Etiket: aydın deniz

  • ‘Suriye’deki Alevi soykırımını durdurun!’-VİDEO

    ‘Suriye’deki Alevi soykırımını durdurun!’-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcıları Aydın Deniz ve İbrahim Karakaya, Suriye’de Alevilere özelde de kadınlara dönük saldırılara karşı uluslararası güçlerin sessizliğine tepki göstererek, “Suriye’deki Alevi soykırımını durdurun” çağrısında bulundu.

    HTŞ’nin Suriye’de Alevilere, kadınlara ve farklı inanç gruplarına yönelik saldırıları sürüyor. Son olarak Betül Süleyman Alluş adlı kadın HTŞ’liler tarafından kaçırıldı.

    Türkiye’nin bir çok kentinde sokağa çıkan Alevi ve kadın kurumları Betül Süleyman Alluş’un serbest bırakılması ve ailesine teslim edilmesini istedi.

    Ajansımıza konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcıları Aydın Deniz ve İbrahim Karakaya, Suriye’de Alevilere dönük saldırılara dair ajansımıza konuştu.

    “SALDIRILARA SESSİZ KALAN BİR AB İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    ABF Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, selefi grupların kadınlara saldırısının münferit olmadığını, yıllardır kadınların kaçırılıp, köle pazarlarında satıldığını belirtti.

    Suriye’de HTŞ’nin iktidara gelmesiyle beraber Alevilere özelde de kadınlara saldırıların arttığını vurgulayarak, “HTŞ iktidarı, uluslararası emperyal güçlerin Suriye politikasındaki bir araç aracı halinde getirildi. Dolayısıyla onu besleyip orada koruma görevini de üstlenen bu ülkeler oradaki politikalarına karşı sessiz ve duyarsız kalması onlar açısından doğaldır. Kadınlara yönelik taciz, tecavüz, kaçırma, Alevilere yapılan soykırıma varan politikaları onları çok da ilgilendirmiyor. Saldırılara sessiz kalan bir AB ile karşı karşıyayız” dedi.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİ SOYKIRIMINI DURDURUN”

    Türkiye’nin Alevilere yönelik saldırılara karşı bir politika üretmediğini vurgulayan Karakaya, şunları dile getirdi:

    “Bu da Türkiye’de yaşayan biz Alevilerin gururuna ve onuruna okunan birşeydir. Dolayısıyla bizdeki bu duygu kırılmasını yaşatmamaları gerekir. Biz ülkemizde ve Orta Doğu’da halkların, inançların eşit ve özgür bir şekilde barış içinde yaşamasını savunan bir inancı sahibiz. Dolayısıyla bu coğrafyada birlikte yaşayacaksak herkesin kendi inancıyla, kendi diliyle, kendi kimliğiyle var olmasını savunuyoruz. Suriye’deki Alevi soykırımını durdurun.

    Türkiye’de de biz aynı şeyi yaşıyoruz. Yani kültürel anlamda, inanç anlamda biz kendimizi ifade edemiyoruz. Halen yasaklı bir inanç halindeyiz. Ve dolayısıyla bu coğrafyada barış isteniyorsa eşit ve özgür koşullarda yaşamak istiyorsak bunun gereği neyse o yapılmalı.”

    “KAÇIRILMALARI MEŞRULAŞTIRIYORLAR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcıları Aydın Deniz de, Colani rejiminin tek adam rejime dönüştüğünden beri Suriye’de yaşayan hem Alevi hem de Alevi olmayan diğer farklı inançlardan hatta seküler Sinnilerden de olan kadınlara  ciddi bir yönelim içinde girdiğini söyledi.

    Saldırıların kaçırmalar, tecavüzler, şiddet boyutuyla artarak devam ettiğine dikkat çeken Deniz, “İlk defa Betül olayında Suriye hükümeti kaçırılan bir kadını kabul etti ve bunun da aslında kendisinin kaçırılmadığını, kendi isteğiyle İslam’a sığındığını dile getirerek orada kadınlara yönelik yeni bir dönemi başlattı. Bu baskı döneminde kadınları etkilemek, bu yolla da onların yaşam hakkını gasp etmeye çalışmak hem de kaçırılmaları meşrulaştırmak üzerine bir kurguları var” diye belirtti.

    “ULUSLARARASI GÜÇLER ÜZERİNDEKİ BASKIYI ARTTIRMALIYIZ”

    Bu kurguların boşa çıkartmak için uluslararası kuruluşların baskı yapması gerektiğinin altını çizen Deniz, şunları ifade etti:

    “Bu yeni yönteme hiçbir Suriyelinin alışmaması gerekiyor. Sadece Aleviler değil Alevi olmayan diğer kadınların da bundan mağduriyet duymaması adına ciddi bir çalışma yapmak gerekiyor. Uluslararası güçler Suriye’yi paylaşım üzerine kendilerini ayarladıkları için oradaki ranttan kaynaklı birçok şeyi görmezden geldiler.

    Bizler bir buçuk yıldır çeşitli raporlar hazırlamamıza rağmen dünyanın çeşitli dillerinde hazırladığımız raporları Birleşmiş Milletler’e, Avrupa Parlamentosu’na, çeşitli ülkelerin Dışişleri Bakanlığı’na, Türkiye’deki yetkililere vermemize rağmen orada yaşananlara dair hepsi gözünü kulağını kapatmış durumda. Çünkü ortada bir rant var. Suriye’nin paylaşımı var ve oradan neler koparırız adına uluslararası güçler olaya müdahale etmiyor. Sadece kamuoyu baskısı arttığında müdahale ediyormuş gibi görünüm oluşsa da aslında bugünkü yaşadığımız örnekler halen şunu gösteriyor. Oradaki HTŞ terör örgütü unsurları, halklara terör estirmeye devam ediyor. Bugünden sonra kadın hareketinin ya da Alevi hareketinin uluslararası güçlere yapacağı bir baskı belki HTŞ hükümetinin geri adım atmasına da neden olacaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ÇEDES projesinin yıllık programı açıklandı, tepkiler gecikmedi!

    ÇEDES projesinin yıllık programı açıklandı, tepkiler gecikmedi!

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın yaptığı protokolle uygulanan ÇEDES projesinin yıllık programı açıklandı. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, açıklanan programa tepki göstererek, “ÇEDES ve benzeri projeler eğitimin dinselleşmesine, dindar ve kindar nesil yaratma çabasının yanında laiklikten tamamen uzaklaşmak ve seküler yaşamı sonlandırmak üzere kurgulanmış projelerdir” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın yaptığı protokolle uygulanan Çevreme Duyarlıyım ve Değerlerime Saygılıyım (ÇEDES) projesinin yıllık programı açıklandı. Yeni yılda Diyanet’e yeni yetkiler verilirken aile vurgusu öne çıktı. Programa göre yapılacak tüm etkinlikler Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın mekânlarında gerçekleşecek.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile yapılan protokol çerçevesinde uygulanan ÇEDES’in 2025-2026 yıllık programına göre ilk etkinlikler 29 Ekim’de başlayacak. Son etkinlik ise 22 Mayıs tarihinde gerçekleşecek. Etkinlikler içinde ise “Aile” vurgusu bu yılki programda özellikle öne çıktı. Neredeyse her ayın bir haftasında “Aile” temalı etkinlikler yapılacak.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ÇEDES, EĞİTİMİN DİNSELLEŞMESİNE VE LAİKLİKTEN UZAKLAŞMAK ÜZERİNE KURGULANAN PROJELERDİR”

    ÇEDES’in yıllık programına tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “ÇEDES ve benzeri projeler eğitimin dinselleşmesine, dindar ve kindar nesil yaratma çabasının yanında laiklikten tamamen uzaklaşmak ve seküler yaşamı sonlandırmak üzere kurgulanmış projelerdir. 35 yıldır laik bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olamayacağını bu kurumun kapatılması gerektiğini ve zorunlu din derslerinin kaldırılması talebimizi haykırıyoruz ama muhalefet AKP projelerine  evet veya çekimser kalarak kapatılmasa bile küçültülmesi gereken yapıyı daha da büyüterek Diyanet Akademisi yasasını onaylamıştır. Şimdi adım adım yaptıkları program ile çocuklarımızı bilimden uzaklaştırıp ilim dışı yerlere kaydırarak kendine biat edecek sorgulamayan nesiller yaratma çabalarını arttırmaktalar. Sadece biz Alevileri asimile ettiği için değil laik, bilimsel eğitimden yana olan herkes için itirazlarımızı ve buna karşı eylemlerimizi arttırmanın zamanıdır. Ucube ve gerici eğitim sistemi bu ülkede aydınlıktan yana olan herkesin sorunudur” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ paneli: Yüzleşme olacaksa masada varız!-VİDEO

    ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ paneli: Yüzleşme olacaksa masada varız!-VİDEO

    PİRHA – ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ başlıklı panelde “hakikatle yüzleşme” vurgusu yapıldı. Hak savunucusu Eren Keskin, konuşmasında “Coğrafyamız mezarsız ölümler coğrafyası. Kendilerine en devrimciyim diyenler dahi bu yönlü suçu işleyenleri konuşmamış. Biz, inkarın, soykırımın devamı olduğunu ifade ediyoruz” diye belirtti. ABF yöneticisi Aydın Deniz ise “yeni barış sürecinde hakikatlerle yüzleşilmeli” vurgusunu yaptı.

    Ölüye Saygı ve Adalet İnisiyatifi, barış arayışlarının sürdüğü yeni sürece dair ‘Barış İnşasında Ölüye Saygı ve Adalet Talebi’ başlıklı panel yaptı.

    Yas hakkının sistematik olarak inkâr edildiğine ve ‘ötekinin ölüsü’ olma kavramlarının üzerinde durulduğu panel, Kadıköy Moda Sahnesi’nde yapıldı.

    “İNKAR VE SOYKIRIM DEVAM EDİYOR”

    Panelin açılış konuşması İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin yaptı. Konuşmasına Emine Ocak’ı anarak başlayan Keskin, şunları söyledi:

    “Aile olarak Hasan Ocak’ı bulmak adına çok büyük çaba sarf ettiler. O nedenle Emine annenin coğrafyamızda, özellikle gözaltında kayıplar mücadelesinde önemli bir payı var.

    Ölüye Saygı İnsiyatifi olarak 2019’da çalışmalara başladık. Garzan mezarlığına yapılan saldırı ardından bir araya geldik. 2015’te bu mezarlık havadan bombalandı ve zarar verildi. 2017 yılında bir babanın çığlığıyla bu zalimliği gördük. Bu büyük acıyı görüp yakından hissedenler olarak toplantılara başladık. Coğrafyamız mezarsız ölümler coğrafyası. Kendilerine en devrimciyim diyenler dahi bu yönlü suçu işleyenleri konuşmamış. Biz, inkarın, soykırımın devamı olduğunu ifade ediyoruz.
    Aslında 1990’lı yıllar bu politikanın en şahlandığı bir dönemdi. Vedat Aydın derisi yüzülerek katledildi, bunu kimse konuşmadı. İşte biz bunları konuşup unutturmamak istiyoruz. Biz soru sormadığımız için kötülükler devam ediyor. İşte bugün bu inisiyatif bunun için var. Merak edin, araştırın ‘bizim ölümüze ne oldu?’ diye sorun. En başından beri ölüye saygısızlık üzerinden oluşturulmuş bir hukuk sistemi var.

    Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruluşundan itibaren ölülere, kimliklere, inançlara saygısızlık üzerine kurulmuş bir cumhuriyettir. Bunun değişmesi için de 1915’ten itibaren tartışmaya başlamamız gerekiyor. Umarım bu çalışmamız derinleşir.”

    “TOPLUMLARA AYRILAN MEZAR BOYUTLARI DAHİ FARKLI!”

    İki oturum şeklinde yapılan panelin ilk bölümünün moderatörlüğünü Murad Mıhçı, yaptı. “Önemli bir dönemde böyle bir çalışmayı yapıyoruz” diyen Mıhçı, farklı kesimlerin acısını birleştirmek istediklerini ifade etti. Mıhçı, şu konuşmayı yaptı:

    “Alevi bir arkadaşın acılarını dinlediğimizde aslında bir Ermeninin acısına yakın olduğunu gördük. Garzan’daki mezarlığın kaldırarak İstanbul Kilyos’ta kaldırıma gömüldüğünü gördük. Yas hakkının olması lazım. Bir Hristiyan ile Müslümana ayrılan mezar ölçülerinin dahi farklı olduğunu biliyor muydunuz?” diye konuştu.

    “SUÇA ORTAK OLMAYIP, SES ÇIKARMAMIZ LAZIM”

    Panelistlerden Besna Tosun da Cumartesi Annesi Emine Ocak’ı anarak konuşmasına başladı. Babası Fehmi Tosun’un 30 yıl önce sivil polisler tarafından gözaltına alınıp kaybedildiğini belirten Tosun şu konuşmayı yaptı:

    “Bu ülkede kaç insan, nasıl kaybedildi bilmiyoruz. Topluma bunu anlatmaya çalışıyoruz. Bu ülkede yakınlarını arayan insanlar dahi kaybedildi. Hukuki olarak bu suçtan ceza alan tek bir kişi dahi olmadı. Devlet, hem cezasızlıkla korudu hem de sanıkları beraat kararlarıyla ödüllendirdi. İnsanlığa karşı bir suçu görmezden gelmek, de suçtur. Bugünkü iktidar da bu suçu işlemekte, failler korunup, ödüllendiriyor. Bitmeyen bir yasa devam ediyoruz. Bu devlet için öldürmek yetmedi, toplu mezarları tahrip edip kemikleri mavi torbalara koydular. Travmalarımızı sürekli tetikliyorlar. Devlet, bu ülkede kimin yas hakkının olduğuna kendisi karar veriyor. Devlet, mezar hakkını dahi elimizden aldı. Devlet, bu suçu işlerken bireyi değil, toplumu hedef alıyor. Bu suçu görmezden gelmek, ortak olmak demektir. Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’na çıktığında ilk talepleri çocukların cenazelerinin alınması değildi, ‘göz altında kaybetmeler dursun ve sonrasında çocuklarımız bize verilsin’ deniliyordu. Ne yapabiliriz sorusunu boşluğa değil, kendimize sormalıyız. Bizler 30 yıldır hakikati bilme hakkına sahip çıkıyoruz.”

    “AİLELER, ÖFKELERİYLE YAŞIYOR”

    Konuşmasına “40 yıldır bu ülkede bir savaş hali var. Terörle mücadeleyi cenazeler üzerinden de yaptılar” diyerek başlayan gazeteci Erdoğan Alayamut, hafızayı kaybetme üzerine bir politika yürütüldüğünü söyledi. Alayamut, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “En trajik katliamlardan birisi Zilan’dır. Binlerce cenaze ortada yok mesela. 90’lı yıllarda öldürülen gerillaların bir çoğunun da dini vecibeleri yerine getirilmedi, aileleriyle vedalaşmalarına izin verilmedi. Ancak devlet politikası 2000’li yıllardan sonra mezarlıklara da yöneldi. Bu yıllardan sonra mezarlıklara da dokunmaya başladılar. Mesela Mersin’de bir gerilla cenazesini takip etmeye gittiğimizde bizi almamışlardı. Bir devlet, cenazenin yasının tutulmasına engel oldu, camiye dahi götürülmesine izin verilmemişti. Aile, kendi olanakları ile evinde cenazesini yıkamıştı.

