PİRHA- Almanya’nın Köln ve Avusturya’nın Viyana kentinde Suriye’de Alevilere yönelik katliam protesto edildi.
Son günlerde Lazkiye, Humus, Hama ve Tartus başta olmak üzere Suriye’nin çeşitli bölgelerinde Alevilere yönelik artan saldırılara karşı Avarupa’nın bir çok kentinde bir araya gelen Alevi kurumları katliamı protesto etti.
Almanya’nın Köln ve Avusturya’nın Viyana kentinde yapılan açıklamada, Suriye’deki Alevi katliamının HTŞ tarafından yapıldığına dikkat çekilerek, uluslararası kuruluşların ve devletleri sorumluluk almaya çağrıldı.
Avusturya’nın başkenti Viyana’da Suriye’deki Alevi katliamına dikkat çeken basın açıklaması yapıldı.Etkinlik, Alevi toplumunun temsilcileri ve dayanışma gruplarının katılımıyla gerçekleşti. Açılış, Pir Hüseyin Elmas’ın okuduğu gülbank ile yapıldı. Ardından hazırlanan Türkçe basın metni yine Pir Hüseyin Elmas tarafından okunarak katılımcılara duyuruldu. Basın açıklamasının Almanca metnini ise Yönetim Kurulu Üyesi Nurcan Düzgün okudu.
Açıklamada, Suriye’de Alevilere yönelik süregelen saldırılar, zorla yerinden edilmeler ve artan şiddet vakaları uluslararası kamuoyunun dikkatine sunuldu. Avrupa’daki karar vericilere ve insan hakları kuruluşlarına, katliamların durdurulması ve sivillerin korunması için acil adımlar atma çağrısı yapıldı.
Program, kısa bir değerlendirme konuşmasının ardından birkaç nefes dinletisi ile son buldu. Katılımcılar, nefeslerin ardından barış ve dayanışma mesajları vererek etkinliği tamamladı.
PİRHA- Suriye’nin batısındaki Lazkiye Tartus ve Hama’da Alevilere yönelik katliama tepki gösteren yurttaşlar, Viyana’da meydana çıktı.
Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO’nun, Alevilere katliamına tepkiler yükseliyor.
Avusturya’nın başkenti Viyana’da Alevi kurumlarının çağrısıyla meydanları dolduran yurttaşlar, Suriye’deki Alevi katliamını protesto etti.
Eylemde uluslararası güçlerin sessizliği kınanırken, katliamın durdurulmasını ve sorumluların hesap vermesini istedi.
PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), cemevi mücadelesi, St. Pölten Bölge Mahkemesi’nin 15 Ocak 2025 tarihli kararıyla tescillendi. Mahkeme, borç kabul beyanının hukuka aykırı ve geçersiz olduğunu hükme bağladı.
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu yazılı bir açıklamayla bir süredir verdikleri St. Pölten Cemevi mücadelesinin mahkeme kararıyla tescillendiğini duyurdu.
Federasyon, “Bu karar, İslam Alevi zihniyeti tarafından Alevi toplumunu bölmek için oynanan oyunlara alet olan yöneticilerin hatalarını ortaya koymaktadır. Şirketin mevcut ve geçmiş genel müdürleri Ziya Karakoç, Mehmet Mercan, Kemal Arslan Alevi toplumunun menfaatlerini zedeleyecek kararlar alarak şirket varlıklarını hukuka aykırı bir şekilde derneğe aktarmışlardır” bilgisini paylaştı.
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, mahkeme kararının öne çıkan başlıklarını şöyle duyurdu:
“Borç Kabul Beyanının Geçersizliği:
Mahkeme, bu beyanın hukuka aykırı olduğunu ve sermaye iadesi yasağını ihlal ettiğini tespit etti.
Yönetim İlkelerinin İhlali:
Şirketin mevcut ve geçmiş genel müdürleri Ziya Karakoç, Mehmet Mercan ve Kemal Arslan’ın, hissedarların bilgisi olmadan aldıkları kararlarla yönetim ilkelerini ihlal ettikleri belirtildi.
Toplumun Menfaatlerinin Korunması:
1-Karar, Alevi toplumunun çıkarlarını gözeten AABF’nin haklarını koruma çabasını destekledi ve topluma zarar veren işlemleri geçersiz kıldı.
2-Genel Müdürlere Karşı Hukuki Adımlar
3-AABF, mahkeme kararını esas alarak, Alevi toplumuna zarar veren yöneticilere karşı aşağıdaki hukuki adımları atacağını açıkladı.
Tazminat Davaları:
Görevlerini kötüye kullanan genel müdürlere karşı mali tazminat davaları açılacak.
Ceza Hukuku Süreçleri:
Dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma ve sermaye iadesi yasağı ihlali gibi suçlamalarla cezai süreçler başlatılacak.
Görevden Uzaklaştırma:
İlgili kişilerin yönetimden men edilmesi için gerekli yasal işlemler yapılacak.
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, Alevi toplumuna çağrıda bulunarak, şunları kaydetti:
“Bu karar, Alevi toplumunun birlik ve beraberliğini koruma mücadelesinde bir dönüm noktasıdır. Hiç kimsenin yaptığı kötülük yanına kar kalmayacak. Toplumun alın teriyle yaratılan değerlere zarar verenlerden hesap sormaya devam edeceğiz. Hiç kimsenin yaptığı kötülük yanına kar kalmayacak! Yolsuzluk yapanların ve görevini kötüye kullananların yakasına yapışmayı sürdüreceğiz. Adaletten ve hakikatten olan mücadelemiz kararlılıkla devam edecektir.”
PİRHA- Maraş Alevi Pogromu’nun yıldönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yapan Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), “46. Yılında Maraş Katliamı. Devlet güçlerinin suç ortaklığı ve yasaklama politikalarına karşı adalet talebimiz sürüyor” dedi. Federasyon Maraş’ta anmasının yasaklanmasını, sadece cemevinde kapalı ortamda anmaya izin verilmesin adalete, hafızaya vurulan bir darbe olarak nitelendirdi.
Faşistler tarafından dönemin iktidarının kontrolünde yapılan Maraş Alevi Pogromu‘nun üzerinden 46 yıl geçti. 19 Aralık 1978’de başlayıp, bir hafta süren faşist saldırılarda resmi açıklamaya göre 111 kişi Alevi oldukları için öldürüldü. 100’ün üzerinde Alevinin yaralandığı kırımda, 200’ün üzerinde ev, 70’e yakın işyeri faşistler tarafından yakıldı, yağmalandı. Katliamın gerçek failleri ortaya çıkarılmadı.
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), yazılı bir açıklama yaparak, “46. Yılında Maraş Katliamı. Devlet güçlerinin suç ortaklığı ve yasaklama politikalarına karşı adalet talebimiz sürüyor” dedi.
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu “Bugün, 19-26 Aralık 1978’de Kahramanmaraş’ta gerçekleşen katliamın 46. yıl dönümünde bir kez daha soruyoruz: Adalet nerede? Bu katliamda yalnızca yüzlerce Alevi yurttaşımız katledilmedi, aynı zamanda devlet, güçleri suç ortaklığı ile katliamı organize edenlerin yanında durdu. Bugün bile bu suç ortaklığı, gerçeğin gün yüzüne çıkmasını engelleyen yasaklama politikalarıyla devam etmektedir” diye belirtti.
“ANMANIN CEMEVİNE HAPSEDİLMESİ HAFIZAMIZA VURULAN BİR DARBEDİR”
Her yıl Maraş’ta düzenlenmek istenen kitlesel anma etkinliklerinin valilik kararıyla yasaklanmasının sıradan bir uygulama olmadığını belirten Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu şöyle devam etti:
“Bu yasaklama, Maraş Katliamı’nın faillerini koruma ve gerçeği örtbas etme çabasının açık bir göstergesidir. Sivas ve Çorum gibi diğer katliamların anma etkinlikleri kitlesel bir şekilde gerçekleştirilirken, Maraş’ta anmaların yalnızca bir cemevi içerisine hapsedilmesi, adalet ve hafıza mücadelemize vurulan bir darbedir.
Maraş Katliamı’nın üzerinden 46 yıl geçmesine rağmen, hâlâ gerçekler açıklanmamış, failler yargılanmamış ve adalet sağlanmamıştır. Devletin bu tavrı, yalnızca geçmişin yaralarını derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda gelecekte benzer olayların yaşanmasının önünü açıyor. Bu zihniyetle mücadele etmek, sadece Alevilerin değil, insan haklarına, demokrasiye ve toplumsal barışa inanan herkesin sorumluluğudur.
“ANMANIN YASAKLANMASINI KINIYORUZ”
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu olarak, Maraş’ta düzenlenmek istenen kitlesel anma etkinliklerinin yasaklanmasını kınıyoruz. Bu yasaklar, adalet arayışımızı ve toplumsal hafıza mücadelemizi engelleyemez. Maraş Katliamı’nın hesabı sorulana kadar, failler yargılanana dek ve gerçekler gün yüzüne çıkana kadar mücadelemiz devam edecektir.
