. Meydandaki herkesi alandan çıkartmaya başlayınca yaralılara yardım etmek isteyen göstericiler, engellendikleri için polisi protesto etti. Bunun üzerine polis gruba tazyikli su ve biber gazı ile müdahale etti.

    Saldırı sonrası RTÜK tarafından yayın kuruluşlarına geçici yayın yasağı getirilmiştir ve internet servis sağlayıcıları tarafından bazı sosyal medya (Twitter, Facebook) sitelerine erişim engeli uygulanmıştır.