Etiket: barış ve demokratik toplum süreci

  • DEM Parti Sözcüsü Doğan: Süreci karşılıklı değişim ve dönüşüm süreci olarak ele almalıyız-VİDEO

    DEM Parti Sözcüsü Doğan: Süreci karşılıklı değişim ve dönüşüm süreci olarak ele almalıyız-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Meclis’te kurulan komisyonun önemli olduğuna dikkat çekerek, “Ender karşılanan bir kavşaktayız. Bu kavşağı barış, özgürlük ve demokrasinin tesis edebileceğimiz bir şekilde ele almalıyız. Bu süreci karşılıklı değişim ve dönüşüm süreci olarak ele almamız gerekiyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, dün partisinin yaptığı Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ve gündemdeki gelişmelere ilişkin partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

    Ayşegül Doğan, konuşmasına Meclis çalışanı Saliha Ozan’ın katledilmesine dikkat çekerek başlayarak, Saliha Ozan’ın koruma talep etmesine rağmen koruma verilmemesine tepki gösterdi.

    Ayşegül Doğan, Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan 33 tutuklunun 30 yıllık infazlarını tamamlamasına rağmen tahliye edilmediğine de işaret ederek, serbest bırakılması çağrısında bulundu.

    “DEĞİŞİM VE DÖNÜŞÜM SÜRECİ”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair konuşan Ayşegül Doğan, şunları ifade etti:

    “Bu yeni durum oldukça önemli. Çok önemli, kritik bir kavşağa gelmiş bulunmaktayız. Bir eşiğin kalbindeyiz. Bu konuda yapılacak çalışmaların yapıcı olmasını istiyoruz. Sorunların dip nedenlerine yaklaşmanın kıymetli olduğunu söylemiştik. Ancak bu komisyon tek başına bu sorunları çözemez. Hep birlikte bir araya gelerek bu sorunları çözmeliyiz. Hem siyaset olarak hem de toplum olarak.

    Ender karşılanan bir kavşaktayız. Bu kavşağı barış, özgürlük ve demokrasinin tesis edebileceğimiz bir şekilde ele almalıyız. DEM Parti olarak elimizden geleni yapacağız. Atılacak adımlar için parti olarak her türlü çabayı göstereceğiz. Bunun için uzun zamandır hazırlık yapıyoruz. Türkiye’nin demokrasiye, eşit kardeşliğe ihtiyaç var. Hayırlı işlere imza atmasını istiyoruz. Yalnız çatışmalı sürecin bitirilmesi değil buna neden olan sorunların ortadan kaldırılması, çözüm bulunması aynı derece önemli. Yasal düzenlemeler için çalışmalar yapılmalı. Toplumsal dayanışma için hayati çalışmalar gerekiyor.

    Yeni dönemin kurucu siyasetinin nasıl hayat bulacağı tartışılmalı. Devlet, iktidar, muhalefet ve bir bütün olarak siyaset ve toplum yeni döneme kendini nasıl uyarlayacak? İşte önümüzdeki dönem en çok konuşmamız, tartışmamız ve çalışmamız gereken konular ve başlıkları böyle. Bu süreci karşılıklı bir değişim ve dönüşüm süreci olarak ele almamız gerekiyor. Unutmayalım ki bu eşiğin sağlayacağı imkanlar ancak ortak mücadeleyle oluşturulabilir. Ancak güçlü muhalefetle oluşturulabilir. Ancak güçlü yan yana gelişlerle oluşturulabilir. Herkesi kapsayan bir süreçten bahsettiğimizi yani bir gelecek tahayyülüne birlikte el atmak, omuz vermek ihtiyacımız olan eşitlik, kardeşlik, adalet, özgürlük ve demokrasi sağlayabilir.”

    PİRHA/ANKARA 

  • Alevi kadınlardan barış ve anayasa deklarasyonu: Rızalık hakkımızdır!

    Alevi kadınlardan barış ve anayasa deklarasyonu: Rızalık hakkımızdır!

    PİRHA- Alevi kadınlar, anayasa ve barış sürecine “Rızalık hakkımızdır” diyerek katılma iradesi gösterdi. Kadın temsiliyeti, eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü taleplerini sıraladı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Türkiye’de yürütülen yeni anayasa ve barış sürecine ilişkin ortak bir deklarasyon yayımladı. “Rızalık hakkımızdır” başlığıyla paylaşılan açıklamada Alevi kadınlar barışın kadınların, halkların ve inançların rızasıyla inşa edilmesi gerektiğini vurgulayarak; eşit, demokratik ve laik bir anayasanın kaçınılmaz olduğunu belirtti.

    Alevi kadınlar, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas gibi katliamların izlerini taşıyan toplumsal belleğin sesi olarak, “Biz savaş değil yaşam, inkâr değil tanınma, sessizlik değil hakikat istiyoruz” diyerek sürece aktif katılma iradesi ortaya koydu.

    “BARIŞ SİLAHLARIN SUSMASI DEĞİL, HAKİKATLE YÜZLEŞMEKTİR”

    Geçmişte yaşanan katliam ve inkar politikalarının halen toplumsal bellekte canlı olduğu belirtilen deklarasyonda şu ifadelere yer verildi:

    “Hafızamızda silinmeyen acılarla, başta Dersim, Çorum ve Sivas olmak üzere yaşanan tüm soykırımlara rağmen, barışta ısrar ediyoruz. Bugünün savaşları yalnızca silahla değil; kültürel, inançsal, dilsel ve ekolojik yıkımlarla da yürütülüyor. Bu nedenle bizler; yaşamın hakikatini aramak temel insan hakları sorumluluğudur, bu sorumluluğu eşitlikçi ve özgürlükçü kılmakta toplum adına toplumların yaşamlarını dikkate alan ortak yaşam ilkelerini adil, eşit ve özgürlükçü kılmaktır.

    Barışı, hakikati ve eşit yurttaşlığı temel alan; kadınların, inançların ve halkların rızasına dayanan yeni bir anayasanın artık bir zorunluluk olduğunu vurguluyoruz. Barış; yalnızca silahların susması değil, toplumların tarihsel acılarıyla yüzleşmesi ve eşitlik temelinde yeniden inşasıdır. Biz Alevi kadınlar, Türkiye’de yürütülen anayasa ve barış çalışmalarını dikkatle izliyoruz. Bu sürecin gerçek bir toplumsal zemine dayanmasını, cinsiyet eşitliği ve inanç özgürlüğüyle güçlendirilmesini talep ediyoruz.

    KADINLARIN TALEPLERİ SIRALANDI

    Bu sürecin başarısının aşağıdaki taleplerle sağlanabileceğine inandığımızı tüm ilgili kamuoyuyla paylaşıyor; Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, siyasal aktörleri kurulmuş olan komisyon ve tüm toplumu halkların, inançların ve kadınların bu talepleri dikkate almaya ve gereğini yerine getirmeye ve bu tarihi sorumluluktan Barışa demokrasiye yol aldırmaya çağırıyoruz.

    -Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Anayasada yalnızca “kadın ve erkek eşittir” ifadesi değil; “Devlet, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamakla yükümlüdür” hükmü açıkça yer almalıdır.

    -Kadına Yönelik Şiddetin Anayasal Olarak Yasaklanması: Kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet ve aile içi şiddet anayasada açıkça yasaklanmalıdır. İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden dönülmelidir.

    – Kadınların Temsili: Siyasi Katılım ve Karar Mekanizmaları: Kadınların siyasette ve kamu yönetiminde en az yüzde 50 oranında temsili anayasal güvence altına alınmalıdır. Eşbaşkanlık sistemi anayasada tanınmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İHD Mersin Eş Başkanı Kaya: Barış için şeffaflık, katılım ve yüzleşme şart!-VİDEO

    İHD Mersin Eş Başkanı Kaya: Barış için şeffaflık, katılım ve yüzleşme şart!-VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şube Eş Başkanı Zeynep Kaya, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin şeffaf, kapsayıcı ve toplumsal talepleri gözeterek yürütülmesi gerektiğini belirtti. Kaya, “Geçmişle yüzleşmeden, kadınların ve halkların katılımı sağlanmadan kalıcı barış mümkün değil” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Eş Başkanı Zeynep Kaya, Türkiye’de son 6 aydır yeniden gündeme gelen barış süreciyle ilgili PİRHA’ya konuştu.

    Zeynep Kaya, barışın artık sadece Kürt halkının değil, Türkiye’de yaşayan tüm halkların ortak ve meşru bir talebi haline geldiğini belirterek, sürecin şeffaf ve kapsayıcı yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

    Kaya, geçmişte 2013-2015 yılları arasında yürütülen çözüm sürecinde yapılan hatalara dikkat çekerek, o dönemde sürecin kamuoyundan gizlenmesinin barış umutlarını zedelediğini hatırlattı. “Bu kez aynı yanlışlara düşülmemeli” diyen Kaya, oluşturulan barış komisyonlarının yapısının ve işleyişinin açıklığa kavuşturulması gerektiğinin altını çizdi.

    Kürt halkının tarihsel taleplerinin görmezden gelinemeyeceğini vurgulayan Kaya; eşit yurttaşlık, ana dil hakkı, kültürel kimliğin korunması, kayyum uygulamalarına son verilmesi ve geçmişte işlenen insan hakları ihlallerinin açıklığa kavuşturulmasının sürecin inandırıcılığı açısından hayati önemde olduğunu belirterek, “Gerçek bir barış istiyorsak, önce geçmişle yüzleşmeliyiz” dedi.

    “BARIŞ SÜRECİ BİR ZORUNLULUK HALİNE GELDİ”

    İHD olarak yıllardır barışı savunduklarını belirten Kaya, “Son 6 aydır Türkiye’de barış süreci yeniden konuşulmaya başlandı. Bu, halkların uzun süredir verdiği mücadelenin bir sonucudur. Barış artık dayatılmış bir gündemdir ve bundan kaçış yoktur” ifadelerini kullandı.

