PİRHA- Ankara’da 7-8 Temmuz tarihlerinde yoğun güvenlik önlemleri altında gerçekleştirilecek NATO Zirvesi’nin programı netleşti. Zirveye NATO üyesi ülkelerin yanı sıra müttefik ve ortak ülkelerden temsilciler de katılacak. İki gün sürecek zirvede savunma sanayii, Ukrayna savaşı ve NATO’nun ortaklık politikaları öne çıkacak.
NATO’nun resmi internet sitesinde yayımlanan programa göre, zirve öncesinde 6 Temmuz Pazartesi günü NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Cumhurbaşkanlığı’nda saat 16.45’te basın toplantısı düzenleyecek.
SAVUNMA SANAYİİ FORUMU İLE BAŞLAYACAK
Zirvenin ilk günü olan 7 Temmuz Salı günü, ATO Congresium’da saat 10.00’da Savunma Sanayii Forumu gerçekleştirilecek. Forumun açılış konuşmalarını saat 12.45’te NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler yapacak.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy de forum kapsamında saat 14.00’te kısa bir konuşma gerçekleştirecek.
DIŞİŞLERİ VE SAVUNMA BAKANLARI BİR ARAYA GELECEK
İlk günün programında diplomatik temaslar da yer alıyor. Saat 17.00’de Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin de aralarında bulunduğu İstanbul İşbirliği Girişimi partnerleriyle Dışişleri Bakanları düzeyinde görüşmeler yapılacak.
Ardından Savunma Bakanlığı Ayyıldız Yerleşkesi’nde Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in ev sahipliğinde saat 17.30’da Savunma Bakanları resepsiyonu düzenlenecek.
Cumhurbaşkanlığı’nda ise saat 18.30’da NATO Devlet ve Hükümet Başkanlarının katılımıyla resmi akşam yemeği verilecek. Yemeğe Güney Kore Cumhurbaşkanı Lee Jae Myung, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de davet edildi.
Saat 19.45’te NATO-Ukrayna Dışişleri Bakanları düzeyinde çalışma yemeği gerçekleştirilecek. Toplantıya Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı ve Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’ın katılması bekleniyor.
İlk günün son programı ise saat 20.15’te düzenlenecek çalışma yemeği olacak. NATO’nun Asya-Pasifik ortakları Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore’nin savunma bakanları bu toplantıda bir araya gelecek.
ANA ZİRVE 8 TEMMUZ’DA YAPILACAK
NATO Zirvesi’nin ikinci günü olan 8 Temmuz Çarşamba sabahı program, saat 08.00’de NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin, saat 08.15’te ise devlet ve hükümet başkanlarının ayaküstü basın açıklamalarıyla başlayacak.
Saat 10.45’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin ev sahipliğinde müttefik devlet ve hükümet başkanları için resmi karşılama töreni düzenlenecek.
Saat 11.00’de aile fotoğrafı çekilecek, ardından saat 11.15’te Devlet ve Hükümet Başkanları düzeyindeki ana zirve toplantısı başlayacak.
Zirvenin kapanışında saat 15.00’te NATO Genel Sekreteri Mark Rutte basın toplantısı düzenleyecek. Daha sonra devlet ve hükümet başkanlarının da ayrı ayrı basın açıklamaları yapması bekleniyor.
PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın firari sanıklarına ilişkin davada, Suriye’de yakalanarak Türkiye’ye getirilen IŞİD üyesi Ömer Deniz Dündar ilk kez hâkim karşısına çıktı. Müşteki avukatları, dosyaya yeni giren kriminal inceleme raporunda Dündar’ın parmak izinin 2017 yılında Hatay’da ele geçirilen araçta tespit edildiğini açıkladı.
10 Ekim 2015’te Ankara Garı önünde 103 kişinin yaşamını yitirdiği IŞİD saldırısına ilişkin firari sanıklar yönünden sürdürülen davanın duruşması Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mayıs ayında Suriye’de yakalanarak Türkiye’ye getirilen tutuklu sanık Ömer Deniz Dündar, ilk kez mahkeme huzurunda savunma yaptı.
Duruşmayı katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri, yaralılar ve avukatları takip etti. Duruşmanın başında Mahkeme Başkanı’nın sesinin salonda yeterince duyulmaması nedeniyle aileler ile mahkeme heyeti arasında kısa süreli tartışma yaşandı. Daha sonra yargılamaya devam edildi.
Mahkeme, Hatay’da Dündar hakkında görülen davalar ile Ankara’daki dosyanın birleştirildiğini açıkladı. Ayrıca sanığın 18 Haziran’da etkin pişmanlık kapsamında ifade verdiği ve çok sayıda IŞİD üyesini teşhis ettiği bilgisi paylaşıldı.
SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
Savunmasında örgüt içinde bulunduğunu kabul eden Dündar, Ankara Gar Katliamı ve Hatay’daki canlı bomba hazırlıklarıyla bağlantısının olmadığını öne sürdü. Hatay’da ele geçirilen araç ve şehadet kemeriyle ilgili suçlamaları reddeden Dündar, kemer üzerindeki parmak izinin, örgütte dini eğitim veren Ahmet Güneş’e kısa süreli yardım ettiği sırada oluşmuş olabileceğini iddia etti.
Türkiye’deki saldırı planlarının Mustafa Dokumacı, Ahmet Güneş ve Yunus Durmaz tarafından yürütüldüğünü savunan Dündar, kendisinin kamplarda spor eğitimi verdiğini ve patlayıcı hazırlama biriminde görev almadığını söyledi. Gar Katliamı’nın yaşandığı tarihte Suriye’de bulunduğunu belirten Dündar, Türkiye’deki örgütsel faaliyetlerden haberi olmadığını ileri sürdü.
YENİ KRİMİNAL RAPOR DOSYAYA GİRDİ
Müşteki avukatlarından Senem Doğanoğlu ise dosyaya 15 Haziran’da giren yeni kriminal inceleme raporuna dikkat çekti. Doğanoğlu, 2017 yılında Hatay’da canlı bomba saldırısı hazırlığında olduğu değerlendirilen kişilerin bulunduğu araçta yapılan incelemede, Dündar’ın parmak izinin tespit edildiğini mahkemeye aktardı.
Bu tespite ilişkin savunması sorulan Dündar ise, “Bu mümkün değil. Parmak izimin orada nasıl bulunduğunu bilmiyorum” diyerek iddiayı reddetti.
TAHLİYE TALEBİNE AİLELERDEN TEPKİ
Sanık avukatı, müvekkili hakkında Ankara Gar Katliamı’yla doğrudan bağlantı kuran somut delil bulunmadığını savunarak adli kontrol şartıyla tahliyesini istedi. Tahliye talebi duruşmayı izleyen katliamda yakınlarını kaybeden ailelerin tepkisine neden oldu.
Mahkeme heyeti, duruşmaya ara verirken yargılamanın ileri bir tarihte devam edeceğini bildirdi.
PİRHA- 23 Haziran’da gözaltına alınan 78 yurttaş tutuklandı. Tutuklananların toplam sayısı 181 oldu.
Ankara’nın ev sahipliğini yaptığı NATO toplantısı öncesi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 23 Haziran’da ev baskınlarıyla gözaltına alınanların emniyetteki ifade işlemleri tamamlanarak savcılığa sevk edildi.
Sulh Ceza Hakimliği’ne tutuklama talebi ile sevk edilen 85 kişiden 78’i için tutuklama kararı verildi. Tutuklama talebi ile sevk edilenlerden 7 kişi hakkında ise ev hapsi kararı verildi.
Dün verilen tutuklama kararları ile birlikte tutuklu sayısı 181’e yükseldi.
PİRHA- 23 Haziran’da gözaltına alınan aralarında akademisyen, gazeteci, avukat ve siyasetçinin olduğu 103 yurttaş tutuklandı. Gözaltında tutulan diğer 90 kişinin ise savcılığa sevk edilmesi bekleniliyor.
Ankara’nın ev sahipliğini yaptığı NATO toplantısı öncesi Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla 23 Haziran’da ev baskınlarıyla gözaltına alınan 225 kişinin emniyetteki ifade işlemleri tamamlanarak 135’i sabah saatlerinde savcılığa sevk edildi.
