Etiket: basın özgürlüğü

  • İHD’den 3 Mayıs raporu: İfade özgürlüğü ağır baskı altında!

    İHD’den 3 Mayıs raporu: İfade özgürlüğü ağır baskı altında!

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi, 1993 yılından bu yana kutlanan 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü vesilesiyle bir açıklama yayımladı. Dernek, Türkiye’de ve dünyada gazetecilerin karşı karşıya kaldığı baskıları, tutuklamaları ve hak ihlallerini verilerle ortaya koyarak siyasi iktidara “hukuka uyma” çağrısında bulundu.

    İHD’nin açıklamasında, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün 2026 yılı verilerine dikkat çekildi. Rapora göre Türkiye, basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 163. sıraya gerilemiş durumda. Geçtiğimiz yıla oranla 4 basamak birden düşüş yaşanması, ülkedeki otoriterleşme eğiliminin basına yansıması olarak değerlendirildi.

    Açıklamada öne çıkan veriler şu şekilde:

    Türkiye Gazeteciler Sendikası verilerine göre, 2026 yılı itibarıyla 14 gazeteci cezaevinde bulunuyor.

    “Dezenformasyon yasası” adı altında çıkarılan düzenlemelerin, muhalif sesleri susturmak için bir araç olarak kullanıldığı vurgulandı. Yıl başından bu yana Alican Uludağ, İsmail Arı ve Pınar Gayip gibi çok sayıda ismin bu gerekçelerle tutuklandığı hatırlatıldı.

    İHD, İsrail’in Filistin’deki askeri operasyonlarında, Ukrayna-Rusya savaşında ve Rojava’daki çatışmalarda çok sayıda basın emekçisinin kasten hedef alındığını belirterek, gazetecilerin can güvenliğinin küresel bir kriz haline geldiğini ifade etti.

    KIRMIZI ÇİZGİLER VE CEZASIZLIK POLİTİKASI

    İHD, Türkiye’deki yerleşik ideolojinin “kırmızı çizgileri” olarak görülen Kürt meselesi, Ermeni Soykırımı ve Kıbrıs gibi konularda farklı görüş bildirenlerin ağır baskılara maruz kaldığını belirtti. Özellikle Kürt basınına ve muhalif kurumlara (Mezopotamya Ajansı, JinNews, Halk TV vb.) yönelik gözaltıların süreklilik kazandığına dikkat çekildi. Faili meçhul gazeteci cinayetlerindeki cezasızlık politikasının sürdüğü eleştirisi yapıldı.

    HUKUK İHLALLERİ VE AYM/AİHM KARARLARI

    Açıklamanın en kritik noktalarından biri de hukuksuzluk vurgusu oldu. Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen ihlal kararlarının uygulanmamasının, Türkiye’nin hem iç hukukunu hem de taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmesi anlamına geldiği belirtildi.

    İHD Genel Merkezi yaklaşık iki yıldır devam eden ve toplumsal bir barış umudu yaratan sürece dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

    “Tüm toplumsal sorunların çözümünde en temel unsur konuşabilmektir. Barış umudunu yeşertmek için ifade özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması bir lütuf değil, zorunluluktur.”

    İHD, açıklamasının sonunda siyasi iradeyi; anayasaya, evrensel hukuk ilkelerine ve basın özgürlüğüne saygı göstermeye davet etti.

    HABER MERKEZİ

  • ‘Tutuklanan gazetecilerin %60’ının aleyhlerine herhangi bir suçlama dahi yapılmadı!’

    ‘Tutuklanan gazetecilerin %60’ının aleyhlerine herhangi bir suçlama dahi yapılmadı!’

    PİRHA –Milletvekili Ayten Kordu, basın özgürlüğünün güvence altına alınması hakkında Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun cevaplaması istemiyle soru önergesi hazırladı. Kordu, “Adalet Bakanlığı, 2023 yılında tutuklanan gazetecilerin %60’ının aleyhlerine herhangi bir suçlama dahi yapılmadığını raporlamıştır. Bu konu hakkında bir çalışmanız var mıdır?” sorusunu yöneltti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, basın-yayın emekçilerinin tutuklanması ve yaşadıkları baskılara dikkat çekti. Kordu, basın çalışanlarının işlerini yaparken maruz kaldıkları baskılara karşı basın özgürlüğünün güvence altına alınması gerektiğini vurgulayarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne soru önergesi sundu.

    TÜRKİYE, EN FAZLA GAZETECİ HAPSEDEN 9. ÜLKE!

    Milletvekili Ayten Kordu, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’na yönelttiği iki ayrı soru önergesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Kayyımların göreve gelmesiyle birlikte basın özgürlüğüne yönelik saldırılar da artmıştır. Protesto hakkını kullanan halkın sokağa çıkmasının ardından, birçok yerde polis, halkı hedef almış ve günlerce süren olaylar yaşanmıştır. Güvenlik güçlerinin bu saldırılarında, basın mensupları hedef alınarak gözaltına alınmış, kayyımları eleştiren haber ve paylaşımlar suç sayılmış, basın büroları basılmış ve birçok gazeteci darp edilerek gözaltına alınmıştır. Haber takibi engellenmiştir. Dicle Fırat Gazetecileri Derneği’nin Kasım ayı Hak İhlalleri raporuna göre, 21 gazeteci gözaltına alınmış, 3 gazeteci saldırıya uğramış, 9 gazetecinin haber takibi engellenmiş, 5 gazeteci tutuklanmış ve 40 gazeteci cezaevinde tutuklu bulunmaktadır. Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), 2023 yılı raporunda, Türkiye’nin en fazla gazeteci hapseden 9. ülke olduğunu bildirmiştir. Aynı raporda, 2023 yılında hapisteki gazetecilerin yüzde 60’ının aleyhlerine herhangi bir suçlama olmadan tutuklandığı vurgulanmıştır.

    Tüm bu baskılara, gözaltılara, tutuklamalara, şiddet ve tacizlere karşı, kalemleriyle ve kameralarıyla direnen basın emekçileri, zorlu koşullara rağmen hakikat mücadelesine devam etmektedir.

    Hükümeti eleştiren gazetecileri susturmak amacıyla uygulanan ağır yargı kararları ve diğer uygulamalar, caydırıcılık üzerine kurulu bir sistem yaratmaktadır. Bu sistem, gazetecilerin hem maddi hem de manevi olarak yıpranmasına yol açmakta ve özgür bir eleştiri ortamının en büyük düşmanı olan oto sansürün yaygınlaşmasına neden olmaktadır.”

    “YARGILANAN BASIN MENSUBU SAYISI KAÇTIR?”

    Milletvekili Ayten Kordu, Adalet Bakanı Tunç tarafından cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “Adalet Bakanlığı, 2023 yılında tutuklanan gazetecilerin %60’ının aleyhlerine herhangi bir suçlama dahi yapılmadığını raporlamıştır. Bu durumun hukuka ve adalete aykırı olduğu düşünülünce bu konu hakkında bir çalışmanız var mıdır?

    Bir süre tutuklu kaldıktan ya da gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılan basın mensubu sayısı kaçtır? Kesinleşmeyen veya cezanın infazı 5 yıl süreyle ertelenmiş olan basın mensubu sayısı kaçtır?

    Hapis cezası istemiyle yargılanan basın mensubu sayısı kaçtır? Halen tutuklu olan ve iddianameleri hazırlanmayan gazeteci sayısı kaçtır?

    Basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan kanun hükümlerinde değişiklik yapılması, suçun tanımı ve suç unsurlarının yeniden belirlenmesi için bir çalışmanız var mıdır?

    Son 5 yıl içerisinde kaç gazeteci ve karikatürist hakkında hakaret ve tazminat davaları açılmıştır?

    Son beş yıl içerisinde online haber sitelerine yönelik erişimi engellenen haberlerin ve ‘kişilik hakları ihlali’ iddiasıyla silinen ve arama motorlarında görünmez kılmak için talimatını verdiğiniz haberlerin sayısı nedir?

    Mesleki faaliyetlerinden dolayı yargılanan gazetecilerin dosyalarında, kimliği belli olmayan ‘gizli’ ve açık ‘tanık’ beyanları doğrultusunda yargılanan ve ceza alan sayısı kaçtır?

    Son beş yıl içerisinde saldırıya uğrayan, haber takibi engellenen, kötü muameleye maruz kalan ve evine baskın düzenlenen basın-yayın mensubu sayısı kaçtır?

    Nitelikli uzman gazetecilerin işsiz kaldığı bu dönemde, haber yaparken maruz kaldıkları şiddet nedeniyle kullandıkları araç ve gereçlerini kaybedenlerin zararını/bedelini karşılamak için bir çalışmanız var mıdır?

    “YASALARI UYGULAMAK İÇİN ÇALIŞMALARINIZ NELERDİR?”

    Ayten Kordu, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Uraloğlu’ndan ise şu soruların cevabını talep etti:

    “Basın-yayın emekçilerinin Anayasa, yasalar ve uluslararası anlaşmalarla elde edilmiş haklarını korumak ve geliştirmek için yaptığınız çalışmalarınız var mıdır?

    Son yıllarda basın-yayın emekçilerinin tutuklanması, cezalandırılması vakalarının artışı ve işlerini yaparken maruz kaldıkları baskılara karşı basın özgürlüğünü güvence altına almak ve düzeltmek için yaptığınız çalışmalar nelerdir?

    Basın -Yayın emekçilerinin mesleki faaliyetleri nedeniyle keyfi olarak gözaltına alınması, halkın doğru bilgiye ulaşma hakkı engellemiştir. Bu tür keyfi gözaltılarla ilgili çözüm öneriniz veya yasaları uygulamak için çalışmalarınız nelerdir?

    Basın çalışanlarının tutuklu olmalarına rağmen mesleki faaliyetlerine devam etmesi, onları susturmanın imkânsız olduğunu gösteriyor. Bu durum karşısında özlük haklarının korunması ve iş güvencesinin sağlanması, basın ve ifade özgürlüğünün kullanılabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bunları sağlamak ve teminat altına almak için yapılan çalışmalarınız var mıdır?

    Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklara girişleri kısıtlanan ve haber izlemeleri engellenen basın-yayın mensubunun sayısı nedir?

    Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), son beş yıl içerisinde haber ve program yayınlarından dolayı TV kuruluşlarına toplam kaç idari para cezası ve yayın durdurma cezası vermiştir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Suzan Saka: Diren Keser Alevilerin, Kürtlerin, kadınların, LGBTİ+’ların ve çevrenin sesidir

    Suzan Saka: Diren Keser Alevilerin, Kürtlerin, kadınların, LGBTİ+’ların ve çevrenin sesidir

    PİRHA – Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü sebebiyle yaptığı açıklamada, Gazeteci Diren Keser şahsında tutuklu gazetecilere dikkat çekti. Saka, “Asıl amaç kişiyle birlikte yakınlarına ve topluma da ceza çektirmek ve gözdağı vermektir” diye belirtti.

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, 180 ülke içerisinde 165’inci sırada yer alıyor.

    RSF yorumunda Türkiye, “sorunlu” kategoriden “vahim” kategorisine gerilerken, gazetecilere yönelik baskılar günden güne artıyor.

    3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü, AKP-MHP Hükümetinin baskıları nedeniyle Türkiye’de maalesef ihlallerin sıralandığı tarih olarak anılıyor. Cezaevinde tutuklu olan gazetecilerin birçoğu ‘Örgüt Üyeliği Suçu’ ile yargılanıyor.

    “DİREN’İN VE HAKİKATİN SESİ OLALIM”

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, günün önemine dair bir yazı kaleme alarak “Gazetecilik suç sayılabilir mi?” diye sordu.

    Tutuklu PİRHA Muhabiri Diren Keser için de “Senin, benim, onun, ötekinin sesidir” diyen Saka, muhabirimiz Keser’in mücadelesine de vurgu yaptı.

    “Özgür basınının, hakikati ortaya çıkaranların günü bugün” diyen Suzan Saka, PİRHA’ya gönderdiği açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu ilk yıllardan itibaren muhalif olan gazeteci, yazar, çizer ve şairlere karşı devlet her dönem gözaltı, tutuklama, işkence ve benzeri yöntemleri ile baskı ve şiddet aygıtını sürekli olarak kullanmıştır. Onlarca aydın, yazar, gazeteci, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar ve suikastlar yoluyla katledilmiştir. Devlet, bu gazeteciler ve yazarlar hakkında yüzlerce dava açarak, hakikatin ortaya çıkmasını engellemiştir. Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü ve yine biz yüzyıl öncesi olduğu gibi gazetecilere karşı uygulanan baskıları konuşuyoruz.

    Gazetecilik mesleğinin yüceliğini bir tarafa bırakalım gazetecilerin ailelerine yaşatılan eziyete bakalım. Onların sevdiklerinden, çocuklarından, anne-babalarından ve sevgililerinden koparılmaları duygusal, psikolojik olarak başta gazetecilerin ve ailelerinin üzerinde çok yıkıcı bir travma bırakmaktadır. Geride kalanların günlük yaşamdan kopmalarına, sürekli bir korku ve kaygıyla yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu durum çocukların duygusal dünyasında onarılması büyük bir tahribata yol açar. İlerleyen yaşlarda çocuklar, hem ilişkilendikleri bireylerle, hem de toplumsal olarak girdikleri ortamlarda daha çekingen, içine kapanık kırılgan olurlar. Çünkü kas hafızası denen olgu da beden, travmayı hatırlar, tüm hücrelerine yayar. Sadece psikolojik olarak etkilenmenin de ötesine geçer. Dolayısıyla iyileşmek için travmanın onarılması şarttır.

    Devlet, iktidarlar değişse de Türkiye de tüm azınlıklara, Alevilere, Kürtlere, demokrasi güçlerine, aydınlara, gazetecilere, akademisyenlere, siyasetçilere, devrimcilere, işçilere her dönem baskı uygulamıştır. Bu baskıyı mücadele edenleri-düş yolcularını cezaevlerine koyarak cezalandırmakla kalmamış, katliamlarla, idamlarla, faili meçhul cinayetlerle, işten çıkarmalarla onların varlıklarını yok etmeye çalışmıştır. Oysaki direnen bu düş yolcuları, toplumların gelişmesine ve ilerlemesine öncülük yapar. Devlet aslında bu düş yolcularına, uyguladığı baskı ve şiddetle, denize atılan bir taşın seke seke düştüğü yerde nasıl küçük halkalarla başlayıp giderek daha büyüyen halkalarla denizde dalga yaratması misali, başta aileleri olmak üzere, sevdikleri, yakınları, meslektaşları ve ait oldukları toplumları da cezalandırır ve bunu da bilinçli yapar. Çünkü asıl amaç kişiyle birlikte yakınlarına ve topluma da ceza çektirmek ve gözdağı vermektir. Toplumun susmasını sağlamak, sessizleştirmektir. Toplumsal güçler, demokratik güçler elinden geldiğince bu tür hak ihlallerine karşı durmaya çalışır her alanda ses yükseltirler. Ama bununla bitmez. Asıl el ayak çekildiğinde, sular dindiğinde geriye kalanlardır. Yani o düş yolcuları ve aileleri yalnız kalır acısıyla, uğradığı haksızlıkla…

    “DÜŞÜNCELERİNDEN DOLAYI CEZALANDIRILANLARI UNUTMAYALIM”

    Düş yolcularını, düşüncelerinden dolayı cezalandırılanları, içerdekileri unutmayalım. Onların, sadece bir numaradan bir isimden ibaret olduğunu düşünmeyelim. Tıpkı bizler gibi birer insan olduklarını ve yaşamlarının böylesi bir şekilde sekteye uğramasının hukuksal boyutu bir yana insani boyutuyla da bir haksızlık olduğunu hatırlayalım. Her an toplumsal mücadeleyle birlikte, ailelerin yanlarında olabilmenin ve onların hassasiyetlerini anlayabilmenin çaresine bakalım. Nasıl bizler, evlatlarımızı iki gün görmeyince burnumuzda tütüyorsa onların da yıllarca dört duvar arasında kendi ev ortamlarından, sevdiklerinden zorunlu bir şekilde kopartılarak böyle biz ezaya reva görülmelerini hep hatırlayalım. Unutmadıklarımız, hatırladıklarımızdır…

    Metin Göktepe’yi hangimiz unuttuk! Biz unuttuysak bile anası Fadime Ana unuttu mu?

    Metin Göktepe’den sonra bayrağı devralan daha nice gazeteciler oldu ve olacak da. Genç, cesur, vicdanlı yürekler… Toplumun gerçek habere ulaşması için baskılara boyun eğmeyen, maddi zorlukları dayanışmayla aşan, Türkiye’de ve dünyadaki sesi duyulmayanların çığlığı olan, sınır tanımayan gözü pek ve hakikatin sırrına inanan gazeteciler… Bu koca-yaşlı dünya ancak ve ancak bu düş yolcuları sayesinde milyarlarca yıldır döndü ve bundan sonra da dönecek. Neticede mutlak olan hakikat ve iyiliktir.

    İşte basın emekçilerinin, özgür basınının, hakikati ortaya çıkaranların günü bugün. Bugün ana akım medyada tanınmayan, yereldeki gazetecilerin de günü. Onların sesini duymak böyle sisli-puslu zamanlarda daha da zor. O emekçilerden bir tanesi de Diren Keser… Uzun yıllardır yerelde gazetecilik, program yapımcılığı, belgesel yönetmenliği yapan Diren; Alevilerin, Kürtlerin, kadınların, LGBTİ+’ların, doğanın ve çevrenin sesidir. Depremde göçük altında kalanların çığlığıdır. Senin, benim, onun, ötekinin sesidir.

    Diren’in ve hakikatin sesi olalım. Çünkü er ya da geç hakikatin, ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. Adı gibi direne direne yaşayan Diren’e ve direne direne yaşayan herkese selam olsun.

    Bir kez daha yine yeniden direnenlere selam olsun.”

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • Çakırözer, Basın Özgürlüğü Raporu’nu paylaştı: Kara bir leke daha!

    Çakırözer, Basın Özgürlüğü Raporu’nu paylaştı: Kara bir leke daha!

    PİRHA- CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Mart ayı Basın Özgürlüğü Raporu’nu paylaştı. Çakırözer, “Gazetecilerin haber yapmasını engelleyen, hakkındaki usulsüzlük, görevi suistimal, rüşvet iddialarını konu alan haberleri erişime engelleyen AKP’li yöneticiler, belediye başkan adayları basın özgürlüğüne kara bir leke daha bıraktı” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) gazeteci kökenli Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Türkiye’de 31 Mart yerel seçim sürecinde gazetecilere yönelik sansür, engelleme, şiddet, hapis cezalarının damga vurduğunu belirterek ‘Mart ayında Basın Özgürlüğü Raporu’nu kamuoyu ile paylaştı.

