PİRHA- Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın ölümünün 4’üncü yıl dönümünde mezarı başında anıldı. Anmada konuşan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Aysel Doğan’ın ömrü boyunca barış ve adalet mücadelesi verdiğini belirtti.
Kürt siyasetçi Aysel Doğan, ölümünün 4’üncü yılında Dersim Şehir Mezarlığı’ndaki mezarı başında anıldı. Anmaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Tevgera Jinen Azad (TJA), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), DEM Parti Dersim İl Örgütü, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eşbaşkanı Cevdet Konak ve çok sayıda kişi katıldı. Anmada özgürlük ve barış mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşunda bulunuldu.
Anmada konuşan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Aysel Doğan’ın bu topraklara barış ve adalet gelmesi için çalıştığına dikkat çekti. Kordu, “Kürt halkı ve Türkiye halklarının onurlu yaşamı için hayatını verdi. Dersim için çok emek verdi. Mücadeleye ve emeğe katkıları çok büyüktü. Onun yarattığı emekleri barışla, barış ve demokratik toplumla ve özgürlükle taçlandırmak için de elimizden geleni yapacağımıza kendisine ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenle söz veriyoruz” diye konuştu.
Ardından konuşan DEM Parti Dersim İl Örgütü Eş Başkanı Özcan Ateş de, Aysel Doğan’ın dili, inancı üzerine emek verdiğini ifade ederek, “Çok zulüm gördü ama her defasında ‘Kadınım, Aleviyim, Kırmancım o da yetmiyor Dersim’liyim diyordu. Işıklar yoldaşı olsun. Sana söz olsun ki barış gelene kadar senin yolunda ilerleyeceğiz” dedi.
Konuşmaların ardından lokmalar pay edildi, çeraxlar uyandırıldı ve mezarı başına karanfiller bırakıldı.
Ardından 9 Ocak 2013 yılında Paris’te katledilen Sakine Cansız’ın mezarını ziyaret edildi. Kitle Sakine Cansız’ın mezarına karanfil bırakıp, çerağ uyandırdı.
PİRHA-Aysel Doğan’ın cenazesine katıldığı için yargılanan 49 kişinin ilk duruşması Tunceli Adliyesi 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme heyeti, duruşmayı yakalanması ve talimat dosyası olan kişiler olduğu için 17 Ekim’e ertelendi
Kürt Siyasetçi Aysel Doğan, 11 Mayıs 2022 tarihinde Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmişti. Aysel Doğan’ın cenazesi 14 Mayıs 2022 tarihinde Dersim’e getirilmişti ancak cenazeye gelen kişilere polis sert müdahale etmişti.
Aysel Doğan’ın cenazesine katılan 49 kişiye ‘Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama’ , ‘Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanuna muhalefet’ suçlamalarıyla yargılandığı davanın ilk duruşması Tunceli Adliyesi 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
“İNSANİ OLARAK CENAZEMİZE SAHİP ÇIKMAK İSTEDİK”
Aysel Doğan’ın değer verdiği bir arkadaşı olduğunu belirterek sözlerine başlayan İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, “Dersim için birlikte mücadele ettik, Aysel Doğan bir barış aktivistiydi. Başka bir ülkede hastalıktan hayatını kaybetti bizlerde dostları olarak cenazesine katılmak istedik. Polis cenazeye izin vermedi ama biz insani olarak cenazenize sahip çıkmak istedik. Herhangi bir şekilde suç işlemedik. Bir insanın cenazesinin gömülmesine izin verilmemesi en büyük insanlık suçudur” diye belirtti.
“HERHANGİ BİR SUÇ İŞLEMEDİK, MAĞDURUZ”
DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş ise konuşmasında şunları dile getirdi:
“Bizim toplumumuzda cenazeye katılmak bir görev ve gelenektir. Ben Aysel Doğan’ın cenaze evinde bekliyordum, emniyet tarafından cenazenin defnedileceğini söylediler. Biz de hep beraber Sütlüce yol ayrımın oraya gittik. Cenaze arabası geldiği zaman kolluk kuvvetleri tarafından cenazeye katılmak isteyenlere gaz fişekleri atıldı ve toma ile su sıkıldı. Herhangi bir suç işlemedik bizler mağduruz.”
“POLİSLER TARAFINDAN YOL KAPATILDI, ÜZERİMİZE SU VE GAZ SIKTILAR”
Aysel Doğan ile birlikte Dersim’de siyasal alanda çalışma yürüttüklerini söyleyen HDP eski Dersim İl Eş Başkanı İbrahim Kasun, “Kendi arabamla birlikte cenazeye katılmak istedim, Aktuluk bölgesinde polisler tarafından yol kapatıldı üzerimize su ve gaz sıktılar” diye ifade etti.
Aysel Doğan Dersim’de siyaset yapan sosyalist ve devrimci bir kadın olduğu için cenazesine katıldığını belirten SMF Temsilcisi Mustafa Aytaç, “Biz neden suçlanıyoruz? Aysel Doğan’ın cenazesine katıldığımız için mi yargılanıyoruz?” diye sordu.
“İNSANLARIN BİR CENAZEYİ DEFNETMESİ EN DOĞAL HAKTIR”
Aysel Doğan’ın Dersim’in bir değeri olduğunu vurgulayan Avukat Erdal Enver Şimşek, “İnsanların bir cenazeyi defnetmesi en doğal haktır. Yolu kapatan cenazeye katılanlar değil, kolluktur. Suç unsurları oluşmamıştır o yüzden müvekkillerimizin beraatini talep ediyorum” şeklinde konuştu.
“TUNCELİ VALLİĞİ’NİN CENAZE GÜNÜ KISITLAMA GETİRMESİ HUKUKSUZDUR”
Aysel Doğan’ın cenazesinin kolluk tarafından kaçırılmak istendiğini vurgulayan Avukat Kenan Çetin, “Cenaze toplantı gösteri ve yürüyüş değildir, Tunceli Valiliği’nin cenaze günü kısıtlama getirmesi hukuksuzdur. Bu davanın açılmaması gerekiyordu. Müvekkillerimizin beraatini talep ediyoruz” dedi.
Mahkeme heyeti, duruşmayı yakalanması ve talimat dosyası olan kişiler olduğu için 17 Ekim’e erteledi.
PİRHA- Siyasetçi Aysel Doğan, yaşamını yitirişinin 3’ncü yılında mezarı başına anıldı. Anmada, Aysel Doğan’ın yaşamı boyunca özgürlük, barış ve demokrasi için mücadele ettiğine dikkat çekildi.
Kürt siyasetçi Aysel Doğan, ölümünün 3’ncü yılında mezarı başında karanfiller ve uyandırılan çerağlarla anıldı. Anmaya Ailesi Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi ( DEM Parti) Dersim İl Eş Başkanları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclis Üyeleri, Yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak ve çok sayıda kişi katıldı.
“ONUN AÇTIĞI YOLDA ÖZGÜRLÜĞE, BARIŞA ULAŞINCAYA KADAR MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Saygı duruşuyla başlayan anmada konuşan DEM Parti Dersim İl Eşbaşkanı Özcan Ateş, “Aysel Doğan deyince akla, mücadele, emek, barış geliyor. Koskocaman bir ömrü kendi dili, kültürü, inancı ve kadın özgürlük mücadelesine adamış bir kimlik. Barışa olan özlemi, inancı o kadar derindi ki bir barış grubunun içerisindeydi, sınır dışından ülkeye gelip barış için her türlü fedakarlığı göze alan bir kadındı. Aysel Doğan arkadaşımız şehadete ulaştığında hak ettiği bir cenaze töreni düzenleyemedik. Bu bizim için son derece üzücü, can yakıcı bir durum ama Aysel arkadaş bunu hiçbir zaman unutmasın ki onun açtığı yolda özgürlüğe ulaşıncaya, barışa ulaşıncaya kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu vesileyle Aysel arkadaş şahsında özgürlük mücadelesinde hayatını yitirmiş arkadaşları bir kez daha anıyoruz” dedi.
“AYSEL BİR LOKMA, BİR HIRKA YAŞADI”
Aysel Doğan’ın ablası Menşure Doğan ise, özgürlük ve barış mücadelesinde yaşamını yitirenleri anarak, “Aysel bir lokma, bir hırka yaşadı. Barış dediği için 10 yıl yattı. Umarım yapılan kötülüklerin ahı sorulur, asla unutulmasın. Barış geride kalanlar, özellikle yeni nesiller için mutlaka olmalı. Aysel diken üzerinde bir ömür yaşadı. Aynı dikenler üzerinde biz de yürüdük, asla yalnız bırakmadık kardeşimizi. Onunla gurur duyuyorum. Sakine ve Saime’ye çok ağladı” diye konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından anmaya katılanlar Aysel Doğan’ın mezarına karanfiller bırakarak çerağlar uyandırdı. Buradaki anmanın ardından ziyarete katılanlar Sakine Cansız’ın mezarını ziyaret etti.
PİRHA-Aysel Doğan’ın 50 yıllık arkadaşı Turgut Ölgün, ölümünün kendisini çok etkilediğini belirterek, “Aysel’in hayatı zindanlarda geçti, Dersim’i canından, ruhundan daha çok seven bir yürekti” dedi.
Barış Grubu üyesi ve Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın Hakk’a yürümesinin 3. yılı. Almanya’da kanser tedavisi gören Aysel Doğan, 11 Mayıs 2022’de Hakk’a yürümüştü.
