Etiket: ankara sube

  • ‘Yahudi Mahallesi’ndeki yangın kuşku uyandırıyor’

    ‘Yahudi Mahallesi’ndeki yangın kuşku uyandırıyor’

    PİRHA- Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Ulus Tarihi Kent Merkezi’nde bulunan ve Ankara’nın en önemli kültürel varlığını barındıran İstiklal Mahallesi’nde (Yahudi Mahallesi) iki tescilli kültür varlığı olan konaklarda çıkan yangına dikkat çekti.

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi, “Bu yangınlar kuşku vericidir, iktidarın bu bölgede yapmak istediği dönüşümü biliyoruz, korona virüs ile mücadele günlerinde çıkan bu yangın kuşkuludur. Acilen mahallede yüksek güvenlikli koruma süreci başlatılmalıdır” dedi.

    Konuyla ilgili açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan, şunları kaydetti:

    “Ankara’nın çok kültürlülüğünün kültürel varlıklarını barındıran Yahudi Mahallesi uzun süredir, korumasız, bakımsız ve tehdit altında. Ulus’ta İller Bankası’nın yıkılması ile başlayan siyasal dönüşümün mekansal karşılığı olarak, Cumhuriyetin temsil aksını zedeleyen cami bölgede bir ihtiyaç değildi. Çünkü o alanda yürüme mesafesinde 14 cami bulunmakta. Cami ile birlikte bu kez başka bir dönüşüm süreci başlatıldı. Caminin arkasında buluna İtfaiye Meydanı’nın meydan özelliği ortadan kaldırıldı. Meydandaki  Rolf Westphal’in heykeli tahrip edilerek kaldırıldı. Sonra  bölgede esnafın tüm isyanına rağmen acele kamulaştırma  kararı alınarak,  kredi ve yurtlar kurumunun yurt yapmasına olanak sağlandı.  Acele kamulaştırma kararına açılan davada mal sahiplerinin lehine karar geleceği anlaşılınca bu kez de alan riskli alan ilan edildi. Korona ile mücadele günlerinde esnafa tebligatlar yapılarak yapıları boşaltmaları istendi. Ulus’tan Çankaya köşküne uzanan Cumhuriyetin temsil aksı üzerinde, Gençlik Parkı’nın karşısında bulunan, Cumhuriyetin kamusal kent planlamasının simge mekanı, tarihi İller Bankasının yıkımı ve  alana  devasa cami yapılarak simgesel bir dini alan yaratılması, arkasından külliye ve medrese  yaklaşımını çağrıştıracak, bölgede kredi yurtlar kurumunun yurt atağı yapması, siyasal dönüşümün mekana yansımasıdır. Şimdi tam da siyasal mekânsal dönüşümün hemen yanında yer alan Yahudi Mahallesi’nin varlığı ve mahalleye yönelik kentsel dönüşüm yaklaşımları ile bir anda herkesin sağlık mücadelesine yoğunlaştığı bir dönemde, iki önemli tarihi konağın yanması manidardır, kuşku vericidir. Ve bu yangın Ulus ve Kale ve Kayabaşı  bölgesinde yapılması planlanan dönüşümden ayrı değildir. Bizatihi kendisidir.’’

    “MAHALLE RİSK ALTINDADIR”

    ‘’Mahalle risk altındadır, sadece mahalle değil, Ankara’nın çok kültürlüğünü ifade eden değerler risk altındadır. Kültürel bir yıkımla karşı karşıyayız aynı zamanda. Mahalle’de yüksek yoğunluklu koruma süreci başlatılmalıdır’’ diyen Candan, Kültür Bakanlığı’nı göreve çağırdı.

    Candan şöyle devam etti:

    “Tescilli kültür varlıklarını korumak için sadece karar almak tescillemek yetmiyor. Tescilli kültür varlıkları telafisi mümkün olmayacak bir risk altında ise eğer, Kültür Bakanlığı doğrudan yüksek güvenlikli koruma süreci belirleyerek, belediye, üniversite ve meslek odaları ile birlikte kültürel varlıkların korunmasını bir kriz süreci yönetimi gibi yapmak zorundadır. Yahudi Mahallesi bu açıdan ivedi ele alınması gereken alandır. Orada sadece iki konak yanmamıştır. İçindeki anılar yanmıştır, Ankara’nın çok kültürlülüğü eksilmiştir. Yanan evlerden birisi Mihaela Gabriela  Cristofan Duman’a ait. Bu hepimizi derinden bir kat daha fazla üzmeli.’’

    “YAHUDİ MAHALLESİ’NDEKİ YAPILARI ‘KORUYUCU AİLE OLARAK EVLAT EDİNELİM’”

    “Mahallede sinagog ve camilerin iç içe geçmişliği, iki kültürün ortak yaşamlarının mekansal tanıklarıdır” diyen Candan, “Sinagog’un karşısında bulunan Hayim  Albükrek ve  Araf Evi  ile birlikte çok sayıda bulunan iki katlı yapılar giderek yok olmakta, yıkılmakta ve son olayla birlikte yakılmakta. Mahalle’de yanan iki konak da 19.yy ikinci yarısında yapılmış geç Osmanlı dönemi geleneksel Ankara evlerindendi ve özgün niteliklerini korumaktaydı. Bugün karantina günlerinde halk sağlığı açısından salgınların mekansal tasarımlara, kentsel planlamaya etkilerinin tartışmalarının başladığı bu süreçte, içeri ve dışarı kavramını, iç sofa ve avlu tasarımları ile bir arada çözen bu konaklar hepimiz için bellektir, sağlık mekanlarıdır aynı zamanda. Yanan konaklardan olan 200 ada 1 parseldeki 85 metrekare evin tapu kayıtlarındaki mülkiyet sahibi hepimizi derinden bir kez daha üzmeli. Mal sahibi Mihaela Gabriela  Cristofan Duman: ION Kızı ve TC vatandaşı. Bugün ortak yaşam kültürlerimizin mekansal hatıralarını geleceğe taşımak hepimizin sorumluluğu. Herkesi karantina günlerinde de olsak ortak varlığımızı korumak üzere, Yahudi Mahallesindeki yapıları ‘koruyucu aile olarak evlat edinmeye’ ve ‘gözlerimizi üzerinden ayırmamaya’  davet ediyorum” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Dikmen Vadisi’nin son kalan yeşil alanına Ağaoğlu inşaat tehdidi

    Dikmen Vadisi’nin son kalan yeşil alanına Ağaoğlu inşaat tehdidi

    PİRHA-TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Dikmen Vadisi 5. Etapta, kentsel dönüşüm çerçevesinde parsel parsel yüksek yoğunluklu yapılaşmalar başladığını duyurdu. Açıklamada, “Vadi yamaçlarında yüksek yoğunluklu yapılaşma ile vadi beton duvarlarla çevrilerek doğal akışı engellenecektir” denildi. 

    TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Ankara’nın yeşil alanlarının beton duvarlarla çevrilmesine ilişkin açıklama yaptı.

    Açıklamada, şunları kaydedildi:

    “Dikmen Vadisi 5. Etapta, kentsel dönüşüm çerçevesinde parsel parsel yüksek yoğunluklu yapılaşmalar başladı. Ankara’nın nefes koridoru ve kılcal damarlarından birisi olan Dikmen Vadisi’nin son kalan yeşil alanı da yapılaşma tehdidi ile karşı karşıya. İnşaat izni verilen birçok parsel Ağaoğlu İnşaat tarafından yapılmaya başladı.

    “RUHSATLARIN İPTALİ YARGI YOLUNDA”

    Ağaoğlu İnşaat İstanbul’dan sonra şimdi de Ankara’nın rantını parselleyen ve yaşam alanlarımızı yok eden inşaatlar sistematiği ile nefes koridorlarımızı tıkayacak. Ruhsatların iptalini yargıya taşıyacağız.

