Etiket: basın özgürlüğü

  • 24 Temmuz Basın Bayramı: Gazetecilik gözaltı ve davalarla baskı altında tutuluyor-VİDEO

    24 Temmuz Basın Bayramı: Gazetecilik gözaltı ve davalarla baskı altında tutuluyor-VİDEO

    PİRHA- Bugün Türkiye’de basına yönelik sansürün kaldırılışının 111. yıl dönümü. Muhalif gazetecilere gör Basın Bayramı olarak ilan edilen 24 Temmuz’dan gerçek bir bayrammış gibi bahsetmek oldukça güç. 

    Bugün 24 Temmuz Basın Bayramı. Türkiye’de basına yönelik sansürün kaldırılışının 111. yıl dönümü. Bundan 111 yıl önce 2. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte basına uygulanan sansür kaldırıldığı için her 24 Temmuz günü Basın Bayramı olarak kutlanıyor. Ancak basına yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamanın devam ettiği günümüz Türkiye’sinde buna bayram demek çok da mümkün değil.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın (TGS) verilerine göre Türkiye’de 134 gazeteci cezaevinde, Türkiye, dünya basın özgürlüğü sıralamasında 157. sırada, 10 bini aşkın gazeteci işsiz ve medyanın yüzde 95’i iktidarın kontrolünde.

    Bianet’in hazırladığı Nisan-Mayıs-Haziran aylarının Medya Gözlem Raporuna göre ise son üç ayda 14 gazeteci gözaltına alındı, 213 gazeteci yargılandı, 70 gazeteci 493 yıl hapisle yargılandı, 6 gazeteci hakaretten yargılandı, 10 gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazeteci ise ölümden döndü.

    “Bu veriler göz önünde bulundurulduğu zaman 24 Temmuz’u Basın Bayramı olarak kutlamak mümkün mü?” diye sorduk.

    “TÜRKİYE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KONUSUNDA KARİKATÜRLÜK DURUMDA”

    Bugüne Türkiye’deki gazeteciler için bayram demenin komik olacağını söyleyen Bianet kadın haberleri editörlerinden Evrim Kepenek, “Cezaevindeki gazeteciler buna bayram demeye bence kahkaha atıyordur” dedi. Cezaevinde olan gazetecilerin cezaevlerinin kötü koşullarından dolayı hastalandıkları gerçeğine değinen Kepenek, cezaevinde olmayan gazetecilerin ise baskı, sansür, sarı basın kartı gibi sorunları olduğunu kaydetti.

    Türkiye’nin basın özgürlüğü konusunda karikatürlük bir durumda olduğuna dikkat çeken Kepenek, “Basın özgürlüğü yok, gazeteciler işsiz ya da işsiz bırakılmakla tehdit ediliyorlar, onlarca gazeteci cezaevinde. Böyle bir durumda ‘basın bayramınız kutlu olsun’ demek absürt geliyor insana.

    “KİMİN GAZETECİ OLDUĞUNA DEVLET KARAR VEREMEZ”

    Baskıların ve tutuklamaların bu kadar yoğun olmadığı dönemde 24 Temmuz Basın Bayramı gününde çeşitli yürüyüşler yapılarak basın özgürlüğüne dair mesajlar verildiğini belirten Kepenek, bugün bunu yapmanın mümkün olmadığı koşulları ise şöyle özetledi:

    “Bugün Türkiye’de gerçekten bir bayramdan söz etmek istiyorsak gazeteciler için öncelikle tutuklu gazeteci sorununu çözmek gerekiyor. Türkiye’de 100’ü aşkın gazeteci cezaevinde. Gazetecilerin bir an önce koşulsuz şartsız serbest bırakılması gerekiyor. Kapatılan basın kuruluşlarının ve engellenen sitelerin erişiminin yeniden sağlanması gerekiyor. Geçmiş yıllarda yaptığımız haberlerin hiç birini bulamıyorum çünkü hepsine erişim engellenmiş. Bunların ortadan kaldırılması gerekiyor. Onun dışında gazetecilerin özlük hakları, sendikalaşma gibi sorunları var. Bunların çözülmesi gerekiyor. Sarı basın kartı zaten başlı başına bir sorun. Maddi boyutunun dışında belli kurumlar alabiliyor belli kurumlar alamıyor, internet gazeteleri alamıyor gibi konular var. Kimin gazeteci olduğuna devlet karar veremez, meslek örgütlerinden oluşan bir kurulun bunu çözmesi gerekiyor. Gazetecilerin daha özgür haber yapabildikleri koşullar sağlanmalı. Bir tweet atarken bile gazeteciler düşünüyorlar. Gerçek anlamda bir düşünce ve ifade özgürlüğünün yaşandığı bir toplumun oluşması gerekiyor.”

