Etiket: aysel doğan

  • PSAKD: Aysel Doğan’ın cenazesi vicdanımızda sızı olarak toprakla buluştu

    PSAKD: Aysel Doğan’ın cenazesi vicdanımızda sızı olarak toprakla buluştu

    PİRHA- PSAKD Genel Merkezi, Aysel Doğan’ın cenazesine yapılan saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaparak, “Dün Filistinli gazetecinin cenazesine saldıran İsrail, bugün Dersim’de Aysel Doğan’a yapılanı topluma saldırı olarak görmek durumundayız. Kendimize yapılmasını istemediğimizin diğerine de yapılmaması hakikatini yaşanır kılmak için Aysel Doğan’a ve ailesine yapılanı kabul etmiyoruz” dedi.

    Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesi Diyarbakır’dan Dersim’e götürülürken, cenazeye katılmak isteyenlere kent girişinde polis sert müdahale etmişti. Cenaze aracını almak isteyen polislere karşı çıkan halk, cenazeyi polislere vermemek için oturma eylemi yapmış ve buna karşı tazyikli su ve biber gazıyla halka tekrar müdahale eden polisler, milletvekillerini ve yurttaşları darp etmişti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Aysel Doğan’ın cenazesine yapılan saldırıya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “CENAZE ABLUKA ALTINDA HAKİKATE UYMADAN VİCDANIMIZDA SIZI OLARAK TOPRAKLA BULUŞTU”

    Dersim’in Pir Ocaklarından, Devriş Cemal Ocağından, siyaset insanı, barış gönüllüsü Aysel Doğan’ın cansız bedenine yönelik saldırının bir insanlık suçu olduğu belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Sessiz kalmayacak bu suça ortak olmayacağız. Bir Kürt siyasetçi olan Aysel Doğan, 11 Mayıs’ta Almanya’nın Köln kentinde tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Diyarbakır’da karşılanan Doğan’ın cenazesi, doğduğu topraklar olan Dersim’e getirilerek orada toprağa sırlanmak istendi. Ana ocağında helallik alınmak üzere çıkılan yolda Dersim’in sistematik olarak her dönem maruz kaldığı yasakları, şiddeti ve baskıyı gördü. Zırhlı araç, TOMA, polis baskısıyla, cenaze erkanına katılmak isteyenlere biber gazlı saldırı ve gözaltılarla son yolculuk, son görevin yapılması yine engellendi. Kaçırılan cenaze abluka altında hakikate uymadan vicdanımızda sızı olarak toprakla buluştu. Unutmayacağız, affetmeyeceğiz.”

    “FİLİSTİNLİ GAZETECİNİN CENAZESİNDE YAŞANANLAR BİZİM ÜLKEMİZDE DE YAŞANMIŞTIR”

    Her toplumda, inançta, dilde, kültürde tartışma götürmez olan iki temel kabulün, doğum ve ölüm olduğu söylenen açıklamaya şu sözlerle devam edildi:

    “Coğrafyalar, sınırlar ve sınıflar değişse de bu değişmez. Dün Filistinli gazetecinin cenazesine saldıran İsrail, bugün Dersim’de Aysel Doğan’a yapılanı topluma saldırı olarak görmek durumundayız. İnsanın yaşam hakkı da ölüm hakkı da evrenseldir. Bu evrensel hakları savunmak tüm dünya halklarının savunusudur. Kimliğe, ırka, ulusa, milliyete karşı halkların eşitliğine sahip çıkıyoruz. Geçen günlerde Filistinli gazetecinin cenaze töreninde yaşanan görüntüler burada bizim ülkemiz de yaşanmıştır. İsrail’in faşizmi neyse burada uygulanan da budur, Dünya halkları bu faşizmi kabul etmiyor bizler de etmiyoruz.

    Yaşamak için yaşatalım, kendimize yapılmasını istemediğimizin diğerine de yapılmaması hakikatini yaşanır kılmak için Aysel Doğan’a ve ailesine yapılanı kabul etmiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘Saldırılara karşı Aysel Doğan’ın ruhuyla direndik’-VİDEO

    ‘Saldırılara karşı Aysel Doğan’ın ruhuyla direndik’-VİDEO

    PİRHA-Hakk’a yürüyen 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine gelenlere izin verilmeyerek sert müdahale edilmişti. Aysel Doğan’ın cenazesinde kolluk güçlerinin yaptığı sert müdahaleyi anlatan Dersimli kadınlar, “Aysel Doğan, ‘Dirimizden korktukları kadar ölümüzden de korkuyorlar’ demişti bizde bu gerçekliği yaşadık” dedi.

    Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine gelenlere izin verilmeyerek sert müdahale edilmişti.

    Diyarbakır’dan Dersim’e onlarca araçlık konvoyla götürülen Aysel Doğan’ın cenazesine kent girişinde polis sert müdahale etmiş, cenaze aracını almak isteyen polislere karşı çıkan halk, cenazeyi polislere vermemek için oturma eylemi yaptı. Buna karşı tazyikli su ve biber gazıyla halka müdahale gerçekleştiren polisler, milletvekillerini ve yurttaşları darp etti.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim İl Eşbaşkanı Nazlı Çelik Öz, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) temsilcisi Evrim Konak ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim Kadın Meclisi Üyesi Nurgül Yalay Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine gelenlere izin verilmeyerek sert müdahale edilmesini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “AYSEL DOĞAN DEVRİMCİ BİR KADIN OLDUĞU İÇİN CENAZESİNE SALDIRDILAR”

    Aysel Doğan’ın sınırları aşmış bir insan olduğunu söyleyen SMF temsilcisi Evrim Konak, “Kendi kabuğunu kırmış, duvarlara hapsolmayan devrimci bir kadındı. Kadınların dünden bugüne Aysel Doğan’dan öğrendiğimiz çok şey oldu. Aysel Doğan’ın cenazesine yapılan saldırının ana nedeni de buydu. Çünkü bazı insanlar tarih gibidirler derinden iz bırakarak fiziken yaşamımızdan ayrılıyorlar. Aysel Doğan’ın yasaklı bir şekilde tabutun içerisinde Dersim topraklarına girmiş olması devlet için bir şeyi değiştirmiyordu, Aysel Doğan’ı binlerin sahipleneceğini çok iyi biliyorlardı. İlk defa cenazelerimize saldırmıyorlar, birçok cenazemiz kaçırılarak defnedildi bu topraklar kanla sulanmış topraklar Aysel Doğan’da bu toplumsal mücadelede ezilenlerin ve Kürt mücadelesinde aktif rol alan ve onu ileriye taşıyan bir gerçekliğe sahipti. Aysel Doğan, ‘Dirimizden korktukları kadar ölümüzden de korkuyorlar’ demişti bizde bu gerçekliği yaşadık” dedi.

    “SU ATTILAR, GAZ ATTILAR AMA GERİ ADIM ATMADIK”

    Aysel Doğan’ın Dersim topraklarına gelişini bizlerde Dersimli kadınlar olarak onun ruhunu alarak cenazesini karşılamak istediklerini söyleyen HDP Dersim İl Eşbaşkanı Nazlı Çelik Öz, “Aysel Doğan burada doğdu, büyüdü ve mücadeleyi bu topraklardan yürüttü. Aysel Doğan’ı Dersim’de en küçüğünden en büyüğüne kadar herkes tanıyordu o yüzden onun mücadelesine yakışır bir şekilde cenazesini karşılamak bizim için çok önemliydi ve bunu gerçekleştirdiğimiz içinde bizlerde onun ruhunu aldığımızdan kaynaklı onur ve gurur verdi. Ne yazık ki polis kontrol noktalarında durdurulduk ve cenazenin kitle ile birlikte gitmesine izin verilmedi. Dersim halkının sesini yükselttiği görüldüğü için Aysel Doğan’ın cenazesini güçlü sahiplendirmeme adına devlet böyle bir politika uyguladı. Tazyikli su sıktılar, gaz attılar ama Aysel Doğan’ın verdiği mücadele yolunda onun ruhunu kuşandık ve onun ruhu bize cesaret verdi” diye belirtti.

    “SALDIRILARA RAĞMEN GERİ ADIM ATMADIK”

    Emniyet güçlerinin çocuk, yaşlı, kadın demeden herkese düşmanca saldırdığını vurgulayan HDP Dersim Kadın Meclisi Üyesi Nurgül Yalay, “Ama saldırılara rağmen orada bulunan kitle kesinlikle geri adım atmadı çünkü Aysel Doğan bu toprakların ruhu. Yaşananlar gerçekten çok çirkindi ama buna rağmen bir direniş oldu ve Aysel Doğan’ı sevdiği topraklarda son yolculuğuna uğurladık” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Dersim’de Aysel Doğan’ın cenazesine katılan 4 kişi gözaltına alındı

    Dersim’de Aysel Doğan’ın cenazesine katılan 4 kişi gözaltına alındı

    PİRHA-Dersim’de Aysel Doğan’ın cenaze konvoyuna polis sert müdahalede bulunurken, müdahale sırasında 4 yurttaşın gözaltına alındığı açıklandı.

    Hakk’a yürüyen Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’ın cenazesi Dersim’e getirilirken konvoyda bulunan yurttaşlara kolluk güçleri tarafından biber gazı ve tazyikli suyla müdahale edilmiş, HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü ile bazı yurttaşlar yaralanmıştı. Müdahalenin ardından toplam 4 kişi gözaltına alındı.