    “GAZETECİLER MART AYI’NDA 42 KEZ HAKİM KARŞISINA ÇIKARAK HABERLERİNİ SAVUNMAK ZORUNDA KALDI”

    Çakırözer, “AKP’nin basına yönelik yasakçı, sansürcü, baskıcı anlayışı, bu seçim döneminde de değişmedi. Gazetecilerin haber yapmasını engelleyen, hakkındaki usulsüzlük, görevi suistimal, rüşvet iddialarını konu alan haberleri erişime engelleyen AKP’li yöneticiler, belediye başkan adayları, basın özgürlüğüne kara bir leke daha bıraktı. Ama millet sandıkta sadece yerel yöneticilerini seçmedi, bu sansürcü baskıcı iktidara da dersini verdi. Basın özgürlüğü ve demokrasi mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi

    Çakırözer‘in paylaştığı mart ayı Basın Özgürlüğü Raporu’na yansıyan bazı hak ihlalleri şöyle:

    • Gazeteciler Mart ayı boyunca 42 kez hakim karşısına çıkarak haber ve paylaşımlarını savunmak zorunda kaldı.
    • BirGün Yazı İşleri Müdürü Uğur Koç ve gazeteci Levent Gültekin’e Cumhurbaşkanına hakaret gerekçesiyle 11 ay 20 gün hapis cezası verildi.
    • Gazeteci Dilan Esen, haberine ilişkin Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un şikâyeti üzerine 7 bin 80 TL adli para cezasına mahkum edildi.
    • Birgün muhabiri İsmail Arı’ya AKP’li bakan ve ile eski Adalet Bakanı AKP’li Abdülhamit Gül’ün şikâyetiyle açılan beş soruşturmanın ardından Kızılay yönetiminin Menzil Cemaati ile ilişkisine ilişkin haberleri nedeniyle bir soruşturma daha açıldı.
    • Yine BirGün’den editör Kayhan Ayhan hakkında Bursa’da güvenlik güçlerinin köylülere yönelik şiddet iddialarını haberleştirdiği için soruşturma başlatıldı.
    • Kanunen bir engel olmamasına rağmen bazı seçim bölgelerinde oy sayımı sırasında görüntü çeken gazeteciler, polis tarafından sandıkların bulunduğu alanlardan çıkarıldı.
    • Cumhur İttifakı’nın Eskişehir Belediye Başkan Adayı Nebi Hatipoğlu seçim günü kendisinden görüntü almak isteyen gazetecilere sansür uyguladı. Hatipoğlu ‘Siz CHP’nin yayın organısınız’ diyerek bazı gazetecilerin görüntü almasına izin vermedi.
    • Gazeteci Mahmut Bozarslan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 27 Mart’ta Diyarbakır’da düzenlediği miting için akreditasyon alamadı.
    • 1 Ocak’ta başlayan seçim kampanyalarında sadece AKP’nin adaylarına yer veren, CHP adaylarını ise yayınlarında yer vermediği için eleştirilen TRT Haber, seçim günü de yasakları çiğneyerek taraflı yayıncılık tavrını sürdürdü. TRT Haber, 31 Mart günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile AKP’nin İstanbul, İzmir ve Kepez Belediye başkan adaylarının yer aldığı reklam filmlerini gün boyunca ekranlara yansıttı.
    • Mart ayında gazetecilerin birçok toplumsal olayı izlemesi engellendi. İstanbul’da Nevruz etkinliklerini takip eden gazeteciler darp edildi. AFP muhabiri Eylül Deniz Yaşar darp edilerek gözaltına alındı. Bianet’ten Tuğçe Yılmaz, Ali Dinç ve Aren Yıldırım polisler tarafından engellendi.
    • BirGün yazarı Attila Aşut, gazeteciler Güray Öz, Erdem Gül ve şair Abdülkadir Paksoy ile yaptığı telefon görüşmeleri sebebiyle sorgulanıp gözaltına alındı.
    • Batman Devlet Hastanesi’nde tedavi gören babasının refakatçiliğini yapan gazeteci Bilal Güldem’e AKP gençlik kolları üyeleri hastanede saldırı girişiminde bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Avrupa Parlamentosu’nda ‘Basın Özgürlüğü’ yasası onaylandı

    Avrupa Parlamentosu’nda ‘Basın Özgürlüğü’ yasası onaylandı

    Avrupa Parlamentosu, AB ülkelerinde gazetecilerin ve medya organlarının siyasi ve ekonomik müdahalelere karşı korunmasını amaçlayan “Basın Özgürlüğü Yasası”nı kabul etti.

    Avrupa Parlamentosu, AB Komisyonu tarafından hazırlanan ve AB’de gazetecilerin ve medya organlarının siyasi ve ekonomik müdahalelere karşı korunmasını amaçlayan yeni “Basın Özgürlüğü Yasası”nı oylayarak kabul etti.

    Eylül 2022’de AB Komisyonu tarafından sunulan ve 2023 yılı sonunda AB liderleri zirvesinde de kabul gören yasa, Strasbourg’da, AP Genel Kurulu’nda da ele alındı. Çarşamba günü yapılan oylamada, yeni medya özgürlüğü düzenlemesi 92’ye karşı 307 oyla kabul edildi. Oylamada 65 milletvekili çekimser oy kullandı.

    Yeni yasal düzenleme, gazetecileri korumayı, editoryal kararlara siyasi müdahaleye karşı mücadele etmeyi ve basın organlarının mülkiyeti konusunda şeffaflığı güçlendirmeyi, aynı zamanda Pegasus veya Predator gibi casus yazılımlar aracılığıyla gazetecilerin keyfi gözetlenmesini engellemeyi hedefliyor.

    Yasa gazetecilerin, kaynaklarının gizliliğinin korunması ve gazetecilere karşı casus yazılım kullanılmasının yasaklanmasını içeriyor.

    Yasanın yürürlüğe girebilmesi için ise AB üyesi 27 ülkenin ulusal meclisleri tarafından kabul edilmesi gerekiyor.

    Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) AP’deki oylamayı memnuniyetle karşıladı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin’de emeklilerden, gazetecilerin tutuklanmasına ve TÜİK’e tepki- VİDEO

    Mersin’de emeklilerden, gazetecilerin tutuklanmasına ve TÜİK’e tepki- VİDEO

    PİRHA- Tüm Emeklilerin Sendikası Mersin Şubesi TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarına, emeklilik maaşlarına ve tutuklanan gazetecilere ilişkin eylem yaptı. Eylemde, “TÜİK elini cebimizden çeksin ve sesimizi duyuran basın mensupları üzerindeki baskılar son bulsun” denildi.

    Tüm Emeklilerin Sendikası Mersin Şubesi üyeleri, Özgür Çocuk Parkında bir araya gelerek, enflasyon rakamları ve yoksulluğu protesto etti. Sendika üyeleri, ağızlarını bantlayarak basın üzerindeki baskı ve sansüre de dikkat çekti.

    “TÜİK VERİLERİ SANAL”

    Tüm Emeklilerin Sendikası Mersin Şubesi Başkanı Oktay Canpolat, TÜİK’in açıkladığı verilerin yalan olduğunu söyleyerek, “TÜİK yine şaşırtmadı. Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı TÜİK verilerini görünce nerdeyse zil takıp oynayacaklar. Onlar da biliyor ki; TÜİK verileri sanal. TÜİK emekliye, çalışana yapılması gereken maaş artışlarını aşağı çekmenin aracı haline gelmiştir. TÜİK’in verilerini tanımıyoruz” dedi.

    İktidarın alım gücünün düşmesini görmezden geldiğini belirten Canpolat, sadece son 1 ayda alım gücünün yüzde 25 azaldığı bilgisini paylaştı.

    “İKTİDAR SADAKA TOPLUMU YARATTI”

    Emeklilerin büyük çoğunluğunun açlık sınırının altında maaş aldığını vurgulayan Canpolat, “Bu durumdan utanılmalıdır Açlık sınırından söz ediyoruz! Ne kadar vahim bir durum. İktidar sadaka toplumu yaratmıştır. Bizler onurlu vatandaşlarız. Sadaka toplumu olmayı zinhar reddediyoruz” diye konuştu.

    İktidara seslenerek talepleri sıralayan Canpolat, “Yoksulluğu yalan dolanla bir süre yönetmeyi beceriyorsunuz, lakin açlık yönetilemez. Emekli aç. Duyun sesimizi ve derhal maaşlarımızı insanca yaşanacak düzeye çekin. Bu durum Cumhurbaşkanından bağımsız gelişmediği açıktır. Seçim vaatlerinin sadece oy devşirmek için yapıldığını biz biliyorduk lakin bu vaatlere kananların göz kapaklarının çapaklarını silmiş olmalarını umuyoruz” ifadelerini kullandı.

    LAİK EĞİTİM VE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ TALEBİ

    Açıklamada ekonominin yanı sıra laik eğitim ve basının üzerindeki baskılara da değinen Canpolat, şunları söyledi:

    “Çocuklarımızın eğitim haklarını kendi siyasal İslamcı ideolojik ekseninize çekmeye çalışmayın. Çocuklarımızın bilimsel, demokratik, laik eğitim haklarına dokunmayın. Çocuklarımızı, cemaatlerin girdabına sokmayın. Öte yandan altında çıkılamaz pahalılıktaki özel okullara yöneltmeyi bırakın. Basın özgürlüğüne dokunmayın. Gazetecilere dokunmayın. Merdan Yanardağ ve tüm basın emekçilerini derhal serbest bırakın. Basın emeklinin, emekçinin, dul ve yetimin, özetle fakirin fukaranın sesini duyurabileceği tek alandır. Basın sesimizdir.  Sesimize dokunmayın. Baskılara son verin.”

    MERSİN/ PİRHA

     

  • İHD’den açıklama: Kürt gazeteciler açısından baskı dolu bir yıl oldu

    İHD’den açıklama: Kürt gazeteciler açısından baskı dolu bir yıl oldu

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü nedeniyle yaptığı açıklamada “Türkiye Cumhuriyeti devleti, hukuk devleti olamadığı için her zaman yazılı hukukla, uygulama arasında büyük farklar söz konusu” ifadelerine yer verdi.

    1993 yılında, Birleşmiş Milletlerin almış olduğu kararla, 3 Mayıs, Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kabul edildi. İnsan Hakları Derneği günün anlamına ilişkin açıklama yaparak “İfade özgürlüğü istiyoruz” vurgusu yaptı.

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ, BİR SORUN OLARAK VARLIĞINI KORUYOR”

    İHD tarafından yazılı yapılan açıklamada, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün, 2003 yılında yaptığı araştırmaya işaret edilerek Türkiye Cumhuriyeti devletinin, gazetecilere yönelik saldırılar konusunda, dünyada üçüncü sırada yer aldığı bilgisi paylaşıldı.

    Açıklamanın devamında, özellikle muhalif gazetecilerin, her zaman baskı altında oldukları belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Birçok gazeteci katledildi ve bugüne kadar failleri yakalanmadı ve açıklanmadı. 2022 yılı da muhalif gazeteciler ve özellikle Kürt gazeteciler açısından, son derece baskı dolu bir yıl oldu. 2022 yılının Haziran ayında, Diyarbakır merkezli Mezopotamya Ajansı’na yönelik operasyonda, 18 gazeteci gözaltına alındı, 15 gazeteci tutuklandı. Gazeteciler, 10 ay boyuncu hiçbir iddianame hazırlanmadan cezaevinde tutuldu. 10 ay sonra iddianame yazıldı.