    “DİKMEN VADİSİNİN SON ETABI AĞAOĞLU İNŞAATA PARSELLENMİŞ”

    ‘Dikmen Vadisi’nin son etabı Ankara’nın son kalan yeşil alanlarından, vadi yamaçlarında yüksek yoğunluklu yapılaşma ile vadi beton duvarlarla çevrelenerek, doğal akışı engellenecektir. Dikmen Vadisi’ne Ağaoğlu Park Vadi tabelasının asılması, Dikmen Meslek ve Teknik Lisesi’nin lojmanlarına yıkım kararının gelmesi, öğretmenlerin lojmandan çıkartılması yönünde tebligatlar yapılması, okul lojmanlarının parsellerinin Ağaoğlu’na verildiği bilgileri gösteriyor. Dikmen Vadisi’nin son kalan yeşiline de hançer vurulacak ve belli ki Dikmen Vadisi’nin son etabı Ağaoğlu İnşaat’a parsellenmiş.

    “KORONAVİRÜS DOĞAYI TALANIN BİR SONUCU DEĞİL Mİ?”

    Dünya ve ülkemiz Covid-19 salgını ile mücadele ederken, rant virüsleri hiçbir yerde ve hiçbir koşulda durmuyor. Bugün dünyamızın mücadele ettiği koronavirüs, doğal alanlarımızın, nefes koridorlarınızın, ekolojik eşiklerimizin parçalanmasının ve doğayı talanın bir sonucu değil midir?

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

  • SES Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi Günay: Panik yapmayalım, önlemimizi alalım-VİDEO

    SES Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi Günay: Panik yapmayalım, önlemimizi alalım-VİDEO

    PİRHA – SES Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi Sabiha Akdeniz Günay, koronavirüs salgınında uygulanan sağlık politikalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu. Günay, “Toplumu korumaya ve toplumu bilinçlendirmeye yönelik adımlar atılıyor ama eksik atılıyor. Çok şey okuyoruz, analiz etmemiz bireyden bireye fark ediyor. Bunun yerine toplumu aydınlatacak spot bilgiler, afişler, broşürler dağıtılması gerekiyor” dedi. 

    Haberin Videosu

    SES Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi Sabiha Akdeniz Günay, koronavirüs salgınında uygulanan sağlık politikalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Koronavirüs salgınına karşı yapılması gerekenleri aktaran Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Sabiha Akdeniz Günay, “Ben özellikle bu olayın hem toplumsal boyutu ve kurumsal boyutundan bahsetmek istiyorum. Mücadelede yapılan basamakların eksikliğinden bahsetmek istiyorum. Evet bu bir acil eylemdir ve bu tüm sağlık kurumlarının bu acil eylem planlarını derhal hayata geçirmesi gerekiyor kurumsal boyutu bu. Toplumsal boyutuna baktığımızda ise yine bir takım basamakların eksikliğinden bahsetmek istiyorum. Toplum çok okuyor, medyada çok ciddi bilgi kirliliği var RTÜK medyadaki konuşmacıları nasıl seçiyor bilmiyoruz ama toplumda bunun bir infiale neden olduğunu biz sağlık emekçileri olarak çok iyi bildiğimiz için söylemek istiyorum” ifadelerini kullandı.

    “PANİK YAPMAYIN ÖNLEMİNİZİ ALIN”

    Günay, “Ben bir sağlık kurumunda çalışıyorum. Toplumdaki bu panik sağlık kurumunda benim işimi yapmamı zorlaştırdığını üzerine basa basa söylemek istiyorum ve toplumda yaşayan bireylere şunu söylemek istiyorum; lütfen sakin olun, panik yapmayın ama panik yapmamanız önlem almayacağınız anlamına gelmemeli, lütfen önleminizi alın. Ama toplumumuzda manzaraya baktığımızda nedir diye soracak olursanız toplu taşıma araçlarına biniyorsunuz herkes eldivenli, herkes maskeli. Hastaneye gelen kişiler bir panikle bende de mi var, burnum akıyor, boğazım ağrıyor, belirtileriyle hemen hastaneye başvuruyor” diyerek panik halinde olunmaması gerektiğini belirtti.

    “EKİPMANLARI BİLİNÇLİ KULLANMAK GEREKİYOR”

    Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı rehberlere değinen Günay, “Halk rehberi okuyor, rehberde sağlık kurumunda ki sağlık hizmet sunucularının görev yetki ve sorumlulukları uyması gereken kurallarla, toplumda yaşayan sade bir birey olarak sade bir vatandaş olarak yapması ve uyması gereken kuralları birbirine karıştırıyor. Bugün siperli gözlükle gezen insanlar var. Siperli gözlükte bir sağlık kurumunda çalışan ben dahil kan veya bir sıvının sıçrama olasılığı olduğunda kullanabilirim. Sağlık çalışanı olarak kişisel koruyucu ekipman sağlık yöneticileri tarafından sağlandığında bu tür hastalara bakım vermeyi çok zor olmadığını söylemek istiyorum” diye konuştu.

    Günay, sağlık emekçilerinin girdiği risklerin de göz önünde bulundurulmasını istedi. Sağlık Bakanlığı’nın toplumu korumaya ve bilinçlendirmeye yönelik adımların atıldığını ancak eksik olduğunun altını çizen Günay, “Çok şey okuyoruz, analiz etmemiz bireyden bireye fark ediyor. Bunun yerine toplumu aydınlatacak spot bilgiler, afişler, broşürler dağıtılmasının çok doğru olacağını düşünüyorum”dedi.  Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Ankara SES Eş Başkanı Yalçınkaya’dan koronavirüsten korunmak için 14 talep-VİDEO

    Ankara SES Eş Başkanı Yalçınkaya’dan koronavirüsten korunmak için 14 talep-VİDEO

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şube Eş Başkanı Kubilay Yalçınkaya, koronavirüs ile ilgili iktidarın yapması gerekenleri 14 maddede sıraladı. PİRHA’ya konuşan Yalçınkaya, “Ciddi riske maruz kalan sağlık emekçileri için mücadele ediyoruz” dedi. 

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şube Eş Başkanı Kubilay Yalçınkaya, koronavirüs salgını nedeniyle sağlık alanındaki taleplerini aktardı.

    Yalçınkaya, “Ankara il genelinde 81 yataklı tedavi kurumu 506 birinci basamaklı sağlık tesisine 86.644 sağlık ve sosyal Hizmet emekçisi çalışmaktadır. Bu salgına karşı genel olarak halkımızın sağlık hakkını gözeterek tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin de sağlığını korumaya yönelik yoğun bir şekilde çalışmaktayız” dedi.

    “ÜLKEMİZDE KRİTİK EŞİK AŞILMIŞTIR”

    Yalçınkaya, koronavirüs vakalarına ilişkin verileri şöyle aktardı:

    “Salgın özellik Avrupa kıtasında yaygınlaşarak artmaktadır. Nitekim komşumuz İran’da üç haftalık süreçte vaka sayısı 16.169 olmuş hayatını kaybedenlerin sayısı ise 988 olarak gerçekleşmiştir. Bugün itibari ile ülkemizde kritik eşiğin aşıldığı açıklanmıştır.

    Dünya Sağlık Örgütü, bu artış eğilimini fark ederek 3 Mart tarihinde dünya genelinde sağlık hizmetlerinin sunulması için aylık 89 milyon maske, 76 milyon eldiven 30 milyon önlük, 1.59 milyon koruyucu gözlük, 2. 9 milyon litre el dezenfektasyon ihtiyaç olduğunu bildirmiştir.”