Maraş’ta kaybettiğimiz canları saygıyla anıyor, yasaklara ve baskılara karşı bir kez daha haykırıyoruz: Unutmayacağız, unutturmayacağız! Adalet için mücadeleden vazgeçmeyeceğiz!
PİRHA- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun “Alevilik bağımsız, özgün bir inançtır” şeklindeki başvurusunu haklı bulmasını değerlendiren Zakir Ali Sizer, “Eğer o hak alınacaksa Türkiye gibi ülkelerde alınması gereklidir. İslam kendini yaşar ama Alevilik bambaşka bir şeydir ve kendini yaşamalıdır” dedi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) “Alevilik bağımsız, özgün bir inançtır” şeklindeki başvurusunu 5 Mart 2024’te sonuçlandırdı ve Avusturya hükümetini haksız buldu. Avusturya hükümeti, ülkedeki Alevilere İslam dayatmasında bulunarak Aleviliğin bağımsız/özgür bir inanç olduğunu kabul etmiyordu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ‘nin(AİHM), Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul edip, Alevilerin başvurusunu haklı bulmasını Zakir Ali Sizer,PİRHA’ya değerlendirdi.
“EĞER HAK KAZANILACAKSA TÜRKİYE’DE KAZANILMALIDIR”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerinin tanınmadığı, kamusal haklardan faydalanmasının önüne geçildiği eleştirisinde bulunan Sizer, “Avrupa’nın kendi yasası zaten esnektir ve insan temellidir, biz bunu kazanımla aldık. Eğer o hak alınacaksa Türkiye gibi ülkelerde alınması gereklidir. Avrupa’da hak kazanılmaz Avrupa’da haklar var zaten sen yeter ki dilekçeni ver prosedürünü yerine getir bitmiştir” dedi.
“ALEVİLİK KENDİNİ YAŞAMALIDIR”
Alevilerin kendilerine ait bir yaşam biçimi olduğunu vurgulayan Sizer, “Kendimize ait bir inancız, doğayla bütünleşmiş bir halde tanrı, doğa, insan diyoruz. AİHM kararı elbette önemlidir. Biz elbette ki İslamiyet’in şunun veya bunun karşısında değiliz. İslam kendini yaşar ama Alevilik bambaşka bir şeydir ve kendini yaşamalıdır. Alevilerin yaşam alanı da yerkürenin hepsidir merkezi de insandır, kendi adı da vicdandır” diye konuştu.
“ALİ’NİN MANADAKİ HAKİKATİN ARAMALIYIZ”
Sizer şöyle devam etti:
İslamiyet silindir gibi bizim üzerimizden geçmiş, seni preslemiş, senin onu atman belki yüzyıl alacak. Senin onu bir kenarda tutman belki yüz yılları aşacaktır. Ama şöyle bir şey var; onu söylerken isimlerden korkulmaması gerekiyor. Bizim erenlerimiz bizim Düzgün Babamız, Hacı Küreyişimiz, Derviş Cemalimiz, Ağuçanımız ya Ali deyip Hakk ile bütünleştiler. Ali’nin ismi ile hakikati buldular. İsimden korkmadan Ali’nin manadaki hakikatini aramak, onun yolundaki Aleviliğini Kızılbaşlaştırmaktır.
“BİZİM ALİ’MİZ DİVANELERİNDİR”
Sosyal medyadaki tartışmalara da değinen Ali Sizer, “Sizin Aliniz şeraitidir ve Müslümanlarındır dedim. Bizim Ali’miz hakikatindir ve divanelerindir, o bir divaneliktir. Onun için Avrupa’da her şey esnektir. Müslümanlıktan İslamiyet’ten kurtulalım derken kendinizden de bir sürü kayıp verip tahribat yaratıp gitmek çok tehlikeli bir şeydir. Onun için Muhammed’in Ali’nin, Hasan’ın, Hüseyin’in, Zeynel’in, Cafer’in, İmam Bakır’ın isimleri bizim her şeyimizdir. Biz onların biyolojik olarak yaşamlarına baktığımız zaman İranlıların hepsi Hüseynidir. Ama Hüseyin’i katledenlerdir. Hazreti Zeynep’in bedduasıdır bugün kendilerini dövmeleri. O günden kalan mirastır onlara. Siz ki dedi bedeninizden bir damla kan kalmayıncaya kadar kendinizi dövseniz de ben sizi affetmiyorum ve etmeyecek” ifadelerini kullandı.
“BİRBİRİMİZİ TAMAMLAMALIYIZ”
Zakir Ali Sizer, konuşmasının devamında, “Birbirimizi tamamlayabilecek güçteyiz, hiçbirimiz tamam değiliz. Tamam olanlarımız ermişlerimizdir, pirlerimizdir, enbiyadır, evliyadır. Onlar da bu zamanın içerisinde sırlandılar kesinlikle sır içinde kaldılar. Ama biz birbirimizi tamamlayabiliriz. Bunu da edeple, erkanla, muhabbetle kırarak dökerek ötekileştirerek değil. Kendi içimizdeki çoğulculuğumuzu esas alacağız. Abdallar kendi dilinde, Çepniler orada Yörükler burada, Kürtler orada, Türkler burada, Tahtacılar orada ama bunların hepsi eşittir, haktır.”
PİRHA- Avusturya hükümetinin Alevileri İslam toplumu gibi tanımlaması ve Aleviliği bağımsız bir inanç olarak kabul etmemesini Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımıştı. Mahkeme 13 yıl sonra Alevileri haklı buldu, “Evet Alevilik kendine özgü bir inanç” dedi. Bu kararı değerlendiren federasyonun genel sekreteri Kasım Akar, “Aleviliğin özünden koparılmasına karşı bir kazanımdır” dedi.
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Avusturya devletinin Aleviliği İslam’dan bağımsız ele almamasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyarak uluslararası arenada hukuk mücadelesi başlatmıştı. 30 Ocak’ta AABF’nin başvurusunu görüşen mahkeme, Avusturya devletini haksız bularak emsal bir karar aldı. Mahkeme de “Alevilik kendine özgün bir inançtır” dedi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 5 Mart’ta Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul edip, Alevilerin başvurusunu haklı bulmasını Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Sekreteri Kasım Akar,PİRHA’ya değerlendirdi.
“BU KAZANIM, 13 YIL SÜREN BİR MÜCADELENİN ÜRÜNÜDÜR”
Kasım Akar, Avusturya devletinin Alevileri “İslam Alevi İnanç Toplumu” olarak tanımlamasını kabul etmediklerini, Avusturya hükümetinin bu dayatmasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdıklarını belirtti.
13 yıl süren bir mücadele sonucunda bu kararın ortaya çıktığını ifade eden Akar, Avusturya Alevi Birlikler Federasyonu’nun Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması noktasında ısrarcı davrandığını kaydetti.
“ALEVİLİĞİN ÖZÜNDEN KOPARILMASINA KARŞI BİR KAZANIMDIR”
Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğunu vurgulayan Akar, “Aleviliğin asimile edilmesine, özünden kopartılmasına karşı 5 Mart itibariyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bizim lehimize bir karar verdi” dedi.
Mahkemenin, Alevilerin mücadelesini haklı gördüğünü vurgulayan Akar, “Mahkeme, bizim kendimizi nasıl ifade ediyorsak böyle kabul edilmesi gerektiğinin kararını verdi. Bu aslında sadece Avusturya’da yaşayan Aleviler açısından değil, genel olarak hem Avrupa hem Türkiye’deki Alevi hareketi açısından bir emsal teşkil ettiği görülmelidir. Aleviliğin kendine özgün bir ritüelleri ya da sürekleri olduğu gerçeğini hepimiz biliyoruz. Ama özellikle son dönemlerde bu hem Avrupa açısından hem Türkiye açısından çok ciddi bir sorun olarak önümüzde durmaktadır” diye ifade etti.
Akar, Avusturya’daki dayatmalara boyun eğmeyerek, bazen mahkemelerde, bazen sokaklarda yaptıkları basın açıklamalarıyla toplumsal bir hareketlilik başlatılarak haksız bir uygulamayı reddettiklerini, mücadele hatlarını ördüklerini vurguladı.
“BÜTÜN RİTÜELLERİMİZİ YAPARKEN ALEVİLİĞE ÖZGÜ OLMASI İÇİN ÇABA SARFEDECEĞİZ”
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Sekreteri Kasım Akar, şunları kaydetti:
“Biz bundan sonraki süreçte de Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğunu, bir Yol olduğunu Hakk’a yürüme erkanlarından musahiplik erkanlarına kadar uygulayacağız. Aleviliğin kendine özgü olması gerektiği üzerine çalışmalar yürüteceğiz.”
