Etiket: avukatlar

  • İzmir emniyetinden avukatlara işkence ve tehdit-VİDEO

    İzmir emniyetinden avukatlara işkence ve tehdit-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de Newroz kutlaması sırasında gözaltıları takip etmek isteyen avukatlara işkenceyle tehdit edilmelerini kabul etmediklerini söyleyen Tuğçe Nazlı Akın, “Yasayı çiğneyerek keyfi uygulamalar yaratan bu zihniyeti, işkence ve tehditi kendisine görev biçenlerle mücadele etmeyi çok iyi biliyoruz” dedi.

    İzmir’de avukatlar, Newroz’da gözaltına alınan müvekkilleri için gittikleri emniyette darp ve tehdide maruz kaldıklarını açıkladı.

    ÇHD İzmir Şubesi binasında düzenlenen toplantıda konuşan Avukat Tuğçe Nazlı Akın, müvekkilleri ile görüşecekleri esnada avukatları darp eden polisin görüşmeyi engelleyerek kimliklerine el koy koyduğunu ve tehdit ettiği bilgisini paylaştı.

    Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir şubeleri, 19 Mart’ta kentte gerçekleşen Newroz’da gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan 3 müvekkilinin işlemleri için gittikleri İl Emniyet Müdürlüğü’nde darp edildiklerini açıkladı. Avukatlar, ÇHD Şube binasında konuya dair basın toplantısı düzenledi.

    EMNİYETTEN DARP VE TEHDİT

    Toplantıda konuşan ÇHD İzmir Şube Yöneticisi Tuğçe Nazlı Akın, emniyete giden avukatların “protokol karşılama” gerekçesiyle emniyete alınmadığını söyledi.

    Akın, “Bunun üzerine görevlerinin engellenemeyeceğini ve ifade işlemlerine katılmaları gerektiğini açıklayan avukat arkadaşlarımıza bu kez de X-Ray ile üst araması dayatılmaya çalışılmıştır. Avukat arkadaşlarımız bunu dayatamayacaklarını açıklamaya çalışırken kapıdaki görevli kolluk tarafından darp edilerek kapı dışına sürüklenerek atılmışlardır. Avukat arkadaşlarımızdan birisinin bu yapılanın işkence olduğunu söylemesi üzerine saldıran kolluk görevlisi, ‘Ben işkencenin ne olduğunu iyi bilirim’ demek suretiyle arkadaşlarımıza yönelik tehditler savurmuştur. Savcılıktan talimat gelene kadar içeri alınmayan arkadaşlarımız müvekkilleri ile görüşecekleri esnada avukat arkadaşlarımızı darp eden kolluk görüşmeyi engelleyerek arkadaşlarımızın kimliklerine el koymaya çalışmış ve vermemeleri halinde müvekkilleri ile görüştürülmeyeceği yönünde görevlerini yaptırmamakla tehdit etmiştir” ifadelerini kullandı.

    “TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Yaşananları kabul etmediklerini vurgulayan Akın, “Yasayı çiğneyerek keyfi uygulamalar yaratan bu zihniyeti, işkence ve tehdidi kendisine görev biçenlerle mücadele etmeyi çok iyi biliyoruz. Ne müvekkillerimizin savunma haklarının engellenmesine ne de görevini yapmaya çalışan meslektaşlarımızın darp ve tehdit edilmelerine müsaade etmeyeceğimizi, yaşanan bu olayın takipçisi olacağımızı tüm kamuoyuna bildiriyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • 61 avukatın, Erdoğan ve Bakanlar hakkındaki suç duyurusuna takipsizlik kararı

    61 avukatın, Erdoğan ve Bakanlar hakkındaki suç duyurusuna takipsizlik kararı

    Halkçı Hukukçular grubunun çağrısıyla bir araya gelen 61 avukat, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, İletişim Başkanı Fahrettin Altun, bakanlar, depremin yaşandığı kentlerin valileri ile belediye başkanları, GSM operatörleri, müteahhitler ve yapı denetim bürolarının sorumluları hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na bulundukları suç duyurusuna takipsizlik kararı verildi.

    Maraş merkezli depremlerin üzerinden bir ay geçmesine rağmen henüz hiçbir yetkilinin istifa etmemesiyle birlikte, depremlerde sorumluluğu bulunanlara yönelik açılan suç duyurusu karara bağlandı. 21 Şubat’ta verilen dilekçe 7 Mart’ta takipsizlikle sonuçlandı.

    Halkçı Hukukçular’ın suç duyurusunu işleme alan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, 7 Mart’ta dosyanın “işleme konulmamasına” kararı verdi. Kararda görevi kötüye kullanması iddiasının “soyut ve genel nitelikte” olduğu öne sürüldü.

    Cumhuriyet.com.tr’nin ulaştığı kararda, şu ifadelere yer verildi:

    “Şikayet dilekçesinde olayda doğrudan doğruya zarar halinin varlığını gösteren, eylem tespit edilmediği, soruşturma aşamasında, şikayet edilenlere isnat edilen suçun unsurlarını içerip içermediğinin değerlendirileceği, olay, maddi vakıa olmaksızın salt idarenin eyleminin yerinde olup olmadığını denetlemenin ise kanunen mümkün olmadığı, bu haliyle şikayet edilenlerin görevi kötüye kullandıkları iddiasının soyut ve genel mahiyette olduğu anlaşılmış olmakla; şikayet dilekçesinin 4483 sayılı yasanın 5232 sayılı yasa ile değişik 4/son maddesi gereğince işleme konulmamasına karar verilmiştir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Hukukçular ve hak savunucularından İran’a çağrı: İdamları durdurun

    Hukukçular ve hak savunucularından İran’a çağrı: İdamları durdurun

    PİRHA- Kapıköy Gümrük Kapısı önünde açıklama yaparak İran rejimine seslenen hukukçular ve insan hakları savunucuları, Mahsa Amini eylemleri nedeniyle verilen idam cezalarının durdurulmasını istedi.

    Hukukçular ve insan hakları savunucuları, Mahsa Amini eylemleri nedeniyle verilen idam cezalarının durdurulması için Van’daki Kapıköy Gümrük Kapısı önünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya Van Barosu, Özürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Van Şubesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Van Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Van Temsilciliği katıldı.

    Basın açıklamasını Van Barosu İnsan Hakları Merkezi Üyesi avukat Jiyan Özkaplan okudu. Açıklamada, idamların durdurulması çağrısı yapıldı.

    “BAZI MİLİS GRUPLARI MUHALİF EYLEMLERİ BASTIRMAK İÇİN KULLANILIYOR”

    İdam cezasına çarptırılan muhalifler hakkında yapılan yargılamalarda görevli savcıların, İran’ın Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Besiç Milis Güçleri mensubu olduğunu belirten Özkaplan, “Bilindiği üzere Besiç Milisleri askeri eğitim alıp sınırsız yetkilerle donatılır ve muhalif eylemleri bastırmak için devletçe kullanılan oluşumlardan oluşur. Sayıları milyonları aşan bu oluşumlar, devletin her kademesinde görev yapan gönüllülerden oluşmakta ve herhangi bir denetime ya da kanuni sınırlamaya bağlı tutulmamaktadır. Bu oluşumların, muhalif eylemleri bastırmak için devletçe zaman zaman kullanıldığı bilinen bir gerçektir” ifadelerini kullandı.

    “AMACIMIZ İDAMLARA KARŞI SES OLABİLMEK”

    BM’nin harekete geçmesi gerektiğini de söyleyen Özkaplan, sözlerine şöyle devam etti:

    “BM’nin göz yumması sırf bu ülkenin sözleşmeye taraf olmamasıyla açıklanacak bir durum değildir. BM’nin bu keyfiliklere ilişkin herhangi bir yaptırım kararı almaması kabul edilemez. Halk ayaklanmasını vahşice bastırmak için idam cezasını kullanan İran yönetimine sesleniyoruz. Bu faşizan tavırlarından vazgeçmesini, idam infazlarının derhal durdurmasını ve verilen idam kararlarının kaldırması çağrısında bulunuyoruz. Bir çağrımız da uluslararası kamuoyunadır. İran devletinin kendiliğinden hukuka dönmeyeceği bilinmelidir. Bu anlamda uluslararası kamuoyundan İran devletine baskı yapılmasını ve İran faşizmine direnen halka desteğin arttırılması çağrısında bulunuyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Maraş Katliamı dosyasının avukata verilmemesine karşı açılan davanın duruşması 7 Aralık’ta

    Maraş Katliamı dosyasının avukata verilmemesine karşı açılan davanın duruşması 7 Aralık’ta

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın 30 yıl önce yargılaması bitmiş dava dosyası, Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından ‘Devlet sırrı’ olduğu gerekçesiyle avukatlara verilmiyor. Dosyanın verilmemesine ilişkin açılan davanın duruşması 7 Aralık Çarşamba günü Ankara 10. İdare Mahkemesi’nde görülecek. 

    Maraş Katliamı’nın 30 yıl önce yargılaması bitmiş dava dosyasının incelemesini yapan Avukat Seyit Sönmez, dava dosyasının ‘Devlet sırrı’ olduğu gerekçe gösterilerek kendilerine verilmediğini duyurmuştu.

    Maraş Katliamı dava dosyasının müdafi sıfatıyla inceleme talebinin ‘devlet sırrı’ gerekçesiyle reddedilmesine karşı açılan davanın ilk duruşması 7 Aralık Çarşamba günü saat 14.55’te Ankara 10. İdare Mahkemesi’nde görülecek.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), görülecek duruşmaya çağrı yaparak tüm duyarlı kesimleri bu davaya sahip çıkmaya davet etti.

    Avukat Sönmez, hukuki sürece ilişkin PİRHA‘ya şunları söylemişti:

    “Bu dosyanın verilmemesi hukuken suç teşkil ediyor. Daha öncede verilmedi ve biz mahkemeye başvurduk. Mahkeme dava dosyasının avukatlara verilmesi ile ilgili karar verdi. ‘Devlet sırrı’ gerekçesiyle verilmemesi mahkeme kararını tanımamaktır. Dosyayı vermeyen kurumla (Kara Kuvvetleri Komutanlığı) ilgili suç duyurusunda bulunduk ancak soruşturma izni verilmedi.

    “HUKUK YOK SAYILIYOR AMA BİZ YİNE DE PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Bundan sonra izleyeceğimiz hukuki süreç Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmak olacak. Oradan da lehimize bir sonuç çıkacağını düşünüyorum. Ama ülkemizde hukuk tamamen askıya alınmış durumda. Mahkeme kararları tanınmıyor. Mahkeme kararı olmasına rağmen dava dosyası verilmiyor. AYM’den ya da AİHM’den gelecek karar sonucunda da verilmeyebilir. Hukuk yok sayılıyor. Ama biz yine de peşini bırakmayacağız. Hukuki yollara sonuna kadar başvuracağız. Siyasi bir irade olmadığı sürece içinde bulunduğumuz hukuki süreçten bir sonuç alacağımızı düşünmüyorum.”

    PİRHA/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    > KKK’nin ‘Devlet sırrı’ iddiasıyla vermediği Maraş dosyası için AYM’ye gidilecek

    > Avukat Sönmez’e Maraş Katliamı dosyası “devlet sırrı” denilerek verilmiyor-VİDEO

    > Avukat Seyit Sönmez Maraş Katliamı dosyası için AİHM’e başvuracak

     

  • ‘Cemevlerine saldıran fail, akli dengesizlik iddiasıyla suçtan kurtulma gayretinde’-VİDEO

    ‘Cemevlerine saldıran fail, akli dengesizlik iddiasıyla suçtan kurtulma gayretinde’-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da 4 Alevi kurumuna yönelik saldırı dosyasının içeriğine ulaşan ÇHD’li avukatlar, şüpheli Ahmet Ozan K’nin “Cemevi saldırılarını Allah için yaptım” dediğini ve HDP’lilere yönelik de saldırı planı olduğunu aktardı. Avukatlar, “Ön hazırlığın yapıldığı, Aleviliğin ne olduğunun bilincinde olunduğu bir saldırıda ‘şüphelinin akli dengesi yerinde değildir’ diyemeyiz. Akli dengenin yerinde olmadığı yoluyla bir suçtan kurtulma gayreti söz konusu” dedi. 