    “CİDDİ RİSKE MARUZ KALAN SAĞLIK EMEKÇİLERİ İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ”

    Sağlık çalışanlarının yaşadığı durumu anlatan Yalçınkaya, şunları kaydetti:

    “Bizim bu salgında ortaya koyduğumuz tavır ve ortaya koyduğumuz emeğe rağmen yöneticilerimizin bir şeyi yok saymaya çalışmalarıdır. Süreç böyle giderse sağlık çalışanlarının sağlığı ve güvenliği için daha ciddi bir tavır sergilemek kaçılmaz olacaktır. Bunun ötesinde bu taleplerin karşılanmaması ciddi riske maruz kalan sağlık çalışanlarının sağlığında sorunlara neden olacaktır. Dünya Sağlık Örgütü bu açıdan sağlık yöneticilerine sağlık çalışanlarının sağlığı açısından ciddi sorumluluklar yüklemiş ve ülkeleri uyarmıştır.

    Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlık çalışanları açısından güvenli çalışma ortamı yaratılmaması durumunda sağlık çalışanları hizmetten çekinme hakkı olduğunu vurgulamıştır. Yöneticilerin eksik olan öngörü yeteneğine biz sağlık emekçilerini kurban etmeyeceğiz. Bu alanda etkin önlemler alınıncaya kadar mücadele edeceğimizi tüm sağlık emekçilerine beyan ediyoruz.”

    SAĞLIK ÇALIŞANLARI İÇİN 14 TALEP

    Yalçınkaya, “Bu salgının samimiyetle önünün alınması için acilen 14 talebimizin karşılanması istiyoruz” diyerek talepleri şöyle sıraladı:

    *”Bu taleplerimiz uluslararası standartlarda. İş sağlığı ve güvenliği tedbirleri çerçevesinde gerekli önlemler alınmalı,

    *Sağlık çalışanları güncel eğitimleri verilmeli ve şeffaf olunmalı. Tüm hizmet alanlardaki personelin koruyucu ekipmanlara ulaşımı sağlanmalı,

    *Tüm personelin periyotlar halinde kontrolleri bir tanı testi yapılmalı,

    *Havalandırma sistemlerinin güvenilirliği sağlanarak sağlık çalışanlarının bulundukları ortamda güvenli hale getirilmeli,

    *Risk durumundaki sağlık personelinin kronik hastalar, hamile engelli organ nakli ve kanser hastaları 60 yaş üstü hastaların amirlerin inisiyatifine bırakılmadan idari izinli sayılmaları,

    *Çalışanlara ulusal sosyal ve yönetsel anlamda destek verilmeli,

    *Çalışanların maddi koşulları desteklenmeli, ulaşım imkanları sağlanmalı,

    *Yönetim ve çalışanlar ve temsilcileri arasında işbirliği sağlanmalı, sağlık kurumlarının iş yükünü azaltıcı idari kararlar bir an önce uygulanmalı,

    *Fazla mesai dayatmasından vazgeçilerek sık molalarla çalışma saatleri kısa tutulmalı,

    *Ebeveynin ikisinin de sağlık personeli olması durumunda birisine izin hakkı verilmeli,

    *Acil durumda afet yönetmeleri iş sağlığı ve güvenliği mevzuatlarına uyulmalı.

    *Bugün itibari ile bu taleplerimizden sadece bir tanesi karşılık bulmuştur. Eğer bugün olduğu gibi görevimizi yapmaya devam etmemiz istiyorsa halk sağlığının korunmasının temelini sağlık çalışanlarının sağlığını korumaktan geçtiği unutmamalıdır.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

     

  • İHD Ankara Şubesi: Aysel Koç’un ölümünde ihmalleri olanlar hakkında soruşturma başlatılmalı – VİDEO

    İHD Ankara Şubesi: Aysel Koç’un ölümünde ihmalleri olanlar hakkında soruşturma başlatılmalı – VİDEO

    PİRHA –  İHD Ankara Hapishaneler Komisyonu, cezaevinde yaşamına son verdiği ileri sürülen Aysel Koç’a dair yaptığı açıklamada, Koç’un sistematik hak ihlaline maruz kaldığını söyledi.

    Haberin Videosu

    İHD Ankara Şube Hapishane Komisyonu tarafından 3 Mart 2020 tarihinde Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde bulunan Aysel Koç’un yaşamını yitirmesi ile ilgili bir basın toplantısı gerçekleştirdi.

    Basın toplantısı öncesi Ankara Şube Eş Başkanı Nuray Çevirmen kısa bir konuşma yaptı. Çevirmen, “Sincan Cezaevi’nde yaşamını yitiren Aysel Koç’un yaşamış olduğu hak ihlallerini aktarmak için burada toplandık. 3 Mart tarihinde avukatı tarafından arandık. Arkadaşlarımızla birlikte adli tıp kurumuna gittik, ailesinin aktarımları oldu. Bugün Sincan Cezaevi’nde birlikte kalmış olduğu mahpuslarla yapılan görüşmeler doğrultusunda yaşamış olduğu sıkıntı ve sorunların onu nasıl adım adım ölüme götürdüğünü tespit etmiş bulunmaktayız. Bu nedenle cezaevinde yaşanan ölümlere de bir duyarlılık sağlamak amacıyla basın açıklaması yapmak istedik” dedi.

    “SIK SIK EPİLEPSİ KRİZİ GEÇİRDİ”

    İHD Ankara Şube Hapishane Komisyonu üyesi Avukat Ömer Faruk Yazmacı yaptığı açıklamada ailenin kendilerine, Koç’un bir süredir tek başına tutulduğu, epilepsi hastası olduğu, cezaevinde birçok hak ihlaline maruz kaldığı, babası ile yaptığı telefon görüşmesinde “Beni buradan sağ çıkartmayacaklar” dediği bilgilerini aktardığını belirtti.

    Cezaevinde birlikte kaldığı arkadaşlarıyla yapılan görüşmesine dair bilgi veren Yazmacı, şunları söyledi: “8 yıldır 4 kadın mahpus olarak birçok cezaevinde kaldıkları ve son 3,5 yıldır da Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulundukları dönemde kendilerine ayrı bir tecrit uygulandığını, spor, atölye gibi faaliyetlere sadece 4 kişi olarak çıkarıldıklarını, sohbet haklarının engellendiğini, 4 kişinin hiçbir yere çıkarılmadıklarını, bunun sebebini sorduklarında cevap alamadıklarını ifade etmişlerdir. Aysel Koç’a yetkililer tarafından ‘Bekleyin ağırlaştırılmış müebbet alacaksınız, şurada yeni bir cezaevi yapacağız, tek tip kıyafet giydireceğiz’ dediklerini ifade etmişlerdir. Aysel Koç’un epilepsi hastası olmasına rağmen görevliler tarafından kafasının koğuş kapısına sıkıştırıldığını, yerlerde sürüklendiğini, bu durumu diğer üç arkadaşının mahkemede dile getirmesine rağmen sonuç alamadıklarını, olayla ilgili olarak Aysel Koç’un ceza aldığını aktarmışlardır.”

    Koç’un sık sık epilepsi krizi geçirmesinden dolayı bir başka cezaevine naklinin yapılması ve tedavi edilmesi için arkadaşlarının idareye başvurduklarını aktaran Yazmacı, şu bilgileri verdi: “Arkadaşları ayrıca Koç’un bir defasında dilini yuttuğunu, koğuşta kalan diğer 3 kişinin zor durumda kaldığını, hiçbir görevlinin gelmediğini, bu nedenle bir tutuklunun elini Aysel’in ağzına sokarak hayatını kurtardığını, Aysel’in 6 ay boyunca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan mahkumların yan koğuşunda tek başına kaldığını, tek başına kalırken üç kez epilepsi krizi geçirdiğini, bir kez epilepsi krizi sırasında elindeki bardağın kırıldığını ve kırılan bardaktaki camların üzerinde titreyerek kriz geçirdiğini ve yaralandığını, ölmeden önce de, 25 Şubat’tan sonra 7 gündür tek başına bir koğuşta kaldığını anlatmışlardır.”

