Etiket: aşık veysel

  • Ankara’da Aşık Veysel Engelsiz Yaşam Merkezi açılıyor!

    Ankara’da Aşık Veysel Engelsiz Yaşam Merkezi açılıyor!

    PİRHA-Çankaya Belediyesi, engelli bireylerin kişisel gelişimleri için Aşık Veysel Engelsiz Yaşam Merkezi’ni açıyor.

    Çankaya Belediyesi, engelli bireylerin, sosyalleşmek, yaşam becerileri kazanmak ve kişisel gelişimleri için çok yönlü bir yaşam merkezi olacak Aşık Veysel Engelsiz Yaşam Merkezi’nin açılışını, Veysel’in 127. doğum gününde gerçekleştirecek.

    Engelli bireyler ve ailelerinin hayatına dokunacak Aşık Veysel Engelsiz Yaşam Merkezi açılış töreninde, Halk Müziği sanatçısı Ersin Perçin de Aşık Veysel türkülerinden oluşan konser verecek.

    Açılış töreni 25 Ekim Pazartesi saat 14.00’te, Sokullu Mehmet Paşa Caddesi, numara 94’te gerçekleşecek.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Aleviler bu dünyanın gerçekliliğine inanır; Alevilik kalıplaşmış bir öğreti değildir’

    ‘Aleviler bu dünyanın gerçekliliğine inanır; Alevilik kalıplaşmış bir öğreti değildir’

    PİRHA-Hubyar Ocağı’na mensup Cemal Şahin, Aleviliğin bir doğa inancı olduğunu söyledi. Şahin, “Alevilikte doğanın tüm hareketine ‘Devriye’ denir. Her şey birbirini izler. Her varlaşan ve bedenleşen bitime doğru gider ve bu anlamda her varlıkta bir bitim vardır. Ancak bu bitim yeni bir canlıyı var eder. Bu nedenle ölen yok olmamakta ve her ölüm yeniden başka doğuşları var eder” dedi. 

    Hubyar Ocağı’na mensup Cemal Şahin’den Alevilik ile doğa arasında ne türden bir ilişki söz konusu, bunun detaylarını dinledik.

    Tüm canlıların yaşatılması üzerine kurulu Alevi inancı, doğadaki her bir Can’ın; suyun, ateşin, taşın, kısacası en küçük hücrenin dahi bir yaşam hakkına sahip olduğunu ifade eder. Peki kentlerde yaşayan Alevi toplumunun, doğa ve inançları arasında nasıl bir bütünlüğü var? Cemal Şahin ile yaptığımız röportajın detaylarından öğreniyoruz…

    “YERDEKİ KARINCAYA KADAR BÜTÜN CANLININ HAKKINI KORUYASIN…”

    PİRHA- Alevilik ile doğa arasında nasıl bir ilişki var?

    CEMAL ŞAHİN:  “Öncelikle nasıl bir evrende yaşıyoruz, kısaca değinmek istiyorum. Bizler ve bütün canlılar, milyarlarca galaksilerden, kara deliklerden, trilyonlarca yıldızlardan ve birçok tespit edebildiğimiz ya da edemediğimiz, görebildiğimiz ya da göremediğimiz maddeyi içinde barındıran bir evrende ve kendiliğinden var olan, insan etkinliğinin dışında kendini sürekli olarak yeniden oluşturan ve değiştiren, değişik nesnelerden oluşan bir doğada yaşıyoruz.

    Sonsuzdan gelip, sonsuza giden evrende doğanın yasaları, kendi kurguları içinde, sürekli olarak, kendi doğrultusunda ilerler. Aynı zamanda evrende var olan her şey, birbirine zincirleme olarak bağlı ve karşılıklı olarak birbirini etkiler. Bu nedenle evrende var olan insan ve tüm canlı-cansız dediğimiz her şey birbirlerinin ayrılmaz birer parçasıdır.

    Alevilik ile doğa arasındaki ilişkiye gelince;

    Alevilikle ilgili genel bir çerçeve çizecek olursak Alevilik; insanın insan olma bilincine vardığı günden bugüne değin, uygarlıklar kurmuş ve bilimi kendisine rehber edinmiş olan toplumların oluşturdukları, her türlü maddi ve manevi özelliklerin ürünü olan, insani değerleri, doğa ve insanla iç içe kaynaştırarak, insan sevgisinde somutlaştıran;

    – Hakk – doğa – insan birlikteliğini savunan,

    – Çevre ile ilgili sistemin sürdürülmesini, öncelikli gören,

    – Bu dünyanın gerçekliliğine inanan,

    – Var olan tüm şeylerin, birbiriyle bağlantılı olduğunu söyleyen,

    – Devriye kuramıyla, sonsuz bir evrimi var gören, Hakk ve hakikat yoludur.

    Alevi öğretisinin temeli ‘Her şey eşittir, birdir’ anlayışla, doğada, evrende var olan varlıkların birliği (vahdet-i mevcut, Hak- evren/doğa-insan) temelinde, bir bütün olarak görür.

    Bunu:

    – Yiğit bilge olasın.

    Gönlünü Hakk ile bütün kılasın.

    Dünya ile dost olasın ama nefsine kapılmayasın.

    Kurda, kuşa, ağaca, yerdeki karıncaya kadar bütün canlının hakkını koruyasın’ özdeyişinde olduğu gibi, benzer birçok özdeyiş ve uygulamaları ile yaşam felsefelerini oluşturarak doğa ile iç içe yaşarlar.”

    “ALEVİLİK DONMUŞ, KALIPLAŞMIŞ BİR ÖĞRETİ DEĞİLDİR”

    ‘Alevilik tam olarak bir doğa inancıdır’ denilebilir mi?

    “Alevilik tam olarak bir doğa inancıdır. Çünkü Alevi öğretisine göre; evrende hiçbir şey birden bire var olmaz. Her şey birbirini izleyen ve art arta gelen olaylar zinciri sonu oluşur. Her varlaşan ve bedenleşen şey ise bitime doğru gider ve bu anlamda her şeyde bir bitim vardır. Ancak bu bitim yeni bir nesneyi var eder. Bu nedenle ölen yok olmamakta ve her ölüm yeniden başka doğuşları var eder.

    Ayrıca evreni oluşturan maddenin hepsi hareket halindedir. O nedenle evrende hareketsiz hiçbir madde bulunmaz. Şu anda ne görüyorsak her şey hareket halindedir. Çünkü hareket evrenin temel taşı olan atomun özelliklerindedir.

    Örneğin; bir insanın yaşamı uygun ortam ve uygun şartlarda, döllenmiş bir yumurtadan başlayarak, ölünceye kadar devamlı hareket halindedir. Ölümden sonra ölü bedenin öğeleri ise başka hayatları oluşturmak için başka şeylere dönüşür. Bilim buna ‘maddenin tepkimesi’ diyor. Eğer maddenin değişimi, tepkimesi olmasaydı ne biz ne de öteki canlı ve cansız maddeler olurdu. Alevilikte doğanın bu hareketine ‘Devriye’ denir. Çünkü Alevilik donmuş, kalıplaşmış bir öğreti değildir. Tüm tarihi boyunca sürekli bir gelişim, değişim ve ilerleme içerisinde olmuştur. Bu nedenle Aleviler, tüm öğretilerini yaşadığı çağa göre uyarlar ve yaşadığı zaman ve mekâna uyma yeteneğini her zaman gösterirler. Kuralcı ve biçimciliği reddederler. Öze önem verirler. Dogmatizme karşı, bilimden yana, insan aklının ve iradesinin özgürlüğünü kendilerine rehber edinirler. Eleştirel bir yaklaşımı savunurlar. Alevilik öğretisinde mutlaklık, değişmezlik söz konusu değildir. Çünkü sonsuzdan gelip sonsuza giden bu evrende her şey, bir döngüsellik içinde ve bir şey bittiğinde, bir başka şeyi var eder. Bu nedenle Alevilik tam olarak bir doğa inancıdır.”

    Aleviliğin “doğa inancı” olarak yorumlanabilmesindeki en somut söylem ve davranışlar nelerdir?

    “Alevilikte ‘öbür dünya, cennet, cehennem’ inancı yoktur. Her şey yaşanılan dünyadadır. Alevi öğretisi taşıyıcılarından Âşık Veysel, TRT de bir söyleyişinde bunu şöyle dile getirir:

    ‘Ben öldüğümde beni betonun içine koymayın, taşın içine koymayın, toprağın içine koyun.

    Bir an önce toprakla karışayım, çayır olayım, çimen olayım, çiçek olayım. Koyunlar gelsin yesin et olsun. Kuzular gelsin yesin süt olsun. Arılar gelsin yesin bal olsun. Onlardan da diğer canlılar faydalansın’ der.

    Aleviliğin ‘doğa inancı’ olarak yorumlanmasında ozanlarımızdan birkaç örnek:

    ‘Evreden evreye nice çark oldum,

    Nice hayat buldum, nice gark oldum.

    Âdem sıfatına girdim fark oldum,

    Denizde, havada, yerde idim ben’

    (Ozan Bindebir)

     

    ‘Önce ya madendik ya toprak ya taş

    Bitki olduk yedi büyük küçükbaş

    Sonra insan olduk bu yüz, bu göz kaş

    Benzedi o yâre, yâr ile geldik’

    (Gönüllü Coşkun)”

    “BU DÜNYA İNSAN VE BÜTÜN CANLILARIN EVİDİR”

    Alevilikte eğer doğa yüceltiliyor ise bunun günümüze yansımasını nasıl değerlendirmeli?

    “Tüm canlılar ve bunların doğal bir uzantısı olan insan, evrende bir zaman diliminin ya da sürecinin ürünüdür. Canlı bir varlık olan doğa ile canlı bir varlık olan insan, birbirleri ile uyum içerisinde olması gerekir. Bu dünya, insan ve bütün canlıların evidir. Burada doğduk, burada geliştik, burada yaşadık.

    Para ve çıkar hırsları nedeniyle doğada maden arayarak, nükleer santraller yaparak, gölleri kurutarak, dağları ve ormanları tahrip ederek, HES’ler yaparak, denizleri kirleterek doğa ile barışık olamayız. Yoksa doğanın intikamı çok acı olur.

    Unutmayalım; şimdilik bu dünyadan başka gidecek ve yaşayacak bir yerimiz yoktur. Ayrıca bir inanç ve etnik kökenden gelen yurttaşların yaşadığı coğrafyalarda, o inanç ve etnik kökenden gelen yurttaşları, zor durumda bırakarak, bu tür yerlerde hem doğayı ve hem de oradaki yurttaşları tahrip ve yok etme uğraşısı, doğaya ve insanlığa yapılan en büyük ihanet olduğu da unutulmamalıdır.”

    “CANA KIYARAK KUTLAMA YAPMAK O ÖĞRETİYE İHANETTİR”

    Aleviliği ‘Yeryüzü inancı’ olarak tarif edersek eğer ‘Kurban’ ritüeli ve insan haricindeki canlıların yaşam hakkını savunma konusunda neler söylersiniz?

    “Bugünkü bilimin gelişmiş olduğu, genel kabul gören ilkeler doğrultusunda, Güneş sistemimizi incelediğimizde, bilim adamlarına göre, yaklaşık 4-6 milyar yıl önce, Güneş ve sistemindeki diğer gezegenler, ölmüş bir yıldızın toz ve gaz bulutlarından oluştu.

    Dünyamız oluşumundan yaklaşık 1 milyar yıl sonra, yani günümüzden 3,5 milyar yıl önce, bütün canlıların yaşamı, bakteriler şeklinde ilkel hücrelerle başlar. 3,5 milyar yıldan bu yana, bu tür canlılar, mutasyonlara uğrayarak, günümüz canlı türlerini oluşturur.

    Bilim bizlerin de, yaklaşık 6,5 milyon yıl önce, ortak ataya sahip olduğumuz ve gen benzerliğimiz 99,9 olan şempanzelerden ayrılmaya başladığınızı söyler. Böyle bir benzerlik bize, tüm canlıların ortak bir atadan geldiğini ve zaman süreci içerisinde, meydana gelen uyumlu mutasyonlarla farklılaştığını gösterir.

    Yaklaşık olarak 50 bin yıl önce ise, modern insan ‘Homo Sapiens’ ortaya çıkmaya başlar. O tarihten bu güne insanoğlu, bir önceki kuşaktan aldığı kültürü, kendi yaşadığı çağa göre uyarlayarak, bir sonraki kuşağa aktararak, bu günlere gelindi. Bu nedenle Alevilik öğretisini de bu kural ve kaideler içerisinde algılamamız gerekir. Çünkü evrenin tarihi, değişmeye yatkın olmayanların, değişime direnenlerin, değişime ayak uyduramayanların er ya da geç ortadan kalktığını gösterir. İnsanlık tarihi de, değişmeye yatkın olmayan, değişime ayak uyduramayan toplumların da, ortadan kalkığını anlatır. Bu nedenle Evren, evrim ve insan ve tüm canlılar birbirlerinin ayrılmaz birer parçasıdır. Bilim de bize, ‘Evrende hiçbir şeyin sabit kalmadığını, her an mimarisini değiştirdiğini, bu nedenle bugünün geçmişe benzemeyeceğini öngörür. Yani geçmiş tıpatıp örnek alınamaz; ancak gelecek için bilgi sağlanmasına hizmet eder’ der.

    Alevi öğretisinde ‘Varlığın birliği’ anlayışı ise:

    ‘Alevi öğretisinde de evrende var olan her şey, bir bütünün parçasıdır. Çünkü var olan her şey zincirleme olarak birbirleriyle bağlı, birbirleriyle özdeş ve birbirlerini etkiler. Bu nedenle var olanlar, aynı bütünün parçalarıdır. Her biri bütünün bilgisini, içinde taşır. Evren de en küçük bir taneciğin içinde, bütün evrenin bilgisi saklıdır. Bilge pirler der ki; ‘Damla deryadandır ve deryanın bütün nitelikleri onda gizlidir’. Bu bilimsel veriler ışığında, Alevi öğretisinde ‘Hakk’ anlayışı, varlığın birliğine dayanır.

    Evrende var olan her şey, uyum içerisinde Hakk’ı oluşturur. Bu denenle var olan her şey, bütünün parçasıdır. Evrendeki en küçük zerrenin içinde dahi, bütünün bilgisi vardır.

    ’Ne varsa âlemde, o vardır âdemde’ özdeyişinde olduğu gibi, insan küçük bir evrendir. Bir insanın içinde de, bütün insanlık ve evren saklıdır. O nedenle, evrende hiçbir şey tek başına değil, her şey birbirine bağlıdır. İnsana ve doğaya verilecek değere, her zaman saygılı olurlar. Bunun içindir ki Alevi yol uluları:

    ‘Hararet nardadır sacda değildir,

    Keramet baştadır taçta değildir,

    Her ne arar isen kendinde ara,

    Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir’ derler.

    Bu konuda âşık, ozan ve şairlerimizin birçok deyiş, türkü ve şiirleri vardır.

    Örneğin, Yunus Emre bunu şöyle dile getirir:

    ‘Evvel benim, ahir benim

    Canlara can olan benim

    Azıp yolda kalmışlara,

    Hazır medet eren benim

    …………………………

    Kâbe ve Put, iman benim,

    Çark vurup da dönen benim.

    Bulut olup göğe ağan,

    Rahmet olup yağan benim.

    ………………………………

    Yeri, göğü benim kuran,

    Ayrılmadan kayım duran,

    Irmaklara göl çağıran,

    Adım Yunus, umman benim’

    Cümle âlemin birliğine inanan, doğa ile barışık olan bir öğreti anlayışında, cana kıyarak, kan akıtarak, bir kutlama yapmak o öğretiye ihanettir. Çünkü kişiler doğanın hâkimi değil, bir parçasıdır. O nedenle doğada var olan her şeyle uyum içerisinde olmaları gerekir. Bu nedenle bir cana kıyarak, kan akıtarak bir bayram yapmanın Alevi öğreti ile bir ilgisi yoktur.

    Değerli hocamız Prof. Dr. Ali Demirsoy’un ‘Tanrı Parçacığından Güneşe’ adlı eserinden esinlenerek benim de, bütün canlar için dileğim:

    Üzerinde kuşların cıvıldadığı,

    Ağaç dallarının içine sarktığı,

    Şırıl şırıl akan temiz bir su kenarında,

    Dostlarımızla yürüyebileceğimiz,

    Eğilip kana kana su içebileceğimiz,

    Doğanın şiirini dinleyebileceğimiz,

    Bin bir çeşit renklerini görebileceğimiz,

    Güllerini, çiçeklerini ve çeşit çeşit bitkilerini koklayabileceğimiz,

    Tertemiz nefesler alabileceğimiz,

    Hiçbir engellerle karşılaşmayan hayvanların, özgürce danslarını seyredebileceğimiz bir doğada, tüm dostlarla birlikte özgürce yaşamak, dileklerimle;

    Aşk ile…”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Aşık Veysel’in adı engelsiz yaşam merkezinde yaşayacak

    Aşık Veysel’in adı engelsiz yaşam merkezinde yaşayacak

    PİRHA-Engelli bireylerin yaşamını kolaylaştıracak eğitim faaliyetlerinin yer alacağı Çankaya Engelsiz Yaşam Merkezine halk ozanı Aşık Veysel’in adını verildi. Aşık Veysel Engelsiz Yaşam Merkezi, engelli yurttaşlara birçok alanda katkı sağlayacak. 

    Çankaya Belediyesi, sanat atölyelerinden sesli kütüphaneye, ebeveynlere kurslara kadar geniş bir yelpazede hizmet vereceği Engelsiz Yaşam Merkezi’nde büyük halk ozanı Aşık Veysel’in adını yaşatacak. Sokullu Mehmet Paşa Mahallesinde yapımı süren Aşık Veysel Engelsiz Yaşam Merkezi, dezavantajlı bireyler ve aileleri için sosyalleşme ve eğitim merkezi olacak.

    Yapım çalışmaları hızlanan Aşık Veysel Engelsiz Yaşam Merkezi, bu yıl içinde hizmete açılacak.

    Engelli bireylerin sosyalleşmesi, yaşam becerileri kazanması ve kişisel gelişimleri için çok yönlü bir yaşam merkezi olarak hizmet verecek Aşık Veysel Engelsiz Yaşam Merkezinde, ebeveynler için kurslar, 65 yaş ve üzeri sakinler için de Baharevi yer alacak. Engelli bireylerin günlük yaşam becerilerini karşılamayı öğrenebilecekleri örnek bir ev modelinde düzenlenen mutfak, salon ve banyo şeklinde düzenlenen Bağımsız Yaşam Ünitesinin de bulunacağı Merkez’de Çengel Atölye’nin faaliyetleri de yapılacak.

    Aşık Veysel Engelsiz Yaşam Merkezi’nde ayrıca engelli çocuklar için kreş, grup terapileri için çalışma odası, bireysel danışmanlık ve psikososyal danışmanlık hizmetlerinin verileceği Bireysel Görüşme Odası, resim ve müzik atölyeleri, cam atölyesi, ahşap atölyesi, dans atölyesi, toplantı ve etkinlik salonu yer alacak. Çankaya Belediyesi’nin görme engelli bireyler için hizmet verdiği Sesli Kütüphane de yeni merkezde faaliyet gösterecek.

    PİRHA/ANKARA

  • Aşık Veysel’in kızı, müftünün kıldırdığı cenaze namazı sonrası toprağa verildi

    Aşık Veysel’in kızı, müftünün kıldırdığı cenaze namazı sonrası toprağa verildi

    Ankara’da Hakka yürüyen halk ozanı Aşık Veysel’in büyük kızı Zehra Başer, İlçe Müftüsü’nün kıldırdığı cenaze namazı sonrası Aşık Veysel’in mezarının bulunduğu alandaki aile kabristanında toprağa verildi. 

    Halk ozanı Aşık Veysel’in 85 yaşında Hakka yürüyen büyük kızı Zehra Başer, Sivas’ın Şarkışla ilçesinde toprağa verildi.

    Ankara’da Hakka yürüyen Zehra Başer’in cenazesi, Şarkışla’ya bağlı Sivrialan köyündeki evinin de bulunduğu Aşık Veysel Müzesi bahçesine getirildi.

    Başer’in tabutunun üzerine konulan cep telefonundan Aşık Veysel’in “Gine Mi Ağladın” adlı türküsü de çalındı.

    Cenaze erkanı Alevi inancına göre yapılmazken, İlçe Müftüsü Tayyip Koçer’in helallik almasının ardından, cenaze namazı kılındı. Başer’in cenazesi, Aşık Veysel’in mezarının bulunduğu alandaki aile kabristanında toprağa verildi.

    Cenaze törenine, Aşık Veysel’in çocukları Zekine Şatıroğlu, Bahri Şatıroğlu, Hayriye Özer ve torunları ile Şarkışla Kaymakamı, Belediye Başkanı Ahmet Turgay Oğuz, İlçe Jandarma Komutanı ve vatandaşlar katıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Aşık Veysel’in Hakka yürüyen kızı Zehra Başer, Sivrialan Köyü’nde sırlanıyor

    Aşık Veysel’in Hakka yürüyen kızı Zehra Başer, Sivrialan Köyü’nde sırlanıyor

    PİRHA- Halk ozanı Aşık Veysel’in büyük kızı Zehra Başer, 85 yaşında hakka yürüdü.

    Aşık Veysel’in çocuklarından en büyüğü olan Başer, tedavi gördüğü Ankara Koru Hastanesi’nde Hakka yürüdü.
    Zehra Başer’in cenazesi Şarkışla’nın Sivrialan Köyünde, bugün babasının mezarının da bulunduğu aile kabristanına sırlanıyor.
    Aleviler, “Ozanlarımız bizim hafızamız ve vicdanımızın sesidir. Biz yıllardır “Sivas’ın ışığı sönmeyecek” derken hep onların ışığını kastettik. Sivas’ın ışığı, Pir Sultan Abdallar, Aşık Veyseller, Muhlis Akarsular, Nesimi Çimen’ler, Hasret Gültekin’lerdir. Hakk’a yürüyen canımız bizlere Veysel’in emanetiydi, devri daim olsun” ifadelerini kullandılar.
    (HABER MERKEZİ)
  • Aşık Veysel ölümünün 46. yılında anıldı

    Aşık Veysel ölümünün 46. yılında anıldı

    PİRHA – Halk ozanı Aşık Veysel ölümünün 46. yılında anıldı.

    Ozanlık geleneğinin temsilcilerinden Aşık Veysel Şatıroğlu, ölümünün 46. yılında memleketi Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde, mezarı başında anıldı. Törene CHP Sivas Milletvekili Ulaş Karasu, Aşık Veysel’in torunları Gündüz Şatıroğlu ile Sebahattin Şatıroğlu, yakınları ve çok sayıda yurttaş katıldı. Törende Aşık Veysel’in mezarına karanfil bırakıldı.

    Aşık Veysel’in torunu Gündüz Şatıroğlu, “46 Yıldır Aşık Veysel’i anıyoruz. Toplumun her kesimi burada. Hangi siyasi düşünce olursa olsun, hangi inançtan olursa olsun. Çünkü kendilerinde ve Aşık Veysel’in her sözünde bir şey buluyorlar. Aşık Veysel’de kendilerini buluyorlar. Dedem bizlere demiş ki ‘kardeş olun’, ‘kardeşlik yolunda el ele yürüyün’. Bu toprakların demokrasiye, kardeşliğe ne kadar çok ihtiyacı olduğunu bilmiş, sözünü bu yolda söylemiştir. Bizleri de bu yola davet etmiştir” dedi.

    Törende Güney Kore’den gelen Kim Young isimli bir turist de yer aldı. Aşık Veysel hayranı olduğunu açıklayan Young, ozanın mezarına karanfil bıraktı. Aşık Veysel hayranları, anma programı dahilinde Veysel’in köyde müzeye dönüştürülen evini ziyaret etti.

    AŞIK VEYSEL KİMDİR?
    Aşık Veysel Şatıroğlu 25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde doğdu. İki kız kardeşini çiçek hastalığı sebebiyle yitirenVeysel, yedi yaşında aynı hastalıktan iki gözünü kaybetti. Çocukluk ve gençlik yıllarını Sivrialan’da geçiren Aşık Veysel, on yaşındayken babasının teşvikiyle saz çalıp şiir söylemeye başladı.

    1930’lu yıllarda Ankara’ya giden Aşık Veysel, birçok radyoda ezgilerini okuyarak ün saldı. İlk şiir kitabı “Deyişler” ise 1944’te yayımlandı. Sonraki süreçte 5 yıl boyunca köy enstitülerinde halk türküsü öğretmenliği de yapan Veysel, Kara Toprak, Uzun İnce Bir Yoldayım, Güzelliğin On Par Etmez ve daha onlarca ezgiyi arkasında bırakarak 21 Mart 1973’te doğduğu köyde yaşama gözlerini yumdu.

    HABER MERKEZİ

  • Aşık Veysel Mersin’de anılacak

    Aşık Veysel Mersin’de anılacak

    PİRHA- Aşıklık geleneğinin en büyük temsilcilerinden Halk Ozanı Aşık Veysel ölümünün 45. yıl dönümünde 5 Nisan’da Mersin’de türkülerle anılacak.

    Aşıklık geleneğinin en büyük temsilcilerinden Halk Ozanı Aşık Veysel ölümünün 45. yıl dönümünde türkülerle anılacak.

    Sivrialan Mersin Oluşumu tarafından organize edilen konser, 5 Nisan Perşembe günü Saat 19.00’da Yenişehir Atatürk Konferans Salonu’nda gerçekleşecek. Konserde Aşık Veysel’in  unutulmaz türkülerini Filiz Şatıroğlu Arıkan, Cem Gürlevik, Ali Güç, Hikmet Tosun seslendirecek.

     

  • Aşık Veysel Datça’da anıldı: Dostlar seni unutur mu?

    Aşık Veysel Datça’da anıldı: Dostlar seni unutur mu?