Gece geç saatlere kadar devam eden ve savcılıkta ifadesi tamamlanan 135 kişiden 6’sı serbest bırakıldı, 129 kişi ise tutuklama talebi ile Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Hakimlik, aralarında Gazeteci Yıldız Tar, Akademisyen Emel Memiş, ÇHD’li avukatlar Semra Demir ve Kürşat Bafra, Halkevleri GYK üyesi Hediye Yıldırım, Umut-Sen Sözcülerinden Burcu Arıkan, TEMA Vakfı Ankara Temsilcisi Nevzat Özer’in de olduğu 103 kişi hakkında tutuklama kararı verdi. Tutuklamaya sevk edilenlerden 15 kişi için ev hapsi kararı verilirken 11 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Emniyette gözaltında tutulan diğer 90 kişinin ise savcılığa sevk edilmesi bekleniliyor.
PİRHA- Sürgünde olduğu Belçika’da Hakk’a yürüyen Gazeteci Bayram Balcı, 27 Haziran’da Ankara’da toprağa sırlanacak.
Kanser tedavisi gördüğü Belçika’da 23 Haziran’da yaşamını yitiren Özgür Basın emekçisi Bayram Balcı, Ankara’da toprağa sırlanacak. Balcı’nın cenazesi, bu akşam saat 22.30’da Ankara Esenboğa Havalimanı’na oradan da Batıkent’te bulunan Pir Sultan Abdal Cemevi morguna götürülecek.
Yarın ise saat 08.30’da cemevinde yapılacak erkandan sonra cenaze saat 11.30’da Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak. Cenaze törenin ardından da Tuzluçayır’da bulunan Dışlık Köyü Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği’nde Balcı için lokmalar pay edilecek.
PİRHA-Eylemlerinin 9, açlık grevinin 8. gününde talepleri karşılanmayan öğretmenler, tüm engellere rağmen direnişlerine devam edeceklerini açıkladı.
Mülakat nedeniyle atanamayan ve özel sektörde çalışan öğretmenler, yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek amacıyla Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası (Öğretmen Sendikası) Ankara Şubesi önünde başlattıkları eylemlerine devam ediyor.
Eylemlerinin 9, açlık grevinin 8. gününde talepleri karşılanmayan öğretmenler, tüm engellere rağmen direnişlerine devam edeceklerini açıkladı: “Dün uygulanan orantısız şiddetin üzerine bugün bizlerle dayanışmaya gelen dostlarımız ve halkımızın verdiği güçle bizlerin de direnişi daha sağlam hale geldi. Haklı mücadelemiz tüm engellere rağmen sürecek, destekleriniz ve dayanışmanızla güçlüyüz. Haklarımızı alana kadar Ankara’yı terk etmeyeceğiz. Mücadele etmeye devam edeceğiz.”
PİRHA- Mülakat nedeniyle atanamayan ve özel sektörde çalışan öğretmenler, hakları için Ankara’da yapmak istedikleri yürüyüşe polis biber gazıyla müdahale etti, çok sayıda öğretmen gözaltına alındı.
Mülakat nedeniyle atanamayan ve özel sektörde çalışan öğretmenler, yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek amacıyla Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası (Öğretmen Sendikası) Ankara Şubesi önünde başlattıkları açlık grevi ve nöbet eylemini 7’nci gününde de sürdürdü.
Kızılay’da bulunan Madenci Anıtı’na yürümek isteyen öğretmenlere PSAKD, DEM Parti ve CHP’nin olduğu çok sayıda kurum destek verdi.
Yürüyüşe müdahale eden polis çok sayıda yurttaşı gözaltına aldı. Biber gazından etkilenenler hastaneye kaldırıldı.
PİRHA- Öğretmenlerin hakları için başlattıkları açlık grevi 5. gününde devam ederken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde yapmak istedikleri açıklama sonrası 8 öğretmen gözaltına alındı.
Özel sektör öğretmenlerinin Ankara’daki sendika merkezinde açlık grevi 5 gündür sürüyor. Açlık grevindeki öğretmenler bugün otobüsle gittikleri Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde açıklama yaptı.
“YÜZ BİNLERCE ÖĞRETMENİN HAKKINA GİRİYORSUNUZ!”
Yapılan açıklamada, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sermayenin yanında yer aldığı belirtilerek, şunlar ifade edildi:
“İşveren derneklerini ikna edemeyen, onlara sözünü geçiremeyen bir Bakanlık gerçekliğini kabul etmiyoruz! Bu sendikanın yetki, toplu iş sözleşmesi hakkı yok! Sendikamız, kısa sürede en hızlı örgütlenen sendika olarak tarihe geçmişken, Sendikamızın resmî olarak 12 binden fazla üyesi varken, torba işkolu nedeniyle TİS hakkı yok! Onlarca öğretmen 5 gündür açlık grevinde! Türkiye’nin her yerinde dayanışma eylemleri düzenleniyor! Herkesin gözü kulağı bizde, biz bunu biliyoruz! Yüz binlerce öğretmenin hakkına giriyorsunuz! Biz işçiye sahip çıkan bir bakanlık istiyoruz! Tırnaklarımızla kazıyarak kazandığımız o toplantıyı tekrar almadan Bakanlık önünden ayrılmıyoruz!
Açıklama sonrasında öğretmenlere polis müdahale etti. Müdahale sırasında 8 öğretmen gözaltına alındı.
PİRHA – Alevi kurumlarının öncülüğünde 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılı nedeniyle Türkiye’de ve Avrupa’nın bir çok kentinde 21 Haziran Pazar günü 17.30’da anma gerçekleştirilecek. Anmalara katılım çağrısında bulunan ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, “Sende bağlamanı al gel” dedi.
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin gerici bir güruh tarafından ateşe verilmesi sonucu 33 aydın, sanatçı ve yazar ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi. Türkiye tarihinin en karanlık katliamlarından biri olarak hafızalara kazınan Madımak Katliamı’nın 33. yılı yaklaşırken, Alevi kurumlarının da anma programları devam ediyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi ve Alevi kurumları 2 Temmuz Sivas Katliamı’nın 33. Yılında Türkiye’de ve Avrupa’nın birçok kentinde anma programı düzenleniyor.
Türkiye’de İstanbul başta olmak üzere İzmir, Ankara, Antalya, Balıkesir gibi yerlerde eş zamanlı olarak 21 Haziran Pazar günü 17.30’da “33 Yıl 33 Can” şiarıyla anma yapacak.
2 Temmuz’da ise Sivas’ta PSAKD Sivas Şubesi ve HBVAKV Cemevi önünde bir araya gelerek anma programı yapılacak.
Anmalara katılım çağrısında bulunan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında Türkiye’nin bir çok merkezinde yapılan “33 Yıl 33 Can” anmalarına dikkat çekerek, İstanbul’da yapılacak anmaya herkesi bağlamayla katılmasını istedi.
İSTANBUL’DA KADIKÖY RIHTIM
İstanbul’da Süreyya Operası’da toplanma Kadıköy Rıhtımda basın açıklaması yapılacak.
İZMİR’DE KARŞIYAKA
İzmir’de Karşıyaka İZBAN önünde bir araya gelerek Karşıyaka Çarşıya yürüyecek ve basın açıklaması yapılacak.
ANTALYA’DA ATALOS MEYDANI
Antalya’da Kapalı yol Halk bankasının önünde toplanıp bağlamalarla Atalos Meydanı’nda basın açıklaması yapılacak.
Avrupa’nın birçok kentinde de aynı tarih ve saatte anma yapılacak.
PİRHA- Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu ile Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın Ankara’da sürdürdüğü hak mücadelesi, bir kez daha polis müdahalesiyle karşılaştı. Açlık grevindeki öğretmenler, taleplerini duyurmak amacıyla TBMM Çankaya Kapısı önünde bir araya gelirken çok sayıda eğitimci gözaltına alındı. Bazı öğretmenlere ters kelepçe uygulandığı görüldü.
❗️Bizi temsil etmesi gereken @TBMMresmi, bizim oylarımızla orada bulunan milletvekilleri!
Kapınız bize kapalı!
Kapınız öğretmenlere kapalı!
Kapınız zulme uğrayanlara kapalı!
Ankara’yı Kerbela’ya çevirdiniz.
Bir günde çözülebilecek bir mesele yüzünden bize zulmettiniz.