KCK operasyonları kapsamında 2011 yılında tutuklanan Doğan, cezaevinde kansere yakalanmış, tahliye edilmesi yönünde yapılan başvurular üzerine 7 Mayıs 2015’te Yargıtay kararıyla serbest bırakılmıştı. Doğan, cezasının onanması sonrasında yurtdışına çıkmak zorunda kalmıştı.
Aysel Doğan’ın 50 yıllık arkadaşı Turgut Ölgün, Doğan’ı PİRHA’ya anlattı.
“ÖLÜMÜ BENİ ÇOK ETKİLEDİ”
Aysel Doğan ile ilk olarak ortaokul yıllarında tanıştığını ifade eden Turgut Ölgün, “Tanıştıktan sonra da bir daha birbirimizden kopamadık ve hep yan yana olduk. Aynı şeyleri düşünmesek bile aynı şeyleri paylaştık. Ölümü beni çok etkiledi. Hiçbir varlığı olmadan bu dünyada göçtü gitti. Dersim’i ve insanları canından, ruhundan daha çok seven bir yürekti Aysel Doğan” diye belirtti.
“BAZEN AYSEL’İN BENDE KALAN ÇULUNA SARILIP GÖZYAŞI DÖKÜYORUM”
Aysel Doğan ile 50 yıllık bir arkadaşlığı olduğunu belirten Turgut Ölgün, “Güzel bir çulu kaldı bende. Hala ona bazen sarılıp böyle gözyaşları dökebiliyorum. Üniversiteyi ve öğretmen okulunu beraber okuduk. O daha sonra ilkokul öğretmeni olarak Ankara’ya gitti ama fazla ilkokul öğretmenliği yapmadı, Ankara Belediyesi’nde çalışmaya başladı. Daha sonraki yıllarda yeniden Dersim’de ikimizde lisede beden öğretmenliği yaparken yeniden bir araya geldik ve çeşitli etkinliklerde beraberdik. Bir 19 Mayıs’ta gözaltına alındı” dedi.
“HAYATI ZİNDANLARDA GEÇTİ”
Aysel Doğan’ın hayatının zindanlarda geçtiğini söyleyen Ölgün, “Aysel Doğan’ın memuriyet hayatını bitirmek için herkes elinden geleni yapıyordu. Ben kendisine Dersim’de milletvekili olmasını söyledim. 1991 yılında yapılan seçimde en çok oyu alan kişi olmasına rağmen milletvekili olarak seçilmesi engellendi. Daha sonra da Dersim’i terk etmek zorunda kaldı. Güzel bir insandı, şu anda Dersim toprağında kucaklaşmış yatıyor” diye konuştu.
PİRHA-2015 yılında İstanbul Küçükarmutlu’daki evinde katledilen Dilek Doğan’ın annesi Aysel Doğan, 19 yıl hapis cezası verilen oğlu Emrah Doğan’ın serbest bırakılması için çağrıda bulundu. Aile olarak halen baskı altında olduklarını söyleyen Aysel Doğan, “Kızımı katleden polise adeta ödül gibi ceza verdiler, benim oğlum ise 6 yıldır haksız bir şekilde cezaevinde. Ölen çocuklarıma mı yanayım, haksız yere cezaevinde olan oğluma mı yanayım yoksa yıllardır yurtdışında göremediğim çocuklarıma mı yanayım?” dedi.
Dilek Doğan 18 Ekim 2015’te, İstanbul Küçükarmutlu’daki evinde arama yapan Özel Harekât polislerinden Y.M. tarafından göğsünden vurularak katledilmesinin üzerinden 10 yıl geçti.
Dilek Doğan’ın ağabeyi Mazlum Doğan ise sürgünde yaşadığı İngiltere’de 1 Temmuz 2023 tarihinde intihar etti. Dilek Doğan’ın ağabeyi Emrah Doğan’a ise 2019 yılında örgüt üyeliği ve tehdit suçlamalarından 19 yıl 7 ay hapis cezası verildi.
Aysel Doğan, Bolu F Tipi Hapishanesi’nde 6 yıldır tutuklu bulunan oğlu Emrah Doğan’ın serbest bırakılması için ve aile olarak yaşadıkları mağduriyetlere ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“AİLE OLARAK HALEN BASKI ALTINDAYIZ”
Kızı Dilek Doğan’ı katledenlere ceza verilmezken aile üzerinde baskı uygulandığını söyleyen Aysel Doğan, “Çocuklarımın eve gelmesini engellediler, bütün aileye ceza verdiler ama kızımın katiline ceza vermediler. Bir oğlum ailesini bırakıp yurtdışına gitti, öğretmen olan bir oğlum da yurtdışına gitti orada intihara sürüklendi, bir oğluma da 19 yıl hapis cezası verdiler. Katile verecekleri cezayı oğluma verdiler. Oğluma sadece adalet istediğimiz için ceza verdiler, aile olarak halen baskı altındayız” dedi.
“AİLEMİZİ YOK ETTİLER”
Oğlu Emrah Doğan’ın yargılama sürecinde yaşananlara tepki gösteren Aysel Doğan, konuşmasının devamında şunları ifade etti:
“Oğlum Emrah Doğan’a verilen 19 yıl hapis cezası bozuldu yeniden mahkemeye çıkardılar ve yeniden cezası onandı. Hakim oğlumu bırakacaktı ancak polisler sürekli kağıt veriyordu hakime. Hakim artık 36. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davalara artık girmeyeceğim demiş. Artık ne yapacağımızı şaşırdık, ailemizi yok ettiler. Artık yanımızda kimsemiz kalmadı. Benim yurtdışı yasağım olduğu için yurtdışında olan iki oğlumu ve torunlarımı göremiyorum. Oğlum Emrah Doğan’ın yargılandığı davanın dosyasının içeriğinde hiçbir şey yok. Sadece Dilek Doğan’ın abisi olmak ve adalet istemekle bu kadar ceza verilir mi? Kızımı katleden polise niye o cezayı vermediler?”
“OĞLUMA VERİLEN CEZAYI KABUL ETMİYORUM”
‘Artık bir annenin sesini duysunlar’ diyen Aysel Doğan, “Ölen çocuklarıma mı yanayım, haksız yere cezaevinde olan oğluma mı yanayım yoksa yıllardır yurtdışında göremediğim çocuklarıma mı yanayım? Oğlum Emrah Doğan için herkese çağrıda bulunuyorum, oğlumun arkasındayım ve oğluma verilen cezayı kabul etmiyorum. İtirafçıların beyanlarıyla oğlum içeride tutuluyor. Ailemi mahvettiler artık sadece mezarlarım ve hapisteki oğlum Emrah Doğan var. Oğlum 6 yıldır haksız bir şekilde cezaevinde artık bu duruma tahammül edemiyorum. Kızımı katleden polise adeta ödül gibi ceza verdiler ve bir gün bile tutuklu kalmadı. Benim oğlumu ise cezalandırdılar. Sesime kulak verin iki mezar, bir cezaevi, hiç kimseyi bırakmadılar evimde. Bir zamanlar cıvıl cıvıl olan evden artık ses çıkmıyor. Bir canım var ya o canımı da gelip alırlar ya da oğlumu serbest bırakırlar” diye konuştu.
PİRHA- Kürt sorununun demokratik çözümü ve tecritin kaldırılması talepleriyle başlatılan ‘Büyük Özgürlük Yürüyüşü’, 8’inci gününde Dersim’de çeşitli anma ve ziyaretlerle devam etti. Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan yürüyüşün ardından kalabalıklar halinde Sakine Cansız’ın mezarı, Anafatma ve 38 Kayalıkları ziyaret edildi.
Kürt sorununun demokratik çözümü ve tecritin kaldırılması talepleriyle başlatılan ‘Büyük Özgürlük Yürüyüşü’nün Kars kolu, yürüyüşün 8’inci gününde Dêrsim’e vardı. Yürüyüşçüler, Hızır ayı dolayısıyla gün boyunca Gola Çetu, Ana Fatma ve 38 Kayalıkları’nı ziyaret etti.
SAKİNE CANSIZ VE AYSEL DOĞAN ANILDI
1 Mayıs anıtından Seyit Rıza Meydanı’na düzenlenen yürüyüşten sonra kalabalık gruplar halinde Sakine Cansız ve Aysel Doğan mezarları başında anıldı. Anmada Cansız’ın mezarına karanfiller bırakıldı, çıralar yakıldı. Ardından aynı mezarlıkta bulunan Aysel Doğan’ın da mezarı ziyaret edilerek, saygı duruşundu bulunuldu.
Bir dakikalık saygı duruşunun ardından konuşun DEM Parti Batman Milletvekili Zeynep Oduncu, “Sakine yoldaş Paris’in ortasında 2 arkadaşımızla beraber katledildi. Üç kadın arkadaşımız Kürt özgürlük mücadelesinde bize ışık olmuş, yol göstermiş arkadaşlarımızdı. Katliamı yapanlar halen açığa çıkmış değil. Biz kadınlar olarak onların bıraktığı mirası sahipleniyor ve izlerinde yürüyoruz. Sakine Cansız ‘hep kavgaydı yaşamım’ diyordu evet hep kavgaydı yaşamı” diye konuştu.
ANAFATMA’DA ÇIRA YAKILDI, LOKMA DAĞITILDI
Özgürlük yürüyüşçüleri, daha sonra Ana Fatma ve 38 Kayalıkları’nı ziyaret ettiler. Anafatma’da yine çıralar yakılıp lokma dağıtıldı. Mersin Barış Anneleri Meclis üyesi Emine Eren, Anafatma’da çıra yakarken “Umarım yaktığımız bu çıralar barışa vesile olur. Artık hiçbir annenin ağlamasını istemiyoruz” dedi.