    “İDARENİN AĞIR İHMALLERİ BULUNMAKTA”

    27 Şubat akşamında Aysel’in bulunduğu koğuştan bağırarak “Nasılsınız, ben hiç iyi değilim, kuşlarımı, kitaplarımı, defterlerimi size göndereceğim, sizi seviyorum” dediğini söyleyen Yazmacı, Koç’un sistemli bir hak ihlaline maruz kaldığını belirterek şöyle devam etti:

    “Epilepsi hastaları sebebi ne olursa olsun tek başlarına tutulamazlar. Ancak daha önce 6 ay süreyle ve 25 Şubat’tan ölümüne kadar olan 7 günlük sürede tek başına tutulmuştur. Arkadaşlarının ve ailesinin verdiği beyanlara göre de çeşitli zamanlarda sözlü ve fiziki şiddete maruz bırakılmıştır. Hasta olmasına ve tedavisi yönünde çeşitli kereler dilekçe yazılmasına ve sevk talep edilmesine rağmen bunlar yapılmayarak süreç adeta hızlandırılmıştır. Hapishanelerde mahpusların yaşamının korunması yönünde gereken tedbirleri almakla yükümlü olan idare gerekenleri yerine getirmemiştir ve ağır ihmalleri bulunmaktadır. Tüm bu ihmallerden ve hak ihlallerinden sorumlu olanlar hakkında derhal soruşturma başlatılmalı, yükümlülüğü bulunanlar hakkında cezai işlemler uygulanmalıdır.”  PİRHA/ANKARA

  • DAD Ankara Şube Batıkent cemevinde  Xızır cemi yapıldı-VİDEO

    DAD Ankara Şube Batıkent cemevinde Xızır cemi yapıldı-VİDEO

    PİRHA –DAD Ankara Şubesi, PSAKD Yenimahalle Batıkent Cemevi’nde Xızır cemi gerçekleştirdi.Cemde Xızır’ın anlamına değinen Cemal Şahin “Xızır karanlığa karşı ışık, zorbalığa karşı Şahımerdan, umutsuzlara karşı umut, gönlümüzde filizlenen umudumuz, güneşimiz, dolunayımızdır”dedi.

    DAD Ankara Şubesi, PSAKD Yenimahalle Batıkent Cemevi’nde Xızır cemi gerçekleştirdi

    ABF İnanç Kurulu üyesi Hüseyin Abdal Ocağından Hüseyin Gazi Metin , Hüseyin Abdal Ocağından Sultan Karababa, Baba Mansur Ocağından Seyfettin Elaldı, PSAKD dedesi Cemal Şahin, Zakirler Hıdır Çelebi ve Devrim Demir’in yer aldığı cemde, 12 hizmet erkanını Erzincan Yalınca Köyü cemevi gerçekleştirildi.

    Cem, ceme katılan tüm canlardan rızalık alınarak başladı.  Ardından gülbang okunarak çerağlar uyandırıldı.

    Cemde konuşan Pir Hüseyin Gazi Metin Alevilerin tarih boyunca katliamlardan geçirildiğini hatırlatarak,  ” Alevileri zorla İslamla bağdaştırmaya çalışıyorlar. Alevileri İslam’a zorlayanlar var, onun için anlatmaya çalışıyorum. Çok dikkatli olalım, birinin gölgesi altında olanın gölgesi olmaz.

    Ayrıca eline, diline, beline sahip olmak bizde; aşına, eşine işine sahip olmak bizde; zalimlere karşı olmak bizde; 73 millete bir nazarla bakmak bizde; bizim neyimiz yok ki. Ama bizim bizden haberimiz yok.” dedi.

    Baba Mansur Ocağından Seyfettin Elaldı ise konuşmasını Türkçe ve Kürtçe yaptı.

    Xızır’ın Aleviler için önemine değinen Elaldı, ” Xızır kavramı çok eski bir kavramdır; bazı kesimler Xızır’ı Yahudi uydurması diye nitelendiriyor. Oysa Xızır tarihin gerilerinden gelmiş bir kişiliktir ve aynı zamanda müsahipliktir. Xızır ayında müsahipler görüşür, bir araya gelirler. Eğer biz bunu bu şekilde algılayamazsak Xızır’ın özelliğini de anlayamayız.  Müsahip olmanın temel öğretilerinden birisi de Xızır’dır.  Xızır gizli sırların inancıdır. Xızır  Musa’ya, İsa’ya rehber olmuştur” dedi.

    Xızır ayında yapılan kavut lokmasını da hatırlatan Elaldı, ” Xızır ayında kadınlar eskiden buğdayı  öğütür sonra leblebi gibi kavurup, damın üstüne koyarlardı. Sabah eğer el izi varsa , ‘Xızır gelmiştir’ derlerdi. Genç kızlar kavutu havaya atarlardı. Rüzgâr hangi tarafa giderse, o yöne gelin giderlerdi. Xızır ayı, bir Murat ayıdır. O nedenle bizim için önemlidir. Yazın biz harman savururduk, rüzgâr gelmediği zaman nenem ambardan kavut getirirdi havaya savurur, “Rüzgârın Xızır’ı gel” derdi, Xızır’dan yardım beklenirdi” diye konuştu.

    Cemal Şahin de Xızır aynın önemine ve kutsallığına değinerek şunları söyledi:

    “Xızır karanlığa karşı ışık, zorbalığa karşı Şahımerdan, umutsuzlara karşı umut, gönlümüzde filizlenen umudumuz, güneşimiz, dolunayımızdır. Bizdeki Xızır anlayışı, bir dogma, bir hurafe değildir. Dayanışmayı, paylaşımı, adaleti, sevgiyi simgeler. Zorda kalanların zoruna, darda kalanların darına, aman diyenin canına, hasta olanın imdadına,  şifasına yetişir. Hak ve adalet için yola çıkmışlara kimler yardım ediyorsa,  o onun Xızırıdır.”

    Konuşmaların ardından Zakir Deniz Devrim ve  Hıdır Çelebi’nin söylediği deyişlerle semaha durulduğu cemin ardından lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • DAD, Batıkent Cemevi’nde tutulacak Xızır cemine çağrı yaptı

    DAD, Batıkent Cemevi’nde tutulacak Xızır cemine çağrı yaptı

    PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, 23.02.2020 Pazar günü saat 18.00’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi’nde Xızır cemi gerçekleştirecek.

    Alevilerin kutsal ayı Xızır ayında Xızır cemleri tutulmaya ve lokmalar pay edilmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, bugün PSAKD Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi’nde Xızır cemi gerçekleştirecek.

    23.02.2020 Pazar günü Saat 18:00’de başlayacak olan cemi Hüseyin Abdal Ocağından Hüseyin Gazi Metin,  Dede  Seyfettin Elaldı , Zakir Hıdır Çelebi, Cansell Özdemir ,İmam Bakır ve Devrim Demir’in yürütecek.

    Xızır cemi sonrası lokmalar pay edilecek.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • Ankara’da hasta tutuklu Mehmet Zeki Eşin’in serbest bırakılması istendi – VİDEO

    Ankara’da hasta tutuklu Mehmet Zeki Eşin’in serbest bırakılması istendi – VİDEO

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 284. haftasında İHD Ankara Şube’si önünde bir araya geldi. İnisiyatif üyeleri bu haftaki eylemini 27 yıldır cezaevinde tutulan hasta tutuklu Mehmet Zeki Eşin’in sağlık durumuna ayırdı.

    Haberin Videosu

    İHD Ankara Şubesi Hasta Tutsaklar inisiyatifi 284. haftasında Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan hasta mahpuslardan Mehmet Zeki Eşin’in durumuna dikkat çekti. İnisiyatif adına açıklamayı okuyan Nuray Çevirmen, her hasta tutuklunun tıbbi etik gereği mahremiyetine saygı gösterilen bir ortamda, insan onuruna yakışır bir şekilde sağlık hizmeti alma hakkının olduğunu söyledi.