Bu ülke,… pic.twitter.com/lu2BErQMda
— Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası (@ogretmensendika) June 17, 2026
Öğretmenler uzun süredir hem kamudaki mülakat mağduriyetlerine hem de özel eğitim kurumlarında yaşanan güvencesiz çalışma koşullarına dikkat çekmek için Ankara’da eylemler düzenliyor. Daha önce de polis müdahalesiyle karşılaşan eğitimciler, talepleri karşılanıncaya kadar mücadeleyi sürdüreceklerini belirtiyor.
TEMEL TALEPLERİNİ YİNELEDİLER
Eylemde öğretmenler özel sektörde çalışan eğitim emekçileri için taban maaş uygulamasının yeniden hayata geçirilmesini, mülakat nedeniyle ataması yapılmayan 1.611 öğretmenin yaşadığı mağduriyetin giderilmesini ve özel öğretim kurumlarında yaygın olarak uygulanan belirli süreli sözleşmeler yerine iş güvencesi sağlayan belirsiz süreli sözleşmelere geçilmesini talep etti.
SİYASİ DESTEK VE TEPKİLER
Müdahalenin ardından bölgeye gelen CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, öğretmenlerin yalnızca seslerini duyurmaya çalıştığını belirterek yaşananlara tepki gösterdi. Daha önceki müdahalelerde de çok sayıda öğretmen ve sendika yöneticisinin gözaltına alındığı, gözaltına alınanların daha sonra serbest bırakıldığı açıklanmıştı.
Öğretmenler ise polis müdahalelerine rağmen Ankara’dan ayrılmayacaklarını ve hak talepleri karşılanıncaya kadar mücadelelerini sürdüreceklerini vurguladı.
PİRHA- Özel sektör öğretmenlerinin açıklamasında aralarında Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali’nin de olduğu gözaltılar serbest bırakıldı.
Mülakat Mağduru Öğretmenler Platformu ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası çatısı altında toplanan öğretmenlerin, aileleriyle birlikte bugün saat 14.00’te Ankara Kurtuluş Parkı’nda yapmayı planladıkları basın açıklamasına polis sert müdahalede bulundu.
Müdahale sırasında ters kelepçe yapılarak gözaltına alınan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali’nin de aralarında olduğu kişiler serbest bırakıldı.
PİRHA- Ankara Kurtuluş Parkı’nda bir araya gelen Özel Sektör Öğretmeleri Sendikası üyelerine polis sert müdahalede bulundu, Eğitim-Sen Eş Genel Başkanı Kemal Irmak ile birlikte üç öğretmen gözaltına aldı.
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası, mülakat nedeniyle atanamayan ve özel sektörde çalışan öğretmenlerin yaşadığı sorunlara dikkat çekmek amacıyla Çankaya’da bulunan Kurtuluş Parkı’nda açıklama yapmak istedi. Polis açıklamayı engellerken, aralarında Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Eş Genel Başkanı Kemal Irmak ile birlikte üç kişiyi gözaltına aldı.
PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, Temmuz ayında yüzde 35 ek zam istediklerini belirterek, “Gelin, yoksulluğu kader gibi gösterenlere karşı sesimizi, gücümüzü birleştirelim. Taleplerimizi hep beraber savunalım” dedi.
KESK, genel merkez binasında ek zam talebiyle basın toplantısı düzenledi. Basın metnini KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak okudu.
Bugün 4 milyon kamu emekçisinin maaşını ve 2,5 milyon emekli aylığını alacağını aktaran Koçak, “Gittikçe eriyen maaşları, aylıkları ile yine ayın sonunu getirme savaşı verecek. Evet, ayın sonunu getirmek bu ülkede emeği ile geçinen tüm kesimler için gerçekten de adeta bir savaşa dönüşmüş bulunuyor. Kamu emekçileri olarak bizler de yıllardır bu mücadeleyi veriyoruz” dedi.
“MAAŞLARIMIZ HIZLA BUHARLAŞIYOR”
Yüksek enflasyon sırlamasında dünya beşincisi, gıdadan kiraya enflasyonun her türünde AB ve OECD ülkeleri içinde açık ara birinci sırada olan bir ülkede yaşadıklarını belirten Koçak, şunları söyledi:
“Dolayısıyla maaşlarımız hızla buharlaşıyor. Yaşamımız gittikçe zorlaşıyor. Barınma, beslenme, sağlık, eğitim gibi en temel ihtiyaçlarımızı karşılamakta zorlanıyoruz. Son beş ayda maaşlarda yaşanan erime tutarı maaştan maaşa değişmektedir. Ortalama kamu emekçisinin maaşı son beş ayda 11 bin 400 TL erimiştir. En düşük maaşta yaşanan erime bile 10 bin 273 TL’dir. Kendi enflasyon hedefini tutturamayanlar şimdi de “Hedefimizi %24 olarak revize ettik. Ama tahminimiz %26” diyerek bizimle dalga geçiyorlar.”
“AÇLIK SINIRININ ALTINDA MAAŞ ALIYORUZ”
“Yıllardır yaşadığımız bu tablo gayet bilinçli ve kasıtlı uygulanan ekonomi politikalarının sonucudur” diyen Koçak, iktidar tarafından belirlenen enflasyon rakamlarının gerçeği yansıtmadığını söyledi.
Maaş artışlarında hedeflenen enflasyon rakamları temel alınırken özellikle toplu sözleşmelerin ikinci yılında maaşlarında ciddi bir erime yaşandığının altını çizen Koçak, “Son olarak haziran ayının başında sermayeye, patronlara, kara para aklayıcılara milyarlarca liralık “vergi barışı” içeren paket parlamentodan geçti. Ama sıra çalışanlara, emekçilere gelince “TÜİK’in sahte rakamlarına göre yapacağımız maaş artışları için Temmuz’u bekleyin” diyorlar. Geldiğimiz noktada mevcut “Toplu Sözleşme” bırakalım yaşadığımız gerçek enflasyonu, hedeflenen enflasyonu aşan TÜİK rakamları karşısında bile çoktan kadük hale gelmiştir. Buna rağmen açlık sınırının altında kalan asgari ücreti, emekli aylığını gösterip “halinize şükredin” diyorlar. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek istiyorlar. Her seferinde önümüze konulan yoksulluk ve sefalete karşı “Bu faturayı ödemiyoruz” demenin zamanı geldi, geçiyor!” dedi.
“TEMMUZ AYI MAAŞLARINA EK YÜZDE 35 ARTIŞ YAPILMASINIİSTİYORUZ”
KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, Temmuz ayı maaşlarına ek yüzde 35 artış yapılmasını, ilave seyyanen ödenek başta olmak üzere mevcut tüm ek ödemelerin taban aylığına yansıtılmasını, 4688 sayılı yasa başta olmak üzere mevcut mevzuatın derhal, ‘Grevli Toplu Pazarlık’ hakkının önündeki engellerin kaldırılmasını temel alan evrensel sendikal normlarla uyumlu hale getirilmesini istedi.
İMZA KAMPANYASI!
KESK olarak bu üç temel taleple, bugünden itibaren bir imza kampanyası başaltıklarını duyuran Koçak, “Kampanyamız iki hafta sürecek. İki haftada topladığımız imzaları enflasyonun açıklanacağı 3 Temmuz 2026 Cuma günü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına teslim edeceğiz. Buradan tüm kamu emekçilerine seslenerek sözlerimize son veriyoruz. Değerli kamu emekçileri gelin, maaşlarımızın her ay biraz daha erimesine sessiz kalmayalım. Gelin, yoksulluğu kader gibi gösterenlere karşı sesimizi, gücümüzü birleştirelim. Taleplerimizi hep beraber savunalım” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’nde yaptığı grup toplantısında, kurultayı yapacaklarını belirterek, “Ahlaki değerlerimiz yeniden korumak ve inşa etmek zorundayız. Onun için ne gerekiyorsa yapacağım. Kim kirlilikten medet umduysa onun hesabını soracağım” diye konuştu.
Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, partimizin grup toplantısında konuşuyor. https://t.co/zHFDDvTTzk
“Mutlak butlan” kararı ile CHP’nin Genel Başkanlığına geri dönen Kemal Kılıçdaroğlu, grup toplantısını CHP Genel Merkezi’nde yaptı.
