PİRHA- Muharrem ayında Yas-ı Kerbela orucunu sürdüren Aleviler, AKD Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi’nde bir araya gelerek lokmalarını paylaştı. Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Kenan Akbaba, sadece Kerbela’da yaşananlardan dolayı ciğerlerinde ateş olmadığını belirterek,” Maraş’ta, Çorum’da, Madımak ’ta, Muğla Ortaca’da aynı acıyı ve ateşi yaşadık, yaşıyoruz” dedi.
Muharrem ayında Yas-ı Kerbela orucunu tutan Aleviler, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi’nde bir araya gelerek oruçlarını açtı ve lokmalarını paylaştı.
Lokmalar paylaşılmadan önce Zakir Ersin Genç’in seslendirdiği deyişler dinlendi.
Ardından Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Kenan Akbaba yaptığı konuşmada, “680 yılında Hazreti Muhammed’in torunu, Hazreti Ali’nin oğlu Hazreti Hüseyin ve 72 can Kerbela’da hunharca katledildi. Bu olay dünya tarihine bir utanç vesikası ve gözyaşı duvarı olarak geçti” dedi.
Kerbela’yı anmalarındaki amacın Hazreti Hüseyin’in simgelediği yiğitliği, dürüstlüğü ve hakikat mücadelesini yaşatmak olduğunu vurgulayan Akbaba, “Yezid’in temsil ettiği zulmü ve haksızlığı lanetliyoruz. O günden bugüne Kerbela bizim için ciğerimizde sönmeyen bir ateştir” ifadelerini kullandı.
Sadece Kerbela’da yaşananların değil, sonraki dönemlerde yaşanan katliamların da aynı acıyı taşıdığını belirten Akbaba, “Biz Maraş’ta, Çorum’da, Sivas Madımak’ta ve Muğla Ortaca’da aynı ateşi yaşadık, yaşamaya devam ediyoruz” dedi.
“GERÇEĞİ SÖYLEYENLER HEP DIŞLANDI”
Aleviler üzerinde yürütülen baskı ve katliamların tarih boyunca sürdüğünü ifade eden Akbaba, “Gerçeği söyleyenler, hakikatin yanında duranlar ve farklı halklar her dönem dışlanmış, yok edilmek istenmiştir. Bizler de onlardan biriyiz” diye konuştu.
Alevilerin tarih boyunca özgürlüğe bağlı bir yaşamı tercih ettiğini belirten Akbaba, “Konar-göçer bir yaşam sürmüş, özgürlüğüne bağlı kalmış ve sürekli arayış içinde olmuşuzdur. Bu nedenle dışlanmış ve yok edilmek istenmişizdir. Acılarla yoldaş olduk ama kötülükle asla yoldaş olmadık, bundan sonra da olmayacağız” dedi.
“KERBELA’NIN ATEŞİ HİÇBİR ZAMAN SÖNMEYECEK”
Kerbela’dan bugüne yaşanan acıların ve yaraların hala canlı olduğunu vurgulayan Akbaba, “İçimizdeki yara da ateş de hiçbir zaman sönmeyecek. Ne Kerbela’nın ne de diğer katliamların acısı unutulacak. Bu acılar içimizde her zaman kor gibi yanmaya devam edecek” diyerek sözlerini tamamladı.
Konuşmaların ardından lokma gülbengi okundu. Daha sonra lokmalar pay edilerek Muharrem oruçları açıldı.
PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Sekreteri Şengül Şahin, Gülistan Doku dosyasının Erzurum’a taşınmak istenmesine tepki göstererek, bunun davayı kamuoyunun gündeminden düşürme amacı taşıyabileceğini söyledi. Şahin, kadın cinayetlerinin politik olduğunu vurgulayarak gerçeklerin açığa çıkmasının engellendiğini ifade etti.
Gülistan Doku dosyasının Erzurum’a taşınmak istenmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şube Sekreteri Şengül Şahin, dosyanın yer değiştirmesine tepki gösterdi. Şahin, Gülistan Doku dosyası ve benzeri faili meçhul olaylarda gerçeklerin ortaya çıkarılmasının istenmediğini savundu.
“KADIN CİNAYETLERİ POLİTİKTİR”
Gülistan Doku dosyasını yıllardır yakından takip ettiklerini belirten Şahin, kamuoyundaki ilginin dönem dönem azalsa da davanın gündemde kalmaya devam ettiğini söyledi.
Kadın örgütlerinin yıllardır dile getirdiği “Kadın cinayetleri politiktir” tespitini hatırlatan Şahin, kadınların toplumsal yaşamda dönüştürücü bir rol üstlendikleri için hedef haline getirildiğini ifade etti.
“KADINLAR DÖNÜŞTÜRDÜKLERİ İÇİN HEDEF ALINIYOR”
Kadınların yaşamın her alanında değişim yarattığını belirten Şahin, “Kadınlar bulundukları her yerde insanları ve toplumu değiştiren, dönüştüren bir güç. Bu nedenle kadınları kontrol altında tutmak isteyenler, arkalarına aldıkları çeşitli güçlerle kadınlara yönelik şiddeti ve baskıyı sürdürüyor” dedi.
Gülistan Doku dosyasının Erzurum’a taşınmak istenmesinin düşündürücü olduğunu ifade eden Şahin, bunun davanın derinleştirilmesinin önüne geçebileceğini söyledi.
Şahin, “Dosyanın Erzurum’a alınmasının nedeni, ‘Biz bu işi çözdük, katilleri yakaladık, daha fazla araştırmaya gerek yok’ anlayışı olabilir. Bu durum, Gülistan Doku dosyasını bir şekilde kamuoyunun gündeminden düşürme girişimi olarak değerlendirilebilir” diye konuştu.
“GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASI BAZI ÇEVRELERİN İŞİNE GELMEYEBİLİR”
Kadın cinayetleri ve faili meçhul olayların kapsamlı biçimde araştırılması halinde önemli gerçeklerin açığa çıkacağını belirten Şahin, bazı çevrelerin bundan rahatsız olabileceğini ifade etti.
Şahin, “Gerçeklerin ortaya çıkması bazı insanların işine gelmeyebilir. Bazı kişilerin konumlarını sarsabilir. Kurumların gücünü kullanarak kadınlar üzerinde baskı kurmak isteyen birçok kişi var. Bu durum bireysel değil, sistematik bir sorun olarak değerlendirilmelidir” dedi.
PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepki gösteren PSAKD Antalya Şube Kadın Sekreteri Hatice Demir Aksoy, nafakanın bir zenginleşme aracı olmadığını belirterek, “Kadının görünmez emeğinden yararlanıp ev işlerini, çocuk ve yaşlı bakımını kadının sırtına yükleyen sistem, boşanmak istediğinde de onu işsiz ve güvencesiz bırakıyor” dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Kadın Sekreteri Hatice Demir Aksoy, söz konusu kararın kadınların ekonomik güvencesini hedef aldığını söyledi. Nafakanın boşanma sonrası yoksulluğa düşen tarafın yaşamını sürdürebilmesi için verilen bir destek olduğunu vurgulayan Aksoy, iktidarın ve ataerkil sistemin kadınları eve kapatmayı amaçladığını ifade etti.
“ATAERKİL SİSTEM KADINI EVE HAPSETMEK İSTİYOR”
Nafakanın bir zenginleşme aracı olmadığını belirten Hatice Demir Aksoy, “Evlilik kurumu sona erdiğinde, boşanma gerçekleştiğinde yoksul tarafın geçimini sağlayabilmesi için diğer tarafın ödediği bir miktar ücrettir. Bu bir zenginleşme aracı değil tam tersine geçimini sağlayamayan yoksul tarafa verilen bir destektir” dedi.
Ataerkil sistemin kadınları eve hapsetmeyi amaçladığını söyleyen Aksoy, “Kadının görünmez emeğinden yararlanıp ev işlerini, çocuk ve yaşlı bakımını kadının sırtına yükleyen sistem, kadın boşanmak istediğinde onu işsiz ve güvencesiz bırakıyor” ifadelerini kullandı.
“VERİLEN NAFAKA İLE BİR KADININ GEÇİMİNİ SAĞLAMASI MÜMKÜN DEĞİL”
Mevcut nafaka miktarlarının bir kadının geçimini sağlamaya yetmediğini belirten Aksoy, “Sadece yoksulluğu bir nebze hafifletmeye yarayan bir ödeme olmasına rağmen öyle bir algı yaratıldı ki sanki kadınlar nafakayla zenginleşiyormuş gibi gösteriliyor. Oysa böyle bir durum yok” diye konuştu.
Kadınların “kutsal annelik” söylemiyle eve kapatıldığını belirten Aksoy, “İyi anne, iyi eş rolü üzerinden kadının evde kalması teşvik edilirken erkeğin dışarıda çalışması normalleştiriliyor. Böylece kadın ücretsiz ev işçisi olarak çalıştırılıyor” dedi.
“NAFAKAYI ALANLAR ÇOĞUNLUKLA ERKEKLER OLSAYDI KIYAMET KOPARDI”
Kadınların istihdamdan uzaklaştırıldığını vurgulayan Aksoy, “Kadın eve hapsedildiği için boşanmak istemesin, boşanacak gücü kalmasın isteniyor. Nafakaya yönelik saldırılar da bunun bir parçası” dedi.
“Eğer nafakayı çoğunlukla erkekler alıyor olsaydı ve bu hak ortadan kaldırılsaydı ortalık kıyamete dönerdi” diyen Aksoy, nafakanın öneminin o zaman daha yüksek sesle savunulacağını ifade etti.
Boşanma sonrasında ekonomik güvencesi olmayan kadınların büyük bir çıkmazla karşı karşıya kaldığını belirten Aksoy, “Yoksul, eve kapatılmış ve ücretsiz emek veren kadın boşandığında ne yapacak? Hiçbir şey yapamayacak. Bu yüzden de boşanamayacak” dedi.
“BOŞANMALARIN ÖNÜNÜ KESMEK İSTİYORLAR”
Nafakanın hedef alınmasının boşanmaların önünü kesmeye yönelik olduğunu savunan Aksoy, çocuklar için verilen iştirak nafakasının da son derece düşük olduğunu belirterek, “Çocuğun bakım yükü çoğunlukla annede kalıyor. Anne hem çocuğuna bakacak hem düzenli bir iş bulmaya çalışacak hem de nafaka alamayacak. Bu durumda ne olacak? Mecburen şiddete katlanmak zorunda bırakılacak” dedi.
Boşanmaların önemli bir bölümünün ev içi şiddet nedeniyle gerçekleştiğini hatırlatan Aksoy, “Kadınlar şiddetten kurtulmak için boşanıyor. Ancak bugün kadının her türlü şiddete rağmen boşanmasının önüne geçilmeye çalışılıyor” diye konuştu.
“SÜRESİZ NAFAKA DİYE BİR ŞEY YOK”
Nafakayla ilgili kamuoyunda yanlış bir algı oluşturulduğunu söyleyen Aksoy, “Kimsenin nafakayla zenginleştiği görülmemiştir. Bunun bir örneği yoktur. Birkaç istisnai örnek üzerinden tüm kadınların hakkı hedef alınıyor. Ayrıca iddia edildiği gibi süresiz nafaka diye bir durum da yoktur” dedi.
