Etiket: Avusturya

  • 1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi: Biz ne O’yuz ne Bu’yuz, biz Aleviyiz

    1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi: Biz ne O’yuz ne Bu’yuz, biz Aleviyiz

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ev sahipliğinde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun öncülüğünde Viyana’da 8-9 Şubat tarihlerinde yapılan 1. Avrupa Alevi Kurultayı’nın sonuç bildirgesi açıklandı. Aleviliğin diğer inançlar gibi kendine özgü, farklı bir inanç, başlıbaşına bir Yol olduğu vurgulanan bildirgede, Alevi kurumlarının her platformda inancın bu özgün karakterini vurgulaması gerektiği belirtildi. Hakka uğurlama erkanlarının cem erkanı gibi yürütülmesi gerektiğine işaret edilen bildirgede “Biz ne O’yuz ne Bu’yuz, biz Aleviyiz” denildi. 

    1. Avrupa Alevi Kurultayı Avusturya’nın başkenti Viyana’da 8-9 Şubat tarihlerinde yapıldı. 1. Avrupa Alevi Kurultayı, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF)’nun ev sahipliğinde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) ortak organizasyonuyla Avusturya Sendikalar Birliği’nin (ÖGB) “Veranstaltungssaal Catamaran” salonunda gerçekleşti.

    İki gün süren kurultaya Avrupa’dan ve Türkiye’den çok sayıda Alevi kurum temsilcisi, araştırmacı, akademisyen ve Alevi- Bektaşi anası, dedesi, babası katıldı.

    1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi üç çalıştay grubu şeklinde yayınlandı.

    1. İnanç Yol Erkan Kurulu Çalıştayı Sonuç Bildirgesi
    2. Alevi Akademisyenleri Çalıştayı Sonuç Bildirgesi
    3. Alevi Kurum Yöneticileri Sonuç Bildirgesi

    “Kurultayımızda İnanç Yol Erkan, Alevi akademisyenleri ve Alevi kurum yöneticilerinden oluşan çalışma gruplarının hazırladıkları sonuç bildirgesini tüm Alevi dünyasına sunuyoruz” diye başlanan bildirgede, “Aleviliğin tarihinin yaşadığı ülkelere egemen devletler tarafından kendisine uygulanmış asimilasyon, baskı ve sürgünlerle yok edilme tarihidir” ifadesi kullanıldı. Bu felaketlerin nedeninin ise Aleviliğin, adaletsizliklerle belirlenen egemenlik ilişkileriyle uzlaşamaması, her türlü otoriteyi sorgulayabilmesi ve bu hakkı insanın kendisinde görmesi olarak kaydedildi.

    İşte 1. Avrupa Alevi Kurultayı sonuç bildirgesi:

    “Kadim zamanlardan Kerbela’da Hüseyin’e, Ebul Vefa’ya, Hallacı Mansur’dan Baba İlyas’a, Nesimi’den Hatai’ye, Hacı Bektaş’tan Pir Sultan Abdal’a, Kalender Çelebi’den Seyit Rıza’ya kadar Alevi belleğinin oluşumunda tayin edici roller üstlenen inanç önderleriyle Alevilik, egemenlik ilişkilerini sorgulayan bu adalet ve direnç kimliğiyle belirginleşmiştir. Baba Tahir’den Yunus Emre’ye, Kaygusuz Abdal’dan Edip Harabi’ye sayısız ozanıyla da bu toprakların tarihsel kültürünü yaratmıştır.

    Alevilik, Babailer ve Babai isyanıyla Anadolu’da ciddi bir etkinlik sağlamış ve takip eden süreçte de Hacı Bektaş, diğer Alevi inanç önderleri ve ocaklar üzerinden yeniden örgütlemeye yönelmiştir.

    Alevi belleğinde Osmanlı dönemi çok özel bir yere sahiptir. Aleviler için Osmanlı, kuruluşunda yer aldıkları, ama takip eden süreçte bu devlet tarafından ağır bir baskı ve asimilasyona uğratıldığı bir tarihi temsil etmektedir. Cumhuriyet de, ne yazık ki kuruluşundan sonra tek dil, tek millet ve tek din eksenli bir tektipleştirmeye yöneliyordu. Bu yönelimde din, Türkleştirmenin ve toplumu şekillendirmenin aracı olarak kullanılacaktı.

    “ALEVİLİK KENDİNE ÖZGÜ FARKLI BİR İNANÇTIR, BAŞLIBAŞINA BİR YOL’DUR”

    Kurultayımızın her üç komisyonunda da saptandığı ve temel değer ve ritüellerinde de açıklıkla görüleceği gibi Alevilik, mevcut diğer tüm din ve inançlar gibi kendine özgü ve farklı bir inançtır. Hakkı kendinde bulması, Varoluş olgusunu Vahdeti Vucut, Vahdeti Mevcut’la bütünleyen ve Devriye anlayışı ile yetmiş iki millete/inanca bir nazarla bakması, cihat karşıtlığı, kadın erkek ayrımcılığını reddetmesi, Kırklar Cemi, Rıza şehri, Kabe’yi insanda görmesi, vb. özellikleriyle Batıni bir inançtır. Başta Cem olmak üzere, Rızalık ve İkrarlık ilkesi ile oruçları, Hızır’ı, Devriye inancı, Bağlaması, Semahı ile Alevilik, herhangi bir dinin veya inancın mezhebi değil, ancak kendi değerleri içinde doğru anlaşılır bir inanç, başlıbaşına bir YOL’dur.

    “ALEVİ KURUMLARI, ALEVİ İNANCININ BU ÖZGÜN KARAKTAERİNİ BÜTÜN PLATFORMLARDA DİLLENDİRMELİ”

    Dolayısıyla Alevi kurumları, hem inançsal hakikatlerinin gereği, hem de eşit yurttaşlık hakkını elde etmeyi sağlayacak hukuksal kazanımları elde edebilmek açısından Alevi inancının bu özgün karakterini bütün platformlarda cesaretle dillendirilmelidirler.

    Yaşanılabilir bir dünya için mücadele etmek de o kadar vazgeçilmezimiz olmalı. İnançsal, kültürel, siyasal, hukuksal, sosyal, ekonomik, akademik ve eğitim alanlarında mücadelemizi toplumsallaştırmaya devam etmeliyiz.

    “CEM ERKANLARIMIZ NASIL YÜRÜTÜLÜYORSA HAKKA UĞURLAMA ERKANIMIZ DA ÖYLE YÜRÜTÜLMELİ”

    Buradan yola çıkarak cem erkanlarımız ve bilhassa Hakk‘a yürüme erkanına geldiğimizde ise Alevi- Bektaşi-Kızılbaş inancında Cem’lerimiz nasıl yürütülüyorsa, Hakk‘a uğurlama erkanı‘da Cem‘lerin içeriğine uygun yürütülmesi gerekliği açıktır. Ancak bu konuda da halen ciddi sorunlar yaşadığımız bilinmektedir. Alevice yaşayıp, Alevice olmayan uygulamalar yapılmakta, yüzyıllar boyu baskı zulüm ve kıyımlar sonucu kendi değerlerimiz den uzaklaştırılarak asimile edilmeye çalışılan inancımız, aşık-ı sadıkların kelamları doğrultusunda inancın özüne uygun erkanlara dönüştürülmesi gerekmektedir.

    “BİZ NE O’YUZ NE BU’YUZ; BİZ ALEVİYİZ”

    Bizler Avrupa ve Türkiye’deki yüzlerce Alevi Kültür Merkezi ve cemevlerinin başkan ve yöneticileri olarak, “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” diyen Pir Sultan’ın yolundan yürüyoruz.

    Bizim YOLumuza ikrarımız var.
    Biz ne O’yuz, ne Bu’yuz!
    Biz ALEVİYİZ.
    YOLumuzun, mücadelemizin, kurumlarımızın, ozanlarımızın, pirlerimizin ışığı yolumuzu aydınlatsın, Hızır yardımcımız olsun. Birliğimiz daim, Aşkımız cemalimiz olsun.”

    Çalıştay gruplarının sonuç bildirgeleri de ayrıntılarıyla şöyle:

    1. Çalıştay Grubu: Alevi İnanç Yol Erkan Bölümü – Sonuç Bildirgesi:

    ENEL HAKK DÜŞÜNCESİ

    Alevi-Bektaşi- Kızılbaş inancının bugüne kadar gelmesinde Hakk aşıklarının kelamları, bizlere en önemli yol gösterici belgelerdir.

    Beni hor görme gardaşım
    Sen altınsın ben tunç muyum
    Aynı vardan var olmuşuz
    Sen gümüşsün ben saç mıyım, diyen Veysel’den;

    Cihan var olmadan ketm-i ademde
    Hakk ile birlikte yektaş idim ben, demektedir Şiri Bektaş Çelebi.

    Daha Allah ile cihan yoğ iken
    Biz anı var edip ilan eyledik
    Hakka layık hiç bir mekan yoğ iken
    Aldık hanemize mihman eyledik, diyen Harabi ́den.

    Bir ben vardır benden, benden içeri, diyen Yunus’a ve diğer aşıklara baktığımız tüm aşığı sadıklar, bu yolda var oluşu bu şekilde ifade etmektedirler.

    Seyyid Nesimi de;

    Mende sığar iki cihan
    Men bu cihana sığmazam Gevherüla mekan menem Kevnü mekana sığmazam,

    derken ve yine Daimi;

    Tüm vadiler gibi sahralar gibi
    Sıra dağlar gibi yaylalar gibi
    Akan sular gibi deryalar gibi Cümle alem bir can imiş bilmedim,

    ve yine Edip Harabi de

    Vahdet sarayına girenler için Hakk’ı Hakkel yakın görenler için Harabi bu sırrı bilenler için
    Birlik meydanında cevlaneyledik, diyerek Vahdet-i vücud, Vahdeti mevcud anlayışı ile Enel Hakk düşüncesini ayan beyan ortaya koymaktadır.

    DEVRİ DAİMİ EN GÜZEL İFADE EDEN HAK AŞIKLARI

    Aşığı Sadıkların bu kelamlarından yola çıkarak Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancında ölümsüzlüğü ifade eden,

    Güruh-u naciye özümü kattım
    İnsan sıfatından çok geldim gittim
    Bülbül oldum firdevs bağında öttüm
    Bir zamanlar gül için zara düş oldum, diyen Sıtkı Baba’dan

    Gahi nebi gahi veli göründüm
    Gahi uslu gahi deli göründüm
    Gahi Ahmed gahi Ali göründüm
    Kimse bilmez sırrımı Kallaşidim ben, diyen Şi‘ri Bektaş Çelebi‘nin devriyesini

    Bulut olup ağdığımı bilirim
    Baran ile yağdığımı bilirim
    Altı anadan doğduğumu bilirim
    Kaç ebeden,kaç soruldum kim bilir, diyen Güfrani‘ye

    Ger aslım sorarsan ben bir niyazım, Sabır ilmiderler yerden gelirim, Katre idim şimdi ummanlar oldum, Arştaki kandilden nurdan gelirim,
    Nesimi’yim ikrarımdan belliyem, gerçek erenlerin kemter kuluyam, Ali bağçesinin gonca gülüyem, Münkir münafıka Har’dan gelirem” diyen Hakk aşıklarının Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancındaki devriyeleri, dünden bugüne, Dilkalemi ile gönüllere yazıp, Hakk’tan gelip, Hakka gidişi, yani Devri daimi, en güzel şekilde ifade etmektedirler.

    “HAKKA UĞURLAMA ERKANLARI CEMLERİN İÇERİĞİNE UYGUN YÜRÜTÜLMELİ”

    Buradan yola çıkarak cem erkanlarımız ve bilhassa Hakk‘a yürüme, erkanına geldiğimizde ise Alevi- Bektaş-Kızılbaş inancında cemlerimiz nasıl yürütülüyorsa, Hakk‘a uğurlama erkanı da cemlerin içeriğine uygun yürütülmelidir.
    Ancak, günümüzde bu uygulamaların ne yazıkki ikilemli yürütüldüğü gerçeği ilede karşı karşıyayız.

    Alevice yaşayıp, Alevi olmayan uygulamalar yapılmakta, yüzyıllar boyu baskı zulüm ve kıyımlar sonucu kendi değerlerimiz den uzaklaştırılarak asimile edilmeye çalışılan inancımız, aşıkı sadıkların kelamları doğrultusunda inancın özüne uygun, erkanlara dönüştürülmesi gerekmektedir. İşte bu aşıklardan yola çıkarak,

    Önüme bir çığır geldi, Bir ucu var şar içinde, Aktarlar dükkanın açmış Ne ararsan var içinde,
    Gir dükkana pazar eyle Hersinindir hezar eyle, Aya güne nazar eyle,
    Ay Muhammed nur içinde,
    Ay Ali-dir gün Muhammet, Okunan doksan bin ayet, Balıklar deryaya hasret, Çarka döner göl içinde.

    Pir Sultan Abdal‘ın söylediği bu kelamda bizlere ilim deryası içinde olmamıza rağmen, ilmi başka yerlerde aradığımızı hatırlatmakta ve eksikliğimizi yüzümüze vurmaktadır.

    Baştan beri dile getirilen yol ve erkanlarımızın işleyişine baktığımızda, Alevi -Bektaşi-Kızılbaş inancımız Batın-î anlamda Hakk-Muhammet-Ali birliğini özünde barındıran her hangi bir inancın ve dinin içerisine haps edilmemesi gereken ikrarlı kendine özgü olduğu şüphe götürmeyen bir gerçektir.

    Bu duygularımızla Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonumuzun gerçekleştirdiği 1. Avrupa Alevi Kurultayının gelecekte Alevi Bektaşi Kızılbaş anlayışımıza katacağı ışık ve aydınlanmanın devamı hepimizi mutlandıracaktır.”

    2. Çalıştay Grubu: Alevi Akademisyenleri – Sonuç Bildirgesi:

    Aleviliğin tarihi, yaşadığı ülkelere egemen devletler tarafından kendisine uygulanmış asimilasyon, baskı ve sürgünle yok edilme tarihidir.

    Bu felaketlerin nedeni, Aleviliğin, adaletsizliklerle belirlenen egemenlik ilişkileriyle uzlaşamaması, her türlü otoriteyi sorgulayabilmesi ve egemenlik hakkını insanın kendisinde görmesidir.

    Kadim zamanlardan Hüseyin’e, Ebul Vefa’ya, Hallacı Mansur’dan Baba İlyas’a, Nesimi’den Hatai’ye, Hacı Bektaş’tan Pir Sultan Abdal’a, Kalender Çelebi’den Seyit Rıza’ya kadar Alevi belleğinin oluşumunda tayin edici roller üstlenen inanç önderleriyle Alevilik, egemenlik ilişkilerini sorgulayan bu adalet ve direnç kimliğiyle belirginleşmiştir. Baba Tahir’den Yunus Emre’ye, Kaygusuz Abdal’dan Edip Harabi’ye sayısız ozanıyla da bu toprakların tarihsel kültürünü yaratmıştır.

    “ALEVİLİK, BATINİ DAMAR VE ONUN SEMBOLÜ ALİ’DEN AYRILAMAZ AMA ONDAN AYRI KAYNAKLARDAN DA BESLENMİŞTİR”

    16. yüzyıldan itibaren tüm Alevi inanç önderlerinin deyişlerinde gördüğümüz gibi Alevilik, Batıni damar ve onun sembolü Ali’den ayrılamaz olmakla birlikte ondan ayrı ve öncel kaynaklardan beslenerek geldiği de olgularla sabittir.

    Alevi belleğinde Osmanlı dönemi çok özel bir yere sahiptir. Aleviler için Osmanlı, kuruluşunda yer aldıkları, ama takip eden süreçte bu devlet tarafından ağır bir baskı ve asimilasyonauğratıldığı bir tarihi temsil etmektedir. Alevilik Babailer ve Babai isyanıyla Anadolu’da ciddi bir etkinlik sağlamış ve takip eden süreçte de Hacı Bektaş ve diğer Alevi inanç önderleri Aleviliği yeniden örgütlemeye yönelmiştir.

    15 ve 16. Yüzyıllar Aleviliğin en sorunlu dönemi olacaktır. Çünkü Aleviler, yaşam ve inanç koşullarının dayanılmaz hal almasına bağlı olarak hem peş peşe ayaklanacak hem de haklarında çıkarılan fetvalarla kitlesel katliam ve sürgünlerle yok edilmeye çalışılacaktır.

    1826’da II. Mahmut’un, yüzyıllar boyu Osmanlının vurucu gücü olmuş Yeniçeri ordusuna yönelik kanlı tasfiyesi, Osmanlı’yla işbirlikçi konumuna sokulmuş bazı Bektaşi Dergahlarının da tasfiyesiyle sonuçlanacaktır.

    “CUMHURİYET DÖNEMİNDE DE ALEVİLİĞE OSMANLI GİBİ BAKILMAYA BAŞLANDI”

    Kendileri için kötülüğün sembolü durumundaki Osmanlının yıkılışı ve Milli Mücadele, (kurtuluş sonrası için hak güvencesi talep eden Koçgiri Alevileri dışında) Alevi toplumunda desteklenecektir. Ancak bu beklenti, kısa bir zaman içinde boşa çıkacaktır.