“BU TOPRAKLAR EŞİTLİĞİN VE KARDEŞLİĞİN BAŞKENTİ OLACAK”
Yürüyüş ekibi son olarak 1937-38 yıllarında yaşanan Dersim soykırımı sırasında en fazla kişinin katledildiği noktalardan biri olan ve bu nedenle “38 Kayalıkları” olarak anılan, Ovacık yolu üzerinde Munzur Su kenarında bulunan bölgeyi ziyaret etti.
Burada konuşan HDK Eşsözcüsü ve DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, “Bugün burada konuşmak benim için zor. Çünkü Dersim Katliamı’nda ailesinden yüzlerce kişiyi kaybeden biri olarak konuşuyorum. Bizim tarihimiz kişisel bir tarih değil. Burada yaşananlar ulus devlet tarihi içinde bir katliam tarihidir. Dersim katliamı ile ilgili herkesin bildiği bir sır denilir. Bizler katliamdan es kaza kurtulan kişilerin torunlarıyız. Buradaki katliamda on yıllardır hala inkar ediliyor. Siyasete malzeme ediliyor. Kaybettiğimiz bütün canlarımıza, büyüklerimize, değerlerimize söz veriyoruz; bu topraklar zulmün değil, eşitlik ve kardeşliğin başkenti olacak” sözlerini kullandı.
Konuşmaların ardından 1938’de katledilen, kayalıklardan atılan insanların anısına Munzur’a karanfiller bırakıldı.
PİRHA- “Büyük Özgürlük Yürüyüşü”nde yer alanlar Dersim’de coşkulu bir şekilde karşılandı. Gülistan Doku’nun akıbetini soran yürüyüşçüler, Seyit Rıza Meydanı’nda “çözüm” çağrısı yaptı. Yürüyüşçüler ayrıca Gola Çeto, Ana Fatma ve 38 Kayalıkları’nı ziyaret edip çerağlar yaktılar.
Kürt Sorunu’nun çözümü ve tecritin kaldırılması talepleriyle başlatılan “Büyük Özgürlük Yürüyüşü”nün Kars kolu, yürüyüşün 8’inci gününde Dersim’e ulaştı. Yürüyüşüler, ilk olarak Gülistan Doku’nun son görüldüğü köprüde açıklama yaptı.
GÜLİSTAN DOKU’NUN AKIBETİ SORULDU
DEM Parti Milletvekili Keziban Konukçu, “Gülistan 4 yıl önce en son burada göründü. Türkiye’nin dört bir yanında kadınlar katlediliyor ve kaybediliyor. Bu topraklarda her yer kameralarla gözetlenirken, hala etkin bir soruşturma yapılmıyor. Birinci derece şüpheli olanlar gözaltına dahi alınmazken, kendi kızını arayan anne gözaltına alınıyor. Bu topraklarda herkes için adalet istiyoruz. Tüm halklar için özgürlük istiyoruz ve yürüyoruz. Bu topraklara özgürlük gelene kadar yürüyüşümüz devam edecek” diye konuştu.
Doku’nun en son görüldüğü yerden, baraj suyuna karanfiller bırakıldı.
“ŞİMDİ ÇÖZÜM ZAMANI”
Seyit Rıza Meydanı’na kadar süren yürüyüş sonrası konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Ali Şêr, Sakine ve Mazlumların topraklarındayız. Biz onların çocukları, torunları, yoldaşları olarak mücadelemizi kesintisiz bir şekilde devam ettirdik. Ülke yangın yeri; işkence var, cezaevi sorunu var. Yüzyıldır ülkede yaşanan bir Kürt Sorunu var. ‘Kürtlerin bir sorunu yok’ diyen anlayışa karşı yola çıktık. Biz burada doğduk ve kökümüz burada. Dersim’in her karışında canımız var. Özgürlük ve demokrasi için ödemediğimiz bedel kalmadı. Şimdi barış, çözüm zamanı. Gelin bu güvenlikçi akıldan vazgeçin” dedi.
“TECRİT KALKMALI”
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ise, Sakine Cansız, Aysel Doğan ve Seyit Rıza’nın memleketine vardıklarını söyledi. Uçar, “Bu iktidar bizim kültürümüzü, kimliğimiz inkar ediyor. Karanlık bir ülke yarattılar. Vatanımıza hasret bıraktılar. Biz de diyoruz ki ‘anahtar biziz.’ Bizde bir hakikat var” ifadelerini kullandı.
CANSIZ VE DOĞAN MEZARI BAŞINDA ANILDI
Yürüyüşçüler açıklama sonrasında Sakine Cansız ve Aysel Doğan’ı mezarları başında andı.
“Büyük Özgürlük Yürüyüşü”ne katılanlar, Dersim’de yaptıkları yürüyüşünün ardından, Paris’te katledilen siyasetçi Sakine Cansız ve geçen yıl yaşamını yitiren Aysel Doğan’ı mezarı başında anarak, mücadelelerini sürdürme sözünü verdi.
Bir dakikalık saygı duruşunun ardından konuşun DEM Parti milletvekili Zeynep Oduncu, “Sakine yoldaş Paris’in ortasında 2 arkadaşımızla beraber katledildiler. Üç kadın arkadaşımız Kürt özgürlük mücadelesinde bize ışık olmuş, yol göstermiş arkadaşlarımızdı. Katliamı yapanlar halen açığa çıkmış değil. Biz kadınlar olarak onların bıraktığı mirası sahipleniyor ve izlerinde yürüyoruz. Diyarbakır cezaevinde Esat Oktay’ın yüzüne tükürmüş bir insandı. Biz özgürlüğün biran önce gelmesi için mücadele eden insanlar olarak özgürlüğü kazanacağımızı biliyoruz” dedi.
Anmada Cansız’ın mezarına karanfiller bırakıldı. Ardından aynı mezarlıkta bulunan Aysel Doğan’ın da mezarı ziyaret edilerek, saygı duruşundu bulunuldu.
GOLA ÇETO VE ANA FATMA’DA ÇERAĞLAR YAKILDI
Özgürlük Yürüyüşçüleri, Dersim’deki Gola Çeto, Ana Fatma ve 38 Kayalıklarını ziyaret edip tüm tutukluların özgürlüğü için lokma pay etti, çıra yaktı.
PİRHA-Barış Grubu üyesi ve Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın Hakk’a yürümesinin 1. yılı. Almanya’da kanser tedavisi gören Aysel Doğan, 11 Mayıs 2022’de Hakk’a yürümüştü.
Barış Grubu üyesi ve Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın Hakk’a yürümesinin 1. yılı. KCK operasyonları kapsamında 2011 yılında tutuklanan Doğan, cezaevinde kansere yakalanmış, tahliye edilmesi yönünde yapılan başvurular üzerine 7 Mayıs 2015’te Yargıtay kararıyla serbest bırakılmıştı.
Doğan, cezasının onanması sonrasında yurtdışına çıkmak zorunda kalmıştı.
AYSEL DOĞAN KİMDİR?
1953 Dersim doğumlu Aysel Doğan, değişik dönemlerde 17 yıl cezaevinde tutuldu. Gazi Üniversitesi beden eğitimi bölümünden mezun olan Doğan, Dersim’de bir süre spor öğretmenliği yaptı. Devletin ilk şiddetini 1980 darbesiyle yaşadı. Darbe yıllarında tutuklanan ve iki yıl boyunca hiç mahkemeye çıkarılmadan içeride tutulan Doğan, Kürt sorundan kaynaklı devlet terörünün estiği 1990’larda da yine hedefteydi. 1990 Mayıs ayında Dersim’de tutuklanan Doğan, Erzincan’da 11 ay tutuklu kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra 1991 genel seçimlerinde Dersim’de bağımsız aday oldu ve en çok oy almasına rağmen Meclis’e gitmesine izin verilmedi. Etrafındaki devlet şiddeti gittikçe daralan Doğan, o tarihten sonra Avrupa’ya iltica etti. Avrupa’ya gitse de yüreği Türkiye’de kalan Doğan, bütün yaşamı boyunca, halkının özgürlüğü ve barış için çalışmalar sürdürdü. Avrupa’da bulunduğu dönem boyunca KCK üyeliği de yapan Doğan, 1999 yılında Öcalan’ın çağrısı üzerine 2. Barış Gurubu üyesi olarak Avrupa’dan gelen heyet içerisinde yer aldı.
Doğan, Türkiye’ye adım attığı gibi grup üyeleriyle birlikte tutuklandı. On yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu süreçte Malatya ve Elbistan hapishanelerinde kalan Doğan, 2009 yılında cezaevinden çıkar çıkmaz, siyasi çalışmalarına devam etti. Dersim’de Dersim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi Derneği’ni kurarak dernek bünyesinde çalışmalar yürüttü. Doğan, kurduğu dernek bünyesinde katıldığı eylem ve etkinlikler nedeni ile AKP hükümetinin başlattığı KCK operasyonunda gözaltına alınarak 28 Eylül 2011 tarihinde çıkarıldığı Malatya Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı. Bir yıllık tutuklu yargılanmanın ardından 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Doğan, cezaevlerinde 2012 yılı sonbaharında PKK ve PAJK tuttukluları tarafından Öcalan’a uygulanan tecride son verilmesi için başlattıkları ölüm orucu eyleminin ikinci ekibinde yer aldı. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin kapatılmasının ardından 2014 yılında Yargıtay’da görülen Doğan’ın davası, yeniden örgüt üyeliğinden yargılanması talebiyle bozuldu. 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Aysel Doğan, sağlık sorunları nedeniyle Yargıtay kararıyla tahliye edilmişti.