“HESABINI SORACAĞIM”
Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hepimiz halkın umuduyuz, halka umut vermek zorundayız. Beraber çalışmak, birlikte mücadele etmek zorundayız. Her şeyi ama her şeyi sizin için yapıyorum. Asla sizleri utandırmayacağım. Ülkenin içinde bulunduğu durumu biliyoruz. Ama bunu aşmak zorundayız. Bunu aşacak olan tek partinin adı CHP’dir. Türkiye’nin sorunlarına çözüm üreten, akılcı çözümler üreten tek parti CHP’dir.
Ahlaki değerlerimiz yeniden korumak ve inşa etmek zorundayız. Onun için ne gerekiyorsa yapacağım. Kim kirlilikten medet umduysa onun hesabını soracağım.
Gerçek değişim 3 aşamadan oluşacak. Birincisi arınma ve temiz siyaset. İkincisi üretici kalkınma. Faiz baronlara karşı mücadele edeceğiz. Üçüncüsü ise iktidarın yarattığı tahribatın düzeltilmesi lazım.
Ahlaklı, erdemli bir kurultayı elbette toplayacağım.”
PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. “Barış ancak toplumla kurulur” diyen Hatimoğulları, başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması gerektiğinin altını çizdi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis Grup Toplantısı’nda konuşuyor.
Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan yüzlerce kurumun imzasıyla başlatılan “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamına dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “Suriye’de Alevilerin yaşadığı zulmü duyurmaya devam edeceğiz, duyurunların seslerini yükseltenlerin yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.
Suriye’deki Alevi katliamına karşı dünyanın birçok kesiminde çok önemli çalışmalar yürütüldüğüne dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:
“Bireyler ve kurumlar bu konudaki tepkilerini ortaya koyuyor. Suriye’de devam eden şiddet, baskı ve yıkım karşısında sessiz kalmayı reddeden Aleviler, demokrasi güçleri ve sosyalistlerin imza kampanyası başlattığını biliyoruz. Türkiye, Avrupa, Amerika, Avustralya’dan yüzlerce kurumun imzasıyla başlatılan Alevilere yönelik soykırımı durdurun şiarıyla topladıkları imzaları yarın Meclis’te yapacakları açıklamayla Meclise teslim edecekler. Yine aynı saatte İngiltere Parlamentosu’nun önünde basın açıklaması gerçekleşecek ve akabinde hem Birleşmiş Milletler (BM) hem de Avrupa Parlamentosu’na (AP) Alevi canlarımız ve birçok siyasi çevrenin imzasıyla oluşturulan raporu ileteceğiz. DEM Parti olarak bizler bu çalışmaların sonuna kadar yanındayız. Bizler Suriye’de Alevilere, Alevi kadınlara yapılan saldırılara ve soykırıma karşı çıktık, çıkmaya devam edeceğiz.
ALEVİLERE YÖNELİK SOYKIRIMI DURDURUN
Kadınlar kaçırıldı, tıpkı Êzidî kadınların kaçırıldığı gibi. 21’inci yüzyılda kadınlar köle pazarında satıldı, satılıyor. Şimdi basına yansıyan Betül Alluş isminde 21 yaşında Tişrin Üniversitesi’ndeki tıp öğrencisinin nasıl kaçırıldığına tanıklık ettik. Kaçırmakla kalmıyorlar, din değiştirmeye zorluyorlar. Zorla örtünmesi isteniyor ve böylece kamuoyunu etkilemeye çalışıyorlar. Ben Betül Alluş’un annesinin videosunu izledim. Bir annenin çığlığını bir çocuğunu ararken neler yaşadığını ve neler hissettiğini o videoda capcanlı görüyorsunuz. Betül Alluş’un de nasıl zorla din değiştirilmeye çalışıldığını ve nasıl videosunun nasıl zorla çekildiğine hep birlikte tanıklık ettik.
Anayasa Mahkemesi’nin görevinin hak ve özgürlükleri korumaktır. Ancak son kararla kadınların yaşamsal önemde olan en temel ekonomik güvencelerinden biri hedef alınmış durumda. Haklarının korunması gereken ve bugüne kadar kadınların dişiyle tırnağıyla mücadele ede ede kazandıkları nafaka hakkına göz dikilmiş durumda. İnanın bu karar öyle sehven boşlukta falan verilmiş bir karar değil. Yıllardır nafakayı hedef alan kampanyaların çeşitli erkek gruplarının manipülasyonlarının ve iktidar çevrelerinde yükselen açıklamaların oluşturduğu siyasal atmosferin içinde alındı bu kararlar. Topluma aynı yalanlar tekrarlandı. Sanki milyonlarca kadın, ömür boyu yüksek nafaka alıyormuş gibi sahte bir tablo çizildi. Oysa gerçek bu değil, gerçek bambaşkadır. Nafaka alan kadınların büyük çoğunluğu çok düşük miktarda nafaka alıyor ve bazen bu nafakayı erkekler kesiyor, vermiyor kadınlara bu nafakayı.
YOKSULLUK NAFAKASI KADINLARIN YAŞADIĞI DERİN EŞİTSİZLİĞİ GİDERMEYİ AMAÇLAYAN BİR MEKANİZMADIR
Tartışmaya açtıkları yoksulluk nafakası erkeği mağdur eden değil, kadınların yaşadığı derin eşitsizliği gidermeyi amaçlayan bir mekanizmadır. Bu hakkı sanki bir haksız kazançmış gibi lanse etmeye çalışarak ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Bu bir kadın düşmanlığıdır. Bu yalnız bir ekonomik hakkın gasp edilmesi değildir. Türkiye’de kadın yoksulluğu derinleşirken, kadınların istihdama katılımları sınırlandırılırken, her gün birçok kadın erkekler tarafından katledilirken, nafaka hakkının elimizden alınması kabul edilebilir bir şey değildir. Nafaka hakkı az da olsa kadınların bir yaşam güvencesi. Bu nedenle nafakaya dönük her saldırı kadınların ekonomik bağımsızlığına bir saldırı olduğu kadar, aynı zamanda kadınların kazanılmış haklarına yönelik bir saldırıdır ve nafakayı sınırlandırmak adil değildir. Şimdi 12. yargı paketi gündemde ve çocuk haklarını esas alan koruyucu ve onarıcı politikaların yerine daha ağır cezaları ön plana çıkarıyorlar. LGBT+ varlığını ve haklarını hedef alan düzenlemeler toplumsal cinsiyet eşitsizliğini büyütecek bir şekilde şekillendirilmeye çalışılıyor. Bu temel insan haklarına net olarak aykırıdır ve kabul edilemez.
DEMOKRASİ, HUKUK KRİZİNİN DİBİNİ YAŞIYORUZ
Yaşam mücadelesini en örgütlü biçimde yürütmeye “Kadın, Yaşam Özgürlük”, “Jin, Jiyan, Azadi” demeye devam edeceğiz.
Yoksulluk her geçen gün artıyor. İktidar bu durumu örtmeye çalışıyor. Milyonlar açlık diye bağırıyor. Türkiye gıda enflasyonunda açık ara önde. Bir tarım ülkesi olan Türkiye’de çiftçi borçlu. Buna karşı daha güçlü sesimizi yükselteceğiz.
Demokrasi, hukuk krizinin dibini yaşıyoruz. Cumhuriyet tarihi boyunca halk iradesi yargı ile, darbeyle sekteye uğratılmıştır. CHP’ye butlan kararı demokratik siyasetin yeniden dizayn edilmesidir. Demokratik siyaset alanın genişlemesini istiyoruz. Demokratik Cumhuriyetin inşasının mücadelesini veriyoruz. Barış ve demokratik toplum savunumuzun da bu mücadelenin temellerine dayandığını bir kere daha hatırlatmak isterim. Türkiye’nin 86 milyon yurttaşının karşı karşıya kaldığı bu antidemokratik uygulamalara karşı demokrasiye ve adil hukukun üstünlüğüne inanan herkesin ortak bir mücadele yürütmesi dışında bir seçeneğimiz kalmamıştır. Ve biz barış için, demokrasi için daha fazla mücadele etmek durumundayız. Ve bu dönemin özel olarak karakterine uygun olan iki cümle var ki o da barış ve demokrasi. Yani bizler barış ve demokrasi, barış ve demokrasi, barış ve demokrasi devam demeye ve bunun mücadelesini sonuna kadar vermeye devam edeceğiz.
SÖZÜN GEREĞİ YAPILMALI VE HAREKETE GEÇİLMELİ
Değerli halklarımız bütün Türkiye’nin yine merakla izlediği ve acaba ne olacak diye çokça soru sorduğu bir gündem var ki o da barış ve demokratik toplum süreci. Bu süreç şu an gerçekten son derece önemli bir eşikten geçiyor. Bir karar verme eşiğinden geçiyor. Bu eşikte toplumun beklediği ve sürece ivme kazandıracak olan yasal çerçevenin kendisidir. Çerçeve yasa bu sürecin teknik başlığı değildir. Bu sürecin barışın, hukukun, umudun bu süreçte güvence altına alınması ve tarihin ortak geleceğe bağlayacak olan en hayati eşiğin şimdi formülünü bulacağımız bir yasadır. Her bekleme ve her belirsizlik hem toplumda hem de müzakereyi yürüten tarafların soru işaretlerini büyütüyor. Güven duygusunu zayıflatıyor. Sayın Erdoğan şunu ifade etmişti. Süreci akılla, sağduyuyla, samimiyetle menzile ulaştırmada kararlıyız demişti. Ve ardından hayırlı işlerde çabuk olunmalı demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli. Yol alınmalı, mesafe katedilmeli. Bu süreç hiçbir anlamda dar manadaki bir hesaba, hiçbir taktik beklentiye sığdırılamaz, buna hapsedilemez. Çünkü bu süreç stratejiktir, tarihseldir, toplumsaldır. Bu nedenle bu çerçeve yasa iktidarıyla, muhalefetiyle toplumun bütün kesimlerini kapsayacak, paydaşları daraltan değil, genişleten bir içerikte hazırlanmalı.
MECLİS KAPANMADAN YASA ÇIKSIN
Barış ancak toplumla kurulur. Demokratik toplum ancak sorumluluklarla inşa edilebilir. Fakat Meclis gündemine dönüp baktığımızda ne ile karşılaşıyoruz biliyor musunuz? Şimdi 12’nci yargı paketinin paketinin geleceğinden bahsediliyor. Şimdilik edindiğimiz bilgilere göre bu paketin içinde genişleme yerine daralma, demokratikleşme yerine tam tersi demokratik hakların tırpanlanması var. Türkiye’nin asıl ihtiyacı hakları daraltan, demokrasiyi daraltan paketler değil. Tam tersi hakları arttıran, demokrasiyi genişleten paketlere ihtiyacımız var. Yani demokratikleşme yasalarına ihtiyacımız var. Son İmralı görüşmesinde Sayın Öcalan mevcut tıkanıklıkları ve gecikmeleri aşmaya dönük yeni bir formül ve yol haritası ortaya koymuştur. Sayın Öcalan sürecin hukuki zemini için çok yoğun bir çaba içindedir. İmralı heyetimiz de geçtiğimiz haftada çeşitli temaslarda bulundu. AKP ile aynı zamanda görüşme gerçekleştirdi. Bu çerçeve yasa da AKP ile görüşülmüştür. Heyetimiz görüşmede özel yasanın bir an önce hayata geçmesi ve bunun sürece sağlayacağı ivme konusunda yaptıkları görüşmelerde bunları AKP heyetine aktardılar. Meclis kapanmadan bu yasanın çıkmasının ne kadar önemli ve elzem olduğunun altını bir kez daha çizdiler. Bizler de buradan grup toplantımızda bunun ehemmiyetinin altını bir kez daha çiziyoruz.
EN ÖNEMLİ SORUMLULUK İKTİDARDADIR
Çerçeve yasanın geniş ve kapsayıcı olması son derece önemli. Çatışmalı süreçten demokratik sivil bir döneme geçişin zeminini oluşturabilmeli. Kürt sorununu terör ve güvenlik isimli daireden çıkarıp barış ve eşitlik, kardeşlik zeminine kavuşturmalı. Çatışma süreçlerinin kök nedenini ortadan kaldırmak için bir geçiş sürecine hizmet edebilmeli. Bu yasa mutlaka hukuki sonuçlar üretmeli. Çerçeve yasanın kapsayıcı karakteri 86 milyona nefes aldıracak, barış çabalarını büyütecek bir ilk adım olarak görülmeli. İkinci adımda çerçeve yasayla birlikte sürecin kurumsallaşmasına doğru güçlü bir adım atılabilir. Barışın inşası için devreye alınacak gerekli mekanizmalar süreci öngörülebilir hale getirebilir. Kurumsallaşmış süreç de barışın sigortası olur. Üçüncü adımda barışın yaşamsal hale gelmesi için Sayın Öcalan’ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım. Bundan kaçınılamaz. Bu adımda yani üçüncü adımda çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, pozitif barışın eşiğinin geçilmesi konusunda ciddi anlamda bir yol alınmış olur. Bu eşiği atlamak bizlerin elindedir. Parlamentonun elindedir. Ama en önemli sorumluluk da iktidardadır. Çünkü bütün toplum biliyor ki yasanın çıkması için iktidarın öncelikle bu yasaya evet demesi gerekiyor. Çünkü çoğunluk kendilerinde. Parlamentodan çıkacak bir yasa için başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması lazım. Yasama sürecini bu anlamıyla başlatması lazım.
ACABA NE OLACAK BEKLENTİCİLİĞİNDEN HERKESİN MUTLAKA ÇIKMASI LAZIM
Toplumun inanın yüzde 95’i barışın olması için canı gönülden duacı istekli ve mücadele eder. Ancak süreç uzadıkça bu sürece dair soru işaretlerinin gittikçe katmerlendiğini de mevcut olan iktidar da bilmeli. Bizler DEM Parti olarak sadece bugün barış demedik. Sadece bugün müzakere ve diyalog demedik. Biz çatışmaların en yoğun olduğu dönemde de müzakere kapılarını nasıl açabiliriz? Diyalog kapılarını nasıl açabiliriz diye her daim çalışma yürüttük. Barış demekten asla vazgeçmedik. Bakın Barış Anneleri bütün acıları ve kayıplarına rağmen barışın mücadelesini vermekten bir an bile geri durmadılar. Barış demeye devam ettiler. Ben sizlerin huzurunda bir kez daha verdikleri mücadeleyi buradan saygıyla selamlıyorum. Toplumun umut ettiği barış için sesimizi daha gür çıkarmalıyız. Daha fazla sahiplenmeliyiz. Bizler moralimizi, motivasyonumuzu, mücadele azmimizi bu süreçte acaba ne olacak beklentisiyle bunu yavaşlatmayalım. Buradan asla ve asla bir negatif duyguya kapılmayalım. Biraz önce belirttim. Biz savaşın ve çatışmanın en derin olduğu zamanda da barış dedik. Şimdi aynı moral ve motivasyonu daha ileri bir seviyeye taşıyarak acaba ne olacak beklenticiliğinden herkesin mutlaka çıkması lazım.
GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ
Bu ülkede kadınlar, gençler, doğa ve insan hakları savunucuları, Aleviler, farklı halklardan ve inançlardan canlarımız, insanlar barışın sesini kendi kulvarlarından daha fazla yükselttikçe biz bu iktidara o zaman adım attırabiliriz. Bu anlamıyla demokratik zeminde güçlerimizi farklı yerlerden yükselterek barış sesini bir ortak bileşkeye çevirirsek biz barışa o zaman daha çok yaklaşırız. Bundan hiç kimsenin kuşkusu ve şüphesi olmasın. Bakın tarih bu eşikte barışı oyalayanları değil cesaret gösterenleri yazacaktır. Hep birlikte barışın tarihini kesinlikle bizler yazacağız. Barışın tarihini bilinçle, umutla, emekle, mücadeleyle, örgütlülükle yazacağız ve barış kazanacak, barışın mutlaka kazanmasını sağlayacağız. Bu coğrafyada tesis edilmesi için de bedelin ne olursa olsun asla bir geri adım atmadan daha da ileriye yürüyeceğimizin sözünü burada bütün Türkiye yurttaşlarına veriyoruz.