    2015-2020 yılları arasında ağır bir mezarlık tahribatı var. Garzan mezarlığına bir savaş harekatı gerçekleşti. Dini değerler dahi akıllarına gelmedi, camiyi dahi bombaladılar. Kalan kemikler de kaçırıldı. Kilyos’ta bir kaldırıma üst üste gömdüklerini gördük. Burada sadece cenazelere eziyet edilmedi, ailelere de eziyet edildi. Aileler yas yaşayamayıp, öfkeleriyle yaşıyor. Hakikatlerle yüzleşilmeden barışın gerçekleşemeyeceğini düşünüyorum. Topyekun ses çıkarmamız gerekiyor. Aksi halde Garzan’dan daha büyük bir felaketle karşılaşabiliriz diye düşünüyorum.”

    “YÜZLEŞME OLACAKSA MASADA VARIZ”

    Alevi Bektaşi Federasyonu Başkan Yardımcısı Aydın Deniz de Alevilerin de ‘öteki’ toplumlar gibi yok sayıldığını vurguladı. Toplumun önde gelen şahsiyetlerin mezar yerlerinin halen bilinmediğini söyleyen Aydın, konuşmasında şu başlıklara değindi:

    “Bir zihniyetin devamlılığı esas oluyor. Devletler değişiyor ancak zihniyet hep aynı devam ediyor. Yüzyıllardır bu topraklarda yaşıyoruz ve devlet her zaman kendisine bir öteki yaratıyor. Kendisine biat etmeyen kim varsa düşman hukuku üzerinden ötekileştiriyor. O örneklerde en çok mağdur olan bir toplum da biz Alevileriz. İnancı yok sayılan bir toplumumuz. Ermenilerin, Kürtlerin acısını hissedebilen; empati yapmaya bile gerek duymayan bir yerde duruyoruz. Çünkü biz de dönem dönem bunlara maruz kalan bir toplumuz.

    Dersim Katliamı’nda, Maraş Katliamı’nda Aleviler katledildi ve birçok cenazeye halen ulaşamıyoruz. Yanlış hatırlamıyorsam 2015 yılıydı, Gazi Mahallesi’nde bir devrimci arkadaşın cenazesinde devlet zorluk çıkardı ve o canımızın cenazesi üç gün boyunca Hakk’a uğurlanamadı. Saldırılar yapıldı. ‘Bize bir can teslim edilmişse ve toprak da emanetini bizden istiyorsa buna engel olamazsınız’ deyip ancak valilikten izin alabilmiştik.

    Bu sorunları ortaklaştırma konusunda eksiklerimizin olduğu doğru. Bu inisiyatif içerisinde ABF’nin de olması önemlidir. Özellikle bu son barış sürecinde, inşa edilecek barışın kalıcılaştırılması için hepimize düşen birçok sorumluluk var. Bu süreçte biz, izleyen değil masada olmak istiyoruz. ‘Eğer demokratikleşme olacak, bir şeylerle yüzleşilecekse biz bu masada olmak istiyoruz’ dedik.

    Gezi’de ölenlerin hepsinin Alevi olması bir tesadüf değil. Dolayısıyla bu toplumda direnç gösteren bir toplum Aleviler. Hepimiz aynı acıları yaşıyor ve yan yana duruyoruz. Kardeşçe yaşama fırsatını birlikte sağlamalıyız.”

    İlk bölümde panelistlerin sunumları ardından Etnomüzikolog Maral Civanyan, Ermeni sanatçı Gomidas’a ait bir ezgiyi seslendirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik (DİB) tarafından yapılan Bölgede Barış ve Adalet Konferansında konuşan ABF Başkanı Mustafa Aslan, “Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik tarafından yapılan “Filistinliler ve Kürtlerin Mağduriyetine Aleviler de Eklenirken Bölgede Barış ve Adalet Konferansı” Beşiktaş Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapıldı.

    Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki gelişmelerin değerlendirileceği konferansın açılış konuşmasını DİB Koordinasyon Üyesi Levent Tüzel yaptı. Tüzel, Suriye’deki yeni rejimle birlikte bölgedeki halkların barış arayışına dair şu konuşmayı yaptı:

    “Özellikle HTŞ yönetimindeki cihadist güçlerinin, Aleviler üzerindeki saldırı ve katliam girişimleriydi. Alevi halkının yaşadığı büyük kaygı ve tedirginlik var. Bu nedenle merkezinde bu sorunu irdeleyen ve ülkemizdeki tartışmaları da Kürt halkının taleplerini ele alan bir konferans yapmak istedik. Salon bulma konusunda arkadaşlarımız çok çaba sarf etti. O nedenle bu gecikmeden ötürü özür diliyoruz. Bu arada Bereket Kar yoldaşımızı geçtiğimiz günlerde kaybettik. Birlikte çokça çalışma yürüttük. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

    “SURİYE’DE ALEVİLER KAYGILI”

    Evet olağandışı süreçlerde halklarımıza olağanlaştırılmak istenen eylemlerle karşılaşıyoruz. Siyasetçiler, gazeteciler tutuklanıyor. Siyasi parti başkanları cezaevinde ve yenileri de tutuklanıyor. Kent uzlaşısı adı altında başarı elde edenlerin bir suç oluşturuyormuş gibi algı yaratılıyor. Tek adam yönetiminden faşist yönetime doğru gidiliyor. Bunlarla birlikte ekonomik krizi sindirmek mücadelesi veren iktidara karşı emekçiler, siyasetçiler, hukukçular var.

    2016’dan buyana ‘Ülkede barış olsun. Laik bir ülke olalım’ diye oluşturduğumuz bir platform DİP. Şimdi Filistin’de yeni bir aşamaya gelindi. ABD, bölgeyi yeniden dizayn ediyor. HTŞ yönetimi devlet başkanlığını ilan etti. Suriye Arap Cumhuriyeti denerek diğer halkları görmediler. Şimdi ABD, bölgede yeni karakollar yaratılıyor. Suriye’de yaşayan halklar demokratik bir sürece ulaşacak mı ne yazık ki bunun zemini oluşturulmadı. Aleviler ciddi kaygı yaşıyorlar. Dolayısıyla Suriye halklarının demokratik geleceklerini belirleme konusunda önümüzde bir süreç duruyor.

    “TEK ÇIKIŞ ORTAK MÜCADELE”

    Esas itibariyle ‘Öcalan gelsin mecliste konuşsun’ adımını, Suriye’deki gelişmelerle birlikte daha iyi görmekteyiz. Tabi kayyımlar da atanırken çelişkiler olduğu gibi duruyor. Bugün bu konferansımız vesilesiyle bu konuları tartışacağız.

    DİB, özellikle ülkemizin bu sancılı sürecinde demokrasi güçlerinin birliğini her daim açık tuttu. Bugün bu faşist rejime giden yolda tek çıkışın ortak mücadeleden geçtiğini tartışıyoruz. Gelecek mart ayında bu tartışmayı olgunlaştırarak önerilerimizi ortak bir çıktı olarak geleceğe taşıyacağız. İnadımız, direncimiz her daim ayakta. Bu tehdit ve baskılara teslim olmayacağımızı ülkemizin her yerinden ifade ediyoruz.”

    “KATLİAMI GEÇTİM SOYKIRIM YAPILIYOR”

    Birinci oturumun moderatörlüğünü Aydın Deniz yürüttü. “İktidar değişimi sonrası Suriye’de Aleviler” konusunun ele alındığı giriş bölümünde Akademisyen Hakan Mertcan, sunum yaptı. Suriye’nin “Terör örgütüne teslim edildiğini” söyleyen Mertcan şu konuşmayı yaptı:

    “Azınlıklara yönelik saldırılar gerçekleşti ve bu saldırılar dünya kamuoyunda da görüldü. Suriye’nin seküler Sünnileri dahi tehdit altında ama Alevilere yoğunlaşmış bir şiddeti göreceğiz. Arap Alevi toplumu da süreklerden birisi. Aleviler, Fransızların kurduğu askerlik alanında yer aldılar. Hafız Esed’ın pozisyonuna bakarak hep Suriye’de bir Alevi devleti, Alevilerin kontrolünde bir ordu, istihbarat servisi gibi şeyler söyleniyor. Suriye’de malesef hiç hakikatle bağı olmayan biçimde sanki Aleviler iktidarı ellerinde tutuyor gibi bir pozisyona geldiler ve bugün de saldırıların merkezinde bir intikam operasyonunda bu işlevsel olarak kullanılıyor.

    14 yıldır Aleviler katlediliyor zaten. Köyler mezarlıklarla doldu. Gencecik insanlar Alevi oldukları için öldürülüyor. Birçok savaş suçu işlendi. Hatta çocuklar hedef alındı. Ağustos 2013’te 199 kişiyi katlettiler. Savaşın altıncı yılında 150 bin Alevinin öldürüldüğü söyleniyor. İnsan öldürmekle kalmayıp doğayı da yaktılar. Aleviler mutlak kötülük olarak ifade ediliyor. Savaş boyunca ağır hak ihlalleri, yargısız infazlar, kaçırılmalar, kutsal mekanlara saldırılar sürüyor. Ancak ciddi bir cezalandırma yok. Şu an Alevi köylerine tehcir de yapıyorlar. Bütün bunları katliamı geçtim soykırım girişimi olarak nitelendiriyorum. Umarım daha demokratik bir ortamda Suriye halkları yaşar.”

    “SURİYE’DE ÖZ SAVUNMA YAPMALARI GEREKİR”

    Konferansın konuşmacılarından ASi-DER Başkanı Tevfik Usluoğlu ise Suriye’de yaşananlara “Düşük yoğunluklu katliam, yüksek gerilimli tehdit” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Aleviler Suriye’de hiç de azınlık değillerdir. Alevilerin toplam nüfusu Suriye nüfusunun yüzde 20’sidir. Suriye’nin her yerinde Aleviler vardır. Humus, Alevilerin en yoğun yaşadığı yerdir. 12 Ekim’de Suriye’den geldim ve o alanda özel çalışmalar yapmaktayım. Bugünlerde herkes kendi nüfusunu arttırmak için mübalağa yapıyor. Avrupa, Amerika gibi birçok yere göç oldu. Zamanında Deniz Baykal’ın “Halep Sünni’dir” sözünün aksine Halep hiçbir zaman Sünni olmadı. Şimdi oralarda Alevilerin onuruna tecavüz niteliğinde eylemler yapılıyor.

    Afrin ve Qamişlo civarında da Kürt Aleviler yaşamaktadır. Irak savaşından sonra Suriye’ye gelen yaklaşık 1,5 milyon Filistinli var. Ancak bu nüfusun çoğu kimlik alamamıştı. Suriye kavimler kapısıdır. Ancak medyanın tersine söylüyoruz; Aleviler ilk kez katledilmiyor. 19 Kez fetvalarla Aleviler katledildi. Suriye’de hala 171 bin silahlı terör örgütü mensubu var. Sistematik olarak orada yapılanlar konusunda hükümetin bilgisi vardır. 8 Aralık’tan sonra 430 kişinin Suriye İnsan Hakları Gözlemevi tarafından katledildiği bilgisi verilmiştir. Rakka ve Hymus kırsalındaki kaçırılmalar ile 2000 kişinin durumları hakkında net bilgi yoktur. Ağırlıklı olarak Alevilere yönelik bir infaz politikası var. Şu an Suriye’nin uygarlık birikimi yok edilmektedir. Alevilerin dost ilişkilenme kurmaları ve Suriye’de öz savunma yapmaları gerekir. Tüm diasporayı kapsayan bir çalışma yapılmalıdır. Demokratik, laik bir Suriye için tüm Alevi kurumlarının harekete geçmesi gerekiyor.”

    SURİYE’DEKİ MEDYANIN SUSKUNLUĞU!

    Gazeteci Hasan Sivri ise konuşmasında “Suriye’de bir devrim değil, devir teslimi” olduğunu belirtti. Sivri, Suriye savaşında basının rolüne de değinerek şöyle devam etti:

    “Şu an Şam El kaide uzantılarının elinde. Şubat ayının başında onlarca sol, sosyalist partinin yasaklandığı bir süreçten bahsediyoruz. IŞİD’in eğitiminden geçen bir HTŞ’den bahsediyoruz. Suriye’deki savaşın başında Alevilere yönelik katliam fetvaları verildi ve işgalci oldukları söylendi. Kimi fetvalarda Alevi kadın ve çocukları ayrıştırılıyor. Ardından kadın ve çocukların da öldürülebileceği tartışmaları oluşuyor.

    Bugün batılı güçler Colani ile el sıkışmaya başladı. Batılı güçlerin, emperyalistlerin, İsrail gibi bir önceliği var çünkü. Bu bölgede çok açık şekilde İsrail’in güvenliğini söz konusu. Aslında Şam değil İsrail’in devrimi denebilir. İsrail’e taş bile atmayan Colani, Filistinlileri sınıra kadar kovaladı. Medya da Suriye savaşı konusunda önemli rol oynadı. Dünyanın hiçbir yerinde bir ay içerisinde aynı taraftan olan 157 kişinin öldürüldüğü görülmemiştir. Şu an Suriye’de 1500’e yakın gazeteci var ama bir sessizlik var. Kimse haber, rapor girmiyor.”

    “AVRUPA, ALEVİLERİN KATLEDİLMESİNE SES ÇIKARMIYOR”

    Gazeteci Musa Özuğurlu da konuşmasında “Suriye’de Aleviler iktidar değillerdi” diye belirtti. Alevilerin toplumun en alt kademesinde olduğunu söyleyen Özuğurlu, şöyle devam etti:

    “Hafız Esad, siyasal düşüncelerle hareket ettiği için iktidara geldi. Suriye’de Aleviler, BAAS rejimiyle özdeş tutulup, yönetimden faydalanıyorlarmış gibi göründüler. Aleviler her zaman için yalnızdılar. Hiçbir zaman için kimsenin temas ve işbirliği kurmadığı kesimdir Aleviler. Aleviler ülkenin en yoksul ve yalnız kesimidir. Günah keçisi ilan edilmelerinin hiçbir maddi temeli yoktur. Sünni kesim, ticaret yapıp devlet memurluğunu aşağıladıkları için Aleviler, asker, polis, devlet memuru olabildiler. Şimdi deyim yerindeyse Aleviler kabak gibi ortada kaldılar. Esad iktidarı bunun hiçbir çalışmasını yapmamış ve şu an Aleviler açık bir şekilde var olma savaşı içerisindeler. Çok ciddi ihlaller yaşanıyor. Hiç kimse de buna ses çıkarmıyor. Tıpkı Kürtlerin, Ezidilerin yaşadıkları gibi şimdi Aleviler için bu süreci görüyoruz. Avrupa şimdi çok büyük ikiyüzlülük içinde. Şimdi El Nusra ile el sıkıştılar ve Alevilerin katledilmesine ses çıkarmıyorlar.