    “TÜRKİYE’DE HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMEDİ”

    Evrensel muhabiri Eylem Nazlıer ise basın tarihi açısından Türkiye’nin kapatmalar, yargılamalar ve katliamlarla dolu bir ülke olduğuna vurgu yaptı. Sansürün kaldırılışının 111. yıl dönümünde Türkiye’de hiçbir şeyin değişmediğine işaret eden Nazlıer, “Gerçekleri yazmanın suç olduğu bir dönem. Bugün hala gazetecilik mesleği davalar ve gözaltılarla baskı altında tutulmaya devam ediyor. Türkiye’de 134 gazeteci hapis, yüzlercesi yargı kıskacında. 10 bini aşkın işsiz gazeteci var, iş bulabilenlerin çoğu ise güvencesiz çalışmak zorunda. Şu an iktidar partisinin ve destekleyicilerin hoşuna gitmeyen her haber, her yazı soruşturma konusu oluyor. Neredeyse muhalif her gazeteci hakkında bir soruşturma açılmış durumda. Sokakta haber takibi yaparken devletin kolluk kuvvetleri tarafından darp ve tehdit ediliyor, işimizi yapmamız engelleniyor, görüntü almamıza izin verilmiyor.  Gazetecilerin ekipmanlarına hukuksuz bir şekilde el konuluyor. Ancak muhalif gazeteciler her dönemde olduğu gibi bu zorlu günlerde de gerçekleri yazmaktan asla vazgeçmedi, dik durdu ve bedel ödemeyi göze aldı. Bunların yaşandığı bir ülkede ‘basın bayramı’ demek çok absürt.” diye ifade etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • IPI: Bir insan hakkı ihlali olan SEGBİS için 24 milyon lira harcandı

    IPI: Bir insan hakkı ihlali olan SEGBİS için 24 milyon lira harcandı

    PİRHA- Türkiye’de basın davalarını takip eden Uluslararası Basın Enstitüsü gözlemcisi Caroline Stockford, Adalet Bakanlığı’nın gazetecileri duruşmalara getirmemek için 24 milyon lira harcadığını kaydetti. 

    Bugün 3 Mayıs Uluslararası Basın Özgürlüğü günü. Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) Şubat 2019’daki raporuna göre şu anda Türkiye’de 155 gazeteci hapiste. Bunlardan 30’u darbe girişiminden önce, 125’i darbe girişiminden sonra tutuklandı. 75 gazetecinin cezası belirlendi ve 82 dava devam ediyor. Tutuklu gazetecilerden 17’si kadın, 138’i erkek. Darbe girişiminden bu yana verilen hapis cezalarının toplamı ‘557 yıl, 10 ay, 8 gün’e tekabül ediyor ve bu süre dışında beş müebbet hapis cezası var. 226 gazeteci gözaltına alındı ve hakkında soruşturma açıldı. Bunlardan 101’i serbest bırakılırken, 50’si cezaya çarptırıldı, 75’i ise hala hapiste. 70 gazete, 6 haber ajansı ve 25 radyo istasyonu, 20 televizyon kanalı ve 20 dergi kapatıldı (17 gazete tekrar açılırken, 53’ü kapalı kalmaya devam etti.

    KÜLTÜREL KAYIP

    Türkiye’de basın davalarını takip eden Uluslararası Basın Enstitüsü gözlemcisi Caroline Stockford, son 2-3 yılda Türkiye’de basın özgürlüğü anlamında büyük bir daralmaya tanık olduklarını kaydetti. Halkın haber alma hakkı ve gazetecilerin de haber verme haber yapma hakları olduğunu dile getiren Stockford, gazetecilere ve medya kuruluşlarına yönelik davaların kültürel kayıp olduğunu belirtti. Türkiye’de çok sesli bir medya görmek istediklerini ifade eden Stockford, kaliteli bağımsız gazeteciliğin Türkiye’ye gelmesi ve desteklenmesini istediklerini aktardı.