    Gözaltına alınan yurttaşların isimleri; Mazlum Coşkun, Suna Çelik, Bülen Buluç ve Ali Hıdır Özgen.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Aysel Doğan’ın cenazesine saldırı, ölü bedene yönelik en somut devlet şiddetidir!’-VİDEO

    ‘Aysel Doğan’ın cenazesine saldırı, ölü bedene yönelik en somut devlet şiddetidir!’-VİDEO

    PİRHA- Son yolculuğuna uğurlanmak üzere Dersim’e getirilen Aysel Doğan’ın cenazesine polis müdahalesi ve engellemeye tepki gösteren HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, “Aysel Doğan’ın cenazesine saldırı öteki ölü bedenlere uygulanan devlet şiddetinin en somut örneğidir. Bu bir kadın cenazesine yapılan hakaret ve saygısızlıktır” dedi.

    Almanya’da tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiren 2’nci Barış Grubu üyesi ve Kürt Siyasetçi Aysel Doğan’ın cenazesine gelenlere izin verilmeyerek sert müdahale edilmişti.

    Diyarbakır’dan Dersim’e onlarca araçlık konvoyla götürülen Aysel Doğan’ın cenazesine kent girişinde polis sert müdahale etmiş, cenaze aracını almak isteyen polislere karşı çıkan halk, cenazeyi polislere vermemek için direnmişti. Buna karşı tazyikli su ve biber gazıyla halka müdahale gerçekleştiren polisler, milletvekillerini ve yurttaşları darp etmişti.

    “ÖLÜ BEDENE YÖNELİK EN SOMUT DEVLET ŞİDDETİ!” 

    İsrail polisinin Batı Şeria’da açtığı ateşle öldürülen 51 yaşındaki El Cezire muhabiri Şirin Ebu Akile’nin Doğu Kudüs’te düzenlenen cenaze törenine katılanlara saldırmasının Türkiye gündeminde yer aldığını hatırlatan Özsoy, aynı uygulamanın Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik olduğunu belirtti.

    Özsoy, Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik sert müdahale ve engellemelerin ölü bedenlere uygulanan devlet şiddetinin en somut hali olduğuna işaret ederek şöyle konuştu:

    “Birkaç gündür Türk medyasında çok yoğun bir şekilde İsrail’in öldürdüğü Filistinli gazetecinin cenazesine yönelik şiddet tartışılıyor. Cenazeyi taşıyanlara, tabuta joplarla saldırılması çok çok çirkin. Almanya’da kanser tedavisi görürken vefat eden  ve barış için çok mücadele eden Aysel Doğan’ın cenazesini sahiplenenlere bir saldırı var. İsrail ile Türkiye’nin cenazelere yönelik inanılmaz bir benzerlik ve zamansal anlamda bir çakışma söz konusu.

    Dün Filistin’de bugünde Dersim’de yine bir kadın cenazesine polis saldırıyor. İçler acısı bir durum. Aysel Doğan’ın cenazesine saldırı öteki ölü bedenlere uygulanan devlet şiddetinin en somut örneğidir. Bu bir kadın cenazesine yapılan hakaret ve saygısızlıktır.”

    PİRHA/İZMİR

  • DAD İzmir Şubesi Kürt dil bayramı etkinliğini Aysel Doğan’a adadı-VİDEO

    DAD İzmir Şubesi Kürt dil bayramı etkinliğini Aysel Doğan’a adadı-VİDEO

    PİRHA- DAD İzmir Şubesi, Kürt siyasetçi ve Barış Grubu üyesi Aysel Doğan anısına adadığı Kürt Dil Bayramı etkinliğinde ulus devletin ana dillere olan asimilasyonuna karşı Kürt halkının direndiği belirtilerek ana dilde eğitim ve  inancın sürdürülmesi çağrısında bulundu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi ve DAD İzmir Gençlik Meclisinin Kürt Kadın Siyasetçi Aysel Doğan’ın anısına atfettiği Kürt Dil Bayramı etkinliği şube binasında gerçekleşti.

    Bir dakikalık saygı duruşunun ardından Baba Mansur Ocağı Anası Elif Hurustan çerağ uyandırdı. İlk olarak Kürtçenin Kırmançki lehçesinde konuşan DAD İzmir Şube Eşbaşkanı Nebat Çelik ana dilin konuşulmasının öneminin altını çizerek “Dilimizi konuşmazsak yok olur, bu nedenle konuşmalıyız” dedi.

    “AYSEL DOĞAN’IN DİRENİŞİ YAŞATACAĞIZ”

    Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik müdahale ve engellemeye tepki gösteren Çelik,  “O Seyit Rıza’nın torunuydu. Dersim’in sesi olan Aysel Doğan davası için baş kaldırdı, hapse atıldı. Nahak zihniyetine karşı onurlu bir direniş sergiledi. Aysel özgürlüğün rengiydi, kadınların sesiydi. Biz de onu unutmayacağız, her yerde her zaman her dilde sesimizi çıkaracağız. Aysel yanımızda olmasa da ruhu bizimledir, gülüşünü ve direnişini Dersim topraklarında, ocaklarda, ziyaretlerde yaşatacağız. Duyduk ki cenazesine saldırılmış. Biz bu saldırıyı kınıyoruz” şeklinde konuştu.

    “ASİMİLASYON VE İNKARA KARŞI MÜCADELE SÜRÜYOR”

    Ardından basın metni okundu. Metnin Türkçe olarak DAD İzmir Gençlik Meclisi adına Fırat Dikmen, Kırmançki olarak da şube üyesi Sedat Çelik okudu.

    Devletli uygarlık tarihinin ortaya çıkardığı toplumsal sorunların, Kapitalist modernite çağında ulus devlet formunda toplum ve doğa-kırım karakterini derinleştirdiği belirtilen açıklamada ulus devlet modelinin Ortadoğu halklarına dil, coğrafya, kültürü hatta varlığını yok etme seviyesine geldiğini dile getirildi. 1923’de tekçi-milliyetçi ideoloji ekseninde kurulan ulus devletin birçok etnisite, inanç ve kültüre inkar ve asimilasyon politikalarını dayattığı belirtilen açıklamada, “Kürt halkı bu süreçte direnmenin fiziki ve kültürel yöntemlerini farklı boyutlarda sergileyerek toplumsal ve kültürel değerlerini koruyabilmiş ve yaşatabilmiş halkların başında gelmektedir. Bugün dahi asimilasyona ve inkara karşı bu mücadelesini sürdürmektedir” denildi.

    “DİL VE İNANÇ İÇ İÇEDİR”

    İktidar güçlerinin Alevi Kürtlerin Kürtçe ibadet dillerini asimile edip ulus devlet kimlikleri içerisinde eritmek üzere baskı ve inkar politikalarını Kürt Alevilerinin kutsallarına, anadillerine yöneldiğini ifade edilen açıklamada Rêya Haq/Hak Yol Alevi inancının anadili olan Kürtçe ile doğru orantılı geliştiği belirtildi. Açıklamada “Bu açıdan Kürtçeye yönelik asimilasyon politikaları genel olarak dil ve toplumsal kültür asimilasyonunu hedeflerken, Rêya Haq/Hak Yol sürekleri özelinde tüm bunlara ek olarak inancında asimilasyon kıskacına alan önemli bir hedef alanı yaratmaktadır. Tıpkı musahip inançlar olarak gördüğümüz Ezidilik, Yaresanlık, Kakailikte olduğu gibi. Bu musahip inançlarda inanç ve dil bağlamında doğru orantılı bir kültürel gerçekliğe sahiptir ve ibadet dilleri Kürtçedir” sözlerine yer verildi.

    KÜRTÇE HUTBE OKUDUĞU İÇİN TUTUKLANAN MELELERE DESTEK

    Kürtçe hutbe okuduğu için Melelerin tutuklanmasına da değinilen açıklamada, “İslam’ı iktidarları için araçsallaştırmakta bir beis görmeyen egemen güçler, Kürtçeye karşı olan tahammülsüzlüklerini  bu alanda da göstermektedir. Kürtçeye olan bu tahammülsüzlüğü kabul etmediğimizi ve tutuklanan Kürt Mele’ler ile dayanışma içerisinde olduğumuz bilinmelidir” denildi.

    ANADİLDE İBADET VE KIRMANCKİ DİL KURSU ÇAĞRISI

    Kürt Dil Bayramının sadece bir kutlama günü değil, aynı zamanda asimilasyona ve inkara karşı örgütlü mücadele günü olduğu belirtilen açıklamada dernek bünyesinde devam eden Kirmanckî dil atölyesine davet edildi. Açıklamada “Bir çağrı olarak ta başta cem ve civatlarımızda Kürtçenin kullanılması gerektiğini ve yaşamın her alanında yeni nesillere anadillerini öğreterek dil asimilasyonuna karşı toplumsal sahipleniş içerisinde olunması gerektiğini dile getiriyoruz” diye belirtildi.

    ANADİLDE EĞİTİM KABUL EDİLMELİDİR

    Açıklamada son olarak anadillerin halklar için haftalık derslikler içerisinde birkaç saate sıkıştırılmış bir ‘öğrenim dili’ olamayacağı ve her halkın kendi anadilini eğitim dili olarak görmesinin, o halkın varoluşunu koruyabilmesi için kabul edilmesi gerektiği belirtildi.

    Etkinlik sinevisyon gösterisi, Kürtçenin diğer lehçelerinde solo ve koro klam dinletileri ve şiirlerle devam etti.

    PİRHA/İZMİR

  • Milletvekili Alican Önlü, polis saldırısı sonrası hastaneye kaldırıldı!

    Milletvekili Alican Önlü, polis saldırısı sonrası hastaneye kaldırıldı!

    PİRHA – Milletvekili Alican Önlü, Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’ın cenaze erkanına yapılan polis müdahalesi esnasında darp edildi. 

     

    Hakk’a yürüyen Aysel Doğan’ın cenaze erkanı için Dersim’de bir araya gelen kitleye polis sert müdahalede bulundu. Onlarca kişinin yaralandığı saldırıda HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü de polis şiddetine maruz kaldı. Aldığı darbeler sonucu hastanede tedavi altına alınan Önlü’nün vücudunun birçok yerinde darp izleri görüldü.