    Bu dönemde Cumhuriyet tek millet ve tek din/mezhep eksenli bir tektipleştirmeye yöneliyordu. Bu yönelimde din, Türkleştirmenin ve toplumu şekillendirmenin aracı olarak kullanılacaktı. Bu yönelimin resmi aracı ise, Şer’iye ve Evkaf Vekâleti yerine 3 Mart 1924’te kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı olacaktı.

    Bu tektipleştirme kapsamında Devlet, Eğitim Birliği Yasası ve Diyanet aracılığıyla, “dili de dini de bir” millet yaratma amaçlı “terbiye” programı uygulayacak, direnç gösterenleri de ezecekti.

    Bu yaklaşım içinde Cumhuriyet, tıpkı Kürtler gibi Alevilerin de kimlik haklarını ezmeye yöneldi. Özellikle 1930’lardan itibaren Osmanlı geçmişiyle barıştığı oranda Aleviliğe Osmanlı gibi bakılmaya başlandı.

    “TEKKE VE ZAVİYELER KANUNU ALEVİ KİMLİĞİNİN TASVİYESİ AMAÇLI KULLANILDI”

    Öyle ki 1925 Kasımında çıkan Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun, Cumhuriyet’i büyük bir coşku ve umutla karşılayan Alevi kimliğinin tasfiyesi amaçlı kullanıldı. Nitekim söz konusu kanunla birlikte Hacıbektaş ilçesindeki Bektaşilerin Merkezi Dergâh’ı başta olmak üzere, 1826 sonrasında yeniden toparlanan tüm Alevi Tekke ve Zaviyeleri, II. Mahmut’un yaptığı gibi tekrar kapatıldı.

    Yine 1924 de çıkarılan Köy Kanununda cami yapımı esasına göre Sünnileştirici bir çerçeve dayatılacaktı. Keza 1938 tarihli Cemiyetler Kanunu ile mezhep ve tarikatlara dayalı dernekleşmeler yasaklanırken, Alevilerin kendi varlıklarını sürdürme olanakları engellenecekti.

    “CUMHURİYET DİYANET’İ DAYATTI”

    Bu bağlamda Cumhuriyet, Türkiye Alevilerini, cenazelerini kendi inançlarına göre değil, Diyanetin imamlarının yönlendirmesine göre kaldırmaya zorlayacak, tek meşru ibadet mekânı camiyi, tek dinsel önderlik kurumu olarak da Diyanet’i dayatacaktı.

    1924’teki Mübadele çerçevesinde Balkanlardan getirilen ve çoğu Bektaşi olan mübadiller de, yerleştirildikleri yeni mekânlarda kiliselerin camilere çevrilmesi ve imam atama uygulamasıyla karşılaşacaktı. Aynı şekilde 1938 Hatay ilhakı sonrasında, Arap Alevilerinin de inançlarını sürdürebilme olanakları yok edilecek ve diğerleri gibi Diyanet’in ağır asimilasyoncu iradesi ile karşı karşıya bırakılacaklardı.

    Kısacası Türk-İslam kimlikle şekillenen yeni kamusal alanda Türklük ve Sünnilik dışındaki diğer azınlık ve ezilen kesimlere de yer olmayacaktı.Bu politikanın en çarpıcı hedeflerinden biri kuşkusuz Dersim olacak, Aleviliğin buradaki yaşam damarları kurutulmaya çalışılacaktı.

    “ALEVİLERİN TEMEL KAYNAKLARI İNANÇ ÖNDERLERİNİN DEYİŞLERİ”

    İttihak ve Terakki zihniyeti üzerinden kurulan sistem, Dersim, Ortaca, Elbistan, Kırıkhan, Malatya, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’de bir dizi katliam üretecekti. AKP iktidarının kurumlaşmasıyla Alevilerin yaşam koşulları ve umutları daha da büyüyen bir cendere altına alınmış bulunacaktı.

    Bu cendereden çıkış yolu olarak Alevi örgütlerinin politikalarını oluştururken akademik çalışmalardan ve yaklaşımlardan destek alması önerilir. Bunun dışında Alevilerin temel kaynaklarının inanç önderlerinin deyişleri olduğu bilinmelidir. Bunların dışındaki bütün kaynakla eleştirel bir yaklaşımla değerlendirilmeli ve ondan sonra kaynak olarak kullanılmalıdır.

    “ALEVİLİK BATINİ BİR İNANÇ”

    Alevilik temel değerleri ve ritüellerinde de görüleceği gibi mevcut diğer tüm inanç ve dinler gibi kendine özgü ve farklı bir inançtır. Başta Hakkı kendinde bulması, yetmiş iki inanca bir nazarla bakması, cihat karşıtlığı, kadın erkek eşitliği, Kırklar Cemi, Rıza şehri, Kabe’yi insanda görmesi özellikleriyle Batıni bir inançtır. Başta cem olmak üzere, oruçları, Hızır’ı, Devriye inancı, bağlaması, semahı ile ancak kendi değerleri içinde anlaşılır bir inançtır.

    3. Çalıştay Grubu: Alevi Kurumsal yapı – Sonuç Bildirgesi:

    Konu başlıkları

    1) Alevi Kurumsallaşması Mevcut Durumum Değerlendirilmesi
    2) Alevi Kurumlarının Misyon ve Vizyon Belirlemesi
    3) Alevi ÖrgütlenmesininDüşünsel Manifestosu, Program Sorunu ve Kurumsallaşma Modelleri?

    1) Alevi Kurumsallaşması Mevcut Durumum Değerlendirilmesi

    • –  Avrupa’nın 300’e yakın şehrinde Alevilerin bir evi, kurumu var.
    • –  300’e yakın AKM ve Cemevlerimizin çoğunun mülkiyeti Alevilere ait.
    • –  Aleviler ve kurumları Avrupa ülkeleri genelinde Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakan, Belediye Baskanı düzeyinde kabul görüyor ve muhatap alınıyor.
    • –  Çocuklarımız Alevilik dersleri alabiliyor.
    • –  Cenaze kollektiflerimiz aracılığıyla, cenazelerimiz Yol-Erkâna uygun kaldırılıyor.
    • –  Avrupa Parlamentosunda « Alevi Dostluk Grubu » kuruldu.
    • –  YOL TV, Alevilerin Sesi Dergisi gibi medya kurumlarımız oluştu.
    • –  Eyaletler Düzeyinde “Hak Eşitliǧi Anlaşmaları” imzalandı.
    • –  Üniversitelerde Alevilik Kürsüsü kuruldu.
    • –  Aleviliğin tanınması için birçok ciddi kazanımlar elde edildi.
    • –  Ve Avrupa’da, inancımızı doya doya yaşayabiliyoruz.

    o Alevi öğretisi bilimi, doğayı, yaşamı ve değişimi esas alırken,
    o Alevi öğretisi İnsan-ı Kâmil olma yolunu anlatırken,
    o Bu yolda süreçlerden geçilirken,
    o Geçilen bu süreçlerde YOLa ikrar vermiş Talipler, Dedeler ve Analar bu yolu sürerken,

    o YOL’a yarenlik yapacak olan Iinanç önderlerinin «Bilge İnsanlar» olması gerekir.

    o Kendini «SOY» endeksli gerekçelerle, tabî/doğal bir otoriteyle ifade etmesi yeterli değildir.

    o Daima mualif bir tarafta olan Alevi toplumları ve onların öğretisi neden bugün ısrarla İslam kalıbının içinde eritilmeye çalışılıyor?

    o Alevileri İslam kalıbının içinde eritme girişimlerine karşı gelmek, Alevi öğretisinin esas değerlerini korumak demektir.
    o Alevi Canların olduğu heryerde siyaset, tarih, inanç ve insana ve yaşama dair her şey vardır.
    o Alevi öğretisi yaşayan ve dünyevi bir öğretidir.
    o Mevcut kalıplara sıkıştırılmaya çalışılan fakat oralara sığmayan Alevilik özgün bir konumda ve yapıdadır.
    o Alevileri birbirine karşı kutuplaştırma çabalarından Aleviler kazançlı çıkmaz.

    – Kurum içi iletişim
    o İletişim kurumsal olmalı

    o Bilgi aktarımı yazılı ve Genel Sekreter tarafından yapılmalı
    o İletişim dili Alevice olmalı.
    o Tek kaynaktan bilgilerin akmasına (Genel Sekreter üzerinden) özen gösterilmeli.
    o Bilgilerin ilgili kişilere aynı anda ulaşmasına özen gösterilmeli.
    o Kurum içi yazışmaların gizlilik ilkesi, her bireye özellikle hatırlatılmalı ve buna uymayanın disiplin suçu işleyeceğinden, kişinin en ağır cezayı alacağını bilmesi gerekir.

    2) Alevi Kurumlarının Misyon ve Vizyon Belirlemesi

    • –  Tüzük Kurumların Anayasasıdır.
    • –  Kurumlar (Örgütler) yaşayan bir organizmadır.
    • –  Yenilenmeye, güncellenmeye, yeni söylemler geliştirmeye ihtiyacı vardır.
    • –  Ortak iradeyi temsil edeceği için, kollektif olarak hazırlanmalıdır.
    • –  Tabanda tartışılıp, pişirilip ardından AKM, Bölge ve Federasyonlara taşınmalıdır.
    • –  Tüzük ve çalışma programı evrensel, kucaklayıcı ve bağlayıcı olmalıdır.
    • –  Aleviler ve Aleviliğin inançsal, felsefi, kültürel ve tarihsel kimliğini devlet

      ve mahalle baskısına maruz kalmasına izin vermeyecek şekilde olmalıdır.

    • –  Etkili ve sonuç alımcı mücadele ve örgütlenme anlayışını güçlü kılmalıdır.
    • –  Alevilerin ayrımcılığa ve baskılara maruz kalmadan özgürce yaşama hakkını savunan ve geliştiren bir dille yazılmış olmalıdır.
    • –  Çalışma yöntemleri

    o Daha yaşanılabilir bir dünya için, Alevi öğretisinin kaynaklarından beslenerek, daha fazla görev ve sorumluluk üstlenerek çalışmalıyız.

    o Savaşların, yoksulluğun, gericiliğin ve toplumsal tahribatların arttığı bir süreçte, barışı, özgürlüğü, eşitliği ve farklı kültürlerin bir arada, eşit koşullarda ve eşit haklarla bir arada yaşaması için çalışmalıyız.

    o Alevi tarihinin zengin mirasından güç alarak, ona katkıda bulunacak çalışmaları üreterek, geleceğe bu birikimle yürümeliyiz.

    o Aleviliğin kendine has öğretileri, kurumları ve ritüelleri olan özgün ve kadim bir inanç sistemi olduğunun bilinciyle hareket etmeliyiz. Alevi kimliğimize yönelik içten ve dıştan yönelmiş asimilasyoncu kuşatmalara karşı, kimlik bilincini eğitim, muhabbet, inançsal erkanları ve akademik çalışmalarla inşa etmeliyiz.

    o Türkiye’de ve diğer ülkelerde yaşayan Alevilerin meşru temsilcileri olarak, hükümetlerin Aleviliği klasik anlamda “tarikat,” cemevlerini “tekke,” dedeleri de “devlet memuru” mertebesine indirgemeyi öngören asimilasyoncu politikaları şiddetle reddetmeliyiz. Bunun için toplumsal duyarlılığı artıracak çalışmaları güçlendirecek ve destekleyecek işler yapmalıyız.

    o “Eşit Yurttaşlık ve Eşit Haklar” mücadelesini kazanmaya yönelik çalışmalara daha da önem vermeliyiz.

    o Avrupa genelinde Alevi öğretisinin daha da tanınması için çalışmalıyız. o Avrupa’da yaşayan 2 milyonu aşkın Alevinin ihtiyaçlarını karşılamak için kurumsallaşmalıyız.

    o Daha yaşanılabilir bir dünya için, Alevi öğretisinin kaynaklarından beslenerek, daha fazla görev ve sorumluluk üstlenerek çalışmalıyız.

    o Savaşların, yoksulluğun, gericiliğin ve toplumsal tahribatların arttığı bir süreçte, barışı, özgürlüğü, eşitliği ve farklı kültürlerin bir arada, eşit koşullarda ve eşit haklarla bir arada yaşaması için çalışmalıyız.

    o Alevi tarihinin zengin mirasından güç alarak, ona katkıda bulunacak çalışmaları üreterek, geleceğe bu birikimle yürümeliyiz.

    o Aleviliğin kendine has öğretileri, kurumları ve ritüelleri olan özgün ve kadim bir inanç sistemi olduğunun bilinciyle hareket etmeliyiz. Alevi kimliğimize yönelik içten ve dıştan yönelmiş asimilasyoncu kuşatmalara karşı, kimlik bilincini eğitim, muhabbet, inançsal erkanları ve akademik çalışmalarla inşa etmeliyiz.

    o Türkiye’de ve diğer ülkelerde yaşayan Alevilerin meşru temsilcileri olarak, hükümetlerin Aleviliği klasik anlamda “tarikat,” cemevlerini “tekke,” dedeleri de “devlet memuru” mertebesine indirgemeyi öngören asimilasyoncu politikaları şiddetle reddetmeliyiz. Bunun için toplumsal duyarlılığı artıracak çalışmaları güçlendirecek ve destekleyecek işler yapmalıyız.

    o “Eşit Yurttaşlık ve Eşit Haklar” mücadelesini kazanmaya yönelik çalışmalara daha da önem vermeliyiz.
    o Avrupa genelinde Alevi öğretisinin daha da tanınması için çalışmalıyız. o Avrupa’da yaşayan 2 milyonu aşkın Alevinin ihtiyaçlarını karşılamak için kurumsallaşmalıyız.
    o Alevi kurumlarının hiç kimsenin, hiçbir siyasi kurum ve kuruluşun arka bahçesi olmadığının bilinciyle faliyetler yürütmeliyiz. AABK ve Federasyonlarımızın bağımsız örgütlenme ilkesi bizim taviz veremeyeceğimiz en temel ilkemizdir.
    o Toplumsal buluşmalarda, her işimizde kullanılan dilin “Alevice” olmasına özen göstermeliyiz.
    o Gerek Avrupa’da gerekse Türkiye ́de yaşanan süreçte, kendisiyle birlikte yol yürüyebilecek demokratik toplum kuruluşlarıyla ortak deǧer ve amaçlar doğrultusunda “Eylem Birliği” içerisinde olmalıyız.
    o Alevilerin istem ve taleplerinin gerçekleştirilmesi doğrultusunda, faşist, ırkçı ve dinci olmayan, demokrat, laik, sosyal ve hukukun üstünlüğünden yana olan siyasi kurumlar ile eylem birliği içerisinde olmalıyız.
    o Tüm mazlumların, zalime karşı birlikte dayanışma içerisinde olması için çalışmalıyız. o Kadrolarımızı güçlendirmek için gerekli tüm eğitim çalışmalarını yaparak, özellikle AKM’lerimizin güçlenmesi için çalışmalıyız.
    o Üç yıllık kısa, orta ve uzun vadeli kurumsal hedeflerini saptayıp ve hayata geçirmek için çalışmalıyız.
    o Yöneticilerin, alınan kararları örgütsel disiplinin gereği olarak sahiplenilmesi ve hayata geçirilmesini sağlamalıyız.
    o İnancımızın gereği farklılıkları zenginlik olarak görüp ve toplumda bunun gereǧinin yerine getirilmesi için çaba göstermeliyiz.
    o Alevilerin yaşadıkları coğrafi konumlarından dolayı Alevi meselesinin uluslararası bir boyut kazanmasının bilinciyle, diplomasi çalışmalarına önem vermeliyiz.
    o Alevilerin Avrupa’daki konumları, uluslararası ilişkileri nedeniyle demokrasiyi

    içselleştirmelerinin sonucu, demokrasinin evrensel gereklerini yerine getirmeye devam etmeliyiz.
    o İnsanı ve doğayı kabesine koyan öğretinin temsilcileri olarak, Doğa Anaya saygılı olmaya özen gösterip ve bu bilinci kurumlarımızda her daim öne çıkarmalıyız.
    o “İlle de Barış” şiarımızın, ülkemizde, Orta Doğu’da ve tüm dünyada hayat bulması için çalışmalıyız.
    o Aleviliğin köklerine dair çok sayıda sanatsal ve akademik girişim başlatılması için çalışmalıyız.
    o Aleviler olarak, kendimiz için talep ettiğimiz bu doğal hakların Kürtler, Ermeniler, değişik inançlar, Süryaniler, Romanlar ve diğer tüm insanlarımız için de bir hak olduğunu, “Başka – Öteki” olanların haklarının gasp edildiği bir toplumda bizlerin de özgür olmayacağını bilmeliyiz.

    o Özellikle kadın, gençlik, çocuk, üye ve yönetici eğitimleriyle, yetki, sorumluluk, görev tanımları ve toplumsal dava yöneticilik bilincini ve kültürünü artırmaya devam etmeliyiz.

    o Kurumsal düşünüp ve kurumsal çalışmalıyız.
    o Bireysel değil, toplumsal düşünmeliyiz.
    o Ben merkezci değil, biz olmalıyız.
    o Ezberi bozan, yenilikçi perspektifle olaylara yaklaşmalıyız.
    o Yeni olmak, yenilenerek, güncellenerek ve yeni söylemler geliştirmeliyiz. o Asla şikayet eden, dedikodu yapan olmamalıyız.

    o Sorunun değil, çözümün parçası olmalıyız.
    o Çözümsüz görünen problemleri bakış açımızı değiştirerek, karşımızdakinin yerine kendimizi koyarak çözmek için çalışmalıyız.
    o Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgeçinden geçirerek Hak yememeye çalışmalıyız.

    o Demagoji, laf kalabalığı yapmamalıyız.
    o Kendini ağıra satmak, övmek, kendini vazgeçilmez göstermek gibi ben merkezci egolardan uzak durmalıyız.
    o Alevilerin iradesine hakim ve saygılı bireyler olarak, hep uyumlu olmalıyız.
    o Konuşmalarımızda, hitabetimizde hep yol dilini kullanmalıyız.
    o Kararsız ve korkak olmak yerine, umudun ve cesaretin temsilcileri olmayı seçmeliyiz.

    o Nitelikli kadrolarla YOL yürümeliyiz.
    o Aldığımız görevi severek ve Aşk ile yapmalıyız.
    o Pirlerimizden, Yol emekçilerinden ustalığı öğrenmeliyiz.
    o Kendimizi hep güncellemeliyiz.
    o Hayata ve her şeye yeni, özgün, orijinal, farklı bakış açısıyla yaklaşmalıyız.
    o Felaket tellalı olmamalıyız.
    o Tebessüm, gülümseme cemalimizden eksik olmamalı.
    o Sevgi ve bilgiye ulaşmanın peşi sıra koşmalıyız.
    o Nefes alabilmek, nefes verebilmek bizler için ne kadar vazgeçilmezse, Yaşanılabilir bir dünya için mücadele etmekte o kadar vazgeçilmezimiz olmalı.
    o İnançsal, kültürel, siyasal, hukuksal, sosyal, ekonomik, akademik ve eğitim alanlarında mücadelemizi toplumsallaştırmaya devam etmeliyiz.