    Kaya, 2013-2015 yıllarında yürütülen çözüm sürecinin şeffaflık eksikliği ve siyasi samimiyetsizlik nedeniyle başarısız olduğunu hatırlatarak, “O dönem devlet süreci halktan gizli yürüttü. Bu defa aynı hatalara düşülmemeli. Sürecin tüm detayları kamuoyuyla açıkça paylaşılmalı” dedi.

    “KÜRT HALKININ TALEPLERİ GÖZ ARDI EDİLEMEZ”

    Zeynep Kaya, barış sürecinin Kürt halkının temel talepleri dikkate alınmadan sürdürülemeyeceğini vurguladı. Eşit yurttaşlık, ana dilde eğitim, kültürel hakların korunması, seçilmiş temsilcilerin görevden alınmasına son verilmesi ve cezasızlıkla mücadele gibi konuların sürecin temel taşlarını oluşturduğunu söyleyen Kaya, “Sadece ‘barış istiyoruz’ demek yetmez. Geçmişle yüzleşmeden, faili meçhulleri açığa çıkarmadan, cezasızlık politikalarına son vermeden gerçek bir barış sağlanamaz” diye konuştu.

    Son dönemde kayyum atamalarının artmasının, sürecin samimiyetine gölge düşürdüğünü de belirterek, “Bir yandan barışı konuşuyoruz, diğer yandan halkın iradesi gasp ediliyor. Bu, çelişkinin ötesinde, halkta ciddi bir güvensizlik yaratıyor” ifadelerini kullandı.

    “BARIŞIN TEMEL UNSURU KADINLARDIR”

    Barış sürecinde kadınların rolüne vurgu yapan Kaya, çatışma ortamlarında en ağır bedeli kadınların ve çocukların ödediğine dikkat çekti. Toplumsal barışın inşasında kadınların sadece destekleyici değil, karar alıcı ve söz sahibi konumda olması gerektiğini kaydeden Kaya şunları söyledi:

    “Demokrasi, eşitlik ve özgürlükten bahsediyorsak, bunu kadınların aktif katılımı olmadan gerçekleştiremeyiz. Barış masasında kadınların yer almadığı bir süreç eksiktir ve kalıcı olmayacaktır. Savaşın yükünü çeken kadınlar, barışın da mimarı olmalıdır. Eğer mücadeleyi yalnızca erkekler örüyorsa, bu şiddetle karşılık bulan bir barışsızlık süreci olur. Bunu görmek ve değiştirmek zorundayız.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Süreçle ilgili kurulan komisyon, taslağı oy birliğiyle kabul etti

    Süreçle ilgili kurulan komisyon, taslağı oy birliğiyle kabul etti

    PİRHA- Barış ve Demokratik Toplum sürecine ilişkin Meclis’te kurulan komisyon, bazı maddelerde sınırlı değişiklik yaparak revize edilen taslağı oy birliğiyle kabul etti.

    TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” ilk toplantısını gerçekleştirdi. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un sunduğu 12 maddelik taslak üzerinde yapılan görüşmelerde, muhalefet bazı ifadelere ve komisyonun adına itiraz etti. Ancak yapılan değerlendirmeler sonucu komisyonun ismi korunurken, sadece 6. ve 7. maddelerde değişikliğe gidildi.

    Karar alma usulünü düzenleyen 6. madde, “toplantıya katılanların” ifadesi yerine “üye tam sayısının” çoğunluğu esas alınacak şekilde revize edildi. 7. madde ise kapalı toplantılarda alınan kararların gizli olmasını hükme bağladı.

    Güncellenen taslak oy birliğiyle kabul edilirken, komisyonun bir sonraki toplantısı 8 Ağustos’ta yapılacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Freiburg Alevi Dergahı: Kapsayıcı bir ‘Rıza Şehri Sözleşmesi’ yapılmalı- VİDEO

    Freiburg Alevi Dergahı: Kapsayıcı bir ‘Rıza Şehri Sözleşmesi’ yapılmalı- VİDEO

    PİRHA- Freiburg Alevi Dergahı, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair Alevi toplumunun taleplerini kamuoyuyla paylaştı. Açıklamada “Tekçi ulus-devlet anlayışı ve tek din, tek mezhep yerine, tüm halkların ve inançların rızasına dayanan kapsayıcı bir ‘Rıza Şehri Sözleşmesi’ öneriyoruz” denildi.

    Freiburg Alevi Dergahı, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde Alevi toplumunun eşit yurttaşlık temelinde ortaya koyduğu taleplerin anayasal güvence altına alınması gerektiğini belirterek açıklama yaptı. Açıklamayı Freiburg Alevi Dergahı Eş Başkanı Mehmet Geliş okudu.

    ‘RIZA ŞEHRİ SÖZLEŞMESİ’ ÖNERİSİ

    Kapsayıcı olması açısından ‘Rıza Şehri Sözleşmesi’ önerdiklerini dile getiren Mehmet Geliş, şunları söyledi:

    “Alevi toplumu olarak, yalnızca kendi inanç özgürlüğümüzü değil, aynı zamanda eşit yurttaşlık temelinde demokratik, çoğulcu ve özgür bir Türkiye’yi savunuyoruz. Bu doğrultuda, toplumsal adaletin ve inanç eşitliğinin tesisi için aşağıdaki temel taleplerimizin anayasal güvenceye alınmasını, tekçi ulus-devlet anlayışı ve tek din, tek mezhep yerine, tüm halkların ve inançların rızasına dayanan kapsayıcı bir ‘Rıza Şehri Sözleşmesi’ öneriyoruz.

    Özgür ve eşit yurttaşlık, inanç mekanlarımızın ibadethane statüsü kazanması, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın lağvedilmesi ve tüm inançları kapsayan bağımsız bir İnanç İşleri Meclisi kurulması, zorunlu din derslerinin kaldırılması, kültürel varlıklarımızın güvence altına alınması, tarihsel katliamlarda sorumluların yargılanması, kutsal saydığımız doğa alanları ve ziyaret yerlerinin korunması, Alevilerin karar mekanizmalarına katılımının güvenceye alınması başlıca taleplerimizdir.”

    PİRHA/ ALMANYA

  • Erdoğan Sevin Dede: Barış, Alevilerin olmazsa olmazıdır- VİDEO

    Erdoğan Sevin Dede: Barış, Alevilerin olmazsa olmazıdır- VİDEO

    PİRHA- Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede, barışın Aleviler için vazgeçilmez olduğunu vurgulayarak, “Aleviler olarak her zaman barışı savunduk ancak kalıcı barış, demokratikleşme adımlarıyla mümkündür” dedi.

    Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı ve Baba Mansur Ocağı’ndan Erdoğan Sevin Dede, barış ve demokratik toplum sürecine dair PİRHA’ya değerlendirmede bulundu. Sevin, barışın yalnızca çatışmanın sona ermesiyle sağlanamayacağını, demokratikleşmenin bu sürecin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurguladı.

    “ALEVİLER OLARAK HEP BARIŞI SAVUNDUK”

    Son dönemlerde atılan adımlardan memnuniyet duyduklarını belirten Erdoğan Sevin, “Barış kelimesi bile başlı başına mutluluk veriyor. Aleviler olarak barışı her daim savunduk, dualarımızda, gülbenglerimizde hep barışa yer verdik” dedi.

    Barışa yönelik atılan adımların arka planında neler olduğunu kamuoyunun bilmediğini belirten Erdoğan Sevin Dede, “Muhtemelen bir devlet iradesi söz konusu ama şeffaflık yok. Gelecekte bunlar açıklanır mı bilemiyoruz” diye konuştu.

    “SADECE ÇATIŞMAYI BİTİRMEK BARIŞ DEĞİLDİR”

    Barışın, sadece çatışmasız bir ortam yaratmakla sınırlı kalmaması gerektiğini ifade eden Sevin, “Arkasından demokratik adımlar gelmezse bu süreç sonuç vermez. Sadece çatışmalı ortamı bitirmek, yeni adımlar atmamak barışın sonuca ulaşmasını engeller. Türkiye’deki Aleviler, Anadolu Alevileri olarak barış olmazsa olmazımızdır” diye kaydetti.

    Geçmişte yaşananların acısını halen taşıdıklarını dile getiren Dede, “Aleviler yakıldı, kesildi, sürüldü. Bugün hala çeşitli şekillerde mobbinge maruz kalıyoruz. Ancak biz geçmişin bataklıkları üzerinde yeni bir gelecek inşa etmek istemiyoruz. Yeni bir sayfa açmak istiyoruz” sözlerini kullandı.

    “ALEVİLERİN TALEPLERİ DİKKATE ALINMALI”

    Barış ve demokratikleşme sürecinde Alevilerin taleplerinin görmezden gelinmemesi gerektiğinin altını çizen Sevin, “Türkiye’de barışın ve demokrasinin en önemli parçalarından biri Alevilerdir. Meclis’e gelecek yasal düzenlemelerde Alevilerin taleplerinin de dikkate alınmasını diliyorum” şeklinde konuştu.

    Son olarak ülkenin daha huzurlu, mutlu ve hoşgörülü bir geleceğe kavuşmasını temenni eden Sevin Dede, “Birbirimizi dışlamadan, gönül köprüleri kurarak bu süreci birlikte inşa etmeliyiz. Barış hepimiz için vazgeçilmezdir” dedi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Alevi kurumlarından Meclis’e çağrı: Talepler anayasal güvenceye alınmalı- VİDEO

    Alevi kurumlarından Meclis’e çağrı: Talepler anayasal güvenceye alınmalı- VİDEO

    PİRHA- Almanya Leverkusen Dergahı, barış ve demokratik toplum sürecine dair Alevi toplumunun taleplerini kamuoyuyla paylaştı. Açıklamada “Biz yoksak barış da eksik kalır. Alevilerin hakları yasal güvenceye alınmalı” denildi.

    Almanya Leverkusen Dergahı, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık temelinde ortaya koyduğu taleplerin anayasal güvence altına alınması gerektiğini belirterek açıklama yaptı.