    Yapılan saldırıya ilişkin yazılı açıklama yapan Milletvekili Önlü, “Sakinelerin yoldaşı, hakikat savaşçısı, Bese ve Zarifelerin mirasçısı Aysel Doğan’ın cenazesine yapılan saldırı Saray iktidarının düşmanlık hukukunun vardığı son noktayı göstermektedir. Filistinli gazeteci Şirin Ebu Akile’nin cenazesine yapılanların benzeri şimdi Aysel Doğan’ın cenazesine yapılıyor. Cenazeye yönelik Saray polisinin gerçekleştirdiği saldırı sonucu HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü’ye başhekimin talimatıyla rapor verilmedi” ifadeleri kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cenaze konvoyuna mezarlık girişinde sert müdahale edildi, cenaze aracı kaçırıldı-VİDEO

    Cenaze konvoyuna mezarlık girişinde sert müdahale edildi, cenaze aracı kaçırıldı-VİDEO

    PİRHA-Hakk’a yürüyen Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’ın cenazesinin içinde bulunduğu konvoya ikinci kez sert müdahale edildi.

    Aysel Doğan için oluşturulan yüzlerce araçlık konvoy, Dersim kent merkezindeki mezarlık girişinde ikinci bir müdahale ile karşılaştı. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Akdeniz, HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, milletvekilleri Ömer Öcalan, Feleknaz Uca, Dersim Dağ, Alican Önlü ve Remziye Tosun’un bulunduğu kitleye sert müdahalede bulunuldu.

    Cenaze aracının kaçırıldığı müdahale sonrası aile fertleri mezarlığa doğru hareket ederken, milletvekillerinin geçişi engellendi.

    Aysel Doğan’ın toprağa sırlanması esnasında sadece akrabaların mezarlığa girişine izin verilirken, ana ocağında taziyeler kabul edildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Aysel Doğan’ın cenaze konvoyuna Dersim girişinde müdahale-VİDEO

    Aysel Doğan’ın cenaze konvoyuna Dersim girişinde müdahale-VİDEO

    PİRHA-Hakk’a yürüyen Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’ın cenazesinin içinde bulunduğu konvoyunda bulunan yurttaşlara, Dersim girişinde biber gazlı ve tazyikli suyla müdahale edildi. Gözaltıların olduğu müdahalede HDP Dersim Milletvekili fenalık geçirdi.

    Aysel Doğan için oluşturulan yüzlerce araçlık konvoy Dersim kent merkezi girişinde durduruldu. Kolluk güçlerinin sadece cenaze aracının geçişine izin verileceğini söylemesinin ardından araçlarından inen yurttaş engellemeyi protesto ederek, oturma eylemine geçti.

    Kolluk güçleri oturma eylemi yapan ve aralarından HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü ile Diyarbakır Milletvekili Dersim Dağ’ın bulunduğu kitleye tazyikli su ve biber gazı ile müdahale etti.

    Müdahale sonrası HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü fenalık geçirirken, gözaltına alınanlar oldu.

    Kitle bekleyişini sürdürürken, Filistin’de geçtiğimiz gün İsrail polisinin cenaze törenine yaptığı saldırıya benzeterek, duruma tepki gösterdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Aysel Doğan’ın cenazesinin Dersim’e girişi engelleniyor-VİDEO

    Aysel Doğan’ın cenazesinin Dersim’e girişi engelleniyor-VİDEO

    PİRHA-Hakk’a yürüyen Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’ın cenazesinin içinde bulunduğu konvoyun, Dersim’e girişi engelleniyor. 

    Kapatılan Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2011 yılında KCK operasyonları kapsamında tutuklanan ve yumurtalık kanserine yakalanan Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’ın tedavi için bulunduğu Almanya’da durumu son günlerde kritikleşmişti.

    Hakk’a yürüyen Barış Grubu üyesi Aysel Doğan, Diyarbakır’da kitlesel olarak karşılanan Dersim’e uğurlandı.

    Aysel Doğan için oluşturulan yüzlerce araçlık konvoy Dersim kent merkezi girişinde durduruldu. Kolluk güçlerinin sadece cenaze aracının geçişine izin verileceğini söylemesinin ardından araçlarından inen yurttaş oturma eylemine geçti.

    KCK operasyonları kapsamında 2011 yılında tutuklanan Doğan, cezaevinde yumurtalık kanserine yakalanmış, tahliye edilmesi yönünde yapılan başvurular üzerine 7 Mayıs 2015’te Yargıtay kararıyla serbest bırakılmıştı. Doğan, cezasının onanması sonrasında yurtdışına çıkmak zorunda kalmıştı.

    PİRHA/DERSİM

  • Kitlesel karşılanan Aysel Doğan, Diyarbakır’dan Dersim’e uğurlandı

    Kitlesel karşılanan Aysel Doğan, Diyarbakır’dan Dersim’e uğurlandı

    PİRHA-Hakk’a yürüyen Barış Grubu üyesi Aysel Doğan, Diyarbakır’da kitlesel olarak karşılanarak Dersim’e uğurlandı.

    Kapatılan Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2011 yılında KCK operasyonları kapsamında tutuklanan ve yumurtalık kanserine yakalanan Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’ın tedavi için bulunduğu Almanya’da durumu son günlerde kritikleşmişti.

    Hakk’a yürüyen Barış Grubu üyesi Aysel Doğan, Diyarbakır’da kitlesel olarak karşılanan Dersim’e uğurlandı.

    Aysel Doğan, Dersim’de Gazik’te ki aile evinin önüne getirildikten sonra Dersim Belediye Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak.

    KCK operasyonları kapsamında 2011 yılında tutuklanan Doğan, cezaevinde yumurtalık kanserine yakalanmış, tahliye edilmesi yönünde yapılan başvurular üzerine 7 Mayıs 2015’te Yargıtay kararıyla serbest bırakılmıştı. Doğan, cezasının onanması sonrasında yurtdışına çıkmak zorunda kalmıştı.

    PİRHA/DERSİM

  • Demokratik Alevi Kadınlar Birliği: Aysel Doğan, sonu yazılmamış kavganın sevdalısıydı

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği: Aysel Doğan, sonu yazılmamış kavganın sevdalısıydı

    PİRHA- Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’ın Hakk’a yürümesine ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, “Sonu yazılmamış kavganın, bitmeyen mücadele aşkının sevdalısıydı Aysel Doğan” dedi.  

    Kapatılan Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2011 yılında KCK operasyonları kapsamında tutuklanan ve sonrasında kansere yakalanan Barış Grubu üyesi Aysel Doğan, tedavi gördüğü Almanya’da dün Hakk’a yürüdü.

    Yazılı bir açıklama yapan Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, “Sonu yazılmamış kavganın, bitmeyen mücadele aşkının sevdalısıydı Aysel Doğan” dedi.

    “BÜTÜN YAŞAMINI DİRENİŞLERDE, ZİNDANALADA KAVGAYLA GEÇİRDİ” 

    Aysel Doğan’ın faşizme karşı mücadeleden hiçbir gün geri adım atmadığını belirten Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, şunları kaydetti:

    “Bütün yaşamını direnişlerde, zindanlarda kavgayla geçirdi. Hangi söz kullanılsa Aysel hevalê az gelir ve yetmeyecektir. Raya(Rêya) Heqî inancının itiqatini örgütleyeni ve yol turabıydı.
    İnanarak yaptıklarının kavgasını sonsuz umut ve çoşkuyla yürüttü son nefesine kadar. “Şêr şêri, çi Jine çi merê” dîyen Zarîfe Ananın ardılıydı.
    Kayalardan kendini kutsal Munzur suyuna bırakan Dersim’in asi ve onurlu kızlarının hevalıydı. Kürdistan mücadelesinde, kadın mücadelesinde, Kızılbaşlık mücadelesinde ve Dersimli olma mücadelesinde gerçek değerler yarattı ve unutulmaz anlar bıraktı, dokunduğu dokunamadığı tüm arkadaşlarına ve yoldaşlarına. Kadın olmanın da, Kürt olmanın da, Kızılbaş olmanın da kıymetlisi olarak tarih sayfasında yerini alırken, biz ardılları, onu mücadelede umut ettiklerini yaşatma sözünü veriyoruz.
    Söz olsun ki Aysel heval, unutulmayan ve unutulmazlardandın ve öylede olmaya devam edeceksin.
    Ma to xo vîra nîkenîmê! Em te bir nakin!
    Seni unutmayacağız!
    Oğur bo tore, şo welate xo, şo Harde dewrêşî û mekanê jiyar û dîyara, şo axa mayo û pîye xo.
    Düzgün bava Ana fatma û Haskar û zijayara Jelê, heval Sakına to kenê Meyman, ,Cuanika hardê Dersim ê bimbarek û birindari.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • FEDA: Acımız büyük, tarifi imkansız keder yüklüyüz!

    FEDA: Acımız büyük, tarifi imkansız keder yüklüyüz!

    PİRHA- Barış Grubu üyesi Aysel Doğan Hakk’a yürümesinden büyük üzüntü duyduğunu belirten FEDA, “Zulme karşı başkaldırının, Zarifelerin, Sakinelerin hakikat ve özgürlük arayışının takipçisi, direngen ve direnişçi mücadelesi ile hakikat yürüyüşünü ölümsüzleştiren Aysel Doğan canımız Hakk’a yürümüştür. Acımız büyük, tarifi imkansız keder yüklüyüz” dedi. 

    2011 yılında KCK operasyonları kapsamında tutuklanan ve yumurtalık kanserine yakalanan Barış Grubu üyesi Aysel Doğan tedavi için bulunduğu Almanya’da Hakk’a yürüdü. Aysel Doğan’ın Hakka yürümesi büyük üzüntü yarattı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), yazılı bir açıklama yaparak, “Zulme karşı başkaldırının, Zarifelerin, Sakinelerin hakikat ve özgürlük arayışının takipçisi, direngen ve direnişçi mücadelesi ile hakikat yürüyüşünü ölümsüzleştiren Aysel Doğan canımız Hakk’a yürümüştür. Acımız büyük, tarifi imkansız keder yüklüyüz. Başta ailesi olmak üzere halkımızın başı sağolsun” dedi.

