PİRHA – Çankaya Belediyesi, yöre dernekleri ve çok sayıda Alevi kurumu, Muharrem orucunun sona ermesi ardından birlikte aşure pişirip yurttaşlarla paylaştı. Kerbela’da katledilenleri anan Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner, “Bundan 1344 yıl önce Hz. Hüseyin ve yoldaşları, doğru bildikleri yoldan dönmediler. Zalimin zulmüne karşı eğilmediler ve Kerbela’da şehit edildiler. Onları anmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.
Çankaya Belediyesi, Muharrem Ayı orucunun ardından “Birlik Aşuresi” yaptı. “Birlik içinde çokluk, çokluk içinde birlik” temasıyla gerçekleşen etkinlikte yüzlerce Başkentli bir araya geldi.
Aşure programında Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Ankara Dersimliler Derneği, Ankara Divriği Kültür Derneği, Anadolu Güç Birliği Konfederasyonu, Yozgat Demokrat Dernekler Federasyonu, Anadolu Kangal Dernekleri Federasyonu, Ankara Varto Kültür ve Dayanışma Derneği, Ankara Sivas İmranlı Dernekler Federasyonu, Aydos Dernekler Federasyonu, Çorum Hitit Dernekler Federasyonu, Divriği Kültür ve Dayanışma Vakfı, Erzurumlular Dayanışma Federasyonu, Kars Çevre İlleri Demokrat Dernekler Federasyonu, Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu, Kümbet Ovası Dernekler Federasyonu, Malatya Dernekleri Birliği, Tunceli Dayanışma ve Kültür Vakfı temsilcileri de yer aldı.
“YÜZYILLARDIR BU TOPRAKLARDA KARDEŞLİĞİ ÖNCELEDİK”
Birlik Aşuresinin açılış konuşmasını Çankaya Belediyesi Başkanı Hüseyin Can Güner yaptı. Güner, matem ayında tutulan oruçların Hakk katında kabul olmasını dilediği konuşmasında, “Bundan 1344 yıl önce Hz. Hüseyin ve yoldaşları, doğru bildikleri yoldan dönmediler. Zalimin zulmüne karşı eğilmediler ve Kerbela’da şehit edildiler. Bugün biz onları burada bir kez daha Birlik Aşuremizde anmaktan vazgeçmeyeceğiz. Aynı zamanda onların yolunda yürümekten de geri durmayacağız. 1344 yıldır bizler, acımızı kalbimize gömdük” ifadelerini kullandı.
Başkan Güner sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sevgiyi, hoşgörüyü, barışı ve kardeşliği örgütledik ve birliğimizden beraberliğimizden geri durmadık. Çünkü bu topraklar sevginin, kardeşliğin, hoşgörünün ve barışın toprakları. Çünkü bizler ‘incinsen de ve incitme’ deyip aslan ile ceylanı bir kucakta tutan Hacı Bektaş Veli’nin torunlarıyız. Çünkü bizler ‘yaratılanı severiz yaratandan ötürü’ diyen Yunus Emre’nin, ‘ne olursan ol, yine gel’ diyen Mevlana’nın evlatlarıyız ve bizler bu birlik, beraberlik anlayışı içerisinde yüzyıllardır bu topraklarda hoşgörüyle kardeşliği önceledik. Kini ve öfkeyi değil sevgiyi, kavgayı değil kardeşliği ve hoşgörüyü, savaşı değil barışı önceledik, bugünlere geldik. Bundan sonra da aynı anlayışla, aynı birlik beraberlik duygusu içerisinde daha güzel yarınlara, yine el ele omuz omuza yürüyeceğiz.
Başkan Hüseyin Can Güner’in ardından konuşan CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, “Tüm canları yürekten selamlıyorum. Bir Matem ayındayız ve acılarımızı paylaşıyoruz. 1344 yıl önce Hz. Hüseyin, Kerbala’da adalet dediği için şehit edildi. Ben Hz. Hüseyin ve yoldaşlarını rahmetle anıyorum ve önlerinde saygıyla eğiliyorum. 1344 yıldır adalet isteğimiz bitmedi. Asıldık, ayrıştırılmaya çalışıldık ama hiç nefret etmedik. Size söz veriyorum çok yakın bir zamanda benim güzel ülkemde isminden dolayı, inancından dolayı artık hiç kimse ayrıştırılmayacak” dedi.
KERBELA ŞEHİTLERİ YAD EDİLDİ, AŞURE BİRLİK İÇİN KAYNADI
Birlik Aşuresinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği semahçıları da semah döndü. Okunan gülbengler ardından kaynayan aşureler, gelenlere ikram edildi.
Program dahilinde Taylan Dinler, Ata Okyanus Gündüz, Caner Gülsüm, Dertli Divani de Matem Ayı’na ilişkin ezgiler seslendirdi.
PİRHA- Muharrem orucunun bitmesinin ardından Mersin Cemevi’nde aşureler pay edildi. Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, yaptığı konuşmada “Aylardır Gazze’de insanlar katlediliyor. O insanlar orada aylardır Kerbela yaşıyor. Bu zulme bir an önce son verilmeli” dedi.
Muharrem Orucu’nun bitmesiyle birlikte birçok cemevi, aşurelerini pay etmeye devam ediyor. Tutulan 12 günlük orucun ardından Mersin Cemevi’nde de aşure kazanları kaynatıldı. Aşure etkinliğine Alevi kurumları, belediye başkanları, milletvekilleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Program, İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede’nin okuduğu gülbeng ile başladı. Zakir Rıza Aydın’ın seslendirdiği deyişlerle semah dönüldü.
“KERBELA GÜNÜMÜZDE DE DEVAM EDİYOR”
Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, konuşmasında Muharrem Ayı ve aşurenin önemini anlattı. Kerbela’da yaşananlara değinen Kılavuz, Muharrem ayının yas ve matem ayı, tutulan oruçların da yas orucu olduğunu ifade etti.
Dünün Kerbelası’nın bugün de var olduğunu söyleyen Kılavuz, “Bugün dünyada 42 ülkede savaş, kavga ve acı var. Bakın bütün dünyanın gözü önünde aylardır Gazze’de 10 binlerce yoksul, yetim ve kimsesiz insan katlediliyor. Bütün dünya gözü açık seyrediyor, ‘Dur’ diyen yok. O insanlar orada aylardır Kerbela yaşıyorlar. Bu zulme bir son vermeli. Bu zulmü yapanları bu mübarek ayda, aşure gününde şiddetle kınıyoruz” dedi ve bu konuda inanç önderlerine büyük görev düştüğünü kaydetti.
Alevi yurttaşların taleplerine değinerek eşit yurttaş olmak istediklerini sözlerine ekleyen Kılavuz, “Kutsal mübarek Muharrem ayı, aşure lokmaları, siz cümle canlara helali hoş olsun. Bu kutsal mübarek aşure günümüzün ülkemizde; barışa, birlikteliğe, kardeşliğe vesile olmasını yürekten diliyorum” diye konuştu.
Konuşmaların ardından aşure dağıtımı ile devam eden program, müzisyen Zeynep Karababa’nın konseriyle sona erdi.
PİRHA – Eğitimci Yazar Ali Balkız, Muharrem Ayı’nda yapılan aşureler için belediyelerden alınan yardımları eleştirdi. Balkız, “Aşure hizmeti göreceğim, Hz. Hüseyin’i yad edeceğim diye belediyelerden iki kilo şeker, beş kilo yarma, beşer kilo fındık-fıstık istemeye, almaya, o kutsal kazana koymaya utanmıyor musunuz?” diye sordu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği önceki dönem genel başkanlarından Yazar Ali Balkız, Alevi kurumları ve cemevlerinin, belediyeler desteğiyle aşure yapmasını eleştirdi.