PİRHA- 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine katılanlar ifadeye çağrıldı. Cenazeye katıldığı için ifadeye çağrılanlardan Cem Vazo, “Diline, kültürüne, inancına sahip çıkan Aysel Doğan’ı son yolculuğunda yalnız bırakmak istemedik. Bize verecekleri cezalardan korkmuyoruz. Aysel Doğan’ın son yolculuğunda Dersim halkı onuruyla sahip çıktı” dedi.
Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine gelenlere izin vermeyen polis sert müdahale etmişti.
Diyarbakır’dan Dersim’e onlarca araçlık konvoyla getirilen Aysel Doğan’ın cenazesine kent girişinde polis müdahale etmiş, cenaze aracını almak isteyen polise karşı çıkan halk, oturma eylemi yapmıştı. Tazyikli su ve biber gazıyla müdahale eden polis, milletvekillerini ve yurttaşları darp etmiş, müdahalenin ardından gözaltına alınan 4 kişiden biri tutuklanmıştı.
Edindiğimiz bilgilere göre, 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine katılanlardan 7 kişi ifadeye çağrıldı.
İfadede şu sorular soruldu:
“Kim olduğunu biliyor musunuz? Nereden haber aldınız veya kim sizi cenazeye çağırdı? Yasaklı olduğunu bildiğiniz halde neden katıldınız?”
“BİZE VERECEKLERİ CEZALARDAN KORKMUYORUZ”
Aysel Doğan’ın cenazesine katıldığı için ifadeye çağrıldığını söyleyen Cem Vazo, “Aysel Doğan’ın cenazesini saatlerce güneşin altında bekleten, evden helallik alınması engellenen, mezarlığa ailesinin dışında kimseyi bırakmak istemeyen bir zihniyet Turuşmek girişinde yolu kapattı. Hardo Dewres’te hakikat yolunda ilerleyen diline, kültürüne ve inancına sahip çıkan Aysel Doğan’ı son yolculuğunda yalnız bırakmak istemedik. Milletvekiline saldıran, cenazeye katılmak isteyen kadın, yaşlı, çocuk demeden insanları döven, gaz bombası atan ve tazyikli su sıkan bir zihniyetle karşı karşıyayız. İfadeye çağrıldık, bize verecekleri cezalardan korkmuyoruz. Aysel Doğan’ın son yolculuğuna Dersim halkı onuruyla sahip çıktı” dedi.
PİRHA-2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan, toprağa sırlanmasının 40. gününde mezarı başında anıldı.
2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın Hakk’a yürümesinin üzerinden 40 gün geçti. Dersim’de yapılan anmada önce mezarına karanfiller bırakıldı ardından çerağlar uyandırılıp lokmalar pay edildi.
AYSEL DOĞAN KİMDİR?
1953 Dersim doğumlu Aysel Doğan, değişik dönemlerde 17 yıl cezaevinde tutuldu. Gazi Üniversitesi beden eğitimi bölümünden mezun olan Doğan, Dersim’de bir süre spor öğretmenliği yaptı. Devletin ilk şiddetini 1980 darbesiyle yaşadı. Darbe yıllarında tutuklanan ve iki yıl boyunca hiç mahkemeye çıkarılmadan içeride tutulan Doğan, Kürt sorundan kaynaklı 1990’larda yine hedefteydi. 1990 Mayıs ayında Dersim’de tutuklanan Doğan, Erzincan’da 11 ay tutuklu kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra 1991 genel seçimlerinde Dersim’de bağımsız aday oldu ve en çok oy almasına rağmen Meclis’e gitmesine izin verilmedi. Etrafındaki devlet şiddeti gittikçe daralan Doğan, o tarihten sonra Avrupa’ya iltica etti. Avrupa’ya gitse de yüreği Türkiye’de kalan Doğan, bütün yaşamı boyunca, halkının özgürlüğü ve barış için çalışmalar sürdürdü. Avrupa’da bulunduğu dönem boyunca KCK üyeliği de yapan Doğan, 1999 yılında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine 2. Barış Gurubu üyesi olarak Avrupa’dan gelen heyet içerisinde yer aldı.
Doğan, Türkiye’ye adım attığı gibi grup üyeleriyle birlikte tutuklandı. On yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu süreçte Malatya ve Elbistan hapishanelerinde kalan Doğan, 2009 yılında cezaevinden çıkar çıkmaz, siyasi çalışmalarına devam etti. Dersim’de Dersim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi Derneği’ni kurarak dernek bünyesinde çalışmalar yürüttü. Doğan, kurduğu dernek bünyesinde katıldığı eylem ve etkinlikler nedeni ile AKP hükümetinin başlattığı KCK operasyonunda gözaltına alınarak 28 Eylül 2011 tarihinde çıkarıldığı Malatya Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı. Bir yıllık tutuklu yargılanmanın ardından 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Doğan, cezaevlerinde 2012 yılı sonbaharında PKK ve PAJK tutukluları tarafından Öcalan’a uygulanan tecride son verilmesi için başlattıkları ölüm orucu eyleminin ikinci ekibinde yer aldı. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin kapatılmasının ardından 2014 yılında Yargıtay’da görülen Doğan’ın davası, yeniden örgüt üyeliğinden yargılanması talebiyle bozuldu. 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Aysel Doğan, sağlık sorunları nedeniyle Yargıtay kararıyla tahliye edilmişti.
PİRHA- DAD Gençlik Meclisi Üyesi Asil Benler, Osmanlı’dan Cumhuriyete kadar, egemenlerin Dersim’e yönelik asimilasyon politikalarının ve zihinsel hegemonyalarının Diyanet ve farklı kurumsallaşmalar ile Dersimlilere yeniden ‘deli gömleği’ olarak giydirilmeye çalışıldığını kaydetti. Benler, “Tarihten bu yana bahsettiğimiz zihinsel hegemonyacılık kendini farklı tonlarda, farklı referanslarla, fakat aynı zihniyet ve hedeflerle Dersim’i ‘çıban’ olarak görmeye devam etmektedir” dedi.
Dersim’e yönelik asimilasyon politikaları her geçen gün artarak devam ediyor. Dersim’in kültürüne, doğasına, diline yönelik asimilasyon ve yok sayma politikalarının bir yenisine Munzur Üniversitesi’nde Tunceli Müftülüğ’nce açılan ‘Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’ eklendi.
Osmanlı’nın Aleviler üzerindeki fiziki ve kültürel soykırım politikalarını Cumhuriyet dönemine devrettiğini söyleyen DAD Gençlik Meclisi Üyesi Asil Benler, Dersim Soykırımı dönemindeki devlet raporlarında ,’Yavuzun garazı’ olarak nitelendirilen bu politikaların benzer öncelikler olan Türk-İslam sentezi ile şekillenen ulus-devletin kimliksel ve yönetimsel özellikleriyle Dersim’e ‘deli gömleği’ olarak giydirilmeye çalışıldığını belirtti.
Benler, 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile Dersim özelinde Kenan Güven pratiği ile açığa çıkan her köye bir cami, kuran kursları, yatılı imam hatipler gibi uygulamalar ile Dersimli gençlerin çekilmek istendiği asimilasyon ağını hatırlattı. Bu süreçten sonra gelişen Gülen cemaati ve iktidar ortaklarının Dersim’deki sembolleri ve değerleri kullanarak bu asimilasyon ağını çok daha kapsamlı bir şekilde genişletmek istediğine dikkat çeken Benler, bu zihinsel hegomanyanın Dersim’i halen ‘çıban başı’ olarak görmeye devam ettiğini sözlerine ekledi.
Asimilasyon politikalarının güncelde ayyuka çıkan hali olan Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’nin açılışının ve Aysel Doğan’ın cenazesinin Dersim’e gelişinin birkaç gün aralıklarla aynı döneme denk gelmesinin çok şey ifade ettiğine vurguda bulunan Benler, Diyanet gerçekliği ile Dersim’e asimilasyonun dayatıldığını, Aysel Doğan şahsında ise Dersim’den toplumsal değerlerin tahrip edilmek istendiğine işaret etti.
“DERSİM’E DELİ GÖMLEĞİ GİYDİRİLMEK İSTENMİŞTİR”
Benler, Diyanet eliyle Hz Ali Diyanet Gençlik Merkezi adıyla açılan kurumun, egemenlerin Dersim’e olan bakış açışının tarihsel süreklilik taşıyan bir yöntemi olduğunu söyledi. Dersim raporlarında geçen, ‘Yavuz’un garazı’ diye nitelendirilen asimilasyon politikalarının tekrardan Dersim’e ‘deli gömleği’ olarak giydirilmek istendiğini ifade eden Benler, şöyle konuştu:
“Son dönemde ayyuka çıkan ve Dersim halkını rahatsız eden Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi tartışmalarını biraz daha tarihsel arka planı ile vurgulamak son dönemde yaşananların bir yol kazası olmadığını, aslında egemenlerin Dersime bakış açısının tarihsel bir süreklilik taşıdığını göstermek adına en uygun yöntemdir. Bu bağlamda tarihte biraz geriye gittiğimizde Osmanlı’da gerek diğer Alevi sürekleri ve gerek Reya Heq süreği, dönemin Diyaneti diyebileceğimiz Şeyhülislam tarafından mülhidlik, rafızilik, zındıklık diye nitelendirilerek fiziki ve kültürel soykırımlara varacak yönelimlerle yüz yüze gelmiştir. Bu tarih daha sonra Dersim Tertelesine giden dönemde devletin raporlaşmalarında geçen ‘Yavuz’un garazı hedef haline getirip başaramadığı ve Dersim’in sarp kayalıklarına giremediği ’ gerçeği olarak vurgulanır. Dersim bu anlamda direnmiştir, kendisi olmakta ve kültürel değerlerini korumakta ısrar etmiştir. Yine 1937-38’de Yavuz’un garaz ettiklerini ve hedeflerini bu seferde Kemalist rejim Dersim’e bir deli gömleği olarak giydirmek istemiştir. Kuşatmasını, yine benzer öncelik olan Türk-İslam sentezi ile şekillenen ulus-devletin kimliksel ve yönetimsel özellikleriyle Dersim’e giydirmeye çalışmıştır. Dersim, bu konuda kendi öz gücüne dayanarak direnmiş, kültürel ve kimliksel değerlerini koruyabilmek adına büyük bir soykırımla yüz yüze kalmıştır.”
“AYNI ZİHNİYET DERSİM’İ ‘ÇIBAN’ OLARAK GÖRMEKTE”
Dersim’e yönelik bu yönelimin 1980 darbesi ile dönemin Valisi Kenan Güven ve sonrasında Gülen cemaati ile çok daha kapsamlı bir hal aldığını dile getiren Benler, “Bir diğer süreç ise Türkiye genelinde Kenan Evren, Dersim özelinde ise Kenan Güven adıyla bilinen süreçtir. Kenan Güven adıyla Dersim’de simge haline gelen gerçekler bunu yaşayan bireylerin aktardıkları ve tarihsel hafızanın gösterdikleri ile açığa çıkıyor. Kuran kursları, her köye bir cami, imam hatipler gibi bir üçgen üzerinde Dersim gençlerinin çekilmek istendiği asimilasyon ağıdır. Başka bir tarihsel süreç ise Fethullah Gülen ve iktidar ortaklarının Dersim’e yönelimidir. Medyada, Gülen cemaatinin örgütlenmediği tek il Dersim diye çokça haberler geçti. Bunun, ayaklarının havada kalan bir söylem olduğunu görmek ve yüzleşmek gerekiyor. Fethullah Gülen’in Dersim Alevilerine yönelik ‘sapkınlık’ diye nitelendirdiği açıklamaları vardı. Bu açıklamadaki zihin arka planı Dersim’i daha çok önemsediklerini ve bu önemsemeden kaynaklı Dersim’ e yönelimlerinin çok daha kapsamlı olduğunu gösteriyordu. Gülen cemaatinin açtığı kreş, yurt, özel kolej gibi kurumlaşmalara Dersim’in değerlerini, sembollerini isim olarak kullanarak kendilerine karşı yumuşak bir bakış açısı geliştirmeye çalıştılar. Birçok yerde örgütlendiler ama Dersim’e sinsice yöneldiklerini hem kendi şahitliklerimizden hem de oradan aktarımlarla biliyoruz. Günümüzde farklı tarikatlar, kurumlaşmalar, Diyanet öncelikli yapılanmalar ve Munzur Üniversitesi öncülüğünde; tarihten bu yana bahsettiğimiz zihinsel hegemonyacılık kendini farklı tonlarda, farklı referanslarla fakat aynı zihniyetle Dersim’i ‘çıban’ olarak görmektedir” diye konuştu.
“DİYANET VE ÜNİVERSİTE AYNI MİSYONU YERİNE GETİRİYOR”
Benler, geliştirilmek istenilen bu asimilasyon ağının temelde Kürt ve Alevi kimliği ile gençleri hedeflediğine işaret ederek, “Dersim tekrardan hedef haline gelmiştir ve bu hedef haline gelmede en temelde gençler bu ağa çekilmek istenmektedir. Gençlik, bir toplumun geleceğidir. Gençlik kültürel değerlerine, varoluşsal özelliklerine ve toplumsal politik kurumlarına bağlı ise o toplumun geleceğinin özgür kılınmasından bahsedilebilir. Bunun farkında olduklarından ilk olarak Dersim gençleri hedefe alınmaktadır. Bunu tarihten ve güncelden örneklerle maddi temele de indirebiliriz. Tarihte ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ evlat ediniyor ve kendi toplumuna müthiş bir uzaklaşma gerçekleşiyor. Aşiretin önde gelen liderlerini İstanbul’a ve Türkiye’nin farklı metropollerine alarak ulus-devletin kimliği ile terbiye ediyor. Kürt coğrafyasına böyle bir politika ile yaklaşıyorlar. Günümüzde de Diyanet, Munzur Üniversitesi gibi yapılanmalar aynı misyon ve rolü farklı kurumlaşmalar ile yerine getirmek istiyor. Devşirilmek istenirken de esas alınan nokta Türk-İslam kimlikleri ve hedef alınanlar ise Kürt ve Alevi kimlikleridir” ifadelerini kullandı.
“AYSEL DOĞAN KİMLİKLERİNDEN TAVİZ VERMEDİ, DURUŞU MİRASTIR”
Benler, 11 Mayıs tarihinde Hakk’a yürüyen Aysel Doğan’ın, mahkemedeki ‘Kadınım, Kürdüm, Kızılbaş Aleviyim! O da yetmiyorsa Dersimliyim’ diyerek savunduğu kimliklerin toplamı olan Dersim’e enerjisi, duruşu, öfkesi ve umuduyla güç verdiğini dile getirdi.
Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi açılışı ve Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik müdahalenin aynı döneme denk geldiğinin altını çizen Benler, Diyanet gerçekliği ile Dersim’e asimilasyonun dayatıldığını, Aysel Doğan şahsında ise Dersim’den toplumsal değerlerin tahrip edilmek istendiğine işaret ederek şunları belirtti:
“Bahsettiğimiz asimilasyon politikalarının güncelde ayyuka çıkan hali olan Hz. Ali Gençlik Merkezi’nin ve Aysel Doğan’ın cenazesinin Dersim’e gelişinin birkaç gün aralıklarla aynı döneme denk gelmesi sembolik gibi görünebilir ama çok şey ifade etmektedir. Bir yerde Diyanet gerçekliği ile Dersim’e neyin dayatıldığını, Aysel Doğan şahsında ise Dersim’den neyin kaçırılması gerektiğinin dayatıldığını gösteren bir gerçekliktir. Aysel Doğan toplumsal değerlerde ısrar eden, Dersim’in börtü böceğinden, doğasına, inancına, ulusal gerçekliğine kadar tüm toplumsal değerleri Xızıri bir hissiyat ve enerji ile savunmakta ısrar eden bir hocamızdı. Türk-İslam kimlikleriyle Dersim’e zihinsel hegemonyacılık dayatan egemenler, bu kimliklerde ısrar eden Aysel Doğan’ı ne yaşarken nede Hakk’a yürüdüğünde Dersimle buluşmasını hazmedemedi. Aysel Doğan gibi yaşamı hep kavga olanların yoldaşlarının Dersim gençliğine bir bir sembol, değer olmak istenmesine karşı oldukları için Dersim’e sokulmamak istenmedi.
“YOLUMUZ, TOPLUMSALLIĞINDA ISRAR EDEN DİRENİŞÇİ KARAKTERLERİMİZDİR”
Aysel Doğan’ı Xızıri bir hissiyatla Dersim’i doğası yanarken, Gola Çeto sular altında bırakılmak istendiğinde mücadele ederken, Ana Fatma ziyareti restore edilirken, Alevi akademisini kurarak inanç hafızasının kaybolmaması için çaba içerisinde olurken gördük. Aysel Doğan Kürt’tü, kadındı, Aleviydi ve bunların hepsini karşılayan Dersimliydi. Bunların hiç birinden taviz vermedi. Hepsinin varlık mücadelesine enerjisi, duruşu, öfkesi, ısrarı ve umuduyla güç vermek istedi. Biz Alevi gençleri bu anlamda da o asimilasyon ağını eleştirip orada kalacak durumda değiliz. Aysel hoca gibi örnek alacağımız, nasıl yaşanması gerektiğini yaşamlarının biyografilerinde bulabileceğimiz değerlere sahibiz. Yolumuz Aysel Hoca gibi toplumsallığında ısrar eden ve bu duruşu bize miras bırakanlar olmalıdır. Tarihimiz bu anlamda bir çok direnişçi karakter bırakmıştır. Yeter ki biraz toplumumuza dönmesini, coğrafyamızı hissetmemizi bilelim. Doğruyu ve hakikati orada bulacağımız eminiz.”
İzmir Dersim Dernekleri, 26. geleneksek piknik etkinliğini gerçekleştirdi. Etkinlikte, Dersim’in doğası ve toplumsal dokusuna yönelik soykırıma dikkat çekildi.
İzmir Dersim Dernekleri’nin, her sene düzenlediği “Munzur’dan Egeye Bahara Merhaba” piknik etkinliğinin 26’ncısı Karşıyaka Yamanlar Piknik alanında gerçekleşti. Etkinlik alanına, “Anadil haktır” ve “1937-38 Dersim katliamı içimizde derin bir yaradır ve hala kanıyor. Dünya hala sessiz, bu soykırım hala tanınmıyor” pankartları asıldı.