    3) Alevi Örgütlenmesinin Düşünsel Manifestosu, Program Sorunu ve Kurumsallaşma Modelleri?

    • –  Kurumlarımıza gözümüz, namusumuz gibi sahip çıkacağız.
    • –  Çağıracağımız Ana, Dede, Araştırmacı, yazarları çatı kurumlarından teyit ettireceğiz.
    • –  Kurum başkanlarımıza, yöneticilerimize ve üyelerimize yönelik itibarsızlaştırma girişimlerine karşı, onların koruyucusu olacağız.
    • –  Çatı kurumların bu tür saldırılara karşı yaptığı uyarıları dikkate alacağız.
    • –  Özellikle gençleri ve çocuklarımızı bu tür yapılara karşı koruyacağız.
    • –  Ahbap çavuş ilişkisiyle kurumlarımıza gelip cem, panel, muhabbet yapmak isteyenler konusunda çatı kurumlardan yardım alacağız.
    • –  Kendi Ana, Dede, Baba, Zakirlerimizi yetiştirip, onlarla YOL hizmetlerini yürüteceğiz.
    • –  Bizler güç alıyoruz geçmişimizden, birikimimizden ve geleceğe bu birikimle bakıyoruz.
    • –  “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” diyen Pir Sultan’ın yolundan yürüyoruz.
    • –  YOLumuzun gereğini, her ne pahasına olursa olsun yerine getiriyoruz.
    • –  Bizim kendimize, çocuklarımıza, geleceğimize, insanımıza sözümüz var.
    • –  Bizim YOL’umuza ikrarımız var.
    • –  Avrupa’nın 14 ülkesinde Federasyonu, 300 şehrinde Alevi Kültür Merkezi, Cemevlerinin Başkan ve yöneticileri olarak; “Öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” diyen, Pir Sultan’ın yolundan yürüyoruz.
    • –  Düşlerimizi insanlık ve doğa üzerine kurmuşuz.
    • –  Dilimiz sevgidir.
    • –  Ama birileri düşlerimizi yıkmak, dünyayı bize dar etmek istiyor.
    • –  Biz ise ; Pirimiz Pir Sultan gibi direnmeyi seçtik.
    • –  Direnirken kılıçtan geçirildik, darağaçlarına gönderildik, yakıldık, kısmen asimilasyona tabii tutulduk.
    • –  Bilinsin ki; ne asimile olacağız, ne de tükeneceğiz.
    • –  Yaşadığımız coğrafya neresi olursa olsun direneceğiz.
    • –  Çevremizdeki tüm insanlar bu davadan vaz geçse de, Biz, kendimize duyduğumuz güvenle YOLa

      hizmete devam edeceğiz.

    • –  YOLumuzun gereğini, her ne pahasına olursa olsun yerine getireceğiz.
    • –  Alanlarda ve caddelerde olacağız, mücadele edeceğiz, asla teslim olmayacağız!
    • –  Eğer çevrenizdekilerden birileri, birliğimize zeval getiren söylem ve eylemde bulunuyorsa
    • –  Ve siz o kişiye: “Alevilerin bir olmaktan başka seçeneği yok” diyorsanız, siz bizden birisiniz

      demektir.

    • –  Diğerlerinden değil, bizden biri olduğunuz için gurur duyun. Çünkü onlar hizipçi, bölücü, biz ise birleştiriciyiz.
    • –  Yürümeye değer bir YOL varsa, işte o YOL bu yoldur.
    • –  Bu yol Pir Sultanların, Nesimilerin, HaceBektaşı Veli’nin, Deniz’in, Mahir’in, İbo’nun, Sakinelerin, Berkin Elvan’ın, Ali İsmail Korkmaz’ın, Etem Sarısülük’ün yoludur.
    • –  Kendimize, çocuklarımıza, geleceğimize, insanımıza sözümüz var.
    • –  Bizim YOL’umuza ikrarımız var.

      Biz ne O’yuz, ne Bu’yuz! Biz ALEVİYİZ.

      YOL’umuzun, mücadelemizin, kurumlarımızın, Ozanlarımızın, Pirlerimizin ışığı yolumuzu aydınlatsın,

      Hızır yardımcımız olsun.
      Birliğimiz daim, Aşkımız cemalimiz olsun.”

      (HABER MERKEZİ)

  • Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Ulusoy’dan 1. Avrupa Alevi Kurultayı’na mektup

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Ulusoy’dan 1. Avrupa Alevi Kurultayı’na mektup

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, 8-9 Şubat tarihletinde Avusturya’da düzenlenen 1. Avrupa Alevi Kurultayı’na bir mektup göndererek, Yol’a dair düşüncelerini ve önerilerini sıraladı. 

    Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy, 8-9 Şubat günlerinde Avusturya’da Düzenlenen 1. Avrupa Alevi Kurultayı’na bir mektup gönderdi. 

    Yol hizmetleri ve yoğun programları nedeniyle kurultaya katılamadığını belirten Ulusoy, kaleme aldığı mektubunda, “Fiziken uzak diyarlardan da olsak gönüllerimiz birdir, aynı Yol’un hizmetkârıyız ve Hakk’a giden Yol’un talipleriyiz. Bir kavilde teslim-i rıza ile Yol’a ikrar vererek cemler kurup, dem sürmenin, dar didar görmenin ve ölmeden evvel ölüp, Yola girmenin zamanıdır” dedi. 

    Ulusoy, mektubunun sonunda Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmesine vurgu yaparak, “Elbette Aleviler yaşamış olduğu ülkelerde devlet-yurttaşlık ilişkisi bağlamında ulusal veya uluslararası mahkemelere başvururlar ve haklarını ararlar. Buna hiçbirimiz müdahil olamayız ve müdahil olmayı doğru da bulmayız. Fakat biz Aleviler’in, Alevilik ve Yol’a dair müşküllerimizi ulusal veya uluslararası düzeyde mahkemelere taşıması erkân değildir. Gönül ister ki -ki Yolumuz’ da gönül evveldir- Yol’a dair müşküllerimizi, Kırklar Meydanı’nda, Yol’un destur ve düsturları içerisinde çözüme kavuşturalım” ifadelerini kullandı. 

    “YOL’A GİRMENİN ZAMANIDIR”

    Veliyettin Hürrem Ulusoy’un 8-9 Şubat günlerinde Avusturya’da düzenlenen 1. Avrupa Alevi Kurultayı’na gönderdiği mektubun tamamı şöyle:

    08-09 Şubat 2020 Tarihlerinde, Avusturya’da Düzenlenen I. Avrupa Alevi Kurultayı’na Katılan ve Hizmet Eden Cümle Dostlara…

    Kurultay vesilesiyle aranızda bulunmayı çok isterdim fakat üzülerek belirtmek isterim ki devam etmekte olan Yol hizmetleri ve diğer yoğun program/lar nedeni ile bu mektubu kaleme alarak, muhabbet dolu sevgilerimle sizlerle sefalaşmak istiyorum. Fiziken uzak diyarlardan da olsak gönüllerimiz birdir, aynı Yol’un hizmetkârıyız ve Hakk’a giden Yol’un talipleriyiz. Bir kavilde teslim-i rıza ile Yol’a ikrar vererek cemler kurup, dem sürmenin, dar didar görmenin ve ölmeden evvel ölüp, Yola girmenin zamanıdır.

    “İNCELİR AMA BU YOL KOPMAZ”

    Dostlar, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu bugün yaşamış olduğu her coğrafyada inançlarına dair bir arayış içerisindedir. Ulu büyüklerimizin deyimi ile “İncelir Ama Bu Yol Kopmaz.” Bin bir emek, çaba ve bir arayış içinde olmalarının nedeni belki de bu “incelme” anında olmamızdır. “İncelme” anında olma halimiz bir bütün olarak bir takım kırılma ve dönüşümlere doğru sürüklenmektedir. Çünkü bizler toplum olarak kendimizi döngüsel, dairesel, kutsal veya sır dediğimiz zamandan alıp; tarihsel, çizgisel, doğrusal bir zaman üzerinde okuma ve anlamaya çalışıyoruz. Bu da belirli bir zaman dilimine teslim olup, kendimizi bilmeden ya da bazılarının bilerek ve isteyerek bu zaman dilimlerinin tahakkümü altında bırakması demektir. Örneğin, “1400 yıldan beri”, “Osmanlı döneminde”, “modernleşme ile birlikte”, “kırdan kente göç etme”, “tarihten günümüze”, “Alevilerin dünü, bugünü ve yarını” şeklinde, bu ve benzeri türden yaklaşımlarla Alevilik ile Aleviler arasına mesafelerin konulması toplumu kendi inancının kurucu ilkeleri, destur ve düsturlarından uzaklaştırıp başka zaman ve inançların insafına teslim etmektedir.

    “ALEVİLİĞİN TEOLOJİSİNİN OLMAMASINDAN SÖZ EDİLEBİLİR Mİ?”

    Oysa Aleviler’in kendilerine ait bir inancı vardır ve bu inancın da bir teolojisinin olmaması imkânsızdır. Örneğin, “Hak kudretini aşikâr kılmak diledi. Kemal-i kereminde ve lütfu inayetinde bir yeşil derya yarattı. Deryaya nazar buyurdu. Derya dalgalandı, coşa geldi ve gevheri saçtı. (…) Yer su iken, gök duman iken, bu âlem yokken, Sidre-tül Münteha’da, Yeşil Kandil’de, Kubbe-i Rahman’da Nur-u Azimet Fatimet’ül Zehra, Nur-u Nübüvvet Muhammed Mustafa, Nur-u Velayet Şah-ı Merdan Ali. İsim üçtür, üçü bir nurdur. Vahdet: Fatma Ana, Vücut: Şah-ı Merdan Ali, Başta Taç: Muhammed Mustafa…” denilmesi ile evveli Ali ahiri Veli olan bir Yol’un kendisine ait bir teolojisinin olduğunu hepimiz için ifade etmiyor mu? Ve artı Alevilik, kurucu ilkesi gereği ölmeden evvel ölmeyi mümkün kılıp, ölüme dair imkânsız gibi görünen bir duruma çözüm bulabilmekteyken teolojisinin olmamasından söz edilebilir mi?

    “HANGİ ALEVİ’NİN KIRKLAR CEMİ’NE İTİRAZI OLABİLİR Kİ?”

    Dostlar, ebedi ve ezeli zaman üzerine kurulu olan bir inancın mensuplarına, her ne kadar kan ile hayat verse de, nefes ile insan kılmaktadır. Alevi odur ki verdiği nefes ile ebedi ve ezeli olanı birleyip, cem ede. Bu an-ı daimde zaman ve mekân feshedilip, geçersiz kılınarak başlangıçtaki saf, bozulmamış, anın kusursuz, eskimemiş, yıpranmamış, saf haline vasıl olunur. Bu vasıl olma hali geçmişi reddetmeme anlamına gelir. Ki bir Alevi’nin başı dara girse; gelmiş, konmuş, göçmüşü çağırması ve yetişenin, kavuşanın da göçmüşlerinden gelmesi tesadüf değildir. Ebedi ve ezeli zaman üzerinde Alevi’nin gelecek için ihtiyaç duyduğu yeni uydurma “icat/lar” değil tersine muhtaç olduğu geçmişindeki demde ayan olma anlarıdır. Aleviliğin kurucu ilke ve esasları, destur ve düsturları, ritüellerinin bir bütün olarak mevcut olduğu Kırklar Cemi’ni bu ana örnek verebiliriz. Hangimiz ya da hangi Alevi’nin Kırklar Cemi’ne itirazı olabilir ki? Hiçbirimizin.

    “HAKK’A GİDERKEN KÜSKÜNLÜĞÜ, BÜTÜN KÖTÜLÜKLERİ BİR KENARA BIRAKMAMIZ GEREK”

    Dostlar, eğer Kırklar Cemi’ne hiçbirimizin itirazı yoksa teslim-i rıza ile ikrar verip, Yolumuzu süreceğiz. Peki, neden Alevi-Bektaşi-Kızılbaş Yolu diyoruz? Bu Yol, Hakk’a giden Yoldur. Hakk’a giden Yol’da tertemiz gitmemiz gerekir. Hakk’a giderken nefis dediğimiz şeylerimizi atmamız lazım. Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi “Bu Yol’a giderken, eğer gitmek istiyorsanız, zor yok. Küslüğü, dargınlığı, gıybeti, bütün kötülükleri bir kenara bırakmanız gerek. Çünkü gideceğiniz yer, geldiğiniz yerdir. Şu soru gelebilir; ‘gideceğimiz yer nasıl geldiğimiz yer oluyor?’ Yolumuzda devriye olgusu vardır; zaman döngüseldir, bir daire halkası düşünün nasıl ki başlangıç noktası ile bitiş noktası aynı yer oluyorsa, başka bir deyimle başı ve sonu belli olmayıp, bilinmiyorsa, Yolumuzda da gittiğimiz yerin geldiğimiz yer olmasını aynı şekilde düşünebiliriz. Bir başka deyişle can gelir, konar; göçünü çekip gider, geldiğini bulur.

    “YOL’UN DESTUR VE DÜSTURLARI VAR; İLK ÖNCE İKRAR VERİLİR”

    Dostlar, Hakk’a giderken Güzide Ana’nın dediği gibi Yolumuzu süreceğiz. “Sırr-ı men arefden nefsimiz bildik/ Mürşit karşısında tevbeye geldik/ Gönül aînesini pak edip sildik/ Taşradan görünür içimiz bizim” Bizler, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu olarak yani bu Yol’da olanlar için; bizdeki anayasa kul hakkıdır. Üzerimizde kul hakkı olmayacak. Kötülüklerden arınacağız; bunun için de Yol’un bir takım destur ve düsturları vardır. İlk önce ikrar verilir yani “Bu Yol’a giderim.” denilmesi gerekir. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş Yolunda, sadece Alevi ana-babadan doğmakla Alevi olunmaz. Ancak, ikrar vererek Alevi olunur. İkrar vermek lazım, peki ikrar nasıl olacak? Belli bir olgunluğa erişmiş her kişi şayet bekar ise kendi özünden; evliyse eşi ile birlikte sorumlu olmak üzere ikrar verirler. (Bu olgunluktan kasıt; fizyolojik olarak bütün vücut fonksiyonlarındaki uyanışın olmasıdır. Eski deyimle akıl baliğ olması durumudur). Elbette ki ikrar ile Yol’a girmek isteyen her kişi kendi gönül rızası ile isteyerek ilk adımı atacaktır. İkrar ile kişi artık “can” olup, “Kırkımız bir kandilde yanarız misali” tüm canların arasına karışacaktır. Musahip kavli ise; ikrarlı evli çiftlerin, ömür boyu uyum sağlayacaklarına inandıkları bir aileyle birbirlerini musahip seçip, belli bir süre birbirlerini sınayıp tanıdıktan sonra, ister yıllık ikrar ve görgü cemleri sırasında, isterlerse özel olarak yapacakları bir cemde gerçekleştirilir.

    İkrar vermeyi ilk önce içinizde kararlaştırırsınız. Evet, ben bu Yol’a gideceğim. O gönül, o aşk eğer içinizde ise, o aşk içinize düşmüşse, dersiniz ki “Bu Yola gideceğim.” Kendinizin vermiş olduğu karardır ama bu yeterli mi? Hayır, yeterli değil, peki ne yapacaksınız? Cemler kurulup, demler sürülürken meydanda bulunan canlar ikrar verenlere şahit olacak, tanıklık edecektir. Sizi kontrol edecekler ve tüm cem erenlerinin önünde rızalık alıp, ikrar vereceksiniz.  Ve diyeceksiniz ki biz bu Yol’a gidiyoruz, dostlarım, kardeşlerim, canlarım sizler şahit olun, tanıklık edin buna; meydanda bulunan her can eyvallah dedikten sonra ikrar vermiş olacaksınız. Yoksa sadece anne ve babanın Alevi-Bektaşi-Kızılbaş olması yetmez. Bununla bitiyor mu? Hayır, yıllık kontrol var yani görgü cemleri olur, bu görgü cemlerinde meydana çıkarsınız, birinde alacağınız, borcunuz var mı? Birini incittiniz mi? Birini ağlattınız mı? Meydana çıkarsınız, sorarsınız cem erenlerine; “Ben meydandayım, özümü döktüm ortaya benden istekli, alacaklı, kırgın, küskün, dargın olan var mı?” diye rızalık istersiniz. Şayet bir can rızalık vermezse, sizden razı değilse meydana çıkar ve siz de onun hesabını vermek zorundasınız.