    Yine 25 Nisan 2023’de, Diyarbakır merkezli 21 ilde düzenlenen operasyonda, Mezopotamya Ajansı’ndan 4 gazeteci tutuklandı. Beritan Canözer, Abdurrahman Gök, Mehmet Şah Oruç ve Remzi Akkaya tutuklanarak cezaevine gönderildi.

    Gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanmasına yönelik bir protesto açıklaması yapmak üzere Kadıköy’de toplanan gazetecilere polis saldırısı gerçekleşti. Bu polis saldırısında Pınar Gayip, Zeynep Kuray, Eylem Nazlı Er, Esra Soybir, Serpil Ünal ve Yadigar Aygün kötü muamele ve işkence gördüler ve gözaltına alındılar. 14 saat ters kelepçeli olarak gözaltında tutuldular.

    Evet bugün Dünya Basın Özgürlüğü Günü, bugün de Mezopotamya Ajansı’ndan gazeteci Sedat Yılmaz, Dicle ve Fırat Gazeteciler Birliği’nden Dicle Müftüoğlu tutuklandılar. Tam da Basın Özgürlüğü Günü’nde iki gazeteci Kürt ve muhalif oldukları için tutuklandılar.

    “YASAKLARIN KALDIRILMASI GEREKİYOR”

    Yaşadığımız coğrafyada, ifade özgürlüğü, bir sorun olarak varlığını koruyor. Ancak ifade özgürlüğü açısından özellikle son 5 yıldır hiç yaşamadığımız kadar zorlu bir süreç yaşamaktayız. Oysa Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasası, iç hukuku ve özellikle altına imza attığı uluslararası sözleşmeler, ifade özgürlüğü konusunda önemli düzenlemelere sahip. Türkiye Cumhuriyeti devleti, hukuk devleti olamadığı için her zaman yazılı hukukla, uygulama arasında büyük farklar söz konusu. Bu nedenle ifade özgürlüğü konusunda çok büyük sorunlar yaşamaktayız.

    Coğrafyamızda yaşadığımız sorunların, temel meselelerin, çözülmesi için, her şeyden önce ifade özgürlüğünün sağlanması, konuşmanın önündeki yasakların kaldırılması, gerekiyor. Bu nedenle bizler insan hakları savunucuları olarak Birleşmiş Milletler Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde, bir kez daha ifade özgürlüğü konusundaki çağrılarımızı, tekrarlıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ iddiasıyla yargılanan Gazeteci Ender İmrek beraat etti

    ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ iddiasıyla yargılanan Gazeteci Ender İmrek beraat etti

    PİRHA-Evrensel Gazetesi Yazarı Ender İmrek, kaleme aldığı ‘Türkiye yanıyor, saray izliyor’ başlıklı yazısı nedeniyle ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ suçlamasıyla açılan davada beraat etti.

    Evrensel Gazetesi Yazarı Ender İmrek’in 30 Temmuz 2021 tarihinde kaleme aldığı “Türkiye yanıyor, saray izliyor” başlıklı yazısı nedeniyle ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ suçlamasıyla açılan davanın ikinci duruşması Bakırköy 44. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü.

    Bir önceki duruşmada İmrek’in gazeteci olup olmadığının Türkiye Gazeteciler Sendikası’na (TGS) sorulmasına karar verilmişti. Bugünkü duruşmada TGS’ye yazılan müzekkereye cevap verildiği görüldü.

    SAVCI BERAAT İSTEDİ

    Mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, yangınlar nedeniyle yazılan yazının tümü itibarıyla yangınların söndürülmesindeki olayları eleştiri niteliği bulunduğundan cumhurbaşkanına yönelik herhangi bir hakaret olmadığı nedeniyle İmrek hakkında beraat talep etti.

    Mütalaaya karşı söz alan gazeteci İmrek ise “Arkadaşlarımın 10 Ocak Dünya Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyorum. Basına yönelik iktidarın bir tutumu var. On binlerce gazeteci işsiz kaldı, binlerce gazeteci cezaevine girip çıktı. Hala cezaevinde gazeteciler var. İktidarı eleştirdikleri için ceza aldılar. Düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında bir yazı yazdım. Beraatime karar verilsin” dedi.

    Avukat Yıldız İmrek ise “Yazı, basılı bir basın organında yazılmıştır. Basın kanunu kapsamında yazılmış bir yazı söz konusu. Düşünce ve ifade özgürlüğü niteliğindedir. Beraat kararı verilmesini talep ediyoruz” dedi.

    Kararını açıklayan mahkeme İmrek hakkında beraat kararı verdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Meslektaşlarından, 6 aydır iddianamesiz şekilde tutuklu bulunan 16 gazeteci için çağrı-VİDEO

    Meslektaşlarından, 6 aydır iddianamesiz şekilde tutuklu bulunan 16 gazeteci için çağrı-VİDEO

    PİRHA-28 gazeteci, 16 Haziran’dan beri iddianamesiz bir şekilde tutuklu bulunan 16 meslektaşı için video ile mesaj gönderdi. DİSK Basın-İş tarafından yayımlanan mesajda “Basın özgürlüğü fıkrasının tam ortasındayız. Arkadaşlarımız haber yaptıkları için suçlanıyorlar. Serbest bırakılana kadar herkesi ses çıkarmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi. 

    Meslektaşları, 16 Haziran 2022 tarihinden beri tutuklu bulunan ama henüz iddianamelerinin dahi ortada olmadığı 16 gazeteci için seslendi: Meslektaşlarımızı serbest bırakın.

    “BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ FIKRASININ TAM ORTASINDAYIZ”

    28 gazetecinin gönderdiği mesajda, tutukluluğun fiili cezaya dönüştüğü belirtildi. Videoda şu ifadelere yer verildi:

    “16 Haziran’dan 16 Aralık’a tam 6 ay yapıyor. Diyarbakır’da tutuklanan 16 meslektaşımız 6 aydır iddianamesiz tutuklu. Sabah evleri basıldı, günlerce gözaltında tutuldular. Üstelik sadece haber yazdıkları, insanlara bilgi verdikleri için suçlanıyorlar. Sırf gazetecilik yaptıkları için tutuklandılar. Neden tutuklandıkları belli değil? Gazeteciler üzerinden esasında topluma sopa gösteriyorlar. Türkiye hala dünyada en çok gazeteci tutuklayan beş ülkeden biri. Türkiye her geçen gün gazetecilerin cezaevlerinde uzun süre kaldığı bir ülke haline geliyor. Basın özgürlüğü fıkrasının tam ortasındayız. Herhangi bir baskı yöntemiyle gazetecileri ve gazeteciliği engelleme şansınız yoktur. Cezaevlerinde olma sebeplerinin habercilik yapmaktan başka bir şey olmadığını biliyoruz. Bu haksız ve hukuksuz tutukluğa bir an önce son verilmeli ve serbest bırakılmalılar. 6 aylık iddianamesiz tutuklama zaten ağır bir cezalandırma yöntemiydi. Hakikatin peşinden koşan gazetecileri serbest bırakın. Herkesi ses çıkarmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL 

  • RSF’nin 2022 bilançosu: Dünyada 553 gazeteci tutuklu, 57 gazeteci öldürüldü

    RSF’nin 2022 bilançosu: Dünyada 553 gazeteci tutuklu, 57 gazeteci öldürüldü

    PİRHA-RSF örgütünün 2022 senesine yönelik olarak açıkladığı rapora göre dünyada 553 gazeteci tutuklu bulunuyor. Yine rapora göre 57 gazeteci öldürüldü. 110 tutuklu gazeteci ile Çin listede başı çekiyor. Raporda, önceki yıllarda ‘gazeteci hapishanesi’ diye anılan Türkiye’ye de kısa bir yer ayrıldı.

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, 2022 yılına ilişkin raporunu açıkladı. Rapora göre dünyada 533 gazetecinin kamuoyunu bilgilendirme çabası içerisindeyken tutuklandığı, 57’sinin de öldürüldüğü bildirildi. Tutuklama ve cinayetlerdeki rekor artışa işaret eden RSF, 65 medya temsilcisinin rehin, 49’unun da kayıp durumda olduğunu açıkladı.

    Merkezi Paris’te bulunan RSF kuruluşu, gazetecilik haklarında 2022 yılında ciddi gerileme yaşandığını belirttiği basın açıklamasında, 1 Aralık itibarıyla 533 tutuklu gazetecinin tespit edildiğini, bunun bir önceki yıla oranla yüzde 13,4’lük bir rekor artışa işaret ettiğini duyurdu.

    ÇİN LİSTEDE BAŞI ÇEKİYOR

    Çin, 110 tutuklu gazeteciyle listede başta yer alırken, Çin’i 62 gazeteciyle Myanmar, 47 gazeteciyle İran, 39 gazeteciyle Vietnam, 31 gazeteciyle Belarus izledi. Dünya çapında tutuklu gazetecilerin yüzde 54’ü bu beş ülkede hapiste bulunuyor. Raporda, dünyadaki toplam tutuklu gazetecilerden sadece yüzde 36,4’ünün hüküm giydiğine, kalan yüzde 63,6’sının yargılanmadığı tespitine de yer verildi.

    RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire, 2022 Bilançosu’nun yayımlanması dolasıyla yaptığı açıklamada, “Diktatörlükler ve otoriter yönetimler, hapishanelerine gazeteci doldurmada hızlandırılmış bir süreç işletiyorlar. Gazeteci tutuklamadaki bu yeni rekor artış, bu vicdansız güçlere direnilmesine ve haber özgürlüğü, bağımsızlığı ve çoğulculuğu hedeflerini savunan herkesle aktif dayanışma içinde bulunulmasına olan yakıcı ihtiyacı teyit ediyor” ifadelerini kullandı.

    TUTUKLU KADIN GAZETECİLERİN ORANI ARTTI

    Açıklamada, sayısı 78 olarak tespit edilen tutuklu kadın gazetecilerle ilgili de, “RSF, 2021’e göre yüzde 30 artış yaşanan kadın gazeteci tutukluluğunda hiçbir zaman bu kadar yüksek bir rakama ulaşmamıştı” denildi. Beş yıl önce, tutuklamalarda kadın haberci oranı yüzde 7 iken 2022 yılında bu oran yüzde 15’i aştı.