Nafakanın yoksullaşan tarafın yaşamını sürdürebilmesi için verildiğini belirten Aksoy, “Kişi işe girdiğinde, ekonomik olarak güçlendiğinde ya da yeniden evlendiğinde zaten nafaka kesiliyor” ifadelerini kullandı.
“AMAÇ KADINI EVE BAĞLAMAK”
Nafakaya yönelik tartışmaların arkasında kadın emeğini denetleme isteğinin bulunduğunu savunan Aksoy, “Ev içindeki bütün yükü kadına vermek istiyorlar. Kadın çocuk bakımını, yaşlı bakımını, ev işlerini ücretsiz yapsın, her türlü şiddete ve baskıya sessiz kalsın, boşanamasın isteniyor. Yapılmak istenen tam olarak budur” dedi.
“MÜCADELE ETMEKTEN BAŞKA ÇAREMİZ YOK”
Kadınların kazanılmış haklarını korumak için mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Hatice Demir Aksoy, “Erkek egemen sistemin baskısı sürekli üzerimizde. Bu nedenle kadınlar olarak dayanışmayı büyütmek, ortak mücadele yürütmek ve haklarımızdan vazgeçmemek zorundayız. Çünkü artık sadece yeni haklar kazanma mücadelesi vermiyoruz, mevcut haklarımızı da korumaya çalışıyoruz” diye konuştu.
Kadınların giderek daha fazla yoksullaştırıldığını ve hak kayıplarına uğradığını ifade eden Aksoy, “Eşit koşullarda yaşayabilmek, hayata tutunabilmek ve haklarımızı koruyabilmek için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, gazeteci Mine Kırıkkanat’ın Aleviliğe yönelik sözlerine tepki gösterdi. Kırıkkanat’ın ifadelerini “yaralayıcı” olarak değerlendiren Can, “Aleviliğe yönelik gizli art niyetlerini ortaya koyuyorlar” dedi.
Cumhuriyet yazarı Mine Kırıkkanat, CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Andımız”ın kaldırılmasını istediği iddia edilen bir paylaşımı, “kripto kılıç artığı” ifadeleriyle alıntılamıştı.
Ardından gelen tepkiler üzerine, “Alevi dostlardan içtenlikle özür dilerim. Kılıç artığı sözünün tarihçesini bilmiyordum. Bu sözü, Kılıçdaroğlu’nun soyadına atfen söyledim. Cehaletimi bağışlayın” paylaşımı yapmıştı. Tepkilerin devam etmesi üzerine Cumhuriyet gazetesindeki yazılara ara verdiğini açıklayan Kırıkkanat, “Kazandınız kötüler! Biz yenilmeyi de biliriz. Yenildim, çekiliyorum. At sizin, meydan sizin, rahat rahat oynayın” demişti.
Kırıkkanat, bugün Kılıçdaroğlu’nu arayarak özür dilediğini, “Az önce Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu arayarak, kendisi hakkında yaptığım talihsiz paylaşım için içtenlikle özür diledim. Gösterdiği olgunluğa minnettarım” sözleriyle duyurmuştu.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Kırıkkanat’ın düşünce yapısının kendisini şaşırtmadığını söyleyerek, “Mine Kırıkkanat asker kızı ve ulusalcı-ırkçı bir kafa yapısına sahip. Düşünce yapısını bildiğim için böyle konuşmasını çok yadırgamadım. Bunu doğru bulduğum anlamında söylemiyorum. Çünkü kafa yapısı böyle” dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi tavrının eleştirilebileceğini ancak inancı üzerinden hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Can, şu benzetmeyi yaptı:
“İnsanın gözünde bir körlük varsa ve bu doğuştansa, bunu eleştiri konusu yapamazsınız. Bir insanı seviyormuş gibi davranıp öfkelenince ‘sus lan kör’ demek gibi bir şey bu.”
“ALEVİ OLMAK BİZLER İÇİN ONURDUR”
Alevi olmanın kendileri açısından bir onur olduğunu söyleyen Can, Aleviliğin insanları dili, kimliği ve inancı nedeniyle ayrıştırmayan bir yol olduğunu vurguladı.
“İyi ki Alevi olarak doğmuşum. Çünkü bu inanç beni düşünsel olarak köreltmedi, ruhsal olarak daraltmadı. Edep erkânıyla ve dünyaya bakışıyla ufkumu açtı, hoşgörüyle yetiştirdi” diye konuştu.
Tüm baskılara rağmen Alevi kimliklerini açıkça savunmaya devam ettiklerini belirten Can, “Biz hala Alevi, Kızılbaş, Tahtacı, Abdal olduğumuzu her yerde söylüyoruz. Cemimizi, inancımızı ve itikadımızı yaşamaya devam ediyoruz” dedi.
“ALEVİLERE DİL UZATANLARIN ART NİYETİ ORTADA”
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Nazımiye Kureyşan Pir Ocağı’na bağlı bir Alevi olduğunu gizlemediğini belirten Can, buna rağmen siyaset yaptığı dönemde Alevi kimliğini öne çıkarmadığını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise Kılıçdaroğlu’nun kimliğini siyaset malzemesi yaptığını ifade eden Can, Mine Kırıkkanat’ın sözlerine ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Alevilere dil uzatanların beyinlerinin altında Aleviliğe yönelik art niyetlerinin olduğu çok açık.”
PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Antalya Şubesi, Antalya Adliyesi önünde yaptığı basın açıklamasında, yüksek güvenlikli hapishanelerdeki tecrit koşullarına karşı açlık grevinde olan üç mahpusun durumunun “ölüm sınırına” dayandığını duyurdu. İHD Şube Eşbaşkanı Mahir Önal, “Hastanede refakatçisiz tutulma, tecrit içinde tecrittir” dedi.
Antalya Adliyesi önünde bir araya gelen insan hakları savunucuları, aileler ve avukatlar, kamuoyunda “kuyu tipi” olarak bilinen Y, S ve YGC tipi hapishanelerdeki hak ihlallerine dikkat çekti. İHD Antalya Şube Eşbaşkanı Mahir Önal tarafından okunan açıklamada, 260 günü aşkındır süresiz açlık grevinde olan mahpusların yaşam haklarının korunması için derhal adım atılması istendi.
HASTANE ODASINDA “YALNIZLAŞTIRMA” İŞKENCESİ
10 Nisan’da Antalya Şehir Hastanesi’ne sevk edilen Tahsin Sağaltıcı, Gürkan Türkoğlu ve Hüseyin Özen’in, 12 gündür tekli odalarda refakatçisiz tutulduğu vurgulandı. Önal, mahpusların kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olduklarını belirterek şu detayları paylaştı:
“Hastanede tutulma koşulları, hapishanedeki tecrit uygulamasının bir yansımasıdır. Mahpuslar tek başlarına ayağa kalkamıyor, konuşmakta zorluk çekiyor ve hafıza kaybı yaşıyorlar. Ailelerin refakatçi talepleri savcılıkça yanıtsız bırakılıyor. Bu durum sağlık durumlarını daha da ağırlaştırıyor.”
MAHPUSLARIN SAĞLIK DURUMU ALARM VERİYOR
Açıklamada, açlık grevindeki üç ismin son sağlık verileri kamuoyuyla paylaşıldı:
Tahsin Sağaltıcı (266. Gün): 40 kilonun altına düştü, ciddi hafıza sorunları ve ayaklarında yanma hissi yaşıyor.
Gürkan Türkoğlu (266. Gün): Bilinci kapandığı için yapılan müdahaleyi reddetti. Parmak uçlarında yanma ve diz kapağında iltihaplanma nedeniyle sürekli ateşleniyor.
Hüseyin Özen (247. Gün): 57 yaşındaki mahpus tekerlekli sandalye ile görüşlere çıkabiliyor; kafasında yaralar ve denge sorunları mevcut.
“KUYU TİPİ HAPİSHANELER KAPATILMALIDIR”
YGC, Y ve S tipi hapishanelerin “doğal mahrumiyet bölgesi” olduğunu belirten Mahir Önal, mahpusların günde sadece 1-2 saat havalandırmaya çıkabildiğini, hava sirkülasyonunun bile kalem ucu genişliğindeki tellerle engellendiğini ifade etti. Bu mimari yapının mahpuslarda algı zayıflaması ve fiziksel tahribata yol açtığı vurgulandı.
TALEPLER VE SORUMLULUK ÇAĞRISI
İHD, Adalet ve Sağlık Bakanlıkları ile Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’na yönelik şu talepleri sıraladı:
Acil Refakatçi: Aile üyelerinden birinin refakatçi olarak yanlarında bulunması talebi derhal kabul edilmelidir.
Bağımsız Heyet: Mahpusların bağımsız hekim heyetleri tarafından ziyaret edilmesine olanak sağlanmalıdır.
Sevk Talepleri: Mahpusların tecrit koşullarının son bulacağı uygun yerlere sevkleri yapılmalıdır.
Avukat Erişimi: Avukat görüşleri mahremiyet ve savunma hakkına uygun koşullarda gerçekleştirilmelidir.
Açıklama, aileler üzerindeki gözaltı baskısının son bulması ve tecrit politikalarından vazgeçilmesi çağrısıyla sona erdi: “Yaşam hakkı korunmalı, yetkililer sorumluluk almalıdır.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını değerlendirerek, emperyalizmin yapısı, savaşların rolü ve bölgesel dengelere ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulundu.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları uluslararası alanda tartışılmaya devam ederken, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, süreci emperyalizm, NATO dengeleri ve bölgesel güç mücadelesi çerçevesinde değerlendirdi. Can’ın açıklamaları, hem küresel hem de bölgesel düzeyde yaşanan gelişmelere dair kapsamlı bir perspektif sundu.
“İRAN’A MÜDAHALE BİR ZİNCİRİN PARÇASI”
Zeynel Can, İran’a yönelik saldırıların tekil bir gelişme olmadığını belirterek süreci daha geniş bir tarihsel bağlama oturttu. İran’a bakıldığında gelinen noktanın Amerika’nın başını çektiği kıta Avrupa’sı emperyalizminin de içine dahil olduğu bir durumun olduğunu belirten Zeynel Can, “İçinde Japonya’nın da destekçisi olduğu bir blokun özellikle Çin’i de bir kıskaca alma veya onunla bir nihai çatışmaya girmek üzere bir alan temizliği meselesi” diye düşünüyorum. Aslında balkanlarla başlayan ‘Arap Baharı’ ile devam eden en son Suriye’nin teslim alınmasıyla beraber son kale olarak İran’ın düşürülmesi aslında bir halkanın birer parçası gibi gözüküyor” dedi.
“NATO BÜTÜNLÜĞÜ ZAYIFLADI”
Can, İran’a yönelik saldırıların uluslararası ittifaklarda da kırılmalara yol açtığını ifade etti: Sovyetlerin yıkılmış olmasıyla beraber devletlerin her birinin kendi içinde kendi emperyalist hedeflerine yönelmeleriyle beraber Amerika’nın önderliğindeki NATO bütünlüğünün kaybolduğunu belirten Can, “Bu sürece Kıta Avrupa’sı Almanya başta olmak üzere ada İngiltere’si çok dahil olmadılar. Hatta destek de olmadılar. İspanya çok açıktan karşı tavır koydu. Diğer İtalya da dahil olmak üzere diğerleri hep mesafeli durdular” diye belirtti.
