Etiket: atk

  • Hasta mahpuslar, can vermeye devam ediyor, hükümet ise sorunu görmüyor! – VİDEO

    Hasta mahpuslar, can vermeye devam ediyor, hükümet ise sorunu görmüyor! – VİDEO

    PİRHA – CİSST çalışanı Helin Akyol, hasta mahpuslar sorununun derinleştiğine işaret ederek bugüne kadar derneklerine bin civarında başvuru yapıldığını söyledi. “Ağır hasta mahpusların hapishanelerde tutulması insan onuru açısından zedeleyicidir” diyen Akyol, ATK tarafından verilen “hastanede kalabilir” raporlarının tartışmalı olduğunu vurguladı. Akyol, hapishanelerde süre giden verem ve uyuz hastalıklarına da dikkat çekti.

    Türkiye’de yıldan yıla artan cezaevi sayısı beraberinde hukuka aykırı uygulamaları da çoğaltmakta. Cezaevi inşa etmeyi gelenek haline getiren iktidar, diğer yandan tutukluların haklarını ise törpülemekte.

    Cezaevlerinden sık sık duyulan işkence sorununun yanı sıra hasta mahpusların içerisinde olduğu durum ise en can yakıcı mesele haline geldi. İnsan hakkı örgütlerinin yıllardır dile getirdiği mesele, aynı zamanda Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin de (DEM Parti) başat gündemlerinden.

    Geçmişte HDP ile AKP Hükümeti arasındaki çözüm sürecinde de sıklıkla duyduğumuz hasta mahpuslar meselesinin, şimdiki İmralı Heyeti ile AKP-MHP Hükümeti arasında devam eden görüşmelerde de öncelikli gündem olduğu öngörülüyor. Hasta mahpuslar sorunu can almaya devam ederken süreç, temel hukuk kurallarının adeta tanınmaması yolunda ilerliyor.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) de konuya dair çalışma yürüten kurumlardan biri. CİSST, Ağır hasta mahpusların tedavi süreçleri için 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesinde değişiklik yapılması gerektiğini vurguluyor. Söz konusu 16 madde, ağır hasta mahpuslar için cezanın infazına geçici olarak ara verilmesine işaret eder. Yani 16. maddede “mahpusun tahliyesi ya da affı” vurgusu yapılmaz.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) çalışanı Helin Akyol, hasta mahpusların maruz kaldığı hukuksuzluğa dikkat çekti. Akyol, hapishanelerin hasta ve engelli mahpuslar için uygun mekanlar olmadığının özellikle altını çizdi. CİSST’in “sıfır ayrımcılık” politikasını benimsediği için bütün mahpus gruplarıyla çalıştığını belirten Helin Akyol, dernek çalışmalarına dair şu özeti geçti:

    “Politik ya da adli tutuklu ya da hükümlü gibi ayrım yok. Bütün mahpus grupları bu bağlamda CİSST’in kapsamına giriyor. Bir mahpus danışma hattımız var ve çok aktif çalışan izleme araçlarımızdan biri. Hem mahpus yakınları hem açık hapishanede bulunan mahpuslar arayabiliyor. Ayrıca avukatlar da arayabiliyor. Bunun dışında mahpuslara düzenli olarak avukat ziyaretleri de yapıyoruz. Bunların haricinde araştırmalar yapıp sıklıkla meclise soru önergeleri veriyoruz.”

    HÜKÜMETİN, İNSAN HAKKI ÖRGÜTLERİNE YAKLAŞIMI?

    Türkiye’de insan hakkı örgütlerinde faaliyet yürütenlerin sıklıkla gözaltına alınıp, tutuklandığı gerçeği de söz konusu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Canı çıkasıca İHD” diyerek hedefe koyduğu örgütler ise hasta mahpuslar sorununun, günümüzde daha da derinleştiğine vurgu yapmakta. Helin Akyol da cezaevlerinde yaşananlara ilişkin derneklerinin hazırladığı rapor ve önerilere dair hükümetin tutumunu şu sözlerle değerlendirdi:

    “Kendimizi dinletebiliyor muyuz ya da dinliyorlar mı bunun etkisini ölçmek çok mümkün değil. Aslında soru önergeleri verdiğimizde bazen cevaplar alabiliyoruz ya da çok gündemleştirdiğimiz bir meseleyi, örneğin hapishanelerdeki elektrik faturasının ticarethane statüsünden çıkarılması gibi meselelerde bize doğrudan cevap verilmese de bazen olumlu sonuçlandığını görebiliyoruz. Kimi durumların sonuçlanmadığını da görebiliyoruz açıkçası.

    HASTA MAHPUS BAŞVURUSU BİN CİVARINDA!

    Şu anda hapishanelerdeki mahpus sayısı 400.000’i geçti. Türkiye’nin toplam kapasitesi 299.000 bu da kapasitenin yaklaşık % 34 üzerindeyiz demek. Bu kalabalığın hasta mahpuslara bir yansıması var. Tabii sadece hasta mahpuslara değil, aslında mahpusların sağlık koşullarına bir yansıması var. Bu demek oluyor ki hapishaneler kalabalıklaşıyor, kalabalık da birçok hastalığı beraberinde getiriyor. Buna nazaran personel sayısı da yetersiz hale geliyor. Örneğin mahpusun sağlık çalışanına ulaşması daha da zorlaşıyor. Bütün bunlar zaten hasta olan mahpusu ağır hasta konumuna sokarken hasta olmayan mahpusun da sağlık koşullarını ciddi şekilde tehdit ediyor. CİSST’e bu zamana kadar yaklaşık 7000 civarı mahpus temas kurmuşsa bunların bini hasta mahpustur. Bu çok ciddi bir oran. Sadece bu kurumları bilip ulaşan mahpus sayısı bu. Tahmin edersiniz ki hasta mahpus sayısı, bize ulaşandan çok çok daha yukarı.

    Gözlemimiz şu yönde; mahpuslar dışarıda tedavi olsaydı hastalıkları belki de bu kadar ilerlemezdi. Mahpusların çoğunun hastalığı içeride başlıyor ve sürekli gecikmeli tedavi şikayeti alıyoruz. Bütün mahpuslardan, ilaçlara erişemediklerini, hastane sevklerinin yapılmadığına dair şikayetler alıyoruz. Haliyle bu zaten sağlıklı bir mahpusu da hasta konumuna sokacaktır. Dışarıda bizlerin de yaşadığı çok ciddi bir sağlığa erişim sorunu var. Hastanelerden randevu alamamak çoğu zaman ilaca erişememek gibi sorunları bizler de yaşıyoruz. Bu sorunlar hapishanelerde daha da derinleşiyor. Çünkü mahpusların ekonomik durumu olmayabilir, ailesiyle teması olmayan mahpusların doğrudan dışarıdan bir ekonomik geliri de olmayabiliyor. Bazı medikal malzemeler, ameliyatlar da ücretli. Ekonomik durumunuzun olmaması durumunda bu hizmetlere erişmek mümkün olmayabiliyor. Bu noktada sürekli önleyici sağlık tedbirlerini vurguluyoruz. Hasta olduktan sonra ne yapılacağından önce aslında çözmemiz gereken şey, önleyici sağlık tedbirleridir. Mahpusu baştan hasta etmemek, hastalığı tedavi edecek koşullar tabii ki çok önemli ama mahpusu, hastalığı taşıyan süreci de durdurmak lazım. Düzenli tedaviyi sağlamak lazım.”

    “ATK, HEKİM GÖRÜŞLERİNİ YOK SAYIYOR!”

    Helin Akyol, hasta mahpuslar gündemiyle birlikte sıklıkla duyulan ‘Adli Tıp Kurumu’ meselesine de değindi. “Burada 16. maddeden bahsetmek istiyorum” diyen Akyol, şöyle devam etti:

    “Bu madde çokça yanlış biliniyor aslında. 5275 sayılı kanunda yer alıyor ve bu maddeden ağır hasta mahpuslar faydalanıyor, ‘hayatını içeride idame ettiremeyecek mahpuslar’ diye de belirtiliyor. Fakat maddeye başvurmak sırasında şöyle sorunlar oluyor; bir Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) onayından geçiliyor. ATK, Adalet Bakanlığı’na bağlı kurumlar içerisinde. Yani personel atamaları Adalet Bakanlığı tarafından yapılıyor.  Bu da aslında ATK’yi bağımsız bir kurum olmaktan çıkartıyor. Yani kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı bir durum. Bunun yerine tam teşekküllü hastane heyetlerinden alınan raporların nihai rapor sayılması gerekir. Buradaki doktorların da Mandela Kurallarına göre, bu kurallar etiği, kritikleri çerçevesinde raporları değerlendirmesi gerektiği vurgusu yapılıyor. Çünkü ağır hasta mahpuslarda şu durumla çok karşılaşıyoruz; hastane heyetinden ‘hapishanede kalamaz’ raporu alsa da ATK, ‘hapishanede kalabilir’ raporu veriyor. Basına yansıyan haberlerde görülüyor, % 90 üzerinde engeli olan bir mahpus, ‘hapishanede kalabilir’ raporu alabiliyor. Hayatını tek başına idame ettiremeyen bir mahpusun hapishanede tutulması aynı zamanda bağımsız yaşama ilkesine de aykırıdır. Örneğin bu mahpusun bakım yükümlülüğü kime kalıyor? Bu mahpuslar için çalışan ayrı bir personel de yok. Sadece R Tipi hapishanelerde hasta mahpuslar için bakım personeli bulunmakta ama zaten R Tipi sayısı mevcuttaki hasta ve engelli sayısını hiçbir şekilde sağlamıyor. Ama şunu da belirtmek istiyorum; bizler zaten R Tipi gibi engelli ya da hasta mahpusu ayrıştıran, izole eden kurumlar yerine bütün kurumların engelli ve hasta mahpuslara göre dizayn edilmesini istiyoruz.”

    “TEMİZLİK KİTİ MESELESİNDE ÇAĞRIDA BULUNMAK İSTİYORUZ”

    Helin Akyol, hasta mahpusların dışarıda tedavilerine devam etmesi gerektiğini özellikle vurguladı. Ağır hasta mahpusların hapishanelerde tutulmasının insan onuru açısından da “zedeleyici” bir durum olduğunu söyleyen Akyol, şu cümlelerle devam etti:

    “O yüzden bizim talebimiz ağır hasta mahpusların tedavilerine dışarıda devam etmesi ve hapishanelerin sağlık bakımından koşullarının bir an önce insan haklarına uygun standartlara getirilmesi. Önleyici sağlık tedbirlerinin hapishanede ciddi şekilde uygulanması gerekiyor. Örneğin bizim bir temizlik kiti kampanyamız var. Aslında yeni bir kampanyada değil, pandemi zamanında çıktı diyebilirim. Bazı bakım ve kişisel temizlik ürünlerinin kit halinde mahpusa verilmesi, devlet tarafından karşılanmasını söylüyoruz. Her yerde bunun önemini dile getiriyoruz. Ekonomik gücü olmayan ya da kantinde olmadığı için alamayan mahpuslar var. O yüzden temizlik kiti meselesinde çağrıda bulunmak istiyoruz. Temizlik kiti kampanyamızın yasal bir formata uygun hale getirilip yasaya sokulmasını talep ediyoruz.”

    Hapishanelerin hasta ve engelli mahpuslar için uygun mekanlar olmadığını söyleyen Helin Akyol, hapishanelerde doktor bulunmamasını da eleştirdi. Akyol, şunları söyledi:

    “Bu durumda ATK’nin ‘hapishanede kalabilir’ raporu verdiği ve hayatını kaybeden birçok mahpus olduğunu görüyoruz. Ya da ATK’nin tam ölümün sınırında serbest bıraktığı, çıkar çıkmaz hayatını kaybeden birçok mahpus görüyoruz. Bu mahpuslar hayatta olabilirdi. Bu zamana kadar ATK’nin değil hastane heyetlerinin verdiği raporlar baz alınsaydı, düzenli ve nitelikli tedaviye ulaşabilseydi bu mahpuslar bugün hayatta olurlardı. O yüzden daha fazla ölümün yaşanmaması için bir an önce ATK raporlarının nihai karar olarak sayılmamasını talep ediyoruz.

    Diğer bir sorunda hapishanelerde 7/24 doktor bulunmaması. Birçok hapishanede aile hekimliğine bağlı olarak gelindiği için nüfusu az hapishanelerde yarım gün ya da haftanın 2 günü doktor olabiliyor. Doktorların bu sürede bütün mahpuslara bakması mümkün olmuyor. Hasta mahpus, doktora erişemiyor, bu çok ciddi bir sorun. 1. basamak sağlık hizmetine ulaşamamaları sebebiyle hastaneye sevk de yazılmamış oluyor. Bir de doktora ulaşamamadan kaynaklı ilaçların geç yazdırılması durumu oluşuyor. Her gün düzenli ilaçlarını kullanması gereken kronik hastalar için bu durum ciddi bir hayati risk barındırıyor. Bu nedenle de hapishanelerde yaşamını yitiren mahpuslar olduğunu görüyoruz.

    Verem, uyuz gibi kronikleşmiş sorunlar da var. Uyuz öyle bir hastalık ki Osmanlı döneminde bile hapishane üzerine yazılan romanlara bakarsanız uyuzluğa dair anlatıları görürsünüz. Yıl 2025 uyuz halen hapishanelerde kronik bir sorun ve çözülmüş değil. Bu hastalık, önlemi alınamayacak bir hastalık değil. Kalabalıklaşmanın getirdiği kronik rahatsızlıklardan…”

    Eren GÜVEN – Kamber YILDIZ / İSTANBUL

  • Rojin Kabaiş’in ön otopsi raporu: 100’den fazla numune alındı 

    Rojin Kabaiş’in ön otopsi raporu: 100’den fazla numune alındı 

    PİRHA – Rojin Kabaiş’in otopsi işlemlerinde, vücut bütünlüğünün bozulduğu belirtildi, boynunda ve sırtında morluklar tespit edildi. 

    Van’da kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni Van Gölü Malla Kasım kırsal  mahallesi sahilinde bulunan Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in otopsi işlemleri yaklaşık 8 saat sürdü.

    Vücut bütünlüğü bozulan Kabaiş’in boynunda ve sırtında morluklar tespit edildi. Rojin’in ailesi kızlarını elbisesinden teşhis etti. Rojin’den, alınan 100’den fazla numunenin bir kısmının Van ATK’ye bir kısmının ise İstanbul ATK’ ye incelenmek için gönderileceği belirtildi.

    Rojin’in ön otopsi inceleme sonucu raporu Van Borusu’na verilmedi. Savcılığın dosyaya “gizlilik kararı” getirdiğini belirten baro, bu karar nedeniyle bilgi ve belgelerin kendileriyle paylaşılmadığını aktardı.

    Rojin kadınların omuzlarında son yolculuğuna uğurlandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Adli Tıp raporuna göre mezardaki kemikler Cem Garipoğlu’na ait

    Adli Tıp raporuna göre mezardaki kemikler Cem Garipoğlu’na ait

    PİRHA – Münevver Karabulut’u 2009’da katleden Cem Garipoğlu’nun savcılık kararıyla açılan mezarından alınan kemiklerin faile ait olduğu belirtildi. 

    İstanbul Bahçeşehir’de 2009 yılında Münevver Karabulut’u katleden Cem Garipoğlu’nun Üsküdar ilçesindeki Karacaahmet Mezarlığı’nda açılan mezarından alınan kemik örneklerinin incelemesi tamamlandı. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, mezardaki kemiklerin Cem Garipoğlu’na ait olduğunu açıkladı.

    Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Cezaevinde intihar ettiği tespit edilerek defnedilen Cem Garipoğlu’nun, ölmediği ve defnedilen kişinin farklı biri olduğuna yönelik iddialar üzerine Karabulut ailesinin talebi ve Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kararıyla 3 Ekim 2024 tarihinde fetlı-i kabir işlemi yapılmıştır. İstanbul Adli Tıp Kurumu (ATK) uzmanları tarafından yapılan inceleme sonrasında Biyoloji İhtisas Dairesi’nde kemik, diş ve diğer tüm örnekler üzerinde DNA incelemeleri büyük bir titizlikle gerçekleştirilmiştir. Yapılan işlemlerin sonucunda mezardan çıkarılan örneklerin, Baba Mehmet Nida ve Anne Tülay Makbule’nin müşterek çocuğu Cem Garipoğlu’na ait olup yine bu kişinin 2014 yılında otopsi işlemi yapılarak intihar ettiği belirlenen şahısla birebir aynı DNA profiline sahip olduğu tespit edilmiştir.”

    NE OLMUŞTU?

    Münevver Karabulut, 3 Mart 2009 tarihinde İstanbul’un Başakşehir ilçesindeki Bahçeşehir semtinde Cem Garipoğlu tarafından vahşi bir şekilde katledildi. Olayın ardından uzun bir süre firar eden Garipoğlu, yakalanarak tutuklandı. 10 Ekim 2014 tarihinde ise kaldığı hücrede ölü bulundu. Garipoğlu’nun ölümünün ardından ortaya atılan iddialar üzerine, Karabulut ailesinin avukatları “fethi kabir işlemi” talep etti. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, taleple ilgili son kararını geçtiğimiz günlerde verdi. Savcılık, Garipoğlu’nun mezarının bulunduğu Karacaahmet Mezarlığı’nda fethi kabir işlemi gerçekleştirilmesine karar verdi. Garipoğlu’nun mezarı 3 Ekim’de açıldıktan sonra cenaze, tabut içinde ATK’ye gönderildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren: Gerçek adaletin sağlanması için süreci takip ediyoruz

    Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren: Gerçek adaletin sağlanması için süreci takip ediyoruz

    PİRHA- Narin Güran’ın ölümün oluş şekline yönelik İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nın raporu savcılığa gönderildi. Rapora dair açıklama yapan Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, Narin’in ölüm sebebinin “Ağız ve burun kapanması ve boyuna bası sonucu oksijensiz bırakılmasına bağlı olarak meydana geldiğinin” belirlendiğini aktardı.

    Diyarbakır’ın Bağlar ilçesine bağlı Tavşantepe kırsal mahallesinde kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporu, soruşturmayı yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

    Adli Tıp Kurumu 1’inci İhtisas Kurulu, Narin Güran’a ilişkin adli belgeler ile otopsi raporunu değerlendirerek hazırladığı raporda, “Mevcut verilerle Narin Güran’ın cinsel saldırıya maruz kalıp kalmadığı hususunda tıbben değerlendirme yapılamadığı” belirtildi. Raporda, Güran’ın ölümünün kaybolduğu gün (21 Ağustos) meydana geldiği kaydedildi.

    Narin Güran’ın öldürülemesine dair ATK raporunu paylaşan Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, sosyal medya hesabından şunları aktardı:

    “-Mevcut verilerle çocuğun cinsel saldırıya maruz kalıp kalmadığı hususunda değerlendirme yapılamadığı,

    -Mevcut verilerle çocuğun zehirlenerek öldüğünün tıbbi delillerinin bulunmadığı,

    -Ölümün 21.08.2024 tarihinde meydana geldiği,

    -Sol diz altında bacağın kopmasına neden olan travmanın ölüm sonrası hayvanlar tarafından gerçekleştirildiği,

    -Otopsiside alt ve üst çenede bazı dişlerin yerinde olmadığı, bir kısmının torba içerisinde bulunduğu, mevcut dişlerin de yerlerinde kolayca ayrıldıkları tespit edilmiştir,

    – Ölüm sebebi “ağız ve burun kapanması ve boyuna bası sonucu oksijensiz bırakılmasına bağlı meydana geldiği” belirtilmiştir. Otopsi sürecindeki gözlemlerimizle zaman zaman kamuoyunda oluşan yanlış algıları düzeltmek adına yaptığımız açıklamalar iş bu raporlarda doğrulanmıştır. Bir kez daha gerçek adaletin sağlanması, fail veya faillerin tespiti, yargılanması ve cezalandırılması için soruşturma sürecini titizlikle takip etmeye devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABER

    ATK, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na raporu iletti: Narin boğularak öldürüldü

  • ATK, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na raporu iletti: Narin boğularak öldürüldü

    ATK, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na raporu iletti: Narin boğularak öldürüldü

    PİRHA- Adli Tıp Kurumu’nun Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na ilettiği raporunda, kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni bulunan Narin Güran’ın boğularak öldürüldüğü belirtildi.

    Diyarbakır’ın Rezan (Bağlar) ilçesine bağlı Çulî kırsal mahallesinde kaybolduktan 19 gün sonra cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporu, soruşturmayı yürüten Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

    Adli Tıp Kurumu 1’inci İhtisas Kurulu, Narin Güran’a ilişkin adli belgeler ile otopsi raporunu değerlendirerek hazırladığı raporda, “Mevcut verilerle Narin Güran’ın cinsel saldırıya maruz kalıp kalmadığı hususunda tıbben değerlendirme yapılamadığı” belirtildi. Raporda, Güran’ın ölümünün kaybolduğu gün (21 Ağustos) meydana geldiği kaydedildi.

    BOĞARAK ÖLDÜRMÜŞLER!

    Güran’ın sol diz altından bacağın kopmasına neden olan travmanın, ölüm sonrası hayvanlar tarafından oluşturulmuş nitelikte olduğu aktarılan raporda, “Çocuğun ölümünün ağız burun kapanması ve boyuna baskı sonucu oksijensiz bırakılmasına bağlı meydana gelmiş olduğu, oy birliğiyle mütalaa edilmiştir” tespiti yapıldı.

    Narin’in ağabeyi Enes Güran’ın kolundaki diş izleriyle ilgili inceleme yapan Adli Tıp 2’nci İhtisas Kurulu’nun mütalaası bekleniyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Narin Güran soruşturmasında gözaltı süresi uzatıldı

    Narin Güran soruşturmasında gözaltı süresi uzatıldı

    PİRHA- 8 yaşındaki Narin Güran’ın cansız bedeninin bulunmasının ardından genişletilen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 24 kişi hakkındaki gözaltı süresi uzatıldı.

    Dİyarbakır’ın Bağlar ilçesine bağlı Tavşantepe mahallesinde 21 Ağustos’ta kaybolan ve 19 gün sonra cansız bedeni bulunan 8 yaşındaki Narin Güran’ın ölümüyle ilgili soruşturmada gözaltına alınan aile üyelerinin de bulunduğu 24 şüpheli için 1 günlük ek gözaltı süresi çıkartıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hasta tutuklu Makbule Özer rapor için İstanbul’a sevk edildi

    Hasta tutuklu Makbule Özer rapor için İstanbul’a sevk edildi

    PİRHA- ATK’nin “cezaevinde kalabilir” raporuyla tutuklanan 82 yaşındaki hasta tutuklu Makbule Özer, cezaevinde kalıp kalamayacağına dair ATK raporu için İstanbul’a götürüldü.

    Van’da yaklaşık bir ay önce Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “cezaevinde kalabilir” raporu verdiği 82 yaşındaki Makbule Özer, kamuoyunda oluşan tepkilerin ardından ATK’nin yeniden bir rapor düzenlemesi için İstanbul’a gönderildi.

    “Örgüte yardım etme” iddiasından tutukluyken ATK’nin “cezaevinde kalamaz” raporuyla önce cezası bir yıl ertelenen ardından yine ATK’nin “cezaevinde kalabilir” raporuyla tutuklanan Özer, yaklaşık bir aylık tutukluluğunun ardından dün yeni bir rapor için İstanbul Adli Tıp Kurumu’na (ATK) sevk edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Partili tüm vekiller, hasta mahpus Abdulalim Kaya için harekete geçti

    DEM Partili tüm vekiller, hasta mahpus Abdulalim Kaya için harekete geçti

    PİRHA – DEM Partili bütün milletvekilleri, hasta mahpus Abdulalim Kaya’nın infazının ertelenmesi ve Adli Tıp Kurumuna sevk edilirken gözleri bağlı ve elleri kelepçeli şekilde yolculuk yapmasına sebep olan tüm kamu görevlileriyle ilgili gerekli soruşturmanın yapılması için TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na başvuruda bulundu.

    Abdulalim Kaya, 2020 yılının Ekim ayında prostat hastalığı nedeniyle ameliyat olmuş ve taburcu olduktan sonra henüz dikişleri dahi alınmadan 14 Ekim 2020 tarihinde hakkındaki kesinleşmiş hapis cezası nedeniyle Bursa H Tipi kapalı hapishanesine götürülmüştü. Hapishaneye götürüldüğünde kontrolleri süren ve idrarını tutamaz halde olan Kaya; burada tek kişilik odaya konulmuş ve 60 gün boyunca tek başına tutulmuştu.

    Kaya’nın, ağır hasta olması sebebiyle 4 Ocak 2021 tarihinde cezasının infazı 6 aylığına geri bırakılmış ve Siirt’e dönerek tedavisine devam etmişti. Kaya’ya ayrıca 28.10.2021 tarihli %91 engelli raporunu da verilmişti.

    Abdulalim Kaya’nın prostat hastalığının yanı sıra, bir kulakta yüzde seksen, sol gözünde yüzde elli görme kaybı ve katarakt bulunmakta. Bir böbreği iflas etmiş olan Kaya’ya ayrıca demans teşhisi de konulmuştu.

    12.10.2022 tarihinde Siirt Eğitim ve Araştırma hastanesi tarafından verilen rapora göre Kaya’nın hastalıklarının teşhisleri yapılarak %93 engellilik raporu düzenlenmiş. Bu raporda “hayatını yalnız devam ettiremeyeceği, cezasının infazı sırasında sürekli bakım ve tedaviye ihtiyaç duyacağı, infazına cezaevi koşullarında devam edemeyeceği, hükümlünün hastalığı kesin bir şekilde hayati tehlike arz etmekte olup, bu durumun düzelip düzelmediği ile ilgili kontrol muayenesinin 2 yıl sonra yapılması sağlık kurulumuzca uygun” yazıldığı öğrenildi.

    “GÖZ GÖRE GÖRE ÖLÜME SÜRÜKLEMEK”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekilleri de Abdulalim Kaya’nın infazının ertelenmesi için İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanlığı’na yazılı açıklamayla birlikte başvuru yaptı. Kaya’nın şu anda yürüyemeyip kişisel ihtiyaçlarını dahi tek başına karşılayamadığına dikkat çeken DEM Partililer, şu detayları paylaştı:

    “Ailesini ve koğuş arkadaşlarını tanımayan ve hiç konuşamaz bir hale gelen Kaya ile ilgili Adli Tıp Kurumu 11 Mart 2024 tarihinde yeniden ‘cezaevinde kalabilir’ raporu vermiştir. Bu rapor için İstanbul ATK’ya sevki de mahpus için tam bir işkence halini almıştır. Oğlu İsmail Kaya 26 Nisan 2024 günü (bugün) basına verdiği bilgide ‘Bir ay önce de babamı İstanbul’a götürmüşler. Babam cezaevi çıkışından İstanbul’a kadar hem kelepçeli hem de gözleri bağlanmış şekilde götürülmüş. Babam bize dedi ki; ‘Bir saniye bile gözlerimi açmadılar. Nereye götürüldüğümü bilmiyordum. Bir askere ‘Biz neredeyiz şu an?’ dediğimde, ‘Amca sen İstanbul’dasın’ dedi. Artık hiçbir cezaevi babama bakmıyor. Konuştuğumuz cezaevi yetkilileri ‘Sizden daha sıkıntılı bir durumdayız. Siz gelip bir saat bakıp gidiyorsunuz ama biz günde on defa uğruyoruz. Ölmüş mü kalmış mı diye. Neden bu adama bunu yapıyorlar anlamış değiliz’ dediler.’ şeklinde durumu aktarmıştır.

    Abdulalim Kaya’nın kelepçeli ve gözleri bağlı bir şekilde sevklerinin yapılması işkencedir. Hasta mahpusların sağlık kuruluşlarına sevki, tedavi ve muayene usulleri ulusal mevzuatta ve uluslararası sözleşmelerde belirtilmiştir. Hastalığı nedeniyle hapishanede tutulması bile göz göre göre ölüme sürüklemek anlamına gelen ağır hasta ve yaşlı bir mahpusun ATK sevklerinin acı çekmesine yol açacak şekilde adeta zulmederek yapılması hiçbir surette kabul edilemez.

    Resmi kayıtlara göre 80, fakat gerçek yaşı 87 olan Abdulalim Kaya, kalp, böbrek, prostat, işitme ve görme kaybı, demans gibi ağır hastalıkları bulunan ve hayatını cezaevinde tek başına idame ettiremeyecek kadar hasta bir mahpustur ve cezaevinde kalması hayatı için ciddi tehlike arz etmektedir. Abdulalim Kaya’nın mahpusluğu tam bir zulüm halini almıştır.

    Kaya’nın hastalığının İnfaz Kanunu’nun 16/6. maddesi bağlamında ağır bir hastalık olduğu ortadadır. Hatta İnfaz Kanunu’nun 16/2. maddesi bağlamında artık hastalıkları mahpusun hayatı için tehlike teşkil etmektedir.

    Adli Tıp Kurumu raporlarının bu gerçeği ortaya koyduğunu söylemek mümkün değildir. Adli Tıp Kurumu’nun son zamanlarda verdiği kararlar herkesin malumudur. Pek çok ağır hastaya ancak terminal döneminde veya ölüm döşeğindeyken ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verdiği acı tecrübelerle öğrenilmiştir.

    Tüm bu sebeplerle, artık yürüyemeyen, banyo, tuvalet gibi kişisel ihtiyaçlarını tek başına karşılayamayan, ailesini ve koğuş arkadaşlarını tanımayan ve hiç konuşmaz bir hale gelen Kaya’nın infazının ertelenmesi ve mart ayı içerisinde ATK sevkinde gözleri bağlı ve elleri kelepçeli şekilde yolculuk yapmasına sebep olan tüm kamu görevlileriyle ilgili gerekli soruşturmanın yapılması için ivedilikle Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı ile görüşülmesini ve mahpusun infazının ertelenmesini, arz ve talep ederiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ATK, cemevleri saldırganı hakkında ‘akli dengesi yerinde’ raporu verdi

    ATK, cemevleri saldırganı hakkında ‘akli dengesi yerinde’ raporu verdi

    PİRHA-Adli Tıp Kurumu (ATK), oy birliği ile Ankara’da Alevi kurumlarına saldıran Ahmet Ozan Karaca’nın akli dengesinin yerinde olduğuna karar verdi.

    Ankara’nın Çankaya ve Mamak ilçelerinde bulunan 3 ayrı cemevine, 30 Temmuz 2022 tarihinde saldırı düzenleyen Ahmet Ozan Karaca, yakalanarak tutuklanmıştı. Karaca hakkında hazırlanan iddianamede, Karaca’nın akli dengesinin yerinde olup olmadığı yönünde rapor alınması için Ankara Şehir Hastanesi’ne sevk edilmişti.

    Karaca’nın hastanede 3 hafta gözlem altına alındığı, yapılan gözlemin ardından hastane tarafından düzenlenen raporda, “İşlediği fiillerin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasında, bu fiillerle ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinde azalma olduğu, cezai ehliyetini bulunmadığı” yönünde görüş bildirilmişti.

    KARAR OY BİRLİĞİYLE ALINDI

    Karaca hakkında açılan davanın 30 Ocak’ta görülen ilk duruşmasında Adli Tıp Kurumu’ndan (ATK), Karaca’nın akli dengesinin yerinde olup olmadığına ilişkin rapor talep etti. ATK, Karaca’nın “akli dengesinin yerinde olduğuna” oy birliğiyle karar verdi. Kurumun hazırladığı rapor dava dosyasına eklendi.

    Karaca’nın akli dengesinin yerinde olduğu belirtilen raporun sonuç kısmında şu ifadeler yer aldı:

    “Muayene sonucunda elde edilen bilgi ve bulguların yorumlanmasından: cezai sorumluluğunu müessir ve kişide şuur ve hareket serbestisini ortadan kaldıracak veya azaltacak mahiyet ve derecede herhangi bir akıl hastalığı ve zekâ geriliği saptanmadığı, adli dosya tetkikinde sanığın mezkur suçu işlediği sırada fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını idrak etme ve bu fiil ile ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğini ortadan kaldıracak veya azaltacak boyutta bir akli arızanın içinde olduğuna delalet edecek herhangi bir tıbbi bulgu ve belgeye de rastlanmadığı, bu duruma göre Ahmet Ozan Karaca’n 30/07/2022 tarihinde sanığı bulunduğu suçlara karşı cezai sorumluluğunun tam olduğu oy birliği ile mütalaa olunur.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Özge Özbek ‘Hapishane şartlarında kalması uygun değildir’ raporuna rağmen serbest bırakılmıyor!

    Özge Özbek ‘Hapishane şartlarında kalması uygun değildir’ raporuna rağmen serbest bırakılmıyor!

    PİRHA – Gebze Kadın Cezaevi’nde tutulan hasta tutuklu Özge Özbek, hastanenin “cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen ATK tarafından tahliyesi engelleniyor. İhtiyaçlarını karşılayamayan Özbek için Ankara’da tahliye çağrısı yapıldı.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla 427’nci hafta basın açıklaması için İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde bir araya geldi.
    “Tedavi haktır engellenemez ve hasta mahpuslar serbest bırakılsın” yazılı pankartın açıldığı eylemde, İHD Ankara Şubesi Eşbaşkanı Sevil Turgut, Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan hasta tutuklu Özge Özbek’in durumuna dikkat çekti.

    BİLİRKİŞİ RAPORLARINA RAĞMEN HAPİSHANEDE TUTULUYOR 

    Özbek’in üniversite öğrencisiyken hakkında açılan dava sonucunda 6 yıl 3 ay hapis cezası verildiği bilgisini paylaşan Turgut, “Tutuklanmadan önce de Diyarbakır Valiliği’ne memur olarak atanıp sosyal hizmetler uzmanı olarak çalışmaktaydı. Beyninde tümör olması sebebiyle 27 Ekim 2020 tarihinde İstanbul Acıbadem Hastanesi’nde açık beyin ameliyatı geçirmiş, hakkında yakalama kararı olması nedeniyle ameliyatının hemen ardından hastanede tutuklanmış ve Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna götürülmüştür. Durumunun ağır ve yeni ameliyat olması nedeniyle yapılan başvurular sonucunda, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından 3 ay infaz erteleme kararı verilmiştir. 3 ay bittikten sonra infaz erteleme kararı yeniden uzatılmamış ve tekrar tutuklanarak Kocaeli Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürülmüştür. Sağlık Bakanlığı Darıca Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 24 Aralık 2021 tarihli Sağlık Kurulu’nun ‘Hapishane şartlarında kalması uygun değildir’ raporuna rağmen, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından bu rapor kabul edilmemiş ve ‘Hapishanede kalabilir’ raporu verilerek, sağlık hakkı ihlal edilmiştir” diye anlattı.

    Özbek’in açık beyin ameliyatı geçirdiği sebebiyle temel yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamadığını belirten Turgut, “Geçirmiş olduğu ameliyatın ağırlığı ve riski de dikkat alındığında ayrıca hijyen bir ortamda bulunması gerekmektedir. Beyninde birden fazla tümör bulunmakta ve tedavisi de devam etmekte,  ayrıca sonraki süreçlerde de tekrar ameliyat edilmesi gerekmektedir. Tüm bu durumlar raporlarında da yer almaktadır. Ayrıca epilepsi tanısı da konulmuştur” diye belirtti.

    “SÜREKLİ DOKTOR KONTROLÜ ALTINDA OLMASI GEREKİYOR”
    9 Haziran’da Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuru yapıldığını ancak “cezaevinde kalabilir” raporu verildiğini aktaran Turgut, “Oysa Özge Özbek, cezaevinde sürekli şiddetli baş ağrıları çekmekte, denge kaybı yaşamakta ve tümörlerin duyu organlarına baskı yaptığından kaynaklı işitme kaybı problemleri yaşadığını ifade etmiştir. Hastane MR raporlarında beyninde birden fazla tümör bulunduğu için sürekli kontrol altında olması gerektiği ameliyatını gerçekleştiren doktoru tarafından ailesine söylenmiştir. Ancak ne yazık ki sağlıklı bir kontrol ve tedavi gerçekleştirilemiyor. Tedavisi de rutin bir hastane kontrolünden öteye geçemiyor. Daha önce Darıca Farabi Eğitim ve Araştırma Hastanesi 24 Aralık 2021 tarihinde heyet raporunda, ‘cezaevinde kalamaz’ kararı verilmiş ve bu raporun 2 yıl geçerlilik süreci bulunmaktadır” dedi.

    Turgut, hastalıkları devam eden ve hastane tarafından da cezaevinde kalamayacağı raporlanan Özbek için tahliye talebinde bulunarak, şunları söyledi: “Hapishanede yaşamını tek başına devam ettiremeyen hastanın hijyenik ve daha sağlıklı koşullarda tedavi edilmesi elzemdir. Hapishane koşullarında tedavisinin yapılamayacağı, iyileşmenin sağlanamayacağı ve riskin de devam edeceği açıktır. Yaşam hakkının korunması için bir an önce infazının ertelenmesini ve tedavisine ailesinin yanında devam etmesini talep ediyoruz.”

    Kaynak: MA

  • ‘Cemevlerine saldıran fail, akli dengesizlik iddiasıyla suçtan kurtulma gayretinde’-VİDEO

    ‘Cemevlerine saldıran fail, akli dengesizlik iddiasıyla suçtan kurtulma gayretinde’-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da 4 Alevi kurumuna yönelik saldırı dosyasının içeriğine ulaşan ÇHD’li avukatlar, şüpheli Ahmet Ozan K’nin “Cemevi saldırılarını Allah için yaptım” dediğini ve HDP’lilere yönelik de saldırı planı olduğunu aktardı. Avukatlar, “Ön hazırlığın yapıldığı, Aleviliğin ne olduğunun bilincinde olunduğu bir saldırıda ‘şüphelinin akli dengesi yerinde değildir’ diyemeyiz. Akli dengenin yerinde olmadığı yoluyla bir suçtan kurtulma gayreti söz konusu” dedi. 

    Ankara’daki Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne yapılan saldırının üzerinden iki aydan fazla süre geçti. 30 Temmuz’da yapılan saldırıyla ilgili bir kişi tutuklanırken iki kişi ise ev hapsi ile cezalandırıldı.

    Ankara Emniyet Müdürlüğü, saldırının hemen akabinde “Konuyla ilgili tahkikat çok yönlü devam etmektedir” açıklamasını yapmıştı ancak bu zamana dek henüz bir iddianame de hazırlanmadı.

    SALDIRGAN, SUÇU UYUŞTURUCU ETKİSİ ALTINDA İŞLEDİĞİNİ İDDİA ETMİŞ!

    Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şube avukatlarından Ümran Hakverdi, söz konusu soruşturma dosyasının detaylarına ulaştı.

    PİRHA’ya konuşan Av. Hakverdi, tutuklu kişinin, ilk ifadesinde kendisine büyü yapıldığı iddiasında bulunduğunu aktardı. Şahsın ifadelerinde, “Cemevi saldırılarını Allah için yaptım” şeklinde aktarımları olduğunu belirten Av. Ümran Hakverdi, şu detayları ifade etti:

    “Alevi kurumlarındaki ibadetin Allah katında yerinin olmadığını ve bu saldırıyı Allah için gerçekleştirdiğini, tek başına planladığını, kimseden destek almadığını söylediğini öğrendik. Şahıs, 2 aydır tutuklu ve bu 2 aylık süre içerisinde iki kez tutukluluk gözden geçirmesi yapıldı. Artık ilk savunmalarından farklı olarak bu tutukluluk gözden geçirmelerinde akli dengesinin yerinde olmadığına dair beyanlarda bulunmaya başladı. Psikolojisinin yerinde olmadığını, olayı hatırlamadığını söylemeye başladı. Yine müdafisi aracılığıyla dosyaya sunulan savunmalarda akli ve psikolojik dengesinin araştırılması gerektiği, ceza ehliyetinin bulunmadığı, sinir krizi ilacı kullandığı ve hatta uyuşturucu etkisi altında suçu işlediğine dair savunmalar sunulmuş durumda. Savcılıkta Adli Tıp Kurumu’na (ATK) bir sevk talebi ve cezai ehliyetinin araştırılması gerektiği talebi söz konusu. Savcılıkça buna dair yapılan bir işlem söz konusu değil.”

    “ARTIK ‘ŞÜPHELİNİN AKLİ DENGESİ YERİNDE DEĞİLDİR’ DİYEMEYİZ”

    Av. Ümran Hakverdi, şüphelinin ATK sevkine gerek olmadığını söyleyerek, şahsa ait telefon incelemesinin ardından çıkan bulguların önemini şu sözlerle anlattı:

    “Şüphelinin dijital materyal incelemesinde, özellikle telefonunda olay öncesinde Aleviliğe dair birçok araştırma yaptığını, cemevlerinin statüsünün araştırıldığını, Aleviliğin özel günlerini araştırdığına dair kaynaklar var. Yine ayrıca telefonundan silah fotoğrafı, Eskişehir ve Ankara cemevlerine dair konum bilgisi ve isimlerinin araştırıldığına dair ekran görüntüleri, notlar söz konusu. Yani bu kadar ön hazırlığın yapıldığı, eylemin planlandığı ve Aleviliğin ne olduğunun bilincinde olunduğu bir saldırıda biz artık ‘şüphelinin akli dengesi yerinde değildir’ diyemeyiz. Akli dengenin yerinde olmadığı yoluyla bir suçtan kurtulma gayreti söz konusu. Cezasızlık politikası içerisine sokulmak gayreti söz konusu. Biz bu konuda bir beyanda da bulunduk. Savcı henüz bu talebi değerlendirmedi.

    “TALEBİMİZ, ŞAHSIN KİMLERLE TEMAS VE İLETİŞİM HALİNDE OLDUĞUNUN TESPİTİ”

    Dosyada ayrıca toparlanan deliller de var. Bilgi alma tutanakları söz konusu. Yani tüm ailesinin, son iki ayda kaldığı yerlerdeki tüm kişilerin bilgisi alınmış. Ama herkes ortak bir şekilde şüphelinin akli dengesinin yerinde olmadığını, psikolojik sorunlarının olduğunu beyan etmiş durumda. Dosyadaki eksiklerden biri ise, olay gününe ve bir önceki geceye ilişkin kamera kayıtları toplanmış ancak bizim talebimiz çok daha gerisine gidilerek kişinin kimlerle temas ve iletişim halinde olduğunun tespiti gerektiğini düşünüyoruz.

    SALDIRIYA UĞRAYAN 4 KURUMDAN SADECE BİRİ ADINA DOSYA TAKİP EDİLİYOR

    Dosyada 4 kuruma saldırı var ama şu an için dosyada Ana Fatma Cemevi adına dosyayı bizler takip ediyoruz. İçişleri Bakanlığının ziyaret ettiği Şah-ı Merdan Cemevi ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’nın dosyada herhangi bir vekaleti söz konusu değil. Gökçebel Köy Derneği ise sadece 200 liralık bir maddi hasarlarının olduğunu, bunun telafisi halinde şikayetçi olmayacaklarını beyan etmiş.”

    HDP’YE YÖNELİK SALDIRI PLANI!

    Av. Ümran Hakverdi, saldırganın ifadesinde bir siyasi görüşü olmadığını da aktardı. Av. Hakverdi, şüphelinin Ağrı ilini özellikle araştırıp çatışmalara gitmek istediği yönünde ifadelerinin olduğunu belirten Av. Hakverdi, “Şüpheli, HDP’lilerle savaşmak istediğini beyan ediyor. Yani Kürtlere ve özellikle HDP’ye yönelik bir saldırı, savaşma, eylem planı olduğundan bahsediyor. Kimseyle bir diyaloğunun olmadığını, kimseden emir almadığını telaffuz ediyor. Emlak işiyle uğraştığını beyan ediyor ama kendi emlak işi değil, babasının bir emlak dükkanı var ve son 6 aydır bir SGK’lı iş kaydı söz konusu değil” dedi.

    “MÜNFERİT BİR OLAY DEĞİL”

    Av. Deniz Can Aydın ise cemevi saldırılarının münferit bir olay olarak adlandırılmaması gerektiğine vurgu yaptı. Av. Aydın, “Çünkü hakim siyasi anlayışın uzun yıllardır bu tarz olayların gelişiminde kullandığı dil, bütün ötekiler, ezilenler, diğer inançlar doğrultusunda ciddi bir ayrımcı nefret söylemini yer yer kullandığını görüyoruz. Hal böyleyken bu tarz bir politikanın toplumsal ve siyasal yapıyı etkileyeceği gerçeği zaten kaçınılmaz. Dolayısıyla böyle bir atmosferde gerçekleştirilen saldırıların bunların bir sonucu olduğunu söylemek çok da ileri bir iddia olmayacaktır” şeklinde konuştu.

    “KUTUPLAŞTIRICI SÖYLEMLER TOPLUMSAL YAPIYI ETKİLİYOR”

    Av. Deniz Can Aydın, siyasal iktidarın ayrımcı bir dil kullandığını da vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bu şahsın bir an için bir akıl hastası olduğu varsayımı dahi bir akıl hastasının, Alevileri neden nefret objesi olarak bellediği konusu tartışmaya açılmalıdır. Toplumda geliştirilen kutuplaştırıcı söylemler kaçınılmaz olarak toplumsal yapıyı etkiliyor ve bu tarz saldırıların önüne açıkçası bir kırmızı halı sermiş oluyor. Dolayısıyla bu saldırının münferit bir saldırı olarak adlandırılamayacağı kanaatindeyiz. Nitekim siyasi iktidar yetkililerinin yaptığı açıklamalar basit bir dayanışma mesajıyla açıklanabilir mesajlar değil. Çünkü birden farklı kuruma saldırı oldu ancak bu kurumlar arasında dahi makbul Aleviler ve makbul olmayan Aleviler şeklinde bir ayrıma gidildiğini söylemler nezdinde görebiliyoruz. Hal böyleyken bu konuda yalnızca basit bir geçmiş olsun mesajıyla toplumsal dayanışmanın geliştirilemeyeceği açık. Buradaki samimiyeti sorgulamak maksadıyla öncelikle Sivas davasının zaman aşımına uğrama tehlikesini gözetmek gerekiyor. Buradaki samimiyeti sorgulamak için Sivas davasındaki faillerin bugünkü konumlarının yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Bugün için geçmişten günümüze gelen saldırılardaki cezasızlık politikalarından kimlerin sorumlu olduğunu hatırlamak gerekiyor.

    Aleviler ve cemevleri genel olarak siyasal süreçlerde iktidarlar tarafından seçim dönemleri yaklaştığında hatırlanmakta. Bir cemevi ziyareti yapıldığı esnada dahi cemevinin oturma düzeninden tutun fotoğrafların bulunduğu yerlere kadar değiştirilen bir anlayışla karşı karşıya kalıyoruz. Bu dahi soruna yaklaşımdaki samimiyeti gösteriyor. Alevilerin eşit yurttaşlık, cemevlerinin ibadethane olması talebine dair somut hiçbir adım atılmamışken, biz bu tarz yaklaşımların oldukça gerçeklikten uzak olduğu kanaatindeyiz. Dolayısıyla doyurucu bir adım atılmadığı müddetçe bunların gerçekçi bir temelde tartışılamayacağı bizce açık.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Sibel Balaç’ın ATK raporu İnfaz Savcılığı’na gönderildi

    Sibel Balaç’ın ATK raporu İnfaz Savcılığı’na gönderildi

    PİRHA-Ölüm orucunun 285’inci gününde olan Sibel Balaç’ın ATK raporu, İnfaz Savcılığı’na gönderildi.

    Adil yargılanma, hasta tutsakların serbest bırakılması ve hapishanelerdeki hak ihlallerinin derhal sona ermesi talebiyle 19 Aralık 2021 tarihinde ölüm orucuna başlayan Sibel Balaç’ın sağlık durumu ciddiyetini koruyor.

    Halkın Hukuk Bürosu sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Balaç hakkında hazırlanan Adli Tıp Raporu’nun, İnfaz Savcılığı’na gönderildiğini belirtti.

    “SİBEL BALAÇ DERHAL TAHLİYE EDİLSİN”

    Halkın Hukuk Bürosu, sosyal medya üzerinden, “Müvekkilimiz için her gün kritik önemde, savcılıkça derhal müvekkilimizin tahliyesine kararı verilmelidir! Sibel Balaç derhal tahliye edilsin” çağrısında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Nurşen Çığlık: Kadınlar olarak Aysel Tuğluk’a sahip çıkmamız gerekiyor-VİDEO

    Nurşen Çığlık: Kadınlar olarak Aysel Tuğluk’a sahip çıkmamız gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-Tutuklu bulunduğu cezaevinde ‘demans’ tanısı konulan Aysel Tuğluk‘un durumu gün geçtikçe kötüleşiyor. Düşüncelerinden dolayı cezaevinde olan demans hastası Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Nurşen Çığlık, “Kadınlar olarak Aysel Tuğluk’a sahip çıkmamız gerekiyor” dedi.

    Kandıra Cezaevi’nde 2016 yılından beri tutuklu bulunan ve demans teşhisi konulan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un durumu gün geçtikçe kötüleşiyor. “Cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen tahliye edilmeyen Tuğluk‘un serbest bırakılması için çağrılar da sürüyor.

    Geçtiğimiz yıldan bu yana “demans” teşhisi konulan ve hastalığı ilerleyen Aysel Tuğluk hakkında “cezaevinde kalabilir” diyen Adli Tıp Kurumu (ATK), 28 Şubat Davası’ndaki Çevik Bir hakkında ilk başvuruda “cezaevinde kalamaz” dedi. ATK’nin verdiği bu karar tepkilerle karşılanırken, çifte standartın ortadan kaldırılması istendi.

    Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Nurşen Çığlık, Aysel Tuğluk‘un durumuna ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Dersimli bir kadın olarak düşüncelerinden dolayı cezaevinde olan demans hastası Aysel Tuğluk’un serbest bırakılmasını isteyen Nurşen Çığlık, “Çünkü gerçekten zor durumda. Hiçbir hasta tutsak cezaevinde kalamaz. Kadınlar olarak Aysel Tuğluk’a sahip çıkmamız gerekiyor” dedi.

    Nurşen Çığlık, adalet, hukuk ve insan haklarına saygı istediklerinin altını çizerek, hasta tutukluların bir an önce evlerine dönmelerini istediklerini ifade etti.

    PİRHA/MERSİN

  • DAD Genel Merkez Yöneticisi Güzel: Aysel Tuğluk’a düşman politikası uygulanıyor-VİDEO

    DAD Genel Merkez Yöneticisi Güzel: Aysel Tuğluk’a düşman politikası uygulanıyor-VİDEO

    PİRHA-Tutuklu bulunduğu cezaevinde ‘demans’ tanısı konulan Aysel Tuğluk‘un durumu gün geçtikçe kötüleşiyor. Aysel Tuğluk’a yaşatılanların devlet şiddeti olduğunu vurgulayan DAD Genel Merkez Yöneticisi Nergiz Güzel, “Bir düşman politikası uygulanıp bir kadının yüzlerce doktor raporuna rağmen halen bırakılmamasından devletin mücadele eden, direnen kadınlara gösterdiği yaklaşımı anlıyoruz” dedi.

    Tutuklu bulunduğu cezaevinde ‘demans’ tanısı konulan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk‘un durumu gün geçtikçe kötüleşiyor. “Cezaevinde kalamaz” raporuna rağmen tahliye edilmeyen Tuğluk‘un durumuna ilişkin çağrılar da sürüyor.

    Geçtiğimiz yıldan bu yana “demans” hastalığı teşhisiyle hastalığı ilerleyen Aysel Tuğluk hakkında “cezaevinde kalabilir” diyen Adli Tıp Kurumu (ATK), 28 Şubat Davası’ndaki Çevik Bir hakkında ilk başvuruda “cezaevinde kalamaz” dedi. ATK’nın verdiği bu karar ülkedeki adaletsizliği bir kez daha gösterdi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi Nergiz Güzel, demans tanısı konulmasına rağmen tahliye edilmeyen Aysel Tuğluk‘un durumuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “HERKESİN ADALETSİZLİĞE KARŞI SES ÇIKARMASI GEREKİYOR”

    Aysel Tuğluk’a yaşatılanların devlet şiddeti olduğunu vurgulayan DAD Genel Merkez Yöneticisi Nergiz Güzel, “Düşman politikası uygulanıp bir kadının yüzlerce doktor raporuna rağmen halen bırakılmaması ve bile bile ölüme terk edilmesiyle devletin mücadele eden, direnen kadınlara gösterdiği yaklaşımı anlıyoruz” dedi.

    Güzel şunları kaydetti:

    “Kadınları yok sayan anlayış bugün demans hastası olan Aysel Tuğluk’un serbest bırakılması için yapılan toplumsal baskıya rağmen halen serbest bırakmamakta. Sivas Katliamı faillerini yaşlandı diye özel af ile serbest bırakan devlet zihniyeti hastalığı bütün dünya tarafından görünen Aysel Tuğluk’u serbest bırakmıyor. Herkesin yaşanan bu adaletsizliğe ses çıkarması gerekiyor” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Hastaneye kaldırılan ölüm orucundaki Yıldırım, tekrar cezaevine götürülecek -VİDEO

    Hastaneye kaldırılan ölüm orucundaki Yıldırım, tekrar cezaevine götürülecek -VİDEO

    PİRHA- 10 Ağustos’ta Tekirdağ Şehir Hastanesi’ne sevk edilen ölüm orucunun 237’nci günündeki Gökhan Yıldırım’a bir hafta önce ‘cezaevinde kalamaz’ raporu veren hastane doktorları, bugün ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verdi. Yıldırım, R Tipi cezaevine götürülecek.

    Adil yargılanma hakkı talebiyle ölüm orucuna başlayan Gökhan Yıldırım 237’nci gününde.

    Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Gökhan Yıldırım, 10 Ağustos’ta Tekirdağ Şehir Hastanesi’ne sevk edilmiş ve hakkında Tekirdağ Şehir Hastanesi Sağlık Kurulu doktorları tarafından ‘cezaevinde kalamaz, infaz ertelemesi yapılmalı’ kararı verilmişti.

    Ardından Adli Tıp Kurumu’na (ATK) sevk edilen Yıldırım’a burada ise ‘cezaevinde kalabilir’ raporu verilmişti.

    ATK’nın kararının ardından tekrar toplanan Tekirdağ Şehir Hastanesi Sağlık Kurulu doktorları, bir haftanın ardından Yıldırım’a bu kez ‘cezaevinde kalabilir’ kararı verdi.

    8 gün arayla aynı doktorların iki farkı karar vermesine itiraz eden Yıldırım’ın avukatları, bu kararla Yıldırım’ın katledilmeye çalışıldığını söyledi.

    “DANIŞIKLI DÖVÜŞLE GÖKHAN’I KATLETMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Hasta ve bakıma muhtaç engelli tutuklu ve hükümlülerin kaldığı R tipi cezaevine götürülecek olan Yıldırım’ın avukatı Seda Şaraldı, yaptığı açıklamada şunları dile getirdi:

    “Gökhan hastanede kaldığı 8 gün boyunca 6 kilo kaybetti. Tek başına tuvaleti ve banyosu bile olmayan bir yoğun bakım odasında tutuluyor. Hastane heyeti 8 gün arayla iki farklı rapor verdi. ATK’nın ‘cezaevinde kalabilir’ raporundan sonra karar değiştiren doktorlar, mesleki onurlarını ayaklar altına almıştır. Burada açıkça danışıklı dövüş vardır. Gökhan’ı bilinçli bir şekilde katletmek istiyorlar. R tipi hapishanelerin diğer hapishanelerden bir farkı yok. Göstermelik bir hemşiresi, doktoru var. Yanına refakatçi de vermeyecekler. Gökhan şu an 36 kiloya düştü. Tek başına kalamaz. Birinin ona özenli bir şekilde bakması gerekiyor. Uygulanan faşizmdir. Ama bizler Gökhan’ın tahliye edilmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    “R TİPİ HAPİSHANELER HAK İHLALLERİ VE İŞKENCE HABERLERİYLE GÜNDEMDE”

    Halkın Hukuk Bürosu da (HHB) yaptığı yazılı açıklamada, R tipi hapishanelerin olumsuz koşullar taşıdığına dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı:

    “Türkiye’de şu an faaliyette olan 3 adet R Tipi Hapishane bulunmaktadır. Bunlar; Elazığ R Tipi Hapishanesi, İstanbul/Metris R Tipi Hapishanesi, İzmir/Menemen R Tipi Hapishanesidir. Bu üç hapishanenin ismi basında aratıldığında sayısız hak ihlali haberi ile karşılaşmak mümkündür. Barolar ve çeşitli insan hakları kurumları bu hapishanelerde yaşanan sağlık ve yaşam hakkı ihlalleri  ile işkence iddiaları hakkında açıklamalar yapmış, raporlar hazırlamıştır. Kaldı ki basına yansıyan haberler bu hapishanelerde gerçekleşenlerin yalnızca çok küçük bir kısmıdır. Zira bu hapishanelerde çok uzun yıllar yalnızca adli tutuklu/hükümlüler tutulmuştur. Ve adli tutuklu/hükümlüler hapishane idarelerinin baskı ve sindirme politikaları karşısında seslerini duyurma olanaklarına yeteri kadar sahip değillerdir. Siyasi tutsaklar bu hapishanelerde tutulmaya başladığından bu yana R Tiplerinde yaşanan işkence ve ihlaller basında daha sık yer bulmaya başlamıştır.”

     “R TİPİ HAPİSHANELER TOPLAMA KAMPINA DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA”

    R tipi hapishanelerin asla hasta tutukluların tedavi edildiği yerler olmadığı belirtilen açıklamaya şu sözlerle devam edildi:

    “Aksine ağır hastalık/engellilik halindeki tutuklu/hükümlülerin sırf tahliye edilmemeleri için tutuldukları toplama kamplarıdır. Burada tutuklu/hükümlüler ya refakatçileri olmadan tek başlarına ya da kendileri gibi ağır hasta/engelli tutsaklarla birlikte oldukça kötü koşullarda tutulmaktadırlar. Burada sağlıklarına kavuşmaları değil var olanı da kaybetmeleri söz konusudur. Gökhan Yıldırım’ın R tipi hapishaneye gönderilmesi Gökhan’ın canına açıkça kast edilmesi anlamına gelecektir Gökhan Yıldırım ne R Tipi Hapishanede ne hastanelerin mahkûm koğuşlarında ne de yoğun bakım ünitesinde tutulamaz. Derhal tahliye edilmelidir.

    “İŞKENCEYE SON VERİLMELİ, GÖKHAN DERHAL TAHLİYE EDİLMELİDİR”

    R Tipi Hapishanede tutmak, Gökhan’ın sağlığını korumak isteği değildir, aksine bugün itibariyle ölüm orucunun 240. gününde olan yani ölüm orucunda 8 ayı geride bırakmış olan Gökhan’ın kalan günlerini ondan çalmak demektir. Gökhan’ı kendi ihtiyaçlarını göremeyeceği bir şekilde, ailesinden, sevdiklerinden yalıtılmış olarak tutmak İŞKENCEDİR! Adli Tıp Kurumu, Tekirdağ Şehir Hastanesi ve Tekirdağ Savcılığı bu işkenceye derhal son vermelidir!”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Aysel Tuğluk’a işkenceye son verilsin’-VİDEO

    ‘Aysel Tuğluk’a işkenceye son verilsin’-VİDEO

    PİRHA- Kobani Davası’nda mahkeme heyeti, hasta tutuklu Aysel Tuğluk’un avukatının ‘Savunma yapacak durumda değil’ ifadesini dikkate almayarak, Tuğluk’un savunma yapmasına karar vermişti. Karara tepki gösteren siyasetçilerden sanatçılara yüzlerce yurttaş ‘#AyselTuğlukaİşkenceyeSon’ verilsin dedi.

    IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırıları üzerine 6-8 Ekim 2014’te gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski eş genel başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de bulunduğu 21’i tutuklu 108 ismin yargılandığı Kobani Davası’nın duruşmaları Sincan Cezaevi Kampüsü’nde devam ederken, mahkeme heyeti, demans teşhisi konulan hasta tutuklu Aysel Tuğluk’un avukatının ‘Savunma yapacak durumda değil’ ifadesini dikkate almayarak, Tuğluk’un savunma yapmasına karar verdi.

    Tuğluk’un savunma hakkının gasp edildiğini ve mahkemenin Tuğluk’a yönelik işkence boyutuna ulaşan bu tutumuna karşı olduklarını belirten Aysel Tuğluk İçin 1000 Kadın Hareketi’nin çağrısına karşılık veren siyasetçilerden sanatçılara yüzlerce yurttaş ‘#AyselTuğlukaİşkenceyeSon‘ verilsin dedi.

    Aysel Tuğluk’un sağlık durumuna dikkat çekilen açıklamalarda, Adalet Bakanlığı’ndan başta Aysel Tuğluk olmak üzere ağır hasta tutukluların serbest bırakılması istendi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘500 gündür Aysel İçin ‘Adalet’ diyoruz’-VİDEO

    ‘500 gündür Aysel İçin ‘Adalet’ diyoruz’-VİDEO

    PİRHA – Dmans teşhisine rağmen 500 gündür cezaevinde tutulan Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk için açıklama yapan Ankara Kadın Platformu, Tuğluk’un hastalığının her geçen gün ilerlediğine dikkat çekerek, bir an önce tahliye edilmesi çağrısında bulundu.

    Demans teşhisine rağmen 500 gündür tahliye edilmeyen siyasetçi Aysel Tuğluk için bir kez daha çağrıda bulunuldu.

    Ankara Kadın Platformu, Aysel Tuğluk için Mülkiyeliler Birliğinde biraraya geldi. “Aysel Tuğluk için adalet” pankartı açan platform üyeleri, 2021 yılı Şubat ayında Seka Devlet hastanesinin vermiş olduğu “demans” teşhisine vurgu yaptı.

    Platform tarafından yapılan açıklamada, Tuğluk’un hastalığının her geçen gün ilerlediğinin altı çizildi. Aysel Tuğluk için ATK 3. İhtisas kurulu tarafından hazırlanan raporda “cezaevinde tek başına hayatını idame ettirebilir” denildiğini hatırlatan platform üyeleri, “ATK’nin Aysel Tuğluk’un sağlık durumuna ilişkin hazırladığı 22 haziran 2022 tarihli son rapor yine objektiflikten, bilimsellikten uzak bir şekilde hazırlanmış; sağlık örgütlerinin görüşleri dikkate alınmamıştır” ifadelerini kullandı.

    “ATK SUÇ İŞLEMEKTEDİR”

    Ankara Kadın Platformu adına açıklama yapan Yasemin Özgün, Tuğluk’un, kadın özgürlük hareketinde önemli bir yere sahip olduğunu belirtti. Yasemin Özgün, iktidarın, kadını siyasetten uzak tutma amacı taşıdığını ifade ederek şu açıklamayı yaptı:

    “Bizler buradan bir kez daha belirtiyoruz ki;  ATK’nin Aysel Tuğluk için hazırladığı raporlar, verdiği kararlar siyasi saiklerden bağımsız değildir. Demans kişinin basit gündelik işlerini, yaşamsal gereksinimleri ve kişisel hijyenini başkasının desteği olmaksızın sağlayamayacağı bir duruma doğru ilerleyen, kalıcı nitelikte bozulmaya yol açan bir hastalıktır. Ve ATK bu durumu yok saymaya devam ederek suç işlemektedir. Bu suçu teşhir etmek ve Aysel ve tüm hasta tutsakların özgürlüğüne karşı mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. ATK’nin görevi erkek yargıyı, erkek siyaseti esas alarak kararlar vermek değil gerçeği tüm açıklığıyla ortaya koyarak objektif sonuçlara gitmektir.

    Aysel Tuğluk ömrünü kadın özgürlük mücadelesine adayan bir siyasetçidir. Demokrasi, adalet ve özgürlük için mücadele etmekten bir an olsun vazgeçmediği için bugün cezaevindedir. Kadını siyaset alanında görmeye tahammül edemeyen erkek egemen iktidar yargı sopası ile Aysel Tuğluk ve onlarca kadın siyasetçiyi cezaevinde tutarak kadınları susturmayı sindirmeyi ve evlere kapatmayı amaçladığını çok iyi biliyoruz. Ancak erkek egemen iktidar da şunu çok iyi bilsin ki; Vardık, Varız, Var olacağız!

    Dünyanın dört bir tarafından Aysel Tuğluk için yükselen kadın isyanını, sesini bizler de buradan yükseltiyoruz. 500 gündür Aysel İçin ‘Adalet’ diyoruz. Ağır sağlık sorunları yaşamasına rağmen cezaevinde rehin tutulan Aysel Tuğluk için bir kez daha sesimizi yükseltiyoruz. Aysel Tuğluk ve tüm hasta tutsaklar için ‘adalet’ diyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Adli Tıp Kurumu’ndan, Tuğluk için yeniden ‘cezaevinde kalabilir’ raporu

    Adli Tıp Kurumu’ndan, Tuğluk için yeniden ‘cezaevinde kalabilir’ raporu

    PİRHA- Kürt siyasetçi hasta tutuklu Aysel Tuğluk’un durumunu üçüncü kez inceleyen ATK’nin “cezaevinde kalabilir” raporu verdiğini belirten avukatları, rapor hakkında itirazda bulunduklarını belirtti.  

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK) eski Eş Genel Başkanı ve eski milletvekili tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk hakkında avukatları yazılı açıklama yaptı. Tuğluk’un uzun bir süredir tutuklu bulunduğu cezaevinde Demans hastalığıyla mücadele ettiği hatırlatılan açıklamada, “İlk olarak Şubat 2021 tarihinde Seka Devlet Hastanesinin tanı koyup tedaviye başlamasının ardından aralıklarla Kocaeli Devlet Hastanesi ve ATK İhtisas Dairelerinde muayeneleri gerçekleşmeye devam etmiştir” denildi.

    Tuğluk’un sağlık durumunun birlikte kaldığı arkadaşları, avukatları ya da aile üyelerinin yanı sıra cezaevi personeli ve yöneticileri tarafından da yakından gözlendiği aktarılan açıklamada, “Belirtmek isteriz ki, unutkanlığının ciddi boyutlarda olması ve sağlık durumunun geldiği kritik aşama sebebiyle cezaevi gözlem kurulu tarafından Mart 2022 tarihinden bu yana periyodik olarak ‘değerlendirmeye tabi tutmama’ kararları verilmektedir. Bunun dışında cezaevi tabipliğinin ya da bağlı bulunulan ASM hekiminin reçete içerikleri de hastalığın geldiği aşama sebebiyle bir başkasının yardımı olmaksızın cezaevinde yaşamını idame ettiremeyeceğini gösteren diğer belgelerdir” ifadelerine yer verildi.

    Mart, Nisan ve Mayıs aylarında edindikleri tıbbi belgeler, birlikte kaldığı tutukluların tanıklıkları, avukatların gözlemleri, cezaevi gözlem kararları ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) bilimsel mütalaasıyla birlikte Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulunulduğu kaydedilen açıklamada, başvuruda cezanın infazını ertelenmesinin talep edildiği belirtildi. Açıklamada, başvuru üzerine Tuğluk’un Adli Tıp Kurumu (ATK) 3’üncü İhtisas Kurulu’na günü birlik götürüldüğü ve 22 Haziran’da yeni bir rapor tanzim edildiği ifade edildi.

    ATK 3. İHTİSAS KURULUNUN RAPORU; OBJEKTİFLİKTEN UZAK 

    ATK’nin yine Tuğluk’un cezaevinde yalnız kalamayacağına dair verilen sağlık kurul raporları ve bilimsel uzman görüşlerinin tam tersi rapor verdiği kaydedilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “Son rapor, on kişilik bir kurul tarafından hazırlanmış olup, müvekkilin üç ay süreyle günlük olarak izlenmesinin gerekliliği ve ancak bu üç ayın sonunda kesin değerlendirme yapılabileceğine dair üç üyenin muhalefet şerhini barındırmaktadır” bilgisi verildi.  ATK tarafından verilen son raporun bir yandan Tuğluk’un muayene esnasındaki birçok testteki hatırlama düzeyinin aşırı zayıflığını gösterdiği ve sayısal skorların ne kadar yetersiz olduğunu belirtiği kaydedilen açıklamada, “Öte yandan da bilimsellikten ve objektiflikten uzak şekilde ‘cezaevinde tek başına hayatını idame ettirebilir’ sonucunu içermektedir. ATK 3. İhtisas Kurulunun raporu; tek yanlı, çelişkili ve yüzeysel görüşler içeren, kanıta dayalı olmayan, bilimsellikten ve objektiflikten uzak bir dile ve içeriğe sahiptir.”

    TİHV UZMAN GÖRÜŞÜ

    Açıklamada, savcılığa sunulan TİHV uzman görüşüne yer verildi. Uzman görüşü şöyle:

    “Muayene kayıtları, psikometrik incelemeler, kişi hakkında düzenlenen raporlar, yazılan reçeteler, Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı’nın kararları ve koğuş arkadaşları ve avukatları tarafından aktarılan bilgiler; ‘orta evrede, tipik bir demans’a işaret etmektedir. Demans kişinin basit gündelik işlerini, yaşamsal gereksinimleri ve kişisel hijyenini başkasının desteği olmaksızın sağlayamayacağı bir duruma doğru ilerleyen, kalıcı nitelikte bozulmaya yol açan bir hastalıktır.  Tuğluk’un muayenelerine ait kayıtlar ve bilgiler kronolojik olarak değerlendirildiğinde; önceki muayenelere oranla yıkımın daha da arttığı, ilerleyici ve kalıcı nitelikte olan bu kinik tablonun; kişinin gerçeği değerlendirmesini, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt etmesini, bağımsız karar alabilmesini ve kararlarını özgür iradesiyle tek başına hayatına geçirmesini engelleyecek boyuta evrildiği anlaşılmaktadır.  Mevcut demans tablosu nedeniyle ‘kişinin yaşamını bir başkasının yardımı olmaksızın tek başına sürdürmesinin mümkün olmadığı, cezaevi koşullarına bir başkasının yardımı olmadan zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayacağı.”

    AYM 2.5 YIL GEÇMESİNE KARŞIN KARAR AÇIKLAMADI 

    Söz konusu ATK raporuna karşı Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı ve ATK Üs Kurul nezdinde itirazların yapıldığı kaydedilen açıklamada, henüz Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) “ihtiyati tedbir talepli” yapılan başvuruda ise herhangi bir kararın verilmediği belirtildi.

    Açıklamada, Tuğluk için hükümlü bulunduğu dosyada da yapmış oldukları bireysel başvurunun üzerinden 2,5 yıl geçmesine rağmen karara bağlanmadığı vurgulandı. Açıklamada, “Müvekkilimizin anayasal hakkı olan insan onuruna uygun koşullarda tedavisinin sağlanması için ivedilikle tahliye edilmesi gerektiğinden konunun hukuki takibini her boyutta sürdürdüğümüzü ve kronik ilerleyici demans hastalığının geldiği aşamayı inkar eden ve gerçeğe aykırı rapor düzenleyen sağlık görevlileri hakkında da ilgili başvurularımızı sürdürdüğümüzü bir kez daha ifade etmek isteriz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • 29 Yıldır cezaevinde tutulan hasta mahpus, son 3 yıldır hastane yüzü görmedi!

    29 Yıldır cezaevinde tutulan hasta mahpus, son 3 yıldır hastane yüzü görmedi!

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 409. Hafta basın açıklamasında 29 yıldır hapishanede tutulan mahpus İdris Başaran’ın durumuna dikkat çekti. Yapılan aktarımlarda Başaran’ın epilepsi, guatr, bel ve boyun fıtığı, mide hastalıklarının ileri derecede olduğuna vurgu yapılarak tahliyesi talep edildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 409. Hafta eyleminde bir kez daha hapishanelerdeki ihlallere dikkat çekti.

    Sakarya Caddesi’nde yapılan açıklamada İnsan Hakları Derneği’nin, hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpus tespit ettiği bilgisi paylaşıldı. Ağır hasta mahpusların, Adli Tıp Kurumu’nun “cezaevlerinde kalamaz” raporlarına rağmen hapishanelerde tutulmaya devam edildiğine de işaret edildi.

    5 YILDIR KONTROLE GÖTÜRÜLMEDİ!

    409. Hafta basın açıklamasını Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi adına Nuray Çevirmen okudu. Antalya S Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpus İdris Başaran’ın durumunu aktaran Çevirmen, “acil tahliye” çağrısı yaparak şunları ssöyledi:

    “2022 Mayıs ayı sonunda Bursa H Tipi Kapalı Hapishanesinden Antalya S Tipine kendi isteği dışında sevk edilen Başaran 29 yıldır cezaevindedir. Ağır olan hastalıklarına rağmen sürekli olarak mahpuslar çeşitli yerlere sevk ediliyorlar ancak ailelerine yakın olmak isteyen mahpusların istekleri karşılanmıyor. İdris Başaran, babasının vefat haberini 5-6 ay önce almış ve cenazesine bile götürülmemiş olmasına rağmen bir başka hapishaneye sevki yapılabilmiştir.

    Yaklaşık 10 yıl önce iklim koşullarından kaynaklı olarak tedavi olabilmesi için Çukurova’dan Kırıkkale’ye sevk edilmiştir. Raporlarında ağır hastalıklarından dolayı ‘nemli ve rutubetli yerde tutulmaması gerekiyor’ ibaresine rağmen 1,5 ay önce Antalya’ya sevk edilmiştir. Antalya ikliminin sıcak ve nemli olmasından kaynaklı olarak sağlığının olumsuz etkileneceği açıktır. 5 yıl önce de tutulduğu Bandırama cezaevinden tedavi olması için Bursa’ya sevk edilmişti.

    Hapishanede kaldığı bu süreçlerde ve zorlu hapislik koşullarında hastalıkları ilerlemiştir. Şu anda FMH (Ailevi Akdeniz Ateşi), Epilepsi, Guatr, bel ve boyun fıtığı, mide hastalıkları devam etmektedir. Ayrıca 5 yıl kadar önce 9 defa yapılan endoskopiye göre Çölyak testi yapılması gerektiği belirtilmiş ve yine 2012’de bir hastanede bağırsak darlığından dolayı ameliyat edilmesi gerektiği söylenmiş ve İstanbul Pendik’te hastaneye götürülmüş ancak bu hastalıkları ve tedavileri ile ilgili hiç bir sonuç alınmamıştır.

    2012 yılında geçirdiği kalp krizinden kaynaklı 3 defa farklı yerlerde anjiyo olmuştur. Bu hastalıklarının yanında Astım ve KOAH hastalıklarını da taşımaktadır. Bütün bu hastalıkları için belli periyotlarla kontrollerinin yapılması gerekirken 3 yıldır hastane yüzü görmediğini, bazı hastalıkları için de 5 yıldır kontrole götürülmediğini, tedavi edilmesi gerekirken oradan oraya sevk edildiğini ve en son Antalya’da neredeyse boğulmakla yüz yüze kaldığını aktarmıştır. 29 yıl boyunca kendi isteği dışında 14 hapishaneye sevki yapılmıştır. Bulunduğu illerdeki hastanelerden aldığı raporlara rağmen en son gönderildiği bu yerde hastanelere tekli ring araçlarıyla sevki boğucu havadan kaynaklı neredeyse imkansız hale getirilmiştir.

    İdris Başaran’ın ağır, sürekli tetkik, kontrol ve tedavi gerektiren hastalıkları nedeniyle tam teşekküllü hastanelerinin olduğu, nemli olmayan iklime sahip bir yerde tutulması gerekmektedir. Ayrıca ailesine yakın bir hapishaneye sevki sağlanmalı, bu süreç zarfında sağlık tetkikleri ile birlikte ailesinin yanında sağlıklı koşullarda tedavisinin yapılması için tahliyesinin sağlanması gerekmektedir.

    PİRHA/ANKARA

  • Avukatlarından Aysel Tuğluk açıklaması

    Avukatlarından Aysel Tuğluk açıklaması

    PİRHA- HDP önceki dönem Eş Genel Başkan yardımcısı ağır hasta tutuklu Aysel Tuğluk’un yaşamını yitirdiğine dair sanal medyada  yayılan bilgileri yalanlayan avukatları, Tuğluk’un bugün ailesi ile haftalık görüşünü gerçekleştirdiğini belirterek, “ATK’nın bilime, etiğe, hukuka ve gerçeğe aykırı raporları sebebiyle halen cezaevinde tutulmaktadır” denildi.

    Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde ağır hasta olan HDP önceki dönem Eş Genel Başkan yardımcısı Aysel Tuğluk’un yaşamını yitirdiğine dair sanal medya üzerinden yayılan bilgi aile avukatları tarafından yalanlandı.

    Avukatları tarafından yapılan açıklamada, Tuğluk’un bugün haftalık aile görüşü yaptığı ifade edildi.

    “ATK BİLİME, ETİĞE, HUKUKA VE GERÇEĞE AYKIRI HAREKET EDİYOR”

    Tuğluk’un uzun süredir demans hastalığıyla mücadele etmekte olduğunu hatırlatan avukatlar, “ATK’nin bilime, etiğe, hukuka ve gerçeğe aykırı raporları sebebiyle halen cezaevinde tutulmaktadır” dedi.

    Açıklamanın devamında, Tuğluk’un hakkında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin uzman mütalaası, cezaevi tabipliğinin raporları ve reçeteleri, Cezaevi Gözlem Kurulu’nun değerlendirme raporları ve son olarak Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) tarafından hazırlanan bilimsel mütalaanın Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına, Baş Denetçilik Kurumu’na ve ATK Üst Kurulu’na gönderildiği hatırlatılarak, “ATK Üst Kuruluna ve Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına yapmış olduğumuz sonuncu başvurumuz 18 Mart 2022 tarihinden bu yana sonuçlanmayı beklemektedir. Belirtmek isteriz ki, müvekkilimizle ilgili hazırlanan uzman mütalaaları, uygun koşullarda tedavisinin sağlanmaması durumunda kalıcı hasarların ağırlaşacağı ve bazı durumlarda ölümcül olma riskini artıracağını belirtmektedir” denildi.

    “AYSEL TUĞLUK’UN TEDAVİ HAKKI SAĞLANMALIDIR”

    Açıklamada son olarak şunlar dile getirildi:

    “Müvekkilimiz biraz evvel cezaevinde rutin haftalık aile görüşünü gerçekleştirmiştir. Ancak bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak isteriz ki, Sayın Tuğluk’un cezaevinde geçirdiği tek bir saat dahi sağlığını geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip etmekte, bir başkasının yardımı olmaksızın hiçbir ihtiyacını karşılayamamakta ve bir an önce insani koşullarda bir sağlık merkezinde tedavisinin sağlanması gerekmektedir. Müvekkilimizin tam teşekküllü bir hastane yerine halen cezaevinde kalması sürecinde sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin, geldiğimiz aşamanın birincil sorumlusu olduklarını ve sürecin takipçisi olduğumuzu bir kez daha hatırlatırız.”

    (HABER MERKEZİ)