    Aleviler şimdi bir şeyler yapmaya çalışmalı. Avrupa’da ne kadar Alevi kuruluşu varsa bir şeyler yapıyor ama seslerini ulaştıramıyorlar. Bizlerin ciddi ses çıkarması gerekir. Katliam evet yaşanıyor ama daha da ötesinde bir şeyler yaşanmaması için acilen bir şeyler yapmalı. DEM Parti’nin bu konuda birikimi var, bir şeyler yapmalı. CHP de aynı şekilde harekete geçmeli.”

    “ALEVİLER KURUCU GÜÇLERİN DIŞINA ÇIKARILDILAR”

    2. Oturumun moderatörlüğünü Nesteren Davutoğlu yürüttü. “Suriye ve Ortadoğu’da barış ve adalet nasıl sağlanabilir?” başlığının değerlendirildiği oturumun ilk konuşmacısı Hukukçu Orhan Gazi Ertekin oldu. Özellikle, “Kürtler, Aleviler ve Dürzilerin, ölüm ile yaşam arasında kaldığını” söyleyen Ertekin, şöyle devam etti:
    “Aleviler ciddi bir tehdit altındalar. HTŞ, kendisini devlet, liderini de cumhurbaşkanı ilan etti. Özellikle Aleviler, kurucu güçlerin dışına çıkarıldılar. Kurucu güçler dışında kalanlarda katliam, pogrom ve soykırım bir tür kadere dönüşüyor. Kurucu gücün dışında kalanlar göç ve asimilasyonu da beklemek zorundadır. Yoğun bir şiddet potansiyeli ve Colani’nin kartondan bir devleti var. Colani artık ‘devrim dönemi bitti, devlet üzerine konuşalım’ diyor. En çok da hukukçuların daha fazla konuşması, federalizm üzerine daha çok düşünmesi gerekiyor. Daha önce üzerinde hiç düşünmediğimiz meseleler şu an üzerimize yağıyor.
    HTŞ’nin büyük kısmı Rusya ve Avrupa ülkelerinden geldi. Yani modernlik de çöküyor. Yeni bir kamu hukuku geliştirmemiz gerekiyor. Alevilerin bir araya gelmesi üzerine düşünmek gerek.”

    “MÜSLÜMAN OLURLARSA ONLARA DOKUNULMAYACAKTIR”

    Gazeteci İslam Özkan, Selefiliği, ‘Kur’an ayetlerini motamot uygulayanlar’ olarak tanımlayarak bu anlayışın Suriye halkı için karşılık görmeyeceğini ifade etti. Selefiliğin 18. Yüzyılda ortaya çıktığını belirten Özkan, şunları söyledi:
    “Selefilik, ilk çıkışında silahlı çatışmaya karşıydı. Usame Bin Ladin öldürülene kadar cihatçı örgütlerin çoğu, anti batıcı ve anti ABD’ciydi. Sonrasında El Kaide’nin, Suriye’de Alevilere ve BAAS yönetimine yöneldiğini görüyoruz. 2014 yılında Colani’nin bir röportajında ‘İktidar olursanız Müslüman ve sizin mezhebinizden olmayanlara nasıl davranacaksınız?’ sorusu yöneltiliyor. ‘Müslüman olurlarsa onlara dokunulmayacaktır’ diye cevap veriyor.”

    2017 Yılından beri HTŞ, Türkiye ve Rusya ile temasa geçiyor. 8 Aralık operasyonu başlayana kadar HTŞ, teknolojik anlamda çok ilerleme yaşıyor. Drone fabrikaları var mesela. Şu anda uluslararası toplumla iletişime geçen HTŞ’nin, kendi içerisinde de bir çatışma var. Orduyu ele geçirmiş olabilirler ancak toplumu yönetmek kolay olmayabilir. Colani, koşulların dayatılmasıyla bir arada yaşama kültürünü benimsemek durumunda kalacak. Ama ben daha çok AKP tarzı ‘İslami’ bir hegemonya kuracağını düşünüyorum. Devletin kilit noktalarına adamlarını yerleştirecekler. İslam’ı tırnak içerisinde tutmak istiyorum. Çünkü AKP’yi ben de İslam olarak görmüyorum. Eğer HTŞ ile batı arasında sorunlar çıkarsa o zaman çok farklı sonuçlar çıkabilir.”

    “TÜRKİYE’NİN YENİ OSMANLICILIK HAYALLERİ VAR”

    Tarihçi Erdoğan Aydın ise Lozan Antlaşmasıyla birlikte Ortadoğu’daki değişime de işaret ederek şunları söyledi:
    “Siyasal İslamcılık, Ortadoğu’nun son yüzyılına tekabül etmiyor, bin yıllık bir sorun. Savaş Ortadoğu halklarının bir kaderi oldu. Şu anda Türkiye’de iktidar olanlar, dün ulusal devlete karşı çıkıyordu, bugün ise Turancı söylem içerisindeler. Dolayısıyla Türkiye şu anda Suriye’den kopamıyor. Yeni Osmanlıcılık hayalleri ile ilişkili bir iş bu. Ulusal devlet üzerinden bu iş kesinlikle çözülemez. O halde yeni bir formüle, ortak vatanda demokratik bir cumhuriyet mümkün. Buradan yol alınabilirse Aleviler, Kürtler, Dürziler yol alabilir.”

    “SURİYE’DE İSRAİL İLE KOMŞU OLDUK”

    Konferansın üçüncü oturumunun moderatörlüğünü Esen Aslandoğan yürüttü.
    “Ortadoğu’da yaşanan sorunların Türkiye dış ve iç politikasına yüklediği sorumluluklar” başlığını ilk olarak CHP 27. Dönem Milletvekili Ünal Çeviköz yorumlandı.
    Ünal Çeviköz, “Eğer bir şeyler yapmak gerekiyorsa bugünden başlamak gerekir” diyerek sözlerine başladı. Çeviköz, 2017’de önemli değişimlerin başladığını belirterek şöyle devam etti:
    “HTŞ, ustaca bir düzen kurdu. Ancak HTŞ’nin otuz bin militanı var. Bu sayıyla Suriye’yi koruyamazlar. HTŞ’nin içerisinde hala tek vücutluk yok. Şeriat isteyenler var. Onun için Alevilerin üzerine böyle gidiliyor.
    Suriye’de bugün İsrail’e komşu olduk! Bu bölgede değişen jeopolitikle, Suriye’de ileride karşı karşıya gelinebilir. Türkiye’nin İsrail’le karşı karşıya gelmesi de konuşulmakta. Türkiye’deki böyle bir hükümetten, Suriye’de olanlara karşı bir şeyler yapmasını beklemek de pek mümkün görünmüyor.”

    “TÜRKİYE, ORTADOĞUYA SAVAŞ DAYATIYOR”
    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli de konferansın konuşmacıları arasındaydı. DEM Parti olarak “Ekmek, adalet ve Barış” mücadelesi yürüttüklerini söyleyen Temelli, şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Adalet istiyorsak bir araya gelmeliyiz. Büyük bir demokratik dönüşümün eşiğindeyiz. Ama bu dönüşümü hayata geçirmek için yoğunlaşma içerisindeyiz. İstanbul’da kent uzlaşısı yaptıkları için 10 kişi tutuklandı ve Van Büyükşehir Belediyesine kayyım atandı. Bugünkü iktidar, aslında kendinden öncekilerden devraldığını yürütüyor. O nedenle bugün siyasi tutsaklık var. Gazeteciler bu nedenle tutuklanıyor ve belediyelere kayyım atanıyor. Türkiye demokratikleşirse Ortadoğu’nun da barışı mümkün olabilir. Emperyalistlerin rolünü rol yapan senin içerideki sorunundur. Kürt sorunu. Düşünsenize, bu ülkenin anayasası bir darbe anayasası.
    Suriye’de ‘Kürt anasını görmesin’ üzerinden yol almaya çalışıyor. Kürt meselesi, Suriye’de demokratikleşmenin önünü alan bir mesele. Bu yolun açılması için Rojava statüsünün de önünün açılması gerekiyor. Aynı şekilde Irak’taki federatif yapının neden sağlıklı işlemediğine baktığımızda yine Türkiye’nin dayattığı çatışmayı görüyoruz. 15 Şubat’ta İmralı’dan bir açıklama beklenirken Van’a kayyım atanıyor. Tamamen bir kumpas davası yani. Faşizm kurumsallaşıyor. Eğer Türkiye, Kürt meselesini çözmüş olsaydı, Irak ve Suriye’ye sahip çıksaydı bugün Alevilerin yaşadıklarına da Gazze’de olanlarla da karşı karşıya gelmezdik diye düşünüyorum.”

    “BU TOPRAKLARDA 1000 YILLIK ALEVİ SORUNU VAR”
    Konferansın son konuşmacısı Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan oldu. “Ortadoğu’da Aleviler sanki ilk kez mağdur ediliyormuş gibi konuşulmakta” diyen Aslan Aleviler konusunda bir duyarlılık oluşturulamadığını vurguladı. Alevilerin, her mücadelede yer aldığını ancak “Alevi” kimliğiyle görülmediğini söyleyen Mustafa Aslan şu konuşmayı yaptı:
    “2011’den bu yana Suriye’de bir arada yaşamı savunduk ve dile getirdik. Madımak’ta, 10 Ekim’de, Maraş’ta katlettiler ve bu zihniyetin bugün iktidarda çok faklı düşünmediğini görüyoruz. Bu ülkede Kürt sorunu var ve bu sorun 200 yıllık ise Alevi sorunu 1000 yıllıktır. Bunu aynı zamanda bir Kürt olarak söylüyorum. HTŞ’nin, bir katliam yapmadığını söyleyenler var. Kimi yaptığımız görüşmelerde BAAS’ın yıllarca katliam yaptığını, bu zulme karşı Alevilerin ses çıkarmadığını söyleyenler oldu. HTŞ’ye zaman verilmesi gerektiğini, değiştiklerini söyleyenler de oldu. Ama bugün bizim çığlığımıza ses verilmesi gerekiyor. Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. Bizim inancımız, hiçbir zaman yayılmacı bir anlayış olmadı. Aleviler tabi ki siyasal bir mücadele verecektir. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ABF Genel Başkan Yardımcısı Deniz: Cemevi Başkanlığı’nın faaliyet raporu gerçeği yansıtmıyor

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Deniz: Cemevi Başkanlığı’nın faaliyet raporu gerçeği yansıtmıyor

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, 2024 faaliyet raporuna tepki gösterdi. Deniz, rapordaki “Kurumumuz, ürettiği işler ve saha çalışmalarıyla Alevi-Bektaşi toplumunun büyük kesimi tarafından kabul görmüş ve sahiplenilmiştir” iddiasının doğru olmadığını belirtti. İddianın gerçeklikle uyuşmadığını ifade eden Deniz, “Kuruluş aşamasında özellikle köylerdeki cemevlerine çalışan ve dedelere maaş sözü ile kendilerine alan açanların bu konuda hiçbir sözünü de tutmadığı alenen bir gerçektir” dedi. 

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, 2024 faaliyet raporunu sosyal medya hesabından paylaştı. 2 bin 102 cemevinin tespit edildiği belirtilen raporda, 853 cemevinin aydınlatma giderleri Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından karşılandığı savunuldu.

    Raporda ayrıca “Kurumumuz, ürettiği işler ve saha çalışmalarıyla Alevi-Bektaşi toplumunun büyük kesimi tarafından kabul görmüş ve sahiplenilmiştir” iddiasında da bulunuldu.

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi toplumu tarafından kabul görüp görmediğini Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz’e sorduk.

    Deniz, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın 2024 Faaliyet raporunda yer alan “Kurumumuz, ürettiği işler ve saha çalışmalarıyla Alevi-Bektaşi toplumunun büyük kesimi tarafından kabul görmüş ve sahiplenilmiştir” ifadesi hiçbir gerçeklikle uyuşmamaktadır” dedi.

    Kuruluş aşamasında özellikle köylerdeki cemevlerine çalışan ve dedelere maaş sözü ile kendilerine alan açanların bu konuda hiçbir sözünü tutmadığının bir gerçek olduğunu belirten Aydın Deniz, Alevi örgütlerinin hala Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na itirazlarının sürdüğünü, dolayısıyla büyük kesim tarafından bu kurumun kabul gördüğü lafının aldatmaca olduğunu kaydetti.

    “SADECE ALDATMACADAN İBARETTİR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevi Vakıflar Federasyonu dışında kabul görmüşlüğü yoktur” yoktur diyerek şöyle devam etti:

    “Kuruluş amacını cemevlerinin tadilat işlerini yapmak olarak deklare edenlerin faaliyet raporunda görüneceği üzere sahada görünmek için bir çok etkinlik yaptığı ve anma etkinliklerine sponsor olarak kendilerine alan açtıkları görülmektedir. Kuruluş aşamasında özellikle köylerdeki cemevlerine çalışan ve dedelere maaş sözü ile kendilerine alan açanların bu konuda hiçbir sözünü de tutmadığı alenen bir gerçektir.
    Alevilerin örgütlü dünyasında uzun yıllardır emek harcayan kurumların halen itirazları devam etmekte sadece bir federasyon işbirliği içerisinde olup içlerinde kendi bileşenlerinin de itiraz ettiği görülmektedir. Dolayısıyla büyük ‘kesim tarafından kabul görmüş’ lafı sadece aldatmacadan ibarettir. Aleviliğin teoloji kısmına yönelik müdahale girişimleri zaten halk tarafından tepkiyle karşılandığı gibi kendilerine vazife olmayan Alevi ansiklopedisi yazma sürecini tüm itirazlara rağmen devam ettirmeleri de niyetlerinin açık göstergesi olmuştur.

    “NEDEN İŞBİRLİĞİ YAPIYORSUNUZ?”

    Sonuç olarak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı iktidarın kurdurduğu kurumlar ve başta demokratik Alevi hareketinin yanında yer alıp sonradan fikir değiştirerek işbirliği yapan Alevi Vakıflar Federasyonu dışında kabul görmüşlüğü yoktur. Her konuda fikir beyan eden bu kurum Suriye’de yaşananlar ve yaşanacaklara, orada akrabaları bulunan ülkedeki Alevilerin kaygı ve endişelerine yönelik bir açıklama yapmayı bile gerekli görmemiştir. Aslında siyasi çıkar amaçlı sahip çıkanlara tekrar bu süreçten sonra sorulması gereken soru neden işbirliği yapıyorsunuz?

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Alevi Babalarından IBAN isteyip maaş teklif ettiler’ – VİDEO

    ‘Alevi Babalarından IBAN isteyip maaş teklif ettiler’ – VİDEO

    PİRHA – Alevi Babası Feridun Özkan, Hasan Öztürk ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Trakya Bektaşileri’nin yaşadığı bölgelere yapılan camilerin asimilasyon politikasını derinleştirdiğini vurguladılar. Aydın Deniz, bölgenin son zamanlarda Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle kuşatma altında olduğuna dikkat çekerek “Burada yaşayan babalarımıza ‘Hiçbir şey istemiyoruz sadece IBAN verin sizi maaşa bağlayalım’ gibi teklifleri oldu. Babalarımız bu konuda dik durdular, asla kabul etmediler” dedi.