    Raporda görevi başında ölen ve hedef alınarak öldürülen gazetecilere de yer verildi. Bu yıl öldürülen toplam 57 gazeteciden 11’i Meksika’da, 6’sı Haiti’de, 3’ü de Brezilya’da can verdi. 24 Şubat’ta başlayan Ukrayna’daki savaşı haberleştirirken 8 gazeteci altı aylık bir dönemde öldürüldü.

    RAPORDA TÜRKİYE’YE DE YER AYRILDI

    Raporda, önceki yıllarda “gazeteci hapishanesi” diye anılan Türkiye’ye de kısa bir yer ayrıldı. Raporun Türkiye bölümünde Haziran ayından bu yana üç kadın gazeteci ve bir kadın medya çalışanının tutuklu bulunduğu bildirildi. Tutuklu gazetecilerden Jin News Yazı İşleri Sorumlusu Safiye Alağaş’ın 2019 yılında tutuklanıp hakkında “terör örgütü propagandası” suçundan dava açıldığı, ancak ardından tahliye edildiğine dikkat çekilerek Haziran 2022’deki tutuklamaların Kürt medyasına yönelik yeni bir baskı dalgasına işaret ettiği kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • IFJ raporuna göre 2022 yılında en az 67 gazeteci katledildi

    IFJ raporuna göre 2022 yılında en az 67 gazeteci katledildi

    PİRHA-Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), yayımladığı rapor ile 2022 yılında 67 gazetecinin görevi başında katledildiğini duyurdu.

    Dünyada 140’tan fazla ülkedeki sendikalar ve derneklere üye 600 bin medya çalışanını temsil eden Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) tarafından yayımlanan rapora göre bu yıl 67 gazeteci ve medya çalışanı görevini yaparken katledildi. Geçen yıl ise 47 kişi öldürüldü. Geçen yıldan beri yüzde 43’lük bir artış yaşandı.

    TÜRKİYE CEZAEVİNDEKİ GAZETECİ SAYISINDA 3’ÜNCÜ SIRADA

    Brüksel merkezli federasyon, çoğunluğu Türkiye, Myanmar ve Çin’de olmak üzere 375 gazetecinin de cezaevinde olduğunu belirtti. Çin’de 84, Myanmar’da 64, Türkiye’de 51 gazetecinin hapiste olduğu kaydedildi. Geçen yıl hapisteki toplam gazeteci sayısı 365 düzeyindeydi. Görevi başında katledilen medya çalışanlarının sayısındaki artış nedeniyle örgüt hükümetleri gazetecileri ve özgür basını korumak için somut adımlar atmaya çağırdı.

    IFJ Genel Sekreteri Anthony Bellanger yaptığı yazılı açıklamada “Harekete geçilmemesi özgür enformasyon akışını baskı altına almaya çalışan ve liderlerinden hesap soranları zayıflatmak isteyenleri cesaretlendirecektir” ifadelerini kullandı.

    Rapora göre en fazla gazeteci Ukrayna savaşında görev yaparken yaşamını yitirirken, 12 gazetecinin katledildiği ülke gazeteci cinayetlerinde birinci sırada yer aldı. Ölümler daha çok savaşın ilk haftalarında gerçekleşti, ancak basın çalışanları çatışmalar nedeniyle hala risk altında.

    MEKSİKA GAZETECİLER İÇİN EN TEHLİKELİ ÜLKE

    IFJ’ye göre Meksika’da suç örgütlerinin artan şiddet eylemleri ve Haiti’de kamu düzeninin bozulması da gazeteci cinayetlerindeki artışta başta gelen nedenler arasında yer alıyor. Örgüt 2022’nin gazeteciler için Meksika’da ‘en ölümcül’ yıllardan biri olduğunu belirtti. Meksika savaş bölgesi olmayıp da en fazla gazetecinin öldürüldüğü en tehlikeli ülke olarak görülüyor.

    IFJ Pakistan’daki siyasi kriz esnasında bu yıl 5 gazetecinin öldüğünü kayıt altına alırken, Kolombiya ve Filipinlerde de gazetecileri tehlikeye karşı uyardı. Ayrıca Al Jazeera muhabiri Şirin Abu Akıle’nin bir Filistin mülteci kampından bildirirken vurulmasını da kınadı. Al Jazeera bu hafta Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne Şirin’in ölümünün soruşturulması için resmen başvurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Erbay’dan tutuklanan gazetecilere destek: Hukuksuzluğa Sessiz kalmayalım-VİDEO

    Gazeteci Erbay’dan tutuklanan gazetecilere destek: Hukuksuzluğa Sessiz kalmayalım-VİDEO

    PİRHA-16 gazetecinin tutuklanmasına ve sansür yasasına ilişkin PİRHA’ya konuşan Gazete Duvar muhabiri Vecdi Erbay, “16 gazetecinin tutuklanarak cezaevine gönderilmesi dünyanın herhangi bir demokratik ülkesinde olsaydı kıyamet kopardı ama Türkiye’de hiçbir şey olmadı” dedi.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 8 Haziran’da gözaltına alınan 22 kişiden 16 gazeteci 16 Haziran’da tutuklandı. Daha sonra ise basın meslek örgütleri, “Sansür yasası” olarak nitelendirdikleri internet medyası ve sosyal medyaya yeni yaptırımlar öngören kanun teklifine karşı tepkiler gösterdi.

    Gazete Duvar muhabiri Vecdi Erbay, 16 gazetecinin tutuklanması ve sansür yasasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “TÜRKİYE’DE HUKUKSUZLUKLAR ALIŞKANLIK HALİNE GETİRİLDİ”

    16 gazetecinin tutuklanarak cezaevine gönderilmesinin dünyanın herhangi bir demokratik ülkesinde olsaydı kıyametin kopacağını ama Türkiye’de hiçbir şey olmadığını söyleyen Erbay, “16 gazetecinin tutuklanmasının nedeni ne olursa olsun tutuklamalarının hukuksuz olduğunu Türkiye’de ki herkes biliyor. Türkiye’de yaşanan hukuksuzluklar alışkanlık haline getirildi. Maalesef bu hukuksuzluklar devam ettiği ve meslek örgütleri buna sessiz kaldığı sürece ülkede yaşanan hukuksuzlukların arkası kesilmeyecek. Herkesin duyarlı olması ve arkadaşlarımızın serbest bırakılması için elimizden geleni yapmamız gerekiyor” dedi.

    “GAZETECİLİK ÖZGÜRLÜK İSTER”

    Yeni yasayla beraber gazetecilere bazı özlük haklarının verildiğini ancak sansürle birlikte gazetecilik yapmanın önüne geçildiğini vurgulayan Erbay, şöyle devam etti:

    “Benim gazetecilik yapmamın önüne geçen bir yasayı desteklemem mümkün değil. Eğer gazetecilik yapmamızın önüne geçen bir madde varsa o madde en tehlikeli olandır. Çünkü gazetecilik özgürlük ister, eğer gazetede yazan insanlar düşünce özgürlüğünü ifade edemeyecekse ve biz gazetecilik yapamayacaksak yasada bulunan birkaç iyi maddenin hiçbir kıymeti yok” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Basın Konseyi: Kalemini satmayan gazeteciler var oldukça asla umutsuz değiliz

    Basın Konseyi: Kalemini satmayan gazeteciler var oldukça asla umutsuz değiliz

    PİRHA-3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne dair yazılı bir açıklama yayımlayan Basın Konseyi, “Her türlü baskı, tehdit ve saldırılara direnerek yılmadan mücadele eden, kalemini satmayıp halka gerçekleri ulaştırma uğruna canını ortaya koyan gazeteciler var oldukça asla umutsuz değiliz. Türkiye’de demokrasi, ifade ve basın özgürlüğünün evrensel standartlara ulaşacağı; Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nün coşkuyla kutlanacağı günlere kavuşma azim ve kararlığında olduğumuzu bildiririz” ifadelerini kullandı.

    Basın Konseyi, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’ne ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Türkiye’nin, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 153’üncü sırada olduğunu belirten Basın Konseyi, “Türkiye’de demokrasi, ifade ve basın özgürlüğünün evrensel standartlara ulaşacağı; Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nün coşkuyla kutlanacağı günlere kavuşma azim ve kararlığında olduğumuzu bildiririz” ifadelerine yer verdi.

    Basın Konseyi’nin açıklaması şöyle:

    “Birleşmiş Milletler teşkilatının 29 yıl önce aldığı bir kararla her yıl 3 Mayıs, tüm dünyada Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanıyor. İfade ve basın özgürlüğünün demokrasinin olmazsa olmazı; medyanın da demokratik yönetimlerde yasama, yürütme ve yargıdan sonra ‘dördüncü kuvvet’ olduğu  her 3 Mayıs’ta bir kez daha vurgulanıyor.

    “SANSÜR VE OTO-SANSÜR BASKISI GİDEREK AĞIRLAŞIYOR”

    Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nün kutlandığı bugün Türkiye’de, ne yazık ki ifade ve basın özgürlüğü her zamankinden daha büyük tehdit altında. Medyanın yüzde 95’ini tam kontrolüne alan iktidar, neredeyse tek merkezden yönetip propaganda aygıtı gibi kullanıyor. Eleştirel yayın yapan bağımsız medyayı kendisine ‘muhalif’ gören iktidar, özerkliğini yitiren Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ve Basın İlan Kurumu’nu (BİK) aparat olarak kullanarak, yayın kuruluşlarını ekonomik yönden çökertilip susturulmaya çalışılıyor.

    Medyamızda sansür ve oto-sansür baskısı da giderek ağırlaşıyor. Habere ulaşım engelleniyor, halkın habere ulaşım hakkı ihlal ediliyor. Her an bir yazısından, attığı başlıktan, kullandığı atasözünden ya da sosyal medya paylaşımındaki bir kelimeden gazetecilere soruşturma başlatılıp, davalar açılabiliyor. Gece yarıları gözaltılar, terör bağlantısı suçlamaları ve tutuklamalar işkenceye dönüşüyor.