    “SEGBİS BİR İNSAN HAKKI İHLALİ”

    Takip ettikleri basın davaların özellikle Kürt muhabirlerin duruşmalara SEGBİS’le bağlandığını dile getiren Stockford, “Savunma özgürlükleri ellerinden alınıyor. Hiçbir zaman mahkemeye getirilmiyorlar. Biz haksızlık olarak görüyoruz bunu. SEGBİS bir insan hakkı ihlalidir. Çünkü yasal güvence altına olan insan hakları ihlal ediliyor” dedi.

    Takip ettiği gazeteci Nedim Türfent davasından örnek veren Ztockford, “Nedim Türfent Kürtçe konuştuğu için mahkemeye getirilmedi. Tercüman da iyi değildi ses kaydı da iyi değildi. Kendi dilinde kendisini ifade edemedi SEGBİS yüzünden” diye ifade etti.

    “ADALET BAKANLIĞI SEGBİS’E 24 MİLYON LİRA HARCAMIŞ”

    Türkiye’de son 5 yılda SEGBİS’in 20 kat arttığını ve Adalet Bakanlığı’nın SEGBİS’e 24 milyon lira harcadığını söyleyen Stockford, SEGBİS’in tanığın hasta olması gibi zorunlu durumlarda kullanılabileceğini ancak her duruşma için kullanılmasının hak ihlali olduğunu aktardı.

    Suay ABAK/İSTANBUL

  • RSF raporuna göre Türkiye basın özgürlüğünde 157’nci sırada

    RSF raporuna göre Türkiye basın özgürlüğünde 157’nci sırada

    Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 157’nci sırada yer aldı. Türkiye’ye demokrasinin gerilemesi konusunda sert eleştirilerin getirildiği raporda, “Hukukun üstünlüğü, olağanüstü cumhurbaşkanlığı yetkilerinin bulunduğu ‘Yeni Türkiye’de kaybolmakta olan bir hatıra” ifadeleri kullanıldı.

    Paris merkezli Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü 2019 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ni açıkladı. Türkiye 180 ülkenin yer aldığı listede 157’nci sırada. Türkiye geçen yıl da listede 157’nci sırada yer almıştı. RSF’nin Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde ilk 3 sıradaki ülke de değişmedi. Basın özgürlüğünü en iyi tesis eden üç ülke sırasıyla Norveç, Finlandiya ve İsveç oldu.

    KAŞIKÇI’NIN ÖLDÜRÜLMESİ SUUDİ’Yİ GERİLETTİ

    Listenin son sıralarında ise değişiklik yaşanarak, 2017 ve 2018’de son sırada yer alan Kuzey Kore bir basamak yükselerek 179’uncu basamağa yerleşti. Son sırada Türkmenistan yer alırken, Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinden sorumlu tutulan Suudi Arabistan da üç basamak gerileyerek 172’nci sıraya indi.

    Türkiye’ye hukukun üstünlüğü ve demokrasinin gerilemesi konusunda sert eleştiriler getirilen raporda, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümetinin medyadaki eleştirel seslere karşı yürüttüğü cadı avı 2016’daki başarısız askeri darbeden sonra zirve yaptı” denildi.

    “ONLARCA MEDYA KURULUŞU ORTADAN KALDIRILDI”

    Raporda şu ifadeler kullanıldı:

    “Onlarca medya kuruluşunun ortadan kaldırılması ve Türkiye’nin en büyük medya grubunun hükümet yanlısı bir şirket tarafından alınmasından sonra yetkililer, çoğulculuktan geriye kalan çok az şey üzerindeki baskıyı artırıyor. Geriye kalan az sayıdaki medya kuruluşu taciz altında ve marjinalize ediliyor.”

    YENİ NORM: CEZAEVİ

    Türkiye için “dünyada en çok gazetecinin hapse atıldığı ülke” tespitini yineleyen RSF, “Mahkemeye çıkarılmadan önce cezaevinde bir yıldan uzun süre geçirmek yeni kural ve uzun cezalar da yaygın” ifadelerini kullandı. Tutuklu gazetecilere ve kapatılan medya kuruluşlarına yasal temyiz haklarının verilmediğini de belirten RSF şu tespitte bulundu: “Hukukun üstünlüğü, olağanüstü cumhurbaşkanlığı yetkilerinin bulunduğu ‘Yeni Türkiye’de kaybolmakta olan bir hatıra. İnternet sitelerine ve sosyal medyaya karşı sansür görülmemiş boyutlara ulaştı ve yetkililer şimdi, internetteki video sitelerini kontrol altına almaya çalışıyor.”

    RSF, kendi Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu’nun kapatılan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma eylemine katıldığı için “terör propagandası yapmakla” suçlandığını ve Türkiye’nin “Cennet Belgeleri (Paradise Papers)” konusundaki haberleri nedeniyle bir gazeteciye dava açılan tek ülke olduğu hatırlatıldı. Gazeteci Pelin Ünker’in Cennet Belgeleri nedeniyle 13 ay hapse mahkûm edildiği ve ağır para cezasına çarptırıldığı hatırlatıldı. Hükümetin “vatansever değil” diye nitelediği araştırmacı gazeteciliğin cezalandırıldığı belirtildi.

     

  • RSF: Türkiye’de hukukun üstünlüğü artık hatıradan ibaret

    RSF: Türkiye’de hukukun üstünlüğü artık hatıradan ibaret

    Sınır Tanımayan Gazeteciler’in Dünya Basın Özgürlüğü Günü vesilesiyle hazırladığı küresel basın özgürlüğü endeksinde Türkiye 180 ülke içerisinde 157’nci sırada yer aldı. “Eski Sovyet ülkeleri ve Türkiye’deki basın özgürlüğünde tarihi düşüş” başlıklı raporda, “Artık Türkiye’de hukukun üstünlüğü bir hatıradan ibaret” ifadelerine yer verildi. 

    Uluslararası sivil toplum kuruluşu Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde küresel basın özgürlüğü endeksini açıkladı.

    “Eski Sovyet ülkeleri ve Türkiye’deki basın özgürlüğünde tarihi düşüş” başlıklı endekste Türkiye, 180 ülke içerisinde 157’nci sırada yer aldı.

    BBC Türkçe’nin haberine göre kuruluşun raporunda Türkiye’de basın özgürlüğünün son 30 yılı aşkın dönemin en kötü seviyelerine gerilediği ifade edildi:

    “Gazeteciler için dünyanın en büyük hapishanesi konumunda bulunan Türkiye, bu yılki endekste de 2 sıra geriledi. Bir yıldan uzun süre yargılama olmaksızın gözaltında tutulan gazeteciler topluca yargılandı ve Temmuz 2016’daki darbe girişimiyle bağlantılı olmakla suçlandılar. Neredeyse iki yıldır yürürlükte olan olağanüstü hâl yönetimi sayesinde yetkililer çok sesliliği neredeyse tamamen ortadan kaldırmış durumda. Bu sayede anayasa değişikliğinin ve (Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan’ın iktidarını sağlamlaştırmasının önü açıldı. Artık ülkede hukukun üstünlüğü bir hatıradan ibaret. Ocak 2018’de Anayasa Mahkemesi’nin iki gazetecinin (Şahin Alpay ve Mehmet Altan) tahliye edilmesi yönünde karar almasına rağmen bu kararın uygulanmamış olması, durumu özetliyor.”

    EN BÜYÜK GERİLEME AVRUPA ÜLKELERİNDEN

    Sınır Tanımayan Gazeteciler raporunda 2017’ye kıyasla en büyük gerilemeyi kaydeden ülkeler ise Avrupa’dan.

    Malta bir yıl öncesine göre 18 sıra birden gerileyerek 65’inciliğe düştü. Kuruluşun raporunda “Gazeteci Daphne Caruana Galizia’nın bombalı saldırıyla öldürülmesi, Maltalı gazetecilerin rutin olarak maruz kaldıkları yargı usulsüzlükleri ve tehditler üzerindeki sis perdesini araladı” denildi.

    Slovakya ise bu yılki endekste 10 basamak gerileyerek 27’nci sırada yer aldı. Sınır Tanımayan Gazeteciler, ülkedeki suç örgütlerine ilişkin haberler yapan 27 yaşındaki gazeteci Jan Kuciak’ın öldürülmesine dikkat çekti.

  • Türkiye basın özgürlüğünde 157’nci sıraya geriledi

    Türkiye basın özgürlüğünde 157’nci sıraya geriledi

    Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, Türkiye 2018’de iki basamak gerileyerek 157. sırada yer aldı.

    Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün yayınladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre, Türkiye 2018’de bir önceki yıla göre iki basamak gerileyerek 180 ülke arasında 157’nci sırada yer aldı.

    Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre çarşamba günü yayınladığı raporda Türkiye’yi “Gazeteciler için dünyanın en büyük hapishanesi” olarak nitelendiren RSF, 2017 yılında çok sayıda gazetecinin darbe girişiminin ardından bir yılı aşkın süre hapishanede kaldıktan sonra toplu davalarda birbiri ardına yargılanmaya başladıklarını belirtti.

    Neredeyse iki senedir devam eden olağanüstü hale (OHAL) de değinen rapor, OHAL uygulamasının ülkede az miktarda bulunan çoğulculuğun Türk makamları tarafından yok edilmesi için vesile olduğunu ve 16 Nisan 2017’deki anayasa değişikliği referandumu ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yetkilerini güçlendirdiğini ifade etti.

    Anayasa Mahkemesi’nin Ocak ayında tutuklu gazeteciler Mehmet Altan ve Şahin Alpay’ın serbest bırakılmasına karar vermesine rağmen alt mahkemelerin bu kararı uygulamadığının da aktarıldığı raporda, Türkiye için “Hukukun egemenliği günümüzde sadece solmakta olan bir anı” ifadesi kullanıldı.

    DÜNYA GENELİNDE GAZETECİLERE KARŞI DÜŞMANLIK ARTTI

    Endekse göre, basın özgürlüğünün kötüye gittiği tek ülke Türkiye değil. Sınır Tanımayan Gazeteciler’e göre dünya genelinde gazetecilere ve basına karşı düşmanlık, özellikle siyasi liderlerin açık bir şekilde desteklemesiyle artıyor.

    Raporda, “Siyasi liderlerin basına karşı düşmanlığı artık sadece Türkiye (iki basamak gerileyerek 157’nci sırada) ve Mısır (161’inci sırada) gibi otoriter ülkeler ile sınırlı değil, ki bu iki ülkede ‘basın fobisi’ o kadar belirgin ki gazeteciler düzenli olarak terör suçlamasıyla karşılaşıyor ve [iktidara] bağlılık göstermeyenler keyfi olarak hapsediliyor” denildi.

    Sınır Tanımayan Gazeteciler, “Giderek daha fazla demokratik olarak seçilmiş liderin basını demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olarak görmemeye başladığını” belirtti. Buna örnek olarak gazetecileri “Halkın düşmanları” olarak tanımlayan ABD Başkanı Donald Trump’ı gösteren rapor, Trump’ın göreve gelmesinin ilk yılı olan 2017’de ABD’nin bir önceki yıla göre iki basamak gerilediğini ve 45’inci sıraya yerleştiğini ifade etti.

    EN FAZLA GERİLEYEN ÜLKELERİN DÖRDÜ AVRUPA’DA

    Her ne kadar dünyada basın özgürlüğüne en fazla saygı duyan bölge Avrupa olsa da, aynı bölge 2017 yılında en fazla gerileyen beş ülkenin dördüne ev sahipliği yapıyor.

    Bu seneki raporda 18 basamak birden gerileyerek 65’inci sırayı alan Malta’da gerilemenin bu kadar yüksek olmasının sebebi olarak gazeteci ve blog yazarı Daphne Caruana Galizia’nın otomobiline yerleştirilen bomba ile suikasta kurban gitmesi gösterildi. Rapor, senelerdir tehdit edilen Galizia’nın vefat ettiğinde hakkında 42 tane sulh hukuk davası ile beş ceza hukuku davası bulunduğunu belirtti.

    Avrupa’da öldürülen bir başka gazeteci olan Slovak Jan Kuciak’tan da bahsedilen raporda, Slovakya’nın bir sene içerisinde 10 basamak gerileyerek 27’nci sıraya yerleştiği belirtildi. Raporda, Mart ayında istifa edene kadar Slovakya Başbakanı olan Robert Fico’nun gazeteciler için kullandığı “Pis Slovakya karşıtı fahişeler” ve “Geri zekalı çakallar” benzetmelerine de yer verildi.

    Çek Cumhuriyeti’nin 11 basamak gerilediğini ve listede 34’üncü sırada yer aldığını belirten örgüt, Devlet Başkanı Milos Zeman’ın bir basın toplantısında üzerinde “gazeteciler” yazan sahte bir Kalaşnikof marka tüfeği salladığı hatırlattı. Sırbistan da bu sene basın özgürlüğü konusunda ciddi düşüş yaşayan bir ülke oldu ve 10 basamak gerileyerek 76’ıncı sırada yer aldı.

    Almanya, bir önceki seneye göre bu sene bir basamak yükselerek 15’inci sırada yer aldı ancak raporda bunun sadece matematiksel sebeplerden kaynaklandığı ve Almanya’nın orta sıralardaki yerini koruduğu belirtiliyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü özellikle Temmuz 2017’de Hamburg’da yapılan G20 Zirvesi’ndeki protestolarda gazetecilere karşı saldırı, tehdit ve gözdağı verme girişimleri olduğunu ifade etti. Aynı zamanda Almanya’da 2017 yılının başında yürürlüğe giren Federal İstihbarat Yasası değişikliği ve nefret söylemi ile mücadele için yürürlüğe konulan ancak ifade özgürlüğünü engellediği gerekçesiyle tepki çeken Ağ Yaptırım Yasası da eleştiriliyor.

    RUSYA 148. SIRADA

    Rusya’nın 148’inci sıradaki yerini koruduğunun belirtildiği raporda bunun sebebi olarak dünya genelindeki kötüye gidiş gösterildi. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından bu yana ülkede en fazla gazetecinin tutuklu olduğu yılın 2017 olduğu belirten örgüt, ülkedeki basının çoğunun Kremlin’e sadık olan oligarklar tarafından yönetildiğini aktardı.

    Listedeki 176’ncı yerini bu sene de koruyan Çin’de 50’den fazla gazetecinin tutuklu olduğunu belirten rapor, tutuklu gazetecilerin sağlık hizmetlerine erişimlerinin çok kısıtlı olduğunu ifade etti. Buna örnek olarak Nobel Barış Ödülü sahibi Lui Xiaobo ile muhalif blogger Yang Tongyan’ın geçen yıl tutuklu bulundukları hapishanelerde tedavi edilmemiş kanser hastalığı nedeniyle ölmelerini verdi.

    BİRİNCİ İLE SONUNCU DEĞİŞMEDİ

    Bu seneki Dünya Basın Özgürlüğü listesindeki birinci ile sonuncu ülkeler değişmedi. Dünyada basın özgürlüğünün en fazla olduğu ülke Norveç olmaya devam ederken, basın özgürlüğünün en az olduğu ülke bu sene de Kuzey Kore olarak listelendi. Norveç’i ikinci sırada İsveç ve üçüncü sırada Hollanda takip ederken, 178’inci sıradaki Türkmenistan ile 179’uncu sıradaki Eritre de sıralamada en sonda yer alan Kuzey Kore’den hemen önce geldi.

  • ‘Hak ihlali denince akla Türkiye geliyor’-VİDEO

    ‘Hak ihlali denince akla Türkiye geliyor’-VİDEO

    PİRHA- “Hak ihlali denince benim aklıma Türkiye geliyor en başta.” “Ülkemizde sadece canlılara değil, denize, doğaya, taşa, toprağa, yapılan sanata bile değer verilmiyor.” “Hastanelere gidiyorsun sıranı alıyorsun ama doktora girip çıkman 5 dakika. Derdini bile anlatamıyorsun.” Bu sözler sokaktaki yurttaşların Türkiye’deki hak ihlallerine ilişkin sözlerinden bazıları. 