    Edirne’nin Uzunköprü ilçesi Yeniköy Alevi Babası Feridun Özkan, Hasan Öztürk (Ozan Berraki) ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Trakya Bektaşileri’nin yaşadığı bölgelere yapılan camileri ve asimilasyon politikalarını PİRHA’ya değerlendirdiler.

    “GENÇLER CEMLERE GELEMİYOR”

    Edirne’nin Uzunköprü ilçesi Yeniköy Alevi Babası Feridun Özkan, ekonominin yetersiz olmasından kaynaklı gençlerin yurt dışına göç ettiğini ve cemlere gelemediklerini belirtti. Özkan, gençlerin cemlere gelmediğini, yaşlılarla cem yaptıklarını da kaydederek, “Eskiden herkes gelir cemevinde dertlerini konuşur, sıkıntılarını giderirdi. Ama şimdi maalesef azaldı. Bu gidişle de biz sahip çıkmazsak yok olacak gibi duruyor. Yok olmaması için elimizden gelen gayreti göstermeye uğraşıyoruz” dedi.

    “VALİ, ‘DEVLETTEN HİZMET İSTİYORSANIZ ÖNCE CAMİ İSTEYECEKSİNİZ’ DEMİŞTİ”

    Hasan Öztürk (Ozan Berraki) ise 1950’li yıllardan sonra Demokrat Parti ile birlikte iktidara gelenlerin bölgede hızla Sünnileştirme/İslamlaştırma politikası uyguladıklarını dile getirdi. Öztürk, Dersim’den Kırklareli’ne 1980’li yıllarda gelen Valinin, Alevi Bektaşi köylerine ‘Devletten hizmet istiyorsanız önce cami isteyeceksiniz’ dediğini de hatırlatarak, “Yani Alevilere, Müslüman olun dediler” diye ekledi.

    Öztürk devamında şöyle konuştu:

    “Aleviler, bu ülkenin, bu toplumun en sağlam yapı taşlarından birisidir. Bizler yalnızca bir partiden muhalefet bekliyoruz. Bütün gerilemeyi getiren bir iktidar varken, iktidarla uğraşmak, iktidara bir şey söylemek zor olduğu için abalıyı döverek düzeleceğini sanıyoruz. Oysa halk, bir partiden, bir zümreden bunu bekleyeceğine asıl bu insanca sürecek olan sistemin sahibi olması gerektiğini anlasa mücadele edecek.”

    “BİRÇOK BEKTAŞİ KÖYLÜSÜ, CAMİYE GİTMESE DE YOLUNDAN UZAKLAŞMIŞ DURUMDA”

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, ise Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Bektaşilerin olduğu tüm köylerde cami yapımıyla Alevileri, Bektaşileri, inançlarından uzaklaştırma çabasının oluştuğunu vurguladı.

    Deniz, “Bunun da aslında şu an meyvesi alınmış durumda. Birçok köy Bektaşiliğini unutmuş ya da Yolundan uzaklaşmış. Camiye gitmeseler bile kendi inançlarından tamamen uzaklaşmışlar” dedi.

    Deniz, duyarlı olup Yoluna sahip çıkan Babaların, kendi evlerinde muhabbetlerini devam ettirdiklerini ancak ekonomik yetersizliklerden kaynaklı muhabbet evlerini çoğaltamadıklarını da ekleyerek “Caminin olup olmaması çok önemli değil. Orada kendi inançlarını sürdürme konusunda mekanları olduğunda bunu yapıyorlar. Olmadığında da mesela okullarda da cem yaptık biz. Bu tamamen işin hem ekonomik kısmından kaynaklanıyor hem de devletin asimilasyon politikasının sonucudur” diye konuştu.

    “BABALARDAN IBAN İSTEYİP MAAŞ TEKLİF ETTİLER”

    Bölgenin son zamanlarda Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle kuşatma altında olduğuna işaret eden Aydın Deniz, şunları kaydetti:

    “Etkinlikler yaparak çeşitli Whatsapp grupları açarak bizimkileri kendi içlerine dahil etme gibi durumlar yaşanıyor. Hatta Topçu Baba etkinliklerine sponsor olmak istediler. Yine burada yaşayan babalarımıza ‘Hiçbir şey istemiyoruz sadece IBAN verin sizi maaşa bağlayalım’ gibi teklifleri oldu. Buradaki babalar bu konuda dik durdu. Kesinlikle kabul etmedi. Yani Cumhuriyetin başından beri yapılan asimilasyon politikası şiddetle artarak devam ediyor. Camiler yapıldı ama şu an fiili olarak bir kuşatma projesi var. Hem Kırklareli hem de Edirne Valiliğini kullanarak bunları yapıyorlar. Buna karşı direnen Bektaşilerimiz var ama devletle işbirliğinde olan ve kendine Alevi kurumuyuz diyen, devletin amacına hizmet eden kurumlar da var.”

    Kamber YILDIZ/PİRHA

  • Kırklareli Topçu Baba Cemevi, Trakya Bektaşileriyle buluşma toplantısı yaptı -VİDEO

    Kırklareli Topçu Baba Cemevi, Trakya Bektaşileriyle buluşma toplantısı yaptı -VİDEO

    PİRHA- Kırklareli Topçu Baba Cemevi, Trakya Bektaşileriyle bir toplantı düzenledi. Toplantıda, asimilasyon politikalarının son dönemde değiştiğini belirten ABF Başkanı Mustafa Aslan, “Politika şu; Siz bizim kardeşimizsiniz. Biz sizi çok seviyoruz ama bizim dediğimiz gibi inanmıyorsunuz. Bizim dediğimiz gibi inanmanıza ihtiyacımız var diyorlar” değerlendirmesini yaptı.

    Kırklareli Topçu Baba Cemevi, Trakya Bektaşileriyle bir toplantı düzenledi. Toplantıya Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan, Kırklareli Üniversitesi’nden akademisyen Ali Çakır ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Araştırmacı-Yazar Aydın Deniz katıldı.

    “BİZİ BÖLMEYE, BİRBİRİMİZDEN AYIRMAYA YÖNELİK ADIMLAR ATILIYOR”

    Toplantıda bir konuşma yapan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Araştırmacı-Yazar Aydın Deniz, özellikle Hacı Bektaş anmalarından sonra federasyonun aldığı karar doğrultusunda bölgelerde toplantılar yapma kararı aldıklarını, bu toplantılar sayesinde hem bölgedeki sorunlar hem de genel sorunlar üzerine halkla buluştuklarını belirterek, şunları söyledi:

    “İstanbul, Bursa’da yaptık ve şimdi Trakya’da bunu gerçekleştiriyoruz Alevi Bektaşi toplum üzerine çok ciddi, cumhuriyetin ikinci yüzyılında farklı asimilasyon politikaları uygulanmaya başladı. Bugüne kadar bizi zorunlu din dersleri ve diğer taktiklerle asimile etmeye çalışmaları yetmedi. Şimdi farklı direkt dokunarak, direkt kurum insanlarımıza, dedelerimize, babalarımıza, muhtarlarımıza dokunarak asimile etmeye, bizi eritmeye, inancımızı tamamen yok etmeye yönelik girişimlerin kurumsal olarak devletin eliyle yapıldığına hepimiz şahit olduk. Özellikle Hacı Bektaş anmalarında zaten işgal altında olan dergahımız üzerine, bir de etkinliklerimizi işgal etme cüretini gösterdiler. Bizi bölmeye, birbirimizden ayırmaya, düşünsel fikirsel olarak da koparmaya yönelik ciddi adımlar atılıyor ve halen de özellikle Trakya bölgesinde buna yönelik ciddi girişimleri var.

    “SON DÖNEMDE POLİTİKALARINI DEĞİŞTİRDİLER”

    Bu inancın bu topraklarda her dönem yok sayıldığını ifade eden Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan da şunları kaydetti:

    “Peki ne yaptılar? Katliama maruz bıraktılar. Sürgüne, soykırıma uğrattılar. Görmediler, hakaret ettiler. Ya da bunlar zındık, bunlar kafir, bunlar bizden değil dediler. Şimdi son dönemlerde politikalarını değiştirdiler. Politika şu; Siz bizim kardeşimizsiniz. Biz sizi çok seviyoruz Çok da iyi insanlarsınız. Ama bizim dediğimiz gibi inanmıyorsunuz. Bizim dediğimiz gibi inanmanıza ihtiyacımız var diyorlar ve buna karşı da bugüne kadar babalarınızın, dede babalarınızın, mürşitlerinizin, pirlerinizin, dedelerinizin, yol ulularınızın size öğrettiği inanç yanlış, siz yanlış biliyorsunuz Biz size sizin inancınızı tarif etmek istiyoruz diyorlar”

    PİRHA/KIRKLARELİ

     

     

     

    Ali Çakır (Kırklareli Üniversitesi- Akademisyen)

     

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Başkanı Mustafa Aslan

     

    Araştırmacı-Yazar Aydın Deniz ( Hübyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı)

  • Alevilerden Özdemir’e tepki: AİHM kararları çok daha geniş; mahkeme kararlarını uygulamakla yükümlüsünüz

    Alevilerden Özdemir’e tepki: AİHM kararları çok daha geniş; mahkeme kararlarını uygulamakla yükümlüsünüz

    PİRHA – Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, X hesabından yaptığı “Başkanlık olarak çalışmalarımızı, Avrupa Konseyi’nin veya AİHM’in kararları doğrusunda değil Alevi – Bektaşi toplumunun tüm ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapıyoruz” ifadeleri Alevi kurumlarının başkanlarının tepkisini çekti. ADO Başkanı Bermek, AİHM’nin kararlarının kapsamının çok daha geniş olduğunu belirterek “Cemevi Başkanlığı hayalperest bir yaklaşım içinde dedi. ABF Başkanı Aslan ise Cemevi Başkanlığı’nın Alevilerin vermiş olduğu hukuki mücadeleyi yok sayamayacağını vurguladı. ADFE Başkanı Koç, Cemevi Başkanlığı’nı muhatap almadıklarını belirtirken, AKD Başkanı Yılmaz, başkanlığın Aleviliği yok etmek istediğini kaydetti. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz de “Bu açıklama yok hükmündedir” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.
    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini, Alevi toplumunu muhatap almıyor.

    AKP’nin kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, 9 Ağustos’ta X hesabından Alirıza Özdemir’in imzasıyla “Başkanlık olarak çalışmalarımızı, Avrupa Konseyi’nin veya AİHM’in kararları doğrusunda değil Alevi – Bektaşi toplumunun tüm ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapıyoruz. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, Alevi-Bektaşi toplumunun taleplerinin ancak yüzde ellisini karşılar. Geri kalan yüzde ellisini de yine Başkanlık olarak hayata geçiriyoruz” paylaşımını yaptı.

    Bu açıklama Alevi kurumlarının tepkisini çekti. Alevi kurum başkanları, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ve Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi kararını tanımamasına tepki gösterdiler.

    DOĞAN BERMEK: O DAVALAR AÇILMASAYDI ALİRIZA ÖZDEMİR’İN OTURDUĞU KOLTUK ŞU AN OLMAYACAKTI

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ve Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi’ndeki davaları ve toplantıları yakından takip eden Alevi Düşünce Ocağı Derneği (ADO) Başkanı Doğan Bermek, Alirıza Özdemir’in beyanının oldukça sorunlu bir beyan olduğunu kaydederek, Ali Rıza Özdemir’in beyanının oldukça sorunlu olduğunu belirterek, “Öncelikle Başkan Özdemir’in AİHM kararlarının içerik ve kapsamları hakkında yeterince bilgi sahibi olmadığını işaret ediyor” dedi.

    “AİHM KARARLARININ KAPSAMI ÇOK DAHA GENİŞTİR”

    Bermek şunları ifade etti:

    “AİHM Kararlarının kapsamı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruluş kararnamesinde öngörülen hizmetlerden çok daha geniştir. Örneğin inanç gruplarını kendi özgür iradeleri ile tüzel kişilik oluşturmaları, eğitim çağındaki çocuklara ailenin uygun gördüğü eğitimin verilmesini, cemevlerinin ibadethane statüsünde olması ve herhangi özel izine tabi olmadan kurulabilmesi, inanç gruplarının din görevlisi yetiştirebilme hakları gibi çok geniş konuları kapsar. Oysa gerek Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kararnamesi ve yönetmeliklerinde, gerekse 7421 sayılı torba yasada bu konuların çoğuna  hiç değinilmemiştir. Dava, cemevlerinin elektrik parası üzerinden açılmış olduğu için sekiz sene gecikme ile de olsa Türkiye’nin sonunda cemevlerinin sadece meydanın yani cem salonunun elektrik parası gibi bir hizmeti kabul etmesi bile önemsenmiş ve Bakanlar Komitesi takibi, bu uygulamaların AİHM Kararlarına daha uyumlu hale getirilebilmesini de tavsiye ederek durdurmuştur. Kararlarda da bu konunun iyi niyetli bir başlangıç olarak algılandığı açıkça görülmektedir.

    “İzzettin Doğan ve arkadaşları” davasının takibi ise Türkiye inanç özgürlüklerine saygılı olacağını beyan ettiği, OMBUDSMANLIK ve TİHEK ( Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu) gibi kurumlar oluşturduğunu ve İHEP (İnsan Hakları Eylem Planı) hedeflerinin gerçekleştirileceğine defalarca söz verdiği için, bölgemizdeki politik ortamın da daha fazla gerilmemesi, sığınmacılar sorununun gündeme gelmemesi amacı ile durdurulmuştur kanısındayım. Ancak bu uygulamarın zamanında ve zorunlu yanları ile yürütülmemesi halinde takipler tekrar başlayabilir.

    “BAKANLAR KOMİTESİ, ZORUNLU DİN DERSİ SORUNUYLA İLGİLİ 2024 YILI SONUNA KADAR BEKLEME KARARINA VARDI”

    Öte yandan kamuoyu önünde hiç değinilmese de AYM ( Anayasa Mahkemesi) tarafından bugünkü eğitim düzeninin hem Anayasa, hem de Medeni Kanuna aykırı olduğuna dair kararlar uygulanmadığı gibi AİHM davalarına da konu olan Zorunlu Din Dersleri meselesi çok önemli bir sorun olarak hala ortada durmaktadır ve yeni açıklanan Maarif Düzeni sorunları çok daha büyütmektedir. Bakanlar Komitesi Haziran ayında yaptığı 1501 No’lu toplantısında Türkiye’ye yıllardır devam eden bu sorun ile ilgili bir çözüm önerisini 2024 yılı sonuna kadar bekleme kararına varmıştır.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI İDARİ KONULARLA İLGİLİ KURULMUŞTUR, EPEY HAYALPEREST BİR YAKLAŞIM”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi sorunlarının tamamına cevap vereceği açıklaması ise oldukça siyasi bir açıklamadır kanısındayım. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı sadece bazı idari sorunlar ile ilgilenmek üzere kurulmuştur, buradan hareketle dini ve felsefi önderlik ve tüm sorunları aşabilecek bir konuma dönüşmesinin mümkün olabileceğini  düşünmek epeyi hayalperest bir yaklaşım olur. Böyle bir konumlanmaya siyasi otorite de imkan vermez, Alevi topluluğunun içinde hiç pay almadığı bir kurumla bir inanç otoritesi oluşturulamaz.

