Etiket: ayten öztürk

  • 523 gündür ev hapsinde tutulan Ayten Öztürk: Psikolojik işkence yapılıyor

    523 gündür ev hapsinde tutulan Ayten Öztürk: Psikolojik işkence yapılıyor

    PİRHA-523 gündür ev hapsinde tutulan Ayten Öztürk, hakkında kasım ayında İnfaz Hâkimliği; İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararında elektronik kelepçe olmadığını söyleyerek, elektronik kelepçenin çıkarılması kararı vermişti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararı kaldırarak elektronik kelepçenin takılmasına karar verdi. Öztürk, “Ev hapsi sürecinde psikolojik işkenceye dönüşen baskılar, tacizler devam ediyor” dedi. 

    Ayten Öztürk, 8 Mart 2018 tarihinde Lübnan’da Beyrut Refik Hariri Havalimanı’nda gözaltına alındı ve özel bir uçakla Türkiye’ye getirildi. 6 ay boyunca kayıp olan Ayten Öztürk bu süre zarfında hiç kimsenin bilmediği bir yerde falaka, cinsel taciz, elektrik, tabut, askı gibi türlü işkencelere maruz kaldı.

    28 Ağustos 2018 gecesi Ankara’da, bedenindeki 898 yara ile bir araziye bırakılır bırakılmaz Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından gözaltına alındı. Hakkında açılan davalar sonucu iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası aldı. Ayten Öztürk şimdi Küçük Armutlu’daki evinde 10 Haziran 2021 tarihinden beri 523 gündür ev hapsinde.

    Ayten Öztürk’ün yargılandığı davada İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin elektronik kelepçe takma kararı olmamasına rağmen Öztürk’e elektronik kelepçe uygulaması devam ettiriliyor.

    Kasım ayında İnfaz Hâkimliği; İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararında elektronik kelepçe olmadığını söyleyerek, elektronik kelepçenin çıkarılması kararı vermişti. Ancak iki gün sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararı kaldırarak elektronik kelepçenin takılmasına karar verdi.

    523 gündür ev hapsinde tutulan Ayten Öztürk, elektronik kelepçe takma uygulaması ve bu süreçte yaşadığı baskılara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “İNFAZ HÂKİMLİĞİ ‘EV HAPSİ KELEPÇELİ OLARAK UYGULANSIN’ KARARI ALMAMIŞTI”

    Ev hapsinin ilk başta kelepçesiz olarak uygulandığını belirten Öztürk, “Hakkımda verilen kararda kelepçeli olarak ev hapsi uygulansın diye bir karar alınmamıştı sadece konutu terk etmeme kararı vermişti. Aniden bir gün gelip kelepçe takacağız dediler bununla ilgili herhangi bir karar getirmediler denetimli serbestliğin inisiyatifinde olan bir şey olduğunu söyleyip elektronik kelepçe taktılar. Daha sonra avukatlarım elektronik kelepçe takılmasına ilişkin mahkemeye başvuruda bulundu. İnfaz Mahkemesi’nin kelepçenin çıkarılması şeklinde bir kararı var o yüzden denetimli serbestliğin böyle bir karar alamayacağı ifade edildi. Verilen karara savcılık itiraz etti ama daha ağır ceza mahkemesinden karar çıkmadan sinyal çekmiyor denilerek evime gelindi ve kelepçem yenilendi. Birkaç gün sonra ise 2. Ağır Ceza Mahkemesi elektronik kelepçenin kalması yönünde karar verdi” dedi.

    “523 GÜNDE 5 KEZ ELEKTRONİK KELEPÇE DEĞİŞTİRİLDİ”

    523 gündür devam eden ev hapsinde 5 kez elektronik kelepçenin değiştirildiğini ifade eden Öztürk, şöyle devam etti:

    “Elektronik kelepçenin sürekli değişme nedenini sorduğumda ise sinyal çekmediği ve bozukluk olduğu söyleniyor. Evde olduğum halde sürekli telefonla arayarak evde misiniz sinyal alamıyoruz diyerek taciz ediliyorum. Ev hapsi sürecinde ilk başlarda iki memur benim evde olup olmadığıma bakıyordu daha sonra ise zırhlı araçlarla gelmeye başladılar. Ev hapsi sürecinde psikolojik işkenceye dönüşen baskılar, tacizler devam ediyor.”

    “BANA YAŞATILANLAR YAŞADIĞIM İŞKENCELERİ ANLATMAMDAN KAYNAKLI”

    Yargılandığı davada sanık olan bir iftiracının beyanına dayandırılarak iki kere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Öztürk, cezanın hukuksuz olduğunu vurgulayarak “Bana yaşatılmaya çalışılan benim yaşadığım işkenceleri anlatmamdan kaynaklıdır. 2018’den bu yana işkenceleri anlattığım halde yetkililerden herhangi bir açıklama yapılmadı ve işkence araştırılmadı” diye konuştu

    Cihan BERK/PİRHA

  • Cumartesi Anneleri: Suçlara ortak olmaktan vazgeçin

    Cumartesi Anneleri: Suçlara ortak olmaktan vazgeçin

    İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, gözaltında kaybedilen Kenan Bilgin dosyasındaki kararı hatırlatarak, “İnsanlığa karşı işlenmiş suçların sorumlularını zamanaşımı kararlarıyla aklamak, çürüyen bir hukuk politikasının göstergesidir” dedi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması talebiyle her hafta düzenledikleri eylemlerinin 912’ncisini online gerçekleştirdi. Cumartesi Anneleri bu haftaki eylemlerinde 12 Eylül 1994’te gözaltında kaybedilen sosyalist işçi Kenan Bilgin’in akıbetini sordu.

    Bu haftaki açıklamayı okuyan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, zamanaşımı ile dosyaların kapatılmasına dikkat çekti. Yoleri, 20 Eylül’de zamanaşımı süresi dolacak olan JİTEM, Musa Anter ve gözaltında kaybedilen Ayten Öztürk davasında mahkeme heyetinin duruşmayı 21 Eylül’e erteleyerek, zamanaşımı süresinin dolmasının beklendiğini söyledi.

    ‘ÇÜRÜYEN HUKUK POLİTİKASI’

    Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a seslenen Yoleri, “Zorla kaybetmeler dahil olmak üzere, insanlığa karşı işlenmiş suçların sorumlularını zamanaşımı kararlarıyla aklamak, çürüyen bir hukuk politikasının göstergesidir. Yürüttüğünüz hukuk politikalarıyla fail ve sorumluların suçlarına ortak olmaktan vazgeçin” ifadelerini kullandı. Yoleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) oy birliğiyle mahkumiyet kararı vermiş olmasına rağmen Kenan Bilgin davasının da zamanaşımına uğradığını hatırlatarak, adaletin sağlanmadığını belirtti.

    BİLGİN DOSYASI KAPATILDI

    Yoleri, Bilgin’in 35 yaşında Ankara Dikmen’deki otobüs durağından gözaltına alınarak Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü ifade etti. Yoleri, Bilgin’in akıbetini sormak girişimlerde bulunulduğunu ancak emniyetin Bilgin’in gözaltında olduğunu inkar ettiğini belirtti. Sonrasında 11 tanığın Bilgin’i emniyette işkence edilirken gördüklerini kamuoyuna açıkladıklarını hatırlatan Yoleri, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran Bilgin Ailesi, Kenan’ın bulunmasını istedi. Kenan’ı bulmak, faillere ulaşmak için girişimlerde bulunan Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Selahattin Kemaloğlu’nun görevini yapması engellendi ve Ankara’dan sürüldü. Soruşturmayı devralan savcı Özden Tönük ailenin ve tanıkların başvuruları ile ilgili gerekli girişimlerde bulunmadı. Tanıkların, polisi ve devleti küçük düşürmeye yönelik gerçek dışı iddialarda bulunduğunu içeren 3 sayfalık bir rapor yazarak dosyayı kapattı.”

    ZAMANAŞIMI GEREKÇESİYLE TAKİPSİZLİK

    İç hukuktaki girişimlerin sonuçsuz kalması nedeniyle davanın AİHM’e taşındığını belirten Yoleri, AİHM’in oybirliği ile Türkiye’yi mahkum ettiğini vurguladı. Yoleri, “AİHM, Bilgin Ailesi’nin iddialarının hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar açık olduğunu belirtmesine rağmen, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ‘Kenan Bilgin’in Ankara Emniyeti’ne bağlı nezarethanelerden birine alındığına dair hiçbir veriye ulaşılamamıştır’ dedi ve dosyada zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlik kararı verdi. Karara yapılan itirazlar da reddedildi. Kısacası iç hukukta mevcut tüm hukuki yollar kullanıldığı halde hiçbir sonuç alınamadı” diye belirtti.

    ‘AİHM KARARLARI DİKKATE ALINMAK ZORUNDA’

    Yoleri, Türkiye’nin hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) taraf bir ülke olarak hem de Anayasa’nın 90’ıncı maddesi gereği AİHM kararlarını tam olarak yerine getirmekle yükümlü olduğunu hatırlatarak, “Yargı makamları AİHM kararlarını dikkate almak zorundadır. Kaç yıl geçerse geçsin; Kenan Bilgin için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 213 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Musa Anter davasında zaman aşımı tehlikesi; Dicle Anter: Orhan Miroğlu sanık olarak dinlenmeli

    Musa Anter davasında zaman aşımı tehlikesi; Dicle Anter: Orhan Miroğlu sanık olarak dinlenmeli

    PİRHA-Kürt gazeteci ve yazar Musa Anter’in katledilmesine ilişkin 30 senedir süren davanın son duruşması, dosyanın zaman aşımına 5 gün kala Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 15 Eylül günü görülecek. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Anter’in oğlu Dicle Anter, “Babamın öldürülmesi devlet operasyonuyla olmuş bir olaydır. Tanıklar Abdulkadir Aygan, Orhan Miroğlu ve Süphan Mete’nin mahkemede sanık olarak dinlenmesi gerekiyor” dedi. 

    Kürt gazeteci ve yazar Musa Anter, belediye tarafından düzenlenen festival için gittiği Diyarbakır’da 20 Eylül 1992 günü Seyrantepe semtinde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Saldırı sırasında Anter‘in yanında olan ve bugün AKP Merkez Karar Ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi olan Orhan Miroğlu ise yaralı olarak kurtuldu. Anter‘in öldürülmesine ilişkin 30 yıldır görülen dava dosyasında zaman aşımı riski yüksek ihtimal olarak görülürken, davanın son duruşması zaman aşımına 5 gün kala (20 Eylül) Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yarın görülecek.

    “BABAMIN ÖLDÜRÜLMESİ DEVLET OPERASYONUYLA OLMUŞ BİR OLAYDIR”

    Musa Anter’in oğlu Dicle Anter, Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele (JİTEM) Ana Davası ve 1993 yılında “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından Dersim’de öldürülen Ayten Öztürk dosyasıyla birleştirilen davaya ve zaman aşımı riskine ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    Türkiye siyasi tarihinde faili meçhul cinayetlerle anılan 1990’lı yıllarda yaşananlara değinen Anter, “30 yıllık zaman içerisinde Türkiye’deki aydın kesime yönelik olan cinayetlerin çoğu politik olarak işlenmiş cinayetlerdir. O dönemin hükümetleri, devlet yetkilileri bu konularda duruma vakıftırlar. Babamın öldürülmesi devlet operasyonuyla olmuş bir olaydır. Kutlu Savaş, Susurluk raporunda bunu gayet güzel bir şekilde dile getirmiştir. ‘Musa Anter’in öldürülmesi bir hatadır. Musa Anter bu işin felsefesiyle uğraşıyordu’ demiştir raporunda” ifadelerini kullandı.

    “AYGAN, MİROĞLU İLE METE’NİN SANIK OLARAK DİNLENMESİ GEREKİYOR”

    Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) eski yöneticisi Mehmet Eymür‘ün, Orhan Miroğlu ile ilgili olarak “Biz Orhan Miroğlu’nu Tayfun olarak biliyorduk” sözlerini de hatırlatan Anter, Miroğlu’nun da sanık olarak mahkemede dinlenmesi gerektiğini kaydetti. Anter, şöyle konuştu:

    “Babamın elinde bir silah yoktu. Onun elinde kurşun kalem vardı. Esasında çözülmesi aşikâr bir olay. Tanıklar Abdulkadir Aygan, Orhan Miroğlu ve Süphan Mete’nin mahkemede sanık olarak dinlenmesi gerekiyor. Ama maalesef bu aşamaya gelemedik. Bu kişilerin ifadeleri alınmadan 30 yıllık zaman aşımı bitmiş olacak. Bu kişilerin konuşması önemli. Çünkü Mehmet Eymür, Miroğlu’nu “Tayfun” olarak bildiklerini söylemişti. Bunu yalanlamadı. Miroğlu şu an hem AKP’de milletvekili hem de MKYK’de görev alıyorsa bugüne kadar delilleri neden ortaya koymadı? Devletin arşivlerini ortaya çıkarmadı? İnsanın kafasında şüpheler uyandıran konular bunlar.”

    Anter son olarak dosyanın zaman aşımına uğraması halinde ilk olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapacaklarını, oradan gelecek olumsuz bir sonuca göre Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gideceklerini belirtti.

    NE OLMUŞTU?

    1992’de Diyarbakır’da gerçekleşen Musa Anter cinayetine ilişkin dava zaman aşımına günler kala, 5 Temmuz 2013’te açıldı. Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen JİTEM davası ile Musa Anter cinayetine ilişkin Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava birleştirildi. Sanıklar Mahmut Yıldırım (Yeşil), hakkında yakalama kararı bulunan Abdulkadir Aygan (Aziz Turan) ve emekli Albay Savaş Gevrekçi ile tek tutuklu sanık Hamit Yıldırım, “Taammüden cinayet işlemekten” ağırlaştırılmış ömür boyu hapis, “Halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvikten” de 20 yıla kadar hapisle yargılanıyor. Sanık avukatlarının talebiyle dava, “güvenlik gerekçesiyle” Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ne nakledildi.

    Barış KOP / İSTANBUL