    “AYSEL DOĞAN, DERSİM’İN KAYIP KIZLARININ SESİ, YÜREĞİ OLMUŞTUR”

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Aysel, Dersim’in kayıp kızlarının sesi, yüreği olmuş, her daim bu sesin söze dönüştürülmesinde nahaka karşı öfkenin adı olmuş.
    Aysel Doğan, Raya(Rêya)Heqî itiqatının kendi kökleri üzerinde yaşam bulması, bu köklerin kadim mekanı Dersim Rıza şehrinin özerk toplumsallığında hayat bulan Ana Kadının nadide taliplerinden biriydi.
    Hakikat yolunda kadim Dersim’de yaşanmış tüm acıların, trajedilerin, yaşanan sosyal ve kültürel travmaların sesi ve çığlığıydı.
    Aysel, özgürlük ve hakikat davamızın kutsal yolculuğunu en onurluca koşanlardandı. Bedenen aramızdan ayrılmış olsa da, Hardê Dewriş’in gül yüzlü jiyar û diyarlarında anılarını yaşatmaya devam edeceğiz. Gül yüzlü, asi Dersim kızını unutmayacağız…
    Devri daim olsun.
    Oxır bo cuanika Dersim’i.
    Dewrê xwe daim be.
    Dewrê xo daim bo.
    Hardê Dewreş’te xortê gul û sosuna da bo..!”

    (HABER MERKEZİ)

  • DİK: Aysel Doğan Dersim‘in yeri doldurulamaz bir değeriydi, bir kutup yıldızı gibiydi

    DİK: Aysel Doğan Dersim‘in yeri doldurulamaz bir değeriydi, bir kutup yıldızı gibiydi

    PİRHA-Almanya’da dün Hakk’a yürüyen Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’a ilişkin yazılı bir açıklama yapan Dersim İnşa Kongresi, “Kürt Halkının ve Alevi toplumunun; eşitlik, özgürlük, barış ve adalet mücadelesine bedel vermiş bir görev kadını olan yoldaşımız, mücadele arkadaşımız, büyüğümüz Aysel Doğan’ın Hakk’a yürümesinin derin üzüntüsü içerisindeyiz. O Dersim‘in yeri doldurulamaz bir değeri olarak, adeta bir kutup yıldızı gibiydi” dedi. 

    Kapatılan Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2011 yılında KCK operasyonları kapsamında tutuklanan ve yumurtalık kanserine yakalanan Barış Grubu üyesi Aysel Doğan tedavi için bulunduğu Almanya’da Hakk’a yürüdü.

    Doğan’ın Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yaratırken, Dersim İnşa Kongresi (DİK) Hakk’a yürüyen Aysel Doğan için açıklama yayınladı.

    Doğan’ı ‘Dersim Karanfili’ olarak tanımlayan DİK, yaptığı açıklamada şunları ifade etti:

    “Kürt Halkının ve Alevi toplumunun; eşitlik, özgürlük, barış ve adalet mücadelesine bedel vermiş bir görev kadını olan yoldaşımız, mücadele arkadaşımız, büyüğümüz Aysel Doğan’ın Hakk’a yürümesinin derin üzüntüsü içerisindeyiz.

    O Dersim‘in yeri doldurulamaz bir değeri olarak, adeta bir kutup yıldızı gibiydi. Nasıl ki kutup yıldızı dünyanın ekseni ile aynı doğrultuda hareket ediyorsa, hiçbir şekilde ve koşulda yer değiştirmiyorsa ve aynı yönü gösteriyorsa, işte tam da bu noktada Aysel Doğan yoldaşımızda koşullar, şartlar, mekanlar ve mevkiler her ne olursa olsun asla duruşundan ve mücadelesinden ödün vermedi.

    Ne diyordu zindanda; “ 60 yaşındayım, kadınım, Kürdüm, Kızılbaş Aleviyim ve yetmiyorsa DERSİMLİYİM!

    1953 yılında yaşama merhaba diyen,  gönlünü Dersim’e yüreğini ve bütün ömrünü halkına adayan asi Kızılbaş bir Kürt kadınıydı. Hayatı ya sürgün, ya da zindanlarda geçen ama her yerde ülkesinden, halkından ve toplumsal değerlerinden asla taviz vermeyen bir neferdi.

    Aysel Doğan yoldaşımız kadın kimliğinin en değerli temsilcilerinden biri olup ardıllarına geride koskoca omurgalı bir yaşam bırakmıştır.

    Sevgili Aysel Yoldaşımız;

    Kimileri gerisinde bir yaşam öyküsü bile bırakamazken sen kendi yaşam öykünü kendin yazarak, kimsenin insafına ve vicdanına bırakmadın. Bu nedenledir ki; kaybımız büyük, acımız biz geride bıraktığın halkın için tarif edilemezdir. Kutsal coğrafyamız, Harde Dewreş Dersim‘in evliyaları ve özgürlük uğruna toprağa düşmüş binlerce evladımızın mekanında Devr-in daim olsun, halkımızın ve tüm ezilenlerin başı sağ olsun. To xo vıra nıkeme! Seni unutmayacağız! Oxır be canıka Dersim!”

    AYSEL DOĞAN KİMDİR?

    1953 Dersim doğumlu Aysel Doğan, değişik dönemlerde 17 yıl cezaevinde tutuldu. Gazi Üniversitesi beden eğitimi bölümünden mezun olan Doğan, Dersim’de bir süre spor öğretmenliği yaptı. Devletin ilk şiddetini 1980 darbesiyle yaşadı. Darbe yıllarında tutuklanan ve iki yıl boyunca hiç mahkemeye çıkarılmadan içeride tutulan Doğan, Kürt sorundan kaynaklı devlet terörünün estiği 1990’larda da yine hedefteydi. 1990 Mayıs ayında Dersim’de tutuklanan Doğan, Erzincan’da 11 ay tutuklu kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra 1991 genel seçimlerinde Dersim’de bağımsız aday oldu ve en çok oy almasına rağmen Meclis’e gitmesine izin verilmedi. Etrafındaki devlet şiddeti gittikçe daralan Doğan, o tarihten sonra “Avrupa’ya iltica” etti. Avrupa’ya gitse de yüreği Türkiye’de kalan Doğan, bütün yaşamı boyunca, halkının özgürlüğü ve barış için çalışmalar sürdürdü. Avrupa’da bulunduğu dönem boyunca KCK üyeliği de yapan Doğan, 1999 yılında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine 2. Barış Gurubu üyesi olarak Avrupa’dan gelen heyet içerisinde yer aldı.

    Doğan, Türkiye’ye adım attığı gibi grup üyeleriyle birlikte tutuklandı. On yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu süreçte Malatya ve Elbistan hapishanelerinde kalan Doğan, 2009 yılında cezaevinden çıkar çıkmaz, siyasi çalışmalarına devam etti. Dersim’de Dersim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi Derneği’ni kurarak dernek bünyesinde çalışmalar yürüttü. Doğan, kurduğu dernek bünyesinde katıldığı eylem ve etkinlikler nedeni ile AKP hükümetinin başlattığı KCK operasyonunda gözaltına alınarak 28 Eylül 2011 tarihinde çıkarıldığı Malatya Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı. Bir yıllık tutuklu yargılanmanın ardından 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Doğan, cezaevlerinde 2012 yılı sonbaharında PKK ve PAJK tuttukluları tarafından Öcalan’a uygulanan tecride son verilmesi için başlattıkları ölüm orucu eyleminin ikinci ekibinde yer aldı. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin kapatılmasının ardından 2014 yılında Yargıtay’da görülen Doğan’ın davası, yeniden örgüt üyeliğinden yargılanması talebiyle bozuldu. 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Aysel Doğan, sağlık sorunları nedeniyle Yargıtay kararıyla tahliye edilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABER

    >Barış Grubu üyesi Aysel Doğan Hakk’a yürüdü

     

  • Barış Grubu üyesi Aysel Doğan Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Barış Grubu üyesi Aysel Doğan Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA- Almanya’da kanser tedavisi gören Barış Grubu üyesi Aysel Doğan Hakk’a yürüdü. 

    Kapatılan Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2011 yılında KCK operasyonları kapsamında tutuklanan ve yumurtalık kanserine yakalanan Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’ın tedavi için bulunduğu Almanya’da durumu son günlerde kritikleşmişti. Doğan bugün Hakk’a yürüdü.

    KCK operasyonları kapsamında 2011 yılında tutuklanan Doğan, cezaevinde yumurtalık kanserine yakalanmış, tahliye edilmesi yönünde yapılan başvurular üzerine 7 Mayıs 2015’te Yargıtay kararıyla serbest bırakılmıştı.

    Doğan, cezasının onanması sonrasında yurtdışına çıkmak zorunda kalmıştı.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Twitter’dan yayınladığı mesajda, “Avrupa’dan Barış Grubu’nda yer alarak Türkiye’ye gelmişti. Tutuklanmış ve cezaevinde kansere yakalanmıştı. Tahliye olduktan sonra tedavi icin gittiği Almanya’da bugün hayata gözlerini yumdu. Sevgili Aysel Doğan mekanın cennet olsun” dedi.

    AYSEL DOĞAN KİMDİR?