    “CEMEVLERİ AİHM SAYESİNDE HUKUKSAL VARLIK KAZANMIŞTIR”

    Alevilerin açtığı AİHM davaları boşuna mı oldu sorusunun cevabı ise çok açıktır. O davalar açılmasa, o kararlar alınmasa idi ne Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ne de Sn. Özdemir‘in oturduğu koltuk bugün bile olmayacaktı. Kendi kurumunun varlığını bile kısmen de olsa, isteksizce uygunlanan AİHM kararlarına borçlu bir bürokratın böyle bir ifade kullanması doğrusu şaşırtıcı ve gerçek duruma uygun görünmemekte. Yargıtay’ın 2015‘te iç hukuka uyarladığı AİHM kararları olmasa idi cemevleri ne zamana ve nasıl  iç hukukta yer bulacaktı bilemiyorum. Cemevleri AİHM kararları sayesinde hukuksal varlık kazanmıştır. İnanç gurubu tüzel kişiliği, zorunlu din dersleri, din adamı yetiştirme hakkı falan gibi ana konular bir yana, elektrik parasını bile cem salonu ile sınırlı tutmaya çalışan, cemevi kurulumu için yerel otoriteden izin alma koşulu koyan bir siyasi otorite tarafından yönetildiğimizi unutmamak gerekir.
    Camiler, bırakın ibadet alanlarını tüm çevreleri ile sabahlara kadar aydınlatılırken, cemevi elektrik parası için uluslararası mahkemelerden karar alınması gereken bir ülkede, Alevi sorunlarının kolay kolay çözülemeyeceğini anlamak için çok da akıllı olmak gerekmez. Alevilerin ve bugünkü düzenden eşit pay alamayan inanç grupları üyelerinin inanç özgürlüklerinin bütün koşulları ile tanındığı, her bireyin eşit haklardan özgürce yararlanabileceği  bir Türkiye özlemeye devam etmekte olduğu bir konumdayız.”

    MUSTAFA ASLAN: BAŞKAN DENİLEN ZAT ALGI YARATIYOR!

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilerin vermiş olduğu hukuki mücadeleyi yok sayamayacağını söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Her konuda olduğu gibi iktidarın riyakarlığı bitmiyor. Bu asimilasyoncu kurumun başkanının açıklaması mevcut iktidar partisiyle çelişiyor. Alevilerin din ve vicdan özgürlüğünü yok sayarak “hükümet olarak demokrasiden yanayız” havalarına soyunmaları samimiyetsizlik. Bugüne kadar demokrasi havarisine soyunan, bugüne kadar kazanılmış hangi hukuki davayı yerine getirdiniz? “AİHM’deki davaya kısmi de olsa adım atmak istiyoruz” diyen hükümet AİHM kararlarını uygulamıyor. Bu samimi değil samimiyetsizliğin daniskası. Bu başkanlığa karşı mücadele eden kurumlar olarak biz eşit yurttaşlık istiyoruz. Devletin hiçbir inancı finanse etmesini doğru bulmuyoruz. Başkan denilen zat Diyanet İşleri Başkanlığı’nın misyonunu yüklenmesin. Alevileri işle, parayla, aşla terbiye etmekten vazgeçsin. Gerçek Alevi inancına bağlı olan Hüseyni duruşun farkında olanların onların oyunlarına teslim olmayacağını bilsinler. Başkan denilen zat sadece bir algı yaratmaya çalışıyor.

    “ALEVİLERİN VERDİĞİ HAK MÜCADELESİNİ YOK SAYAMAZLAR”

    2 buçuk yıla yakındır bir başkanlık kurulmuş, bu başkanlık Alevi yol yürütücüsü diye kaç kişiye maaş veriyor? Bunu söylesin. Bu ülkenin vatandaşı Alevilerdir. Her Alevinin kamu kaynaklarından faydalanma hakkı vardır. Alevi kurumlarının hak mücadelesi belli. Samimilerse Alevi kurumlarıyla bir araya gelip çözüm üretmelerini istiyoruz. Alevilerin hukuki mücadelede elde etmiş kazanımlarını lütufmuş gibi göstermeye çalışmasınlar. Herkes haddini bilsin. Nasıl ki 16 milyon vatandaşı olan İstanbul Belediyesi’nin her bireye hizmet etme hakkı varsa, Alevilerin de İstanbul Belediyesi’nden hizmet alma hakkı var. Bunu bir lütufmuş gibi algılamasınlar. Alevilerin vermiş olduğu hukuki mücadeleyi yok sayamazlar.”

    ZEYNEL ABİDİN KOÇ: KENDİLERİ MAHKEME KARARLARINI UYGULAMAKLA YÜKÜMLÜ PERSONELLERDİR

    Türkiye Alevi Federasyonu(ADFE) Başkanı Zeynel Abidin Koç ise Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı muhatap almadıklarını belirterek, “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevileri asimile etmek için kurulduğuna inandığımız bir başkanlık. Cemevi Başkanlığı’nın hukuku tanımamak gibi hukuku yok saymak gibi bir hakkı olmadığı gibi kendileri bu kararları uygulamakla yükümlü personellerdir. Türkiye’de Alevi hak mücadelesini vermek de Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na düşmez. Alevi hak mücadelesi, Türkiye’de Alevi örgütlerinin mücadelesidir. Tanımadığımız bu kurumu da muhatap almıyoruz” diye konuştu.

    SEHER ŞENGÜNLÜ YILMAZ: ‘YÜZDE ELLİ’ DEDİĞİ, TOPLUMU PARAYLA TERBİYE ETME ANLAYIŞI

    Alevi Kültür Derneği (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ise Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı açıklamaya dair şu tepkiyi verdi:

    “AİHM, ‘cemevleri ibadethanedir, Alevilik bir inançtır’ diyor. Eğer başkanlığın kastettiği buysa zaten istediğimiz bu yani eşit yurttaşlık talebimiz. Dolayısıyla bunu kabul ettiğinde ‘ben size çatı, pencere yapayım. Siz gelin şuraya bağlanın, size şu kadar maaş vereyim, bana biat edin’ mantığından çıkacaktır. Çünkü tamamen siyasallaşmış bir yapı. Düşünün gençleri kamplara götürüyorlar orada bozkurt işaretleri yapılıyor. Bozkurt’un bize ne çağrıştırdığını yedi cihan bilir. Her katliam her cinayet öncesi gördüğümüz bir işarettir bu. Dolayısıyla burası tamamen siyasallaşmış Türk-İslam sentezi, Türksen onlara göre makbul Alevisin. Türkçe konuşuyorsan makbul Alevisin onun dışında ‘Alevi olamazsın’ gibi tüm dilleri inançları ötekileştiren, onları terörize eden  bir kafa yapısı, ırkçı bir faşizan bir kafa yapısıyla yönetilen bir yer burası. Dolayısıyla AİHM kararlarını da tanımamalarını ben hiç yadırgamadım.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI, ALEVİLİĞİ BU TOPRAKLARDAN YOK ETME MANTIĞIYLA KURULMUŞ BİR BAŞKANLIKTIR”

    Türkiye Cumhuriyeti devleti bile AİHM kararlarını tanımak durumundayken bir başkanlık makamı ya da devlet içerisindeki birim kalkıp ‘biz bunu tanımıyoruz, yüzde ellisini yapıyoruz’ diyorsa arkasında çok ciddi bir güvendiği yapı ve siyasal bir yapı vardır bence. Geri kalan yüzde ellisi dediği de sadece toplumu parayla terbiye etme anlayışı onlara göre. Aleviliği külliyen bu topraklardan yok etme mantığıyla kurulmuş bir başkanlık bu. Dolayısıyla ne Avrupa’dan ne insan haklarından anlarlar. Çok da yadırgamadım.”

    AYDIN DENİZ: BU KURUM VE AÇIKLAMALARI BİZİM İÇİN YOK HÜKMÜNDEDİR

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz de Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in yaptığı açıklamanın devletin eksiklik ve yaklaşımlarını ortaya koyan bir açıklama olduğunu ifade ederek şunları belirtti:

    “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’in yaptığı açıklama aslında devletin bir itirafıdır. AİHM kararlarını uygulamamalarını burada kendileri itiraf etmiştir. Bu hükümet, 8 yıllık bir direnç sergilemiştir. Onun yerine ‘sadece yüzde ellisini karşılar’ konusunda kuruluş amacını deklare ederken de cemevlerine daha çok tadilat ve diğer konularda yardımcı olacaklarına dair bir kuruluş ifadesi varken aslında bugün geçmiş pratiğine baktığımızda Aleviliği tanımlama, Alevi olmayan akademisyenlerle Alevi Ansiklopedisi hazırlaması, gençlik kamplarının Alevi olmayan siyasal ideolojik gençlerle buluşturulması, yine dedelik pirlik üzerine çalıştay yapmasıyla aslında kuruluş amacına aykırı olduğunu asıl amaçlarının Alevi Diyaneti yaratmak olduğunu, Aleviliğe ve Alevilere yapılacak tüm müdahalelerin pratik bir göstergesi yaşanmıştır bugüne kadar. Devlet burada Alevi inancını ve cemevlerini ibadethane statüsüne kavuştursa zaten birçok konu hallolacak ve bunları yapmama konusunda hala diretiyor. Ve kendi açıklamalarıyla çelişkiye düşüyorlar. Şu an o zaman ‘devlet hala Alevilere yüzde elli bir şekilde yaklaşıyor. Geri kalan eksikliklerin tamamlanması konusunda da direncini sürdürüyor’ açıklaması olmuş bu. Kesinlikle bu kurum da açıklamaları da bizim için yok hükmündedir. Kendi açıklamalarıyla çelişkilerini ortaya koyan, devletin eksiklik ve yaklaşımlarını ortaya koyan bir açıklama olmuş.”

    Alevi Vakıflar Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan ise sorularımıza herhangi bir cevap vermedi.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • 12 Mart Gazi Şehitlerini anma paneli: Alevi katliamlarının hepsi planlıydı-VİDEO

    12 Mart Gazi Şehitlerini anma paneli: Alevi katliamlarının hepsi planlıydı-VİDEO

    PİRHA- AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi, 12 Mart Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenleri düzenlediği panelle andı. Gazi şehide Zeynep Poyraz’ın babası Cemal Poyraz “Biz bu acıları hep yaşıyoruz, yaşamaya devam ediyoruz. Benim Zeynep’im gitti, senin Zeynep’in gitmesin. Bizim tüm çabamız bundan dolayı” dedi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi ‘Gazi’den Ümraniye’ye Adalet istiyoruz’ şiarıyla panel düzenlendi. Panelde 12 Mart Gazi Katliamı’na giden süreç ve sonrasında Aleviler’in hak arama mücadelesinin konu edildiği panelde konuşmacı olarak Gazi Şehitleri Aileleri adına Cemal Poyraz ve Müşerref Bingöl, katliam davası avukatlarından Keleş Öztürk, dönemin Gazi Mahallesi muhtarı Nevzat Altun, Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş yer alırken moderatörlüğü Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) yönetim kurulu üyesi İmam Balsever yaptı.

    “İNANCIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    İlk konuşmayı yapan AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş “Şehitlerimizi anmak için buradayız. Tarihimiz katliamlarla, sürgünlerle dolu. Bizler gerek Gazi’de Gezi’de, Maraş’ta, Koçgiri’de bu katliamları yaşadık. Şunu unutmasınlar bizler katledilerek ne düşüncemizden ne de inancımızdan vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Bugün burada bulunan siz değerli canları bir daha bu katliamlar olmasın diye zalimin zulmüne direnen canlarınızı anmak için her yıl olduğu orada görmek bizlere güç verecektir” diye konuştu.

    “MÜCADELEMİZİ SONUNA KADAR SÜRDÜRECEĞİZ”
    Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş söz alarak, “Bütün canlarımızı, bütün şehitlerimizi anmak için hepinizi 12 Mart’ta Gazi Cemevi önüne bekliyoruz. Bu ülkedeki hukuk, adalet, demokrasi için gerek Alevi canlarımız gerek demokrat canlarımız bedel ödedi. Tek amaçları bu ülkedeki 86 milyonun kardeşçe yaşamasıydı. Bundan sonra da böyle devam edecektir. Demokratik alanda mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Geçmişte bunun uğrunda bedel ödeyenlere borcumuzdur” dedi.

    “ALEVİ KATLİAMLARININ HEPSİ PLANLIYDI”
    Ardından söz alan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz ise şunları dile getirdi: “Bugüne dek yaşanan Alevi katliamları ne tesadüftür ne de spontane gelişmiştir. Ben de o zamanın canlı tanığıydım. O gün orada bir beyaz Toros’la elinde uzun namlulu silahlarla bekliyorlardı. Biz isimlerini ve derin devleti sonradan öğrendik. Elinde kazma ile bizleri bekleyen Yeşil kod adlı kişiydi, emirleri veren kişi ise Abdullah Çatlı’ idi. Bu ülkede Alevilere yönelik katliamların hepsi planlı ve programlıydı.”

    “CENAZELERİMİZE PANZERLERLE SALDIRDILAR”
    Panelde ilk sözü alan dönemin Gazi Mahallesi Muhtarı Nevzat Altun o günlerde yaşananları şu ifadelerle aktardı: “Gazi, Türkiye’nin her yerinden Aleviler’in akın ettiği bir mahalle. Kuruluşu itibariyle Gazi Mahallesi antiemperyalist, antikapitalist bir yapıya sahipti. 1980 Darbesiyle bu mahallenin üzerinden silindirle geçilmek istendi. 90’larda mahallemizde o kadar gerginlik vardı ki akabinde 1993’te Sivas Katliamı yaşandı. Otomatik silahlarla dört tane kahve tarandı. İnsanlar yaralanırken, ölürken o gün polis yürüyüşe geçen insanları engellemeye çabalıyordu. Çıkış yollarını tutup katilleri yakalamak yerine insanların karakola yürümesini engellemeye çalıştılar. Cerrahpaşa’ya cenazelerimizi almaya gittiğimizde yedi sekiz tane daha gencimizi teşhis ettim. Devlet daha bizlerden hırsını alamamıştı. Polis, Kıbrıs Caddesi’ne gelen şehitlerimizin cenazelerine panzerlerle saldırdı. Gazi’de solcular, devrimciler, solcular, Aleviler, Kürtler var diye bizlerden hınç almak istediler.”

    “DAVAMIZA SAHİP ÇIKMAK İÇİN DESTEK BEKLİYROUM”
    Gazi Şehitleri Aileleri adına konuşan Müşerref Bingöl “Medya ve devlet ele ele vererek bu katliamı yapmıştır. Ben neden gün geçtikçe azalıyoruz diye sormak istiyorum. İlk Gazi anmalarında milyonlarca kişi sokağa dökülürken bugünlerde beş bin kişiyi geçemiyoruz. Gün geçtikçe Gazi anmalarında sayımız azalıyor. Sizden davamıza sahip çıkmak için destek bekliyorum” dedi.