PİRHA- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) “Alevilik bağımsız, özgün bir inançtır” şeklindeki başvurusunu sonuçlandırdı ve Avusturya hükümetini haksız buldu. Avusturya hükümeti, ülkedeki Alevilere İslam dayatmasında bulunarak Aleviliğin bağımsız/özgür bir inanç olduğunu kabul etmiyordu.
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), Avusturya devletinin Aleviliği İslam’dan bağımsız ele almamasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyarak uluslararası arenada hukuk mücadelesi başlatmıştı. 30 Ocak’ta AABF’nin başvurusunu görüşen mahkeme, Avusturya devletini haksız bularak emsal bir karar aldı. Mahkeme de “Alevilik kendine özgün bir inançtır” dedi.
“HİÇ BİR BAŞARI TESADÜF DEĞİLDİR, HAKLIYDIK KAZANDIK”
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), yazılı bir açıklama yaparak, “Hiç bir başarı tesadüf değildir, haklıydık kazandık” dedi.
2008 yılında AABF tüm kurumları ile beraber ortak karar alarak, Avusturya’da Alevi inancının yasal zeminde eşit yurttaşlık haklarına kavuşması için gerekli çalışmaları başlatılmasıyla yola çıkıldı.
2009 yılına, Alevi Yol ve Erkanına uymayacak şekilde yapılan ihanetler, entrikalarla, Türk İslam sentezine biat etmiş bir olgu ile başladık zorlu yolumuza!
Süre zarfında yürütülen hak arayışı nazarında, bizden olmayanların uyguladıkları, kirli emmelerini Alevi inancının üzerine hüküm sürmeyi hedefleyen zihniyet türedi birden, içimizden bizi parçalayıp yok etmeyi hedeflediler!
Önde gelen Alevi kurum yöneticilerinin, üyelikten çıkartılarak başladılar, kurumsal yetkilerini ellerinden alınması düşüncesiyle, yapamadılar!
Yine önde gelen Alevi kurum temsilcilerimiz Avusturya’ya Almanya İstihbarat birimlerine “Teröristtir” diye şikayette bulundular. İki yıl gözetim altında kaldık bilinmeden, yine başaramadılar, temiz çıktık!
“AVUSTURYA İSLAM YASASINI ÖNÜMÜZE SÜRDÜLER BAŞARAMADILAR!”
Bir adım daha ileri gidilerek, Avusturya’da tek Türk-İslam sentezi anlayışının Alevileri yasal zeminde temsil edebileceği gerekçesiyle, Avusturya İslam Yasası’nı önümüze sürdüler ve derneklerimizi kapatmak istediler, başaramadılar!
Derneklerimizde Alevi İnanç ritüellerini yürütüyoruz diye bu seferde derneklerimizi kapatmaya çalıştılar, yine başarılı olamadılar! Alevi İnanç isimlerini, kurum isimlerimizi patentlediler, ‘bizden izin almadan bu isimleri kullanmazsınız’ diye dava açtılar, yine başarılı olamadılar!
Patentledikleri isim üzerinden bizlere tazminat davası açma cüretinde bulunup darlığa sokmaya çalıştılar, yine başarılı olamadılar!
Açtıkları tüm davaları kaybettiler!
“BASKICI ZİHNİYET ALEVİ ÖRGÜTLÜ MÜCADELESİNİ YOK EDEMEDİ”
Baskıcı zihniyet, bizi ve Alevi örgütlü mücadelesini yok edemediler! Mücadelenin adı oldu Avusturyadaki direniş!
10.12.2020 yılında Avusturyada yürüttüğümüz hukuk mücadelesi sonuç vermedi. Eşit yurttaşlık haklarının kazanılması yönünde, pes etmedik ve davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdık! Haklı olduğumuzu biliyorduk, mücadelemizin hukuk özgürlüğü çerçevesinde yürütüldüğünde kazanacağımızı biliyorduk! Haklıydık, davamıza inanıyorduk!
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ DEDERASYONU HAKLI BULDU
05.03.2024 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kendi resmi sayfasında, Avusturya’da yaşanılan hukuksuz sürece yönelik kararını verdi ve Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nu haklı buldu! Gururluyuz ve mutluyuz! Mücadeleden hiç bir zaman vazgeçmedik! Her daim mücadelemizi sonuna kadar yürüteceğiz! Biz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde elde etmiş olduğumuz başarı, dünya inançları haklarının korunması anlamında dönüm noktası olacak bir başarı olmuştur!
Bizleri bu sürede yalnız bırakmayan, öncelikle yol arkadaşlarımıza, kurum yöneticilerimize, dostlarımıza çok teşekkürlerimizi sunuyoruz! Önümüzdeki süreçte konuyla ilgili daha detaylı bilgileri sizlerle paylaşacağız! Hızır yar ve yardımcımız olsun. Aşk ile!
ÇANKAYA: HAK YERİNİ BULDU, TÜM ALEVİ TOPLUMUNA HAYIRLI OLSUN!
AİHM’in Aleviliği “kendine özgü bir inanç” olarak kabul etmesinin ardından AABF Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya</da “Devletler Aleviliği kalıplara sokamaz” dedi.
13 yıl süren mücadeleleri sonucu başarı elde ettiklerini kaydeden Çankaya şunları ifade etti:
“Kar demeden kış demeden, yağmurda çamurda 13 yıl boyunca genç-yaşlı, kadın-erkek demeden yolara düştük.
Türkiye’de Türk İslam sentezi üzerinden Alevileri İslamlaştırmaları yetmiyormuş gibi, Avusturya hükümeti de bizleri İslam dairesine hapsederek asimile etmeyi hedeflemişti. Bunun karşısında kendine güvenen, değerlerinden taviz vermeyen Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu,
bize bu kötülükleri yapanın bir devlet olmuş olmasına rağmen önünde teslim olmadı.
Bunun karşısında 13 yıl boyunca sürdürdüğümüz hak arama mücadelemizden Avusturya mahkemelerinde bir sonuç alınamayınca davayı dört yıl önce Avrupa İnsan Hakları mahkemesine taşıdık. Bize maliyeti 500.000 Euro’yu aşan dava giderlerine ramen asla pes etmedik, çünkü sonuna kadar haklı olduğumuza inanıyorduk. Sonuç olarak hak yerini buldu.”
Mehmet Ali Çankaya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 4. Dairesinin 30 Ocak 2024 tarihli oturumunda Avusturya hükümetinin bizleri İslam dini içerisinde yer alma dayatmasına karşı, “Alevilik kendine özgü bir inançtır” talebimizi, bizleri oy birliğiyle haklı buldu, Avusturya hükümetini ise haksız bulmuştur. Cesaretini ve kararlığını ulularından alan mücadelemizin elde etiği bu kazanım tüm Alevi toplumuna hayırlı uğurlu olsun” dedi.
PİRHA – Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya, St. Pölten Cemevi’nin ihale sorunu hakkında konuşarak, “Bu cemevini tekrar Alevilere vereceğiz. Aleviler tekrar orayı kurtaracak. AABF tapuyu alacak ve orada hiçbir bankanın, hiçbir şahsın ismi olmayacak. Direkt Alevi toplumunun malı olacak” dedi.
Avrupa’da hizmete açılan ilk cemevi olan St. Pölten Cemevi, inşaat ve arsa borçları nedeniyle defalarca açık arttırma ile satışa çıkarılmıştı. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na (AABF) bağlı olarak hizmet veren St. Pölten Cemevi, başkanlık görevini yürüten Mehmet Mercan tarafından üyelerden habersiz olarak İslam Alevi Teşkilatı’na bağlanmıştı. Mehmet Mercan yönetimi, AABF’nin maddi sorununu çözerek cemevini geri alma önerisini de geri çevirmiş ve cemevi binası satılmıştı.
Cemevini tekrar Aleviler için almaya çalıştıklarını dile getiren Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya, St. Pölten Cemevi’nin ihale sorununa dair PİRHA’ya konuştu.