Eğitimci Yazar Ali Balkız, Muharrem Ayı içerisinde tutulan oruçlar ardından yapılan aşurenin, devlet desteğiyle olmaması gerektiğini ifade etti.
“UTANMIYOR MUSUNUZ?”
“Alevi örgütlerinin çok değerli yöneticileri, canlar, dostlar, müsahip kardeşlerim, sözüm size” diyen Ali Balkız, görüşlerini şu cümlelerle paylaştı:
Canlar, şu günler yas günleri.
Nedenini, niçinini benden de iyi biliyorsunuz.
Sevgili Canlar, Arkadaşlar;
Aşure hizmeti göreceğim, Hz. Hüseyin’i yad edeceğim diye belediyelerden iki kilo şeker, beş kilo yarma, beşer kilo fındık-fıstık istemeye, almaya, o kutsal kazana koymaya utanmıyor musunuz?
Alevilik bu kadar mı ‘Şehirli’ oldu?
Sizler; belediyelerden; bize şöööyle güzel bir cemevi yap derseniz, ya da tuğla, çimento vb. isterseniz, yarın ‘en masumu’ sizden oy isterler. Yetinmez içişlerinize karışır; seçimlerde karşınıza yine içinizden aday çıkartırlar. En kötüsü; kendi pişirdiği Aşure’yi halka dağıtırken; Semah hizmetlileri’ni göndermişseniz oraya, Madımak’ta yakılan o gençlerimizin bugünkü devamlıları, semah dönmekteyken, uzaktan ‘Ezan sesi geldi’ diye Semahı durdurmayı kendilerine hak görürler.
Aşağıdaki fotoğraf 1 Temmuz 1993 Sivas Kültür Merkezi’ne ait. Bunun değerini bilmeyenler bu MEYDANA ÇIKMASIN…”
PİRHA- PSAKD Diyarbakır Şubesi Cemevi’nde, Muharrem orucunun ardından aşure lokması pay edildi. Kerbela Katliamı’nın insanlığa işlenmiş bir suç olduğunu ifade eden PSAKD Diyarbakır Şubesi Cemevi Eşit Başkanı Ayfer Artan, “Biz Aleviler için Kerbela şehitleri hakkın ve hakikatin kendisidir” dedi.
Muharrem oruçlarının ardından aşure lokmaları pay edilmeye devam ediyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi Cemevi’nde, aşure lokması pay edildi.
Konuşmalardan önce Kerbela’da ve diğer katliamlarda yaşamını yitirenler için 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Programa Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Serra Bucak ile Doğan Hatun, PSAKD Diyarbakır Şubesi Cemevi Eşit Başkanı Ayfer Artan, Dede Kargın Ocağı’ndan Musa Kargın, Diyarbakır’daki siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
“HZ. HÜSEYİN GİBİ DİRENEREK YEZİT’İN ZULMÜNE SON VERECEĞİZ”
Kerbela Katliamı’nın insanlığa işlenmiş bir suç olduğunu ifade eden PSAKD Diyarbakır Şubesi Cemevi Eşit Başkanı Ayfer Artan, “Biz Aleviler için Kerbela şehitleri hakkın ve hakikatin kendisidir. Yezit, kendi iktidarı için Kerbela Katliamı’nı yapmıştır. Bu kavga o zaman başladı ama halen sürüyor. Alevi toplumuna Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde birçok katliam yaşatılmıştır. Yasımızı tutacağız ama yılmayacağız Hz. Hüseyin gibi onurluca direnerek Yezit’in zulmüne elbet son vereceğiz” dedi.
“BİR DAHA BU COĞRAFYADA KATLİAMLARIN YAŞANMAMASINI TEMENNİ EDİYORUM”
Alevi inancının barışın, birlikteliğin ve hoşgörünün inancı olduğunu belirten Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanı Serra Bucak, “Bizler yaşadığımız coğrafyada Alevilere yaşatılan katliamların şahidi olsak da barışın ve adaletin temsiliyeti olan Alevi inancını deneyimlemiş kişileriz. Hz. Hüseyin ve yoldaşlarının Kerbela’da katledilmesinin anmasında anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Bir daha katliamlar, acılar ve gözyaşları olmasın diye temenni ediyorum” diye konuştu.
Konuşmaların ardından semah dönülüp, aşure lokmaları paylaştırıldı.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevinin aşure lokmasında, farklılıklarla bir arada yaşayabilmenin en değerli aşure olduğu vurgusu yapıldı.
Muharrem orucunun sona ermesiyle birlikte Alevi toplumu birçok yerde aşure paylaşmaya devam ediyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi, Bornova Dersimliler Derneği, Çorum Eşençay ve Çevresi Köyleri Derneği, Sivas Kangal Hamal Köyü Derneği, Alevi Çepni Derneği ve İzmir Tavlalılar Derneği’nin ortak emeğiyle aşure lokması paylaşıldı.
Lokmada Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevi Başkanı Barış Çelik ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Sekreteri İsmail Ateş birer konuşma yaptılar.
Lokma paylaşımına Alevi kurumları ve siyasi parti temsilcileri, belediye başkanlarının yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
Aşure lokmasının gülbengini pirlerin rızalığı ile Sarı Saltuk Ocağı’ndan Kudret Değerli verdi.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Konuksever Cemevi, Muharrem oruçlarının ardından aşure lokmasını paylaştı. Hz. Hüseyin’in 680 yılında gösterdiği direnç, haklı olanın haksız olana karşı sürdürdüğü mücadelenin adı olduğunu belirten HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan, “Kerbela azim, kararlılık, baş eğmeme ve vefasızlığın adıdır. Yeni Kerbelalar olsun istemiyoruz” dedi.
Muharrem oruçlarının ardından aşure lokmaları pay edilmeye devam ediyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Cemevi, aşure lokmasını paylaştı.
Aşure lokmasına, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, AKD Antalya Şube Başkanı Dursun Kaya, HBVAKV Döşemealtı Şube Başkanı Binali Efe ve yönetim kurulu üyeleri, Araştırmacı Yazar Ali Aksüt, Konyaaltı Belediye Başkanı ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Aşure paylaşımından önce konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Zeynel Can, “680 yılında Kerbela’da şehit olan Hz. Hüseyin ve ailesinin ve ona inanan tüm canların adına o günden bugüne zalime ve zulme karşı mücadele edip can veren bedel ödeyen yol ulularımız pirlerimiz ve yola can veren canlar adına bütün mazlumlar adına hepinizi bir dakikalık darda durmaya davet ediyorum” diyerek başlayan saygı duruşuna davet etti.
Ağuçan Ocağı evlatlarından Şehriban Mutluer aşurenin anlam ve önemine ilişkin konuşma yaptı. Mutluer “Bugünün adı aşuredir. Olayın yaşandığı yıl 680 10 Ekim tarihinde o ilkeli ve dürüst kahramanın yezidin karşısında boyun eğip onursuzca yaşamaktansa ailesi ile birlikte izzetli ölümü seçen kişinin adıdır. Kerbela deyince akla onurlu bir destan gelir. O bu destanı kanı ile yazmıştır” dedi.