    Tutukluların cezaevinde yaşadıkları hak ihlallerine değinen Çevrimen, “Ne yazık ki bugün haklarına uygun olmayan uygulamalar nedeniyle hasta mahpuslar tedavi olamıyorlar. Kelepçeli muayene, tekli ring araçları, ayrımcı uygulamalar, sevklerin ya geç yapılması ya da yapılmaması gibi durumlara maruz kalmaktadırlar” diye konuştu.

    Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan tutuklu Mehmet Zeki Eşin’in sağlık durumuna değinen Çevirmen, “Bel fıtığından daha önce ameliyat olmuştur. Hemoroid ameliyatı olmuş, eskisi gibi kanama olmasa da bağırsaklarda şişkinlik, sancı ve kramplar kendisini rahatsız etmektedir. Ayrıca Hepatit B kronik hastalığı mevcuttur. Buna paralel yüksek enfeksiyon teşhisi konulmuştur” dedi.

    “MEVCUT HASTALIKLARINA TANSİYON DA EKLENDİ”

    Eşin’in karaciğerlerinin tahrip olduğunu, 6 ayda bir kontrole gitmesi gerektiğinin altını çizen Çevirmen, “Aralık 2017 başında ailesinin talebi üzerine Adalet Bakanlığı’nın talimatıyla kendisini sağlık taramasından geçirmişlerdir. Doktorlar ‘Hapishanede kalabilir, düzenli olarak ilaçlarını kullansın, altı ayda bir kontrolleri yapılsın’ demiştir” diye belirtti.

    Son iki yıl içerisinde Eşin’in mevcut hastalıklarına yüksek tansiyon hastalığının da eklendiğini kaydeden Çevirmen, “Bu hastalığının teşhisi de uzun çabaları sonucu konulmuştur. Düzenli olarak Norvars ve bu familyadan tansiyon ilacı kullanıyor. Bu hastalıklarının yanı sıra prostat hastasıdır ve bunun içinde sürekli olarak ilaç kullanmaktadır” diye konuştu.

    Son olarak Nuray Çeviren, Mehmet Zeki Eşin’in tetkik ve tedavilerinin eksiksiz yapılması gerektiğini belirterek serbest bırakılmasını istedi.  PİRHA/ANKARA

  • İHD Ankara Şubesi: Herkesi açlık grevlerine ses vermeye çağırıyoruz-VİDEO

    İHD Ankara Şubesi: Herkesi açlık grevlerine ses vermeye çağırıyoruz-VİDEO

    PİRHA – İHD Ankara Şubesi, ‘Grup yorum üyelerinin ve ÇHD avukatlarının açlık grevine ses ver’ şiarıyla basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada, “Talep ettikleri haklar bu ülkenin her bireyinin sahip olması gereken ve olmazsa olmaz haklardır. Ve talep edilen bu haklar hem ulusal hem de uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmıştır” denildi. 

    Haberin videosu

    İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Grup Yorum üyeleri ve Çağdaş Hukukçular Derneği’ne bağlı avukatların açlık grevleri ile örüm oruçlarına ilişkin basın açıklaması yaptı.  İHD Ankara Şubesi’nde yapılan açıklamaya çok sayıda dernek üyesi katıldı.

    Açıklamayı okuyan Av. Ömer Faruk Yazmacı, “Grup Yorum üyelerinden İbrahim Gökçek ve Helin Bölek; adil yargılanma hakkı, İdil Kültür Merkezi’nin defalarca polislerce basılması, konserlerinin yasaklanması, üyelerine karşı süreklileşen gözaltı ve tutuklamalara karşı 240. güne varan bir süredir açlık grevindedirler. Müzik yapmaları engellenmiş, müzik aletleri kırılmış, İdil Kültür Merkezi defalarca basılmış, üyeleri şiddet kullanılarak gözaltına alınmıştır. Ayrıca tutukluluk süresi boyunca da hak ihlallerine maruz kalmışlardır. İddianamelerinin hazırlanması uzun sürelere yayılarak adil yargılanma hakları engellenmiştir. Tüm bu antidemokratik ve hukuksuz uygulamalara karşı uzun süredir açlık grevlerine devam etmektedirler. Ve bugün, 14 Şubat 2020’de, İbrahim Gökçek’in de aralarında bulunduğu 7 kişinin yargılandığı davanın ilk duruşması İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecektir” dedi.

    “ADİL YARGILANMA HAKKI İHLAL EDİLİYOR”

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Av. Selçuk Kozağaçlı ve ÇHD üyeleri Av. Barkın Timtik, Av. Ebru Timtik, Av. Ayşegül Çağatay, Av. Aycan Çiçek, Av. Aytaç Ünsal, Av. Engin Gökoğlu ve  Av. Oya Aslan 3 Şubat 2020 tarihinde açlık grevine başlamıştır. Çağdaş Hukukçular Derneği avukatlarının yasal olarak yapmış oldukları avukatlık faaliyetleri suç olarak nitelendirilmiştir. Oysa herkesin savunma ve savunulma hakkı vardır. Ne yazık ki bugün her bir bireyin sahip olduğu en temel hakları ve özgürlükleri suç sayılarak cezalandırıldığı gibi bireyleri savunmakla yükümlü olan avukatların da mesleki faaliyetleri suç olarak kabul edilmekte, hukuk dışı uygulamalara maruz bırakılmakta ve fiziki şiddete uğramaktadırlar. Avukatların özgür olmadığı bir yerde hukukun bağımsızlığından ve adaletli olmasından bahsedilemez. Avukatlık faaliyetlerinin suç sayılması Anayasanın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti olma ilkesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6/3. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlalidir.

    “TALEP EDİLEN HAKLAR, OLMAZSA OLMAZ HAKLARDIR”

    Türkiye’de halihazırda yaşanan baskı, şiddet, belirsizlik, ekonomik sorunlar, yasal hakların ortadan kaldırılması, her türlü yasal faaliyetin suç sayılması, kültürel faaliyetlerin yasaklanması, adil yargılanma haklarının ortadan kaldırılması, avukatlık faaliyetlerinin suç sayılması ve daha birçok antidemokratik uygulamaya karşı Grup Yorum üyeleri ve Çağdaş Hukukçular Derneği üyeleri açlık grevine girmişlerdir. Talep ettikleri haklar bu ülkenin her bireyinin sahip olması gereken ve olmazsa olmaz haklardır. Ve talep edilen bu haklar hem ulusal hem de uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmıştır.

    “HERKESİ AÇLIK GREVLERİNE SES VERMEYE DAVET EDİYORUZ”

    Biz insan hakları savunucuları olarak tartışılamayacak nitelikteki tüm bu haklı taleplerin kabul edilmesini, hukuksuzluğa son verilmesini, özgürlüklerinin ve tüm haklarının teslim edilmesini talep ediyoruz. Uzun süren açlık grevi neticesinde acı bir sonucun ortaya çıkmasını istemiyor ve kabul etmiyoruz. Yaşam hakkının, tüm taleplerin de kabul edilerek korunmasını istiyoruz.

    Adalet Bakanlığı başta olmak üzere tüm kurumları ve siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini, sivil toplum kuruluşlarını ve hak savunucularını konuya karşı duyarlı olmaya ve açlık grevine ses vermeye davet ediyoruz.  Talepleri taleplerimizdir.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Çevirmen: Neden Kılıç af ile bırakılıyor da, yüzlerce ağır hasta infazında ertelenme bile yapılamıyor?

    Çevirmen: Neden Kılıç af ile bırakılıyor da, yüzlerce ağır hasta infazında ertelenme bile yapılamıyor?

