Etiket: ayten kordu

  • ‘Dersim ortak yaşamın adıdır! Doğamızı, suyumuzu ve inancımızı sermayeye teslim etmeyeceğiz!’-VİDEO

    ‘Dersim ortak yaşamın adıdır! Doğamızı, suyumuzu ve inancımızı sermayeye teslim etmeyeceğiz!’-VİDEO

    PİRHA- Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu, Pülümür’de yaptığı açıklamada, altın, bakır, krom ve diğer madenler adına yürütülen faaliyetler, “kalkınma”, “yatırım” ve “istihdam” söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışıldığına dikkat çekerek, “Bağır Dağı da, Hel Dağı da, Munzur da satılık değildir” dedi.

    Dersim, yüzyıllardır doğayla uyum içinde kurulmuş bir yaşamın adıdır. Munzur’un berrak suları, Pülümür Vadisi, Bağır Dağı, Hel Dağı, kutsal ziyaret yerleri, ormanları ve meraları yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların ortak mirasıdır. Bugün bu miras, uluslararası madencilik tekelleri ile onların yerli ortaklarının yağma politikalarıyla kuşatma altında.

    Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu, Pülümür’de maden projelerine karşı açıklama yaptı. DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’nun destek verdiği açıklamayı Engin Tekin okudu.

    Altın, bakır, krom ve diğer madenler adına yürütülen faaliyetler, “kalkınma”, “yatırım” ve “istihdam” söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışıldığının altını çizen Tekin, “Oysa yaşanan deneyimler bunun tam tersini göstermektedir. Maden şirketleri geldikleri her yerde geriye kuruyan dereler, kesilmiş ormanlar, kirlenmiş topraklar, göç etmek zorunda kalan köylüler ve yoksullaşan halk bırakmaktadır” dedi.

    “DERSİM YAŞAMDIR, TARİHTİR, KÜLTÜRDÜR, İNANÇTIR”

    Dersim’in önemli bir bölümünün maden ruhsatlarıyla kuşatıldığını belirten Tekin, “Yaklaşık 150’yi aşkın ruhsat ve ruhsat başvurusu, bu kadim coğrafyayı uluslararası sermayenin kâr alanına dönüştürme planının bir parçasıdır. Sermaye için Dersim yalnızca çıkarılacak maden rezervidir; bizim için ise yaşamdır, tarihtir, kültürdür, inançtır” diye konuştu.

    “DERSİM’İ SAVUNMAK; HERKESİN ORTAK SORUMLULUĞUDUR”

    “Bağır Dağı’nı dinamitlemek yalnızca bir dağı parçalamak değildir; Alevi inancına, Dersim’in ortak hafızasına ve halkın kutsallarına yönelmiş bir saldırıdır” diyen Tekin sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hel Dağı’na, Karagöz’e, Karagöl’e, Pülümür Vadisi’ne uzanan her kepçe, yalnızca toprağı değil; geleceğimizi de hedef almaktadır. Dersim, Türkiye’nin en zengin biyolojik çeşitlilik alanlarından biridir. Yüzlerce endemik bitki türü, dağ keçileri, boz ayılar, vaşaklar ve sayısız canlı bu coğrafyada yaşamaktadır. Munzur ve Pülümür yalnızca Dersim’in değil, bütün Anadolu’nun en önemli su havzalarındandır. Bir kez kirletilen suyu, yok edilen ormanı ve bozulan ekolojik dengeyi geri getirmek mümkün değildir. Doğa bir meta değildir. Dağlar, dereler ve ormanlar alınıp satılacak ticari mallar değildir. Bunlar bütün canlıların ortak yaşam alanlarıdır. Su yaşamdır; yaşam alınıp satılan bir meta değildir. Bugün doğayı savunmak, aynı zamanda yaşamı, emeği, kültürü ve halkın geleceğini savunmaktır. Dersim’i savunmak; yalnızca Dersimlilerin değil, temiz suya, sağlıklı gıdaya ve yaşanabilir bir geleceğe sahip çıkmak isteyen herkesin ortak sorumluluğudur.

    “MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM”

    Dersim’i maden şirketlerine teslim etmeyeceklerini vurgulayan Tekin, Bağır Dağı da, Hel Dağı da, Munzur da satılık değildir. Kutsallarımızı, derelerimizi, ormanlarımızı ve yaşam alanlarımızı sermayenin kâr hırsına kurban etmeyeceğiz. Bütün Dersim halkını, köylüleri, gençleri, kadınları, emek ve demokrasi güçlerini, çevre örgütlerini, meslek odalarını ve yaşam savunucularını ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz” ifadelerine yer verdi.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da, ekolojik kıyımla karşı karşıya olduklarını ifade ederek, “Sermayeye açılan bir doğa var. Önümüzdeki süreçte geleceğimizle ilgili tehlike var. Aynı zamanda Dersim coğrafyası Reya Haq coğrafyasıdır. Coğrafyamıza, inancımıza, ziyaretgahlarımıza dokunulmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

    PİRHA/DERSİM 

     

     

  • Ayten Kordu’dan Sivas Katliamı için kanun teklifi: Madımak utanç müzesi olsun!

    Ayten Kordu’dan Sivas Katliamı için kanun teklifi: Madımak utanç müzesi olsun!

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yaşamını yitiren 33 kişinin anısına Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne “Sivas Katliamı ile Yüzleşme, Hafıza ve Adaletin Sağlanması Hakkında Kanun Teklifi” sundu. Teklifte Madımak Oteli’nin “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi, hakikat komisyonu kurulması ve katliama ilişkin devlet arşivlerinin açılması istendi.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Sivas Katliamı’nın 33. yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na “Sivas Katliamı ile Yüzleşme, Hafıza ve Adaletin Sağlanması Hakkında Kanun Teklifi” sundu.

    Teklifin genel gerekçesinde, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri sırasında Madımak Oteli’ne yönelik saldırıda, aralarında sanatçı, yazar, akademisyen ve aydınların bulunduğu 33 kişinin yakılarak katledildiği hatırlatıldı.

    HAKİKAT ARAYIŞI SÜRÜYOR

    Gerekçede, aradan geçen 33 yıla rağmen katliamın tüm yönleriyle aydınlatılamadığı, tüm faillerin yargı önüne çıkarılamadığı ve davanın zaman aşımı nedeniyle sonuçlandırılmasının toplumun adalet duygusunu zedelediği belirtildi.

    Sivas Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğu vurgulanan gerekçede, evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda cezasızlıkla mücadele edilmesi ve hakikat arayışının tamamlanması gerektiği ifade edildi.

    “GEÇMİŞLE YÜZLEŞME DEMOKRATİK TOPLUMUN GEREĞİDİR”

    Teklifte, Sivas Katliamı’nın Türkiye’nin demokratikleşmesi, eşit yurttaşlık ve toplumsal barış açısından yüzleşilmesi gereken tarihsel bir kırılma olduğu belirtilerek, Maraş, Çorum, Dersim ile Gazi ve Ümraniye’de yaşanan katliamlarla da gerçek anlamda yüzleşilememesinin ayrımcılık ve cezasızlık kültürünü beslediği ifade edildi.

    Demokratik bir toplumun geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşmesi, hakikati açığa çıkarması ve mağdurların adalet taleplerini karşılamasının temel bir sorumluluk olduğu kaydedildi.

    MADIMAK İÇİN “UTANÇ MÜZESİ” ÖNERİSİ

    Kanun teklifinde, Madımak Oteli’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde “Madımak Utanç Müzesi” ve kamusal hafıza mekânı olarak yeniden düzenlenmesi önerildi.

    Ayrıca Sivas il merkezinde katliamda yaşamını yitiren 33 kişinin isimlerinin yer aldığı bir anıt yapılması, katliama ilişkin devlet arşivlerinin kamuoyuna açılması, tüm bilgi ve belgelerin erişilebilir hale getirilmesi, hakikat, adalet ve yüzleşme komisyonu kurulması ile insanlığa karşı suçlarda cezasızlığın önüne geçecek yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi talep edildi.

    Kordu, teklifin gerekçesinde, bu düzenlemelerin hem toplumsal hafızanın güçlendirilmesi hem de benzer insanlık suçlarının bir daha yaşanmaması açısından önemli bir adım olacağını vurguladı.

    HABER MERKEZİ

  • Ayten Kordu’dan Bakan Murat Kurum’a Ermeni mezarlığı iddiası hakkında soru önergesi

    Ayten Kordu’dan Bakan Murat Kurum’a Ermeni mezarlığı iddiası hakkında soru önergesi

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Elazığ’ın Kovancılar ilçesine bağlı Ğarpbörk köyünde tarihi Ermeni mezarlığı üzerine TOKİ konutları inşa edildiği iddialarını Meclis gündemine taşıdı. Kordu, insan kalıntılarının ortaya çıktığı ve kültürel mirasın tahrip edildiği yönündeki iddialara ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Elazığ’ın Kovancılar ilçesine bağlı Ğarpbörk (Karabörk) köyünde bulunan tarihi Ermeni mezarlığının üzerine TOKİ tarafından konut inşa edildiği yönündeki iddiaları Meclis gündemine taşıdı.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na yazılı soru önergesi veren Kordu, söz konusu alanda yürütülen yapılaşmanın kültürel mirasın korunması, defin hakkına saygı ve kamu idaresinin sorumluluğu açısından ciddi soru işaretleri yarattığını belirtti.

    TARİHİ MEZARLIĞIN ÜZERİNE KONUT YAPILDIĞI İDDİASI

    Önergede yer alan bilgilere göre, Kovancılar’a bağlı Ğarpbörk köyünde yerel halk tarafından uzun yıllardır Ermeni mezarlığı olarak bilinen alan üzerine TOKİ tarafından iki konut inşa edildiği ileri sürülüyor. İnşaatın 2023 yılında tamamlandığı belirtilirken, köyde alternatif boş hazine arazileri bulunmasına rağmen yapıların doğrudan mezarlık alanı üzerine yapıldığı iddia ediliyor.