Avrupa’nın Amerika’ya bu kadar bağımlılığın kendilerinin çıkarına uymamış olduğunu düşündüklerini zannettiğini belirten Can, “Bu sefer yekpare bir hareket oluşmadı. Burada İsrail’in kendine göre hesapları doğrultusunda ABD ile örtüşen çıkarları doğrultusunda İran’a bir saldırı oldu” dedi.
“BU SALDIRI HAYDUT DEVLET TARZINDA”
Can, saldırının niteliğine dair sert ifadeler kullandı: Bu saldırının diğer savaşlardan farklı olarak haydut devlet tarzı bir saldırı olduğunu vurgulayan Can, “İsrail bunu daha önceden de yapıyordu ama Amerika’nın bu kadar açıktan, bu kadar aleni doğrudan kendisi üzerinden ve de bütün dünyadaki BM hukukunu, devletler arası hukuku hiçe sayarak doğrudan üstelik de müzakereleri yürütürken karşı tarafı adeta uyutma, gafil avlama babında bir saldırıya yönelmesi doğrudan açıktan bir haydut devlet tavrı, bütün dünya da böyle algıladı. Tabii ki bu tamamen deli saçma şey. İnandırıcı bir şey değil. Emperyalizmin dokusunu, yapısını bilenler, Amerika’nın özel olarak az çok yapısını bilenler bilirler ki orada kontrole dayalı devlet mekanizması var. Bunu aslında devletin kendisi bizzat istemeden böyle bir olayın gerçekleşmesi söz konusu değil” dedi.
“SAVAŞ EMPERYALİZMİN BESLENME KAYNAĞI”
Can, savaşların ekonomik ve sistemsel boyutuna da dikkat çekti:
“Yani büyük savaşlar çıkacak. Bu aslında kendi emperyalist tıkanmalarının önünü açacak da bir şeydir. Yani her yeni yıkım önümüzdeki süreçte yeni inşaat sektörünün canlanması demektir” şeklinde ifade etti.
Her kullanılan silahın yeniden silah fabrikalarının doludizgin çalışması demek olduğunu belirten Can, “Buna bağlı olarak bir sürü ülkenin bunun telaşıyla yeniden silah satın almaya yönelmesidir. Dolayısıyla bu emperyalizmin kendi krizlerini aşması anlamında savaşlar onlar açısından bir çaredir. Üstelik bu tür savaşların gerek karşısındaki gerekse de kendi iç muhalefetlerini bu kadar zayıf düşürmüşken bir karşı devrim sıkıntısı yokken ve bu kadar rahatken bunu çok daha rahat yürütebilmekteler” diye belirtti.
“SÜREÇ KARANLIK, TABLO NET DEĞİL”
Can, İran’daki gelişmelere dair değerlendirmelerin henüz netleşmediğini de ifade etti: Alevilerin İran’da yaşanan savaşa nasıl bakıyor noktasında yekpare bütünlüklü bir görüşün henüz oluşmadığını belirten Can, “Çok zıt birbiri. Aykırı düşünceler yok ama bu konuya dair genel merkezden zaman zaman bu olumsuz olaylara karşı bildiriler, düşünceler yayınlanıyor ama top yekûn olarak bunun değerlendirilmesi henüz yapılmadı. Yapılması da çok mümkün değil çünkü henüz çok karanlık bir süreci yaşıyoruz” dedi.
“ABD VE AVRUPA’NIN ÇIKARLARI AYNI DEĞİL”
Can, küresel güçler arasındaki ayrışmaya da dikkat çekti. Bir benzetme de bulunan Can, “At izinin it izine karıştığı bir süreç. Bu süreç büyük emperyalist hesaplaşmalara doğru gidiyor. Esas nihai savaşın Çin’le Amerika arasında olacağını düşünüyorum. Burada aslında bir belirsizlik daha var. O gün oluşacak savaşta kimin kiminle ittifak yapacağı da henüz belli değildir. Trump’ın şöyleydi, böyleydi demiş olması NATO’nun da bir hükmü kalmadığı Macron’un NATO ömrünü tamamlamıştır düşüncesiyle de bir izdüşümü gösteriyor. Çünkü Avrupa emperyalistleri artık Amerika ile kendi çıkarlarını çok eşdeğer görmüyorlar. Dolayısıyla Avrupa’nın da burada kendi hesabına göre Amerika’yla böyle mesafeli davranması en son işte Trump’ın ve Amerika’nın bu kadar bastırmasından sonra İngiltere’nin üstlerini Amerika’ya açması bir dayatmadan ibaret olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla Amerika bu burada aslında kendi emperyalist gücünü yeniden kanıtlama peşine de düşmüş durumda” diye belirtti.
“ABD’NİN YENİ ALANLARA İHTİYACI VAR”
Can, ABD’nin ekonomik ve politik motivasyonlarına da değindi. Bu yapının yeniden canlanabilmesi için kendi hükmünü sürdürebilmekten başka çaresi olmadığını belirten Can, “ABD’nin kendine yaşam alanları yeniden üretmek gibi bir zorunluluğu var. Çünkü onu buna itiyor. Yani bu tür savaşlara girmeye itiyor. ABD geçmişteki üretimdeki verilerini paylaşan Can, “1970’’lerle beraber palazlanan ABD emperyalizmi dünya üretiminin toplamının yüzde 40’ını yapıyormuş. Bugün bu oran yüzde 28’e düşmüş. Dolayısıyla bu bir emperyalist gücü artık ayakta tutmaya yetmiyor. Yani daha çok kan lazım, daha çok sömürü lazım. Bunun için de bu cürümleri işlemesi gerekiyor” dedi.
İRAN SONRASI OLASI SENARYOLAR
Can, İran’daki mevcut rejime ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Karmaşık bir ortamdan geçildiğini, İran’ın bu savaşta yalnız kaldığını belirten Can, “İran’ın orta çağa dayalı bir sistemi getirip kendi halkına halklara dayatması, yüzbinlerce insanın kanına giren bir rejim olarak artık çağ dışı insanlık dışı kalmış bir rejimdir” dedi.
İran’da yaşanan bu kriz ve çöküşün ardından orada yaşayan halkların kendi konumlarına göre hareket etmesi gerektiğini belirten Can, “Bu çöküşün ardından dolayı orada yaşayan Ehl-i Hak Alevileri Kürtler, Belucüler kendileri için yeni bir düzen kurmaya çalışmalarını da kimse yadırgamamalıdır” dedi.
Böylesi bir rejim karşısında doğru bir düzenin kurulmasına yönelik çabaları doğru bulduğunu belirten Can, “Devrimci ve onarıcı çabalarının olması son derecede sağlıklı ve doğru buluyorum. O alanı tamamen İsrail’e ve ABD’ye bırakmayacaklar gibi bir düşüncedeyim. Daha doğrusu bir umudu içimde taşıyorum” dedi.
“İRAN’DA YENİ BİR DÖNEM KAÇINILMAZ”
İran’da mücadelenin çok daha katmanlı ve boyutlu bir şekilde süreceğini belirten Can, “Aslında büyük bir arı kovanına bir çomak sokulmuş bir durumun orada meydana geldiğini ve bundan sonra oradaki gelişmelerin diyalektik olarak hangi denklemleri kuracağını ve hangi çözümlemelere yol açacağını şimdiden kestirmek çok zor” dedi.
Diyalektik olarak her zaman her sıkıntılı zorlu sürecin yeni bir doğuma gebe olduğunu belirten Can, “Halkın mücahitlerinin Kürtlerin Alevilerin diğer sol sosyalist grupların mevcut rejimden yana olabileceklerini hiç düşünmüyorum. Bugün için sessiz kalmış olmaları bu yoğun saldırıların ve milliyetçi dalganın geçmesini bekliyorlar diye düşünüyorum” dedi.
İran rejiminin artık eskisi gibi olamayacağını belirten Can, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Çünkü çok yoğun bir şekilde siyasal ve ideolojik kadrolarını kaybediyorlar. Bu stratejik birtakım binaların vurulmasından çok çok daha önemlidir. Kadro kayıplarının bu sistemi yürütmekte, devam ettirmekte, toplumu bir arada tutmakta çok daha zorlanacaklarını düşünüyorum. Zaten normalde İran’da devrimin koşulları çoktan mayalanmıştı.İran’a dışarıdan bir müdahale olmasa bile 3-5 yıl içinde kolay olmasa bile bu sistemin alaşağı olacağı gelişen hareketlerden ve yükselen dalgalardan belliydi. İran’da önemli olanın halkın örgütlenerek kendi önderliğinde İran halkının oradaki halkların aslında ortak çıkarına bir düzenin kurulması esas olandır. Burada önemli olan doğru önderliktir”dedi.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Konuksever Cemevi’nde yürütülen Newroz Cemi’nde süren savaşlara dikkat çekilerek, birlik ve barış mesajı verildi.
Antalya’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Şubesi (HBVAKV) Konuksever Cemevi’nde Nevroz Cemi yürütüldü. Arzuman Ocağı Yol Yürütücüsü Ana Şehriban Mutluer ve Üryan Hızır Ocağı Yol yürütücüsü Kenan Akbaba tarafından yürütülen cemde zakirlik hizmetini Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Baba Süleyman Demir ve Hüseyin Abdal Ocağından Zakir İlyas Şimşek yürüttü.
“BÜTÜN İNANÇLAR VE HALKLARIN KENDİ İNANCINA VE DİLİNE GÖRE İBADETİNİ ÖZGÜRCE YAPMALI VE YAŞAYNMALIDIR”
Bütün canların kendi inandıkları yolda erkanda kendi konuştukları dilde inançlarını yürütmeleri gerektiğini belirten HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, insanların da birbirlerine saygı duyması gerektiğinin altını çizerek, “Yaşatırsa özgürlük o zaman gelir. Hakların eşitliği o zaman sağlanır” dedi.
Nurettin Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bütün herkesi kendine benzetmeye çalışıyorlar. Nevroz Bayramı diyoruz, kardeşlik diyoruz, hak, hukuk, adaletten bahsediyoruz ve tüm halkların eşit şekilde yaşaması gerektiğinden bahsediyoruz. Ama ne yazık ki burada şu anda ülkemizde bayram yaparken yanı başımızda bulunan komşu ülkelerde katliamlar yapılıyor, savaşlar nedeniyle masum insanlar, çocuklar katlediliyor. Bu insanlık aleminde utanç verici bir durumdur. Bu bayram olsa ne olur, olmasa ne olur.”
“BURASI HAKK DİVANIDIR”
Arzuman Ocağı Yol Yürütücüsü Ana Şehriban Mutluer ise konuşmasında, “eğer bir insanın önünde önderi yoksa geçmişini bilmiyorsa geleceğe adımını atamaz. Bir toplumun da eğer gençliği yoksa o toplum zamanla yok olmaya mahkumdur. Cemevleri erenlerin aşk meydanıdır. Burası dostların dost meclisidir. Kendimizi eleştirip ele verdiğimiz Hakk Divanı’dır burası. Alevi ruhunun piştiği yerdir” dedi.
“ALEVİLİK SEVGİ VE HOŞGÖRÜ VE SEVGİ İNANCICIR”
Cemlerin insanların birbiriyle barıştığı, dostça anlaştığı erkanın olduğunu dile getiren Mutluer, “Cemevi insanların lokmalarını getirdiği paylaştığı yerdir. Alevilik ise kavgayı, kini, nefreti özünden atıp önce insan olmayı yeğleyen, kendi örfünü, adetini, geleneklerini yaşayan ve insanı insan eden, sevgi, saygı ve hoşgörüyü taşıyan bir sevgi inancı insan olma bilimidir. Bir okuldur. Yazın sıcağından, kışın soğuğundan sığınacağımız tek çatımızdır bizim” diye konuştu.
“21 MART HALKLARIN KENDİLERİNE GÖRE KUTLADIKLARI GÜNÜN ADIDIR”
21 Mart’ın Ali’nin doğum günü olduğunu belirten Hüseyin Abdal Ocağından Zakir İlyas Şimşek ise, “21Mart Asya’da doğanın uyanışıdır. Anadolu’da Kürt halkının geleneğinde Demirci Kawa hikayesinde Zalim Dehak’ın zulümden kurtuluşun simgesidir” dedi.
21 Mart’ın aynı zamanda Aşık Veysel’in Hakk’a yürüdüğü gün olduğu bilgisini paylaşan Şimşek, “Yazarların iddia ettiğine göre bizde ölüm olmadığı için biz Ali’nin doğum günü olarak kutlarız. 21 Mart doğanın uyanışı, insanlığın uyanışıdır. Aşık Veysel bizim gözümüzde de doğa şairidir tekke şairidir, Veysel doğayla insanı birleştirmiştir. Gözleri olmayınca bir kenara çekilmemiş, kendi iç yolculuğun yönelerek insan aşkını doğa aşkıyla birleştirmiştir. Bu dünyaya bir güzellik katmıştır” şeklinde konuştu.
“ZORLA ALEVİ KÖYLERİNE CAMİ YAPILMAK İSTENİYOR”
Siyasal iktidarın Alevi köylerine zorunlu camiler yapmaya çalıştıklarını belirten Üryan Hızır Ocağı yol Yürütücüsü Dede Kenan Akbaba da, “Bizler ne kadar mücadele yürütsek de köy muhtarlarını baskı altına almışlar. Eğer senin köyüne hizmet gelecekse önce bize biat edeceksin ondan sonra biz sana hizmet vereceğiz. Artık bu biat kültüründe bir an evvel kurtulmamız lazım” dedi.
“ALEVİLER BİR AĞACI KESERKEN AĞAÇTAN RIZALIK İSTERKEN İKTİDAR DOĞAYI YOK ETMEYE ÇALIŞIYOR”
Alevi köylerinde maden ocakları açmaya çalıştıklarını da ifade eden Akbaba, “Doğayı yok etmeye çalışıyorlar. Oysa ki biz bu doğayı var etmeye çalışıyoruz. Ama bizim bugünkü iktidarımız doğayı yok etmek için elinden geleni yapıyor” diye belirtti.
“Bizlere baskılar yaparak karanlık bir düşüncenin içine çekmeye çalışıyorlar. Bizi Sünnileştirmek kimsenin hakkı yok. Biz yüzyıllardır ezildik, horlandık, itildik. Biz acılarla yoldaş olduk ama hiçbir zaman kötülüklerle yoldaş olmadık. Kimsenin inancından dolayı da kimseyi eleştirmedik.”
Nevroz Cemi’nde konuşmaların ardından rızalık alınarak başlatılan cemde 12 hizmet erkanı görüldü. Çerağların yakılması sonrası zakirlerin deyişleriyle semahlar dönüldü. Çerağlar sırlandı, dedenin lokma gülbenginin ardından lokmalar pay edildi.
PİRHA- İnsan Hakları Derneği Antalya Şubesi’nin hazırladığı gözlem raporuna göre 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yürüyüşü öncesinde bazı katılımcılara yönelik yoğun kimlik kontrolü, pankart ve dövizlere müdahale ile gözlemcilerin alandan uzaklaştırılması toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı açısından ihlal olarak değerlendirildi.
İnsan Hakları DerneğiAntalya Şubesi Kadın Komisyonu, 8 Mart 2026 tarihinde Antalya’da düzenlenen 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yürüyüşüneilişkin hazırladığı gözlem raporunu yayımladı. Raporda yürüyüş öncesinde, sırasında ve sonrasında yapılan gözlemler doğrultusunda elde edilen bulgular değerlendirilerek toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı açısından çeşitli ihlaller tespit edildiği belirtildi.
Raporun amacı, etkinlik sırasında yaşanan uygulamaları kayıt altına almak, insan hakları standartları çerçevesinde değerlendirmek ve kamuoyunu bilgilendirmek olarak ifade edildi.
8 MART YÜRÜYÜŞLERİ KADIN HAKLARI MÜCADELESİNİN SEMBOLÜ
Raporda, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nünkadın işçilerin çalışma koşulları, eşit ücret ve siyasal hak talepleri etrafında yürüttükleri tarihsel mücadelelere dayandığı hatırlatıldı. Günümüzde birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de 8 Mart kapsamında yürüyüşler, basın açıklamaları, mitingler ve çeşitli kamusal etkinlikler düzenlendiği belirtilerek bu etkinliklerin kadınların eşitlik, özgürlük ve şiddetsiz yaşam taleplerinin ifade edildiği barışçıl toplantılar olduğu vurgulandı.
Raporun arka plan bölümünde, kadın örgütleri, sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarının bu etkinliklerde yer alarak toplumsal cinsiyet eşitliği, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve siyasal yaşamda eşit temsil gibi talepleri dile getirdiği ifade edildi.
Raporda ayrıca 2026 yılının başlarında Suriye’nin Rakka kentinde çatışma ortamında yaşamını yitirmiş bir kadının örgülü saçının kesilerek teşhir edilmesi olayının kadın hareketi içinde güçlü bir tepki yarattığı belirtildi. Bu olayın ardından saç örgüsü sembolünün kadın dayanışmasını ve protestoyu temsil eden bir ifade biçimi olarak farklı şehirlerdeki eylemlerde kullanılmaya başlandığı aktarıldı.
Kadınların protesto eylemlerinde birbirlerinin saçını örmesinin öldürülen kadının bedenine yönelik müdahaleye karşı sembolik bir tepki olarak ortaya çıktığı ifade edildi.
DEM PARTİ KADIN MECLİSİ KATILIMCILARINA YOĞUN KONTROL
Gözlem raporunda yürüyüş alanına girişte yapılan kontroller sırasında bazı katılımcılara yönelik uygulamaların farklılaştığı kaydedildi. Rapora göre özellikle Antalya Kadın Platformu bileşeni olan DEM Parti Kadın Meclisi katılımcısı kadınlara yönelik arama ve kontrol işlemleri daha yoğun ve uzun sürdü.
Diğer katılımcıların giriş işlemleri rutin şekilde ilerlerken söz konusu grubun temsilcilerine yönelik kimlik sorgulaması ve Genel Bilgi Toplama (GBT) işlemlerinin uygulandığı, diğer katılımcılar için benzer bir uygulamaya rastlanmadığı belirtildi.
Ayrıca yalnızca bu grubun getirdiği pankart ve dövizlerin kolluk tarafından uygunluk denetimine tabi tutulduğu ve bu durumun dikkat çekici olduğu ifade edildi.
Rapora göre kolluk görevlileri bazı pankart ve dövizlerin alana sokulmasına izin vermedi. Müdahalenin gerekçesi olarak pankartlarda yer alan saç örgüsü imgesinin “terör örgütü propagandası” olarak değerlendirildiğiifade edildi.
Kolluk görevlilerinin bu kararın o gün nöbetçi olan terörle mücadele savcısı tarafından sözlü olarak verildiğini belirttiği ancak söz konusu kararın yazılı olarak eylemcilere sunulmadığı raporda yer aldı.
Raporda, eylemcilere söz konusu materyallerin kullanılmasının soruşturma başlatılmasına neden olabileceğinin söylendiği, ayrıca bir kişinin şüpheli sıfatıyla işlem yapılması şartıyla pankartların kullanılabileceğine ilişkin bir teklif sunulduğunun gözlemlendiği ifade edildi.
GÖZLEMCİLER ALANDAN UZAKLAŞTIRILDI
Raporda, müdahale sırasında alanda bulunan insan hakları gözlemcileri ve avukatların kolluk görevlileri tarafından alandan uzaklaştırıldığı da kaydedildi. Gözlemcilerin müdahalenin gerekçesine ilişkin sorularına rağmen kolluk görevlilerinin ikna edici bir açıklama yapmadığı belirtildi.
Bu süreçte gözlemcilerden kimlik ibraz etmelerinin istendiği, kimlik göstermemeleri halinde “siz görürsünüz” şeklinde tehdit içeren ifadeler kullanıldığı da raporda yer aldı.
YÜRÜYÜŞ BİR BUÇUK SAAT GECİKTİ
Yaşanan süreç nedeniyle yürüyüşün planlanan saatten yaklaşık bir buçuk saat sonrabaşlatıldığı belirtilen raporda, bu gecikmenin alandaki yoğunluğu artırdığı ifade edildi.
Ayrıca kolluk tarafından el konulan bazı pankart ve dövizlerin sahiplerine geri verilmediği ve yürüyüşün bu materyaller kullanılmadan başlatıldığı aktarıldı. Bu nedenle bazı katılımcıların vermek istedikleri mesajı kamuoyuna iletemediği ifade edildi.
“TOPLANTI VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İHLAL EDİLDİ”
Raporun değerlendirme bölümünde yalnızca belirli bir grubun yoğun denetim ve kimlik kontrolüne tabi tutulmasının ayrımcılık yasağı ile bağdaşmadığıvurgulandı.
Saç örgüsü sembolünün kullanılmasının engellenmesinin ise toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile birlikte ifade özgürlüğüne müdahale niteliği taşıdığı belirtildi.
Raporda ayrıca kolluk görevlilerinin sözlü savcılık kararına dayanarak pankartları yasaklamasının hukuki belirlilik ve kanunilik ilkeleri bakımından sorunlu olduğu ifade edildi.
İHD’DEN ÖNERİLER
Raporun sonunda toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin uygulamalarda hak ihlallerinin önlenmesi için çeşitli öneriler sıralandı. Bu kapsamda mevzuatın gözden geçirilmesi, kolluk uygulamalarına ilişkin açık bir yönetmelik hazırlanması, güvenlik güçlerine düzenli insan hakları eğitimi verilmesi ve insan hakları gözlemcilerinin çalışmalarının güvence altına alınması gerektiği ifade edildi.
Raporda ayrıca toplantılar sırasında alınan kısıtlayıcı kararların yazılı ve gerekçeli biçimde bildirilmesigerektiği vurgulandı.
PİRHA – Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Antalya Şubesi, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in görev süresine ilişkin kapsamlı bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, eğitim politikalarının bilimsel, laik ve kamusal eğitim anlayışından uzaklaştığı savunularak, öğretmenlerin baskı altına alındığı ve pedagojik ilkelerin geri plana itildiği belirtildi.
Eğitim Sen Antalya Şubesi Yönetim Kurulu imzasıyla yayımlanan metinde, Bakan Tekin’in göreve geldiği günden bu yana eğitimi eşit ve demokratik bir hak olarak ele almak yerine öğretmenleri denetim ve hiyerarşi merkezli bir sistem içine çektiği ifade edildi. Açıklamada, “Öğretmenler pedagojik bir özne olmaktan çıkarılıp merkezi talimatlarla hareket eden edilgen unsurlar haline getirildi” denildi.
“LİYAKAT YERİNE SADAKAT”
Basın metninde kariyer basamakları uygulaması, mülakat sistemi, güvencesiz istihdam biçimleri ve artan iş yükü eleştirildi. Yönetici atamalarında liyakat yerine sadakatin esas alındığı savunulan açıklamada, bu durumun eğitim emekçileri arasında adaletsizlik yarattığı ve sendikal tercihler üzerinden ayrımcılık algısını güçlendirdiği kaydedildi.
Okul ikliminin giderek otoriterleştiği belirtilen metinde, öğretmenlerin karar süreçlerinden dışlandığı ve pedagojik yaratıcılığın zedelendiği ileri sürüldü.
MESEM VE ÇEDES ELEŞTİRİSİ
Açıklamada özellikle Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) ve ÇEDES projelerine dikkat çekildi. MESEM uygulamalarının pedagojik gerekliliklerden uzak olduğu savunularak, bu modelin çocuk emeği sömürüsüne dönüştüğü iddia edildi. MESEM kapsamında hayatını kaybeden öğrenciler hatırlatılarak, uygulamanın mevcut haliyle sürdürülmemesi gerektiği ifade edildi.
ÇEDES projesi ise “ideolojik yönlendirme” olarak nitelendirildi. Müfredat değişikliklerinin bilimsel temelden uzak olduğu savunulan açıklamada, eğitim bileşenlerinin görüşlerinin yeterince alınmadığı öne sürüldü.
Eğitim Sen Antalya Şubesi, eğitim politikalarının siyasal ve ideolojik öncelikler doğrultusunda şekillendirildiğini belirterek, okulların gelişim alanı olmaktan çıkarılıp sürekli denetlenen ve raporlanan kurumlara dönüştürüldüğünü savundu. Bu anlayışın öğretmen-öğrenci ilişkisini zedelediği ve eleştirel düşünceyi gerilettiği ifade edildi.
Basın metninde, okulların fiziki altyapı sorunlarına ve öğrencilerin sağlıklı beslenmeye erişimindeki eksikliklere de dikkat çekildi. Çok sayıda okulda bakım-onarım, temizlik ve güvenlik sorunlarının sürdüğü belirtilerek, bu alanların eğitim politikalarında öncelik haline getirilmesi gerektiği vurgulandı.
“LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİMDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Açıklamanın sonunda Bakan Tekin’e çağrıda bulunularak, her öğrenciye bir öğün ücretsiz yemek ve içilebilir su sağlanması, çocuk işçiliğinin önlenmesi ve bilimsel, laik eğitim anlayışına dönülmesi istendi.
Eğitim Sen Antalya Şubesi, sendikal haklardan ve bilimsel, kamusal eğitim anlayışından vazgeçmeyeceklerini belirterek, “Eğitim baskıyla değil özgürlükle, ideolojik denetimle değil pedagojiyle yürütülür” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Konuksever Cemevi’nde Hızır ayı dolayısıyla Hızır cemi yürütüldü. Cem erkânında, Alevilerin yüzyıllardır yol ve erkânları uğruna bedel ödediği vurgulanarak, “Yaşanan katliamlara rağmen Alevi’si, Sünni’si, Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı ve tüm halklarla bir arada kardeşçe yaşamaya, birbirimizin Hızır’ı olmaya devam edeceğiz” denildi.
Hızır ayı kapsamında düzenlenen cemi Arzuman Ocağı’ndan Ana Sehriban Mutluer ile Uryan Hızır Ocağı’ndan Kenan Akbaba yürüttü. Ceme Hüseyin Abdal Ocağı evlatlarından İlyas Şimşek, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Baba Süleyman Demir, HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“HIZIR AYINDA DAYANIŞMAK ÇOK ÖNEMLİ”
HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Hızır ayının dayanışma ve birlik ayı olduğuna dikkat çekerek, “Bugün burada bir can ve bir cem olacağız. Gönüllerimizi birleştirip hakkımızı, hukukumuzu ve rızalığımızı vereceğiz” dedi.
Kuruldukları günden bu yana hak mücadelesi içinde olduklarını belirten Erdoğan, bunun ülkenin geleceği ve toplumsal birlik için verilen bir mücadele olduğunu vurguladı. Asimilasyon politikalarına karşı birlik içinde olunması gerektiğini ifade eden Erdoğan, her alanda dayanışmanın sürdürülmesinin önemine işaret etti.
“ALEVİLER OLARAK YÜZYILLARDIR BEDEL ÖDÜYORUZ”
Arzuman Ocağı’ndan Ana Sehriban Mutluer, cemevlerinin er-bacının ortak hizmet verdiği meydanlar olduğunu belirterek, Aleviliğin ilim ve irfanının cemlerde öğretildiğini söyledi.
‘Dört Kapı Kırk Makam’ öğretisine vurgu yapan Mutluer, Alevilerin tarih boyunca inançları uğruna bedel ödediğini ifade etti. Seyit Nesimi, Hallac-ı Mansur ve Pir Sultan Abdal gibi isimleri anarak, Yol’un hakikat ve direniş Yol’u olduğunu dile getirdi.
“HIZIR OLMAK, DARA DÜŞENİN YANINDA OLMAKTIR”
Hüseyin Abdal Ocağı’ndan İlyas Şimşek ise Hızır’ın anlamının doğru kavranması gerektiğini belirtti. “Bir cana Hızır olabiliyorsak bu Yol’u doğru sürüyoruz demektir” diyen Şimşek, Hızır’ın yalnızca geçmişte anlatılan bir figür değil, bugün ihtiyaç sahibine uzanan el olduğunu söyledi.
Cemevinin dayanışmayla inşa edildiğini hatırlatan Şimşek, “Buraya bir lokma getiren, katkı sunan her can bizim Hızır’ımızdır” ifadelerini kullandı.
“İLİMDEN GİDİLMEYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR”
Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Baba Süleyman Demir, konuşmasında Ömer Hayyam ve Edip Harabi’den dizeler paylaştı. Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin kadınların eğitimi konusundaki, “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” sözünü anımsatan Demir, gençlere seslenerek geleceğin Hızır’ı olma sorumluluğuna dikkat çekti. İran’da özgür yaşam talebiyle mücadele edenlere yönelik baskılara da değinen Demir, kadınların ve gençlerin özgürlük mücadelesine dikkat çekti.
“BİRBİRİMİZİN HIZIR’I OLALIM”
Üryan Hızır Ocağı’ndan Yol Yürütücüsü Kenan Akbaba da konuşmasında Hızır inancının Alevilikteki yerini anlattı. Hızır’ın dara düşenin yanında olmak anlamına geldiğini belirten Akbaba, “Birbirimize Hızır olamıyorsak dışarıdan Hızır çağırmanın anlamı yoktur” dedi.
Hızır ayında üç gün oruç tutulduğunu ve ardından lokmalar paylaşıldığını belirten Akbaba, mezar ziyaretlerinin de önemli bir erkân olduğunu söyledi.
Aleviliğin insan merkezli, akıl ve sevgi temelli bir inanç olduğunu ifade eden Akbaba, tarih boyunca yaşanan Maraş, Sivas, Çorum, Roboski ve Ankara Gar katliamlarını anarak tüm katliamları kınadıklarını dile getirdi.
Alevilerin hiçbir inanca düşman olmadığını belirten Akbaba, “Alevi’si, Sünni’si, Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i tüm halklarla bir arada yaşamaya devam edeceğiz” dedi.
Cemde gülbenglerin okunmasının ardından deyişler söylendi, semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması sonrası lokmalar pay edildi.
PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şubesi’nde semah eğitimi alan gençler, yürüttükleri çalışmaları ve yaşadıkları duyguları PİRHA’ya anlattı. Semahın kendileri için yalnızca bir ibadet değil, aynı zamanda kimlik ve yol bilinci olduğunu ifade eden gençler, Antalya’da yaşayan gençlere çağrıda bulunarak Alevilik inancını ve yolunu daha iyi öğrenmek için cemevine gelmeye davet etti.
AKD Antalya Şubesi’nde sürdürülen semah çalışmalarına katılan gençler, çocukluklarından bu yana cemeviyle kurdukları bağın semah aracılığıyla daha da güçlendiğini dile getirdi.
“ÇOCUKLUĞUMDAN BERİ CEMEVLERİNE GELİYORUM”
Cemevine çocukluğundan bu yana geldiğini belirten İlayda Ayhan, küçük yaşlarda cemlerde semah dönen büyüklerini gördüğünde bu yola heves ettiğini söyledi. Ayhan, “Küçükken cemlere katıldığımda semah dönen ablaları gördükçe ben de öğrenmek istedim. Böylece semah öğrenmek için cemevine gelmeye başladım” dedi.
Cemevine gelme nedeninin yolunu ve inancını daha iyi öğrenmek olduğunu vurgulayan Ayhan, “Yolumu öğrenmek, kültürümüzü benden sonraki nesillere doğru şekilde aktarmak ve cemevindeki çalışmalara destek olmak için geliyorum. Cemevi dışındaki etkinliklere de katılıyorum ama cemevine gelmek benim için her zaman daha başka bir anlam taşıyor” ifadelerini kullandı.
“SEMAH DÖNERKEN KENDİMİ YENİDEN BULUYORUM”
Semahın kendisinde yarattığı duyguyu anlatan Ayhan, “Semah dönerken kendimi çok huzurlu hissediyorum. Aşkla dönüyorum, adeta kendimi yeniden buluyorum. Bu çok özel bir duygu. Gençlerin buraya gelmesini çok isterim. Amacım bu yolu öğrenip gelecek nesillere aktarmak” diye konuştu.
Gençlere çağrıda bulunan Ayhan, “Alevilik inancını ve yolumuzu daha iyi öğrenmek için cemevine gelmelerini öneririm. Ama en önemlisi, insanın içinden gelerek ve isteyerek burada olması” dedi.
Okul çevresinde Alevilikle ilgili sorularla karşılaştığını söyleyen Ayhan, “Arkadaşlarım Alevilik nedir diye soruyor. Ben de elimden geldiğince anlatıyorum. Hocalarım arasında da Alevi olduğumu bilenler var, bu konuda bir sorun yaşamadım” diye ekledi.
“CEMEVİNE GELDİĞİMDE HUZUR BULUYORUM”
Annesinin isteğiyle semah öğrenmeye başladığını söyleyen Taner Yılmaz ise, “Cemevine geldiğimde huzur buluyorum. Burada olmaktan mutluyum” dedi.
Ela Ayhan da cemevine ilim ve irfan öğrenmek, ibadetlerini yerine getirmek için geldiğini belirterek, “Kültürümüzü devam ettirmek için buradayım. Bize semahı öğreten abilerimiz, ablalarımız var. Ben de büyüdüğümde gelecek nesillere bu kültürü aktarmak istiyorum” ifadelerini kullandı.
Okulda Alevi olduğunu söylediğinde olumsuz tepkilerle de karşılaştığını anlatan Ayhan, “Beni Hristiyan sananlar bile oldu. Ama Alevi olduğumu bilip benimle gurur duyan arkadaşlarım çok daha fazla” dedi.