    “KALEMİNİ SATMAYAN GAZETECİLER VAR OLDUKÇA ASLA UMUTSUZ DEĞİLİZ”

    Tüm bu olumsuzluklara karşın, her türlü baskı, tehdit ve saldırılara direnerek yılmadan mücadele eden, kalemini satmayıp halka gerçekleri ulaştırma uğruna canını ortaya koyan gazeteciler var oldukça asla umutsuz değiliz. Basın Konseyi olarak bir kez daha Türkiye’de demokrasi, ifade ve basın özgürlüğünün evrensel standartlara ulaşacağı; Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nün coşkuyla kutlanacağı günlere kavuşma azim ve kararlığında olduğumuzu bildiririz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • PİRHA’nın erişim engeli kararına karşı yapılan itiraz gerekçesiz reddedildi

    PİRHA’nın erişim engeli kararına karşı yapılan itiraz gerekçesiz reddedildi

    PİRHA-Ajansımız PİRHA’ya getirilen erişim engeli kararına karşı yaptığımız itiraz Hatay 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi. Kararı değerlendiren Av. Seyit Demir, “Hakimlik kararında yine hiçbir gerekçe bildirmemiş. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını dikkate almıyor. Fiili bir durum yaratarak, temsil ettiğin kesimlerin sesini kesmiş oluyor”dedi. 

    Alevi toplumuna ait bir haber ajansı olması açısından bir ilk olan ve 2016 yılından itibaren ‘pirha.net’ adresi üzerinden yayın yapan Pir Haber Ajansı (PİRHA), Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği’nin 08/03/2022 tarihli ve 2022/1028 sayılı kararıyla herhangi bir gerekçe gösterilmeden erişime engellenmişti. Engelleme sonrası PİRHA, yayınına ‘pirha.org’ üzerinden devam ederken, erişim engeli kararına karşı yapılan itiraz Hatay 2. Sulh Ceza Hakimliği tarafından reddedildi. Hakimlik ret kararında herhangi bir gerekçe bildirmedi.

    “HİÇBİR GEREKÇE BİLDİRİLMEMİŞ, GENEL GEÇER BİR KARAR”

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulunan Avukat Seyit Demir, verilen karar ile fiili bir durum yaratıldığını belirtirken, şunları söyledi:

    “Hakimlik yine gerekçe bildirmemiş. İtirazların ayrı ayrı reddine karar vermiş. Hiçbir gerekçesi yok. Neden bu kararı vermiş? Ceza kanununun hangi maddesine göre vermiş? Ya da bir suç unsuru varsa bu suç unsurunun niteliği, vasfı nedir? Ne şekilde bu suç meydana gelmiş? Bunların hiçbiri belirtilmemiş. Genel geçer bir karar vermiş.

    “TEMSİL ETTİĞİN KESİMLERİN SESİNİ KESMİŞ OLUYOR”

    Oysa Anayasa Mahkemesi’nin kararı var. ‘Gerekçesinin olması gerekiyor’ diyor. Kanal, ajans kapatmalar, yayın durdurma ve erişim engeli getirmeler ile ilgili kararlarda Anayasa Mahkemesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararları var. Bunların hiçbirini dikkate almıyor. Fiili bir durum yaratıyor. Hukuki olmayan bu hak gaspını engelleyecek Anayasa Mahkemesi kararını almak ise bir yılını alıyor. Bir yıl zaten seni kapatmış olacak. Temsil ettiğin kesimlerin sesini kesmiş oluyor. Fiili bir durum oluşturuyor. ‘Git istediğin yere şikayet et’ gibi bir durum yaratıyor aslında.”

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    > PİRHA, pirha.org adresinden yoluna devam edecek

    >Avukat Demir: PİRHA’nın erişime kapatılma gerekçesi anormal, itiraz edeceğiz

  • Expression Interrupted: Yılın son üç ayında 203 gazeteci 98 davada hâkim karşısına çıktı

    Expression Interrupted: Yılın son üç ayında 203 gazeteci 98 davada hâkim karşısına çıktı

    PİRHA-2021 yılının son çeyreğinde basın özgürlüğü bilançosunu açıklayan Expression Interrupted, üç aylık süreçte 203 gazetecinin 98 davada hâkim karşısına çıktığını belirtti. Bu da her ay ortalama 70 gazetecinin 30’dan fazla davada yargılandığı anlamına geliyor.

    Expression Interrupted tarafından hazırlanan rapora göre 2021 yılının son çeyreğinde toplam 203 gazeteci 98 davada hâkim karşısına çıktı. Açıklanan veriler her ay ortalama 70 gazetecinin 30’dan fazla davada yargılandığı anlamına geliyor.

    “BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK BASKILAR HIZ KESMEDEN SÜRÜYOR”

    Expression Interrupted platformu tarafından yürütülen dava takip ve açık kaynak bilgi takibi çalışmaları sonucunda elde edilen verilere dayanan “2021’in son çeyreğinde basın özgürlüğü bilançosu” başlıklı raporda Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin bazı olumlu kararlarına rağmen süregiden yargılamalar, siyasi ve idari baskılar ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile Basın İlan Kurumunun (BİK) para ve ilan cezaları nedeniyle basın özgürlüğüne yönelik baskıların hız kesmeden devam ettiği belirtiliyor.

    Raporda, Danıştay’ın gazetecilerin turkuaz basın kartı almalarını zorlaştıran değişiklikler nedeniyle Basın Kartı Yönetmeliği’nin yürütmesini durdurması ve gösterilerde görüntü ve ses kaydı alınmasını yasaklayan 27 Nisan 2021 tarihli Emniyet Genelgesi hakkında da benzer bir karar alması, Anayasa Mahkemesinin ise erişim engelleri konusunda aldığı içtihat niteliğindeki “pilot karar” basın özgürlüğüne yönelik yasal baskılara karşı bir kazanım olarak niteleniyor.

    Benzer şekilde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de (AİHM) çok sayıda basın ve ifade özgürlüğü davasında kullanılan “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ilgili verdiği ilk kararda ihlale hükmettiği not edilirken tüm bu kararların pratikte baskıcı uygulamaları ne ölçüde değiştireceğinin ise büyük bir soru işareti olduğunun altı çiziliyor.

    “203 GAZETECİ YARGILANDI, 18 GAZETECİYE 24 YIL 5 AY CEZA VERİLDİ”

    Expression Interrupted verilerine göre yılın son üç ayında bir gazeteci cezasının infazının tamamlanması üzerine tahliye olurken 2021 sonu itibarıyla cezaevindeki gazeteci sayısı 58 oldu. Gazetecilere yönelik yargılamalar ise hız kesmeden devam etti. Yılın son üç ayında gazetecilerin sanık olarak yargılandığı 98 dava görüldü. Bu davalarda yedisi yabancı ülke vatandaşı 203 gazeteci yargılandı. Bu, her ay ortalama 70 civarında gazetecinin 30’dan fazla davada yargılandığı anlamına geliyor.

    Sonuçlanan davalarda 18 gazeteciye toplam 24 yıl 5 ay 9 gün hapis ve 22 bin 660 TL para cezası verildi. 36 gazeteci ise beraat etti. Yine Ekim, Kasım, Aralık aylarında 17 gazeteci hakkında 10 yeni dava açılırken 16 gazeteci hakkında da soruşturma başlatıldı. 13 gazeteci ise haber takibi sırasında ya da haklarında açılan soruşturmalar kapsamına gözaltına alındı.

    Aynı dönemde gazetecilerin maruz kaldıkları hak ihlalleri nedeniyle açtıkları davalar da görüldü. Gazeteci ve akademisyen Mehmet Altan’ın tutukluluğuna karşı Anayasa Mahkemesi ve AİHM tarafından verilen kararları uygulamayan hâkimlere karşı açtığı dava Yargıtay’da görülürken, Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ’ın 2019’da evinin önünde uğradığı saldırı sonrası faillere karşı açtığı davanın görülmesine de saldırıdan neredeyse 2,5 yıl sonra Ankara’da başlandı.

    İlk duruşma sonrası mahkeme davanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesi talebini kabul etti. Gazeteci Beyza Kural’ın 2015’te maruz kaldığı polis müdahalesi nedeniyle Anayasa Mahkemesinin verdiği ihlal kararının ardından ilgili polislere açtığı davanın görülmesine ise sanık polislerin yokluğunda devam edildi. Müyesser Yıldız’ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya açtığı dava Soylu aleyhine mahkûmiyetle sonuçlanırken Adnan Bilen’in tutukluluk sürecinde yaşanan usul ihlalleri nedeniyle Van’da açtığı dava ise mahkeme tarafından reddedildi.

    2021’in son üç ayında ayrıca Türkiye’nin çeşitli illerinde gazetecilere yönelik 20 saldırı, engelleme ve/veya tehdit hadisesi yaşandı. Vakaların 13’ünde fail kayıtlara polis ya da asker olarak geçerken en az beş saldırı ya da tehdit ise siviller tarafından gerçekleştirildi.

    “RTÜK CEZA YAĞDIRMAYA DEVAM ETTİ”

    Rapora konu dönemde BİK tarafından verilen herhangi bir yeni ilan cezası kayıtlara geçmedi ancak Evrensel ve Yeni Asya gazetelerine yönelik BİK tarafından verilen resmi ilan yayımlama yasağı sırasıyla Eylül 2019 ve Ocak 2020’den beri sürüyor.

    RTÜK ise 2021’in son çeyreğinde eleştirel yayın içerikleri nedeniyle televizyon kanallarına çok sayıda idari para cezası kesti. Halk TV’ye tek bir toplantıda kesilen para cezası 215 bin 619 TL’yi buldu.

    Bununla birlikte, RTÜK’ün 2021’de verdiği ceza kararlarına dair paylaşılan veriler yasa gereği tarafsız bir medya düzenleme kurumu olarak çalışması gereken RTÜK’e yönelik siyasileşme ve sansür eleştirilerini artırdı. RTÜK Üyesi İlhan Taşcı’nın açıkladığı rakamlara göre RTÜK 1 Ocak – 24 Aralık tarihleri arasında haber programlarına yönelik toplam 71 ceza kararı verdi. Bunların tamamı yayın çizgisi muhalif olarak nitelendirilen Halk TV, Tele 1 ve FOX TV gibi kanallara kesilirken hükümet yanlısı kanallara hiç ceza verilmedi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke içerisinde 153. sırada

    Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke içerisinde 153. sırada

    PİRHA-Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), 2021 Basın Özgürlüğü Endeksi açıklandı. Endekse göre Türkiye 180 ülke içerisinde 153. sırada.