    “BENİM ZEYNEP’İM GİTTİ, SENİN ZEYNEP’İN GİTMESİN”
    Gazi şehidi Zeynep Poyraz’ın babası Cemal Poyraz, “Gaziosmanpaşa’da göstermelik bir dava açtılar. Güvenliği bahane ederek dosyamızı Trabzon’a gönderdiler, yaramıza tuz bastılar. Biz bu acıları hep yaşıyoruz, yaşamaya devam ediyoruz. Benim Zeynep’im gitti, senin Zeynep’in gitmesin. Bizim tüm çabamız bundan dolayı. Gücümüzü birleştirerek bu tür katliamların önüne geçmek için herkesin duyarlılık göstermesi gerekiyor. İnsanlar önde gitmese bir şey olmazdı diyorlar. Zeynep’im o gün yanıma gelip bana “Baba Gazi’de saldırı olmuş, Hasan amcamı kanlar içinde gördüm. Biz de gidelim” dedi. Olmaz kızım sen gelme dediğimde, “Ben de Sivas’ı yaşadım, ben de geleceğim” dedi. Zeynep’im ölmese başka birisi ölecekti” dedi.

    “DEVLET, MAHALLEMİZİN YAPISINI HEDEF ALMIŞTI”
    Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş konuşmasında şunlara değindi: “Gazi halkı 12 Mart günü saldırıya tepki göstermek için sokağa çıktı. 12 Mart’a gelene kadar Gazi Mahallesi’nde bazı kırılma noktaları yaşandı. Bir vatandaşımız Gazi Karakolu’nda gözaltına alınıp katledilmiş ve halkımız tepkisine neden olmuştu. Gazi Mahallesi doksanlı yılların gözaltı, baskı ve işkencelerinden payına düşeni fazlasıyla almıştı. Mahallemiz sistem muhalifi, sol-sosyalist dinamiklerin taban bulabildiği bir mahalle olma özelliğine sahipti. Alevi hareketi açısından önemli bir mahalleydi. Devlet, burada yükselen sosyal temelli mücadeleyi engellemek için operasyonlarla mahallemizin bu yapısını hedef almıştı.”

    “POLİSLER DEĞİL GAZİ MAHALLESİ HALKI YARGILANDI”
    Son konuşmayı yapan Gazi Katliamı davası avukatlarından Keleş Öztürk katliamın yargılanma sürecine ilişkin şunları aktardı: “Yargılama dediğimizde Trabzon’daki dava akla geliyor. Bunun bir öteki tarafı hepimiz biliriz Gaziosmanpaşa’da Gazi Mahallesi’ndeki halka açılmış bir dava var. Katliama tepki gösteren üç kişi ilk gece gözaltına alınıp ertesi gün tutuklanıp mağduriyet yaşadı. Bunları konuşmayı genelde unutuyoruz. Savcılık ilk soruşturmayı 1 kişinin ölümü ve 30 kişinin yaralanması üzerine açmalıydı. Oysa Gaziosmanpaşa Savcılığı’nın numara verdiği ilk soruşturma Gazi’de yaşanan olaya tepki gösteren ve bu nedenle karakola yürüyen insanlara karşıydı. Bizim dosyada anladığımız kadarıyla olayın ortaya çıkarılması yerine buna tepki gösteren insanların bir daha tepki göstermesinin yolları arandı. Mehmet Gündüz’ün cemevi önünde öldürülmesinin ardında tanık ifadeleri ortaya çıkınca mecburen polislere dava açıldı. Çıkan kararla da polislere ceza verme niyetleri olmadığını da anlamış olduk. Devlet insanları birbirine düşman ederek kendi varlığını sürdürmek niyetindeydi”.

    Panelin son bulmasının ardından cemevinin yemekhanesinde lokmalar pay edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Uğur Kurt davasında karara tepki: Sanık polis için her türlü imkan sağlanıyor- VİDEO

    Uğur Kurt davasında karara tepki: Sanık polis için her türlü imkan sağlanıyor- VİDEO

    PİRHA-Okmeydanı Cemevi’nde polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt’un davasının yeniden görülen duruşmasında sanık polis Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verilmesi tepki çekti. Karara tepki gösteren Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, polisin beraat etmesi için her türlü imkanın sağlandığını belirterek, hukuksuzluğa dikkat çektiler. 

    Okmeydanı Cemevi’nde polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt’un davası yeniden Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, Sanık polis Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi.
    Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, mahkemenin sanık polis Sezgin Korkmaz’a verdiği 2 yıl 6 ay hapis cezası kararına tepki gösterdiler.

    “POLİSİN BERAAT ETMESİ İÇİN MAHKEME HER TÜRLÜ İMKANI SAĞLIYOR”

    Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, “2 yıl 6 ay bir ceza verildi. Bu ceza da kesin bir ceza değil. İstinaftan tekrar itiraz davası açıyorlar ve orada da çıkacak karar belli değil. Uğur’un vurulması, hayatını kaybetmesi, çocuğunun babasız kalması, babasının dayanamayıp 2016’da ölmesi, annesinin şu an kanser olup da mahkemeye katılamamasını düşündüğümüzde gerçekten o kurşun sadece bir kişiyi öldürmedi. Bütün aileyi öldürdü ve bizleri de çok ağır bir şekilde yaraladı. Biz de çok üzülüyoruz. Polisin beraat etmesi için mahkeme her türlü imkanı sağlıyor. Ve onu da başardılar” dedi.

    “YARGININ İNSANLARIN VİCDANINI, DEĞERLERİNİ YOK SAYMASI İNANILMAZ BİR DURUM!”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz de verilen kararın vicdanları rahatlatmadığını söyledi.

    Deniz, “Bir güvenlik görevlisinin hedef alarak bir cemevinde bir insanı öldürmesinin bedeli bu olmaması gerekiyor. Verilen ceza da çok komik bir ceza. Yani cemevinde insan öldürüp 2 buçuk yıl hapis yatabilirsiniz anlamına geliyor bu. Sorun hukuksal bir sorun, sorun zihniyet sorunu. Çünkü ötekileştirilmiş olan bir toplumun, bir bireyin canını almak onlar için değerli değil. Dolayısıyla verdiğimiz hukuksal mücadelenin de boşa gittiğini görebiliyoruz. Yargı sisteminin bu kadar insanların vicdanını yok sayması, insanların değerlerini yok sayması inanılmaz bir durum. Ülkenin geldiği noktayı gösteriyor” diye konuştu.

    “SABRIMIZ ZORLANIYOR”

    Sorunu, Alevi sorunu değil insanlık, demokrasi sorunu ve inanç özgürlüğüne yapılmış bir saldırı olarak gördüğünü de belirten Deniz, şunları ekledi:

    “Devlet yetkililerinin her zaman yaptığı gibi kendi kolluk güçlerini kollaması artık bu ülkede ciddi rahatsızlıklara neden oluyor. Ve halkın gerçekten bu konuda büyük bir rahatsızlığı var. Sabrımız zorlanıyor. Bu karar ‘inancınızı özgürce yaşayamazsınız’ kararı oldu. Yapacak bir şey yok, biz mücadelemize devam edeceğiz.”

    Devrim FINDIK-Cihan BERK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -Uğur Kurt Davası’nda karar: Sanık polis Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası -VİDEO
    -Uğur Kurt’u öldüren polise ödül gibi cezaya tepki: Hukuksuzlukla baş başa kaldık – VİDEO
    -ADFE: Ülkemizin adaletini sarsan bir karar, Uğur Kurt için adalet istiyoruz

  • Deniz: Adaylara ve partilere sıkıştırılmış yerel seçimlerin sorgulanması gerekiyor – VİDEO

    Deniz: Adaylara ve partilere sıkıştırılmış yerel seçimlerin sorgulanması gerekiyor – VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, adaylara ve partilere sıkıştırılmış yerel seçimlerin sorgulanması gerektiğini belirterek, halk meclislerinin önemine vurgu yaptı. Deniz, Aleviler ve Alevi Bektaşi Federasyonu olarak demokrasi güçleriyle mücadeleyi ortaklaştırmak ve sorunlara müdahale etmek için her platformda yan yana gelmek zorunda olduklarını kaydetti.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Yerel Demokrasi Konferansı’nın Aleviler açısından önemi, Alevilerin yerel yönetimlerden temel talepleri ve Alevilere yönelik asimilasyonun sürdürülmesine karşı seçimlere giderken Alevilerin nasıl bir tavır alması gerektiğine dair PİRHA’ya konuştu.

    “ALEVİLERİN YEREL YÖNETİMLERE MÜDAHİL OLMA ŞANSLARI OLACAK”

    Yerel Demokrasi Konferansı’nın Aleviler açısından önemini belirten Aydın Deniz, Alevilerin yerel yönetimlere bu konferans yoluyla müdahil olma şanslarının olacağını söyledi.

    Deniz, “Aleviler bu ülkede hala yok sayılıyor. Yasal olarak inançları yok sayılıyor, ibadethaneleri yok sayılıyor. Dolayısıyla yerellerde biten yasaların getirdiği haklarla beraber Aleviler de kendi haklarına kavuşmuş olacak. Aynı zamanda yerel yönetimlere müdahil olma şansları olacak. Birçok yaşam kentimiz var sırf Alevilerin yaşadığı kentler de var ama o kentlerde ne Alevilerin sözü var ne de Alevilere yönelik bir girişim var. Dolayısıyla alternatif bir yerel yönetimin nasıl olması gerektiği konusunda burada toplumun çeşitli dinamikleri yan yana geldi. Biz de Alevi Bektaşi Federasyonu adına Aleviler adına Alevilerin yerel yönetimlerden talepleri nelerdir ve nasıl olmalı konusunda görüşlerimizi bildirdik.”

    “ADAYLARA VE PARTİLERE SIKIŞTIRILMIŞ YEREL SEÇİMLERİN SORGULANMASI GEREKİYOR”

    Alevilerin inançsal olarak da hem merkezi hükümet hem de yerel yönetimler tarafından tanınması gerektiğine dikkat çeken Deniz, Alevilerin yerel yönetimlerden temel taleplerini ve sürecin nasıl yönetilmesi gerektiğini şöyle anlattı:

    “Yerel yönetimlerde Alevilerin ibadethanesinin merkezi olarak imar planlarında cemevleri için yer ayrılması gerekiyor. Biz bir yandan kamu hizmeti olarak cenaze hizmetleri veriyoruz. Mesela bu cenaze hizmetlerinde bazı büyükşehirlerde şu an destek alınıyor ama özellikle kırsal kesimlerde bu kamu hizmetini biz kendi imkanlarımızla yürütüyoruz. Kamusal bir hizmet veriyorsanız halkın vergileriyle onun karşılanması gerekir. Yerele yönelik bu yönde önerilerimiz oldu. Yerellerde bulunan özellikle kendi değerlerimiz olan dergahlarımız gibi konulara da değindik. Bunun da şöyle bir önemi var. Ya merkezi olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ya da Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı şekilde işgal edilmiş dergahlarımız, kendi özgünlüğünden uzaklaştırılarak asimilasyona hizmet ediyor. Dergahlarımızın içine cami yapılıyor, mescit yapılıyor, kuran kursları veriliyor. Bu bizim kabul etmediğimiz bir durum. Merkezi hükümetlerin dışında yerel yönetimler de bu asimilasyona hizmet ediyor. Bundan vazgeçmesi konusunda önerilerimiz var. Yine Alevilerin taleplerinden bir tanesi Madımak’ın utanç müzesi olmasıydı. Biz Madımak Oteli’nin bir hafıza merkezine dönüştürülmesi gerektiğine inanıyoruz. Dolayısıyla hem yüzleşme hem hatırlatma anlamında bir durum talep ediyoruz.”

    Aydın Deniz, adaylara ve partilere sıkıştırılmış yerel seçimlerin sorgulanması gerektiğinin de altını çizerek, “Yerelde kimler yer alıyorsa o dinamiklerin muhakkak muhatap alınması ve temsiliyette yer alması gerekiyor. Bu yasal statü içerisinde bir temsiliyet değil ama bir önerimiz halk meclisi var. Bu halk meclisinde çeşitli dinamiklerin temsilcileriyle oluşan halkın taleplerinin orada derlenip toplandığı görüşlerin belediye meclisleri tarafından dikkate alınıp uygulanması konusunda önerilerimiz var” diye konuştu.

    “AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYORUZ”

    Camiye, sinagoga, kiliseye temizlik veya başka hizmetler verilirken cemevlerine bunların hiçbir şekilde verilmediğini ve cemevlerinde tamamen Alevi halkının kendi emekleriyle bu işleri yürüttüğünü ifade eden Deniz, şöyle devam etti:

    “Dolayısıyla burada bir ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Bu ayrımcılıkların ortadan kalkması konusunda da kendi taleplerimizi halk meclisinde dillendirip bunun belediye meclisleri tarafından dikkate alınması ve uygulanması konusunda bir öneri yaratılması ve bu mekanizmanın oluşturulması Türkiye halkları için çok elzem ve geç kalınmış bir konu aslında.
    Burada kendi özerkliği tamamen ortadan kalkmış oluyor yerel yönetimin. Herkesin kendi açısında talepleri var ve bu taleplerin ortaklaşması ve ortak bir akılla halk meclislerinde hayat bulup belediye meclislerinde, yerel yönetimlerde karşılık bulması gerekiyor. Ancak bu şekilde bir kentteki yaşam hakkının uygulanması hem de mutluluk ve huzurun yakalanması anlamında değerli ve önemli. Bunu hayata geçirmek tabii ki kolay değil. Özellikle baskıcı, faşist, siyasal İslam’a doğru giden bir rejimde bunu yapmak elbette ki zor ama bu konferans bir başlangıç ve öneri konferansı. Bu başlangıcı sürdürme ve bu konuda kararlı hareket etme tamamen buradaki dinamiklere bağlı. En azından bir alternatifimizin olduğunu insanlara gösterebilmemiz açısından bu konferans çok değerli.”

    “MÜCADELEYİ BÜYÜTMEYE ÇALIŞIYORUZ”

    Aydın Deniz, “Aleviler olarak özellikle Alevi Bektaşi Federasyonu olarak demokrasi güçleriyle mücadeleyi ortaklaştırmak ve geliştirmek adına sorunlara müdahale etmek anlamında her platformda yan yana geliyoruz, gelmek zorundayız. Çünkü Alevilerin de özellikle hükümetin müdahalesi sonrası kendi içinde kutuplaşmasına neden olan asimilasyona hizmet eden adımları son 2 yıldır çok fazla oldu. Buna karşı hem demokrasi güçleriyle demokrasi mücadelesi vermek, hem de Alevi hak taleplerinin karşılık bulması anlamında da mücadeleyi ortaklaştırmak değerli oluyor. Başka platformlarda da yer almaya çalışıyoruz. Mücadeleyi büyütmeye çalışıyoruz.”

    Devrim FINDIK-Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL

  • ‘Alevi Basın Odası’ çalışmalarına başladı!

    ‘Alevi Basın Odası’ çalışmalarına başladı!

    PİRHA – Alevi örgütlerinin ortaklaşarak kurduğu ‘Alevi Basın Odası’ faaliyetlerine başladı. 10 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak mitinge dair çalışmalara başlayan ekip, birçok materyali sunuma hazır hale getirdi. 