“YENİ KERBELALAR İSTEMİYORUZ”
Hz. Hüseyin’in 680 yılında gösterdiği direnç, haklı olanın haksız olana karşı sürdürdüğü mücadelenin adı olduğunu belirten HBVAKV Antalya Şube Başkanı Nurettin Erdoğan ise, “Kerbela azim, kararlılık, baş eğmeme ve vefasızlığın adıdır. Kerbela’nın vicdanımızda acı ve keder bırakmasıdır. Hz. Hüseyin’in acısına tutkuyla ortak olmak ve yoluna ikrar vermektir. Bize göre on muharremler bu inancın onur ve de gurur günleri olmalı, öyle bilinmeli öyle de anılmalıdır. Öylesi bir gözle bakılmalı ki yas-ı muharremlere, kin nefret ve de intikam duyguları ile değil, olanlardan ders çıkartarak, bir daha öyle acıların yaşanmaması için neler yapılmalı sorusuna yanıt aranarak anılmalıdır. Böylesi günler, işte o zaman daha derinliğine ve daha doğru ve daha akılcı bir yaklaşımla yaşarız on muharremleri. Yeni Kerbelalar olsun istemiyoruz” diye konuştu.
Üryan Hızır Ocağı evladı Kenan Akbaba’nın çerağ uyandırmasının ardından, Abdal Musa Kültür Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, Doğukan Korcunun söylediği deyişlerle Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Semah Topluluğu semaha durdu. Divriği Derneği Antalya Şube Başkanının söylediği deyişlerin ardından lokmalar paylaşıldı.
Sonrasında ise Yas-ı muharrem cemi yürütüldü. Ceme, Üryan Hızır ocağı evladı Kenan Akbaba, Ağuçan Ocağı evladı Şehriban Mutluer, Kureyşan Ocağı evladı Güven Gürkan Kaya, Abdal Musa Kültür Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, zakir Doğukan Korcu ve Taylan Doğan katıldı. Cemde gülbenglerin okunmasının ardından söylenen deyişlerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA- Garip Dede Dergahı Vakfı Cemevinde, ‘Hak ve adalet ölçülüp dağıtılacaksa önce Kerbela’ya bak’ şiarıyla aşure lokması paylaşıldı.
Yoğun bir katılımın gerçekleştiği Aşure lokmasına Garip Dede Dergahı Vakfı Başkanı Celal Fırat, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, DEM Parti Grup Başkan Vekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, DEM Parti Milletvekili Pervin Buldan, DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Murat Kalmaz, Avcılar Belediye Başkanı Utku Caner Çaykara ve Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi ve Üryan Hızır Ocağı Pirlerinden Veli Büyükşahin’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Aşure lokmasının paylaşılmasından önce Garip Dede Dergahı Vakfı Başkanı ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Ekrem İmamoğlu ve DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan birer konuşma yaptı.
FIRAT: KERBELA’DAN BU YANA BİZLERE YAPILAN ADALETSİZLİĞİ SORGULUYORUZ
İlk sözü alan Celal Fırat şunları söyledi:
“Adalet bir düşüncedir. Sembollerle dile getirildiği gibi aslında Hüseyin’in onurlu duruşunun tasfiridir. Hem kirli düzen hem de ölçüsü kaçmış adaletsizlikle savaşmış, boyun eğmeyerek adaletin gerçekleşmesi, hüküm sürmesi adına her şeyden vazgeçmiştir. Bu nedenle zalimlere, zulmedenlere diyoruz ki elbette ki bir gün hak ve adalet ölçülecek, dağıtılacak ve eşitlenecektir. Bundan zerre kadar da şüphemiz yoktur. Bu eşitlik onurlu bir bireyin sorumluluğudur. Hepimizin üzerinde de bu sorumluluk vardır. Tüm dinlerin teolojisinde insan suçlu, günahkar bir varlıktır. Bizim inancımızda ise insan suçlu olarak doğmaz iradi ve akli olarak hareket eder. Özgür olması zorunludur. Kerbela’da insanlık adına bir adalet davasıdır. Hak yerini bulana kadar zalimlere asla biat etmeyeceğiz. Bizler Muharrem Oruçlarımızı tutarken Kerbela’dan bu yana bize yapılan adaletsizliği hep sorguladık, sorguluyoruz. Bizleri Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın buyruğuna sokmaya çalışan, onların sofralarında ‘Muaviye’nin pilavı yağlıdır’ deyip yiyenlere diyoruz ki Şah Hüseyin’e bakın.”
İMAMOĞLU: BU ÜLKENİN 86 MİLYON SAHİBİ VAR
Alevi yurttaşlara yönelik ayrımcılığı eleştiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, şöyle devam etti:
“Bu anlayışı benimsemiş olanların ve Alevi yurttaşlarımızın, inanç ve ibadetle ilgili yaşadıkları sorunlara da duyarsız kalmamız asla söz konusu olmaz. Alevi yurttaşlarımıza yönelik her türlü ayrımcı tutum ve davranışları hep birlikte yok etmek, tarihe gömmek mecburiyetindeyiz. Bu ülkenin 86 milyon sahibi vardır. Eşittir, eşit hissedardır. 86 milyon insanımızın her meşru talebine kulak vermek, dinlemek, yerine getirmek ve çalışmak mecburiyetinde olan yöneticileriz. Her bir yurttaşımızın her bir inanç grubunun kendini tanımlama hakkı vardır. Bu hakkı gasp etmek ve herkesin inanç ve ibadetlerini ben belirlerim demek demokratik bir cumhuriyette asla söz konusu olamaz. Bu anlayıştaki bir iktidarın cumhuriyetin kurucu fikrinde de demokratik düşüncenin evrensel fikrinde de asla yeri yoktur.
“CEMEVLERİ İBADETHANEDİR NOKTA”
Her gittiğim buluşmalarda özellikle altını çiziyorum ve söylüyorum. Sizlerin huzurunda bir kez daha dile getireceğim. Cemevlerinin ibadethane statüsünde olup olmadığı güç ve makam sahiplerinin tartışıp karara bağlayacakları bir şey asla değildir. Bu kararı Alevi yurttaşlarımız çoktan vermiştir. Yüzyıllardır vermiştir. Biz yöneticilere düşen bu kararın gereğini yerine getirmektir. Cemevleri ibadethanedir nokta.”
BAKIRHAN: HAKİKATİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ
“Hazreti Hüseyin ve yoldaşları biat etmediği için, haksızlığı kabul etmedikleri için katledildiler” diyen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bizler bugün Alevi canlar başta olmak üzere çağdaş Hazreti Hüseyin’leriz. Bizler bugün Yezit’lerle, Muaviye anlayışıyla mücadele eden bir geleneğin temsilcileriyiz. Her zaman Hazreti Hüseyin ve yoldaşları gibi hakkı ve hakikati savunmaya devam edeceğiz. Dünyada ve Türkiye’de adil, eşitlikçi bir yaşam kuruluncaya kadar da Hüseyni duruş devam edecektir” dedi.
“ALEVİ KATLİAMLARI AYDINLATILMADI”
Bugün de Alevilerin hala saldırıların hedefinde olduğunu belirten Bakırhan konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Çağımızın Yezitleri hala adaleti, hakkı, hukuk tanımıyorlar. Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de birçok Alevi katliamının altına imza attılar. Bakın Alevilerin katledildiği hiçbir katliam tam olarak aydınlatılamadı, aydınlatılmadı. Bu katliamların tamamı emin olun ki örgütlü, bilinçli, organize katliamlardır. Bu katliamlar karşısında Hazreti Hüseyin duruşuna ihtiyaç vardır. Bizler, DEM Parti olarak kendimizi Hazreti Hüseyin’in duruşuna sahip bir parti olarak tanımlıyoruz. Bu katliamların olmaması için Alevilerin, Kürtlerin eşitlikçi, adil bir düzende yaşamaları için mücadele ediyoruz”
“HÜSEYİNİ DURUŞU ORTAYA KOYMANIN ZAMANIDIR”
Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması talebinin kabul edilmediğini dile getiren Tuncer Bakırkan, şöyle devam etti:
“Alevi yurttaşların cemevi talebi bugüne kadar karşılık bulmadı. Herkes inancımı özgürce yaşayabiliyor ama sıra Alevi yurttaşların cemevine gelince maalesef çağdaş Yezit’ler, Muaviye’ler gözlerini, kulaklarını kapatıyorlar, bu talebi tanımıyorlar. Alevi canların çocuklarına, okullarda dayatmayla zorunlu din dersleri okutuluyor. Dünyanın hiçbir yerinde, bir inanca mensup insanlar başka bir inancın dayatmasıyla, başka bir inancı öğretmeyle karşı karşıya değil. Bunlar için direnmek birlikte olmanın, tam da bugün Hüseyni duruşu ortaya koymanın zamanıdır. Bir daha Alevi canlar katledilmesin bu katliamlar aydınlatılsın diye, Aleviler bu ülkede eşit yurttaşlar olsun diye Hazreti Hüseyni duruşu sergilemek, tüm kesimlerle birlikte omuz omuza mücadele etmek gibi bir sorumluluğumuz var.”
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri İstanbul Şubesi, Muharrem oruçlarının ardından aşure lokmasını paylaştı. Kerbela’da, Dersim’de, Sivas’ta, Çorum’da ve Roboski’de katledilen toplumların bedeller ödediğini söyleyen Baba Mansur Ocağı evladı Haşim Kızılveren, “Artık birlik ve beraberlik içerisinde bir yaşam olmasını diliyoruz. Aşure lokmalarımızın barışa ve kardeşliğe vesile olmasını temenni ediyoruz” dedi.
Muharrem oruçlarının ardından aşure lokmaları pay edilmeye devam ediyor. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, aşure lokmasını paylaştırdı.
Aşure lokmalarının paylaştırılmasından önce dernek binasında Kerbela ve aşure ile ilgili konuşmalar gerçekleştirildi. Programa DAD İstanbul Şube Eş Başkanı Berna Güzelgündüz, Baba Mansur Ocağı Piri Mehmet Karabulut, Baba Mansur Ocağı evladı Haşim Kızılveren, Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, AKD Sultangazi Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“AŞURE LOKMAMIZ BARIŞA VE KARDEŞLİĞE VESİLE OLSUN”
Kerbela’da, Dersim’de, Sivas’ta, Çorum’da ve Roboski’de katledilen toplumların bedeller ödediğini söyleyen Baba Mansur Ocağı evladı Haşim Kızılveren, “Artık birlik ve beraberlik içerisinde bir yaşam olmasını diliyoruz. Aşure lokmalarımızın barışa ve kardeşliğe vesile olmasını temenni ediyoruz. Birbirimizin farklılıklarına tahammül etmek zorundayız” dedi.
“ALEVİ İNANCIİ DİRENİŞİN VE ORTAK YAŞAMIN ANLAMIDIR”
Alevi inancının geçmişten günümüze kadar direnişin ve ortak yaşamın anlamı olduğunu belirten Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, “Demokratik, çağdaş ve laik yaşamın pratik hayatımızda yaşam bulmasını temenni ediyorum” diye belirtti.
AKD Sultangazi Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, ise konuşmasında şunları dile getirdi:
“Hz. Hüseyin gibi yolumuza sahip çıkarak, zulme karşı diz çökmeden ve bütün farklılıkları kucaklamamız gerekiyor. Aşurenin farklıkları birleştirme amacı vardır, biz de aşurenin verdiği anlamla farklılıkları kucaklamamız gerekiyor.”
“TÜRKİYE’DE YÜZYILLARDIR EZİLENLER KATLEDİLİYOR”
Türkiye’de yüzyıllardır ezilenlerin baskı gördüğünü ve katledildiğini vurgulayan EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, “Bugün de Türkiye’deki tek adam yönetimi bu politikayı devam ettiriyor. İktidar farklı inanç ve kimlikteki insanları ezerek yok etmek istiyor. Bugün ki faşist anlayışa karşı birleşmek ve ortak mücadele etmekten başka bir çaremiz yok” diye konuştu.
Baba Mansur Ocağı Piri Mehmet Karabulut’un verdiği lokma gülbenginin ardından aşure lokmaları pay edildi.
PİRHA- Altınoluk Cemevi’nde aşure pay edildi. AKD Altınoluk Şube Başkanı Veli Doğan, “Muharrem son günü nedeniyle aşure ve kurban lokması pay ediyoruz. Bugün Kerbelalar devam ediyor. Acılarla yüzleşilmedikçe acılar katlanarak kendini hatırlatıyor. ÇEDES ve Cemevi Başkanlığı’na da dur demek istiyorum” dedi.
Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi/Cemevi’nde Yas-ı Kerbela Orucu sonrasında aşure kaynatıldı.
Dedenin lokma gülbengi vermesinin ardından aşureler pay edildi.
Alevi kültür Dernekleri (AKD) Altınoluk Şube Başkanı Veli Doğan, Yol’a hizmet eden canlara teşekkür ederek, “Muharrem son günü nedeniyle aşure ve kurban lokması pay ediyoruz. Aşure Kerbela’nın önemli bir lokması. Bugün Kerbelalar devam ediyor. Acılarla yüzleşilmedikçe acılar katlanarak kendini hatırlatıyor. ÇEDES ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na da dur demek istiyorum” dedi.
PİRHA – Okmeydanı Cemevi ve Şişli Belediyesi tarafından Fatma Girik Parkı’nda Yas-ı Muharrem için aşure lokması pay edildi. Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım, “Bizler bu dünyada insanın insan onuruna yaraşır şekilde mücadele vermesi için kimsenin kimseyi ötekileştirmesi, tıpkı aşure kazanında olduğu gibi bir dünya düzeni için bu aşure lokmasını kaynattık” dedi.
Okmeydanı Cemevi ve Şişli Belediyesi tarafından Mahmut Şevketpaşa Mahallesi’nde bulunan Fatma Girik Parkı’nda Yas-ı Muharrem Orucu sonrası semah dönüldü ardından aşure lokması pay edildi.
Etkinliğe, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(DEM Parti) Milletvekili Celal Fırat, CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, CHP İstanbul Milletvekili Yüksel Mansur Kılıç, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım’ın yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
“AŞURE BİRLİĞE VE BERABERLİĞE DAVETTİR”
Semah sonrası Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım söz aldı. Yıldırım, “Aşure birliğe ve beraberliğe davettir. Bizde bu daveti 1344 yıl sonra tekrar yenilemek için toplandık. Bu aşure lokmamız birliğimize, beraberliğimize ve kardeşliğimize vesile olsun. Bizler bu dünyada insanın insan onuruna yaraşır şekilde mücadele vermesi için kimsenin kimseyi ötekileştirmeden, tıpkı aşure kazanında olduğu gibi bir dünya düzeni için bu aşure lokmasını kaynattık” dedi.
“KERBELA EZENLE EZİLENİN MÜCADELESİYDİ”
Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ise yaptığı konuşmada “Hz. Hüseyin’i anmak Hz. Hüseyin’i anlamak kadar önemlidir. Kerbela, ezenle ezilenin mücadelesiydi. Haklı ile haksızın mücadelesiydi Kerbela, mazlumla zalimin mücadelesiydi Kerbela. Bizlerin safı her zaman mazlumdan yana oldu o nedenle biz Kerbela’nın yasını tutarken Hz. Hüseyin’in de bize verdiği mesajı içselleştiren insanlarız” diye konuştu.
Okmeydanı Cemevi Dedesi Onur Güngör’ün verdiği gülbengin ardından aşure lokmaları pay edildi.
Aşure lokmasından sonra Muharrem Temiz, Tolga Sağ ve Yılmaz Çelik sahneye çıkarak türkülerini seslendirdi.
PİRHA-Dersim Belediyesi, aşure lokmalarını paylaştırdı. Lokmaya çok sayıda yurttaş katıldı.
Dersim Belediyesi, Yas-ı Kerbela orucunun sona ermesinin ardından aşure lokmalarını paylaştırdı. Yer Altı Çarşısı üstünde yapılan aşure lokmasına çok sayıda yurttaş katıldı.
Aşurenin gülbengini Şıx Çoban Ocağı pirlerinden İbrahim Kete ve Şeyh Delil Berxican Ocağı evladı Fırat Gezici okudu.
PİRHA-Aleviler, 12 gün boyunca tuttukları Muharrem Orucu’nu tamamladı. Dersim’de Alibaba Mahallesi’nde sabah erken saatlerde aşure için kazanlar kuruldu.
Aleviler, Kerbela’da katledilen İmam Hüseyin ve ailesi şahsında bütün mazlumlar için 12 gün boyunca tuttukları Muharrem (Yas-ı Kerbela) Orucu’nu tamamladı.
Dersim’de Alibaba Mahallesi’nde sabah erken saatlerde aşure için kazanlar kuruldu. Pişirilen aşureler paylaştırıldı.
PİRHA- Dersim’de son yıllarda köye dönüşlerle ilgi odağı olan ekolojik tarım, yüksek maliyetler ve düşük verim nedeniyle, deneyenlerin çoğu için hüsranla sonuçlanıyor. PİRHA’ya konuşan Pertekli çiftçi, “yerli tohumlarla zararlı gübre kullanmadan üretim yapıyoruz ama destek yok, nereye kadar dayanabiliriz, bilmiyorum” diyor.
Dersim’de son yıllarda doğal-ekolojik tarıma ilgi giderek artıyor. Memlekete geri dönenlerin de en gözde ilgi alanını oluşturuyor. Fakat gelip deneyenlerin çoğu ya yarıda bırakıyor ya da hobi temelinde küçük uğraşlarla sınırlıyor bu alanı. Çünkü ekolojik tarımın maliyetleri yüksek ve verimi düşük. Bu nedenle bireysel düzeyde başlayıp sürdürenlerin sayısı çok az. Ancak belediyelerin, kooperatiflerin ve sivil girişimlerin çabaları daha uzun soluklu olabiliyor.
YERLİ TOHUMLAR YOK OLUYOR
Ekolojik tarım alanındaki en ciddi sorun yerli atalık tohumların temininde yaşanıyor. Dersim’de 93-94 sürecindeki zorunlu göçlerle neredeyse biten tarımsal faaliyetlerin bir sonucu olarak yerli tohumlar yok olmaya yüz tuttu. Son yıllarda tekrar canlanan tarımsal faaliyetler ise sağdan soldan temin edilen kaynağı ve toprakla uyumu belirsiz hibrit tohumlara dayanıyor. Az sayıdaki üreticide kalan yerli tohumlar da günden güne yok oluyor çünkü verimi düşük olduğu, desteklenmediği ve fiyat rekabeti yapamadığı için üreticiler daha fazla gelir elde edebilmek için hem verimi daha yüksek olan hem de daha hızlı yetişen modern hibrit tohumları tercih ediyorlar.
Bir örnek vermek gerekirse, Ovacık’ın yerli çalı fasulyesi tohumu yetişmek için en az 4 aya ve 11-12 kere sulanmaya ihtiyaç duyup bire 8-10 ürün verirken, Konya’dan getirtilen modern çalı fasulyesi tohumu hem 3 ayda yetişiyor hem yaklaşık 7 defa sulanıyor hem de çok daha fazla ürün veriyor. Oysa yerli çalı fasulyesi protein ve besin değerleri açısından daha zengin, yemeği daha sağlıklı ve daha lezzetli ama kooperatifler ve pazar her iki ürünü aynı fiyata satın aldığı için yerli ekolojik üretim yapan çiftçi zarara uğruyor. Ovacık’ta yerli çalı tohumu ile üretim yapan çiftçilerin çoğu, tüm bu sebeplerden dolayı pazar ile rekabet edemedikleri için Konya tohumuna geçtiler ve yerli tohum neredeyse yok oldu.
EKOLOJİK TARIM AZ SAYIDA ÜRETİCİNİN ISRARINA DAYANIYOR
Sadece az sayıdaki üretici ve girişim yerli tohumları çoğaltmakta ve bununla üretim yapmakta ısrar ediyor. Bunlardan biri de ekolojik tarım alanında 7 yıldır faaliyet yürüten Anka Dersim girişimi. Girişim, geleneksel üretim kültürünü modern tarıma entegre ederek özellikle yerli atalık buğday tohumlarını çoğaltıp çiftçilere dağıtarak, fenni gübre kullanılmamış tarlalarda ekolojik üretim yapılmasını teşvik ediyor. Pertek Dere nahiyesi Çem (Çay) köyünde, restore edilmiş asırlık bir de su değirmeni var girişimin.
Biz de PİRHA olarak Anka Dersim üreticilerinden çiftçi Bilal Üzgün’ü buğday hasadı sonrası ziyaret ettik, yaşadığı sorunları dinledik.
“BİÇERDÖVER BULMAKTA SIKINTI ÇEKİYORUZ”
Daha önce İl sağlık müdürlüğünden memur olarak çalışan ve şu anda Pertek’in Beydamı (Balişer) köyünde yaşayan Üzgün, “Birkaç yıldan beri doğal, ekolojik tarımla uğraşıyorum. İmkanlarımız kısıtlı olduğu için zor şartlarda üretim yapabiliyoruz. Buğday ektiğim zaman, yıllarca kullanılmayan, kimyasal gübrenin, ilacın girmediği tarlaları kullanıyorum. Dere nahiyesinin köylerinde, rakım olarak da yüksek Kayabağ (Ağzunik) köyü var. Orada otuz kırk yıldan beri sürülmeyen tarlaları sürdük, taşını ayıkladık. Burayla ikisi arasındaki mesafe 15-16 kilometre. Mesafe uzak olunca gidiş gelişte, ekipman götürmekte zorlanıyoruz” diyor.
Biçerdöverin gelip geçmediğini, ekili alan az olduğu zaman kendisini kurtarmıyor diye biçmeye gelmediğini ama fazla ektikleri zaman da bunun maddi yükünün altından kalkamayacaklarını ifade eden Üzgün, “Israrlarımıza rağmen biçerdöver yine de gelmeyince sonunda iki kat maliyetine biçtirebildik. Burada biçerdöver dönümünü iki yüz elli liraya biçti, orada dört yüz liraya biçti. Aradaki bu uçurumla bir şey kazanamazsın. Özellikle de biçerdöver konusunda çok sıkıntı çektik. Bu yıl mesela Pertek ve Dersim belediyesi ve İl Tarım Müdürlüğü’nden bu konuda yardımcı olmalarını istedik ama pek karşılık bulamadık. En azından onlar kurumdur. Kurum olarak yoldan geçen bir biçerdöverciyi yönlendirebilirlerdi ama yapmadılar. Geçen sene ve önceki sene tarla sürdüğüm zaman çevre köydekiler ‘haberimiz olsa biz de ekerdik’ Yani sen biçerdöver getireceksin. Biz de ondan faydalanırız. Yani makina gitmeyince insanlar da ekmiyor” dedi.
“İNSANLAR KÖYÜNE DÖNSÜN, EKSİN, BİÇSİN”
Kendilerinin yeterli arazileri olmadığını, başkalarının tarlalarını ektiğini ama bunlara kira ücreti ödemediğini, insanların sırf tarlalarının yerleri belli olsun diye arazilerini kendisine bedelsiz verdiğini söyleyen Üzgün, “Yarın öbür gün ‘sen çok para kazandın’ deyip tarlaları geri alabilirler. Araziler bana ait olmadığı için herhangi bir destekleme de almıyorum. Yeterli teşvik yok. Oysa üreticilerin bizzat desteklenmesi lazım. Mesela mazot desteği verebilirlerdi. Sonuçta burada da üretimin devam edebilmesi ve insanların ekmeleri için önayak olabilirlerdi. İnsanlar köyüne dönsün, eksin, biçsin. Beraber hareket etsin” dedi.
“YERLİ ATALIK BUĞDAY TOHUMLARINI BULUP ÇOĞALTIYORUZ”
Bu işe karar verdikleri zaman ilk önce yerli atalık tohumlar ile başladıklarını belirten Üzgün, atalık tohumlarla ilgili şu bilgileri verdi.
“Bizim burada ekilen aşure dediğimiz bir buğday türü vardı. Diğer buğday türlerine göre az ürün veriyor ama kalite olarak çok güzel. Bir de ‘bare’ dediğimiz baharda ekilen yazlık yerli tohumlar vardı. Bu tohumları 30-40 yıl ambarında saklayan insanlar vardı. Bunları buldum, aldım, selektöre verdim. Birinci yıl ektim, sırf tohum tazelensin diye. Biçme zamanı gittiğimde biçerdöverci ‘Abi bunu niye biçiyorsun, zaten bunda bir şey yok’ dedi. Ben sadece tohumu yenilensin, tazelensin diye biçiyorum. Yoksa verdiğim emeği, yaptığım masrafı karşıladığından değil. Bu şekilde tohumları bulup, çoğaltıp üretim yapıyoruz ama pazarını bulamayınca bunu sürdürebilme şansımız yok.
Bu yıl iki yüz dönüm civarında aşure ve bare buğdayı ektim. 85 dönümden 5 ton ürün çıktı. Dönümüne 25 kilo atmıştım. Gübre ya da herhangi bir ilaç kullanmadık. Ne ektikse ve tanrı bize ne verdiyse onu kabul ediyoruz”
“BU İŞİ BUNDAN SONRA YÜRÜTEBİLİR MİYİM BİLMİYORUM”
Eskiden buğdayın yanısıra nohut da ektiklerini ama yüksek rakımlı yerlerde domuzdan dolayı şu an nohut ekmediklerini, çünkü tarlayı domuzdan koruyamayacaklarını ifade eden Üzgün, “Biçimi biraz geciktiği zaman domuzlar zarar veriyor. Tarlanın içine giriyor, yatırıyor, yiyor, kırıyor, dağıtıyor. Birkaç tarlayı bu şekilde tahrip ettiler. Onlarla da ayrı bir mücadele etmek gerekiyor, onu da yapamayız. Mesafe uzun olduğu için her gün gidip gelmekte zorlanırız” diyor.
Yaptıkları ekolojik üretimi sürdürme konusunda ise Üzgün, şunları not düştü.
“Bu işi bundan sonra yürütebilir miyim bilemiyorum. Bu yıl ki ürünümü satarsam seneye tekrar ekmeyi düşünürüm, yoksa yapamam. Pazarlarken zorlanıyoruz. Maliyetler yüksek olduğu için ucuza satamıyoruz ama insanların da alım gücü yok. Bu tür zorluklarımız var.
Bu işler uzaktan bakıldığı kadar kolay bir şey değil. Bunları üretirken etraftakiler her türlü şeyi de söylediler. Senin kafan çalışmıyor. Sen aptalsın. Niye gübre atmıyorsun. Niye ilaç atmıyorsun. Gübre atarsan şu kadar kazanırsın, gibi. Biz ise inatla sürdürmeye çalışıyoruz ama bilmiyorum ne kadarını başarabiliriz. Sizlerden beklediğimiz de pazarlama konusunda yardımcı olmanız”
“DEVLET HİÇ YARDIMCI OLMUYOR”
Buğdayları ekip biçmek için oğlunun çok çaba harcadığını, organik üretim yaptığını ve kendilerinin de ilerlemiş yaşlarına rağmen yardımcı olmaya çalıştıklarını belirten Bilal Üzgün’ün 83 yaşındaki annesi Kumru Üzgün, “Yaşımıza göre çabamızı gösteriyoruz. Torbaları dolduruyoruz yağmura kalmasın diye. Tozunu elekten geçiriyorum temiz olsun, satışa temiz çıksın diye. Oğlum buğdaya gübre atmıyor. Yörede gübresiz tarla olmuyor ama o yine de gübre atmıyor. Organik satarım diye, devlet de hiç yardımcı olmuyor. Köylüler de ta buradan gidip Elâzığ’da saman alıyorlar. Burada, kapının önünde doldurup almıyorlar. Ben de oğlana üzülüyorum. Çok emek veriyor” dedi.
Tarımla uğraşmanın iyi bir şey olduğunu ama herkesin bunu yapamayacağını ifade eden anne Üzgün, “Oğlumun yaptıklarını da tarımcılar hiçe sayıyor. Mesela biçerciler geldi mi ilçe tarımın da ilgilenmesi lazım. Birinin ilgilemesi lazım ki yörede temiz biçsinler. Halk bu kadar emeği boşa vermesin. Çünkü bu işe çok emek veriliyor, çok masraf yapılıyor. Biliyorsunuz zam almış başını gidiyor” dedi.
“GÜCÜMÜZÜN YETTİĞİ KADAR”
Baba Turabi Üzgün ise şunları söyledi.
“Burası bizim köyümüz, bahçemiz, ağaçlarımız. Evimiz burada, karınca gibi kımıldayıp duruyoruz. Gölgeleri kovalıyoruz. Hafif iş olunca yapıyoruz. Bu buğday hiç gübre yememiş. 30-40 senedir ekilmeyen tarlaları ekiyoruz organik olarak. Vatandaşa, isteyene veriyoruz. Bunun ismi aşuredir. Ekmeklik buğday. Kırda bayırda yetişen buğdaydır. Buğday geldi buraya döküldü. Yağmur yağacak diye korkumuzdan hanımla beraber bu torbaları doldurmaya başladık gücümüzün yettiği kadar. Hepsini bir günde bitirecek halimiz yok. Yavaş yavaş çalışıyoruz. Çocuklara yardımcı oluyoruz”
PİRHA- Geçen ay Datça’da düzenlenen Hızırşah Festivali’ndeki panelde konuşan Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya,“Birlikte yaşamak istiyorsak, siyasal ve yerel iktidarlarla bağımızı yavaş yavaş keseceğiz. Örneğin Alevi hareketi birlikte yaşamak istiyor mu, aşuresini kendi kaynatmayı öğrenecek. Bulguru belediyeden, nohuttu fasulyesi belediyeden, narı, fındığı belediyeden, böyle aşure mi olur dalga mı geçiyorsunuz?” dedi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi tarafından geçen ay 13’üncüsü düzenlenen Hızırşah Festivali’nde ‘Birlikte Nasıl Yaşarız’ paneline konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, önemli mesajlar vermişti.
“DEVLET YOKKEN TÜRK ULUSU DİYE BİR ŞEY YOKTU”
Yalçınkaya, ulus dediğimiz kavramı devlet yaratır, uluslar devletleri yaratmaz. Türk Devleti, Türk Ulusu’nun siyasal iradesi ve tekelci şirket koludur ve Türk Ulusu’nu yaratan doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Bu devlet yokken Türk Ulus’u diye bir şey yoktu. Türk Milleti’nden etnik olarak söz edebilirsiniz ama etnik olarak ulustan söz edemezsiniz” dedi.
“ALPARSLAN 1071 YILINDA ANADOLU’YA GELDİĞİNDE TÜRK ULUSU DİYE BİR ŞEY YOKTU”
“Ulus siyasi bir şeydir, Alparslan 1071’de Anadolu’ya girdiğinde Türk Ulusu diye bir şey yoktu” diyen Yalçınkaya,”Anadolu’ya giren Türk Ulus’u değildi. Kaldı ki dervişler Alparslan’dan çok önce girmişti zaten. Bu devletin uydurması, bunu devlet yaratıyor” ifadelerini kullandı.
Yalçınkaya,“Ulus yaratmak için o hikayeleri kuran, devlet. Biz öncelikle bu hikâyeye karşı mesafemizi alacağız ve devleti güçlü olmaya zorlayacağız ama geçmiş referanslarla değil, Atatürkçü referanslarla bu işi yapamayız. İttihatçı referanslarla hiç yapamayız, ülkemiz elden gidiyor çığlıklarıyla hiç yapamayız” diye belirtti.
Ülkenin çoktan elden gittiğini, sadece bizim değil herkesin ülkesinin elden gittiğinin altını özellikle çizen Yalçınkaya, “Çünkü küresel ekonomi çağındayız. ABD’li şirketlerin %50’si Çin ve Japonya’nın elinde. ABD’de derken ne sanıyorsunuz. Çin ve Japonların elinde. Bunlar sadece bizi geçmişte tutuyor” dedi.
“TEK VAZGEÇMEYECEĞİMİZ İLKE LAİKLİK”
“Daha da önemli şey mevcut devlet, bizi belirli bir dini forma zorladığı için cemaatçi örgütlenme üzerinden birleştirmek istiyor” diyen Yalçınkaya, sözlerini söyle sürdürdü:
“Bunu baştan reddedeceğiz. Geçmişe dair vazgeçemeyeceğimiz tek bir ilke var ve o ilkenin evrensel olduğunu bu ilkeyi siyasal programının en başına koymayan hiç kimsenin suratına bakmayacağız. Kim laikliği ciddiye almıyorsa, dalga geçiyorsa, Kemal Kılıçdaroğlu gibiler dahil, kim 3 kuruşa koltuk sevdasına laikliği satıyorsa onunla işiniz olmayacak.”
“Birlikte yaşamak istiyorsak, siyasal ve yerel iktidarlarla bağımızı yavaş yavaş keseceğiz” diyen Yalçınkaya, “Asıl bizi engelleyen bunlar. Örneğin Alevi hareketi birlikte yaşamak istiyor mu, aşuresini kendi kaynatmayı öğrenecek. Bulguru belediyeden, nohuttu fasulyesi belediyeden, narı, fındığı belediyeden böyle aşure mi olur dalga mı geçiyorsunuz?”diye ekledi.
“HANGİ YÜZLE KERBELA İÇİN AĞLIYORSUNUZ?”
Prof. Dr. AyhanYalçınkaya, “Etkinlik yapıyor yol parası belediyeden, otel belediyeden o zaman örgütü belediyeye verin” diyerek şöyle devam etti:
“Siz belediyeye bu şekilde kendinizi teslim ettiğiniz sürece Belediye Başkanı da çıkar, Tanju Özcan gibi, ‘göçmenlere su vermiyorum’ der, haklı. Siz onun suç ortağısınız. Çünkü göçmenlere su vermeyen Tanju Özcan, size su veriyor sonra siz, Kerbela için ağlıyorsunuz. Hangi yüzle, hangi yüzle.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Döşemealtı Şubesi aşure lokması paylaştı. Burada yapılan konuşmalarda Aleviler üzerinde uygulanmak istenen asimilasyon politikalarına tepki gösterildi. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, demokratik bir anayasanın yapılması gerektiğini söyledi.
Muharrem Orucu’nun bitmesiyle birlikte birçok cemevi, aşure pay etmeye devam ediyor. Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Döşemealtı Şubesi’nin düzenlemiş olduğu aşure lokmasına, Antalya’da örgütlü bulunan çok sayıda Alevi kurumu, demokratik kitle örgütleri ve yüzlerce yurttaş katıldı.
Arzuman Ocağı evlatlarından Şehriban Mutluer, “Bir Muharrem ayını daha sırlamanın huzuru içindeyiz. Kadimden bu yana Alevi toplumu olarak ikrarlıyız. Işık karanlığın korkutucusudur, ilmin başı ışıktır. Biz onun için her yıl, her zaman çerağ huzurunda sorgulanırız, onun ışığında yola çıkarız” dedi.
Ardından çerağ uyandırılarak gülbeng okundu.
“MADIMAK OTELİ UTANÇ MÜZESİ OLMALI”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Döşemealtı Şube Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Binali Efe, Alevilerin sorunlarının hükümet tarafından yok sayıldığına dikkat çekerek, cemevlerinin ibadethane statüsünde kabul edilmemesini eleştirdi.
Madımak Oteli’nin utanç müzesi olma talebini dile getiren Efe, “Hacı Bektaş Veli Dergâhı şu an müze statüsünde. Biz oraya bir dönem para vererek giriyorduk. Dünyanın hiçbir tarafında insanların inanç merkezleri olan bir yerin müze olması veya devlet tarafından kontrol edilmesi söz konusu olamaz. Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti’nde böyle bir handikap böyle bir çıkmazdayız. Sivas’ta Madımak otelinde bir katliam oldu. O otelin üzerine her ne kadar müze yazdılarsa o müzenin İslam tarihi içerisinde en hunharca canlı canlı yakılan insanlarımızın ebedi olarak orada örnek teşkil etsin diye biz isminin utanç müzesi olması için yapmış olduğumuz girişimlerde şu ana kadar herhangi bir gelişme olmadı” dedi.
AKP’nin köyleri dolaşarak Alevi dedelerini maaşa bağlama teklifine de değinen Efe, “Alevi asimilasyonları maalesef devam ediyor. Birçok yerde köylere giderek köydeki muhtarları tehdit ederek, insanları tahakküm altına alarak, korkutarak ‘sizin köyünüze hizmet etmeyeceğiz, buraya cami yaptıracağız, ondan sonra hizmet vereceğiz’ diyorlar. Bu şekilde bir sürü tehditler alıyoruz” diye konuştu.
“ALEVİLER DEMOKRATİK BİR ANAYASA İSTİYOR”
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez de yaptığı konuşmada, Alevilerin yıllardır vermiş olduğu mücadeleye değindi.
Alevilerin eşit yurttaşlık hakkına kavuşmaları için demokratik bir anayasaya ihtiyaç olduğuna vurgu yapan Geçmez, “Türkiye’nin eşit yurttaşlık kavramına kavuşabilmesi, demokratik bir anayasaya kavuşabilmesi, hukuki zemin içerisinde demokratik bir anayasa ile taçlandırılmasını istedik. Alevilerin tarihteki bütün talepleri bu oldu. Devletin bütçelerinin belli bir gruplara aktarılması, onların diğerlerinden üstün tutulması kabul edilecek bir şey değil. Bu devleti birlikte kurduysak bu devletin geleceğini de birlikte kurmak zorundayız. Bunun yolu da demokratik bir anayasadır” dedi.
HÜKÜMETE TEPKİ
ÇEDES protokolü kapsamında okullara imam atanmasına ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın izlediği politikalara ilişkin de konuşan Ercan Geçmez, şunları söyledi:
“Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı cemevlerini ibadethane kabul etmiyor. Siz kimsiniz? Aleviler ‘bizim ibadethanemiz cemevidir’ diyor sen kim oluyorsun niye Aleviler adına böyle bir cümle kuruyorsun? Biz buna karşıyız! Bizi bize öğretme, bizim inanımızı yasal bir güvence altına alın. Aleviler zorunlu din derslerine yıllardır karşı çıkıyorlar, bunu diyen Alevilere söylemediklerini bırakmadılar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden davalar kazandık. Türkiye’de bir sürü dava kazandık, hiçbirini uygulamadılar. 5 tane daha seçmeli din dersi getirdiler. O da yetmiyormuşçasına ÇEDES adı altında okullara bir din eğitimi daha başlattılar. Türkiye’nin en büyük holdingi olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na bunu havale ettiler. Diyanet İşleri Başkanlığı yaz tatilinde okullara müftü imam atıyor ve bu çocuklara ders vermeye başlıyor. İşte biz buna karşıyız.”
Konuşmaların ardından Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Zakir Süleyman Demir, Mahir Uygur ve Serpil Efe deyişler ve nefesler söylediler. Ardından Karatepe köyü Semahçıları deyişler ile birlikte semahlarını döndü. Okunan gülbenglerden sonra lokmalar pay edildi.
PİRHA-Muharrem Orucu’nun bitmesiyle birlikte birçok cemevi aşurelerini pay etmeye devam ediyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi aşure lokması paylaştı.
Pir Sultan Abdal Antalya Şubesi’nin düzenlemiş olduğu aşure lokmasına, Antalya’da örgütlü bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şubesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, (HBVAKV) Antalya ve Döşemealtı Şubesi, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği, Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkan ve YK üyeleri, HDP Antalya İl örgütü Başkan ve YK üyeleri, Halkevleri Genel Sekreteri ve Halkevleri Antalya Şube Başkanı, CHP Kadın Kolları Genel Sekreteri, CHP Muratpaşa Belediyesi Meclis üyeleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Baba Ali Ünsal’ın okuduğu lokma gülbengiyle lokmalar pay edildi.
PİRHA -AKD İskenderun Şubesi ve bileşenleri Hatay İskenderun’da konteyner kentte aşurelerini pay etti.
6 Şubat depreminde en çok hasar alan illerden Hatay’da aşureler pay edildi.
Aşurelerin pay edilmesi öncesinde konuşan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) İskenderun Şubesi Cemevi Başkanı Kemal Soysüren, “Sevgili depremzede kardeşlerimiz afişimizde de gördüğünüz gibi gelin canlar bir olalım aşuremizi pay edelim. Biz Avrupa Aşevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak depremin olduğu ilk günden bugüne kadar Hatay’da hizmet veriyoruz. 11 ilimizde Alevi kurumlarımız depremzedelerin yanında oldu. Bizler Muharrem ayını bitirdik. İstedik ki aşuremizi depremzede kardeşlerimizle pay edelim. Türkiye’de en büyük yarayı Hatay aldı. Burada dillerimizi değil, gönüllerimizi tatlandırmak istiyoruz” dedi.
PİRHA- Pazarcıklılar Kültür ve Dayanışma Derneği, aşure lokması pay etti. Dernek Başkanı Doğan Döldöş, Kerbela’nın günümüzde de biçim değiştirerek devam ettiğini belirtti.
Mersin’de Pazarcıklılar Kültür ve Dayanışma Derneği, aşure lokması pay etti.
Aşure lokmasına CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz, Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin, Mezitli Cemevi Başkanı Ferdi Koç, yöre dernekleri ile demokratik kitle örgütleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Açılış konuşması yapan Pazarcıklılar Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Doğan Döldöş, “Geçmişte Yezid’in Hz. Hüseyin’e Kerbela’da yaptığı zulüm ve haksızlar günümüzde gömlek ya da biçim değiştirerek devam etmektedir. Aşure lokmamız birliğe ve beraberliğe vesile olsun” diye konuştu.
Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz ise hiçbir ayrım yapılmadan aşure lokmasında yan yana gelinmesinin mutluluk verici olduğunu belirtti.
PİRHA-AKD Fethiye Cemevi Genel Sekreteri Zeki Tunca, muharrem orucunun ardından herkesin lokmalarını getirmesiyle birlikte aşure pişirdiklerini ve paylaştıklarını anlattı.
Alevi Kültür Dernekleri Fethiye Cemevi Genel Sekreteri Zeki Tunca Muharrem ayı boyunca yürütülen hizmetleri PİRHA’ya anlattı.
“SESSİZ SEDASIZ ORUÇLARIMIZI TUTTUK”
Sessiz sedasız, kimseye karışmadan, reklam etmeden oruçlarımızı tuttuk diyen Tunca, “Değerli canlarımızdan arzu edenler Muharrem ayı boyunca belli günlerde lokmalarını bizimle paylaştılar. Cemevimizin kuruluşundan bu yana Muharrem ayında lokmalarımızı hep birlikte paylaştık. Yas-ı Muharrem’in 10. günü Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit olduğu günün anısına Fethiye kaymakamımız Muharrem lokması vermek istedi ve biz bu isteği olumlu karşıladık. 10. Muharrem günü lokmalarımızı sayın Fethiye kaymakamımız bizlerle paylaştı. Sonrasında ise Fethiye Belediye Başkanı Alim Karaca son gün Muharrem lokmasını vermek istedi. O da bizi onore etti” şeklinde konuştu.
“AŞURE LOKMAMIZI PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ VE FETHİYE BELEDİYESİ İLE ORTAK YAPTIK”
31 Temmuz günü de aşurelerini Fethiye Alevi Kültür Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Fethiye Şubesi ve Fethiye Belediyesi ile ortak düzenlediklerini de ifade eden Tunca, şunları kaydetti:
“Canlarımızın da katılımıyla inancımızın gereği çerağımızı uyandırdık, dualarımızı birlikte ettik. Semahlar dönerek aşuremizi paylaştık. Bu Muharrem ayında lokma paylaşımını da geleneksel hale getirdik. Alevi Sünni gibi ayrımlara gitmeden arzu eden herkes Muharrem lokmasını bizimle paylaştı, aşureyi de ortaklaşa yaparak Muharrem ayındaki faaliyetlerimizi tamamladık.”
“HALKIMIZIN TALEPLERİ DOĞRULTUSUNDA HİZMETLERİMİZİ SÜRDÜRMEYE ÇALIŞACAĞIZ”
“Bundan sonra da halkımızın bizden talepleri doğrultusunda ayrım yapmadan burada adakları, kurbanları birlikte paylaşacağız” diyen Tunca, “Yaz mevsimi olması dolayısıyla bu bölgede 50 yaş üzeri insanlar yaylalarda. 50 yaş altında olanlar çalıştıkları için faaliyetlerimizi çok kalabalık yapamıyoruz. Ama yine de 200-300 kişi bazen 400-500 kişiye kadar çıkabiliyor. Bu da bizi mutlu ediyor” dedi.
Kış aylarında cemevine gelenlerin daha kalabalık olduğunu belirten Zeki Tunca, şöyle devam etti:
“İnsanlar yaylalardan gelmiş oluyorlar. Çalışan insanlar da akşamları vakit bulabiliyorlar. Ondan dolayı daha kalabalık, daha da neşeli oluyoruz. Lokmalarımızı paylaşmadan önce zakirlerimiz nefesler, duaz imamlar, deyişler söylüyorlar. İnancımızla ilgili sohbetlerimiz oluyor. Misafir olan dedelerimize yer veriyor onların da bilgilerinden faydalanıyoruz. Halkımızın da bize sormak istedikleri soruları içtenlikle cevaplıyoruz. Faaliyetlerimize bu şekilde devam etmeye çalışıyoruz.”