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF), 2021 Basın Özgürlüğü Endeksi açıklandı. Endekse göre Türkiye 180 ülke içerisinde 153. sırada. Son iki yılda sıralamada Türkiye açısından gözlenen “ilerleme”, Türkiye’nin önünde yer alan ülkelerde basın özgürlüğü şartlarının daha da ağırlaşması nedeniyle gerçekleşti.

    RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire, “Gazetecilik dezenformasyona karşı en etkili aşı olsa da, haber üretimi ve iletimi ne yazık ki çoğu kez politik, ekonomik, teknolojik ve bazen de kültürel aktörlerce engelleniyor.” dedi.

    “GAZETECİLİK DEZENFORMASYONA KARŞI EN ETKİLİ AŞI”

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, 2021 Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye’yi 180 ülke içerisinde 153. sırada gösterdi. “Gazetecilik, Dezenformasyonun Aşısı” başlıklı bir bildiriyle yeni Endeksi’ni duyuran RSF, gazeteciliğin dünyanın yüzde 73’ünde yani 130 ülkesinde kısmi veya ağır kısıtlamalar altında yapılabildiğini bildirdi.

    RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire, “Gazetecilik dezenformasyona karşı en etkili aşı olsa da, haber üretimi ve iletimi ne yazık ki çoğu kez politik, ekonomik, teknolojik ve bazen de kültürel aktörlerce engelleniyor. Gazetecilik, dezenformasyonun dijital platformlar ve sosyal ağlar üzerinden hızlı yayılımına karşı, kamuoyu tartışmasının doğrulanmış bilgi çeşitliliğine dayanması için başlıca güvencedir.” dedi.

    “TÜRKİYE, HABERCİLERE YÖNELİK AĞIR BASKILAR NEDENİYLE BEŞ BASAMAK GERİLEDİ”

    180 ülkede medyada çoğulculuk, medya ortamı ve bağımsızlığı, oto-sansür ve habere yönelik müdahaleler, yasal çerçeve, şeffaflık, altyapı ve ihlaller gibi onlarca parametrenin katsayı temelinde sıralamaya dönüştürüldüğü çalışma ilk kez 2002 yılında yapıldığında Türkiye 99. Sıradaydı.  Avrupa Birliği üyelik müzakereleri ilerledikçe çelişkili bir şekilde RSF Endeksi’nde gerileme gösteren Türkiye, 2016’da 151, 2017’de 155, 2018 ve 2019’da 157, 2020’de de 154. sırada gösterilmişti. Son iki yılda sıralamada Türkiye açısından gözlenen “ilerleme”, Türkiye’nin önünde yer alan ülkelerde basın özgürlüğü şartlarının daha da ağırlaşmasına karşılık Türkiye’de reform düzenlemelerinin ardından gazetecilerin tahliye edilmesi ve geçmişe göre tutuklamaya değil adli kontrole ağırlık verilmesiyle açıklanıyor. Bu durumda 2021 Endeksi’nde 153. sıraya yükselen Türkiye, Cumhurbaşkanı sonuçlarına yönelik kitlesel eylemler sırasında habercilere yönelik uygulanan eşine az rastlanır ağır baskılar nedeniyle beş basamak birden gerileyen Belarus’un (158) yerine yerleşmiş oldu. Ancak, yargı bağımsızlığa dair ağır sorunlar, habercilere yönelik keyfi tutuklamalar, online haberciliğe yönelik ağır müdahaleler, eleştirel haberciliği hedef alan idari yaptırımlar ve gazetecilere karşı cezasız kalan şiddet Türkiye’ye dair temel sorunlar olarak sıralamada etkili oldu.

    “AVRUPA, BASIN ÖZGÜRLÜĞÜYLE EN UYUMLU KITA”

    Sıralamanın ilk üçü Norveç, Finlandiya ve İsveç “Nordik iyi örnekleri” oluştururken, gazetecilere yönelik şiddet olayları iki katını aşan ve keyfi gözaltılara da sahne olan Avrupa Birliği ve Balkanlar bölgesi gerileme gösterdi. Örneğin, Almanya (13) koronavirüs ortamında aşı karşıtı veya komplocu grupların eylemleri sırasında onlarca gazetecinin saldırıya uğraması nedeniyle iki sıra geriledi. Fransa 34, İtalya 41, Polonya 64 (-2), Yunanistan 70 (-5), Sırbistan 93, Bulgaristan 112. sırada (-1) yer aldı.

    RSF açıklamasında, “Avrupa, habercilere yönelik şiddette artış yaşanmasına karşın basın özgürlüğüyle en uyumlu kıta olarak kaldı. Diğer yandan, Avrupa Birliği’nin temel haklar için getirdiği koruma mekanizmaları, Viktor Orban rejiminin Macaristan’da medyaya el koymasına çözüm getirmede ve diğer bazı Orta Avrupa ülkelerinin özgürlük karşısı müdahalelerini durdurmada gecikiyor” denildi.

    “AMERİKA KITASI BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE GERİLEDİ”

    Avrupa gibi basın özgürlüğüyle uyumlu olsa da son yılda gerileme gösteren bir başka kıta da Amerika (Kuzey ve Güney) oldu. ABD’de (44) Başkan Donald Trump’un son bir yılı, gazetecilere yönelik şiddeti rekor seviyelere taşıdı. (RSF’nin partner örgütü US Press Freedom Tracker’e göre 400’ü aşkın gazeteci saldırıya uğradı, 130’u gözaltına alındı.

    “PANDEMİ ŞARTLARI HABERCİLİĞİ BOĞMAK İÇİN FIRSATA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”

    İhlaller bakımından Afrika kıtası, özellikle Koranavirüs ortamında gazetecilere yönelik şiddetle öne çıktı. Tanzanya’da (124) koronavirüsü “Batılıların komplosu” olarak gösteren ve ondan “dua yoluyla kurtuldukları”nı iddia eden Cumhurbaşkanı John Magufuli, Mart’ta vefat edene kadar Pandemi haberciliğini yasaklamıştı.

    Doğu Avrupa ve Orta Asya (EEAC), bölgesel düzeyde sondan ikinci konumda yer alırken Asya Pasifik bölgesinde “sansür virüsü” Çin’in (177) ötesine yayılma gösterdi: Pekin’in dayattığı ulusal güvenlik yasası Hong Kong’da (80) gazetecilik üzerinde ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bölgesel sıralamada son sırada yer alan ve pandemi şartlarının haberciliği boğmak için fırsata dönüştürüldüğü Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) Bölgesi’nde Cezayir 146, Fas 136, Suudi Arabistan 170, Mısır 166 ve Suriye 173. sırada gösterildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu: Basın İlan Kurumu basın infaz kurumuna dönüştü

    Kılıçdaroğlu: Basın İlan Kurumu basın infaz kurumuna dönüştü

    PİRHA-CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu “Türkiye’nin Basın Özgürlüğü Karnesi” paneline katılarak “Basın İlan Kurumu basın infaz kurumuna dönüştü” dedi, özgür basın için 10 madde açıkladı.

    Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle düzenlenen “Türkiye’nin Basın Özgürlüğü Karnesi” konulu panele katıldı. CHP lideri Kılıçdaroğlu, gazeteciler Özlem Akarsu Çelik, Kadri Gürsel ve Mehmet Yılmaz’ın sorularını yanıtladı.

    CHP Genel Başkanı, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla yaptığı basın toplantısında, “Bunların olduğu bir ülkede medya özgürlüğü yoktur. Basın İlan Kurumu, basın infaz kurumuna dönüştü. Basın İlan Kurumu, ne zamandan beri birilerinin babasının çiftliği oldu? RTÜK, talimat üzerine görev yapıyor, yaptıkları işlem yasa dışı” diye eleştirdi. Kılıçdaroğlu, basın özgürlüğünü sağlamak için atılması gereken 10 adımı ise şu cümlelerle açıkladı:

    “KİMİN GAZETECİ OLUP OLMADIĞINA GAZETECİLER KARAR VERMELİ”

    1- Herhangi bir medya organı sahibi, bu faaliyeti dışında başka bir ticari faaliyette bulunmamalı; aktif siyasetle uğraşmamalı. Temel işi sadece medya olmalı.

    2- Gazetelerin dağıtımı bütün medya sahiplerinin ortak olduğu bir şirket tarafından yapılmalı. Çünkü bir gazetenin patronajına gazetelerin dağıtımı teslim edildiğinde, dağıtım konusu rakip gazeteler için tehdit olarak kullanılabilir.

    3- Medyada sendikalaşma şart olmalı. Çünkü gazeteci, patronuna karşı da özgür olmalı.

    4- RTÜK yeniden yapılandırılmalı. RTÜK’ün, üye yapısı meslek örgütleri ile üniversitelerin temsilini sağlayacak doğrultuda değiştirilmeli, siyasi partilere tanınan kontenjan sayısı azaltılmalı. RTÜK, cezalandırmayı değil, evrensel yayıncılık ilkeleri çerçevesinde hareket etmeyi amaçlayan yönlendirici bir kurula dönüşmeli.

    5-Hiçbir gazeteci, gazetecilik faaliyetinden kaynaklı iddialarla tutuklanmamalı. Olası yargılamalarda, tutuksuz yargılanma esas olmalı.

    6- Basın İlan Kurumu, internet medyasını da kapsayacak şekilde yeniden yapılanmalı; meslek örgütlerinin temsil sayısı arttırılmalı. Gazete tirajları ve internet sitelerinin izlenme trafiği bağımsız bir denetim kuruluşu tarafından denetlenmeli.

    7- Evrensel kriterlere uygun, şeffaf ve denetlenebilir bir reyting ölçüm sistemine geçilmeli.

    8- Basın kartı, meslek örgütlerinin ortak katılımıyla oluşturulacak bir kurul tarafından verilmeli. Devlet bu alandan tümüyle çekilmeli. Kimin gazeteci olup olmadığına devlet değil, gazeteciler karar vermeli.