    1953 Dersim doğumlu Aysel Doğan, değişik dönemlerde 17 yıl cezaevinde tutuldu. Gazi Üniversitesi beden eğitimi bölümünden mezun olan Doğan, Dersim’de bir süre spor öğretmenliği yaptı. Devletin ilk şiddetini 1980 darbesiyle yaşadı. Darbe yıllarında tutuklanan ve iki yıl boyunca hiç mahkemeye çıkarılmadan içeride tutulan Doğan, Kürt sorundan kaynaklı devlet terörünün estiği 1990’larda da yine hedefteydi. 1990 Mayıs ayında Dersim’de tutuklanan Doğan, Erzincan’da 11 ay tutuklu kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra 1991 genel seçimlerinde Dersim’de bağımsız aday oldu ve en çok oy almasına rağmen Meclis’e gitmesine izin verilmedi. Etrafındaki devlet şiddeti gittikçe daralan Doğan, o tarihten sonra “Avrupa’ya iltica” etti. Avrupa’ya gitse de yüreği Türkiye’de kalan Doğan, bütün yaşamı boyunca, halkının özgürlüğü ve barış için çalışmalar sürdürdü. Avrupa’da bulunduğu dönem boyunca KCK üyeliği de yapan Doğan, 1999 yılında PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine 2. Barış Gurubu üyesi olarak Avrupa’dan gelen heyet içerisinde yer aldı.

    Doğan, Türkiye’ye adım attığı gibi grup üyeleriyle birlikte tutuklandı. On yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu süreçte Malatya ve Elbistan hapishanelerinde kalan Doğan, 2009 yılında cezaevinden çıkar çıkmaz, siyasi çalışmalarına devam etti. Dersim’de Dersim Alevilik İnanç ve Kültür Akademisi Derneği’ni kurarak dernek bünyesinde çalışmalar yürüttü. Doğan, kurduğu dernek bünyesinde katıldığı eylem ve etkinlikler nedeni ile AKP hükümetinin başlattığı KCK operasyonunda gözaltına alınarak 28 Eylül 2011 tarihinde çıkarıldığı Malatya Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı. Bir yıllık tutuklu yargılanmanın ardından 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Doğan, cezaevlerinde 2012 yılı sonbaharında PKK ve PAJK tuttukluları tarafından Öcalan’a uygulanan tecride son verilmesi için başlattıkları ölüm orucu eyleminin ikinci ekibinde yer aldı. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin kapatılmasının ardından 2014 yılında Yargıtay’da görülen Doğan’ın davası, yeniden örgüt üyeliğinden yargılanması talebiyle bozuldu. 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan Aysel Doğan, sağlık sorunları nedeniyle Yargıtay kararıyla tahliye edilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dilek Doğan davası: Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem-VİDEO

    Dilek Doğan davası: Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Küçükarmutlu’da polis tarafından öldürülen Dilek Doğan’ın ailesinin adalet mücadelesi altı yıldır devam ediyor. Yargıtay’da olan dosya onandığı takdirde sanık polis yalnızca 45 gün cezaevinde kalacak. Aile davayı AİHM’e taşıyacaklarını ifade ederken; anne Aysel Doğan, “Hiçbir zaman susmayacağız. Dilek’in yanına gömülene kadar hakkını arayacağım. Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem” diye konuştu.

    İstanbul’un Sarıyer ilçesi Küçükarmutlu Mahallesi’nde yaşadığı eve 18 Ekim 2015 tarihinde baskın düzenleyen polislere, “galoş giymeleri” yönünde uyarıda bulunan Dilek Doğan‘ın, özel harekat polisi Y.M. tarafından vurularak, öldürülmesinin üzerinden altı yıl geçti.

    Doğan’ın ölümünden sonra İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada yargılanan sanık polis Y.M.’ye 17 Mart 2017 tarihinde “iyi hal” indirimi yapılarak “bilinçli taksirle öldürme” suçundan altı yıl üç ay hapis cezası verildi. Yargıtay Başsavcılığı, sanık polis hakkında yapılan temyiz başvurusunu ise geçtiğimiz Temmuz ayında reddetti. Hala Yargıtay’da olan dosya onandığı takdirde sanık polis Y.M. yalnızca 45 gün cezaevinde kalacak.

    Doğan ailesi ise, kızlarının ölümüne neden olan polis hakkında verilen karara tepkili. Altı yıldır devam eden mahkeme sürecine değinen aile, adalet mücadelesine devam edeceklerini ifade ederken; davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacaklarını duyurdu.

    “MARAŞ’TA DA KATLİAMLAR YAŞANIYORDU, İSTANBUL’A KAÇARAK GELDİK”

    Anne Aysel Doğan, aile olarak bugüne kadar yaşadıklarını ise PİRHA‘ya anlattı.

    İlk olarak Kahramanmaraş’tan İstanbul’a olan göçlerine değinen Doğan, “Orada da katliamlar yaşanıyordu. Yoksulluk vardı. İstanbul’a kaçarak geldik. Geldiğimiz dönemde de burada gecekondular yapılıyordu. Biz de iki göz bir yer yaptık. İstanbul’a geldiğimizde Dilek dört yaşındaydı. Beş, altı sene iki göz yerde yaşadık. Bir sene olmadan Dilek’in babasını tutukladılar. Beş sene cezaevinde kaldı. Ben de beş çocukla yalnız kaldım. Çocuklar küçüktü. Çalışamıyordum. Köyden bir şeyler gönderiliyordu. Türlü zorluklarla büyüdü Dilek. Okul kazandı. Gönderemedik, uzak diye. Bu duruma kızarak işe başladı. ‘Ben de babama yardımcı olayım’ dedi” diye konuştu.

    “ARBEDE YAŞANMADIĞINI SÖYLEYEN POLİSLERİ UZAKLAŞTIRDILAR”

    Doğan, kızının ölümüne neden olan olay günü ile ilgili olarak da şunları kaydetti:

    “Olay günü hastaydım. Uykumdan uyandırdı Dilek beni. Baktım, ‘galoş’ muhabbeti var. ‘Ayakkabılarınızı çıkarın geçin’ dedi. Polisler bombacı aradıklarını söyledi. Söyledikleri ismi ilk kez duyduk. Kimliklerimizi kontrol ettiler. Dilek’e üst üste ismini sordular. O an hareketlerinden şüphelendim. Dilek’e yoğunlaşmışlardı zaten. Dilek’in ağabeyi, polislere Ankara’daki canlı bombaların yakalanmamasını, katliama engel olunmamasına yönelik tepkisini söylüyordu. Bunun üzerine oğlumun üzerine yürüdüler. Silah sesi duyuldu. Nereye ateş edildiğinin farkında değildim. Sonrada baktım ki Dilek’in elindeki telefon düştü. Kendisi olduğu gibi yere yığıldı. ‘Kaza oldu. Teröristler karşılık verdi’ dedi. Sonradan kamera kayıtları da ortaya çıktı. ‘Arbede yaşandığını görmedik’ diyen polisleri ise uzaklaştırdılar.”

    AİLEYE YÖNELİK BASKILAR DEVAM EDİYOR

    “Kızımı bizden alıp gittiler. Bize her türlü iftirayı da attılar. Terörist ettiler bizi” diyen Doğan, aile üyelerine yönelik yıllardır baskı yapıldığını belirtti. Doğan şöyle konuştu:

    “Çocuklarımıza baskı yaptılar. Sigortalı bir işe giremediler. Hep bir engel çıkarıldı. Çalıştıkları sırada darp ettiler. Çocuklarımdan biri Dersim’de öğrenciydi. Sürekli takip ettiler. Okulu bitirene kadar canımız çıktı. Polislere hakaret ettiği gerekçesiyle para cezaları verildi. Küçük oğlumun davası da bir yandan devam ediyor.”

    “İNSANLAR, OĞLUMUN ALEYHİNDE İFADE VERMEYE ZORLANDI”

    Doğan, altı yıldır adalet mücadelesi verdiklerini söyledi. Oğul Emrah Doğan’ın bu süreçte 19 yıl hapis cezası aldığını kaydeden Doğan, “Ne desek boş. Dilek’in yokluğu anlatılmaz. Umutlarımızı, hayallerimizi yıktılar. Polis en son “Devletim bana emir verdi, ben de uyguladım” dedi.

    Oğlum üç yıldır cezaevinde ve on dokuz yıl ceza aldı. Evimizin önünde gece, gündüz TOMA bekledi. Sürekli takip ediyorlardı. Hiçbir delil olmadan, ‘tehdit ve örgüt üyeliği’ suçlamasıyla oğluma ceza verdiler. Gizli tanık ifadeleriyle cezalandırıldı. İnsanlar, oğlumun aleyhinde ifade vermeye zorlandı. Bir tane oğlum baskılardan dolayı yurt dışına gitti. Diğer oğlum hiçbir şekilde çalışamıyor. Sokakta rahatça yürüyemiyor bile. Sürekli GBT sorgusuna maruz bırakılıyor.

    Bu süreçte ise bizi soran olmadı. Herkes korkuyor. Dilek’in babası zor şartlarda çalıştı. Ailemizi fişlediler. İş bulamıyorlardı. ‘Terörist’ damgası vurdular bize. Fakat hiç susmayacağız. Ölünceye kadar hakkını arayacağım kızımın. Dilek’in yanına gömülene kadar susmayacağım. Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem. Cezaevindeki oğlumda aynı şekilde ‘Beni öldürseler de gitmem’ dedi” ifadelerini kullandı.

    “SOHBET HAKKI İÇİN DİRENEN OĞLUMU CEZAEVİNDE DÖVMÜŞLER”

    Cezaevindeki oğlunun durumuna ilişkinde bilgi veren Doğan, “Emrah’ın görüş yasağı var. Bir tek telefon ile konuşuyoruz. Haftada yirmi dakika sadece. Bolu Cezaevi’nde yatıyor. Bir keresinde gittiğimizde gördük ki; hiç yürüyemiyor. Gözleri mosmor. Nedenini sorduğumda ise, ‘Bize sohbet hakkı vermediler. Direndiğimiz için dövdüler’ dedi.