    Alevi kurumlarının genel başkanları ile medya mensupları arasında 20 Kasım’da yapılan toplantının ardından yeni bir gelişme yaşandı. Alevi kurumları ortaklaşarak Alevi Basın Odası’nı kurduklarını duyurdu.

    Ekip ilk iş olarak 10 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingine yönelik çalışmalarına başladı.

    ÇOK SAYIDA BASIN ÇALIŞANI İLE ORTAK ÇALIŞMA!

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı olan Aydın Deniz, konu hakkında PİRHA‘ya bilgi verdi. Deniz, “Alevi kurumları adına artık daha kurumsal olsun diye bir basın komisyonu oluşturduk. Bu ekip içerisinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nden, Alevi Kültür Derneği’nden, Alevi Dernekleri Federasyonu ve Avrupa örgütlerinden de gazeteci arkadaşlar var. Aslında bu çalışmayı Alevi örgütleri olarak ortaklaştırdık” diye belirtti.

    10 ARALIK’TAKİ MİTİNGE ODAKLANILDI!

    Çalışma yöntemleri hakkında da bilgi veren Aydın Deniz, ilk olarak 10 Aralık’ta İstanbul’da yapacakları mitinge odaklandıklarını söyledi. Aydın Deniz, “10 Aralık mitingiyle ilgili tüm sosyal medya, basın ile iletişim kurma, randevuların alınması, sosyal medyada görünürlüklerin arttırılması gibi; pankartlar, afişler el ilanlarının dizaynı, yazılımı yani her şeyini bu basın odası üstleniyor” diye de ekledi.

    Aydın Deniz, Alevi kurumlarının yanı sıra basın kuruluşlarında yer alan birçok gazetecinin de Alevi Basın Odası’nda yer aldığını söyledi. Deniz, 10 Aralık’taki mitinge yönelik birçok hazırlık yaptıklarını da belirtti. Afiş çalışmalarının tamamlandığı bilgisini veren Deniz, “Şimdi ise teaserlar hazırlanacak. Sonrasında medya kuruluşlarını tek tek ziyaret edip hazırladığımız dijital çalışmaları vereceğiz. Haberlerin çoğaltılması adına görüşler sağlayacağız” dedi.

    Alevi Basın Odası, sosyal medya hesaplarını da duyurdu. Alevi kamuoyunu ilgilendiren konularla ilgili paylaşımların yapılacağı hesaplar şu şekilde:

    🚩 TWITTER (X)

    https://x.com/alevibasin/status/1726863166699896842?s=46&t=laAA2QUZIv2dI2WqWOXKRA

    🚩 INSTAGRAM

    https://www.instagram.com/p/Cz5lvrJItIx/?igshid=MzRlODBiNWFlZA==

    🚩 FACEBOOK

    https://www.facebook.com/100078410200996/posts/pfbid02CmGs55sMuZzg6AtcFZXNFW8E4RJnPTyn2jgBVRpSp6cj2s65oeNXnzrV5dZLVdTul/?d=n&mibextid=WC7FNe

    Eren GÜVEN/PİRHA

  • PSAKD Kocaeli Şubesi/Cemevi Alevi Buluşması düzenledi -VİDEO

    PSAKD Kocaeli Şubesi/Cemevi Alevi Buluşması düzenledi -VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kocaeli Şubesi/Cemevi, Alevi Buluşması düzenledi. Buluşma, Çayırova Belediyesi Kültür Salonu’nda gerçekleşti. Buluşmada 10 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak Alevi mitingine çağrı yapılarak, “Taleplerimizi meydanlarda haykıracağız” denildi.

    Çayırova Belediyesi Kültür Salonu’nda düzenlenen Alevi Buluşması, semah ve deyişlerle başladı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz ve Gazeteci-Alevi aktivist Sezgin Kartal konuşmacı olarak katıldı.

    PSAKD Kocaeli Şube Başkanı Cengiz Dönmez, “Haksızlığın, adaletsizliğin, zorbalığın karşısında, ‘Yolumuz Pir Sultanların yoludur’ diyen Aleviler olarak bir aradayız. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kocaeli Şubesi olarak, birliğimizi güçlendirmek için karınca kararınca çabalıyoruz. Yan yana geldiğimiz bu buluşmanın da buna hizmet edeceğini umut ediyoruz” diyerek açılış konuşmasını yaptı.

    Buluşmada ÇEDES, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, dedelerin maaşa bağlanması gibi AKP’nin Alevilere uyguladığı politikalar konuşuldu.

    “BİZ TANINANA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, 2. Mahmut döneminde Aleviliğe vurulan darbeden daha büyük darbelere maruz kalındığını belirtti. Alevi kurumlarının siyasi iktidara biat etmedikleri için 2015’ten beri muhatap alınamadığını söyleyen Deniz, “Bugüne kadar bizi teslim alamadıkları için 2 yıldır Anadolu’da çeşitli yerlerde kurumlarımızı rüşvetle teslim almak istiyorlar” dedi. Deniz, şöyle devam etti:

    “35 yıldır bedel ödeyen bir Alevi hareketinden bahsediyoruz. Bu Alevi hareketi nice kazanımlar sağladı. Aleviliği meşrulaştırdı, yüzlerce cemevimiz oldu. Ama hala bu ülkede Alevilik tanınmıyor. Biz tanına kadar mücadele edeceğiz. AİHM kararlarını, zorunlu din derslerini ve ibadethane statüsünü tanımayanlar bize daire başkanlığını sunuyorlar”

    10 Aralık’ta Türkiye ve Avrupa’daki Alevi örgütleri ile birlikte İstanbul’da miting yapacaklarını da belirten Deniz, mitinge çağrı yaparak şunları ifade etti: “Taleplerimizi meydanlarda haykıracağız. Laik bir ülke, insanca bir yaşam ve eşit yurttaşlığın karşılık bulabilmesi için de demokratik bir Türkiye istiyoruz”

    “KOMŞUMUZLA İŞ ARAKADAŞLARIMIZLA EL ELE VEREREK GELECEĞİ İNŞA ETMEK ZORUNDAYIZ”

    Etkinlikte söz alan Gazeteci-Alevi aktivist Sezgin Kartal ise şunları konuştu:

    “Türkiye’nin tamamında Alevilerin bu devletle problemi var. 10 Aralık’ta yüzbinlerle buluşmak zorundayız. Eğer geleceğimize sahip çıkacaksak, geleceğimizi istediğimiz gibi inşa etmek istiyorsak, sorumluluğu başkalarında aramayacağız. Kurtarıcı beklemeyeceğiz. Aksine demokratik bir ülke ve laik bir yaşam için hep birlikte mücadele etmek zorundayız. Geçmişin katliamlarını anacağız ama tüm sorumlusu, ne Dersim, ne Sivas, ne de Gazi’de yitirdiğimiz canlarımıza havale edemeyiz. Onlar bedelini ödedim, şimdi biz de yanımızdaki komşumuzla iş arkadaşlarımızla el ele vererek geleceği inşa etmek zorundayız.”

    “ANTİDEMOKRATİK UYGULAMALARA KARŞI BÜTÜN CANLARLA YAN YANA GELMEK DURUMUNDAYIZ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya ise ÇEDES ve daire naşkanlığına değinerek, “Kurdukları daire başkanlığı da dahil olmak üzere onlara biat eden Hızır paşalara karşı da mücadeleyi büyütmek zorundayız” dedi. Karakaya, aynı zamanda savaşın yarattığı travmalara da değinerek şunları kaydetti:

    “Onun için bizim Aleviler arasında hem kendi ülkemizdeki barışı sağlamak ve barış için mücadeleye destek vermek aynı zamanda bu hukuksuzlukta antidemokratik uygulamalara karşı bütün canlarla bizimle eşdeğer olan bütün paydaşlarla yan yana gelmek durumdayız.”

    Sinevizyon gösterimi ardından etkinlik halk kürsüsü ile son buldu. Buluşmaya çok sayıda kişi katıldı.

    Devrim FINDIK/KOCAELİ

  • Aleviler, İstanbul Emniyeti önünde: Baskılara boyun eğmeyeceğiz-VİDEO

    Aleviler, İstanbul Emniyeti önünde: Baskılara boyun eğmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Hubyar Sultan Alevi kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutulan Alevi kurum temsilcilerinin derhal serbest bırakılmasını istedi. Deniz, “Tüm halkımızı bu zulme karşı protesto ve sahiplenmeye davet ediyoruz” dedi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün ve Şube Sekreteri Şimal Deniz’in duruşması sonrası Çağlayan Adliyesi önünde açıklama yapan Alevi kurum temsilcileri polis tarafından gözaltına alındı.

    İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü’ne götürülen kurum temsilcilerinin serbest bırakılması için Aleviler açıklama yaptı.

    İstanbul Emniyet Genel Müdürlüğü önüne gelen Aleviler adına Hubyar Sultan Alevi Kültür Dernekleri Başkanı Aydın Deniz yaptığı açıklamada, “Bugün Çağlayan Adliyesi’nde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer şube başkanımız ve yöneticimizin duruşmasında bulunan Alevi kurum yöneticileri duruşma sonrası tutukluluğun devamına yönelik bilgi verirken polis tarafından ters kelepçe yapılarak gözaltına alındılar. Genel başkanımız, sekreterimiz, şube başkanlarımız, Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) GYK üyemizin de içerisinde bulunduğu gruba polis sert bir şekilde müdahale etti. Bu devletin Alevilere parmak sallaması olarak gördüğümüz bir durum. Bugüne kadar Aleviler baskılara zulümlere karşı boyun eğmedi. Bugün de boyun eğmeyecek. Vatan Emniyet Müdürlüğü önünde yoldaşlarımızı, canlarımızı bekliyoruz. Tüm halkımızı bu zulme karşı protesto ve sahiplenmeye davet ediyoruz” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    Çağlayan Adliyesi önünde Alevilere ters kelepçeli gözaltı-VİDEO

    Beyhan Gün ve Şimal Deniz’in tutukluluklarının devamına karar verildi
    Alevilerin gözaltına alınmasına tepkiler yükseliyor

  • ‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’-VİDEO

    ‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’-VİDEO

    PİRHA- Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, AKP’nin okullara imam atamasına tepki göstererek, “Bu kadar geniş çapta bir saldırı Türkiye’deki seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir. İnsanların çağdaş modern yaşama istekleri gasp ediliyor” dedi. Deniz, 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak mitinge yüz binlerin katılacağını da söyledi. 

    Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesi Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında bir protokol olarak imzalandı. Bu protokol ile özellikle seküler yaşamın hakim olduğu illerden İzmir, Tekirdağ ve Eskişehir’deki okullar hedef alınarak imam ve din görevlileri okullara atandı. AKP iktidarının eğitimde her geçen gün dincileştirme politikasının dozunu arttırdığı günlerde son olarak ‘ÇEDES’  projesiyle okullara imam atanmasına tepkiler sürüyor.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, okullara imam atanması projesini PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “SİYASAL İSLAMIN TÜRKİYE’DE VÜCUT BULMASINA ÇABA HARCADILAR”

    Deniz, eğitim sisteminin dinselleştirildiğine dikkat çekerek, “Alevilerin 35 yıllık taleplerinden biri zorunlu din derslerinin kaldırılmasıydı. Maalesef ki bu talebimiz ciddiye alınmadı. O da yetmedi seçmeli din dersleri açarak hem dindar ve kindar nesiller yetiştirmeye hem de siyasal islamın Türkiye’de vücut  bulmasına çaba harcadılar. Geçen sene yine anasınıflarında zorunlu din dersleri için adımlar atmışlardı ama Alevi kurumlarının öncülüğünde 20 noktada eş zamanlı olarak eylem yapıldı. O eylem etkili oldu. Milli Eğitim Bakanlığı, eğitim şurasının teklifini uygulamaktan vazgeçti. Bu anlamda toplumsal gücün talepleri ısrarlı şekilde dile getirildiğinde hükümet bunu dikkate alıyor” dedi.

    “TÜRKİYE’DE YAŞAYAN İNSANLARIN MODERN YAŞAMA İSTEĞİ GASP EDİLİYOR”

    Aydın Deniz, ÇEDES protokolünün, seküler yaşamın, farklı  inançların ve farklı toplumların kendilerini özgürce ifade etmesine karşı bir kısıtlama olduğunu dile getirerek, “Türkiye’de yaşayan insanların çağdaş modern yaşama istekleri gasp ediliyor. Karma eğitimin kaldırılması gibi daha da ileri adımlar atılarak tartışılan konular var. Siyasal islam ve şeriata yönelik ne kadar istekleri varsa bunları dillendirmeye çalışacaklar. Bu kadar geniş çapta bir saldırı Türkiye’deki seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir” ifadelerini kullandı.

    “OKULLARDA SİVİL İTAATSİZLİK EYLEMLERİ YAPILMASI GEREKİYOR”

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak mitingi hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Alevi kurumlarının öncülüğünde, tüm demokrasi güçleriyle 16 Eylül’de İzmir Gündoğdu Meydanı’nda buluşacağız. Ama bir mitingle bu taleplerin etki alanı yaratması mümkün değil. Laik yaşamı korumak için bir eylem planı oluşturmak zorundayız. İl ve ilçe Milli Eğitim müdürlükleri önünde itirazlarımızı dile getireceğiz. Okullarda sivil itaatsizlik eylemlerinin yapılması gerekiyor. İmamların girdiği derslere öğrencilerimizi sokmayacağız. Biz imamdan eğitim almak istemiyoruz. ÇEDES protokolüne karşı durmak Türkiye’nin geleceğine sahip çıkmak anlamına geliyor. Bu ülkede şeriat ve gericiliğe kim karşı duruyorsa ortaklaşmak ve ortak mücadeleyi sürdürmek zorunda. 16 Eylül’de yüz binlerce insanı Gündoğdu Meydanı’nda toplayarak sesimizi daha iri ve diri olarak çıkartmak istiyoruz.”

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO

    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına, dini eğitime karşı birlikte mücadele edelim’-VİDEO
    > ‘Türk-islam sentezini hayata geçirmek için yapılmış bir asimilasyon politikasıdır’- VİDEO
    > ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO

    > ‘Türkiye’de eğitim yağmalanıyor, buna dur demek zorundayız’-VİDEO

    > ‘Okullara imam atanması kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesidir’-VİDEO

  • Cuma Erçe ve Aydın Deniz’den cemevi yöneticilerinin duruşmasına çağrı-VİDEO

    Cuma Erçe ve Aydın Deniz’den cemevi yöneticilerinin duruşmasına çağrı-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, tutuklu PSAKD Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün ve yönetici Şimal Deniz’in 27 Eylül’de görülecek duruşmasına katılım ve dayanışma çağrısı yaptı.

    20 Aralık 2022’de gözaltına alınıp tutuklanan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün ve cemevi yöneticisi Şimal Deniz‘in duruşması 27 Eylül’de Çağlayan Adliyesi’nde görülecek.