    PİRHA– İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi Hasta Tutsaklar inisiyatifi eylemlerinin 282 haftasında basın açıklamasını yaptı. Açıklamayı okuyan Çevirmen, “Sivas katliamı sanıklarından Ahmet Turan Kılıç Cumhurbaşkanlığı affı ile bırakıldı. Neden Ahmet Turan Kılıç af ile bırakılıyor da yüzlerce ağır hasta ve yaşlı infazında ertelenme bile yapılamıyor ’’ diye sordu. 

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 282’inci haftasında İHD Ankara Şube önünde bir araya geldi. Eylemde konuşan İHD Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Nuray Çevirmen, geçtiğimiz hafta Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde mide kanaması geçiren ancak götürüldüğü hastanede “yer olmadığı” gerekçesiyle geri gönderilen tutuklu Hüseyin Polat’ın ölümüne dikkat çekerek, “Yüzlerce hasta mahpus cezaevinde ölümün kıyısında iken hala cezaevlerinde tutuluyor. Bir elin parmaklarını geçmeyen mahpuslar ya ölümün kıyısına geldiklerinde bırakılıyor ya da kısa bir süreliğine cezası erteleniyor. Ama yalnızca kısa süreliğine infazları erteleniyor. Bunların büyük bir kısmı cezaevinden çıktıktan sonra yaşamını yitiriyor” diye konuştu.

    Çevirmen, Sivas katliamı sanıklarından Ahmet Turan Kılıç’ın da Cumhurbaşkanlığı affı ile serbest bırakıldığını belirterek, “Neden Ahmet Turan Kılıç af ile bırakılıyor da, yüzlerce ağır hasta ve yaşlı infazında ertelenme bile yapılamıyor?” diye sordu.

    “CEZAEVİ YETERSİZ KALMAKTA”

    Ankara’da da Antalya L Tipi Kapalı Cezaevinde kalan hasta tutuklu gazeteci Devrim Ayık’ın durumuna dikkati çekti.

    Çevirmen, “Khron, bağırsak zehirlenmesi hastalığı vardır. Devrim Ayık, konulan teşhisin nadir olarak görülen bir hastalık olduğundan, tedavisinin tam olarak yapılamadığını beyan etmektedir. Hastalığından kaynaklı olarak diyetisyenlerin verdiği şekilde beslenme programına uyması gerekmesine rağmen, cezaevinde olmasından kaynaklı olarak bu diyet programına uyulamamakta ve cezaevi bu konuda yetersiz kalmaktadır” bilgilerini paylaştı.

    “SEYİRCİ KALINAMAZ”

    Ayık’ın yüzde 76 engelli olduğunu söyleyen Çevirmen, “Yaşamını cezaevinde devam ettiremeyecek kadar hasta olmasına rağmen ne tedavisi yapılıyor ne de infazı erteleniyor. Cezaevinde yaşamını yitirmeden bir an önce kalıcı tedavileri tam teşekküllü bir hastanede yapılmalı ve acil olarak infazı ertelenmeli, serbest bırakılmalıdır. Devrim Ayık’ın bu durumuna seyirci kalınamaz, ilgili tüm kurum ve kuruluşlar bir an önce harekete geçmelidir” çağrısında bulundu.

    Çevirmen, “Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye ve ağır hasta mahpuslar serbest bırakılıncaya kadar dile getirmeye, çözüm talep etmeye kesintisiz olarak devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • İHD Ankara, 2019 yılı Ekim-Kasım-Aralık ayı hak ihlalleri raporunu açıkladı

    İHD Ankara, 2019 yılı Ekim-Kasım-Aralık ayı hak ihlalleri raporunu açıkladı

    PİRHA-İHD Ankara Şubesi, İç Anadolu Bölgesi hapishanelerinde 2019 Ekim, Kasım, Aralık aylarında yaşanan hak ihlalleri raporunu açıkladı. Raporda, “Mahpusların gerek hücrelerinde, gerek hapishane içinde ve dışında üzerlerinin aranmasının provakatif biçimde yapıldığı, aramaların taciz boyutuna vardığı, giysi ve diğer eşyalarının tahrip edildiği belirtildi. 

    2019 yılı Ekim, Kasım ve Aralık aylarında, Bolu F Tipi Kapalı C.İ.K, Kırıkkale F Tipi Kapalı C.İ.K, Sincan Kadın Kapalı C.İ.K, Sincan 2 Nolu F Tipi Kapalı C.İ.K, Tokat T Tipi Kapalı C.İ.K için derneğimize yapılan başvurular, avukatların müvekkillerini ziyaretleri, mahpuslar tarafından yollanan mektuplar ve aileleri tarafından yapılan başvurular doğrultusunda İç Anadolu Bölgesi Hapishanelerinde yaşanan hak ihlalleri İHD Ankara Şube Hapishaneler Komisyonu tarafından rapor haline getirildi.

    İHD Ankara Şube, Ankara Şube binasında basın açıklaması yaptı. Basın açıklaması metnini Şube adına Nuray Çevirmen okudu.

    Açıklamada şu bilgiler verildi:

    “İç Anadolu Bölge Hapishanelerinde tarafımıza ulaşan başvuru ve bilgilere göre 134 Hasta Mahpus bulunmaktadır. Bunların 31’i Ağır Hasta Mahpustur. 3 Ağır Hasta Mahpustan Mehmet Yamaç ameliyat nedeniyle Kayseri Bünyan 2 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nden Sincan 2 No’lu F Tipi’ne sevki yapılmış ve safra kesesi ameliyatı olmuştur.

    Medeni Tarlan Kolon Kanseri teşhisi ile Bolu F Tipi Kapalı Cezaevinden Sincan 2 No’lu F Tipi Cezaevi’ne sevki yapılmıştır. Bir süre bacağındaki damar tıkanıklığı nedeniyle ameliyat edilmeden önce tedavi uygulanmış. Doktorların ameliyata onay vermesi ile Kolon Kanseri nedeniyle ameliyat edilmiştir. Şu anda Ankara’da tedavisine devam edilmektedir.

    Cihat Özdemir, Kırıkkale F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tiroid kanseri teşhisi ile Ankara 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevki yapılmış. Ameliyat edilmiş ve Ankara’da tedavi süreci devam etmektedir.
    2019 yılı Ekim, Kasım, Aralık aylarında, İç Anadolu Bölge Hapishanelerinde hak ihlaline uğradıkları iddiasıyla ve sağlık durumlarıyla ilgili olarak 73 kişi kurumumuza başvuru yapmıştır. Bu başvurularda yer verilen iddialara ilişkin olarak ilgili kamu kurumlarına Kurumumuzca müracaatta bulunulmuştur.”

    SONUÇ VE ÖNERİLER

    İHD Ankara Şube, sonuç ve önerileri maddeler halinde şöyle sıraladı:

    1) Ulusal ve Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda; mahpusların hakları ile ilgili oldukça gelişmiş standartlar olmasına karşın mahpuslar, ilgili hakları ve düzenlemeleri doğrudan kullanamamakta, tutuldukları yerlerde bulunan yetkililer aracılığı ile ancak kullanabilmektedir. Hakların kullanımının, bir başka kişinin inisiyatifinde olması, bunların aynı zamanda keyfi biçimde kısıtlanmasını olanaklı kılmaktadır. Yetkililer, cezaevi müdürleri, kaynağını uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve Anayasa’dan alan yasal düzenlemelere aykırı işlemler ve uygulamalar yapmaktadır. Bu durum gerek mahpuslarda gerek ailelerinde ve gerekse mahpusların avukatlarında ve biz insan hakları örgütlerinde cezaevi sistemine ilişkin ciddi güvensizlikler oluşturmaktadır. Bir bütün olarak bu saptamalar, hapis cezalarının infazında, özgürlüğünden yoksun bırakılmanın kendi başına yeterli bir ceza olduğu gerçeğinin göz ardı edildiği ve gerek hapishanelerin fiziksel koşulları ve gerekse uygulanan rejimin, çekilmekte olan cezanın şiddetini daha da arttırdığını göstermektedir. Mahpusluğun bu “ağırlaştırılmış” koşullarını etkin biçimde denetleyecek bir mekanizma bulunmamaktadır.