    Haberin Videosu

    10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü nedeniyle Türkiye’deki hak ihlallerini İstanbul Kadıköy’de sokakta yurttaşlara sorduk. Yurttaşların kimi sağlıktan, kimi kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüzden kimisi de basın özgürlüğünden şikayetçi.

    “ŞİDDET GEREKEN CEZAYI ALMALI”

    Bir yurttaş, sadece insan haklarına değil tüm canlıların haklarına karşı hak ihlali olduğunu belirterek şunları kaydetti:

    “Ülkemizde sadece canlılara değil, denize, doğaya, taşa, toprağa, yapılan sanata bile değer verilmiyor. Kadınlara şiddet, taciz ve tecavüzlerde iyi halden dolayı cezalar kısaltılmamalı. Sadece kadınlara değil her canlıya uygulanan şiddetin gereken cezayı alması gerektiğini düşünüyorum.”

    “TÜRKİYE’DE ÖL DİYORLAR”

    Başka bir yurttaş da hastanelerin durumuna değinerek, “Hastanelere gidiyorsun sıranı alıyorsun ama doktora girip çıkman 5 dakika. Derdini bile anlatamıyorsun. Hastaneler bedava deniyor hiç de bedava değil. Gidiyorsun hastane parasını ödüyorsun. İlaç alıyorsun ilaç paranı ödüyorsun. Ameliyat diyorsa ameliyatı da atıyor 6 ay, bir sene sonraya. Yani Türkiye’de öl diyorlar” şeklinde konuştu.

    “HAK İHLALİ DENİNCE AKLIMA TÜRKİYE GELİYOR”

    Diğer bir yurttaş ise Türkiye’de demokrasinin olduğunu düşünmediğini ifade ederek basın ve ifade özgürlüğüne dikkat çekti ve şöyle devam etti konuşmasına:

    “Hak ihlali denince benim aklıma Türkiye geliyor en başta. Mesela siyasi liderlerin içeride olması, basının özgür olmaması, taraflı bir basın olması.”

  • 2016’da 889 basın kartı iptal edildi

    2016’da 889 basın kartı iptal edildi

    PİRHA- Cumhuriyet Halk Partisi Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soru önergesini yanıtlayan Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, 2016 yılında 889 gazetecinin sarı basın kartının iptal edildiğini açıkladı. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise, “Ülkemizde, basın özgürlüğünden söz edilemez oldu. Mesleği gazeteci olan tutuklu gazetecilerin bir an önce mesleklerini yapar kılınması sağlanmalıdır” dedi.

    Bakan Gül, sarı basın kartları iptal edilen gazetecilerin gazetecilik faaliyetleri kapsamında değil, “silahlı terör örgütüne üye olma” ve “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” suçlarından tutuklu olduklarını savundu ve “5953 sayılı Kanuna uygun çalışmama vb. nedenler ile iptal edilen basın kartı sayısı 889’du” dedi.

    Bakanlığın cevabı üzerine açıklama yapan CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ise, “Cezaevlerinde tutuklu gazetecilerin önemli bir bölümü sadece gazetecilik faaliyetlerinden dolayı tutuklu. Ülkemizde, basın özgürlüğünden söz edilemez oldu. Mesleği gazeteci olan tutuklu gazetecilerin bir an önce mesleklerini yapar kılınması sağlanmalıdır” dedi.

    HABER MERKEZİ

  • Dihaber muhabiri Kobulan: Basın özgürlüğü için hep beraber Tv10 eylemine sahip çıkalım-VİDEO

    Dihaber muhabiri Kobulan: Basın özgürlüğü için hep beraber Tv10 eylemine sahip çıkalım-VİDEO

    PİRHA – TV10 Eyleminin 47. haftasında Galatasaray’da bir araya gelen TV10 çalışanları Türkiye’de basına yönelik baskılara dikkat çekerek, adalet aramaktan vazgeçmeyeceklerini vurguladı. 

    Haberin Videosu

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Tv10 çalışanlarının başlattıkları eylem 47. haftasında devam etti. “Alevilerin sesi Tv10 susturulamaz” pankartının açıldığı eylemde “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganları atıldı. Eyleme Cumartesi Anneleri, DAD yöneticileri, Munzur Çevre Derneği Yöneticileri ve iki gün önce KHK ile kapatılan dihaber muhabirleri katıldı.

    Eylemde konuşan TV10 Programcısı Veli Haydar Güleç, 47 hafta önce Alevilerin sesi olan TV10 ve demokrasi, özgürlük mücadelesi veren herkesinin sesinin kesildiğine dikkat çekti.

    “KHK’LERLE MUHALİF OLANLARIN SESİ KAPATILMAYA ÇALIŞILIYOR” 

    İki gün önce yayınlayan KHK ile muhalif ses olarak yayın yapan ajansların kapatıldığını belirten Güleç, basın üzerindeki baskıların devam ettiğini vurgulayarak, binlerce kişinin de işten atıldığını söyledi.

    Bu ülkeyi yönetenlerin, bu ülkenin vatandaşlarını açlıkla terbiye etmeye çalıştıklarını ifade eden Veli Haydar Güleç, “Neden bunu yapıyorlar. Bu ülkede haksızlığa, hukuksuzluğa karşı tepkilerin oluşmasının önünü kesmeye çalışıyorlar ve buna ses olanları da susturmaya çalışıyorlar” dedi.

    Dihaber’in gerçekleri yansıtmaya çalıştığını söyleyen Güleç, “Birilerinin görmek ve duymak istemediğini kamuoyu ile buluşturmak için çaba sarf ediyorlar” diye konuştu.

    Ferhat Tepe’nin 24 yıl önce kaçırılıp gözaltında kaybedildiğini belirten Güleç, “Ferhat Tepe bir haberciydi, gerçekleri yansıtmaya çalıştığı için kaçırılıp infaz edildi” dedi.

    “TÜRKİYE KHK İLE YÖNETİLİYOR”

    Türkiye’nin yasalarla yönetilmediğini, anayasanın da bir hükmünün olmadığını kaydeden Güleç, “Türkiye artık KHK ile yönetiliyor. Her gün yeni KHK’lerle uyanıyoruz ve her gün yeni mağdurlar oluyor” ifadelerini kullandı.

    Alevilerin bu ülkede eşit yurttaşlık taleplerinin olduğunu ve bunun için mücadele yürüttüklerini belirten Veli Haydar Güleç, “TV10 da bunun için vardı. Bunların sesini duyurmak için çabalıyordu ama artık o kanal yok” dedi.

    “30 YILDIR SANSÜRLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Güleç’ten sonra konuşan dihaber muhabiri Yasin Kobulan ise dün sabah şafak vaktinde çıkarılan KHK ile ajanslarının kapatıldığını belirterek, bu kapatmalara yabancı olmadıklarını, 30 yıldır bu sansürlerle, gözaltılarla ve tutuklamalarla karşı karşıya olduklarını vurguladı.

    “KHK’lerle kapatılabilir, gözaltı uygulamaları ve tutuklamalar yapılabilir” diyen Kobulan, bir geçmişlerinin ve geleneklerinin olduğunu vurgulayarak şunları söyledi:

    “Musa Anterler, Ferhat Tepeler var. Bunlardan aldığımız bir gelenek ve miras var. Bizler bu miras üzerinden bugüne geldik. Bugün kapatılmış olabiliriz ama bugünlerden yarınlarımıza bu mirasa bağlı kalarak habercilik anlayışımızı devam ettireceğiz.”

    “DEVLETİN POLİTİKALARI DIŞINA ÇIKANLAR GÜN GELECEK ADALET ARAYACAK”

    47 haftadır TV10 emekçilerinin basın özgürlüğü için eylem yaptığını söyleyen dihaber muhabiri Yasin Kobulan, basın özgürlüğünü savunmak adına eyleme çağrıda bulunarak şunları belirtti:

    “Keşke burada sadece TV10 çalışanları değil de, hem buradan geçenler hem de diğer basın kurumları da burada olsalardı. Çünkü yarın onların da bu uygulamalara maruz kalacaklarını biliyoruz. Onlar da aynı şekilde burada gün gelecek adalet talep edecekler. Bu adaleti talep etmeden önce biz de diyoruz ki ‘Buyurun gelin burada hep birlikte basın özgürlüğünü savunalım ki yarın tekrar aynı arayışlara girmeyelim.” (HABER MERKEZİ)