“ÇOCUKLARIMIZ SADECE SEMAH ÖĞRENMİYOR”
Semah eğitmeni Deniz Yıldırım, cemevinde yürütülen çalışmaların yalnızca semah öğretmekle sınırlı olmadığını vurguladı. 15 yaşından bu yana cemevlerine geldiğini söyleyen Yıldırım, “Yaklaşık 30 çocuğumuz var. Bir yıldır bizimle çalışıyorlar. Semahın yanı sıra 12 hizmet eğitimi alıyorlar ve yürütülen cemlerde aktif görev üstleniyorlar” dedi.
Antalya’da çok sayıda Alevi ziyaretgâhı bulunduğunu hatırlatan Yıldırım, çocukların bu mekânları görmesinin tarihsel bilinç açısından önemli olduğunu ifade etti.
“İNANCIMIZI VE KÜLTÜRÜMÜZÜ AKTARIYORUZ”
Semah eğitmeni Musa Esen ise 12-13 yıldır cemevlerinde yer aldığını belirterek, “Bildiklerimizi bizden sonraki nesillere aktarmaya çalışıyoruz. İnancımızı, kültürümüzü yaşatmak, lokmamızı paylaşmak temel amacımız” dedi.
Semah eğitmeni Damla Hakikat ise şunları ifade etti: Semah çalışmalarının yanı sıra gençlere yönelik tiyatro, resim, seramik ve doğa yürüyüşleri gibi atölye çalışmaları başlatacaklarını aktardı.
“CEMEVİ AYNI ZAMANDA BİR OKUL”
AKD Antalya Şubesi Kültür Sanat Gençlik Sorumlusu ve YK üyesi Cansu Tekbaş Gürben, cemevini yalnızca bir ibadet mekânı değil, aynı zamanda bir eğitim alanı olarak gördüklerini söyledi. Gürben, “Göreve geldiğimiz ilk günden itibaren buranın bir okul işlevi görmesini hedefledik. Kütüphane çalışmaları, seminerler, kültür gezileri ve derslerle bu yönde adımlar attık” dedi.
“GENÇLERİN ÖZGÜVEN KAZANMASI ÇOK ÖNEMLİ”
AKD Antalya Şubesi Kültür Sanat Gençlik Sorumlusu ve YK üyesi Baykal Kahriman da gençlerin kendilerini ifade edebilmelerinin önemine dikkat çekerek, “Gençlerimiz dışarıda Alevilikle ilgili sorularla karşılaştığında cevap verebilsin istiyoruz. Semahın her figürünün anlamını öğrenmeleri bu yüzden önemli” dedi.
Kahraman, gençlerin cemlerde 12 hizmette görev aldığını belirterek, “Bugün pazar olmasına rağmen buraya geliyorlar. Bu bilinç bizim için çok kıymetli” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Tahtacılar Antalya Şubesi gençliği tarafından Maraş Katliamı’nın yıldönümünde anma etkinliği düzenlendi. HBVAKV Konuksever Cemevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen anmada, “Bugün sadece bir anma günü değil; bu ülkenin vicdanında açılmış yaranın tükenmeyen sızısını dillendirme, isyanımızı ve hafızamızı diri tutma günüdür. Maraş bir şehrin adı değil, küller arasında saklanan çığlıkların, yangına düşmüş evlerin, devrimin en masum yüzlerinin adıdır” denildi.
Maraş Katliamı’nın 47. yıldönümü dolayısıyla yapılan anmaya; PSAKD Akdeniz Bölge Sorumlusu ve Şube Başkanı Adnan Arslan ile yönetim kurulu üyeleri, PSAKD Antalya Şube Başkanı Hasibe Akpınar, Üryan Hızır Ocağı Yol Yürütücüsü Kenan Akbaba, Halk Evleri’nden Gülcan Şahin ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Sunuculuğunu Bahar Gezer’in yaptığı program, Maraş’ta ve tüm katliamlarda yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşuyla başladı. Ardından Maraş Katliamı döneminde öğretmenlik yapan bir kadının kaleme aldığı mektup okundu ve katliama ilişkin belgesel gösterimi yapıldı. Üryan Hızır Ocağı Yol Yürütücüsü Kenan Akbaba’nın okuduğu gülbengin ardından AKD Antalya Şube gençliği tarafından semahlar dönüldü. HBVAKV gençliğinin seslendirdiği türkülerin ardından Maraş Katliamı’nı konu alan tek kişilik tiyatro gösterimi sahnelendi.
Anmada konuşan HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, Maraş Katliamı’nın 47. yılında bir araya geldiklerini belirterek, “Bu anmanın örgütlenmesinde emeği geçen gençlerimize yürekten teşekkür ediyorum. Bizler geçmişten günümüze yaşanan katliamları unutmayacağız, unutturmayacağız. Bundan sonra da bu tür katliamların yaşanmaması için gençlerimizle birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.
AKD Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan ise konuşmasında, yaşanan acıların yanında direnişin de unutulmaması gerektiğini vurgulayarak, “Biz hoşgörünün merkeziyiz. Bin kez mazlum olsak da bir kez zalim olmayacağız. Ancak Pir Sultan’ın direncini de asla terk etmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
Daha sonra söz alan Antalya Tahtacılar Derneği Başkanı Mehmet Akar ise yaptığı konuşmasında, Özellikle, Alevi toplumunun tarih boyunca sevgiden yana tutumunu ortaya koyan çok sayıda örnek bulunduğunu belirtti. Özellikle, 1978 yılında henüz ergenlik çağında olan Birgül Metin Sarıkaya’nın Maraş Katliamı’nda yaşadıklarını anlattığı Maraş’taki Çocuk adlı kitaba değinen Özellikle, Sarıkaya’nın yaşananlara rağmen kin değil barışı büyüten bir yaklaşımı benimsediğini aktardı.
Sarıkaya’nın “Tutunduk yaşama ama barışla tutunduk, dostlarımıza sevgiyle yaklaştık; kin beslemedik. Bizim böyle bir inancımız yoktu. Sevgiyi ekecektik yüreğimize, sevgiyi büyütecektik” sözlerini hatırlatan Özellikle, bu sözlerin bugün torunlara fısıldanan bir hafıza ve direnç çağrısı olduğunu söyledi.
Anma etkinliği, Maraş Katliamı’na ilişkin atılan sloganlarla sona erdi.
PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Kültür ve Sanat Sorumlusu Güven Gürkan Kaya, Suriye’de Alevilere yönelik süren katliamların yalnızca Alevilerin değil, tüm insanlığın sorunu olduğunu vurgulayarak, “Colani orada Alevileri, masum insanları katletmeye devam ederken bizim burada susmamız, buna göz yummamız kabul edilemez. Bir olalım, iri olalım, diri olalım. Suriye’de yaşanan bu zulme karşı hep beraber başkaldıralım” dedi.
Suriye’de Alevilere dönük saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuşan Kaya, Alevi kurumlarının bu yaşananları dünyaya duyurmak gibi tarihsel ve ahlaki bir sorumluluğu olduğunu ifade etti.
“HTŞ’NİN ARKASINDA ABD VE ERDOĞAN VAR”
Beşar Esad rejiminin yıkılmasının ardından HTŞ lideri Colani’nin bir gecede iktidara getirildiğini belirten Kaya, yaşananların önceden planlanmış bir proje olduğunu söyledi. Kaya, “Bu projenin başını ABD ve Tayyip Erdoğan çekiyordu. Hâlen HTŞ’ye en büyük desteği Tayyip Erdoğan vermektedir” ifadelerini kullandı.
Suriye’de Alevilere yönelik yaşananların adeta bir soykırım boyutuna ulaştığını belirten Kaya, “Bu yaşananlar bizi doğrudan etkiliyor. Alevi halkı olarak tarih boyunca ezilenlerin ve mazlumların yanında olmak bizim inancımızın gereğidir. Dil, din, ırk ayrımı yapmaksızın nerede bir zulüm varsa, biz o zulmün karşısında olduk” diye konuştu.
“GÖZLEMCİ HEYET TALEBİNE HALA YANIT YOK”
Alevi kurumlarının, katliamların başladığı ilk günlerde Suriye’ye bir gözlemci heyeti gönderilmesi için Dışişleri Bakanlığı’na başvuruda bulunduğunu hatırlatan Kaya, “Tüm girişimlerimize rağmen bu talebimize AKP hükümeti tarafından hâlâ bir yanıt verilmiş değil” diyerek duruma tepki gösterdi.
Uzun süredir Suriye’deki gelişmeleri yakından takip ettiklerini vurgulayan Kaya, “Eylemlerimizi, etkinliklerimizi ve çalışmalarımızı her platformda sürdürüyoruz. Bu mücadeleyi büyüterek devam edeceğiz” dedi.
“BU SADECE ALEVİLERİN DEĞİL TÜM TOPLUMUN SORUNUDUR”
Suriye’de yaşananların yalnızca Alevilerin meselesi olarak görülmemesi gerektiğini belirten Kaya, bunun tüm toplumsal kesimlerin sorumluluğu olduğunu ifade etti. Kaya, “Burada bir insanlık suçu işleniyor. Bu suça karşı herkesin söyleyecek sözü olmalı. Dünya halklarının tek bir dille bu gerçeği haykırması gerekiyor” diye konuştu.
“HERKESİ DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
Tüm halklara, demokratik kitle örgütlerine ve sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunan Kaya, şunları söyledi:
“Bütün halkımızı ve dostlarımızı bize destek olmaya bekliyoruz. Acilen Suriye’ye bir gözlemci heyetinin gönderilmesi ve orada yaşananların birebir tespit edilmesi gerekiyor. Biz kendi imkânlarımızla bilgiye ulaşıyoruz ancak yaşananların yerinde gözlemlenmesi ve doğrudan dünyaya duyurulması çok önemlidir. Bu insanlık dramına sessiz kalınmamalıdır.”
Kaya, çağrısını yineleyerek sözlerini şöyle tamamladı:
“Colani orada Alevileri, masum insanları katletmeye devam ederken susamayız. Buna göz yummak kabul edilemez. Bir olalım, iri olalım, diri olalım. Suriye’de yaşanan bu zulme karşı gelin hep birlikte başkaldıralım.”
PİRHA-Hüseyin Gazi Metin Dede Hakk’a yürüyüşünün 1. yıldönümünde Antalya’da anıldı. AKD Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi’nde yapılan anmada Hüseyin Gazi Metin Dede’nin bir kılavuz, Alevi yoluna gerçek anlamda ışık tutan bir dede, bir emekçi, bir devrimci, bir şair aynı zamanda bir halk ozanı olduğu vurgulandı.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şubesi Zeytinköy Cemevi’nde Hüseyin Gazi Metin Dede anıldı. Anmaya Hüseyin Gazi Metin Dede’nin ailesi, AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, Antalya’da örgütlü bulunan Alevi kurum temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Yapılan anmada Üryan Hızır Ocağı Yol Yürütücüsü Kenan Akbaba’nın okuduğu gülbeng sonrasında Hüseyin Gazi Metin Dede’nin yaşamını anlatan slayt gösterimi yapıldı.
“HÜSEYİN GAZİ METİN DEDE ALEVİLER TOPLUMU İÇİN BİR YOL ÖNDERİ BİR REHBER.BİR KILAVUZDU”
Sunuculuğunu Bahar Gezer’in yaptığı anmada söz alan AKD Antalya Şubesi Başkanı Kazım Uçarcan, “Hüseyin Gazi Metin Dedemizin bize miras olarak bıraktığı, Alevilerin, asimilasyona karşı nasıl mücadele edilmesi gerektiğidir. Çok sağlam ve yaşamda karşılığı olan ilkelerle hareket eden, Yol’unu sürdüren Hüseyin Gazi Metin Dede’yi geleceğimize ışık tutma anlayışıyla onu kendimize rehber edindik. Alevilerin hak mücadelesini sürdürürken biz bu dirayeti Gazi Metin Dede gibi yol önderlerimizden alıyoruz. Gazi Metin Dede’nin şairliğinden, ozanlığından, felsefesinden alıyoruz” dedi.
“HÜSEYİN GAZİ METİN BİR DEDE, BİR EMEKÇİ, BİR DEVRİMCİ, BİR ŞAİR HER ZAMAN HALKIN YANINDA OLAN BİR HALK OZANIYDI”
Oğlu Müslüm Metin ise konuşmasında şunları ifade etti:
“Babam bir halk adamıydı, bir devrimciydi. Babam bizim çocukluk dönemimizde gerek devrimci hareket içerisinde olsun gerekse de hak mücadelesinde olsun en önde giderdi. Baba oğul ilişkisinden çok biz onunla yoldaşlık yaptık. İyi bir yoldaşımızdı.
Babam her zaman şunu derdi: örgütlenin, örgütlenin. Toplum örgütlenirse ancak bu karanlığı yıkabilir. Bu faşist düzene karşı, bu ırkçı, gerici düzene karşı örgütlenirse çözüm bulabilir. Ayrışmayı bırakın örgütlenin derdi. Devri daim olsun babam. Işığı her zaman yanımızda olacak.”
AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz’ın yaptığı kısa konuşmanın ardından, Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Hüsamettin Işık, Hüseyin Abdal Ocağı evlatlarından İlyas Şimşek, Mehmet Karabudak ve Ersin Genç’in söylediği deyiş ve nefeslerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanmasından sonra okunan lokma gülbengi ile gelen canlara lokmalar pay edildi.
Hüseyin Gazi Metin kimdir?
Anadolu’nun kadim geleneklerini geleceğe taşıyan Sivas Divriği Çamşıh Şahin Köyünde 1939 yılında dünyaya gelen Metin, sekiz kardeş arasında büyür. Babası Mahmut, annesi Hatice olan Metin, ailenin sadeliği, köy yaşamının ritmi onun karakterinin en sağlam taşlarını döşer. İlkokulu köyünde tamamlar. Ortaokula başlar. Ancak başındaki yara eğitim hayatını 2.sınıfta bırakmasına neden olur. Hayatın yükünü erkenden sırtlanır. Çobanlık, rençberlik, bir dönem de oğluyla birlikte İstanbul sokaklarında hamallık yapar. Emek onun yol arkadaşı olur. Askerliğinin ardından Divriği Maden İşletmelerinde çalışır. Sendika çalışmalarda etkin rol üstlenir. 25 yıl boyunca alın teri döktükten sonra 1990 yılında emekli olur ve bir yıl sonra Ankara’ya yerleşir. Yıllarını cem yürütmeye, dedelik ve zakirlik yapmaya adayan Hüseyin Gazi Metin hem köyünün hem de inancının kültürel mirasını yaşatmayı sürdürür. Yazın Çamşığın Şahin köyünde kışları Ankara’da geçen bir ömür, aynı zamanda bir dede olarak toplumun rehberliğini üstlenir.
PİRHA- Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Hakis köyüne İlçe Müftülüğü tarafından cami yapılmak istenmesine tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Alevilerin yaşadığı köye cami yapılmak istenmesinin tesadüf olmadığını belirterek, ” 442 sayılı köy kanununa dayandırarak, Alevileri İç Anadolu bölgesinde olduğu gibi Sünnileştirmek istiyorlar. Bizler buna karşı uyanık olup, mücadelemizi büyütmeliyiz” dedi.
Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Alevi köyü Hakis’te (Büyükyurt) İlçe Müftülüğü tarafından cami yapılmak istenmesine yönelik tepkiler sürüyor.
“ALEVİLERE YÖNELİK ASİMİSAYON POLİTİKASI OSMANLIDAN BUGÜNE GELEN BİR DEVLET POLİTİKASI”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, yapılmak istenenin Alevileri dönük yüzyıllardır sürdürülen asimilasyon politikasının bir devamı olduğunu ifade etti.
1924 yılında çıkarılan ve hala yürürlükte olan 442 sayılı köy kanununuhatırlatan Zeynel Can, “Zaman zaman sönümlenir, zaman zaman çok öne çıkar ama devletin kaydında Alevi köylerini cami yapmak asimilasyonun bir parçası olarak her zaman vardır. Her köye bir cami köy kanununda özellikle belirtilmiştir ve köy ortak alanları belirlenirken de bir cami yeri belirlenir” diye belirtti.
“TÜRKİYEDE LAİKLİK SADECE KAĞIT ÜZERİNDE!”
Devletin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olduğu anayasada belirtilmesine karşın sadece kâğıt üzerinde olduğunu, yaşamda karşılığı olmadığını vurgulayan Can, “Burası bir Hristiyan köyü müdür? Bir Alevi köyü müdür? Şu inançtan mıdır? Bu inançtan mıdır? diye bakılmaksızın ille bir cami yapılması kanunen zaten zorunluluktur. Bu anlamıyla Türkiye’deki laikliğin de aynı zamanda sorgulanması açısından önemli bir örnektir” dedi.
Dersim’in Aleviler açısından özel bir bölge ve ocak sisteminin hüküm sürdüğü bir alan olması nedeniyle hedef seçildiğini dile getiren Can, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dersim’in aynı zamanda ocakların merkezi Aleviler açısından kutsal sayılan yer olması, birçok ulunun, erenin kutsal sayılan mekanların, türbelerin, dergahların bulunmasının yanı sıra ocak mensuplarının da o topraklarda hayat sürmüş olması ve oradan dağılarak Türkiye’nin dört bir tarafına hizmet vermiş olmaları orayı hedef haline getirmiştir.
Hakis köyü önemli Alevi köylerinden biri. Cem’in cemaatin hala yoğun bir şekilde yaşandığı bir yer olmasından dolayı böyle bir yerin hedef seçilmesi çok tesadüfi değil.
Bir tane Sünni’nin bile yaşamadığı bir yere özellikle ihtiyacın çok çok ötesinde simgesel bir anlam taşıyan bir camiyi yaptırmak açıktan ‘Siz Sünni olmasanız da biz buraya yapıyoruz’ dayatmasından başka birşey değildir. Peki bundan murat edilen nedir? Murat edilen şudur: Ya biz bir yapalım, bir imam bir müezzin atayalım. Müezzin de işte beş vakit ezanı okur. O, onu yavaş yavaş bir kişi, iki kişi, üç kişi, beş kişi derken zamanla dönüştürürüz. Ki bunun özellikle İç Anadolu bölgesinde sayısız örnekleri vardır. Bir tane Sünni vatandaşın olmadığı yerlerin şimdi tamamen Sünnileşmiş olduğunu görüyoruz.”
“HARİS KÖYÜNE CAMİ YAPILMASINA HEP BİRLİKTE KARŞI ÇIKMALIYIZ”
Zeynel Can, Haris köyüne cami yapılması ile ilgili Alevi kurumları olarak yeterli tepkiyi veremediklerinin altını çizerek, “Kamuoyunda, medyada, basında bu olayın gerçekleştiği yerde ses getirecek birtakım etkinlikler, yasal, demokratik eylemler yapmak ve bunları durdurmak gerekir diye düşünüyorum. ‘Durdurmak’ Çünkü, ihtiyaç olan bir şey değil, talep edilen bir şey değil. Ama buna rağmen zora dayalı bir şey yapılıyor. Bu doğru değil” diyerek tepki gösterdi.
Devletin gücüyle devletin imkanlarından nemalanmak isteyen bazı Alevilerin faaliyette olduğunu da sözlerine ekleyen Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Bu kadar cemevi tamamen devlete bağlı bir paralel Alevi Diyaneti oluşturma siyasetini güderek yapıyorlar. İşin içine Diyaneti dahil etmeden Alevi Diyaneti’ne tekabül edecek bir yapı oluşturulmaya çalışılıyor. Bu çabalar beyhude çabalar. Bizlerin de bu çabalara karşı onu boşa çıkarma, teşhir etme ve bu anlamda insanları ikaz etme, uyarma anlamında daha aktif olmamız gerekiyor.”
PİRHA- Hacı Bektaş-ı Veli’nin‘Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’ anlayışıyla öğrencilere burs vermek için dayanışma yemeği düzenlediklerini belirten Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Zeytinköy Cemevi Başkanı Kazım Uçarcan, “Çünkü Alevi kurumları olarak bilinçli ve donanımlı gençlere ve kadrolara ihtiyacımız var” dedi.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antalya Şubesi öğrencilere burs vermek için etkinlik düzenledi. Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Zeytinköy Cemevi Başkanı Kazım Uçarcan, kurum olarak çocukların eğitimle ilgili nitelikli ve donanımlı olmaları için çalışma yürüttüklerini söyledi.
Eğitimin ekmek ve su kadar önemli bir ihtiyaç olduğunu belirten Uçarcan, “Ekmek, su için nasıl bir bütçe yapıyorsak eğitim için de bir bütçe yapmalıyız” diye konuştu.
Okumak isteyip te olanaksızlıklardan kaynaklı okuyamayan gençler için bir fon oluşturmak istediklerini vurgulayan Uçarcan, “Yetişen gençlerimiz hem bizim toplum içerisinde yerimizi daha üst bir noktaya taşır, hem de toplumla bağımızın daha sıkı olmasını sağlar. Bu amaçla bir gece düzenleme kararı aldık” dedi.
“ÖZ GÜCÜMÜZE DAYALI İŞLER YAPMAK İSTİYORUZ”
Öz güçlerine dayanarak yola çıktıklarının altını çizen Uçarcan, “Eğitime destek için Alevi kurumları ve dostlarıyla bir araya gelip güçlü bir fotoğraf oluşturduk. Eğitimle ilgili dayanışma yemeğimizle tekrar kurumlar arası ilişkide güven tazeledik” diye belirtti.
Bu fotoğraftan sonra daha büyük projelere imza atabileceklerini umudunu taşıdıklarını belirten Uçarcan, “Kanaat önderlerimizden, akademisyenlerimizden oluşan bir danışma meclisimize bu gecenin değerlendirmesini sunacağız. Onlar içerisinden bir heyet oluşturulacak. Oluşacak heyet burs verme kriterlerini belirleyecek. Böyle yolumuza devam edeceğiz” şeklinde ifade etti.
“İHTİYACI OLAN ÖĞRENCİLERİ OKUTMAYA DÖNÜK ÇALIŞMALARIMIZ DEVAM EDECEK”
“Yöre dernekleriyle de görüşme yapıp öğrencilere burs vereceklerse bizim üzerimizden vermelerini isteyeceğiz. Çünkü biz burs verirken her şeyi gözetmeyeceğiz. Şu buralı, bu buralı diye bir uygulama yapmayacağız, tam tersi kim daha çok burs almaya muhtaçsa onları araştırıp bulacağız. Onların gerçekten yaşamını kolaylaştıracağız” dedi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi tarafından düzenlenen ‘2’nci Çocuk Şenliği’nde çocuklar neşeli zamanlar geçirdi.
Muratpaşa ilçesinde bulunan Pir Sultan Abdal Parkı’nda gerçekleştirilen ‘2’nci Çocuk Şenliği’nde çocukların oldukça neşeli ve mutlu oldu. Yapılan şenlik sonrasında çocuklara hediyeleri dağıtıldı.
“ÇOCUK DEMEK ÜLKENİN GELECEĞİ DEMEKTİR”
Etkinlik sonrasında Antalyalı palyaço Emre Demiroğlu etkinlikle ilgili şunları ifade etti:
“Çocuk demek mutluluk demek, çocuk demek şenlik demek, çocuk demek ülkenin geleceği demek. Biz onlar için toplanıyoruz, etkinlikler yapıyoruz. Pir Sultan Abdal Antalya şubemizin geleneksel ikincisinde minik arkadaşlarımızla birlikte bir aradaydık. Onlarla bol bol eğlendik, eğlenmemize vesile olan herkese teşekkür ediyoruz” dedi.
Çocuk şenliği ile ilgili bilgi veren PSAKD yöneticisi Özgün Üregil, “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya şubesi olarak ikincisini düzenlediğimiz çocuk şenliğimize bugün gerçekleştirmiş bulunuyoruz. Karanlık günler geçirdiğimiz bu günlerde ülkenin aydınlık geleceği olan çocuklarımızın yüzlerini güldürebilmek bizim için bir mutluluk kaynağıdır. Bugün emek veren katkı sunan ve katılım sağlayan bütün herkese teşekkür ediyoruz. Bir sonraki etkinliklerimizde tüm canlarımızı aramızda görmekten mutluluk duyarız” diye konuştu.
PİRHA- PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, şube faaliyetleri hakkında konuşarak, derneklerinin kuruluşunun 30.yılı dolayısıyla 1 yıllık bir çalışma planladıklarını belirterek, “2 Mayıs’ta müzik dinletisi ile başlayan etkinliklerimiz, panel, seminer gibi çeşitli çalışmalarla devam edecek” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, çalışmalarına ve gerçekleştirecekleri faaliyetlere ilişkin konuştu.
“PSAKD ANTALYA ŞUBESİ OLARAK 30.YIL ETKİNLİKLERİ YAPMAYI PLANLIYORUZ”
PSAKD Antalya şubesi olarak kuruluşlarının 30. yılı vesilesiyle bir dizi etkinlik yapmayı planladıklarını dile getirerek, “Bu etkinlikler; konserler, paneller, seminerler şeklinde olacak ve bu etkinliklerimizi bir yıla yaymayı düşünüyoruz “dedi.
Takvimsel etkinliklerinin olduğunu da belirten Eren, “Bunların sürekliliği var 2 Temmuz, Banaz, Abdal Musa, Hacı Bektaş etkinlikleri var. Bunun dışında diğer kurumlarla 1 Mayıs ve diğer eylem ve etkinlikler var. Bunların hepsine katılım sağlayıp hem de 30. yıla dair ilk etkinliğimiz 2 Mayıs’ta yapacağımız konser olacak. Yeni Türkü ve Grup Abdal’la 30. yıl etkinliklerimizi başlatacağız ondan sonra seminerler, paneller ve diğer etkinliklerimizle devam edecek “diye konuştu.
“ANTALYA’DA CEMEVİ ARSASI İÇİN SÖZ VERİLMESİNE RAĞMEN HALA TAHSİSİ YAPILMADI”
Antalya Şubesi olarak bir cemevi yerinin tahsis edilmesi konusunda Kepez ve Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne başvuruları olduğunu söyleyen Eren, “Daha önce büyükşehir belediyesi 1-2 yer belirlemişti ama bunların bir kısmının belediyeye ait olmadığını, hazineden çözülmesi gerektiğini söylediler ama bu sorun hala çözülemedi. Şu ana kadar maalesef bir gelişme yok. Ne büyükşehir belediyesinden ne de Kepez belediyesinden bir yanıt alabildik “diye ifade etti.
Eren, PSAKD Antalya şubesi gibi, 30 yılını doldurmuş bir şubenin cemevi talebinin çok dikkate alınmamasının üzücü olduğunu vurguladı.
Bir örgüt kadrolardan oluştuğunu belirten Eren, “Örgüt binalardan oluşmaz.İyi ve sağlam kadrolarınız olursa örgütünüz varlığını sürdürür. Bizde iyi ve sağlam kadrolarımızın olduğunu düşünüyoruz” diye ifade etti.
“ERKANLARIMIZI KARDEŞ CEMEVLERİNDE GERÇEKLEŞTİRİYORUZ”
Newroz, Hızır, Muhabbet gibi belli başlı erkan ve ibadetlerini daha çok kardeş cemevlerinde yerine getirdiklerini aktaran Eren, “Buralardan yararlanarak yapıyoruz. Cemevlerinin aynı zamanda öğrencilere, işçilere, gençlere ve toplumun her kesimine ulaşacak proje üreten eylem ve etkinlik yapabilen bir yapıya sahip olması gerekir” dedi.
Cemevlerinin sadece cem yapılan, cenaze erkanları yürütülen yerler olmadığını belirten Eren, “Bu yaklaşım cemevlerini atıllaştırır. Bu sorun maalesef her yerde yaşanıyor. Cemevlerimizi bir türlü bir kültür, sosyal ve yaşam alanına çeviremedik. Bu da bizim biraz becerisizliğimizden kaynaklandı. Kendimizde dahil olmak üzere bütün Alevi örgütlerinin bu kısır döngüyü aşması gerekiyor” şeklinde konuştu.
“BELEDİYELER YA CEMEVİ YAPMAYACAKLAR YAPIYORLARSA DA TEK YETKİLİ CEMEVLERİ OLACAK”
Belediyelere ait cemevlerinin olduğunu da belirten PSAKD Antalya Şube Sekreteri AtakanEren, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Alevi Bektaşi Federasyonu ve federasyona bağlı olan örgütler, konunun muhataplarıyla defalarca görüştü ve bu taleplerini ilettiler. Biz bu cemevlerinin belediyelere ait olmasını doğru bulmuyoruz. Yani Türkiye’de belediyelerin camisi yok, olmamalı cemevleri de olmamalı. Eğer yapılan o mekân cemevi olarak düşünülmüş ve yapılmışsa hızlı bir şekilde Alevi örgütlerine teslim edilmeli ve Alevi örgütleri o binaları tek kullanım hakkına ve yetki sahibi olmalıdır. Bu tüm cemevleri içinde geçerli olmalı. Ya o cemevini yapmayacaksınız ya da yaptığınız zaman Alevi kurumlarına teslim edeceksiniz. Belediyelerden talebimiz budur. Bu cemevlerini bize devredin.”
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, Suriye’de bulunan tüm halkların ve inançların özgür ve kardeşçe ve bir yaşam kurabilmesi için ortak bir mücadele yürütmesi gerektiğini belirtti. Eren, “Eğer ortaklaşma sağlanamazsa Suriye’yi karanlık günlerin beklediği çok net ve açık” dedi.
Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün Esad yönetimini devirmesi ardından Suriye’deki Alevilerin tedirginliği daha çok arttı. Şam’ın düşmesinin ardından HTŞ’liler, başta Lazkiye olmak üzere birçok kentte Alevilerin yaşam alanlarını adeta gasp etti.
Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD’in, Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi, binlercesi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Bu saldırılardan en çok etkilenen kesim ise kadınlar ve çocuklar oldu. Soykırım saldırıları devam ederken son bir ayda çok sayıda kadın, çeteler tarafından kaçırıldı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, Suriye’de yaşanan katliamlara ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“DÜNÜN TERÖRİSTİ COLANİ BUGÜN SURİYE’NİN MEŞRU YÖNETİCİSİ OLDU”
Daha düne Türkiye’de dahil birçok Avrupa ülkelerinin terör listesinde olan HTŞ’lilerin birkaç günde Suriye’nin meşru yöneticileri olduklarını belirten PSAKD Antalya Şube Sekreteri Atakan Eren, “HTŞ’nin Suriye’ye eşitliği, özgürlüğü getirebileceğini düşünmüyoruz. Çünkü HTŞ selefi bir örgüt ve mantığında kendisi gibi düşünmeyen herkesi düşman olarak görmek var ve herkesin yok edilmesi gerektiğini düşünen bir örgüt” diye belirtti.
“HTŞ YÖNETİMİNİN OLDUĞU SURİYE’DE HALKLARA VE İNANÇLARA VERECEĞİ BİR ÖZGÜRLÜK OLAMAZ”
HTŞ ve onun lideri Colani ‘nin kendisi gibi düşünmeyen Araplara Türkmenlere, Kürtlere, Alevilere ve Sünnilere verebileceği bir özgürlüğün olmadığının altını çizen Eren, “HTŞ geleneksel olarak katliamcı yapısını Suriye’de devam ettiriyor. Bugün Suriye’de binlerce Alevi katletti ki bu verileri Suriye’den aktaran ve rejime muhalif olarak kurulan Suriye İnsan Hakları Gözlem Evi söylüyor. Muhaliflerle beraber hareket eden bir komite ve bu komitenin verdiği rakamlara göre son 1 ay içerisinde binlerce insan katledildi. HTŞ’nin bu katliamlarda parmağı var. HTŞ katliamların önünü açıyor. Özellikle de Alevilerin yoğun yaşadığı Lazkiye, Tartus ve sahil kıyılarında yaşayan Alevilere dönük bir vahşet yaşanıyor” dedi.
“BÜTÜN HALKLAR VE İNANÇLAR EŞİT ÖZGÜR VE KARDEŞCE BİR SURİYE İÇİN BİRLİKTE MÜCADELE YÜRÜTMELİ”
Bu yaşanan vahşetin önüne geçmek ve bu vahşeti durdurmak gerektiğini vurgulayan Eren, şunları dile getirdi:
“Suriye’deki tüm inanç toplulukların ve halkların ortak bir yaşam kurabilmesi için ortak bir mücadele yürütmesi gerekiyor. Ortaklaşıldığı anda Suriye’de eşit, özgür ve kardeşce bir ülke kurulabileceğini düşünüyorum. Eğer ortaklaşma sağlanamazsa Suriye’yi karanlık günlerin beklediği çok net ve çok açık.
Özellkle Türkiye’nin bu katliama karşı tavır alması gerekiyor. Sadece Avrupanın değil çevredeki ülkelerin tavır alması özellikle Türkiye’nin müdahil olması gerekiyor. Başta Türkiye’deki demokratik kitle örgütlerinin, sendikaların, siyasi partilerin, Suriye’de Alevilere karşı yaşanan katliama karşı bu ortak tavır alması gerekiyor. Çünkü Suriye’de bu karanlık birgün tüm Ortadoğu’da ve bütün bölgelerde kaosa yol açacak. Suiye’de şu anda bir insanlık dramı yaşanıyor. Buna karşı Bosna’da, Gazze’de olduğu gibi sesimizi yükseltmeliyiz.”