    Dilek’in babasına da baskılar devam ediyor. Cemevine bile artık gitmiyor. Her şeyden uzak kaldık mecburen. Gelenek, göreneklerimizi bırakmak zorunda kaldık. Oturduğumuz yerde, ‘bize ne yapacaklar’ diye bekliyoruz. Adamlar düşmanmış bize. Bir devlet halkına düşman olur mu?” şeklinde konuştu.

    “YAŞADIKLARIMIZ KAN DONDURUCUYDU, KİMSE YALNIZ BIRAKMASIN BİZİ”

    Doğan son olarak davalarına sahip çıkılması çağrısında bulunarak, şunları söyledi:

    “Bizi yalnız bırakmasın kimse. Bu zulüm bitmedi. Bugün bana yarın herkese olabilir. Duyarlı insanlar var tabi. Ama herkesi terörist ilan ettiler. İnsanlar korkuyor. Dilek için biri bir şey söylese hemen yargılıyorlar. Berkin Elvan’ın annesi mahkemede, ‘Dilek Doğan’ı da böyle öldürdüler’ dediği için dava açmışlar kadına. Ne olursa olsun susmayacağız. Anneler susmaz. İçim çok dolu. Hiçbir şekilde sindiremediler beni. Yara oldu kaldı yüreğimde. Kanım donuyor aklıma geldikçe. Yaşadıklarımız kan dondurucuydu. Katliam yaşadık burada.”

    Berfin YILDIZ – Barış KOP / İSTANBUL 

  • Dilek Doğan’ın polis kurşunuyla öldürülmesinin 5. yılı

    Dilek Doğan’ın polis kurşunuyla öldürülmesinin 5. yılı

    PİRHA-Dilek Doğan’ın İstanbul Küçükarmutlu’da ailesiyle birlikte yaşadığı evde bir polis tarafından ailesinin gözleri önünde öldürülmesinin üzerinden 5 yıl geçti.

     Dilek Doğan 18 Ekim 2015’te, İstanbul Küçükarmutlu’daki evinde arama yapan Özel Harekât polislerinden Yüksel Moğultay tarafından öldürüldü.

    ABD Başkonsolosluğu’na yapılan silahlı saldırıya karıştığı ileri sürülen bir zanlının yakalanması için İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün çeşitli birimlerinden 13 polis, biri zırhlı, dört sivil araçla Doğan Ailesi’nin evine gitti.

    POLİS GÖĞSÜNDEN VURMUŞTU

    Dilek Doğan, polislere ayakkabılarıyla eve girdikleri için tepki göstererek, galoş giymelerini söyledi. Bunun üzerine çıkan tartışmada, Dilek Doğan polis tarafından göğsünden vuruldu.

    45 dakika sonra gelen ambulansla hastaneye kaldırılan Doğan, yoğun bakımda tedavi altına alındı ancak bir hafta sonra, 25 Ekim 2015’te, hayatını kaybetti.  Cenazesi, polis ablukası altında hastaneden alınarak Yenibosna’daki Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Dilek Doğan’ın cenazesi, Maraş’ın Afşin ilçesinde Türkçayırı Mahallesi’ndeki cemevinde düzenlenen törenin ardından toprağa verildi.

    DAVA SÜRECİ

    Dilek Doğan’ı vuran polisin ekibin amiri Yüksel Moğultay olduğu belirlendi. Polis Yüksel Moğultay hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 83. Maddesi’ne dayanılarak “ihmal suretiyle kasten öldürme” suçundan 25 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı ve iddianame kabul edildi.

    Dilek Doğan öldürüldüğü sırada başka bir odada kayıt yapan polis kamerasından alınan seslerin dökümüne de iddianamede yer verildi. Yapılan ilk duruşmada sanık, tetiğe basmadığını, aileyi salona ittirdiği sırada silahının patladığını savundu ve patlamaya Dilek Doğan’ın ağabeyi Mehmet Doğan’ın neden olduğunu iddia etti.

    Davanın ilerleyen aşamalarında, Doğan’ın vurulmasından hemen sonra kayda alınan, özel harekat polislerinin kendi aralarında Moğultay’ın Dilek Doğan’ı vurduğuna yönelik konuşmalarının, ailenin tepkisinin ve başka silah seslerinin de duyulduğu görüntülere ulaşıldı.

    Savcı mütalaasında, “neticesi öngörülemeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanan taksir” tanımını yaparak sanığın 3 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti. Dilek Doğan’ın ailesinin avukatı, dosyadaki delillerin yok sayıldığını ve gerçekle ilgisi olmayan, sanıkları koruyan bir mütalaa verildiğini kaydetti.

    Dava sonucunda sanık Yüksel Moğultay’ın taksirle öldürme eylemine uyan TCK’nın 85/1 maddesi uyarınca suç konusunun önem ve değeri, olayın meydana geliş şekli, kusurunun yoğunluğu, sonucun ağırlığı dikkate alınarak 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildi.

    Moğultay, olay günü OHAL bölgesinden geldiğini, çok yorgun olduğunu, bir an önce aramayı bitirip dinlenmek istediğini anlattı. Dosyayı karara bağlayan heyet Moğultay’ı bilinçli taksir suçundan önce 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm etti. Ardından da iyi hal indirimi yaparak cezayı 6 yıl 3 aya indirdi.

    Dilek Doğan’ın annesi Aysel Doğan, “Karardan sonra paramparça oldum. Dilek’in yarası buramda duruyor. O yaram tekrar kanıyor şimdi. Her şeyimize zehir kattılar adeta. Bize dünyayı dar ettiler” diyerek karara tepki göstermişti.

    Anne Doğan, “Maraş’tan ölümden kaçtık, burada dizimizin dibinde öldürdüler” ifadelerini kullanmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Dilek Doğan’ın öldürülmesinin üzerinden 3 yıl geçti

    Dilek Doğan’ın öldürülmesinin üzerinden 3 yıl geçti

    PİRHA- Dilek Doğan 3 yıl önce bugün evinde, ailesinin gözü önünde polis tarafından vurularak öldürüldü. Yargısız infazı kamera kayıtları ile belgelenen polis ise ‘iyi hal indirimi’ ile sadece 6 yıl 3 ay hapis cezası aldı.

    İstanbul Armutlu’da ailesiyle birlikte yaşadığı evde polisin kurşunladığı 25 yaşındaki Dilek Doğan’ın vurulmasının üzerinden üç yıl geçti.

    Dilek Doğan’ın ailesinin acısı ise ilk günkü gibi taze. Dilek’in fotoğraflarını sosyal medyada paylaşan çok sayıda kişi de, “Polis vurdu, Saray korudu, yargı akladı: Unutmayacağız!” diyerek Dilek Doğan’ı vuran polise tepki gösterdi.

    Dilek Doğan, 18 Ekim’de sabaha karşı DHKP/C operasyonu için evine baskın düzenleyen polislerden özel harekâtçı Yüksel Moğultay’ın silahdan çıkan kurşunla göğsünden ağır yaralandı. Doğan, polislere ayakkabılarıyla eve girdikleri için uyarmış, ‘galoş giyin’ demişti. Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Doğan, 25 Ekim’de hayata veda etti.

    Doğan’ın vurulduğu silahın sahibi polis Moğultay, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tutuksuz yargılandı. Savunmasında, “Ben kimseyi öldürmedim, kimseye bilerek silah doğrultmadım, bu nedenle vicdanen rahatım. Ben devletimin bana verdiği görevi yerine getirdim. Abisi arama ekiplerine doğru hareket etti. Silahın namlusundan ve dipçikten tutarak şahısları salona itmeye çalışırken silah patladı. Aile sakinleşmedi. Sakinleşirlerse yaralıyı hastaneye götürebileceğimizi söyledim, sakinleşmediler” dedi.

    Moğultay, olay günü OHAL bölgesinden geldiğini, çok yorgun olduğunu, bir an önce aramayı bitirip dinlenmek istediğini anlattı. Dosyayı karara bağlayan heyet Moğultay’ı bilinçli taksir suçundan önce 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm etti. Ardından da iyi hal indirimi yaparak cezayı 6 yıl 3 aya indirdi.

    ANNE DOĞAN: BİZE DÜNYAYI DAR ETTİLER

    Anne Aysel Doğan, “Karardan sonra paramparça oldum. Dilek’in yarası buramda duruyor. O yaram tekrar kanıyor şimdi. Her şeyimize zehir kattılar adeta. Bize dünyayı dar ettiler” diyerek karara tepki göstermişti.

    Polis kurşunuyla vurularak öldürülen Dilek Doğan’ın annesinin “Maraş’tan ölümden kaçtık, burada dizimizin dibinde öldürdüler” ifadelerini kullanmıştı. (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Aysel Doğan yazdı: Ateş kokar mum kokulu Dersim ateş sınavındandır şimdi 

    Aysel Doğan yazdı: Ateş kokar mum kokulu Dersim ateş sınavındandır şimdi 

    PİRHA- Barış grubu üyesi Aysel Doğan, Dersimde yaşanan orman yangınlarına ilişkin bir yazı kaleme aldı. Doğan, “Bölgenin en kadim halkı Kürtlerle ve de Kürt Aleviliğiyle coğrafyası Dersim’i ateşle ilişkisi tam bir kutsallığın trajedisidir. Ateşin kutsallığı, ateşin alevlerindeki görkemliliği destanımsıdır. Ve ne acıdır ki, işgalci egemen elindeki ateşle kutsallarımı yakarken, Kürdü, Aleviliği, günaha davettir. Bir ateşle sınavdır Dersim” ifadelerini kullandı. 

    Barış grubu üyesi Aysel Doğan jinnews’in, ‘Kadının kaleminde’ bölümünde, ‘Ateşle sınavdır Dersim’ başlıklı bir yazı yazdı. Dersim’de askeri operasyonlar sonucu çıkan ve müdahalesine izin verilmeyen orman yangınlarına ilişkin yazan Doğan, “Bir ateşle sınavdır Dersim. Nice ateşlerden geçip gelmişken yeniden ateşin kutsallığı sırrını kutsanmışlığından ateş kokar mum kokulu Dersim ateş sınavındandır şimdi” dedi.

    Aleviler için kutsal olan Muharrem Orucunun da başladığını belirten Doğan, “Şimdi Muharrem Oruçları’ndayız kaç Kerbela yaşandı, yaşanıyor farkında olmamanın günahkarlığının günahıdır yaşadıklarımız bundandır ki yas değil zalime zalim mazluma mazlum demek için sömürgeci diktatörlüğün zulmünü lanetlemek için tam da zamanı. Boşuna yakılmadı her bir güneşin doğusunda analarımızın mumları ancak bağışlasınlar sabırla beklerken o kutsal günü ve yanarken dağlarımız ateş ateşle söndürülür” ifadelerini kullandı.

    Aysel Doğan’ın ‘Ateşle sınavdır Dersim’ başlıklı yazısının tamamını şöyle:

    “Dersim’i sarmalayan ateş tufanı tabi ki ilk değil. Özgürlük hareketi mücadelesinin son 20 yılında askeri alanda sıkıştıkça coğrafyayı hedeflemiş ve yakmıştır. Ancak isyanlar ve isyan sonrası katliamlarla yaşatılan soykırımların başlangıcında ve arta kalan canlı-cansız ne varsa yok etme en büyük silahdır. Bunu en çok da biz Kürtler biliriz. Bu bir rastlantı veya kendiliğinden bir hakikat değil. Bu toprağına sevdalılığın, bu acıyı güce dönüştürmenin marifetidir. Ancak bu hakikat Kürtleri ilkten bugüne isyan haliyle getirmiş olsa da, dünü ve yarını birbirine bağlayan an’lara yanıt olamamanın da dayanılmaz, kendine, toprağına, güvenini ertelenmişliğin de rahatlığıdır.

    “ALEVİLİĞİ GÜNAHA DAVETTİR” 

    Bu çare aramaktan ziyade zorbalığa ‘bitirsen de yeniden dirilim, yaksan da yeniden yeşeririm’ diyerek, sömürge devletine meydan okumadır. Bölgenin en kadim halkı Kürtlerle ve de Kürt Aleviliğiyle coğrafyası Dersim’i ateşle ilişkisi tam bir kutsallığın trajedisidir. Ateşin kutsallığı, ateşin alevlerindeki görkemliliği destanımsıdır. Ve Alevilikte ise çok daha kutsallığın sırlarla gizemliliği bir ateşten yanarak arınmadır. Ateşi söndürmenin günahkarlığı, hele hele yanan, alevlenen ateşe su dökmenin günaha, ateş huzurunda dar da durmaktır. Bu dayanılmazlığa direniş destanı da eklenirse, Newroz ateştir. Dirilişin aydınlığı, müjdesidir de. Kutsallık tanrılaşmaya bir adım bir adım uzaklıkta durur. Ve ne acıdır ki, işgalci egemen elindeki zorla ateşle kutsallarımı yakarken, Kürdü, Aleviliği, günaha davettir. Bir ateşle sınavdır Dersim.

    YAKILAN BİN YILLARDIR EGEMENLERİN AŞAMADIĞI İSYANLAR ENGELİDİR

    Sorun şu ki; ezilenin mazlumiyetini, masumiyetini, tanımsızlığında biriken yaşanmışlıklarını arta kalan acılardan kamilleşirken ve marifetle yaşamı sürdürme gücü, umudu yaratması diğer yandan ise bu hakikatin zorunluluğunu kendiliğine vurarak, hakikatin hakikatine hakkını veremez. Ve çözemedikçe de işgalci zorbalığı, zulmünden kurtulamaz. Durdurulamayan egemen-işgalci gittikçe kudurmuş canavara dönüşür. Modernitenin en berbat hali kapitalist modernite kendini öyle dayanılmaz, öyle dokunulmaz kılmak adına bölgede cehennemleri yaratırken, biricik yaşayan cennet oluverir. Kötülüğün sıradanlaşması ve insanın, toplumun rızalığı ters yüz edilen hakikatin hakikatidir. Ve yakılan Dersim değil, yakılan Kürdistan’da yükselen itirazın ulaştığı kazanımlardır. Binlerce kez bastırılan, yakılan umutların yeşerdiği, meyveye durduğu özgür yaşam ideolojisinin gerçekleşebilir eşiğidir. Cehennemleştirilen coğrafyaların itiraz etme ihtimalinin gücüdür, umududur. Ve yakılan ilk insanın insanlaştığı, insanlık beşiğindeki değerlerdir. Yakılan bin yıllardır egemenlerin aşamadığı isyanlar engelidir. Öyle yaman bir çelişki ki, iç içe geçmiş, düğümlenmiş acılar, soykırımlar, iç içe geçmiş düğümlenmiş umutların tanımlanmaz, kutsallığın, direnişin çırılçıplaklığının hakikatidir. O ilkten yeryüzü tanrıların tekleştirerek göklere çıkışından tekliğin yeryüzüne yeniden iktidarın, kanserleşerek inmesidir. Tepişmelerin kudurganlığın çılgınlığıdır. Ve kullanımı bitmiş zamanların gölgelerinde yaratıkları, güç verdikleri çömez diktatör bekçilerin zalimden daha zalim, zulümle kendini pazarlayan, efendileri adına kötülüğün, egemenliğinde payına düşen ruhunu pazarlayan, ruhsuzluğun sınırsızlığında bilinir-bilinmezliğin bulantı halidir.

    “KÜLLERİNDEN YENİDEN DİRİLDİ”

    Bu hakikat çözümlenmedikçe, anlaşılmadıkça, bu yakmalar, yıkmalar sürdürülecektir ki, acılar ateş gibi, acılar da yakar tutuşturur ki, vebali büyük olur. Ve Kürdistan’ın yüreği Dersim, ülkesinin yaşadığı acılı tarihin toplamını daha dün yaşamamış mıydı? Dedelerin-oğulların kaderi. Aynı olmasa da, kemikleri birbirine karışmadı mı? Sessizliğin sağırlığın da, su uyur, zalimleşmiş düşmanın intikamı uyumaz. Bunu en iyi de Dersimliler biliyorken, unutkanlığın bilmezliği de bizi aklamaz. Dünü bilmenin kadimliği, birikimi, yarını görebilmenin umut ve marifetini, yaşamışlıkları ve yaşananı var ki, son yüz yıldır kötülüğün bin bir hali berbatlığıyla mücadele ederken özgürlük mücadelesi zerre kadar kirlenmedi, kirletmedi ve de kutsallarına sarılarak yanarken küllerinden yeniden dirildiyse, başkaldırı umudunu, haklılığını ve biricikliğinin mucizevi tılsımı vardır.

    “ATEŞ İNSAN KOKTU”

    Dersim yanıyorken yer gök yanıyorken kutsallarımız, Xızır’ı unutup Xızır’laşmanın sırrındaki tılsımı bozup kapatılan kapının önünde secdeye durmak olur mu? Ve sanki ilkmiş ateşten sınavımız, yeniden yeniden zalimin zulmün tanımını yapma, neden ve sonuçların ayırt edilememesindendir. Daha dün değil miydi binlerce köy yakılarak, binlerce insanımız zorunlu sürülmedi mi? Daha dün değil miydi Cizre ve Sur’da, Nusaybin’de yüzlerce insanımız yakıldı. Ateş insan koktu. Acının haykırışında yer gök secdeye durdu. Ve her yıl aynı ay, aynı gün uyuyan canavar uyanır gibi yakılmadı mı yüreğimiz? Ve bilmenin bilmezliğinde zamanı, mekanı bulanıklaştırma, kötülüğün dayanılmazlığında hiçbir sözün hükmü, tanımın gücü yoktur.

    “GÖK KABUL EDERSE YER KABUL EDER Mİ?”

    Diktatörlük kurtlar sofrasındaki sıkışmışlığından zulüm kusarken, Dersim’in ateş tufanındaki sarmalın da tepinirken, kimsesizlikten değil dünden çıkarılamadığı sonuçların bir araya toparlayamamanın yüküdür yüreğindeki ağrı…Sessizlikte seyre dalanlar hiçbir anlamı olmayan sözden keramet bekleyenler, zulmü görmezlikten gelip inkarın sebeplerine sığınanlardır bu kötülüğün dayanılmaz gösterisi karşısında acının çığlık çığlığa fırtınası gösteriye dönüşür mü? Gök kabul ederse yer kabul eder mi? Munzur’un yanan, donan, üşüyen halinin sırrını çözemeyenler bir damla su diyerek Dersim’e sefer edenlerin geliş gidişlerin telaşından yanan yaprak, yanan dal, kuşun, böceğin, çiçeğin, ateşte eriyen, yürüyemeyen yol uzun diyen kaplumbağanın alevlere dalışının ve ‘isyanın sebebine kalmasın’ diyerek kayalıklardan Munzur’a kendini bırakan Dersim kadını gibi kayalığın tam ucuna tutunan geyikler alevlerin dayanılmaz dokunuşlarından kendini Munzur’a bırakırken meleyişleri…Öyle çaresizliğin ağıtlarıyla, çığlığıyla uğurlanmazlarki ve yakın uzak yanı başında sırat  köprüsü misali öncesi bir yana da yarım yüzyılıdır isyanın isyanında iken halkların birlikte yaşamasını iddia edenlerden değil bir damla su  sözde yaralar ve  çığlık çığlığa siyaset  adına insanlığın vicdanını Dersim’e çağıranlar belli ki yaşanmışlığın anlarını toplayamamışlar, bu çağrının yankısında sebeplenmişlerdir.

    DÖRT BİR YANA SAVRULAN DERSİMLİLER, DEMOKRATLAR, SOSYALİSTLER…

    Türkiyeli ve Türk  aydınlar, yazanlar, çizenler, kendince yol gösterenler iki arada bir derede olma misali ile zalimin zulmü ile acıyı denkleştirenler en acısı da zorunlu sürgünü gönüllüğe çevirenler, dört bir yana savrulan Dersimliler, acıya sarılıp sözün özüne dokunmayanlar, trajikomik coğrafya sevenler, yaratıkları doğaya tapınanların, yakanlardan ‘yaktınız, söndürün’ deyip yakanın zalimliğini sırlayanlar, demokratlar, sosyalistler ve komünistler, partileri ve öncüleri, yada daha dün İstanbul şehrinde Gezi Parkı’nda kökünden söküp atılan ağaçlar için haykıranlar, ‘şafakta doğdu doğacak devrim’ diyenler şimdi Dersim, Lice, Şırnak coğrafyası yakılırken, kül olan ağaçlar ve binbir hayvandan ‘şafaktan devrim’ doğmaz mı ki?

    “DERSİM ATEŞ SINAVINDADIR”

    Aleviler… kutsallarımız yakıldı sağırlığın dilsizliğin bedelidir. Kaderi okur gibi yazılanı okuyarak olmuyor dört bir yana savurulmanın tufanını durdurmadan ve kendi hakikatini yoluna girmeden hep eksik olanı tamamlayan miktar olarak kalır önce mürşit önce pir yolu şaşırır şaşırtırsa geriye boşluktan sızanların tarifi ve hükmü kalır. Kirlilik bir bulaşınca jar u gerçekler bile temizliyemez … Mahcup ettik zalimle baş edemeyen kutsallarımızı Munzur tutuştu dondu, üşüyor.  Mahcup ettik ya dağların erişilmezliğini erişen ateşin alevlerinden kendine pay çıkaran diktatörün güçsüzlüğün iki yüzlüğünden ve bir çare olamayan jar u gerçeklerimizin gücünün kerametinden, nice ateşlerden geçip gelmişken yeniden ateşin kutsallığı sırrını kutsalmışlığından ateş kokar mum kokulu Dersim ateş sınavındandır şimdi…

    “SÖMÜRGECİ DİKTATÖRLÜĞÜN ZULMÜNÜ LANETLEMENİN TAM ZAMANI”

    Kırkların kırk kapısı açılmalı, kırk makamın bir araya gelmeli ve hükmünü vermeli 10 binler kırkkapıdan yollardan dağlara ulaşmalı… Hangi set hangi güç engeller bu kutsal yürüyüşü yoksa acının çığlığında söylenen sözün olur mu bir manası hükmü dayanamayıp bu yürüyüşten baştan sondan kopanlarda olur dayanamayıp ateş tufanın seyrinde oturup soluklanan dünün, yarının anda ki hakikatini bilmeyeler de… Şimdi Muharrem Oruçları’ndayız kaç Kerbela yaşandı, yaşanıyor farkında olmamanın günahkarlığının günahıdır yaşadıklarımız bundandır ki yas değil zalime zalim, mazluma mazlum demek için sömürgeci diktatörlüğün zulmünü lanetlemek için tam da zamanı. Boşuna yakılmadı her bir güneşin doğusunda analarımızın mumları ancak bağışlasınlar sabırla beklerken o kutsal günü ve yanarken dağlarımız ateş ateşle söndürülür. (HABER MERKEZİ)

  • Dilek Doğan ve Hasan Ferit Gedik’in anneleri beraat etti

    Dilek Doğan ve Hasan Ferit Gedik’in anneleri beraat etti

    Gülmen ve Özakça ile dayanışmak için açlık grevi eylemi yaptıkları için haklarında dava açılan Dilek Doğan’ın annesi Aysel Doğan ve Hasan Ferit’in annesi Nuray Gedik görülen duruşmada beraat etti.

    KHK ile ihraç edildikleri işlerine geri dönebilmek için 238 gündür açlık grevinde olan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’yla dayanışmak amacıyla eylem yaparken gözaltına alınan Dilek Doğan’ın annesi Aysel Doğan ve Hasan Ferit Gedik’in annesi Nuray Gedik hakkında açılan davanın duruşması  görüldü.

    İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada “yasadışı örgüt propagandası” yapmakla suçlanan Doğan ve Gedik hakkında beraat kararı verildi.

    Duruşma sonrası açıklama yapan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Barış Yarkadaş, “Evlatlarını kaybeden iki aile, sanki bu acı yetmiyormuş gibi bir de hiçbir hukuki altyapısı olmayan bir davada yargılandılar” diye konuştu.

    Kararı ‘geç kalmış’ olarak nitelendiren Yarkadaş şöyle devam etti:

    “Aysel Doğan kızı Dilek’i polis, Nuray Gedik ise oğlu Hasan Ferit’i mafya kurşunu yüzünden kaybetti. Çok acı çektiler… Üstüne üstlük bir de Nuriye ve Semih’e ses olmak için başlattıkları açlık grevi yüzünden yargılandılar. İktidar ve yargısı, her toplumsal talebi suç olarak görüyor ve cezalandırmak istiyor. Örgüt propagandası gibi ağır bir suçlama, vaka-i adliyeye dönüşmüş durumda. Neyse ki; 29. Ağır Ceza bu haksızlığı geç de olsa bitirdi.

    Dilek Doğan

    Dilek Doğan, İstanbul’un Sarıyer ilçesindeki Küçük Armutlu mahallesinde 18 Ekim 2015’te Pazar günü sabaha karşı 04:30’da evine yapılan polis baskını sırasında polis kurşunuyla göğsünden vurulmuştu.

    Akciğerinden yaralanan Doğan Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yoğun bakımda tedavi altına alındı. 25 Ekim 2015’te hayatını kaybetmişti.

    Hasan Ferit Gedik

    21 yaşındaki Hasan Ferit Gedik 29 Eylül 2013’te Gülsuyu’nda uyuşturucuya karşı yürüyüşte, protestocuların üzerine ateş açılması sonucu vurularak hayatını kaybetmişti.

    Gedik’in öldürülmesinin ardından cenazesi polisin, Gedik’in yaşadığı Armutlu’nun girişini kesmesi sonucu üç gün boyunca defnedilememişti.

  • ‘Su bize küstü, Ana Fatma bize küstü’-VİDEO

    ‘Su bize küstü, Ana Fatma bize küstü’-VİDEO

    PİRHA – 372 evliya ile çevrili Alevilerin kenti Dersim’de nereye bakarsanız kutsal bir mekan görürsünüz. Dersim’in dört yanı Alevilerin kutsallarıyla çevrilidir. Mameki’de Gola Çeto, Ana Fatma, Ovacık’ta Munzur Baba, Nazımiye’de Düzgün Baba…  Ve daha pek çok ziyaret.

    Haberin Videosu

    Dersim halkı sabahın erken saatlerinde lokmalarıyla ziyaretlere giderek içsel yolculuklarını tamamlıyor. Dersim’de halk, kutsallarına sığınıyor. Barajların yapılmaması, felaketlerin olmaması için ziyaretleriyle buluşuyor, dem haline geliyor. Dersim halkı Ana Fatma suyunun akmamasını barajlara bağlıyor. Munzur Baba’nın, Ana Fatma’nın, Düzgün Baba’nın gürül gürül akıp baraj bentlerini yıkmasını bekliyor.

    “HALA BARAJLARLA VE DEVLETLE BOĞUŞUYORUZ”

    Geçmişte katliamlarla insansızlaştırılmaya çalışılan Dersim şimdi barajlarla çevrili. Dersim’de insanlar suya, aya, güneşe dualar okuyorlar. Devlet tarafından kapatılan Dersim Alevi Akademisi Kurucu Başkanı Aysel Doğan yaptığımız söyleşide Ana Fatma suyunun akmamasını şöyle değerlendiriyor:

    “Ben oraya gidemiyorum çünkü Ana Fatma’nın suyu kesildi. Sanırım gerçekten küstü bize. Biz hala barajlarla baş edemedik ve hala barajlarla boğuşuyoruz. Devletle boğuşuyoruz. Dolayısıyla su bize küstü, Ana Fatma bize küstü, su çıkmıyor ve ben de oraya gidemiyorum.”

    “BU KADAR ÇAĞRI SUYUMUZU İKNA EDER Mİ”

    Ziyaretlerde suların akması için mumlar yakıldığını söyleyen Aysel Doğan sözlerine şöyle devam ediyor:

    “Soruyorum bazen hala çok mum yakılıyor. Bilemiyorum bu kadar çağrı bu suyumuzu ikna eder mi? Tekrar oradan beyaz bir süt gibi, beyaz, temizlik gibi insanın bakmaya bile dayanamadığı bir güzellik olarak oradan yeniden çıkmasını bekliyorum.”

    “BENTLERİ YIKMASI GEREKİYORDU MUNZUR’UN”

    Ziyaretlerin her zaman baraj altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Aysel Doğan, “Ben Ana Fatma’daki suyun yorulduğunu düşünmüyorum. Ama gerçekten yüreklerimiz yoruluyor. Bu kadar direnmeden sonra hala bir yere ulaşıp tekrar o yerden başa dönülmesini bir döngü olarak kabul etsem bile gerçekten ben de ziyaretlerime küstüm diyebilirim. Evet ben de hem aya hem de sularıma küstüm. Bentleri yıkması gerekiyordu Munzur’un ama yıkmıyor. Ben de ona küsmüşüm ve gitmiyorum. Sözle dile getirilmeyecek bir mucizeyle karşı karşıyayız. Patladı patlayacak ve patlama anını bekliyorum.”

    Rohat EMEKÇİ/Suay ABAK