    Ankara’daki Şah-ı Merdan Cemevi, Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi, Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı ve Gökçebel Köy Derneği’ne yapılan saldırının üzerinden iki aydan fazla süre geçti. 30 Temmuz’da yapılan saldırıyla ilgili bir kişi tutuklanırken iki kişi ise ev hapsi ile cezalandırıldı.

    Ankara Emniyet Müdürlüğü, saldırının hemen akabinde “Konuyla ilgili tahkikat çok yönlü devam etmektedir” açıklamasını yapmıştı ancak bu zamana dek henüz bir iddianame de hazırlanmadı.

    SALDIRGAN, SUÇU UYUŞTURUCU ETKİSİ ALTINDA İŞLEDİĞİNİ İDDİA ETMİŞ!

    Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şube avukatlarından Ümran Hakverdi, söz konusu soruşturma dosyasının detaylarına ulaştı.

    PİRHA’ya konuşan Av. Hakverdi, tutuklu kişinin, ilk ifadesinde kendisine büyü yapıldığı iddiasında bulunduğunu aktardı. Şahsın ifadelerinde, “Cemevi saldırılarını Allah için yaptım” şeklinde aktarımları olduğunu belirten Av. Ümran Hakverdi, şu detayları ifade etti:

    “Alevi kurumlarındaki ibadetin Allah katında yerinin olmadığını ve bu saldırıyı Allah için gerçekleştirdiğini, tek başına planladığını, kimseden destek almadığını söylediğini öğrendik. Şahıs, 2 aydır tutuklu ve bu 2 aylık süre içerisinde iki kez tutukluluk gözden geçirmesi yapıldı. Artık ilk savunmalarından farklı olarak bu tutukluluk gözden geçirmelerinde akli dengesinin yerinde olmadığına dair beyanlarda bulunmaya başladı. Psikolojisinin yerinde olmadığını, olayı hatırlamadığını söylemeye başladı. Yine müdafisi aracılığıyla dosyaya sunulan savunmalarda akli ve psikolojik dengesinin araştırılması gerektiği, ceza ehliyetinin bulunmadığı, sinir krizi ilacı kullandığı ve hatta uyuşturucu etkisi altında suçu işlediğine dair savunmalar sunulmuş durumda. Savcılıkta Adli Tıp Kurumu’na (ATK) bir sevk talebi ve cezai ehliyetinin araştırılması gerektiği talebi söz konusu. Savcılıkça buna dair yapılan bir işlem söz konusu değil.”

    “ARTIK ‘ŞÜPHELİNİN AKLİ DENGESİ YERİNDE DEĞİLDİR’ DİYEMEYİZ”

    Av. Ümran Hakverdi, şüphelinin ATK sevkine gerek olmadığını söyleyerek, şahsa ait telefon incelemesinin ardından çıkan bulguların önemini şu sözlerle anlattı:

    “Şüphelinin dijital materyal incelemesinde, özellikle telefonunda olay öncesinde Aleviliğe dair birçok araştırma yaptığını, cemevlerinin statüsünün araştırıldığını, Aleviliğin özel günlerini araştırdığına dair kaynaklar var. Yine ayrıca telefonundan silah fotoğrafı, Eskişehir ve Ankara cemevlerine dair konum bilgisi ve isimlerinin araştırıldığına dair ekran görüntüleri, notlar söz konusu. Yani bu kadar ön hazırlığın yapıldığı, eylemin planlandığı ve Aleviliğin ne olduğunun bilincinde olunduğu bir saldırıda biz artık ‘şüphelinin akli dengesi yerinde değildir’ diyemeyiz. Akli dengenin yerinde olmadığı yoluyla bir suçtan kurtulma gayreti söz konusu. Cezasızlık politikası içerisine sokulmak gayreti söz konusu. Biz bu konuda bir beyanda da bulunduk. Savcı henüz bu talebi değerlendirmedi.

    “TALEBİMİZ, ŞAHSIN KİMLERLE TEMAS VE İLETİŞİM HALİNDE OLDUĞUNUN TESPİTİ”

    Dosyada ayrıca toparlanan deliller de var. Bilgi alma tutanakları söz konusu. Yani tüm ailesinin, son iki ayda kaldığı yerlerdeki tüm kişilerin bilgisi alınmış. Ama herkes ortak bir şekilde şüphelinin akli dengesinin yerinde olmadığını, psikolojik sorunlarının olduğunu beyan etmiş durumda. Dosyadaki eksiklerden biri ise, olay gününe ve bir önceki geceye ilişkin kamera kayıtları toplanmış ancak bizim talebimiz çok daha gerisine gidilerek kişinin kimlerle temas ve iletişim halinde olduğunun tespiti gerektiğini düşünüyoruz.

    SALDIRIYA UĞRAYAN 4 KURUMDAN SADECE BİRİ ADINA DOSYA TAKİP EDİLİYOR

    Dosyada 4 kuruma saldırı var ama şu an için dosyada Ana Fatma Cemevi adına dosyayı bizler takip ediyoruz. İçişleri Bakanlığının ziyaret ettiği Şah-ı Merdan Cemevi ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’nın dosyada herhangi bir vekaleti söz konusu değil. Gökçebel Köy Derneği ise sadece 200 liralık bir maddi hasarlarının olduğunu, bunun telafisi halinde şikayetçi olmayacaklarını beyan etmiş.”

    HDP’YE YÖNELİK SALDIRI PLANI!

    Av. Ümran Hakverdi, saldırganın ifadesinde bir siyasi görüşü olmadığını da aktardı. Av. Hakverdi, şüphelinin Ağrı ilini özellikle araştırıp çatışmalara gitmek istediği yönünde ifadelerinin olduğunu belirten Av. Hakverdi, “Şüpheli, HDP’lilerle savaşmak istediğini beyan ediyor. Yani Kürtlere ve özellikle HDP’ye yönelik bir saldırı, savaşma, eylem planı olduğundan bahsediyor. Kimseyle bir diyaloğunun olmadığını, kimseden emir almadığını telaffuz ediyor. Emlak işiyle uğraştığını beyan ediyor ama kendi emlak işi değil, babasının bir emlak dükkanı var ve son 6 aydır bir SGK’lı iş kaydı söz konusu değil” dedi.

    “MÜNFERİT BİR OLAY DEĞİL”

    Av. Deniz Can Aydın ise cemevi saldırılarının münferit bir olay olarak adlandırılmaması gerektiğine vurgu yaptı. Av. Aydın, “Çünkü hakim siyasi anlayışın uzun yıllardır bu tarz olayların gelişiminde kullandığı dil, bütün ötekiler, ezilenler, diğer inançlar doğrultusunda ciddi bir ayrımcı nefret söylemini yer yer kullandığını görüyoruz. Hal böyleyken bu tarz bir politikanın toplumsal ve siyasal yapıyı etkileyeceği gerçeği zaten kaçınılmaz. Dolayısıyla böyle bir atmosferde gerçekleştirilen saldırıların bunların bir sonucu olduğunu söylemek çok da ileri bir iddia olmayacaktır” şeklinde konuştu.

    “KUTUPLAŞTIRICI SÖYLEMLER TOPLUMSAL YAPIYI ETKİLİYOR”

    Av. Deniz Can Aydın, siyasal iktidarın ayrımcı bir dil kullandığını da vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bu şahsın bir an için bir akıl hastası olduğu varsayımı dahi bir akıl hastasının, Alevileri neden nefret objesi olarak bellediği konusu tartışmaya açılmalıdır. Toplumda geliştirilen kutuplaştırıcı söylemler kaçınılmaz olarak toplumsal yapıyı etkiliyor ve bu tarz saldırıların önüne açıkçası bir kırmızı halı sermiş oluyor. Dolayısıyla bu saldırının münferit bir saldırı olarak adlandırılamayacağı kanaatindeyiz. Nitekim siyasi iktidar yetkililerinin yaptığı açıklamalar basit bir dayanışma mesajıyla açıklanabilir mesajlar değil. Çünkü birden farklı kuruma saldırı oldu ancak bu kurumlar arasında dahi makbul Aleviler ve makbul olmayan Aleviler şeklinde bir ayrıma gidildiğini söylemler nezdinde görebiliyoruz. Hal böyleyken bu konuda yalnızca basit bir geçmiş olsun mesajıyla toplumsal dayanışmanın geliştirilemeyeceği açık. Buradaki samimiyeti sorgulamak maksadıyla öncelikle Sivas davasının zaman aşımına uğrama tehlikesini gözetmek gerekiyor. Buradaki samimiyeti sorgulamak için Sivas davasındaki faillerin bugünkü konumlarının yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Bugün için geçmişten günümüze gelen saldırılardaki cezasızlık politikalarından kimlerin sorumlu olduğunu hatırlamak gerekiyor.

    Aleviler ve cemevleri genel olarak siyasal süreçlerde iktidarlar tarafından seçim dönemleri yaklaştığında hatırlanmakta. Bir cemevi ziyareti yapıldığı esnada dahi cemevinin oturma düzeninden tutun fotoğrafların bulunduğu yerlere kadar değiştirilen bir anlayışla karşı karşıya kalıyoruz. Bu dahi soruna yaklaşımdaki samimiyeti gösteriyor. Alevilerin eşit yurttaşlık, cemevlerinin ibadethane olması talebine dair somut hiçbir adım atılmamışken, biz bu tarz yaklaşımların oldukça gerçeklikten uzak olduğu kanaatindeyiz. Dolayısıyla doyurucu bir adım atılmadığı müddetçe bunların gerçekçi bir temelde tartışılamayacağı bizce açık.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ankara’daki hukukçulardan ölüm orucundaki Balaç için acil tahliye çağrısı-VİDEO

    Ankara’daki hukukçulardan ölüm orucundaki Balaç için acil tahliye çağrısı-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da bulunan hukuk örgütleri, 278 gündür ölüm orucunda olan Sibel Balaç’ın sağlık durumunun kötüleştiğine dikkat çekerek bir an önce tahliye edilmesi gerektiğini dile getirdiler.

    ‘Adil yargılanma’ talebiyle ölüm orucuna devam eden Sibel Balaç, eyleminin 278. gününde. Balaç’ın avukatları, Sincan Kadın Cezaevi’nde iken 6 Eylül’de İnfaz Kanunu’nun 16’ncı maddesi kapsamında infaz erteleme başvurusunda bulundu. Balaç, 7 Eylül’de ölüm orucunun 265’inci günündeyken Ankara Yıldırım Beyazıt Dışkapı Hastanesi’ne sevk edildi. Tetkikleri için Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi’ne sevk edilen Balaç, hastanenin ek binasındaki mahkum koğuşunda tutuluyor.

    Ankara’da bulunan Adalet için Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Demokrasi için Hukukçular, Hukukçu Dayanışması, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şubesi ve Toplumsal Hukuk örgütleri, 278 gündür ölüm orucunda bulunan Sibel Balaç’ın son durumuna dikkat çekerek bir an önce tahliye edilmesi gerektiğini dile getirdiler.

    Kurumlar adına hazırlanan ortak metni ÇHD Ankara Şubesi Başkanı Murat Yılmaz okudu.

    “MAHKUM KOĞUŞUNUN KOŞULLARI ÇOK KÖTÜ”

    Balaç’ın tutulduğu mahkûm koğuşunun zeminin altında ve havalandırma sistemi olmayan havasız bir alan olduğunu belirterek sözlerine başlayan Yılmaz, şunları dile getirdi:

    “Yoğun şekilde tuvalet ve yemek kokmaktadır. Mahkûm koğuşu statüsünde bulunduğu için temizlik malzemeleri içeriye verilmediğinden pislik içerisindedir. Öyle ki avukat görüşüne giden meslektaşlarımız ziyarette bulundukları süre zarfında bu koşullara tahammül etmekte zorluk çektiklerini belirtmektedirler. Ankara’da kullanılabilir durumda bulunan tek mahkûm koğuşu olduğu söylenen Mevki ek binasındaki mahkûm koğuşuna her gün onlarca hasta tutuklu/hükümlü gelmekte, maskesiz biçimde burada bulunan nezarethanede tutulmaktadırlar. Bu koşullar sağlıklı bir insanı dahi hasta edebilecek koşullarken ölüm orucunda dokuz ayı geride bırakmış Sibel BALAÇ’ın sağlık durumunu ciddi bir tehlikeye atmaktadır. Ankara’nın tek mahkûm koğuşu olduğu söylenen Mevki Hastanesi mahkûm koğuşunun bu durumu hasta tutuklu/ hükümlülerin hapishanelerde tedavi olmasının mümkün olmadığını bizler açısından bir kez daha gözler önüne sermektedir.”

    “ATK HALA RAPORUNU HAZIRLAMADI”

    Sibel Balaç hakkında 16 Eylül günü Sağlık Kurulu tarafından bir karar verildiğini ve bu kararın avukatlarına gösterilmediğini aktaran Yılmaz, “19 Eylül günü Sibel Balaç’ın sağlık dosyasının İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildiği bilgisi verilmiştir. Ancak günler geçmesine rağmen Adlî Tıp Kurumu raporunu hazırlamamıştır” dedi.

    “DURUMU ÇOK KRİTİK, BİR AN ÖNCE TAHLİYE EDİLMELİ”

    Yılmaz son olarak, “Sibel Balaç’ın sağlık durumunun geldiği aşama, tutulduğu koşulların yarattığı etkiler ile birleştiğinde her günün kritik önemde olduğu açıktır. Bu sebeple Adli Tıp Kurumu tarafından Sibel Balaç hakkında bir an önce infazının ertelenmesi gerektiği yönünde rapor hazırlanmalı ve savcılık tarafından infaz erteleme kararı verilmelidir” ifadelerini kullandı.

    “SİBEL DEV BİR TUVALETİN İÇİNDE, ORADA KİMSE YAŞAYAMAZ”

    Ardından Balaç’ın avukatı Betül Vangölü Kozağaçlı söz alarak, “Bulunduğu koşullar çok kötü. Bir an önce infaz erteleme raporu verilmelidir. Artık haftalar değil, günler, hatta saatler bile çok önemli. Bir gün daha kaybedecek zamanı yok. Hatta rapor bile beklenmemeli ve savcılık derhal tahliye kararı vermelidir. Biz Sibel’i kaybetmek istemiyoruz. Biz avukatları olarak Sibel’le her gün görüşme yapıyoruz. Sibel’deki olumsuz durumu her gün görüyoruz. ATK 15 gün önceki tetkiklere, değerlendirmelere bakarak bir rapor hazırlayacak. Oysa Sibel’in sağlık durumu 15 günde daha da kötüleşti. Sibel dev bir tuvaletin içinde tutuluyor adeta. Sibel’in tutulduğu yerde kimse yaşayamaz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile 21 avukatın duruşmasına çağrı-VİDEO

    ÇHD Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile 21 avukatın duruşmasına çağrı-VİDEO

    PİRHA- ÇHD ile ÖHD Ankara şubeleri, İHD, Düşünceye Özgürlük Girişimi ve Ankara 78’liler Girişimi, ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’nın da aralarında bulunduğu 22 avukatın yargılandığı davanın duruşmasına çağrı yaptılar. Açıklamada, “Mahkemenin umursamaz ve karara giden tavrı ve dosyaya yapılan siyasi müdahaleler göz önüne alındığında kamuoyunun ilgisi ve sahiplenmesi önem kazanıyor” denildi.

    Ankara’da bulunan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) şubeleri, İnsan Hakları Derneği (İHD), Düşünceye Özgürlük Girişimi ve Ankara 78’liler Girişimi, yaptıkları basın açıklamasıyla ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve dernek üyesi Barkın Timtik’in de aralarında bulunduğu 22 avukatın yargılandığı davanın duruşmasına çağrı yaptı.

    Kurumlar ortak açıklamalarında, duruşmanın 7 Eylül Çarşamba günü Silivri’de görüleceğini, davanın 6 yıldır sürdüğünü belirterek, yaşananların hukuksuz olduğuna vurgu yaptı.

    Kurumlar adına açıklamayı ÇHD Ankara Şube Başkanı Murat Yılmaz okudu.

    “2013 YILINDAN BU YANA DAVA SÜRÜYOR”

    Söz konusu dava sürecinde adil yargılanma talebiyle ölüm orucu yapan ve hayatını kaybeden Ebru Timtik’i anarak sözlerine başlayan Yılmaz, şunları dile getirdi:

    “Bu dosya 2013 yılının ocak ayında Çağdaş Hukukçular Derneği’ne, Halkın Hukuk Bürosu’na ve yargılanan avukatların büro ve evlerine yapılan baskınlarla başladı. O süreçte 9 avukat arkadaşımız tutuklandı. Avukat arkadaşlarımızın tahliyelerinden sonra dosya olağan seyrinde ilerlemekteydi. Daha sonra 2017 yılında yapılan yeni bir operasyon neticesinde görülen ikinci davanın hükmü Barkın Timtik ve Selçuk Kozağaçlı yönünden bozuldu. Bozulan dosya Selçuk Kozağaçlı, Barkın Timtik ve Oya Aslan yönünden şu an derdest olan ve İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan dava ile birleştirildi.
    Bu birleştirmeden sonra yıllardır kendi seyrinde ilerleyen, henüz iddia makamının tanıklarının bile dinlenilmediği, pek çok eksiklik olan dosya İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yeni atanan heyet tarafından hızla bitirilmek isteniyor. Söz konusu dosya kapsamında, Selçuk Kozağaçlı’nın toplam tutukluluğu 6 yılı, Barkın Timtik’in toplam tutukluluğu 5 yılı bulmuştur. Oya Aslan ise 2 yıl 9 aydır tutuklu bulunmaktadır.”

    “AVUKATLIK FAALİYETLERİ SUÇ SAYILDI”

    Görülmekte olan dosyada 22 avukatın takip ettikleri davaların, müvekkillerinin, mesleki faaliyetlerinin, hapishane ziyaretlerinin suç olarak gösterilerek yargılanmaya çalışıldıklarını belirten Yılmaz, “9. yılına varmış olan yargılama sürecinde savcılık tarafından sunulan ve delil kabul edilen gizli tanık ve itirafçılardan mahkeme huzurunda dinlenen olmamıştır. Öyle ki savcılık makamının tanıkları olmasına rağmen yargılanan avukatlar ve savunmanları tarafından celselerdir bu tanıkların mahkeme huzurunda dinlenmesi ve haklarındaki beyanlarının alınması istenmektedir. Ancak buna karşılık görülen sayısız celseye rağmen savcılık tarafından iddianameye de yazılan tanıklar dinlenmediği gibi bu tanıkların dinlenmesi için de bir işlem yapılmamış, sanık avukatlar ve savunma tarafının tanık dinlenme talepleri ise ya gerekçesiz şekilde yok sayılmış ya da reddedilmiştir.
    Yine dosyanın en önemli delili olduğu söylenen bir kısım belgelerin delil akıbeti de benzer şekilde belirsiz durumdadır. İddiaya konu belgelerin savcılık önüne geldiği söylenen tarihten bu yana 18 yıl geçmiş durum olmasına rağmen sanık avukatlar ve müdafilerinin ısrarlı taleplerine rağmen bu belgelerin gerçekte var olup olmadığı ve delil niteliğinin bulunup bulunmadığı henüz tespit edilememiş durumdadır” dedi.

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Son olarak ısrarlı talepler üzerine mahkemece yapılan araştırmada 5 Ocak 2022 tarihli duruşmada mahkemece bu belgelerin bulunduğu iddia edilerek inceleme için Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir. Ne var ki halen içeriğinde anılan belgelerin olduğu söylenen dijitallerde tam olarak ne olduğuna dair sağlıklı bir inceleme yapılmamış ve bu belgelerin örnekleri incelenmesi için savunma makamına da verilmemiştir.
    Dosyaya giren sınırlı incelemelerde analize gönderilen verilerin dosyada bulunan belgelerle çoğunlukla tutmadığı anlaşılmış durumdadır. Bu durum özellikle delili ülkeye getiren, inceleyen ve raporlayan polis ekibi ile soruşturan savcıların kimlikleri düşünüldüğünde delili güvenilmez kılmaktadır. Zira delilin ülkeye gelişi ve ilk analizine dair tutanaklarda imzası bulunan polislerin tamamının FETÖ/PDY üyesi olduğu ve sahte deliller üreterek kişiler aleyhlerine komplolar kurdukları yargı kararlarıyla sabit durumdadır.

    “TUTUKLULUK VE DELİLLER ÜZERİNE İTİRAZLARIMIZI SUNACAĞIZ”

    7 Eylül 2022 Çarşamba günü görülecek duruşmada da söz konusu raporun akıbeti ve dijitallerin delil niteliğine dair tartışma yapılacağı gibi artık Selçuk KOZAĞAÇLI yönünden 6 ve Barkın TİMTİK yönünden 5 yıl süren, neredeyse olası cezanın infaz süresine ulaşmış olan tutukluluk üzerine de itirazlar da sunulacaktır.
    Mahkemenin umursamaz ve karara giden tavrı ve dosyaya yapılan siyasi müdahaleler göz önüne alındığında kamuoyunun ilgisi ve sahiplenmesi önem kazanıyor. Bu nedenle, imzacı kurumlar olarak bizler 7 Eylül 2022 Çarşamba günü Silivri Hapishane Kampüsü Duruşma Salonunda olacağımızı duyuruyoruz. Tüm demokratik kamuoyunu duruşmada bulunmaya ve tutsak avukat arkadaşlarımızı sahiplenmeye davet ediyoruz!”

    “SIKI YÖNETİM ZAMANLARINDA BİLE BÖYLE YARGILAMALAR GÖRMEDİK”

    İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan da söz alarak, “Ezilenlerin avukatlarını cezalandırmak istiyorlar. Yıllardır aynı varsayımlar üzerinden yargılama yapılıyor. Bu durum tamamen hukuksuzdur. Gizli tanık gibi bir garabet var. Kimdir bunlar belli değil. Gerçekler mi belli değil. Kurmaca yargılamalar yapılıyor. Türkiye’nin yargı düzeni bu hale geçmemeliydi. Sıkıyönetim zamanlarında bile böyle yargılamalar görmedik. Biz bu yargılamalarla ilgili çok raporlarda yazdık. Muhalifler olarak birlik olmalı ve birlikte mücadele etmeliyiz. Bu iktidar artık değişmeli. Tüm siyasi davalardaki arkadaşlarımızı mücadelemizle içeriden çıkaracağız” dedi.

    “MUHALİF HERKES REHİN ALINIYOR”

    78’liler Derneği Ankara Şube Başkanı Ramazan Gezgin de söz alarak, “Cumhuriyetin temeli hukuksuzluk üzerine kurulmuş. Muhalif herkes rehin alınıyor. Tamamen keyfi bir yönetim söz konusu.  5-6 yıl yargılama olmaz. Tüm siyasi tutukluların serbest bırakılmasını istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Deniz Poyraz duruşması sonrası açıklama: Katil gerçekler açığa çıkmasın diye sustu

    Deniz Poyraz duruşması sonrası açıklama: Katil gerçekler açığa çıkmasın diye sustu

    Deniz Poyraz davası sonrası İzmir Adliyesi önünde açıklama yapıldı. Burada bir konuşma yapan HDP’li Züleyha Gülüm, “Katil, bugün gerçekler açığa çıkmasın, arkasındaki güçler belli olmasın diye sustu. Ama gerçeklerin açığa çıkmak gibi bir huyu vardır” dedi.

    Deniz Poyraz davasının 4’üncü duruşması sonrası avukatlar, İzmir Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada ilk olarak konuşan Muş Barosu Başkanı Kadir Karaçelik, işlenen cinayet sonrasında avukatların, hakikatin ortaya çıkması için sunduğu bütün taleplerin reddedildiğini belirtti.

    “SONUNA KADAR TAKİP ETMEKTE KARARLIYIZ”

    Bu eylemin öncesi, sırası ve sonrasında ihmali, kastı olanlar için titiz bir araştırma yapılması gerektiğini ifade eden Karaçelik, “Her duruşmada olduğu gibi yargılama sürecini provoke etmeye çalışan sanığa da değinmek istiyorum. Bu sanığa yönelik mahkeme başkanının sadece ‘akıllı ol’ demesi sanığın konforunu düşünmekten başka bir şey değildir. Ama biz bu süreci sonuna kadar takip etmekte kararlıyız” diye konuştu.

    “BU SALDIRI HERKESE YAPILDI”

    HDP Milletvekili Züleyha Gülüm ise, “Bu sadece partimize yönelik bir saldırı halkasının sonucu değildir. Bu saldırı, ülkede başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi isteyen herkese yapıldı. Bugün adliyeye silahla girilmek istenmesi ve polisin aynı şefkatini gördüğümüz olay da bunun bir parçasıydı. Ama bunları açığa çıkaracak olan yargı da iktidara, saraya doğrudan bağımlı. Bu ülkede gerçek adalet yok. Bir kez daha gerçek adalet için bu davayı takip edeceğimizi ve her mücadeleyi vereceğimizi hatırlatıyoruz. Bu tür davalarda bir tane tetikçi yargılanır, indirimlerden az bir ceza alır sonra da aflarla cezasızlık politikası devam ettirilir. Bu gücü de iktidarın baskıcı politikaları ve kurmak istediği faşist düzenden alıyorlar. O yüzden katil, bugün gerçekler açığa çıkmasın, arkasındaki güçler belli olmasın diye sustu. Ama gerçeklerin açığa çıkmak gibi bir huyu vardır. Her şeye rağmen özgürlük mücadelesi yürütenler varsa gerçekler açığa mutlaka çıkar” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Harmandalı’ndaki mültecilerin avukatlarına hakaret ve tehdit-VİDEO

    Harmandalı’ndaki mültecilerin avukatlarına hakaret ve tehdit-VİDEO

    Harmandalı GGM’de 226 mültecinin sınır dışı edilmesinin ardından mültecilere sahip çıkan avukatların telefonla aranarak tehdit edildiği ortaya çıktı.

    Hukuk, insan hakları ve mülteci dernekleri, İzmir Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’nde (GGM) mültecilere uygulanan politikalara ilişkin Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması düzenledi.

    “Bizi soyanlar göçmen ve yoksul değil, buralı ve zengin” pankartının açıldığı açıklamada sık sık, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Yaşasın halkların kardeşliği” ve “Yaşasın halkların eşitliği” sloganları atıldı. Basın açıklamasına Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, kentte bulunan siyasi parti ve kurum temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    GGM’LER CEZAEVİ DEĞİL’

    Kurumlar adına ortak basın açıklamasını okuyan avukat Duygu İnegöllü, 23 Haziran gecesi Harmandalı GGM’de yaşananlara değindi. İzmir Valiliği’ne bağlı olan bu kurumun cezaevi olmadığını söyleyen İnegöllü, “İçeride barındırılan yabancı uyruklu kişiler hukuken kesinleşmiş bir mahkumiyet kararına dayalı olarak suçlu sayılan kimseler değildir. Bilinmelidir ki Türkiye Cumhuriyeti’nin Ceza Yasası yabancılar için de bağlayıcıdır. Geri Gönderme Merkezleri idari gözetim kurumudur ve kamu otoritesi bu kurumda tutulan şahısların can ve mal güvenliğinden sorumludur” dedi.

    ‘USULSÜZLÜKLER SAKLANMAYA ÇALIŞILIYOR’

    GGM yetkililerinin olay akşamı ve sabahında avukatlara bilgi vermediğini kaydeden İnegöllü, “Böylelikle yaptıkları hukuka aykırılıkları saklamaya çalışmışlardır. Geçerli bir hukuki mazeret bildiremeyen idarecilerin bu tutumu karşısında durumu emniyet güçlerine bildirerek avukatlık mesleğini yapmanın hukuka aykırı şekilde engellenmesinin yasada suç sayıldığı hatırlatılmasına rağmen emniyet güçleri de hiçbir şekilde olay yerine intikal etmemişlerdir. Bunun karşısında Geri Gönderme Merkezi bahçesi içinde bekletilen otobüslere göçmenler bindirilmiş, bu kişilerin akıbetinin ne olacağı sorulduğunda hiçbir açıklama yapılmamıştır” diye belirtti.

    AVUKATLAR TEHDİT EDİLİYOR

    Yaşanan olayın ardından ırkçı ve faşist grupların, avukatlara yönelik türlü hakaretler ve aşağılamaların yanı sıra telefonla tehdit ettiklerini vurgulayan İnegöllü, mültecilerin iktidar ve muhalefet tarafından gündem değiştirme aracı olarak kullanıldığını belirtti. Göçmenleri kazanç kapısı haline getirenlerin avukatlar değil, siyasi otorite olduğunu söyleyen İnegöllü, “Bizleri linç ederek yıldıracaklarını, korkutacaklarını sananlar hatasından vazgeçmeli yasalarının onlara da bir gün lazım olacağını hatırlamalıdırlar. Hukuka aykırı olarak, kanunsuz emri uygulayan ve zorla sınır dışı etme zorbalığına katılan tüm personellerden, avukatların üzerine otobüs sürerek onları ezme emri veren kolluk amirinden, şoför ve güvenlik personellerine kadar bu suça ortak olan herkes hakkında derhal soruşturma başlatılması için tüm sürecin takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.

    ‘MÜLTECİLERİ SAHİPLENMEK GEREKİYOR’

    Ardından söz alan HDP’li Serpil Kemalbay ise, son dönemde mültecilere yönelik nefret söylemi ve saldırıların artığına dikkati çekti. Mültecileri sahiplenmek gerektiğini belirten Kemalbay, “Birlikte yaşamak için mücadele etmek gerek. Güvenceli bir yaşam isteyen insanları kriminalize etmeye çalışıyorlar. Halkları birbirine karşı araçsallaştırıp silah olarak kullanıyorlar. Bu durumu en çok AKP-MHP faşist iktidarı yapıyor. İktidar kimi zaman kapıları açarım, kimi zaman mülteciler kardeşim diyerek mültecileri bir silah olarak kullanıyor” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Katil Onur Gencer yargıdan daha güçlü; sırtını dayadığı duvarın yıkılması gerekiyor’-VİDEO

    ‘Katil Onur Gencer yargıdan daha güçlü; sırtını dayadığı duvarın yıkılması gerekiyor’-VİDEO

    PİRHA- HDP İzmir il binasına 17 Haziran 2021’de düzenlediği silahlı saldırıda Deniz Poyraz’ı katleden fail Onur Gencer hakkında açılan davadan sonra yapılan açıklamada, davanın karartılmaya çalışıldığı belirtildi. açıklamada, “Bu katil sırtını hangi duvara dayadıysa ön tuğlanın çekilip duvarın yıkılması gerekiyor” denildi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir il binasına 17 Haziran 2021’de düzenlediği silahlı saldırıda Deniz Poyraz’ı katleden fail Onur Gencer’in yargılandığı davanın 3’ncü duruşması sonrası İzmir Bayraklı Adliyesi önünde basın açıklaması yapıldı.

    Açıklamaya Deniz Poyraz’ın ailesi HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç ile HDP milletvekilleri, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, Van, Diyarbakır, Siirt, Bingöl, Urfa baro başkanları yanı sıra demokratik kitle örgütleri, sendika, siyasi parti temsilcileri, kadın, hukuk ve insan hakları örgütleri temsilcileri ve çeşitli illerden çok sayıda yurttaş katıldı.

    “KARARTILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Açıklamada konuşan İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel, mahkeme heyetinin yetki belgesini kabul etmemesine tepki gösterdi. Soruşturmanın başından beri karartılmaya çalışıldığını belirten Yücel, mahkemenin de bunu sürdürdüğünü söyledi. Yücel, “Mahkemeden taleplerimiz oldu. Ama reddedildi. Hakimlerin reddi yoluna gittik” dedi.

    Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, barolar olarak ilk günden itibaren davayı takip ettiklerini kaydederek, “Bu cinayetin normal bir cinayet değil siyasi bir suikast olduğunu biliyoruz. Bir kaosa neden olabilecek bir saldırı olduğunu biliyoruz. Davayı takip etmek istediğimizi zapta geçmesini istedik. Bu da reddedildi, bu heyetin duruşmayı tarafsız yönetemeyeceğini ve ağırlığını kaldıramayacağını düşünüyoruz. Katilin arkasındaki güçler ortaya çıkmadığı sürece ülkede kimsenin can güvenliği olduğundan söz edemeyiz. Gerçekleri ortaya çıkarmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    “DUVARIN YIKILMASI GEREKİYOR”

    Urfa Barosu Başkanı Mehmet Velat İzol, ülkedeki bütün siyasi parti ve hukuk kurumlarının bu davayı takip etmesi gerektiğini söyleyerek, “Bu dosyanın üstü kapatılırsa başka siyasi partilere yönelik saldırılar ve siyasi cinayetler işlenecektir. Bu katil sırtını hangi duvara dayadıysa ön tuğlanın çekilip duvarın yıkılması gerekiyor” diye belirtti.

    “BU HEYET DOSYAYI YÜRÜTEMEZ”

    Siirt Baro Başkanı Kenan Bilge, bu davanın tüm yurttaşların fikir hürriyetine, demokratik düzene yapılan bir suikastlar davası olduğunu söyledi.

    Van Barosu Başkan Yardımcısı Hamza Çiftçi ise kısıtlama kararı veren bir heyetin dosyayı yürütemeyeceğini ifade ederek, “Bu dosya aydınlığa kavuşan kadar takip edeceğiz” dedi.

    “ARKADAKİ GÜÇLER ORTAYA ÇIKARILSIN”

    Bingöl Barosu Başkan Yardımcısı Nuran Aydın, kanunsuz olmasına rağmen mahkemenin ara karardan dönmediğini hatırlatarak, şöyle konuştu: Böylece davayı tarafsız yürütemeyeceğini göstermiş oldu. Katilin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmasını istiyoruz.

    “KATİL YARGIDAN GÜÇLÜ!”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, 1990’lardan beri bu davalara katıldıklarını hatırlatarak, “Ama bir katilin kendisini bu kadar güçlü hissettiği bir dava görmedim. Katil devlet dili sertleştiği için bu hakkı kendinde görüyor. 30 yıllık bir hukukçu olarak bu hâkimin özgür olmadığı bir durum var. Katilin kendini yargıdan daha güçlü gördüğü bir yargılama gördük” diye konuştu.

    “AKP, DERİN DEVLETİN KENDİSİ”

    CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise, darbe döneminde bile yargının bu kadar pervasız olduğunu görmediğini kaydederek, “Hukukla, yasayla, adaletle ve vicdanla bağdaşmayan tamamen keyfi kararlar alınıyor. Bir yargıç nasıl yetki belgesini kabul etmez. Bugüne kadar hiç bir mahkeme salonunda olmamış. Bir katilin yargı tarafından korunduğu başka bir dönemde yok. Kendisi burada olsa hepimizi öldürecek. Twitter atarsanız 5 gün gözaltında kalırsınız, bu katil 24 saat gözaltında kaldı. AKP bu sistemin sorumlusudur. Derin devletin kendisi oldular” dedi.

    “KARARTILMAK İSTENİLİYOR”

    HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede de, aynı güçlerin katili korumaya devam ettiğini ifade ederek, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Savcı gerçeğin ortaya çıkarılması için değil karartılması için elinden geleni yaptı. Katliam davasında her 3 duruşmada üzerindeki baskı nedeniyle mahkeme ve hakimlerin adil bir yargılanma tesis etmek gerçekliği ortaya koymak gibi bir niyeti olmadığını gördük. Heyetin reddini talep ettik.”