    Yerel kaynakların aktardığı bilgilere göre, inşaat çalışmaları sırasında iş makineleriyle yapılan kazılarda mezarlığın tamamen tahrip edildiği, insan kemikleri ve kafataslarının ortaya çıktığı öne sürülüyor. Köylülerin alanın mezarlık olduğuna ilişkin itirazlarının ise dikkate alınmadığı ifade ediliyor.

    KÜLTÜREL HAFIZA MEKÂNI TAHRİP EDİLDİ

    Kordu, bölgenin Ermeni toplumunun tarihsel ve kültürel varlığı açısından önemli bir hafıza mekânı olduğunu vurgulayarak, köyde bulunan tarihi çeşmelerin, kilise kalıntılarının ve mezar taşlarının yıllar içerisinde çeşitli biçimlerde tahrip edildiği ya da ortadan kaldırıldığı yönündeki iddialara dikkat çekti.

    İnsan kalıntılarının bulunduğu iddia edilen bir alanda inşaat faaliyetlerinin yürütülmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Kordu, konuyla ilgili kapsamlı bir inceleme yapılması gerektiğini ifade etti.

    BAKANLIĞA BEŞ SORU

    Ayten Kordu, Bakan Murat Kurum’a şu soruları yöneltti:

    -Söz konusu alanın geçmişte mezarlık olup olmadığına ilişkin Bakanlık veya TOKİ tarafından herhangi bir araştırma, arşiv incelemesi ya da kurum görüşü alındı mı?

    -İnşaat sırasında insan kemikleri, kafatasları veya mezarlık kalıntılarıyla karşılaşıldığı yönündeki iddialar Bakanlığın bilgisi dahilinde mi? Bu konuda herhangi bir adli ya da idari işlem başlatıldı mı?

    -Köyde bulunan boş hazine arazileri yerine neden mezarlık olduğu iddia edilen alan tercih edildi?

    -Yerel halkın itirazları Bakanlığa veya TOKİ’ye ulaştı mı, ulaştıysa hangi incelemeler yapıldı?

    -İnsan kalıntılarının bulunduğu ve tarihi mezarlık olduğu iddia edilen bölgede gerçekleştirilen yapılaşmaya ilişkin bağımsız bir inceleme başlatılması ve sorumluların tespit edilmesine yönelik bir çalışma planlanıyor mu?

    Kordu, tarihi ve kültürel mirasın korunması ile geçmiş toplumların mezarlıklarına saygı gösterilmesinin kamu kurumlarının temel sorumlulukları arasında yer aldığını belirterek, iddiaların açıklığa kavuşturulmasını istedi.

    HABER MERKEZİ

     

  • ‘Taş ocağının açılmasının göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır?’

    ‘Taş ocağının açılmasının göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır?’

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Maraş’ın Türkoğlu ilçesinde, Tut Dağı’nın Hireba mevkii çevresinde bulunan Cennetpınarı (Mole Uson), Bayramgazi (Şoquliyon) ve Kelbişli (Kellon) Kürt Alevi mahalleleri/köyleri sınırlarında bir taş ocağı açılmasına tepki göstererek, “Maraş Pazarcık–Türkoğlu hattında yer alan Kürt Alevi yerleşimlerinde uzun yıllardır devam eden göçün, 6 Şubat depremlerinin ardından daha da arttığı bilinmektedir. Bakanlığınız, bölgede planlanan taş ocağı ve madencilik faaliyetlerinin tarımsal üretim, hayvancılık ve kırsal yaşam üzerindeki etkilerinin göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir?” diye sordu.

     

    Maraş’ın Cennetpınar (Uson) ve Bayramgazi (Şoquliyon)  köylerinde taş ocağı açılmak isteniyor.

    Maraş’ın Türkoğlu ilçesinde, Tut Dağı’nın Hireba mevkii çevresinde bulunan Cennetpınarı (Mole Uson), Bayramgazi (Şoquliyon) ve Kelbişli (Kellon) Kürt Alevi mahalleleri/köyleri sınırlarında bir taş ocağı ve buna bağlı arama faaliyetleri yürütülmek istendiği yönünde bölge halkının ciddi endişeleri bulunuyor.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Kürt Alevi köylerine taş ocağı açılma girişimini Meclis gündemine taşıdı. Kordu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından cevaplandırılmasını istemiyle sorular sordu.

    “BÖLGE YER ALTI SU KAYNAKLARI BAKIMINDAN DA HAYATİ ÖNEME SAHİP BİR ALANDIR”

    Yerel halkın aktardığı bilgilere göre yaklaşık 100 hektarlık (1.000 dönüm) alan için arama ruhsatı alındığı, bölgede sondaj ve karot çalışmalarına başlanması planlandığını belirten Kordu, “Söz konusu alanın çevresinde yaklaşık 1.500 dönümlük verimli tarım arazisi, zeytinlikler, küçükbaş hayvan çiftlikleri dahil çeşitli hayvancılık faaliyetleri ve kırsal yaşam alanları bulunmaktadır. Bölge sakinleri, yapılması planlanan faaliyetlerin tarımsal üretime, su kaynaklarına, mera alanlarına, biyolojik çeşitliliğe ve yaşam alanlarına zarar vereceğini ifade etmektedir. Bölge yer altı su kaynakları bakımından da hayati öneme sahip bir alandır” dedi.

    “İZİN VERİLMESİ KAMU YARARI İLKESİYLE BAĞDAŞMAMAKTADIR”

    Ayrıca söz konusu bölgenin, 6 Şubat 2023 depremlerinde en ağır yıkım ve tahribatın yaşandığı yerlerin içerisinde yer aldığını vurgulayan Kordu, “Deprem sonrası kırılganlığı artan bu coğrafyada yapılacak çalışmaların çevresel etkilerinin yanı sıra jeolojik güvenlik açısından da ciddi riskler doğurabileceği yönündeki kaygılar bilimsel olarak incelenmeden herhangi bir faaliyete izin verilmesi kamu yararı ilkesiyle bağdaşmamaktadır” diye belirtti.

    “Yerel halkın yoğun ve haklı itirazları sonucunda sondaj çalışmaları geçici olarak bir hafta ertelenmiş olsa da bu durum kalıcı bir çözüm sunmamaktadır” diye Kordu, şunları belirtti:

    “KÜRT ALEVİ YERLEŞİMLERİNİN BULUNDUĞU BİR COĞRAFYANIN PARÇASIDIR”

    “Büyük çaplı yarma, sondaj ve karot gibi detay arama faaliyetleri için “Çevresel Etki Değerlendirmesi” (ÇED) raporu alınması yasal bir zorunluluktur. ÇED süreci işletilmeden ve bölgenin ekolojik, jeolojik, tarım ve hayvancılık dinamikleri gözetilmeden ruhsat tanzim edilmesi hukuka, kamu yararına ve çevre mevzuatına açıkça aykırıdır.

    Bunun yanı sıra söz konusu bölge, Maraş Pazarcık–Türkoğlu hattında yer alan Kürt Alevi yerleşimlerinin bulunduğu bir coğrafyanın parçasıdır. Bu hatta uzun yıllardır ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerle yaşanan göç olgusu, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından daha da hızlanmıştır. Bölge halkının kendi köylerinde ve yaşam alanlarında kalabilmesini sağlayan en temel unsurlardan biri verimli tarım arazileri, hayvancılık faaliyetleri ve doğal kaynaklara dayalı kırsal üretim imkânlarıdır. Tarım alanlarını, meraları, su kaynaklarını ve ekolojik yaşamı tehdit eden madencilik ve taş ocağı faaliyetlerinin yaygınlaştırılması; bölge halkının geçim kaynaklarını zayıflatma, kırsal yaşamı sürdürülemez hale getirme ve göçü daha da derinleştirme riski taşımaktadır. Bu durum yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda bölgenin demografik yapısını etkileyen, kırsal alanların insansızlaşmasına yol açabilecek ciddi bir sosyal ve ekonomik mesele olarak değerlendirilmelidir.”

    DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, Kurum’un yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    -Maraş’ın Tut Dağı’nın Hireba mevkii çevresinde bulunan Cennetpınarı (Mole Uson), Bayramgazi (Şoquliyon) ve Kelbişli (Kellon) mahalleleri/köyleri civarında yürütülmesi planlanan arama ve/veya taş ocağı faaliyetlerine ilişkin Bakanlığınızın bilgisi dâhilinde verilmiş herhangi bir çevresel izin, uygunluk görüşü veya değerlendirme kararı bulunmakta mıdır? Bulunuyorsa bunların kapsamı nedir?

    -Söz konusu ruhsat sahasının çevresinde yer alan tarım arazileri, zeytinlikler, mera alanları, hayvancılık faaliyetleri, su kaynakları ve yerleşim alanları bakımından herhangi bir çevresel etki değerlendirmesi yapılmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir?

    -Bölgede planlanan sondaj, karot ve yarma çalışmalarının kapsamı nedir? Bu faaliyetlerin yalnızca sınırlı teknik arama faaliyetleri kapsamında mı değerlendirildiği, yoksa ileri aşama arama ve işletme faaliyetlerine hazırlık niteliği taşıyıp taşımadığı hususunda Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir?

    -Ruhsat sahasında veya ilerleyen süreçte gerçekleştirilmesi planlanan faaliyetler için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin işletilmesi gerekip gerekmediği konusunda Bakanlığınızın görüşü nedir? ÇED süreci işletilmeden kapsamlı sondaj, yarma veya detay arama çalışmalarına izin verilmesi mümkün müdür?

    -6 Şubat depremlerinden etkilenen bu bölgede, jeolojik riskler, yer altı su rejimi ve deprem sonrası çevresel hassasiyetler dikkate alınarak herhangi bir bilimsel inceleme veya risk analizi yapılmış mıdır? Yapılmışsa sonuçları kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?”

    -Bölge halkının yoğun itirazları, açılan davalar ve yürütmenin durdurulması talepleri dikkate alınarak; söz konusu faaliyetlerin durdurulması veya yeni izin süreçlerinin askıya alınması yönünde Bakanlığınız tarafından herhangi bir değerlendirme yapılmakta mıdır?

    -Maraş Pazarcık–Türkoğlu hattında yer alan Kürt Alevi yerleşimlerinde uzun yıllardır devam eden göçün, 6 Şubat depremlerinin ardından daha da arttığı bilinmektedir. Bakanlığınız, bölgede planlanan taş ocağı ve madencilik faaliyetlerinin tarımsal üretim, hayvancılık ve kırsal yaşam üzerindeki etkilerinin göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir?

    -Bölge halkının başlıca geçim kaynaklarını oluşturan verimli tarım arazileri, zeytinlikler, meralar ve hayvancılık faaliyetlerinin zarar görmesi halinde ortaya çıkacak ekonomik kayıplara ilişkin Bakanlığınız tarafından herhangi bir analiz yapılmış mıdır? Söz konusu faaliyetlerin yerel halkın geçim kaynaklarını ortadan kaldırarak kırsal alanların insansızlaşmasına yol açma riski konusunda Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir?”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Ayten Kordu: Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar ve kadınlara dönük suçlar soruşturulmalı-VİDEO

    Ayten Kordu: Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar ve kadınlara dönük suçlar soruşturulmalı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu,  Suriye’de Alevilere yönelik katliamlar ile kadınlara dönük kaçırma, zorla kaybetme ve cinsel şiddet vakalarının bağımsız uluslararası mekanizmalar tarafından soruşturulmasını istedi. 

     

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Meclis’te yaptığı konuşmada, Suriye’de Alevilere yönelik artarak devam eden katliamlara, kadınlara dönük kaçırma, zorla kaybetme ve cinsel şiddet vakalarına dikkat çekti. Kordu, yaşanan ağır insan hakları ihlallerinin tarafsız uluslararası mekanizmalar tarafından soruşturulması gerektiğini belirtti.

    ALEVİLERE YÖNELİK SALDIRILARIN ARAŞTIRILMASI ÇAĞRISI

    Suriye’de özellikle Alevi toplumunu hedef alan saldırıların giderek arttığını ifade eden Kordu, bölgede yaşananların uluslararası hukuk açısından ciddi suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kordu, katliam iddialarının bağımsız ve tarafsız uluslararası kurumlar tarafından araştırılması çağrısında bulundu.

    KAÇIRILAN KADINLARIN AKIBETİ AÇIKLANSIN

    Konuşmasında kadınlara yönelik ihlallere de dikkat çeken Kordu, çok sayıda kadının kaçırıldığı, zorla kaybedildiği ve cinsel şiddete maruz bırakıldığı yönündeki iddiaların derhal aydınlatılması gerektiğini vurguladı. Kaçırılan kadınların akıbetinin açıklanmasını isteyen Kordu, sorumluların yargı önüne çıkarılması gerektiğini ifade etti.

    TBMM VE BM’YE ACİL HAREKETE GEÇME ÇAĞRISI

    Ayten Kordu, yaşananların önlenmesi ve yeni ihlallerin önüne geçilmesi için başta TBMM ve Birleşmiş Milletler olmak üzere ilgili tüm uluslararası mekanizmaların acilen harekete geçmesi gerektiğini söyledi. Kordu, uluslararası kamuoyunun sessiz kalmaması gerektiğini belirterek, bölgede yaşananların etkin biçimde soruşturulmasının ve faillerin hesap vermesinin önemine dikkat çekti.

    Kordu, Suriye’deki Alevi toplumuna yönelik saldırılar ile kadınlara dönük şiddet ve zorla kaybetme vakalarının insanlığa karşı suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, uluslararası toplumun insan hakları ihlallerine karşı ortak bir tutum geliştirmesi çağrısında bulundu. Yaşananların görünür kılınmasının ve mağdurların adalet taleplerinin karşılanmasının zorunlu olduğunu ifade etti.

    HABER MERKEZİ

  • Kordu: Rektör Peker’in hadsiz cevabını kınıyorum!-VİDEO

    Kordu: Rektör Peker’in hadsiz cevabını kınıyorum!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi Rektörü Kenan Peker’in “Kampüse gelenler dağdan inen eşkıyalar değildir” sözlerine tepki göstererek, “Rektör Peker’in hadsiz ifadelerini kınıyorum” dedi.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 2 Nisan 2026 tarihinde Munzur Üniversitesi kampüsünde “deprem hazırlığı” gerekçesiyle kütüphane ve bazı fakülte alanlarının hükümet konağı ve adliye binası olarak kullanılmasına yönelik öğrencilerin protestolarına soruşturma açılmasına ilişkin yazılı soru önergesi vermişti.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu önergesine Munzur Üniversitesi Rektörü Kenan Peker’den cevap geldi. Kenan Peker, verdiği resmi yanıtta “Kampüse gelenler dağdan inen eşkıyalar değildir” dedi.

    KORDU’DAN CEVAP!

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Peker’in yanıtını Meclis Genel Kurulu’na taşıdı.

    Kordu, “Rektör Peker’in hadsiz ifadelerini kınıyorum. Üniversiteler kışla ya da soruşturma odaları değil; bilimin ve özgür düşüncenin merkezidir. Rektörü ve onun bu ciddiyetsiz cevabın Meclis’e iletmeye imtina etmeyen yetkililerin de, bu lakayıt ve ayrımcı dili görmezden gelmeleri de kurumun ciddiyetine yakışmamaktadır” diyerek gerekli girişimlerde bulunacağını söyledi.

    HABER MERKEZİ

     

  • Munzur Vadisi’ndeki yol çalışmaları Meclis gündeminde: Doğayı yok eden projede kamu yararı nedir?

    Munzur Vadisi’ndeki yol çalışmaları Meclis gündeminde: Doğayı yok eden projede kamu yararı nedir?

    PİRHA-  DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yürütülen yol genişletme çalışmalarını Meclis gündemine taşıdı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi veren Kordu, dinamit patlatmaları, hafriyat dökümleri ve ekolojik tahribat iddialarına ilişkin açıklama istedi.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Vadisi Milli Parkı sınırları içerisinde sürdürülen yol genişletme çalışmalarının doğaya ve yaban yaşamına verdiği zararları Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yazılı olarak yanıtlaması talebiyle soru önergesi sunan Kordu, çalışmaların milli parkın koruma statüsüyle çeliştiğini belirterek kamuoyundaki kaygıların giderilmesini istedi.

    “MUNZUR YALNIZCA BİR DOĞAL ALAN DEĞİL”

    Önergede, 1971 yılında milli park ilan edilen Munzur Vadisi’nin 2 bin 500’ü aşkın endemik bitki türüne, koruma altındaki yaban hayatına ve zengin sucul ekosistemlere ev sahipliği yaptığı vurgulandı. Kordu, Munzur Havzası’nın yalnızca ekolojik açıdan değil, bölge halkının kültürel hafızası, inançsal değerleri ve yaşam biçimi açısından da yaşamsal öneme sahip olduğunu ifade etti.

    Kordu, Dersim-Ovacık karayolunun 32’nci kilometresinde sürdürülen yol genişletme çalışmaları sırasında yoğun dinamit kullanıldığı, ortaya çıkan hafriyatın ise Munzur Nehri yatağına, ağaçlık alanlara ve doğal yaşam sahalarına döküldüğüne ilişkin görüntü ve tespitlerin kamuoyuna yansıdığını hatırlattı. Önergede, patlatmaların bölgenin jeolojik yapısını etkileyebileceği, yaban hayatının yaşam ve üreme alanlarını tahrip ettiği, nehir yatağının daraltılması nedeniyle taşkın riskinin arttığı ve endemik balık türlerinin tehdit altında olduğu yönündeki değerlendirmelere yer verildi.

    Ayten Kordu, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’nun doğal ve ekolojik dengenin bozulamayacağını açıkça hükme bağladığını hatırlatarak, buna rağmen milli park sınırları içerisinde gerçekleştirilen müdahalelerin hangi hukuki ve bilimsel gerekçelere dayandırıldığının açıklanmadığını belirtti.

    Önergede ayrıca Mart 2026’da yürürlüğe giren ve Milli Parklar Kanunu’nda değişiklikler içeren 7576 sayılı yasa da gündeme getirildi. Kordu, söz konusu düzenleme ile milli parklarda “kamu yararı” ve “zaruret” gerekçeleriyle altyapı, ulaşım ve çeşitli tesis projelerine daha geniş izin olanakları tanındığını belirterek, Munzur Vadisi’ndeki çalışmaların bu değişiklikler kapsamında değerlendirilip değerlendirilmediğini sordu.

    BAKANLIĞA SEKİZ SORU

    Kordu, Bakan Yumaklı’dan şu konularda açıklama istedi:

    Yol genişletme çalışmalarına hangi tarihte ve hangi hukuki gerekçelerle izin verildiği,

    Çalışmalar öncesinde ekolojik etki değerlendirme raporu hazırlanıp hazırlanmadığı,

    Hafriyat dökümleri ve ekolojik tahribat iddialarının incelenip incelenmediği,

    Dinamit kullanımının yaban hayatı üzerindeki etkilerine ilişkin bilimsel görüş alınıp alınmadığı,

    Çalışmaların “kamu yararı” veya “zaruret” kapsamında değerlendirilip değerlendirilmediği,

    Uzun Devreli Gelişme Planı şartının bu projede uygulanıp uygulanmadığı,

    Daha az zarar verecek mühendislik yöntemleri yerine neden dinamitli yöntemin tercih edildiği,

    Munzur Vadisi’nin tamamının “Kesin Korunacak Hassas Alan” statüsüne alınmasına yönelik bir çalışma bulunup bulunmadığı.

    Kordu, önergesinde Munzur Vadisi’nin yalnızca Dersim’in değil, Türkiye’nin ve dünyanın korunması gereken en önemli doğal miras alanlarından biri olduğunu belirterek, yürütülen çalışmaların kamuoyunda yarattığı kaygıların şeffaf biçimde yanıtlanması gerektiğini vurguladı.

    PİRHA/ANKARA

  • Ayten Kordu’dan Gülistan Doku soruşturması açıklaması!

    Ayten Kordu’dan Gülistan Doku soruşturması açıklaması!

    PİRHA-Gülistan Doku dosyasının Erzurum’da görülmek istenmesine dair açıklama yapan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Böylesi bir kararla dosyanın etkisizleştirilmesine ortak olacak her tasarruf; geçmişte yürütülen karartma ve üzerini örtme pratiğinin bugünün yetkilileri tarafından da sürdürüldüğü sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle hiçbir makam böylesine ağır bir sorumluluğun parçası olmamalıdır” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Gülistan Doku dosyasının Erzurum’da görülmek istenmesine tepki gösterdi.

    KENDİLERİNİ KORUMA ALTINA ALMA ARAYIŞI!

    Gülistan Doku dosyasının; kamu gücüyle kurulan koruma ağlarının, cezasızlığın, delil karartmanın ve kadınlara yönelik sistematik erkek devlet şiddetinin aynası ve önemli bir parçası olduğunu belirten Kordu, “Bu kötülük ağının sistematik ve organize yapısı, her gün yeni itiraflarla genişletilmesi gerekirken ve tutuklanması gereken soruşturmaya dahil edilmesi gereken kurum ve kişiler varken, dosya hız kazanmak yerine aksine bir gidişat kaygı vericidir. Anlaşılan o ki, kamuoyuna yansıyan bazı iddialar kimi çevrelerin kendilerini koruma altına alma arayışında olduğunu göstermektedir” dedi.

    “SORUŞTURMANIN YÖNÜNÜ SAPTIRMA İHTİMALİ OLDUKÇA YÜKSEK”

    Ayten Kordu, dosyanın kayyım Vali Tuncay Sonel lehine, soruşturmanın bütününün Dersim’den Erzurum’a taşınarak yeniden şekillendirilmek istenmesi; dosyayı kaynağından koparıp sürüncemeye bırakma, soruşturmanın yönünü saptırma ve belli çevreleri koruyan bir zemine dönüştürme ihtimali oldukça yüksek ve son derece ciddi olduğunu vurguladı.

    “HATAYA ASLA DÜŞÜLMEMELİDİR”

    Ayten Kordu, devamında şunları belirtti:

    “Böylesi bir kararla dosyanın etkisizleştirilmesine ortak olacak her tasarruf; geçmişte yürütülen karartma ve üzerini örtme pratiğinin bugünün yetkilileri tarafından da sürdürüldüğü sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle hiçbir makam böylesine ağır bir sorumluluğun parçası olmamalıdır.

    Gerçek adaletin sağlanması için Adalet ve İçişleri Bakanlıkları başta olmak üzere tüm yetkililere çağrımızdır. Dosyanın başka bir yere taşınması için çaba gösterenlere bu zeminin sağlanması, kamuoyunda derin bir güvensizlik yaratacaktır. Bu hataya asla düşülmemelidir.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Ayten Kordu: Zorla kaybetmeler araştırılsın

    Ayten Kordu: Zorla kaybetmeler araştırılsın

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 90’lı yıllarda yoğunlaşan zorla kaybettirme vakalarının araştırılması, faillerin yargılanması ve cezasızlık politikalarının son bulması amacıyla TBMM’ye Meclis Araştırması önergesi sundu.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllarda yaygınlaşan zorla kaybettirme vakalarının tüm yönleriyle araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne araştırma önergesi sundu. Önergede, kayıpların akıbetinin açığa çıkarılması, sorumluların yargılanması ve cezasızlık kültürünün sonlandırılması talep edildi.

    “ZORLA KAYBETMELER İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR”

    Önergenin gerekçesinde, zorla kaybetmelerin yalnızca bireyleri değil, aileleri ve toplumu da ağır bir belirsizlik ve yas sürecine mahkûm ettiği belirtilerek, bu uygulamaların insanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

    17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası’na dikkat çekilen metinde, Türkiye’nin kendi yakın tarihiyle yüzleşmesinin “kaçınılmaz bir zorunluluk” olduğu ifade edildi.

    90’LI YILLAR VE SİSTEMATİK KAYBETMELER

    Önergede, özellikle olağanüstü hal döneminde gözaltında kaybetmelerin sistematik bir karakter kazandığı belirtildi. İnsan Hakları Derneği verilerine göre çoğunluğu gözaltında kaybedilen kişilere ait 253 toplu mezarın tespit edildiği hatırlatıldı.

    Kamuoyunda JİTEM olarak bilinen yapılanmanın işkence, faili meçhul cinayetler ve yargısız infazlarla anıldığı belirtilirken, TBMM Faili Meçhul Siyasi Cinayetleri ve Susurluk Araştırma Komisyonu raporlarının da bu ihlalleri belgelediği kaydedildi.

    CEZASIZLIK POLİTİKASI ELEŞTİRİLDİ

    Ankara JİTEM, Cizre, Kızıltepe, Dargeçit, Kulp (Alaca) ve Yüksekova Çetesi davalarının büyük bölümünün etkin soruşturma yürütülmediği için cezasızlıkla sonuçlandığı ifade edilen önergede, Dersim’de gözaltında kaybettirilen Ayten Öztürk ve Nazım Gülmez dosyaları da hatırlatıldı.

    Metinde, delillerin toplanmaması, soruşturmaların sürüncemede bırakılması ve zamanaşımı kararlarının hakikatin ortaya çıkarılmasını engellediği vurgulandı. Cemil Kırbayır, Hasan Ocak ve Rıdvan Karakoç gibi isimlerin ise bu sürecin simge kayıpları olduğu belirtildi.

    GÜLİSTAN DOKU DOSYASINA DİKKAT ÇEKİLDİ

    Önergede, Dersim’de kaybolan Gülistan Doku dosyasına da yer verildi. Dosyada dönemin kayyım valisi dahil üst düzey kamu görevlilerine ilişkin ciddi iddiaların gündeme geldiği belirtilerek, olayın günümüzdeki cezasızlık pratiğinin en çarpıcı örneklerinden biri olduğu ifade edildi.

    Latin Amerika’daki askeri diktatörlük dönemlerinde yaşanan zorla kaybetme politikalarına değinilen önergede, özellikle Arjantin ve Şili örnekleri üzerinden devlet eliyle yürütülen sistematik kaybetme uygulamalarına dikkat çekildi.

    “Plaza de Mayo Anneleri”nin direnişinin uluslararası ölçekte sembolleştiği belirtilirken, Birleşmiş Milletler’in 2006 yılında kabul ettiği “Herkesin Zorla Kaybettirilmeye Karşı Korunmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesi”ne Türkiye’nin halen taraf olmadığı vurgulandı.

    “CUMARTESİ ANNELERİ ADALET İSTİYOR”

    1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’nin mücadelesine dikkat çekilen önergede, kayıp yakınlarının hakikat ve adalet taleplerinin karşılanması gerektiği belirtildi.

    Önergede son olarak, Türkiye’nin BM sözleşmesine taraf olması, zorla kaybetme suçunun Türk Ceza Kanunu’nda zamanaşımına tabi olmayan müstakil bir “insanlığa karşı suç” olarak düzenlenmesi ve geçmişle yüzleşilerek toplumsal barışın sağlanması amacıyla Meclis Araştırması açılması talep edildi.

    HABER MERKEZİ

  • Ayten Kordu: Engellilik değil, kentler engel çıkarıyor!

    Ayten Kordu: Engellilik değil, kentler engel çıkarıyor!

    PİRHA- Dersim Milletvekili Ayten Kordu, engelli yurttaşların toplumsal yaşama katılımının önündeki engelleri kaldırmayı hedefleyen kanun teklifini TBMM Başkanlığına sundu. Teklif, şehir içi ve şehirler arası ulaşımın tamamen ücretsiz olmasını ve kentlerin fiziksel olarak engellilere uygun hale getirilmesini zorunlu kılıyor.

    Engelli bireylerin yaşadığı ulaşım ve erişim sorunları, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşındı. Milletvekili Ayten Kordu tarafından sunulan Engelliler İçin Ücretsiz Ulaşımın ve Erişilebilir Kentlerin Sağlanmasına Dair Kanun Teklifi”, engellilerin sadece ekonomik değil, fiziksel engellerle de eve hapsedilmesine son vermeyi amaçlıyor.

    “ENGELLİLİK DEĞİL, KENTLER ENGEL ÇIKARIYOR”

    Kanun teklifinin genel gerekçesinde, sosyal devlet ilkesine vurgu yapıldı. Mevcut kent yapısının engellileri kamusal alandan dışladığı belirtilen gerekçede; özellikle engelli kadınların hem engel durumu hem de toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle “çoklu ayrımcılığa” maruz kaldığı ifade edildi. Teklif, mevcut politikaların engellileri aileye ve özellikle bakım veren kadınlara bağımlı kılan yapısını eleştirerek, “bağımsız yaşam” hakkını ön plana çıkarıyor.

    TEKLİF NELERİ KAPSIYOR?

    Sunulan kanun teklifi yasalaşırsa, engelli haklarında şu köklü değişiklikler yaşanacak:

    Sınırsız ve Ücretsiz Ulaşım: Yüzde 40 ve üzeri engel oranına sahip tüm vatandaşlar ile refakatçileri; belediye, kamu ve özel sektöre ait şehir içi toplu taşımadan tamamen ücretsiz yararlanacak.

    Şehirler Arası Ulaşımda “Kota” Son buluyor: TCDD, şehirler arası otobüsler, deniz ve iç hat hava yollarında engellilere yönelik ücretsiz ulaşım sağlanacak ve havayolu gibi alanlarda uygulanan kontenjan sınırlamaları kaldırılacak.

    Asansör ve Rampalara Sıkı Denetim: Çalışmayan asansörler ve standart dışı rampalar nedeniyle engelli bireyin ulaşım hakkını kısıtlayan kurumlara idari yaptırım uygulanacak.

    Erişilebilir Kamu Binaları: Hastane, okul ve adliye gibi kamu binalarının “evrensel tasarım” ilkelerine uygun hale getirilmesi zorunlu olacak. Eksiklikleri gidermeyen yöneticiler hakkında işlem yapılacak.

    Kırsal Bölgelere Özel Destek: Kırsalda yaşayan ve sağlık/eğitim hizmetlerine ulaşmakta zorlanan engelliler için özel “ücretsiz ulaşım destek programları” kurulacak.

    DENETİMDE SİVİL TOPLUM SÖZ SAHİBİ OLACAK

    Kanun teklifinin en dikkat çeken maddelerinden biri de denetim mekanizması oldu. Yerel yönetimler bünyesinde kurulacak olan “Erişilebilirlik İzleme ve Denetim Kurulları”nda sadece bürokratlar değil; engelli örgütleri, kadın dernekleri, şehir plancıları ve mimarlar odası temsilcileri de yer alacak. Böylece kentlerin erişilebilirliği, bizzat bu hizmeti kullananlar ve uzmanlar tarafından denetlenecek.

    Teklifin imza sahibi Ayten Kordu, engelli bireylerin ekonomik kriz koşullarında artan ulaşım maliyetleri altında ezildiğini belirterek, bu yasal düzenlemenin Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi ve Anayasa’nın eşitlik ilkesinin bir gereği olduğunun altını çizdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Aysel Doğan mezarı başında anıldı-VİDEO

    Aysel Doğan mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın ölümünün 4’üncü yıl dönümünde mezarı başında anıldı. Anmada konuşan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Aysel Doğan’ın ömrü boyunca barış ve adalet mücadelesi verdiğini belirtti.

    Kürt siyasetçi Aysel Doğan, ölümünün 4’üncü yılında Dersim Şehir Mezarlığı’ndaki mezarı başında anıldı. Anmaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Tevgera Jinen Azad (TJA), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), DEM Parti Dersim İl Örgütü, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eşbaşkanı Cevdet Konak ve çok sayıda kişi katıldı. Anmada özgürlük ve barış mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşunda bulunuldu.

    Anmada konuşan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Aysel Doğan’ın bu topraklara barış ve adalet gelmesi için çalıştığına dikkat çekti. Kordu, “Kürt halkı ve Türkiye halklarının onurlu yaşamı için hayatını verdi. Dersim için çok emek verdi. Mücadeleye ve emeğe katkıları çok büyüktü. Onun yarattığı emekleri barışla, barış ve demokratik toplumla ve özgürlükle taçlandırmak için de elimizden geleni yapacağımıza kendisine ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenle söz veriyoruz” diye konuştu.

    Ardından konuşan DEM Parti Dersim İl Örgütü Eş Başkanı Özcan Ateş de, Aysel Doğan’ın dili, inancı üzerine emek verdiğini ifade ederek, “Çok zulüm gördü ama her defasında ‘Kadınım, Aleviyim, Kırmancım o da yetmiyor Dersim’liyim diyordu. Işıklar yoldaşı olsun. Sana söz olsun ki barış gelene kadar senin yolunda ilerleyeceğiz” dedi.

    Konuşmaların ardından lokmalar pay edildi, çeraxlar uyandırıldı ve mezarı başına karanfiller bırakıldı.

    Ardından 9 Ocak 2013 yılında Paris’te katledilen Sakine Cansız’ın mezarını ziyaret edildi. Kitle Sakine Cansız’ın mezarına karanfil bırakıp, çerağ uyandırdı.

    PİRHA/DERSİM

  • Ayten Kordu, Onur Sefer dosyasını meclis gündemine taşıdı!

    Ayten Kordu, Onur Sefer dosyasını meclis gündemine taşıdı!

    PİRHA- Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 2017 yılında Dersim’de şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren 25 yaşındaki Onur Sefer dosyasını Meclis gündemine taşıdı. Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yanıtlanması istemiyle verilen soru önergesinde, olayın üzerinden yedi yıl geçmesine rağmen etkin bir soruşturma yürütülmediği ve cinayet şüphelerine rağmen dosyanın sürüncemede bırakıldığı vurgulandı.

    “İNTİHAR DEĞİL, CİNAYET ŞÜPHESİ GÜÇLÜ”

    Önergenin gerekçesinde, Onur Sefer’in Pertek ve Hozat ilçeleri arasındaki Ergen Köyü mevkiinde aracında ölü bulunduğu hatırlatıldı. Olayın ilk aşamada “intihar” olarak değerlendirilmesine tepki gösteren Kordu, teknik bulguların ve bilirkişi raporlarının bu iddiayı desteklemediğini belirtti. Araçta birden fazla boş kovan bulunması, silahtaki farklı parmak izleri ve ateşin aracın sağ camından yapılmış olması gibi bulguların “şüpheli ölüm” ve “cinayet” ihtimalini güçlendirdiği ifade edildi.

    “HTS KAYITLARI NEDEN ANALİZ EDİLMEDİ”

    Milletvekili Kordu, maktul ile şüpheliler arasındaki yoğun telefon trafiğine ve HTS kayıtlarının etkin şekilde analiz edilmediğine dikkat çekti. Soruşturma sürecinde defalarca savcı değişmesine rağmen somut bir ilerleme kaydedilmemesinin kamu vicdanını yaraladığını belirten Kordu, Hozat Cumhuriyet Başsavcılığı’nın verdiği takipsizlik kararlarının mahkemelerce “eksik soruşturma” gerekçesiyle kaldırıldığını hatırlattı.

    Ayten Kordu, Adalet Bakanı Akın Gürlek’e şu soruları yöneltti:

    1. Onur Sefer’in ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmada bugüne kadar hangi somut işlemler gerçekleştirilmiştir?

    2. Dosyada yer alan birden fazla parmak izi ve balistik bulgular neden yeterince derinlemesine incelenmemiştir? Bu bulgularla ilgili yeni bir inceleme planlanmakta mıdır?

    3. Olay günü Onur Sefer’e ait HTS kayıtları ile maktul ve şüpheliler arasında ayrıca şüphelilerin kendi aralarında yoğun telefon trafiği neden kapsamlı şekilde analiz edilmemiştir? Şüpheliler arasındaki olağan dışı görüşmeler neden soruşturma konusu yapılmamıştır?

    4. Soruşturma sürecinde şüpheli konumunda bulunan kişilerin çelişkili ifadeleri neden etkin şekilde değerlendirilmemiştir? Bu kişiler hakkında yeniden işlem yapılacak mıdır?

    5. Adam öldürme gibi ağır bir suç şüphesi bulunmasına rağmen, dosyada adı geçen şüpheliler hakkında bugüne kadar neden herhangi bir gözaltı veya tutuklama tedbirine başvurulmamıştır?

    6. Dosyada mevcut maddi deliller ve bilirkişi raporları dikkate alındığında, şüphelilerin korunduğu yönündeki kamuoyunda oluşan ciddi iddialar hakkında Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir? Bu konuda herhangi bir idari inceleme yapılmış mıdır?

    7. Dosyada birden fazla savcının görev almasına rağmen ilerleme sağlanamamasının gerekçesi nedir? Bu durumla ilgili idari bir inceleme başlatılmış mıdır?

    8. Hozat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen takipsizlik kararlarının mahkeme tarafından kaldırılmasına rağmen neden etkin bir soruşturma yürütülmemiştir?

    9. Onur Sefer dosyası, faili meçhul olayların araştırılması amacıyla kurulan birimler kapsamında yeniden ele alınacak mıdır?

    10. Soruşturmanın zamanaşımına uğramaması için Bakanlığınız tarafından alınan veya alınması planlanan tedbirler nelerdir?

    PİRHA/ANKARA

  • İsim iadesinden arşivlerin açılmasına: Ayten Kordu’dan Dersim için kanun teklifi-

    İsim iadesinden arşivlerin açılmasına: Ayten Kordu’dan Dersim için kanun teklifi-

    PİRHA-  Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararının yıldönümünde, bölgenin tarihsel isminin iadesi ve hakikatlerin araştırılması amacıyla hazırlanan 10 maddelik kanun teklifini TBMM Başkanlığı’na sundu.

    Milletvekili Ayten Kordu tarafından hazırlanan ve meclis kayıtlarına giren teklif, 1937-38 dönemine dair devlet arşivlerinin açılmasından, kültürel hakların iadesine kadar geniş bir yasal düzenleme takvimi öngörüyor. Teklifin genel gerekçesinde, toplumsal barışın tesisi için “tarihsel hakikatlerle yüzleşmenin” yasal bir zorunluluk olduğu vurgulandı.

    ARŞİVLERİN AÇILMASI VE HAKİKAT KOMİSYONU TALEBİ

    Kanun teklifinin en dikkat çeken maddesini, bağımsız bir “Hakikat ve Adalet Komisyonu” kurulması oluşturuyor.

    Genelkurmay ve ilgili devlet kurumlarındaki tüm arşivler, üzerindeki “devlet sırrı” şerhi kaldırılarak bu komisyona açılacak.

    Dönemin askeri ve siyasi kararları akademik ve hukuki incelemeye tabi tutulacak.

    Teklifin ikinci maddesi, 1935 yılında çıkarılan Tunceli Kanunu ile değiştirilen il isminin, tarihsel köklerine uygun olarak “Dersim” şeklinde yeniden tescil edilmesini içeriyor. Gerekçede, bu değişikliğin “toplumsal hafızanın iadesi” açısından sembolik bir öneme sahip olduğu belirtiliyor.

    KAYIPLAR, MEZARLAR VE DNA TESPİTİ

    Yasal düzenleme isteği, sadece isim değişikliği ile sınırlı kalmıyor. Teklifte yer alan diğer kritik başlıklar ise şunlar:

    Mezar Yerlerinin Tespiti: Seyit Rıza ve arkadaşlarının naaşlarının ailelerine teslim edilmesi için DNA taraması ve mezar yeri tespiti çalışmalarının devlet eliyle yürütülmesi.

    Hafıza Mekânları: 4 Mayıs tarihinin “Roza Şae” (Yas Günü) olarak tanınması ve bu sürecin anısını yaşatacak “Hafıza Anıtları”nın inşa edilmesi.

    Kayıp Kızlar: Bölgeden sürgün edilen ve “Dersim’in Kayıp Kızları” olarak literatüre geçen çocukların akıbetinin araştırılması için özel bir alt birim kurulması.

    PİRHA/ANKARA

  • Kordu: Dersim’de kayyım görmek istemiyoruz!-VİDEO

    Kordu: Dersim’de kayyım görmek istemiyoruz!-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Meclis’te yaptığı konuşmada, Gülistan Doku’yu kaybettiren kamu gücünün, kayyım yolsuzluklarını da aynı koruma kalkanıyla örttüğünü belirterek, Dersim’de kayyım istemediklerini ifade etti.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, iktidarın “torba yasa” pratikleri üzerinden yerel yönetimleri etkisizleştirme çabalarını ve Dersim’de kayyum dönemi yaşanan yolsuzlukların nasıl sistematik bir cezasızlık zırhıyla korunduğunu sert sözlerle eleştirdi.

    Kordu, konuşmasında özellikle eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu döneminde, Dersim’in kayyım valisi hakkındaki yolsuzluk dosyalarının işleme konulmaması ile Gülistan Doku soruşturmasındaki benzer “aklama” yöntemleri arasındaki paralelliğe dikkat çekti.

    “MERKEZİLEŞME VE KAYYUM ZİHNİYETİ DEVAM EDİYOR”

    İktidar’ın Meclis’e getirdiği torba yasalarda ‘merkezîleşme’nin çıktığını belirten Kordu, “Bu torba yasada da gene aynı merkezîleşme var. Yerel yönetimlerin şirket kurma ve kooperatiflerin ortaklık kurma yetkilerinin Cumhurbaşkanlığı izni ve onayına bağlanmak istenmesi açıkça Anayasa’nın 127’nci maddesi gereğince güvence altına alınan yerel özerkliğe aykırı olduğu hepiniz tarafından bilinmektedir. Kentin, seçilmişlerin aldığı kararları merkezî onaya bağlayan bu teklif demokratik yönetim anlayışıyla bağdaşmayan, yerel yönetimlerin ve halkın yönetimine katılım hakkını yine ortadan kaldıran bir teklifle önümüze gelmektedir” dedi.

    SÜLEYMAN SOYLU’NUN SORUMLULUĞUNU HATIRLATTI

    Gülistan Doku soruşturmasında tutuklanan dönemin valisi ve kayyımı olan Tuncay Sonel’i hatırlatan Kordu, şunları ifade etti:

    “Tüm kamu gücünü kendi elinde bulunduran, merkezileştiren; valilikleri, tüm mülki amirlikleri, tasarrufunda bulunan tüm yerleri dizayn etmeye çalışan bir anlayışla dolu. Bu sistemin nasıl bir sömürü, nasıl bir yağma, nasıl talan, yolsuzluk ve yozlaştırma pratiğiyle hareket ettiğini çok açık göstermektedir. Bakın, kendisinin de kayyum valisi olduğu dönemde, belediyenin yine bir seçimle kayyumdan halkın iradesine geçtiği süreçte, belediyede kurulan bir inceleme komisyonunda açığa çıkan raporlarda 8 tane ayrı yolsuzluk kalemi tespit edildi, Bakanlığa bu iletildi. Bu yolsuzlukları soruşturma talebine, dönemin yine İçişleri Bakanı olan Süleyman Soylu’nun imzasıyla 8 ayrı yolsuzluk dosyasına koruma kalkanı oluşturuldu ve soruşturma izni verilmedi. Hatta, hakkında ağır suçlamalar bulunan bu kayyum valisiyle ilgili, bizzat kendisi hakkında ‘kendisiyle ilgili bir ön incelemeye gerek yoktur.’ görüşü verdi. Ama Danıştay, kendisi hakkında görüş sunmanın objektifliğe aykırı olduğunu düşünerek bunu bozdu. Fakat Soylu’nun ‘kamu yararı gözetilmiş’ cevabı dışında hiçbir soruşturma gerçekleştirilmedi.

    Gülistan Doku’nun akıbetini buralardan sorduğumuzda, cevapsız bırakılan sorular, araştırma önergelerine bu siyasal iktidar tarafından verilen retler yine açık, ortadayken; işte, kendisinin ‘Soruşturma yaptık, gerekli soruşturmalar yapıldı, bir şey bulamadık.’ diye Soylu’nun açıklamasından da çok iyi biliyoruz. Benzer yaklaşımlar, benzer zihniyetler; işte, bu demokratik kültürden uzak, cinsiyetçi, tekçi bir zihniyetin bu ülkede en büyük suçları nasıl işleyebildiğini ve nasıl korunabildiğini, nasıl korunduğunu da açık, somut sonuçlarından bir tanesidir.”

    “GÜLİSTAN DOKU’NUN KAYBETTİRİLMESİ TEKİL DEĞİLDİR”

    6 yıl boyunca Gülistan Doku’nun kaybettirilmesi ve katledilmesinin arkasında yatan kamu gücünün tüm olanaklarının bu katledilmede kullanılmasının tekil bir durum olmadığını vurgulayan Kordu, “Uzun yıllar Kürt illerinde kamusal gücün nasıl aslında kadınlara yönelik şiddet, kadınlara yönelik intihar süsleri verilerek ya da faili meçhul bırakılan dosyaların nasıl kamusal güçle örtüldüğünün de açık bir hâli olduğunu tekrar söylüyoruz ve bu politikaların yerelde, emniyette, üniversitede, savcılıkta, kaymakamlıkta hastanelere kadar kendi valiliklerini, bulunduğu il müdürlüklerini kendisine göre dizayn ederek sürdürdüğü bu dosyada çok açık bir kere daha ortaya çıkmıştır” diye belirtti.

    “DERSİM’İN KAYYIMLA YÖNETİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”

    “Biz Dersim’in şu anki kayyum valisi tarafından da yönetilmesini kabul etmiyoruz” diyen Kordu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bir an önce bu zihniyet değişikliği yaşanmak zorunda. Demokratik toplum ve barış sürecinde adımlar doğru atılmalı. Toplumsal barış tesis edilmediği sürece de gerçek adalet ve barışın, özgürlüğün sağlanamadığını biliyoruz. Kayyumlar geri çekilmelidir ve buna ilişkin yasalar bir an önce çıkarılmalıdır. Siyasi iktidar demokrasiye ağır vurulan bu darbelerin de bizzat sorumlusudur. Demokratik bir yaşamın inşasında bizler tüm kirli ilişki ağlarının ortaya çıkarılması için takipçisi olacağız. Sadece takipçisi değiliz, bu süreçte örgütlenerek, kendimiz çözüm gücümüzle, kendimiz mücadele gücümüzle bu oluşturulan tüm kirli ilişkilere karşı kamu gücünün yıllardır coğrafyamızda özellikle kendisini nasıl sistemleştirdiğini, özel savaş politikalarıyla kendisini nasıl yürüttüğünü teşhir etmeye, örgütlenmeye de devam edeceğiz diyorum.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Dersim Milletvekili Ayten Kordu’dan KYK yurtları ve öğrencilere yönelik baskılar hakkında soru önergesi

    Dersim Milletvekili Ayten Kordu’dan KYK yurtları ve öğrencilere yönelik baskılar hakkında soru önergesi

    PİRHA- Meclis’e yazılı soru önergesi veren DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Gülistan Doku’nun kaybettirilmesi sürecinde öğrenciler üzerinde uygulanan baskı ve yaptırımları gündeme taşıdı. Kordu, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın yanıtlaması istemiyle verdiği önergede, KYK yurtlarında barışçıl eylemlere katılan öğrencilere yönelik disiplin işlemleri, burs kesintileri ve yurttan çıkarma uygulamalarını sordu.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Gülistan Doku’nun kaybettirilmesi sürecinde öğrenciler üzerinde uygulanan baskı ve yaptırımları Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Kordu, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak’ın yanıtlaması istemiyle verdiği yazılı soru önergesinde, 2020 yılında Munzur Üniversitesi’nde yapılan barışçıl eylemlere katılan öğrencilerin KYK yurtlarından çıkarılması, burslarının kesilmesi ve disiplin cezalarına maruz bırakılması gibi uygulamaların toplumsal muhalefeti susturmaya yönelik olduğunu vurguladı.

    Önergede, KYK yurtlarında demokratik eylemlere katılan öğrencilere yönelik disiplin işlemleri, burs ve kredi kesintileri ile yurttan çıkarma uygulamalarının hukuki dayanakları soruldu. Kordu, bu uygulamaların ifade özgürlüğü, eğitim ve barınma hakkı açısından ciddi ihlaller içerdiğini ve gençlerin demokratik haklarının sistematik biçimde cezalandırıldığı yönünde kamuoyunda endişelere yol açtığını belirtti.

    “GÜLİSTAN DOKU KAYBETTİRİLDİKTEN SONRA ÖĞRENCİLERE NEDEN BASKI KURULDU?”

    Kordu, önergede, Gülistan Doku’nun kaybettirilmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında kamusal yetkinin bir suç şebekesinin kalkanına dönüştüğünü, adalet talep eden öğrencilerin ise devletin kurumları eliyle cezalandırılmak istendiğini belirtti. Munzur Üniversitesi’nde 2020 Ocak ayında yapılan barışçıl eylemlere katılan öğrencilerin KYK yurtlarından çıkarılması, burslarının kesilmesi ve disiplin cezalarıyla karşı karşıya bırakılmasının toplumsal muhalefeti susturmaya yönelik sistematik bir müdahale olduğunu vurguladı.

    Ayten Kordu, önergede şu sorular yöneltti:

    1. 2020 yılında Gülistan Doku eylemleri nedeniyle kaç öğrenci hakkında disiplin soruşturması açılmıştır?
    2. Bu öğrencilerden kaçı KYK yurtlarından çıkarılmış, kaçı disiplin cezalarına çarptırılmıştır?
    3. Burs ve kredi haklarının kesilmesinin hukuki dayanağı nedir?
    4. 2020’den bu yana kadınlara yönelik hak ihlallerine karşı demokratik tepki gösteren kaç öğrenciye disiplin ve idari yaptırım uygulanmıştır?
    5. Hak arayan veya barışçıl eylemlere katılan öğrencilerin “yurttan çıkarılma” tehdidiyle karşı karşıya bırakıldığı iddiaları doğru mudur? Bu konuda Bakanlığın denetim mekanizmaları nelerdir?
    6. Yurtlardan çıkarılan öğrencilerin barınma ve eğitim haklarının korunmasına yönelik bir düzenleme var mıdır?
    7. Demokratik haklarını kullanan öğrencilerin cezalandırılmasına ilişkin uygulamaların kaldırılması için bir çalışma yürütülmekte midir?

    Kordu, bu uygulamaların ifade özgürlüğü, eğitim ve barınma hakkı açısından ciddi ihlaller içerdiğini ve gençlerin demokratik haklarının sistematik biçimde cezalandırıldığı yönünde endişelere yol açtığını belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • Kordu’dan Rojwelat Kızmaz için Meclis’e soru önergesi

    Kordu’dan Rojwelat Kızmaz için Meclis’e soru önergesi

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Rojwelat Kızmaz’ın ölümüne ilişkin ihmaller ve “intihar” kararındaki şüpheleri Meclis gündemine taşıyarak dosyanın yeniden, bağımsız ve kapsamlı şekilde soruşturulmasını istedi.

    Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 2024 yılında Batman’da yaşamını yitiren 26 yaşındaki Rojwelat Kızmaz’ın ölümüne ilişkin yürütülen soruşturmaya dair ciddi iddiaları Meclis gündemine taşıdı. Kordu, Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından yanıtlanması istemiyle yazılı soru önergesi verdi.

    Rojwelat Kızmaz’ın, 5 Ocak 2020’de Dersim’de kaybettirilen Gülistan Doku’nun en yakın arkadaşlarından biri olduğuna dikkat çekilen önergede, Kızmaz’ın 9 Şubat 2024’te Batman’da kaybolduğu, üç gün sonra ise Hasankeyf Ilısu Barajı’nda cansız bedenine ulaşıldığı hatırlatıldı.

    Önergede, kayıp başvurusunun yapıldığı ilk andan itibaren yetkili kurumların gerekli hız ve etkinlikte harekete geçmediği yönündeki iddialar öne çıkarıldı. Ailenin beyanlarına göre, kolluk kuvvetlerinin ilk iki gün boyunca etkin bir arama çalışması yürütmediği, Kızmaz’ın Hasankeyf’e gittiği bilgisinin dahi aile tarafından kendi imkanlarıyla tespit edildiği vurgulandı.

    “SORUŞTURMA İNTİHAR DENİLEREK KAPATILDI”

    Bölgede güvenlik kameralarının bulunmasına rağmen kayıtların incelenmemesinin, arama faaliyetlerindeki gecikmenin ve sürecin etkin yürütülmemesinin kamu görevlilerinin ihmali olup olmadığı sorusunu gündeme getirdiği ifade edildi.

    Otopsi bulgularına da dikkat çekilen önergede, Rojwelat Kızmaz’ın kaybolduktan sonraki ilk iki gün hayatta olduğunun anlaşılmasının, zamanında yapılacak bir müdahale ile kurtarılma ihtimalini güçlendirdiği belirtildi. Buna rağmen gerekli adımların atılmamış olmasının “ihmal sonucu ölüme sürükleme” iddialarını artırdığı kaydedildi.

    Öte yandan soruşturmanın “intihar” denilerek kapatılmasının, delillerin yeterince toplanıp toplanmadığı ve tüm ihtimallerin değerlendirilip değerlendirilmediği konusunda ciddi şüpheler doğurduğu ifade edildi. Ailenin talep ettiği kamera kayıtları ve dijital verilerin paylaşılmaması ise soruşturmanın şeffaflığına gölge düşüren bir durum olarak değerlendirildi.

    Kolluk görevlileri hakkında yapılan suç duyurularına “kovuşturmaya yer yoktur” kararı verilmesi de önergede eleştirilerek, bu durumun cezasızlık tartışmalarını derinleştirdiği vurgulandı.

    YANITLANMASI İSTENEN SORULAR

    Kordu, önergesinde şu sorulara yanıt istedi:

    • Soruşturmanın “intihar” olarak sonuçlandırılmasının dayandığı somut deliller nelerdir?
    • Otopside belirtilen “ölümün gecikmeli gerçekleştiği” bulgusu nasıl değerlendirilmiştir?
    • İlk iki gün hayatta olma ihtimali dikkate alınarak ihmal yönünden inceleme yapılmış mıdır?
    • Kamera kayıtları ve dijital veriler neden aileyle paylaşılmamıştır?
    • Kolluk hakkında verilen “kovuşturmaya yer yoktur” kararının gerekçesi nedir?
    • Dosyanın yeniden, bağımsız ve kapsamlı şekilde soruşturulmasına yönelik bir çalışma var mıdır?

    HABER MERKEZİ

  • DEM Parti ve TJA’dan Doku ailesine dayanışma ziyareti- VİDEO

    DEM Parti ve TJA’dan Doku ailesine dayanışma ziyareti- VİDEO

    PİRHA- Aralarında Ayla Akat Ata’nın da olduğu TJA ve DEM Partili kadınlar, Tunceli Adliyesi’nde bekleyen Doku ailesine dayanışma ziyaretinde bulundu.

    Dersim’de 5 Ocak 2020’de kaybettirilen Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi 2’nci Sınıf Öğrencisi Gülistan Doku soruşturması kapsamında 13 Nisan’da 13 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların ifade işlemleri sürerken, Tunceli Adliyesi önünde bekleyen Doku ailesine dayanışma ziyaretleri de sürüyor. Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinen Azad-TJA) aktivistleri Ayla Akat Ata, Hülya Alökmen, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eşbaşkanı Birsen Orhan, aileyi ziyaret etti. 

    Dosya avukatı Ali Çimen ve aileden son gelişmelere dair bilgi alan kadınlar, dayanışma dileğinde bulundu. Doku ailesi, Meclis’te Gülistan Doku için komisyon kurulmasını isterken, kadınlar DEM Parti tarafından bu yönlü sunulan önergenin AKP-MHP oylarıyla reddedildiğini hatırlattı.

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • Ayten Kordu’dan Meclis’e Munzur Üniversitesi sorusu: Kampüs neden adliyeye dönüştürüldü?

    Ayten Kordu’dan Meclis’e Munzur Üniversitesi sorusu: Kampüs neden adliyeye dönüştürüldü?

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi’nde kütüphane ve fakülte alanlarının hükümet konağı ve adliye binasına tahsis edilmesine yönelik öğrenci protestolarına soruşturma açılmasını Meclis gündemine taşıdı.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi kampüsünde “deprem hazırlığı” gerekçesiyle kütüphane ve bazı fakülte alanlarının hükümet konağı ve adliye binası olarak kullanılmasına yönelik öğrencilerin protestolarına soruşturma açılmasına ilişkin yazılı soru önergesi verdi. Kordu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu önergesinde sorularının Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından yanıtlanmasını istedi.

    “ÖĞRENCİLERİN HAKLI PROTESTOLARI SORUŞTURMALARLA SUSTURULAMAZ”

    Kordu, söz konusu kararın ardından kampüste barışçıl bir şekilde basın açıklaması yapmak ve yürüyüş düzenlemek isteyen öğrencilerin hem güvenlik güçlerinin müdahalesine maruz kaldığını hem de haklarında savcılık ve rektörlük tarafından disiplin soruşturmaları başlatıldığını belirtti. “Üniversiteler, yalnızca eğitim-öğretim mekânları değil; eleştirel düşüncenin geliştiği, ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı ve demokratik tartışmaların sürdürülebildiği alanlar olmalıdır” diyen Kordu, üniversite alanlarının asli işlevinden uzaklaştırılmasının hem akademik özgürlükleri hem de öğrencilerin eğitim hakkını zedelediğine dikkat çekti.

    Kordu’nun, Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle sorduğu sorular şöyle:

    1. Munzur Üniversitesi kampüsü içerisinde kütüphane ve fakülte alanlarının hükümet konağı ve adliye binası olarak kullanılmasına yönelik karar hangi gerekçelere dayanmaktadır? Bu karar alınırken başta öğrenciler olmak üzere üniversite bileşenlerinden neden herhangi bir görüş alınmamıştır?
    2. Barışçıl basın açıklaması ve yürüyüş yapmak isteyen öğrencilere yönelik güvenlik müdahalesinin hukuki dayanağı nedir?
    3. Kampüs içerisinde silahlı kamu görevlilerinin bulunması ve öğrencilerle temas kurmasına ilişkin iddialar hakkında Bakanlığınızın bilgisi var mıdır? Bu konuda herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır?
    4. Söz konusu olay kapsamında sekiz öğrenci hakkında başlatılan disiplin soruşturmalarının gerekçeleri nelerdir? Bu soruşturmalar hangi mevzuata dayanılarak yürütülmektedir?
    5. Öğrencilerin ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri hakkı gibi anayasal haklarının korunmasına yönelik Bakanlığınızın politikaları nelerdir? Bu tür olayların tekrar yaşanmaması adına herhangi bir düzenleme yapılması planlanmakta mıdır?
    6. Üniversite kampüslerinin akademik faaliyetleri sürdüren öğretim elemanlarıyla bütünlüklü bir eğitim ortamı olduğu dikkate alındığında; adliye ve benzeri güvenlik ve yargı kurumlarının kampüs içerisine taşınmasının, akademik özgürlükler ve bilimsel üretim üzerindeki etkilerine dair herhangi bir inceleme yapılmış mıdır?

    Kordu, üniversite kampüslerinin güvenlik eksenli yapılara dönüştürülmesinin öğrenciler ve akademisyenler üzerinde baskı yarattığını vurgulayarak, bu uygulamaların demokratik toplum ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığını ifade etti.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Demokrasi ve Özgürlük’ talebinin yükseldiği Erzincan Newroz’unda barışa çağrı – VİDEO

    ‘Demokrasi ve Özgürlük’ talebinin yükseldiği Erzincan Newroz’unda barışa çağrı – VİDEO

    PİRHA- Erzincan Newrozu’na katılan Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve Sanatçı Hasan Ali Sezer, 2026 Newroz mesajlarında hem barış sürecine hem de toplumsal eşitlik mücadelesine vurgu yaptı. Newroz’un sadece bir bayram değil, halkların diriliş ve mücadelesinin sembolü olduğunu belirtildi.

    ‘Demokrasi ve Özgürlük Newrozu’ şiarıyla kutlanan 2026 Newrozu’nda halklar demokrasi ve özgürlük taleplerini haykırıyor.  Newroz kutlamalarında barış mesajları öne çıkarken, Erzincan’da Newroz kutlamalarına katılan Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve Sanatçı Hasan Ali Sezer Newroz’a yönelik düşüncelerini paylaştı.

    “NEWROZ HALKLARIN EŞİT VE KARDEŞÇE YAŞAYACAĞI GÜNLERİN MEŞALESİDİR”

    Eğitim-Sen Genel Başkanı Kemal Irmak,  Newroz’u hem bir uyanış, hem bir diriliş, hem bir mücadele, hem de karanlığa karşı ışık olarak kutladıklarını belirtti.

    Önemli bir süreçten geçildiğini ifade eden Irmak, “Newroz da halkların bir arada eşit ve kardeşçe yaşayabileceği mesajların bu doğrultuda verileceği bir gün” ifadelerini kullandı.

    Irmak devamında şunları söyledi:

    “Biz Newroz’un da bugüne, bu sürece hizmet edecek şekilde kutlanmasını diliyoruz. Çünkü eğer bir ülkede bir halkın dili yasaksa, bir ülkede emekçilerin grevi yasaksa, bir ülkede kadınların can güvenliği yoksa, bir ülkede gençler güvencesizlik ve geleceksizlik içinde ise, bunların hepsi birbirleriyle doğrudan ilişkili, doğrudan birbirini kesen, birbirini tamamlayan şeyler.

    Newroz’un da bu anlamda buna hizmet edeceği, hem emeğin hakkının alındığı, hem halkların bir arada eşit ve kardeşçe yaşayabildiği, gençlerin geleceğe güvenle bakabildiği, kadınların cinayetlere kurban edilmediği bir günün meşalesinin yakıldığı gün olmasını diliyoruz.”

    “2026 NEWROZU BARIŞA VE DEMOKRASİYE VESİLE OLSUN”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, verdiği mesajda 2026 Newrozu’nun barış ve demokrasiye vesile olmasını diledi. Newroz’un barış ve demokrasi için bir fırsat olması gerektiğini vurguladı. Fırat, halkların kardeşliğine ve ortak yaşam iradesine dikkat çekerek, Türkiye’nin içinde bulunduğu acıların sevgi ve dayanışmayla aşılabileceğini ifade etti.

    Celal Fırat bu coğrafyada acılar yaşandığını belirterek, “Bu Newroz’un barışa, demokrasiye, bütün halkların birbirinin elini tuttuğu, güzelliklere vesile olmasını arzuluyoruz. Bu anlamıyla özellikle yarın Diyarbakır’da, pazar günü de İstanbul’da milyonlarca canlarımızla alanlarda olacağız. Bu alanlardan barış ve demokrasi taleplerimizi yükselteceğiz” dedi.

    “Yaşadığımız acıları barış ve demokrasiyle dönüştürebilme şansımız var” diyen Fırat, “Acılarımızı dönüştürebiliriz. Bunu yapmamız lazım. Yoksa dünyanın öbür ucundan gelip burada yaşayan halklara sopa göstermeye devam edecekler. İran’da şu an neler yaptıklarını, Lübnan’da neler yaptıklarını görüyoruz. Bunları herkesin görmesi lazım. Korkularla kendini ifade etmeye çalışan bir mantık var. Bu mantık Ortadoğu’nun genelinde işliyor. Türkiye’de bu ülkelerden bir tanesidir. Kendi yurttaşına itikatından, inancından dolayı baskı uygulayan bir mantıkla hareket ediyor. Oysa ki kendi yurttaşıyla barışık olan bir sistemin oluşması lazım. Bunun adı da barış. Bütün halkların kendi kimliğiyle, itikatıyla, inancıyla var olması lazım. Onun için bizim birbirimizin inancına, kimliğine, diline saygı, sevgi göstermemiz lazım. Bu Newroz’un da buna vesile olmasını diliyorum. Xızır cümlemizin yoldaşı olsun ” diye belirtti.

    “ÇOK TARİHSEL BİR SÜREÇ İÇERİSİNDE 2026 NEWROZU’NU KUTLUYORUZ”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise  hem Türkiye hem de Ortadoğu için kritik bir süreçten geçildiğine dikkat çekti. Kordu, Newroz’un halkların direnişi ve özgürlük mücadelesi açısından önemine vurgu yaparak şunları kaydetti:

    “2026 yılı hem Türkiye hem Ortadoğu hem de dünya açısından oldukça zor bir süreç. Savaşların olduğu, türlü türlü sıkıntıların yaşandığı bir zamandan geçiyoruz. İşte böylesi bir süreçte 2026 Newrozu’nu kutluyoruz. Demokratik Toplum çağrısı ile beraber Türkiye’de bir demokratik toplum inşasının sürecini yaşıyoruz. Elbette Newrozu bu sene ‘özgürlük ve demokrasi’ şiarıyla her yerde kutluyoruz. Newroz, tarihsel açıdan bizim için çok önemli. Zulme karşı baş kaldırmış halkların mücadelesidir ve aynı zamanda bu mücadelenin simgeleştiği bir gündür.”

    “NEWROZ HALKLARIN BAHARINI MÜJDELİYOR”

    Erzincan Newrozu’nda sahne alan Hasan Ali Sezer ise herkesin Newroz bayramını kutlayarak, ” Newroz, tüm insanlık için, ama özellikle de Ortadoğu halkları için barış demek, zulme karşı direnmek demek, halkların kendini var etmesi anlamına da geliyor. Kimine göre baharı müjdeliyor ama toplumun da baharını müjdeleyen bir bayram Newroz” dedi.

    Sezer, Erzincan’da Newroz kutlamalarında sahne almaktan büyük keyif aldığını belirterek, “Burada olmak, Erzincan’da olmak benim için çok keyifliydi. Biliyorsunuz Ortadoğu’da şu an ciddi bir savaşın içindeyiz. Newroz’un savaşlara karşı barışın simgesi olduğunu düşünüyorum. Buradan herkesin Newrozu’nu kutluyorum” dedi.

    PİRHA/ERZİNCAN

     

  • DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 8 Mart’ın resmi tatil olması için Meclis’e kanun teklifi sundu!

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 8 Mart’ın resmi tatil olması için Meclis’e kanun teklifi sundu!

    PİRHA- Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 2429 sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’da değişiklik yapılmasına dair kanun teklifini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sundu. Teklif, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün resmi tatil ilan edilmesini öngörüyor.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün resmî tatil ilan edilmesi için TBMM’ye kanun teklifi sundu; teklif, kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesine kurumsal destek sağlamayı hedefliyor.

    KADIN MÜCADELESİ VE EŞİTLİK VURGUSU

    Kanun teklifinin genel gerekçesinde, 8 Mart’ın kadınların hak, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin uluslararası sembolü olduğu vurgulandı. Tarihsel olarak 1857’de ABD’de tekstil işçisi kadınların başlattığı grevle temelleri atılan bu günün, 1910’da Clara Zetkin’in önerisiyle uluslararası nitelik kazandığı ve 1977’de Birleşmiş Milletler tarafından tanındığı hatırlatıldı.

    Kordu, kadın emeğinin tarih boyunca değersizleştirildiğine, düşük ücretli ve güvencesiz işlerde yoğunlaştığına, ev içi emeğin ise görünmez kılındığına dikkat çekti. 8 Mart’ın resmî tatil ilan edilmesinin toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda farkındalık yaratacağını ve kadın mücadelesini güçlendireceğini belirtti.

    KANUN TEKLİFİNİN AYRINTILARI

    Teklife göre, Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’un 2. maddesinde değişiklik yapılarak 8 Mart, 1 Ocak ve 1 Mayıs’la birlikte resmî tatil günleri arasına eklenecek. Böylece 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, yılbaşı ve 1 Mayıs gibi çalışma hayatında tatil günü olarak kabul edilecek.

    Kanun teklifinde, 8 Mart’ın resmî tatil ilan edilmesinin kadına yönelik şiddet, iş yaşamında ayrımcılık ve eşit işe eşit ücret gibi sorunların çözümü yönünde devlete güçlü bir irade beyanı anlamına geleceği ifade edildi.

    BİRÇOK ÜLKEDE ÖRNEK UYGULAMA

    Gerekçede, dünyanın pek çok ülkesinde 8 Mart’ın resmî tatil olduğu hatırlatılırken, benzer bir uygulamanın Türkiye’de de kadın emeğinin görünürlüğüne ve kadın hareketinin güçlenmesine önemli katkılar sağlayacağı belirtildi.

    Teklifin Meclis’te görüşülerek yasalaşması halinde, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü artık resmî tatil olarak kutlanacak.

    PİRHA/ANKARA