    Leverkusen Dergahı’nda yapılan basın açıklaması metnini Leverkusen Dergahı Eş Başkanı Meyrem Çağlı okudu. Metinde tekçi ulus-devlet anlayışı yerine tüm halkların ve inançların rızasına dayalı, kapsayıcı bir “Rıza Şehri Sözleşmesi” önerildi.

    ALEVİLERİN TALEPLERİ SIRALANDI

    Yayımlanan bildiride Alevi toplumunun 9 başlıkta sıraladığı temel talepler şöyle ifade edildi:

    “- Özgür ve eşit yurttaşlık: Alevilik bağımsız bir inanç olarak tanınmalı, ayrımcı anayasa ve yasa hükümleri kaldırılmalıdır.

    -Cemevlerine yasal statü: İnanç mekanları yasal güvenceye kavuşturulmalı, el konulan kutsal alanlar iade edilmeli, devletin inanca müdahalesi son bulmalıdır.

    -Özgürlükçü laiklik: Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilmeli, tüm inançları kapsayan bağımsız bir İnanç İşleri Meclisi kurulmalıdır.

    -Zorunlu din derslerinin kaldırılması: Bilimsel, laik ve anadilinde eğitim esas alınmalıdır.

    -Kültürel haklar: Alevi süreklerinin etnik ve kültürel çeşitliliği tanınmalı; özellikle Kürt Alevilerin anadilinde ibadet hakkı güvenceye alınmalıdır.

    -Tarihsel yüzleşme: Katliam arşivleri açılmalı, sorumlular yargılanmalı, mağdurlar tanınmalı ve hakikatle yüzleşilmelidir.

    -Doğa ve inanç alanlarının korunması: Ziyaret yerleri ve kutsal doğa alanları korunmalı, talan ve yıkım projeleri son bulmalıdır.

    -Demokratik katılım: Alevilerin karar mekanizmalarına katılımı güvence altına alınmalı, kayyum uygulamalarına son verilmeli, yerel özerklik tanınmalıdır.

    -Diğer talepler: Tutsak Alevilerin inanç önderleriyle görüşmesi sağlanmalı, ayrımcı yasalar kaldırılmalı ve adalet ile eşitlik esas alınmalıdır.”

    “BİZ YOKSAK BARIŞ DA EKSİK KALIR”

    Meclis’te kısa süre içinde kurulması beklenen komisyonun çalışmalarında Alevi toplumunun dışlanmaması gerektiğine dikkat çeken Çağlı, “Barışa ve demokratik topluma gidecek yol Aleviler olmadan eksik kalır. Haklarımızın anayasal güvenceye alınması sadece Aleviler için değil, demokratik bir Türkiye için zorunluluktur” dedi.

    Son olarak kamuoyuna, “Rızalıkla, eşitlikle, hakikatle yürüyelim” çağrısı yapıldı.

    PİRHA/ ALMANYA

  • DAKME’den ‘Anayasa tartışmaları ve Aleviler’ bildirisine destek- VİDEO

    DAKME’den ‘Anayasa tartışmaları ve Aleviler’ bildirisine destek- VİDEO

    PİRHA- FEDA ve DAD’ın Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair “Anayasa Tartışmaları ve Aleviler” başlıklı bildirisine destek verdiklerini duyuran DAKME, “Bu bildirinin içeriğini ve ruhunu yaşatmak adına üzerimize düşen her türlü sorumluluğumuzu kabul ediyoruz. İnancımızın özü olan rıza, eşitlik, adalet ve özgürlük ilkeleri ile yol yürümeye devam edeceğiz” dedi.

    Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi (DAKME), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) Barış ve Demokratik Toplum Süreci‘ne dair “Anayasa Tartışmaları ve Aleviler” başlıklı bildirisine destek verdiğini duyurdu.

    DAKME adına açıklama metnini okuyan Alişan Tekin bildiriyi büyük bir dikkat, umut ve sorumlulukla karşıladıklarını belirtti. Bildiride yer alan her başlığın, yıllardır savundukları temel ilke ve talepleri içerdiğini belirten Tekin, “Bu nedenle bildiriyi sadece desteklemekle kalmıyoruz. Aynı zamanda kendi yolumuzun bir parçası olarak da görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ÜZERİMİZE DÜŞEN SORUMLULUĞU YERİNE GETİRMEYE HAZIRIZ”

    Alişan Tekin, bu süreçte üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduklarını vurgulayarak, şu sözleri dile getirdi:

    “Türkiye bir anayasa değişiklik sürecinde geçerken bu sürecin sadece siyasi partiler arasında değil; halklar, inançlar ve toplumsal kesimler arasında da rıza temelinde yürütülmesi gerektiğini inanıyoruz. “Rızalık yoksa ikrar da yoktur” diyen bir inanç yolunun mensupları olarak halkların rızası olmayan hiçbir anayasanın bu topraklarda barış, eşitlik ve adalet getirmeyeceğini biliyoruz.

    DAKME olarak bu bildirinin içeriğini ve ruhunu yaşatmak adına üzerimize düşen her türlü sorumluluğumuzu kabul ediyoruz. Ve beyan ediyoruz. İnancımızın özü olan rıza, eşitlik, adalet ve özgürlük ilkeleri ile yol yürümeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ ALMANYA

    İLGİLİ HABERLER

    DAD ve FEDA ‘Anayasa tartışmaları ve Aleviler’ başlıklı bildiri yayınladı!

  • DAD ve FEDA ‘Anayasa tartışmaları ve Aleviler’ başlıklı bildiri yayınladı!

    DAD ve FEDA ‘Anayasa tartışmaları ve Aleviler’ başlıklı bildiri yayınladı!

    PİRHA- FEDA ve DAD Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair “Anayasa Tartışmaları ve Aleviler” başlıklı bir bildiri yayınladı. Yayınlanan birdiride 9 başlıkta öneriler yer alırken, “Alevilikte bu minvalde bağımsız ve özgün bir inanç olarak tanınmalı ve mevcut anayasa da bulunan ayrımcı maddeler kaldırılarak Aleviler eşit ve özgür yurttaşlar olarak kabul edilmelidir” denildi.

    FEDA ve DAD, yaşanan gelişemelere ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci‘ne dair Anayasa Tartışmaları ve Aleviler” başlıklı bir bildiri yayınladı.

    Türkiye’nin önemli bir eşikten geçildiğine dikkat çekilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yollardan çözümü adına geliştirilen sürecin yarattığı tartışma kültürünü önemli ve gerekli görüyoruz. Geride kalan yüzyılı tekçi ulus devlet anlayışının yarattığı inkar ve asimilasyon girdabıyla geçiren Cumhuriyet’i, yeni yüzyılda Demokratik bir Cumhuriyet’e evriltmek, kuşkusuz geniş bir konsensüsle hazırlanması gereken nitelikli bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç duymaktadır. Geçmiş yüzyılın mağduru olan halkları ve inançları bu tartışmaların öznesi kılmak, bu açıdan vazgeçilemez demokratik bir ilkedir. Siyasi iktidarın bu konu da gerekli zemini oluşturma yükümlülüğü vardır. Muhalefet partilerine de kuşkusuz bu zemini toplumsallaştırmak adına büyük iş düşmekte. Kadınların, gençlerin, ezilenlerin, emekçilerin ve bir bütün olarak toplumun önerileri alınmadan hazırlanacak bir anayasa, geçmiş anayasaların yeni döneme uyarlanmış biçiminden başka bir anlam ifade etmeyecektir. Özellikle muhalefet partileri bahsettiğimiz tüm toplumsal grupların örgütlülüklerinden oluşan temsiliyetleri, sürecin öznesi yapabilmenin yöntemlerini yaratacak arayışlarını güçlendirmelidir.

    Toplumsal sözleşmeler önce dinleme kültürünün oluşması ile başlar. Hakkı yenilenin, iradesi kırılanın, yok sayılanın rızalığı alınmadan hazırlanan metinler, birer mühendislik belgeleri olmaktan öteye gidemez. Bu konuda inancımızda ki rızalık anlayışı, hazırlanması muhtemel olan anayasada da belirleyici özellik olarak öne çıkmaktadır. Toplumla rızalaşmayan bir sözleşme, ancak dayatmacı bir iktidar sözleşmesi olabilir. Rızalık olmazsa, ikrârda olmaz. Halklar ve inançlar şu siyasi parti veya diğerinin kulislerde hazırlayıp sunduğu bir anayasaya değil, birlikte yaşamayı güvenceye alacak, özgür ve eşit yurttaşlık ilke ve esaslarıyla oluşturulmuş bir Rıza Sözleşmesine özlem duymaktadır. Toplumun kabul edip, ikrar verebileceği tek gerçek budur. Dolayısıyla “72 millete bir bakan” demokratik hukuk zeminini oluşturmak kaçınılmazdır.

    Aleviler yalnızca kendi inançlarının özgürlüğü için değil, aynı zamanda demokratik bir Türkiye için de mücadele etmektedir. Evrensel kazanılmış insan haklarına dair söylenen her sözü, dile getirilen her demokratik talebi desteklediğimizi peşinen belirtmeliyiz. Demokratik bir anayasanın yaşadığımız toprakların kozmopolitik çoğulcu sosyolojisine ve evrensel kazanılmış özgürlük normlarına uygun ve tüm toplumsal zümrelerin gerçeğini güvenceye alan bir temelde olması gerektiğini dile getiriyoruz.”

    Meclis’te kurulması öngörülen komisyonlarda aktif olarak Alevi temsiliyetlerinin olması gerektiğini de ifade edilen açıklama “Rıza Sözleşmesi’ne dair de şu başlıklarda önerilerde bulundu:

    “1-Özgür ve Eşit Yurttaşlık

    *Mevcut anayasa da, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir.” denilmesine rağmen, söz konusu sosyal gruplara mensup kişiler yalnızca birey olarak görülmüş ve topluluk olmalarından kaynaklı hakları göz ardı edilmiştir.  Yaşanan bu ayrımcılık hukuka da yansımış ve çok çeşitli mağduriyetler yaratmıştır. Dolayısıyla bu madde her toplumsal zümrenin özgürlük sorununu giderecek başka maddelerce desteklenmeli ve toplum olmaktan kaynaklı haklar güvenceye alınmalıdır.