    2) BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 10. Maddesinde “Özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişiler insani muamele ve insanın doğuştan kazandığı insan onuruna saygılı davranış görme hakkına sahiptir” denilmektedir. Yine BM Mahpusların Islahı İçin Temel Prensiplerin 1. Maddesinde  “Bütün mahpuslara doğuştan sahip oldukları insanlık onurunun ve değerin gerektirdiği saygıyla muamele yapılır” denmektedir. Oysa ki; İç Anadolu Bölgesindeki cezaevlerinde insanlık onuruna yakışır muamele yapılmamakta ve mahpuslar şiddet, hakaret ve kötü muameleye ve hak ihlallerine maruz kalmakta, hasta olanların tedavileri aksatılmakta, iletişim ve bilgi edinme hakları engellenmektedir.

    “CEZAEVLERİNDE DARP VE İŞKENCE VAKALARINA SON VERİLMELİ”

    3) Cezaevlerinde son dönemlerde artış gösteren işkence ve darp vakalarına son verilmeli, sorumlu olan kişiler hakkında soruşturma açılmalı ve cezai yaptırımlar uygulanmalıdır.

    Mahpuslara yapılan işkence, onur kırıcı ve kötü muameleler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile yasaklanmıştır.

    “Madde 3: İşkence Yasağı. Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tâbi tutulamaz.”

    4)  5275 sayılı kanunun 105/A maddesinde “Denetimli Serbestlik Tedbiri Uygulanarak Cezanın İnfazı” başlığı altından düzenlenen kanun maddesine göre “Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla Açık ceza infaz kurumunda cezasının son altı ayını kesintisiz olarak geçiren, koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, infaz hâkimi tarafından karar verilebilir.”

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 14. maddesinde düzenlenen Ayrımcılık Yasağı ilkesine göre “Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.” Ancak bu ilkeye aykırı olarak, mahkumların önemli bir bölümü bu haktan yararlandırılmamaktadırlar.

    5) Hastaların havasız, kışın soğuk, yazın sıcak ringler ile hastaneye sevk edilmesi, hastane önlerinde ringler içerisinde saatlerce bekletilmesi uygulamalarına son verilmelidir. Hastaların ring araçları ile değil, ambulanslar ile hastanelere sevkleri sağlanmalıdır. Hastaların revire çıkarılmaları, hastaneye sevkleri hızlandırılmalıdır. Teşhis, tedavi ve kontrollerinin uzman doktorlar tarafından yapılması sağlanmalıdır.

    Dünya Tabipler Birliği Lizbon Hasta Hakları Bildirgesi’ne (1981) göre, 1.a. Her insan ayrımcılık yapılmaksızın yeterli tıbbi bakım görme hakkına sahiptir.
    Dünya Tabipler Birliği Tokyo Bildirgesi’ne göre: 4. Hekim, tıbbi açıdan sorumlu olduğu kişinin bakımıyla ilgili bir karar verirken klinik yönden bütünüyle bağımsız olmalıdır. Hekimin temel görevi, izlediği kişilerin sıkıntılarını azaltmaktır; kişisel, toplumsal ya da politik hiçbir güdü, bu yüce amaçtan daha üstün sayılmayacaktır.

    “KELEPÇELİ MUAYENE UYGULAMASINDAN VAZGEÇİLMELİ”

    6) Yukarıda yer alan iş bu Sözleşme hükümlerine aykırı olan kelepçeli muayene ve tedavi yöntemi uygulamasından vazgeçilmelidir. Bu uygulama nedeniyle birçok hasta mahpusun tedavisi yapılamamaktadır.

    Her hasta mahpusun tıbbi etik gereği, her hastaya uygulanması gerektiği gibi, mahremiyetine saygı gösterilen bir ortamda, insan onuruna yakışır bir şekilde sağlık hizmeti alma hakkı vardır. Dünya Tabipler Birliği ve Türk Tabipler Birliği de yayınladıkları birçok metinde, hekimlerin mahpusları muayenesi esnasında kişinin içinde bulunduğu her türlü kısıtlılığın ortadan kaldırılmasını ve kişiyi kelepçeli, yatağa bağlı ve benzeri bir durumda muayene ve tedavi etmemelerini salık vermektedir. Türk Tabipler Birliği, Aralık 1994’te konuyla ilgili yayınladığı bildirgede kelepçelerin açtırılmasını “hekimin görevi” olarak nitelendirmektedir.

    Avrupa İşkencenin ve İnsanlık-dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) Genel Raporu’nda da kelepçeli olarak tedavinin uygun olmadığı vurgulanmaktadır. Sivil hastanenin kullanılması halinde, güvenlik düzenlemeleri konusu ortaya çıkacaktır. CPT bu bağlamda, tedavi almak üzere hastaneye gönderilen tutukluların gözetim nedenleriyle hastane yataklarına ya da diğer eşyalara fiziksel olarak bağlanmamaları gerektiğini vurgulamak ister. Güvenlik ihtiyaçlarını yeterli bir şekilde karşılayacak başka yollar bulunabilir ve bulunmalıdır; bu tür hastanelerde bir gözetim biriminin oluşturulması bu çözümlerden bir tanesi olabilir.

    7) Yasaklama kararı olmayan kitap, gazete ve dergilerin mahpuslara verilmesinin önündeki engeller kaldırılmalı, haber alma hakkına saygı gösterilmelidir. Süreli yayınlarla ilgili olarak 2016/12936 başvuru numaralı Recep Bekik ve Diğerleri’nin AYM’ye başvuruları 27.03.2019 tarihinde karar bağlanmış ve ücreti ödenmiş, hakkında toplatma kararı olmayan süreli yayınların verilmemesinin Anayasanın 26. maddesince güvence altına alınmış olan “ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini” karara bağlayarak şikayetçi olanlara 500’er TL tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.

    “YAKIN CEZAEVLERİNE NAKİL TALEPLERİ KABUL EDİLMELİ”  

    8) Ailelerinden uzakta olan mahpusların, maddi koşullar ve hastalıklar nedeniyle ziyarete gelemeyen ailelerine yakın cezaevlerine nakil talepleri kabul edilmelidir.

    AİHM, Abdulkerim Avşar ve Abdulkerim Tekin’in 19302/09 ve 49089/12 numaralı başvuruları sonucu verdiği 17 Eylül 2019 tarihli kararında, ailelerinden uzak cezaevlerine nakledilen mahpusların, hastalık sebebiyle ya da maddi sebeplerle kendilerini görmeye gelemeyen ailelerine yakın bir cezaevine nakledilme taleplerinin, başvurucuların somut koşulları dikkate alınmadan reddedilmesini, Sözleşme’nin 8. maddesinde düzenlenen özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlali olduğuna hükmetmiş ve Türkiye’yi başvuruculara tazminat ödemeye mahkum etmiştir.

    9) Hapishanelere bağımsız sağlık kurumlarının girmesine ve inceleme yapmasına izin verilmelidir. Hapishanelerin denetiminde başta meslek kuruluşları ve insan hakları örgütleri olmak üzere ilgili kuruluşların yer alacakları şekilde yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

    10) İnfaz sistemi ve hukuk sistemi bir bütünlük içinde ele alınarak değerlendirilmeli, insan haklarına, evrensel hukuk ilkelerine uygun çözümler üretilmelidir.