    “YOL’A DAİR MÜŞKÜLLERİMİZİ YOL’UN DESTUR VE DÜSTURLARI İÇERİSİNDE ÇÖZÜME KAVUŞTURALIM”

    Dostlar, sözlerimi uzatarak sizlere zahmet verdiğimin farkındayım fakat başta da belirttiğim gibi bir kavilde teslim-i rıza ile Yol’a ikrar vererek cemler kurup, demler sürmenin, dar didar görmenin ve terk-i şeriat (Yol’a ikrar verme) eylemenin zamanıdır. Terk-i şeriat, teslim-i rıza ile ikrar vermek ile eylenir. Terk-i şeriat eyleyenler yani Yol’a ikrar verenler müşküllerini ayin-i cemde, Kırklar Meydanı’nda yani meydan-ı Ali’de çözerler. Varsa bir hata, kusur, eksik, noksan ayin-i cem meydanında gönül rızalığı ile çözülür ve karara bağlanır. Elbette Aleviler yaşamış olduğu ülkelerde devlet-yurttaşlık ilişkisi bağlamında ulusal veya uluslararası mahkemelere başvururlar ve haklarını ararlar. Buna hiçbirimiz müdahil olamayız ve müdahil olmayı doğru da bulmayız. Fakat biz Aleviler’in, Alevilik ve Yol’a dair müşküllerimizi ulusal veya uluslararası düzeyde mahkemelere taşıması erkân değildir. Gönül ister ki -ki Yolumuz’ da gönül evveldir- Yol’a dair müşküllerimizi, Kırklar Meydanı’nda, Yol’un destur ve düsturları içerisinde çözüme kavuşturalım.

    Hak Muhammed Ali Aşkına,

    Boz atlı Hızır Yoldaşlığına,

    Hünkâr-ı Veli Pirliğine,

    Aşkı Muhabbetlerimle

    Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini

    Veliyettin Hürrem ULUSOY

  • Viyana’da  ‘1. Avrupa Alevi Kurultayı’ yapılacak-VİDEO

    Viyana’da ‘1. Avrupa Alevi Kurultayı’ yapılacak-VİDEO

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun birlikte düzenledikleri 1. Avrupa Alevi Kurultayı, Viyana’da 8-9 Şubat tarihlerinde gerçekleştirilecek. İnançsal, akademik ve kurumsal boyutlarda ele alınacak kurultaya çok sayıda Alevi kurum temsilcisi, araştırmacı, akademisyen ve Alevi- Bektaşi  Anası, Dedesi, Babası katılacak.   

    Haberin videosu

    https://www.youtube.com/watch?v=DQlyuOg0xvI&feature=emb_logo

    Avusturya’nın Başkenti Viyana’da 8-9 Şubat tarihlerinde 1. Avrupa Alevi Kurultayı yapılacak.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu ile Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun birlikte düzenleyecekleri kurultaya, Avrupa ve Türkiye’den çok sayıda Alevi kurum temsilcisi, araştırmacı, akademisyen ve Alevi- Bektaşi  Anası, Dedesi, Babası katılacak.

    ALEVİLİĞİN KENDİNE ÖZGÜ BİR İNANÇ OLARAK TANINMASI 

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Özgür Turak, 8-9 Şubat tarihlerinde Viyana’da toplancak  1.Avrupa Alevi Kurultayı’na ilişkin yaptığı kısa yazılı açıklamada şunları kaydetti:

    ‘‘Avrupa genelinde, 17’den fazla ülkede yaklaşık 1.5 milyon Alevi yaşamaktadır. Bu ülkelerden 6 tanesi Aleviliği kendine özgü bir inanç olarak tanımış durumdadır. Din, vicdan ve inanç özgürlüğünün laiklik ilkesi doğrultusunda sağlanması, Alevilerin eşit yurttaşlık, eşit haklar talebi ve Anayasal güvence altına alınması doğrultusunda, hukuki, siyasi, diplomatik ve demokratik boyutta mücadelesinin önemi ortadadır.
    Türkiye’de ve Avrupa’da, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması ve kalıcı çözümlerin sağlanması amacıyla, Başkent Viyana’da Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu öncülüğünde ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu birlikteliği ile ‘İnançsal, akademik ve kurumsal boyutlarda ele alınacak bir Alevi Kurultayı’ düzenliyoruz. Avrupa ve Türkiye çapında, Alevi inanç önderleri, akademisyenler ve kurum temsilcileri, Avusturya’nın Başkenti Viyana’da bir arada olacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • Özgür Turak, Avusturya’daki İslam Yasası gerçeğini anlattı: Diyanet’ten farksız

    Özgür Turak, Avusturya’daki İslam Yasası gerçeğini anlattı: Diyanet’ten farksız

    PİRHA-Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanı Özgür Turak, Avusturya’da İslam Yasası içinde neden olmak istemediklerinin gerekçelerini PİRHA’ya anlattı. Turak, “İslam Yasası çatısı altında olmakla Diyanet çatısı altında olmak aynı şey” diyor. Avusturya’da ‘din topluluğu’ tanımı olduğunu hatırlatan Turak, “Alevilik bir din değil ama kendine özgü bir inanç, bir Yol. Aleviliğin ritüelleri İslam dinine uymuyor. İnancımızı özerk olarak nitelendiriyoruz” ifadelerini kullandı. 

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, Avusturya’da Alevilik inancının özerkliği için mücadele ediyor.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) tarafından açılan “Avusturya’da İslam Yasası’ndan bağımsız bir Aleviliğin tanınması” davasında Viyana İdari Mahkemesi aleyhte karar vermişti.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, mahkemenin olumsuz karar vermesi üzerine  sonrası yaptığı açıklamada “Bizler Viyana İdari Mahkemesi’nin bu kararını usulsüz bulmakla birlikte, bunun siyasi bir tutum olduğunu ve her şeyden önce insan hakları ihlali olduğu konusunda hemfikiriz. Bizler mahkemenin bu yanlı tavrını kabul etmiyoruz ve hukuksal mücadelemizi sonuna kadar devam ettireceğiz” demişti.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) iç hukuk yolları tükendiğinden dolayı, Avusturya devletine karşı açtığı davayı 10 Aralık 2019’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Özgür Turak, federasyon tarafından açılan “Avusturya’da İslam Yasası’ndan bağımsız bir Aleviliğin tanınması” dava sürecini ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne neden gidildiğini PİRHA’ya anlattı.

    Özgür Turak, Avusturya’daki yapılanma ile Türkiye’deki yapılanmanın birbirine çok benzediğini, Türkiye’de  hükümetin Alevileri Diyanet İşleri Başkanlığı’nın içerisine alma çabasıyla Avusturya’daki çalışmanın aynı olduğunu dile getirdi.

    Turak, “Avusturya’da Türkiye kökenli, İslam’a yaklaşık olabilecek kurumların hepsini bu İslam Yasası çerçevesinde toparlamaya çalışıyorlardı. Biz buna karşı geldik” diyor.

    Özgür Turak, “Avusturya bürokrasisinin kendilerini hem maddi hem de manevi olarak yıprattığını, bu sürecin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gelmesinin de büyük bir avantaj olduğunu vurguluyor.

    AİHM’de eş değer, emsal birçok kararlar mevcut olduğunu hatırlatan Turak, “Aynı inanca mensup olan kuruluşlar dahi birbiriyle anlaşamadıkları takdirde devletler bu kurumları tanımlamak zorundalar. Bu konuda eşdeğer kararlar mevcut. Bu yüzden de biz birbirine yakın iki tane inançtan da bahsetmiyoruz. Birisi tamamen kendisini İslam’ın bir mezhebi olarak görüyor, İslami bir Alevilikten bahsediyor. Biz ise kendisine özgü, başlı başına ayrı bir inançtan bahsediyoruz. Bu yüzden farklılığımız oldukça büyük” ifadelerini kullanıyor.

    İşte Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı Özgür Turak‘ın PİRHA‘nın sorularına verdiği yanıtlar…

    PİRHA- Avusturya’da İslam Yasası’ndan bağımsız bir Aleviliğin tanınması” girişiminiz ve mahkeme süreci nasıl başladı?

    ÖZGÜR TURAK- Bizim Avusturya’daki tanınma sürecimiz aslında 2007 yılına denk geliyor. 2007 yılından itibaren konfederasyon bazında bizler Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu olarak aynı zamanda konfederasyonun kurucu üyesiyiz. Orada çalışmalarımız halen aktif bir şekilde devam etmektedir. 2007 yılından itibaren konfederasyon çerçevesinde Avrupa’nın birçok ülkelerinde Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması çalışmaları yürütürken Avusturya’da da bu kararı aldık. 2007 yılından itibaren Avusturya’da da bu çalışmaları başlattık.

    İLK AYRIŞMANIN BAŞLAMASI

    Bu çerçevede tabii ki 2 yıllık bir çalışma sürecimiz vardı, altyapı, tüzük hazırlamaları vs. Avusturya kanunları gereğince belli bir çerçevede bir çalışma yürütmemiz gerekiyordu. Bu çalışmaları 2 yıl yürüttük. Bunun akabinde ise beklemediğimiz bir olayla karşı karşıya geldik. Bu da bizim üyemiz olan Viyana Alevi Kültür Birliği -o dönemki ismiyle- bizim üyemiz olan bu dernek kurumlarımızın hiçbirine haber vermeden kendisi özerk bir şekilde gidip Alevi İslam İnanç Toplumu olarak içeriye başvuruyor. Bu başvuru ile beraber bizim Avusturya’daki ayrışmamız başladı.

    “AVUSTURYA’DA İSLAM YASASI VAR; AVRUPA’DA İSE YOK”

    Bunu yapma nedenlerinin birçok boyutu var. Bunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Uzun bir süreç olduğu için birincisi Avusturya’da tanınmamız için iki tane koşul vardır. Bunlardan bir tanesi, Avusturya hükümeti diyordu ki inancınızla normal bir başvuru yapacaksınız. Bu başvuru ile beraber de tanımlamalarınız gerçekleşecek. Avusturya’da mevcut bir İslam Yasası var. Bu, diğer Avrupa ülkelerinde yok. Yalnızca Avusturya’ya mahsus olan bir yasa. Avusturya hükümeti de tabii ki bizleri, yani Türkiye’den gelen bir topluluk olarak bizleri de çok fazla tanımıyor. “Alevi” olarak ya da bizim istediğimiz çerçevede tanımıyorlardı. Bunlar Türkiye’den gelen toplulukların hepsini bir kafese alıp dediler ki, bunlar Türkiye’den gelen bir topluluk. Biz de bunları İslam Yasası’nın içerisine alalım. Bu çerçevede İslam Birliği’nin başvuruları onların işine yaradığı için bu başvuruyu değerlendirdiler. Bu şekilde İslam yasasının içerisinde mevcut bir yapılanmayla bir tanımlanma gerçekleşti. Bu da sorunların ilk adımı oldu.

    “VİYANA ALEVİ KÜLTÜR BİRLİĞİ’NE KARŞI BİZ KENDİNE ÖZGÜ BİR İNANCIN ÇALIŞMALARINI YÜRÜTMEK İSTİYORUZ”

    2009 yılından itibaren başlayan bir tanınma sürecimiz gerçekleşti. Bu tanıma süreci içerisinde Viyana Alevi Kültür Birliği’ne karşı bizler kendine özgü bir inancın çalışmalarını yürütmek istiyoruz. Bu bizler için çok önemli. Çünkü Avusturya’daki yapılanma, Türkiye’deki yapılanma ile birbirine çok benziyor. Türkiye’de mevcut olan Diyanet İşleri ve hükümetin Alevileri Diyanet İşleri’nin içerisine alma yani oradaki bir çatı altında birleştirip İslamlaştırmaya yönelik olan bir yapılanması vardı. Avusturya’daki çalışmada aynısıydı. Mevcut İslam yasası ile beraber Türkiye kökenli olan İslam’a yaklaşık olabilecek kurumların hepsini bu İslam Yasası çerçevesinde toparlamaya çalışıyorlardı.

    “AVUSTURYA’DAKİ İSLAM YASASI’NIN DİYANET’TEN FARKI YOK”

    Biz buna karşı geldik biz dedik ki; biz böyle bir yapılanmanın içerisine girdiğiniz takdirde, bu Alevilerin asimilasyonuna açılmış kapı olacak. Bu da bizim kendi kendimizi ifade etmemize bir tür engel teşkil edecek. Bu yüzden eğer bir yasa çıkacaksa bunun bir Alevi Yasası olması lazım. Bu çerçevede, bu ölçeklerde çalışmalarımızı yürütmek istiyoruz. Tamamen kurumsal bir çerçeveydi buradaki çalışmalar. Tabii ki onlar biraz daha kolay yolu seçtiler. Böylelikle devletin de desteğiyle beraber tabii ki onların tanımlanması daha rahattı. Bizim tanımlanmamız da hem devlet nazarında hem de aramızdaki bu çelişkilerden dolayı biraz daha zorlu bir aşama ile gerçekleşti. O yüzden de biz dedik ki; Alevilerin Diyanet İşleri Başkanlığı içerisinde toplanmasıyla, Avusturya’daki Alevilerin İslam Yasası içerisinde toplanması aynıdır. Biz böyle bir yapılanma istemedik. Bu yüzden de çalışmalarımızı bu çerçevede ilerletiyoruz.

    Peki Avusturya’da nasıl bir hükümet var?

    Şu anda yeni bir hükümet kuruluyor. Hükümet sadece en azından bizim süreçlerimizde sağ hükümetin ağırlıkta olduğu dönemlere rast geldi. İlk başlarda sosyal demokratlar ve Avusturya Halk Partisi olmak üzere bunlar o dönemde iktidardaydılar. Zaman geçtikçe 10 yıllık süre içerisinde hükümetler de değişti. Bizim yüksek mahkeme süreçlerinde genelde sağ hükümetler, daha doğrusu Hristiyan demokratların olduğu bir hükümet vardı.

    AVUSTURYA DEVLETİ ALEVİLERİ ÇIKARI DOĞRULTUSUNDA KULLANDI”

    Belki de Aleviliği çok tanımıyorlar. Bu anlamda eksiklik olduğunu düşünüyor musunuz?

    Muhakkak bunun bir eksikliği de var. Ama bunların da kendi teşkilatları var. İlla bir kurumu tanımak istiyorsa bunların teşkilatları, gerekli bilgileri onlara aktarıyorlar zaten. O yüzden Alevileri gerçek anlamda tanımadıklarını pek düşünmüyorum. Bizler de Avusturya’da 30 yıla yakın bir süredir örgütlenmemiz var. 30 yıllık derneklerimiz mevcut federasyon olarak. 1989 yılından itibaren var olmuş bir kurumdayız. Böyle bir kurumlaşmamız olduktan itibaren de yani 22 yılı geçirmiş bir örgütlenmemiz var federasyon olarak. Bizleri tanıyorlar. Muhakkak birçok çalışmamıza katılıyorlardı. Onların aslında Alevileri tanımamasından değil de daha çok Alevileri kendi çıkarları doğrultusunda nasıl kullanabileceklerini düşünüyorlardı. Özellikle de Avusturya’da mevcut olan bu İslam Yasası’nın değişmesi için Aleviler büyük bir rol oynadı. Bu konuda da aslında Aleviler kullanıldı diyebiliriz. Çünkü Avusturya’daki İslam Yasası’nın değişmesi bir nevi Alevilerin sayesinde gerçekleşti. Çünkü bu İslam Yasası değişirken birçok televizyon programları yapılıyordu. Hükümet yetkilileri televizyon programlarına çıkıyorlardı ve diyorlardı ki bakın İslam Yasası’ndan rahatsız olanlar, İslam Alevi teşkilatı da var. Bu yüzden de İslam Yasası’nı değiştirmek zorundayız. Böylelikle de zaten büyük bir oyun olarak değerlendiriyoruz bunu. Bu yüzden de Avusturya hükümeti Alevileri bu anlamda kullandı. İslam Alevilerinin arkasında durmalarının en büyük nedeni onların İslam Yasası’nın değiştirilmesinde yardımcı olmalarıdır.

    “BİZ BİRBİRİNE YAKIN İKİ İNANÇ DEĞİLİZ; BİZ ‘ALEVİLİK KENDİNE ÖZGÜ BİR İNANÇ’ DİYORUZ”

    Şimdi tabi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci başladı. Avusturya’da iç hukuk tükenince siz de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdunuz federasyon olarak. Nasıl bir savunma gerçekleştirilecek. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

    10 yıllık bir süreç. Avusturya’da gerçekleşen uzun bir süreçti. Avusturya bürokrasisi bu konuda sınıfta kaldı diyebiliriz. Bizleri 10 yıllık bir süreç içerisinde hem maddi hem manevi anlamda yıprattılar. Bu sürecin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gelmesi bizler için büyük avantaj. Çünkü burada artık Avrupa İnsan Hakları Konseyi’nin bakacağı, değerlendirebileceği bir sonuç olacak. Kaldı ki AİHM’de eş değerli birçok kararlar mevcut. Yani aynı inanca mensup olan kuruluşlar dahi birbiriyle anlaşamadıkları takdirde devletler bu kurumları tanımlamak zorundalar. Bu konuda eşdeğer kararlar mevcut. Bu yüzden de biz birbirine yakın iki tane inançtan da bahsetmiyoruz. Birisi tamamen kendisini İslam’ın bir mezhebi olarak görüyor, İslami bir Alevilikten bahsediyor. Biz ise kendisine özgü, başlı başına ayrı bir inançtan bahsediyoruz. Bu yüzden farklılığımız oldukça büyük.

    AİHM’DE EMSAL DAVALAR VAR

    Bizim yaptığımız başvuru birbirinden tamamen farklı. Eşdeğerli kararlar var. Bu eşdeğerli kararlar yalnızca Aleviler üzerinden verilmiş kararlar değil. Bosna Hersek üzerinden bir tane karar var. İki Hristiyan yalnızca  yöneticileri birbiriyle anlaşamadıklarından dolayı AİHM’ye gelmişlerdi. Mahkeme, iki inanç birbirinin aynısı olsa dahi birbirileri ile anlaşamadıkları ve bundan dolayı da ayrı inanç olarak tanımak zorunda olduğuna o dönemde karar vermişti. Kaldı ki zaten Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. Maddesinde din ve vicdan özgürlüğü devletler tarafından sunulmalıdır, diye açık bir şekilde yazıyor. Özellikle de Avusturya hükümetinin bizim kendimizi ifade etmediğimiz ve de kendimizi görmediğimiz bir dinin içerisine adapte etmesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına aykırı bir karar. Bu nedenle de Avrupa İnsan Hakları mahkemesinden olumlu bir sonuç bekliyoruz. En azından bu din ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde.

    “AİHM’DEN POZİTİF KARAR BEKLİYORUZ”

    Tamam haklısınız örnekler var önünüzde ama burada Aleviler sanki ikiye bölünmüş gibi. Birileri İslam’ın şemsiyesi altında olmasını istiyor, bir bölümü istemiyor. Burada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararsız kalabilir mi? Hukukçular ne diyor?

    Buradaki hukukçular, insanlar kendilerini nasıl tanımlıyorlarsa, benimsiyorlarsa devlet de onu o şekilde kabul etmek zorundadır, diyor. Kendini nasıl ifade ettiğin burada çok önemli. Buna dikkat ediyorlar ve de buna bakıyorlar. Bu yüzden de düşünce ve vicdan özgürlüğü çerçevesinde kanun ile beraber geçiyor. Böylelikle de bizlerin tanımlanması olayını daha çok pozitif olarak görüyoruz.

    “AİHM LEMİZE KARAR VERİRSE ÇOK BÜYÜK BİR KAZANIM ELDE ETMİŞ OLACAĞIZ”

    Peki diyelim ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi sizin lehinize karar verdi? Nasıl bir etki edecek Avusturya Devleti’ne?

    Bu bizler için çok büyük bir oluşum olacak. Bunu yalnızca Avusturya’ya yönelik değil de hem Avrupa’daki Aleviler hem de Türkiye’deki Aleviler karşısında çok büyük bir kazanım elde etmiş olacağız. Bu nasıl bir kazanım olacak? Mevcut İslam Alevilerinin yanında kendisine özgü bir Aleviliğin tanınmış olması gerçekleşecek. AİHM’de alınan kararlar Türkiye’deki gibi çok fazla kulak ardı edilmiyor burada. O kararlar olduğu gibi hayata da geçiriliyor.

    “AVUSTURYA DEVLETİ AİHM KARARLARINI UYGULMAK ZORUNDA KALACAK”

    Avusturya hükümeti bu kararı kendi yasalarında uygulamak zorunda durumunda kalıyor. Çünkü buradaki işleyiş çok daha farklı. Alınacak olan kararların hepsi de Avusturya’da geçerli olacak, bizim buradaki mahkemelere gelecek. Mahkeme tekrardan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde çıkacak olan kararın sonucunda bir karar verme zorunluluğu var. Böylelikle bizim aslında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde çıkacak olan pozitif bir karar, Avusturya’daki kararda da belirleyici olacak.

    “ALEVİLİĞİN RİTÜELLERİ İSLAM DİNİNE UYMUYOR; İNANCIMIZI ÖZERK OLARAK NİTELENDİRİYORUZ”

    Ben burada tekrar başa döneceğim. Sosyal medyada çok tartışılıyor. “Olur mu öyle bir şey, Alevilik İslam dışı mı?” şeklinde tartışmalar yaşanıyor. Peki İslam şemsiyesi altında olunursa ne olur? Hangi olumsuzluklar gerçekleşir? Bir kez daha ifade edelim daha net bir şekilde.

    Aleviliğin bir defa İslam içi İslam dışı tartışmalarına yönlendirilmesini biz çok sakıncalı buluyoruz. Bunun biz İslam’ın ne kadar Hıristiyanlık içi/Hristiyanlık dışı tartışmaları gibi. Çünkü tüm dinlerin hepsi birbirinden etkilenmişlerdir. Bu bilimsel bir açıklamadır. Her dine baktığımız takdirde birbirine benzer öğeler vardır ama Aleviliği tek başına aldığımız takdirde, Aleviliğin tek kurtuluş yolu kendi ritüelleri ile beraber kendisini tanımlıyor olmasıdır. Biz bugüne kadar kendimizi Alevi olarak nitelendiriyorduk ve bizi diğer din toplulukları ile beraber aynı göz hizasına getirebilmemiz için bu güvenceyi elimize almamız lazım. Bu yüzden de bizim dememiz lazım ki Alevilik diğer inançlar gibi kendisine özgü bir inançtır. Bunun içerisindeki Alevi ritüelleri neyse bizler onu yapacağız, onları dile getiriyoruz, farklı farklı bir şey söylemiyoruz. Biz diyoruz ki İslam dinindeki, şu andaki mevcut dünyada bilinen, tanınan dinle alakamız yok. İslam dininden farklılıklarımız var. Bizim ritüellerimiz, yaşam tarzımız bu dine uymuyor. İnancımızı özerk bir inanç olarak nitelendiriyoruz.

    Ama Alevilik bir din demiyorsunuz.

    Avusturya’da tanıma olaylarında din topluluğu olarak geçiyor. Kanundaki ismi budur. Bir din topluluğu olarak. Şu andaki mevcut İslam Alevileri de bir din olarak geçiyorlar.

    “ALEVİLİĞİ BİR YOL OLARAK TANIMLIYORUZ”

    Evet orada din olarak geçiyor ama Aleviler “Biz bir dinin mensubuyuz” demiyor.

    Bizler bir inancın mensuplarıyız. Biz Yol’un mensuplarıyız. Aleviliği biz Yol olarak zaten kendi tüzüğümüzde de dile getirdik. Alevilik bir Yol’dur, diyoruz. Özellikle de insan-ı kâmil olma yolunu benimseyen Dört Kapı- Kırk Makam’dan geçen Yol’un adıdır diyoruz kendimize.

    “BİZ DİYORUZ Kİ, KENDİMİZİ BAŞKA İNANÇ ÜZERİNDEN TANIMLAMAYALIM”

    Şimdi bunu çarpıtanlar var. “Alevilik din ise hani nerede kitabı, peygamberi kim” diye soruyorlar. Bunu söyleyenler de Aleviler. Bu kişilere ne söylemek istersiniz?

    “Cahille çok fazla muhatap olma” diye bir güzel sözümüz vardır. İnsanların birçoğu yalnızca din denilince aklına semavi dinleri getiriyor. Sırf bu dinlere mensup olabileceğini düşünüyorlar ve de kafalarındaki bilgi bununla kısıtlı olduğundan dolayı olayı çok fazla çarpıtıyorlar. Kendilerinden olmayan öğeleri yaşamınızın içerisine koymaya çalışıyorlar. Bu yüzden de biz de onlara her defasında diyoruz ki, biz kendimizi başkasının üzerinden tanımlamayalım. Biz kendi inancımızı, bizi biz yapan seçimlerimiz ne derse onların üzerinden kendimizi anlatalım. Niye başkaları üzerinden anlatalım. Biz zaten kendi kırklar meclisimizde bizim aramıza peygamber girmez demişiz. Ene’l Hak demişiz bir defa. Bu tanımları bizler kullanarak kendi inancımızın özüne dönecek bir şekilde dile getirmemiz gerekiyor. Aslında onlarla çok fazla muhatap olmak istemiyoruz. Alevilik sırf bu dört mevcut dinden tanımlanacak bir inanç değil. Bu mevcut olan dört tane semavi din, Aleviliğin içerisinde mevcut olabilir ama Aleviliği bunların o dar çerçevelerine sığdırılabilecek küçük kapsamlı bir inanç olarak nitelendirmiyoruz. Bu çok daha geniş bizim ve inancın özdeşleşmiş olduğu yapılanma olarak değerlendiriyoruz.

    Nilgün METE/İSTANBUL

  • Avusturya ABF, bağımsız bir Aleviliğin tanınması için AİHM’ye başvurdu

    Avusturya ABF, bağımsız bir Aleviliğin tanınması için AİHM’ye başvurdu

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) iç hukuk yolları tükendiği için Avusturya devletine karşı açtığı davayı dün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF)  “Avusturya’da İslam Yasası’ndan bağımsız bir Aleviliğin tanınması” için dava açmıştı.  Viyana İdari Mahkemesi’nde görülen duruşmaların sonucunda dava AABF aleyhine sonuçlanmıştı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) iç hukuk yolları tükendiğinden dolayı, Avusturya devletine karşı açtığı davayı dün (10 Aralık 2019) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

    Avusturya ABF Genel Başkanı Özgür Turak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdıkları davaya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, ”AABF olarak Avusturya devletine karşı yürüttüğümüz “Aleviliğin kendine özgü bir inanç” olduğuna dair davamızı bugün itibari ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne taşıdık”dedi.

    ‘‘MÜCADELEMİZ SONUNA KADAR DEVAM EDECEK”

    Özgür Turak, açıklamasına şöyle devam etti:

    “Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü çerçevesinde hukuki mücadelemizi Avrupa‘da devam ettirmekteyiz. Avusturya bürokrasisinin, Alevileri mevcut ‘‘İslam Yasası‘‘ içerisinde dizayn etmelerine izin vermeyeceğiz. Mücadelemiz sonuna kadar devam edecektir.
    Dünya İnsan Hakları Günü‘nde, davamızı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne taşımamız bizim açımızdan önemlidir. Mücadelemiz Alevi toplumunun eşit yurttaşlık haklarını elde edinceye kadar devam edecektir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Çarşaf giyinip Kerbela’ya gitmek ikiyüzlülüktür’-VİDEO

    ‘Çarşaf giyinip Kerbela’ya gitmek ikiyüzlülüktür’-VİDEO

    PİRHA – Dede Sefa Öztürk, Avusturya’dan Kerbela’ya götürülen Alevi kadınlara çarşaf giydirilmesine sert tepki gösterdi. Öztürk, “Dünyanın her tarafı Kerbela olmuş durumda. Bugünkü katliamlara ses çıkarmayanların Kerbela topraklarına çarşaf giyerek gitmeleri tamamen ikiyüzlülük” dedi.

    Avusturya’da faaliyet gösteren bir Alevi-İslam topluluğu tarafından düzenlenen Kerbela ziyaretinde kadınların çarşaf giyinmesi tartışma yarattı.

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, Alevi kadınlarının çarşaf giyinip Kerbela’ya gitmesini “Bu kadarına da pes” diyerek eleştirdi. Öztürk, “Aleviler olarak ilk defa başımıza böyle bir olay geliyor” diyerek Alevilikte çarşaf giyinme anlayışının olmadığını ifade etti.

    “KERBELA’YA ÇARŞAF GİYEREK GİTMEK İKİYÜZLÜLÜKTÜR”

    Dede Öztürk, Alevi toplumuna dönük katliamların günümüzde de sürdüğüne işaret ederek “Bugünkü katliamlara ses çıkartmayanların Kerbela topraklarına çarşaf giyerek gitmeleri tamamen ikiyüzlülüktür” diyerek şunları ekledi:

    “Bizler elbette ki mazlumun yanındayız kendimizde mazlumun aslında mazlumların yanında olmak bir iddiadır kendisi sürekli katliam ve haksızlıklara uğramış bir toplumun falancanın da yanındayım demesine gerek yoktur. Mazlumiyet ve mağduriyet sürekli devam ediyor. Bugün dünyanın her tarafı Kerbela olmuş durumda. Çünkü hala katliamlar devam ediyor. Bugünkü katliamlara ses çıkartmayanların Kerbela topraklarına çarşaf giyerek gitmeleri tamamen ikiyüzlülük ve çifte standarttır, diye düşünüyorum. Ayrıca bu başka bir algıdır. Aleviliğin böyle bir problem ve anlayışı yoktur. Alevilik bugün mü keşfediliyor? Alevilik günümüzde bir tür ranta sürükleniyor. Çünkü o Kerbela’ya götürenlerin tek derdi insanlar Kerbela’yı görsün değil. Masum insanlar katledilirken acaba kaç tanesinin yüreği acıyla burkulmuştur?”

    “ÖBÜR DÜNYA RANTI YARATILDI”

    Dede Sefa Öztürk’in altını çizdiği bir diğer konu ise; Aleviliğin bir tür ideolojik katliam ile karşı karşıya olduğu noktasıydı.

    Öztürk şöyle devam etti:

    “Fakat onlar için asıl Aleviliğin ortadan kaldırılıp yok edilmesi, özünün tamamen dumura uğratılması, çürütülmesidir. Bir diğer önemli olan durum da oradan yaratılan rantın başkaları tarafından sürekli kullanılmasıdır. Bugün dinler önemli ölçüde rant yaratıyor. Alevilik ise önceden insanlık yaratıyordu. Çünkü doğasında paylaşım, rızalık, müsahiplik, kardeşlik, dayanışma ve İMC gibi kavramlar vardı. Bugün ise cennet ve cehennem algısı daha yoğun biçimde yaşanıyor. Hayatın gerçeği yukarıya doğru taşınarak bir tür öbür dünya rantı yaratıldı. Ve bugün Alevilik özellikle rantiyeye dayalı ve çürümeyi daha yoğun bir biçimde çoğaltacak anlayışları yaşamın içerisine sokarak bir tür ideolojik katliam ile karşı karşıya. Buna karşılık Alevilik mutlaka kendisini korumak zorundadır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Pir Erdoğan’dan çarşaf giyinen Alevi kadınlara tepki: İhanet ediyorlar- VİDEO

    Pir Erdoğan’dan çarşaf giyinen Alevi kadınlara tepki: İhanet ediyorlar- VİDEO

    PİRHA – Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu adlı kuruluşun Kerbela’ya düzenlediği gezide Alevi kadınlara çarşaf giydirilmesine İbrahim Erdoğan Dede tepki gösterdi. Erdoğan, “Bir Alevi olarak eğer çarşaf giyip Kerbela’ya gidiyorsa Hz. Hüseyin’e ihanet ediyor, onun yanına gitmekle ona niyaz etmiyor ona ihanet ediyor” dedi.

    Avusturya Alevi İslam İnanç Toplumu adlı kuruluşun Kerbela’ya düzenlediği gezide Alevi kadınlara çarşaf giydirilmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Ağuçan Ocağı Pirlerinden İbrahim Erdoğan, “Herşeyden önce bir insan neden kendini kapatıyor, kimden utanıyor da kendini kapatıyor. Niye utanıyor, suçu mu var, tanınmasın diye mi kendini kapatıyor?” diye sordu.

    Alevi kadınlarına çarşaf giydirilerek Kerbela’ya götürülmesinin doğru olmadığını kaydeden Erdoğan, “Şii devleti Hz. Hüseyin’in de özgürlük hareketinin de üstünü perdeleyerek kendi çıkarına çevirdi” ifadelerini kullandı.

    “HÜSEYİN’İ YANLIZ BIRAKANLAR, İNSANLARA O ÇARŞAFI GİYDİRDİLER”

    Pir İbrahim Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Mesela Hz. Hüseyin Kerbela’ya giderken yolda bir Arap yazara rastlıyor diyor ki; ben oraya gidiyorum, orada durum nedir? diyor ki Ya Hüseyin oradaki Küfe halkının gönlü senden taraf kılıcı Yezid’ten taraf. İster git ister gitme.

    Şimdi Hz. Hüseyin’e imza verip biz seni tanıyoruz senden başka kimseyi tanımıyoruz deyip aile efratıyla oraya davet edip ondan sonra yüz çevirmeler, kaçanlar Hz. Hüseyin’i sahiplenmediler. Kendilerine o zinciri vuruyorlar ya Hz. Hüseyin’i sahiplenmedikleri ve ortada bıraktıkları için pişmanlıktan dolayı kendilerine zincir vuruyorlar. Bu aydınlanmasın diye Hz. Hüseyin’i kendi devletinin çıkarları için ortada bırakanlar geri döndü o insanlara çarşaf giydirdi.”

    “Bir Alevi olarak eğer çarşaf giyip Kerbela’ya gidiyorsa Hz. Hüseyin’e ihanet ediyor, onun yanına gitmekle ona niyaz etmiyor, ona ihanet ediyor” diyen Pir İbrahim Erdoğan, gri pasaportlu dedeleri hatırlatarak, “Gri pasaportlarla İran’a giden, Arabistan’a hacca giden kendine dede diyenler, devletin örgütlemesiyle bu işi uygulayanlar asla hiçbir zaman dede olamazlar” dedi.

    Pir Erdoğan, çarşaf giyip Hz. Hüseyin’in karşısına gidenlerin Hz. Hüseyin’e ihanet ettiklerini belirterek, “Çünkü Hz. Hüseyin asla özgürlüklerin karşısında değil özgürlüklerin var olması için aile efratıyla şehit oldu. Onlar özgürlüklerini kısıtlayarak gidiyorlarsa Hz. Hüseyin onları kabul etmez” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

  • Avusturya Alevi Kadın Birlikleri 8 Mart’ı coşkuyla kutladı

    Avusturya Alevi Kadın Birlikleri 8 Mart’ı coşkuyla kutladı

    PİRHA- Avusturya Alevi Kadın Birlikleri (AAKB) St.Pöltenli Aleviler ile dayanışma adına 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) İkinci Başkanı Dr. Zeynep Arslan, “Öğretinin Can ilkesi doğrultusunda cinsiyetlerin ve insanların eşitliğinin pratik yaşamda da uygulanılmasının Alevi inancının bir gerekliliği olduğunu” söyledi.

    Avusturya Alevi Kadın Birlikleri AAKB düzenlediği 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne iyi bir katılım sağlandı. St.Pöltenli Alevi Kadınlar AAKB Başkanı Ülker Sinci ve St.Pöltenli kadınların ev sahipliğinde hazırlanılan renkli bir program ile karşılandılar.

    Aşağı Avusturya İçişler Odası Başkan Yardımcısı (AK NÖ Vizepräsidentin) Gerda Schilcher, Aşağı Avusturya Eyalet Milletvekili Kathrin Schindele, İşçi Odası temsilcisi Sultan Özseçkin ve Eyalet müsteşarı Ali Fırat kısa sunumlar yaptılar. Konuşmacılar arasında ayrıca Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) İkinci Başkanı Dr. Zeynep Arslan da bulundu.

    Gerda Schilcher ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün Avusturyalı Sosyal Demokrat kadınların (SPÖ) mücadelesinin sayesinde Avusturya’da önemli bir yer edinmiştir’ derken, ‘kadın direnişinin geçmişte olduğu gibi bugün de devam etmesi gerektiği’nin altını çizdi. Kathrin Schindele ‘mevcut hükümetin işçi sınıfı karşıtı politika ve uygulamalarından ötürü İşçi Odasının ehemmiyetinin giderek daha da önem teşkil ettiğini ve iş dünyasında sorunlar ile ilgili daima işçi odasına başvurulması gerektiğini’ söyledi. Ek olarak, işçi odasında Almanca danışmanlığın yanında 16 farklı dünya dillerinde de danışmanlık yapıldığını vurguladı.

    Ali Fırat daha çok mevcut hükümetin işçi ve kadın politikalarında ‘gayrı insani ve şuursuz’ davranışlar içinde olduğunu ifade ederek, son süreçte yaşanılan bazı örnekleri anlattı. Buradan itibaren ‘sağcı bu hükümetin siyasetinin Avusturya genel toplumunun selametine değil alehine bir rotada olduğunu ve bugüne dek kazanılmış haklara saldırıları yükselttiğini’ çeşitli örneklendirmelerle anlattı.

    “CİNSİYET EŞİTLİĞİ ALEVİ İNANCININ GEREKLİLİĞİDİR”

    Dr. Zeynep Arslan sunumunda dünya kadın hareketleri ve bunun Türkiye’ye yansımalarının kısa bir özetini çıkarttıktan sonra, ‘Alevi Kadınının profilini tartışmaya açtı. Alevi öğretisinin “kadıncıl bir inanç” olduğu fikrini dinleyicilerle paylaşan Arslan, ‘öğretinin Can ilkesi’ doğrultusunda ‘cinsiyetlerin ve insanların eşitliğinin pratik yaşamda da uygulanılmasının Alevi inancının bir gerekliliği’ olduğunu anlattı. Arslan, özellikle kadınların eşitlik haklarını talep etme noktasında bilinç ve farkındalık geliştirmek ve öz güvenlerini yükseltmek adına kurumlar içinde eğitim programlarını düzenlemeleri gerektiğini vurguladı. Çocuk eğitimi konusuna da değinen Arslan, ‘çocukların Anne-Babaların nasihat ve telkinlerinden daha çok Anne-Babaların yaptıkları ve yapmadıklarını örnek aldıklarını’, dolayısıyla Anne-Babanın öncelikle kendilerini eğitmeleri gerektiğini ve de ‘sevginin bir kültür olduğunun altını çizerek, bu ‘kültürün önce evden başladığını söyledi.

    Kaynak : WELG Medya

  • Aleviler, bugün Avusturya Adalet Bakanlığı önünde miting yapacak

    Aleviler, bugün Avusturya Adalet Bakanlığı önünde miting yapacak

    PİRHA- Avusturya’da İslam Yasası’ndan bağımsız bir Aleviliğin tanınması için Aleviler, bugün (25 Ocak) saat 10.00’da Avusturya Adalet Bakanlığı’nın önünde bir miting yapıyor.  

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) tarafından açılan “Avusturya’da İslam Yasası’ndan bağımsız bir Aleviliğin tanınması” davasının son sözlü duruşması Viyana İdari Mahkemesi’nde görüldü. Sözlü duruşma tamamlanırken, mahkeme kararı, 30 Ocak tarihine kadar yazılı olarak bildirilecek.

    Dünkü duruşmanın ardından bugün ise Aleviler saat 10.00’da ‘Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğunu’ haykırmak için Avusturya Adalet Bakanlığı’nın önünde bir miting yapacak.

    AABK İkinci Başkanı Mehmet Ali Çankaya davanın kazanma yolunun açıldığını belirterek “İslam ile Alevi inancının farkı artık tarihe geçti. Buradaki İslam yasasında Aleviler olmayacak. Kültür Bakanlığı bizi onayladı. Devlet bir yol bulacak. Aleviliği kendine özgü bir inanç olarak kabul edecek. Mitingimiz de barış mitingi olacaktır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Ali Yıldırım’dan duruşma öncesi Viyana Yüksek Mahkemesi’ne mektup-VİDEO

    Yazar Ali Yıldırım’dan duruşma öncesi Viyana Yüksek Mahkemesi’ne mektup-VİDEO

    PİRHA- Avusturya’da Aleviliğin resmi olarak “İslam Yasası” çerçevesinde tanınmasına karşı Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun itirazı üzerine görülen davanın duruşmasına 25 Ocak’ta devam edilecek. Duruşma öncesi Yazar Ali Yıldırım, Viyana Yüksek Mahkemesi’ne bir mektup gönderdi. Yıldırım, mektubunda “Alevilik tamamen kendisine özgü bir inanç sistemidir. Alevilik tarihi, doğuşu, esasları ile herhangi bir dinin mezhebi, alt kolu, yorumu olarak değerlendirilemez” dedi. 

    Avusturya’da Aleviliğin resmi olarak “İslam Yasası” çerçevesinde tanınmasına karşı Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun itirazı sonucu görülen davanın duruşmasına 25 Ocak Cuma günü devam edilecek.

    Dava öncesi Alevi Yazar Ali Yıldırım, Viyana Yüksek Mahkemesi’ne bir mektup gönderdi. Yıldırım, Viyana’da görülecek dava ve mektuba ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Yazar Yıldırım, “25 Ocak Cuma günü, Avusturya’da Viyana Yüksek Mahkemesi’nde çok önemli bir dava görülecek. Bu dava yalnızca Avusturya’da yaşayan Alevileri değil bütün Alevi toplumunu derinden etkileyen ve yakından ilgilendiren bir dava. Bizler bu dava konusunda sessiz kalmamalıyız diye düşündüm; bir yazar olarak, bir avukat, hem de Hüseyin Gazi Derneği’nin Başkan Yardımcısı olarak” dedi.

    Davaya bir şekilde müdahil olmak gerektiğini belirten Yıldırım, bir dilekçe kaleme alarak Viyana Yüksek Mahkemesi’ne iletilmek üzere Avusturya’daki Alevi Federasyonu’nun yöneticilerine gönderdiğini kaydetti.

    İSLAM ALEVİCİLERİNİN İŞİNE GELEN BİR DURUM

    Avusturya’da İslami çerçeve içerisinde Aleviliği de değerlendirmek isteyen bir anlayışın ortaya çıktığını belirten Yıldırım, şunları ifade etti:

    “Avusturya hükümeti, bütün grupları devletin çeşitli şemsiyeleri altında toplamaya çalışıyor. İslami çevreleri bir şemsiye altına topladı. Bunun içerisine Alevileri de sokmaya çalışıyor ve maalesef Avusturya’da bir grup Alevi kendisini orada ifade ederek, Alevi İslam çatısı altına, Türkiye’deki gibi Diyanet şemsiyesi altına girdiler o çevrenin yönlendirmesiyle. Devletin de işine gelen bir durum. Avusturya’daki Alevi Federasyonu’nu da onun dışında bir bağımsız Alevi duruşunu ortaya koymaya çalışıyor. İşte davanın konusu bu. Davanın konusu Aleviliğin kendisine özgü bir inanç olduğunun saptanması, bu kapsamda eğer Alevilik kendisine özgü bir inanç olarak değerlendirilirse İslam şemsiyesi altına girmeyecek ve kendi özgünlüğünü koruyacak. Tabii ki devlet ve İslam Alevicilerinin işine gelen bir durum değil bu, ama sonuçta hak, hukuk, adalet ve Alevi duruşunun gereklerini yerine getirmeye çalışan Avusturya Alevi Federasyonu, bu tutuma karşı dava açtı. Cuma günü dava tekrar görülecek. Belki bir sonuç almak mümkün olabilecek.”

    Alevi kurumlarının, aydınların, yazarların bu davanın gidişatına, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğu noktasının saptanmasına katkıda bulunması gerektiğinin, Alevi yolunun gereğini yerine getirmek durumunda olduklarının altını çizen Yıldırım, bu nedenle kaleme aldığı dilekçeyi Viyana Yüksek Mahkemesi’ne gönderdiğini söyledi.

    İşte Yazar Ali Yıldırım’ın Viyana Yüksek Mahkemesi’ne gönderdiği mektup:

    Sayın yargıç Rath,

    Bu mektubu / dilekçeyi sizlere; 32 yıldır avukatlık mesleğini icra eden bir hukukçu, çok sayıda kitabı olan bir yazar, Ankara’da bulunan Alevi bir inanç merkezinin başkan yardımcısı olan bir Alevi olarak yazıyorum.

    Görmekte olduğunuz davayı ve içeriğini öğrenmiş bulunuyorum.

    Ve şunu bilmenizi isterim ki bu dava ve vereceğiniz karar yalnızca Avusturya’da yaşayan Alevileri değil bir bütün olarak Alevi inancına mensup tüm canları çok yakından ilgilendirmektedir.

    Bu nedenle de Alevi inancının tarihine ve içeriğine ilişkin kimi bilimsel bilgileri ve toplumumuzun inancına dair bazı görüş ve düşüncelerini sizlere iletmek istedim.

    Sayın yargıç,

    Amacım inancımızı bir parça size anlatabilmek.

    Yoksa hukukun evrensel ilkeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi çerçevesinde devletlerin, yargının inançlara, inanç özgürlüğüne saygı duyacağını, inançları tanımlayamayacağını, insanların inançlarının ne olduğu konusunda karar verme hak ve yetkisinin yalnızca o inanca mensup insanlara ait olduğunu elbette biliyorum.

    Bu kapsamda, inancımız olan Alevilik uygarlığın beşiği olan Anadolu’nun kadim ve özgün bir inancıdır. İnancımızın kökleri insanlığın binlerce yıllık tarihine uzanır.
    Alevilik; insanı merkezine koyan (insanı merkez alan) Anadolu’ya özgü eşi benzeri olmayan bir felsefe, bir yaşam biçimi, bir kültür, bir öğreti ve tüm bunları içeren bir inanç sistemidir.

    Alevilik İslamiyet’ten farklı, onun şartlarına, olmazsa olmazlarına uzak duran bir kadim inançtır.
    Aleviler Anadolu toprakları üzerinde resmi dinsel anlayışın dışında oluşmuş ve olmuştur. Bu nedenledir ki tarihte Anadolu’da kurulan gerek Roma-Bizans, gerek Selçuklu devleti zamanında, gerekse Osmanlı İmparatorluğunun hakimiyeti altında sürekli olarak Aleviler baskı ve zulüm görmüşler, aşağılanmışlar, horlanmışlar, yadsınıp yok edilmeye kalkışılmışlardır.
    Alevilik Osmanlı’nın resmi dinsel anlayışı olan Şeriatı/İslamiyeti yadsıyan bir inanç/öğreti olduğundan Aleviler birçok katliama maruz kalmış, tarihsel süreçte kendi varlığını korumak için bedeller ödemiştir. Avrupa’da ortaçağda yaşanan engizisyonun bir benzeri Anadolu’da Aleviler üzerinde uygulanmıştır.

    HÜMANİZM ALEVİLİĞİN TEMEL KARAKTERİDİR

    Aleviler tarihte salt inançlarından/ kültürlerinden/öğretilerinden dolayı birçok katliam yaşamış olmalarına rağmen Alevi inancının temelini insan sevgisi yani hümanizm oluştur.

    Aleviler insanda tanrısal özellikler görürler. Onlara göre insan tanrının yeryüzündeki yansımasıdır. İnsana gösterilecek sevgi ve saygı yeryüzündeki her türlü ibadetten daha değerlidir. İnsana değer verilmelidir çünkü insan dünyadaki her şeyin yaratıcısıdır. İnsan yaratan ve yaşatandır.

    Hümanizm, insan sevgisi temelinde tüm “kerametlerin/ mucizelerin” insanda olduğuna inanır. Bunu “her ne arar isen insanda ara” özdeyişiyle dile getirir.
    Aleviler insanlar arasındaki her türlü ayrımcılığa karşıdırlar.

    İnsanın insan olarak doğmasından ötürü saygıya, hak ve özgürlüklere layık olduğuna inanırlar.
    İnsan hakları evrensel bildirgesinde ifadesini bulan temel insan haklarının bütün insanlar için gerçekleşmesi gereğine inanırlar.
    Alevi toplumu barıştan, dostluktan, hoşgörüden yana, bilime ve gelişime açık zengin sanatsal ve estetik değerleri ile insanlığın gelişimine katkıda bulunmaktadır.
    Alevilik dünyada yaşayan tüm insanlık ailesini/tüm insanları dost ve kardeş bilir. Farklı olmayı insanlık için bir zenginlik sayar.

    ALEVİLER DEMOKRASİDEN YANADIR

    Aleviler ve Alevi inancı demokrasiye bağlıdır. Bu onun tarihsel geleneğinden, Alevi öğretisinin yapısından kaynaklanır. Aleviler kendilerini demokrasi cephesinde görür. Çünkü demokrasi genel anlamıyla halka ve çoğulculuğa dayanan ama bireyin ve azınlıkların haklarına güvence veren inançların, düşüncelerin, siyasi eğilimlerin özgürce tartışıldığı farklılıkların kendisini ifade edebildiği çoğulçuluk ilkesinin hakim olduğu ve sorumluluklarının yüklendiği bir ortamı var kılar.
    Günümüz Alevi topluluğu tamamıyla demokrasiden yanadır. Yaşadıkları ortamlarda eksiksiz bir demokrasinin gerçekleşmesi için uğraş vermektedirler.

    Alevi inancı özgürlükçüdür. Çünkü özgürlük insan kişiliğini ve düşüncesinin gelişmesi, gerek bireyin gerek toplumun yaratıcı, yetenekli ve sürekli gelişebilmesi için başta gelen koşuldur. Özgürlük, aynı zamanda yenilenme, gelişim ve değişim için gereklidir.

    ALEVİLİK DOĞMATİK VE BAĞNAZ DEĞİLDİR, ALEVİLİK RASYONELDİR

    Alevilik dogmatik ve bağnaz değildir. Aleviler kuralcı ve biçimciliği reddederler. Öze, önem verirler. Semavi dinlerde, inançlarda olan, insan yaşamının her alanına müdahale eden kendileri dışında “doğruyu” görmeyen katı donuk yaklaşımları Alevilikte bulamazsınız. Dogmatizme karşı, bilimden yana, insan aklının ve iradesinin özgürlüğüne inanırlar. Alevilik eleştirel bir yaklaşımı savunur. Alevi öğretisinde “mutlak”lık, “değişmez”lik söz konusu değildir.
    Kılık-kıyafetten, ibabet etme biçimine, dünyaya, yaşama bakışta bu farklılıkları açık seçik görmek mümkündür.
    Bu durum aynı zamanda Aleviliğin bir zenginliğidir. Aleviler hiç kimsenin kendileri gibi inanmak ve düşünmek zorunda olduğunu dayatmazlar. Kimseyi kendilerine benzetmek istemezler. Herkesi kendilerini ifade ediş biçimlerine göre algılarlar, eşit koşullarda bir arada özgürce yaşamayı savunurlar. Alevilik rasyoneldir. Alevilikte akıl ve mantığa aykırı düşüncelere / inançlara / uygulamalara yer yoktur.

    ALEVİLİK ÇAĞDAŞTIR, SÜREKLİ BİR DEĞİŞİM VE GELİŞİMDEN YANADIR

    Alevilik donmuş, kalıplaşmış bir inanç değildir. Tüm tarihi boyunca sürekli bir gelişim, değişim ve ilerleme içerisinde olmuştur. Alevilikte bir söz vardır: Zaman sana uymuyorsa sen zamana uy!”
    Aleviler tüm çağdaş yeniliklere öğretilerini uyarlamayı bilmişlerdir. Alevilik yaşadığı ülkeye, zamana, mekana, yenilik ve değişimlere uyma yeteneğini her zaman gösterebilmiştir.

    ALEVİLİK EVRENSELDİR, HOŞGÖRÜ ÜZERİNE YÜKSELİR

    Anadolu Aleviliği evrensel özellikler gösterir.
    Bu nedenle yalnız başına hiçbir ulusa, etnik guruba mal edilemez, onunla sınırlanıp daraltılamaz.
    Alevilik yeryüzünde yaşayan tüm insanları din, dil, ırk, inanç, cinsiyet ayrımı yapmaksızın bir ve eşit olarak görür. Alevi öğretisinde “72 millete bir nazarla bakmak” ilkesi esastır. Bu tüm insanlar için eşitlik ve kardeşlik demektir.
    Aleviler geçmişten bugüne hiçbir ulusa kendi dışındaki hiçbir inanca ve kültüre arşı düşmanlık beslememiştir. Tersine kardeşçe bir arada eşitçe yaşamayı öne çıkartmıştır. Çok kültürlü, çok inançlı, çok milliyetli bir barış ve kardeşlik ortamını özler.
    Alevi inancı hoşgörü temeli üzerine kurulmuştur.
    Aleviler hiçbir insanı inancından dolayı kınamazlar, hakir görmezler, küçümsemezler. Hiç bir insandan kendileri gibi inanmalarını talep etmezler. Kendi yollarına girmeye zorlamazlar. Kimseyi kendilerine benzetmek istemezler. İslamiyet’in fetih anlayışına şiddetle karşıdırlar. Dinsel bağnazlığa, fundamentalizmi şiddetle reddeder.

    Alevilik ırkçılığı insanlık suçu olarak değerlendirir.
    Uluslarüstü bir inanç bir yaşam tarzı olan Alevilik, kendisini Alevi gören, Alevi hisseden bütün uluslardan insanların ortak bir inancı kültür mozaiğidir.
    Alevi inancı ve kültürü her türlü ırkçı-şovenist ve milliyetçi akımı reddeder. Ona karşı mücadele eder. Bu anlayışlarda barışçı, eşitlikçi ve evrenseldir.

    ALEVİLER LAİK TOPLUM, LAİK DEVLET İLKESİNİ SAVUNURLAR

    Alevi toplumu yaşadığı her toplumda kamusal ve toplumsal hayatın laiklik ilkesine uygun olarak yapılandırılması gereğini savunurlar.

    ALEVİLİK DOĞA VE ÇEVRE DOSTUDUR

    Alevi inancı doğa ve insan dostudur. Alevilikte “her şeyin bir canı/ruhu” olduğu inancı vardır. Dolayısıyla dağın, taşın, ağacın, ırmağın, böceğin yani doğadaki tüm canlı ve cansız varlıkların da bir canı vardır. Ve hiç bir canı incitmemek gerekir. Aleviler doğayla dosttur. Doğanın tahrip edilmesine, insanların insanca yaşayacağı ortamın yok edilerek çevrenin kirletilmesine karşı dururlar. Hatta Alevilikte ağaçların, dağların, suların kutsallığı söz konusudur. Bu kutsallık yaşam kaynağı olan doğanın korunmasından kaynaklanıyor olsa gerekir.

    ALEVİLİKTE KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ VARDIR

    Alevi felsefe ve öğretisinde cinsiyet ayrımcılığına yer yoktur. Kadın ve erkek toplumda eşit statüdedirler. Alevilik tüm kültür ve inanç eylemlerinde kadın ve erkeğin eşit biçimde yer almasını öngörür. Alevilikte kadın erkek eşitliği “aslanın dişisi de aslandır” özdeyişi ile dile getirilir.

    SANAT ALEVİLİĞİN VAROLUŞ UNSURUDUR

    Sanat Alevi öğretisini var eden temel unsurların başında gelir. Aleviliğin toplumsal/inançsal kurumlarının başında gelen “cem” adı verilen toplantılar saz, şiir, semah eşliğinde yürütülür. Alevilik’te Alevi felsefesini dile getiren şiirleri söyleyen ozanlara büyük saygı duyulur. Ozanların eren/evliya olduğu dahi düşünülür. Şiirler saz eşliğinde ezgili bir biçimde söylenir. Bir müzik aleti olan saz da Alevilikte kutsal addedilir. Kadın ve erkeklerin birlikte katıldıkları semahlar (yani dans) da Aleviliğin vazgeçilmez unsurlarındandır. Sazı, şiiri, semahı ile Alevilik estetize edilmiş bir yaşam sunar. Estetik güzellik adeta Aleviliğin kendisidir.

    Sayın yargıç Rath,

    Yukarıda kısaca anlatmaya çalıştığım gibi Alevilik tamamen kendisine özgü bir inanç sistemidir.

    Alevilik tarihi, doğuşu, esasları ile herhangi bir dinin mezhebi, alt kolu, yorumu olarak değerlendirilemez.

    Yetkililerce içine sokulmaya çalışılan İslam ile tüm bunlardan dolayı Alevilik arasında bağlantı kurulması sözkonusu olmamalıdır.

    Sayın yargıç Rath,

    Bizlerin sesini duyacağınıza, bizlerin kendimizi özgün bir inanç olarak tanımlamamıza sizlerin de katılacağına ve kararınızın bu yönde olacağına olan inancımla Ankara’dan saygı ve selamlarımı iletiyorum…

    Ali Yıldırım
    Hüseyin Gazi Derneği Başkan Yardımcısı
    Avukat- Yazar

     

    Cebrail ARSLAN-Derya DÖNMEZ/ANKARA

    HÜSEYİN GAZİ DERNEGİ  ANKARA – TÜRKİYE

     

     

     

  • Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’den Avusturya ABF’ye destek

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği’den Avusturya ABF’ye destek

    PİRHA- Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği, yazılı bir açıklama yaparak, Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun Aleviliğin resmi olarak “İslam Yasası” çerçevesinde tanınmasına karşı verdiği mücadeleyi desteklediğini açıkladı. 

    Avusturya’da Aleviliğin resmi olarak ‘İslam Yasası’ çerçevesinde tanınması Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun itirazı sonucu mahkemeye taşınmıştı ve duruşma 25 Ocak tarihine ertelenmişti.

    Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğunu ve bunun ‘İslam Yasası’ çerçevesinde yasallaştırılmış olmasının kabul edilemez olduğunu savunan federasyon bileşenleri aynı zamanda İslam Alevi Toplumu yetkililerinin İçişleri Bakanlığı’na şikayeti nedeniyle 15 bileşen derneğinin kapatılması talebiyle karşı karşıya kalmıştı.

    Konuya ilişkin Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada Avusturya’da yaşanan sürecin sadece Aleviler arasında bir sorunmuş gibi gösterilmek istense de aslında Aleviliğin geçmişi ve geleceği bağlamında bir duruş meselesi olduğu belirtildi.

    “BU BİRLİĞİN İÇİNDE OLMAK ALEVİLİĞİ ASİMİLE ANLAMINA GELİYOR”

    Açıklamada, “Ayrılığın temel sebebi bugüne kadar Aleviliğin İslam tarafından ret edilen hatta fetvalarla Alevilerin katledilmesi emirleri yüzünden binlerce canın bedel ödemesine neden olan bir zihniyetin çatısı altında inancımızın yürütülmesine razı olmak veya olmamak arasında bir tercihtir. Aleviliği tanımayan ve ‘cemevleri kırmızı çizgimiz’ açıklaması yapan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın güdümünde olan bir birliğin içinde yer almak Aleviliğin asimile edilmesine ortak olmak anlamına gelmektedir.” denildi.

    “MÜCADELEYİ DESTEKLİYORUZ”

    Açıklamada ayrıca Alevilere yönelik saldırılara karşı mücadele çağrısı yapıldı:

    “Avrupa Alevi Hareketinin örgütlülüğüne ve Aleviliğe yönelik suni gündemlerle iç tartışmaları çoğaltarak bölünmeye hizmet eden girişimlerin olduğu bugünlerde dirliğimize, birliğimize ve inancımıza sahip çıkma günüdür. Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun günü kurtarma değil Aleviliğin gelecekte de özgünlüğünü koruması adına sürdürdüğü mücadeleyi destekliyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Avusturya’da Alevilik davası 4 Ocak 2019 tarihine ertelendi

    Avusturya’da Alevilik davası 4 Ocak 2019 tarihine ertelendi

    PİRHA- Avusturya’da Aleviliğin resmi olarak “İslam Yasası” çerçevesinde tanınması Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun itirazı sonucu mahkemeye taşındı. Bugün Avusturya Yüksek Mahkemesi’nde görülen duruşma daha önce mahkemeye sunulan dosyaların ve eldeki yeni belgelerin incelenebilmesi için 4 Ocak 2019 tarihine ertelendi.

    Viyana Alevi Kültür Derneği’nin 2009 yılında yaptığı başvuru ile Avusturya’da Aleviliğin resmi olarak “İslam Yasası” çerçevesinde tanınması Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’nun itirazı sonucunda mahkemeye taşındı.

    Viyana Yüksek İdari Mahkemesi’nde görülen dava öncesi Avrupa’nın bir çok ülkesinden Viyana’ya gelen yaklaşık bin kişi, Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğunu ve bunun İslam Yasası” çerçevesinde yasallaştırılmış olmasının kabul edilemez olduğunu belirten dövizler taşıdılar.

    Avusturya Alevi Birlikleri Yönetim Kurulun’dan Genel Başkan Özgür Turak, İkinci Başkan Zeynep Arslan ve Genel Sekreter Nurcan Bakmaz savunma yaptılar.  Dava Avukatı Dr. Schwartz ve asistanı Kachely salonda bulundular. Din İşleri Dairesinde (Kultusamt) Alevilik inancının tanınma süreci ile ilgili yetkili müsteşarı Oliver Henhapel’de asistanı ile hazır bulundu. Konfederasyon ve Avrupa-ABF Başkanları dinleyici olarak mahkeme salonunda yerlerini aldılar.

    Öncelikle, İslam-Alevi İnanç Toplumu’na karşı mahkeme tarafından talep edilen ve Avusturya Din Yasası’na göre Avusturya-ABF’den farklı bir isim sunumu talep edildi.

    Avusturya’da ‘Aleviliğin Özgün ve İslam Yasasın’dan Ayrı’ bir İnanç olarak tanınması içim kurulmuş olan ‘Tanınma Komisyonu’ konunun Avusturya-ABF ve gereken birimleri ile değerlendirmeye almaya ve bir sonraki duruşmaya kadar bir sonuca bağlamaya karar verdi.

    Viyana Yüksek İdari Mahkemesi’nde görülen davanın duruşması daha önce mahkemeye sunulan dosyaların ve eldeki yeni belgelerin incelenebilmesi için 4 Ocak 2019 tarihine ertelendi.

    Daha önce yapılan itirazlar Avusturya Kültür Bakanlığı’na bağlı ilgili birimler tarafından red edilmişti.
    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, Viyana Alevi Kültür Derneği’nin Alevi-İslam İnanç Toplumu“ ismi altında resmileştirip, Alevliği İslamın bir alt kolu ya da yorumu gibi gösterilmiş olmasına itiraz ederek, bunun Aleviliğin hem tarihi hem de sosyolojik açıdan tahrif edilmesi anlamı taşıdığını belirtiyor.

    10 YIL SONRA İLK DURUŞMA

    Duruşma sonrası bir açıklama yapan Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Özgür Turak şunları söyledi:

    “10 yıldır beklediğimiz ve ilk defa gerçekleşmesini sağladığımız bir duruşma oldu. Daha önce yaptığımız itiraz ile ilgili bu duruşmada kendimizi ifade etme şansını yakaladık. Bu duruşmada aramızdaki farklılıkların neler olduğunu ve hangi kanunlar çerçevesinde farklılıklarımız olduğunu öğrenme şansımız oldu. Duruşma hakimi içeri vermiş olduğunuz bilgiler doğrultusunda, gerekli değerlendirmeyi yapacağını söyledi. İçeri verdiğimiz yeni belgeler, burada toplanan binden fazla insan ve mahkemeye teslim ettiğimiz 10 bin imza, bu davamızla ilgili çok önemli pozitif bir etki yarattı. Bütün bunların incelenmesi için duruşma 4 Ocak 2019 tarihine ertelenmiştir.”

    Abidin ÇETİN/AVUSTURYA

  • Yüksek Mahkeme bugün kararını veriyor: Alevilik ya bağımsız bir inanç ya da…

    Yüksek Mahkeme bugün kararını veriyor: Alevilik ya bağımsız bir inanç ya da…

    PİRHA- Avusturya’da Alevilerin “Aleviliğin özgün ve İslam Yasası’ndan bağımsız bir inanç olarak tanınmasını istiyoruz” talebi ile açtıkları duruşma bugün (28 Aralık) görülecek. Aleviler, Viyana Yüksek İdare Mahkemesi’nin önünde olacaklar. 

    Avusturya’da Alevilerin “Aleviliğin özgün ve İslam Yasası’ndan bağımsız bir inanç olarak tanınmasını istiyoruz” talebi ile açtıkları duruşma bugün görülecek.

    AABK BAŞKANI HÜSEYİN MAT’TAN ÇAĞRI

    Avrupa Aleviler Birliği Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Mat, duruşmaya katılım çağrısı yaparak şunları kaydetti:

    “28 Aralık’ta görülecek davayı izlemeleri için Avusturya ve Avrupa’da yaşayan bütün canlarımızı, müsait olan bütün dostlarımızı Mahkemeye davet ediyoruz. Ve orada duruşumuzu, ilkelerimizi ve amaçlarımızı bir kez daha Avusturya devletine ve mahkemesine anlatmak istiyoruz.”

    MEHMET ALİ ÇANKAYA’DAN ÇAĞRI

    Avrupa Aleviler Birliği Konfederasyonu 2. Başkanı Mehmet Ali Çankaya da, “Avusturya’da Aleviliğin özgün ve İslam Yasası’ndan bağımsız bir inanç olarak tanınmasını istiyoruz” talebi ile bütün Alevileri 28 Aralık’ta görülecek mahkemeye davet etti.

    Çankaya çağrısında şunları belirtti:

    “Aleviliğin kendine özgü bir inanç olarak tanınması için 2009 yılında başvurduk. Buna yönelik dava 28 Aralık’ta görülecek. Bütün Alevileri ve Alevi dostlarını mahkemeye davet ediyoruz. Avusturya’da tanınmak istiyoruz. 10 yıllık bir süreçtir bu, mahkeme ile uğraşıyoruz. Bundan dolayı tüm Alevileri mahkeme kapısının önüne bekliyoruz. Çalışan vatandaşlarımız izin alabilir.”

    BAKANLIK TEBLİGAT GÖNDERMİŞTİ

    1989 yılından bu yana Avusturya’da çalışmalarını sürdüren Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na, Avusturya Kültür Bakanlığı’ndan bir tebligat gönderilmişti.

    Avusturya Alevi İslam Birliği’nin şikayeti üzerine gönderilen tebligatta Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı olan derneklerin ya İslam yasasına bağlanması gerektiği ya da Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı olan Alevi kültür merkezlerinde, cem erkanı, Semah, saz kursu, nikah ve cenaze erkanlarının yapılamayacağı kaydedilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Avusturya’da 50 bin kişi faşizme karşı yürüdü: Nazilere hayır

    Avusturya’da 50 bin kişi faşizme karşı yürüdü: Nazilere hayır

    Avusturya’nın başkenti Viyana’da toplanan 50 bin kişi, iktidarda bir yılını dolduran aşırı sağcı koalisyonu protesto etti.

    Avusturya’nın bir çok eyaletinden başkent Viyana’ya gelen yaklaşık 50 bin kişi, iktidarda bir yılını dolduran aşırı sağcı koalisyonun, göçmen karşıtı politikalarını ve işçilerin özlük haklarını kısıtlayan kararlarını protesto etti.

    Viyana’daki Westbahnhof tren garı önünde toplanan kitle, “Hükümet bu ülke için utanç”, “Aşırı sağcı hükümete hayır” ve “Nazilere hayır” yazılı pankartlar açtı. Eyleme sendikalar da destek verdi.

    Gruplar,  Hofburg Sarayı içindeki Kahramanlar Meydanı’na yürüdü.

    Meydanda yapılan konuşmalarda, hükümetin bir yıl içerisinde toplumu kutuplaştırıcı yasaları hayata geçirdiği, zenginlerin yanında yer alarak işçi sınıfı ve gelir düzeyi düşük vatandaşların sosyal haklarını kısıtladığı vurgulandı.

    “ÖZGÜR EĞİTİM SİSTEMİ BALTALANDI”

    Gösteride konuşan Öğrenci Birliği Sözcüsü Adrian Stiftung, hükümetin eğitim sisteminde yaptığı değişikliklerin çağdışı olduğunu, özgür eğitim sisteminin baltalandığını belirtti.

    Stiftung, “4 yıldır Avusturya’da yaşayan ve liseye giden bir mülteci çocuk, yetkililer tarafından iltica başvurusu kabul edilmediği için göz göre göre ölüme yollanıyor. Bu kabul edilemez politikalara son verilmelidir” dedi.   (HABER MERKEZİ)

  • Avusturya devletine mesaj: Aleviler olarak asla biat etmeyeceğiz

    Avusturya devletine mesaj: Aleviler olarak asla biat etmeyeceğiz

    PİRHA- Avusturya’da Vorarlberg Alevi Kültür Merkezi VAKM’de, AABK Onursal Başkanı Turgut Öker ve Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Ethem Şahin’in katılımıyla bir panel gerçekleşti. Panelde, “Biz Aleviliğin kendine öz bir inanç olduğunu kabul ettirene kadar mücadelemizi bırakmayacağız ve asla biatcı bir toplumun bir parçası olmayacağız” denildi. 

    Avusturya’da Vorarlberg Alevi Kültür Merkezi VAKM’de, AABK Onursal Başkanı Turgut Öker ve Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Başkanı Ethem Şahin’in katılımıyla bir panel gerçekleşti. Panelde, Türkiye ve Avusturya da yaşanan son gelişmeler tartışıldı.

    Avusturya Alevi İslam Birliği’nin şikayeti üzerine gönderilen tebligatta, Avusturya Alevi İslam Birliği’ne bağlı olan derneklerin ya İslam yasasına bağlanması gerektiği ya da Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı olan Alevi kültür merkezlerinde, Cem Erkanı, Semah, Saz kursu, nikah ve cenaze erkanlarının yapılamayacağı belirtilmişti.

    Avusturya Alevi İslam Birliği’ne bağlı olan derneklerin şikayeti üzerine almış oldukları İslam Yasası’na bağlanmayı bildiren tebligatı Öker ve Şahin sert bir dilde eleştirdiler.

    Konuşmalarda, “Tarihte bile görülmemiş bir olayla karşı karşıyayız, Yezit’in bile cesaret edemediğini, kendilerini ‘Islamische Alevitische Glaubensgemeinschaft’ olarak tanıtan Aleviler, bizden ritüellerimizden ya vazgeçmemizi ya da İslam yasasına uymamızı istiyorlar. Biz Aleviliğin kendine öz bir inanç olduğunu kabul ettirene kadar mücadelemizi bırakmayacağız ve asla biatcı bir toplumun bir parçası olmayacağız” ifadeleri kullanıldı. (HABER MERKEZİ)

  • Avusturya, çifte vatandaşlıkları iptal etmeye başladı

    Avusturya, çifte vatandaşlıkları iptal etmeye başladı

    Avusturya Eyalet İdari Mahkemesi çifte vatandaş oldukları belirlenen Türkiyelilerin Avusturya vatandaşlığının iptali kararını onayladıği belirtildi.

    Geçen yıl Türkiye’de yapılan referandum için Avusturya’da oy kullanan Türk vatandaşlarının listesi, Avusturya resmi makamlarının eline geçti. Avusturya makamları, bu listede kimin hem Türkiye vatandaşı hem de Avusturya vatandaşı olduğunun peşine düştü.

    Yukarı Avusturya Eyalet Meclisi üyesi aşırı sağcı FPÖ’lü Elmar Podgorschek, incelenen seçmen listesinde 4.000 civarında ‘şüpheli çifte vatandaş’ saptandığını açıkladı.

    “İNCELEMELER SÜRÜYOR”

    Bunlardan 50’si hakkında soruşturma başlatıldı ve 6’sının Avusturya vatandaşlığı iptal edildi.

    Diğerleri hakkında ise inceleme sürüyor.

    Hürriyet’in haberine göre, vatandaşlıkları iptal edilen iki Türk vatandaşı karara Yukarı Avusturya Eyalet İdari Mahkemesi’nde itiraz etti. İtirazı reddeden mahkeme, Avusturya vatandaşlığının iptalini onayladı.

    Mahkeme bu kararla diğer çifte vatandaş Türklerin Avusturya vatandaşlıklarının iptali için de yolu açmış oldu. Avusturya yasaları, Türk vatandaşlarının çifte vatandaş olmasına izin vermiyor. (HABER MERKEZİ)

  • Çifte vatandaş olan Avusturyalı Türkiyeliler sınırdışı edilebilir

    Çifte vatandaş olan Avusturyalı Türkiyeliler sınırdışı edilebilir

    Avusturya’da yaşayan 18 bin 500 Türkiye kökenli göçmenin sınırdışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtildi.  

    Avusturya’da yaşayan 18 bin 500 Türkiye kökenli göçmen, sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya. Hükümet ortağı aşırı sağcı Özgürlük Partisi’ne (FPÖ), bu kişilerden ‘Türkiye vatandaşı olmadıklarını’ kanıtlamalarını istiyor. Hollanda’da yayımlanan Trouw gazetesinin haberine göre, Türkiye vatandaşı olmadığını kanıtlayamayanlar Avusturya pasaportunu ve bu ülkedeki bütün haklarını kaybedecek.

    AVUSTURYA’DA ÇİFTE VATANDAŞLIK YASAK

    Avusturya’daki Türkiye kökenli göçmenleri huzursuz eden gelişme, geçen yıl yapılan anayasal değişikliği referandumundan kısa bir süre sonra ortaya çıktı. Aşırı sağcı FPÖ, kimliği belirsiz kişilerce Avusturya’da oy kullanan 95 bin Türkiyeli seçmenin isimlerinin yer aldığı bir liste gönderildi.

    FPÖ, bu listede aynı zamanda Avusturya vatandaşı da olan seçmenlerin bulunup bulunmadığını öğrenmek istedi. Çünkü Avusturya’da çifte vatandaşlık yasak. FPÖ, listeyi Göçmenlik Bürosu’na gönderdi. Yapılan araştırmada Türkiye kökenli seçmenlerin oturma iznine sahip olduğu, 18 bin 500’ünün de Avusturya pasaportu taşıdığı belirlendi.

    TÜRK VATANDAŞI OLMADIĞINI’ KANITLAMAYAN SINIR DIŞI EDİLECEK

    Avusturya makamlarına göre bu kişiler muhtemelen çifte vatandaş. Göçmen Bürosu ise, 30 Türkiye kökenli göçmenin çifte vatandaş olduğunu belgeledi. Şimdi sağcı hükümet, Avusturya pasaportuna sahip bu onbinlerce kişiden ‘Türk vatandaşı olmadıklarını’ kanıtlamalarını istiyor. Bunu resmî olarak kanıtlayamayanlar Avusturya vatandaşlığını kaybedecek ve sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kalacak.

    KANITLAMAK NEREDEYSE İMKANSIZ

    Gazeteye göre, çifte vatandaşlığa sahip Türklerin varlığı bir sır değil. Avusturya vatandaşı olmak için başvuran herkes, önceki uyruğundan vazgeçmek zorunda. Ancak Türkiye’deki yasalar, vatandaşlıktan çıkan kişilerin bir süre sonra yeniden Türk vatandaşlığına başvurmasına izin veriyor. Birçok Türkiye kökenli göçmen, miras ve mülk edinme gibi konularda sorun yaşamamak için Avrupa ülkelerinde vatandaşlık elde ettikten sonra yeniden Türk vatandaşlığına geçiyor.

    Sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalan göçmenlerin davasına bakan Viyanalı avukat Kazım Yılmaz, Türk vatandaşı olmadığını kanıtlamanın neredeyse imkansız olduğunu söylüyor. Türkiye’nin, ‘vatandaş değildir’ diye bir belge vermediğini belirten Yılmaz’a göre, bu kişiler sadece Avusturya vatandaşı. Binlerce Türkiye kökenli göçmenin panik içinde olduğunu söyleyen Yılmaz, bu kişilerin sınır dışı edilmesini beklemiyor. Bunların birçoğunun Avusturya doğumlu olduğuna işaret eden avukata göre, bu yüzden oturma izni alabilecekler. (BBC TÜRKÇE)

  • Berivan Aslan: Sol kendi arasında kavga ederken, faşist zihniyet güçlendi

    Berivan Aslan: Sol kendi arasında kavga ederken, faşist zihniyet güçlendi

    PİRHA- Avusturya’da Yeşillerden milletvekili adayı olan Berivan Aslan, “Yeşiller Partisi tarihinde ilk kez meclis dışı kaldı. Bunu kimse öngörmemişti. Aslına bakarsanız Yeşiller kendi içerisinde de kırılmalar yaşadı. Sol kendi arasında kavga edip yorulurken, faşist zihniyet güçlenip büyüdü” şeklinde konuştu.

    Avusturya’da 15 Ekim’de yapılan seçimlerde yine aşırı sağın zaferi konuşuluyor. Hem de uzun bir aradan sonra iktidar ortağı olarak. Geçen yıl Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hatırı sayılır destek bulan aşırı sağcı aday ile tartışmalar alevlenirken, şimdi de 15 Ekim’de oylarını yükselten aşırı sağın iktidar ortağı olması gündemde. Nitekim aldığı 31.5’lik oy oranıyla seçimlerin kazananı genç siyasetçi Sebastian Kurz’un partisi Avusturya Halk Partisi (ÖVP), yüzde 26 oranında oy alan aşırı sağcı Avusturya Özgürlükçü Partisi (FPÖ) ile koalisyon görüşmelerine başladı. Kurz ayrıca, Noel öncesi hükümet kurmayı hedeflediklerini de belirtti. Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) oyların yüzde 26,3’ünü alırken, Yeşiller ise oy kaybına uğrayarak oyların yüzde 4,9’unu aldı. Meclise giremeyen Yeşiller dört yıl önceki seçimlerde oyların yüzde 12,4’ünü almıştı.

    Yeşillerden Tirol bölgesinde milletvekili adayı olan ve Ekim 2013 tarihinde yapılan seçimlerden bu yana Federal Parlamento’da yer alan Berivan Aslan PİRHA’ya Avusturya seçimleri sonrası genel tabloyu ve aşırı sağın yükselişini değerlendirdi.

    “SOL KENDİ ARASINDA KAVGA EDERKEN, FAŞİST ZİHNİYET GÜÇLENDİ”

    Sağ popülist ve neoliberal akımların Avusturya’da sadece siyasi iklimi değiştirmediğini, aynı zamanda tüm endüstri ülkelerinde bir sorun haline geldiğini düşünen Aslan, “Yeşiller Partisi tarihinde ilk kez meclis dışı kaldı. Bunu kimse öngörmemişti. Aslına bakarsanız Yeşiller kendi içerisinde de kırılmalar yaşadı. Bu solun da bir hastalığı haline geldi. Sol kendi arasında kavga edip yorulurken, faşist zihniyet güçlenip büyüdü” diyor.

    Yeşilleri gelecek seçimler için yeniden inşa etmeye çalıştıklarını ifade eden Aslan, hala Avrupa Parlamentosu’nda yer aldıklarını ve 9 eyaletin 6’sında yerel meclislerde iktidarda olduklarını belirtiyor.

    “AKP’NİN AVRUPA POLİTİKASI GÖÇMENLERİN AİDİYET HİSSİNE ZARAR VERDİ”

    Sağın yükselişine neden olan etkenleri de Aslan şöyle sıralıyor:

    “Radikal İslamın yaygınlaşması, mülteci krizi, solun güçsüzleşmesi, AKP siyasetinin Avrupa’da giderek etkili bir halde olması.”

    Göçmen haklarını savunan sol partilerin Gezi olaylarından bu yana AKP iktidarı tarafından düşman olarak damgalandığına dikkat çeken Aslan, bu durumun göçmenlerin aidiyet hissine de zarar verdiğini söylüyor. Bu durumun ise sağcılar tarafından, “Müslümanlar entegre olmak istemiyor” şeklinde kullanıldığına vurgu yapıyor.

    “AŞIRI SAĞCI FPÖ KENDİNİ SİSTEMİN KURTARICISI OLARAK TANITTI”

    Diğer taraftan aşırı sağcı FPÖ’nün ise kendisini seçmenlere “kaosu gideren, istikrarı sağlayan, yoksulun yanında duran, sistemin kurtarıcısı” olarak tanıttığına işaret eden Aslan, ”Fakat özünde otoriter devlet zihniyetine sahip olan, aşırı milliyetçi ve emperyalizmi tetikleyen bir görüştür. Geçmişte FPÖ iktidarda olduğu dönemlerde sosyal devlete zarar vermiştir. Ülkeyi borca sürükleyerek, yolsuzluklara bulaşmıştır. Maalesef  Avusturya Halk Partisi’nin (ÖVP), aşırı sağcı FPÖ’den farklı bir siyaset izlediğini söyleyemeyiz. Yeşillerin bir çok seçmeni bu tablodan dolayı ÖVP-FPÖ koalisyonunu önlemek amacıyla oyunu sosyal demokrat SPÖ’ye vermiştir. SPÖ bile ilk kez FPÖ gibi bir zihniyetle beraber koalisyona girmek için kapılarını açmıştır. Fakat uzlaşamadıkları için bu fikirden vazgeçmiştir” diye belirtiyor.

    “GENEL BAŞKANIMIZDAN SONRA, EN ÇOK OYU ALDIM”

    Milletvekilliği yaptığı süreçte tehditlere de maruz kaldığını kaydeden Aslan, sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “ Gezi olaylarından bu yana AKP UETD adlı lobi organizasyonları ile sürekli iç siyaseti etkilemeye çalıştı. Antidemokratik yapılanmaları eleştirenler hedef haline getirildi. Almanya’da mesela Cem Özdemir ve Sevim Dağdelen hedefti. Avusturya’da ise bendim. Her türlü iftira ve karalama politikalarına maruz kaldım. Benim fotoğrafımın yer aldığı pankartlarla yürüyüş düzenlediler. Fakat hedefledikleri gibi beni meclisten çıkaramadılar. Onlara karşı cevabımı kararnamelerle verdim. Şu an meclis dışı kalmam elbette kişisel başarısızlığımdan dolayı değil, partimin meclis dışı kalmasından dolayıdır. Avusturya genelinde genel başkanımızdan sonra en çok tercihli oyu aldım. Seçmenin verdiği bu mesaj açık ve net. Doğru yoldayım ve mücadeleyi sürdürmem isteniyor”

    “FAŞİSTLERİN KABUSU OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Gelecek projeler için kollarını sıvadığını belirten Aslan, “demokratik kitle yararına projeler ve öneriler hazırlamaya başladım. Daha güçlü bir şekilde geri döneceğiz. Faşistlerin kabusu olmaya devam edeceğiz” diyor.

    Elif SONZAMANCI

     

     

  • Avusturya’da seçimin galibi Halk Partisi Lideri Kurz

    Avusturya’da seçimin galibi Halk Partisi Lideri Kurz

    PİRHA- Avusturya’da yeni parlamentoyu belirlemek üzere yapılan erken seçimlerin sandık çıkış anket sonuçlarına göre, İslam karşıtı ve sağcı söylemiyle öne çıkan Sebastian Kurz’un lideri olduğu Halk Partisi (ÖVP) birinci parti oldu.

    Resmi olmayan sonuçlara göre Halk Partisi, oyların yüzde 31.5’ini alarak birinci parti oldu. Aşırı sağcı politikalarıyla bilinen Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) yüzde 27.1 oy alırken, Sosyal Demokratlar ise yüzde 25.9 ile onu takip etti.

    KURZ KAZANIRSA EN GEÇ BAŞBAKAN OLACAK

    31 yaşındaki Sebastian Kurz kazanırsa, Avrupa’nın en genç başbakanı ünvanının da sahibi olacak.

    Çoğunluğu elde etmesi için Sebastian Kurz’un partisinin koalisyon arayışına girerek, aşırı sağcı FPÖ ile görüşmelere başlaması öne çıkan seçeneklerden. Başlıca söylemi göçmen karşıtlığı olan FPÖ de böylece yıllardır uzak kaldığı Avusturya hükümetine geri dönebilir.

    YEŞİLLER OY KAYBETTİ

    Avusturya’daki seçimlerin kaybedeni Yeşiller oldu. Büyük oy kaybı yaşayan parti, sandık çıkış anketi sonuçlarına göre oyların yüzde 4,9’unu aldı. Yeşiller dört yıl önceki seçimlerde oyların yüzde 12,4’ünü almıştı.

    Liberal çizgideki Avusturya Yeni Liberal Forumu’nun (NEOS) oyları 5,3 düzeyinde kaldı.

    6,4 milyon seçmenin sandık başına çağrıldığı seçimlerde 16 parti yarıştı. Seçimin resmi sonuçları, posta yoluyla verilen ve yurtdışında kullanılan oyların da sayılması ile hafta ortasında açıklanacak.

    SEBASTİAN KURZ KİMDİR?

    Avusturya Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz, Mayıs ayında Halk Partisi ÖVP’nin başına geçerek, partinin eksenini sağa doğru kaydırmaya başlamıştı.

    Genç lider Kurz’un seçim kampanyası boyunca verdiği vaatlerden bazıları ise şunlardı:

    • Avrupa’ya göç yollarının kapatılması
    • AB’nin Avrupa’daki göçmenlere yardımlarının sınırlanması
    • Beş yıl Avusturya’da yaşamamış olan yabancıların yardımlardan muaf tutulması