AYSEL DOĞAN ANILDI
Etkinlikte ilk olarak kanser tedavisi gördüğü Almanya’da 11 Mart’ta yaşamını yitiren Barış Grubu üyesi Aysel Doğan anıldı. Demokratik Alevi Derneği İzmir Şubesi, Doğan için çerağlar uyandırarak lokmalarını paylaştı. Anmanın yapıldığı alana, “Kadınım, Kürdüm, Kızılbaşım, Aleviyim! O da yetmiyorsa Dersimliyim!” pankartı ile Doğan’ın fotoğrafları asıldı.
“MAYIS DİRENİŞ AYIDIR”
Ardından Dersimli kurumlar adına etkinliğin açılış konuşmasını yapan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Yöneticisi Ali Ekber Coşkun, Mayıs ayında yaşamını yitiren devrimci önderler Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya’yı anarak, “Yine Diyarbakır Cezaevi’ndeki insanlık dışı uygulama ve Kürt halkına uygulanan saldırı ile baskılara karşı bedenlerini ateşe veren Dörtler’in sonsuzluğa uğurlandığı bir aydır. Mayıs ayı tohumlanan toprağın filizlenme ayıdır. Direniş ayıdır. Anıları yolumuza ışık tutuyor. Başta Aysel Tuğluk olmak üzere dışarda dahi tek başına yaşamını idame ettiremeyecek binlerce tutsak hukuksuzca ve gayri insani koşullarda içerde tutulmakta, birçoğu intihara zorlanmakta, itirafçılık dayatılarak infazları yakılmaktadır. Başta Adalet Bakanlığı olmak üzere tüm sorumluları uluslararası hukuku işletmeye ve hasta tutukluların tahliyesi, baskı, insanlık dışı uygulamaların sona erdirilerek, sorumluların cezalandırılmasını, infazı gelenlerin tahliyesini talep ediyoruz” dedi.
“ÇEVRE POLİTİKASI GELİŞTİRİLMELİ”
Dersim’in doğası ve toplumsal dokusunun bozulmaması için çalışmalar yürüttüklerini vurgulayan Coşkun, sağlıklı ve sürdürülebilir bir ekolojik yaşamın önemli olduğunu söyledi. Coşkun, “Bu olumsuz tabloya rağmen bizi yönetenler batıdan doğuya, kuzeyden güneye su kaynaklarımızı arsızca talan etmektedir. Kütahya Gediz Nehri, Büyük ve Küçük Menderes Nehirleri, Alakır, Loç Vadisi, Kızılırmak Deltası, Fırtına Deresi, Munzur Irmağı, Peri Suyu, Pülümür Çayı, Dicle ve Fırat Nehri, Hasankeyf Ilısu, Van Gölü ve daha birçok su kaynağı yönetenler eliyle maden arama ruhsatları, enerji elde etme, endüstriyel ve evsel kirlilik nedeniyle ciddi tehlike altında, yok olmayla karşı karşıyadır. Gerekli önlemler alınmazsa gelecek kuşaklara bırakacağımız şey cehennemden farklı olmayacaktır. Talebimiz yerel yönetimler öncülüğünde ortak bir çevre politikası geliştirilmesi ve yenilenebilir, sürdürülebilir yöntemlerle doğaya uyumlu politikaların derhal devreye sokulmasıdır” ifadelerini kullandı.
“TALAN VE ASİMİLASYON SÜRÜYOR”
Dersim coğrafyası maden ve orman yangınlarıyla yok edilirken, kültürü üzerinde de asimilasyon politikalarının yürütüldüğünü belirten Coşkun, şöyle devam etti:
“Yakın tarihimizde tarikat yurtları ve çeşitli vakıfların devlet olanaklarını kullanarak ilimizde faaliyetler gerçekleştirmesi ve özellikle Dersim merkezdeki cemevi üzerinden yürütülen kirli politikanın yanında şimdi de Munzur Üniversitesi ve müftülük öncülüğünde Hz. Ali Diyanet Gençlik Merkezi’nin açılması, Aysel Doğan canımızın cenaze defini sırasında yaşananlar geçmişten gelen sistemli saldırıların devam ettiğini göstermektedir. Toplumumuzu ve dostlarımızı bu saldırılara karşı itirazımızı yükseltmeye ve yanımızda olmaya çağırıyoruz. Son dönemlerde yaşanan adli cinayetler, cinsel saldırılar toplumsal yapımızın uğradığı asimilasyonun boyutlarını gözler önüne sermesi açısından önemlidir. Toplum olarak üzerinde düşünmemiz gereken olaylardır. Bu noktada inancımız, kültürümüz, sosyal gerçekliğimiz etrafında birleşerek, toplumsal yapımızı güçlü kılmak, geçmişte olduğu gibi divanelerine bile yaşam alanı açan, insanı kamillerine azami saygıyı gösteren, kadınların değerinin farkında, yaşadığı coğrafyayı inancı ile değerli hale getiren bir toplum olmak durumundayız. Ülkemizin hangi şehrinde yaşıyorsak olalım adalet, özgürlük, demokrasi mücadelesine katkı sunmamız toplumsal duruşumuzu gösterir.”
Konuşmanın ardından Koma Vengê Ma’nın söylediği ezgiler ve davul zurna eşliğinde halaylar çekildi.
PİRHA- İzmir Dersim Dernekleri’nin düzenlediği piknik etkinliğinde kadınlar Hakk’a yürüyen Barış Grubu üyesi ve siyasetçi Aysel Doğan anarak, çerağlar uyandırdı.
İzmir’de Dersim Derneklerinin düzenledikleri anma töreninde Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi ve Dersim Dernekleri kadınları, 11 Mayısta Hakk’a yürüyen Barış Grubu üyesi Aysel Doğan için çerağlar uyandırarak lokmalar paylaştırıldı.
Anmanın yapıldığı alana üzerinde, ‘Kadınım, Kürdüm, Kızılbaşım, Aleviyim! O da yetmiyorsa Dersimliyim!’ yazan Doğan’ın fotoğrafları asıldı
PİRHA- İzmir’de Alevi kadınlar Hakk’a yürüyen Barış Grubu üyesi ve siyasetçi Aysel Doğan’ı Yamanlar Cemevinde düzenledikleri erkan ile anarak, Doğan’ın direngen ruhunun kadınların mücadelesinde yaşayacağını kaydettiler.
Alevi kadınlar İzmir’de Yamanlar Cemevinde düzenledikleri anma töreninde ile 11 Mayısta Hakk’a yürüyen Barış Grubu üyesi Aysel Doğan için çerağlar uyandırarak lokmalarını paylaştı.
Saygı duruşu ardından anmada basın metnini Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesinden Elif Hurustan, Muhteber Akbulak, Güler İpin, Yamanlar Cemevi Kadın Kollarından Hatun Taş, Elif Tepe, Gülay Kara okudu.
“ZULME KARŞI DİRENMEYİ ÖĞRETTİ”
Anma Yamanlar Cemevinden Elif Tepe’nin çerağ uyandırmasıyla başladı. Basın metninde Aysel Doğan’ın hak ve hakikat mücadelesi verdiğinin altı çizilen açıklamada Doğan’ın mücadelesini Barış Grubunda yer alarak büyük cesaret ve özveriyle sürdürdüğü belirtildi. Açıklamada, “Aysel Doğan aynı zamanda kendi kültürü ve inancı için direnen kimliğine sahip çıkan bir kadındı. Aysel Doğan Harde Dewres’in direngen ruhuna sahip ana ve pirlerin ışığıyla başlattığı direnişinde daima hakikati savunarak bizlere zalimin karşısında boyun eğmemeyi, zulme karşı direnmeyi, Zarifelerin Sakinelerin hakikat arayışının takipçisi olmayı öğretmiştir” denildi.
“UNUTMAYACAĞIZ, MÜCADELESİNİ YAŞATACAĞIZ”
Doğan’ın cenazesine yönelik müdahale ve engellemeye tepki gösterilen açıklamada, “Aysel Doğan Seyit Rıza’nın torunu, özgürlüğün rengi ve Dersim’in kayıp kızlarının sesiydi. Mücadelesi biz kadınların yoluna ışık olmuştur. Bizler de onu unutmayacağız. Her yerde her dilde ve her zaman haksızlığa karşı Aysel’in sesiyle direnişlere haykıracağız. Aysel yanımızda olmasa da ruhu bizimledir. Aysel canın gülüşünü ve direncini Dersim topraklarında kadınların mücadelesinde yaşatacağız” diye vurgulandı.
Çerağların sırlanması ardından lokmalar paylaştırıldı.
PİRHA- Barış Grubu üyesi, Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın mücadelesine ve cenaze törenine yapılan polis müdahalesine dair PİRHA’ya konuşan İnsan Hakları Derneği Dersim Şube Eşbaşkanı Gürbüz Solmaz, “Bir insanın düşüncesi ne olursa olsun yaşamını yitirdikten sonra kendi istediği gibi defin edilme hakkı vardır ve bu hakkın engellenmesi doğru değildir” dedi.
Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine gelenlere izin verilmeyerek, polis sert müdahale etmişti.
Diyarbakır’dan Dersim’e onlarca araçlık konvoyla getirilen Aysel Doğan’ın cenazesine kent girişinde polis müdahale etmiş, cenaze aracını almak isteyen polislere karşı çıkan halk, cenazeyi polislere vermemek için oturma eylemi yapmıştı. Tazyikli su ve biber gazıyla müdahale eden polis, milletvekillerini ve yurttaşları darp etmiş, müdahalenin ardından gözaltına alınan 4 kişiden biri tutuklanmıştı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şube Eşbaşkanı Gürbüz Solmaz, Aysel Doğan’ın mücadelesini ve cenaze törenine yapılan sert müdahaleyi PİRHA’ya değerlendirdi.