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Datça Şubesi’nin ortaklaşa düzenlediği Aşık Veysel’i Anma Programı Datça Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

    Halk ozanı Aşık Veysel ölümünün 45. yılında Muğla Datça’da anıldı. Sunumunu Şule Bayar’ın gerçekleştirdiği programın açılışı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Datça Şubesi Mustafa Katıkçı tarafından. Ardından konuşan Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şube Başkanı Murat Yıldırım etkinlikte Aşık Veysel’in hayatına  ve eserlerine geniş bir şekilde yer verdi.

    Konuşmasına Aşık Veysel’in şiiri ile Yıldırım, “Aşık Veysel bu coğrafyanın yetiştirdiği en değerli ozanlarındandır. Ve pek çok sanatçıdan farklı olarak henüz hayatayken yarım yüzyıldır sanatına gönül vermişliği karşılıksız bırakılmamış 1965 yılında TBMM de çıkarılan özel bir kanunla Aşık Veysel’e “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden” ötürü 500 lira aylık bağlanmıştır. Sivas’ın bir köyünde yoksulluk ve hastalıklarla başlayan hayatı yine doğduğu köyde Sivrialan da bu gün de Müze olan evinde; 73 yılının 21 Mart gecesi 3.30 da ardında nice eser bırakarak sona ermiştir. Ve böylece kavuşmuştur sadık yârine” ifadelerini kullandı.

    Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar’ın ve Datça halkının da ilgiyle izlediği etkinlik Ali Ekber Bayar ve arkadaşlarının seslendirdiği Aşık Veysel türküleri dinletisiyle sona erdi. (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

  • Aşık Veysel ölümünün 45. yılında Nürnberg AKM’de anıldı

    Aşık Veysel ölümünün 45. yılında Nürnberg AKM’de anıldı

    PİRHA-Halk ozanı Aşık Veysel ölümünün 45. yılında Nürnberg Alevi Kültür Merkezi’nde yapılan basın açıklamasıyla anıldı. 

    Nürnberg Alevi Kültür Merkezi’nde gerçekleşen basın açıklamasında halk ozanı Aşık Veysel anılarak Anadolu’nun hümanist çehresine vurgu yapıldı.

    Yapılan konuşmalarda Anadolu’nun hümanist geleneği Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Mevlana’nın ortak hamurundan çıkan türküler, sözler ve şiirler ölümsüzleştirilerek insanlığa tanıtılmaya çalışıldı. (HABER MERKEZİ)

     

  • Aşık Veysel’in oğlu yaşamını yitirdi

    Aşık Veysel’in oğlu yaşamını yitirdi

    Halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu’nun oğlu Ahmet Şatıroğlu (84), Sivas’ın Şarkışla ilçesindeki evinde yaşamını yitirdi. Şatıroğlu, yarın Sivrialan köyünden son yolculuğuna uğurlanacak.

    Şarkışla’da yaşayan, bir süredir çeşitli rahatsızlıklarından dolayı hastanede tedavi gören Ahmet Şatıroğlu, dün akşam saatlerinde, evinde fenalaştı.

    Türkan Ertemur’un haber vermesiyle eve gelen doktorların yaptığı incelemede, Şatıroğlu’nun yaşamını yitirdiği belirlendi. Şatıroğlu’nun cenazesi, Şarkışla Devlet Hastanesi’nin morguna kaldırıldı.

    Ahmet Şatıroğlu, geçirdiği şeker, tansiyon ve prostat rahatsızlıkları nedeniyle 4 yıldır yatağa bağlı olarak yaşamını sürdürüyordu. Şatıroğlu, babası Aşık Veysel Şatıroğlu’nun da mezarının bulunduğu ilçeye bağlı Sivrialan köyünde 13 Ocak Cumartesi günü son yolculuğuna uğurlanacak.

  • Aşık Veysel’in bugün 123. doğum günü: Dostlar beni hatırlasın

    Aşık Veysel’in bugün 123. doğum günü: Dostlar beni hatırlasın

    Sözleriyle, şiirleriyle gönüllerimizde yer eden, aşıklık geleneğinin temsilcilerinden Aşık Veysel’in 123. doğum günü.

    Aşık geleneğinin son büyük temsilcilerinden olan Aşık Veysel, 1894 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Sivrialan köyünde dünyaya gelir. Köylü bir ailenin oğlu olarak doğan Aşık Veysel’in annesi Gülizar, babası “Karaca” lakaplı Ahmet adında çiftçiydi.

    Aşık Veysel, yörede yaygın olan ve iki kız kardeşinin yaşamını yitirdiği çiçek hastalığına yakalanarak iki gözünü kaybeder. Usta Ozan’ın ‘dünyanın başına yıkışılışını’ şöyle anlatıyor:

    “Çiçeğe yatmadan evvel anam güzel bir entari dikmişti. Onu giyerek beni çok seven Muhsine kadına göstermeye gitmiştim. Beni sevdi. O gün çamurlu bir gündü, eve dönerken ayağım kaydı ve düştüm. Bir daha kalkamadım. Çiçeğe yakalanmıştım… Çiçek zorlu geldi. Sol gözümde çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bugündür dünya başıma zindan.”

    Gözlerini kaybeden Aşık Veysel babasının ona aldığı bağlamayla ozanların türkülerini çalarak hayata tutunuyor. 1930 yılında düzenlenen bir şairler gecesinde Ahmet Kutsi Tecer ile tanışarak il il gezmeye başlıyor.

    Bir dönem yurdu dolaşarak Köy Enstitüleri’nde saz hocalığı yapan Aşık Veysel 1965 yılında özel bir kanunla maaş bağlandı.

    1970’li yıllarda Selda Bağcan, Gülden Karaböcek, Hümeyra, Fikret Kızılok, Esin Afşar gibi bazı müzisyenler Aşık Veysel’in deyişlerini düzenleyerek yurtta dilden dile dolaşmasını sağladı. Veysel’in şiirleri, “Deyişler”, “Sazımdan Sesler”, “Dostlar Beni Hatırlasın” isimli kitaplarında toplandı.

    1973 yılında akciğer kanseri sonucunda aramızdan ayrılan Aşık Veysel’in türküleri yaşama sevinciyle, hüzün, iyimserlikle umutsuzluk iç içeydi. Eserleri ölümünden sonra Bütün Şiirleri olarak 1984 yılında tekrar yayınlanır.

    BİZE KALANLAR…

    Anlatamam derdimi, Arasam seni gül ilen, Atatürk’e ağıt, Beni hor görme, Beş günlük Dünya, Bir kökte uzamış,
    Birlik destanı, Çiçekler, Cümle âlem senindir, Derdimi dökersem derin dereye, Dost çevirmiş yüzünü benden, Dost yolunda, Dostlar beni hatırlasın, Dün gece yar eşiğinde, Dünya’ya gelmemde maksat, Esti bahar yeli, Gel ey âşık, Gonca gülün kokusuna, Gönül sana nasihatim, Gözyaşı armağan, Güzelliğin on para etmez, Kahpe felek, Kara toprak, Kızılırmak seni seni, Küçük dünyam, Murat, Ne ötersin dertli dertli, Necip, Sazım, Seherin vaktinde, Sekizinci ayın yirmi ikisi, Sen Bir Ceylan Olsan, Sen varsın, Şu geniş Dünya’ya, Uzun ince bir yoldayım, Yaz gelsin, Yıldız (Sivas ellerinde).

     

  • Sivas’ta Ozanlar Müzesi açıldı

    Sivas’ta Ozanlar Müzesi açıldı

    Sivas’ta kendi atölyesinde bağlama imalatı yapan yıllardan bu yana hayalini kurduğu, aralarında Aşık Veysel, Pir Sultan Abdal, Neşet Ertaş gibi birçok ozanın büstünün bulunduğu “Ozanlar Müzesi” kuruldu.

    Sivas’ta kendi atölyesinde bağlama imalatı yapan Şentürk İyidoğan, yıllardan bu yana hayalini kurduğu “Ozanlar Müzesi”ni ziyarete açtı.

    Cumhuriyet’in haberine göre, Sivas’ın Zara ilçesinde doğan ve ilkokul yıllarından itibaren saz imalatı yapan 48 yaşındaki İyidoğan, uzun yıllardır hayalini kurduğu “Ozanlar Müzesi”ni 4 Eylül Sanayi Sitesi’ndeki atölyesinin önünde bulunduğu alanda tamamlayarak ziyarete açtı.

    Kendisi de halk ozanı olan İyidoğan’ın ziyarete açtığı müzede Pir Sultan Abdal’dan Aşık Veysel’e, Neşet Ertaş’tan Muzaffer Sarısözen’e kadar birçok ünlü ozanın mini heykeli ve kendi kullandığı sazı bulunuyor.

    Ziyarete gelenler aynı zamanda ozanların kendi seslerinden türküleri de dinleme fırsatı bulabilecek. Müzenin yapımına piyanist Fazıl Say, Arif – Tolga Sağ, Cengiz Özkan, Erdal Erzincan gibi birçok isim katkı sağladı.