PİRHA-TBP Genel Başkanı Mustafa Timisi, Türkiye’de her alanda sıkıntılar yaşandığına dikkat çekerek, “Şu an sınıfsal bir bunalım, bir kaosun içerisinde yaşıyoruz. Türkiye ağır bir durumun altında bilhassa ekonomik ve siyasal anlamda dayanacak bir noktada değiliz. Bu sorunlardan siyasal bir mücadele ile kurtulabiliriz. Bu siyasal mücadelede kendi örgütlülüklerimizi bir araya getirmekle olur” dedi.
Ankara’da PSAKD Yeni Mahalle Şubesi ve Cemevi’nin düzenlediği “Cumhuriyet tarihinde ilk Alevi örgütlenmesi” başlıklı panelde konuşan Türkiye Birlik Partisi (TBP) Genel Başkanı Mustafa Timisi, Alevilerin yakın tarihine dair önemli değerlendirmelerde bulundu.
“OSMANLIDAN BUGÜNE ALEVİLERE BÜYÜK YANLIŞLIKLAR YAPILDI”
Türkiye Birlik Partisi (TBP) Genel Başkanı Mustafa Timisi, Osmanlı’dan bugüne Alevilik düşüncesine yönelik yapılan yanlışlıklara vurgu yaparak, “Bugün Türkiye, bu görüşü bu felsefeyi Aleviliği bu insani değeri devletin düzeni içinde kullanabilseydi biz bugün bu hale gelmezdik. Bugün ne Türkiye’de Kürt sorun olurdu ne terör sorunu olurdu ne de başka bir sorun. Herkes burada bu büyük şemsiye içerisinde yerini alırdı. Çünkü ırk ayrımı, insan ayrımı diye bir şeyi biz Aleviler tanımıyoruz” diye belirtti.
Madımak Katliamı’na ilişkin düşüncelerini paylaşan Timisi, “Madımak Katliamı büyük bir olaydı bir kaba kuvvetti, bir kara tehlikeydi. Fırsatı bulunca ortaya çıkmıştı ve canlarımızı yakmıştı. O olayın mahkeme aşaması, suçluların tespiti çok zor bir olaydı. Çünkü kitlesel bir olaydı kim vurduya giderdi. Suçluların tespiti, ayırt edilmesi, mahkemeye verilmesi, savcı iddianamesinin hazırlanması Sayın Seyfi Oktay’ın sayesinde olmuştur” dedi.
“ŞU AN ÜLKE OLARAK EKONOMİK BİR KRİZ SİYASAL BİR KAOS İÇERİSİNDE YAŞIYORUZ”
Ülkenin sınıfsal bir bunalım içerisinde olduğu tespitinde de bulunan Timisi, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
“Şu an sınıfsal bir bunalım, bir kaosun içerisinde yaşıyoruz. Türkiye ağır bir durumun altında bilhassa ekonomik anlamda siyasal anlamda dayanacak gibi bir noktada değiliz. Bu yolda yine siyasal bir mücadele ile kurtulabiliriz. Bu siyasal mücadelede kendi örgütlülüklerimizi bir araya getirirsek çıkış yaparız. Aramızda şu veya bu gibi tartışmalara yer vermemek lazım. Bilhassa kişisel veya bencil davranışlara yol vermeyelim.”
PİRHA- Türkiye Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Timisi, Cumhuriyet döneminde Alevi örgütlenmesini anlatırken, Alevi dergahlarının kapatılmasına, Aleviliğin, deyişlerin, Şah Hatayi’nin, Pir Sultan’ın adının bile yasaklanmasına değindi. Timisi, “Hacı Bektaş Veli Dergahının açılmasıyla bir çığır açıldı. Toplumun üzerindeki o sinmişlik giderek yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı ve biz bu güzel tarihi görevi yapmış olmanın mutluluğunu yaşadık” dedi.
Ankara’da PSAKD Yeni Mahalle Şubesi ve Cemevi’nde geçen günlerde “Cumhuriyet tarihinde ilk Alevi örgütlenmesi” başlıklı panelde konuşan Türkiye Birlik Partisi (TBP) Genel Başkanı Mustafa Timisi, Alevilerin yakın tarihine dair önemli değerlendirmelerde bulundu.
1923 yıllarında Atatürk’ün o dönemin koşullarında laik ve dine dayalı olmayan bir devlet kurduğunu belirten Timisi, “O dönemde Osmanlı’nın politikası gereği her yerde, her köyde bir takım hocalar, erkanlar ve medreseler alabildiğine insanları istismar eden gerici bir yapının içerisindeler. O dönem tekkeler, medreseler ve zaviyeler kapatıldı. Dolayısıyla bu arada bizim de dergahlarımız kapatıldı” dedi.
Zaman zaman kendilerine “Siz Atatürk’ü çok seviyorsunuz ama Atatürk de sizin tekkelerinizi, dergahlarınızı kapattı” sözleriyle karşılaştıklarını belirten Timisi, “O dönemin koşullarında böyle bir gelişme olmuş ama sonradan öğreniyoruz ki Mustafa Kemal de bilhassa Hacı Bektaş ile Şahkulu ile Karaca Ahmet ve bu tür büyük dergahlarla ilgili kararını yeniden gözden geçirme gayretine girmiş ama ömrü vefa etmemiş” diye belirtti.
“HACI BEKTAŞ VELİ DERGAHI İLK DEFA 1964 YILINDA AÇILDI”
Dergahların kapatıldığı gerçekliği ile birlikte 1964 yılında özellikle Hacı Bektaş Veli Dergahının açılma noktasında gelişmeleri de aktaran Timisi, şunları ifade etti:
“Dolayısıyla böyle bir kapanma var. İsmet Paşa o dönem Turizm ve Kültür Bakanı olan Ali İhsan Göğüş’ü görevlendiriyor. Ben de bu gelişmeden haberdar oldum. Hacı Bektaş Veli Dergahını restore etmek için bir heyet oluşturmuşlar ben de o heyete katıldım. hakikaten Hacı Bektaş Dergahını gördüğüme üzüldüm. Dergahın etrafı kirlilik ve pislik içinde, terk edilmiş, kimsenin pek fazla bir şey yaptığı yok ve Çelebilerimiz kendi köşelerine çekilmişler. Onlarla çok fazla ilgili değiller. O benim bir üzüntü kaynağım olmuştu. Hacı Bektaş Dergâhı restore edildi, düzenlendi. 16 Ağustos 1964 yılında ilk defa Hacı Bektaş Dergâhı açıldı.”
Hacı Berktaş Veli Dergahının açılmasına Alevi iş adamlarının, okuyan gençlerin çok sevindikleri ve kendilerini tebrik ettiklerini belirten Mustafa Timisi, “Hacı Bektaş Veli Dergahının açılmasıyla bir çığır açıldı. Toplumun üzerindeki o sinmişlik giderek yavaş yavaş ortadan kalkmaya başladı ve biz bu güzel tarihi görevi yapmış olmanın mutluluğunu yaşadık” dedi.
“TÜRKİYEDE İLK ALEVİ DERNEĞİ 1963 YILINDA KURULDU”
Türkiye’de ilk Alevi derneğinin 1963 yılında açıldığını belirten Timisi, “Hacı Bektaş Kültür ve Yardımlaşma Derneği Doktor Ali Haydar Ulusoy tarafından kurulduğu dönemde biz yine Cemal Gürsel’in destekleriyle büyük sinemada Hacı Bektaş gecesi yaptık. Bunlar Türkiye’de ilk olan şeyler. Nasıl bir heyecan… O insanlar, o kadınlarımız, büyüklerimizin gözyaşlarını seyreleyin. Yapılan geceye o devrin sanatçıları ve Hüseyin Çırakman gelmişti. Bugün bize hoş geldiniz erenler/ gecemize hoş geldiniz erenler. O gün bestelendi” diye belirtti.
“RADYOLARDA ŞAH HATAYİ’NİN, PİR SULTAN’IN ADINI SÖYLEMEK BİLE YASAKTI”
1960 yıllarında televizyonun olmadığını, radyolarda Alevi kelimesinin geçmesinin dahi yasak olduğunu söyleyen Mustafa Timisi “Aleviliğe ait bir deyiş konuşulmazdı. Şah Hatayi’dir, Pir Sultan’dır bunların lafı bile geçmezdi, çünkü yasaktı” dedi.
Yaşananların bir tarihsel geçmişi olduğuna dikkat çeken Türkiye Birlik Partisi Genel Başkanı Mustafa Timisi şöyle devam etti:
“Osmanlı siyaseten ya da ideolojik olarak Alevi inancına, Alevi toplumuna karşı düşmanca bir tavır içerisinde oldu. Özellikle Çaldıran Savaşı’ndan sonra Anadolu’da müthiş bir Alevi kıyım yaşandı ve bu Cumhuriyete kadar geldi. Bugün de hala o kör zihniyet, o karanlık zihniyet varlığını yer yer zaman buldukça ortaya koyuyor.”
PİRHA – Alevi yazar Yazar İlhan Cem Erseven, Ankara’da Batıkent Cemevi’nden Hakk’a uğurlandı. Erseven’in cenazesi Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa sırlandı.
Önceki gün Hakk’a yürüyen Alevi öğretisi ve inancı konusunda araştırmaları ile tanınan Yazar İlhan Cem Erseven için Ankara’da Hakk’a uğurlama erkanı düzenlendi.
Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde yapılan töreni Sarı Saltuk Ocağı mensubu Şahin Polat ile Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şube Başkanı Nurettin Aksoy birlikte yürüttü. Erseven, Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa sırlandı.
SEMAHLARLA İLGİLİ İLK KİTAP ÇALIŞMASI YAPAN İSİM!
Sivas Katliamı’ndan kurtulan isimlerden biri olan İlhan Cem Erseven’in arkadaşları, duygularını PİRHA ile paylaştı.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) yöneticilerinden Emel Uzman, “İlhan Cem, kırmayan, dökmeyen, toplayan, naif büyük bir emekçiydi. Yol’a hizmeti çok büyüktür. Devri asan olsun” sözleriyle Erseven’i anlattı.
Akademisyen Metin Turan ise “İlhan Can Erseven, çalışkanlığı ve konuya hakim olma kültürü ile belki de bu camia içerisinde ayrıcalıklı bir yere sahipti. Çünkü Türkiye’de ilk kez semahlarla ilgili çalışmayı İlhan Cem Erseven yapmıştı. Demokratik kitle örgütlerinde almış olduğu görevleri, yerine getirmiş olduğu sorumluluklar onu bu konudaki tutarlı bir hak mücadelecisi olduğunun belirgin bir işaretidir” cümleleri ile duygularını paylaştı.
“KEMALETİ BULMUŞ BİR İNSANDI”
Yazar Ayhan Aydın da Erseven’in edebiyata önem veren bir isim olduğunun altını çizerek, “Alevilerin tipolojik olarak imgeledikleri, insan-i kamil mertebesinde, hoşgörü timsali, sevgi insanıydı. 30 yıllık ağabeyimdi, dostumdu, canımdı. Belki de camiada en yoğun olduğum insanlardan birisiydi. Uzun yıllar birlikte çalışmalarımız oldu. Çünkü Sivas kıyımlarının içerisinden çıktıktan sonra o travmaları yaşarken, insana ilişkin duygularını devamlı çoğaltan, kemaleti bulmuş bir insandı” dedi.
İLHAN CEM ERSEVEN KİMDİR?
1954’de Çorum’un Alaca ilçesinde doğdu. İlk ve ortaokulu Alaca’da, lise ve yüksek öğrenimini Ankara’da tamamladı. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nden mezun oldu. Daha sonra A.Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi Güzel Sanatlar Bölümü’nde ön lisans yaptı.
1980’de de öğretmenliğe başladı. Ankara/Çubuk, Dersim ve yeniden Ankara’nın içinde birçok okullarda görev yaptı.
1976’da Edebiyat dünyasına adım attı. Şiir, öykü ve makaleleri çeşitli gazete ve dergilerde yayınlandı. Basılmış 2 araştırma, 2 çeviri kitabı bulunmaktadır.
MEB Açık Öğretim Lisesi (şimdiki Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü) için televizyon eğitim programlarında senarist, tasarımcı ve yapımcı-yönetmen olarak çalıştı. 2008-2011 yılları arasında Ankara Yol TV’de yöneticilik ve program (3Can1Cem ve Gözgü) sunuculuğu yaptı.
Yönetmenliğini yaptığı kimi belgeseller
Allı Turnam – 1994 – Yapımcı, Yönetmen
Sazın Bir Öyküsü – 1998 – Yapımcı, Yönetmen
Okunacak En Büyük Kitap İnsandır – 1998 Senarist (Hacı Bektaş Veli Belgeseli)
PİRHA – PSAKD Yenimahalle ve Etimesgut şubeleri, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Yapılan açıklamalarda, “30. yılında zaman aşımına uğratılmak istenen Madımak Katliamı davası insanlığa karşı işlenmiş bir suçun davasıdır. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz” vurgusu yapıldı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Batıkent ve Etimesgut şubeleri 2 Temmuz 1993’te Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı.
“Şeriata karşı laiklik, zulme karşı adalet” çağrısı ile Batıkent Cemevinde yapılan anmaya çok sayıda demokratik kitle örgütü de destek verdi.
“BİZ BİTTİ DEMEDEN BU DAVA BİTMEYECEK”
PSAKD Batıkent Şube Başkanı Onur Şahin, yaptığı konuşmada yürütülen katliam davasına değindi. Sorumluların yargılanmadığını ifade eden Şahin, şu konuşmayı yaptı:
“Bu katliam son derece planlıydı. Katliam günü, ortada doğru düzgün asker, polis yoktu. Bunu canlı yayında bütün dünya izledi. Gericiler günler öncesinden katliam çağrıları yapıyorlardı. Hiçbir önlem alınmadı. Yandaş medya da yayınlarıyla yanlı davranıp katledenleri suçlu gösterdi. Şu an halen aranan 3 şahıs var ama sözde bir türlü bulunamıyorlar. İnsanlık suçlusu bir şahıs, Alman istihbaratı tarafından çalıştırılıyor. Böyle bir adalet anlayışı olamaz. Eylül ayında zaman aşımı kararı verecek. Dava günü hepimiz orada olmak zorundayız. Zaman aşımına izin vermemeliyiz. Nazi görevlileri dahi yıllar sonra insanlık suçu nedeniyle yargılandılar. Ankara’da, Suruç’ta, Maraş’ta da katliamlar yaşandı. Ancak sorumlular, katiller makamlara getirildi, savunuldu. Böyle adalet olamaz. Hepimizin içi yanıyor. Koray Kaya yaşasaydı benimle yaşıt olacaktı. Bu ülkede yalan dolan ile hükümranlıklarını sürdürüyorlar. Ama biz ‘Sivas için adalet’ demekten vazgeçmeyeceğiz. Herkesin bir araya gelip ‘adalet’ demesi gerekir.”
“MADIMAK’TA LAİKLİĞİ DE YAKTILAR”
PSAKD Etimesgut Şube Başkanı Lale Günay ise konuşmasında Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu vurguladı. Günay, şu açıklamayı yaptı:
“Madımak 30 yıldır yanıyor. Aradan geçen bunca zamana rağmen, devlet tıpkı diğer katliamlarda olduğu gibi 2 Temmuz ile de yüzleşmemiştir. Bu katliamın arkasındaki karanlık odakları açığa çıkarmak ve başta yaşamını yitirenlerin aileleri olmak üzere milyonlarca Alevi’nin adalete olan güvenini sağlamak devletin görevidir. Ayrıca altını çizerek belirtelim ki bizim açımızdan yüzleşmek, devletin kendisiyle de hesaplaşması anlamı taşımaktadır. Çünkü o yıl dördüncüsü düzenlenen Pir Sultan Abdal’ı anma etkinlikleri, Sivas Valiliği ve Kültür Bakanlığı ile ortak yapılan bir etkinlikti. Dolayısıyla devletin yaptığı etkinliklere saldırı düzenlenmiş ve 33 yurttaş yaşamını yitirmiştir. Katliam hazırlıkları günler, haftalar öncesinden başlamış, civar illerden yüzlerce şahıs Sivas’a getirilmiştir. Camilerde, mahallelerde bildiriler dağıtılmış, gazetelere manşetler atılarak Aleviler hedef gösterilmiştir. Tüm bunlar devam ederken, ne devletin istihbaratı, ne de polisi hiçbir önlem almamış ve sessiz kalarak bu hazırlıkları izlemiştir. Eğer gerçek bir yüzleşme yaşanacaksa, özellikle 1993 yılında Sivas ve civar illerdeki istihbarat ve güvenlik şefleri sorgulanmalı ve katliamın arkasındaki odaklar açığa çıkarılmalıdır.
2 Temmuz 1993 günü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin zaten bozuk olan demokrasi sicilinde bir kırılma noktasıdır. Hatırlayalım, oteli kuşatan güruh, ‘’Kahrolsun laiklik, cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak’’ diye bağırırken, güvenlik güçleri sadece izliyordu. Yani aslında Madımak’ta bizimle birlikte laikliği de yaktılar. O günün başbakanı “Çok şükür otel dışındakilere bir şey olmadı’’ demişti. Bu günün cumhurbaşkanı ise, “Hayırlı olsun’’ diyor. Biz Aleviler biliyoruz ki ülkede gerçek anlamda bir laiklik olsaydı bunları yaşamayacaktık.
Madımak davasına sahip çıkmak, ülkeyi Orta Doğu bataklığına sürükleyen karanlık zihniyete karşı çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmaktır. Kadına yönelik her türlü şiddete karşı çıkmaktır. Örgütlü kötülüğe karşı iyiliği, yaşatmaktır. 30. yılında zaman aşımına uğratılmak istenen Madımak Katliamı davası insanlığa karşı işlenmiş bir suçun davasıdır. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olmaz.
Şeriat demek, kadın cinayetleri ve çocuk gelinlerin yasal güvenceye alınması demektir. Şeriat demek kan ve gözyaşı demektir, milyonlarca insanın nefessiz bırakılması demektir.”
“BİZİ BU DAVADAN VAZGEÇİREMEZSİNİZ”
PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş ise yaptığı konuşmada, devlet tarafından Sivas anmalarına engellemeler yapıldığını söyleyerek örgütlü mücadele vurgusu yaptı. Ateş, “Maraş Katliamı ile yüzleşebilinseydi Sivas Katliamı olmayacaktı. Devletin gözünde maalesef hepimiz teröristiz. Bunun için hep bir arada olmalıyız. Bizi bu davadan vazgeçiremezsiniz. Biz İmam Alilerin soyundan geliyoruz, sizin gibi Muaviye soyundan değiliz” dedi.
Yapılan konuşmalar ardından semahlar dönüldü. Sanatçı Adem Aslandoğan ve Caner Gülsüm de katliamda yaşamını yitirenler anısına ezgiler seslendirdi.
PİRHA- PSAKD Batıkent Şubesi, depremzedelerle birlikte 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde etkinlik yaptı. Yapılan açıklamada “Yaşadıklarımızı unutmayacağız, unutturmayacağız” denildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Batıkent Şubesi, deprem bölgesinden gelip cemevinde konaklayan depremzedelerle birlikte 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliği yaptı.
Yapılan programda öncelikle depremde yaşamını yitiren kadınlar için saygı duruşunda bulunuldu.
Program dahilinde, 6 Şubat’ta meydana gelen depremden etkilenen şehirlerin isimleri dövizlere yazılarak üzerlerine karanfiller bırakıldı. Depremzedelerin haricinde çok sayıda yurttaşın da katıldığı programda Dede Hasan Şeneldik, gülbeng okuyarak “Yaşasın Dünya Kadınlar Günü. Var olun mücadeleci kadınlar” diyerek çerağ uyandırdı.
Katılımcılar, program boyunca “Kadın, yaşam, özgürlük. Kadınız, anayız, yan yanayız. Kadınız, güçlüyüz, örgütlüyüz” sloganları attı.
PSAKD Etimesgut Şube Başkanı Lale Günay, yaptığı açıklamada “Geçmişi göçüklerde, geleceği yıkımlarda kaybedilmek istenen kadınların yaralarını 8 Mart bilinci ile saralım” dedi.
Günay, açıklamasının devamında, tarikatlara verilen depremzede çocuklara da değinerek şu ifadelere yer verdi:
“8 Mart’ı Maraş depreminin derin izleri, yıkılan yuvaları, tarifsiz acıları, anaların bağlanmış yüreği, gül yüzlü çocukların titreyen elleriyle karşılıyoruz. Bunca acı ve yıkıma karşı halkın dayanışması ile birlikte öfkemiz buluşurken, halkın darda kalanlarla kurduğu dayanışma ile birlikte umutlar yeşertiyor ve büyütüyoruz.
Enkaz altında kalan kadim halkların yaşadığı kadim kentler yıkılsa da bu yıkımların arasında gelecek yarınların dayanışması ve birliği inşa olmaya başlamıştır. Devlet, başta halkın yaşam hakkının korunması olmak üzere barınma, sağlık, güvenlik gibi birçok sorumluluğunu yerine getirmemiş her zaman olduğu gibi yapmadıklarıyla bu enkazın altında kalmıştır. Oysa tüm olanaksızlığına karşı ezilen halklar, bir parça ekmeğini bölüşmenin bilinciyle deprem bölgelerinde büyük dayanışmalar örgütlemiştir.
Diyanet İşleri Başkanı’nın ‘Evlatlık edindiğiniz kişiyle evlenebilirsiniz. Bir engel yok’ açıklaması vicdansızlık, mide bulandırıcı. Sonuç olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren bu ve benzeri açıklamalar ve saldırılarla birlikte kadınların yaşam alanları daha çok etkilenecektir. Bu konuda başta biz Alevi kadınlar olmak üzere duyarlı tüm kamuoyunu bu konuda dayanışmayı örgütlemeye çağırıyoruz. 1938’de Dersim’de uygulanan Dersim’in Kayıp Kızları politikasının depremde de ‘kayıp kızlar’ biçiminde vuku bulmasına müsaade etmeyeceğiz. Çocuklarımızın cemaat yurtlarına, tarikatlara gönderilmesine dilimizden, inancımızdan, bizden koparılmasına izin vermeyeceğiz. Yaşadıklarımızı unutmayacağız unutturmayacağız.”
Açıklamanın ardından depremde yaşamını yitirenler için ezgiler seslendirildi.
PİRHA – Maraş merkezli yaşanan depremin ardından Ankara’daki cemevleri, topladıkları çok sayıda yardım kolisini kamyonlarla deprem bölgesine gönderdi. 7 Şubat’ta 1 tır ve 1 de kamyonu Adıyaman’a gönderdiklerini belirten Şube Başkanı Mustafa Karabudak, hazırlıkların sürdüğüne dikkat çekti.
6 Şubat’ta Maraş merkezli yaşanan depremin ardından Ankara’daki cemevlerinde adeta seferberlik oluştu. Binlerce yurttaş, temel gıda malzemeleri başta olmak üzere kıyafet, battaniye, ısıtıcı, çocuk bezi ve kadın pedi yardımında bulundu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Cemevinde bir araya gelen yüzlerce gönüllü, gelen malzemeleri koliledi. Yaklaşık 10 kamyon dolusu malzeme, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak üzere yola çıktı.
“DOĞAL AFETLER KATLİAMA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR”
Yardım kampanyasının sürdüğü bir diğer kurum da Demokratik Alevi Dernekleri Ana Fatma Cemevi oldu. 7 Şubat’ta 1 tır ve 1 de kamyonu Adıyaman’a gönderdiklerini belirten Şube Başkanı Mustafa Karabudak, hazırlıkların sürdüğüne dikkat çekti. Deprem bölgesinden en çok çocuk maması, çocuk bezi ve temel ilaçların talep edildiğini belirten Karabudak şu açıklamayı yaptı:
“Pazartesi sabahı bir felaket yaşadık. Deprem oldu ve 10 ilimiz yerle bir oldu. Elbette ki doğal afetler; depremler, yangınlar, seller olacaktır ama öldüren doğal afet değil hükümetlerdir. Doğal afetleri katliama çevirenler hükümetlerdir. Hala 50 saati geçmiş ancak depremin olduğu yerlere ulaşılmadı. ‘Avrupa’nın kıskandığı’ bir ülkeyiz ama hala yardım yok, köylere gidilmedi. Hala insanlar enkaz altında. Belki müdahale edilseydi o insanlar kurtarılacaktı ama kan kaybından, soğuktan donarak öldüler. Hakk’a yürüyen canlarımızı bir kez daha anıyor, geride kalanların acılarını paylaşıyoruz. Devletin bu ayrımcı politikası bir anlamda doğal afetleri katliama dönüştürüyor. Bu ayrımcı politika rahatlıkla diyebiliriz ki bir tür soykırım politikasıdır. Eğer etnik bir ayrım yapılıyorsa bu resmen bir soykırımdır. Bizler Demokratik Alevi Dernekleri olarak kurumlarımızın olduğu yerlerde çalışma yürüttük. Faaliyet gösteren kitle örgütleri ve Alevi kurumları ile ortak hareket ediyoruz. Ana Fatma Cemevi olarak da bulunduğumuz bölgede kurumlarla beraber yardım kampanyası başlattık. Halkımızın verdiği lokmaları ulaştırmaya çalışıyoruz. Hızır ayındayız, Hızır yardımcımız olsun.”
PİRHA – Ankara’da PSAKD Yenimahalle Şube’sinin müzik korosunda yer alan Gülsen Elif Toprak, müziğe olan tutkusunu anlattı. Toprak, “Sivas’ta ozanların içinde büyüdüm. Müziğe ilgim vardı ancak kendimi geliştirecek koşullar yoktu. Şimdi ise oğlumla birlikte, büyük bir istekle koro çalışmasında yer alıyorum” dedi.
Gülsen Elif Toprak, Sivas’ın Divriği ilçesinin ozanları ile meşhur Çamşıhı bölgesinde dünyaya geldi. Toprak, yaptığı evliliğin ardından ise Balova köyünde yaşamını devam ettirdi.
‘Çamşıhı’ bölgesinin sekiz köyü kapsadığını belirten Toprak, kendi köyünün ise ‘Şahin Köyü’ olduğunu aktardı. Zengin bir kültüre sahip olan Çamşıhı’dan 20 sene önce ayrılıp Ankara’ya geldiklerini anlatan Toprak, birçok ozan ile birlikte büyüdüğünü söyledi.
Gülsen Elif Toprak, Çamşıhı’nın kültür-sanatı ile bilindiğini söyleyerek şunları söyledi:
“Büyük ozanlarımız vardır. Aşık Ali Metin, Feyzullah Çınar, Mahmut Erdal, Mehmet Ali Karababa gibi ozanların içerisinde büyüdük. Bunların hepsi benim amcam olur. Tabi o dönem erkek ozanlar çoktu ve kadın isimler pek yoktu.
Öğretmenim sürekli sınıfta bana türkü söyletirdi. ‘Türkü söylersen derslerini 5 yapacağım’ derdi. Söylememden ötürü ailemin tepkisi ise hep olumluydu. Çünkü aydın bir ailem vardı. Örneğin Aşık Ali Metin amcam, küçük yaşta beni götürmek istedi. ‘Götürüp yetiştirmek istiyorum’ demişti. ‘Ancak hiçbir şeyine karışmayacaksınız’ diye de belirtmiş. Fakat annem, dayanamayacağını söyleyip beni bırakmamış. Belki o zaman gitseydim şu an müzik anlamında çok iyi yerlerde olabilirdim. Yine de mutluyum. Ailemle birlikte çok güzel bir hayatım var ama sanat anlamında daha farklı bir hayatım da olabilirdi.”
“DEYİŞLERİMİZ BİZLERİ DAHA ÇOK DERİNE GÖTÜRÜYOR”
Gülsen Elif Toprak, kendisi için müziğin ne anlam ifade ettiğine de açıklık getirerek şöyle devam etti:
“Benim için müzik çok güzel bir uğraş. Bizlerin söyleyemeyip, konuşamadıklarımızı yani içimizdekini dışa ancak türkülerimizle yansıtabiliyoruz. Türkü söylemeyen, dinlemeyen insan mutlu olamaz. Ben de türkü söylediğim zamanlarda çok mutlu oluyorum. Hele ki deyişlerimiz bizleri daha çok derine götürüyor. Deyişlerle birlikte inancımızı yürütüyoruz ama o deyişler bizi daha çok inancımıza bağlıyor.”
Gülsen Elif Toprak, kendince yöre ezgilerini seslendirmenin ötesinde ilk müzik çalışmalarına nasıl başladığını da anlattı. Oğlu Cihan Toprak’ı bağlama kursuna yönlendirdikten sonra solistliğe daha çok heves duyduğunu belirterek şunları dile getirdi:
“Kendimce ara ara söylerdim. Sonrasında oğlumu bağlama kursuna yönlendirdim. Oğlum da saz çalışını benim söylememle birlikte geliştirdi. Oğlumla birlikte daha iyi düzeye geldik. Oğlumu yönlendirdikten sonra ben de cemevi bünyesindeki müzik çalışmalarına dahil oldum. Bazen kimi etkinliklerde de çağıran olduğunda söylüyorum. Örneğin köyümüzün şenlikleri olduğunda, dernek gecelerinde çıkıp söylüyorum. Sahnede müzik yapmak ise ayrı bir mutluluk veriyor.”
“MÜZİK, CEMEVİNDE DAHA ÇOK BİRLEŞTİRİCİ OLUYOR”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube’deki müzik çalışmalarına da değinen Gülsen Elif Toprak, müzik uğraşının, insanda büyük bir memnuniyet yarattığını belirtip “Müzik eğitmenimiz Türkan Akbıyık, bizleri çok iyi yetiştiriyor. Bizler de seve seve haftada bir gidiyoruz. Tabii o bir gün dahi çok büyük mutlulukla gitmemize sebep oluyor” ifadelerini kullandı. Elif Toprak, cemevindeki faaliyetlerinden ötürü çok mutlu olduklarını da dile getirerek şöyle devam etti:
“Cemevinde müzik aracılığıyla kurduğunuz ilişkilerim belki aile-akraba ilişkilerinden daha güzel. Oradaki insanları gördüğüm zaman kendi kardeşlerimi görür gibi oluyorum. En çok sevdiğim insanların orada olduğunu hissediyorum. Yani ailemin içerisine girmiş gibi oluyorum. Cemevi bizlere huzur, mutluluk veriyor. Müzik, cemevinde daha çok birleştirici oluyor.”
“MÜZİK ALANINDA DAHA İYİ YERDE OLABİLİRDİM…”
Gülsen Elif Toprak, aynı zamanda bir iş hayatının olduğuna da işaret etti. 15 Yıldır özel bir firmada aşçılık yaptığını aktaran Toprak, “Belki de bu iş hayatına girmeyip belediyelerin korosuna gitseydim daha iyi yerlerde olabilirdim. Örneğin bir konservatuardan çağrı almıştım. Oranın eğitmeni, ‘Gel birlikte çalışalım’ demişti ama bir iş sahibi olduğum için bir türlü dahil olamadım. Hayat şartları beni bu işe bağladı ama daha iyi yerlerde de olabilirdim” dedi.
PİRHA- Hükümet tarafından cemevlerinin “Ticarethane” statüsünden “Konut” statüsüne dönüştürülmesi sonrası Ankara’daki Alevi yurttaşlar “Cemevleri ibadethanemizdir. Devlet bizi tanımalı” diyerek tepki gösterdiler. Aleviler, eşit yurttaşlık talebini hatırlattılar.
Alevi toplumu, cemevlerinin ‘Ticarethane’ statüsünde görülmesi ve yüksek oranda faturalarla karşılaşılması sonrası itirazlarını dile getirirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ise cemevlerinin artık “Konut” statüsünde görülüp faturalandırılacağını açıkladı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Yenimahalle Şube üyeleri, yeni alınan kararın Alevi toplumu nezdinde kabul edilemeyeceğini söyledi.
“Cemevlerimizin elektriğini devletin karşılaması lazım” diyen bir yurttaş, “Cami, kilise, havra giderlerini nasıl ki devlet karşılıyorsa cemevlerinin de karşılamalı. Cemevlerimiz ticarethane değil. Biz kendi imkanlarımızla buraları döndürüyoruz. Devletten de zaten bir şey talep etmiyoruz” diyerek tepkisini dile getirdi.
“BİZİ TANIYACAKLAR, BUNUN KAÇARI YOK”
Yenimahalle Belediye Meclis Üyesi Sinan Daştan da cemevlerinin “Konut” tarifesinde görülmesi kararını kınadı. Daştan, “Devlet, benden de vergi alıyorsa buraların da hakkını, hukukunu sonuna kadar koruması lazım” diyerek şu eleştirilerde bulundu:
“İktidarın, bizi ticarethane ya da konut olarak görmesi bizim için aslında çok da fazla bir şey ifade etmiyor. Cemevleri bizim ibadethanemizdir, bunun başka şekilde tarif edilmesi bizim için çok da anlam teşkil etmiyor. Her zaman olduğu gibi Aleviler, elektrik zammına da itiraz etti, toplumun ezilmesine isyanını gösterdi. Dün ticarethaneydik bugün konuta döndürdüler. Bakalım yarın bu işin sonunu nereye çevirecekler! Adına ne derseniz deyin 1400 yıldır cemevleri var ve 1400 yıldır cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Buraları kimselerin tanımlamasına, bir don biçmesine, sınıflandırmasına gerek yok. Zaten hükümet de bizim için yok hükmündedir. Ama bizi de tanıyacaklar, bunun kaçarı yok. Nasıl ki Sünni vatandaşlar camilerde ibadetlerini yapıyor, elektriklerini, doğalgazlarını devlet ödüyor; ödesin. Ama benden de vergi alıyorsa buraların da hakkını, hukukunu sonuna kadar koruması lazım. Bizler sadece eşit yurttaşlık istiyoruz. Bunu bugün olmazsa yarın verecekler çünkü bizim bu duruşumuzdan bir adım geri atma lüksümüz yok.
Toplumsal tepkiler bir hukuk devletinde karşılık bulur ama bu ülkede 20 yıldır tek adama konuşuyoruz. Ha duvara konuşmuşsun ha bunlara konuşmuşsun. İnsanlarımız artık korkudan dışarı çıkamıyor, elektrik zamlarını protesto edemiyor. Vatandaşa mikrofon uzattığınızda ‘Çocuğum şurada çalışıyor, o yüzden tedirginim. Gece yarısı evden alınırım’ gibi endişe içerisinde. Bu iş yine Alevilere kaldı. Biz elektrikte olduğu gibi her türlü toplumsal zulmün karşısında olmaya devam edeceğiz. Bu memlekette 20 milyon civarında Alevi olduğu söyleniyor. Yani bu Alevi toplumunun bir Cübbeli Ahmet Hoca kadar değeri yok mu? Cübbeli Ahmet hocanın dergahlarına her türlü imkanı veriyorlar biz ise kendimizi ifade edebileceğimiz bir televizyon kanalı bile bulamıyoruz.”
“CEMEVLERİNİN DE İBADETHANE OLARAK GÖRÜLMESİNİ İSTİYORUZ”
PSAKD Yenimahalle Şube üyesi bir diğer yurttaş ise Alevi toplumundan alınan vergilerin sadece İslam dinine hizmette kullanıldığını ifade edip “Cemevleri ibadethane yeridir. Sünniler nasıl ki ibadetlerini camilerde yapıyorlarsa bizler de ibadetimizi cemevlerinde yapıyoruz. Cemevlerinin de diğer ibadethaneler gibi görülmesini istiyoruz. Bizden aldıkları vergilerle camilerin bütün giderlerini, hocaların aldıkları maaşı ödüyorlarsa bizim cemevlerinin de aynı şekilde ibadethane olarak görülmesini istiyoruz” dedi.
PİRHA-PSAKD Yenimahalle Şube Üst Kurul Delegesi Sinan Daştan, Yenimahalle Belediyesi tarafından yapımına başlanan Batıkent Cemevi hakkında bilgi verdi. Daştan, 2022 Ekim ayında yeni binanın hizmete açılacağını belirterek “Bu cemevinin anahtarı ve yönetimi tamamen Pir Sultan Abdal kültür Derneği’nde olacak. İleride belediyenin ‘biz burada söz hakkına sahibiz’ deme şansı yok” ifadelerini kullandı.
ABF Genel Başkan yardımcısı ve aynı zamanda Pir Sultan Abdal kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şubesi Üst Kurul Delegesi Sinan Daştan, yıkılıp yeniden inşa edilmeye başlanan Batıkent Cemevi hakkında PİRHA’ya bilgi verdi.
Sinan Daştan, cemevi yapımının Yenimahalle Belediyesi tarafından yürütüldüğünü belirterek 2022 yılı Ekim ayında inşaatın son bulacağını söyledi. Daştan, PSAKD Yenimahalle Şube binasının yenilenme sebebini şu sözlerle açıkladı:
“Bundan tam 10 sene önce Batıkent halkının imecesi ile mevcut cemevi inşa edildi. Ama mevcut fiziki şartlar cemevinin artık ömrünü doldurmuştu. Cemevimize artık Ankara’nın dışından ve yurt dışından gelen cenazeler çok büyük yoğunluk oluşturdu. Ankara’daki Alevi toplumunun cenaze ve sonrasında yemek hizmetlerinin artık yüzde seksenini burası karşılar hale gelmişti. Bu tür ihtiyaçlardan dolayı mevcut mekanımız yetersiz hale geldi.
Alevi toplumu da artık burayı çok benimsedi. Özellikle Yenimahalle’de insanlar, önce buraya niyaz etmeden evlerine gitmez oldu. İnsanlarımız önceden bu tür imkanlar yokken cenazelerini camiye götürüyordu. Ama toplum artık bu tür yerler görünce cenazelerini artık cemevlerine getirmeye başladı. Yani artık Alevice yaşayıp Alevice ölmeye başladık.”
YENİMAHALLE CEMEVİNDE TAM TEŞKİLATLI HİZMET!
CHP Ankara Büyükşehir ve Yenimahalle Belediye Meclis Üyeliği görevini de yürüten Sinan Daştan, yeni yapılan Batıkent Cemevinin yaklaşık 3500 metrekarelik bir alana inşa edileceğini söyledi. Daştan, cemevinin tek bir bina da toplanacağını belirterek şunları aktardı:
“Bodrum, giriş kat ve üzerinde 2 kat olmak üzere toplamda 4 katlı bir cemevimiz olacak. En alt katta cenaze yıkama yerleri ve morg bulunuyor. Giriş katta ise büyük bir yemekhane, çay ocağı ve bekleme salonu olacak. Burası 600 metrekarelik bir alana karşılık gelecek.
Üst katlarda ise derslik, yönetim odası, çok amaçlı salon bulunuyor. En üst katta da cem salonu olacak. En üst kattaki bu cem salonu yaklaşık 400 metrekare olacak. Ve bu salon 12 köşeden oluşmakta. 12 imamları temsilen mimarlar, o şekilde hazırladı. Bu 3500 metrekarelik arsamızın 800 metresini inşaat teşkil edecek, geriye kalan 2600 metre civarındaki alanı ise yeşil alana ayıracağız.”
CEMEVİNDE YETİŞENLER GELECEKTE EĞİTİM VERECEK!
Sinan Daştan, yeni yapılacak cemevinde kültürel eğitimlere daha çok özen gösterileceğinin de altını çizdi. Daştan, eğitimleri kimin ve nasıl verileceği konusunda da bilgi paylaşarak şöyle devam etti:
“Burada kendi içimizde yetişen semah hocalarımız var. Yine burada yetişmiş çocuklarımız, saz kursu veriyorlar. Yani ‘dışarıdan eğitimci arayalım’ gibi ihtiyaçlarımız yok. Çünkü buradan yetişen gençlerimiz şimdi bu hizmetleri veriyorlar.”
CEMEVİ İNŞASINI YEREL YÖNETİM ÜSTLENDİ!
Sinan Daştan, cemevi binasının tamamen Yenimahalle Belediyesi tarafından yürütüldüğünün ise altını çizdi. “Belediye Başkanımız Fethi Yaşar’ın Alevi toplumuna sözü vardı” diyen Daştan’ın aktarımları şu şekilde oldu:
“Ben, Alevilere yakışır bir cemevi yapacağım demişti. İç dekorasyonu ise kendi canlarımızın destekleriyle tamamlanacaktır. Ama burada işin ana yüklenicisi Yenimahalle Belediyesi’dir.
Şu anda buradaki yönetimde olan arkadaşlarımız yaklaşık 6 yıldır hizmet etmekteler. İşin başı sağlam olursa devamı da gelir. Burada artık kurumsallaşmadan bazı durumları düzene sokma şansınız yok. Buradaki yönetim, birçok cemevimize örnek olacak şekilde kurumsallaştı. Kimin hangi görevde olduğu ve hangi hizmeti yapacağı artık burada belli.”
ANADİLDE HİZMET VURGUSU!
Yeni cemeviyle birlikte tüm hizmetlerin anadilde yapılacağı vurgusu da yapan Sinan Daştan, “‘Yol bir sürek binbir’ derler ya, her Alevi toplumunda, her bölgenin kendine göre farklı uygulamaları var. Biz, burada özellikle anadilde ibadetlerin yapılması ile ilgili karar aldık” ifadelerini kullandı.
Daştan, Arapça duaların artık cemevi içerisinde kullanılmayacağının da altını çizerek şöyle devam etti:
“Buradaki cenaze törenlerimiz tamamen Türkçe olarak yapılıyor. Örneğin Kürt bölgelerinde olup Kürtçe konuşan vatandaşların, cemevinde yapılan erkanında Kürtçe olması gerekir. Çünkü insanların anlayacağı dilde ibadetlerini yapması gerek. O konuda Batıkent Cemevi birçok noktada birçok cemevine örnek olacak davranışlar sergiliyor. Burada bazı olmazsa olmazlarımız var. Mesela ibadetlerimizde Arapça dili kullanılmıyor. İnsanların anlamadığı dilde ibadetlerini yapmasını çok doğru bulmuyoruz.”
“BELEDİYENİN ‘BİZ BURADA SÖZ HAKKINA SAHİBİZ’ DEME ŞANSI YOK”
Sinan Daştan’ın dikkat çektiği bir diğer konu ise Isparta Cemevi açılışında yaşananlar oldu. Daştan, AKP’li Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen’in, Gani Kaplan’a müdahalesini işaret ederek şu yorumda bulundu:
“Belediye başkanımız Fethi Yaşar sağ olsun bu konuda insiyatif kullandı ve ‘Burası Alevi toplumuna yetmiyor, yakışmıyor’ diyerek bu işin altına imza attı. Devamında buranın anahtarı bizde olacak. Yani bu cemevinin yönetimi tamamen Pir Sultan Abdal kültür Derneği’nde olacak. İleride belediyenin ‘biz burada söz hakkına sahibiz’ deme şansı yok. Başkanımız her zaman bizlere destek olmuştur.
Biz sakıncalı bir inancın topluluğuyuz. Bizim kendi Alevi canlarımız bile gelip kendi inancına cemevlerine sahip çıkmıyor. Bize bir tokat atana öteki yanağımızı da uzatıyorduk ama artık bu bitti. Artık Aleviler tokat yemeyecek. Aleviler kendi haklarını sonuna kadar savunacak ve bu konuda hiç taviz vermeyeceğiz. Bu memleketin sahibi biziz. Biz bu devletin olmazsa olmazıyız. Onlar kim ki benim cemevimi tanıyacak? Onların tanıması ile mi ben inancımı yaşayacağım? Bizler 1400 yıldır bu konuda ser vermiş ama kendi inancımızdan taviz vermemişiz.
Yenimahalle’de belki de 200 bin Alevi yaşıyor. Tahminimize göre bu cemevinin maliyeti 7 milyon lira olacak. Biz de bu devlete vergi veriyoruz. Biz, hakkımız olanı alıyoruz.”
“AVM SÖYLENTİLERİNİ ART NİYETLİ ARKADAŞLARIMIZ YAPTI”
Sinan Daştan, Yenilenen Batıkent Cemevi’nin AVM olarak inşa edileceği söylentilerine de şu yanıtı verdi:
“Projenin detaylarını sorup, öğrenmeyip sosyal medyada ‘Yok AVM oluyor, yok ticarethane olacak’ gibi söylemler çok üzücü. Bunları konuşmak bizlere zul geliyor. Cemevimizin içerisinde inançsal ve ibadet mekanların haricinde yemekhane, derslikler ve konferans salonları olacak. Bu tür hizmetlerin yapılacağı mekanların haricinde bir şey yok. Söylentileri art niyetli arkadaşlarımız yaptı.”
Sinan Daştan son olarak yeni cemevi inşasının bitimine kadar yemekhane ve Hakk’a uğurlama erkanı hizmetinin mevcut yerleşkede yapılacağını da kaydetti.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube ve Batıkent Cemevinin yenilenmesi için inşaat çalışması başladı. Yönetim Kurulu, cemevinin ticari bir amaçla yapılacağına dair söylentilere de cevap vererek “Projemizde sadece halkımıza inançsal, sosyal ve kültürel alanlarda hizmet verecek alanlar olacaktır” dedi.
Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevinin yenilenmesi için çalışmalara başlandı. Yenimahalle Belediyesi’nin katkıları ile yapımına başlanan projenin içinde cemevi, toplantı salonları, yemekhane, morg, mutfak, kütüphane, müzik odası, derslik, misafirhane ve yönetim odası olacak.
“CEMEVİNDE HERHANGİ BİR TİCARİ ALAN SÖZ KONUSU DEĞİLDİR”
PSAKD Yenimahalle Şubesi ve Batıkent Cemevi Yönetim Kurulu, söz konusu projeye dair yeni bir yazılı açıklama yaptı. Aktarılan bilgiler doğrultusunda yeni cemevinde, inançsal ve kültürel faaliyetlerde kullanılacak alanlar dışında herhangi bir ticari alanın kesinlikle olmayacağı vurguladı.
Batıkent Cemevi Yönetim Kurulu, 9 Ekim’de “Cemevinin AVM içinde olacağı iddiası tamamen yalan ve iftiradır” diyerek 10 Ekim’de konu ile ilgili bir açıklama daha yayınladı. Cemevi yönetimi, projenin yapımına başlandığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Projemizin içinde Cemevi, konferans ve toplantı salonları, yemekhane, morg, mutfak, oturma salonu, kütüphane, müzik odası, derslik, misafirhane, yönetim odası ve kadınların, gençlerin, semah hizmeti veren canlarımızın toplantı yapıp faaliyetlerini konuşabilecekleri mekanlar olacaktır. Bu mekanların hepsi son derece donanımlı ve işlevli olacaktır. Bahsedilen mekanlar dışında herhangi bir ticari alan kesinlikle söz konusu değildir. Projemizde sadece halkımıza inançsal, sosyal ve kültürel alanlarda hizmet verecek alanlar olacaktır. Bu örnek projenin tüm halkımıza hayırlı olmasını diliyoruz ve emeği geçen tüm canlara ve dostlara tekrar teşekkür ediyoruz.”
PİRHA-Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi, pandemi nedeniyle Muharrem ayında oruç açma lokması verilemeyeceğini duyurdu.
Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi, salgın sebebiyle faaliyetlerin de kısıtlanacağını duyurdu. Muharrem ayında oruç açma lokmasının verilemeyeceğini duyuran cemevi yönetimi, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:
“9 Ağustos Pazartesi Günü 12 İmam Matem Orucumuzun ilk günüdür. 20 Ağustos Cuma akşamı sona erecektir. Bazı yörelerimizde öncesinde, Masum-u Paklar ve Fatma Ana Orucu da tutulmaktadır. Pandemi nedeniyle cemevimizde Oruç Açma Lokması verilemeyecektir.
Yalnızca; İmam Hüseyin’in katledildiği Muharremin 10. gününe denk gelen 18 Ağustos Çarşamba günü cemevimizde Oruç Açma Lokması verilecek, dedemizin nefesi ve mersiyelerimizle anmamız olacaktır.
29 Ağustos Pazar günü aşuremiz ve kurban lokmamız vardır. Aşure ve kurbana katkı sunmak isteyen canlarımız, cemevimiz ile iletişime geçebilirler.
Oruçlarımız ve Niyazlarımız Hak katında kabul ve makbul ola.
Şehitler Serdarı Şah Hüseyin’in duruşu her daim yolumuza rehber ola.”
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Batıkent Cemevi, 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda yaşamını yitireni andı. Şube Başkanı Onur Şahin “Katliamın yaşandığı gün devlet güçleri, devletin yetkilileri, kalabalığı sadece seyrettiler. Hatta o kalabalığı yönlendirdiler” dedi.
PSAKD Batıkent Cemevi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 yurttaş için anma düzenledi. Cemevi bahçesinde yapılan anmaya AKA-DER, Batıkent Halkevleri, CHP, Divriği Kültür Derneği, EMEP, HDP, Sol Parti, SODER, TİP, TKP ve Yeni Yaşam Derneği de destek verdi.
“BENZİN DÖKENLERDEN BİRİSİ DE DÖNEMİN BELEDİYE BAŞKANIDIR”
Anma gecesinde ilk olarak katliamda yaşamını yitirenlerin isimleri tek tek okundu. Ardından ise PSAKD Batıkent Şube Başkanı Onur Şahin konuşma yaptı. Şahin, Sivas Katliamı’nı yapan zihniyetin günümüzde de benzer saldırılara imza attığını ifade ederek şunları söyledi:
“Bütün dünyanın gözü önünde vahşice bir katliam gerçekleştirildi. Ve bu katliamda bizler her zaman şunu söylüyoruz; bu katliam organize ve planlı bir katliamdır. Devlet güçlerinin gözü önünde, devlet güçlerinin göz yumması ile daha da ötesinde devlet güçlerinin yönlendirmesi ile yapılan bir katliamdır bu. Örneğin Sivas Katliamı’nın 1-2 hafta öncesinde şeriatçı gruplar, kentte sürekli ayaklanma ve kıyam çağrısı yaptılar. Devlet güçleri, bunlara hiçbir şey yapmadı. Katliamdan bir-iki gün önce Madımak Oteli’nin etrafına dönemin Sivas Belediyesi tarafından parke taşları bırakıldı. O parke taşları ile otele saldırdılar. O dönemin Sivas Belediye Başkanı, şimdi çok mutebel bir insan gibi görünüyor… Kendini öyle pazarlıyor. Katliam esnasında ise ‘Bir kere şöyle bir Fatiha okuyalım. Şunların ruhuna ‘El Fatiha’ diyelim. Gazanız mübarek olsun’ dedi. Ateşe benzin dökenlerden birisi de odur o. Bugün muteber görünen o şahıstır. Askerler, televizyonların gözü önünde otelin önünden çekip gittiler. Bu emiri kimler verdi? Ve canlarımız orada katil sürüsü ile baş başa kaldı.
İşin özeti; katliamın yaşandığı gün devlet güçleri, devletin yetkilileri, topluluğun kalabalıklaşmasını sadece seyrettiler. Hatta o kalabalığı yönlendirdiler. Ufak bir müdahale ile grubu dağıtabilirlerdi ama bunu tercih etmediler. Resmen canlı yayında bütün dünyanın gözü önünde canlarımız vahşice katledildi. Katliamdan sonra dönemin başbakanı ise aynen şunları söyledi ‘Çok şükür otelin etrafını saran vatandaşlarımıza hiçbir biçimde zarar gelmemiş’. İşte zihniyet bu.”
Anma gecesinde Gamze Kahyaoğlu Doğan – Şafak Ercan Doğan ve Aydın Birkan Özkan, yaşamını yitirenler için ezgiler seslendirdi.
Anma programı Zakir Türkan Akbıyık’ın deyişleri eşliğinde dönülen semahların ardından son buldu.
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Batıkent Cemevi, 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren canlar için anma yapacak.
PSAKD Batıkent Cemevi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 yurttaş için 30 Haziran Çarşamba anma yapacak. Saat 19.00’da Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevinde düzenlenecek anma etkinliğinde Gamze Kahyaoğlu Doğan, Şafak Ercan Doğan ve Aydın Birkan Özkan, yaşamını yitirenler için ezgiler seslendirecek.
Anmaya AKA-DER, Batıkent Halkevleri, CHP, Divriği Kültür Derneği, EMEP, HDP, Sol Parti, SODER, TİP, TKP ve Yeni Yaşam Derneği de katılacak.
PİRHA- PSAKD Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi Babası Cemal Şahin, Hakk’a uğurlama erkanının, rızalık meydanı, Hak meydanı ve toprağa sırlanma meydanı gibi üç aşamalı olarak yapıldığını belirterek, “Alevi öğretisinde ölen yok olmamakta, her ölüm yeniden başka bir doğuşu var etmektedir” dedi.
Ankara’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi Babası Cemal Şahin, Alevi inancında Hakk’a uğurlamaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Hakk’a uğurlamaların her inanca ve topluma göre değişiklik gösterdiğinin altını çizen Şahin, “Alevi öğretisinde ölen, yok olmamakta, her ölüm yeniden başka bir doğuşu var etmektedir” dedi.
“Alevi öğretisine göre evrende hiçbir şey birden bire var olmaz, her şey birbirini izleyen, art arda gelen olaylar zinciri sonucu oluşur. Her varlaşan, bedenleşen şey ise bir bitime doğru gider ve bu anlamda her şeyde bir bitim vardır. Ancak bu bitim yeni başka nesneleri var eder” ifadelerini kullanan Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“HİÇBİR ŞEY YOKTAN VAR, VARDAN YOK OLMAZ”
“O nedenle ölümden sonra, ölü bedenin üyeleri başka hayatları oluşturmak için başka şeylere dönüşür. Böylece evrende her şey bir döngüsellik içinde ve bir şey bittiğinde bir başka şeyi var eder. Alevi öğretisinde evrenin bu hareketliliği göz önünde bulundurularak ölen insanla ile ilgili uygulamalar buna göre yapılmaktadır. Alevi öğretisinde Hak ile bir olmak, Hak ile Hak olmak ve Hak’tan geldik, Hakk’a gidiyoruz gibi deyimler vardır. O nedenle Alevi geleneğinde o kişi için Hakk’a yürüdü, don değiştirdi gibi deyimler kullanılır. Ayrıca Alevi inancında ne cennete gitme hayali, ne de cehennem ateşinde yanma gibi bir düşünce vardır. Bu konuda yol ulularımız bizlere eşim bana huri, evim bana cennet derler. Ayrıca cehennem nârını ise insanların yaşam süresi içeresinde çektikleri azaplar olarak öğretirler.
“ALEVİLİKTE CENAZE ERKÂNI RIZALIK, HAK VE SIRLANMA MEYDANI ŞEKLİNDE YAPILIR”
Alevilikte Hakk’a yürüme erkanı birbirini tamamlayan üç aşamalı olarak yapılmaktadır. Bunlar sırasıyla rızalık meydanı, Hak meydanı ve toprağa sırlanma meydanı gibi üç aşamalı olarak yapılmaktadır. Ne yazık ki Alevilik tarihi yolculuğunda daima hakim inancın karşısında asimile edilmeye, eritilmeye çalışılmıştır.”
Tarihi süreç içeresinde Selçuklu döneminde başlayan asimilasyon faaliyetlerinin Osmanlı’da Yavuz döneminde Alevi kırımlarına kadar vardırıldığına dikkat çeken Şahin, şunları söyledi:
“2. Mahmut dönemi olan 1926 yılında yeniçeri ocağı kapatıldıktan sonra birçok Alevi dergâhları kapatıldı ve Hacı Bektaş Dergâhına, Alevi Bektaşi dede, baba ve dervişlerin yerine Nakşi şeyhleri imam olarak atanmaya başlandı. Bu zatların görevi Alevileri hâkim inanç içerisinde eritmekti. Nitekim 1934 yılında dergâha bir de cami yapılarak asimilasyon sürdürüldü.
1925 yılında Tekke ve Zaviyeler bir yasa ile kapatılınca Alevi Bektaşi dergâhları da bu yasa içerisine alınarak kapatılmıştır. Gerek 1927 yılında ve gerekse de 1925 yılında Alevi Bektaşi tekkeleri kapatılınca Alevi Bektaşi köylerinden birçok kişiler alınarak il ve ilçelere götürülmüş ve onlara nasıl ibadet edecekleri, cenazeyi nasıl kaldıracakları hakkında kendi öğretileri üretilmiştir. Ayrıca 1960’lı yıllarda ben bunu gayet iyi hatırlıyorum. Bizim köyden de gidenler oldu. İmam Hatip Takabil kursları adı altında ilçelerde kurslar açıldı. Alevi köylerinde bu işleri yürüten kişiler alınarak o kurslarda eğitildi ve köye döndükten sonra öğretildiği şekilde bizim köyde de cenazeler o şekilde kaldırılmaya başlandı.”
“YÜZYILLARDAN BERİ BASKI VE ZULÜMDEN DOLAYI İNANÇ VE ERKANLARIMIZI GİZLİ YAPMAK ZORUNDA KALDIK”
Alevilerin ibadetlerini gizli yapmak zorunda kaldığını hatırlatan Şahin, “Kültür bir toplumun tarihsel süreç içerisinde ürettiği ve kuşaktan, kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi ödediklerinin ürünüdür. Eğer bir toplum kendisinden önceki kuşaktan aldığı kültürünü çağın koşullarına göre sentezleyerek, bir sonraki kuşaklara aktaramazsa o toplum eninde ve sonunda yok olmaya mahkûmdur. Bizler bu kültürlerin taşıyıcılarıyız. Ama bizleri zor bir görev beklemektedir. Çünkü bu topraklar üzerinde yüzyıllardan beri egemen çevrelerin baskı ve zulümlerinden dolayı inanç ve erkanlarımızı hep gizli yapmak zorunda kaldık” diye konuştu.
“KORKUDAN TAHKİYE YAPARAK EGEMEN ÇEVRELERİN İNANCINI KENDİ İNANCIMIZMIŞ GİBİ YAŞADIK”
Korkudan dolayı birçok yerlerde de takiye yaparak, egemen çevrelerin edep ve erkanını kendi edep ve erkanımızmış gibi uygulamaya başladık” diyen Batıkent Cemevi Babası Cemal Şahin, “Süreç içerisinde de kültürel yönden asimile olup gittik. Zaten görenekler uzun süre uygulandığında gelenekselleşiyor. Eğer bu kültürümüzün yok olmasını istemiyorsak, kendi inancımıza göre erkanlarımızı yapmalıyız” çağrısında bulundu.
PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler Batıkent Cemevinde anıldı. Anmada “Unutmadık, unutturmayacağız” denildi.
2 Temmuz Sivas Katliamının 27. yılı dolayısıyla katledilen 33 aydın,yazar ve sanatçı için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şubesi Batıkent Cemevinde anma düzenlendi.
Anmada, PSAKD Yenimahalle Şube Sekreteri Türkan Akbıyık, Sivas Katliamın planlı olduğuna dikkat çekerek, şunları ifade etti:
“Katliamdan sonra gerici katil güruh içinden sadece küçük bir grup hakkında dava açıldı. Uzun süren yargılamalar sonunda bu katillerin çoğu ya hiç ceza almadılar ya da küçük cezalarla kurtuldular. Hiçbir sağlık sorunu olmayan ve katliamda başı çekip mahkemede hiçbir pişmanlık belirtmeyen Ahmet Turan Kılıç haksız ve hukuksuz bir kararla affedildi. Haklarında dava açılan katillerin bir kısmı ise hiç bulun(a)madı. Daha sonra bu katillerin bazılarının Sivas’tan hiç ayrılmadan yaşamlarına devam ettikleri, hatta resmi olarak haklarında arama kararları olmasına rağmen evlendikleri, askere gittikleri, işe girip çalıştıkları, ehliyet aldıkları anlaşıldı. Bir kısmı da arama kararlarına rağmen ellerini kollarını sağlayarak yurtdışına çıktılar. Daha sonrasında devlet tarafından bulun(a)mayan bu katiller zamanaşımı kararıyla ceza almaktan kurtuldular. Dönemin başbakanı olan AKP Genel Başkanı ise bu karar için “hayırlı olsun” dedi. Halen yurtdışında yaşayan katillerin iadesi için hiçbir çaba gösterilmedi. Tam tersine bu katillerin iade edilmemeleri için bilerek yanıltıcı ve yanlış bilgiler verildi. Haklarında ceza kesinleşmiş olan 11 sanıktan biri yakalanmış ve cezaevine gönderilmiştir. Bir sanık ölmüş(Cafer Erçakmak) fakat 9 sanık halen yurtdışındadır. Haklarında kırmızı bülten olmasına karşın Avrupa ülkeleri arananları iade etmemişlerdir. Bu ülkelere katillerin iadesi için çağrıda bulunuyoruz. Davası halen devam eden 3 sanığın da iadesi konusunda çağrımızı yeniliyoruz. Sivas katillerinin avukatları AKP tarafından milletvekili, belediye başkanı, bakan ve hatta Anayasa Mahkemesi üyesi yapılarak ödüllendirildiler. Sivas Katliamından bugüne kadar 27 yıl bu şekilde geçti.”
“Bugün ise AKP iktidarı sadece Alevilere değil diğer tüm ilerici-demokrat-muhalif toplum kesimlerine karşı da baskı ve sindirme politikalarını sürdürmektedir” diyen Akbıyık, “Aleviler üzerindeki bin yıllık asimilasyon ve yok etme politikaları AKP iktidarı tarafından da hevesle devam ettirilmektedir. Kutsal mekanlarımız ya çeşitli şekillerde yok ediliyor ya da çeşitli gerekçelerle elimizden alınarak Siyasal İslamcı birtakım karanlık yapılara teslim ediliyor. Cemevlerimiz tanınmıyor. Alevi çocuklarına zorla din dersleri dayatılıyor. Dersim, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarının üzeri devlet tarafından ısrarla örtülüyor. Alevi köylerine zorla Cami yapılıyor. Cami olmayan köylerimize hizmet götürülmüyor. Kamuda ayrımcılığa uğruyoruz. Gençlerimiz Alevi kimliklerinden dolayı işe alınmıyorlar” ifadelerini kullandı.
Akbıyık, “2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı özünde sadece Alevilere karşı değil; ezilen, ötekileştirilen, dışlanan, yok sayılan bütün toplumsal kesimlere karşı yapılan bir katliamdır” diyerek, “gelin hep birlikte dayanışmayı ve mücadeleyi büyütelim. Büyütelim ki bize bu acıları yaşatanlardan hesap sorabilelim” çağrısı yaptıktan sonra ortak basın metninde ismi geçen kurumlar olan Alevi Bektaşi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin yer aldığını ifade etti.
Açıklamanın ardından deyişler okunarak program sona erdi.
Batıkent Cemevinde, Celal Abbas Ocağı’ndan İbrahim Erzincan, Axuçan Ocağından Belgüzar Akbıyık ile zakir Türkan Akbıyık ve Hıdır Çelebi’nin katılımıyla Xızır Cemi tutuldu. Ceme katılan tüm canlardan rızalık alınmasının ardından gülbang okunarak çerağlar uyandırıldı.
Dersim-Der Ankara Şube Eş Başkanı Yaşar Kılavuz yaptığı kısa konuşmasında, “Xızır Dersim inancında kutsal bir aydır. Şubat ayı Dersim’de de Xızır ayıdır. O vesile ile buraya toplandık. Hepinizin ayaklarına sağlık. Lokmalarınız hakk katında kabul ola” dedi.
“XIZIR YARDIMLAŞMAYI SEVENİN YANINDA OLUR”
Dede İbrahim Erzincan ise Xızır’a ilişkin yaptığı konuşmasında “Xızır herkesin evinde var olsun; aşına, işine, bereket getirsin. Xızır ayı tabii ki olmazsa olmazlarımızdır. Mazlumun yanında var olan Xızır’ı biz arıyoruz. O Xızır’ı da kendi içimizde aramamız lazım. Yardımlaşıp, dayanışırsak, örgütlü, akıllı, bilime dayalı, insanlığa hizmet eden, bir toplum yetiştirirsek o zaman Xızır’ı anlamış ve tanımış oluruz. Günümüzün Xızırları olmamız için, iyi bir toplum, iyi bir insan, iyi bir nesil ve çevresini aşılatacak bir toplum yaratmak için hepimizin hazır olması lazım. Bir öğrenci okutabiliyorsak, onun dört yıllık burs ücretini kendi aramızda paylaşıp ödeyebiliyorsak, o zaman biz Xızır’ın görevini yapmış oluyoruz. Xızır yardımlaşmayı seven, Xızır dayanışmayı seven, Xızır paylaşımı sevenin yanında olmuştur” dedi.
Konuşmaların ardından Zakir Türkan Akbıyık ve Deniz Hıdır Çelebi’nin söylediği deyişlerle semaha duruldu. Cemin ardından lokmalar paylaştırıldı.
PİRHA –DAD Ankara Şubesi, PSAKD Yenimahalle Batıkent Cemevi’nde Xızır cemi gerçekleştirdi.Cemde Xızır’ın anlamına değinen Cemal Şahin “Xızır karanlığa karşı ışık, zorbalığa karşı Şahımerdan, umutsuzlara karşı umut, gönlümüzde filizlenen umudumuz, güneşimiz, dolunayımızdır”dedi.
DAD Ankara Şubesi, PSAKD Yenimahalle Batıkent Cemevi’nde Xızır cemi gerçekleştirdi
ABF İnanç Kurulu üyesi Hüseyin Abdal Ocağından Hüseyin Gazi Metin , Hüseyin Abdal Ocağından Sultan Karababa, Baba Mansur Ocağından Seyfettin Elaldı, PSAKD dedesi Cemal Şahin, Zakirler Hıdır Çelebi ve Devrim Demir’in yer aldığı cemde, 12 hizmet erkanını Erzincan Yalınca Köyü cemevi gerçekleştirildi.
Cem, ceme katılan tüm canlardan rızalık alınarak başladı. Ardından gülbang okunarak çerağlar uyandırıldı.
Cemde konuşan Pir Hüseyin Gazi Metin Alevilerin tarih boyunca katliamlardan geçirildiğini hatırlatarak, ” Alevileri zorla İslamla bağdaştırmaya çalışıyorlar. Alevileri İslam’a zorlayanlar var, onun için anlatmaya çalışıyorum. Çok dikkatli olalım, birinin gölgesi altında olanın gölgesi olmaz.
Ayrıca eline, diline, beline sahip olmak bizde; aşına, eşine işine sahip olmak bizde; zalimlere karşı olmak bizde; 73 millete bir nazarla bakmak bizde; bizim neyimiz yok ki. Ama bizim bizden haberimiz yok.” dedi.
Baba Mansur Ocağından Seyfettin Elaldı ise konuşmasını Türkçe ve Kürtçe yaptı.
Xızır’ın Aleviler için önemine değinen Elaldı, ” Xızır kavramı çok eski bir kavramdır; bazı kesimler Xızır’ı Yahudi uydurması diye nitelendiriyor. Oysa Xızır tarihin gerilerinden gelmiş bir kişiliktir ve aynı zamanda müsahipliktir. Xızır ayında müsahipler görüşür, bir araya gelirler. Eğer biz bunu bu şekilde algılayamazsak Xızır’ın özelliğini de anlayamayız. Müsahip olmanın temel öğretilerinden birisi de Xızır’dır. Xızır gizli sırların inancıdır. Xızır Musa’ya, İsa’ya rehber olmuştur” dedi.
Xızır ayında yapılan kavut lokmasını da hatırlatan Elaldı, ” Xızır ayında kadınlar eskiden buğdayı öğütür sonra leblebi gibi kavurup, damın üstüne koyarlardı. Sabah eğer el izi varsa , ‘Xızır gelmiştir’ derlerdi. Genç kızlar kavutu havaya atarlardı. Rüzgâr hangi tarafa giderse, o yöne gelin giderlerdi. Xızır ayı, bir Murat ayıdır. O nedenle bizim için önemlidir. Yazın biz harman savururduk, rüzgâr gelmediği zaman nenem ambardan kavut getirirdi havaya savurur, “Rüzgârın Xızır’ı gel” derdi, Xızır’dan yardım beklenirdi” diye konuştu.
Cemal Şahin de Xızır aynın önemine ve kutsallığına değinerek şunları söyledi:
“Xızır karanlığa karşı ışık, zorbalığa karşı Şahımerdan, umutsuzlara karşı umut, gönlümüzde filizlenen umudumuz, güneşimiz, dolunayımızdır. Bizdeki Xızır anlayışı, bir dogma, bir hurafe değildir. Dayanışmayı, paylaşımı, adaleti, sevgiyi simgeler. Zorda kalanların zoruna, darda kalanların darına, aman diyenin canına, hasta olanın imdadına, şifasına yetişir. Hak ve adalet için yola çıkmışlara kimler yardım ediyorsa, o onun Xızırıdır.”
Konuşmaların ardından Zakir Deniz Devrim ve Hıdır Çelebi’nin söylediği deyişlerle semaha durulduğu cemin ardından lokmalar pay edildi.
PİRHA- Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, 23.02.2020 Pazar günü saat 18.00’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi’nde Xızır cemi gerçekleştirecek.
Alevilerin kutsal ayı Xızır ayında Xızır cemleri tutulmaya ve lokmalar pay edilmeye devam ediyor.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, bugün PSAKD Yenimahalle Şube Batıkent Cemevi’nde Xızır cemi gerçekleştirecek.
23.02.2020 Pazar günü Saat 18:00’de başlayacak olan cemi Hüseyin Abdal Ocağından Hüseyin Gazi Metin, Dede Seyfettin Elaldı , Zakir Hıdır Çelebi, Cansell Özdemir ,İmam Bakır ve Devrim Demir’in yürütecek.
PİRHA – Pir Sultan Abdal Akademisi yeni yılda 4 konu 40 ders Alevilik eğitimi 10 Ocak’da başlıyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Cemevi öncülüğünde Pir Sultan Abdal Akademisi başlıyor. Alevilik eğitiminin koordinatörlüğünü Turan Eser yapıyor. 4 konu 40 ders ile başlayacak eğitimde ilk olarak Gani Pekşen, Alevi inancından hak aşıklığı, semah ve nefesler konusu anlatacak. Eğitim 10 Ocak Cuma günü saat: 19.00 ile 22.00 saatleri arasında verilecek.
PİRHA – PSAKD Yenimahalle Şube bahçesinde Newroz ateşi yakıldı. ABF İnanç Kurulu Üyesi Hasan Doğan’ın yürüttüğü cemde Ortadoğudaki her halkın kendine özgü Newroz bayramı olduğunu söyledi.
Ankaralı canlar, Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde buluşarak bahçede Newroz ateşi yakıp semah döndü ardından ise halaylar çekildi.
ABF ve PSAKD İnanç Kurulu Üyesi Hasan Doğan’ın yürüttüğü cem erkanında Dede Cemal Şahin posta otururken Zakir Türkan Akbıyık, Eylem Ulusoy ve Eylem Akbıyık da deyişler okudu.
Cemde ilk olarak gülbeng okunup oniki hizmet görüldü. Çerağların da yakıldığı cemde Newroz ayının önemine dikkat çekildi.
“NEWROZ, KAWA’NIN YÜREĞİNDEN TAŞAN CESARETTİR”
Pir Hasan Doğan, “Newroz, Şah Merdan Ali’ninFatma Ana ile yaren olduğu gündür. Newroz, güneş ile dünyanın aşk serenatı, doğanın doğum sancısıdır. Newroz, Demirci Kawa’nın çekicinden çıkan özgürlük kıvılcımının yüreğinden taşan cesarettir. Newroz yalçın dağlarda kar, tipi ve borana direnen kardelen çiçeğinin güneş ile buluşmasıdır. Newroz Kürt halkının varoluşudur. Ayrıca Newroz, Türkmenler için doğanın yeniden yeşermesi, bolluğun ve bereketin de simgesidir” dedi.
“ALEVİLİK DOĞA İNANCIDIR”
Dede Cemal Şahin de Newroz’un yeni gün anlamı taşıdığını belirterek “Alevilik bir doğa inancıdır. Xızır da doğuran doğanın doktorudur” diyerek sözlerini tamamladı ve on iki hizmet görürülerek lokma gülbengi okundu. Yakılan çerağlar da sırlandırıldıktan sonra gelen canlara lokmalar pay edildi.