Etiket: barış ve demokratik toplum süreci

  • İslahiyeli yurttaşlar: Adımlar atılsın! – VİDEO

    İslahiyeli yurttaşlar: Adımlar atılsın! – VİDEO

    PİRHA – Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair konuşan İslahiyeliler, kalıcı bir barış ve ekonomik kalkınma için iktidarın bir an önce somut adımlar atması gerektiğinin altını çizdi.

    Türkiye’de Kürt sorununun çözümü ve barış ortamının inşasına yönelik tartışmalar sürerken, Antep’in İslahiye ilçesinde yaşayan yurttaşlar ve DEM Parti yöneticileri sürece dair beklenti ve kaygılarını dile getirdi.

    “TEORİDE BARIŞ, PRATİKTE KAYYIM VE TUTUKLULUK VAR”

    Tartışılan sürecin adının henüz net konulamadığını ve pratikte karşılık bulmadığını belirten DEM Parti İslahiye Eş Başkanı Yüksel Yıldırım ve yönetim kurulu üyesi Abdullah Deniz, devletin bir an önce yasal düzenlemeleri hayata geçirmesi gerektiğini vurguladı. Barış ihtimaline karşı iyi niyetlerini koruduklarını ifade eden parti yöneticileri; cezaevlerinde hukuken beraat etmiş kişilerin dahi bırakılmamasının derin kuşkular yarattığına dikkat çekti. Sürecin en büyük kazancının can kayıplarının durması olduğunu belirten Yıldırım, kafalardaki soru işaretlerinin kalkması için hükümetin somut adımlarla güven vermesi gerektiğini söyledi.

    “KÜRT TARAFI BARIŞTA ISRARCI, İKTİDARDAN SAMİMİ HAMLE YOK”

    İslahiyeli yurttaşlar Mustafa Arslan ve Muzaffer Telek ise 100 yıllık tarihi bir sorunun çözümü için büyük bir fırsat yakalandığını, ancak iktidar kanadından samimi bir yaklaşım göremediklerini belirtti. Bugüne kadar barış, huzur ve istikrar adına adımların hep Kürt tarafınca atıldığını ifade eden yurttaşlar; bu süreçte kayyum politikalarına son verilmesi ve binlerce siyasi tutsağın serbest bırakılması gerektiği çağrısında bulundu. Sadece “Kürt’üm” dediği veya Kürtçe şarkı söylediği için insanların hafif gerekçelerle yıllarca cezaevinde tutulduğunu dile getiren Telek, “Sadece ‘kardeşiz’ deyip izlemekle barış olmaz, adaletsizlikler giderilmelidir” dedi.

    “BARIŞ VE DEMOKRASİ YOKSA EKONOMİ DE DİBE VURUR”

    Sürecin uzamasının halkta umutsuzluğa yol açtığını belirten yurttaşlardan Mehmet Aslan, iktidarın sorunu çözmek yerine süreci kendi varlığını sürdürme hesaplarına uydurmaya çalıştığını savundu. Süreçle birlikte iki taraftan da cenazelerin gelmemesinin çok değerli bir kazanç olduğunu hatırlatan Aslan, barış ve demokrasi inşa edilmediği sürece ülkedeki ekonomik çöküşün de durdurulamayacağını, kalkınmanın tek yolunun kardeşlikten geçtiğini ifade etti.

    “ADIM ATILSIN”

    Sürecin gidişatını önemsediklerini fakat atılan adımları kesinlikle yeterli bulmadıklarını belirten Şahin Temtek ise son dönemde Kürtlere yönelik ırkçı söylemlerin yeniden tırmanışa geçtiğine dikkat çekti. Somut adımların atılmamasının yanı sıra nefret dilinin de devreye girmesinin süreci zedelediğini ifade eden Temtek, bu tarz yaklaşımların devam etmesi halinde masada kalmanın bir anlam ifade etmeyeceğini belirterek iktidarı somut hamleler yapmaya davet etti.

    Cevahir FINDIK/İSLAHİYE

     

  • Barış Akademisyeni Zeliha Burcu Acar:Toplumsal barış olmadan Orta Doğu’nun sorunları çözülemez-VİDEO

    Barış Akademisyeni Zeliha Burcu Acar:Toplumsal barış olmadan Orta Doğu’nun sorunları çözülemez-VİDEO

    PİRHA- Barış Akademisyeni Zeliha Burcu Acar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin yalnızca Türkiye’nin değil, küresel ölçekte demokrasi ve barış arayışlarının bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Acar, toplumsal barış olmadan Orta Doğu’nun sorunlarının çözülemeyeceğini vurgulayarak, “Bu topraklardan Orta Doğu’nun kendisinden, Anadolu’dan yükselen bir barış ve aydınlanma hareketi olabilir” dedi.

    Barış Akademisyeni Zeliha Burcu Acar, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Barış sürecinin tarihsel, toplumsal ve uluslararası boyutlarıyla ele alınması gerektiğini ifade eden Acar, kadınların barış mücadelesindeki rolüne dikkat çekti. Sürecin toplumsallaşmasının ve hukuki güvenceye kavuşmasının önemine vurgu yapan Acar, barışın dışarıdan gelecek bir müdahaleyle değil, toplumun kendi dinamikleriyle inşa edilebileceğini söyledi.

    “BARIŞ SÜRECİ KAVRAMININ İÇİ BOŞALTILMADAN KONUŞULMALI”

    ‘Barış Süreci’ kavramının içinin boşaltılmadan konuşulması gerektiğinin altını çizen Acar, “Çünkü barış inşası ve barış süreci kavramlarını çok eksik anladığımızı düşünüyorum. Bu süreç çok gecikiyor. Hiç buna benzer bir işaret yok. Biz buna nasıl inanalım? Sorunumuz buysa bu sorunu çözmekte kadınların öncü olabileceğini düşünüyorum” dedi.

    Barış sürecinin anlaşılması için sorunun ve buna karşı verilen mücadelenin tarihsel sürecine ve uluslararası siyaset planlamasına bakılması gerektiğini belirten Acar, yaşadıklarının da bu tablonun bir parçası olduğunu ifade etti.

    Acar, “Barış Akademisyen olarak kendi ülkemin güvenlik planı ya da genel politikasına dair bir eleştiri yapmışım. İşimden olma nedenim bu. Tutumuma iktidar tarafından verilen cevap demokrasi ile ilgili bir sorun olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Bu sorun aynı zamanda küresel bir sorun” diye konuştu.

    “BARIŞ GÖKTEN GELMEYECEK”

    Türkiye’de hukuki güvenliğin yeniden sağlanabilmesi için farklılıkları gözeten bir barışın toplumsallaşması ve yasalaşmasının gerekli olduğunu vurgulayan Acar, şöyle devam etti:

    “Bu nasıl olacaktır? Böyle bir hukuk bize gökten gelmeyecek ya da herhangi bir kurtarıcı da beklemiyoruz. Tabii ki cezaevinden çıkması gereken çok sayıda siyasi tutuklu var. Bunların ciddi bir sorun olduğunu ben hiç unutmuyorum. Ama sürecin geneline uluslararası ilişkilere de bakmamız gerekiyor. Sürekli erkeklere bıraktığınız, hamasetle dolu uluslararası politika alanına el atmamız gerekiyor. Kendi ülkemizin neyi temsil ettiğine bakmamız şart. Küresel dünyanın daha demokrat bir hale dönüşmesi şart. Çünkü şovenizm her alanda yükseliyor. Mezhepçilik, milliyetçilik, farklılıklar kullanılıyor. Bunları aşmak için kadınların kendi ülkesinin ve yaşadıkları Ortadoğu’nun dış politika açısından nasıl değişiklikler yaşadığını yakından takip etmesi gerekiyor.”

    “ANADOLU’DAN YÜKSELEN BİR BARIŞ VE AYDINLANMA HAREKETİ OLABİLİR”

    Toplumsal barışın yalnızca Türkiye için değil, Orta Doğu’nun geleceği açısından da belirleyici olduğunu söyleyen Acar, şunları kaydetti:

    “Aynı zamanda hepimizin risk alması gerekiyor. Çünkü toplumsal barış olmadan Orta Doğu’nun sorunları çözülemez. Orta Doğu’nun sorunlarını batıdan bir modernite aydınlanma gelip de çözemez. Bu süreç bize şunu bir daha kanıtladı. Bu topraklardan Orta Doğu’nun kendisinden, Anadolu’dan yükselen bir barış ve aydınlanma hareketi olabilir. Bence ülkemizdeki gelişmeye bu açıdan bakalım.”

    “VAZGEÇMEYELİM”

    “Kendi barış sürecimize kendimiz sahip çıkalım” çağrısında bulunan Acar, dışarıdan herhangi bir kurtarıcı beklenmemesi gerektiğini vurguladı.

    Laiklik ve sekülerlik mücadelesinin daha güçlü yürütülmesi gerektiğini belirten Acar, bu alanda yürütülen mücadelelere dikkat çekilmesi gerektiğini söyledi. Kürt hareketinin bu açıdan umut veren bir yerde durduğunu ifade eden Acar, meseleyi yalnızca güç ilişkileri üzerinden değerlendirmenin eksik kalacağını dile getirdi.

    Kadın mücadelesine hem genel çerçevede hem de günlük yaşamın ayrıntılarında bakılması gerektiğini belirten Acar, bu alanda öncülük eden aktörlerin iyi analiz edilmesinin önemine işaret etti. Dünyada kadın mücadelesi açısından Ortadoğu’nun yakından takip edildiğini hatırlatan Acar, “Bu neden takip ediliyor? Ona bir dikkat edelim. Biz bunun dibindeyiz ve Ortadoğu’da kadın mücadelesine inanan tek hareketle barışmaya çalışıyoruz. Ve bence bu çok değerli bir şey. Bu yüzden bundan vazgeçmeyelim” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MERSİN

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Meclis devreye girmeli, gecikmeden rolünü oynamalı-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Meclis devreye girmeli, gecikmeden rolünü oynamalı-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, barış sürecinde var olan sıkıntıların aşılması için siyasal iktidarın ve bir bütün olarak Meclis’in devreye girmesi ve hızlı bir şekilde gecikmeden rolünü oynaması gerektiğini belirtti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, gençliğin geleceksiz bırakılmak istendiğini vurgulayarak, gençlerin mücadelesinin yanında yer aldıklarını söyledi.

    “DEMOKRATİK YASAL ÇERÇEVE OLUŞTURULMALI”

    Barış ve Demokratik Toplum Sürecin’deki gelişmeleri de değerlendiren Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları ifade etti:

    “Kürt sorunun çözümü noktasında devam eden sürecin Türkiye’nin en önemli siyasal gündemlerinden biridir. Sürecin seyrinin toplum ve kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor. Toplumun öncelikli gündemi olan bu mesele elbette siyaset kurumunun da öncelikli gündemlerinden biri olmak durumundadır. Bu anlamda Sayın Bahçeli’nin önerdiği bazı somut adımlar sürecin ilerletilmesi açısından önemli. Yine yürütme adına yapılan açıklamalar var. Bu açıklamalarda da yasal boyutun gündemde olduğuna dair sözler sürecin ivme kazanması bakımından önem arz etmektedir. Sürecin yürümesi, başarıya ulaşması için Sayın Öcalan başta olmak üzere tüm muhataplar gerçek anlamda bir çaba içerisindedir. Bunu ifade etmek gerekiyor. Var olan sıkıntıların aşılması için siyasal iktidarın ve bir bütün olarak Meclis’in devreye girmesi ve hızlı bir şekilde gecikmeden rolünü oynaması gerekir.

    Bunlar görmezden gelinemez. Siyasal seyrin yasal adımlarla ivmeye kavuşturulması gerekir. Siyasal çerçevenin yasal çerçeveye kavuşturulması ve bu sürecin aciliyetini ifade etmek gerekiyor. Barışın hukuka ihtiyacı var. Bu anlamda Meclis Komisyon Raporu aslında gereken yasal adımları, atılması gereken adımları, yapılması gerekenlerin yol haritasını çok açık ve net bir şekilde hem Meclis için hem de yürütme için ortaya koymuştur. Hepimiz açısından yol haritası niteliğindedir. Bağlayıcı niteliktedir. Onun da altını çizmek isterim. En nihayetinde o rapora her birimiz imza koyduk. Yine önermiş olduğumuz varış izleme ve takip mekanizması kurulması gerektiğini de bir kez daha ifade etmek istiyoruz buradan. İktidarından muhalefetine, Kürt’ünden Türk’üne farklı inançlardan herkese ilaç gibi gelecek olan bu sürecin demokratik yasal çerçeve ile taçlandırılması ve nihayete ermesi gerekiyor. Bunun için de hep beraber çalışmak gerekiyor.”

    Enflasyon rakamlarına da dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Emekli olan yurttaşlar yoksullukla, açlıkla baş başa bırakılıyor. Bir cafeye gidip bir kahve içemeyecek, otobüs bileti alamayacak duruma gelmiş gençlik var. Ama buna dönüp bakan yok. Buna karşı sokakta, Meclis’te, fabrikada mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • İHD, bir çok kentte seslendi: Kalıcı barışın tesis edilmesi için siyasi ve yasal adımlar atılsın!-VİDEO

    İHD, bir çok kentte seslendi: Kalıcı barışın tesis edilmesi için siyasi ve yasal adımlar atılsın!-VİDEO

    PİRHA- Bir çok kentte açıklama yapan İHD, kalıcı barışın tesis edilmesi için siyasi ve yasal adımların bir an önce atılması çağrısında bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD), Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair açıklama yaptı. Bir çok kentte yapılan açıklamalarda, iktidarın, PKK’nin silah bırakma kararını tahkim edecek adımları atması çağrısında bulunuldu.

    İHD DERSİM ŞUBESİ: SİLAHSIZLANMA VE BARIŞ HUKUKİ REFORMLARLA GÜVENCE ALTINA ALINMALIDIR

    İHD Dersim Şubesi, PKK’nin silah bırakma kararının ardından kalıcı barışın sağlanabilmesi için hukuki reformların acilen hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Sanat Sokağı’nda yapılan açıklamayı şube Eşbaşkanı Nurşat Yeşil okudu. Yeşil, sürecin yalnızca güvenlik ya da teknik bir silahsızlanma meselesi olmadığı, demokratikleşme ve toplumsal barışı inşa etme perspektifiyle ele alınması gerektiği ifade etti.

    Yeşil, 1 Ekim 2024’te başlayan ve PKK’nin kendini feshetme kararıyla somutlaşan sürecin, toplumun tüm kesimlerinde büyük bir umut yarattığını belirterek, “Fiili olarak sağlanan silahsızlanmanın, başkaca teyit ve tespit koşuluna bağlanmaksızın yasal güvenceye kavuşturulması gerekiyor. Hükümet, muhtemel yol kazalarına mahal vermeden PKK’nin silah bırakma kararını tahkim edecek adımları atmalı ve gerekli yasal düzenlemeleri bir an önce yapmalıdır” dedi.

    İHD ANTALYA: SOMUT ADIMLAR ATILSIN

     

    İHD Antalya Şubesi de, Attalos Anıtı önünde açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan İHD Antalya Şube Eşbaşkanı Mahir Önal dünya deneyimlerinin hukuki ve idari reformlarla desteklenmeyen müzakere süreçlerinin başarısız olabileceğini gösterdiğini hatırlattı.

    TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporunun üzerinden iki ay geçmesine rağmen somut adımların atılmadığını ifade eden Önal, çıkarılması gereken çerçeve yasanın çatışmanın tüm sonuçlarını bertaraf etmeyi hedeflemesi, silah bırakanların eğitim, sağlık ve istihdam ihtiyaçlarını karşılayacak destek mekanizmaları içermesi gerektiği belirtti.

    İHD İSKENDERUN: GEÇMİŞLE YÜZLEŞME, HAKİKAT VE ONARIM SÜREÇLERİ İŞLETİLMELİDİR

    İHD İskenderun Şubesi de, şube konteyneri önünde açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan Şube Eş Başkanı Ayten Kılınç, sürecin, yalnızca bir güvenlik veya teknik silahsızlanma meselesi olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, şunları dile getirdi:

    “Türkiye’nin demokratikleşme kapasitesini güçlendirme, kalıcı iç barışı kurma iradesi ve nihayet bölgesel krizler karşısında ulusal ve bölgesel istikrar üretme becerisini de kapsayacak bir şekilde düzenlenmelidir.

    PKK’nin silah bırakmasına ilişkin çerçeve yasa, daha fazla ertelenmeden en kısa zamanda çıkarılmalı ve aşağıdaki hususları içermelidir. Bu yasa:

    Yasa geniş ve kapsamlı olmalı, çatışmanın bütün sonuçlarını tamamen bertaraf etme amacı taşımalıdır. Bütünlükçü bir bakışla kaleme alınmalı, açık ve ölçülebilir bir amaç taşımalıdır. Yasa kapsamına aldığı grupları açıklıkça belirmeli ve bunu yaparken grup üyelerinden hiçbirinin dışarıda bırakılmamasına özen göstermelidir.

    Yasa metni açık, yoruma kapalı ve öngörülebilir olmalı, infaz ve dönüş süreçlerinde idari ve hukuki keyfiliği önleyecek kesinlikler ve güvenceler içermelidir.

    Silah bırakanların eğitim, sağlık, istihdam ve benzeri alanlardaki gereksinimlerini karşılamak üzere destek mekanizmaları kurmalıdır.

    Bu yasanın uygulanmasını izlemek üzere TBMM bünyesinde tıpkı TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu örneğinde olduğu gibi tüm siyasi partilerin katılımıyla bir “İzleme ve Denetleme Komisyonu” oluşturulmalıdır. Bu komisyon, belli aralıklarla hazırladığı raporları Meclis’e sunmalıdır. Bu Komisyon sivil toplum örgütlerinin katılımına açık,  somut ve süreklilik arz eden bir çalışma yöntemi geliştirmelidir.

    İHD olarak kalıcı barışın ve demokratik bir düzenin inşası için bütün siyasi mahpusları özgürlüklerine kavuşturacak bir yasal düzenlemenin yapılmasını talep ediyoruz.  Demokratik bir toplum düzeni ve güvenli bir gelecek ancak geçmişle yüzleşme, hakikat ve onarım süreçlerinin işletilmesi ile mümkün olacaktır. Bu bağlamda tarafların sivillere karşı işlediği suçlar bakımından hakikat, adalet ve onarımı odağına alan koşullu sorumluluk mekanizmaları kurulmalı ve etkin bir şekilde işletilmelidir. ”

    İHD MERSİN: KALICI BİR BARIŞ İÇİN SİYASİ VE HUKUKİ ADIMLAR ATILMALI

    İHD Mersin Şubesi de, dernek binasında açıklama yaptı. Açıklamayı okuyan Şükran Aktaş, hükümetin, Kürt Meselesinin çözümünü konjonktürel bir zorunluluktan ziyade temel hak ve özgürlükler perspektifinden stratejik bir bakış açısıyla ele alması gerektiğini ifade etti.

    Aktaş, açıklamanın devamında şunları söyledi:

    “TBMM Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından meclise sunulan nihai raporun 7. Bölümünde belirtilen tüm demokratikleşme adımları ivedilikle hayata geçirilmelidir. Bu kapsamda:

    Hukuk devletinin yeniden inşası ve hukuki güvenlik ilkesi gereğince AİHM ve AYM kararlarının gereği yerine getirilmelidir.

    Kayyım uygulamasına son verilerek kayyım atanan belediyelerin seçilmiş başkanları görevlerine iade edilmelidir.

    Yaşam hakkı tehdidi ve birçok ihlal ile karşı karşıya olan hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalı bu konuda yasal ve idari reformlar gerçekleştirilmelidir.

    Mahpusların tahliyelerini keyfi bir şekilde engelleyen İdare ve Gözlem Kurulları kaldırılmalı, mahpusların infaz süreleri kanunla belirlenmeli, mahpusların denetimli serbestlik hakkından yararlanmalarını engelleyen ve açık cezaevine ayrılma taleplerinin reddeden keyfi ve gayri-hukuki tutumlara son verilmelidir.

    Belediye Başkanları, siyasi aktörler ve gazeteciler ve sivil toplum örgütü temsilcilerine yönelik yargısal tacizden vazgeçilmeli, tutuksuz yargılama bütün yargısal süreçlerde esas alınmalıdır.

    KHK ile işten atılan memur ve işçiler göreve iade edilmelidir.

    Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kaldırılmalı, TCK ve ilgili mevzuatın AİHM ve AYM kararları doğrultusunda öngörülebilirlik ve kanuni belirlilik ilkesi çerçevesinde yeniden düzenlenmelidir.

    İnsan Hakları Derneği olarak, çatışmasızlık ve silahsızlanma ile elde edilen bu tarihi fırsatın kalıcı bir barışa dönüşmesi için siyasi ve hukuki adımların mümkün olan en kısa süre içinde hayata geçirilmesi talebimizi yineliyoruz.”

    PİRHA/DERSİM-ANTALYA-MERSİN-İSKENDERUN

  • Ovacıklılar konuştu: Savaş yordu, devlet sözünü tutsun, barış gecikmesin!-VİDEO

    Ovacıklılar konuştu: Savaş yordu, devlet sözünü tutsun, barış gecikmesin!-VİDEO

    PİRHA- Ovacıklı yurttaşlar, devam eden ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecine dair konuştular. Barış, demokrasi ve özgürlük taleplerini belirten yurttaşlar, devletin atması gerektiği adımları oyalama olmadan demokratik entegrasyonun sağlanması gerektiğini söylediler.

    2024 yılının son aylarında Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan ve Abdullah Öcalan’ın da olumlu karşılık vermesiyle ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecine evirilen barış süreci halen toplumda karşılığını bulmadı.

    Ovacıklı yurttaşlar, barış ve demokratik toplum sürecinde somut adımların atılmasını talep ediyor: “Artık savaş değil, barış istiyoruz; devlet sözlerini tutmalı, halkın beklentileri karşılanmalı.”

    “İNSANLAR SAVAŞTAN ÇOK ÇEKTİ, ARTIK BARIŞ OLSUN”

    ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecine dair konuşan Kumru Kandil, artık savaş istemediklerini belirterek, “Biz artık barış istiyoruz. Ülkemizde güzellikler olsun istiyoruz” dedi ve konuşmasına şöyle devam etti:

    “Çok kötülükler yaşandı ve bunların hepsini gördük. Bizler burada 94’ten bu yana savaşı yaşıyoruz, görüyoruz. İnsanlar çok çekti. Çok gençler öldü. Artık savaş durdu. Kimse ölmüyor ama tekrar başlamaması için adım atılması lazım. Devlet adım atsın, yeter artık” dedi.

    Kandil, konuşmasını yaşadıkları zorluk ve gördükleri kötülüklerin haddi hesabı olmadığını belirterek, bu yüzden barış istediklerini söyleyerek sonlandırdı.

    “BARIŞ SÜRECİ TÜM HALKIMIZ İÇİN HAYATİ BİR ÖNEME SAHİP”

    Barış süreci üzerine değerlendirmelerde bulunan bir diğer isim de Sevgi Erenler oldu. Erenler, sürecin yalnızca belirli kesimler için değil, ülkede yaşayan herkes için kritik olduğunu vurguladı. Erenler, barışın gerçek anlamda zorlu ve değerli bir mücadele gerektirdiğini ifade ederek, “Birçok haksızlığa uğrayan arkadaşlarımız, yoldaşlarımız var. İçeride hasta tutsaklarımız var. Bu sürece dair ciddi beklentilerimiz mevcut” dedi.

    Erenler, devletin barış sürecini uzatmaya yönelik bir yaklaşım sergilediğini belirterek, “Sorduğumuz sorulara hâlâ yanıt alamadık. Verilen sözlerin tutulmasını ve halkımızın beklentilerinin karşılanmasını istiyoruz. Bu barış süreci, tüm halkımız adına çok önemli” diye konuştu.

    Dersim halkının barış sürecinden beklentilerine de değinen Erenler, doğanın özgür bırakılması, maden ocaklarının ve HES projelerinin durdurulmasını talep ettiklerini ifade etti. “Dersim toprakları hepimiz için çok değerlidir; inancımızı ve kültürümüzü yansıtır. Suyumuz, hayvanımız, doğamız kutsaldır. Bu topraklar üzerindeki planlar ve projeler tamamen kendi halkımıza bırakılmalı” dedi.

    Erenler, barış sürecinin yalnızca Kürtler veya Aleviler için değil, ülkede yaşayan tüm halklar için değerli olduğunun altını çizdi.

    “DEVLET TARAFI ŞU ANA KADAR BARIŞ İÇİN ADIM ATMADI, BARIŞ İÇİN ADIM ATILMALI”

    Zeynel Örnek de, Türkiye’de barış süreci ve demokratikleşme tartışmaları sürerken hükümete sert eleştiriler yöneltti. Örnek, devletin geçmişi hatırlaması ve halkın güvenini kazanması gerektiğini vurguladı ve bir buçuk yıldır somut bir adım atılmadığını belirterek, “Ülkenin cumhurbaşkanı bugüne kadar tek bir söz etmedi. Devlet Bahçeli konuşuyor ama sorumluluk almıyor. Halkın talebi ortada; Barış ve Kardeşlik Komisyonu raporu uygulanmalı. AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları hayata geçirilmeli” dedi.

    Hasta ve tutuklu isimlere de dikkat çeken Örnek, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ gibi isimlerin hâlâ cezaevinde olduğunu hatırlattı ve “Demokratik değerlere dair hiçbir şey yapılmadı. Barış, özgürlük ve demokrasi olmadan olmaz. Belediye başkanlarına yönelik operasyonlarla diktatörlüklerini gizlemeye çalışıyorlar” ifadelerini kullandı.

    Uyuşturucu ve yasa dışı bahis operasyonlarının da Kürt meselesini gündemden düşürmek için kullanıldığını söyleyen Örnek, Türkiye’nin acil şekilde demokrasiye ihtiyacı olduğunun da altını çizdi.

    Uluslararası ilişkilerde de iktidarın başarısız olduğunu savunan Örnek, “Barış bir umuttur, umut insan için zorunluluktur” diyerek sözlerini tamamladı.

    Cem EKİNCİ/DERSİM

  • Meclis Komisyonu’nun, son toplantısı başladı!

    Meclis Komisyonu’nun, son toplantısı başladı!

    PİRHA- Kürt sorununun çözümü kapsamında kurulan Meclis Komisyonu’nun, son toplantısı başladı. Toplantıda konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, güç dengelerin değiştiği bir ortamda Türkiye’nin iç barış ve istikrarını sağlaması, yeni imkânları ortaya çıkaracağına dikkat çekti.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci sonrası kurulan Meclis Komisyonu’nun nihai raporun görüşüleceği son toplantısına başladı. Raporun açıklanması, kapsamlı biçimde tartışılması ve oylanması beklenen toplantı, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş başkanlığında gerçekleştiriliyor. Komisyonda yer alan tüm partilerin üyelerinin katıldığı toplantıda, rapora dair son değerlendirme yapılması bekleniyor.

    Toplantı öncesi konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, tarihi bir dönemden geçildiğinin altnıı çizerek, şunları ifade etti:

    “Bu süreçte Gazi Meclisimiz, üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz şekilde üstlenmiştir. Bölgemizde bugün yaşanan sorunlar, emperyalist müdahalelerin bıraktığı derin izlerin sonucudur. Bu müdahalelere bizim cevabımız ise daha fazla mücadele, daha fazla kardeşliktir. Güç dengelerin değiştiği bir ortamda Türkiye’nin iç barış ve istikrarını sağlaması, yeni imkânları ortaya çıkaracaktır.  Toplumsal meşruiyet ve demokratik kapasitenin aynı anda güçlendirilmesi gerekmektedir.

    Yakın çevremizde ve bölgemizde kimlik temelli fay hatlarının diri tutulması, ülkemize çok ciddi sorumluluklar yüklemektedir. Bu konu dar siyasi hesapların çok ötesinde bir realitedir. Güvenliğin yanında hukuk devleti pratiğini ve milli dayanışma iradesini aynı anda kuvvetlendiren bir birliği gerektirmektedir.

    TBMM, her meselenin meşru adresidir. Siyasal hayatın son dönemde ürettiği temaslar, kamu vicdanının talepleri Meclis’imizin temsil gücünü gerekli kılan bir istişareyi gerekli bırakmıştır. Komisyona katkı sunan partilerimizin raporları, birer politika belgesidir. Rapor af mahiyetinde algı üretecek başlıklardan uzak duran, hukuku merkeze alan ve kamu vicdanını merkeze alan yaklaşımı ana hatlarıyla oraya koymaktadır. Raporda bahsedilen düzenlemeler ve önerilere ek olarak, siyasi partilerin daha önce kendi raporlarında ifade ettikleri yeni bir Anayasa’ya ihtiyaç duyduğu da aşikârdır.”

    Numan Kurtulmuş’un konuşmasının ardından toplantı başladı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Türkiye’nin demokratik geleceğine dayanak oluşturacak yasal çerçeve en geniş uzlaşıyla çıkmalı!’

    ‘Türkiye’nin demokratik geleceğine dayanak oluşturacak yasal çerçeve en geniş uzlaşıyla çıkmalı!’

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti, Erdoğan ile görüşmelerine ilişkin açıklama yaparak, “Türkiye’nin demokratik geleceğine dayanak oluşturacak, yasal çerçevenin gecikmeden ve en geniş uzlaşıyla çıkmasının önemli olduğu belirtildi. Küresel ve bölgesel siyasette önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde yapılan bu görüşmenin, Türkiye ve bölge halklarının barış içinde bir arada yaşamasına katkı sağlayacağına inancımızı yineliyoruz” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan ile yaptıkları görüşmeye ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Görüşmede Barış ve Demokratik Toplum Süreci ve bölgedeki gelişmelerin değerlendirildiği aktarılan açıklamada şunlar dile getirildi:

    “DEM Parti İmralı Heyeti olarak, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile önemli bir görüşme gerçekleştirdik. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile bölgemizde yaşanan gelişmeler, bu gelişmelerin Türkiye’ye ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne etkileri üzerine istişarede bulunduk.

    Görüşmede, sürecin kararlılıkla sürdürüleceğine dair ortak irade bir kez daha teyit edildi. Yürütülen süreçle ilgili somut ve güven verici adımların atılması için TBMM’nin, ilgili bakanlıkların ve kamu kurumlarının çalışmalarını yoğunlaştırmalarına ihtiyaç duyulduğu dile getirildi. Bu çerçevede, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporunun kapsayıcı bir yaklaşımla hazırlanmasının, demokratikleşme ve özgürlükler konusunda sağlam bir temel sunmasının gerekliliğine vurgu yapıldı. Toplumun tüm kesimlerini kapsayacak ve Türkiye’nin demokratik geleceğine dayanak oluşturacak, yasal çerçevenin gecikmeden ve en geniş uzlaşıyla çıkmasının önemli olduğu belirtildi.

    Küresel ve bölgesel siyasette önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde yapılan bu görüşmenin, Türkiye ve bölge halklarının barış içinde bir arada yaşamasına katkı sağlayacağına inancımızı yineliyor, Sayın Cumhurbaşkanı’na kabulü için teşekkür ediyoruz.

    Pervin Buldan ve Mithat Sancar

    DEM Parti İmralı Heyeti Üyeleri

    12 Şubat 2026”

    (HABER MERKEZİ)

  • Meclis Komisyonu’nun süresi oy birliğiyle 2 ay daha uzatıldı!

    Meclis Komisyonu’nun süresi oy birliğiyle 2 ay daha uzatıldı!

    PİRHA- Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis’te kurulan ve çalışma süresi 31 Aralık’ta bitecek olan Meclis Komisyonu’nun süresi 2 ay uzatıldı.

    Komisyon,  hazırlayacağı ortak raporun 31 Aralık’a kadar yetişmeyeceği gerekçesiyle bugün toplandı.

    Toplantıda Prof. Dr. Havva Kök Arslan ve Murat Sevecen, komisyonun yaptığı toplantılar boyunca yapılan konuşmaların analizine dair sunum yaptı. Her iki isim, söylemler arasındaki benzerlikler, farklılıklar ve gereklilikler üzerinde durdu.

    Milletvekilleri de sunuma ve gereklilere dikkat çekti. Daha sonra yapılan oylamada komisyonun çalışma süresinin 2 ay uzatılması kararı alındı. Karar oy birliği ile alındı. Karar sonrası komisyon toplantısı sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Akın Birdal: Anneler barışı bekliyor!-VİDEO

    Akın Birdal: Anneler barışı bekliyor!-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği Onursal Başkanı Akın Birdal, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair değerlendirmelerde bulundu. Birdal, sürecin zamana yayılmadan somut adımlarla ilerletilmesi gerektiğini belirterek, barışın en güçlü talep sahiplerinin barış anneleri olduğunu vurguladı.

    İnsan Hakları Haftası çerçevesinde vefa ziyaretleri gerçekleştirdiklerini ifade eden Birdal, birkaç gün önce İzmir’de barış anneleriyle bir araya geldiklerini aktardı. Görüşmelerde annelerin yaşadığı derin acıların bir kez daha görünür olduğunu söyleyen Birdal, ağır kayıplar yaşamalarına rağmen barış talebini en güçlü biçimde dile getiren kesimin yine anneler olduğunu belirtti.

    Birdal, “İki ya da üç evladını yitirmiş, evlatları cezaevinde ya da dağda olan anneler, yaşadıkları onca acıya rağmen en çok barışı istiyor. Silahların sustuğu, herkesin diliyle, kimliğiyle, kültürüyle korkusuzca yaşayabildiği bir Türkiye talep ediyorlar” dedi.

    “SEMBOLİK ADIMLARIN ÖTESİNE GEÇİLMELİ”

    Sürecin geldiği aşamaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Birdal, sembolik adımların ötesine geçilmesi gerektiğini ifade etti. İmralı’daki tecridin fiilen sürdüğünü ancak bazı gelişmelerin sürece dair bir eşik oluşturduğunu söyleyen Birdal, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde komisyon kurulmasını ve İmralı’ya ziyaretlerin yeniden gündeme gelmesini bu çerçevede değerlendirdi.

    Sürecin asıl muhatabının Abdullah Öcalan olduğunu vurgulayan Birdal, tecridin tamamen kaldırılması ve Öcalan’ın “umut hakkı”nın kullanılır hale getirilmesi gerektiğini belirtti. Birdal, “Sayın Öcalan’ın düşüncelerini doğrudan Türkiye halklarıyla paylaşabileceği koşulların yaratılması, barışın toplumsallaşması açısından belirleyicidir” ifadelerini kullandı.

    “BİR KUŞAK BARIŞI GÖRMEDEN HAYATA VEDA ETMEMELİ”

    Zaman faktörüne özellikle dikkat çeken Birdal, sürecin ağırdan alınmasının barış talebini zedeleyeceğini söyledi. Annelerin yaşlı olduğunu hatırlatan Birdal, bu kuşağın barışı görmeden hayata veda etmemesi gerektiğini vurguladı.

    Sürecin ilerleyebilmesi için cezaevlerine dair acil adımların atılması gerektiğini de dile getiren Birdal, siyasi tutukluların ve hasta mahpusların serbest bırakılması çağrısında bulundu. Cezaevlerindeki idare ve gözlem kurullarının kaldırılması gerektiğini ifade eden Birdal, Terörle Mücadele Yasası ve Türk Ceza Kanunu’nun demokratik siyasetin önünde engel oluşturduğunu söyledi.

    Birdal, sürecin başarıya ulaşmasının ancak demokratik bir ortamın yaratılması ve Türkiye’nin geçmişle yüzleşmesiyle mümkün olacağını belirterek, barışın hakikat ve adalet temelinde inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.

    DİREN KESER/MERSİN

  • CHP Lideri Özel, Dem Parti İmralı Heyeti ile görüştü: Türkiye yarınlarına barış içinde girsin!-VİDEO

    CHP Lideri Özel, Dem Parti İmralı Heyeti ile görüştü: Türkiye yarınlarına barış içinde girsin!-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Özgür Özel İmralı Heyeti ile yaptığı toplantı sonrası yaptığı açıklamada, “Barış elbette ki Türkiye’ye yakışan bir şey. Uzun yıllar çatışmalı bir süreç yaşadık bu ülkede. Bu coğrafyada çokça kan aktı. Anneler ağladı. Gencecik insanlar toprağın altına girdi. Gencecik bedenler toprağın altına girdi. Dolayısıyla bundan sonra böylesi bir sürecin yaşanmaması için hepimizin elini artık gövdesini taşın altına koyma zamanı gelmiştir diye düşünüyorum” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Faik Özgür Erol ile CHP Genel Merkezi’nde, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüştü Görüşmenin ardından heyetler basın toplantısı düzenleyerek, görüşmeye ilişkin kamuoyuna bilgi verdi.

    Toplantıda ilk olarak söz alan Özgür Özel, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında yaşanan gelişmeleri, komisyon çalışmalarına dair görüş alışverişinde bulunduklarını paylaştı. Özel ayrıca siyasetçi Leyla Zana’ya yönelik küfür ve hakaretlere de işaret ederek, durumu sert bir dil ile kınadıklarını ifade ederek, “Bu toprakların üzerinde Anadolu’da böyle bir şeyin yapılmasını asla ve asla kabul etmiyoruz. İnancımızda da, kültürümüze de aykırıdır. Hele hele bir siyasetçiye ülkede gelişen siyasi olaylar üzerinden stadyumları bu anlamda kullanmaya çalışan bir anlayışa hiçbirimizin kapı aralamasının mümkün olmadığını ifade etmek isterim” dedi.

    Komisyonun rapor yazım sürecini hızlı bir biçimde ele alması gerektiğine dikkat çeken Özel, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu konuda partiler ortaklaşıyor. Herkesin kabul edebileceği Türkiye’nin hem ‘Terörsüz Türkiye’ hedefini hem de demokratik Türkiye hedefini birlikte hayata geçirebilecek birbirinin peşine değil, ama iç içe böyle bir süreci gerçekleştirebilecek. Bu topraklar üzerinde gözyaşlarının durmasını, kardeşliğin, barışın hakim olmasını sağlayacak ve Türkiye’nin yarınlarına barış içinde, el ele omuz omuza, Türk’ün de, Kürt’ün de evladının geleceğinde endişe duymadığı en iyi eğitimi alabileceği hep birlikte hızla kalkınacağımız ve adil bir şekilde bölüşebileceğimiz yarınları umut ediyoruz.

    Hem Türkiye’de hem de Suriye’de Türkler için de, Kürtler için de, Dürziler için de, Aleviler için de, Türkmenler için de anayasal demokratik ve barış içinde iki devlet ümit ediyoruz. Türkiye’de de Suriye’de de barışın, kardeşliğin, demokrasinin hakim olmasını, iki tarafta da tam anlamıyla bir barışın hakim olmasını, Türkiye ile Suriye arasında iyi ilişkileri sınırın iki yanındaki kardeşliğin iki ülkenin yarınlara birlikte güvenle adım atmasını ümit ediyoruz. Türkiye ile Suriye arasında ilişkileri, sınırın her iki yanındaki kardeşleri, iki ülkenin yarınlarını birlikte ve güvenli şekilde kurmasının hem Türkiye’ye hem Suriye’ye hem Türkler hem Kürtlere hem de bütün Ortadoğu‘ya ve insanlığa iyi geleceğini ümit ederek sözü sayın başkanlarıma bırakıyorum.”

    Ardından konuşan İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan, CHP’nin yapıcı rolüne önem veriyoruz. Çünkü Kürt sorunu siyaset üstü bir meseledir ve bu meseleyi çözmek hepimizin görevi ve sorumluluğudur. Barış elbette ki Türkiye’ye yakışan bir şey. Uzun yıllar çatışmalı bir süreç yaşadık bu ülkede. Bu coğrafyada çokça kan aktı. Anneler ağladı. Gencecik insanlar toprağın altına girdi. Gencecik bedenler toprağın altına girdi. Dolayısıyla bundan sonra böylesi bir sürecin yaşanmaması için hepimizin elini artık gövdesini taşın altına koyma zamanı gelmiştir diye düşünüyorum” diye konuştu.

    Mithat Sancar da, “Müzakere ise birbirini dinleme, diyalog, diyalogla ilerleme sanatıdır. Bizler de bugün müzakerenin çok değerli bir örneğini birlikte yaşadık. Kaygıları, eleştirileri, itirazları karşılıklı birbirimizle paylaştık ama bir konuda da mutabıkız. Süreç müzakereyle, diyalogla, karşılıklı görüşmelerle yürüyecektir. Bu konuda da siyasal mutabakat ve toplumsal uzlaşma hayati önemdedir. Bir kez daha gördük ki Cumhuriyet Halk Partisi bu süreçte bu rolü olumlu bir şekilde oynamaya devam edecek iradeyi gösteriyor. Bu son derece önemli. Bizler yayılmak istenen gerilim, çatışma, ırkçı tahrik ortamına karşı hep birlikte demokrasinin ve barışın birlikteliğiyle ortak mücadeleyi yürütmek zorundayız. Bunun da önümüze barışın ve demokrasinin yolunu gerçekten sonuna kadar açacağına inanıyoruz” diye belirti.

    PİRHA/ANKARA

  • Mehmet Seyitalioğlu: Devlet inançtan elini çekerse barış doğar- VİDEO

    Mehmet Seyitalioğlu: Devlet inançtan elini çekerse barış doğar- VİDEO

    PİRHA- Seyit Sabun Ocağı’ndan Mehmet Seyitalioğlu, Alevilerin barış ve demokratik toplum taleplerinin ancak gerçek bir demokratikleşme süreciyle mümkün olacağını belirterek, “Devlet inançlardan elini çektiği gün Anadolu halkları zaten barışı kendi elleriyle kurar” dedi.

    Seyit Sabun Ocağı’ndan Mehmet Seyitalioğlu, Türkiye’de ve bölgede süren siyasal tartışmaları, demokratik hak ve özgürlükler bağlamında PİRHA’ya değerlendirdi. Seyitalioğlu, hem Türkiye’deki demokratikleşme ihtiyacına hem de Alevi toplumunun bu süreçteki yerine dikkat çekti.

    “YASAL GÜVENCE OLMADAN BU SÜREÇ TAMAMLANAMAZ”

    Seyitalioğlu, demokrasinin yalnızca bir yönetim modeli değil, aynı zamanda toplumların nefes almasını sağlayan bir haklar sistemi olduğunu vurguladı. Toplumsal dönüşümün küçük ama kararlı adımlarla ilerleyebileceğini ifade eden Seyitalioğlu, “Demokrasinin inşası, demokratik hak ve özgürlükler perspektifinde genişleten ve rahatlatan bir olgudur, bir sorudur, bir problemdir. Bunun demokratikleşme ile ancak çözüleceğine inanıyorum. Bu manada Kürt özgürlük mücadelesinin geldiği aşamada birlikte yeniden hayatı şekillendirirken gerek sosyal gerek siyasal gerek içtimai temelde derinleşen bu sürecin yasal ve anayasal güvence temelinde yürütülmesi gerekir. ‘Yasallık’ dediğimiz kavram yuvarlak bir söz gibi görünse de aslında çiçeğin büyüme devreleri gibi doğru aşamalarla ilerlemek demektir” diye konuştu.

    “FAŞİZAN DUYGULARIN YOK OLMASI LAZIM”

    Seyitalioğlu, Türkiye’de yıllardır süren ayrımcılığın demokratikleşmenin önünde ciddi bir engel olduğuna işaret etti. Geçmişte Kürt kimliğine yönelik baskılara dikkat çekerek, toplumsal yaraların ancak bütünlüklü bir demokratik yaklaşım ile sarılabileceğini dile getiren Seyitalioğlu, “Türkiye’de özellikle milliyetçilik, ırkçılık faşizan bir düzeye ulaşmışken; insanların ıslık çaldığı için bile mahkemelik olduğu, darp edildiği, öldürüldüğü bir ülkede önce bu yolu açmak lazım. Bu nasıl olur? Küçük küçük değişikliklerle… Siyaset dili sadece ‘terörü bitirelim’ diye şekilleniyorsa bu eksiktir. Terörü sonlandırmanın yolu kültürel ve sosyal bütünlüğü de ele almaktan geçer. Bir taraftan ‘teröristsiz Türkiye’ derken, diğer taraftan toplumun bazı kesimlerine yönelen faşizan duyguları mutlaka demokrasiye çevirmek gerekir. Aksi halde olmaz” ifadelerini kullandı.

    “BARIŞ, ALEVİLER İÇİN BİR İMKAN”

    Alevilerin demokratik toplum içinde hak ettiği eşitliğe ancak devletin inanç üzerinde kurduğu baskıyı kaldırmasıyla ulaşabileceğini söyleyen Seyitalioğlu, Alevi toplumunun özgür örgütlenme ve inanç pratiğinin önemini vurguladı:

    “Barış ve demokratik toplum sürecinin başarıya ulaşması ve toplumsal barışın inşa edilmesi halinde kabul edilmeyen inançlar, fikirler, ibadetler de demokrasiden nasibini alacaktır. Alevi gerçekliği de o zaman kendi bağımsız inancında, yaşamında yeniden bir yapılanma imkanı bulacaktır. Devlet inançlardan, halkların dilinden, kültüründen elini çekerse o halk kendi kendine zaten barışı inşa eder. Devlet halkların örgütlenmesinin önündeki engelleri kaldırırsa, yasal ve kanunlarıyla bu işi kendimiz çözeriz. Yeter ki devlet yönlendirici olmasın, tarafgirliği bıraksın. Biz Anadolu halkları, farklı düşüncelerden olsak bile kardeşçe yaşarız.”

    SURİYE İÇİN ÇAĞRI

    Mehmet Seyitalioğlu, Suriye’de devam eden çatışmalara da değinerek, Alevi ya da başka bir inançtan insanların katledilmesinin kabul edilemez olduğunu belirtti. Suriye’de barışın ancak bütün halkların eşit haklarla temsil edildiği bir toplumsal yapı ile mümkün olacağını ifade eden Seyitalioğlu, “Suriye’deki durum çok acı. Sadece Alevi değil, başka birisi öldürülse de , kendi öz kardeşimin ölümü kadar üzülürüm. Çözümün tek yolu, Suriye’de halkların kardeşçe bir arada yaşayabilmesinin hukukunu yaratmaktır. Herkes parlamentosunda eşit temsil edilmelidir. Oradaki vahşetin durması için iki şey gerekir: Birincisi, onların sesine ses olmak; ikincisi ise birlik ve dayanışmayı yalnızca kendi mecramızda bırakmayıp mümkünse fiili destek haline dönüştürmektir. Siyasi, kültürel ve diğer alanlarda mutlaka bir güç birliği oluşturmalıyız” çağrısında bulundu.

    “BARIŞIN ANAHTARI DEMOKRATİKLEŞMEDE”

    Seyitalioğlu, bütün bu sürecin özünde barış arayışının bulunduğunu dile getirerek, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

    “Bu işin anahtarı barıştır. Barış, sadece silahların susması demek değildir. Gerçek barış, toplumun her kesiminin eşit haklarla yaşaması, kendini özgürce ifade edebilmesi ve birbirine saygı göstermesidir. Devletin bu sürece katkısı, aktif müdahalede bulunmak değil, engelleri kaldırmak olmalıdır. Eğer devlet halkları birbirine düşman etmek için değil, onları birleştirmek için çaba sarf ederse, zaten halk barışını kendi içinde kurar. Devletin engellemeyi bıraktığı, müdahale etmediği bir ortamda barış kendiliğinden doğar. Biz, birbirimizi tanıdıkça, farklılıklarımızı bir tehdit değil, zenginlik olarak gördükçe barış olur. Bu nedenle barışı kurmanın yolu, devletin halkların özgürlüğünü kısıtlayan politikalardan vazgeçmesidir.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

  • Koçyiğit: Öcalan ile yapılan görüşme barış sürecinde yeni bir eşiktir- VİDEO

    Koçyiğit: Öcalan ile yapılan görüşme barış sürecinde yeni bir eşiktir- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yaptığı konuşmada Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeyi “tarihi” olarak nitelendirerek, bunun Türkiye’de barış ve demokrasi için yeni bir alan açtığını söyledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı açıklamada Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun aldığı karar doğrultusunda İmralı’da Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeyi “tarihi” olarak tanımladı ve bu temasın Türkiye’nin barış ve demokrasi yolculuğunda “yeni ve umut verici bir alan” açtığını ifade etti.

    “SÜRECİN BAŞARILI OLMASI HAYATİ ÖNEMDE”

    Koçyiğit, görüşmenin uzun yıllar boyunca beklenen barış ve kardeşlik süreci için önemli bir eşik olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:

    “Türkiye’nin geleceği açısından bu sürecin başarılı olması hayati önemlidir. Başarının yolu tüm siyaset kurumunun süreci şeffaf, kararlı ve cesurca sahiplenmesinden geçmektedir. Barışın toplumsal düzeyde güçlenmesi için birlikte çalışmalı, birlikte emek harcamalıyız. Komisyonun tamamının İmralı’ya gitmesini çok isterdik. Ancak ne yazık ki bu gerçekleşmedi. Buna rağmen Türkiye bu görüşmenin Türkiye ve halkımıza sağlayacağı katkı çok önemlidir. Kürt meselesi güncel siyasetin sınırları içine hapsedilmeyecek bir konudur. Hiçbir siyasi partinin kendi kısa vadeli çıkarları için kullanabileceği bir araç değildir. Türkiye’de demokrasinin önünde duran temel engellerden biridir ve çözülmek zorundadır.

    Türkiye ve bölge barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Herkes bunu esas almalı ve buna uygun politikaları, pratikleri bu ülke ve Türkiye halkları için için hayata geçirmelidir. DEM Parti olarak sürecin başarıya ulaşması için üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Ancak iktidar, muhalefet, devlet kurumlarının da bu konuda ciddi sorumlulukları vardır. Barışın yolunun ilerleyebilmesi için gerekli yasal ve kurumsal düzenlemelerin gecikmeden hayata geçirilmesi şarttır. Barış tek tarafın çabasıyla değil, toplamın ortak iradesiyle ancak inşa edilebilir.

    Atılması gereken bu tarihi fırsatı ertelemeden komisyonun raporunun bir an önce tamamlanması, genel kurulda yasal düzenlemelerin hızla hayata geçirilmesi hepimiz açısından çok önemlidir. Bu eşik, cesur ve kararlı adımların atılmasıyla anlam kazanacak; barış ancak güven inşa ederek de toplumsallaşacaktır.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Hak örgütleri ve partilerden ‘Barış için somut adımlar atılsın’ çağrısı- VİDEO

    Hak örgütleri ve partilerden ‘Barış için somut adımlar atılsın’ çağrısı- VİDEO

    PİRHA- Hak örgütleri ve siyasi parti temsilcileri, Meclis’te oluşturulan komisyonun Abdullah Öcalan’la görüşmesini önemli bir adım olarak değerlendirerek, sürecin somutlaştırılması gerektiğini söyledi. “En kötü barış bile savaştan iyidir” vurgusu öne çıktı.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde barış için kurulan komisyonun, İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüşme gerçekleştirmesi, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Görüşmenin ardından insan hakları örgütleri ve siyasi parti temsilcileri süreci değerlendirerek, barışın toplumsallaşması ve kalıcı hale gelmesi için somut adımların gecikmeden atılması gerektiğini vurguladı. Açıklamalarda, “En kötü barış bile savaştan iyidir” mesajı öne çıkarken, komisyonun attığı bu adımın tarihi bir eşik olduğu ve tüm siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi gerektiği belirtildi.

    “EN KÖTÜ BARIŞ BİLE SAVAŞTAN İYİDİR”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesi Başkanı Yasemin Dora Şeker, barışın toplumsal yaşamın bütün alanlarında yaşamsal bir ihtiyaç olduğunu vurgulayarak komisyon çalışmalarını desteklediklerini ifade etti. Şeker, barışın sadece siyasal bir başlık değil, çocuklardan kadınlara, işçilerden gençlere tüm toplumu ilgilendiren bir hak olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “Her şeyden önce biz İnsan Hakları Derneği olarak her koşulda barıştan yanayız. Çünkü barışın olduğu bir ülkede çocuklar öldürülmez, istismara uğramaz; kadınlar şiddete maruz kalmaz; emekçiler yoksullukla mücadele etmez. En kötü barışın bile savaştan daha iyi olduğu gerçeğinden hareketle komisyon çalışmalarını doğru buluyoruz. Bu çalışmalar ileri aşamaya taşınmalı. Barış ancak herkesin tüm haklarının eşit biçimde tartışıldığı bir masada sağlanabilir. Bu nedenle bazı partilerin sürece katılmamasını doğru bulmuyoruz; barışın toplumsallaşması için herkes sorumluluk almalı.”

    “SOMUT ADIMLAR ATILMALI, TUTUKLULAR SERBEST BIRAKILMALI”

    Emek Partisi MYK Üyesi Halil İmrek, komisyonun bir yıl boyunca toplumdaki kesimleri dinlemesinin önemli olduğunu ancak bunun yeterli olmadığını belirterek somut adımların artık zorunlu hale geldiğini söyledi. İmrek, özellikle siyasi tutsaklar konusunda acil adım beklentisini dile getirerek,

    “Türkiye’de çözülmemiş olan Kürt sorunu on yıllardır binlerce insanın yaşamını yitirmesine yol açtı. Biz Emek Partisi olarak eşit haklar temelinde barışçıl çözümden yanayız. Komisyonun oluşturulması önemli, ancak bir yıldır sadece dinleme yapıldı; somut bir adım atılmadı. Barış istediği için binlerce insan cezaevlerinde. Siyasi af çıkarılmalı; Demirtaş ve Gezi tutsakları için aslında yasal düzenlemeye bile gerek yok, AYM ve uluslararası kararlar ortada. Ayrıca kayyum uygulamalarına son verilmeli, halkın iradesi iade edilmelidir. Öcalan’la görüşülmesi önemli bir adımdır; ancak AKP artık oyalamayı bırakmalı, hızlı adımlar atmalıdır” diye konuştu.

    “ÖCALAN’LA GÖRÜŞME TOPLUMSAL BARIŞIN KAPISINI ARALAYABİLİR”

    DEM Parti Adana İl Eş Başkanı Seyfettin Aydemir, barış sürecinin Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta başlattığı barış ve demokrasi perspektifiyle yeniden canlandığını belirterek, komisyonun İmralı’yla görüşmesini olumlu karşıladıklarını söyledi. Aydemir, “Bu savaşın son olmadığını herkes gördü. Sayın Abdullah Öcalan’ın başlattığı Barış ve Demokrasi Toplum Süreci çok anlamlıydı ve biz bu sürecin arkasında durduk. Şu anda da demokratik toplum inşa süreci yürütülüyor. Meclis’te kurulan komisyonun çalışmasını değerli buluyoruz. İmralı ziyaretini selamlıyoruz; umarız Öcalan’la görüşmeden sonra devlet tarafında da adımlar atılır. Bu ülke savaştan çok yoruldu. Artık acıların tekrarlanmaması için herkes üzerine düşeni yapmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “İMRALI BİRİNCİ DERECEDE MUHATAPTIR”

    EMEP Adana İl Başkanı Suat Nacar ise barış sürecinin karşılıklı ilerlemesi gerektiğini, tek taraflı adımların sonuç yaratmayacağını vurguladı. Nacar, komisyonun İmralı’ya gitmesinin oldukça önemli olduğunu ifade ederek, “Hükümetin belirsiz tutumu geçmişte büyük acıların yaşanmasına yol açtı. Bugün süreç olumlu ilerliyor gibi görünse de karşılıklı adımlar gerekiyor. Silahların sustuğu ama beklentilere cevap verilmeyen bir süreç yaşanıyor. Kürtleri memnun edecek bir adım henüz atılmış değil. İmralı birinci derecede muhataptır; komisyonun oraya gitmesi gerektiğini hep söyledik ve bu yönde oy kullandık. Halkın beklentisine cevap vermeyen siyasi yapılar süreci tıkıyor. Görüşmeler gecikmemeli, barış süreci bir an önce başlamalı” dedi.

    Fatoş SARIKAYA- Cem EKİNCİ/ ADANA

  • Göç-Der Eş Başkanı Oral: Barış sağlanırsa geri dönüşler başlayacak-VİDEO

    Göç-Der Eş Başkanı Oral: Barış sağlanırsa geri dönüşler başlayacak-VİDEO

    PİRHA- Çukurova Göç-Der Eş Başkanı Mehmet Ali Oral, 1990’larda başlayan zorunlu göçlerin ancak kalıcı bir barış ortamıyla sona erebileceğini belirterek, geri dönüşlerin güvenlikten ekonomiye birçok düzenlemeye bağlı olduğunu söyledi.

    Çukurova Göç-Der Eş Başkanı Mehmet Ali Oral, 1990’lı yıllarda Kürdistan’daki köy yakmalarından başlayan büyük göç dalgasının, Türkiye’nin barış sürecine nasıl etki ettiğini ve toplumsal huzurun sağlanması için atılması gereken adımları PİRHA’ya değerlendirdi.

    Göçlerin sadece fiziksel değil, toplumsal yapıyı da derinden sarstığını belirten Mehmet Ali Oral, barış sürecinin bu göçlerin geri dönüşünü nasıl mümkün kılabileceğini anlattı. Oral, barış ve demokratik toplum sürecinin, toplumsal barış ve güvenlik temelli bir dönüşüm için kritik bir fırsat sunduğunu ifade etti.

    “SÜREÇ, GERİ DÖNÜŞLER İÇİN ÖNEMLİ BİR FIRSAT”

    1990’lı yıllarda Kürt coğrafyasında köylerin yakılmasıyla başlayan göç dalgası, 3 milyona yakın insanın yerinden edilmesine yol açtı. Bu dönemde, yaklaşık 4 bin köy ve mezra yakılıp yıkıldı, yüzbinlerce aile hayatta kalmak için göç etmek zorunda kaldı. 2011’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan Göç Komisyonu da benzer verileri ortaya koyarak, bu büyük göçün toplumsal yapıyı ne denli etkilediğini gözler önüne serdi.

    Mehmet Ali Oral, 27 Şubat’tan bu yana adımları atılan ‘barış ve demokratik toplum’ sürecinin, bu göçlerin geri dönüşünü sağlayabilmek adına önemli bir şans sunduğunu ifade ederek, bu sürecin temelinde yerinden edilen insanların köylerine güvenli bir şekilde geri dönmeleri için atılacak adımların yer aldığını belirtti. Oral,

    “Burada en önemli mesele, göç eden insanların güvenli ve huzurlu bir şekilde geri dönebilmesidir. Toplumsal barış için, eğer geri dönüş sağlanacaksa, o zaman köy koruyucularının, yani silahlı unsurların köylerden uzaklaştırılması gerekir. Çünkü bu insanlarımızın, evlerine dönebilmesi için o güven ortamının sağlanması şarttır. Bu sadece güvenlikle ilgili bir mesele de değil, aynı zamanda ekonomik bir mesele. Yıkılmış köylerin yeniden inşa edilmesi, insanların hayatlarını tekrar kurabilmesi için ekonomik desteklerin verilmesi gerekiyor. Hayvancılıkla geçimini sağlayan aileler için hayvancılık desteği sağlanmalı, tarım arazileri ellerinden alınan köylüler için de mal varlıklarının iade edilmesi gerekiyor. Çünkü ancak bu şekilde insanlar tekrar köylerine dönebilir. Ve bir köyün var olduğunu, yaşamın devam ettiğini görerek geri dönüş sağlanacaktır” dedi.

    “TOPLUMSAL BARIŞ İÇİN ÖCALAN MUHATAP ALINMALI”

    Mehmet Ali Oral, barış sürecinin başarılı olabilmesi için çözüm sürecinin muhataplarıyla görüşmelerin yapılmasının zorunlu olduğunu vurgulayarak, “Sayın Öcalan ile görüşmeden, bu sürecin ilerlemesi ve sağlıklı bir çözüm önerisinin ortaya çıkması mümkün değildir. Eğer toplumsal barışı sağlamak istiyorsak, bu süreç mutlaka kapsamlı bir şekilde yürütülmelidir. Meclis’te oluşturulan komisyonun raporunun sağlıklı bir şekilde ilerlemesi, sadece anayasal değişikliklerin yapılması değil, aynı zamanda meclisteki diğer komisyonlarla da entegrasyon içinde olması gerekmektedir” diye konuştu.

    Oral, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Çözüm süreci, Meclis’te yapılacak çalışmaları ve yasal düzenlemeleri de içeriyor. Anayasa Komisyonu’ndan, İnsan Hakları Komisyonu’na kadar bir dizi komisyonun bu süreci ele alması gerekiyor. Bütün bu komisyonların raporları, Cumhurbaşkanının onayına sunulacak ve ancak o zaman barış için yasallaşma süreci tamamlanacaktır. Eğer bu adımlar atılır ve insanlar huzur içinde evlerine geri dönerse, toplumsal barış ve kardeşlik temelinde bu süreç noktalanmış olacaktır.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Ali Bozan: Komisyon gitmiyorsa Öcalan Meclis’e gelsin- VİDEO

    Ali Bozan: Komisyon gitmiyorsa Öcalan Meclis’e gelsin- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, barış sürecinin ilerlemesi için İmralı tecritinin kaldırılması ve komisyonun Abdullah Öcalan’la doğrudan görüşmesinin zorunlu olduğunu belirterek, “Komisyon gitmiyorsa Öcalan Meclis’e gelsin” çağrısında bulundu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan, yaklaşık bir yıldır sürdürülen barış ve demokratik toplum sürecine ilişkin PİRHA’ya konuştu. Meclis’in geniş temsiliyeti ve kurulan komisyonun yapısına dikkat çeken Bozan, sürecin ilerleyebilmesi için özellikle komisyonun İmralı ile doğrudan temasının önem taşıdığına dikkat çekti.

    “DEVLETİN ADIM ATMAMASI GÜVENSİZLİK YARATIYOR”

    Ali Bozan, yaklaşık bir yıldır devam eden barış ve demokratik toplum inşası sürecinde PKK ve Abdullah Öcalan’ın attığı somut adımlara rağmen devletin karşılık vermemesinin ciddi bir güvensizlik yarattığını belirtti. Bozan, sürecin ilerleyebilmesi için özellikle komisyonun İmralı ile doğrudan temasının önem taşıdığına dikkat çekerek,

    “2013–2015 yıllarında görüşmeler yalnızca HDP ile iktidar arasında yürütülürken diğer siyasi partiler sürece karşıydı. Bugün ise Meclis’in temsiliyeti çok daha geniş; adeta kurucu meclis niteliğinde bir yapı var. Sandığa giden yurttaşların yüzde 95’inin temsil edildiği bu Meclis’ten yalnızca bir parti hariç tümünün yer aldığı bir çözüm komisyonu oluşturulmuş durumda. Buna rağmen bir yıldır devlet kanadından somut bir adım atılmadı. Oysa geçen Ekim ayından bu yana Kürt Özgürlük Hareketi’nden ezber bozucu adımlar geldi. Sayın Öcalan’ın örgüte fesih çağrısı yapması, ardından PKK’nin kongre toplayarak fesih kararı alması, silahlı mücadeleyi taktik değil stratejik düzeyde terk ettiklerini ilan etmeleri, 26 Ekim’de tüm güçlerini Türkiye sınırları dışına çekmeleri ve son olarak Zap’taki gerillaların çatışma yaşanmaması için daha güvenli alanlara çekildiğini açıklamaları… Bunlar çok güçlü ve açık irade beyanlarıdır. Buna karşın devletin tutumu toplumda güvensizlik yaratıyor. Sürecin oyalama taktikleriyle zamana yayıldığı açıkça görülüyor” diye konuştu.

    “ÖCALAN İLE DİĞER MUHATAPLARIN KOŞULLARI EŞİTLENMELİ”

    Bozan, komisyonun Öcalan’la görüşme tartışmalarının sürecin en kritik noktalarından biri olduğunun altını çizerek, şunları söyledi:

    “Bugün barışın inşasını konuşuyorsak, bu sürecin aktörlerinin mekansal ve iletişimsel olarak eşit koşullara sahip olması gerekir. Devlet Bahçeli’nin veya Cumhurbaşkanı’nın iletişim özgürlüğü sınırlanmıyorsa Sayın Öcalan’ın da sınırlanmamalıdır. İmralı’da devam eden tecrit, barışın inşasının önündeki en büyük engeldir. Komisyon ‘İmralı’ya gidelim mi, gitmeyelim mi?’ diye tartışıyorsa bu samimiyetsiz bir tartışmadır. Komisyon gitmiyorsa, Sayın Abdullah Öcalan Meclis’e gelsin. 51 üyeden oluşan komisyon sorularını sorar, fikirlerini dinler, eleştirilerini iletir. Yeni bir demokratik cumhuriyet inşa edilecekse, bu ciddiyetle yaklaşılması gerekir.”

    Bozan, sürecin ilerlemesi için “barışın önündeki tüm engellerin kaldırılması” gerektiğini belirterek konuşmasını tamamladı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • İmralı Heyeti, Erdoğan ile görüşmek için yola çıktı-VİDEO

    İmralı Heyeti, Erdoğan ile görüşmek için yola çıktı-VİDEO

    PİRHA- İmralı Heyeti, Erdoğan ile görüşmek üzere yola çıktı. Pervin Buldan, sürece dair atılması gereken adımların konuşulacağını belirterek, görüşmede AKP Genel Başkanı Efkan Ala, MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın da olacağını paylaştı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Beştepe’de bulunan Külliye’de yapacağı görüşme için DEM Parti Genel Merkezi’nden ayrıldı.

    Görüşme öncesi konuşan Pervin Buldan, tarihi bir dönemin içinde olduklarını vurgulayarak, “Bu görüşme çok anlamlı ve önemli. Sürecin geldiği aşamaları, süreçte yaşanan sıkıntıları ve atılması gereken adımları istişare etmek, görüş alışverişinde bulunmak üzere Sayın Cumhurbaşkanı ile bir araya geleceğiz. Görüşmede AKP Genel Başkan Vekili Efkan Ala, MİT Başkanı İbrahim Kalın da olacak” dedi.

    Mithat Sancar da sürecin bu güne kadarki seyrini konuşacaklarını ifade ederek, “Bu konularda fikirlerimizi, değerlendirmelerimizi paylaşacağız. Kendilerinin de değerlendirmelerini dinleyeceğiz. İyi bir görüşme ve hayırlı sonuçlar doğuracak bir görüşme olacağına inanıyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Kurtulmuş: Nihai raporu hazırlama safhasına doğru ilerliyoruz!

    Kurtulmuş: Nihai raporu hazırlama safhasına doğru ilerliyoruz!

    PİRHA- Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 16’ncı toplantısının açılış konuşmasını yapan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, Komisyon çalışmalarında nihai raporu hazırlama safhasına doğru ilerlediklerini ifade ederek, “ülkemizin güvenlik birimlerinin tespit ve tescil edilmesi ile Meclis bu sürecin gerektirdiği yasal düzenlemeleri yerine getirecektir” dedi.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 16’ncı toplantısı başladı. Komisyon, bugünkü toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’u dinleyecek.

    “ŞİMDİYE KADAR BÜYÜK BİR MESAFE ALINDI”

    Toplantının açılışında konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, şunları dile getirdi:

    “Komisyon çalışmalarında nihai raporu hazırlama safhasına doğru ilerlediğimizi görüyoruz. Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki; bu süreç, 5 Ağustos’tan beri yürütülen komisyon çalışmaları, başarılı bir süreç şeklinde yürümektedir. Son güne kadar da bu güne kadar böyle devam edecektir. Her şeyden önce tarihi bir komisyondur. Üstlendiği misyon, görev ile tarihidir. Millet adına sorumluluk üstlenmiştir. Geniş katılımlı müzakere süreci gerçekleştirildi.

    Komisyon olarak başarılı bir tablo ortaya koyduk. Müzakereler esnasında fevkalade bir olgunlukla herkes birbirini dinledi. Fikirlerine karşı saygılı davrandı. Komisyon, Türkiye demokrasisi açısından örnek teşkil edecek demokratik standartları son derece yüksek bir çalışma ortaya koydu. Komisyon millet adına, örgütün silah bırakması ve kendini tasfiye etme sürecinin gereklerini millet adına takip etmek ve siyasi partilerin müşterek fikirleri ile kanaatler oluşturmak bakımından önemli görev icra etti. Bundan sonra da icra edecektir. Bu süreçte en başından itibaren söyledik; burada sadece bir grubun, partinin, kanadın görüşleri, istekleri, beklentileri şeklinde bir çalışma ortaya konulmaz. Dolasıyla herkesin fikri kendine saklı kalmak şartı ile müşterek noktalarda buluşabilmek ve böylece hep beraber ortak hedefler noktasında bu sorunu bu tarihi görevi icra edebilmek komisyonumuzun başlıca sorumluluklarından birisi idi.

    Bu prensibe bağlı kalınması da önemlidir. Ayrıca şunu biliyoruz ki- bu süreçte bisiklet metaforu burada çok kullanıldı bir kere daha söylemek istiyorum- bu süreçte bir taraf üzerine düşen sorumlulukları yerine getirsin diğer taraf daha geriden gelsin ya da başka birisi başka şekilde hareket edilsin diye düşünülemez. Burada irade ortadadır. İmralı’dan yapılan açıklamalar ile örgüt kendisini tasfiye ettiğini, bütün bileşenleri ile artık örgütsel faaliyetleri sürdürmeyeceği konusundaki açıklamalar, özellikle 26 Ekim’de yapılan açıklamalar ile bir ileri safhaya taşınmış ve önemli bir eşik aşılmıştır. Bundan sonraki süreçte de hem örgütün sahadaki varlıklarını tasfiye ettiğiniz, ülkemizin güvenlik birimlerinin tespit ve tescil edilmesi ile Meclis bu sürecin gerektirdiği yasal düzenlemeleri yerine getirecektir.

    Komisyonun yasal düzenlemeler için genel bir çerçeve hazırlayacak ve Meclis’e göndereceğiz. Burası bir Anayasa değişiklik komisyonu değildir. Anayasanın değişmesi ile ilgili bir gündem olmadı. Konu, açılmamıştır. Komisyon, örgütün kendisini tasfiye ettiğini, ayrıca bu güvenlik görevlileri tarafından tespit ve tescil edildikten sonra gerçekleştirmek üzere yapılacak olan atılacak olan adımları belirleyen bir çerçeveyi kurula sunacaktır. Bu çerçevede şimdiye kadar büyük bir mesafe alındı.”

    Numan Kurtulmuş’un konuşmasının ardından, toplantının basına kapalı yapılması konusunda karar alındı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Pir Zeynel Kete’den komisyona eleştiri: Aleviler dinlenmeliydi- VİDEO

    Pir Zeynel Kete’den komisyona eleştiri: Aleviler dinlenmeliydi- VİDEO

    PİRHA- DAD Eş Genel Başkanı Pir Zeynel Kete, Alevi kurumlarının komisyonda dinlenmemesini eleştirerek, “Alevilerin çağrılmaması büyük bir eksiklik. Aleviler dinlenmeliydi. Aleviler, ülkemizde birlikte yaşamanın tarihsel kök hücrelerini sürekli dile getiren bir topluluktur. Bu nedenle süreçte yer almamaları büyük bir eksiklik olur” diye konuştu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Pir Zeynel Kete, PİRHA’ya yaptığı açıklamada Barış ve Demokratik Toplum sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kete, mecliste oluşturulan komisyonda Alevi kurumlarının dinlenmemesini önemli bir eksiklik olarak değerlendirirken, barışın kapsayıcı bir hukuk anlayışıyla inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.

    “ALEVİLER İÇİN SON DERECE ÖNEMLİ BİR ÇAĞRI”

    Zeynel Kete, 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla başlayan ve 5–7 Temmuz tarihleri arasında “Barış ve Demokratik Toplum” olarak adlandırılan sürecin tarihsel önemine değindi:

    “Bu süreç Aleviler için de son derece önemli. Çünkü Barış ve Demokratik Toplum çağrısı yapılırken kapsayıcı hukuk, pozitif entegrasyon ve komünaliteden bahsediliyordu. Bu yönüyle de Kürdün, Ezidinin, Türkmenin, Alevinin, Hristiyanın, Sünninin, gençliğin, kadının, emekçinin bir bütünen cümle canın varlığı, birliği, dirliği için çok önemli tarihi bir çağrıydı. Bu çağrı, bir nevi 100 yıllık projenin aslında toplumun sorunlarını çözmediğini, bu İttihatçı anlayışın bir an önce ortadan kaldırılması gerektiğine dair bir çağrıydı. Barış ve Demokratik Toplum çağrısı, Aleviler açısından hem tarihsel hem de toplumsal olarak büyük bir önem taşıyor. Çünkü Aleviler, tarih boyunca en fazla mağduriyet yaşamış inanç topluluklarından biri olarak, barışın ve eşit yurttaşlığın en güçlü savunucularındandır. Üstelik bir kısmı Kürt Alevilerinden oluştuğu için hem kimlikleri hem de inançları nedeniyle çifte bir ayrımcılıkla karşı karşıya kalmışlardır.”

    KOMİSYONA ELEŞTİRİ

    Sürecin kapsayıcı bir demokratikleşme ve toplumsal barış zeminine dönüştürülmesi gerektiğini dile getiren Kete, Meclis’teki komisyonda Alevilerin dinlenmemesini eleştirdi. Kete, Alevilerin barış çağrısında yeterince temsil edilmediğini belirterek, “Meclis’te kurulan komisyonda Alevilerin çağrılmamasını, dinlenmemesini bir eksiklik olarak görüyorum. Hoş karşılamadım, kabul etmedim. Alevi kurumları çağırılmalıydı, Aleviler dinlenmeliydi. Çünkü bu topraklarda yaşanan tüm acılara rağmen Alevi toplumu hâlâ birlik, dirlik ve ortak yaşama kültürünü savunan bir inançtır” diye konuştu.

    Kete, Alevilerin bu süreçte yalnızca bir inanç topluluğu olarak değil, aynı zamanda barışın toplumsallaşması açısından da önemli bir özne olduğuna dikkat çekerek, “Yaşanan tüm katliamlara rağmen Aleviler, ülkemizde birlikte yaşamanın tarihsel kök hücrelerini sürekli dile getiren bir topluluktur. Bu nedenle barış ve demokratik toplum perspektifinde yer almamaları büyük bir eksikliktir” dedi.

    “ALEVİLER BARIŞ SÜRECİNDE DAHA ETKİN OLMALI”

    Alevilerin hem tarihsel hem inançsal temelleriyle barış ve demokrasi mücadelesinin taşıyıcı gücü olduğunu söyleyen Pir Zeynel Kete, “Mağduriyeti olan toplumlar emek, barış ve demokrasi mücadelesinde daha güçlüdür. Mansurlardan, Nesimilerden, Seyit Rıza’lardan, Baba İshaklardan bu yana Aleviler, barışın ve adaletin en güçlü savunucuları olmuştur. Aleviler kapsayıcı hukukun içinde yer aldıklarında Türkiye’nin ve bölgenin demokratikleşmesinde, barışın inşasında büyük bir potansiyele sahiptirler. Barış yukarıdan verilmez, barış talep edilir. Aleviler barış sürecinde daha etkin olmalı, barışı yaşamın her alanında örgütlemelidir. Barışa çerağ uyandırmak, barış lokmaları dağıtmak, barış cemleri tutmak bu inancın özüne uygundur. Kapsayıcı hukuk ve pozitif entegrasyon Alevilerin de Cumhuriyetin ikinci yüzyılında ötekileştirilmeden eşit yurttaşlıkla yaşamasının teminatıdır” ifadelerini kullandı.

    Fatoş SARIKAYA/ ADANA

  • ‘Barış yalnızca silahların susmasıyla değil, demokratik hakların tanınmasıyla kalıcı hale gelir!’

    ‘Barış yalnızca silahların susmasıyla değil, demokratik hakların tanınmasıyla kalıcı hale gelir!’

    PİRHA-DEM Parti Parti Meclisi, PKK’nin, 26 Ekim 2025 tarihinde Türkiye sınırları içindeki tüm silahlı güçlerini geri çekme kararını, demokrasi, hukuk ve toplumsal barış süreci bakımından önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirerek, “Gerekli hukuki ve siyasi adımlar bir an önce hayata geçirilmelidir. Çünkü barış yalnızca silahların susmasıyla değil, eşit yurttaşlık ve demokratik hakların tanınmasıyla kalıcı hale gelir” dedi.

     

    DEM Parti Parti Meclisi (PM), 27 Ekim 2025 tarihinde Ankara’da gerçekleştirdiği toplantının sonuç bildirgesini açıkladı.

    Toplantıda; siyasal gündem, örgütsel durum ve Meclis Grubunun çalışmaları ile 2026 bütçe görüşmelerine dair hazırlıkların detaylı bir şekilde ele alındığı belirtildi.

    “BU ÜLKENİN GELECEĞİNİ SİLAHLARIN GÖLGESİ DEĞİL HALKIN ORTAK İRADESİ BELİRLEYECEKTİR”

    Açıklanan sonuç bildirgesinde şunlar ifade edildi:

    “Bir yılı aşkın süredir ülkenin temel gündemi olan Barış ve Demokratik Toplum Süreci değerlendirilmiş, sürecin ana hedefine ulaşması için partimize düşen görev ve sorumluluklar yeniden ele alınmıştır. Bilindiği üzere, 12. Kongresi ile kendini fesheden PKK, 26 Ekim 2025 tarihinde Türkiye sınırları içindeki tüm silahlı güçlerini geri çekme kararı aldığını duyurdu. Bu gelişme, demokrasi, hukuk ve toplumsal barış süreci bakımından da önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmeli; gerekli hukuki ve siyasi adımlar bir an önce hayata geçirilmelidir. Halklarımızın yıllardır süren acıların, kayıpların ve yıkımların artık son bulması yönündeki iradesi nettir. Şiddetin değil siyasetin, savaşın değil demokratik çözümün öne çıkması için bu adımın samimiyetle desteklenmesi gerekmektedir. Çünkü barış yalnızca silahların susmasıyla değil, eşit yurttaşlık ve demokratik hakların tanınmasıyla kalıcı hale gelir. Eş Genel Başkanlarımız 27 Ekim’de yaptıkları açıklamada hem genel sürece hem de Kürt hareketinin attığı son adıma, yani silahlı güçlerin geri çekilmesi kararına yönelik partimizin görüşlerini aktarmıştır. Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin akamete uğramaması, bu topraklarda barışın ve eşitliğin kök salması için üzerimize düşen her sorumluluğu dün olduğu gibi bugün de alma kararlılığındayız. Barışın ve demokratik toplumun inşası bu topraklarda yaşayan herkes için bir arada eşit ve özgür yaşamın önünü açacaktır. Bu ülkenin geleceğini silahların gölgesi değil halkın ortak iradesi belirleyecektir.

    1. Türkiye bir kez daha iktidardan yöneltilen hukuk dışı uygulamalarla, adaletsizlikle ve baskıyla karşı karşıyadır. Son günlerde CHP’ye yönelik gerçekleştirilen operasyonlar, sadece bir partiye değil; tüm demokratik muhalefete, halkın iradesine yapılmış açık bir saldırıdır. İktidar, yargı eliyle muhalefete yönelik yürüttüğü operasyonlarda bu kez “casusluk” suçlamalarına başvurmuştur. Medya organlarına da kayyım atanmasına yol açan gelişmelerle karşı karşıya kalınmıştır. TELE1’e ve gazeteci Merdan Yanardağ’a yöneltilen suçlamaların mesnetsiz olduğu ve medyayı baskılamak amacı taşıdığı aşikârdır. Basına dönük baskıları ve kayyım uygulamalarını en sert biçimde kınıyoruz. Demokrasi güçleri bu uygulamalar karşısında susmayacaktır. Dayanışmamızı etik değerlere ve demokrasiye olan inancımızla ve mücadele kararlılığımızla büyüteceğiz.
    2. 2026 yılı bütçesinin görüşülüp karara bağlanacağı bütçe süreci başlamıştır. Bütçelerin siyasi iktidarlar açısından en önemli siyaset belgesi olduğu bilinmektedir. Çünkü bütçe tasarımları siyasi iktidarların tercihlerini en açık haliyle gösterir. Ülkelerin gelir kaynaklarının ve bu kaynakların dağıtımının hangi esaslarla yapıldığı; adil, şeffaf ve eşitlikçi olunup olunmadığı bütçelere bakılarak görülebilir. 2026 bütçe tasarımında AKP iktidarının siyasi tercihi açık bir biçimde görülmektedir. Yoksuldan toplayıp zengine dağıtan bu bütçeyi kabul etmiyoruz. İçinde emekçilerin, kadınların ve gençlerin geleceğini güvenceye alabilecek hiçbir özellik bulunmayan bir bütçe taslağıyla karşı karşıyayız. Bu bütçe, savaşı, silah harcamalarını, sermayeyi öncelemekte; yoğun emek sömürüsüne ve güvencesizliğe dayanmakta; erkek egemenliğini, inanç istismarını ve dini siyasete alet eden anlayışları besleyen harcamaları ilk sıraya almakta; doğa kıyımına yol açabilecek talan siyasetine hizmet etmektedir. Bu bütçede emek yoktur, barış yoktur, eşitlik yoktur. Bu bütçe, sermaye için “var”lar; emekçiler için “yok”lar bütçesidir. Parti Meclisimiz, kasım ve aralık aylarında “EKMEK-BARIŞ” başlığıyla halkçı ve eşitlikçi bir bütçe talebi için mücadeleyi büyütme kararlılığındadır. Asgari ücret, emekliler, derinleşen yoksulluk ve barış gündemleriyle bir eylem programını hayata geçirmeye; bu gündemlerle beş koldan Ankara yürüyüşü gerçekleştirmeye; tüm demokrasi ve emek güçleriyle birlikte iktidarın önerdiği 2026 bütçesine karşı halkın talepleriyle meydanlarda olmaya karar vermiştir. Barışın ekonomisini ve halkın bütçesini isteyen tüm kesimleri; yoksullaşan bir ülke ve yoksunlaşan bir toplum yaratan bu sermaye sistemine karşı birleşik ve güçlü bir muhalefet yaratmaya, mücadeleyi büyütmeye ve iş birliğine çağırıyoruz.
    3. “11. Yargı Paketi” adıyla kamuoyunda çeşitli bilgilerle tartıştırılan düzenlemeler adaletin değil; kontrolün, inkarın, baskının aracıdır. Ayrımcılığı kanunlaştırma girişimidir. Dönemin ihtiyacı, eşitliğe aykırı ve antidemokratik yasaların değiştirilmesidir. Hukuk sisteminde ceza ağırlaştırma yoluyla daha kısıtlayıcı değişiklikler yapılması değil, bütünlüklü ve özgürlükçü yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Toplumun adalet ve demokrasi ihtiyacı çok temel bir talep olarak ortada dururken, yargı paketinde bu talepleri karşılayacak tek bir madde olmadığı görülmektedir. Tersine bu paket taslağı, antidemokratik uygulamaları daha da derinleştirecek ve nefret suçlarının önünü açacak bir yaklaşımın hazırlığıdır. Kültürü, dili, inancı, cinsiyet kimliği, cinsel yönelimi ne olursa olsun her yurttaş eşit hakları ve onurlu bir yaşamı hak etmektedir. Buna saygı duyulması demokratik bir toplumun ön koşuludur. DEM Parti olarak, tüm farklılıklarımızla bir arada yaşama inancımıza saldırı olarak gördüğümüz bu yargı paketine karşı; toplumun eşitlik, özgürlük, adalet ve barış mücadelesini daha da yükseltmek üzere alanlarda olmaya ve mücadele ortaklığımızı büyütmeye kararlıyız.

    Biz umutsuz değiliz. Çünkü halkın örgütlü gücü her türlü baskıdan büyüktür. Çünkü bu ülkenin onurlu insanları eşitlik, özgürlük ve barış için yılmadan mücadele etmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • DAD Adana Şube Eş Başkanı Yaşar Aslan: Aleviler onurlu barışın taşıyıcısı olmalı- VİDEO

    DAD Adana Şube Eş Başkanı Yaşar Aslan: Aleviler onurlu barışın taşıyıcısı olmalı- VİDEO

    PİRHA- DAD Adana Şube Eş Başkanı Yaşar Aslan, Türkiye’de kalıcı bir barışın sağlanmasında Alevilerin tarihsel bir rol üstlenmesi gerektiğini belirterek, “Aleviler yüzyıllardır kimliklerinden dolayı bedel ödedi, bu yüzden en çok bizim barışa ihtiyacımız var” dedi. Aslan, halkların ortak yaşamı ve demokratikleşme için cesur adımlar atılması çağrısında bulundu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şube Eş Başkanı Yaşar Aslan, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin yüzlerce yıldır bir arada yaşayan halklarının inkâr politikaları nedeniyle derin yaralar aldığını söyledi.

    Aslan, “Bu coğrafya sadece Kürtlerden ve Türklerden oluşmuyor, birçok kadim halk ve inanç bu topraklarda yaşıyor. Eğer barış olmazsa, hiçbir şey olmaz. Halkların, emekçilerin, köylülerin, esnafın kendini özgürce ifade edebilmesi ancak demokratik bir barışla mümkündür” dedi.

    “ALEVİLER SÜREÇTE ROL ÜSTLENMELİ”

    Yaşar Aslan, Türkiye’de kalıcı ve onurlu bir barışın sağlanmasında Alevilerin tarihsel bir rol üstlenmesi gerektiğini vurguladı. Aslan, yüzyıllardır kimlikleri inkar edilmiş, inançları baskı altına alınmış bir topluluk olarak Alevilerin barışın toplumsal zeminini güçlendirebilecek en önemli dinamiklerden biri olduğunu belirtti.

    “Selçuklu’dan Osmanlı’ya, İttihat ve Terakki’den bugüne kadar Aleviler kıyımlardan, kimlik erozyonundan geçti. Bu yüzden en çok bizim barışa ihtiyacımız var. Bu ülkenin bütün halkları için barış kaçınılmazdır. Herkesin birbirini anlamaya, konuşmaya ve paylaşmaya ihtiyacı var” diyen Aslan, Alevi toplumunun bu süreçte hem vicdani hem tarihsel bir sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini söyledi.

    “CESUR ADIMLARIN ATILMASI GEREKİYOR”

    Yaşar Aslan, mevcut siyasi atmosferde barışın yalnızca “bazı maddelerin değiştirilmesiyle” sağlanamayacağını, onurlu ve kalıcı bir barış için cesur adımlar atılması gerektiğini belirtti. Aslan, hükümetin barış için somut adımlar atması gerektiğini de vurgulayarak, “Hükümetin ilk yapması gereken şey, bir diyalog komisyonu kurmak ve Sayın Öcalan’la doğrudan görüşmelere başlamaktır” şeklinde konuştu.

    “ORTAK YAŞAM İÇİN BARIŞI SAVUNMALIYIZ”

    Alevilerin, Kürtlerin, Türklerin ve tüm halkların ortak yaşamı savunması gerektiğini belirten Aslan, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Ne yaparlarsa yapsınlar bu ülkeye barış gelecek. Çünkü başka yolu yok. Barış, herkesin faydasına olacak; Türk’ün, Kürt’ün, Alevi’nin, Sünni’nin, bütün halkların… Bu gemi batarsa hepimiz batarız. Ama barış gelirse herkes kazanır.”

    Fatoş SARIKAYA/ ADANA