St.Pölten Cemevi’nin ihale sorunu üzerine konuşan Mehmet Ali Çankaya, yaşanan süreci şöyle anlattı:
“Avrupa’da ilk cemevlerimizden bir tanesi olan St.Pölten Cemevi, 10 bin metrekare arsa üzerine kuruldu. Aynı zamanda bahçeye Hacıbektaş’ımızın, Pir Sultan’ımızın, Yunus Emre’mizin heykelleri de yapıldı. Fakat son dönemde İslam Alevi İnanç Topluluğu denen zihniyet, bu cemevini yürütmekte zorlandılar, zor duruma düştüler. 1 milyon 600 bin borcu vardı, bu borcu ödeyemediler ve banka el koydu. Sonrasında cemevini ihaleye açtılar ve satışa sunuldu. Orada kendileri bir mafya ile ilişki kurarak 2 milyon 700 bin lira teklif ettiler. İhale sonucunda cemevindeki heykeller yıkılmasın diye Alevi bir aile orayı aldı. Ekonomik krizlerden sonra o aile de cemevini AABF’na teklif etti. ‘Bu Alevilerin yapabileceği bir iş, bu inanç merkezi, ben buranın yıkılmasını istemediğimden dolayı aldım ama size satmak istiyorum. Yeter ki burası Alevilerin elinden gitmesin’ dedi. Bize teklif etti biz de pazarlık yapıp anlaştık. Bu cemevini tekrar Alevilere vereceğiz. Aleviler tekrar orayı kurtaracak. AABF tapuyu alacak ve orada hiçbir bankanın, hiçbir şahsın ismi olmayacak. Direkt Alevi toplumunun malı olacak.”
9 Mart’ta St. Pölten Cemevi açılışı için start vereceklerini ifade eden Çankaya, “Tüm Alevi toplumunda bağış kampanyası başlatacağız. Hiçbir karşılık beklemeyen sanatçılarımız gelecek. Orada hem kültürel anlamda hem Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla da anma yapacağız hem de orada toplumsal barışın sağlanması için start vereceğiz” dedi.
“ACEMEVİNİ TEKRAR ALEVİLERE VERMEK ONURDUR”
St. Pölten Cemevi’ni satılığa sunanların kaybedenlerin şimdi aynı tarihte başka bir etkinlik yaptıklarını da belirten Çankaya, “Böyle bir etkinliğin aynı yerde aynı saatte yapılması iyi değil. Oradaki Alevi toplumunu bölmeyelim, yeter bölündüğü, bu cemevini kurtaralım dememize rağmen herkes birbirine topu atıyor. Bunun derhal düzeltilmesi taraftarıyım” diye konuştu.
“Alevilerin oradaki cemevini kurtarması lazım” diyen Mehmet Ali Çankaya şöyle devam etti:
“Bu cemevini kurtarmak istememizdeki amaç dışarıdaki insanların ‘İslamcı Aleviler orayı sattı’ dememesi, aksine ‘Aleviler, sizin Allah belanızı versin bir cemevini bile yaşatamadınız’ diyecek olmalarıdır. O nedenle orayı alıp Alevilere tekrar vermek bir onurdur, bir şahsiyettir, bir haysiyettir. Biz heykellerimizin orada yaşatılmasını istiyoruz kaldırılmasını değil. Buna karşı kim tavır alırsa biz onlarla yol yürümeyeceğiz. CHP’ye de buradan sesleniyorum. Öncülük yapmayın. Yarın olduğunda Aleviler’den siz de oy isteyeceksiniz. Alevileri birleştirmekten mi yoksa dağıtmaktan mı tarafsınız?”
PİRHA – İstanbul Havalimanı’nda geçen gün gözaltına alınan ve yurtdışı yasağı kararıyla serbest bırakılan Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya, “Bizim gibi bağımsız Alevi hareketini ve devletin Alevisi olmayanları susturmaya, itibarsız hale getirmeye, güçsüz hale getirmeye, marjinalleştirmeye çalışıyorlar” dedi.
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya, 12 Şubat günü Viyana’ya uçmak üzere gittiği İstanbul Havalimanı’nda bir basın açıklamasında yaptığı konuşmalar gerekçe gösterilerek gözaltına alındı ve ardından yurtdışı yasağı konularak serbest bırakıldı.
Mehmet Ali Çankaya gözaltı sürecine ve yurtdışı yasağına dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
“ŞİMDİLİK BİR CEVAP BEKLİYORUZ”
40 yıldır Viyana’da ikamet ettiğini dile getiren Çankaya, 3 ayda bir Türkiye’ye gelip gittiğini söyleyerek gözaltı sürecini ve sonrasında yaşadıklarını şöyle anlattı:
“Bu dönemde geldik dönüşte bir sıkıntı oldu. Polis noktasında durdurup çıkışımın gözükmediğini biraz beklemem gerektiğini söylediler. Amirleri gelip karakola gitmem gerektiğini söyledi. ‘Ben sorunca da hakkınızda ihbar var, karakolda anlatırsınız’ dediler. Savcı sorgulamasında ‘Emek ve Özgürlük İttifakı ile ilgili bir açıklamada bulunmuşsunuz’ dedi. Bana açıklamanın içeriğine dair bir şey söylemediler. Ben de 15 yıldır AABF’nin genel başkanlığını yaptığımı şimdiyse onursal başkanlığını yaptığımı söyledim. Alevilerle ilgili konferans, miting, paneller, yürüyüşler ne varsa hepsine katıldığımı ve hala katılmaya devam ettiğimi, eşit yurttaşlık hakkının alınmasında, Alevilerin yaşamlarının, inançlarının özgürleşmesi için elimden gelen çalışmaları yapmaya devam ettiğimi dile getirdim. Bize bekleyin dediler tabi o arada uçağı da kaçırdık. Sonra iki saat daha bekledik. Bu sefer hakime çıkardılar. Hakim tekrar Erzincan’dan sorguya tuttu. Aynı ifadeleri verdim. Yaşamımızın Viyana’da olduğunu, çocuklarımızın, işlerimizin orada olduğunu ve alıkonulursam çok büyük kayıpların olacağını söylememize rağmen, serbest bırakılmamı istememize rağmen ’savcılığın düşüncesinden yola çıkarak kararımız yurtdışı yasağıdır, 7 gün içerisinde itiraz edebilirsiniz’ diyerek dosyayı kapattı. Biz de ikinci gün Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi’ne itirazımızı yaptık. Şimdilik bir cevap bekliyoruz. Bu cevabın sonucunda neler olacağını göreceğiz.”
“ASLI OLMAYAN BİR ŞEYDEN DOLAYI TUTULMAK GÖZDAĞI VERMEKTİR”
Basın açıklamasından dolayı yurtdışı yasağı konulmasının saçma olduğunu ifade eden Çankaya, bu yasağı kabul etmediğini dile getirerek, “Aslı olmayan bir şeyden dolayı tutulmak gözdağı vermektir. Bizim gibi bağımsız Alevi hareketini ve devletin Alevisi olmayanları susturmak, itibarsız hale getirmek, güçsüz hale getirmek, marjinalleştirmek istiyorlar. Bunu yaparken de Alevi kurumlarını yok etmeyle uğraşıyorlar. Devlet, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kabul etmeyip buna karşı duranlara elbette bunu yapacaktır” dedi.
“MÜCADELE EDECEĞİZ”
Çankaya bu tavrın Avrupa ile Türkiye’nin arasını açacağını belirterek şöyle devam etti:
“‘Artık Türkiye’deki Alevilerle uğraşmayın siz Avrupa’daki federasyonlarsınız, cemevi kurarsınız ama Avrupa ile bizim bağımız yoktur’ diyorlar. Nasıl ki AİHM’yi, AYM’yi tanımadıkları gibi Avrupa’daki kurumları da, demokratik güçleri de tanımak istemiyorlar, yalnızlaştırmak istiyorlar. Bu nedenle buna karşı da biz yılmayacağız. Biz eşit yurttaşlık hakkımız için sonuna kadar da mücadele edeceğiz. Bir Cumhuriyet bitti ikinci Cumhuriyet başladı. Bu sefer daha farklı bir Cumhuriyet’i yaşayacağımızın sinyalini veriyorlar.”
PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), kuruluşunun 25. yılını Viyana’da büyük bir coşkuyla kutladı.
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), kuruluşunun 25. yılını kutladı.
Welg Medya’nın haberine göre, sunuculuğunu Deniz Öz ve Alican Doğan’ın yaptığı kutlama, Viyana Belediye Başkanı Yardımcısı Christoph Wiederkehr’in katılımı ve katkılarıyla Festsaal Wiener Rathaus’ta gerçekleşti.
Ev sahipliğini Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Özgür Turak’ın yaptığı kutlamalara, Avusturya’nın dört bir yanından gelen dernek yöneticileri ve dernek üyelerinin yanı sıra, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bugüne kadar başkanlık yapmış olan dönem genel başkanları Ahmet Işık, Mehmet Ali Çankaya, Ethem Şahin, önceki Yol ve Erkan Kurulu Başkanı Haydar Bilgin başta olmak üzere, Analar-Pirler, Avusturya Alevi Kadınlar Birliği ve Avusturya Alevi Gençlik Topluluğu da katıldı.
Viyana Belediye Başkan Vekili Christoph Wiederkehr, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Tunç Soyer, Avrupa Parlementosu Alevi Dostluk Grup Başkanı Dr. Günter Sidl, Viyana Belediye Başkanvekili Kathrin Gaal, geceye videolu kutlama mesajı gönderdi.
Etkinliğe Milletvekilleri Dr. Ewa Ernst-Dziedzic, Bürstmayr Georg, Micheal Reimon ve Belediye Meclis Encümenleri Barbara Huemer, Niki Kunrath, Berivan Arslan, Max Zirngast, Carola Zentara, Sofia Palzer-Khomenko, Heidi Sequenz, Hans Arsenovic, Ali Fırat, Islek Siham, Ludwig Hetzel’e, Katolik Kilisesinden Dr. Espérance-François Ngayibata Bulayumi, Ermeni Katolik Kilisesinden Vahan Hovagimian, Avusturya Budisim Gerhard Weissgrab, Elmar Kuhn Hristiyan yardım kuruluşundan, Evangelist Kilisesinden Eva Hörmann, Süryani Ortodox Kilisesinden Islek Musa, Tarihçi Heiko Heinisch, Doç.Dr. Hüseyin Çicek, Prof.Dr. Stefan Hammer, Dr. Harald Tripp, Dr. Deniz Coşan Eke etkinliğe katıldılar.
AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, HDP eski Milletvekili Zeynel Özen, AABK eski yöneticilerinden Bülent Ant, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı Müslüm Dalkılıç, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Mehmet Gündüz, Danimarka ABF Başkanı Türel Meriç, İsviçre ABF Başkanı Binali Sağlam etkinlikte hazır bulundu.
PİRHA- 6 Şubat depremleri sonrası büyük yıkım yaşanan Adıyaman’da Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun öncülüğünde Rıza Şehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti açıldı.
6 Şubat depremlerinin büyük yıkıma neden olduğu Adıyaman’da Rıza Şehri Yaşam Alanı Konteyner Kenti kuruldu. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (ABBF) Onursal Başkanı Ethem Şahin, federasyonun Başkanı Özgür Turak ve Ağuçan Ocağı’ndan Ercan Kazım Özer’in katılımı ile Rıza Şehri Konteyner Kenti bugün faaliyete girdi.
“DERDİNİZE DERMAN OLMAK İÇİN GELDİK”
ABBF Onursal Başkanı Ethem Şahin konuşmasında, “6 Şubat’ta bir facia yaşadık. O facianın sesleri Adıyaman’da duyulmadı. Sizin sesiniz Avrupa’nın her yerinde duyuldu. Bütün ülkelerin Alevi kurumları sizin sesiniz olmayı kendilerine görev kılarak derdinize derman olmak için buradayız” dedi.
“6 BİN KİLOMETRE UZAKTA HER GÜN ACINIZI PAYLAŞAN İNSANLAR OLDU”
“Facianın arkasında bıraktığı anılar hepimizi çok derinden etkiledi” diyen ABBF Başkanı Özgür Turak da, depremzedeler ile acılarını paylaştığını ifade ederek, “Sizden 6 bin kilometre uzakta yaşıyoruz ama her gün acınızı paylaşan insanlar oldu. Alevi inancının da temel öznelerinden olan Rıza Şehri kavramının burada yaşamasını arzuladık” diye konuştu.
282 KONTEYNER
Turak, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun, depremzedelerin barınma ve temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için 282 konteynerden oluşan ve içinde çocuk, sağlık birimleri, kütüphane, sosyal tesis, çamaşırhane ve yönetim birimlerinin yeraldığı Rıza Şehri Konteyner Kent Yaşam Alanı’nın hizmete girdiğini söyledi.
“EN BÜYÜK İBADET HİZMETTİR”
Ağuçan Ocağı’ndan Ercan Kazım Özer ise “Yolumuz ve inancımızda en büyük ibadet hizmettir. İbadet yaşamın kendisidir. Bu hizmetlere gönül katan, buraya kadar gelen cümle canların hizmetleri kabul olsun. Hızır cümlemizin yardımcısı olsun. Hakk bizlere bir daha böylesi acılar kederler yaşatmasın. Birliğimiz, dirliğimiz beraberliğimiz daim olsun” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Avusturya’nın Viyana eyalet parlamentosu bütün milletvekillerinin oy birliğiyle 1988 yılında Halepçe’de gerçekleşen kimyasal gaz saldırısını ‘soykırım’ olarak tanıdığını bildirdi.
Avusturya’nın Viyana eyalet parlamentosu, Yeşiller, Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) ve Yeni Avusturya ve Liberal Forum (NEOS) partilerinin verdiği ortak önergeyi oybirliğiyle kabul ederek Halepçe katliamını ‘soykırım’ olarak tanıdı.
Kararı duyuran Yeşiller vekili Berivan Aslan, “Avusturya siyasi tarihinde ilk kez Kürtlere karşı işlenen kitlesel bir suç ‘soykırım’ olarak tanındı” dedi. Kararı, 23 Mart’ta yapılan oturuma ilişkin yazılı açıklamasında paylaşan Viyana Parlamentosu, açıklamada, Yeşiller Partisi Milletvekili Berivan Aslan’ın sözlerine de yer verdi. Aslan, konuşmasında, 35 yıl önce Saddam Hüseyin tarafından düzenlenen zehirli gaz saldırısında 5 bin Kürt’ün öldürüldüğünü ifade etti.
Açıklamaya göre, yapılan oylamada, Yeşiller, SPÖ ve NEOS’un verdiği önerge oy birliğiyle kabul edildi ve Halepçe katliamı Viyana Parlamentosu tarafından ‘soykırım’ olarak tanındı.
NE OLMUŞTU?
Saddam Hüseyin’in 1986-1988’deki ‘Enfal Harekâtı’nda, 182 bin Kürt sivil ölmüş, çok sayıda sivil de kaybedilmişti. Saddam Hüseyin yönetimi 16 Mart 1988’de de, Peşmergenin savaşta İran’ın tarafında yer almasını gerekçe göstererek, Halepçe’ye kimyasal silah saldırısı düzenlemiş, kadın ve çocuklar dahil 5 bini aşkın kişi öldürülmüştü.
Irak Yüksek Mahkemesi 2010 yılında verdiği bir kararda, Halepçe katliamını bir ‘soykırım eylemi’ olarak niteleyip, ‘Kürt halkının hafızasında kalıcı bir yara açtığını’ ifade etmişti.
PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu bünyesinde yıllardır Alevi toplumuna hizmet eden Ali Rıza Yıldırım, İstanbul-Viyana uçuşu sırasında polis tarafından gözaltına alındı ancak bir süre sonra serbest bırakıldı.
Yurtdışından Türkiye’ye gelen bazı Alevi kurum yöneticilerinin gözaltına alınması sürüyor. Avusturya’da yıllarca Alevi toplumuna hizmet etmiş olan Ali Rıza Yıldırım, İstanbul’dan Viyana’ya uçmak için gittiği havalimanında gözaltına alındı. Yıldırım’ın bir süre sonra serbest bırakıldığı öğrenildi.
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Özgür Turak, sosyal medya hesabından yayınladığı mesajında, “Avusturya ABF emektarlarından ve Viyana Alevi toplumuza yıllardır emek vermiş ve başkanlık yapmış olan sevgili Ali Rıza Yıldırım başkanımız, bugün 21:30 uçağı ile İstanbul-Viyana uçuşu öncesi gözaltına alındıktan sonra ifadesi alınarak serbest bırakılmıştır” dedi.
PİRHA- Avusturya’da inşa edilen St.Pölten Cemevi AABF Yol ve Erkan Kurulu ile tekrardan tüm Alevilerin hizmetine açılıyor.
St. Pölten Cemevi’nden İzzet Caner, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Özgür Turak, AABF Yol ve Erkan Kurulundan Haydar Bilgin ve AABF Onursal Başkanı M. Ali Çankaya imzasıyla yapılan yazılı açıklamayla St.Pölten Cemevi’nin tekrardan tüm Alevilerin hizmetine açılacağı duyuruldu.
“ALEVİLERİN BİRLİĞİNİ, BERABERLİĞİNİ VE HAKLARINI KORUMAK ADINA HİZMET SUNUYORUZ”
Yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Avusturya Alevileri zorlu bir süreçten geçiyor. Biz Aleviler yaşadığımız topraklarda inancımıza ve kültürümüze yönelik her türlü asimilasyona karşı bugüne kadar çok ağır bedeller ödeyerek geldik. Alevilerin bu zorlu süreçte inkar ve yok sayma politikalarına karşı her zamankinden daha fazla birliğe ve beraberliğe ihtiyacı vardır. Kurulma amacı Avusturya’daki Alevilerin birliğini, beraberliğini ve eşit yurttaşlık temelinde Hak özgürlüğünü sağlamak olan Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, 15 Bölge Cemevi, Yol Erkan Kurulu, Gençlik, ve Kadın Birliklerinden oluşan 60 Kurumu ile Avusturya’daki Alevilerin çatı kurumu olarak tüm insanlığa hizmet sunmakta.
“CEMEVLERİ KUTSALIMIZ VE KİMLİĞİMİZİN MERKEZİDİR”
Alevilerin ibadethanesi Cemevidir. Cemevi aynı zamanda bir hizmet merkezidir. Cem, Hakka uğurlama, nikah erkanları yürütülür. Deyişler, mersiyeler, gülbengler okunur, semahlar dönülür. Kısacası kutsalımız ve kimliğimizin merkezidir.
Bizler açısından bu kadar öneme sahip olan cemevlerimizin korunması, kollanması, sahip çıkılması ve işlevini Yol’un düsturuna uygun bir şekilde yürütülebilmesi hepimizin önceliğidir ve sorumluluğundadır. St. Pölten Cemevimizinde içinde yer aldığı, Etkinlik Salonu, Büro, Açık alan ve Park kompleksinin tamamı 10 Aralık 2021 tarihinde ana mülkiyet değerinin çok üzerinden bir fiyatla açık artırma yolu ile satışı gerçekleşmişti. Alevilerin ibadethanesi olan Cemevinin yabancı ellere gitmemesi için açık artırmada kar amacı güden tefecilere rağmen en yüksek teklifi vererek tüm Kompleksi satın alan Caner Ailesi, St.Pölten Cemevinin Avusturya’da Alevilerin birliğinin ve beraberliğinin sağlanması açısından tüm Alevileri kucaklayacak şekilde hizmet veren Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Yol ve İnanç Kurulu tarafından Cemevi ve Hakka Uğurlama alanı Avusturya’daki tüm Alevilere hizmet vermesi için tahsis edilmiştir.
“AVUSTURYA’DAKİ TÜM CANLARIMIZLA BİRLİK CEMİ YÜRÜTECEĞİZ”
Cemevimizde İslam Alevi İnanç Teşkilatı Başkanı Yüksel Bilgin ve St.Pölten Alevi Kültür Birliği Başkanı Mehmet Mercan dışında her Can hizmet Yürütebilir ve toplumun her kesimine tüm Alevi Ritüellerini yapmaları konusunda açıktır. Cemevimizde ve Hakka Uğurlama alanındaki tadilatlarımız büyük bir hızla devam etmekte ve tamamlanmak üzeredir. Bu vesile ile Alevilerin Kutsal aylarından biri olan Hızır ayında, tekrardan umutların ve yeni başlangıçların filizlenmesi, gönüllerin paklanması Alevilerin birliğe ve beraberliğe kavuşması için Avusturya’daki Tüm Canlarımız ile beraber Birlik Cem’i yürüteceğiz.
Tüm canlarımızı düzenlenecek olan Birlik Cemine mihman olmaya davet ediyoruz. Hızır Ayında Yapacağımız Birlik Cem’i ile ilgili bilgileri sizlere ilerleyen süreçte aktaracağız. Birliğimiz ve beraberliğimiz daim ola, Hünkâr Hace Bektaş-ı Veli Kılavuzumuz, Pir Sultan Abdal Yoldaşımız, Hızır Haldaşımız ola. Aşk ile…”
PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) hafta sonu yapılan 13. Olağan Genel Kurulu’nda Özgür Turak yeniden başkanlığa seçildi. Genel Kurul sonrası yayınlanan sonuç bildirgesinde, Avusturya’da iç ve dış asimilasyona karşı, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak devlet nezdinde tanınmasıyla büyük bir zafer kazanıldığı belirtildi. Bildirgede, okullarda Alevilik dersleri, müfredatları, eğitmen çalışmaları için çalışmaların ivedilikle yapılacağı vurgulandı.
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) hafta sonu yapılan 13. Olağan Genel Kurulu’nda Özgür Turak yeniden AABF Genel Başkanı seçildi. Başkanla birlikte 11 kişilik yönetimde 5 kadın yer aldı.
Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Kurulu sonrası sonuç bildirgesi yayımlandı.
Bildirgede, “AABF ve Bileşenleri 13 yıl boyunca vermiş olduğu hukuksal mücadele sonucunda, yıldırma politikaları karşısında, iç ve dış asimilasyona karşı, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tüm ülke genelinde devlet nezdinde resmi olarak tanınması, Alevi toplumu için bir dönüm noktası olmuş ve büyük bir zafer kazanmıştır” hatırlatmasında bulunuldu.
Sonuç bildirgesinde şunlar kaydedildi:
“Avusturya’da Alevilik ve Aleviler kendi değerleriyle eşit yurttaşlık temelinde inançsal ve kurumsal hakları ile özgürleşmişlerdir. Bu özgürlük mücadelesinde katkı sunan, kurum ve
kuruluşlarımıza, dostlarımıza, kardeş kurumlara ve her emektarımıza sergiledikleri onurlu duruşu ve mücadelesinden dolayı kutluyoruz.
Federasyonumuz asimilasyoncu zihniyet karşında göstermiş olduğu mücadele ruh ile tüm bileşen ve oluşturduğu komisyonlarla örgütsel bir bütünlük içerisinde geleceğe yönelik çalışmalar yürüyecektir. Alevi toplumunun ihtiyaçları doğrultusunda elde ettiği değerlerle toplumsal aydınlanma, inkar ve yok sayma zihniyetine karşı kurumsal mücadele, yaşamın her alanında yürütülmeye devam edilecektir.
Özgür Alevi inancının gelecek nesillere aktarılması için okullarda Alevilik dersleri, müfredatları, eğitmen çalışmaları için gerekli ön koşullar ve zemin hazırlıkları ivedilikle sürdürülecek ve gerekli alan çalışmaları yapılacaktır. Kurumlarımızda insan, kişisel gelişim ve sanatsal faliyetlerin desteklenmesi ve geliştirilmesi için toplumsal değelerimizin gelişmesi açısından hizmet yürütülecektir. AABF olarak başta Alevi sorunu olmak üzere Türkiye’de ve Dünya’daki tüm antidemokratik uygulamalara karşı şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada net karşı bir duruş içerisinde olacağımızın bilinmesini isteriz.
“CEMEVLERİMİZİN BAKANLIĞA BAĞLANMASI ASİMİLASYONUN BAŞKA BİR VERSİYONU”
Baştan beri talebimiz olan eşit yurttaşlık hakkı yerine Cemevlerimizin Kültür ve Turizim Bakanlığı’na bağlanarak devletin himayesi altına alınması Alevilere karşı yapılan asimilasyonun başka bir versiyonudur.
AABF olarak bunu şiddetle reddediyoruz. Düşünce ve ifade özgürlüğüne karşı çıkarılan yeni Sansür Yasası da baskici zihniyetin oluşmasının yeni bir tezahürüdür.
Bugüne kadar vermiş olduğumuz onurlu mücadelemiz, bundan sonra da asimilasyona, her türden gericiliğe, faşizme, anti demokratik zihniyet ve uygulamalara karşı, daha da büyüyerek devam edecektir.
İhmal sonucu Amasra maden ocağında yitirdiğimiz canlarımızı da saygı ile anıyoruz.”
PİRHA-Kureşan Ocağı evlatlarından Musa Kazım Engin Dede, Avusturya devletinin, ‘Alevilik, bağımsız, kendine özgün, özgür bir inançtır’ kararını değerlendirdi. Engin, “Avrupa’daki demokratik işleyişin daha sağlıklı zeminler üzerinde yürümesi, Avrupa’daki demokratik Alevi hareketini daha güçlü kıldı” dedi. Engin, Türkiye’deki bütün Aleviler ve kurumların da bu konuda silkinmesi gerektiğini belirtti.
Kureşan Ocağı evlatlarından Musa Kazım Engin Dede, Avusturya devletinin, ‘Alevilik; bağımsız, kendine özgün, özgür bir inançtır’ kararına ilişkin konuştu.
Avusturya devletinin kararının Alevilerin hak mücadelesi için önemli bir dönüm noktası olduğunu belirten Engin, devletin Alevileri on yıllardır asimile etmeye çalıştığını ve buna karşılık Türkiye’deki Alevilerin daha güçlü bir şekilde örgütlenmesi ve dayanışma göstermesi gerektiğini söyledi.
“AVRUPA’YA GÖÇ EDEN ALEVİLER, ORADA İNANÇLARINA SAHİP ÇIKTILAR”
Engin, Avusturya’nın Aleviliği kendine özgü bir inanç olarak tanımasının Alevilik hak mücadelesinde büyük bir adım olduğunu ifade etti.
Alevi yurttaşların 1960’lı yıllardan itibaren yoksunluktan dolayı göç yoluyla Avrupa’nın ve dünyanın her yerine dağıldığını ve beraberinde kültürünü, inancını da götürdüklerini dile getiren Engin, “Zamanla orada birazcık eli iş tutan insanlar, belli bir ekonomik özgürlüğü yakalayan insanlar kültürümüzü ve inancımızı devam ettirmek için örgütlenme çalışmalarına girdiler. 1980’li yıllardan itibaren orada yürütülen önemli bir çalışma var. Dernekler, federasyonlar ve konfederasyonlar şeklinde oluşan örgütlenme modelleri var. Türkiye’de 1993 Sivas Katliamı’ndan sonra gelişen demokratik Alevi hareketi var. Avrupa’da daha önce başlayan bir süreç bu” diye konuştu.
“80’Lİ YILLARDA MGK, ALEVİLİK İNANCINI ‘İÇ DÜŞMAN’ OLARAK TANIMLADI”
Devletin hem Türkiye’de hem de Avrupa’da Diyanet eliyle Alevilere yönelik asimilasyon çalışması yaptığını vurgulayan Engin, sözlerine şöyle devam etti:
“Bu asimilasyon çalışması 12 Eylül’den sonra başlayan bir süreçtir. Daha evveli de var ama devlet aklı dediğimiz akıl hiçbir zaman unutmuyor. Alevileri asimile etmeye çalışıyorlar. 1980’li yıllarda 12 Eylül faşist cuntasının Milli Güvenlik Kurulu, iç siyaset bölgesinde Alevilik inancını ‘İç düşman’ olarak tanımlıyor ve potansiyel bir tehlike olarak değerlendiriyor. Devlet, bu işi önce Fethullah cemaatine havale etti. Fethullah cemaati, Cem Vakfı ile yapmış olduğu iş birliği ile ‘cami-cemevi projeleri’ ile bu asimilasyonu yapmaya çalıştı. Cemevi-cami işin görünen kısmı. İstanbul’da Yeni Bosna Cemevi’nde, Erikli Baba Cemevi’nde, Garip Dede de, Karacaahmet’te, bir dönem de Şah Kulu’nda yapılanlar var.
Bunların hepsini bütün halde ele aldığımız zaman buralarda büyük bir asimilasyon çabasının, çalışmasının olduğunu görüyoruz. 1993’ten sonra Demirel’in talimatıyla kurulan Cem Vakfı, Alevileri İslam’ın içinde bir çizgide tutmak amacıyla kuruldu. Buna ilişkin bir müfredat hazırlandı. Önce dedeleri kucaklamak ve örgütlemekle işe başladılar. Ardından da Alevi finans kapitalini yani Alevi finansını elinde tutan, ekonomik gücü olan Alevileri, iş çevrelerini etrafında toparladılar.”
Avrupa’daki demokratik Alevi hareketinin ivmesinin yüksek olduğunu, halk nezdinde daha çok kabul gördüğünü aktaran Engin, “Avrupa’daki demokratik işleyişin daha sağlıklı zeminler üzerinde yürümesi, Avrupa’daki demokratik Alevi hareketini daha güçlü kıldı. O nedenle Avrupa’da ardı ardına Alevilik ayrı bir inanç, özgün bir inanç olarak tanındı. Önce Alevilik dersleri Alevi öğretmenler tarafından verildi. Alevilik müfredatının içeriği Avrupa Alevi Konfederasyonu’na bağlı olan kurumlar tarafından hazırlandı. Tek problem Avusturya’da olmuştu. Avusturya’daki problem ise oradaki Diyanet ve Cem Vakfı’yla iş birliği yapan örgütlerin bir manipülasyonuyla Alevilik mücadelesi sekteye uğramıştı. Sekteye uğraması sonucunda uzun yıllar süren bir hak, hukuk mücadelesi yürütüldü ve Avusturya devleti de bu konuda olumlu karar verdi” dedi.
“TÜRKİYE’DEKİ ALEVİLER TAKİYEYİ BIRAKMALI”
Avrupa’da Aleviliğin özgün bir inanç olarak tanınmasından devletin, Diyanet’in, Türk İş birliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) gibi kurumların rahatsız olduğunu kaydeden Musa Kazım Engin Dede son olarak şunları söyledi:
“Artık Avusturya’da Alevilik bağımsız ve özgür bir inanç. Alevilik dersleri, Avrupa ve Avusturya Alevi Federasyonu’na bağlı öğretmenler tarafından verilecek. Orada bugüne kadar hizmet etmiş eski ve yeni bütün yöneticileri yürekten kutluyorum. Çok büyük bir mücadele, çok büyük bir başarı, çok büyük bir zafer elde edilmiştir. Türkiye’deki bütün Aleviler ve kurumlar bu konuda silkinmeli, kendilerine gelmeli ve takiyeyi bırakmalı. Alevilik kendine özgü bir yoldur. Nesimi ne diyor?
‘Sorma be birader mezhebimizi,
Biz mezhep bilmeyiz, yolumuz vardır.
Çağırma meclisi riyaya bizi,
Biz riya bilmeyiz dolumuz vardır.’
Evet nesimi gibi, Mansur gibi olanalra aşk olsun diyorum.”
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) yazılı bir açıklama yaparak, Avusturya’da Aleviliğin özgün bir inanç olarak tanınmasının bir kazanım olduğunu ve bunu önemsediklerini belirtti. ABF, “Türkiye’de hukuki kazanımların emsal olmasını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını da acil olarak siyasal iktidardan bekliyoruz” dedi.
Avusturya’da Alevilik ‘kendine özgü bir inanç’ olarak tanındı. Avusturya devleti Alevi inancının bağımsız, özgür bir inanç olduğunu belirterek noktayı koydu. Aleviliğin bu şekilde tanınmasında Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) 13 yıl verdiği hukuk mücadelesi etkili oldu.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), yazılı bir açıklama yaparak, Avusturya’da Alevilerin bu kazanımını önemsediklerini belirtti.
Teolojik tartışmaların bu kazanımı gölgelediğini vurgulayan ABF, “Alevilik ve Aleviler adına yapılan her hukuki mücadele değerli olup geleceğe bırakılan miras olarak görüyoruz. Türkiye’de hukuki kazanımların emsal olmasını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını da acil olarak siyasal iktidardan bekliyoruz” dedi.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) şu açıklamayı yaptı:
“Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun 13 yıldır hukuksal “tanınma” için verdiği hukuki eşit haklar mücadelesi sonucunda, 14 Mart 2022 tarihinde Avusturya Milli Eğitim, Sanat ve Kültür Bakanlığı bünyesindeki Din İşleri Dairesi tarafından “Tüzel Kişilik” hakkı kazanarak, devlet nezdinde “Kayıtlı İnanç” statüsü elde etmiştir.
Türkiye’de mezhepçi ve siyasal İslamcı bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı, Avrupa’da Alevilere “Kuran, Sünnet, Cami ve İslam” dairesi içinde eritmek için yoğun çaba göstermektedir.
AABF’de tıpkı bağlı olduğu Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu ve Bileşenleri ile aynı düşünsel ve hukuksal mücadele eksende yer alarak, Alevilerin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dayattığı kırmızı çizgilerini reddederek, asimilasyona, tanımlanmaya, Diyanet İslamı içinde eritilmeye itiraz etmektedir.
İşte, tam da bu gerekçe ile AABF’nin mevcut yönetimi, verdiği hukuksal mücadele ile Avusturya’nın 2015 tarihli yeni İslam Yasasının, tıpkı Türkiye’deki Diyanet’te olduğu gibi, Avusturya’da “Kuran, Sünnet, Cami ve İslam” dairesi dışında kalmaya izin vermeyen mevzuatının dışında bağımsız olarak “özerk” ve “tüzel kişiliğe” sahip olmak istemiş ve bu hakkı elde etmiştir.
Alevi Bektaşi Federasyonu olarak bu kazanımı önemsiyor yapılan teolojik tartışmaların kazanımı gölgelemek adına bilinçli bir yaklaşım olduğunu biliyoruz. Alevilik ve Aleviler adına yapılan her hukuki mücadele değerli olup geleceğe bırakılan miras olarak görüyoruz.
Türkiye’de hukuki kazanımların emsal olmasını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını da acil olarak siyasal iktidardan bekliyoruz.”
PİRHA-Avusturya Devleti’nin, Aleviliğin kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etmesine ilişkin konuşan Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol hizmetkârı Mehmet Turan, “Alevilik kendisine özgü bir inançsa Aleviliğin şu andaki İslami anlayışla ya da diğer semavi dinlerle hiçbir alakası ve ilgisi yoktur” dedi.
Avusturya Devleti, geçen aylar Alevi inancını resmen tanıdı. Avusturya, Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etti.
Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol hizmetkârı Mehmet Turan, Avusturya Devleti’nin, Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etmesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“ALEVİ İNANCINDA TAPMA ANLAYIŞI YOKTUR”
Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğu, İbrahim’i, semavi dinlerle bir alakasının olmadığını belirten Turan, “Alevilik kendisine özgü bir inançtır ama bu inancın bu şekilde kabul edilmesine Avusturya’daki bazı Alevi kurumları, Türkiye’deki bazı Aleviler karşı çıkmaya kalkıştılar ve ‘Alevilik İslam’la ilintilidir, İslam’ın içerisinde onla beraberdir’ gibi sözlerle anlatmaya çalıştılar. Alevilik kendisine özgü bir inançsa Aleviliğin şu andaki İslami anlayışla ya da diğer semavi dinlerle hiçbir alakası ve ilgisi yoktur. Bunu tekrar tekrar söylüyorum, Alevilik kendisine özgü bir inançtır, bu inancı içerisinde hiçbir zaman tapma anlayışı yoktur, yaratılış anlayışı yoktur. Aleviler kesin ve kesin varoluş anlayışına, bir vardan varoluşa inanırlar ve o varın özü ve kökü evrenin binlerce yıl, milyonlarca yıl geçmişinden gelen bir anlayışın içindedir” dedi.
“ALEVİLİKTE CENNET VE CEHENNEM ANLAYIŞI YOKTUR”
Alevilik artık kendi içeresindeki gerçeklerle buluşması gerektiğini ifade eden Mehmet Turan Dede, şöyle devam etti:
“Kendi içerisindeki gerçekler bir tek yerde buluşur. Varoluş anlayışı tapınmayı gerektirmez, varoluş anlayışı değişik kimliklerin önünde eğilmeyi gerektirmez, varoluş anlayışı değişik kimliklere sırtını yaslayarak onlardan himmet ve minnet duyarak cennete gitme amacı gütmez. Çünkü Alevilikte cennet ve cehennem anlayışı yoktur, cennet ve cehennem bu alemdedir. Aleviler dünyayı cennete gitmek için cehenneme çevirenlerin yanında değil, bulundukları yeri cennete çevirmeye çalışan insanların yanındadır” diye konuştu.
PİRHA- Avusturya Devleti, Alevi inancını resmi olarak tanıdı ve Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etti. Peki Alevi yurttaşlar bu kazanım hakkında ne düşünüyorlar? İşte yanıtlar:
Avusturya Devleti, Alevi inancını bağımsız olarak resmen tanıdı. Avusturya, Aleviliğin hiçbir dine bağlı olmadan kendine özgü bağımsız bir inanç olduğunu kabul etti.
Avusturya Alevi Federasyonu’nun 13 yıllık mücadelesi sonucunda elde edilen bu kazanım hakkında Alevi yurttaşlar ne düşünüyor?
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) 16. Genel Kurulu’na katılan yurttaşların sorumuza verdikleri yanıtlar şöyle oldu:
-Alevi toplumu açısından çok önemli bir gelişme. Bunun Avrupa’da değil de ilk önce bizim ülkemizde yapılması gerekiyordu. Alevi kurumlarında görev alan arkadaşların bu konuyla ilgili ciddi bir çalışma yapması gerekiyor.
-Bunların hepsi demokrasi kültürü ile ilgili bir şey. Demokrasi ciddi bir süreç. Bizim ülkemizde de demokrasi mücadelesi yükseldikçe bu kazanımları elde edeceğimizi düşünüyorum.
-Alevi toplumu başkalarından bir şey beklememeli. Eşit yurttaşlık hakkı başta olmak üzere diğer tüm hakları için kendileri örgütlenip, mücadele vermelidir. Bir Alevi olarak bu karardan onur ve gurur duydum.
-Türkiye’deki Alevilik 40 yıldır dernekçilik olarak örgütleniyor. Bunun bir adım ileriye götürülmesi gerekiyor. Ekonomik ve akademik olarak bir altyapı oluşturulmalı. Bilimsel altyapı oluşturulduktan sonra enstitüler kurularak Alevilik ileriye taşınmalı.
-Yaklaşık 1500 yıldır bu topraklarda Alevilik var ve her dönem asimilasyon politikalarına maruz kalan bir toplum olduk. Hak verilmez alınır. Bu yüzden biz Aleviler olarak bir araya gelmeliyiz ve haklarımız için birlikte mücadele etmeliyiz. Aksi halde devlet bize hiçbir şey vermeyecektir.
– Alevi kurumları doğru politikalar üretmeli, şeffaf bir şekilde kurumları yönetmeli ve örgütlenme modeli olarak farklı yapılanma içerisine girmelidir. Dernekçilik artık miadını doldurmuştur.
-Bu ülkede kimliğinizi söylemek bile suç oluyor bazen. Umarım demokrasi mücadelesi ilerler ve Aleviler tüm haklarını alır.
-Alevilik bir din ve yoldur. Avrupa’da Alevilerin kazanımları devam ederken Türkiye’de halen yok sayılıyoruz. Hala hukuki kazanımlarımız bile hayata geçirilmemiş durumda. İnkar ve asimilasyon politikalarına karşı Alevi kurumları ve tüm Aleviler birlik olmalıdır.
-Ülkeyi yönetenler maalesef Alevileri görmezden geliyor. Alevilerin seslerine, hak taleplerine kulak tıkıyorlar. Bizi tanımayan bir yönetim var karşımızda. Alevilerin birleşmekten başka yolu yoktur.
-Alevilik tek başına bir inançtır, yoldur. Başka hiçbir dinle bağlantısı yoktur. Biz insan yakmayız, insan katletmeyiz, kul hakkı yemeyiz, bizim inancımızda herkes eşittir. Bu karar memnuniyet verici. Dileriz ki bizim topraklarımızda da bu durum gerçekleşir.
PİRHA- Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş, Avusturya’da Aleviliğin ‘kendine özgü bir inanç’ olarak tanınmasını olumlu bulduğunu söyledi. Eriş, “Çünkü Alevi Bektaşilik gerçekten kendine has ritüelleri olan, kendine has düşünceleri ve felsefesi olan bir inanç sistemi” dedi.
Alevilik, 13 Nisan 2022 tarihinde Avusturya’da ‘kendine özgü bir inanç’ olarak tanındı. Avusturya devleti Alevi inancının bağımsız, özgür bir inanç olduğunu belirterek noktayı koydu. Aleviliğin bu şekilde tanınmasında Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun (AABF) 13 yıl verdiği hukuk mücadelesi etkili oldu.
Avusturya’da Aleviliğin bağımsız bir inanç olarak tanınması Türkiye’de de Alevilerin büyük çoğunluğu tarafından memnuniyetle karşılandı.
Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş, “Avusturya devletinin vermiş olduğu bu kararı şahsım olarak olumlu buluyorum. Çünkü Alevi Bektaşilik gerçekten kendine has ritüelleri olan, kendine has düşünceleri ve felsefesi olan bir inanç sistemi” dedi.
“BÜTÜN SIRLARIMIZ ALİ’DE TOPLANMIŞ”
“Müslümanlıkla iç içe geçmiş, binlerce yıldır İslam şeriatı Alevilerin içinde her zaman olmuş ve bütün sırlarımızı biz Ali’ye devretmişiz, bütün sırlarımız Ali’de toplanmış” diyen Eriş, şöyle devam etti:
“Baskı düzeni, bir şekilde devlet ve egemenler, İslam şeriatını Alevi yolunun içerisine koymuş. Bu durum istesek de, istemesek de yapılmış ve bizler devlet ve egemenler tarafından her zaman yönetilen halk olmuşuz. Aleviliğin içerisinde İslam, İslam şeriatı hep olmuş ama nedense hep biz korkmuşuz, korkuyoruz. Alevi Bektaşilikte bir sorgulama, bir yargılama var ama şeriatta böyle bir şey söz konusu değil. İslam’ın beş şartı vardır, buna uyarsan Müslümansın, uymazsan kafirsin, kelle gider. Bu şekilde insanlar özgür düşüncesini söylememişler bugün de söyleyemiyorlar. Alevi gibi yaşamak kesinlikle İslam’ın şeriatına uymuyor. Kadın, miras, hak ve özgürlükler, hoşgörü, sorgulama, yargılama, rızalık alma, gönül birleme böyle bu felsefenin içerisinde böyle bir öğretiden gelen Alevilik Bektaşilik var, öbür tarafta da her şeyi şartlara bağlandığı, her şeyin olmazsa olmaz olduğu bir düşünce sistemi, bir inanç sistem var. Dolayısıyla bunlar birbirine benzemiyor, birbirine uymuyor.”
“İSLAM ŞERİATININ BASKISINA RAĞMEN KADINLI ERKEKLİ CEM YAPABİLİYORUZ”
Yüzlerce yıldır İslam şeriatının Alevilere yönelik baskı uyguladığını belirten Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş, “Ama her şeye rağmen yine de bugün kadınlı erkekli cem yapabiliyoruz, her can her yıl pir huzuruna çıkıp sorgulanıyor, hizmet görüyor. Bunlar yapıla gelmiş ve hala devam ediyor. O yüzden de farklı düşünenler mutlaka olabilir. Ben Avusturya devletinin vermiş olduğu bu kararı olumlu buluyorum” diye konuştu.