KONFERANS BARIŞ İÇİN OLDUKÇA ÖNEMLİ
Bir grup aydın, yazar ve siyasetçinin çağrısıyla bu hafta sonu Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü tartışılacak. 13-14 Haziran’da İstanbul’da gerçekleşecek olan Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansını, Türkiye’nin demokrasisi, barışı ve ortak yaşam arayışını güçlendirmeye dair katkı sunacağına inanıyoruz bu konferansın. Otoriter değil demokratik Cumhuriyet ufkunun İnşa edilmesinin elzem olduğu bu süreçte aydınların, yazarların, sanatçıların böyle bir çalışmaya öncülük etmesi son derece önemli, son derece anlamlı. Bu bakımdan konferansın ortaya çıkaracağı tartışmaların ve önerilerin Türkiye’de barışın toplumsallaşmasına, demokratik dönüşüm arayışlarının güçlenmesine ve demokratik çözüm ufkunun genişlemesine katkı sunacağına yürekten inanıyoruz. Bu değerli girişim emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Barış ve ortak geleceğe inanan tüm kesimlerin bu tartışmayı sahiplenmesi son derece önemli.
BİZ BU YOLU YÜRÜMEYE KARARLIYIZ
Zor bir zamandan geçtiğimizin hepimiz farkındayız. Barışın yolunun, demokratikleşmenin yolunun zorlu bir yol olduğunu, ince, uzun ve aynı zamanda dikenli bir yol olduğunun hepimiz farkındayız. Ama biz bu yolu yürümeye kararlıyız. Tarih boyunca verdiğimiz emek, ödediğimiz bedeller, bezendiğimiz bilinç, yürüttüğümüz mücadele, dökülen alın teri, verilen emek bu mücadelenin daha ileriye taşınması içindir. Ve bizler barışın ve demokrasinin bu topraklarda inşa edilmesi ve demokratik cumhuriyete giden bütün yolları ardına kadar açmak için yola devam diyoruz.”
PİRHA-Doruk Madencilik işçilerinin tazminat, TİS farkı ve ücretsiz izin ücretleri dâhil tüm alacakları hesaplarına yatırıldı.
Bağımsız Maden-İş Sendikası, hakları için direnen Doruk Madencilik işçilerinin tazminat, TİS farkı ve ücretsiz izin ücretleri dâhil tüm alacaklarının hesaplarına yatırıldığını açıkladı.
Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır, yaptığı açıklamada, Türkiye’deki işçi sınıfı, siyasi partiler, bütün halkın işçilere destek verdiğini vurgulayarak, “Türkiye’deki 86 milyonun bu işçilerin yanında olduğunu gördük. Siyasi partilerin bu işçilerin yanında olduğunu gördük. Biz de bu işçilerin haklarını aldığını gördük, mutlu olduk, çok sevindik. Bütün işçi sınıfını ve bize destek veren Türkiye halkını saygı ve sevgiyle selamlıyorum” dedi.
PİRHA-10 Ekim Barış Derneği Başkanı İsak Kocabıyık, IŞİD üyesi Ömer Deniz Dündar’ın Türkiye’ye iadesinin Ankara Gar Katliamı, Suruç Katliamı, 5 Haziran Amed Katliamı gibi katliamların aydınlatılmasında önemli bir eşik olacağını vurgulayarak, adaletin sağlanması, katliamların gerçek anlamda faillerinin bulunması, hukukun ve adaletin tesis edilmesi, barışın yolunun açılmasının en büyük istekleri ve talepleri olduğunun altını çizdi.
30 Haziran’da Ankara’da başta Ömer Deniz Dündar olmak üzere IŞİD’ ler için insanlığa karşı işlenmiş suçtan dolayı iddianame hazırlanmasını bir kez daha mahkemeden, yargıdan talep edeceğiz.
Suriye’den Türkiye’ye teslim edilen Ankara Gar Katliamı davasının firari sanıkları arasında yer alan Ömer Deniz Dündar, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’ne verdiği ifadede, Ankara Tren Garı saldırısı sırasında Türkiye’de olmadığını iddia etti. Dündar, Suriye’de yeni yönetim tarafından yetkililere teslim edildiğini ve 2021 yılından itibaren İdlib’de cezaevinde bulunduğunu söyledi.
10 Ekim Barış Derneği Başkanı İsak Kocabıyık, IŞİD üyesi Ömer Deniz Dündar’ın Türkiye’ye iadesine ilişkin açıklama yaptı.
Ömer Deniz Dündar’ın IŞİD’in çok önemli isimlerinden biri olduğunu belirten İsak Kocabıyık, “Ankara Gar Katliamı davasında adı geçen iddianamede yeri olan ve 11 seneden beri de firari olan bir sanık. Birkaç gün önce Anadolu Ajansı manşetli bir haberle yakalandığını ve Türkiye’ye getirildiğini öğrendik” dedi.
“ÖMER DENİZ DÜNDAR, İŞİD’İN ‘DOKUMACILAR GRUBU’NUN EN ÖNDE GELEN İSİMLERİNDEN BİRİ”
Ömer Deniz Dündar’ın iddianamede üstüne atılı olan suçun ‘örgüt üyeliği’ ve ‘resmi evrakta sahtecilik’ ile sınırlı olduğu bilgisini paylaşan Kocabıyık, “Oysa bütün yargılama süreçlerinde ortaya çıktı ki hatta sadece bizim ‘10 Ekim Ankara Gar Katliamı’ davası değil, başka katliam hazırlıkları ve başka katliamlar da açığa çıktı ki Ömer Deniz Dündar, İŞİD’in ‘Dokumacılar Grubu’nun yani Suruç Katliamı’nı, 5 Haziran Amed Katliamı’nı, 10 Ekim Ankara Garı Katliamı’nı yapan ekibin en önde gelen isimlerinden biri” diye belirtti.
Mahkemeden taleplerinin insanlığa karşı işlenmiş bir suçtan dolayı yargılanmasını istemek olduğunu belirten Kocabıyık, “Bu konuda 30 Haziran’da yapılacak duruşmada mahkeme heyetinden talep edeceğiz ”dedi.
“İŞİD KATLİAMI TÜRKİYENİN GELECEĞİNİN KAYBEDİLMESİNDE EN ÖNEMLİ KIRILMA NOKTASIDIR”
İsak Kocabıyık, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düşünün 2015 yılının o karanlık katliamla kanla dolu geçen günlerini aylarını onlarca kişi, yüzlerce kişi IŞİD’in hala aydınlatılamamış katliamlarıyla hayatını kaybetti. Barış için, demokrasi için, emek için. 2015 yılında yaşadıklarım IŞİD’in yaptığı katliamları sadece arkadaşlarının hayatlarını kaybetmesiyle yüzlerce binlerce kişinin yaralanmasıyla değil. Geleceklerini kaybetmenin çok önemli bir kırılma noktasıdır. Dolayısıyla bu katliamların aydınlatılması büyük önem taşımakta.”
“İŞİD YERYÜZÜNE GELMİŞ YÜZYILIN EN KARANLIK ELİ KANLI ÖRGÜTLERİNDEN BİRİDİR”
Siyasi iktidarın, yargının ve kolluk güçleri tehlikenin yeterince farkında olmadığını vurgulayan Kocabıyık, “Belki isteyerek, belki istemeyerek ama farkında olmadıkları kesin. Düşünün daha 4-5 ay önce Yalova’da bir köy evine yapılan baskında 3 polis hayatını kaybetti. Daha önce Antep emniyetine IŞİD’in yaptığı saldırılarla polisler hayatını kaybetmişti. Bu bile devletin kurumlarını kendine getirmekte yeterli olmamış. Demek ki, İsrail Başkonsolosluğu’na yapılan saldırı da benzer bir durum oldu. Ama hala IŞİD’ler kullanılıyor ve hala ‘öfkeli çocuklar’ olarak değerlendiriliyor” sözlerine yer verdi.
IŞİD bugüne kadar yeryüzüne gelmiş bu yüzyılın en karanlık eli kanlı örgütlerinden bir olduğunu belirten Kocabıyık, “Buna karşı hiçbir şekilde tavizsiz mücadele etmek ve ortadan kaldırmak gerekir” diye belirtti.
“ADALETİN, HUKUKUN TESİSİ VE BARIŞIN YOLUNUN AÇILMASI EN BÜYÜK ARZUMUZ”
Adaletin sağlanması, katliamların gerçek anlamda faillerinin bulunması, hukukun ve adaletin tesis edilmesi, barışın yolunun açılmasının en büyük istekleri ve talepleri olduğunun altını çizen 10 Ekim Barış Derneği Başkanı İsak Kocabıyık, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Bu halklar için bu bir lütuf değil, bir gerekliliktir. Ekmek kadar, su kadar hava kadar adalet ve barış istiyoruz. Bunun için IŞİD’ lilerin gerçek anlamda yargılanmasını istiyoruz.
30 Haziran’daki mahkememizde bugüne kadar olduğu gibi ailelerimizde, avukatlarımızda bunu bir kez daha dile getireceğiz. Demokratik kamuoyunu mücadelede yan yana durmaya, bizimle olmaya, adaletin olmadan barışın olamayacağını bir kez daha haykırmaya çağırıyoruz.”
PİRHA- Abdullah Öcalan, CHP’ye yönelik “Tedbirli Mutlak Butlan” kararı sonraki gelişmeleri değerlendirerek, “Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur. Biz bu ülkede bunun zeminini geliştirmeye ve imkanlarını büyütmeye çalışıyoruz” dedi.
DEM Parti, İmralı Heyeti’nin İmralı’da Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmeye dair açıklama yaptı.
“DEMOKRATİKLEŞME HAYATİ BİR İHTİYAÇTIR”
Öcalan’ın sürece ilişkin değerlendirmeleri paylaşılan açıklamada şunlara yer verildi:
“Büyük bir öfkeyle yüklü toplumları büyük düşünce ve büyük etik değerler olmadan dönüştürmek mümkün değildir. Toplum; hayatın her düzeyinde etik, siyasal, hukuksal ve ekonomik açılardan büyük bir sıkışma yaşıyor. Bunun için süreçte ısrar ve acele ediyoruz.
Orta Doğu konjonktürünün halen her şeye gebe olduğunu düşünüyorum. İran ve İsrail gibi devletler katılaşıyor ve daha da katılaşacak gibi görünüyor. Orta Doğu’da milliyetçilik ve ayrışmayı geliştirmek, mikro-milliyetçilikleri büyütmek zarar verir. Bölgedeki riskli gelişmeleri gözetecek ve önleyecek, kanlı hesaplaşmaları aşacak bir süreç çalışması yürütüyoruz.
Ve elbette tüm yapılanların yasal bir temele kavuşması önemlidir. Beklentide kalmak, beklenti halini sürdürmek sadece risk üretir. Kaybedecek zamanımız yoktur. Bütün aktörlerin bu tarihi sorumluluk anlayışla hareket edeceğine ve TBMM’nin de çalışmaları bu hassasiyetle yürüteceğine inanıyorum.
Çerçeve bir yasa, demokratikleşme sürecinin kök hücresini oluşturabilir. Yasal düzenleme bizi gerçek bir pozitif inşaya, demokrasi çarkının döndüğü bir sürece sokacaktır. Demokratikleşme hayati bir ihtiyaçtır ve sürecin başarısı bizi bu hedefe yakınlaştırır.
Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. İşleri bu noktaya getiren sebep budur; cumhuriyetin temelindeki demokrasi ilkesinden yoksunluktur. Demokrasiye sanki bir lüksmüş, demagojiymiş, lafazanlıkmış gibi yaklaşarak önemsememenin sonuçları vahim bir hatadır. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur.
Biz bu ülkede bunun zeminini geliştirmeye ve imkanlarını büyütmeye çalışıyoruz. İmralı’da çözüme doğru yasal adımlara giderken cumhuriyeti demokratik bir çıkışa, demokratik bir hukuka hazırlamayı çok önemsiyoruz. Bunu hem parti içi hem partiler arası demokrasi eksikliğini de gidermeye yönelik bir adım olarak görüyoruz. Tüm çabaların karşılığı, cumhuriyeti demokratik bir içeriğe ve kültüre kavuşturmak, bunları güvence altına alan sağlam bir hukuk sistemi kurmak olacaktır. Bu temelde herkesi Barış ve Demokratik Toplum Sürecine katkı sunmaya çağırıyorum.
Kürtlerin demokratik cumhuriyete entegrasyonunun anlamı budur. Kürt meselesinin yıllarca kilitlediği bir durumu aşmaya çalışıyoruz. Kürt meselesinden kaynaklı şiddet öğesi, çözüm sistematiğiyle aşılıyor. Bu sürece Türk-Kürt ilişkilerini yeniden düzenleme, çağdaşlaştırma, modernleştirme süreci de diyebiliriz.
Barış ve Demokratik Toplum Sürecine destek sunan uluslararası aydın ve akademisyenlerin mesajları kitaplaştırılmış. Bu çerçevede her türlü öneri, eleştiri ve katkıyı en titiz şekilde değerlendirmeye hazır olduğumu vurgulamak isterim. Barışa ve demokrasiye en fazla ihtiyacımız olan dönemde çok önemli destekleri için hepsini selamlıyorum.”
PİRHA- İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Mersin, Urfa ve Eskişehir’de okunan ortak açıklamada, Meclis Komisyonu raporunun üzerinden üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen somut hiçbir adım atılmadığı belirtildi. Kalıcı ve onurlu bir barış için ısrarcı olduklarını vurgulayan kadınlar, siyasi tutsakların serbest bırakılmasından kayyımların geri çekilmesine kadar 5 acil talebini tüm ayrıntılarıyla kamuoyuyla paylaştı.
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, erkek egemenliğine, savaşa, militarizme ve erkek-devlet şiddetine karşı barışın toplumsallaşmasının acil bir ihtiyaç olduğunu vurgulamak üzere Türkiye’nin yedi büyük kentinde (İstanbul, Mersin, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Urfa ve Eskişehir) eş zamanlı eylemlerle bir araya geldi. Coğrafyamızda yaklaşık elli yıldır süren çatışmaların ardından silahların bırakılması kararıyla ölümlerin durmasını çok önemli bir kazanım olarak gördüklerini belirten kadınlar, bu sürecin demokratik, adil ve onurlu bir barışla tamamlanması gerektiğini ifade etti. 7 ilde ortak açıklamayı okuyanlar:
İstanbul-Nimet Tanrıkulu
Mersin- Canan Yüce-Sara Kaya
Diyarbakır-Zeynep Sipçik
İSTANBUL
Barışın inşası için TBMM bünyesinde kurulan Komisyona katılarak 5 acil taleplerini ilettiklerini hatırlatan inisiyatif, yayınlanan Komisyon raporunda kadınların taleplerine yer verilmediğini, raporun dili ve bağlamının kadınların beklentilerinden uzak olduğunu vurguladı. Meclis’in siyasi sorumluluk üstlenmesini değerli bulmakla birlikte, 18 Şubat 2026’da açıklanan raporun üzerinden üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen ne yasal düzenlemelerin yapıldığını ne de mevcut hukuki çerçevenin uygulandığını belirtti.
Kadın hareketinden ve feminist hareketten temsilcilerle bir araya gelen inisiyatif, Meclis komisyonunun dikkatine sundukları ve güncel örneklerle genişlettikleri 5 acil talebi şu şekilde sıraladı:
“SİYASET SUÇ OLMAKTAN ÇIKSIN, TERÖRLE MÜCADELE KANUNU KALDIRILSIN”
Siyasetin suç olmaktan çıkarılması, Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin kaldırılması istenirken, süreç boyunca gözaltı, tutuklama ve cezaların artarak sürdüğü vurgulandı.
“Örgüt üyeliği”, “örgüt propagandası”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “yanıltıcı bilgiyi yayma” gibi suçlamalarla halkın, basının ve muhaliflerin susturulmaya çalışıldığı; Şırnak’ta barış talebini dile getiren sendika emekçilerine soruşturma açıldığı, toprağını ve doğasını savunan kadınlar ile LGBTİ+’ların gözaltına alındığı belirtildi. Jineoloji çalışmaları ve kadın örgütlenmelerinin suç sayıldığı, feminist gece yürüyüşleri ile Newroz etkinliklerinin engellendiği ifade edildi.
En acil taleplerden biri olan hasta mahpusların serbest bırakılması konusunda hiçbir ilerleme sağlanmadığı, cezaevlerinde sağlık hakkı ihlallerinin sürdüğü aktarıldı. Ciddi sağlık sorunları olan Pınar Tikit’in tahliyesinin hukuksuzca engellendiği, 34 yıldır Sincan Cezaevinde bulunan Nedime Yaklav’ın tahliyesinin ise gözlem kurulu kararıyla bir yıl daha uzatıldığı hatırlatılarak, yargının kadınları ve barış talep edenleri korumak yerine baskı politikalarını sürdürdüğü dile getirildi.
Kayyım atamalarının zemini olan ve OHAL bahanesiyle yasalaştırılan Cumhurbaşkanı Kararnamesinin iptal edilmesi talep edildi. Bugün itibariyle DEM Parti’li Hakkari, Mardin, Batman, Halfeti, Siirt, Dersim, Bahçesaray, Akdeniz, Van ve Kağızman Belediyelerinin hala kayyımlarla yönetildiği, seçilmiş belediye eşbaşkanlarının görevlerine dönemediği gibi hukuksuz davalarla uğraştığı belirtildi.
Kayyımların ilk icraat olarak kadın danışma merkezlerini ve yaşam evlerini kapattığı ya da işlevsizleştirdiği somut örneklerle açıklandı. Batman’da çok dilli kreşin müftülüğe devredilerek Kur’an kursuna dönüştürüldüğü, 34 kadın çalışanın işten çıkarıldığı; 8 Mart ve 25 Kasım idari izinleri, HPV aşısı ve doğum izni gibi kazanılmış hakların kayyım tarafından iptal edildiği bildirildi. Ayrıca CHP’li belediyelere yönelik operasyonların, tutuklamaların ve irade gaspının devam ettiği hatırlatılarak, seçilmişlerin derhal görevlerine iade edilmesi istendi.
DİYARBAKIR
“EŞİTLİK VE KAPSAYICILIK TEMEL ALINSIN, ANADİLDE EĞİTİM VE HİZMET SAĞLANSIN”
Sürecin altyapısı oluşturulurken tüm kimlik ve aidiyetlerin eşit kabul edilmesi, anadilde eğitim ve kamusal hizmetlere ulaşım önündeki engellerin kaldırılması gerektiği ifade edildi.
Özellikle Kürt illerinde kadınların jinekolojik muayeneden doğuma kadar en temel sağlık hizmetlerine dil bariyeri nedeniyle erişemediği vurgulandı. Batman Belediyesi’ndeki çok dilli çalışmaların kayyım tarafından yok edildiği, kadınları erkek şiddetinden korumak için tasarlanan KADES iletişim başvuru sisteminde hala Kürtçe seçeneğinin yer almamasının kadınların can güvenliği önünde büyük bir engel oluşturduğu belirtilerek anadilde eğitim için acil düzenleme çağrısı yapıldı.
“ABDULLAH ÖCALAN DAHİL SÜRECİN TÜM TARAFLARIYLA GÖRÜŞMENİN ÖNÜ AÇILSIN”
Çatışma çözümü ve müzakerelerin ilerleyebilmesi için kadınların, sivil toplum temsilcilerinin ve bağımsız heyetlerin sürecin tüm taraflarıyla doğrudan temas kurabilmesinin güvence altına alınması istendi.
Suriye’de cihatçı HTŞ rejiminin Rojava’ya saldırısı ve ABD-İsrail’in İran’a yönelik hamleleri başladığında Abdullah Öcalan ile görüşmelerin ve barış söyleminin askıya alınmasının, yasal güvence olmadığında sürecin dar siyasi çıkarlara feda edilebileceğini gösterdiği ifade edildi. Gerçek bir barış için tarafların birbirini yok saymaması gerektiği belirtilerek, Abdullah Öcalan’ın eşit müzakereci olarak tanınmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması ve Meclis Komisyonu’nun kadınların, akademisyenlerin ve sivil toplumun görüşlerini dikkate alması talep edildi.
“HAKİKAT VE YÜZLEŞME KOMİSYONU KURULSUN, SAVAŞ SUÇLARI İNCELENSİN”
Savaştan doğrudan etkilenen, yakınlarını kaybeden, zorla göç ettirilen, gözaltında taciz ve tecavüze uğrayan kadınların barış sürecinde eşit temsil edilmediği vurgulandı. Kadın hareketinin sürecin aktif bir bileşeni olarak kabul edilmesi gerektiği ifade edilerek şu talepler sıralandı:
Kamu personelinin ve kolluk güçlerinin cinsiyetçi uygulamaları ile üniformalı şiddetin açığa çıkarılması ve cezalandırılması için yasal altyapısı olan tam yetkili kadın hakikat komisyonlarının kurulması istendi. İpek Er, Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş gibi henüz aydınlatılmamış olayların, Kürt kadınlarına dönük erkek-devlet politikalarının özel ve sistematik olarak işletildiğini gösterdiği savunuldu. Zorunlu göçle boşaltılan ve güvenlik bölgesi ilan edilen köylerin sahiplerine iade edilmesi ve zararların tazmin edilmesi talep edildi.
11 Temmuz 2025’te Bese Hozat’ın okuduğu açıklama ile başlayan silah bırakma sürecine karşılık devlet kanadından herhangi bir adım atılmadığı hatırlatıldı. Silah bırakan kadınların toplumsal hayata katılımını destekleyecek, siyasal mücadelede yer almalarını sağlayacak toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı pozitif ayrımcı mekanizmaların ve yasal düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesi gerektiği altı çizilerek çağrı sonlandırıldı.
PİRHA-DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, barış sürecinde var olan sıkıntıların aşılması için siyasal iktidarın ve bir bütün olarak Meclis’in devreye girmesi ve hızlı bir şekilde gecikmeden rolünü oynaması gerektiğini belirtti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Gülistan Kılıç Koçyiğit, gençliğin geleceksiz bırakılmak istendiğini vurgulayarak, gençlerin mücadelesinin yanında yer aldıklarını söyledi.
“DEMOKRATİK YASAL ÇERÇEVE OLUŞTURULMALI”
Barış ve Demokratik Toplum Sürecin’deki gelişmeleri de değerlendiren Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları ifade etti:
“Kürt sorunun çözümü noktasında devam eden sürecin Türkiye’nin en önemli siyasal gündemlerinden biridir. Sürecin seyrinin toplum ve kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor. Toplumun öncelikli gündemi olan bu mesele elbette siyaset kurumunun da öncelikli gündemlerinden biri olmak durumundadır. Bu anlamda Sayın Bahçeli’nin önerdiği bazı somut adımlar sürecin ilerletilmesi açısından önemli. Yine yürütme adına yapılan açıklamalar var. Bu açıklamalarda da yasal boyutun gündemde olduğuna dair sözler sürecin ivme kazanması bakımından önem arz etmektedir. Sürecin yürümesi, başarıya ulaşması için Sayın Öcalan başta olmak üzere tüm muhataplar gerçek anlamda bir çaba içerisindedir. Bunu ifade etmek gerekiyor. Var olan sıkıntıların aşılması için siyasal iktidarın ve bir bütün olarak Meclis’in devreye girmesi ve hızlı bir şekilde gecikmeden rolünü oynaması gerekir.
Bunlar görmezden gelinemez. Siyasal seyrin yasal adımlarla ivmeye kavuşturulması gerekir. Siyasal çerçevenin yasal çerçeveye kavuşturulması ve bu sürecin aciliyetini ifade etmek gerekiyor. Barışın hukuka ihtiyacı var. Bu anlamda Meclis Komisyon Raporu aslında gereken yasal adımları, atılması gereken adımları, yapılması gerekenlerin yol haritasını çok açık ve net bir şekilde hem Meclis için hem de yürütme için ortaya koymuştur. Hepimiz açısından yol haritası niteliğindedir. Bağlayıcı niteliktedir. Onun da altını çizmek isterim. En nihayetinde o rapora her birimiz imza koyduk. Yine önermiş olduğumuz varış izleme ve takip mekanizması kurulması gerektiğini de bir kez daha ifade etmek istiyoruz buradan. İktidarından muhalefetine, Kürt’ünden Türk’üne farklı inançlardan herkese ilaç gibi gelecek olan bu sürecin demokratik yasal çerçeve ile taçlandırılması ve nihayete ermesi gerekiyor. Bunun için de hep beraber çalışmak gerekiyor.”
Enflasyon rakamlarına da dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Emekli olan yurttaşlar yoksullukla, açlıkla baş başa bırakılıyor. Bir cafeye gidip bir kahve içemeyecek, otobüs bileti alamayacak duruma gelmiş gençlik var. Ama buna dönüp bakan yok. Buna karşı sokakta, Meclis’te, fabrikada mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.