    Heyetlerimiz ve kurumumuz; cezaevi rejimi, fiziki koşullar ve uygulanan muameleler hakkında etkili bir idari ve yargısal denetim sağlanması gerektiğini tespit etmiştir. İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezanın Önlenmesi Sözleşmesi Seçmeli Protokolü’ne uygun şekilde, “bağımsız” ulusal denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir. Hapishanelerde yaşanan tüm hak ihlallerine ve sağlığa erişim engellerine karşı Adalet Bakanlığı’nı, İç İşleri Bakanlığı’nı, Sağlık Bakanlığı’nı, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunu, Kamu Denetçiliği Kurumlarını ve ilgili tüm kurum ve kuruluşları göreve davet ediyoruz.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • Ankara’da Deniz Şahin’in durumuna dikkat çekildi – VİDEO

    Ankara’da Deniz Şahin’in durumuna dikkat çekildi – VİDEO

    PİRHA– İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi Hasta Tutsaklar İnisiyatifi, 281 haftasında yaptığı basın açıklamasında Bolu F Tipi Kapalı Cezaevinde kalan Deniz Şahin’in durumunun ciddi sağlık sorunları yaşadığını ve biran önce serbest bırakılması istendi.

    Haberin Videosu

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, eylemlerinin 281’inci haftasında İHD Ankara Şube önünde bir araya geldi. İnisiyatif bu haftaki eylemlerinde Bolu F Tipi Kapalı Cezaevinde kalan Deniz Şahin’in durumuna dikkat çekti. İnisiyatif adına açıklama yapan İHD Ankara Şube Başkanı Fatin Kanat, Şahin’in kendilerine gönderdiği mektupla hastalıklarını anlattığını söyledi.

    Şahin’in karaciğerinde 4 cm büyüklüğünde kist bulunduğunu aktaran Kanat, Şahin’in 6 ayda bir rutin kontrole gittiğini söyledi. En son götürüldüğü hastane de Şahin’in raporlarının dahi incelenmeden doktor tarafından “bakmaya gerek yok” anlamına gelen bir tutumla tetiklerinin yapılmadığına dikkat çeken Kanat, Şahin’in sonradan ameliyatını gerçekleştiren doktora yeniden sevkini isteyerek gittiğini belirtti.

    “EN SON GEÇEN YIL TEDAVİYE GÖTÜRÜLDÜ”

    Şahin’in karaciğerinde büyüme olduğunu ancak buna dair bir tedavi uygulanmadığını dile getiren Kanat,” Hem kist hem de karaciğer büyümesi raporlarında da mevcuttur. Ayrıca sağ böbreğinde yaklaşık 2 santim metre bir kist bulunmaktadır. Bundan dolayı da 6 ayda bir kontrole götürülüyormuş ancak en son geçen yıl götürülmüştür. Böbrekteki kist için kontrol süresi yılda bire çıkarılmış. Kistin son durumunun nasıl olduğunu bilmemektedir” dedi.

    “DOKTOR MUAYENE YAPMADAN İLAÇ YAZDI”

    Bu hastalıkları yanı sıra Şahin’in midesinde de rahatsızlıklar olduğunu anlatan Kanat, “ Hastaneye sevk edilmiş doktor şikayetlerini dinlemiş ancak herhangi bir kontrol yapmadan 5 paket hap, 3 şişe şurup yazıp geri göndermiştir. Bolu F Tipi Kapalı Cezaevinde revire bir ay dolmadan ikinci defa revire çıkarılmıyor. Oysa hasta mahpusların sağlıklarının ilerlemesinde zamanında tedavi edilmemelerinin büyük payı vardır. Bu uygulamadan vazgeçilmelidir” diye konuştu.

    Bolu Diş Hastanesi’ne giden tutuklulara kelepçeli muayene dayatıldığını da vurgulayan Kanat, sözlerini şöyle tamamladı: “Hasta haklarının önüne geçen bu uygulamalardan vazgeçilmelidir. Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye ve ağır hasta mahpuslar serbest bırakılıncaya kadar dile getirmeye, çözüm talep etmeye kesintisiz olarak devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Pir Erzincan: Aşure lokmalarımıza bozkurt, altı ok simgeleri girer oldu

    Pir Erzincan: Aşure lokmalarımıza bozkurt, altı ok simgeleri girer oldu

    PİRHA – Dersimliler Derneği Ankara Şubesi aşure lokmalarını paylaştırdı.

    Dersimliler Derneği Ankara şubesi Yas-ı  Muharrem ayının bitimiyle birlikte aşure lokmalarını pay etti. Yoğun katılım olduğu aşure lokmasına Tunceli Kültür Derneği Vakfı Başkanı Ali Rıza Olcay, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ve MYK üyeleri, DAD Genel Sekreteri Murat Işık, DAD Ankara Şube eş başkanı Mustafa Karabudak ve 38 Bellek Platformundan Hukukçu Kazım Genç ve çok sayıda kişi katıldı.

    Dersim Der Ankara Şube başkanı Yaşar Kılavuz, yaptığı konuşmasında son dönemlerde Dersim’de yapılmak istene baraj ve madenlere dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Biliyorsunuz Dersin son zamanlarda Munzur dağları ormanları kamulaştırılacak ve oralarda maden çıkartılacak. Yıllardan beri Dersim üzerinde oynanan oyunlar var. Barajlardan sonra şimdi madene dönüştü.”

    “BARAJLARIMIZA, DOĞAMIZA SAHİP ÇIKALIM”

    Kılavuz, “Arkadaşlar burada bizim dost kurumlarımız var bir şeyler yapmaya çalışıyor ve yapıyorlar. Jeoloji mühendisleri Odası’nın Munzur’la ilgili bir jeopark, jeo-turizmle ilgili bir çalışması var. Ben Jeo-parkının olduğunu bilmiyordum konferansa gidip öğrendim.  Ekim ayı içinde de burada yapacağız. Bu konuda herkesin duyarlı olması ve bu konuda bize destek vermesi gerekiyor.  O çalışmalara katılalım proje nedir? Ne anlatılmak isteniyor biz bu projeye destek olursak burada yapılmak istenen madencilik ve barajları bitirebiliriz. Bunun için herkesin katılımlarını bekliyoruz diyerek” konuşmasını tamamladı.

    HBVAKV Genel Merkez Denetleme kurul üyesi Celal Abbas Ocağından Pir İbrahim Erzincan ise lokma gülbengi öncesi yaptığı konuşmada “Önemli olan birlik olmak bir araya gelmek ve örgütlü bir toplum olmaktır diyen Pir İbrahim Erzincan Kerbela olayını herkes kendine göre bir tarif ediyor. Asıl Anadolu Alevi Kızılbaş geleneğinde bu kadim inancın bozulmaması için özümüzü, ikrarımızı çocuklarımıza bunu öğretmemiz gerek” dedi.

    “LOKMALARIMIZIN İÇİNE BOZKURTLARI, ALTI OKLARI YERLEŞTİRDİLER”

    Son dönemlerde aşure lokmalarına yerleştirilen simgelere de dikkat çeken Erzincan konuşmasında, “Şu son 2,3 gün içerisinde şu kazanın içerisine getirip bozkurt oturtmuşlar, şu kazanın içerisine getirip altı oku oturtmuşlar, bu kazanın içine getirip üç ay yıldızı yerleştirmişler. Bizim lokmalarımız, bizim simgelerimiz özünden çıkıyor. Bunları internette veya Facebook görürseniz bu kurumlara tepkimizi veriniz. Zaten bizi eğitim de bitirdiler,  okulda bitirdiler, her alanda bitirdiler. En makbul olan Hüseyin’i Kerbela’nın adına yapmış olduğumuz lokmanın da içerisine girdiler. Bu tehlikeleri de görelim,burada tepkinizi gösterin canlar” ifadelerini kullandı. Ardından okunan lokma gülbengi ile birlikte aşure lokması gelen canlarla paylaşıldı.

    PİRHA / ANKARA