“AYSEL DOĞAN’IN CENAZESİNDE YAŞATILAN ZALİMLİĞE HİÇ GEREK YOKTU”
İnsanların yaşam hakkı kadar defin haklarının da olduğunu vurgulayan İHD Dersim Şube Eşbaşkanı Gürbüz Solmaz, ”Aysel Doğan insan hakları savunucusuydu ama cenazesinde yaşananlar üzücüydü. Devlet o gün Dersim’i savaş alanına çevirdi. Bir insanın düşüncesi ne olursa olsun yaşamını yitirdikten sonra kendi istediği gibi defin edilme hakkı vardır ve bu hakkın engellenmesi doğru değildir. Aysel Doğan’ın cenazesine yapılan saldırı ırkçılıktı. İnsanlara yaşatılan bu kadar zulme, zalimliğe hiç gerek yoktu. Umarım bu yaşananlar son bulur, ölüye ve inançlara saygı daha üst seviyelere çıkar” dedi.
İzmir Dersim Dernekleri 26. geleneksel piknik etkinliğinde bir araya gelecek. Piknik, ‘Ana diline, doğana, kültürüne sahip çık. Toprağına geri dön!’ şiarıyla Bayraklı’da bulunan Yamanlar Piknik Alanı’nda gerçekleşecek.
22 Mayıs Pazar günü gerçekleşecek geleneksel piknik etkinliği saat 09.00’da başlayacak.
“ANA TEMA; DİLİNE, DOĞANA, KÜLTÜRÜNE SAHİP ÇIK”
26. geleneksel piknik etkinliği öncesinde açıklama yapan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Aslan Sultan, her yıl olduğu gibi bu yıl da bütün dikkatleri Dersim’in inancına, kültürüne, doğasına yönelik saldırılara çekmek istediklerini kaydettiler.
Tüm bu saldırılara rağmen Dersimli kurumların birlikteliğini güçlendirecek böylesi etkinliklere çok daha güçlü katılımın olması çağrısında bulunan Sultan’ın açıklaması şöyle:
“Bu yıl 26’ncısını düzenleyeceğimiz Munzur’dan Egeye Bahara pikniğimizin ana teması ana diline, doğana, kültürüne sahip çık, toprağına geri dön olacaktır. Buradaki amacımız metropollerde yaşayan halkımızın ve bu kentlerde yaşayan halkların dikkatini Dersim’e çekmektir. Bütün kamuoyunda bilindiği gibi Dersim toprakları, kültürü, inancı ve doğasına saldırı altında. Buradaki amacımız bir duyarlılık yaratıp baharla birlikte doğamıza olabilecek talan saldırısına karşı duruş belirlemektir. Bu topraklar ve Dersim halkı yok olmaya karşı direnmekten yoruldu. Dolaysıyla da batıda yaşayan halklar da yüzünü Dersim’e dönmeli diye talebimiz ve beklentimiz var.
“AYSEL DOĞAN’IN CENAZESİNE SALDIRI KABUL EDİLEMEZ”
Son günlerde yaşananlar ciddi anlamda canımızı yakmakta. Geçmişte Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesine olan insanlık dışı saldırı bir hafta önce Aysel Doğan’ın cenazesine olan saldırı bizim tarafımızdan kabul edilemez. Mesele Kürt olunca cenazesine dahi tahammül ve saygı gösterilmiyor. Biz Dersimliler olarak bu kadar baskıya ve yok etme politikasına karşı demokrasi ve barış diyoruz. Biz biliyoruz ki bir ülkede barış ve demokrasi inşa edilmezse doğa, inanç ve kültür de yok olmaktan kurtulamaz. Halkımıza çağrımızdır; pikniğimize katılmalı, kurumlarına sahip çıkmalı ve Dersime yüzünü dönüp sahip çıkmalı. Atalarımızın, çocukluk hayallerimizin hatırına Dersim’e sahip çıkmak hepimizin görevidir…”
PİRHA- Barış Grubu üyesi, Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın mücadelesine ve cenaze törenine yapılan sert müdahaleye dair PİRHA’ya açıklamarda bulunan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Aysel Doğan’ın ömrünü hakikat arayışına adadığını ve ömrünün direniş içinde geçtiğini belirtti. Kulu, “Devlet Aysel Doğan’ı iyi tanıyordu. Cenazesine bile saldırmasının nedeni buydu” dedi.
Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine gelenlere izin verilmeyerek sert müdahale edilmişti.
Diyarbakır’dan Dersim’e onlarca araçlık konvoyla götürülen Aysel Doğan’ın cenazesine kent girişinde polis sert müdahale etmiş, cenaze aracını almak isteyen polislere karşı çıkan halk, cenazeyi polislere vermemek için oturma eylemi yapmıştı. Buna karşı tazyikli su ve biber gazıyla halka müdahale gerçekleştiren polis, milletvekillerini ve yurttaşları darp etmiş, müdahalenin ardından gözaltına alınan 4 yurttaştan biri tutuklanmıştı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Aysel Doğan’ın mücadelesini ve cenaze törenine yapılan sert müdahaleyi PİRHA’ya değerlendirdi.
“AYSEL DOĞAN HAKİKAT ÖNCÜSÜYDÜ”
Musa Kulu, devletin Aysel Doğan’ı çok iyi tanıdığının altını çizerek, “Aysel Doğan gençliğinden beri kendi hak ve hakikatini yaşayan, yaşatan, bunun için söz kuran, söz kırmanın ötesinde bütün yaşamını adayan bir candır. Bir hakikat arayışçısı. Aynı zamanda kendi inancını, kimliğini dilini, kültürünü yaşamak, yaşatmak ve bunun dünyaca kabulünü kendisine dert etmiş ve buna kendisine adamış bir öncü ve bunun bedelini cezaevinde 17 yıl yatarak, sürgünde kalarak, aynı zamanda bütün bu zulme rağmen de asla geri adım atmayan kendi hakikatini, kendi dilini, kültürünü, coğrafyasını, toplumunu, kimliğini, kültürünü savunmak için kendini ortaya koyan bir kadındır” dedi.
Aysel Doğan’ın cenazesinin de devlete dert olduğunu belirten Musa Kulu, “Ama gerçek şu ki ne yaparlarsa yapsınlar, hakikat karşınızda dimdik durur. Bu kadar yürekli bir insana karşı tahammülsüzlüğün bir ifadesidir. Bunu başka bir şekilde izah etmek mümkün değil. Aysel Doğan, böyle bir kişilik olduğu için devletin buna tahammülü yoktu. Aysel’in cenazesine olan saldırı sadece Dersim’de bulunan devlet kurumlarının yahut da Valilik’in, emniyetin işi değildir. Tamamen devlet aklıyla yapılan, hatta talimatla yapıldığına inandığım bir yaklaşımdır. Onlar ne yaparlarsa yapsınlar Aysel gibi binlerce Aysel var. Bu hakikati söylemekten vazgeçmeyen, bunun için bedel ödemeye hazır olan Alevi kadını, Kürt kadını var. Bu ülkede Türk’üyle Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle ama bütün farklı inançlarla eşit, özgür bir ülkede yaşama arzusunu hiç kimse durduramaz” diye konuştu.
“DERSİM’İN AĞACI DA, SUYU DA, ZİYARETGAHI DA, KUŞU DA KURDU DA AYSEL DOĞAN’I BİLİR”
Musa Kulu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aysel Doğan, büyük anayla buluştu, toprak anayla buluştu. Ama Dersim’in ağacı da, suyu da, ziyaretgahı da, kuşu da kurdu da Aysel Doğan’ı bilir. Çünkü Aysel onun için de ağlayandır. Onu korumaya çalışırken de bedelini ortaya koyandır. Ana Fatma’yı korurken de, Düzgün Baba’yı korurken de. Munzur’un kirlenmesini korurken de Ama kendi dilinin yok olmaması için ağı yakan da Aysel Doğan’dır. Aysel Doğan ölüme karşı çıkıyordu, zulme karşı çıkıyordu. Aysel Doğan, türkü tadında yaşamını sürdüren ve en sonda türküsünü, toprağıyla buluşurken Ezidi kadın elbisesini, 37-38’de kefensiz o toprağa düşen öncülerinin o halini özümsediği, ona saygı duyduğu için giydi.
Ülkede barış ve kardeşlik, eşit yurttaşlık temelinde hem Kürt’ün, hem Alevi’nin, hem Türk’ün, hem Laz’ın bir bütün inançların ve farklılıkların özgür, eşit yaşadığı rıza anayasasıyla da pekiştirilen o ülke demokrasisini kuruncaya kadar Aysel’in ve Aysel’in ardılları olarak biz bu mücadeleden asla vazgeçmeyiz. Onun anısına saygıyla daha da güçlenerek, daha da inanarak, daha da çok emek vererek onun mücadelesini yaşatmaya çalışacağız.”
PİRHA- 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın dün toprağa sırlanmasının ardından taziye evinde ağıtlar yakıldı.
Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın dün Dersim’e getirilen cenazesi toprağa sırlandıktan sonra taziye evinde lokmalar dağıtıldı, ağıtlar yakıldı. Aysel Doğan’ın akrabaları, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda kişi aileye taziye ziyaretinde bulundu.
AYSEL DOĞAN KİMDİR?
1953 Dersim doğumlu Aysel Doğan, değişik dönemlerde 17 yıl cezaevinde tutuldu. Gazi Üniversitesi beden eğitimi bölümünden mezun olan Doğan, Dersim’de bir süre spor öğretmenliği yaptı. Devletin ilk şiddetini 1980 darbesiyle yaşadı. Darbe yıllarında tutuklanan ve iki yıl boyunca hiç mahkemeye çıkarılmadan içeride tutulan Doğan, Kürt sorundan kaynaklı devlet terörünün estiği 1990’larda da yine hedefteydi. 1990 Mayıs ayında Dersim’de tutuklanan Doğan, Erzincan’da 11 ay tutuklu kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra 1991 genel seçimlerinde Dersim’de bağımsız aday oldu ve en çok oy almasına rağmen Meclis’e gitmesine izin verilmedi. Etrafındaki devlet şiddeti gittikçe daralan Doğan, o tarihten sonra “Avrupa’ya iltica” etti. Avrupa’ya gitse de yüreği Türkiye’de kalan Doğan, bütün yaşamı boyunca, halkının özgürlüğü ve barış için çalışmalar sürdürdü. Avrupa’da bulunduğu dönem boyunca KCK üyeliği de yapan Doğan, 1999 yılında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine 2. Barış Gurubu üyesi olarak Avrupa’dan gelen heyet içerisinde yer aldı.
Doğan, Türkiye’ye adım attığı gibi grup üyeleriyle birlikte tutuklandı. On yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu süreçte Malatya ve Elbistan hapishanelerinde kalan Doğan, 2009 yılında cezaevinden çıkar çıkmaz, siyasi çalışmalarına devam etti. Dersim’de Dersim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi Derneği’ni kurarak dernek bünyesinde çalışmalar yürüttü. Doğan, kurduğu dernek bünyesinde katıldığı eylem ve etkinlikler nedeni ile AKP hükümetinin başlattığı KCK operasyonunda gözaltına alınarak 28 Eylül 2011 tarihinde çıkarıldığı Malatya Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı. Bir yıllık tutuklu yargılanmanın ardından 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Doğan, cezaevlerinde 2012 yılı sonbaharında PKK ve PAJK tutukluları tarafından Öcalan’a uygulanan tecride son verilmesi için başlattıkları ölüm orucu eyleminin ikinci ekibinde yer aldı. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin kapatılmasının ardından 2014 yılında Yargıtay’da görülen Doğan’ın davası, yeniden örgüt üyeliğinden yargılanması talebiyle bozuldu. 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Aysel Doğan, sağlık sorunları nedeniyle Yargıtay kararıyla tahliye edilmişti.
PİRHA-HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Barış Grubu Üyesi Aysel Doğan’ın Dersim’deki cenazesine yönelik saldırılara ve sonrasında, İçişleri Bakanı Soylu ve Tunceli Valiliği’nin açıklamalarına ilişkin düzenlediği basın toplantısında tepki gösterdi. Soylu’nun ve Valinin sözleri nedeniyle cenaze hakkına saldırıldığını belirten Önlü, “Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik saldırının İsrail’de olanlardan hiçbir farkı yok” dedi.
Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine gelenlere izin vermeyen polis sert müdahale etti.
Cumartesi günü Diyarbakır’dan Dersim’e onlarca araçlık konvoyla götürülen Aysel Doğan’ın cenazesine kent girişinde cenaze aracını almak isteyen polislere karşı çıkan halk, oturma eylemi yaptı. Buna karşı tazyikli su ve biber gazıyla halka müdahalede bulunan polis, milletvekillerini ve yurttaşları darp etti.
HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Barış Grubu Üyesi Aysel Doğan’ın Dersim’deki cenazesine yönelik gerçekleştirilen saldırılar ve sonrasında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Tunceli Valiliği’nin açıklamalarına ilişkin HDP Dersim İl Binası’nda basın toplantısı yaptı.
Aysel Doğan’ın Kürt halkının değerleri için mücadele etmiş, barış için bedel ödemiş Dersim’in değerli bir evladı olduğunu belirten HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, “Aysel bir gün olsun Dersim değerlerini savunmaktan vazgeçmedi, bizler de Aysel’in cenazesini tabi ki sahipleneceğiz. Cenazenin karşılanmasından, polislerin hukuksuz ve düşmanca saldırılarına rağmen cenazeyi yalnız bırakmayan başta kadınlar olmak üzere Dersim halkını, partimizin il ve ilçe yöneticilerini, Dersim’in dışından çevre illerden ve yurt dışından gelenleri ve cenazeyi sahiplenenleri kutluyorum. Aralarında belediye meclis üyemizin de olduğu onlarca kişinin yaralanmasına neden olanları, işkenceyle arkadaşlarımızı gözaltına alanları, saldırı kararını veren ve bu kararı uygulayanları kınıyorum. Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesi İçişleri Bakanı ve Tunceli Valisinin provokasyonu sonucu polisin sert müdahalesiyle saldırıya uğramıştır. Cenaze Amed havalimanından Dersim’e gelene kadar herhangi bir olay yaşanmamıştır. Dersim halkı başta kadınlar olmak üzere Aysel hevali son yolculuğuna uğurlamak istemiş ancak bu en insani hak olan defin hakkı Dersim halkının elinden alınmak istenmiştir. Kitleye izin verilmemesine yönelik yapılan oturma eylemi sırasında polisin gazlı, plastik mermili, coplu saldırıları sonucunda onlarca kişi yaralanmış, 1938’den bu yana her türlü Yezidliği yapan, Dersim halkının inançlarına, diline, dinine saldıran Yezid kültürü, Dersim’in Dervişi Aysel Doğan’ın evinden, ocağından helallik almasını engellemiştir” dedi.
“COĞRAFYALAR DEĞİŞSE DE FAŞİZMİN KARAKTERİ DEĞİŞMİYOR”
Bir cenazenin sadece akrabaları tarafından gömüleceğine dair kararı kim hangi yasaya göre verebilir diyen Alican Önlü, şöyle devam etti:
“Bu ancak düşmanlık hukukunun ve faşizmin yapabileceği bir kötülüktür. Suç işleri Bakanının Dersim’de ki yerel güçleri başta Tunceli Valisi olmak üzere insanlık değerlerini çiğneyerek cenaze hakkına saldırmıştır. Coğrafyalar ve sınırlar değişse de faşizmin karakteri ve yöntemleri değişmiyor. En temel haklardan olan ölüm hakkı gibi evrensel bir hak bile devletler tarafından faşizan yöntemlerle tanınmıyor. Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik saldırının İsrail’de olanlardan hiçbir farkı yok. Aysel Doğan’ın cenazesine saldırı topluma, insanlık değerlerine, evrensel haklara saldırıdır. Dayatılan bu faşizmi kabul etmiyoruz. Taş egemen güçlerin düşmanca saldırısına karşı yurttaşın kendini savunmasının sembolüdür. Almanya’nın Köln kentinde tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’ın cenazesinde polisin kitleye saldırması ve sonrasında yaşananlara ilişkin 2 gündür şahsıma, partime ve kitleye yönelik sosyal medya üzerinden sistematik bir saldırı yürütülmektedir. Özellikle polisin gaz, plastik mermi ve coplarıyla gerçekleştirdiği saldırılar sonrasında TOMA’ya attığım taş üzerinden cenaze töreni kriminalize edilmek istenmektedir. Attığım taş egemen güçlerin bu kadar ağır ve düşmanca saldırısına karşı yurttaşın kendini savunmasının ve direnişin sembolüdür. Taş herhangi bir kişi ve canlıya zarar vermek için değil faşizmin kullandığı yönteme, zihniyete ve araca atılmıştır” dedi.
“BİR TERÖRİST ARIYORSA KENDİSİNE BAKMALIDIR”
Bütün suçlularla fotoğrafı olan Süleyman Soylu, Dersim’de valilik tarafından geliştirilen saldırı sonrasında attığı twitle kendisini terörist diyerek hedef gösterdiğini belirten Önlü, “Bilinmelidir ki bizler bugüne kadar savunduğumuz değerlerden hiçbir koşul ve şartta vazgeçmedik geri adım atmadık. Bizler tabi ki Aysel Doğan’ı sahipleneceğiz. Asıl suç işleri bakanı kendisi kamuoyuna yansıyan fotoğrafların ve işlediği suçların hesabını vermelidir. Bir terörist arıyorsa kendisine bakmalıdır. Hukuk devletinde iki tür emir vardır. Biri soylu emirdir, diğeri ise soysuz emirdir. Soylu emir hukuka uygun devletin devlet olmaktan kaynaklı olması gereken emirleridir. Soysuz emir ise hukuka uygun olmayan kanunlara aykırı sadece kendi çıkarlarını korumak için verilen emirlerdir. Soysuz emiri veren de uygulayan da halk önünde mahkum olmuşlardır. Ülkede hukukun amasız, fakatsız uygulandığı günlerde mutlaka mahkum olacaklardır. Bizler bedeli ne olursa olsun değerlerimizi sahiplenmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
PİRHA-Dersim’de Aysel Doğan’ın cenaze konvoyuna polis sert müdahalesi sırasında gözaltına alınan 4 kişiden 3’ü serbest bırakılırken 1 kişi ‘polise mukavemet’ gerekçesiyle tutuklandı.
Hakk’a yürüyen Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’ın cenazesi Dersim’e getirilirken konvoyda bulunan yurttaşlara polis tarafından biber gazı ve tazyikli suyla müdahale edilmiş ve 4 yurttaş gözaltına alınmıştı.
Gözaltına alınan yurttaşlardan Suna Çelik, Bülen Buluç ve Ali Hıdır Özgen serbest bırakılırken, Mazlum Coşkun isimli yurttaş ‘polise mukavemet’ ettiği gerekçesiyle tutuklandı.