    PİRHA/İZMİR

  • TBB ile 81 il barosundan ortak açıklama: Mesleğimiz tehdit altında, kutla(ya)mıyoruz

    TBB ile 81 il barosundan ortak açıklama: Mesleğimiz tehdit altında, kutla(ya)mıyoruz

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) ile 81 ilin Baroları ortak açıklama ile “Mesleğimiz Tehdit Altında! 5 Nisan Avukatlar Günü’nü Kutla(ya)mıyoruz!” diyerek mesleğe tehditleri tek tek sıraladı.

    TBB ile 81 ilin Baroları mesleklerinin tehdit altında olduğunu belirterek dikkatleri yargı bağımsızlığı, avukatlara yönelik şiddet, Çoklu Baro gibi sorunlara dikkat çekti; “Mesleğimiz Tehdit Altında! 5 Nisan Avukatlar Günü’nü Kutla(ya)mıyoruz! Hiçbir avukatı yalnız, hiçbir vatandaşı savunmasız bırakmayacağız” dedi.

    YARGIYA GÜVEN HUKUKA İNANÇ ZAYIFLADI

    Avukatlık mesleğinin itibarının kimseye teslim edilmeyeceğine vurgu yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

    “Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanamaması; yargıya güven ve hukuka inancı azaltırken, avukatlık mesleğinin itibarını zayıflattı. Yargı Bağımsızlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunacağız. Avukatlık mesleğinin itibarını kimseye teslim etmeyeceğiz.”

    Avukata yönelik şiddet mesleğimizi icra ettiğimiz mekanların sınırlarını aşarak, meslek grubumuzu hedef haline getiren ve can alan, ülke çapına yayılmış bir şiddet türü haline geldi. Avukata yönelik şiddeti ne olursa olsun durduracağız. Meslektaşlarımızı ekonomik, sosyal ve psikolojik şiddet karşısında yalnız bırakmayacağız.

    AVUKATLIK ÜCRETLERİ

    Avukatlık ücretleri insan onuruna yaraşır şekilde, avukatın sarf ettiği emeği ve üstlendiği sorumluluğu karşılamıyor. Ücret tarifelerinde olması gereken artışları; ödemelerin zamanında yapılmasını sağlayacağız.

    KAMU AVUKATLARINA MOBBİNG

    Kamu avukatları ek gösterge, mobbing ve mesleki bağımsızlıklarının korunması sorunu hala çözülemedi. Baroları kamu avukatlarının meslek örgütü haline getirecek, sorunlarını çözeceğiz.

    Hukuk Fakültesi kontenjan ve sayılarının ihtiyaç durumu gözetilmeden ve barolara danışılmadan artırılması, avukatlık mesleğinde nitelik kaybına sebep oluyor. Üniversite giriş sınavında hukuk fakültesi barajının yükseltilmesini sağlayarak meslekteki niteliksizleşmenin önüne geçeceğiz.

    Bağlı çalışan avukatların ücret ve özlük hakları kanuni bir statüye; Stajyer Avukatlar eşit nitelikteki diğer hukuk mesleklerinin stajyerleri ile eşit koşullara sahip değil. Bağlı çalışan avukatların emek mücadelesini sahipleneceğiz. Stajyer Avukatların önündeki kanuni engellerin kaldırılmasını sağlayacağız.

    Adalete erişim önünde avukatlar ve yurttaşlar için ekonomiye, mekana ve zamana dayalı engeller bulunuyor. Adalete erişimin önündeki engelleri kaldırmak için yetkili makamlarla kurulacak kesintisiz işbirliğimle çözümleri birlikte hayata geçireceğiz.

    Çoklu Baro Kanunu ile meslek örgütlerimiz bölündü. Barolarımızı birleştireceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ÇHD Ankara Şubesi: Direnen tüm emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazırız -VİDEO

    ÇHD Ankara Şubesi: Direnen tüm emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazırız -VİDEO

    PİRHA- Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi, Türkiye genelini saran işçi direnişlerine dair açıklama yaparak, “2022 yılı başından bu yana coğrafyanın dört bir yanında işçi ve emekçilerin, her gün derinleşen açlık ve sefalet koşullarına karşı isyan bayrağını kaldırdığını görüyoruz. Direnen tüm işçi ve emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazırız” dedi.

    Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi, Türkiye genelini saran işçi direnişlerine dair açıklama yaptı. Açıklamanın yapıldığı salona ‘İşçi sınıfının fiili meşru mücadelesinin gönüllü avukatlarıyız’ yazılı pankart asıldı. Basın açıklamasını avukatlar adına ÇHD Ankara Şubesi Başkanı Murat Yılmaz okudu.

    Avukatlar yaptıkları açıklamada, işçi sınıfının yanında olduklarını vurgulayarak, tüm emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazır olduklarını belirttiler.

     “İŞÇİ SINIFININ KAZANILMIŞ HAKLARI GASP EDİLİYOR”

    Pandemi ile derinleşen ekonomik krizin bugün Türkiye coğrafyasının geniş bir kesimini temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz bir hale getirdiğini ifade eden Yılmaz; “Pandemi sürecinde patronlar ücretsiz izin uygulamaları, kısa çalışma ödenekleri ve türlü diğer teşviklerle korunurken emekçiler can güvenlikleri dahi olmaksızın, üstelik geçmişi dahi aratacak bir güvencesizliğin içine itildiler. İktidar, doğal alanları sermayeye peşkeş çekerek, her türlü kayıtdışılığı göz göre teşvik ederek, iş cinayetlerini cezasızlık politikaları ile ödüllendirerek, işçi sınıfının kazanılmış haklarını sözde yargı içtihatları ve yasal anlamda yok hükmündeki genelgelerle iğdiş ederek her geçen gün sermayeye yeni birikim alanları yaratmaktan geri durmuyor” şeklinde konuştu.

    “DİRENEN TÜM İŞÇİLERE SELAM OLSUN”

    Bu karanlık tablo karşısında insanca bir yaşam ve onurlu bir gelecek için direnmekten başka bir yol olmadığını vurgulayan Yılmaz sözlerine şu şekilde devam etti:

    “2022 yılı başından bu yana coğrafyanın dört bir yanında işçi ve emekçilerin, her gün derinleşen açlık ve sefalet koşullarına karşı isyan bayrağını kaldırdığını görüyoruz. Bizler işçi ve emekçilerin hakları için başlattıkları süregelen bu onurlu ve coşku dolu eylemleri selamlıyoruz! Bugün eşitlik isteyen, insanca çalışma koşulları ve yaşam koşulları talep eden herkesi heyecanlandıran direnişlerin yaygınlığı, aslında Türkiye’de derinleşen bu sömürü koşullarının da açık bir göstergesi.

    Trendyol’da kendilerine reva görülen yok hükmündeki zamma karşı isyan eden ve kazanımları ile bütün işçi sınıfına, emekçilere, hepimize umut olan Trendyol emekçilerine selam olsun!

    BBC Türkçe’de grev silahına sarılarak haklarını kazanan basın emekçilerine, Alpin Çorap’da iş bırakarak kazanan çorap işçilerine selam olsun!

    Gebze’de kurulu Farplas’da devletin kolluk kuvvetleri ile kolkola girmiş patrona karşı hem çalışma şartlarının iyileştirilmesi hem de sendikal örgütlenme hakkı için fiili ve meşru mücadeleyi büyüten işçilere selam olsun!

    Mersin’de insanlık dışı barınma koşulları altında, her gün iş cinayeti riski ile çalışırken üstüne üstlük ücretleri gasp edilen ve hakları için iş bırakan Akkuyu Nükleer Santral işçilerine selam olsun!

    Aksa Jeneratör’de örgütlenme haklarını kullandıkları için işten atılan ve direnişe geçen işçilere selam olsun!

    Çimsataş’da, Oppo’da, Kayı İnşaat’da, Şişli Belediyesi’nde, İzmir’de kurulu Polibak Fabrikası’nda, Kızılay Afyon Maden Suyu Fabrikası’nda, Beks Çorap’da, Urfa’da kurulu Lila Kağıt’da, İstanbul Finans Merkezi Şantiyesi’nde, Eskişehir Kıraç Metal’de, Antep’de Sevinçler Sağlık Ürünleri, Melike Tekstil, Zafer Tekstil‘de ve  Kartal Halı’da, Esenyurt Migros Depo’da, Hopa Limanı’nda, Mersin Tarsus Hali’nde üretimden gelen gücünü kullanarak insanca bir yaşam için fiili meşru mücadeleyi yükselten tüm işçi ve emekçilere selam olsun.

    Aras Kargo’da, Sürat Kargo’da, Yurtiçi Kargo’da, Hepsi Jet’de, Scotty’de ve elbette Yemek Sepeti’nde günlerdir meydanları doldurarak mücadeleyi büyüten kargo işçilerine selam olsun.”

    “TÜM İŞÇİ VE EMEKÇİLERİN GÖNÜLLÜ AVUKATLIĞINI ÜSTLENMEYE HAZIRIZ”

    Mücadeleyi büyütmekte ısrar eden tüm emekçilerin taleplerine sahip çıktıklarını söyleyenÇHD Ankara Şubesi Başkanı Murat Yılmaz, “Bizler bu coğrafyada avukatlık yapmaya başladığımız günden bu yana, avukatlık mesleğinin ifa yerinin adliye koridorlarıyla mahkeme salonlarıyla sınırlı olmadığının bilinciyle hareket ettik. Bir kez daha bilinsin isteriz ki direnen tüm işçi ve emekçilerin gönüllü avukatlığını üstlenmeye hazırız. Sermayenin hukuku karşısında sınıfın hukukunu yaratmanın mücadelesini vermek için bu kavgada üstümüze düşeni yapmaya hazırız. Bugün hepimize dayatılan bu sefalet koşullarından kurtulmanın tek yolunun birlikte mücadele etmek olduğunun bilinciyle direnen dostlarımızın taleplerini sahipleniyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘Tehlike Altındaki Avukatlar Günü’ Kolombiya’daki avukatlara ithaf edildi

    ‘Tehlike Altındaki Avukatlar Günü’ Kolombiya’daki avukatlara ithaf edildi

    PİRHA-‘Tehlike Altındaki Avukatlar Günü’ nedeniyle basın açıklaması düzenleyen Ankara Barosu, “Ülkemizde de Kolombiya’da olduğu gibi çok sayıda avukat sadece mesleklerini ifa ettikleri ve müvekkillerini savundukları için öldürülüyor, baskılara maruz kalıyor ve haklarında açılan davalar sonucunda mahkum ediliyorlar” dedi.

    Ankara Barosu, ‘24 Ocak Uluslararası Tehlike Altındaki Avukatlar Günü’ nedeniyle Ankara Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı.

    Ankara Barosu’na bağlı avukatlar, Ankara Adliyesi içinde yürüyüş yaparak eylemlerini başlattı. Alkışlar ve sloganlar eşliğinde adliye önüne kadar yürüyen avukatlar burada basın açıklaması yaptı. ‘Savunma susmadı susmayacak’ ve ‘Tutuklu Avukatlar Serbest Bırakılsın’ sloganlarının atıldığı açıklamada, ‘Kolombiyalı avukatlar yalnız değildir’ pankartı açıldı.

    Basına yapılan açıklamayı avukatlar adına Ankara Barosu Başkanı Kemal Koranel okudu. Koronel, 24 Ocak 1977‘de İspanya’da 4 avukat ve 1 işçi temsilcisinin mesleklerini yaptıkları için katledildiğini hatırlatarak, bugün dünya çapında birçok kıta, ülke ve şehirde birçok hak ihlalinin yaşanmaya devam ettiğini dile getirdi.

    “KOLOMBİYA’DA SON 10 YILDA 700’DEN FAZLA AVUKAT ÖLDÜRÜLDÜ”

    Korenel açıklamasında; “Kolombiya’ da ise son 10 yılda 700’den fazla avukat öldürüldü. 4.400’den fazla avukat da çeşitli saldırılara maruz kaldı. Ülkemizde de Kolombiya’da olduğu gibi çok sayıda avukat sadece mesleklerini ifa ettikleri ve müvekkillerini savundukları için öldürülüyor, baskılara maruz kalıyor ve haklarında açılan davalar sonucunda mahkum ediliyorlar” dedi.

    “KOLOMBİYALI AVUKATLARIN YANINDAYIZ”

    Türkiye’deki durumun Kolombiya’dan pek de farklı olmadığını vurgulayan Koronel sözlerini şu şekilde devam ettirdi:

    “Hemen her gün bir avukata şiddet haberini medyada görebilmekteyiz. Kolombiya’da mesleğini sürdürmekte ısrar eden avukatlar ve insan hakları savunucuları ile dayanışmak, onların sorunlarına dikkat çekmek için tüm dünyada onlarca hukuk kurumu yan yana gelerek aşağıdaki talepleri bir kez daha dile getiriyoruz:

    1. Kolombiya Devleti, Birleşmiş Milletler Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler Yönergesinin gereklerini yerine getirmekle yükümlüdür.
    2. Kolombiya devleti, insan hakları avukatlarına yönelik birçok saldırıları derhal ciddiyetle ele almalı ve BM prensiplerinin 16. ve 18. İlkeleri uyarınca avukatların mesleklerini özgür ve bağımsız bir şekilde icra etmeleri için gereken güvenceleri sağlamalıdır.
    3. Kolombiya devleti, Havana Kuralları arasında yer alan 17. prensip uyarınca, özellikle insan hakları savunucularının daha yüksek risk altında olduğu kırsal bölgelerde, Kolombiyalı avukatların güvenliklerini ve özgürlüklerini garanti altına almak için ek ve etkili güvenlik önlemleri almalıdır.
    4. Kolombiya devleti, cezasızlığa son vermek için insan hakları avukatlarına karşı işlenen suçlara ilişkin tarafsız, bağımsız ve etkili soruşturmalar yürütmeli ve gerekli olduğunda, failler hakkında kovuşturma başlatmalıdır.
    5. Kolombiya devleti, BM Sözleşmesinin 18 ve 23. İlkeleri uyarınca özellikle daha hassas olan insan hakları davalarında görev alan Kolombiyalı avukatların kriminalize edilmesi ile mücadele etmelidir.
    6. Uluslararası toplum, Kolombiya devletinin uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmemesi karşısında sessiz kalmamalıdır.
    7. Dünyanın dört bir yanındaki barolar ve hukuk toplulukları, Kolombiya’daki insan hakları avukatlarının durumuna dikkat kesilmeli ve meslektaşlarını desteklemek için çalışmalar yürütmelidir.
    8. Gazeteciler ve uluslararası medya, Kolombiya’daki insan hakları avukatlarının durumunu araştırmaya ve rapor etmeye, Kolombiya devletine baskı yapmaya ve dünya çapında kamuoyunun dikkatini insan hakları avukatlarının oynadığı hayati role ve karşı karşıya oldukları ağır risklere çekmeye davet edilmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Cumartesi Anneleri: Kimse bedel ödeterek cesaretimizi kıramaz

    Cumartesi Anneleri: Kimse bedel ödeterek cesaretimizi kıramaz

    İşkenceyle gözaltına alınmalarına rağmen haklarında dava açılan ve duruşmalarda da sayısız hukuksuzluğa maruz kalan kayıp yakınları ve avukatları 3. duruşmayı değerlendirdi. Bedel ödemek zorunda kalmalarının mücadeleden alıkoyamayacağının altını çizen Cumartesi Anneleri, “Susmayacağız” dedi. 

    “Bizim kaybetmeyi göze alamayacağımız tek şey insanlık onurumuzdur. Susmayacağız, insanlık onurumuzun gereği olarak hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz” diyen Cumartesi Anneleri 870. hafta açıklamalarında, yargılandıkları davanın 3. duruşmasındaki gelişmeleri aktardı.

    700. hafta yapılmak istenen açıklamaya polis müdahale etmiş aralarında kayıp yakınlarının da olduğu onlarca kişi polis işkencesiyle, yerlerde sürüklenerek gözaltına alınmıştı. Gördükleri işkenceye rağmen gözaltına alınanlar hakkında dava açıldı. Davanın görülen ilk iki duruşmasında sayısız hukuksuzluk yaşanmış, kayıp yakınları mahkeme heyetine “siz bizi yargılayamazsınız” diye tepki göstermişti.

    24 Kasım Perşembe günü 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın avukatları yargılamayı değerlendirdi.

    KÖKSAL: SUÇLAMALARIN İVEDİLİKLE DÜŞÜRÜLMESİ GEREK

    İstanbul Barosu’ndan Tuğçe Duygu Köksal, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini aramanın, bu konudaki hak mücadelesinin, adalet arayışının herhangi bir suç olmadığını vurguladı. 700. hafta eyleminin Anayasanın herhangi bir izne tabi olmaksızın, gerçekleşecek bir barışçıl eylem iken hakkında bir iddianame düzenlendiğini ve 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nin ise bu iddianameyi kabul ettiğine dikkat çeken Köksal, “Temel prensiplere aykırı yürütülen bir yargılama olduğunu, temel hakkını kullanan, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüş hakkını kullanmaktan ibaret olan eylemlerin suç olmadığının belirtilmesine, tüm sanıklar, kayıp yakınları hakkında beraat talebine rağmen yargılama hala sürdürülmekte. Yargılamanın ertelendiği Mart ayında görülecek yeni duruşmada derhal haklarında bir beraat kararı verilmesini ümit ediyoruz. Hem Anayasa Mahkemesi hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihadının yerine getirilmesi, herhangi bir suç teşkil etmeyen suçlamaların ivedilikle düşürülmesi gerek” dedi.

    KIRKAZAK: KAYBEDİLEN ÇOCUKLARININ AKIBETİNİ SORMAK HAKLARI

    Bursa Barosu avukatlarından Cahit Kırkazak ise devletin kaçırıp, kaybettiği çocuklarının akıbetini soran ailelerin eylemine yönelik saldırının devletin suçunun örtbas etme amacı taşıdığına dikkat çekti. Devletin gözaltında ki kişilerin yaşam hakkını korumakla mükellef olduğunu belirten Kırkazak, “Cumartesi Annelerinin çocuklarının akıbetini sormaya, faillerini sormaya, yas tutmaya hakkı vardır. Onları savunmaya, yanlarında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    ÇETEDİR: POLİS ‘GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMAK’TAN YARGILANMALI

    Diyarbakır Barosu avukatlarından Diyar Çetedir de Cumartesi Anneleri 700. haftaya yönelik polis saldırısında kayıp yakınlarının işkence ve kötü muameleye uğradıklarının altını çizdi. Yapılan eylem ve etkinliklerin ailelerin, kaybettikleri yakınlarının kemiklerini bulmak amaçlı olduğunu kaydeden Çetedir, ailelere saldıran ve işkence eden polislerin görevi kötüye kullanmaktan yargılanması gerektiğini belirtti. Tüm bunları mahkeme heyetine aktarmalarına rağmen taleplerin reddedildiğini söyleyen Çetedir, ailelerle birlikte mücadeleye devam edeceklerini dile getirdi.

    TOSUN: SUSMAYACAĞIZ
    870. haftanın basın açıklamasını kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Jiyan Tosun okudu. 700. hafta eylemine yönelik polis saldırısı ve işkencesini hatırlatan Tosun, duruşmalar boyunca mahkeme heyetinin kendilerini bağlayan mevcut yasalara dahi meydan okuduğunu söyledi. Tosun, “Oysa yargı bağımsızlığı hâkimlere bağımsız düşünme ve hareket etme sorumluluğu yükler. Hâkimler keyfi olarak değil, hukuka bağlı olarak hüküm vermekle yükümlüdürler. Ayrıca hakimler tarafsızlık ilkesi gereği, kişisel görüş ve değer ölçülerinden sıyrılarak karar vermek yükümlülüğü altındadır. Ancak duruşma sırasında yaşadıklarımız, yargılandığımız bu davada adil bir yargılama yapılmayacağı ve hukuka uygun olarak bir hüküm kurulmayacağı şüphemizi destekledi” dedi.

    Yargı tacizinin derhal son bularak yargılananlar hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinin altını çizen Tosun, şöyle devam etti: “Hak ve özgürlüklerimizin güvencesi olması gereken yargının hak ve özgürlüklerimizi tehdit aracına dönüştürülmesini kabul etmiyoruz. Biliyoruz ki hak ve özgürlüklerin güvence altında olmadığı bir yerde, insan onuruna yakışır bir hayatın yaşanması mümkün değildir. Kimse bedel ödeterek bizim cesaretimizi kırabileceğini düşünmesin. Bizim kaybetmeyi göze alamayacağımız tek şey insanlık onurumuzdur. Susmayacağız, insanlık onurumuzun gereği olarak hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Ankara’da hukukçulardan açıklama: Siyasi yargılamalarda hukuk gözardı ediliyor-VİDEO

    Ankara’da hukukçulardan açıklama: Siyasi yargılamalarda hukuk gözardı ediliyor-VİDEO

     PİRHA-Avrupa ülkelerinden hukuk örgütleri ve barolar, 14 Haziran’ı ‘Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü’ ilan ederek her yıl avukat Ebru Timtik adına ödül vereceklerini duyurdu. Konuya ilişkin açıklama yapan Ankara’daki hukuk örgütleri, “Mücadeleler sonucu elde edilmiş yargılama ilkelerinin hayata geçirildiği, savunma ve adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirildiği, halktan yana ve halk için bir yargılama faaliyeti bir an önce etkin olmalıdır” dedi.

    Avrupa ülkelerinden hukuk örgütleri ve barolar, 14 Haziran’ı ‘Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü’ ilan etti. Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü etkinlikleri her yıl 14 Haziran’da gerçekleşecek ve her yıl bir ülke üzerine odaklanılacak. Gün kapsamında, o yıl seçilen ülkede adil yargılanma hakkının güvence altına alınması için olağanüstü çaba harcayan kişi yahut kurumlara her yıl ‘Ebru Timtik Ödülü’ verilecek. Adil yargılanma hakkına gereken saygının gösterilmemesi nedeniyle o yıl içinde seçilmiş olan ülkede konferans düzenlenecek. Ayrıca diğer ülkelerde de 14 Haziran’da etkinlikler yapılacak.

    Ankara’da bulunan Adalet için Hukukçular, ÇHD Ankara Şube, Demokrasi için Hukukçular, Hukukçu Dayanışması, İnsan Hakları Derneği, ÖHD Ankara Şube, Toplumsal Hukuk örgütleri konuya ilişkin bir basın açıklaması yaptı.

    Örgütler adına yapılan basın açıklamasını Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şube Başkanı Murat Yılmaz okudu.

     “SİYASİ YARGILAMALARDA HUKUK GÖZARDI EDİLİYOR”

    Avukat Ebru Timtik ve Avukat Aytaç Ünsal’ın adil yargılanma hakkının sağlanabilmesi için yaşamlarını ortaya koyduklarını hatırlatan Yılmaz şunları dile getirdi:

    “Avukat Ebru Timtik, 27 Ağustos 2020 tarihinde bu uğurda yaşamını yitirmiştir. Türkiye’de hukuk, tüm muhalif kesimleri sindirmenin, bastırmanın, korkutmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır. Yargı, halka yönelik katliamların, işçi cinayetlerinin, devletin faili olduğu suçların, idarelerin ihmalleri sonucu öngörülen, yol verilen ‘kazaların’ yargılama oyunuyla aklandığı, suçluların cezasız bırakıldığı, suçların meşrulaştırıldığı bir ‘adaletsizlik kazanı’ olarak kaynamaktadır. Siyasi yargılamalar iktidarın dosyalara özel atadığı yargıçlarla yürütülmekte, gizli tanık/ itirafçı sanık beyanları verilen kararlara tek başına esas alınmakta, yargılamalarda hukuka aykırı deliller üretilmekte, usul hukuku pervasızca çiğnenmektedir. Siyasi kararlar ile yıllarca bekletilen soruşturma dosyaları bir anda gün yüzüne çıkarılarak devrimci, demokrat, yurtsever insanlar gözaltına alınıp, tutuklanmaktadır.”

    “ADİL YARGILANMA HAKKI GÜNÜ VESİLESİ İLE BU HAK MÜCADELESİNİN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Politik dosyalarda verilen tahliye kararlarının olağanüstü bir hızla savcılık itirazıyla karşılaşmakta olduğunu ve bu yöntemle devrimci, demokrat, yurtseverlerin hapishanelerden çıkamadan yeniden gözaltına alındığını vurgulayan Yılmaz son olarak şunları aktardı:

    “Adil Yargılanma Hakkı Günü vesilesi ile bir kez daha vurgulamak isteriz ki; Mücadeleler sonucu elde edilmiş yargılama ilkelerinin hayata geçirildiği, savunma ve adil yargılanma hakkının gereklerinin yerine getirildiği; somut, bilimsel delillere dayalı olarak; belirli, öngörülebilir, açık, halktan yana ve halk için bir yargılama faaliyeti bir an önce etkin olmalıdır.

    Gizli tanıklık, itirafçılık/iftiracılık, SEGBİS dayatması, delilsiz, varsayımlara, soyut iddialara dayalı hüküm kurma, ceza yargılama ilkelerinin yok sayılması ile görünüşte bile adil olmayan yargılama oyunları son bulmalıdır. Bizler aşağıda imzası bulunan kurumlar olarak, Adil Yargılanma Hakkı Günü vesilesi ile bu hak mücadelesinin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

    “AVUKAT ARKADAŞLARIMIZA 159 YILA VARAN CEZALAR VERİLDİ”

    Yapılan basın açıklamasının ardından PİRHA’YA Türkiye’de yaşanan hak ihlalleri ve adil yargılanma sorunları üzerine değerlendirme de bulunan ÇHD Ankara Şubesi avukatlarından Ceren Yılmaz ise şunları ifade etti:

    “Avukat Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal biliyorsunuz ki ölüm orucu yapmışlardı. Adil yargılanma hakkı talebi için yaptılar bu eylemi. Onların da içinde bulunduğu 20 avukat hakkında yapılan yargılamada adaletsiz bir biçimde 159 yıla varan cezalar verildi. Adil yargılanma hakkı talebi ile yapılan ölüm orucunda Avukat Ebru Timtik yaşamını yitirdi. Bunun üzerine 14 Haziran ‘Uluslararası Adil Yargılanma Hakkı Günü’ olarak ilan edildi. Ve her yıl Ebru Timtik anısına bir ödül verilecek. Bu yıl bu ödül Ebru Timtik’e verilecek.

     “İKTİDAR HUKUKU HALKI KORKUTMAK, SİNDİRMEK İÇİN KULLANIYOR”

    Türkiye’de işleyen bir yargı sistemi yok. Türkiye’de adil yargılanma yok. Bunu avukat arkadaşlarımızın yargılamasında biz yakından gördük, tanık olduk. Ama bugün birçok yargılamada da bunları görüyoruz. Gizli tanık beyanlarıyla, itirafçı sanık beyanlarıyla kişilere cezalar veriliyor. İnsanlar tahliye ediliyor daha dışarı çıkamadan hapishane önünde tekrar gözaltına alınıp tutuklanıyor. Gün yüzüne çıkmamış 20 yıllık, 30 yıllık soruşturmalar daha yeni açılıyor, gün yüzüne çıkıyor. Bugün iktidar hukuku halkı korkutmak, sindirmek için kullanıyor. Bunun bir aracı olarak hukuku kullanıyor. Adil yargılanma hakkı böyle bir ortamda olabilecek en önemli haktır. Adil yargılanma hakkı için meslektaşımız Ebru Timtik nasıl savaştı ise nasıl yaşamını yitirdi ise biz de onun bu mücadelesine sahip çıkarak adil yargılanma hakkını savunmaya, bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    NE OLMUŞTU?

    Hakkında açılan dava kapsamında gözaltına alınıp tutuklanan avukat Ebru Timtik ‘Adil yargılanma hakkı istiyorum’ diyerek ölüm orucuna başlamış ve 27 Ağustos 2020’de, ölüm orucunun 238. gününde Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetmişti. Bu süreçte ÇHD davasında yargılanan avukatlarla ilgili kararını açıklayan Yargıtay 16. Ceza Dairesi, avukatlar Barkın Timtik, Selçuk Kozağaçlı ve Ezgi Çakır hakkındaki hükümler hariç diğer cezaların onanmasına hükmetmişti.

    Girdiği ölüm orucunu verilen karar üzerine sona erdiren avukat Aytaç Ünsal’ın ise tedavisi bitene kadar infazının ertelenmesine karar verilmişti ancak oda hukuksuz bir şekilde tutuklandı.

     Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Demirtaş’ın avukatlarından Yargıtay kararına ilişkin açıklama: Hukukta ısrar edeceğiz!

    Demirtaş’ın avukatlarından Yargıtay kararına ilişkin açıklama: Hukukta ısrar edeceğiz!

    HDP’nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında verilen 4 yıl 8 aylık hapis cezasının Yargıtay tarafından onanmasına ilişkin açıklama yapan Demirtaş’ın avukatları, “Bu organizasyonun siyasi odaklarca ve siyasi amaçlarla yapıldığı gerçeği herkesçe bilinmektedir” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında 17 Mart 2013 tarihinde İstanbul’da yapılan Newroz kutlamasındaki konuşması gerekçesiyle İstanbul 26’ncı Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen 4 yıl 8 aylık ceza, Yargıtay tarafından onandı. Karara ilişkin Demirtaş’ın avukatları yazılı açıklama yaptı.

    Yapılan açıklamada, Demirtaş hakkında açılan tüm propaganda davalarının Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren ana davası ile birleştirildiği halde İstanbul’da düzenlenen Newroz kutlamasındaki konuşması sebebiyle yargılandığı davanın ısrarla ayrı yürütüldüğüne dikkat çekildi.

    PROPAGANDADAN VERİLEN EN YÜKSEK CEZA 

    İktidarın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM), “ihlal” ve “serbest bırakma” kararı verebileceğini gözeterek Demirtaş’ın bir başka suçtan hükümlü olarak cezaevinde olduğunu göstermek amacıyla, 7 Eylül 2018’de kendisine “propaganda” suçundan şimdiye kadar verilen en yüksek ceza olan 4 yıl 8 ay hapis cezası verildiği belirtilen açıklamada, “Aynı davada yargılanan Sırrı Süreyya Önder’e de 3 yıl 6 ay hapis cezası verildi. Bu dosya İstinaf Mahkemesi’nde iken AİHM, 20 Kasım 2018 tarihli Demirtaş kararında yargılamada ihlal ve derhal serbest bırakma kararı vermiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan aynı gün, ‘Karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz’ demişti. Bunun üzerine 4 Aralık 2018 tarihinde, bir dosyanın İstinaf Mahkemesinde karar verilme süresi yaklaşık bir yıl olduğu halde, Demirtaş’ın dosyası için 40’ıncı günde karar verildi ve hakkındaki ceza onandı” denildi.

    KOBANİ DAVASI’NIN DURUŞMA GÜNÜNDE KARAR

    İstinaf Mahkemesi’nin kararının ardından 31 Aralık 2018 tarihinden Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru yapıldığı kaydedilen açıklamada, “AYM, Sırrı Süreyya Önder’in başvurusunda ihlal kararı verdi, yeniden yapılan yargılamada ise Sırrı Süreyya Önder beraat etti. Demirtaş hakkındaki başvuru ise 16 Eylül 2020 tarihinde kabul edilemez bulundu. Yapılan bir yasal değişiklik üzerine, 4 yıl 8 aylık hapis cezasına ilişkin karar 25 Ekim 2019 ‘da tarafımızca temyiz edilmişti. 15 Kasım 2019’da Yargıtay’a gönderilen dosya, ne gariptir ki, üstelik de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bozma istemine rağmen, tam da 6-8 Ekim Kobanê davasının ilk duruşmasının yapıldığı 26 Nisan 2021 tarihinde onanmış bulunuyor” ifadelerine yer verildi.

    “HUKUKTA ISRAR EDECEĞİZ”

    AİHM Büyük Dairesinin 22 Aralık 2020 tarihli derhal “serbest bırakma” kararının gereğini yerine getirilmediği vurgulanan açıklamada, “Demirtaş ile ilgili bütün davalarda, 6-8 Ekim Kobanê davası ve HDP ile ilgili kapatma davasında senkronize bir çalışma yürüttüğüne tüm dünya kamuoyu şahitlik etmektedir. Bu organizasyonun siyasi odaklarca ve siyasi amaçlarla yapıldığı gerçeği herkesçe bilinmektedir ve AİHM Büyük Dairesi kararı ile de tescillidir. Hukukta ısrar edeceğiz. Bugün değilse bile bir gün, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı sağlandığında söyleyecek çok sözümüz, yapacak çok işimiz olacak” diye belirtildi. (MA)

     

  • Diyarbakır’da ev baskınlarında çok sayıda avukat gözaltına alındı

    Diyarbakır’da ev baskınlarında çok sayıda avukat gözaltına alındı

     Diyarbakır’da sabahın erken saatlerde ev baskınlarında polis en az 15 avukatı gözaltına aldı.

    Diyarbakır’da sabah saatlerinde çok sayıda avukat gözaltına alındı.

    Gözaltıları sosyal medyadan duyuran Avukat Mehmet Emin Aktar yaptığı paylaşımda, “Diyarbakır’da sabah 05’te çok sayıda avukat arkadaşımızın evlerinde arama yapılıp gözaltına alındılar” dedi.

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre; Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen Demokratik Toplum Kongresi (DTK) soruşturması kapsamında avukatların evlerine baskın yapıldı. Aralarında Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Eş Genel Başkanı Bünyamin Şeker’in de bulunduğu 16 avukatın evine yapılan baskında, uzun süre aramalar yapıldı. Evlerde bulunan bilgisayar, kitap ve birçok dijital materyale el konuldu.

    Şeker ile birlikte gözaltına alınan avukatlar Abdulkadir Güleç, Eshat Aktaç, Serdar Talay, İmran Gökdere, Diyar Çetedir, Serdar Özer, Özüm Vurgun, Feride Laçin, Gevriye Atlı, Resul Tamur, Cemile Turhallı Balsak, Ahmet Kalpak, Devrim Barış Baran, Neşet Girasun, Sedat Aydın ve Şivan Cemil Özen’in, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi’ne götürüldüğü belirtildi.

    Diyarbakır Barosu Başkanı Cihan Aydın, “Bu sabah saat 5 sıralarında en az 15 meslektaşımız evleri aranarak gözaltına alındı. Meslektaşlarımız DTK’daki bazı belgelerde ismi geçtiği iddiasıyla gözaltına alınmıştır” açıklaması yaptı.

  • Ruhsatı iptal edilen avukatlardan açıklama: Sosyal ölüme mahkum ediliyoruz-VİDEO

    Ruhsatı iptal edilen avukatlardan açıklama: Sosyal ölüme mahkum ediliyoruz-VİDEO

    PİRHA- Haklarında açılan soruşturma ve kovuşturmalar dolayısıyla ruhsatı iptal edilen avukatlar, başka işlerde çalışmalarının da engellendiğini belirterek, “Sosyal ölüme mahkum ediliyoruz” dedi. Açıklamada, aslında hedeflenenin savunmanın kendisi olduğu vurgulandı. 

    Stajını tamamlayan avukat adaylarının haklarında açılan soruşturma ve kovuşturmalar gerekçesiyle avukatlık ruhsatlarının iptal edilmesine ilişkin 9 hukuk kurumu ve hak örgütü tarafından kurulan Ruhsat Gaspına Karşı Koordinasyon, Ankara’da basın toplantısı düzenledi. İHD Genel Merkezi’nde yapılan toplantıya Koordinasyon içerisinde yer alan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi, Demokrasi İçin Hukukçular, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şubesi ve Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı (TOHAV) temsilcileri katıldı.

    Hazırlanan ortak metni ÇHD üyesi Buket Yılmaz okudu.

    Son yıllarda savunmayı hedef alan birçok saldırının Türkiye’de avukatlık mesleğinin niteliğine ve savunma hakkına ciddi hasarlar verdiğini belirten Yılmaz, “Savunma hakkının sindirilmeye çalışıldığı bu siyasi atmosferde stajını tamamlamış ve avukatlık ruhsatı almaya hak kazanmış avukat adaylarının ruhsatlarının Adalet Bakanlığı’nca gasp edilmeye çalışılması tam da bu nedenle hiç şaşırtıcı olmamıştır” diye konuştu.

    Yılmaz, siyasal iktidarın savunmaya yönelik saldırılarına “hukuki kılıf dikme” arayışının son halkası Avukatlık Kanunu Madde 5/3’ün otuz yıldır uygulamadığını, fakat şimdilerde muhalif avukat adaylarını sindirme amacıyla araçsallaştırıldığını belirtti.

    “HEDEF SAVUNMANIN TA KENDİSİ”

    Ruhsat gaspının tehdit mekanizmasına dönüştüğünü söyleyen Yılmaz, şöyle devam etti.

    “İktidarın savunmayı kendi himayesinde bulundurma hayalinin tezahürüdür. Saldırılar tam da bu sebeple savunmaya yöneltiliyor. Yerel mahkemelerin Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamadığı, yürütmenin genelgelerle baro seçimlerini ertelemeye çalıştığı, avukat adaylarının ruhsatlarının gasp edildiği günlerden geçiyoruz. Yeri geliyor hiçe sayılan kanunilik ilkesi, yeri geliyor genelgeyle yok sayılan normlar hiyerarşisi! Utanç vesikası haline gelen tüm bu kararların hedefindeki ise savunmanın ta kendisi.”

    “AVUKATLIK KANUNU KALDIRILSIN”

    Meclis’e daha önce çok sayıda kişinin ruhsatının gasp edilmesine dair soru önergeleri verildiğini ve kanun teklifi sunulduğunu hatırlatan Yılmaz, fakat bunlara yönelik bir yanıt verilmediğini aktardı. 2019 Yılı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Faaliyet Raporu’nda ise 528 dosyanın, yeniden görüşülmek üzere Türkiye Barolar Birliği’ne gönderildiği bilgisini paylaşan Yılmaz, “Geri gönderilen dosyaların tamamı Avukatlık Kanunu 5/3 kapsamında verilmiş kararlar olmayıp kararların toplam sayısıdır. Bununla birlikte 2015 sonrasındaki artışın büyük oranda Av. K. m.5/3 sebebi ile oluştuğu da açıktır. Bu madde uygulamada savunmaya yönelik saldırıların en açık örneği olduğu gibi Anayasa’ya açık aykırılık taşımaktadır ve bugün burada tekrar söylüyoruz Avukatlık Kanunu m.5/3 hükmünün kaldırılması gerekmektedir” dedi.

    BİRLİKTE MÜCADELEYE VE DAYANIŞMAYA ÇAĞRI

    Yılmaz, süregelen bu teşkilatlı saldırılara rağmen ruhsat gaspına karşı ihlal edilen haklarını savunmaya ve mücadeleyi büyütmeye devam edeceklerini vurguladı. Yılmaz, son olarak Baroları meslektaşlarıyla birlikte mücadele etmeye, hak örgütlerini bu gaspa karşı dayanışmaya ve tüm kamuoyunu ruhsat gasplarına karşı duyarlı olup, ses vermeye davet etti.

    2 yıl önce ruhsatı iptal edilen Avukat Barış Barışık da bir konuşma yaptı.

    İktidara karşı mücadele eden bütün kurum ve kuruluşların cezalandırıldığını söyleyen Barışık, “Biz de mücadele eden kişilerdik, hakkımızda davalar açıldı ve avukatlık hakkımız elimizden alınmak istendi. Bizi bastırmak, ‘mesleğinizi yapamazsınız’ diyerek ekonomik olarak ta bizi baskı altına almak istiyorlar. Kazandık ama çalışamıyoruz, ruhsat alamadığımız için başka işlerde de çalışmamız engelleniyor. Sosyal ölüme mahkum ediliyoruz. Bu savunmaya karşı bir saldırı fakat biz itaat etmeyeceğiz” diye konuştu.

    Avukat Mehmet Refîk Atalay ise, ruhsatsız avukatlar sorununun giderek büyüdüğünü ve devlet güdümünde bir savunmanın oluşturulmak istendiğini ifade etti. Atalay, “Bu sadece ruhsatsızlık ile ilgili değil, farklı konularda da baskı kurulmak isteniyor. Mesleğin özünün yok edilmesine yönelik saldırılar elinde sonunda püskürtülecek” dedi.

    PİRHA/ ANKARA

     

  • 12 ilde 93 kişi gözaltına alındı: Grup Yorum üyeleri ve avukatlar da var

    12 ilde 93 kişi gözaltına alındı: Grup Yorum üyeleri ve avukatlar da var

    İstanbul merkezli yürütülen soruşturma kapsamında 12 ilde 93 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Grup Yorum üyeleri ve Halkın Hukuk Bürosu avukatları da var.
    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında 120 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Savcılık talimatıyla polislerce 12 kentte dünden bu yana yapılan operasyonlar sonucunda şimdiye kadar 93 kişi gözaltına alındı.
    Gözaltına alınanlar arasında Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Seda Şaraldı ile Grup Yorum üyeleri Metin Kaleli ve Yaşar Coşkun da var.
    Halkın Hukuk Bürosu’ndan gözaltılara dair yapılan açıklamada, soruşturma dosyasına ‘gizlilik’ kararı konulması nedeniyle müvekkilleri hakkında kendilerine bilgi verilmediği, yine 24 saatlik “avukat görüş kısıtlaması” getirildiği belirtildi.
    Hakkında yakalama kararı bulunan diğer 27 kişinin ise aranmasına devam edildiği öğrenildi.
    24 SAAT AVUKAT GÖRÜŞ KISITLAMASI
    Halkın Hukuk Bürosu’nun (HHB) sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, ‘dosyada gizlilik’ kararı olması gerekçe gösterilerek kendilerine bilgi verilmediği belirtildi.
    Soruşturma kapsamında 24 saat süre ile ‘avukat görüş kısıtlaması’ kararı alındığı ve avukatların müvekkilleriyle görüşemediği bilgisi de paylaşıldı.

    Bu arada HHB tarafından yapılan paylaşımda gözaltına alınanların isimleri şöyle sıralandı:

    Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Seda Şaraldı, Grup Yorum üyeleri Metin Kaleli ve Yaşar Coşkun Karadağ, Sanem Farsak, Eray Küçükkılavuz, Taylan Cemal Sungur, Mehmet Aras, Orhan Acar, Sinan Okur, Sadık Altunöz, Volkan Baran, Yusuf Gül, Eren Erdem, Özgürcan Elbiz, Adalet Karataştan, İlyas Argun, Volkan Çeşme, Doğan Karataştan, Zeynep Gonca Karakoç, Mahir Kılıç, Yalçın Doğru, Barış Yüksel, Merve Demirel, Bengisu Demirel, Olcay Abalay, İdil Kayıkçı, Yağmur Senem Demirel, İpek Arslan, Erhan Arslan, Ümit Özçelik, Sever Işık, Sevilay Işık, Cenk Turan, Emrah Uludağ, Ferdaniye Artiğ, Ayça Artiğ, Barış Gürses, Selvi Polat, Boran Hurustan, Mehmet Ali Uğurlu, Sercan Toptancı, Özgür Karakoç, Türkan Albayrak, Mayıs Kurt, Beste Yılmaz.
    (HABER MERKEZİ)
  • Aydın ve sanatçılardan çağrı: Özgürlüğe ses olalım-VİDEO

    Aydın ve sanatçılardan çağrı: Özgürlüğe ses olalım-VİDEO

    PİRHA- Ölüm orucundaki avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal’la ilgili konuşan aydın ve sanatçılar, “Milyonlara çağrımızdır; Didem’e ses olalım, Aytaç’a ses olalım, Ebru’ya ses olalım, Özgürlüğe ses olalım” dedi.

    Haberin Videosu

    Adil yargılama talebiyle ölüm orucunun 213’üncü gününde olan avukat Ebru Timtik ile 182’inci gününde olan avukat Aytaç Ünsal ile ilgili İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “Hapishanede kalmaları uygun değildir” raporu vermesine rağmen tahliye edilmediler.

    Hastanede olan Timtik ve Ünsal’ın “adil yargılama” talebinin dikkate alınmasını isteyen aydın ve sanatçılar sosyal medya üzerinden duyarlılık çağrısında bulundu.

    “MİLYONLARCA İNSANIN ADALET ARAYIŞINA ÇIĞLIK OLDUNUZ”

    Şair ve fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer “Sevgili Ebru Aytaç, Didem Özgür sizler hak adalet için canlarınızı ortaya koydunuz milyonlara çağrımızdır; Aytaç’a ses olalım Didem’e ses olalım ebruya ses olalım” derken, sanatçı, eğitimci ve insan hakları aktivisti Leman Stehn de “Helin, Mustafa ve İbrahim’i yitirdiğimiz bu direnişte milyonlarca insanın adalet arayışına çığlık oldunuz” ifadelerini kullandı.

    “HAK VE ADALETİN YAŞAM KADAR DEĞERLİ OLDUĞUNU MİLYONLARA BİR KEZ DAHA HATIRLATTINIZ”

    2000 yılındaki ölüm orucunda yer alan Fatime Akalın ise “Hak ve adaletin yaşam kadar değerli olduğunu milyonlara bir kez daha hatırlattınız” değerlendirmesinde bulunurken, İHD Ankara Şubesi Eş Başkanı Fatin Kanat da “Ağır baskılar altındaki toplumun sessizliği kimseyi yanıltmasın milyonların acısının azmi tüm mücadelelerin birikimi ile ve uygun kanallarıyla mutlaka yankı bulacaktır” açıklamasında bulundu.

    “HAKSIZLIK VE ADALETSİZLİĞE KARŞI DİRENMEK HAKTIR”

    Şair Şükrü Erbaş, “Biz bizler gelinen noktada toplumun genel bir ihtiyacı olan adalet talebi ve arayışının toplumun bütün farklı dinamikleriyle birlikte yürütülmesi halinde sonuç vereceğine inanmaktayız” vurgusunda bulunurken, 1996 yılı SAĞ Direnişcisi Özlem Yıldırım da “Haksızlık ve adaletsizliğe karşı direnmek haktır. Gelin bu mücadeleyi farklı yol ve yöntemlerle birlikte örelim yaşamı ve umudu çoğaltalım dedi.

    Ayrıca Ebru ve Aytaç için kampanya yürüten Dayanışma grubunun yayınladığı metinde şunlar ifade edildi.

    Helin, Mustafa ve İbrahim’i yitirdiğimiz bu direnişte milyonlarca insanın adalet arayışına çığlık oldunuz.

    Hak ve adaletin yaşam kadar değerli olduğunu milyonlara bir daha hatırlattınız.

    Ağır baskılar altındaki toplumun sessiz görüntüsü kimseyi yanıltmasın. Milyonların acısı, azmi tüm mücadelelerin birikimiyle ve uygun kanallarıyla mutlaka hayat bulacak.

    Bizler, gelinen noktada, toplumun genel bir ihtiyacı olan adalet talebi ve arayışının, toplumun bütün farklı dinamikleriyle birlikte yürütülmesi halinde sonuç vereceği inancındayız.

    Haksızlık ve adaletsizliğe karşı direnmek haktır. Gelin bu mücadeleyi farklı yol ve yöntemlerle birlikte örelim, yaşamı ve umudu çoğaltalım.

    Milyonlara çağrımızdır! Bu sesi büyütelim.

    Milyonlara çağrımızdır. Özgürlüğe ses olalım, Didem’e ses olalım, Aytaç’a ses olalım, Ebru’ya ses olalım, Özgürlüğe ses olalım” denildi.

    PİRHA/ANKARA