    9- Basın ve ifade özgürlüğüne sınırlama getiren evrensel kriterler hariç, her ne koşulda olursa olsun sansür yasaklanmalı.

    10-Sosyal medya, yeni medya veya alternatif medya olarak nitelendirilen mecralarda yayınlanan haberlerin doğruluğuyla ilgili bağımsız denetim/teyit mekanizmaları oluşturulmalı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Temel’den Meclise Araştırma Önergesi: Basın, nefessiz bırakılmak isteniyor

    Temel’den Meclise Araştırma Önergesi: Basın, nefessiz bırakılmak isteniyor

    PİRHA-Van Milletvekili Tayip Temel, basın çalışanlarının yaşadıkları baskıya dikkat çekerek Meclis Araştırma Önergesi verdi. “İktidarın basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskısı günden güne artmaktadır” diyen Temel, basın özgürlüğü üzerindeki baskılar nedeniyle yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğini aktardı.

    HDP Van Milletvekili Tayyip Temel, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduğu araştırma önergesinde, iktidarın basın ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskısının günden güne arttığını vurguladı.

    Tayip Temel, haber alma hakkının ihlal edilmesine sebep olan sorunların tespit edilmesi gerektiğini belirterek “Anayasa’nın 98. TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105. Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ederiz” dedi.

    “BASIN HÜRDÜR, SANSÜR EDİLEMEZ”

    HDP’li Temel,Basın özgürlüğü, haber ve düşünceleri, çoğaltıcı araçlarla, serbestçe açıklayabilmek özgürlüğüdür” diyerek araştırma önergesinin gerekçeleri konusunda şunları kaleme aldı:

    “Basın özgürlüğü sadece gazetecinin kendini ifade edebilme özgürlüğü değil, aynı zamanda toplumun da haber alma özgürlüğüdür. Ancak Türkiye’de basın ve özgürlük kavramlarını yan yana kullanmak mümkün görünmemektedir. Türkiye’de 1961 yılından bu yana 10 Ocak’ta kutlanan Çalışan Gazeteciler Günü’ne 92 gazeteci cezaevinde girecektir.

    Türkiye, taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatları, Avrupa Konseyi ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmelerinin yanı sıra, Anayasa’daki 26. Madde ile düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetini; 28. Madde’de geçen ‘Basın hürdür, sansür edilemez’ ifadesi ile de basın özgürlüğünü koruduğunu beyan etmiştir. Ancak Türkiye’de ifadenin suç sayılmasının ve sansürün tarihi, çok eskilere dayansa da AKP iktidarı, tüm muhalif basın üzerindeki baskısını çeşitli yöntemlerle arttırmaktadır. OHAL döneminde çıkarılan KHK’ler ile basın, adeta nefessiz bırakılmak istenmiştir. Özgür Gündem, Azadiya Welat gazeteleri ve Dicle Haber Ajansı (DİHA) ile Jin Haber Ajansı’nın (JINHA) yanı sıra 179 medya kuruluşu KHK’ler ile kapatılmıştır.

    Bugün ise mevcut iktidar basın üzerindeki baskısını gözaltı ve hapis cezaları ile sürdürmektedir. 07.12.2020 tarihinde, KHK ile kapatılan İMC TV’nin program koordinatörlüğünü yapan Gazeteci Ayşegül Doğan’ın gazetecilik faaliyetlerinin suç sayıldığı davada Ayşegül Doğan’a 6 yıl 3 ay hapis cezası vermiştir. Kürt sorunundaki çözümsüzlükle beraber yaşanan hak ihlalleri ile ilgili haber yapan bütün gazete ve gazeteciler, özellikle Kürt basını emekçileri ciddi bir baskıyla karşı karşıyadır. Helikopter işkencesinde yaşamını yitiren Servet Turgut’u ve olayda ağır yaralanan Osman Şiban’ın yaşadığı hakikatleri kamuoyuna duyuran Mezopotamya Ajansı muhabirleri Adnan Bilen ve Cemil Uğur, Jinnews muhabiri Şehriban Abi ve gazeteci Nazan Sala 09.10.2020 tarihinde tutuklanmışlardır.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), 2020 Yılı Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu’na göre 79 gazeteci gözaltına alınmış, 24 gazeteci tutuklanmış, 19 gazeteci saldırıya uğramış, 17 gazeteciye kötü muamelede bulunulmuş ve ajanlık dayatılmış, 12 gazetecinin haber takibi engellenmiş, 54 gazetecinin hakkında soruşturma açılmış, 53 gazeteci hakkında dava açılmış, 43 gazeteciye 150 yıl 15 gün hapis, 56.310 TL para cezası verilmiştir. Rapora göre 539 gazetecinin toplamda 231 dosya ile yargılaması devam etmektedir. Ayrıca ilan cezası verilen gazete sayısı 8’dir. İnternet erişim engeli konmuş 1960 haber ve 145 internet sitesi bulunmaktadır. Rapora göre işine son verilen gazeteci sayısı ise 6’dır.

    Öte yandan yayın hayatına 30 Kasım’da başlayan ve HDP grup toplantısını yayımladığı için baskı gördüğü öne sürülen Olay TV 25.12.2020 tarihinde kapanmıştır. İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un kanalın sahibi Cavit Çağlar’a bir isim listesi gönderdiği ve yeniden yapılanma talep ettiği iddiası Olay TV’nin kapatılma nedenini güçlendirmektedir. Tablo böyle iken Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) 2020 yılı Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye’nin 180 ülkenin yer aldığı basın özgürlüğü listesinde 154’üncü sırada yer almasına şaşırmamak gerekmektedir.

    Gazetecilerin maruz kaldığı baskılar sonucu ortaya çıkan sorunların tespit edilmesi ve Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün sağlanması amacıyla bir araştırma komisyonunun kurulması elzemdir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘En az 65 gazeteci tutuklu veya hükümlü olarak hapiste, 152’si de yargılanıyor’

    ‘En az 65 gazeteci tutuklu veya hükümlü olarak hapiste, 152’si de yargılanıyor’

    Press In Arrest’in “2020’nin İlk 7 Ayında Türkiye’de Basın Özgürlüğü” raporuna göre, 11 şehirde görülen 89 basın davasında en az 152 gazeteci yargılanırken, bu gazetecilerin 8’i beraat etti, 8’i hapis, 1’i para cezası aldı. 133 gazeteci hakkındaki yargılamaların halen sürdüğü belirtilen raporda, 2 gazeteci hakkındaki davanın ise düştüğü kaydedildi.

    Press In Arrest, “2020’nin İlk 7 Ayında Türkiye’de Basın Özgürlüğü” raporunu yayımladı.

    T24 de yer alan haberde, Press in Arrest veritabanına göre, 2020’nin ilk yedi ayında, 11 şehirde görülen 89 basın davasında en az 152 gazeteci yargılandı. Bu gazetecilerin 8’i beraat ederken, 8’i hapis, 1’i para cezası aldı. Rapora göre, 2 gazeteci hakkındaki dava düşerken, 133 gazeteci hakkındaki yargılamalar sürüyor.

    Raporda, yargı paketi, infaz düzenlemesi, çoklu baro ve sosyal medya yasaları ile, “Gazetecilerin daha da yalnızlaşmasının, toplumsal hafızanın yok edilmesinin, sansür ve otosansürün derinleşmesinin önü açıldı” yorumu yapıldı.

    “Koronavirüs karantinası döneminde dahi gazetecilere baskı katlanarak devam etti” denilen raporda, Covid-19 pandemisi sürecinde 61 gazetecinin ya ifadeye çağrıldığı, ya gözaltına alındığı ya da hakkında suç duyurusunda bulunulduğu belirtildi.

    Pandemi döneminde 18 gazeteci hakkında dava açıldığı belirtilen raporda, “9 ilde 59 davada yargılanan 92 gazetecinin 5 kez ağırlaştırılmış müebbet, 1 kez müebbet ve en az 587 yıl 3 aydan 1513 yıl 15 gün hapsi istendi” denildi.

    “Adli tatil başladı ancak en az 65 gazeteci tutuklu veya hükümlü olarak hapiste” denilen raporda, Temmuz ayında Türkiye’de 8 şehirde görülen 21 basın davasında, en az 46 gazetecinin toplamda 1 kez ağırlaştırılmış müebbet, 2 kez müebbet ile en az 411 yıldan 841 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kızıl Bayrak’a açılan Afrin davasında karar çıktı

    Kızıl Bayrak’a açılan Afrin davasında karar çıktı

    Kızıl Bayrak Yazıişleri Müdürü’ne açılan Afrin davasında 10 ay hapis cezası verilerek ceza ertelendi.

    Kızıl Bayrak Yazıişleri Müdürü Ersin Özdemir’e Kızıl Bayrak gazetesinin 16 Şubat 2018 tarihli 7. sayısında yer alan haberlerden dolayı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada bugün karar açıklandı.

    Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde görülen duruşmada ek savunmasını yapan Özdemir; davaya konu edilen haber ve yazıların basın yayın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu, devletin yetkili organlarının yaptığı her operasyonun taktir ile karşılanmasının beklenemeyeceğini vurguladı. Özdemir, söz konusu haber ve yazıların suç teşkil etmediğini ifade ederek beraatini talep etti.

    Ayrıca benzer davalarda verilen beraat kararları ve Anayasa Mahkemesi’nin Barış Akademisyenleri lehine verdiği beraat kararı da mahkemeye emsal olarak sunuldu.

    Verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkemenin kararında Özdemir’in; “Terör örgütlerinin; cebir şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri veya açıklamalarını yayınlamak suçunu işlediği sabit kabul edilerek suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zararın aralığı, sanığın güttüğü amaç ve saik göz önünde bulundurularak 3713 sayılı TMK’nun 6’2 maddesi gereğince taktiren sanığın 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına” hükmedildi.

    Cezada 2 ay indirim yapan mahkeme, daha önceki bir dosyada hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına hükmedildi.

    Verilen 10 ay hapis cezasının da ertelenerek bu süre zarfında Özdemir’in denetime tabi tutulmasına karar verildi.