    DURUŞMAYA DESTEK ÇAĞRISI

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi kurumlarının Hacıbektaş’ta yaptığı toplantıda duruşmaya destek çağrısı yaptı. Erçe, şunları söyledi:

    “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün ve cemevi yöneticisi Şimal Deniz 20 Aralık 2022’den beri içeride ve daha ilk mahkemelerine çıkmadılar. İlk mahkemeleri 27 Eylül tarihinde Çağlayan adliyesinde saat 10.30’da 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Ben duyarlılığı herkesin, tüm kurumların göstereceğine inanıyorum. 27 Eylül 2023 tarihinde Çağlayan adliyesinde olmaya davet ediyorum hepinizi.”

    “BU SİNDİRME POLİTİKASINA HEP BERABER KARŞI ÇIKALIM”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz de tutuklu PSAKD Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün ve yönetici Şimal Deniz’in 27 Eylül’de Çağlayan Adliyesi’nde görülecek dava için katılım çağrısında bulundu.

    Devletin Alevi kurum ve yöneticilerine karşı uyguladığı sindirme politikalarına vurgu yapan Aydın Deniz, “Devletin Alevi kurum yöneticilerine yönelik baskısı ve sindirme politikasına karşı bugüne kadar tepkimizi ortaya koyduk ama bu konuda devlet ısrarcı olmaya devam ediyor. Yine PSAKD Sarıyer Şube Başkanımız Beyhan Gül ve yöneticimiz Şimal Deniz’e yönelik sindirme ve tutsak alma politikasını sürdürmekte. Konu ile ilgili Alevi canlarımızı 27 Eylül günü İstanbul Çağlayan Adliyesi’ne saat 10.30’da bekliyoruz. Alevilere ve Alevi yöneticilere yönelik bu sindirme politikasına hep beraber karşı çıkalım” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul’da ÇEDES açıklaması: Okullarda imam istemiyoruz – VİDEO

    İstanbul’da ÇEDES açıklaması: Okullarda imam istemiyoruz – VİDEO

    PİRHA – ÇEDES Protokolü kapsamında okullara imam atanmasına karşı Eğitim-Sen Veli-Der Halk Evleri ve Alevi kurumları İstanbul’da bir araya gelerek “dindar ve kindar nesiller istemiyoruz” dedi. Açıklamada konuşan Aydın Deniz, “Biz kesinlikle laik ve bilimsel eğitimden yanayız. Alevilerin tavrı budur. Hem Alevilerin asimilasyonuna hem de bilimsel eğitime karşı yapılan tüm uygulamalara karşı topyekün karşıyız. Bir an önce ÇEDES Protokolünden vazgeçilmesi gerekiyor” dedi. 

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Öğrenci Veli Derneği, Halkevleri, Sosyal Haklar Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu, Demokratik Alevi Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Kültür Dernekleri, ÇEDES projesinin iptali için Kadıköy Süreyya Operası önünde ortak basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasında Alevi Bektaşi Federasyonu adına Aydın Deniz, Demokratik Alevi Dernekleri adına da Hüseyin Ballıkaya söz aldı.

    “ÇEDES PROTOKOLÜNDEN VAZGEÇİLMESİ GEREKİYOR”

    Basın açıklamasında Alevi Bektaşi Federasyonu İstanbul Şube Başkanı Aydın Deniz söz alarak şunları konuştu:

    “Biz Aleviler olarak 35 yıldır örgütlü mücadelemizde eşit yurttaşlık mücadelesinde ana taleplerimizden bir tanesi zorunlu din derslerinin kaldırılmasıydı. Hükümetin Alevi çalıştaylarında bu talepler alınmasına rağmen zorunlu din dersleri kaldırılmadığı gibi seçmeli din dersleri o da yetmedi okullarda mescit açılması, o da yetmedi şimdi ÇEDES Protokolü var. Türkiye Hukukunda kazanılan davalara rağmen yetmedi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde kazanılan davalara rağmen yaklaşık 7 yıldır zorunlu din derslerinin kaldırılması konusunda direnen bir hükümetle karşı karşıyayız. 21 yıldır politikalarında kindar ve dindar gençlik yaratma çabaları aslında bu son seçimde de karşılık bulmuştur. Kendilerinin imdadına yetişmiştir. Bu yapılan ÇEDES Protokolü ile de gelecekteki seçimleri de garanti altına almaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Biz kesinlikle laik ve bilimsel eğitimden yanayız. Alevilerin tavrı budur. Hem Alevilerin asimilasyonuna hem de bilimsel eğitime karşı yapılan tüm uygulamalara karşı topyekün karşıyız. Bir an önce ÇEDES Protokolünden vazgeçilmesi gerekiyor. Aşk ile.”

    “SÖYLEM ONLARINSA ALANLAR DA BİZİMDİR”

    Demokratik Alevi Dernekleri İstanbul Şube üyesi Hüseyin Ballıkaya ise şunları söyledi:

    “Bizler şimdiye kadar sürdürülen mücadelede ırkçı, faşist, tekleştirilen bir politika olduğunu biliyoruz. Özellikle Alevilere, Alevi çocukların asimilasyonuna yönelik din derslerinin egemen kılındığını da çok iyi biliyoruz. Okullarda özellikle din derslerine giren öğretmenlerin Alevilere yönelik söylemleri bugün mahkeme salonlarında tartışılıyor. Bunlar cezalandırılması gerekirken bugün yeniden ödüllendirilme adı altında ÇEDES Politikaları uygulanmaya çalışılıyor. Meydan, söylem onlarınsa alanlar da bizimdir. Bundan sonraki bütün alanlarda bu mücadelemizi bütün dostlarımızla sürdüreceğimizin bilinciyle inancıyla hepinizi selamlıyorum. Saygılar.”

    Canlı yayın linkine buradan ulaşabilirsiniz.

    Dilan ŞİMŞEK – Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • Deniz: AFAD’ın el koymaması için kurumlarımız kaymakamlıktan izin almalı-VİDEO

    Deniz: AFAD’ın el koymaması için kurumlarımız kaymakamlıktan izin almalı-VİDEO

    PİRHA- Yardımların istenilen yere gitmesi ve AFAD’ın el koymaması için yapılması gerekenlere ilişkin PİRHA’ya konuşan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, Alevi kurumlarının öncelikle bulundukları ilçe kaymakamlığından izin almaları gerektiğini söyledi.

    Merkezi Maraş olan 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki iki deprem, 6 Şubat sabahı 10 ilde yaklaşık 13,5 milyon kişinin yaşadığı bölgeyi yıktı. Açıklanan son resmi verilere göre, 9 bin 57 kişi yaşamını yitirdi, 52 bin 979 kişi yaralandı.

    Türkiye’de ve dünyada depremzedelerle yardım ve dayanışma sürüyor. Deprem olur olmaz harekete geçen Alevi kurumları, tırlarla yardım kolilerini deprem bölgesine ulaştırıyor.

    Yardımların istenilen yere gitmesi ve AFAD’ın el koymaması için yapılması gerekenlere ilişkin PİRHA’ya konuşan Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz, Alevi kurumlarının öncelikle bulundukları ilçe kaymakamlığından izin almaları gerektiğini söyledi.

    “AFAD YETKİLİLERİNİN EL KOYMAMASI İÇİN”

    Aydın şunları kaydetti:

    “Çok büyük bir felaket yaşıyor ülkemiz. Bunu aşabilmek için toplumsal dayanışmayla bu işi yürütebileceğimizi biliyoruz. Şu an tüm Alevi kurumları bununla ilgili çalışmaları yürütüyor. Bölgede can kaybı yaşamış insanlara ulaşmaya çalışıyoruz. Topladığımız erzakları da ulaştırmaya çalışıyoruz. Acil olarak şu an batıda bulunan tüm cemevlerimizde erzak toplama yardımları konusunda çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmaların yerine tam yerine ulaşabilmesi adına kurumlarımızın öncelikle kendi bulundukları kaymakamlıktan izin alarak AFAD yetkililerinin yardımları durdurmaması için ulaşım araçlarına verilip kontrol noktalarından geçmeleri sağlanması gerekiyor ki istediğimiz yerlere yardımları ulaştıralım. İzin alınmadan giden yardımlar il sınırında AFAD tarafından durduruluyor ve kontrol edilerek el konuluyor ve dağıtımı kendileri yapıyor. Yardım göndermek isteyen kurumların mutlaka kaymakamlıktan izin alması gerekiyor.

    “ACİL İHTİYAÇLAR İÇİN NAKDİ YARDIM DA YAPIYORUZ”

    Yardımların geç ulaşması nedeniyle nakdi yardımların da yapıldığını belirten Aydın Deniz, “Bölgeye geç ulaşacak yardımlar için de biz kurumlarımızın hesap numaralarını alarak nakdi yardımlarda bulunuyoruz. O an günlük sorunları çözebilmek ve günlük oradaki alışverişleri yaparak cemevlerimize sığınan canlarımızın günlük hayatını devam ettirmek adına. Bu anlamda kurumlarımızın ilk adıma göre hareket etmesi elzemdir. Hakk’a yürüyen canlar ışıklar içinde olsun, yaralı canlara da acil şifalar diliyorum” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ABF Genel Başkan Yardımcısı Deniz: Mutabakat metni oy kaygısıyla hazırlanmış!

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Deniz: Mutabakat metni oy kaygısıyla hazırlanmış!

    PİRHA- 6’lı masada yer alan muhalefet partilerinin yayınladıkları mutabakat metnini değerlendiren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “6’lı masanın mutabakat metni birçok açıdan eksik. Tamamen oy kaygısı ile yapılmış, hazırlanmış bir metin. Bu mutabakatın daha geniş kesimlere hitap etmesi ve daha cesur kararlar alınarak Türkiye’deki tüm sorunlarla yüzleşilmesi gerekir” dedi. 

    Özellikle demokrasi ve hukuksuzluklar yönünden iktidarı eleştiren 6’lı masada yer alan muhalefet partileri de ortak mutabakat metni yayınladı.

    Yayınlanan metinde İstanbul Sözleşmesi’nin yer almaması, Aleviler ve Kürtler başta olmak üzere toplumun bazı kesimlerinin taleplerinin görmezden gelinmesi eleştirilere neden oldu.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, 6’lı masada yer alan muhalefet partilerinin yayınladıkları mutabakat metnine dair konuştu.

    “MUTABAKAT METNİ TAMAMEN OY KAYGISIYLA HAZIRLANMIŞ EKSİK BİR METİN”

    Deniz konuya ilişkin şunları dile getirdi:

    “6’lı masanın mutabakat metni birçok açıdan eksik. Tamamen oy kaygısı ile yapılmış, hazırlanmış bir metin. Türkiye’nin çok acil sorunları var. Laiklik konusu, Aleviler, Kürtler yok sayılmış. Özellikle tarikatlar konusunda bir yol haritası yok. Türkiye’deki tüm ötekilerin yaşadıkları sorunlara ilişkin de hiçbir söylem yok. Bu açılardan eksik kalmış bir metin. Alevilerin eşit yurttaşlık talebi başta olmak üzere diğer taleplerinin de metinde yer almaması bizleri hem üzdü hem de umutlarımızı kırdı diyebiliriz. Bu eksik kalan noktalar konusunda bir düzenleme yapılacak mıdır ya da ek yapılacak mıdır bilemiyoruz da. Bu mutabakatın daha geniş kesimlere hitap etmesi ve daha cesur kararlar alınarak Türkiye’deki tüm sorunlarla yüzleşilmesi gerekir.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Sezgin Kartal için tutuklama talebi: ‘Alevi dünyasının sesi, soluğuydu’-VİDEO

    Sezgin Kartal için tutuklama talebi: ‘Alevi dünyasının sesi, soluğuydu’-VİDEO

    PİRHA-Çalışan Gazeteciler Günü’nde gözaltına alınan gazeteci Sezgin Kartal “örgüt üyeliği” şüphesi ve tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. Kartal için adliye önünde açıklama yapıldı. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe “Sezgin arkadaşımız birçok kesimin sözcüsüydü. Ama aynı zamanda Alevi bir gazeteciydi. Alevi dünyasının da sesi, soluğuydu” dedi.

    İstanbul’da 10 Ocak’ta evi polis tarafından basılarak gözaltına alınan gazeteci Sezgin Kartal bugün Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda savcılığa çıkarıldı. Savcı, gazeteci Kartal’ı “örgüt üyeliği” şüphesi ve tutuklanması talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk etti.

    Kartal’ın çalışma arkadaşları, gazeteciler ve Alevi kurumları ise adliye önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, ve genel sekreteri Yeşim Kantekin, Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, Gazeteci Dayanışma Ağı (GDA), SODAP, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) temsilcileri de katıldı.

    “ÜLKEYİ YÖNETEMEZ HALE GETİREN İKTİDARIN SON ÇIRPINIŞLARI”

    Açıklamada ilk olarak söz alan Gazeteci Dayanışma Ağı’ndan Atakan Sönmez, “Sezgin Kartal, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gözaltına alındı. Sezgin Kartal ve gazeteciler yıllardır hakikati aktarmak için mücadele ediyor. İşlerini yaptıkları için bedel ödüyor” dedi.

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan ise “Ülkede baskının ve zulmün her geçen gün arttığının farkındayız. Bu ülkede mesleğini yaptığı için susturulmaya çalışılan, gözaltına alınan, tutuklanan onlarca, yüzlerce gazeteci var. Bu ülkede siyasetçiler, aydınlar tutsak. Birlikte mücadeleyi büyütmemiz gerekiyor. Ülkeyi yönetemez hale getiren iktidarın son çırpınışları bu. Buna karşı dayanışmayı büyütmemiz lazım” ifadelerini kullandı.

    “SEZGİN KARTAL AYNI ZAMANDA ALEVİ BİR GAZETECİYDİ”

    Kartal’ın Alevi kimliğine vurgu yapan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe de şunları söyledi:

    “Sezgin arkadaşımız birçok kesimin sözcüsüydü. Ama aynı zamanda Alevi bir gazeteciydi. Alevi dünyasının da sesi, soluğuydu. Yakın zamanda gerçekleştirdiğimiz büyük Alevi kurultayında verdiğimiz mesajların nasıl da doğru olduğunu gösteren bir gelişme. Aynı şekilde Sarıyer Şube Başkanımız Beyhan Gün ile yöneticimiz Şimal Deniz de uydurma gerekçelerle içeride tutuluyor. Bunların hepsi geçecek. Mücadeleyi büyütmemiz gerek. Gidiyorlar. Gidecekler. Gider ayak bu kumpasları yapıyorlar.

    HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay ise “İçişleri Bakanlığı tüm demokrasi güçlerini suçlu ilan ediyor. Polisi baskı aracı, yakası ilikli yargıyı, havuz medyasını kullanarak demokrasi güçlerini, özgür basın çalışanlarını kriminalize etmeye çalışıyor. Sezgin Kartal özgür bir kalem. Hakikatin peşinde bir arkadaşımız. Yaptığı işlerden dolayı sindirilmek isteniyor. Sabah saatlerinde kapısı kırılarak gözaltına alındı. Biz bu şafak operasyonlarını özellikle son yedi yıldır demokrasi güçleri olarak çok sık görüyoruz. Eğer o kapı çalınsaydı elbette ki Sezgin Kartal o kapıyı açacaktı. Davet edilseydi adliyeye gelecekti. İfade verecekti. Ama istedikleri adalet değil” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL