Etiket: Ankara

  • Bakırhan: Yüz yıllık bir meselenin çözümü konusunda ciddi olmak gerekiyor! VİDEO

    Bakırhan: Yüz yıllık bir meselenin çözümü konusunda ciddi olmak gerekiyor! VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmada acilen Geçiş Dönemi Yasası’nın çıkarılması gerektiğini belirtti. Bakırhan, Meclis Komisyonu’nun İmralı’ya gitme tartışmalarına da değinerek, “Meclis Komisyonunun artık bir gün bile kaybetmeden kararını alarak İmralı’ya gitmesi gerekmektedir. Yüz yıllık bir meselenin tanımı ve çözümü konusunda biraz ciddi olmak gerekiyor” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis grup toplantısında konuştu. Güncel gelişmeleri değerlendiren Bakırhan, barış sürecine dair kamuoyunun beklentisinin net olduğunu dile getirdi:
    “7’den 70’e halkla, demokratik kitle örgütleriyle, emek meslek örgütleriyle yaptığımız bütün buluşmalarda insanlar barış olsun istiyor. Demokrasi ve adalet istiyor. Biz de barış, demokrasi ve adalet isteyen halklarımıza layık bir mücadele yürüteceğiz” ifadelerini kullandı.

    “SURİYE İÇİN BİR FIRSAT PENCERESİ ARALANIYOR”

    Ortadoğu’daki gelişmelere dikkat çeken Bakırhan, Suriye’deki siyasi sürecin tüm halkları kapsaması gerektiğini vurguladı. Bakırhan, Suriye Geçiş Hükümeti Başkanı Ahmet El Şara’nın ABD ziyaretini ve Sezar yaptırımlarının kaldırılmasına dair tartışmaları hatırlatarak şunları söyledi:

    “Suriye için bir fırsat penceresi aralanıyor. Bu süreç Kürtleri, Dürzileri, Alevileri, Arapları, Türkmenleri, Çerkesleri, Süryanileri kapsayan ve haklarını garanti altına alan bir süreç olmalı.”

    Türkiye’nin Suriye’de demokratik dönüşüme yardımcı olabileceğini ifade eden Bakırhan, “Türkiye yapıcı bir rol oynayabilir, Suriye halklarının kardeşliğini destekleyebilir” dedi.

    “İDDİANAME DEĞİL ADETA BİR LABİRENT”

    Konuşmasında Türkiye’deki adalet sorununa da dikkat çeken Bakırhan, Ekrem İmamoğlu hakkında hazırlanan 3.900 sayfalık iddianameyi eleştirerek, “İddianame değil, adeta bir labirent. Bir doğruya çıkmıyor. Parçalı, maskeli, kaygan bir yorumlama çabası içeriyor” dedi.

    AİHM ve AYM kararlarının uygulanmamasını “hukuksuzluğun büyütülmesi” olarak nitelendiren Bakırhan, Van ve Iğdır’da verilen ağırlaştırılmış müebbet cezalarına değinerek yargıdaki keyfiyeti örneklerle anlattı.

    “Siyaseti iddianame esaretinden kurtarma zamanı geldi” diyen Bakırhan, siyasetin itibarsızlaştırılmasına karşı mücadele ettiklerini söyledi.

    EKONOMİK KRİZ VE BÜTÇE ELEŞTİRİSİ

    2026 bütçesine ilişkin değerlendirmesinde Bakırhan, faize 2 trilyon 742 milyar lira ayrıldığını belirterek, “Faiz savunmadan önce geliyor. Bütçe gelirlerinin yarısı ayrıcalıklı çevrelere gidiyor. Milyonlarca insan açlığa ve yoksulluğa terk ediliyor” dedi.
    Emeklilerin derin bir yoksullukla yaşadığını söyleyen Bakırhan, “Neden bu sefalet? Çünkü kaynaklar yanlış yere kullanılıyor” ifadelerini kullandı.

    “GEÇİŞ DÖNEMİ YASASI ÇIKARILMALI”

    1 Ekim 2024’ten beri barışa doğru yol alan süreci hatırlatan Bakırhan, kalıcı bir barış için atılması gereken adımları şöyle sıraladı:
    Geçiş Dönemi Yasası çıkarılmalı ve demokratik entegrasyon sağlanmalı.
    Kayyımlar tamamen kaldırılmalı, yerel yönetimler güçlendirilmeli.
    İdare ve gözlem kurulları kapatılmalı, hasta tutuklular serbest bırakılmalı.
    Barış akademisyenleri ve hukuksuzca ihraç edilen KHK’liler iade edilmeli.
    Yargı reformu yapılmalı; TMK kaldırılmalı, ifade ve basın özgürlüğü güvence altına alınmalı.
    Hasta tutuklulara yönelik uygulamaları “belirsiz bir esaret süreci” olarak tanımlayan Bakırhan, cezaevlerindeki ağır hasta tutukluların bir an önce serbest bırakılması çağrısı yaptı.
    “Komisyon İmralı’ya gitmeli”
    Meclis Komisyonu’nun bugün gerçekleştireceği toplantıya işaret eden Bakırhan, komisyonun tarihi bir sorumluluk taşıdığını belirterek, “Komisyon artık bir gün bile kaybetmeden kararını alarak İmralı’ya gitmelidir” dedi.
    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Komisyon gitmiyorsa ben giderim” sözlerini de hatırlatan Bakırhan şöyle konuştu:
    “Sayın Bahçeli’nin bu çıkışı tarihi bir sorumluluk alma cesaretidir. ‘Üç maymunu oynamaktan vazgeçelim’ çağrısı isabetlidir. Süreci korumak için bu adımlar bir an önce atılmalıdır.”
    Konuşmasını barış vurgusuyla tamamlayan Bakırhan, “Kararsız olanların kaybedeceği, kararlı olanların kazanacağı bir sonu hep birlikte göreceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • İHD’nin yeni Eş Genel Başkanları Oya Ersoy ve Cihan Aydın oldu

    İHD’nin yeni Eş Genel Başkanları Oya Ersoy ve Cihan Aydın oldu

    PİRHA- İHD’nin genel kurulu sona erdi. Tek listeyle giliden seçimde yeni Eş Genel Başkanları Oya Ersoy ve Cihan Aydın oldu.

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 22’nci Olağan Genel Kurulu’nun ikinci günü, yapılan seçimlerle sona erdi. İki gün süren tartışmalar, rapor sunumları ve karar önergelerinin ardından delegeler sandık başına giderek yeni dönemin yönetimini belirledi.

    Genel kurulda gerçekleştirilen seçim sonucunda İHD’nin yeni Eş Genel Başkanları Oya Ersoy ve Cihan Aydın oldu.

    YÖNETİM KURULU ASİL LİSTESİ

    Genel kurulda kabul edilen yönetim kurulu asil listesinde şu isimler yer aldı:

    “Cihan Aydın

    Oya Ersoy

    Osman İşçi

    İlyas Kara

    Emire Eren Keskin

    Mehmet Tahir Saçaklı

    Hakkı Demir

    Vetha Aydın Yüksel

    Handan Coşkun

    Ercan Yılmaz

    Nimet Tanrıkulu

    Yusuf Erdoğan

    Demet Aykut

    Selahattin Okçuoğlu

    Yasemin Dora Şeker

    Rümeysa Deniz Kaya

    Serpil Sezer

    Gülseren Yoleri

    Sibel Çapraz

    Cüneyt Yılmaz

    Feray Salman

    Servet Üstün Akbaba

    Haşim Toğrulu

    Cihan Toprak

    Musa Mingsar”

    SONUÇ BİLDİRGESİ

    Genel kurulun ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde ise şu ifadeler yer aldı: “Yaklaşık 40 yıldır mücadele eden İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle demokratik çözümü, kadın ve LGBTİ+ hakları, ayrımcılık ve soykırım gibi siyasetin dahi söz kurmakta zorlandığı alanlarda cesaretle söz kurduğu ve eyleme geçtiği, Barış ve Demokratik Toplum sürecinde İHD’ye önemli bir rol ve misyonun yüklendiği ve bu farkındalıkla faaliyetler örgütlendiği, yaşam hakkı, İfade özgürlüğü, toplanma özgürlüğü, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı, çevre hakkı gibi hak alanlarında hak ihlallerinin arttığı, kayyum atamaları ile seçme seçilme hakkı ve halkın iradesine yönelik gaspların devam ettiği, hapishanelerde derinleşen tecrit sistemi ile birlikte her çeşit hak ihlalinin giderek daha fazla sayıda mahpus için hapishaneleri eza evine çevirdiği,  AİHM kararlarının uygulanmadığı, ulusal ve uluslararası koruma mekanizmalarının çöktüğü bir ortamda insan hakları ihlallerinin bütün toplumu kapsayacak şekilde genişlediği, kobanê kumpas ve  Gezi Davası benzeri  siyasi  davalarla yargılananlara ve topluma gözdağı verilmeye devam edildiği, muhalif örgüt ve yerel yönetimlere dair gözaltı, tutuklama ve kayyum politikalarının sürdürüldüğü, canlı cansız bütün varlıkların tehdit altında olduğu, 10 Ekim, Suruç Katliamı ve benzeri davalarda cezasızlık politikaları ile faillerin korunduğu tespitleri yapıldı ve İHD’nin yeni süreçte aşağıdaki başlıklarda faaliyetlerine ağırlık vermesi önerildi.

    Savunuculuk çalışmalarının yanı sıra belgeleme ve raporlama çalışmalarının güçlendirilmesi, faaliyetlerinin görünürlüğünün ve etkisinin artırılması, her alandaki demokratik örgütlerle dayanışma ve işbirliğinin güçlendirilmesi, insan hakları alanındaki gelişmelere ve mücadeleye  dair  sözlü tarih ve hafızalaştırma çalışmalarına ağırlık verilmesi, kurumsal yapıdaki sorunların tespiti ve çözümü konularında acil adımlar atılması, cezasızlık politikası ile mücadele, KHK ile ihraçların görevlerine geri dönmelerinin sağlanması, güvenlikçi politikalardan vazgeçilmesi için devlete uyarılarda bulunulması, barış sürecinin izlenmesi ve  toplumsal barışa hizmet edecek politikaların hayata geçirilmesi, anadil ve kültürel hakların anayasal güvence altına alınması için çalışılması, tekçi devlet anlayışına karşı eşit yurttaşlık hakkının öne çıkarılması, özellikle hapishanelerle yaşanan hak ihlallerine yasal dayanak oluşturan Terörle Mücadele Yasası, Ceza İnfaz Kanunu ve bağlı yönetmelik ve genelgelerde insan haklarına uygun düzenlemeler yapılması için çalışmalar örgütlenmesi, gerek siyaset, gerek demokratik alanda faaliyet yürüten kurumların, var olan barış sürecinden asla geri adım atmayarak,  negatif ezberlerini bozması ve barış sürecine destek vermesi yönünde çabaların yükseltilmesi, yönünde çalışmalara hız verilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Bakırhan: Barış demek aktif yerel yönetimler demektir-VİDEO

    Bakırhan: Barış demek aktif yerel yönetimler demektir-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Demokratik Yerel Yönetimler kurulunun toplantısına katıldı. Toplantı öncesi konuşan Tuncer Bakırhan, “Barış demek aktif yerel yönetimler demektir. Barış sizin alanınızın büyümesi demektir. Barış demek seçilmişlerin yerine devlet memurlarının atanmaması demektir. Barış demek iller bankasının belediyelere eşit şekilde yaklaşması demektir. Bazı belediyelere destek sunarken, bazı belediyelerin projesini engellemek değildir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğlulları ile Tuncer Bakırhan, “Belediye Eşbaşkanları ve İl Genel Meclisi eşbaşkanları buluşması”na katıldı. ÇandAmed Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen buluşmaya, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır’ın yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    Toplantının açılış konuşmasını yapan Tuncer Bakırhan, yaşamını yitiren, katledilen belediye eşbaşkanları ile siyasetçileri anıp, tutuklu siyasetçilere selam gönderdi.

    Tüm siyasi mahpusların serbest bırakılması çağrısında bulunan Bakırhan, şunları idle getirdi:

    “Çok garip bir ülke. Neyini tutsak bir bozukluk, hukuksuzluk var. Bir türlü bitmedi. 2 gün önce Selçuk Mızraklı’nın şartlı tahliye talebi reddedildi. ‘Örgütten kopmadığı’ gerekçe gösteriliyor. Evet, örgüt üyesidir, TTB’ye bağlı, partimizin üyesi. Başka bir üyeliği olmadı. Cezaevi İdare Gözlem Kurulları çok ilginçtir. Neye hizmet ettiklerini anlamak zor. Böylesi bir süreçte arkadaşlarımızı bilerek, isteyerek cezalandırmaları, infazlarını yakmalarını incelemek gerekiyor, araştırmak gerekiyor. Başka bir şeye hizmet ediyorlar. Bu akıl tutulması kararlardan vazgeçilmesi gerekiyor. Bu intikamcı yaklaşımın kimseye faydası yok. Bundan vazgeçilmelidir. Bu ülke halkın iradesini hapsettiği için hiçbir şey kazanamadı bugüne kadar. Barışı konuşuyoruz, tartışıyoruz ama Selçuk Mızraklı ‘örgütten ayrılmamış’ diye kurul karar veriyor. Bu hatadan artık vazgeçilmeli, tekrar edilmemeli. Bu provokasyonlara geçit vermeyeceğiz.

    27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde de sizlere de büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Yerel demokrasi mücadelesi yürütüyoruz. Haliyle bu süreçte yerel yönetimlerimizi yakınen ilgilendiriyor. Arkadaşlarımızın bu konuda duyarlı, sorumluluk bilinciyle hareket edeceğini, bu sürece nasıl katkı sunacağı bilinciyle daha fazla süreci toplumsallaştırmaya katkı sunacağını biliyorum.

    Barış demek aktif yerel yönetimler demektir. Barış sizin alanınızın büyümesi demektir. Barış demek seçilmişlerin yerine devlet memurlarının atanmaması demektir. Barış demek iller bankasının belediyelere eşit şekilde yaklaşması demektir. Bazı belediyelere destek sunarken, bazı belediyelerin projesini engellemek değildir. Bu süreç o yüzden sizi ilgilendiriyor. O yüzden katkılarımızı sunarak devam ettireceğiz.

    Belediyeleri komin olarak değerlendireceğiz, halkın sorunlarını çözme merkezi haline getireceğiz. Halka net sözler verdik. Uyuşturucuyla mücadele edilecek, aç kimse kalmayacak, ulaşım parasını bulamadığı için kimse okulunu durdurmayacak, kimse gelire sahip olmadığı için okulunu bırakmayacak, kardeşlik olacak dedik. Barış sürecini yakinen takip etmek seçilmiş arkadaşlarımızın sorumluluğundadır. En başa yerel yöneticilerin tutuklanmadığı bir talebi ortay koyuyoruz. Bu süreç tam da yerel yönetimlerin odağında olduğu için süreci izleyen, okuyan değil; hayata geçiren sorumluluk alan, toplumla buluşturan, toplumun soru işaretlerini gideren sizler olmalısınız. Sürecin asli yürütücüleri belediye eşbaşkanları arkadaşlarımızdır. Yeni dönemde bu süreci iradeyle, hevesle, coşkuyla karşılayacağımıza inanıyorum.

    Eğer Türkiye’de bir süreçten, demokrasiden bahsedeceksek, kayyımları ortadan kaldıran adımlar atmak gerekiyor. Belediye eşbaşkanlarımızın yeniden görev başına dönmesi gerekmektedir. Toplumun beklentisi tutsakların özgürleştirilmesidir. Bu sürecin önünü açacak olan bir taleptir. Talebimiz nettir. Kayyım atanan belediyeler halkın seçilmiş iradesine tekrar teslim edilmelidir. Halkın seçmiş olduğu irade kenti yönetmelidir. Sadece Kürt illerinde değil, Türkiye’nin tamamında artık kayyım kelimesini duymak durumunda kalmayalım. Bu garabeti artık bitirelim.

    Belediyelerin bir yandan kayyım gaspıyla uğraşırken, bir yandan da hizmet üretmeye çalışıyor. Bu yönetimleri kaybeden iktidar, bizim belediyelerle özel bir uğraş içine girdi. Bunun yanlış olduğunu belirtmek istiyoruz. Belediyelerimiz yıllarca borçlandırıldı. Şimdiye kadar kimse onlara, ‘Borçlarınızı ödeyin’ demedi. Sayıştay’ın tuttuğu raporların üzerinde kimse durmadı. Dünya kadar yolsuzluk olduğunu Sayıştay ortaya çıkardı. Biz alınca devlet bürokrasisinin aklına geldi. Kayyımların çarçur ettiği borçları bir anda hatırladılar ve bizden tahsis etmeye çalıştılar. Bu ayrımcı politikalardan vazgeçilmelidir. İller Bankası ayrımcı akılla davranmamalıdır. Bu iktidar gider iller bankası kalır. Bu ayrımcı tutumu asla unutmayız. İller bankasını eşit ve adil davranmaya çağırıyoruz. ‘Hırsızlığa sınırsız kaynak ama hizmete sıfır kaynak’ yaklaşımını eleştiriyoruz. Bu ülke demokratikleştiğinde hırsızlığa sınırsız kaynak aktaranlardan davacı olacağız. Biz bu ülkenin yurttaşlarıyız. Biz kazandığımız kentlerde sadece bize oy verenleri temsil etmiyoruz. İktidara oy verenleri de temsil ediyoruz. Kentin tamamını mağdur ediyorlar. Bu ayrımcı politikalar artık son bulmalıdır. İler bankası ayrımcılık değil, işini yapmalı. Borç yapanlardan tahsil etmeyi unutuyor, biz aldıktan sonra borcu hatırlatıp, araçları bağlıyor. Bunlara artık son verilmelidir. Yine birçok projelerimiz hayat bulmuyor. Ayıptır.

    Kürt sorunu nedir? Kürt sorunu iller bankasıdır, yaklaşımıdır. Cezaevlerindeki İdare ve Gözlem Kurulları’dır. Kürt sorunu DEM Parti olduğu için projesi engellenen belediyelerdir. Bundan vazgeçilmelidir. Bizim başarısız kılmaya çalışıyor. Sen kılsan da dişiyle, tırnağıyla oy vermiş insan buna kanar mı? Engelliyor, yetmiyor belediyemiz dışarıdan krediler almaya çalışıyor, projelere onay vermiyorlar. Kredi buluyor, ona da izin vermiyor. AKP belediyelerinin travmaya bilmem, yola ihtiyacı var. Sıra Amed’e gelince yokmuş. Belediyelere karşı ayrımcı tutumlar seçilmiş belediye eşbaşkanlarının haksız yere içeride tutulması sürece uygun olmayan Gözlem Kurulları’nın tavırları sürece olan inancı kırıyor, en başta da bizi kırıyor. Bu yaklaşımlar tedavisi olmayan yaralara yol açıyor. Yine buna benzer tasarruf genelgesi çıkardılar. Belediye el değiştirince yasalar çıkmaya başlıyor ne hikmetse. O şatafatlı konvoya binenleri de engelliyor, Diyanet İşleri Başkanlığını da engelliyor. Oralara niye tasarruf yok? Kimi belediyelerimizin makam araçları yok. Tasarruf tedbirleri varmış ama Wan’daki kayyıma tasarruf yok. Sêrt belediyesi kayyımına tasarruf genelgesi işlemiyor. Bunu kabul etmiyoruz. Bunların Türkiye kamuoyuna da duyurulması gerekiyor. Nerede görülmüş belediye eşbaşkanlarının makam aracı yok. Olsun arkadaşlarımız yine yapar, Edip Solmaz makam aracına mı biniyordu, problem yok ama ayıptır.

    Kadın yaşam merkezleri neredeyse birçok belediyemizde var. Bu çok kıymetli. Alo Şiddet Hattı, Jinkart, meslek kursları, kadın kent bostanları, gençler için merkezler. Biz gençleri uyuşturucu belasından uzaklaştırmaya çalıştırıyoruz, onlar sokağa salıp iyice bu belaya bulaştırmaya çalışıyor. Çocuklar için Zarokistanlar var, film gösterimleri, yaz spor okulları, engelli kardeşlerimiz için daire başkanlıkları… Kültür ve dil alanında ciddi çalışmalar yaptılar belediyelerimiz. Kitap fuarları, dil kursları, çok dilli hizmetler, sosyal belediyecilik konusunda dünyaya örnek olacak çalışmalara imza attı belediyelerimiz. Yoksul öğrencilere burslar, halk lokantaları, tandırlar… Belediyelerimiz kırsallara hizmet götürdü. Kürt sorunu iki köy arasındaki farktır. Aslfalt dökülüyor oy verene, bir metre ileriye gitmiyor, diğer sınıra gitmiyor. Çünkü oy vermemiş. Kürt sorunu neymiş? Al sana Kürt sorunu. Bugüne kadar hizmet götürülmeyen kırsala, hizmet götüren il genel meclis üyelerimiz oldu. Adil bir şekilde davranmamız gerekiyor. Yine çok önemli bir şeye hizmet ettik; Katılımcı Bütçe Modeli. Çok önemli şeyler yapıyor arkadaşlarımız. 2026 bütçesini hazırlarken ilk önce halkın talebini aldılar. Buna göre projeler oluşturuldu. Öncelikler halk oylamasıyla belirlendi. Çünkü halkın talebi çok. Hizmet gitmemiş. Dolayısıyla hizmeti de halk oylamasıyla belirlendi. Bu yerel demokrasinin şeffaf ve çoğulcu şekilde uygulanmasının ilk örneğidir. Halk talep etti, oy verdi, önceliğini belirledi, belediyelerimiz hayata geçirdi. Bu katılımcı bütçe modelini hayata geçiren belediyelerimizi tebrik ediyorum.

    Halkın değerlerine sahip çıktıkça var oluruz, büyürüz. Halkın değerlerine dayanmak, o değerlerle yürümek bizim için yol açıcıdır. Halkın değerlerine sahip çıkın, yoksulluğu da halkın değerlerine sahip çıkara aşarsanız. Eğer bugünlere geldiysek, Edip Solmaz’dan bu günlere geldiysek işte bizi ayakta tutan bu değerlerdir. Dayanacağımız tek şey halkın kendisi ve değerleridir.

    Ortadoğu’da çok ciddi gelişmeler oluyor, yeni bir dünya kuruluyor. Suriye’de, Rojava’da tarihi gelişmelere tanıklık ediyoruz. Belki de önümüzdeki yüz yıl Ortadoğu’da şimdi yazılıyor. Dolayısıyla yüz yılın belirleneceği bir aralıkta yöneticilik yapıyoruz, kentlerimizi yönetiyoruz. Bu aralıkta büyük riskler de olabilir, büyük kazanımlarda elde edebiliriz. Büyük kazanmak, riskleri bertaraf etmek biraz bizim elimizdedir. Değerlere sahip çıkarsak, örgütlenebilirsek, halkın gücünü yanımıza alabilirsek, Ortadoğu’da çok önemli bir yerde durabiliriz. Buna umudum tam. Kuzey Doğu Suriye’deki halklar bahçesinin nasıl var olduğuna şahitlik ediyoruz. Tam da burada yerel yönetimler çok önemlidir.

    Örgütlenme alanımız yerel yönetimlerdir. Dünden daha çetin bir mücadele içindeyiz. Bu süreci doğru yöneteceğiz. Doğru örgütleyeceğiz, doğru hizmet üreteceğiz ve büyük kazanacağız.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Hak gaspına karşı 6 aydır direnen TPI işçileri Ankara’ya gidiyor

    Hak gaspına karşı 6 aydır direnen TPI işçileri Ankara’ya gidiyor

    PİRHA- İzmir’de TPI Kompozit fabrikasında çalışan ve 13 Mayıs’ta düşük ücret ile ağır çalışma koşullarına karşı greve çıkan Petrol-İş üyesi yaklaşık 2.300 işçi, 11 Kasım’da hak gasplarına karşı Ankara’da eyleme gidiyor. İşçilerden Sevgi Sağlamtürk, “Sahadaki işçilerin de gücünü alarak Ankara’da olacağız ve haklarımızı gasp ettirmeyeceğiz” dedi.

    İzmir’de faaliyet gösteren ve rüzgar türbini kanatları üreten ABD merkezli TPI Composites’te çalışan 2.300 Petrol-İş üyesi işçi, 13 Mayıs’ta başlattıkları grevin ardından bu kez Ankara’ya gidiyor. İşçiler, şirketin ‘iflas ve şirket devri’ hamleleriyle kazanılmış haklarını gasbetmeye çalıştığını belirterek 11 Kasım’da ABD Büyükelçiliği önünde protesto düzenleyecek.

    Petrol-İş üyesi TPI işçileri yaptıkları açıklamada, yıllardır ağır koşullarda kimyasal maddeler içinde, ciddi sağlık riskleriyle üretim yaptıklarını hatırlatarak, asgari ücret seviyesinin biraz üzerinde bir yaşamın kendilerine dayatıldığını söyledi.

    İşçilerin 11 Kasım’da ABD Büyükelçiliği önünde yapacağı eyleme ilişkin yapılan açıklamada, “Yıllardır emeğimizi sömüren, taleplerimizi yok sayan, grevimizi karalamaya çalışan Amerikan sermayesi TPI, şimdi de iflas ve şirket devri gibi ayak oyunlarıyla kazanılmış haklarımıza göz dikmiş durumda. Bu açık bir emek hırsızlığı, açık bir vurgunculuk girişimidir. Binlerce işçinin hakkını gasp edip kaçmalarını seyretmeyeceğiz! Bugüne kadar bu yasa-kural tanımaz saldırıya ne devlet kurumları ne de sendika genel merkezi açık bir tutum aldı. Ama biz susmuyoruz, boyun eğmiyoruz. Haklarımızdan, geleceğimizden vazgeçmiyoruz. Mücadelemizi sürdürmek, bu ülkenin işçilerinin emeklerinin çalınmasına “dur” demek için adım atıyoruz! TPI sermayesinin elini kolunu sallayarak bu ülkeye gelip, bizden çaldıklarıyla çıkıp gitmesine izin vermeyeceğiz!” denildi.

    “HAKLARIMIZI GASP ETTİRMEYECEĞİZ”

    Ajansımıza konuşan TPI işçilerinden Sevgi Sağlamtürk, ülkenin birçok yerinde emekçilerin TPI işçilerinin durumuna benzer hak gasplarına maruz kaldığını söyleyerek, “Hepimiz adil, eşit ve güvenli şartlarda çalışmak istiyoruz. Biz ise altı aydır ne geriye dönük haklarımızı alabildik ne de on yıllık, on beş yıllık çalışan arkadaşlarımız tazminat, ihbar gibi haklarını alabildi. Şu anda işten çıkışlarımız gerçekleşti. Hukuksuzca işten çıkarıldık. 6 aydan beri grevdeyiz. Grev sürecinde de mağdur edildik. TPI işçilerinin durumu basına yansıdı ama bu durumu yaşayan sayısızca işçi var. Birçok işçi bununla yüz yüze kalıyor. Ülkenin her yerinde işçilerin durumu aynı. Patronlar işçileri, ‘fazla ücret istemeyin TPI işçisi gibi olursunuz’ diyerek tehdit ediyor. Hepimiz adil, eşit ve güvenli şartlarda çalışmak istiyoruz. Sahadaki işçilerin de gücünü alarak Ankara’da olacağız ve haklarımızı gasp ettirmeyeceğiz” diye belirtti.

    BU AKŞAM ANKARA’YA DOĞRU YOLA ÇIKACAKLAR

    Mücadeleden geri atmayacaklarını ve kararlı olduklarının altını çizen TPI işçisi Sevgi Sağlamtürk, bu akşam saat 22.00’de İzmir Bayraklı’dan yola çıkacaklarını ve 11 Kasım’da Ankara’da bulunan ABD Büyükelçiliği önünde taleplerini haykırıcaklarını söyledi.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

     

  • DİSK Genel Sekreteri Görgün: 2026 bütçesi faize, güvenliğe ayrılmış bir bütçedir!-VİDEO

    DİSK Genel Sekreteri Görgün: 2026 bütçesi faize, güvenliğe ayrılmış bir bütçedir!-VİDEO

    PİRHA – Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Sekreteri Tayfun Görgün, Meclis’e sunulan 2026 bütçesini, “savunma ve güvenlik harcamalarıyla Cumhuriyet tarihinin en yüksek noktasına erişmiş bir bütçe”olarak nitelendirdi. Görgün, “2026 bütçesi geliri bakımından emekçilerin ve geniş halk kesimlerinin sırtına vergilerle binen bir bütçedir” dedi.

    DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, 2026 yılı bütçe taslağına ilişkin PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede, bütçenin sadece teknik bir belge değil, “kimin payına ne düşeceğini, kimden ne kesileceğini, neye ve kime aktarılacağını gösteren bir siyasi tercihler belgesi” olduğunu söyledi.

    “BÜTÇE GELİRİ HALKIN SIRTINA YÜKLENMİŞ DURUMDA”

    Görgün, 2026 bütçesinin gelirleri bakımından emekçilerin ve geniş halk kesimlerinin sırtına yüklendiğini belirterek şunları ifade etti:

    “2026 bütçesi, gelirleri bakımından emekçilere ve geniş halk kesimlerine vergilerle binen bir bütçe olduğunu çok rahat söyleyebiliriz. Gider kalemlerine baktığımızda ise büyük bir ağırlığın faize, savunma ve güvenlik alanına harcandığını ve sermaye teşviklerine öncelik verildiğini görüyoruz.

    Bütçenin giderleri 18,9 trilyon TL, net gelirleri ise 16,2 trilyon TL olarak görünüyor. Buna göre bütçe açığı 2,7 trilyon lira olarak öngörülmüş. Toplam vergi gelirleri 13,8 trilyon lira ile bütçe gelirlerinin yüzde 85’ini oluşturuyor. Ancak bu vergilerin yüzde 64’ünü dolaylı vergiler oluşturuyor. Yani elektriğe, suya, pirince kadar her şeyden alınan vergilerle halktan toplanıyor.

    Gelir vergisi yani çalışanların maaşlarından kesilen vergi de yüzde 19’dan yüzde 25’e çıkmış durumda. Bu tablo, tamamen halkın ve çalışanların sırtına yüklenen bir bütçeyi gösteriyor.”

    “FAİZ GİDERİ SOSYAL YARDIMLARIN ÜÇ KATI”

    Görgün, bütçede emekçilerden tasarruf edilirken finans kesimlerine ciddi kaynak aktarıldığını da belirtti:

    “Toplam bütçe giderlerinin yüzde 14,5 ila 15’i faiz ödemelerine ayrılmış durumda. Sosyal yardımlara ayrılan pay 917 milyar TL. Yani vatandaşa yapılan sosyal yardımın üç katı kadar bir miktar faize ayrılmış. Kaynak dağılımına baktığımızda emekçilerden kesiliyor, finans kesimlerine aktarılıyor. Ayrıca patronlara doğrudan 713 milyar TL kaynak ayrılmış durumda. Bunun yanında kamu hizmetlerine ayrılan pay ciddi biçimde daralıyor. Bu da bütçenin kimin çıkarını koruduğunu açıkça gösteriyor.”

    “YATIRIM VE ÜRETİM DEĞİL FAİZ VE GÜVENLİK ÖNCELİKLİ” 

    Hükümetin bütçeyi “yatırım ve üretim odaklı” olarak tanımlamasını da eleştiren Görgün, “Rakamlara baktığımızda bu iddianın doğru olmadığını görüyoruz” dedi ve şöyle devam etti:

    “Faiz ve savunma alanlarındaki artış, yatırım vurgusuyla bağdaşmıyor. Faiz ödemeleri yüzde 33,6 artışla 2,9 trilyon TL’ye ulaşmış. Savunma ve güvenlik harcamaları ise 2,2 trilyon TL ile Cumhuriyet tarihinin en yüksek noktasına erişmiş durumda.

    Kamu-özel iş birliği projelerine (köprü, otoyol, şehir hastaneleri gibi) ayrılan kaynak 280 milyar TL’ye çıkmış; bu da yüzde 40 artış anlamına geliyor. Bu garantili ödemeler yalnızca 2026 için değil, 2026-2028 dönemi için de 847 milyar TL’yi bulacak. Bunlar reel yatırımlar değil, özel şirketlere garanti transferi anlamına geliyor.”

    “KADINLAR GENÇLER EMEKLİLER BÜTÇEDE YOK SAYILIYOR”

    Görgün, bütçenin toplumun kırılgan kesimlerini görmezden geldiğini vurguladı:

    “2026 bütçesi kadınları, gençleri, işçileri, emeklileri ve işsizleri tamamen yok sayan bir bütçedir. Ortalama işçi ücretlerinin yarısı vergi ve enflasyon nedeniyle erimiş durumda. Bizim araştırmalarımıza göre, işçilerin 2025 yılının ilk 10 ayında ücret kaybı 1,8 trilyon liraya ulaşmış durumda.

    Emekliler bakımından ise durum çok daha kötü. Hükümet yıllardır ‘kaynak yok’ diyor ama görüyoruz ki kaynak var, niyet yok. SGK’ya yapılan bütçe transferlerinin oranı da gerilemiş durumda. 2014’te yüzde 17,2 olan oran, 2024’te yüzde 13’e kadar düşmüş.”

    BÜTÇE SÜRECİ DEMOKRATİK YÜRÜTÜLMÜYOR”

    Görgün, bütçe sürecinin demokratik katılım olmadan yürütüldüğünü belirtti:

    “Süreç tamamen yürütme ağırlıklı adımlarla şekilleniyor. Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmelere halkın, emekçilerin, sendikaların katılımı son derece sınırlı. Bu nedenle mağdur kesimlerin sesini Meclis’e taşımak neredeyse imkânsız hale geldi.”

    Muhalefetin bütçedeki etkisinin sınırlı olduğunu belirten Görgün, esas etkinin örgütlü toplumsal mücadeleyle sağlanabileceğini söyledi:

    “Eğer etkiyi yalnızca Meclis aritmetiğiyle ölçersek, muhalefetin bütçeyi belirleme gücü yok. Ancak bütçe bir siyasi tercihler belgesidir. Gerçek etki sokakta, iş yerlerinde, sendikalarda, mahallelerde örgütlenerek ortaya çıkar. Eğer emekçiler, kadınlar, gençler ve emekliler birleşip ses çıkarabilirlerse bu bütçeyi değiştirme gücü doğar.”

    “BU ÜLKEDE AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA YAŞAM DAYATILIYOR”

    Bütçede halkın yaşadığı ekonomik krizinin dikkate alınmadığını belirten Görgün, şunları kaydetti:

    “Emekçinin alım gücü düşerken, halk açlık ve yoksulluk sınırının çok altında bir asgari ücrete mahkûm ediliyor. Ara zam bile yapılmadı. Bütçe, sermayeye kaynak aktarmaktan başka bir işe yaramıyor. Tarım kesimi için de hiçbir düzenleme yok. Bu bütçe, emekçilerin gelirini artırmak yerine finans kesimini korumayı tercih ediyor.”

    DİSK olarak bütçeye alternatif bir önerileri olduğunu belirten Görgün, üç temel başlık sıraladı:

    “Birincisi, vergide ve gelirde adalet sağlanmalıdır. Dolaylı vergilerin payı düşürülmeli, ücretlilerden alınan vergilerde adalet getirilmeli. İkincisi, kamusal hizmet ve sosyal koruma güçlendirilmeli. Üçüncüsü, kamu yatırımı ve istihdam artırılmalıdır.

    Kamusal kaynaklar eğitim, sağlık ve kadınlara yönelik alanlara yönlendirilmelidir. Demokratik bütçe, halkın katılımı ve şeffaflıkla mümkündür.”

    Görgün, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

    “2026 bütçesi ücretleri ve emekçileri koruyacak bir yeniden bölüşüm yerine faize, güvenlik alanına ve sermaye teşviklerine öncelik veren bir bütçedir. Bu yönüyle halka dayanan bir bütçe değildir.

    Vergide adaletin sağlanması, SGK ve sosyal koruma payının yükseltilmesi, garantili ödemelerin kısılması ve kamusal yatırımın artırılması şarttır. Aksi halde işçiler ve emekçiler için alım gücü kaybı, yoksulluk ve hizmet kalitesinde gerileme kaçınılmaz olacaktır.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • İHD 583. haftada hasta mahpus Mehmet Nuri Özen için basın açıklaması yaptı

    İHD 583. haftada hasta mahpus Mehmet Nuri Özen için basın açıklaması yaptı

    PİRHA-Sakarya Meydanı’nda, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi tarafından 583. hafta basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamayı, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi Barış Barışık okudu.

    İnsan Hakları Derneği’nin tespit edebildiği kadarıyla Türkiye hapishanelerinde 161’i kadın, 1.251’i erkek olmak üzere en az 1.412 hasta mahpus bulunmakta. Basın açıklamasında, ” Bu mahpusların 335’i “ağır hasta” kategorisindedir; 230’u tek başına yaşamını sürdürememekte, 105’inin sürekli desteğe ihtiyacı bulunmakta ve 188 mahpusun hastalıkları nedeniyle düzenli gözetim altında tutulması gerekmektedir. Hapishane koşullarında yaşamaları mümkün olmayan hasta mahpusların tedavileri aksamakta; buna rağmen tahliyeleri sağlanmamaktadır” denildi.

    Bu hafta, Sincan 2 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesi’nde tutulan Mehmet Nuri Özen’in çoklu ve kronik sağlık sorunlarına rağmen tedaviye erişiminde yaşanan sorunlar, İHD Ankara Şube Yönetim Kurulu üyesi Barış Barışık tarafından kamuoyunun bilgisine sunuldu. Basın açıklamasını okuyan Barışık şu ifadelere yer verdi,

    “Mehmet Nuri Özen, tarafımıza ilettiği kadarıyla epilepsi, fıtık, kalp rahatsızlığı, omuz ve ayak bileği hasarı, işitme kaybı, mide-bağırsak problemleri gibi çoklu ve kronik hastalıkları bulunduğunu; 2013 yılından bu yana epilepsi teşhisinin raporlarla belgeli olduğunu aktarmıştır.

    Özen’in beyanlarına göre:

    • Epilepsi hastalığı 2013 yılında İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesi tarafından raporlanmış olup, kriz geçmişi bulunmaktadır.

    • Bel ve boyun bölgesinde ikişer adet fıtık tespit edilmiş, 2019 tarihli MR ile ilerlediği belirlenmiş ve günlük yaşamı zorlaştıracak düzeye geldiği ifade edilmiştir.

    • Kalp rahatsızlığı nedeniyle defalarca acile kaldırılmış, geçtiğimiz yıl Ankara Etlik Şehir Hastanesi’nde anjiyografi uygulanmıştır.

    • Sağ omzu ve kolunda 14 yıldır yırtık, ödem ve hareket kısıtlılığı bulunduğu; ameliyat gerektiği halde işlemin uygulanmadığı, yalnızca ilaç ve merhem tedavileri ile geçiştirildiği belirtilmiştir.

    • Sağ ayak bileğinde 12–13 yıldır ödem ve ağrı devam etmekte olup yürümesini ve ayakta kalmasını zorlaştırmaktadır.

    • Mide ve bağırsak sorunları nedeniyle üç kez endoskopi, üç kez kolonoskopi yapılmış; enfeksiyon tedavisine rağmen şikayetler devam etmektedir.

    • İşitme kaybı nedeniyle işitme cihazı kullanmak zorunda kalmıştır.

    Mehmet Nuri Özen 1995 yılından bu yana mahpus olup, ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsüdür ve sık sık sürgün edilmesi nedeniyle on farklı cezaevinde kalmıştır. 50 yaşındaki Özen’in çoklu hastalıkları, kronik ağrı ve hareket kısıtlılığı, epilepsi geçmişi, kalp ve sindirim sistemi rahatsızlıkları birlikte değerlendirildiğinde düzenli ve bütüncül tıbbi bakıma ihtiyaç duyduğu açıktır.

    Bu tablo; kardiyoloji, nöroloji, ortopedi, gastroenteroloji ve fizik tedavi alanlarında eşzamanlı ve sürekli tedavi gerektirmektedir. Ameliyat ihtiyacının “uğraştırıcı” olduğu gerekçesiyle ertelenmesi, ilaçla geçiştirilmesi ve kronik ağrı-hareket kısıtlılığının sürmesi, mahpus sağlığı açısından kabul edilemez bir durumdur.

    Özen’in aktardığı sağlık sorunları, 5275 sayılı Kanun’un 16. maddesi çerçevesinde infazın geri bırakılması ve bağımsız sağlık kurullarından rapor alınması gerekliliğini doğurmaktadır. Kronikleşmiş, çoklu ve ağır nitelikteki hastalıkların cezaevi koşullarında tedavisi mümkün olmadığı gibi, mevcut halin devamı geriye dönüşü olmayan sağlık sonuçlarına yol açma riskini barındırmaktadır.

    İlgili tüm kurumlardan görevlerini yapmalarını ve bu açık yaşam hakkı ihlalini derhal gidermelerini istiyoruz. Olası tüm olumsuzlukların sorumluluğu, bu ihmale göz yuman ve sürmesine izin verenlerdedir.

    Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 583. haftada da hapishanelerdeki hasta mahpusların durumunu kamuoyuna duyuruyoruz. Bu sorunlar tamamen çözülene dek paylaşmaya ve çözüm talep etmeye devam edeceğiz.

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Aleviler olarak eşit yurttaşlığa dayalı bütçe istiyoruz’-VİDEO

    ‘Aleviler olarak eşit yurttaşlığa dayalı bütçe istiyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Cuma Erçe,  Aleviler olarak bütçeden özel bir pay istemediklerinin altını çizerek, “Bu ülkede yaşayan her bir canın, her bir vatandaşın lehine bir bütçe istiyoruz. Yani çocuklarının eğitimine ayrılacak bütçe, halkın sağlığına ayrılacak bir bütçe, temiz bir çevrede, temiz su kaynaklarına ulaşabileceğimiz bir bütçeden yanayız” dedi.

    Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşmelerine başlanan 2026 Bütçe’sine dair Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Cuma Erçe, sorularımızı yanıtladı.

    “2026 BÜTÇESİNİN DİĞER BÜTÇELERDEN FARKI YOK”

    -Alevi kurumlarına yönelik son dönemde açılan “kültür evleri” ve “Alevi-Bektaşi Başkanlığı” gibi kalemler bütçede nasıl yer alıyor? Bunları yeterli ya da samimi buluyor musunuz?

    Cuma Erçe: Bütçe kalemlerine bakıldığında zaten genel anlamda olmayan yani devletin nazarında ötekileştirilmiş, yok sayılmış, inkâr edilmiş, Alevilerin ve Alevi inancının bütçede yer almadığını da çok net olarak görmemiz mümkün. Alevi kurumlarına, Alevilerin ibadethanelerine yönelik bir çalışmanın olmadığı da çok net olarak görünüyor.

    “ALEVİLER OLARAK BU ÜLKEDE YAŞAYAN  HER VATANDAŞIN LEHİNE BİR BÜTÇE İSTİYORUZ”

    -Alevi toplumunun taleplerine ilişkin özel bir bütçe kalemi ayrılması gerektiğini düşünüyor musunuz?

    Cuma Erçe: Alevi kurumlarının ve Alevilerin kuruluşlarını asla kabul etmeyeceklerini deklare ettikleri, Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı’na Kültür Bakanlığı üzerinden aktarılacak olan bütçenin de aslında biz Alevilere ve Alevi kurumlarına, cemevlerine yansımayacağını, yansıyacak olanların da kendilerince makul ve makbul Alevi kurumlarına peşkeş çekileceğini şimdiden görmemiz mümkün.

    Esas itibariyle bizim beklentimiz ya da mücadelemiz eşit yurttaşlık mücadelesi. Eşit yurttaşlık mücadelesi dendiğinde aslında Alevilerin de, Sünnilerin de, başka inanç gruplarının da, kendisini öteki gören ya da ötekileştirilen bütün kesimler açısından eşit yurttaşlık meselesinin bunların hepsini keseceğini düşünüyoruz. Biz Aleviler için özel bir bütçe falan talep etmiyoruz.

    Bu ülkede yaşayan her bir canın, her bir vatandaşın lehine bir bütçe istiyoruz. Yani çocuklarının eğitimine ayrılacak bütçe, halkın sağlığına ayrılacak bir bütçe, temiz bir çevrede, temiz su kaynaklarına ulaşabileceğimiz bir bütçeden bahsediyoruz. Burada kendimizde görürüz.

    Daha çok yoksul çocukların eğitim haklarının elinden alındığını gördüğümüz bir ortamda eğitime ayrılan bütçenin çok yetersiz kaldığını, öğretmen atamalarının çok çok altta kaldığını görüyoruz. Toplumda korkunç bir yoksullaşma görüyoruz ve bu yoksullaşmaya bağlı olarak da toplumun önemli bir kesiminin, açlık sınırının çok altında kalan ücretlere tabi tutuldukları tam bir kölelik rejiminin olduğunu net olarak görüyoruz. Halkımız çok sıkıntı içerisindeyken biz Aleviler olarak ayrı bir bütçeden bahsetmemiz mümkün değil. Biz bütçenin kalem kalem herkesi kapsayacak biçimiyle eşit olmasını ama bunun yanında da aynı zamanda şeffaf olmasını istiyoruz.

    Bu bütçeye bakıldığında bir savaş bütçesi olarak devam ettiğini net olarak görüyoruz. Yani yıllardır bundan vazgeçilmedi. İşte en son yine İngiltere Başbakanının Türkiye’ye gelmesiyle, onlarla yapılan anlaşmalar ortaya çıktı. Yine Türkiye Cumhurbaşkanının Beyaz Saray’da dünya halklarının baş düşmanı olan Amerika Başkanı Trump’la yaptığı görüşmeler var. Orada hangi sözlerin verildiği, nelerin yapıldığına dair dedikodular, yazılanlar, çizilenler ortada. Hal böyleyken halkçı bir bütçenin olmadığını ifade ediyoruz.

    Yoksa biz Aleviler olarak bize özel bütçe ayrın demiyoruz. Laik bir ülkede zaten inanç gruplarına bütçe ayrılmaz. Ve bütün vatandaşlar, o ülkenin bütün vatandaşları, o ülkede yaşayan bütün canlılara eşit muamelede bulunulur, eşit davranılır.

    “DİYANETE BÜTÇEDEN AYRILAN PAY 7-8 BAKANLIĞIN BÜTÇESİNE EŞİT”

    – Bütçede Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan payın yine yüksek olması Alevi toplumu açısından ne ifade ediyor?

    Cuma Erçe: Bu bütçenin Diyanet İşleri Başkanlığı’na yönelik bir bütçe olduğunu, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin eğitime, sağlığa, çevreye ayrılan bütçenin çok çok daha üstünde olduğunu görüyoruz. Zaten 7-8 bakanlığın bütçesinden daha büyük bir bütçeye sahip olan kocaman bir holdingden bahsediyoruz.

    Diyanet İşleri Başkanlığı gericilik merkezi olarak iş yapmaktan başka bir işe yaramayan, kadın düşmanı beyanatların hazırlandığı ya da imamlar tarafından camilerde hutbeye dönüştürüldüğü, yine gericiliğin aslında teorisinin oluşturulduğu bir merkez. Cemaatlerin, tarikatların yuvalandıkları bu merkeze, bilimden, kültürden, sanattan uzak bir merkezin, tamamen gericilik ve asimilasyon üssü olarak kullanılan ve her yıl daha çok bütçe ayrılmaktadır.

    “BİZİM TALEBİMİZ LAİK VE DEMOKRATİK BİR CUMHURİYETTİR”

    -Alevi kurumları bütçe görüşmelerinde ortak bir talep ya da öneri sunmayı düşünüyor mu?

    Cuma Erçe: Bizim talebimiz laik, demokratik bir cumhuriyet talebidir. Onun dışında biz ayrıca bir bütçe talebimiz yoktur.

    “ALEVİLERE ÖZEL BÜTÇE AYIRIN DERDİMİZ YOK”

    Kültürel mirasın korunması veya inanç mekânlarının onarımı için bütçede yer ayrılmaması ne anlama geliyor sizce?

    Cuma Erçe-Aslında tarihine düşman bir ülke politikası, bir siyaseti güdülüyor. Yani yıllardır aslında tarihi kalıntıların korunması yerine tümünden ortadan kaldırılmasına göz yumuluyor. Hatta zaman zaman bu tarihi kalıntıları ortadan kaldıran projelere imza atılıyor. Barajlarda gördük nice tarihi eserlerin dünya çapında inanılmaz yere sahip olan tarihsel kalıntıların nasıl sular altında bırakıldığını gördük.

     Ayakta kalanları ise özellikle Alevilerin tarihinde çok önemli yer tutan dergâhlarımızın, ibadethanelerimizin, ziyaretgâhlarımızın bırakın korunmasını, onarılmasını, buraları neredeyse bir caminin parçası haline getirip buralara minareler diken, mescide çeviren yaklaşımlar görüyoruz.

    Ve bunun dışında da birçok dergahımızın kapısına Kültür Bakanlığı tabelalarının asıldığını görüyorsunuz. Bu öyle olunca da ayrı bir bütçenin anlamı kalmıyor. Çünkü ayrılan bütçede asimilasyon politikalarına hizmet edecek şekilde kullanılıyor.

    Dolayısıyla bunların toplamına bakıldığında bize sunulan rakamın çok çok daha üstünde dini vakıflara, cemaatlere, tarikatlara, onların camilerine, mescitlerine, onların Kur’an kurslarına korkunç paralarının aktarıldığını net bir şekilde görüyoruz. Biz bu paraların bir kısmını da cemevlerine, bir kısmını da bize verin demiyoruz. Böyle bir derdimiz yok. Biz söylediğimiz çok açık eşit yurttaşlıktan yanayız.

    Dilini kullanamayan, dili yasaklanmış haklar içinde eşit yurttaşlık diyoruz. Yani Kürdü içinde Alevi’si içinde Türk’ü içinde Müslüman içinde herkesi için eşit yurttaşlık diyoruz. Zaten eşit yurttaşlığa dayalı laik ve demokratik bir cumhuriyet olgusuyla biz bu sorunları çözeriz.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İLGİLİ DOSYALAR

    Ender İmrek: Bu bütçe açlık ve yoksulluğu derinleştirir!
    ‘Bu bütçe çiftçiye destek değil, borç yazıyor’
    Ayşegül Devecioğlu: Savaş bütçesiyle barış olmaz

     

  • Celal Fırat: Barışın yolu cesaretten ve doğru dilden geçiyor-VİDEO

    Celal Fırat: Barışın yolu cesaretten ve doğru dilden geçiyor-VİDEO

    PİRHA-TBMM Komisyonu üyeleri, Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI) davetiyle Dublin’de düzenlenen toplantıda Kuzey İrlanda, Filipinler ve Sudan barış süreçlerinin aktörleriyle bir araya geldi. DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, görüşmelerin ardından “Bu coğrafyada acı tek taraflı değil. Derdimize merhem olmanın yolu, birbirimizi anlamaktan ve kirli dili terk etmekten geçiyor” dedi.

    Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI) Dublin’de düzenlediği toplantıya Türkiye’den katılan TBMM Komisyonu üyeleri, farklı ülkelerdeki barış deneyimlerini yerinde inceledi. DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Kuzey İrlanda, Filipinler ve Sudan süreçlerinin kilit aktörleriyle yapılan görüşmelerin “cesur adımların, doğru dilin ve empati kurmanın” önemini bir kez daha gösterdiğini belirtti. Fırat, “Dil meselesi çok değerli, bu ülkenin en temel barış eşiğidir. Komisyon cesur kararlar almalı ve toplumsal rızayı esas almalıdır” dedi. PİRHA’ya konuşan Celal Fırat sorularımızı yanıtladı.

    “DUBLİNDE ÇOK ANLAMLI VE VERİMLİ BİR ATMORFER VARDI”

    – TBMM Komisyonundan bir heyet olarak, Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI) Dublin’de düzenlediği toplantıda Kuzey İrlanda, Filipinler ve Sudan barış süreçlerinin kilit aktörleriyle bir araya geldiniz. Nasıl bir atmosferdi?

    Celal Fırat- Evet, Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI) Dublin davet edildik. 2 günlük bir çalışmaydı. Bir gün tam gündü. Diğer günde Dublin’deki özellikle oradaki muhataplarıyla görüşme fırsatımız oldu. O dönemin Adalet Bakanı, Başbakanı, Dışişleri Bakanı, aynı şekilde barış sürecinde referans olan şahıslar, kişilerle görüşme gerçekleştirildi. Bizim açımızdan çok anlamlı ve verimli toplantı oldu. Deneyimler coğrafi bölgeler farklı, her ülkenin kendi iç meseleleri, iç sorunları farklı olsa da esasen birbirine benzerlikler var. Kimlik ve dil inkârı meselesi var. Katalanlar ile Protestanlar arasındaki özellikle iki mezhep arasındaki bir çatışma süreci. Bunu çözmüşler. Gerçekten önemli şeyler ifade edildi.

    “ÇÖZÜMÜN ANAHTARI CESARET VE DOĞRU DİL”

    – Sizce Türkiye’de yürütülen sürece benzerlikler ya da farklar nelerdi?

    Celal Fırat-Dublin’de var olan sorunların üzerine cesaretle gidilmesi gerektiğini belirttiler. O ülkelerde yaşanan pratikleri Türkiye ile karşılaştırdığımızda da gerçekten benzer yanları var mı? Var. Ama bunun çözümü için yegâne koşul cesaret, dil meselesi; bunun üzerine gitmek gerekiyor. Birbirini algılayabilme, empati yapma, yaşananların kökenini, nedenlerini, niye bu noktaya geldiğini hesabını yapmak gerekiyor. Bunun için cesur kararlar almak gerekiyor. Dil meselesi çok değerli, çok anlamlı. Bunu uzun zamandır söylüyoruz. Şu an Türkiye’de görüşmeler yapılıyor ama halen maalesef dil, üslup bayağı problemli, sıkıntılı. Halen kirli bir dil kullanılıyor. Komisyonun ismi belli olmasına rağmen sabah akşam farklı farklı dillerle, “terörsüz Türkiye” söylemi dillendiriliyor. Bu dili de artık bir kenara bırakmak lazım.

    Komisyon kısa süre içerisinde çalışmalarını bir rapor halinde Adalet Komisyonuna, TBMM’ye bir rapor halinde hızlı bir şekilde yazması gerekiyor. Dinlemeler bitti. Bu dinlemelerin ana koşulu şöyle: toplumsal rızalaşma. Farklı farklı düşüncede insanlar her iki taraftan da yürekleri yanan insanlar, sivil toplum kuruluşlarından tutun iş insanlarına kadar birçok kişiler geldi, dinlenildi. Anlatımlar da bulundular ve çok değerli anlatımlar da oldu. Tabii bundan sonra komisyonun bir ara rapor yazması gerekiyor.

    “TOPLUMSAL RIZALAŞMA OLMADAN ÇÖZÜM MÜMKÜN DEĞİL”

    – Komisyonun dinlediği kesimler kimlerdi, bu görüşmelerden nasıl bir tablo çıktı?

    Celal Fırat- Şu an cezaevleriyle ilgili birçok sorun sıkıntı var. Yine silah bırakan PKK’lilere ne olacağı, bu insanların nereye gidecekleri ile ilgili buna hepimizin cevap vermesi lazım. Bu coğrafyada ne kadar acının yaşandığı hep dillendiriliyor. Acı evet yaşandı. Bunu hiç kimse inkâr etmiyor. Bu acı tek taraflı değil. Birbirimizi algılamamız, anlamamız lazım. Derdimize merhem olmamız lazım. Bunu yapabilirsek, bunun üzerine gidebilirsek ben bu sorunun nihayete erileceğine canı gönülden inanıyorum. Bunun için komisyonun biraz daha çalışması lazım.

    Özellikle İrlanda’da, Filipinlerde, Sudan’da olsun, dünyanın çeşitli yerlerinde de bu meselelerle ilgili yaptığımız görüşmeler, yaptığımız okumalar şunu net bir şekilde gösteriyor ki güven artırıcı adımlar atmak lazım. Bunun için dilimize, üslubumuza hepimizin dikkat etmesi lazım. Bunda medyanın tabii çok büyük bir sorumluluğu ve rolü var. Medyanın biraz daha bu sürece katkı sağlaması lazım. Bu coğrafyada yaşayan halkların da buna yönelik ciddi bir şekilde bir çalışma yürütmesi ve üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor. Bunları yaptığımızda demokratik bir cumhuriyetin oluşacağına inanıyorum. Aynı şekilde tabii Sayın Öcalan’la komisyonun görüşülmesi gerekiyor. Ben kısa bir süre içerisinde bunun da yapılacağına inanıyorum.

    “AKP HIZLI ADIMLAR ATMALI”

    – Siyasi partilere, özellikle iktidara hangi görevler düşüyor?

    Celal Fırat- AKP’nin hızlı bir şekilde bu sürece dair neler yapılması gerekir ile ilgili adımlar atması gerekiyor. Bu adımları kısaca da söylemek gerekirse, infaz düzenlemeleri olsun, özel yasalar olsun, çıkması gerekiyor. Şu an sadece biz bunu söylerken bir meseleye odaklanmıyoruz. Türkiye’deki bütün sorunların reçetesini bu komisyonun yazması gerekiyor. Alevi sorunu, cezaevlerinde farklı farklı düşüncedeki insanlar var. Bunlara yönelik de muhtemelen düzenlemeler olması lazım.Toplumda büyük bir beklenti var. Gerçekten birbirimizi algılayabilecek, empati yapabilecek duygularla birbirimize yanaşırsak üstesinden gelmeyeceğimiz bir sorunumuz olmayacağına inanıyorum.

    Bu sürecin baş aktörünün Sayın Abdullah Öcalan olduğunu herkes söylüyor, dillendiriyor. İlk görüşmesi gereken kişilerden birisinin özellikle başta Abdullah Öcalan olması gerekiyor. Sayın Abdullah Öcalan bir videoyla Ortadoğu’da, Türkiye’de neler yaptığını hepimiz gördük. Eskiden beri Öcalan’ı kimse dinlemez şekilde dillendiriliyordu. Ama şu an Sayın Öcalan’ın ne kadar etkin ve etken olduğunu herkes gördü. Bu anlamda bir video yayınlanmasıyla Türkiye’nin kaderi değişti diyebilirim.

    “BAHÇELİ’NİN SÖZLERİ ÖNEMLİ BARIŞ İÇİN HERKES KATKI SUNMALI”

    – MHP lideri Devlet Bahçeli’nin açıklamalarını nasıl yorumluyorsunuz?

    Celal Fırat- Devlet Bahçeli’nin sözleri çok değerli ve anlamlı. Daha öncede birçok sözler dillendirdi. Bunun için sadece MHP konuşmamalı, buna dair biraz da baskı uygulamalı. Sayın Bahçeli’nin gerçekten söylemlerini ben çok anlamlı, değerli görüyorum. Onu söylemek lazım. Barışa dair kim ne söz söylüyorsa, ne cümle kuruyorsa, ne yapmış ne etmişse, sürece kim ne katkı sağlıyorsa teşekkür etmek gerektiğini düşünüyorum. Özellikle cezaevlerinde sevgili Selahattin Başkan, Figen Başkan, ‘Kobani Kumpas Davası’, belediyelere kayyum meseleleri, cezaevlerinde infazları yakılan yüzlerce arkadaşımız, hasta tutsaklar var. Bunlara dair hızlı bir şekilde komisyonun söz kurması lazım. Sadece belli bir noktada değil, Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerine yönelik yapılan operasyonlar var. Biz parti olarak ilk günden bugüne kadar bunun bir darbe olduğunu dillendiriyoruz, söylüyoruz. Dün de söyledik, bugün de söyleyeceğiz, yarın da söyleyeceğiz. Bize yaptıklarını, başkasına yaptıklarında sessiz duracak bir hareket de değiliz. Onun için birbirimizin yarasına merhem olmamız lazım.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

     

  • Tüm Emekliler Sendikası: Emeklinin yaşam hakkına ve özgür basına dil uzatamazsınız-VİDEO

    Tüm Emekliler Sendikası: Emeklinin yaşam hakkına ve özgür basına dil uzatamazsınız-VİDEO

    PİRHA – TELE 1’e kayyım atanması ve SGK Başkanı Raci Kaya’nın emeklilere yönelik açıklamalarına tepki gösteren Tüm Emekliler Sendikası üyeleri, özgür basının susturulamayacağının altını çizerek, iktidarın emeklilerin yaşam hakkını gasp ettiğini dile getirdi.

    Tüm Emekliler Sendikası, TELE 1’e kayyım atanması ve SGK Başkanı Raci Kaya’nın emeklilere yönelik “Eskiden 50-55 yaşında ölüyorduk, şimdi emekliler 78 yaş ortalamasına geldi” açıklamasına tepki gösterdi. Basın açıklamasını sendika adına Keçiören Şube Başkanı Zerrin İğleyen, TÜİK Genel Müdürlüğü önünde yaptı.

    Zerrin İğleyen, AKP iktidarının 23 yıllık döneminin siyasal ve ekonomik çıkmazlarla dolu olduğunu vurgulayarak, “Ülke kaynakları bir avuç rantiyeciye peşkeş çektirilmiş, çalışanlar ve emekliler sefalete mahkum edilmiş, siyasi ve ekonomik çöküntüyü gizlemek için basın büyük ölçüde kontrol altına alınmıştır. Kontrol edemediği birkaç gazete ve televizyon kanalına akıl almaz sansür uygulanmakta ve ekonomik olarak sıkıştırılmaktadır. Bununla da yetinmeyen iktidar, baskılara direnen TELE 1’e kayyım atayarak susturmuştur” dedi.

    TELE 1’e KAYYIM ÖZGÜR BASINA DARBE 

    TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın gözaltına alınarak akla ziyan suçlamalarla tutuklandığı ifade edilen açıklamada, “Bu ülkenin önemli entellektüellerinden, yazar, aydın ve gazeteci Merdan Yanardağ’a casusluk suçlaması yapışmaz. Merdan Yanardağ bir yurtseverdir” ifadeleri kullanıldı.

    İğleyen, İstanbul Büyükşehir Belediyesi üzerinden CHP’yi güçsüz düşürme ve İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığını engelleme amaçlı kumpası hatırlatarak, “Merdan Yanardağ’ı bu kumpasın bir parçası yapıp TELE 1’i susturdular. Özgür yayın yapan basına da gözdağı verdiler. Özgür basın susturulamaz. Bu halk gerekirse dumanla, gerekirse ıslık çala çala haberleşir. Mutlaka bir yol bulunur. Özgürlüğün çığlığı susturulamaz” dedi.

    SGK BAŞKANI RACİ KAYA’YA SERT ELEŞTİRİ

    Açıklamada, SGK Başkanı Raci Kaya’nın emeklilerle ilgili açıklamaları da sert bir dille eleştirildi: “Mesela, bir an önce emeklilerin ölmesini isteyen SGK başkanının saçmalığını gizleyemezler. TÜİK’in enflasyonu düşük gösterme manipülasyonunu gizleyemedikleri gibi… Mantığa bakar mısınız! Emekliler uzun yaşadığı için aylıklar düşük kalıyormuş! Bu zatın, hem ömür uzadığında hem de emekli yaşının kademeli olarak 65 yaşına çıkarıldığından haberi yok herhalde! Bu zat GSMH’dan SGK’ya, özel olarak da emeklilere ayrılan payın düşürüldüğünden haberdar olmadığı düşünülemez. Daha doğrusu bu mevkide birisinin bu kadar pervasız, bu kadar sorumsuz bir açıklama yapma gafletinde bulunması düşünülemezdi. Ama oldu! AKP iktidarı artık şaşırtmıyor” denildi.

    EMEKLİLER AÇ YAŞAM HAKLARI GASP EDİLİYOR

    Emeklilerin ekonomik olarak zor durumda olduğu vurgulanan açıklamada, “Emekliler, kendileri gibi çok yerden maaş almıyorlar. Emeklilerin yan geliri yoktur. Emekliler açtır. Raci Kaya’nın anlamadığı çok belli. Tekrar edelim: Emekliler açtır. Aç bıraktığınız, yaşam haklarına çöktüğünüz emekliler, açlıktan değilse sağlıksız koşullardan çok yaşayamazlar diyorsanız haklısınız! Bu aylıklarla yaşanmaz! Çözüm üretmesi konumunda olan birinin, emekliye öl demesi kabul edilemez. Bu SGK Başkanı liyakatsızdır, insafsızdır. SGK Başkanı Raci Kaya derhal görevden alınmalıdır” ifadeleri yer aldı.

    2026 yılı bütçesinden emekliye ayrılan payın dünya ortalamasının neredeyse yarısı olduğu hatırlatılan açıklamada, “Açıkladıkları Orta Vadeli Programda emekliye zırnık koklatılmıyor. Çalışanların maaş ve ücretleri çok düşük olduğundan, SGK primi düşük olacağının sorumlusu emekliler midir? Çalışma yaşında olanların geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 33’leri bulmuş. İstihdam düşüktür. Haliyle prim ödenemiyor. Kayıt dışı çalışanlara bir de kayıt dışı göçmenler eklendiğinden Raci Kaya’nın haberi yok mudur! Türkiye’de enflasyon Pakistan’daki enflasyonun 7-8 katı. O da TÜİK soslu enflasyona göre! Cumhuriyetin 102. yılında, Cumhur ne hale düşürülmüş. TÜİK ve Raci Kaya bunlara kafa yorsun” denildi.

    Açıklama, “İktidarın özgür basını susturması, TELE 1 ile uğraşması, Merdan Yanardağ’ı tutuklaması ve Raci Kaya’nın emeklinin yaşam hakkına dil uzatması kabul edilemez. TÜİK’in enflasyonu gizlemesine alışmayacağız. Özgür basın, demokratik Türkiye ve insanca yaşam hakkımız için mücadelemizi sürdürecek ve mutlaka biz kazanacağız” sözleriyle sona erdi.

    CEBRAİL ARSLAN/ANKARA 

  • İmralı Heyeti, Erdoğan ile görüşmek için yola çıktı-VİDEO

    İmralı Heyeti, Erdoğan ile görüşmek için yola çıktı-VİDEO

    PİRHA- İmralı Heyeti, Erdoğan ile görüşmek üzere yola çıktı. Pervin Buldan, sürece dair atılması gereken adımların konuşulacağını belirterek, görüşmede AKP Genel Başkanı Efkan Ala, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın da olacağını paylaştı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Beştepe’de bulunan Külliye’de yapacağı görüşme için DEM Parti Genel Merkezi’nden ayrıldı.

    Görüşme öncesi konuşan Pervin Buldan, tarihi bir dönemin içinde olduklarını vurgulayarak, “Bu görüşme çok anlamlı ve önemli. Sürecin geldiği aşamaları, süreçte yaşanan sıkıntıları ve atılması gereken adımları istişare etmek, görüş alışverişinde bulunmak üzere Sayın Cumhurbaşkanı ile bir araya geleceğiz. Görüşmede AKP Genel Başkan Vekili Efkan Ala, MİT Başkanı İbrahim Kalın da olacak” dedi.

    Mithat Sancar da sürecin bu güne kadarki seyrini konuşacaklarını ifade ederek, “Bu konularda fikirlerimizi, değerlendirmelerimizi paylaşacağız. Kendilerinin de değerlendirmelerini dinleyeceğiz. İyi bir görüşme ve hayırlı sonuçlar doğuracak bir görüşme olacağına inanıyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Yoldaki Işık: Cemevlerinin kapılarını kadınlar aralıyor- VİDEO

    Yoldaki Işık: Cemevlerinin kapılarını kadınlar aralıyor- VİDEO

    PİRHA- Yönetmen Medet Dilek, Yoldaki Işık belgeseli ve Nerede Hayat kısa filmiyle kadınların dünyasını mercek altına alıyor. Kadınlar üzerinden kurguladığı filmler, toplumsal travmalara, kaybolan hayatlara ve görünmeyen hikâyelere ışık tutuyor.

    Yönetmen Medet Dilek, Yoldaki Işık adlı belgeseli ve ‘Nerede Hayat’ isimli kısa filminin hikayesini PİRHA’ya anlattı.

    “Yoldaki Işık belgeseli ile cemevlerinde yürütülen hizmetleri ve ritüelleri tanıtmak istedim” diyen Dilek, en  son yaptığı belgesel film çalışmalarından bir tanesinin Yoldaki Işık olduğunu söylüyor

    “Yoldaki Işık’ta semahçı olan bir kadın üzerinden Aleviliği ve cemevlerinde yaşanılan hizmetlerin nasıl yapıldığını ortaya koymak istedim. Bir yandan da cemevinde yapılan ritüellerin nasıl gerçekleştiği bir kadın üzerinden gerçekleştirmek için kameramı oraya yönlendirmek istedim.”

    Alevi dünyası deyince ilk akla gelenin cemevleri olduğunu belirten Dilek,

    “Cemevlerini biraz tanıtmak, bilmeyenlere anlatmak o alanla ilgilenenlere bir nevi yol olabilmesi açısından cemevlerine kameramı yönlendirdim. Çalışmanın ismi de Yoldaki Işık oldu.”

    Yoldaki Işık belgeselini çekmek için Ankara Mamak Tuzluçayır’da olan bir cemevini tercih ederek süreci anlattığını belirten Dilek,

    “Semahçı bir kadın üzerinden ayrıca yönetimde kendisi. Bir nevi de olsa  cemevlerinde yaşanan hizmetlerin neler olduğunu izleyicilere göstermek istedim. Yoldaki ışık bu şekilde çıktı ortaya.”

    KADIN KARAKTERLER ÜZERİNDEN ANLATIM

    Neden kadınlar üzerinden anlatılmak istediğine ilişkin konuşan Dilek şöyle devam ediyor,

    “Belgeselde bir kadın karakteri seçmemin sebebi görünürlük açısından kadının bu alanı bu ritüelleri izah etmesinin daha başarılı olduğu. Bir de kişinin kendisinin semahçı olduğunu bildiğimden dolayı bu alanı daha iyi anlatabileceğini daha iyi izah edebileceğini cemevinin ne olduğunu ya da cemevinde yaşanan hizmetlerin ne olduğunu çok iyi bir şekilde anlatacağından dolayı bir kadını tercih ettim.  Bir kadın karakteri böyle doğdu.

    Dilek, birçok belgeselinde kadın ve erkek karakterlerin dengede olmasına özen gösterdiğini ifade ederek,

    “Ben birçok yaptığım belgesellerde kadın karakteriyle erkek karakterini aynı dengede tutmaya çok özen gösteriyorum. Yani baş karakterlerim bazen erkek bazen kadın  olur. O dengeyi korumaya çalışırım. Bu belgeselde de kadının bu alanı izah etmesi, Aleviliğin  ritüellerinin ne olduğuna dair bir kadının anlatmasını daha estetiksel buluyorum.”

    Olayları kadınların izah etmesini  daha başarılı bulduğunu vurgulayan Dilek,

    “Anlatımları bir kadının izah etmesi daha algılanır oluyor diye düşündüğümden dolayı tercih ediyorum. Ama belgesellerimdeki o dengeyi de zaten koruyorum. Bir erkek olarak kadın öykülerine yönelmem benim için özel bir tercih. Çünkü onların dünyalarını ben daha derinlikli ve katmanlı buluyorum. Mercek tutmamın, kameramı tutmamın sebepleri bunlardı.”

    NEREDE HAYAT: KAYBOLAN KADINLARA SAYGI

    Kısa film çalışması olan Nerede Hayatta bir otelde çalışan bir kadın karakterini seçtiğini belirten yönetmen Medet Dilek,

    “Nerede Hayat kısa filmim asıl şu şekilde doğdu. Her şeyden önce kaybolmuş kadınlara, ışık olmuş kadınlara bir saygı mahiyetinde.”

    Filmin ana başlığının kadınlara bir saygı doğuşuyla ortaya çıktığını belirten Dilek,

    “Filmde kızı kaybolan bir kadın karakteri var. Kayboluşunu bilemiyoruz film nasıl olduğunu anlatıyor. Nasıl kaybolduğunu filmin sonunda anlaşılabiliyor. Bir kaybolma durumu var. Dünyada olsun, Türkiye’ de olsun kaybolma durumları çok yaşanılan bir durumdur. Oraya bir gönderme yapmak istedim.”

    Kaybolma durumunun kendinde bir çekicilik durumu yarattığını çocukların ve kadınların kaybolması mevzusunun  ilgilendiği bir alan olduğunu belirten Dilek,

    “Kameramı o yüzden buraya yönelttim ve Nerede Hayat diye bir kısa film çıktı ortaya. Filmde biraz kadın cinayetlerine de gönderme yaptığım bölüm var. Ama kaybolma durumu çok yaşanılıyor.”

    Genç kadınların akıbeti gibi olayların kendisini çok ilgilendirdiğini belirten Dilek,

    “Beni çok ilgilendiriyor. Niçin ilgilendiriyor? Çünkü o yaşanan olayların çok da derinlikte incelendiğini, bitmesi açısından adımların atıldığına çok inanan birisi değilim. Bir sinemacı olarak bütün bu olup bitenler nedir? O yüzden ilgileniyorum.”

    Yaşanan kayıplara yanıt olabilmek ve dikkat çekmek için böyle bir çalışmayı yaptığını belirten Dilek,

    “Yapmış olduğum belgeseller özellikle bir de kısa film  dahil oldu buna, toplumsal travmaları işlediğim için sinemam bir nevi biraz bu alanda kaldı.”

    TOPLUMSAL TRAVMALARA SİNEMA MERCEĞİ

    Bu tür yaşanmışlıklar üzerinden yapmış olduğu filmlere yönelik zaman zaman eleştiriler aldığını belirten Dilek,

    “Bu dünyanın hiç tatlı hiç iyi tarafı yok mu? deniliyor. Mutlaka ve kesinlikle vardır. Ama o alanın kendisini dünyada dolaşıma koyma çok fazla. Nedir örneğin? Bir ticari sinema bir eğlence sineması yapabilirdim. Ama zaten bu yeterince oldukça aşırı bir şekilde var ve dünyaya kendisini kabul ettirmiş ve dolaşıma da sokmuş birçok alanda rahat dolaşabiliyor.”

    Bir derdi olan veya travmaları işleyen sinemanın dünyada dolaşıma seyri veya payının çok daha ağır olduğunu vurgulayan Dilek,

    “Sesini duyurma kendisini duyurma olanakları çok aşağıda. O yüzden biraz bu alanı bırakmamayı tercih eden birisiyim. Yani toplumsal travmaları işlediğim belgeseller ve kısa filmim ‘Nerede Hayat’ tabii ki halen istenilen ilgi ve seyir seviyesine ulaşmadı.”

    Toplumsal travmalara ilgi duyan izleyici grubunun dünyada var olduğunu belirten Dilek,

    “Bu yapmış olduğum çalışmaların ilgili kanallara rahatlıkla ulaşıp ulaşmadığı sahip çıkılması noktasında ise ilginin istenilen seviyede olmadığını çok da rahatlıkla söyleyen birisiyim. Toplumsal travmaları anlatan çalışmalarıma böyle bir ilgi noktasının azlığını söyleyebilirim.”

    TAŞ DÜĞMELER: 1921 KATLİAMININ İLK BELGESELİ

    Yapmış olduğu çalışmalardan bir tanesinin de Taş Düğmeler belgeseli olduğunu belirten Dilek,

    “Taş düğmelerin İstanbul’da, Ankara’da İzmir’de, İngiltere’de Almanya’da gösterimleri yapıldı. Şöyle bir durum var. 1921 katliamına ilişkin yapılan ilk belgesel çalışması. 1921’de ne olduğunu derinlikle araştıran bir belgesel ‘Taş Düğmeler’. Böyle bir özelliği var.”

    Böylesi bir özelliğe sahip belgeselin karşılık bulup bulmadığı sorusuna Dilek,

    “Bu alana ilgi duyan bu alan üzerinde çalışma yaptığını söyleyen kurumlar, Alevi kurumları 1921’e gereken ilgi gösterdi mi derseniz asıl bunun çok yetersiz olduğunu gördüm, bunun bire bir tanıklığını yaşadım.”

    Dilek, bunun sebepleri olarak bazı kurumların hantallığını, duyarsızlığını ve 1921’i ideolojik algılama noktası olarak görmelerini belirtti:

    “1921 deyince mesafe koyan kurumlar var. Alevi kurumları var vesaire. Ama bir yandan da en büyük gerçeklik şudur: Dinamikliğini yitiren Alevi kurumları var. Dinamikliğini yeni bir şey söyleme yeterliliğini yitirmiş olan kurumlar var. Bunun yansıması oldu. ‘Taş Düğmeler’ belgeseli birçok yerde daha fazla gösterimler yapılırken İngiltere’de, Almanya’da yetersiz kaldı. Az gösterimli oldu. Evet, İngiltere’de, Almanya’da Ankara’da oldu, İstanbul’da İzmir’de oldu ama çok yeterli bulduğumu düşünmüyorum yani. Çünkü bu olayda 1921 ilk kez anlatılıyor. Bunun sorgulanması gerektiğini düşünüyorum.”

    Sinemanın gerek ticari veya politik, gerekse de toplumsal duyarlı sinema olsun, bu alanın filmlerinin bir derdi olduğunu belirten Dilek,

    “Benim de sinemayla uğraşmamın sebebi budur. Yani bir derdim var, bir şeyleri anlatmak istiyorum.”

    Dilek, son çalışmalarında Yoldaki Işık, Nerede Hayat ve Yüzümdeki Rüzgar ile ilgilendiği alanların sonuçlarını ortaya koyduğunu ifade etti:

    “Son çalışmalarım ‘Yoldaki Işık’ ya da ‘Nerede Hayat’ kısa filmimde  mevcut olan ve ilgilendiğim alanların sonuçlarını döktüm ortaya. Bu iki filmimle bir belgesel, bir kısa film ve bir de ‘Yüzümdeki Rüzgar’ filmi ise şu anda festivallerde yeni bir çalışma. Festivallere gönderdiğim bir belgesel filmle durmayan sinema yolculuğum devam ediyor.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • ‘Barış yalnızca silahların susmasıyla değil, demokratik hakların tanınmasıyla kalıcı hale gelir!’

    ‘Barış yalnızca silahların susmasıyla değil, demokratik hakların tanınmasıyla kalıcı hale gelir!’

    PİRHA-DEM Parti Parti Meclisi, PKK’nin, 26 Ekim 2025 tarihinde Türkiye sınırları içindeki tüm silahlı güçlerini geri çekme kararını, demokrasi, hukuk ve toplumsal barış süreci bakımından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirerek, “Gerekli hukuki ve siyasi adımlar bir an önce hayata geçirilmelidir. Çünkü barış yalnızca silahların susmasıyla değil, eşit yurttaşlık ve demokratik hakların tanınmasıyla kalıcı hale gelir” dedi.

     

    DEM Parti Parti Meclisi (PM), 27 Ekim 2025 tarihinde Ankara’da gerçekleştirdiği toplantının sonuç bildirgesini açıkladı.

    Toplantıda; siyasal gündem, örgütsel durum ve Meclis Grubunun çalışmaları ile 2026 bütçe görüşmelerine dair hazırlıkların detaylı bir şekilde ele alındığı belirtildi.

    “BU ÜLKENİN GELECEĞİNİ SİLAHLARIN GÖLGESİ DEĞİL HALKIN ORTAK İRADESİ BELİRLEYECEKTİR”

    Açıklanan sonuç bildirgesinde şunlar ifade edildi:

    “Bir yılı aşkın süredir ülkenin temel gündemi olan Barış ve Demokratik Toplum Süreci değerlendirilmiş, sürecin ana hedefine ulaşması için partimize düşen görev ve sorumluluklar yeniden ele alınmıştır. Bilindiği üzere, 12. Kongresi ile kendini fesheden PKK, 26 Ekim 2025 tarihinde Türkiye sınırları içindeki tüm silahlı güçlerini geri çekme kararı aldığını duyurdu. Bu gelişme, demokrasi, hukuk ve toplumsal barış süreci bakımından da önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmeli; gerekli hukuki ve siyasi adımlar bir an önce hayata geçirilmelidir. Halklarımızın yıllardır süren acıların, kayıpların ve yıkımların artık son bulması yönündeki iradesi nettir. Şiddetin değil siyasetin, savaşın değil demokratik çözümün öne çıkması için bu adımın samimiyetle desteklenmesi gerekmektedir. Çünkü barış yalnızca silahların susmasıyla değil, eşit yurttaşlık ve demokratik hakların tanınmasıyla kalıcı hale gelir. Eş Genel Başkanlarımız 27 Ekim’de yaptıkları açıklamada hem genel sürece hem de Kürt hareketinin attığı son adıma, yani silahlı güçlerin geri çekilmesi kararına yönelik partimizin görüşlerini aktarmıştır. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin akamete uğramaması, bu topraklarda barışın ve eşitliğin kök salması için üzerimize düşen her sorumluluğu dün olduğu gibi bugün de alma kararlılığındayız. Barışın ve demokratik toplumun inşası bu topraklarda yaşayan herkes için bir arada eşit ve özgür yaşamın önünü açacaktır. Bu ülkenin geleceğini silahların gölgesi değil halkın ortak iradesi belirleyecektir.

    1. Türkiye bir kez daha iktidardan yöneltilen hukuk dışı uygulamalarla, adaletsizlikle ve baskıyla karşı karşıyadır. Son günlerde CHP’ye yönelik gerçekleştirilen operasyonlar, sadece bir partiye değil; tüm demokratik muhalefete, halkın iradesine yapılmış açık bir saldırıdır. İktidar, yargı eliyle muhalefete yönelik yürüttüğü operasyonlarda bu kez “casusluk” suçlamalarına başvurmuştur. Medya organlarına da kayyım atanmasına yol açan gelişmelerle karşı karşıya kalınmıştır. TELE1’e ve gazeteci Merdan Yanardağ’a yöneltilen suçlamaların mesnetsiz olduğu ve medyayı baskılamak amacı taşıdığı aşikârdır. Basına dönük baskıları ve kayyım uygulamalarını en sert biçimde kınıyoruz. Demokrasi güçleri bu uygulamalar karşısında susmayacaktır. Dayanışmamızı etik değerlere ve demokrasiye olan inancımızla ve mücadele kararlılığımızla büyüteceğiz.
    2. 2026 yılı bütçesinin görüşülüp karara bağlanacağı bütçe süreci başlamıştır. Bütçelerin siyasi iktidarlar açısından en önemli siyaset belgesi olduğu bilinmektedir. Çünkü bütçe tasarımları siyasi iktidarların tercihlerini en açık haliyle gösterir. Ülkelerin gelir kaynaklarının ve bu kaynakların dağıtımının hangi esaslarla yapıldığı; adil, şeffaf ve eşitlikçi olunup olunmadığı bütçelere bakılarak görülebilir. 2026 bütçe tasarımında AKP iktidarının siyasi tercihi açık bir biçimde görülmektedir. Yoksuldan toplayıp zengine dağıtan bu bütçeyi kabul etmiyoruz. İçinde emekçilerin, kadınların ve gençlerin geleceğini güvenceye alabilecek hiçbir özellik bulunmayan bir bütçe taslağıyla karşı karşıyayız. Bu bütçe, savaşı, silah harcamalarını, sermayeyi öncelemekte; yoğun emek sömürüsüne ve güvencesizliğe dayanmakta; erkek egemenliğini, inanç istismarını ve dini siyasete alet eden anlayışları besleyen harcamaları ilk sıraya almakta; doğa kıyımına yol açabilecek talan siyasetine hizmet etmektedir. Bu bütçede emek yoktur, barış yoktur, eşitlik yoktur. Bu bütçe, sermaye için “var”lar; emekçiler için “yok”lar bütçesidir. Parti Meclisimiz, kasım ve aralık aylarında “EKMEK-BARIŞ” başlığıyla halkçı ve eşitlikçi bir bütçe talebi için mücadeleyi büyütme kararlılığındadır. Asgari ücret, emekliler, derinleşen yoksulluk ve barış gündemleriyle bir eylem programını hayata geçirmeye; bu gündemlerle beş koldan Ankara yürüyüşü gerçekleştirmeye; tüm demokrasi ve emek güçleriyle birlikte iktidarın önerdiği 2026 bütçesine karşı halkın talepleriyle meydanlarda olmaya karar vermiştir. Barışın ekonomisini ve halkın bütçesini isteyen tüm kesimleri; yoksullaşan bir ülke ve yoksunlaşan bir toplum yaratan bu sermaye sistemine karşı birleşik ve güçlü bir muhalefet yaratmaya, mücadeleyi büyütmeye ve iş birliğine çağırıyoruz.
    3. “11. Yargı Paketi” adıyla kamuoyunda çeşitli bilgilerle tartıştırılan düzenlemeler adaletin değil; kontrolün, inkarın, baskının aracıdır. Ayrımcılığı kanunlaştırma girişimidir. Dönemin ihtiyacı, eşitliğe aykırı ve antidemokratik yasaların değiştirilmesidir. Hukuk sisteminde ceza ağırlaştırma yoluyla daha kısıtlayıcı değişiklikler yapılması değil, bütünlüklü ve özgürlükçü yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Toplumun adalet ve demokrasi ihtiyacı çok temel bir talep olarak ortada dururken, yargı paketinde bu talepleri karşılayacak tek bir madde olmadığı görülmektedir. Tersine bu paket taslağı, antidemokratik uygulamaları daha da derinleştirecek ve nefret suçlarının önünü açacak bir yaklaşımın hazırlığıdır. Kültürü, dili, inancı, cinsiyet kimliği, cinsel yönelimi ne olursa olsun her yurttaş eşit hakları ve onurlu bir yaşamı hak etmektedir. Buna saygı duyulması demokratik bir toplumun ön koşuludur. DEM Parti olarak, tüm farklılıklarımızla bir arada yaşama inancımıza saldırı olarak gördüğümüz bu yargı paketine karşı; toplumun eşitlik, özgürlük, adalet ve barış mücadelesini daha da yükseltmek üzere alanlarda olmaya ve mücadele ortaklığımızı büyütmeye kararlıyız.

    Biz umutsuz değiliz. Çünkü halkın örgütlü gücü her türlü baskıdan büyüktür. Çünkü bu ülkenin onurlu insanları eşitlik, özgürlük ve barış için yılmadan mücadele etmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Erdal Karakuş: Bütçeler kimin neye hizmet ettiğini gösteren politik belgelerdir-VİDEO

    Erdal Karakuş: Bütçeler kimin neye hizmet ettiğini gösteren politik belgelerdir-VİDEO

    PİRHA – Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Mali Sekreteri Erdal Karakuş, Meclis’e sunulan 2026 bütçesini “faiz, rant ve güvenlik bütçesi” olarak nitelendirdi. Karakuş, “Bütçe, halktan alınan vergilerin kime, neye, nasıl harcandığını gösteren politik bir belgedir. Bu bütçe; eğitime, sağlığa, barınmaya değil, savaşa ve sermayeye ayrılmış bir bütçedir” dedi.

    KESK Genel Mali Sekreteri Erdal Karakuş, 2026 yılı bütçe taslağına ilişkin PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede, bütçenin halkın sırtından alınan vergilerin nasıl bölüştürüldüğünü gösteren “en politik belge” olduğunu söyledi.

    “Türkiye’de neo-liberal politikalar, yoksullardan alınan vergilerin sermayeye aktarılması üzerine kurulu,” diyen Karakuş, şöyle devam etti:

    “Yoksullardan azami vergi alınıyor ama temel hizmetler en pahalı hâliyle halka satılıyor. Gelir adaletsizliği büyüyor. AKP, sermayeye vergi affı, faiz indirimi, varlık barışı gibi ayrıcalıklar tanırken, halka sefalet politikası uyguluyor.”

    “FAİZ RANT VE GÜVENLİK BÜTÇESİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Karakuş, 2026 bütçesinin askeri harcamaları artıran, halkın ihtiyaçlarını kısmaya dayalı bir sermaye bütçesi olduğunu vurguladı:

    “Türkiye, hem içeride barışı tesis edemiyor hem de dış politikada sürekli bir güvenlik harcaması yapıyor. Eğitime, sağlığa, yerel yönetimlere ayrılan pay her yıl azalıyor. Uygulanan bütçe, patronaj bütçesidir. Köprüler, otoyollar, şehir hastaneleri, havalimanları… Hepsi Hazine garantili, dolar üzerinden ihale edilen projelerdir.”

    Karakuş, “Bizden alınan bütün vergiler bu sermaye çetelerine gidiyor” diyerek bu projeleri “dördüncü çete” olarak tanımladı.

    “ANTİDEMOKRATİK BİR BÜTÇE HAZIRLANIYOR”

    Karakuş, bütçenin hazırlanış biçiminin tamamen antidemokratik olduğunu söyledi:

    “Bütçeler halkın katılımıyla hazırlanmazsa adaletli olamaz. Ne sendikalar, ne emek örgütleri, ne de halk temsilcileri bu sürece dahil ediliyor. Halk bypass ediliyor. Bu nedenle bu bütçeyi antidemokratik bir bütçe olarak niteliyoruz.”

    KESK olarak AKP’nin bütçe politikalarına karşı ülke genelinde eylemler başlatacaklarını duyuran Karakuş, “Önümüzdeki haftadan itibaren bütün illerde alanlarda olacağız. Bu bütçenin bir rant ve savaş bütçesi olduğunu anlatacağız” dedi.

    Karakuş, bütçe kesinleşmeden önce Hazine ve Maliye Bakanlığı önünde müttefik kurumlarla ortak eylem düzenleyeceklerini de belirtti:

    “Bu bütçenin teşhir edilmesi, sendikal bir zorunluluk ve tarihsel görevimizdir. Halkın kaynaklarını çetelerin cebine aktaran bu politikayı ifşa edeceğiz.”

    “ÜRETİMDEN GELEN GÜCÜMÜZÜ KULLANACAĞIZ”

    Eğer talepleri karşılanmazsa genel greve gideceklerini açıklayan Karakuş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ocak ayında genel grevi örgütlemeyi hedefliyoruz. Toplumun tüm kesimlerini ortak bir direnç hattında buluşturacağız. Adı sendika olup da iktidara teslim olan kurumları da teşhir edeceğiz.Bu sefalet bütçesine teslim olmayacağız. Emeğiyle geçinen, yoksullukla boğuşan herkesi bulunduğu yerden ayağa kalkmaya çağırıyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Roboski İçin Adalet Girişimi: Katiller bulunsun, Roboski bir daha asla-VİDEO

    Roboski İçin Adalet Girişimi: Katiller bulunsun, Roboski bir daha asla-VİDEO

    PİRHA- Roboski İçin Adalet Girişimi, 34 sivilin hayatını kaybettiği katliamda adaletin hala sağlanmadığını vurgulayarak, “Aradan geçen 5053 gün boyunca Roboski’deki katliamın failleri hala yargı önüne çıkarılmadı. Dosya kapatılmadı ancak adaletin koridorlarında çürümeye terk edildi. Katiller bulunsun, Roboski bir daha asla” dedi.

    Sakarya Caddesi’nde açıklama yapan Roboski İçin Adalet Girişimi, 28 Aralık 2011’de devlet uçaklarıyla bombalanarak 34 sivilin hayatını kaybettiği Roboski Katliamı’nda adaletin hala sağlanmadığını hatırlattı. Açıklamada, faillerin yargılanmaması ve cezasızlık politikalarının toplumun adalet duygusunu hedef aldığı vurgulandı. Açıklamayı okuyan Tanju Gündüzalp, katliamın üzerinden 5053 gün geçtiğini belirterek, faillerin hala yargılanmadığını ve dosyanın adalet koridorlarında çürümeye bırakıldığını ifade etti.

    “CEZASIZLIK GEÇMİŞİN VE GELECEĞİN SUÇ ORTAĞIDIR”

    Gündüzalp, açıklamada cezasızlığın yalnızca Roboski’yi değil, toplumun bütününü etkilediğini vurgulayarak, “Bu ülkenin yurttaşlarına karşı işlenen suçların üstü örtülürken, otoriter devlet aklı halkıyla savaşmayı bir yönetim biçimine dönüştürdü. Roboski, bu aklın en çıplak hâliyle görünür olduğu bir simgedir” ifadelerini kullandı. Açıklamada ayrıca Suruç ve Ankara Garı katliamlarının da aynı zihniyetin ürünü olduğu belirtilerek, “Unutmak, yeni katliamlara zemin hazırlar” mesajı verildi.

    Gündüzalp, “Roboski, Suruç, Ankara Garı ve benzeri tüm katliamların failleri yargılanmalı, insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı kaldırılmalı ve hakikat karanlıkta bırakılmamalıdır. Failleri yargı önüne çıkaracak bir Hakikat ve Adalet Yasası çıkarılmalı, kayıpların akıbeti açıklığa kavuşturulmalı ve mağdurların hakları tanınmalıdır” dedi.

    “BARIŞ İÇİN FAİLLER YARGILANMALI”

    Açıklamada ayrıca barışın yalnızca silahların susması anlamına gelmediği, adalet ve toplumsal onarım mekanizmalarının sağlanması gerektiği vurgulandı. Gündüzalp, “Adaletin olmadığı yerde ne insan haklarından ne eşit yurttaşlıktan, ne de demokratik bir cumhuriyetten söz edilebilir. Barış ancak faillerin yargılandığı, mağdurların haklarının tanındığı bir düzende mümkündür” ifadelerini kullandı.

    Basın açıklaması, Roboski katliamını hatırlatma ve adalet talebinin devam edeceğine işaret ederek, “Adalet, adaletsizliğin olduğu yerden yükselir” mesajıyla sona erdi.

    PİRHA/ ANKARA

  • Hawar Kadın Müzik Topluluğu: Kadınlar müziğin gücüyle ayağa kalkıyor-VİDEO

    Hawar Kadın Müzik Topluluğu: Kadınlar müziğin gücüyle ayağa kalkıyor-VİDEO

    PİRHA- Dersim Der Ankara Şubesi bünyesinde oluşturulan Hawar Kadın Müzik Topluluğu’nun şefi, müzik eğitmeni Özgür Tuğçe Ağ, topluluğu oluşturmadaki amaçlarının, kadınların içinde taşıdıkları her ne varsa onları müziğin etkisiyle açığa çıkarmak olduğunu belirtti.  Ağ, ülke içinde ve uluslararası alandaki festivallere katılmayı hedeflediklerini de sözlerine ekledi.

    Dersim Der Ankara Şubesi tarafından oluşturulan ve çalışmalarına başlayan Hawar Kadın Müzik Topluluğu‘nun şefi Özgür Tuçe Ağ, kadın müzik topluluğunun nasıl oluştuğuna dair hikâyeyi PİRHA’ya anlattı.

    “ÇOK SESLİ BİR TOPLULUK OLUŞTURMAYI DÜŞÜNÜYORUZ”

    Özgür Tuğçe Ağ, Dersimli Kızlbaş bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğini Müzik öğretmeni aynı zamanda şan ve piyano eğitmeni olduğunu belirtti.

    “HAWAR KADIN TOPLULUĞUNUN OLUŞMASINDA DERSİM DER’İN ÇOK BÜYÜK KATKISI OLDU

    Hawar Kadın Müzik Topluluğu projesinin nasıl oluştuğuna ilişkin bilgiler de paylaşan , Dersim Dernekleri’nin çok büyük katkısı olduğunu aktardı.

    Uzun zamandır kadınlarla özel çalışmalar yapma fikrinin olduğunu dile getiren Özgür Tuğçe Ağ, Hawar Kadın Müzik Topluluğunu oluşturmadaki amaçlarının kadınların sesi olmak ve kadınların içinde taşıdıkları her ne varsa onları müziğin sesiyle açığa çıkarmak olduğunun altını çizdi.

    “KADIN KOROSU OLUŞTURMAMIZIN TEMEL ESPİRİSİ KIZILBAŞ İNANCINA SAHİP OLMAMIZDIR”

    Özellikle kadın korosu kurmalarının temel sebebinin Kızılbaşlık inancıyla bire bir ilişkili olduğunu belirten , “Kadın doğanın, evrenin, her şeyin bir parçası. Kızılbaşlık inancı kadın merkezli inanç olduğu için böyle bir çalışma daha anlamlı oldu” diye konuştu.

    Farklı ülkelerden ve coğrafyadan kadınların topluluğun içinde yer aldığını vurgulayan Özgür Tuğçe Ağ, “Aramızda Irak’tan, İran’dan, kendi coğrafyamızdan kadınlar var” dedi.

    “ÇOK SESLİ KADIN TOPLULUĞU OLUŞTURMAYI DÜŞÜNÜYORUZ”

    Hawar Kadın Müzik Topluluğu’nu ileride kendisini çok güzel yerlere getireceğine inandığını ifade eden , “Öncelikle ileriye dönük düşüncelerimiz var. Çok sesli bir topluluk oluşturmayı düşünüyoruz. Sadece kadınlarla çalıştığımız için soprano ve alto olarak iki gruptan oluşan iki sesli bir koro oluşturacağız” şeklinde konuştu.

    “KADIN DOĞAYI VE İNSANI DEĞİŞTİRİP DÖNÜŞTÜREN CAN SUYUDUR”

    Kadınların kendilerini daha görünür kılmaları için, bu tür çalışmaların yapılması gerektiğini vurgulayan Özgür Tuğçe Ağ, şunları söyledi:

    “Kadın dünyanın her yerinde ve her şeyin hamurunda var ama görünürde kadın yok. Her ne kadar seküler olduğumuzu düşünsek de, her ne kadar dünyanın değiştiğini görsek de kadın maalesef her durumda daha geri planda kalıyor. Maalesef bunun içerisinde son kuşaklarda Aleviler de girmeye başladı.

    Kadının sesinin daha fazla duyulmasını istiyoruz. Nasıl olacak derseniz? Bu ufak adımlarla olacak. Nasıl ki bir bebek emeklemeden yürüyemez, ayağa kalkamaz ise kadınlar da kendileri için ayağa kalktıklarında zaten dünya değişecek.”

    “HAWAR KADIN TOPLULUĞU OLARAK KAPIMIZ BÜTÜN KADINLARA AÇIK”

    Özgür Tuğçe Ağ, Hawar Kadın Müzik Topluluğu olarak kurulduklarında sadece kendi kültürlerinden olan kadınlarla bir araya gelmediklerinin altını çizerek, “Bizim kapımız herkese açık dedik. Çünkü bütün kadınların bir araya gelmesini istiyoruz. Çoğu insan yetersiz olduğunu düşünüyor, bu yüzden de harekete geçemiyor. Başlamadan hangi konuda yetersiz olduğumuzu bilemeyiz. Bu yüzden de kervan yolda düzelir anlayışı ile harekete geçmek, bir araya gelerek muhabbet etmeliyiz. Sadece eğitim olarak değil, bir şeyler okumak, öğrenmek, paylaşmak, daha çok üretmek. Zaten bunlarla dünya değişebilir” ifadelerine yer verdi.

    “FESTİVALLERE KATILMAK İSTİYORUZ”

    Hawar Kadın Müzik Topluluğu’nun yapacağı çalışmalar sonucunda çok güzel bir yere geleceğine inandığını dile getiren Özgür Tuğçe Ağ, hedeflerini şöyle sıraladı:

    “Öncelikle ileriye dönük düşüncelerimiz var. Biz çok sesli bir topluluk oluşturmayı düşünüyoruz. Müzik topluluğunu belli aşamalardan sonra festivallere taşımayı hedefliyoruz. Gerek ülke içerisinde gerekse de ülke dışında yapılacak festivallere katılmak istiyoruz. Geleneğimizi, kültürümüzü, sesimizi, oralara taşımak, tanıtmak istiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

     

     

  • Gazeteci-yazar Hüseyin Aykol’un hayati riski devam ediyor!

    Gazeteci-yazar Hüseyin Aykol’un hayati riski devam ediyor!

    PİRHA- Geçirdiği beyin kanaması sonrası entübe edilen gazeteci-yazar Hüseyin Aykol’un doktoru, Akyol’un hayati riskinin devam ettiğini açıkladı. 

    Ankara’daki evinde 14 Ekim’de beyin kanaması geçiren ve kaldırıldığı Sincan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ikinci kez beyin kanaması geçiren gazeteci-yazar Hüseyin Aykol’un tedavisi yoğun bakım ünitesinde devam ediyor.

    Tedavi sırasında akciğerlerinde enfeksiyon oluşan Aykol’un buna dair tedavisi sürerken, doktoru, Akyol’un durumunun stabil olduğunu, yeni bir gelişmenin olmadığını belirtti. Aykol’un pazartesi günü (yarın) kan tahlilinin yapılacağını aktaran doktor, hayati riskinin ise devam ettiğini ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim-Der Ankara Şubesi, Babuko etkinliği düzenledi!-VİDEO

    Dersim-Der Ankara Şubesi, Babuko etkinliği düzenledi!-VİDEO

    PİRHA-Dersim-Der Ankara Şubesi, Babuko etkinliği düzenledi. Etkinlikte konuşan Dersim-Der Ankara Şube Eş Başkanı Çiğdem Çamkıran, “Tarihimizi, kültürümüzü, dilimizi unutmamalı, unutulmasına izin vermemeliyiz” diye belirtti.

    Dersim-Der Ankara Şubesi, düzenlediği Babuko etkinliğiyle bir araya geldi. Çankaya Belediyesi Kokteyl Salonu’nda yapılan etkinliğe çok sayıda yurttaş katıldı.

    “YÖNETİM OLARAK DERNEĞİMİZE ELİMİZDEN GELDİĞİ KADAR HİZMET ETMEYE ÇALIŞTIK”

    Yapılan etkinlikte konuşan Dersim-Der Ankara Şube Eş Başkanı Çiğdem Çamkıran, “Yaklaşık 2 yıldır görevdeyiz. Yönetim kurulu olarak bugün bizi yalnız bırakmadığınız için hepinize çok teşekkür ediyorum. Bize emanet edilen derneğe elimizden geldiği kadarıyla tuğla koymaya çalıştık” dedi.

    “15 KASIM DERSİM HALKI İÇİN ÇOK ÖNEMLİ”

    15 Kasım’da yapacakları anmaya dikkat çeken Çamkıran, “Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilişlerinin yıl dönümü anmasını Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ve Vartolular Derneği (Varto Der)’le birlikte gerçekleştireceğiz. Bugün nasıl bir araya geliyorsak o günde sizleri de tekrar birlikte olmaya davet ediyorum. Çünkü bu bizim tarihimiz, bizim geçmişimiz. Tarihimizi, kültürümüzü, dilimizi unutmamalı, unutulmasına izin vermemeliyiz” diye belirtti.

    “BABUKO BİZİM GELENEKSEL YEMEĞİMİZ”

    Dersim Der Ankara Şube üyesi Aysel Ekmekçi ise, Dersim’e has yemeği olan Babuko yemeğinin nasıl yapıldığını anlattı.

    Konuşmaların ardından Zakir Hıdır Çelebi ve İsmail Kılavuz’un seslendirdiği Kürtçe Türkçe kılam, türkü ve deyişlerle etkinlik tamamlandı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘Kurultay’ davasında karar çıktı!

    ‘Kurultay’ davasında karar çıktı!

    PİRHA- Mahkeme, CHP hakkında kararını verdi. Mahkeme davanın “konusuz kalması sebebiyle” reddine karar verdi. 

    Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Kurultay ile 6 Nisan 2025 tarihli 21. Olağanüstü Kurultay’ın iptaline yönelik davanın 5’inci duruşması bugün görüldü. Tarafların son kez dinlendiği duruşmada mahkeme, davanın “konusuz kalması sebebiyle” reddine karar verdi.

    CHP Sözcüsü Deniz Yücel, mahkemenin verdiği kararın önemli olduğunu belirterek,şunları ifade etti:

    “Partimizin 38. Olağan Kurultayının iptali istemiyle açılan ve kamuoyunda “Mutlak Butlan” davası olarak bilinen davanın reddine karar verilmiştir. Siyasi partilerin kongrelerinin ve kurultaylarının seçim hukukuna ve YSK denetimine tabi olduğunu ve bu davanın başından beri redde mahkum olduğunu ifade etmiştik. Tertemiz kurultayımıza çamur atarak, bu ve benzeri davalardan medet umanlar hayal kırıklığına uğrasa da, yargı bağımsız ve tarafsız olduğu sürece haklı olanlar kazanacaktır… Hukuk ve adalet kavramlarının içinin boşaltıldığı bir dönemde, bağımsız ve tarafsız yargıya güveni perçinleyen bu karar, aynı zamanda demokrasimiz açısından da memnuniyet vericidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • BES: Sefalete teslim olmayacağız-VİDEO

    BES: Sefalete teslim olmayacağız-VİDEO

    PİRHA- Büro Emekçileri Sendikası (BES) 1 No’lu Şube Başkanı Ercan Erdoğan, 2026 bütçesinin emekçilere sefalet dayattığını belirterek “iktidarın saray arkasında yürüttüğü orta oyunu”na tepki gösterdi. BES, 23 Ekim’de tüm illerde işyerleri önünde kitlesel basın açıklamaları yapacağını duyurdu.


    Büro Emekçileri Sendikası (BES), “Sefalete Teslim Olmayacağız! Grevli, Toplu Sözleşmeli Sendika Yasası İstiyoruz!” başlıklı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı BES 1 No’lu Şube Başkanı Ercan Erdoğan okudu.

    Erdoğan, iktidarın hazırladığı 2026 yılı bütçesinin ve Orta Vadeli Program’ın emekçilere hiçbir iyileştirme getirmediğini vurguladı. “İktidar bütçe taslağıyla birlikte, başta biz emekçiler olmak üzere toplumun yoksul kesimlerine hiçbir umut vaat etmediğini açıkça ilan etmiştir” diyen Erdoğan, bütçenin “ranta ve sermayeye kaynak aktaran, yoksulları daha da yoksullaştıran” bir anlayışla hazırlandığını söyledi.

    8 Eylül’de açıklanan Orta Vadeli Program’ı hatırlatan Erdoğan, bu programın “düşük ücret politikası, esnek ve kuralsız çalışma, tamamlayıcı emeklilik sistemiyle ücret kesintileri ve yoksuldan alınan vergilerle zenginin teşviki” anlamına geldiğini belirtti.

    TÜİK ve yandaş sendikalar eliyle emekçilerin yoksulluğa mahkûm edildiğini ifade eden Erdoğan, Merkez Bankası Başkanı’nın “enflasyonun nedeni hane halkının yastık altı birikimleri” açıklamasına da tepki gösterdi. Erdoğan, “Bu söylem, daha sıkı bir ekonomik programın, yüksek vergilerin ve kamusal hizmetlerin kısıtlanmasının habercisidir” dedi.

    BES Araştırma Merkezi (BES-AR) tarafından hazırlanan Ekim 2025 açlık ve yoksulluk araştırmasına da değinen Erdoğan, dört kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenme maliyetinin 37 bin 287 TL, yoksulluk sınırının ise 90 bin 378 TL olduğunu paylaştı.

    Hiçbir oldu bittiyi kabul etmeyeceğiz” diyen Ercan Erdoğan, iktidarın yandaş sendikalar aracılığıyla toplu sözleşme sürecini bir “orta oyunu”na çevirdiğini belirtti. Erdoğan, “Bu oyuna boyun eğmeyeceğiz, bütçe sürecinde emekçilerin haklarını savunmak için mücadele takvimi oluşturacağız” dedi.

    BES’in talepleri arasında şunlar yer aldı:

    • Bütçeden emekçilere daha fazla kaynak ayrılması,

    • Grev hakkı içeren yeni bir sendika yasası çıkarılması,

    • Hakem heyetinin olmadığı, tarafların eşit temsil edildiği bir toplu sözleşme masası kurulması,

    • Mülakat uygulamasına son verilmesi,

    • 3600 ek göstergenin tamamlanması ve ek ödemelerin temel ücrete yansıtılması,

    • İşyerlerine kreş ve bakım odaları açılması,

    • 5510 sayılı yasanın yarattığı mağduriyetlerin giderilmesi.

    BES 2 No’lu Şube Başkanı Ercan Erdoğan açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
    Tüm emekçileri işyerlerinden başlayan ortak bir mücadele etrafında birleşmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Yurttaş Birlikteliği’nden emekliler için ortak çağrı: Bütçeden payımızı istiyoruz!-VİDEO

    Yurttaş Birlikteliği’nden emekliler için ortak çağrı: Bütçeden payımızı istiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Yurttaş Birlikteliği kuruluşları yaptıkları açıklamayla “Emeklilerin Bütçe Hakkı Mitingi”ne katılım çağrısında bulundu. Yapılan açıklamada, 17 milyonu bulan emeklinin büyük kısmının yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi verdiği vurgulanırken, bu durumun insan onuruna aykırı olduğu belirtildi.

    Ankara’da Yurttaş Birlikteliği kuruluşları olarak bir araya gelen 33 sendika, dernek ve federasyon, emeklilerin ekonomik ve sosyal haklarının korunması ve güçlendirilmesi amacıyla 29 Kasım’da Tandoğan Meydanı’nda yapılacak “Emeklilerin Bütçe Hakkı Mitingi” için ortak çağrıda bulundu. Basın açıklaması, Mülkiyeliler Birliği’nde gerçekleştirildi. Ortak açıklamayı ise Avukat Şenal Saruhan okudu.

    “TALEPLERİMİZ EMEĞİMİZİN HAKKIDIR” 

    Açıklamada, sayısı 17 milyonu bulan emeklilerin büyük kısmının yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi verdiği vurgulanırken, bu durumun insan onuruna aykırı olduğu belirtildi. Avukat Şenal Saruhan tarafından okunan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Yıllarca topluma hizmet etmiş milyonlarca emekli, bugün açlık sınırının altında yaşamaya zorlanıyor. Maaşlarımız her geçen gün eriyor, sağlık hizmetlerine erişim zorlaşıyor, sosyal yaşamdan dışlanıyoruz. Bu nedenle bir kez daha sesimizi duyurmak, taleplerimizi haykırmak için 29 Kasım’da Tandoğan’da olacağız.”

    “EMEKLİLER 8 MADDELİK TALEP LİSTESİYLE MİTİNGE GİDİYOR” 

    Ortak açıklamada emeklilerin başlıca talepleri şöyle sıralandı:

    1. En düşük emekli maaşının, en düşük memur maaşıyla eşitlenmesi,

    2. Emeklilerden kesilen katkı paylarının kaldırılması ve ücretsiz sağlık hizmetlerine erişimin sağlanması,

    3. Bütçe kaynaklarının toplumun tüm kesimlerine adil şekilde dağıtılması,

    4. Bayram ikramiyelerinin bir maaş tutarına çıkarılması ve yılda dört kez ödenmesi,

    5. Banka promosyonlarının her yıl ve bir maaş tutarında verilmesi,

    6. Huzurevi kapasitesinin 50 bin yatağa çıkarılması,

    7. Emekli sendikalarının yasal statüye kavuşturulması, örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması,

    8. Engellilerin erken emeklilik hakkını ortadan kaldıran 7538 sayılı yasanın iptal edilmesi.

    Saruhan açıklamasında, bu taleplerin sadece ekonomik değil, aynı zamanda anayasal ve evrensel haklar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    MİTİNG 29 KASIM’DA TANDOĞAN’DA 

    Yurttaş Birlikteliği bileşenleri, başta emekliler olmak üzere tüm yurttaşları 29 Kasım Çarşamba günü saat 13.00’te Tandoğan Meydanı’nda yapılacak mitinge katılmaya davet etti. Açıklamada, “Taleplerimiz emeğimizin hakkıdır. Halkımızı, sesimize güç vermeye çağırıyoruz. Sesimiz çığlığımızdır” denildi.

    YURTTAŞ BİRLİKTELİĞİ BİLEŞENLERİ (İMZACI KURULUŞLAR)

    1. 29 Ekim Kadınları Derneği

    2. 2021 Tüm Emekliler Sendikası

    3. Alevi-Bektaşi Federasyonu

    4. Anadolu Halk Ozanları Kültür ve Dayanışma Derneği

    5. Ankara Dayanışma Derneği

    6. Ankara Divriği Kültür Derneği

    7. Ankara Kadın Ressamlar Derneği

    8. Ayrımcılıkla Mücadele ve Eşitlik Derneği

    9. Bağımsız Emekliler Sendikası

    10. Birleşik Kamu-İş

    11. Çayyolu Güç Birliği

    12. Çiğdemim Derneği

    13. DİSK Devrimci Emekli Sendikası

    14. Eğitim-Der

    15. Eğitim-İş

    16. Eğitim-Sen

    17. Emekli Meclisleri Sendikası

    18. Emekli ve Emekçiler Dernekleri Federasyonu

    19. Hacı Bektaş Eğitim ve Kültür Derneği

    20. Halkevleri

    21. İstanbul Yüksek Ticaret ve Marmara Üniversitesi İ.İ.B.F. Mezunları Derneği

    22. Kahramanmaraş Dernekleri Federasyonu

    23. Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu

    24. Köy Enstitüleri Çağdaş Eğitim Vakfı

    25. Ozan-Der

    26. Öğrenci Veli Derneği Ankara Şubesi (Veli-Der)

    27. Öğretmen Okullular ve Eğitimciler Derneği (Öğret-Der)

    28. Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Vakfı

    29. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği

    30. Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği

    31. Sosyal Demokrasi Derneği

    32. Tüketici Hakları Derneği

    33. Tüm Emeklilerin Sendikası

    PİRHA/ANKARA