    *Alevilikte bu minvalde bağımsız ve özgün bir inanç olarak tanınmalı ve mevcut anayasa da bulunan ayrımcı maddeler kaldırılarak Aleviler eşit ve özgür yurttaşlar olarak kabul edilmelidir.

    2-Alevilerin Kutsal Mekanları ve Yerleşkeleri

    *1925 yılında yürürlüğe konulan Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile birlikte birçok inanca olduğu gibi, Alevi süreklerinin kutsal mekan ve ibadethanelerine yönelikte dışlayıcı ve yasaklayıcı politikalar hayata geçirilmiştir. Bu yasa içerisinde bulunan Alevi toplumunun tarihsel varlığına, kurumlarına ve inanç önderlerine yönelik ayrımcı dil ortadan kaldırılmalıdır. Yasa aracılığıyla el konulan kutsal mekanlar Alevi toplumuna geri iade edilmelidir.

    *Cemevleri, inanç ve ibadet mekanları olarak yasal düzenlemeyle resmi olarak kabul edilmelidir. İnanç mekanlarımıza devlet müdahalesi söz konusu olmamalıdır.

    *Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde asimilasyon amaçları eksenin de kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bir an önce kapatılmalıdır.

    *Raa/Rêya Heq süreğinin kutsal mekanları ve ziyaretlerine ait kadim kültürel isimlerin resmi düzeyde kullanılmalarının önünde ki engeller kaldırılmalı ve bu mekanlar yasal güvenceye alınmalıdır.

    *Zorla Türkçeleştirilen bölge, şehir, ilçe, kasaba, köy vb. yerleşim yerlerinin Kürtçe isimleri geri iade edilmelidir.

    *Tarihsel yaşanmışlıklardan kaynaklı Alevi toplumunun hafızasında olumsuz izler bırakan şahısların isimleri, Alevi yerleşkelerinden kaldırılmalıdır.

    *Türkmen Alevilerinin el konulan türbe, tekke, dergah ve ziyaretleri  kendilerine iade edilmeli ve yaşam tarzları olan yörüklüğü engelleyecek her türlü engel ortadan kaldırılmalıdır.

    *442 sayılı Köy Kanunun da bulunan köy tanımlamasın da yalnızca Camii’yi esas alan vurgular değiştirilerek, köy ve imar planında farklı inançlara ait ibadet yerlerini de kapsayacak geniş bir tanım getirilmelidir.

    *Alevilerin tarihsel yaşam alanlarında, asimilasyon politikaları ekseninde kurulan farklı ibadethaneler geri çekilmelidir.

    3-Özgürlükçü Laiklik

    *Mevcut anayasa da Türkiye Cumhuriyeti laik bir ülke olarak tanımlansa da, uygulama da özellikle Diyanet İşleri Bakanlığının kurulmasıyla beraber, Türk-İslam sentezi anlayışı hakim yönetim anlayışı olmuştur. Diyanet İşleri Bakanlığınca yürütülen politikalar, sürekli olarak başta Alevilik olmak üzere diğer bütün inançlara karşı asimilasyon üretmiştir.

    Diyanet İşleri Bakanlığı lağvedilmeli ve devlet tüm inançlara eşit uzaklıkta olacak bir konumda durmalıdır.

    *Özgürlükçü laikliğin tesis edilmesiyle beraber, tüm inançlara   eşit yaklaşımı esas alan ve onların iç işleyişlerine müdahale etmeyen, her inançtan temsilcilerin olduğu kapsayıcı bir İnanç İşleri Meclisi’nin kurulması bu açıdan demokratik bir adım olacaktır

    4-Eğitim (Zorunlu Din Dersleri)

    *Eğitim alanında asimilasyonun en büyük aracı olarak tasarlanan zorunlu din dersleri bir an önce kaldırılmalıdır.

    *Cemaatlerle yapılan anlaşmalar ile devreye konulan ÇEDES ve benzeri projeler aracılığıyla, eğitimin tamamen dinselleştirilmesini hedefleyen politikalara son verilmelidir.

    *Laik, bilimsel, demokratik ve anadilinde eğitimin önünü açacak pedagojik müfredatlar, alanında yetkin olan Eğitim Sen gibi kurumlarla ortaklaşılarak  hazırlanmalıdır.

    *Alevi yerleşkelerinde kurulan  cemaat okulları, dershane ve kurslar kaptılmalıdır.

    5-Alevi Süreklerinin Özgün Kültürel Varlığı

    *Binbir sürek ile Yolumuza revan olan canların, özgün etnisite ve kültürel varlığı güvenceye alınmalı ve özgür yaşayış ve inanışları önünde ki engeller kaldırılmalıdır.

    *Raa/Rêya Heq süreğine mensup Kürt Alevilerinin anadilleri (Kurmanci-Kirmançkî) üzerinde uygulanan inkar ve asimilasyon politikaları bir an önce son bulmalıdır.

    *Anadilde yaşama ve inanmaya dair her özgünlük, kültürel bir zenginlik olarak kabul edilmelidir.

    *Kürtçe cem yapmanın önünde ki engeller kaldırılmalıdır.

    *Türkmen süreklerine resmi anlatıların hakim olduğu tarih dayatmasından vazgeçilmelidir. Tarihte ki Türkmen Alevi öncülerinin itibarları iade edilmelidir.

    6-Alevilere Yönelik Baskıcı Politikaların Son Bulması

    *Alevilere yönelik tarihsel baskılar, nefret söylemi ve ayrımcılıkla mücadele edilmelidir. Kamusal alanın herhangi bir yerinde Alevilere yönelik ötekileştirici dil kullananlara yönelik yaptırımların uygulanması.

    *Geçmişte ki katliamların (Dersim, Koçgiri, Maraş, Sivas, Çorum vb) arşivleri açılarak özür dilenmeli ve mağdurları hukuki olarak tanınmalı.

    * Katliamlarda katledilen Alevi önderlerinin (Pir Seyid Rıza vb) mezar yerleri açıklanmalıdır.

    *Katliamlarda toplu halde defnedilen kefensiz yatanlarımızın mezar yerleri açıklanmalıdır.

    *Katliamlar da eli Alevi kanına bulaşan veya azmettirici olarak rol oynayan tüm kişi ve gruplar yargı önüne çıkarılmalıdır.

    *Katliam yaşanan mekanlar Alevi toplumunun rızası alınarak müze veya farklı hafıza mekanlarına dönüştürülmelidir.

    *Resmi ideolojiyi sağlamlaştırmak adına uzun yıllardır üretilen tüm aşağılayıcı, tarihi gerçekleri çarpıtan ve hakaret ve nefret söylemi içeren materyal ve yayınların kaldırılmalıdır.

    Anayasal olarak garanti altına alınacak hakların pozitif entegrasyon ve kapsayıcı hukuk esasları üzerine bina edilip tatbikinde gerekli tüm yasalar ivedilikle yasama erkince yürürlüğe konulmalıdır.

    7-Aleviler ve Doğa

    *Alevilerin çaranasır bilinciyle kutsaliyet atfettiği doğaya karşı geliştirilen talan projeleri son bulmalıdır.

    *Bilimsel olarak belirlenecek kapsama göre, kutsal mekan ve ziyaretlerin yakınlarında herhangi bir zarar verici çalışma (maden, baraj vb) olmaması yönünde güvence oluşturulmalıdır.

    *Şark Islahat Planı dahilinde Kürt Alevilerden arındırılmak istenen Fırat’ın batısında, göç eden insanların geri dönüşünü kolaylaştıracak yöntemler hayata geçirilmelidir. Yaşanan büyük depremde uğradıkları ayrımcılıklardan kaynaklı mağdur edilen canlarımızın bir an önce mağduriyetleri giderilmelidir.

    8-Aleviler ve Demokratik Siyaset

    *Alevilerin yerel ve merkezi yönetimlerde yer alması güvence altına alınmalıdır.

    *Alevi kurumlarında gelişmeye başlayan Eş Başkanlık/Eşit Başkanlık sistemi resmi olarak tanınmalıdır.

    *Kayyum politikalarına son verilmeli ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekinceler kaldırılmalı,  Demokratik Yerel Yönetimler ilkesi tanınarak, toplumun iradeleşmesini ifade eden katılımcı demokrasi anlayışı hayata geçirilmelidir.

    *Alevi toplumunun yaşadığı bölgelerde hayata geçirilecek her hangi bir hizmet veya politikada Alevilerle rızalaşılmalıdır.

    9-Ve Diğer Talepler

    *Tutsaklık ve diğer benzeri durumlarda Alevi Yol taliplerinin Ana ve Pirleri ile görüşmelerinin önünde ki engeller kaldırılmalı

    *TMK gibi ayrımcı yasalar yürürlükten kaldırılmalı, AİHM Umut Hakkı kararı uygulanarak İnfaz Yasası’nda düzenlemeler yapılmalı, İdare ve Gözlem Kurulları kaldırılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Meral Danış Beştaş: Demokratik toplum inşası Alevisiz olamaz-VİDEO

    Meral Danış Beştaş: Demokratik toplum inşası Alevisiz olamaz-VİDEO

    PİRHA- Süreç ilerlerken Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin tam merkezinde yer alması gerektiğini ifade eden HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Türkiye’de en büyük nüfus olarak ezilen, ötekileştirilen, ayrımcılığa uğrayan nüfus olarak Kürtler ve Aleviler var. Aleviler bu mücadelenin dışında değil. Demokratik toplum inşası Alevisiz olamaz. dedi.

    https://cantv.tv/2025/07/baris-sureci-hangi-asamada-barisa-karsi-cikanlar-ne-istiyor-meclisteki-komisyon-nasil-isleyecek-aleviler-surecin-neresinde-baris-sureci-ve-kadinlar-hdknin-surecteki-rolu-ergin-d/

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (Dem Parti) Erzurum Milletvekili, aynı zamanda HDP eş başkanı ve bununla beraber mecliste yeni oluşturulan komisyonun da üyelerinden biri olan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin CAN TV’de Ergin Doğru’nun sunduğu Özel Program’da değerlendirmelerde bulundu.

    Yürütülen süreçte AKP’nin DEM Parti’yi kandırıldığına yönelik yorumları değerlendiren Meral Danış Beştaş, “Aslında halk bizi çok temiz ve ilkeli görüyor. Böyle bir durum var ama kesinlikle bir kanma, kandırılma ilişkisi söz konusu değil. Bu bizim için bir mücadele. Bu bizim için ilkesel bir yaklaşım. Bizim geleneğimizin 10 yıllardır devam ettirdiği demokratik siyaset alanındaki mücadelenin en önemli duraklarında biridir” dedi.

    “BARIŞ VE DEMOKRASİYİ TOPLUMSALLAŞTIRMAK HEPİMİZİN OMUZLARINDA”

    Öcalan’ın çağrısıyla başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni değerlendiren Meral Danış Beştaş, şunları kaydetti:

    “27 Şubat çağrısı hakikaten çok tarihi bir çağrıydı ve bence Türkiye’nin, Orta Doğu’nun, Kürt halkı ile beraber bu coğrafyada yaşayan bütün farklılıkların, kimliklerin, inançların, halkların geleceği açısından çok önemli bir moment yakaladı.
    Ondan sonra biliyorsunuz 11 Temmuz’da Süleymaniye’de bir merasim oldu, bence çok güçlü ve dünya tarihine de çatışma çözümleri konusunda çok önemli bir iz bıraktı.

    Bu konuda Sayın Öcalan’ın göstermiş olduğu irade ve kararlılık çok net mesajlar veriyor. Tartışmaya mahal bırakmıyor. Ve bu süreçte Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne doğru bir değişim ve dönüşüm süreci olarak tarif ediyor. Bu değişim ve dönüşüm sürecini yaşama geçirmek, bunu inşa etmek, barış ve demokrasiyi toplumsallaştırmak hepimizin omuzlarında bir sorumluluk. Silahların konuştuğu değil, sözün artık etkisini göstereceği, siyasetin etkisini göstereceği, toplumun bir arada barış içinde, pozitif bir entegrasyonla, asimilasyonu içermeyen, tam tersine herkesin farklılığıyla birlikte yaşayacağı bir değişim ve dönüşüm sürecini içeriyor.”

    Sürece ilişkin iktidara düşen sorumlulukların olduğunun altını çizen Meral Danış Beştaş, “İradelerin ortaya konulmasından sonra önemli bir aşamadayız ve bu sürecin akamete uğramaması için, bu sürecin tekrar olumsuza evrilmemesi için herkese düşen sorumluluklar var. Tabii ki iktidara da düşen sorumluluklar var. Partilere var, topluma var. Bir bütün olarak hepimize sorumluluk düşüyor. Ve bu süreci deyim yerinde ise gözümüz gibi koruyup, büyütmeliyiz. Sürecin genel anlamda siyasal süreçlerin temel kuralları vardır. Yani bu süreç kendi özgün koşulları içerisinde oluşturulur” diye konuştu.

    Bazı kesimlerin süreçle ilgili asimilasyon eleştirilerine değinen Beştaş, “Kürt halkı, Kürt toplumu ya da bizler asimilasyona vize verecek, bunu kabul edecek bir pozisyonda asla olmayız. Biz asimilasyona, inkâra karşı o kadar yıldır mücadele edenler olarak, siyaset alanında en büyük bedelleri ödeyenler olarak asimilasyonu gönüllü asimilasyonu kabul etme noktasında olmamız tartışma dışıdır. Kürtler kesinlikle ne kimliğinden ne dilinden ne kültüründen ne de yaşamından vazgeçmiş değil, vazgeçecek değil. Aynı zamanda Türkiye’deki diğer farklılıkların da sorunlarının çözülebileceği bir mecra, bir mücadele olanağı yaratıyor. Demokratik entegrasyon katiyen bir asimilasyon içermez. Gönüllü bir birlikteliktir. Demokratik bir birlikteliktir. Yani neticede bugün Kürt Türk’ü, Türk Kürt’ü, Laz’ı, Çerkezi karşılıklı birbirlerini olduğu gibi kabul ederek aslında bu entegrasyon sağlanabilir” ifadelerine yer verdi.

    “İNKARDA ISRAR EDEN BAZI KESİMLER VAR”

    Asimilasyonun Cumhuriyet’le yaşıt bir politika olduğunu belirten Meral Danış Beştaş, devamında şunları ekledi:

    “Bugüne kadar Kürt halkı asimile edilemedi. Edilmedi demiyorum, edilmek istendi. Şark Islahat Planı’ndan daha birçok kanuna, politikaya, mevcut mevzuat düzenlemesine kadar hepsi bu dili unutturmak istedi. Yasaklayarak, para cezası vererek, unutturmaya çalışarak, döverek, katlederek ya da başka başka yöntemlerle asimile etmek istedi. Bu başarılamadı ve bu dilin en büyük taşıyıcısı da kadınlar oldu. Hala dilimizi koruyoruz. Çok çarpıtılan, çok speküle edilen, farklı algı yaratmaya yönelik çok konuşma var. Bunun farkındayız. Tam tersine herkesin kendi varlığıyla birlikte bir entegrasyondan söz ediyoruz. Cumhuriyeti aslında yeniden kurucu ruha kavuşturabilme, biraz daha özüne kavuşturabilmek gerek. Cumhuriyet zaten 1921 kurucu ruhunu devam ettirebilseydi belki demokratikleşebilecekti. Ama tercihi yanlış yaptı ve büyük acılar yaşandı. Bu noktada aslında bu yanlış tercihin bugün de devam ettiğini ve bunda ısrar eden bazı kesimler olduğunu da görüyoruz.

    Hani bir kesimi anlıyorsunuz. Milliyetçiler buradan besleniyor. Ama bunun yanında kendine sol diyen belli kesim de karşı çıkıyor. İşte yıllardır sosyalizm adına hareket ettiğini iddia eden bazı şahıslar ‘Türkler Türk kalacak’ diyebilecek kadar geri bir noktaya geldi. Sonuçta Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümü, silah dışı yöntemlerle çözümü ve Türkiye’nin bölünmesinin tırnak içinde söylüyorum parçalanmasının farklı bir modelin tartışılmadığı bir değişim ve dönüşüm sürecinden söz ediliyor ve Sayın Öcalan bu konuda düşüncelerini çok net ifade ediyor.

    KÜRTLERİ KENDİSİYLE EŞİT GÖRMEYEN BİR ZİHNİYET VAR

    Yani PKK’nin kongresi yapıldı. Oraya sunmuş olduğu işte 20’yi aşkın sayfalık bir rapor da kamuoyuna yansıtıldı. Bu konuda yapılan tartışmalar aslında onların tırnak içinde kaygı diye ifade ettiği hiçbir meselenin bir karşılığının olmadığını biliyoruz. Mesela en büyük tartışma konuları ne? ‘Eyvah Türkiye bölünüyor’. Hayır efendim Türkiye bölünmüyor, Türkiye birleşiyor.
    Bu nedenle buna ön yargı demeyeceğim. Bu ontolojik mi diyeyim? Bu aslında içinde şovenizmi barındırıyor. Irkçılık diyebilirim içinde o da var. Yani Kürtleri kendisiyle eşit görmüyor. Kürtlere aynı hizadan bakmayı tahammül edemiyor.

    Kendisine ‘Sosyalistim’ diyen herkesin sınıfsız, sınırsız bir dünya mücadelesi verdiğini iddia eden bir anlayış nasıl bir halkın, bir toplumun, bir inancın eşit olmasına karşı çıkabilir ki? Aslında devlet aygıtını kendilerince temsil ediyorlar ve başka bir yerden yaklaşıyorlar. Böyle bir sosyalistlik olamaz, böyle bir demokratlık da olamaz.”

    “CENDEREDEN KURTULMALIYIZ”

    Herkes için demokrasiyi savunduklarını belirten Beştaş, Abdullah Öcalana yönelik kullanılan dili eleştirerek şunları kaydetti:

    “Herkes için özgürlük, herkes için gösteri yürüyüş hakkı, herkes için demokratik siyaset hakkı, herkes için örgütlenme hakkını savunuyoruz ve bunu inşa edeceğiz. Onlar karşı çıksa da onlara rağmen de inşa edeceğiz ve faydalansınlar. Faydalanmalarına da karşı değiliz. Mesela İmralı’ya kullandıkları dili inanın Türkiye’de çok az kendine ırkçıyım diyen kullanabilir. Öyle kıyaslar yapıyorlar ki sonuçta bir siyasi aktörden söz ediliyor. Uluslararası anlamda en geniş dayanışmayı desteği alan bir Abdullah Öcalan gerçekliği var.
    Biz sürekli uluslararası heyetlerle görüşüyoruz. Geçen hafta enternasyonalden gelen gençlerle görüştük. Dünyanın her yerinde 40 kişilik bir grup geldi. Her gün yeni açıklamalar yapılıyor. Fakat Türkiye’dekiler buna böyle bakmıyor ya da bakmadıklarını kendilerince hani bu şekilde ifade ederek aslında Kürt karşıtlığını, tahammülsüzlüğünü, demokratik olmadıklarını kendileri ilan ediyor. Ama ben onlara şu çağrıyı yapıyorum. Biz size rağmen sizin için de mücadele ediyoruz. Bu cendereden kurtulmak için.”

    “KOMSİYON GENİŞLEMELİ”

    Meclis komisyonun önemine de değinen Meral Danış Beştaş, “Artık yasal zeminde tartışacağız. Atılması gereken hukuki adımları konuşacağız. Hem biz hem muhalefet partileri hem Sayın Öcalan hem de genel olarak toplum aslında bu talebi yıllardır ifade ediyor. Yüz yıllık bir demokrasisizliği, yasasızlığı, ayrımcılığı, asimilasyonu, var olan uygulamaları böyle bir çırpıda çözülecekmiş gibi bir beklentiden ziyade adım atılacağı bir zemin olarak görmek gerekiyor. Önemi halk iradesinin temsil edildiği en yüksek mekanizma neticede. Sonuçta hepimiz farklı kesimlerden oylar aldık ama vekiller aracılığıyla o komisyonda bunlar tartışılacak. Mümkün olan en fazla kesimin orada olması gerektiğini savunuyoruz. Sadece partilerin değil, sivil toplumun, aydınların, yazarların, sanatçıların, temsilcilerinin dinlenmesi gerek. Bu komisyonun yeri geldiğinde gezmesi gerektiğini, İmralı’ya gitmesi gerektiğini, bu görüşmeleri yapması gerektiğini ve Kürt meselesinin çözümünün önündeki engelleri tartışıp buna ilişkin öneri geliştirmesini savunuyoruz” diye konuştu.

    Komisyonun ilk toplantısının yakın zamanda olacağının altını çizen Meral Danış Beştaş, komisyon isminin de o toplantıda netleşeceğini açıkladı.

    “ALEVİLER BARIŞ SÜRECİNİN TAM MERKEZİNDE YER ALMALI”

    Tarihi bir dönemden geçildiğini vurgulayan Danış Beştaş, “Alevilerin bu noktadaki kaygılarını dile getirmek gibi bir görevimiz, sorumluluğumuz da var. Süreç ilerlerken Aleviler bu barış sürecinin tam merkezinde yer almalı. Böyle sağında, solunda, yanında, arkasında değil. Yani Aleviler Türkiye’de en büyük nüfus olarak ezilen, ötekileştirilen, ayrımcılığa uğrayan nüfus olarak Kürtler ve Aleviler var. Ve bu mücadelede mücadelenin dışında değil Aleviler. Demokratik toplum inşası Alevisiz olamaz.

    Milyonlarca yurttaşın hala cemevinin ibadethane kabul edilmediği, hala dilde ayrımcılığa uğradığı, hala Aleviliğin bir kültür olarak görüldüğü, ‘müdürlük verelim, bir başkanlık verelim çözülsün” denildiği bir yaklaşımla Alevilerin sorunu çözülmez. Biz bu meselenin sahibi olarak görüyoruz.

    Biz Türkiye’de Alevilerin, kadınların, Hristiyanların, Kürtlerin, Çerkezlerin, Pomakların, Lazların, Romanların hepimizin eşit yurttaş olarak yaşamasını istemiyor muyuz? İstiyoruz. O zaman hepimiz o harçta, mutfakta, o yemekte tuzumuz olmalı. Alevileri de bu yemeğe tuz katmaya davet ediyorum.”

    “KADINLAR ÖNCÜ KONUMDALAR”

    Barış mücadelesinin en önemli öznelerinden birinin de kadınlar olduğunu vurgulayan Meral Danış Beşta, “Çünkü kadının Alevisi, Kürdü, Türkü, Sünnisi yok. Şu anda Türkiye kadın hareketi, Kürt kadın hareketi çok büyük bir mücadele yürütüyor. Bu yönüyle bence kadınlar öncü konumdalar” dedi.

    “SORUMLULUK ALMAMIZ LAZIM”

    Türkiye’nin bütün bölgelerinde barış ve demokratik toplum buluşmaları yaptıklarını ifade eden HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, şunları dile getirdi:

    “Bu inşa döneminde, HDK’ye çok önemli bir görev düştüğünün, rol düştüğünün, sorumluluk düştüğünün farkındayız. Bu çalışmalarımız devam ediyor. HDK barış yolunda çok kesin bir kararlılıkla net bir tutumla çalışmalarını sürdürüyor. Kesinlikle geleceği aydınlatmak, bu süreci başarıya ulaştırmak birilerinden beklenebilecek bir mesele değil. Yeni bir dönemdeyiz ve bu dönemde bizim haklarımıza, özgürlüklerimize sahip çıkmamız, bu uğurda emek vermemiz, sorumluluk almamız lazım.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • GÜNCELLENDİ-DEM Parti Sözcüsü Doğan: Ülkenin her yerinde ayrımsız bir demokrasi olmasını istiyoruz!-VİDEO

    GÜNCELLENDİ-DEM Parti Sözcüsü Doğan: Ülkenin her yerinde ayrımsız bir demokrasi olmasını istiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ndeki gelişmelere dair yaptığı değerlendirmede, “Eğer siz ‘Diyarbakır’da demokrasi, İstanbul’da otokrasi olmaz’ derseniz Diyarbakır’da, Van’da ve Mardin’de yaşayan insanlar da ‘buraya demokrasi geldi de biz mi görmedik, onlarca yıldır demokrasi mücadelesindeyiz’ diye sorarlar. Biz ülkenin her yerinde ayrımsız bir demokrasi olmasını istiyoruz” dedi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, gündemdeki gelişmelere dair partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

    İlk olarak bir çok kentte süren orman yangınlarına dair konuşan Ayşegül Doğan, Devam eden orman yangınlarına değinen Ayşegül Doğan, “Ormanlar yanmadığı zamanlarda da eko-sistemin ne kadar önemli olduğunu dile getirdik. Binlerce önergeye, yönetmeliğe rağmen hiçbir canlının yaşam hakkı güvende değil. Türkiye bu haliyle baktığımızda suç mahalli olarak karşımızda duruyor” diye konuştu.

    Ayşegül Doğan konuşmasının devamında “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ndeki gelişmelere dair değerlendirmede bulundu.

    Ayşegül Doğan, Meclis’te kurulan komisyonun çoğulculuk ilkesini esas alması gerektiğini vurgulayarak, şunları ifade etti:

    “Henüz siyasi partiler komisyon üyelerini yeni yeni belirliyorken, bu konuya dair tartışmalar sürüyorken, bu komisyon tarihsel bir fırsatı hukuki zeminde kalıcı hale getirmek için yola çıkmaya hazırlanıyorken; sanki komisyon bambaşka nedenlerle kuruluyormuş gibi yaratılmak istenen algılar ya da buna dönük yürütülmek istenen tartışmaların maksatlı olmadığını bize kimse söyleyemez. Komisyon üzerinden süren tartışmaları Türkiye’nin onlarca yıldır biriktirdiği kutuplaşmanın, öfke siyasetinin nelere ülkeyi maruz bıraktığını bir kez daha görüyoruz. Masa metaforu etrafında konuşuyoruz bir süredir. Çünkü bir çözüm arayışından bahsediyoruz. Ne için; Türkiye’nin demokratikleşmesi için. Peki bugüne kadar Türkiye’nin demokratikleşmesi önünde en büyük engelmiş gibi gösterilen ve böyle tartışılan bir silahsızlanma projesi söz konusu. Yine bunu demokrasiden ayrı değerlendiriyoruz.

    Masada yer almak, çözümün itici gücü olmak, sürece ivme kazandırmak, cumhuriyetin ikinci yüzyılında yer almak demektir. Biz cumhuriyetin ikinci yüzyılında bu ülkedeki bütün farklılıkların kendi özgünlükleriyle temsiliyetlerini yer almalarını istiyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz. Bizim barış ve demokratik çözüm dediğimiz şey tam olarak böyle bir anlam ifade ediyor. Onlarca yıldır süren bir çatışma halinin kalıcı adil bir barışla sonuçlanması için çaba sarfetmek, başarıya ulaşması için endişeleri ifade etmek, ayrıştırmak değil, birleştirmektir bizim için. Biz bunun ayrıştırıcı etkilerini ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.

    Bu ülkede farklı düşündükleri için insanlar 30 yıl hapis yatıyorlarsa, bugün onların tahliyeleri sevinç ve endişe nedeni değil, aynı zamanda dönüp geriye bakma, ortaya çıkan nedenlere bakma sorumluluğunu ve yaklaşımının nedeni olmalı. Ama ’30 yıllıklar neden tahliye ediliyorlar’ diye soruluyor. ‘Acaba arka kapılar ardından bir pazarlık yapıldı da o yüzden mi tahliye ediliyorlar’ deniliyor. Beklentimiz bu değil. Beklentimiz, toplumun beklentisidir. Nedir toplumun beklentisi? Adaletin tesis edilmesi. Demokrasi hakkının herkesin hakkı olduğunun savunulması. Yaşam hakkının herkesin hakkının olduğunun savunulmasıdır.

    Eğer siz ‘Diyarbakır’da demokrasi, İstanbul’da otokrasi olmaz’ derseniz Diyarbakır’da, Van’da ve Mardin’de yaşayan insanlar da ‘buraya demokrasi geldi de biz mi görmedik, onlarca yıldır demokrasi mücadelesindeyiz’ diye sorarlar. Biz ülkenin her yerinde ayrımsız bir demokrasi olmasını istiyoruz. Biz ülkenin her yerinde ayrımsız, eşit bir kardeşlik hukukunun yaşam bulması gerektiğine inanıyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz. Mücadelemiz hem İzmir için, hem İstanbul için, hem Şırnak için, hem Diyarbakır için, hem Edirne için, hem Yozgat içindir. Hiçbir fark gözetmeden; ne dil, ne din, ne ırk, ne kimlik farkı… Herkesin eşit olduğu, eşit hissettiği bir yaşam tasavvurundan bahsediyoruz. Ve bunu gerçekleştirmek için mücadele ediyoruz. Bunun için bunca bedel, bunca risk göze alınıyor. Olan biteni yalnızca seçimlere indirgemek ya kimi aktörlere nasıl kazandırıp nasıl kaybettireceğine göre değerlendirmek bu yaklaşımın yarattığı kolaycılık bu yaklaşımın yarattığı konfor bütün bunları biliyoruz.”

    Gazetecilerin sorularıyla basın toplatısı sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Yeni Yol Partisi, komisyonda yer alacak isimleri belirledi!

    Yeni Yol Partisi, komisyonda yer alacak isimleri belirledi!

    PİRHA- Yeni Yol Partisi’nin Meclis’te kurulacak komisyona vereceği üyeler belli oldu. Komisyonda Bülent Kaya, Mehmet Emin Ekmen ve Mustafa Bilici yer alacak.

    TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Kürt sorununun çözümüne yönelik Meclis’te kurulacak özel bir komisyonun Ağustos ayının ilk haftasında çalışmalarına başlayacağını açıkladı. Meclis’te grubu bulunan ve temsil edilen partilerde komisyona girecek isimleri belirlemeye başladı.

    Komisyonun ismi konusunda tartışmalar sürerken, DEM Parti komisyonun adını “Barış Ve Demokratik Toplum Komisyonu”, CHP “Toplumsal Barış, Adalet ve Demokratik Mutabakat Komisyonu”, MHP ise “Kardeşlik ve Dayanışma Komisyonu” olmasını önerdi.

    Yeni Yol Partisi de, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” kapsamında Meclis’te kurulacak komisyonda yer alacak üyelerini belirledi. Yeni Yol Partisi, komisyonda yer alması için Saadet Partisi Meclis Grup Başkanvekili Bülent Kaya, DEVA Partisi Grup Başkanvekili Mehmet Emin Ekmen ve Gelecek Partisi Milletvekili Mustafa Bilici’yi Meclis’e bildirecek. Gün içinde tüm partilerin belirledikleri isimleri Meclis Başkanlığı’na bildirmesi bekleniyor.

    PİRHA/ANKARA

  • Mahmut Sümbül: Barış, eğitim için elzem!- VİDEO

    Mahmut Sümbül: Barış, eğitim için elzem!- VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, barışın yalnızca toplumsal huzur açısından değil, eğitim açısından da büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, “Barış ortamı, çocukların eğitim haklarını özgürce kullanabilmesini sağlar. Bu da ancak savaşın sona erdiği ve müfredatların yeniden şekillendirildiği bir ortamda mümkün olabilir. Eğitimde fırsat eşitsizliği ve psikolojik travmalar ancak barışla aşılabilir” dedi.

    27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın çağrısının ardından PKK’nin kendini feshettiğini ilan etmesi ve sembolik silah yakma töreniyle yıllardır süren çatışmaların sona ermesi için tarihi bir adım atıldı. Ardından, siyasi figürlerin açıklamaları ve sivil toplumun desteğiyle süreç daha geniş bir boyut kazandı.

    Ancak barışın sağlanabilmesi için yapısal reform ve hukuki düzenlemeler gerektiği sıkça vurgulandı. Birçok kesim, barış ortamının eğitimden ekonomiye kadar her alanda devrim niteliğinde değişiklikler getireceğini belirtti. Bu bağlamda, Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül sürece dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “BARIŞ İÇİN HUKUKİ VE YAPISAL REFORMLAR ŞART”

    Mahmut Sümbül, barışın sadece silahların susmasıyla değil, aynı zamanda toplumsal yapının yeniden inşa edilmesiyle mümkün olacağına dikkat çekerek, “Bu süreç sadece siyasi bir çözüm değil, aynı zamanda hukuki, toplumsal ve kültürel dönüşümleri de gerektiriyor. Barışın kalıcı olması için somut adımlar atılmalı” dedi.

    Eğitimden ekonomiye kadar her alanda ciddi değişikliklerin yapılması gerektiğinin altını çizen Sümbül, barışın bu alanlardaki devrim niteliğindeki dönüşümlerle sağlanabileceğini belirtti.

    “SAVAŞ EĞİTİMDE DERİN YARALAR AÇIYOR”

    Sümbül, çatışma ortamının özellikle eğitimde derin yaralar açtığını ve öğrencilerin savaşın gölgesinde eğitim almaya çalıştığını kayderek, “Birçok yatılı bölge okulu askeri karargah gibi kullanıldı. Operasyonlar nedeniyle bazı bölgelerde okullar kapatıldı. Bu ortamda öğrenciler ne uyuyabiliyor ne de sağlıklı bir eğitim alabiliyor. Öte yandan savaş koşullarında eğitim öğretim faaliyetlerinin yapmak çok zor. Birçok öğretmen arkadaşlarımız çatışmaların yoğun olduğu zamanlarda görevlerini yapamadılar” diye konuştu.

    Öğrencilerin, özel okullarda olanaklarla donatılmış akranlarıyla aynı sınavlara girdiğini de hatırlatan Sümbül, bunun başlı başına büyük bir eşitsizlik yarattığını söyledi.

    “ÇOCUKLAR SAVAŞIN KURBANI OLUYOR”

    Savaşın çocukların hayatındaki yıkıcı etkilerine dikkat çeken Sümbül, “Çocuklarımız, sadece okulda değil, savaşın ortasında hayatta kalmaya çalışıyor. Birçok yerde öğrenciler silah sesinden, bomba sesinden bırakın eğitim ve öğretim görmeyi, uyuyamıyorlar yaşayamıyorlar bile. Çok sayıda çocuğumuz mühimmatlarla oynarken hayatını kaybetti. Son 10 yılda 22 çocuğumuz zırhlı araçlar altında ezilerek hayatını kaybetti. Çok sayıda öğrencimiz bu süreçlerde hayatını kaybetti. Yine savaş dili ister istemez müfredata öğretmenlerin, öğrencilerin ve idarecilerin davranışlarına yansıyor. Ötekileştirme, kutuplaştırma yaklaşımı savaş ortamlarında öğrencilerin velilerin çok daha zor koşullarda eğitim öğretim hakkından faydalanmasına yol açıyor. Bunların tamamı barışın ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyor bizlere” ifadelerini kullandı.

    “BARIŞ TEMEL BİR GEREKLİLİK”

    Barışın toplumun her kesimi için hayati önem taşıdığını, özellikle emekçiler, kadınlar ve çocuklar için barışın temel bir gereklilik olduğunu dile getiren Sümbül, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Barış, sadece askeri değil, toplumsal ve pedagojik bir ihtiyaç. Barış sağlanamadığı sürece bu ülkede eğitimde eşitlik ve fırsat eşitliği sağlanamaz. Barış, sadece savaşın sona ermesi değil, insanların bir arada yaşama kültürünü benimsemesidir. Bu kültürü oluşturmak için de eğitimin barışçıl bir zeminde yapılandırılması gerekir.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

     

  • Özel: Nitelikli çoğunluk olursa CHP komisyonda yer alır

    Özel: Nitelikli çoğunluk olursa CHP komisyonda yer alır

    PİRHA- Meclis’te kurulması planlanan komisyona dair konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Komisyon ya eşit temsil ile oluşmalı, eşit temsil değilse o zaman mutlaka nitelikli çoğunlukla karar almalı diyoruz” dedi. 

    Meclis’te gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis’te kurulması planlanan komisyona ilişkin konuştu.

    Komisyonun eşit temsil ile oluşması gerektiğine işaret eden Özel, şunları belirtti;

    “Komisyonla ilgili bizim tavrımız ilk günden beri net. Komisyon ya eşit temsil ile oluşmalı, eşit temsil değilse o zaman mutlaka nitelikli çoğunlukla karar almalı diyoruz. Sayın Meclis Başkanı’nın istediği rakamlardan gördünüz ki eşitlik yok. 21 AKP’den 10 CHP’den istiyor. O zaman nitelikli çoğunluk aranacağının Meclis Başkanı tarafından söylenmesi lazım ki bu komisyonda olalım. Onun dışında komisyonun rakamları AKP artı MHP istediğini yapıyorsa, bize hiç ihtiyaç yoksa böyle bakıyorlarsa ne işimiz var orada? Ancak nitelikli çoğunlukla karar alınacağı söylendiğinde ve ilk toplantıda bununla ilgili kararlar alındığında o zaman CHP bu komisyonda yer alır.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Dersim’de kadınlar barıştan yana: Barışa herkes şans vermeli!- VİDEO

    Dersim’de kadınlar barıştan yana: Barışa herkes şans vermeli!- VİDEO

    PİRHA- Dersim’de kadınlar, ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne olumlu baktıklarını ifade ederek, “Barışa herkesin şans vermesi ve tüm toplumun barış için çaba göstermesi gerek” mesajını verdi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ve PKK’nin 12. Kongresinde aldığı silah bırakma ve fesih kararı ile birlikte ‘barış’ ve ‘çözüm’ süreci yeniden gündemde. Özellikle PKK’nin 13 Temmuz’da sembolik olarak gerçekleştirdiği silah yakma töreni, barışa dair umutları pekiştirdi.

    Dersim’de PİRHA mikrofonuna konuşan kadınlar, toplumsal barışın inşasında kadınların önemine vurgu yaparak, süreçte kadınların etkin rol oynaması gerektiğini ifade ettiler.

    “TOPLUMUN TÜM KESİMİ BARIŞ İÇİN ÇABALAMALI”

    Dersimli yurttaşlardan Cemile Dursun, barışa her zaman için şans verilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Barışın kesinlikle sağlanması gerekiyor çünkü savaştan en çok kadınlar, çocuklar, yaşlılar etkileniyor. Bunun dışında Kürt halkının kimliğiyle, özüyle kabul görmesi, barış içerisinde yaşaması lazım. Ama öte yandan da devletin somut adım atmamasından dolayı kaygılarım var” dedi.

    Dursun, tüm kimliklerin ve inançların eşit yurttaş olarak görülmesi gerektiğini belirterek, “Aleviler de dahil bu ülkede en çok zaten ezilen bir kesim olarak tüm inançların, tüm farklılıkların bir arada yaşama şansı olması gerekir. Bunun altyapısını hep beraber oluşturmak zorundayız. Bunu sadece devletten beklememeliyiz. Toplum olarak da bunun mücadelesini verip bu uğurda çaba sarfetmeliyiz” diye konuştu.

    ‘SİYASİ TUTSAKLAR SERBEST BIRAKILSIN’ TALEBİ

    Sürece dair hükümet tarafında herhangi bir adımın atılmadığını söyleyen Halide Erk, “Ortada bir barış göremiyorum. Selahattin Demirtaş, belediye başkanları ve birçok siyasi tutsak hala içeride. Barışı istememek mümkün değil ama önemli olan samimi adımların atılması” ifadelerini kullandı.

    İsmini vermek istemeyen bir kadın yurttaş, cezaevindeki tutuklarının serbest bırakılması gerektiğini vurgulayarak, “Barıştan kimseye kötülük gelmez. Barış olsun ama özellikle cezaevindeki tutukların çıkması lazım. Ekrem İmamoğlu, Selahattin Demirtaş, Osman Kavala, gazeteciler, aydınlar yani cezaevindeki tutukların çıkması lazım” dedi.

    “BARIŞLA MAĞDURİYETLER SON BULABİLİR”

    Medine Ataç, barışın gelmesiyle birlikte başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere farklı kimliklerin yaşadığı baskının son bulabileceğini kaydederek, “Barışı herkesin desteklemesi lazım. Arka planda nasıl bir süreç yürütüldüğünü kamuoyunun bilmesi gerekiyor. Dersimliler olarak da genel anlamda ezilen bir toplumuz. Ezelden beri böyle. Alevilik adına da olsun, Kürtlük adına da olsun, barış geldiğinde tüm bu mağduriyetlerin giderileceğine inanıyorum” sözlerini dile getirdi.

    Sakine Küsüroğlu “Barış istiyoruz tabii ki. Bugüne kadar kötülükten, savaştan ne hayır geldi?” şeklinde konuştu.

    İsmini vermek istemeyen iki kadın yurttaş da barışa dair şunları söyledi:

    “Barışın bu topraklara gelmesini istiyoruz. Haklarımızı almak, dilimizi ve kültürümüzü baskı olmadan yaşatmak istiyoruz. Herkes barış için çaba göstermeli.”

    Fatoş SARIKAYA-Nuray ATMACA/ DERSİM

  • ‘Suriye’de çağımızın Kerbelası yaşanıyor; Türkiye’deki tarihsel süreci iyi değerlendirmek gerekir’-VİDEO

    ‘Suriye’de çağımızın Kerbelası yaşanıyor; Türkiye’deki tarihsel süreci iyi değerlendirmek gerekir’-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Kartal Şube Başkanı Kenan Özdemir, Suriye’deki Alevi katliamının durdurulması için harekete geçilmesi gerektiğini vurgulayarak “Bir nevi çağımızın Kerbelası yaşanıyor” dedi. Özdemir, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair de “Toplum, güçlü bir şekilde bu süreci sahiplenirse emin olun ki kesinlikle bu topraklara barış gelecektir” diye belirtti.

    HTŞ bünyesindeki cihatçıların Suriye’de yaptığı Alevi Katliamı günden güne daha yakıcı hal alıyor. Soykırıma varan cinayetlerin yanı sıra kadın ve çocukların kaçırılıp, uluslararası çeteler aracılığıyla pazarlandıkları bilgisi de mevcut.

    Muharrem Ayı sebebiyle aşure lokması paylaşmak için bir araya gelen Alevi yurttaşların öncelikli gündemlerinden birisi de Suriye’de yaşanan katliam oluyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kartal Şube Başkanı Kenan Özdemir de “Sessiz bir katliam yaşanmakta” diyerek toplumun daha duyarlı olması yönünde eleştiri sunuyor.

    ÇAĞIMIZIN KERBELASI YAŞANIYOR”

    Özdemir ile, PSAKD Kartal Cemevi’nde aşure lokmalarının paylaşılması için yapılan etkinlikte bir araya geldik. ‘Toplum birlikteliğinin önemli olduğu bir süreçte, Alevi katliamına ne oranda duyarlılık gösteriliyor?’ sorusuna Özdemir şu yanıtı verdi:

    “12 gün boyunca oruçlarımızı tutup, yasımızı sürdük. Yolumuzu sürdürme açısından bizler için önemli bir süreçti. Tabii aynı zamanda yanı başımızda sessiz bir katliam yaşanıyor. Bizim coğrafyamızda ise bu katliama ses olma noktasında çok yetersiz kaldık. Gerçekten çok kötü görüntülere şahit oluyoruz ama hem ülkenin içerisindeki sürecin yoğunluğu diyelim hem de Alevi kurumlarının yeterince hassasiyet göstermediği bir konu.

    Suriye’deki Alevi katliamlarına dair gerçi kimi cılız basın açıklamaları ve tepkiler olduysa da gerçekten uluslararası anlamda bu katliamı durduracak ve bu soykırımı geriletecek bir hamlede bulunamadık. Bir nevi çağımızın Kerbelası yaşanıyor diyelim. Bu anlamda Alevi kurumlarımız, mutlaka daha güçlü bir cevap vermeli. Yerelde kimi paneller düzenleniyor, söyleşiler yapılıyor ama bence bu yeterli gelmiyor. Bir de şöyle bir boyutu var tabii; bugünkü siyasi iktidar da bu katliamları yapanlarla ortak işbirliği yapıyor. Bu da bizler açısından çok olumsuz ve kötü bir durum. Yani bir bütün olarak tepkimizi göstermemiz gerekiyor. Verilen desteklerin, kurulan ilişkilerin kesinlikle onaylanmadığını ve bu anlamda da protesto edilmesi gerektiğini belirtmek isterim.”

    “SADECE KÜRTLERLE OLAN BİR BARIŞ DEĞİL!”

    Kenan Özdemir’in değerlendirmeleri içerisinde Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı da oldu. 41 yıllık çatışmalı süreç ardından PKK’nin kendisini feshedip silahlarını yakmasına ilişkin Özdemir şu yorumu yaptı:

    “En kötü barış, çatışma durumundan daha iyidir diye başlayayım. Mutlaka bu süreçte biz Aleviler de bunu sadece Türkiye’de Kürtlerle bir barış olarak algılanmaması lazım. Gerçekten bugün yok sayılan, inkar edilen bütün düşüncelerin kendini var etme durumu söz konusu burada. Yani dili, dini, mezhebi yok sayılan insanların, bu perspektiften yaklaşması gerekiyor. Bu anlamda da en kötü barış bile bu çatışma, insanların ölümlerinden iyidir. Bu anlamda da kişisel olarak bu barış sürecini aktif olarak destekliyorum. Biz Aleviler, demokratik bir sürecin yaşanacağını, bu barışla beraber düşünüyoruz. Yani eğer gerçekleşirse… Çünkü şöyle bir şey var; örneğin bu benim kendi kişisel düşüncemdir, Gezi olaylarında işte bir nevi güçlü bir ortaklık sağlanamadı. Bugün de güçlü bir ortaklık sağlanmaması için iktidar, birçok olayları boşa düşürmek ya da insanların bir araya gelmesini engellemek için kimi manipülatif hamlelerde bulunuyor. Örneğin işte bugün AKP karşıtlarını sanki barış sürecinde bütün AKP’yi desteklediği imajı yaratılmak isteniyor. Ortada böyle bir durum söz konusu değil. Gerçekten onurlu bir barış isteyen ve bu ülkenin demokratik bir anayasayla yönetilmesini, hukukun üstünlüğünü savunan bütün güçler, bu süreci destekliyoruz.

    Önümüzdeki süreçte, insani ve evrensel değerlerin yaşandığı, hukukun, adaletin esas alındığı, bütün dillerin, dinlerin, ırkların eşit koşullarda yaşadığı bir ortamın yaratılmasını umuyoruz. Bizim açımızdan barışın, kardeşliğin esası burada saklıdır ve bunun için toplum, güçlü bir şekilde bu süreci sahiplenirse emin olun ki kesinlikle bu topraklara barış gelecektir. Çatışmalardan kimseye hiçbir yarar gelmiyor. Tam tersine insanları bölüp, parçalayıp, yönetmenin, güçsüz düşürmenin bir aracı olarak kullanılıyor. Bu anlamda da bu tarihsel süreci çok iyi bir şekilde değerlendirmek gerekiyor.

    Alevilerin de bu süreçte eşit yurttaşlık ekseninde; inkar, yok sayma, asimilasyon politikalarına karşı Kürtlerle birlikte dillendirmesi ve barış sürecine aktif olarak katılması gerektiği düşüncesindeyim.

    “ANAYASA KOMİSYONUNDA YER ALMAYA ÇALIŞMALIYIZ”

    Kenan Özdemir, yeni anayasa çalışmaları hakkında da konuştu. Mevcut süreçte Alevi örgütlerinin nasıl hareket etmesi gerektiğine de değinen Özdemir, şunları söyledi:

    “Öncelikle bizim yıllardan beri temel talebimiz olan eşit yurttaşlık talebinin bir bütün olarak bu anayasaya yansıması gerekiyor. Cemevleri ibadethanemizdir. Cemevlerinin ibadethane sayılması, Diyanet İşleri Başkanlığı, yani belli bir mezhebi esas alan örgütlenme tarzının lav edilmesi ve gerçekten bu coğrafyada yaşayan bütün inançları kapsayan bir düşüncemiz var. Aleviler, eşit yurttaşlık temeli içerisinde bu sürece aktif olarak federasyon kapsamında da katılması gerekiyor. Şöyle söyleyeyim; yani bir anayasa oluşturulurken bu toplumun bütün kesimlerini kapsayan bir ön çalışma yürütülmesi gerekiyor. Bu ön çalışmada biz de eğer gerekiyorsa kendimizi önerip bu komisyonlarda, yani Anayasa Komisyonunda yer almaya çalışmalıyız diye düşünüyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL