Etiket: Ankara

  • CHP Grup Toplantısı-VİDEO

    CHP Grup Toplantısı-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özzel, Meclis Grup Toplantısında konuşuyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Bakırhan: Gazze’ye ağlayıp Halep’e alkış çalan her kimse iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır!-VİDEO

    Bakırhan: Gazze’ye ağlayıp Halep’e alkış çalan her kimse iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan Meclis Grup Toplantında konuştu. Halep’te yeni bir Halepçe denemesi yapıldığını vurgulayan Bakırhan, “Buradan o karanlık hesapları yapanlara sesleniyoruz: Kürtleri ‘soykırım kıskacında’ tutarak, çürümüş rejimlerinizi ayakta tutamayacaksınız. Gazze’ye ağlayıp Halep’e alkış çalan her kimse iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır!” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor.

    Tuncer Bakırhan, şunları ifade etti:

    “2026’ın ilk günleri yeni bir dönemin habercisi oluyor. Artık kimse yastığa başını huzurla koyamıyor. Dünya, temeli çatlamış bir bina gibi sallanıyor. Dünyada artık kural değil pazarlık işliyor. Egemenlik bir tapu senedi gibi değil, her an ihlal edilen bir olguya dönüştü. Hukuk, iktidarın elinde halkı hizaya sokan bir sopaya çevriliyor.

    Savaşlar da artık cepheden ibaret değil. Avrupa’da yıpratma, Ortadoğu’da sıcak çatışma, batı yarımkürede tahakküm var. Pasifikteki gerilimler ise tüm dünyayı ilgilendiriyor. Peki tüm bunlar bize ne anlatıyor? Bu yeni dönemi doğru okumayan, kendi siyasetini de doğru kuramaz. Bizim görevimiz, korku siyasetine karşı kurucu demokratik bir siyaset inşa etmektir. Üçüncü yolu çok daha fazla sahiplenmektir. İçeride toplumsal barışı büyütmek, dışarıda ise halkların eşitliği ve hukuk için yeni bir dayanışma hattı örmektir.

    İran’daki gelişmeleri dikkatle takip ediyoruz. Sokak, çarşı, esnaf, işçi, kadınlar ve gençler ‘yeter’ diyor. Kürt kentlerinde yoğunlaşan baskı, ayrımcılık ve şiddet ise rejimin tekçi, mezhepçi ve merkeziyetçi karakterini tüm dünyaya ilan ediyor. Yüksek enflasyonun, işsizliğin, ağır yaşam koşullarının altında ezilen halklar, barışçıl biçimde itiraz ediyor. Bu itiraz, en temel ve meşru haktır. Rejimin cevabı ise yine aynı: Cop, gözaltı, cezaevi, idam tehdidi.

    Hiçbir iktidar, kendi yurttaşlarının iradesine rağmen kalıcı olamaz. Ülkenin internetini, iletişimini komple keserek sessizlik karantinasına alarak çözüm getiremezsiniz. Şalterleri indirerek meşruiyet üretemezsiniz. Ülkeyi ‘açık hava hapishanesine’ çevirmekle sorunları çözemezsiniz. Demokrasi, İran için bir beka tehdidi değil, tek çıkış kapısıdır. İran’ın ve Ortadoğu’nun geleceği; copların ve darağaçlarının gölgesinde kurulamaz. Kürt’ün, Fars’ın, Azeri’nin, Beluç’un ve kadınlar ile gençlerin eşit yurttaş olduğu demokratik bir zeminde kurulabilir. 21. yüzyılın siyasi formülü şudur: Demokratik rejimler tüm tehditlere rağmen ayakta kalır. Demokratik olmayan ve iç barışını sağlamayan rejimler ise kuralsız dünyada darmadağın olma riskini hep yaşar.

    Safımız da çağrımız da nettir: Halkların haklı direnişinin yanındayız. Baskının değil demokrasinin, yasakların değil özgürlüklerin yanındayız.

    Bugün Halep gündemi üzerinde ayrıca durmak istiyorum. Son on gündür hepimizin gözü kulağı Şeh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeydi. Dünya Venezuela ve Karayipler’deki haydutlukları konuşurken, yanı başımızda, Halep’te sessiz bir soykırım provası yapıldı, yapılmaya devam ediliyor. Şam rejimi ve Türkiye’nin güdümündeki çeteler, IŞİD’in yarım bıraktığı işi tamamlamak üzere harekete geçtiler. Şeh Maksud ve Eşrefiye mahallesinde yaşayan yüz yıllık sakinlerine terörist diyenler gerçeği çarpıtıyor. Biz canlı yayınlarda IŞİD’in mahallelere akın ettiğini gördük. Öyle ki üniformaları bile değiştirme gereği duymamışlar. Biz bu zihniyeti iyi tanıyoruz. Enfal’den tanıyoruz, Şengal’de kadınları köle pazarlarında satan, Kobani’de vahşeti dayatan o zifiri karanlıktan tanıyoruz. Biz bunları daha geçen gün esir aldıkları bir Kürt kadın savaşçıyı binadan aşağı attıkları alçaklıklarından da tanıyoruz.

    Bakın, Halep’te bir binadan aşağı atılan kadın savaşçıya sessiz kalan da, bu vahşeti yapanları destekleyen de gün yüzü görmez. Hiç sözü eğip bükmeden net olarak ifade edeyim: Halep’te yeni bir Halepçe denemesi yapıldı. Buradan o karanlık hesapları yapanlara sesleniyoruz: Kürtleri ‘soykırım kıskacında’ tutarak, çürümüş rejimlerinizi ayakta tutamayacaksınız. Kürde soykırım salık vererek siyasi hesaplarınızı gerçekleştiremeyeceksiniz, çünkü biz biz izin vermeyeceğiz. Suriye’nin sorunu; topraklarını savunan Kürtler, inançlarını koruyan Aleviler ya da Dürziler değildir. Suriye’nin sorunu Selefi, tekçi, ırkçı yönetim anlayışıdır. Kürt anasını görmesin diye tüm imkanlarını seferber eden iflas etmiş akıldır.

    İnsanlıktan nasibini almamış çeteler, Halep’in Kürt ve Süryani mahallelerine saldırdığında BM Genel Sekreteri itidal çağrısı yaptı. ABD’den AB’ye, Kanada’dan Kürdistan Bölgesel Yönetimine kadar herkes sağduyu çağrısı yaptı.
    Peki kim rejime hemen destek vermeye hazırız dedi? Türkiye Milli Savunma Bakanlığı.

    Sadece birkaç dakika empati yapın. Kendinizi bu ülkenin vatandaşı bir Kürdün yerine koyun. Bu manzara size ne anlatır? Hangi duygular içerisinde olursunuz? Dönüp herkes kendisine bir sorsun. Hangi ülkenin televizyon kanallarında Kürt düşmanı ve ırkçılar buradaki kadar var? Kardeşlik edebiyatı yapanlara sesleniyorum: Kıbrıs Türkünün hakkını savunduğun kadar Halep’teki Kürdün de hakkını savunsaydın bu manzara, bu buz gibi gerçeklik ortaya çıkmazdı. Bu ülkede Kürt, Türk, Arap, Ermeni, muhafazakâr, laik, demokratlar olarak ölüm ve savaş isteyen azınlığa karşı cesur olmalıyız. Hep birlikte barış istemeli, ırkçıların maskelerini düşürmeliyiz.

    İnsanlıktan nasibini almamış çeteler, Halep’in Kürt ve Süryani mahallelerine saldırdığında BM Genel Sekreteri itidal çağrısı yaptı. ABD’den AB’ye, Kanada’dan Kürdistan Bölgesel Yönetimine kadar herkes sağduyu çağrısı yaptı.
    Peki kim rejime hemen destek vermeye hazırız dedi? Türkiye Milli Savunma Bakanlığı.

    Sadece birkaç dakika empati yapın. Kendinizi bu ülkenin vatandaşı bir Kürt’ün yerine koyun. Bu manzara size ne anlatır? Hangi duygular içerisinde olursunuz? Dönüp herkes kendisine bir sorsun. Hangi ülkenin televizyon kanallarında Kürt düşmanı ve ırkçılar buradaki kadar var? Kardeşlik edebiyatı yapanlara sesleniyorum: Kıbrıs Türkünün hakkını savunduğun kadar Halep’teki Kürt’ün de hakkını savunsaydın bu manzara, bu buz gibi gerçeklik ortaya çıkmazdı. Bu ülkede Kürt, Türk, Arap, Ermeni, muhafazakâr, laik, demokratlar olarak ölüm ve savaş isteyen azınlığa karşı cesur olmalıyız. Hep birlikte barış istemeli, ırkçıların maskelerini düşürmeliyiz.

    “Gazze’ye ağlayıp Halep’e alkış çalan her kimse iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır”

    Tek derdi Kürtlere dönük saldırı gerçekleştirmek isteyenlere soruyoruz: Şam’ın 50 kilometre ötesinde, Golan’da başka bayraklar dalgalanırken, İsrail Şam’ın göbeğinde başkanlık binanızı bombalarken ‘görünmez’ olan egemenliğiniz, neden söz konusu Kürtler olunca görünür oluyor? Halep’te hastaneler vuruldu, sivil yerleşimler ağır silahlarla dövüldü. Yüz binler aç susuz bırakıldı. İsrail’in Gazze’de uyguladıkları, dün Kürtlere karşı iki mahallede uygulandı. Gazze için gözyaşı döküp, ertesi gün Halep’i Gazzeleştirmeye çalışanların ikiyüzlülüğünü herkes görüyor. Gazze’ye ağlayıp Halep’e alkış çalan her kimse iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır.

    “Paris’te İsrail ile istihbarat anlaşmaları yapıp, Halep’te Kürt’ün kafasına bomba yağdırıyorlar”

    Paris’te İsrail ile istihbarat anlaşmaları yapıp, Halep’te Kürt’ün kafasına bomba yağdırmak, ‘anti-Kürt’ mutabakatının en kirli halidir. Bunların derdi ne İsrail’in genişlemesi ne İran’ın güçlenmesi ne de IŞİD’in canlanmasıdır. Bunların tek derdi Kürt düşmanlığıdır. Allah başınıza Kürt kadar taş yağdırsın.

    “IŞİD armalı çetelerle sivillere saldırmak, hastaneleri vurmak düpedüz cinayet”

    Altını tekrar çizmek istiyorum; IŞİD armalı çetelerle sivillere saldırmak, hastaneleri vurmak düpedüz cinayettir. Çağrımız herkesedir: Halep’teki bu insanlık suçuna sessiz kalmak, IŞİD zihniyetine onay vermektir. Suriye halklarının ve Kürtlerin geleceği, bu kanlı pazarlık masalarında değil, halkların onurlu direnişinde ve demokratik birliğinde yazılacaktır. Saldırılar kalıcı şekilde durdurulmalı, ambargo kaldırılmalı, insani koridor açılmalıdır. Rehin alınanlar serbest bırakılmalı, sivillere ve sağlık merkezlerine yönelik saldırılar bağımsız biçimde soruşturulmalıdır. BM rolünü oynamalıdır. Günlerdir dünyanın dört bir yanında yükselen protestoları herkes görmeli ve gerekli adımları atmalıdır.

    Kürt düşmanlığından ülkenin ahvalini unutanlar ya da unutturmak isteyenler şöyle bir toplum içinde gezsinler; yoksulluğun, açlığın ve madde bağımlılığının diz boyu olduğunu görecekler. ‘Kürt anasını görmesin’ mantığı, dış politikada Türkiye’nin elini kolunu bağladı, toplumsal çürümeyi büyüttü, ekonomiyi çökertti, demokrasiyi felç etti, toplumu şiddet sarmalına soktu.

    “Halep’te savaş tamtamlarını çalan iktidar, aynı günlerde yoksulluğun zilini de çalıyor”

    ‘Program tuttu, başarılı’ deniyor. Kürt düşmanlığı oldukça, ülkede demokrasinin esamesi okunmadıkça ne programlar tutar ne yoksulluk sorunu çözülür ne de refah gelir. Bakın, Halep’te savaş tamtamlarını çalan iktidar, aynı günlerde yoksulluğun zilini de çalıyor. Ne diyor? En düşük emekli maaşı 20 bin TL olsun. Bunu reddediyoruz. Değerli emekli kardeşim, sana reva görülen bu sefalet bir zorunluluk değil, tercihtir. SMO çetelerine maaş ödenmese, senin maaşın artar. Kürt ölsün diye cenge gidilmese senin karnın doyar. Faize milyarlar verilmese sen mutlu yaşarsın. Savaşa hep birlikte hayır desek, Kürt düşmanlığına karşı dursak, demokrasi ve hukuk istesek emin olun en düşük emekli maaşı 20 bin değil, bizim dediğimiz miktara yani en az 49 bine kadar rahatlıkla çıkarırız.

    “PKK ve sonuçlarına ilişkin çerçeve yasayı bir an önce çıkarmalıyız”

    Bölgede fırtına büyürken en büyük güç, iç barıştır. Suriye’de çözümün yolu anti-Kürt siyasetin bitmesinden; Türkiye’de demokrasinin yolu da barışın ciddiyetle sahiplenilmesinden geçiyor. Bu bağlamda barışa giden yolda Meclis’in masasında duran ortak raporu çok önemsediğimizi tekrar belirtelim.

    Ortak rapor, bu ülkenin ortak geleceğinin pusulası olmalıdır. Gelin bu pusulaya çekinerek değil, hakiki ve cesur bir uzlaşıyla sarılalım; çünkü çözümde ortaklaşmak, herkese kazandıracaktır. Bütün partiler Kürt meselesini hukuki zemine taşıyacak adımlar konusunda cesur olmalı. PKK ve sonuçlarına ilişkin çerçeve yasayı bir an önce çıkarmalıyız.
    DEM Parti olarak biz, barışa ulaşmak için her türlü çabanın içinde olacağız.”

    “10 Mart mutabakatına uymayan SDG değil, Kürtler değil, rejimdir”

    Grup toplantısında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına da yanıt veren Bakırhan, “Siyasette olması gerekenlere değil olanlara bakalım. Halep’teki vahşete bakalım. 10 Mart mutabakatına uymayan SDG değil, Kürtler değil, rejimdir. 1 Nisan anlaşmasıyla SDG, Halep mahallerindeki ağır silahlarını çekmedi mi? Silahlı militanlarını çekmedi mi? Buna rağmen oraya saldırılıyorsa 10 Mart mutabakatına uymayan Şam yönetiminin kendisidir. Daha kısa süre önce Alevilere, Dürzilere açık katliam yapanlar bugün Kürtlere yerini çevirmiştir. Bu da somut bir gerçek değil mi? Biz buna sessiz kalmayacağız sayın Bahçeli. Size düşen oradaki Kürtlerin hakkını, hukukunu müdafaa etmektir. Türk-Kürt kardeşliği diyorsunuz, alın size fırsat” diye konuştu.

    “Halep’te IŞİD çeteleri ve rejim, sivil Kürtlere saldırdığında bu ülkenin Savunma Bakanı değil mi ‘Desteğe hazırız’ diyen?”

    “Sayın Bahçeli, ‘Türkler ve Kürtler kader ve kederde birliktedir’ diyor. Kürtler de soruyor, ‘Neden keder kısmı hep bize düşüyor’ diyor. Hani ikisinde de ortaktık?” diyen Bakırhan, şu ifadeleri kullandı:

    “Halep’tekinin kederi biraz da sizi ilgilendirsin. Halep’te IŞİD çeteleri ve rejim, sivil Kürtlere saldırdığında bu ülkenin Savunma Bakanı değil mi ‘Desteğe hazırız’ diyen? Hani kederde ortaktık? Kürtler Ankara’da, Şam’da çözümü ararken, Halep’te katliamla yüz yüze bırakılmasının bir izahı var mıdır?

    “27 Şubat çağrısının arkasındayız, Meclis de artık somut atsın”

    Sayın Bahçeli haklı bir şey söyledi. Sayın Öcalan’ın rolünü vurguladı. Biz de soruyoruz; 40 günü aşkındır sayın Öcalan ile bir görüşme yok. Bir yıldır rolünü oynayacağı koşulların oluşması için çağrı yapıyoruz ama ortada henüz bir şey yok ya da bizim bildiğimiz bir şey yok. Diyoruz ki; sayın Öcalan’ın özgür yaşam ve iletişim koşullarının sağlanması gerekmiyor mu?

    DEM Parti elbette sürecin sağlığı ve selameti için, kalıcı bir barış için önerileri olur ve olacaktır. Sayın Bahçeli parmak sallayanları görmek istiyorsa lütfen bu akşam televizyon kanallarını izlesin. Parmak sallayan iktidar yöneticileri ve medyadaki yüzleri bizzat kendisi görecektir. Bizim uyarılarımız parmak sallamak değil, barış için el uzatmaktır. DEM Parti olarak 27 Şubat çağrısının arkasındayız, çözümden yanayız, barıştan yanayız. Sorumluluk sahibi olan yürütme erki de Meclis de artık somut adımlar atarak bunun arkasında durduğunu pratik adımlarla kanıtlasın.

    Dünya Uyuşturucu ile Mücadele Federasyonu verilerine göre Türkiye’de madde bağımlısı sayısı 2025’te 15 milyona yaklaştı. Kullanım yaşı 12’lere, hatta bazı çalışmalara göre 9’a kadar düşmüş. Bu tablo dehşet verici. Çocuk ve gençler bağımlı hâle getiriliyor, suç ağlarında kullanılıyor.

    Sosyal medyada insan öldürmeye ilişkin olarak fiyat listeleri yayınlanıyor. Sokaklarda uyuşturucu çeteleri cirit atıyor. Türkiye’de uyuşturucu sorunu münferit bir sorun değildir. Toplumsal çürümenin sonucudur. Sistematik bir sorundur. Halkın içi yanıyor: Uyuşturucu, kumar, ekran bağımlılığı her yere yayıldı. Bu çürümeden çeteler para kazanıyor, sistem görmezden geliyor; sonuçta yaşamlar dağılıyor. Gelecek karartılıyor. Bu durum toplumda yaşanan çöküşün en sarsıcı göstergelerinden biridir.

    Bağımlılıkla mücadele yalnızca tedavi ya da rehabilitasyon politikalarıyla çözülemez. Bağımlılık, bireysel tercihlerden çok toplumsal koşulların, çevresel etkenlerin ve sistemin neden olduğu bir halk sağlığı sorunudur. Bağımlılıkla mücadele barınma, eğitim, istihdam, sosyal destek, çevre düzeni ve toplumsal adalet politikalarının da bir parçasıdır. Yani bir toplumda bu koşullar iyileşmeden bağımlılığın azalması mümkün değildir.

    Bileşeni olduğumuz HDK, uyuşturucuyla mücadele konusunda çok önemli bir çalışma yürütüyor. HDK Sağlık Meclisi’nin bu konuda yaptığı çalışma son derece değerli. Yerel yönetimlerimiz bu alanda yoğun çaba harcıyor. Belediyelerimiz bünyesinde Madde Bağımlılığı ile Mücadele Merkezleri kuruldu, önemli çalışmalar yürütülüyor. Durum vahimdir. Öyle medya önünde yapılan göstermelik birkaç operasyonla bu işi sonlandırmak mümkün değildir. Her bir yurttaşımızı ve kurumları uyuşturucu ve madde bağımlılığına karşı kolektif mücadeleye davet ediyoruz.

    Artık emeklinin sofrasının dolmasıyla Kürt’ün hukukunun tanınması, işçinin hakkını almasıyla Alevinin eşit yurttaş olması aynı başlığın konusu, aynı çözümün pencereleridir. Bir kere daha tekrar ediyoruz. Gelin Kürt’ün canıyla emeklinin aşını birlikte koruyalım. 86 milyonun hukukuyla işçinin hakkını birlikte büyütelim. Bu vesileyle 14 Ocak tarihinde KESK tarafından Türkiye genelinde iş bırakma eylemi kararı alındı. Yeni yıla girer girmez iğneden ipliğe yapılan zamlara karşı kamu emekçilerine verilecek maaş artışının hiçbir değeri kalmamıştır. KESK emekçilerinin zam ve gösterge başta olmak üzere haklı taleplerinin tümünü destekliyoruz. 14 Ocak eylemine de tüm gücümüzle destek vereceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Doğan: 13 yıl sürmüş, çok büyük acılar çekmiş bir toplum yeniden acı çekmemelidir!-VİDEO

    Doğan: 13 yıl sürmüş, çok büyük acılar çekmiş bir toplum yeniden acı çekmemelidir!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Doğan, Halep’te Kürt mahallelerine yapılan saldırılara dikkat çekerek, “Bu saldırılarda Türkiye’nin desteğini aldığı bilinen Hemzat, Hemşat, Sultan Murat ve Nurettin Zengi gruplarının da yer aldığı belirtiliyor. Suriye yalnızca Sünni Arapların ülkesi değil. Suriye, Sünni Arapların olduğu kadar Arap ve Sünni olmayan Kürtlerin, Hristiyanların, Dürzilerin, Alevilerin, Türkmenlerin, Çerkezlerin de yurdu. Suriyelilerin de yurdu. Onurlu ve eşit bireyler olarak kendi yurtlarında özgürce yaşamalı insanlar. Bize düşen, bunun zeminini oluşturmak, bize düşen 13 yıl sürmüş çok büyük acılar çekmiş bir toplumun yeniden acı çekmemesi için elimizden geleni diyalog ve müzakere yoluyla yapmaktır” dedi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcü Ayşegül Doğan, dün yapılan Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı ve güncel gelişmelere ilişkin partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne işaret eden Ayşegül Doğan, şunları ifade etti:

    “Süreç tarihi bir fırsat. Ancak bu fırsatın nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin çeşitli görüş ayrılıkları var, çeşitli tartışmalar var. Bu da son derece olağan. Somut emareye ihtiyacımız var dedik, göstergeler ortaya çıkmalı dedik. Bu konuya dair olan tartışma, söz, söylem boyutunda kalıyor. Eyleme geçmiyor, uygulamaya geçmiyor. Tüm bunlar da toplumsallaşması önünde ne yazık ki olan endişeleri ve kaygıları arttırmaya yarıyor.

    Sürecin yasal adımlar ile güçlendirilmesi, yasal düzenleme gerektirmeyen konularda adım atılması gerekiyor. HDP eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ, Selhattin Demirtaş ve diğer tutsaklar hakkında AİHM’in verdiği ihlal kararları uygulanmalı ve derhal serbest bırakılmalı.

    Sivrilen diller bugüne kadar Türkiye’ye çok şey kaybettirdi. Yeni bir dil ihtiyacı yönteminize de, yönteme de yansımalı; sivrilen dil yerine birleştiren bir siyaset dili tercih edilmeli. Madem toplumsal dayanışmadan yeni bir bütünleşmeden bahsediyoruz ki biz buna can-ı gönülden inanarak kararlılıkla bunun için mücadele ediyoruz. Hiç kimse dilini sivriltmesin. Artık zordan bahsetmeyelim. Yapıcı olalım. Yapıcılıktan bahsedelim. Zorla yol alınamadı. O halde zor değil, diyalog yolu tercih edilmesi gereken yol diyoruz. Bunu bir kez daha hatırlatma ihtiyacı hissettik.

    İhtiyaç duyulan yasal düzenlemeler artık yapılması nihayete ulaştırması gerekiyor. Komisyonun adında da olduğu gibi milli dayanışma için yani toplumsal bütünleşme ve dayanışma için yapılması gerekenler var. Nasıl bir kardeşlik hukuku tesis edilmiş Elbette eşit bir kardeşlik hukukunun, eşit yurttaşlık hukukunun tesis edilmesi gerekiyor Türkiye’de. Silahların tümden devre dışı bırakılması ve bundan sonra da bunun kalıcı hale getirilmesi için kendini fesh etmiş bir örgütün demokratik siyaset alanına katılımı için yapılması gereken yasal düzenlemeleri tartışıyoruz. Artık o yasal düzenlemeleri yapmanın vakti.

    Suriye’nin çok kültürlü, kimlikli ve halkı bir yer olduğunu ve şu anda bu kesimlerin büyük bir endişe içindeyiz. Bu konuda uyarılar yapıyoruz. Bunun yalnızca Suriye’yi ilgilendiren bir mesele olmadığını söylüyoruz. Çünkü Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, Ortadoğu’da yaşayan tüm ülkeleri bir şekilde etkiliyor. Yani Şam yönetiminin Kürtlere ve Süryanilere yönelik saldırıları derhal durdurulmalı. Durdurulması için gereken her şey yapılmalı. Bakınız Halep’teki Kürt mahalleleri Şêxmaksûd ve Eşrefiyê yine Süryanilerin yoğun olarak yaşadığı Benî Zêd’te tank, top, obüs ve dronlarla gerçekleştirilen saldırılar var. Yine en az 58 kişi yaralanmış. Sözünü ettiğimiz mahallelerde 200 bin insan yaşıyor. Şimdi 200 bin insanın en az kuşatma altında olduğu, nasıl bir kuşatma? Tanklarla, toplarla, obüslerle, dronlarla saldırı altında olduğu mahallelerden bahsediyoruz.

    Bu saldırılarda Türkiye’nin desteğini aldığı bilinen Hemzat, Hemşat, Sultan Murat ve Nurettin Zengi gruplarının da yer aldığı belirtiliyor. Şimdi buradan sormayalım mı? Soruyoruz tabii ki. Türkiye’nin Suriye’de yapması gereken nedir? Yapıcı bir rol oynamak. Diyalog için teşvik edici bir rol oynamak. Birleştirici, bütünleştirici bir rol oynamak. Asla parçalayıcı hiçbir ülke oynamamalı böyle bir rol. Ama özellikle Türkiye asla yapıcı rol dışında bir rol oynamamalı. Bizim DEM Parti olarak beklentimiz bu. Uyarımız demokratik bir Suriye için. Uyarımız Suriye’de yaşayan tüm halkların, kimliklerin, farklı inançların kendilerini güvende hissetmeleri için, bir arada eşit bir biçimde yaşamaları için, mücadelemiz de bunun için. Yani Türkiye için istediğimiz demokrasiyi Suriye için de istiyoruz. Türkiye’nin komşu olduğu bütün ülkeler için istiyoruz. Üstelik Türkiye içeride geliştirdiği bu süreçle Ortadoğu’da öncü bir rol ve misyon üstlenmek istiyor. O halde en önce Suriye’de yapması gereken, bu öncülüğe uygun yapıcı bir rol üstlenmektir.

    Her ne kadar zaman zaman yine farklı yorumlansa da 10 Mart Mutabakatı çok açık bir mutabakat. Bu mutabakat, demokratik bir Suriye’nin belgesi. İşte bugün de test alanı olarak Halep çıkıyor karşımıza. 10 Mart Mutabakatı çoğulcu, demokratik, eşitlikçi bir Suriye hedefinin belgesi. Suriye yalnızca Sünni Arapların ülkesi değil. Suriye, Sünni Arapların olduğu kadar Arap ve Sünni olmayan Kürtlerin, Hristiyanların, Dürzilerin, Alevilerin, Türkmenlerin, Çerkezlerin de yurdu. Suriyelilerin de yurdu. Onurlu ve eşit bireyler olarak kendi yurtlarında özgürce yaşamalı insanlar. Bize düşen, bunun zeminini oluşturmak, bize düşen 13 yıl sürmüş çok büyük acılar çekmiş bir toplumun yeniden acı çekmemesi için elimizden geleni diyalog ve müzakere yoluyla yapmaktır.

    Sayın Öcalan’ın, Sayın Mesut Barzani ile de görüşmek istediğini ifade etmiştik. Sayın Neçirvan Barzani ile de görüşmek istediğini ifade etmiştik. Sayın Mazlum Abdi ile de görüşmek istediğini ifade etmiştik. Bize ulaşan bilgiler çerçevesinde sizlerle paylaşmıştık bunları. Şimdi bölgedeki önemli gelişmelerle ilgili Sayın Öcalan’ın önerileri var. Bu önerileri bizzat komisyona da biliyorsunuz yaptıkları ziyarette aktardığına dair tartışmalar da yürüdü. Bunlar eksik de olsa bir özet halinde de olsa üzerinde mutabakatın varılmamış oraya gide heyet tarafından komisyon tutanaklarına da geçti. Şimdi değilse ne zaman? Çünkü orada yaşanan gelişmelerin buraya etkisinin olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Daha önce yine tecrübe edildi bu gerçekler. Açın yine yolu. Öcalan doğrudan temas kursun. Ve önerilerini doğrudan iletsin.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Tülay Hatimoğulları: Suriye’deki Alevi canlarımız yalnız değildir!-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Suriye’deki Alevi canlarımız yalnız değildir!-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. Suriye’deki Alevi soykırımına dikkat çeken Hatimoğulları, “Alevi katliamına ferman kesenler ya da sessiz kalanlar büyük bir suç işliyor. Alevilere dönük bu soykırımı asla kabul etmiyoruz. Bizler DEM Parti olarak diyoruz ki; Suriye’deki Alevi canlarımız yalnız değildir. Bizler burada ve dünyanın her yerinde sesiniz, soluğunuz olmaya devam edeceğiz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme dair konuştu.

    Konuşmasına 1 Ocak günü yaşamını yitiren Gazeteci Hüseyin Aykol’u anarak başlayan Tülay Hatimoğulları, Aykol’un Kürt Özgürlük Hareketi ile Türkiye Devrimci Hareketi’nin buluştuğu kesişim noktası olduğunu ifade etti.

    Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “4 Ocak 2016’da Silopiya’da katledilen Pakize Nayır, Seve Demir ve Fatma Uyar’ı da katledilişlerinin yıl dönümü dolasıyla andı. Üç kadının da Kürt kadın mücadelesinin ve özgür yaşamın korkmaz savunucusu olduğunu belirten Tülay Hatimoğulları “Aydınlattıkları yolda kadın özgürlük mücadelesini, demokrasi mücadelesini daha güçlü bir biçimde yükselteceğiz.

    Cumhurbaşkanı 27 Aralık’ta Hatay’a gitti. Geçiş güzergahındaki bütün konteynerlar, bütün binalar, brandalarla ve paletlerle kapatıldı. Deprem bölgesini Hatay’ı toparladık haberleri yaptırıldı. Ama gerçeklik ne yazık ki böyle değil. İnsanlar deprem bölgesinde konteynerlarda yaşıyor. Hatay Valiliği’nin 2025 yılı sonunda yapmış olduğu açıklamaya göre 148 bin kişi hala konteynerlarda, konteyner kent dışında da bağımsız konteynerlarda yaşayan insanların sayısı dahi tespit edilemiyor. Ve onlar diyor ki: ‘Deprem bölgesini güllük gülistanlık yaptık.’ Bakın güllük gülistanlık yaptık dedikleri bölgede inanın elektrik kesintisi devam ediyor. Yılbaşında Hatay’daydım ve Hatay’da Antakya Samandağ ve Defne ilçelerindeki çok sayıda mahallede günlerce elektrik kesintisi yaşandı. Depremzedeler 2026’ya karanlıkta girdi. Şimdi her gün eylemdeler, isyandalar. Ayrıca deprem bölgesinde mücbir sebeple ilgili ciddi bir beklenti hala devam ediyor” dedi.

    Sayın Öcalan yaptığı bu çağrıyla barış için büyük bir imkan sundu. PKK de çağrıya uyarak kendini fesh etti ve silahlı mücadele yerine demokratik mücadeleyi esas alacağını bütün dünya kamuoyuna duyurdu. Dünya şahittir. Kürt halkı ve özgürlük hareketi barış iradesini çelikten bir duruşla ortaya koydu. Bu duruşu da sürdürmektedir. DEM Parti olarak bizler de tüm çabamızı barışa, rotamızı demokrasiye, umudumuzu adalet içinde bir geleceğe yönlendirdik. Mücadeleyi ve müzakereyi bu eksen etrafında yürüttük. Ve Meclis’te bütün Türkiye kamuoyunun yakından takip ettiği üzere bir komisyon kuruldu. Komisyon önemli dinlemeler gerçekleştirdi. Akabinde beklenen İmralı ziyaretini de gerçekleştirdi. Ve Kürt meselesinde tarihi bir eşikten atlandı diye ifade ettik. Evet, iktidar ve devlet 2025’teki bu gelişmelere yakışacak adımları ve toplumsal beklentileri ne yazık ki henüz karşılayamadı. Artık adım atma zamanı.

    Barışı gerçekleştireceğimize, demokrasiyi bu topraklara armağan edeceğimize yürekten inanıyoruz. Kendimize güveniyoruz ve bizler bu güvenle 2026’ya adım attık.  Bu yıl biliyoruz ki bu anlamıyla hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir.  Bakın 2026’da barış ve demokrasiyi eşzamanlı büyütme ile karşı karşıyayız. Böyle bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Türkiye’de yaşanan temel sorun şu; barış için ortaya çıkan tarihsel imkan somut siyasal ve hukuki adımlarla karşılık bulmuyor. Süreç belirsizliklerle yönetiliyor. Zamana yayılıyor. Bu, barışı ilerletmiyor. Barış açıklık, cesaret ve kararlı bir irade ister. DEM Parti olarak şunun altını ısrarla çiziyoruz; barış süreci belirsizliğe terk edilemez, zamana yayılamaz, başka siyasal dosyaların gölgesine sıkıştırılamaz. Bu süreç niyet beyanıyla değil Meclis’ten geçecek bir demokratikleşme ve barış paketi ile ilerleyebilir. Yapılması gerekenler somut. İlk etapta hızlıca bazı adımların atılması gerekiyor. Çok söyledik, çok tekrar ettik. Tekrar etmeye de devam edeceğiz. Sayın Abdullah Öcalan’ın özgür iletişim ve haberleşme koşulları sağlanmalıdır. Partiler komisyona raporlarını verdi. Herkes kendi penceresinden kendi raporunu yazdı.

    Komisyonun Kürt meselesini bütün boyutlarıyla çözemeyeceğinin zaten hepimiz farkındayız. Ancak Komisyon, Kürt meselesini şiddet zemininden hukuki ve siyasi bir zemine çekebilecek adımların atılmasını sağlamakla yükümlüdür. Bunun için ilk elden PKK’ye ve sonuçlarına ilişkin özel bir yasa çıkarılmalıdır. Kayyım rejimi derhal son bulmalıdır. Ahmet Türk’ün beraatine rağmen hala Mardin’de kayyımın görev süresinin uzatılmış olması, bu sürecin ruhuna ters düşmektedir. Demokratik Entegrasyon Yasası çıkarılmalı. İnfaz hukukunda kapsamlı, adil, eşitlikçi düzenlemeler yapılmalıdır. Siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır.  Bu komisyon bunun için çalışmalıdır. Meclis bunun için çalışmalıdır.

    Bugün Meclis ve siyaset kurumunun önünde tarihsel bir sorumluluk duruyor. Barış, bir hükümet politikası olmanın ötesinde Türkiye’nin ortak geleceğini kurma meselesidir. Buradan hem iktidara hem muhalefete açıkça sesleniyoruz; barış, oy hesabına, seçim takvimine, anketlere, polemiklere, farklı ajandalara kurban edilemez. İktidarın sorumluluğu sürece ertelemek değil, somut ve güven verici adımlarla süreci ilerletebilmektir. Muhalefetin sorumluluğuysa seyirci olarak izlemek değil, demokratik çözümün bir parçası olmaktır. Bakın, süreç karşıtlığı hızla örgütleniyor. Hepimiz farkındayız. ‘Süreç bölünme getirir’ diyorlar. Oysa tam tersi yani inkar ve baskı politikaları ülkeyi böler. Demokratik bir çözüm Türkiye halklarının birliğini güçlendirir. DEM Parti olarak barışı Meclis’te savunacağız, sokakta örgütleyeceğiz ve büyüteceğiz.

    Memurlar, memur emeklileri ve emeklilerin zam oranları belirlendi. SSK ve Bağ-Kur emeklilerine sadece yüzde 12.19 zam yapıldı. Yanlış duymadınız. Memur ve memur emeklilerine ise yüzde 18.6 zam yapıldı. Bu memur, bu emekli ne yesin? Taş mı yesin? Taş mı kaynatsın tenceresinde? Bu sefalet zammına karşı sadece kiraları, bırakın temel gıdayı vesaire, sadece kiralardaki artışa bakalım. yüzde 34.88. Bu komik ama acımasız zamlar, TÜİK verilerine göre düzenlendi. Kamu emekçi sendikalarının deyimiyle; rakamlar sahte, yoksulluk gerçek. İktidarın milyonlarca insana mesajı net; Siz açlıkla, sefaletle, yoksullukla boğulun. Kuru ekmek yiyin, taş yiyin ama asla sesinizi çıkarmayın. İşte tam da bu nedenle bir kez daha buradan uyarıda bulunuyoruz; Türkiye ekonomisi artık siyasetin hatalı kararlarını kaldıracak eşiği çoktan aştı. Türkiye ekonomisi bir 19 Mart’ı daha, bir kayyımı daha, bir şiddet döngüsünü daha kaldıramaz. Dümeni tutanlar, bu ülkeyi karaya, bodoslama götürüyor.

    Venezuela’da yaşananlar, uyuşturucuyla mücadele ve narkoterör söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Ancak gerçekte hedeflenenin ne olduğunun farkına varılmalıdır. Burada hedeflenen rejim değişikliğidir. Özellikle Çin ve Rusya’nın nüfuzunu kırmak, İran’a mesaj vermek, enerji denkleminde ve çok kutuplu hale gelen yeni dünya düzeninde ABD’nin kendi üstünlüğünü tahkim etme adımları olarak görmek gerekiyor. Yani hedef, bir kuşatma stratejisidir. Şimdi de ABD, Grönland’ı, Kolombiya’yı ve Küba’yı benzer bir kuşatmayla tehdit etmektedir. ABD’nin son ulusal güvenlik strateji belgesi, 200 yıl önceki Monroe Doktrini’ne dönüşü işaret etmektedir.

    Emperyalist güçlerin dünyayı üç büyük savaşa sürükleme halini durdurmanın yolu, gerçek anlamda bir enternasyonalist barış hareketini örgütleyebilmekten geçer. Halkların, işçilerin, emekçilerin, kadınların, doğa ve insan hakları savunucularının enternasyonalist bir örgütlenme ve mücadele dışında bir seçeneği yoktur. Böylesi bir mücadele emperyalizmin zehrine karşı bir panzehiri olabilir.

    Ortadoğu’nun yeni yangın yeri İran. İran rejimi demokratikleşmeyi reddetti. Hakkı, hukuku sağlamıyor. Kadınlara saldırmaya devam ediyor. Milyonlarca insan açlıkla ve yok yoksullukla karşı karşıya. Bu insanlar hakkını aramak için şimdi sokaklarda, meydanlarda. Ve son protestolarda onlarca sivil katledildi. Yüzlercesi yaralı, binlercesi tutuklu. Saldırılar gittikçe yoğunlaşıyor. Daha vahimi gözaltılar sürerken, tutuklu bulunan ve hakkında idam kararı olan Kürt siyasetçiler böylesi bir atmosferde idam ediliyor. Bunu kabul etmek asla mümkün değildir. Ve emperyalist güçlerin bölgede kurdukları oyunun da farkındayız. Başta İran ve Türkiye olmak üzere oynanan bu oyunları boşa düşürmek istiyorsa; bunun için atılması gereken adımlar nettir. O da içerideki baskılara son vermek.

    Bu büyük kaos döneminde Suriye son derece kritik bir noktada duruyor. Alevi katliamına ferman kesenler ya da sessiz kalanlar büyük bir suç işliyor. Algı yaratarak Arap Alevilerine dönük sistematik bir saldırı dalgası yürütülüyor. Alevilere dönük bu soykırımı asla kabul etmiyoruz. Bizler DEM Parti olarak diyoruz ki; Suriye’deki Alevi canlarımız yalnız değildir. Bizler burada ve dünyanın her yerinde sesiniz, soluğunuz olmaya devam edeceğiz.

    Evet, bu gerçekler yaşanırken Suriye demokratik güçlerini, Kürtleri ve özerk yönetimde yaşayan halkları tehdit ediyorlar. ‘Teslim olun’  diyorlar. Biz de buradan soruyoruz; bugüne kadar hangi sorun teslimiyetçi bir anlayışla çözüldü? Mevcut geçici yönetimin tekçi, mezhepçi, ırkçı yapısının farkında değil misiniz? Orada yaşanan Dürziler’e ve Alevilere dönük bu kadar capcanlı, dipdiri hala devam eden bir katliam yaşanırken Kürtlere bu çağrıyı yapmak hangi anlayışa sığar? İşte bu gerçeklere rağmen Kürt halkına ‘teslim ol’ demek ne kardeşliktir ne eşitlikten yana olmak demektir ne de adildir. Bakın Kürtler size Rojava’dan buraya elini uzatıyor. Sınırın öte yanından gönlünü açıyor bize.

    Farklılıkları yok sayan Şara rejimini, Kürt’e karşı öne sürmekten vazgeçin. Sayın Öcalan’ın yılbaşı arifesinde Suriye’ye yönelik çözüm barış ve kardeşlik ekseninde çok önemli bir mesajı yayınlandı. Üzerinden saatler geçmeden Savunma Bakanı Yaşar Güler tehditler savurdu. Biz bir kez daha diyoruz ki bu tehdit dilinden vazgeçin. Bu süreç tehditle tehdit dilini öne çıkartarak ilerletilebilecek süreçler değil.

    Suriye halklarının bize ihtiyacı var. Tehditlere değil. MHP yöneticilerine de buradan sesleniyorum; tehdit dili bölgeye barış getirmez. Artık silahların değil, diyaloğun konuştuğu bir döneme ihtiyacımız var. Herkesin bu görev ve sorumluluğu bir an dahi unutmadan hareket etmesi çok önemli. Suriye’de en sağduyulu, çözümden ve birlikte yaşamdan yana olanların sesini duymak gerekiyor, bastırmak değil.

    Geçici Şam yönetimi özerk yönetimle bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmenin konusu entegrasyon sürecini müzakere etmek. Bu toplantılardan bir çözüm çıkmasını umut ediyoruz. Ve Sayın Öcalan’ın dediği gibi Türkiye bu anlamıyla kolaylaştırıcı, yapıcı, diyaloğa açık bir rol üstlenmelidir. Ve şunu unutmayalım ki Suriye sadece Arapların değildir. Arapların, Kürtlerin, Dürzilerin, Ermenilerin ve burada sayamadığım çok farklı halklardan ve inançlardan insanlara ev sahipliği yapan bir coğrafyadır Suriye. Suriye’de yeniden bir kaos ve karmaşanın olmamasının en önemli yolu Suriye’nin demokratikleşmesinden geçer. Türkiye’ye de düşen görev bu anlamıyla buna destek olmaktır.

    Yakın zamanda yaşadığımız çok önemli bir konunun altını çizmek istiyorum; bakın Suriye’den Türkiye’ye uzanan esas tehlike görülmeli.  Esas tehlike İŞİD’dir. Türkiye’deki ve Suriye’deki ki IŞİD tehdidini önemseyin. Lokal görmeyin. Stratejik ele alın, değerlendirin ve bu konuda gerekli tutumu alın. Türkiye’nin ve Suriye’nin başına kimse bunları bela etmesin. Ve şu bilinmeli ki, IŞİD’in panzehiri Türkiye’de ve Suriye’de adil bir kardeşlik hukukunun tesis edilmesinden geçer. Bu panzehrin formülü de Türkiye’de yürüyen Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin başarıya ulaşmasıdır. IŞİD karanlığını ancak demokrasi ışığıyla söndürebiliriz. Bu böyle bilinmeli.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gazeteci Hüseyin Aykol için tören düzenlendi-VİDEO

    Gazeteci Hüseyin Aykol için tören düzenlendi-VİDEO

    PİRHA- Hakk’a yürüyen gazeteci Hüseyin Aykol için Ankara’da cenaze töreni düzenlendi. Törende yapılan konuşmalarda Aykol’un mütevazi ve kararlı duruşuna dikkat çekildi.

    Özgür Basın çalışanları, çalışma arkadaşları gazeteci Hüseyin Aykol için Çankaya Belediyesi Yılmaz Güney Sahnesi’nde cenaze töreni düzenlendi.

    Tedavi gördüğü hastaneden tören salonuna getirilen Aykol’un naaşı, meslektaşları tarafından omuzlanarak sahneye konuldu. Aykol’un tabunun üstüne kırmızı karanfiller bırakılırken, tören salonuna meslektaşları tarafından, “Özgür Basın’ın devrimci çınarı, seni unutmayacağız” pankartı asıldı.

    Törene Aykol’un çalışma arkadaşları, ailesi ve sevenleri ile çok sayıda yurttaş, Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Selman Çiçek, Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MGK) üyeleri,  Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (Disk Basın İş) Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu,  Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, Tevgera Jinen Azad (TJA) aktivisti Sebahat Tuncel, çok sayıda milletvekili de katıldı.

    Törende Hüseyin Aykol’un yaşamını anlatan sinevizyon gösterilirken, yapılan konuşmalarda, Hüseyin Aykol’un sosyalist kimliğine vurgu yapılarak, özgür basın içindeki duruşuna dikkat çekildi.

    Yapılan konuşmaların ardından Aykol’un çok sevdiği ve Kitora’ya ait olan Caravansary şarkısı çalındı. Aykol, daha sonra meslektaşları tarafından omuzlanarak Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa sırlandı.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    >Gazeteci Hüseyin Aykol’u kaybettik!

     

  • Ayşegül Doğan: Toplumsal konsensüs Mecliste bir barış mesaisine dönüşebilir!

    Ayşegül Doğan: Toplumsal konsensüs Mecliste bir barış mesaisine dönüşebilir!

    PİRHA- Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde gelinen aşamaya dikkat çeken DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Komisyonun tek başına Kürt sorunu ve demokrasi sorununu çözemeyeceğini, ancak bu hususlara giden yolu açacaktır. Demokratik çözüm kanallarını oluşturabilir. Bunun için ortak bir teklif çıkarabilir. Ve bu toplumsal konsensüs Mecliste bir barış mesaisine dönüştürebilir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin dün yaptığı Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ve güncel gelişmelere ilişkin genel merkezlerinde basın toplantısı düzenledi.

    Ayşegül Doğan, bu durumu, açıklanan asgari ücrete de tepki göstererek, “Türkiye’nin karşı karşıya olduğu riskleri fırsata dönüştürme kapasitesi göstermek yerine geçmişin tekrarıyla bizleri karşı karşıya bıraktığını, işçinin, emekçinin, engellinin yani hayatta alın terinden başka hiçbir yatırımı olmayan, hiçbir sermayesi olmayanların bütçesini olmadığını ve onların bütçesi olana kadar da mücadele kararlılığımızı sürdüreceğimizi ifade etmek isteriz” dedi.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde gelinen aşamaya dikkat çeken Ayşegül Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Umutların kırılmamasından, aksine güçlendirilmesinden yanayız. Farklı fikirler süreci zayıflatmaz. Eleştiriler ve öneriler süreci zayıflatmaz. Aksine güçlendirir. Ama maksatlı saldırılar süreci zayıflatmaya dönüktür. Önemli olan artık ortak bir yolun bulunması. Birinci aşamayı geride bıraktık. MYK’mız elbette ikinci aşamayı değerlendirdi. Çünkü ikinci aşamanın eşiğindeyiz. İkinci aşama DEM Parti için yasal düzenlemeleri ifade ediyor. Siyasi zeminin hukukla desteklenmesini, ancak bununla tescillenebileceğini ifade ediyor bizim için

    Süreç ilerliyor mu? İlerliyorsa nasıl ilerliyor? Soruları var. Elbette komisyonla bağlantının nedenleri de var. Ama net bir cümleyle ifade etmek gerekirse sürecin ilerlediğini söyleyebiliriz. Süreç ilerliyor. Her şeye rağmen ilerliyor. Saldırılara rağmen ilerliyor. Olması gereken hızda olmamasına rağmen ilerliyor. Toplumsal beklenti bu hukuki düzenlemelerin bir an evvel hayata geçirilmesi. Hem demokratikleşmenin sağlanması hem de artık ihtiyaç duyulan adaletin geciktirilmeden sağlanabilmesi için adım atılması.

    Bazı siyasi partilerin raporlarını yetersiz bulduk, bu yetersizliklerin ortak rapora sürecinde tamamlanması gerektiğini düşünüyoruz. Tüm siyasi partiler de bu eleştiri ve önerileri demokratik bir olgunlukla karşılamalı ve gayretleri bunu gidermeye dönük olmalı. Önümüzdeki dönemde de ortaklaşabilecekleri nokta, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu yasal düzenlemelere ilişkin olmalı. Şartlarla, olmazlarla değil olurlarla masaya gelmeli siyasi partiler.

    Komisyonun tek başına Kürt sorunu ve demokrasi sorununu çözemeyeceğini, ancak bu hususlara giden yolu açacaktır. Demokratik çözüm kanallarını oluşturabilir. Bunun için ortak bir teklif çıkarabilir. Ve bu toplumsal konsensüs Mecliste bir barış mesaisine dönüştürebilir. Beklentimiz bu. Silahların tümden devre dışı bırakılacağı ve bunun kalıcı hale getirileceği yasal düzenlemeler oluşturulmalı. Burada da eşitlik ilkesi uygulanmalı. Bazı siyasi partiler Kürt sorunu demekten imtina etmiş. Oysa sorun apaçık ortada. Kürt sorunu. Bunu Türkiye’de böyle adlandırmasak da Türkiye dışında böyle konuşuluyor. Bölgesel etkileri itibariyle böyle. Uluslararası etkileri itibariyle böyle. Sorunu doğru tanımlayınca, doğru teşhis edince, doğru tespit edince gerçekçi yöntemlerle ilgili ilerlemekte daha kolay olabilir.

    Bütün siyasi partilerin sorumluluğu. Hiçbir siyasi parti kendi siyasi çıkarlarına, ajandasına ya da kendi siyasi gelecek hesaplarına göre yaklaşmamalı. Ciddiyetle yaklaşmalı, samimiyetle yaklaşmalı, sahicilikle yaklaşmalı, rasyonel bir şekilde yaklaşmalı. Bu fırsatın ender rastlanan bir fırsat olduğunu unutmamalı, hep hatırda tutmalı. Belki yüzyılda bir karşılaşabileceğimiz çok büyük bütün Türkiye’yi içeren bir fırsatla karşı karşıyayız.

    86 milyonu ilgilendiren bir meseleden bahsediyoruz. 86 milyonun geleceğini yeniden kuracak ve bu kurucu siyasal iradeyi gösterecek bir fırsattan bahsediyoruz. İşte bu fırsat Türkiye’yi çok daha iyi yerlere taşıyabilir. Hepimizin eşit hissettiği, hepimizin ilişkilerinin yeniden düzenlendiği bir fırsat. Adaletin herkes için eşit koşullarda, ayrımsız bir şekilde işlediği bir, Türkiye görmek istiyor insanlar. 10 Mart Mutabakatı ile ilgili çeşitli tartışmalar ve açıklamalar var. Demokratik bir Suriye aynı zamanda Ortadoğu’daki demokrasiye katkı sağlayacak. Türkiye’deki demokrasiye katkı sağlayacak. Tıpkı Türkiye’deki demokratikleşmenin bölgesel etkilerinin olabileceği gibi orada yaşanan gelişmeler de burayı etkiliyor ve etkileyecek. Diyalog ve müzakere yönteminin esas alınması gerektiğini düşünüyoruz. SDG ve Şam arasında diyalog, aynı zamanda Türkiye ile diyalog ve temastır.  Sorunları ancak konuşarak çözebiliriz. Ancak tehdit olarak ifade edilen konular ve konu başlıkları diyalog yoluyla çözülebilir. Tehdit değil, bir fırsata dönüştürülebilir diyalog kurarak. Tehdit olarak görünen esasında tehdit teşkil etmeyen konular. Başta SDG ile görüşmek, diyalog kurmak temas kurmak ve sorunları diyalog yoluyla çözmek gibi.

    Türkiye Suriye’de yapıcı bir rol oynamalı. Aleviler, Dürziler, Kürtler orada diken üstünde yaşamamalı, özgürce yaşayabilmeli, katılımcı bir modelle kendilerini güvende his hissetmeliler. Suriye’nin çok kültürlü, çok kimlikli yapısı binlerce yıldan süzülüp gelen bir yapı. Onu yok sayan ve katı merkeziyetçiliği dayatan modeller yerine herkesin kendisini ifade edebileceği ve özgür hissedeceği ve ait hissedeceği; yani Suriye’nin özüne, yapısına, tarihsel dokusuna, sosyolojik dokusuna uygun bir çözüm bulunmalı. Suriye’de müzakere ve demokratik entegrasyon sürecinin uzaması ancak ve ancak istikrarsızlık isteyen güçlerin işine yarar. Bu güçlerin alanını genişletmek yerine demokratik entegrasyon ve müzakere sürecini güçlendirerek bu güçlerin alanını daraltmak ve zayıflatmak gerekir. Bu iki durumda Türkiye’yi de güçlendirecektir. Oradaki demokratik müzakere sürecinin ilerlemesi tüm Ortadoğu’ya demokratik etkileri itibariyle olumlu katkıda bulunacaktır.

    Nasıl Beyaz Toros tesadüfen seçilmediyse bu defa Leyla Zana ismi de tesadüfen seçilmedi. Tribünlerde yaşananlara kötü tezahürat, çirkin söz, kötü söz deyip geçiştiremeyiz. Bu ırkçılık adını koymak gerekir. Bu cinsiyetçilik adını koymak gerekir. Leyla Zana Kürt olduğu için hedef alındı. Bunu da açıkça söylemek gerekir. Leyla Zana, Kürtlerde temsil ettiği değerler dolayısıyla hedef alındı. Bunu yalnızca onun şahsına dönük bir hedef alma olarak değerlendirmemek gerekir. Daha ötesinde söylenmek istenenleri görmek ve buna göre pozisyon almak gerekir. Hamasetten, kandan, çatışmadan beslenenler kesinlikle kaybedecekler. Ancak gelin onlara karşı birlikte mücadele edelim.”

    PİRHA/ANKARA

  • Depremzede ailelerin Ankara’da başlattığı nöbet sürüyor!

    Depremzede ailelerin Ankara’da başlattığı nöbet sürüyor!

    PİRHA- 11’inci Yargı Paketi’yle yıkımlarda sorumluluğu bulunanlara tahliye yolunun açılmasına karşı depremzede ailelerin başlattığı nöbet sürüyor.

    Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde yakınlarını kaybeden ailelerin oluşturduğu Adalet Peşinde Aileleri Platformu, 11’inci Yargı Paketi’yle, deprem sırasında yaşanan yakımdan hüküm giymiş, kişilere tahliye yolunun açılmasına karşı nöbet sürüyor.

    Salı günü Meclis Genel Kurula gelmesi beklenilen 11’inci Yargı Paketi’nin 27’nci maddesindeki düzenlemeye karşı Ankara’nın Çankaya ilçesinde bağlı Ayrancı Mahallesi’nde bulunan Cemal Süreyya Parkı’nda dün bir araya gelen depremzedeler, yaktıkları ateşlerle soğuk havanın etkisini kırmaya çalışarak sabahladı.

    Söz konusu maddenin kabul edilmesi halinde, 31 Temmuz 2023’ten önce işlenen  suçlarda cezası kesinleşmiş olan kişiler yönünden denetimli serbestlik ya da tahliye şeklinde infaz düzenlemesi yapılması bekleniyor. Aileler, 27’nci maddenin deprem suçlarını kapsaması nedeniyle maddenin iptali veya deprem suçlarının haricinde uygulanması talebiyle nöbetlerini devam ediyor.

    Nöbetin ikinci gününde aileler, Meclis’te siyasi parti temsilcileri ile yapacakları görüşmeler sonrası nöbetlerine devam edecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ayten Kordu’dan Maraş Katliamı için Meclis’e yüzleşme ve adalet teklifi!

    Ayten Kordu’dan Maraş Katliamı için Meclis’e yüzleşme ve adalet teklifi!

    PİRHA – DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Maraş Katliamı ile yüzleşilmesi ve adaletin sağlanması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne “Maraş Katliamı ile Yüzleşme, Hafıza ve Adaletin Sağlanması Hakkında Kanun Teklifi” sundu.

    Maraş Katliamı’nın üzerinden 47 yıl geçmesine rağmen faillerin hâlâ ortaya çıkarılmadığını belirten Ayten Kordu, 19 Aralık 1978’de başlayıp bir hafta süren saldırılarda 111 kişinin Alevi kimlikleri nedeniyle öldürüldüğünü, 100’ün üzerinde kişinin yaralandığını, 200’den fazla evin ve yaklaşık 70 iş yerinin yakılıp yağmalandığını hatırlattı.

    Kanun teklifinin gerekçesinde değerlendirmelerde bulunan Kordu, katliam sonrasında yürütülen yargılamalarda etkin bir adalet mekanizmasının işletilmediğini ifade etti. Sanıkların büyük bölümünün beraat ettiğini, verilen sınırlı cezaların ise Yargıtay kararları ve 1991 tarihli yasal düzenlemelerle fiilen ortadan kaldırıldığını kaydeden Kordu, katliamın aydınlatılmasına katkı sunan müdahil avukatların faili meçhul cinayetlerle öldürülmesinin yargı sürecinin sistematik biçimde akamete uğratıldığını gösterdiğini belirtti.

    Aradan geçen yıllara rağmen Maraş Katliamı ile gerçek bir yüzleşmenin sağlanmadığını vurgulayan Kordu, hakikatin açığa çıkarılmadığını, sorumluların ortaya konulmadığını, devlet arşivlerinin paylaşılmadığını ve toplu olarak gömülen insanların mezar yerlerinin hâlâ açıklanmadığını dile getirdi. Naaşı bulunamayan birçok kişinin akıbetinin belirsizliğini koruduğunu ifade eden Kordu, mağdurların adalet talebinin karşılanmadığını söyledi.

    Bu durumun toplumsal hafızanın sağlıklı biçimde oluşmasını engellediğini belirten Kordu, toplumsal barışın tesisinin geciktiğini, demokratik toplumun gelişiminin zayıfladığını ve birlikte yaşam kültürünün kalıcı biçimde zarar gördüğünü kaydetti.

    Kanun teklifinin gerekçesinde demokratik hukuk devletlerinde insanlığa karşı işlenen suçların zaman aşımına tabi olmadığını hatırlatan Kordu, toplumsal barışın, eşit yurttaşlığın ve birlikte yaşamın ancak hakikatle yüzleşme, adaletin tesisi ve kamusal hafızanın güçlendirilmesiyle mümkün olacağını ifade etti.

    Teklif kapsamında Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anısına Maraş il merkezinde “Maraş Katliamı Yüzleşme ve Hafıza Anıtı” inşa edilmesini öneren Kordu, katliamda hayatını kaybedenlerin isimlerinin kamuoyuyla paylaşılmasının benzeri katliamların toplum hafızasından silinmesini engelleyeceğini ve devletin insanlığa karşı işlenen suçlara karşı net bir tutum aldığını göstereceğini belirtti.

    Ayten Kordu, sunduğu kanun teklifiyle Maraş Katliamı’nın tüm yönleriyle aydınlatılmasını, devlet arşivlerinin açılmasını, yargı süreçlerinin yeniden ele alınmasını, toplu mezar yerlerinin tespit edilmesini ve kamusal bir yüzleşme ve hafıza mekânının oluşturulmasını amaçladıklarını ifade etti.

    PİRHA/ANKARA

  • Hüseyin Aykol’un tedavisi sürüyor!

    Hüseyin Aykol’un tedavisi sürüyor!

    PİRHA- İki aydır yoğun bakımda tedavi gören gazeteci Hüseyin Aykol’a bir kez daha kan takviyesi yapıldı.

    Gazeteci Hüseyin Aykol’un 14 Ekim’de Ankara’daki evinde geçirdiği beyin kanaması sonrası kaldırıldığı Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki tedavisi sürüyor. Kaldırıldığı hastanede üçüncü kez beyin kanaması geçiren ve iki aydır yoğun bakımda tutulan Aykol’un tedavisi antibiyotikler ile devam ediyor.

    Daha önce kan değerlerinin düşmesiyle kan takviyesi yapılan Aykol’a bir kez daha kan takviyesi yapıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • GÜNCELLENDİ/DEM Parti’nin “Ekmek ve barış için bütçe” şiarıyla başlattığı yürüyüş Ankara’ya ulaştı-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/DEM Parti’nin “Ekmek ve barış için bütçe” şiarıyla başlattığı yürüyüş Ankara’ya ulaştı-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti’nin “Ekmek ve barış için bütçe” şiarıyla 12 Aralık’ta başlattığı yürüyüş Ankara’ya ulaştı. DEM Parti Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, “Savaşa değil, halka bütçe. Savaşa değil, emekçiye bütçe” demeye devam edeceklerini belirtti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti), “Ekmek ve barış için bütçe” şiarıyla 12 Aralık’ta başlattığı yürüyüş Ankara’ya ulaştı. Yürüyüşçüler, Çankaya’nın Ayrancı Mahallesi’nde bulunan Cemal Süreya Parkı’nda bir araya gelerek, Meclis’in Dikmen Kapısı’na doğru yürüdü. Yürüyüşe, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan, Tülay Hatimoğulları, milletvekilleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “SAVAŞA AYRILAN BÜTÇE SON BULMALI“

    Meclis’te görüşülen bütçeye hayır diyeceklerini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Bu bütçede bugün buraya gelen Çukurovalı işçinin hakkı yok, Harran Ovası’nda, Konya Ovası’ndaki çiftinin hakkını vermiyor. Bu bütçe maden işçilerinin hakkını vermiyor. Bugün barış için bütçe derken savaşa, özel harp yönetimine, güvenlikçi politikalara ayrılan bütçenin son bulmasını istiyoruz.

    100 yıllık bir mesele olan ve son 50 senesi savaş ve çatışmalarda geçen Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi demek silaha ve savaşa para ayrılmaması, bütçeden pay ayrılmaması demektir. Savaşa değil, halka bütçe. Savaşa değil, emekçiye bütçe. Gelirde adalet, vergide adalet, ülkede adalet demeye devam edeceğiz. Mücadelemizi her yerde işçi, emekçilerle, kadınlarla, doğa ve insan hakları savunucularıyla beraber yürüteceğiz” dedi.

    MECLİS’İN DERDİ EMEKÇİLER DEĞİL”

    Ardından söz alan Tuncer Bakırhan ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    Bu Meclis’in derdi emekçiler değil, kadınlar değil, KHK’liler değil, Barış Akademisyenleri değil. Bu Meclis’te iktidarın tek bir derdi var. Sermayeye, savaşa ve faiz lobilerine bütçe yapılıyor. Meclis’in derdi sermayeye ve savaş lobilerine vergi muafiyeti sağlamaktır. Bütçeyi peşkeş çekmektir. Meclis’in derdi emekliler değil, yüzde 10’larla, yüzde 12’lerle simit ve ekmek dahi alamayacak bir bütçeye sahibiz. Dolayısıyla bütçenin bizim olmasını istiyorsak mücadele edeceğiz, sesimizi yükselteceğiz. Taleplerimizi ilgililere ileteceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti, CHP ve EMEP ‘Çözüm Raporları’nı Meclis başkanlığına sundu!

    DEM Parti, CHP ve EMEP ‘Çözüm Raporları’nı Meclis başkanlığına sundu!

    PİRHA- DEM Parti, CHP ve EMEP komisyon çalışmaları kapsamında hazırladığı raporlarını Meclis’e teslim etti.

    Meclis’te kurulan komisyonda yer alan partiler raporlarını tamamladı. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Meclis Komisyonu’na sunulmak üzere hazırladığı ve Kürt sorunun çözümüne dair öneri ve gerekliliklerin yer aldığı raporunu Meclis Genel Sekreterliği’ne teslim etti. Raporu DEM Parti Grup Başkanvekili ve partinin komisyon koordinatörü Gülistan Kılıç Koçyiğit, diğer komisyon üyeleri Meral Danış Beştaş, Cengiz Çiçek, Celal Fırat ve Saruhan Oluç teslim etti.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Emek Partisi’nin (EMEP) de raporlarını teslim ettiği öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • 11. Yargı Paketi komisyonda kabul edildi!

    11. Yargı Paketi komisyonda kabul edildi!

    PİRHA- Meclis Adalet Komisyonu’nda görüşülen 11. Yargı Paketi kabul edildi. Kamuoyunun tepkisi nedeniyle kadın ve çocuk katliamları ile cinsel saldırı suçları, AKP’nin önergesiyle 11. Yargı Paketi’nde kapsam dışına çıkarıldı.

    Kamuoyunda 11. Yargı Paketi olarak bilinen Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Meclis Adalet Komisyonu’nda kabul edildi. Düzenlemeyle ilk etapta 55 bin, birkaç ay içinde de 115 bin kişinin cezaevinden tahliye edilmesi bekleniyor. Tahliye olacaklar arasında ağır adli suçları işleyenler de bulunacak. Kamuoyunun tepkisi nedeniyle kadın ve çocuk katliamları ile cinsel saldırı suçları, AKP’nin önergesiyle 11. Yargı Paketi’nde kapsam dışına çıkarıldı.

    Düzenleme bu haliyle Meclis’ten geçerse, alt soy ve üst soya, kardeşe, eşe, boşanılan eşe, kadına, çocuklara, beden veya ruh bakımından kendisini savunmayacak kişiye yönelik “kasten öldürme”, “cinsel saldırı” ile “çocuğun cinsel istismarı” suçlarını işleyenler düzenlemenin kapsamından çıkarılacak, covid indiriminden yararlanamayacak. Siyasi tutuklular ise 11. Yargı Paketi’nden yararlanamayacak.

    (HABER MERKEZİ) 

     

  • Arap Alevi kurumları, DEM Parti Eş Genel Başkanlarıyla bir araya geldi!-VİDEO

    Arap Alevi kurumları, DEM Parti Eş Genel Başkanlarıyla bir araya geldi!-VİDEO

    PİRHA – Arap Alevi örgütlerinin temsilcileri, DEM Parti yönetimiyle bir araya geldi. Kurum temsilcileri, Suriye’de yapılan soykırımın önüne geçebilmek adına DEM Parti’ye talep ve önerilerini sundu.

    Suriye’de devam eden Alevi soykırımına ilişkin Ankara’da eylem yapan Arap Alevileri, Mecliste CHP grubunu ziyaret ettikten sonra DEM Partililerle de bir araya geldi. Alevi kurum temsilcilerini DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan’ın yanı sıra Yüksel Mutlu, Celal Fırat, Ayten Kordu karşıladı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Alevi örgütlerinin yapmış olduğu protestonun çok kıymetli olduğunu vurgulayarak konuşmasına başladı. Hatimoğulları, “Bugün yaptığınız eylem çok kıymetliydi. Çok sayıda örgütün biraraya gelmesi çok önemliydi. Suriye’deki Alevi katliamı Mart ayında başladı ancak demokratik haklar inşa edilmediği sürece katliamlar devam edecektir. Bunun için daha çok örgütlenip, bir araya gelip adım atmalıyız” diye belirtti.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise Alevi katliamının Türkiye’de çok gündem olmadığının altını çizdi. Gerekirse bir heyet oluşturulup Suriye’ye gidilmesi gerektiğini söyleyen Bakırhan “Alevi dünyasına da bize de önemli görevler düşüyor. Suriye’de anayasal güvenceye kavuşmak istiyorsak buradan izlemek yetmez. Yaşananların yeterince sahiplenilmediğini düşünüyorum. Bunun için hepimize görev düşüyor” dedi.

    Toplantının sonraki aşaması basına kapalı şekilde sürdürüldü.

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin’de emekliler sokağa çıktı: İnsanca yaşanabilecek maaşı siz vermiyorsanız biz alacağız!-VİDEO

    Mersin’de emekliler sokağa çıktı: İnsanca yaşanabilecek maaşı siz vermiyorsanız biz alacağız!-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de sokağa çıkan emekliler, “Artık söz bitti” diyerek, Yurttaş Birlikteliği öncülüğünde 6 Aralık Cumartesi günü Ankara Tandoğan Anadolu Meydanı’nda düzenlenecek “Emeklilerin Bütçe Hakkı Mitingine” katılım çağrısında bulundu.

    Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) ve 2021 Tüm Emekliler Sendikası Mersin Şubeleri Mersin’de “İnsanca yaşanabilecek maaşı siz vermiyorsanız biz alacağız” diyerek sokağa çıktı.

    Emekliler adına basın açıklamasını okuyan 2021 Tüm Emekliler Sendikası Mersin Şube Başkanı Hüseyin Kurt, yıllardır açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca emeklinin mutfağındaki yangının sönmesi, tenceresinin kaynaması ve karnının doyması için; “insanca yaşanabilecek maaşı siz vermiyorsanız biz alacağız” demenin zamanı olduğunu vurguladı.

    “İNSANCA YAŞAYABİLECEĞİMİZ GÜNLERE MUTLAKA KAVUŞACAĞIZ”

    “Artık söz bitti” diyen Kurt, “Şimdi karar verme ve harekete geçme zamanı. Ya köle olacağız, ya insanca yaşayacağız. Biz istemezsek vermeyecekler, haydi hep birlikte ortak ve birleşik mücadeleye. İnanın, ele ele ve omuz omuza birlikte mücadele etmeyi başarabilirsek; emeklilerin sendikal haklarını özgürce kullanabileceği, huzur ve güven içerisinde insanca yaşayabileceği günlere mutlaka kavuşacağız” dedi.

    “İŞÇİ, MEMUR VE BAĞ- KUR EMEKLİ AYLIKLARI ARASINDAKİ EŞİTSİZLİK GİDERİLSİN”

    Yurttaş Birlikteliği öncülüğünde 6 Aralık Cumartesi günü Ankara Tandoğan Anadolu Meydanı’nda düzenlenecek “Emeklilerin Bütçe Hakkı Mitingine” katılım çağrısında bulunan Hüseyin Kurt, emekliler olarak taleplerini şöyle sıraladı:

    “-Emekli ve dul/yetim aylıkları   insanca yaşamaya yetecek düzeye çıkarılsın.En düşük aylık en düşük memur aylığıyla eşitlensin.

    -Memur emeklilerine yasanın emredici hükmüne rağmen iki yıldır ödenmeyen seyyanen zamlar topluca ödensin.

    -Konutsuz emeklilere, gelirlerine uygun ödemeli sosyal konutlar yapılsın, konut sahibi olana kadar kira yardımı sağlansın. Depreme dayanıksız konutlar uygun ödemeli krediyle sağlamlaştırılsın.

    -Anayasanın “Sendika Kurma Hakkı” ve “Toplu Sözleşme Hakkı” ile ilgili 51. ve 53. Maddelerine “Emekliler” veya Uluslararası Sözleşmelerde yer alan “Herkes” ibaresi eklenerek emeklilerin sendika kurma ve toplu sözleşme hakkı Anayasal güvenceye kavuşturulsun.

    -Emekli Sendikaları Statü Yasası çıkarılsın.

    -Tüm emekli aylıkları “asgari değil, insanca yaşam” ilkesine göre hükûmet ve emekli sendikası arasında yapılacak toplu sözleşme yoluyla belirlensin.7. Aylık bağlama oranı (ABO) eskiden olduğu gibi yüzde 70 olsun.

    -Yıllardır savsaklanan İntibak Yasası derhal çıkarılsın.

    -İşçi, Memur ve Bağ- Kur emekli aylıkları arasındaki eşitsizlik giderilsin.

    -Bayram ikramiyesi adı altında yılda iki defa yapılan ikramiye ödemelerine banka emeklileri de dahil edilsin. Tüm emeklilere yılda dört defa birer aylık tutarında ikramiye ödensin.

    -SGK ile Bankalar arasında yapılan protokol görüşmelerine emekli sendikasının da katılması yönünde yasal düzenleme yapılsın. Emekli aylığı promosyonları 3 yılda bir değil her yıl ödensin.

    -Ulaşılabilir, parasız, nitelikli ve eşit sağlık hizmeti temel insan hakkıdır düşüncesiyle, emekli aylıklarından alınan muayene, tedavi ve ilaç katkı payı kesintileri kaldırılsın.

    -Toplu taşıma araçlarında emeklilere ve eşlerine ücretsiz ulaşım hakkı sağlansın.

    -Emekli yurttaşlara yaşamlarının sonbaharında hak ettikleri saygı gösterilsin. Yalnız yaşayan, hasta ve bakıma muhtaç olan emekli ve yaşlı yurttaşlar için devlete ait huzurevi sayısı artırılarak, bakım hizmetleri yaygınlaştırılsın.

    -Emeklilerin birlikte zaman geçirebileceği, var olan yeteneklerini sergileyebileceği, yeni hobiler edinebileceği atelyeler kurulsun.”

    PİRHA/MERSİN

     

  • Ankara’da Suriye’deki Alevi katliamları protesto edildi-VİDEO

    Ankara’da Suriye’deki Alevi katliamları protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- Suriye’deki Alevi katliamına tepki gösteren Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri ve Alevi inanç örgütleri, “Uygulanan zulmün ve her türlü cinayetin sorumlusu sadece Colani ve HTŞ yönetimi değil, bu selefi çetelere destek veren bütün ülkeler ve hükümetlerdir” dedi.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Suriye’nin Humus kentinde Alevi halkında yönelik gerçekleşen saldırıları protesto etmek için Ziya Gökalp Caddesi’nden Yüksel Caddesi’ne yürüyüş gerçekleştirdi. “Katil HTŞ, işbirlikçi AKP” ve “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganlarının atıldığı yürüyüşte, “Suriye’de Alevi katliamı var, durdurun!” pankartı açıldı.

    Yürüyüşün ardından İnsan Hakları Anıtı önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada kitle adına konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, 28 Kasım 2015’te katledilen Amed Barosu Başkanı Tahir Elçi’yi anarak söze başladı. Ardından Türkiye’nin de dahil olduğu “Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi” ile yıllardır Ortadoğu’da halklarının kanının aktığını belirten Erçe, her savaşta olduğu gibi kadınların ve çocukların bundan en çok etkilenenler olduğunu vurgulayarak, “Aleviler başta olmak üzere, Suriye’nin kadim halklarından Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler, Hristiyanlar, Dürziler, Araplar, Türkmenler ve daha birçok halktan ve inançtan insanlar adeta kıyımdan geçirildi. Yerlerinden yurtlarından edildi. Malları yağmalandı, el konuldu. Halk, aç ve sefil bir yaşama sürüklendi. Başını ABD’nin çektiği emperyalist blok, bu bloğun bölgedeki ortakları, Siyonist İsrail ve Türkiye gibi ülkelerin desteklediği, büyütüp beslediği, eğittiği ve donattığı, cihatçı, selefi, şeriatçı çeteler, Suriye halklarına zulmetti, vahşet uyguladı, katletti” dedi.

    “SESSİZ KALAN HERKES SORUMLU”

    Suriye Geçiş Hükümeti’nin, başta Alevi toplumu olmak üzere azınlıklara yönelik saldırılarına dünyanın sessiz kaldığını söyleyen Erçe, sözlerine şu şekilde devam etti: “Bugün, Suriye’de yaşanmakta olan Alevi Soykırımı’nın, çeşitli inanç ve etnik topluluklara yönelik uygulanan zulmün ve her türlü cinayetin sorumlusu, sadece Colani ve HTŞ yönetimi değil, dün ve bugün bu yönetime, bu selefi çetelere destek veren bütün ülkeler ve hükümetlerdir. Akan her kanın, dökülen her gözyaşının sorumlusu şeriatçı, selefi, cihatçı çeteler ve onları besleyip palazlandıran, onlara itibar kazandıran ülke yönetimleridir. Alevi soykırımına seyirci kalan, Suriye’de yaşayan halklara yönelik uygulanan her türlü işkenceye, zorla göç ettirme, yağma ve talan uygulamalarına, işkencelere sessiz kalan, duyarsız olan herkes, bu katliamlardan sorumlu olacaktır.”

    “YARDIM KORİDORLARINI AÇIN”

    “Bütün dünya halklarına sesleniyoruz, hükümetlerinize baskı kurun. Bu vahşete seyirci kalmayın” diyen Erçe, “Bütün devletlere, Avrupa Birliğine, Birleşmiş Milletlere ve başından beri bu çetelerin en güçlü destekçisi olan AKP-MHP hükümetine çağrıda bulunuyoruz. Katil Colani hükümetine olan desteğinizi derhal sonlandırın. Kendi ellerinizle kurduğunuz bu hükümeti tanımayın ve bütün halkların ortak iradesi ile kurulacak inşa edilecek, eşit yurttaşlığa dayalı birleşik, laik ve demokratik Suriye Cumhuriyetinin önünü açın. Bu gerici hükümetle yaptığınız tüm siyasi, askeri, ekonomik anlaşmaları iptal edin. Halklara karşı kullanılan silah sevkiyatını durdurun. Siyonist İsrail ve HTŞ eliyle bölgede işlenen savaş suçlarını durdurun. İnsanlığa karşı işlenmiş suçların ve suçluların yargılanması sürecini başlatın. Uluslararası hukuka uygun hareket edin, bağımsız insan hakları gözlemci heyetlerinin bölgede inceleme yapabilmeleri için engelleri kaldırın. Orada temel insani yardıma muhtaç olan canlarımıza yardım ulaştırabilmemiz için yardım koridorlarını açın. Bizlere değil, eli kanlı çetelere engel olun” ifadelerini kullandı.

  • İHD görev dağılımını yaptı!

    İHD görev dağılımını yaptı!

    PİRHA- İHD’nin 22’nci Olağan Genel Kurulu’nda seçilen yeni yönetim kurulu görev dağılımını yaparak sonuç bildirgesini açıkladı.

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 15-16 Kasım tarihlerinde Ankara’da düzenlediği 22’nci Olağan Genel Kurulu ardından seçilen yeni yönetimde görev dağılımı yapılırken, sonuç bildigresi de açıklandı.

    Sonuç bildirgesinde şunlar ifade edildi:

    “15-16 Kasım’da gerçekleştirdiğimiz 22. Olağan Genel Kurulumuzun ardından göreve gelen MYK üyelerimiz 24 Kasım’da ilk toplantısını gerçekleştirmiştir. Toplantımızda insan hakları ve özgürlükleri, barış, demokrasi ve hukukun üstünlüğü bakımından birçok konu ele alınmıştır.

    İHD bir özveri ve vefa hareketidir İnsan hakları mücadelesi bir özveri ve adanmışlık mücadelesidir. Derneğimizin kuruluş çalışmalardan başlayarak bugüne kadar emek veren kurucularımızı, aktivistlerimizi ve yöneticilerimize borçlu olduğumuzu bir kez daha belirtiyoruz. İnsan hakları ve özgürlükleri açısından tarihsel ve kritik bir dönemden geçiyoruz. Dünyanın birçok yerinde iktidarda olan aşırı sağ ve otoriter iktidarların insan hakları ilke ve değerlerinden uzaklaştığı, insan hakları mekanizmalarının işlevsizleştirilerek insan haklarına dayalı hukuk sisteminde erozyona yol açtığı bir olgu. Benzer şekilde, bu hükümetler insan hakları savunucularının faaliyetlerini engelleyen ve zorlaştıran politikalar izliyor.

    UMUTLUYUZ

    Barış Dünyanın genelindeki bu kaygı verici gidişata rağmen İHD olarak umutluyuz. Özünde bir insan hakları ve demokrasi meselesi olan Kürt Meselesinin çözümüne yönelik yürüyen süreci yakından takip ediyoruz. 1 Ekim 2024’te kamuoyuna duyurulan çözüm sürecinde bugüne kadar önemli adımlar atıldı. Son olarak, TBMM bünyesindeki komisyonun 24 Kasım’da İmralı Adasına giderek Abdullah Öcalan ile görüşmesi de sözün alanının genişlemesi ve muhataplık konusunun netleşmesi açısından barışa giden yolda önemli bir dönüm noktasıdır. Kürt Meselesinin çözümüne ilişkin yürütülen sürecin ivme kazanarak devam etmesi gerektiğini bir kez daha belirtiyoruz. Bu bakımdan, haklarında AİHM’in de ihlal kararı verdiği Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve Kobani davasında tutuklu bulunanların derhal tahliye edilmesi gerekir. Benzer şekilde, hasta mahpusların da tahliyesi geciktirilmemelidir. Osman Kavala, Çiğdem Mater, daha sonradan TİP Milletvekili olarak da seçilen Can Atalay, Mine Özerden, Selçuk Kozağaçlı, gibi iktidarın 1 görüşlerinden farklı düşündüğü için hapishanelerde bulunan siyasetçilerin, gazetecilerin, hukukçuların, insan hakları savunucularının da serbest bırakılması gerekir.

    DEMOKRASİ

    İnsan hakları ihlallerinin tamamen ortadan kalktığı kalıcı barışın tesis edilmesi temel önceliğimizdir. İHD olarak kalıcı ve kapsayıcı barışın tesis edilmesinin demokrasi ve hukukun üstünlüğü standartlarındaki ilerleme ile mümkün olduğunu belirtiyoruz. Çözüm sürecine katkı sunabilmek için başta ifade özgürlüğü olmak üzere temel insan haklarının etkili bir biçimde kullanılabilmesi gerekiyor. Bu açıdan, OHAL döneminde yaygın bir biçimde uygulanan ve ilk olarak DEM Parti geleneğinden gelen belediyelere uygulanan şimdiler de ise CHP’li belediyeleri hedef alan kayyım politikasına son verilmelidir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve diğer CHP’li belediye başkanlarının, belediye yetkililerinin ve emekçilerinin tutuklanması demokrasi ve insan hakları açısından kaygı vericidir. Tutuklamanın istisna olması gerektiğini bir kez daha hatırlatarak siyasi saiklerle tutuklanan CHP’li siyasetçilerin de tahliye edilmesi gerektiğini belirtiyoruz.

    HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

    Siyasi ve toplumsal davalarda görev alan hukukçulara yönelik baskıların son bulması da hukukun üstünlüğü açısından yaşadığımız sorunların çözülmesi bakımından gereklidir.

    BİRÇOK ALANDA İHLALLER YAŞANIYOR

    İçinden geçtiğimiz dönemde kadınların, çocukların, LGBTI+’ların, mültecilerin birçok ayrımcılık türüne ve farklı düzeylerde şiddete maruz kaldığının farkındayız. Yoksulluğun her geçen gün derinleştiği bu dönemde ekonomik sosyal ve kültürel haklar alanındaki çalışmalar her zamankinden daha fazla önem kazanmıştır.

    “BARIŞ, DEMOKRASİ VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    İHD olarak, barış sürecinin ilerlemesi için mücadelemizi sürdüreceğiz. Barış sürecinin insan hakları prensipleri doğrultusunda ilerlemesi için sözümüzü kuracağız, etkinlikler düzenleyeceğiz. Hak ihlallerinin yaşandığı alanlarda da çalışmalarımızı yürüteceğiz. Derneğimiz kurulduğu günden bu yana yoğun çaba sarf eden, kendisini insan hakları mücadelesine adayan yoldaşlarımızın emeğiyle var olmuştur. İHD olarak herkes için insan hakları mücadelemizi bu dönemin ihtiyaçlarına denk gelecek bir perspektif ile gerçekleştireceğiz. Bu mücadelemizi uygun yol ve yöntemlerle yürüteceğiz. İnsan hakları, barış ve demokrasi mücadelemizi bundan önce olduğu gibi bundan sonra da İHD ilkeleri doğrultusunda yürütmeye devam edeceğiz.

     

    İHD’nin yeni yönetiminde görev alan isimler şöyle:

    “Cihan Aydın (Eş Genel Başkan), Oya Ersoy (Eş Genel Başkan), Osman İşçi (Genel Sekreter), İlyas Kara (Genel Sayman), Ercan Yılmaz (Eş Genel Başkan Yardımcısı), Hakkı Demir (Eş Genel Başkan Yardımcısı), Sibel Çapraz (Genel Sekreter Yardımcısı), Handan Coşkun (Kadın Sekreteri), Eren Keskin, Vetha Aydın Yüksel ve Yusuf Erdoğan.”

  • DEM Parti Sözcüsü Doğan: Suriye’de Alevilere yönelik katliamlara karşı sessiz kalmayın!-VİDEO

    DEM Parti Sözcüsü Doğan: Suriye’de Alevilere yönelik katliamlara karşı sessiz kalmayın!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Suriye’de Alevilerin çoğunlukta olduğu bölgelerde gerçekleşen saldırı dalgasına dikkat çekerek, “Suriye’de yaşayan farklı kimliklerin ve inançların, onların yaşam hakkının savunulması tüm insanlığın görevi. Bu katliamlara karşı sessiz kalmamak ve mutlaka Suriye’de demokratik bir düzenin sağlanabilmesi için mücadele etmek gerekiyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, parti genel merkezinde gündemdeki gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    Ayşegül Doğan, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü eylem ve etkinliklerine değinerek, ” ‘Jin, Jiyan, Azadi’, ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ diyerek mücadelemizi ve bu mücadeledeki kararlılığımızı bir kez daha ifade ettik. Şiddete, yasaklara boyun eğmedik ve bu defa da eğmediğimizi gösterdik. Tüm yasaklara rağmen her yerde; alanda, sahada, meydanda zılgıtlarımızla, sloganlarımızla yürüdük. Kadına yönelik şiddet yalnızca bir gün ifade edilebilecek bir konu değil. Şu anda bütçenin de öznesi kadınlar değil. Genel olarak Türkiye’de politikalar ne yazık ki kadına yönelik şiddete dair cezasızlığı teşvik ediyor. Ancak tüm bunlara rağmen kadınlar vazgeçmiyor, vazgeçmeyecek” dedi.

    “KADINLAR BARIŞI BİR KEZ DAHA HAYKIRDILAR”

    Ayşegül Doğan, kadınların barış için en önde yürüdüğünün altını çizerek, “Demokrasi için de öyle, adalet için de öyle ve bugüne kadar yoksun kaldığımız, yoksun bırakıldığımız, mahrum bırakılmaya çalıştığımız, çalışıldığımız tüm konularda alanlarda en önde mücadele edenler. Şimdi barış dedik, en çok yankılanan sloganlardan biri de barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin sloganlardı alanda. Barış ve demokratik toplum sürecinin asıl öznesi olan ve bununla ilgili kararlılığı her zaman ifade eden kadınlar, 25 Kasım’da da bunu bir kez daha yüksek bir sesle haykırdılar. Bir yandan da şunu selamladılar; ben Diyarbakır’daydım 25 Kasım’da. Kadınlar, komisyonun İmralı’da Sayın Öcalan’la görüşme kararını, en önde ve en başta Barış Anneleri olmak üzere kalben, ruhen selamladılar” şeklinde ifade etti.

    “BARIŞ ANCAK GÜVEN İNŞA EDEREK TOPLUMSALLAŞABİLİR”

    Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun MHP, AKP ve DEM Partili üyelerinin İmralı’da Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiği görüşmeye dikkat çeken Ayşegül Doğan, şunları dile getirdi:

    “Kürt sorunu ve demokratik çözümün birincil muhatabıyla ilk defa böyle bir temas kuruluyor. Bu vesileyle biz de bir yılı geride bırakan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde, komisyonun aldığı bu kararı çok önemli bulduğumuzu ve bu kararla birlikte gerçekleşen ziyaretin kritik bir eşiği geride bıraktığını ifade etmiştik, bir kez daha yineleyelim. Bu kararın alınmasında emeği geçen, bunun için mücadele eden, engelleyen değil destekleyen bir tutum sergileyen, dolayısıyla kalıcı barışa katkı veren herkese teşekkür ederiz. Türkiye adına teşekkür ederiz, halklar adına teşekkür ederiz. Çünkü Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyelerinin İmralı adasında Sayın Öcalan’la görüşmesi, önemli olduğu kadar tarihi bir görüşme. Tarihi, çünkü Kürt sorunu ve demokratik çözümün birincil muhatabıyla ilk defa böyle bir temas kuruluyor. Bu diyalog sürece güç ve ivme kazandıracak nitelikte bir diyalog olacaktır dedik bugüne kadar. Bundan sonra da bunun nasıl bir güç ve ivme kazandıracağını hep birlikte göreceğiz, hep beraber buna tanıklık edeceğiz.

    Şimdi elbette artık neyin zamanı? Gerekli yasal düzenlemelerin geciktirilmeden hayata geçirilmesinin vakti. Komisyonun raporunun bir an önce tamamlanması ve Genel Kurul’da hukuki düzenlemelere ilişkin hızla hayata geçirilmesi gereken tüm bu yasal gündemi, epeydir konuştuğumuz, tartıştığımız, hepimiz açısından çok önem arz eden bu başlıkları konuşmamızın ve güvence altına almamızın zamanı. Herkes tabii bu görüşme gerçekleştikten şu ana kadar şunu merak ediyor: Komisyon ne zaman toplanacak, niye hala toplanmadı ve komisyona yapılacak aktarımların mahiyeti. Yani Sayın Öcalan’ın ne söylediği, ne sorulduğu, sorulara ne yanıtlar verdiği… Bunlar Türkiye gündeminin en sıcak başlıkları arasında günlerdir tartışılıyor. Komisyon bugün Meclis Başkanlığı’nın ve komisyonun -biliyorsunuz Sayın Kurtulmuş aynı zamanda komisyon başkanı- yaptığı açıklamayı da duyuralım: 4 Aralık’ta toplanacak. Saat 14.00’te toplanacak ve bu toplantıda bu soruların yanıtlarını hep birlikte öğreneceğiz.

    PEKİŞTİRİLEN EŞİT KARDEŞLİK HUKUKU

    Bu eşik, cesur ve kararlı adımların atılmasıyla anlam kazanacak. Barış ancak güven inşa ederek toplumsallaşabilir. Bunu ilk günden beri söylüyoruz ve barışın toplumsallaşmasının önemine de ilk günden beri dikkat ediyoruz. Yine bir başka tartışma konusu; bu görüşmenin mahiyetini kamuoyu öğrenebilecek mi? Şeffaf olacak mı? Bu görüşmenin içeriğine ilişkin gerekli bilgiler aktarılacak mı? Bu komisyonun Sayın Öcalan’la görüşme gündemiyle toplandığı gün alınan karar, bunun elbette şeffaf olmasına dönüktü. Toplumsallaşması için çok önemli. Ancak şunu da biliyoruz ki, Sayın Öcalan’ın onlarca yıldır söyledikleri son derece sarih. Bu görüşmede olsa olsa aynı sarihlikte altı çizilen, pekiştirilen eşit kardeşlik hukuku ve Türkiye’de demokratikleşme olabilir. Ancak tüm bunların detaylarını 4 Aralık’ta toplanacak komisyona aktarılacak bilgilerle hepimiz öğreneceğiz.

    Ve yine beklentimiz; bu tutanakların kamuoyuna açık bir biçimde erişilebilir bir halde olması. Bugüne kadar yapıla gelen dinlemelerin tutanaklarına nasıl Türkiye kamuoyu istediği zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin internet sitesi üzerinden erişim sağlayabiliyorsa, İmralı adasında komisyon üyelerinin Sayın Öcalan’la yaptığı görüşmenin içeriğine de aynı şekilde erişebilmelidirler ve bu konudaki şeffaflıktan taviz verilmemelidir. Dolayısıyla buradan şunu da ifade etmek isterim; ‘gizli tutanak’ tartışması var. Bunun doğru olmadığını, bize böyle bir bilgilendirme komisyon üyeleri tarafından ve komisyon üyelerimiz tarafından yapılmadığını, kamuoyuna da böyle bir bilgilendirmenin komisyon tarafından yapılmadığını, bunların manipülatif amaçlı olduğunu görüyoruz. Bunu da buradan duyurmak istiyoruz.

    TÜRKİYE MESELESİNDEN BAHSEDİYORUZ

    Değerli Türkiye halkları; ve buradan bazıları kendilerine ayrıca bir payeler çıkartmaya çalışıyorlar. Ne demek istiyorum? Cumhuriyet Halk Partisi ve DEM Parti üzerinden süregelen tartışmalardan bahsediyorum. Tabii ki başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere, komisyonda yer alan diğer siyasi partilerin temsilcilerinin de komisyon adına İmralı adasına gidip Sayın Öcalan’la görüşen heyette olmalarını çok arzu ederdik. Yalnızca arzu etmekle ifade etmek de yetersiz kalabilir; olması gereken de buydu. Çünkü Türkiye meselesinden bahsediyoruz. Türkiye toplumunun tamamını ilgilendirdiğini deneyimlerimizle gördük bugüne kadar. 86 milyon için yapılan ve 86 milyonun geleceği için kurulan bir komisyonun yaptığı görüşmelerin eksiksiz bir katılımla gerçekleşmesi olması gerekendi, olmadı.

    SÜREÇ DEMOKRATİK MUHALEFETİN KATKILARINDAN MAHRUM BIRAKILMAMALI

    Bunun ne kadar büyük bir eksiklik olduğu olumlu ya da olumsuz bir biçimde günlerdir yine konuşuluyor. Buna dair yer yer haklı haksız tartışmalar da yürütülüyor, ithamlar da yapılıyor. Asıl ihtiyaç duyduğumuz; ne bu ithamlar, ne bu yargılamalar, ne de bunları pekiştirecek tartışmalar. Asıl ihtiyaç duyduğumuz; bundan sonra sürecin ivme kazanması için, hızlanması için, demokratikleşmesi için yapılması gerekenler. Dolayısıyla tartışmanın seyrini esasından uzaklaştırarak konuşmak yerine bu esası güçlendirmemizi konuşmak daha faydalı olacaktır. Çünkü barışın toplumsallaşması ancak ve ancak böyle mümkün olabilir. Bunu da en başından beri söylüyoruz. Bu nedenle süreç demokratik muhalefetin katkılarından mahrum bırakılmamalı. Eleştiriler, bu süreçteki eksikliklerin tespiti, bu sürecin teminatı. Biz de söylüyoruz bunları. Demokratikleşme kanallarının açılması gerektiğini ve bunun barış ve demokratik toplum sürecinin olmazsa olmazları arasında olduğunu… Zaten süreçle bağlantılı olmadan da yapılması gerekenlerin bugüne kadar yapılmamasının ne kadar büyük bir eksiklik olduğunu biz de tespit ediyoruz.

    Ancak komisyonun bütün bileşenleriyle adaya gitmesi, Sayın Öcalan’la orada görüşerek, özellikle şeffaflığa dair endişeleri, kaygıları olanların onlar adına bu soruları doğrudan yöneltme imkanını değerlendirmemiş olmalarını yalnızca bir talihsizlik olarak ifade edemeyiz. Ne yazık ki Kürt meselesinin demokratik çözümünde bir siyasetsizliğe işaret ediyor. Bunu üzülerek belirtiyoruz. Biz bu konuda elimizden gelen her türlü diplomasiyi yaptık ancak bu mesele yalnızca DEM Parti’nin sorumluluğunda olamaz, olmamalı.

    İktidar da bu konuda teşvik edici, kapsayıcı, ikna edici ve ilerletici olmalıydı. Ne yazık ki bu anlamda iktidar da sorumluluğunu yerine getirmedi ve toplumsal temsiliyetin bir kısmı şimdilik bu görüşmenin dışında kaldı. Bu görüşme önemliydi ancak biricik kalmaması da aynı önemde. Bu yolu resmi olarak açan bu siyasi adımın devamı getirilmeli. Sayın Öcalan’la görüşmenin olanakları genişletilmeli. Bunu sürecin geleceği açısından önemli görüyoruz. Yine daha önce burada ifade ettik; farklı siyasal kesimlerden temsilciler, hak savunucuları, akademisyenler, gazeteciler… Kimler gidip temas kurmak istiyorsa, kimler gidip orada kendisiyle görüşmek istiyorsa görüşmeli, görüşebilmeli. Bunun imkanları sağlanmalı.

    DEMOKRATİK ÇÖZÜM İÇİN YAPILMASI GEREKENLERİ BİRLİKTE OMUZLAMALIYIZ

    Biz bu yürüyüşün uzun olduğunu biliyoruz. Bir yandan barışı inşa etmeye çalışıyoruz; eşit, adil, onurlu, kalıcı bir barışı. Öte yandan demokratik bir toplum tahayyülü için mücadele ediyoruz. Bu uzun yürüyüşe bundan sonraki dönemde, ada görüşmesine gitmeyen, bu konuda karar alan -bu yönlü bir eğilimle karar alan- diğer siyasi partilerin de katılacağına inanıyoruz, başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere. Demokratik değişim ve dönüşüm ancak güçlü bir demokratik muhalefetle gerçekleşebilir. Toplumsal temsiliyetin genişletilmesi, Türkiye halklarının en geniş biçimde sürece dahil edilmesi, örgütlenmesi; barış için, demokrasi için iktidarından muhalefetine hepimizin sorumluluğunda. Demokratik çözüm için yapılması gerekenleri birlikte omuzlamalıyız. Bunu yalnızca DEM Parti’ye bırakmamalıyız. Hatta iktidar partisi tüm imkanlarını bunun için, bu temsiliyeti yaygınlaştırmak için, barışı toplumsallaştırmak için değerlendirmeli.

    ‘KÜRT SORUNU VARDIR’ DEMEK YETMİYOR

    Bu mesele küçük, dar parti çıkarlarına uygun pozisyon alışların meselesi değil. Bu mesele can kayıplarının durdurulması, bir daha olmaması… Bu açıdan baktığımızda hayati bir mesele. Bundan daha değerli, bundan daha kutsal bir şey olamaz. O yüzden bunları seçim, seçmen ölçümleri, anketler ya da bununla ilgili şekillenen kaygılar etrafında izah etmeye çalışmak yerine; bu meseleye böyle bir yerden bakıp, üstelik bu meselenin tarihsel arka planıyla, sosyolojik olarak bugüne kadar ortaya çıkan diğer boyutlarıyla da yüzleşmek gerekir. Dünden farklı bir tutum sergilemek gerekir Kürt sorununun demokratik çözümü için. Yani tüm o alışılagelmiş kalıplardan çıkalım derken, bunu söylem düzeyinde tutmamak, eylemde de gerçekleştirmek gerekir. Hem bir yandan basit parti çıkarlarına havale etmememiz gereken bir mesele, diğer yandan ciddi ve tarihsel yaklaşılması gereken bir mesele. Hem de iktidarından muhalefetine herkesin cesur adımlar atması gereken, mütereddit kalan siyasi partileri, farklı toplumsal kesimleri de cesaretlendirmesi gereken bir meseleyle karşı karşıyayız. Muhalefette ‘bekle-gör’ siyaseti yerine daha aktif bir pozisyon almalı ve kurucu bir siyaset ufkuna sahip olmalı. ‘Kürt sorunu vardır’ demek yetmiyor artık. ‘Kürt sorunu vardır’ dedikten sonra bu sorunun çözümüne ilişkin önerilerinizi de kamuoyuyla paylaşmalı ve buna uygun bir pozisyon almalı, buna uygun bir siyaset üretmelisiniz.

    KENT UZLAŞISI DAVASINDA TUTUKLU BULUNAN HERKES SERBEST BIRAKILMALI 

    Öte yandan gözümüz kulağımız bugün nerede? Kent uzlaşısı. Kürtlerin de herkes gibi bu ülkede seçme seçilme hakkı vardır. Seçme seçilme hakkına doğrudan müdahale, hatta darbe niteliğinde olan ve onu yok sayan bu davada şu dakikalarda tahliye haberleri bekliyoruz. Zaten olması gereken de budur. Aylardır birtakım farklı gerekçeler bulmaya çalışıyorlar. Oysa hiçbir gerekçe yok ortada. Tek gerekçe var. Kent uzlaşısı suç teşkil etmez. Buna rağmen insanlar aylardır hapiste tutuluyor. Neden? Kent uzlaşısı gerekçesiyle. “Kürtlerin belediye meclislerine sızması” diyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Bundan daha büyük bir ırkçılık örneği ya da böyle ırkçı bir metin olabilir mi? O yüzden kent uzlaşısı davası artık bitmeli. Buna son verilmeli. Hiç böyle bir davayla karşı karşıya kalmamalıydık. Şu anda bundan dolayı tutuklu bulunan herkes serbest bırakılmalı. Şu dakikalarda Çağlayan Adliyesinden gelecek haberi bekliyoruz. Temennimiz bu davanın özgürlükle, tahliyeyle sonuçlanması. Bir başka beklentimiz de elbette buna benzer davaların artık son bulması ve bu davalar nedeniyle hapiste tutulan herkesin serbest bırakılması.

    ADALET BAKANINA SORUYORUZ: DEMİRTAŞ’IN SERBEST BIRAKILMASI İÇİN NE BEKLENİYOR? 

    Yine en çok sorulan sorulardan birini buradan geçen hafta Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç’a yönelttik. Bir daha yöneltelim. Ne bekleniyor? Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması için ne bekleniyor? Niye bu suç işleme haline seyirci kalıyorsunuz? Tekrar ediyoruz. Başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere Kobanî Kumpas Davasından tutsak herkes serbest bırakılmalı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmalı. Artık buna son vermek gerekiyor.

    SURİYE’DE ALEVİLERE DÖNÜK ÖRGÜTLÜ NEFRET SUÇU İŞLENİYOR 

    Ne yazık ki yine son günlerde çok kötü saldırı haberleri geliyor Suriye’den. Özellikle Alevilere dönük örgütlü bir nefret suçu işleniyor orada. Bu saldırıların tesadüfi saldırılar olduğunu düşünmüyoruz. Süveyda’da 18 yaşında genç bir kadın ve annesi başından vurularak öldürüldü. Tartus, Banyas’ta yine yüksek bir tansiyon var. Kürtlerin yoğunlukta olduğu Şeyh Maksut’ta dron saldırısı haberleri var. Alevilerin çoğunlukta olduğu bölgelerde gerçekleşen bu yeni saldırı dalgasına karşı sessiz kalmamak gerekiyor. Suriye’de yaşayan farklı kimliklerin ve inançların, onların yaşam hakkının savunulması tüm insanlığın görevi. Bu katliamlara karşı sessiz kalmamak ve mutlaka Suriye’de demokratik bir düzenin sağlanabilmesi için mücadele etmek gerekiyor. Alevilerin, Kürtlerin ve Dürzilerin yoğun yaşadığı bölgelere yönelik gerçekleşen bu saldırıların tam da 10 Mart Mutabakatının son aşamasına dair tartışmalar ve açıklamalar yapılırken geliyor olmasını bir tesadüf olarak değerlendirmiyoruz.

    SURİYE’DE YAŞANANLARA SESSİZ KALMAK SUÇA ORTAK OLMAKTIR

    O yüzden yakından takip ediyoruz ve yalnızca takiple yetinilmemesi gerektiğini söylüyoruz. Buradan bir daha çağrımızı yineliyoruz. Bu konuda herkes dikkatli, duyarlı, sorumlu ve ciddi olmalıdır. Olumlu ve yapıcı bir katkıyla yaklaşmak gerekir. Suriye’de yaşanan gelişmelere yönelik de şimdilik bunları sizlerle paylaşmak istiyorum. Suriye İnsan Hakları Gözlemevinden aldığımız verilerle de paylaşmaya çalıştık ama yineliyorum. Bunlar bir tesadüf değil. Dolayısıyla bu vahşetin karşısında sessiz kalmak ancak bu suça ortak olmak olur. Bu suça kimse ortak olmamalı. Yapılması gerekenler belli, uluslararası alanda da yapılması gerekenler belli. Tabii Türkiye’nin de bu konuda sorumlulukları var. Herkes bu sorumlulukları yeniden hatırlayarak hareket etmeli. Hangi etnik kimliğe ve inanca mensup olursa olsun, herkesin yaşam hakkının en temel insan hakkı olduğu gerçeğinden hareketle, bu hakkın güvence altına alınması gerektiğini unutmadan hareket etmeli.

    6-7 ARALIK’TA İSTANBUL’DA KONFERANS, 12-14 ARALIK’TA ANKARA’YA YÜRÜYÜŞ

    6-7 Aralık’ta uluslararası bir konferans düzenliyoruz DEM Parti olarak İstanbul’da. Uluslararası Barış ve Demokrasi Konferansı. Dünyadaki çatışma çözümü deneyimlerine bakan, Türkiye’deki deneyimleri değerlendiren ve bundan sonra yapılması gerekenlere ilişkin tartışmalar yürütülecek olan bir konferansın duyurusunu da sizlere yapmak isterim. Yine yürüyüşümüz olacak. Bu yürüyüşle ilgili duyuruyu da daha önce sizlerle paylaşmıştık. Dört koldan bir yürüyüş başlatıyoruz. 12, 13, 14 Aralık’ta dört koldan Ankara’ya bir yürüyüş gerçekleştiriyoruz. İşsizliğe, açlığa, yoksulluğa, emek sömürüsüne, savaşa ve çatışmalara karşı yürüyeceğiz. Bu yürüyüşü en önde kadınlar sahiplenecek. En önde yine kadınlar olacak bu yürüyüşte ama bu yürüyüş hepimiz için. Plan Bütçe Komisyonunda bütçe görüşmeleri bitmek üzere, yakında Genel Kurulda konuşacağız bunu. Bir kez daha gördük ki halkın, emeğin, alın terinin bütçesini konuşmuyoruz; aksine holdinglerin, patronların bir ton istisnayla ödüllendirileceği bir bütçeden bahsediyoruz. Onların vergi yükünün de yine bizlere yükleneceği bir bütçeden bahsediyoruz. İşte biz buna karşı da sesimizi yükseltmek için yine alanda olacağız. Bunun da duyurusunu yapmak ve sizi de dört koldan başlatacağımız ve Ankara’da finalize edeceğimiz bu yürüyüşte yanımızda görmek istiyoruz. Mutlaka başaracağız. Bunu biliyoruz. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinde ulaşmak istediğimiz tahayyüle, demokratik topluma ve eşit, adil, kalıcı ve onurlu barışa mutlaka ulaşacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hüseyin Aykol, bir kez daha beyin kanaması geçirdi!

    Hüseyin Aykol, bir kez daha beyin kanaması geçirdi!

    PİRHA- Yoğun bakım ünitesinde tedavisi devam eden gazeteci Hüseyin Aykol, bir kez daha beyin kanaması geçirdi. 

    Gazeteci Hüseyin Aykol’un 14 Ekim’de Ankara’daki evinde geçirdiği beyin kanaması sonrası kaldırıldığı Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki tedavisi sürüyor.

    Geçirdiği iki ameliyatın ardından ciğerlerinde oluşan enfeksiyondan dolayı yoğun bakım ünitesinde tedavisi devam eden Aykol’un, bir kez daha beyin kanaması geçirdiği öğrenildi. Doktorlarının aktardığı bilgiye göre, Aykol’un beyin sapında kanama tespit edildiği belirtilirken, yeni bir ameliyatın ise risk taşıdığı ve ameliyat edilmeden durumun takip edileceği aktarıldı. Üçüncü kez beyin kanaması geçiren ve bir kez daha tomografisi çekilen Aykol’un hayati riski ise devam ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Ankara’da elektrikler 6 gün kesilecek

    Ankara’da elektrikler 6 gün kesilecek

    PİRHA-Ankara’da 6 gün boyunca planlı elektrik kesintileri uygulanacak. Çankaya, Keçiören, Yenimahalle ve Mamak başta olmak üzere birçok ilçede bakım ve hat yenileme çalışmaları yürütülecek.

    Ankara’da 27 Kasım Perşembe gününden itibaren geniş kapsamlı elektrik kesintileri uygulanacak. Enerji dağıtım şirketi tarafından yapılan açıklamaya göre, 6 gün boyunca birçok ilçede planlı bakım ve altyapı yenileme çalışmaları yürütülecek. Kesintilerin özellikle nüfusun yoğun olduğu bölgelerde gün içinde belirli saatlerde yapılacağı belirtildi. Kesintilerin yaşanacağı ilçeler arasında Çankaya, Keçiören, Yenimahalle ve Mamak bulunuyor. Gölbaşı, Etimesgut, Altındağ ve Sincan ile kırsal mahallelerde de farklı saat aralıklarında elektriklerin kesileceği bildirildi.

    YURTTAŞLARIN ELEKTRONİK CİHAZLAR KONUSUNDA ÖNLEM ALMASI İSTENDİ

    Şirket, büyük çaplı hat yenileme çalışmaları nedeniyle bazı bölgelerde kesinti saatlerinde değişiklik olabileceği uyarısında bulundu. Çalışmalara gerekçe olarak şebeke yenileme, arıza önleme ve kış ayları öncesi enerji altyapısının güçlendirilmesini gösterdi. Trafoların bakımı, eski hatların yenilenmesi, iletim hatlarında yük dengelemesi ve bazı bölgelerde yeni direk montajı gibi işlemler yapılacağı ifade edildi. Enerji akışının güvenli şekilde sağlanabilmesi için bu süreçte elektriklerin belirli zamanlarda kesilmesinin zorunlu olduğu kaydedildi.

    Uzun süreli kesintiler nedeniyle yurttaşların elektronik cihazlar, ısıtma sistemleri ve günlük ihtiyaçlar konusunda önlem alması istendi.

    PİRHA/ANKARA

  • VELİ-DER: Eğitim piyasaya, cemaatlere ve ideolojik kuşatmaya terk ediliyor!

    VELİ-DER: Eğitim piyasaya, cemaatlere ve ideolojik kuşatmaya terk ediliyor!

    PİRHA- Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), eğitim sisteminde yaşanan dönüşüme dikkat çekerek kamusal, laik ve bilimsel eğitimin aşındırıldığına ilişkin bir açıklama yaptı. Dernek, özellikle son yıllarda iktidarın eğitim politikalarının, sistemi kamusal niteliğinden uzaklaştırarak piyasacı ve gerici bir çizgiye sürüklediğini belirtti.

    Açıklamada, “Eğitim sistemi, bugünkü iktidar tarafından kamusal niteliğinden hızla uzaklaştırılarak piyasacı ve gerici bir dönüşümün hedefi haline getirdi. Eğitim, tüm çocukların eşit biçimde yararlanması gereken bir kamusal hak olmaktan çıkarılıp, ekonomik ve ideolojik çıkarların biçimlendirdiği bir alan haline getirildi” denildi.

    Tarikat ve cemaatlerle yapılan protokollere de dikkat çekilen açıklamada, Milli Eğitim Bakanlığı’nın imzaladığı anlaşmaların eğitimin laik ve bilimsel temelini zedelediği vurgulandı. “Değerler eğitimi” ya da “manevi danışmanlık” adı altında yürütülen bu uygulamaların çocukların düşünsel özgürlüğünü baskıladığı belirtilerek, kamusal okulların dini ve ideolojik yapıların faaliyet alanına dönüştürüldüğü ifade edildi. Eğitimin laik temellerinin aşındırılmasının sadece pedagojik değil, aynı zamanda demokratik toplum düzenini hedef alan siyasal bir tercih olduğu kaydedildi.

    VELİ-DER, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) üzerinden yoksul emekçi çocuklarının fiilen işçi haline getirildiğini belirterek, “MESEM uygulamaları sermayenin ihtiyaçlarına göre biçimlendirilmiş, çocuk emeğini ucuz işgücü olarak üretim süreçlerine dâhil etmenin aracı haline gelmiştir” ifadelerine yer verdi. Bu durumun çocukları hem eğitimden uzaklaştırdığı hem de güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm ettiği aktarıldı.

    Dernek, tüm toplumsal kesimleri çocukların kamusal, bilimsel, laik, karma ve eşit eğitim hakkını savunmaya çağırdı. Açıklamada, “Eğitimin piyasaya, cemaatlere ve ideolojik kuşatmalara terk edilmesine karşı; çocukların kamusal, bilimsel, laik, karma ve eşit eğitim hakkını savunmak hepimizin ortak sorumluluğudur” denildi.

    Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), Genel Başkanı Ömer Yılmaz imzalı çağrıda, eğitim alanında sözü olan kitle örgütleri, sendikalar, siyasi partiler, bilim insanları, eğitimciler ve tüm toplumsal kesimleri bir araya getirmek istediklerini belirterek, 22 Kasım saat 13:30’da Ankara Kızılay’da Milli Eğitim Bakanlığı önünde yapacakları basın açıklamasını duyurdu.

    HABER MERKEZİ