Etiket: batıkent

  • ‘Hürcan Bulur Geleceğe Umut Vakfı’ 2 Nisan’da resmiyete kavuşacak!-VİDEO

    ‘Hürcan Bulur Geleceğe Umut Vakfı’ 2 Nisan’da resmiyete kavuşacak!-VİDEO

    PİRHA – Yaya geçidini kullanırken Özer Sağlamyürek kontrolündeki otomobilin çarpması sonucu yaşamını yitiren Hürcan Bulur adına vakıf kuruluyor. Baba Veysel Bulur, Hürcan Bulur Geleceğe Umut Vakfı ile ihtiyaç sahibi çocukların eğitimine destek olacaklarını belirtti. Baba Bulur, kurulacak vakıf aracılığıyla zihinsel engelliler için de Dersim’de rehabilitasyon alanları kurmak istediğini açıkladı.

    Hürcan Bulur, Yenimahalle ilçesindeki Batıkent Bulvarı’nda 24 Ağustos 2023’te yaya geçidini kullandığı esnada Özer Sağlamyürek yönetimindeki otomobilin çarpmasıyla yaşamını yitirdi.

    Kaza sonrasında şoför Özer Sağlamyürek, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı. Sağlamyürek hakkında ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan, 2 yıldan 6 yıla kadar hapis istemiyle Ankara 64. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Ancak mahkeme, sanık Özer Sağlamyürek’e ‘bilinçli taksirle ölüme neden olma’ suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verdi. Sanığın hükümle birlikte tahliyesine karar verilmesi üzerine Bulur ailesi adeta bir kez daha yıkıldı.

    “HÜRCAN GİBİ UMUTLARI OLAN GENÇLERE YARDIM YAPACAĞIZ”

    Baba Veysel Bulur, mahkemeden çıkan kararı bir üst mahkemeye taşıyarak, dosyanın şimdilik kapatılmasına engel oldu. Bulur ailesi, oğlu Hürcan’ın anısını yaşatmak üzere bir de vakıf kurma kararı aldı. Tüm resmi başvuruları yaptığını söyleyen Veysel Bulur, Asliye Hukuk Mahkemesi’nin onayından sonra vakfın resmi olarak kuruluşunu ilan edeceklerini söyledi.

    Baba Veysel Bulur, mahkemede gelinen son süreci ve vakfın kuruluşuna dair şu bilgileri paylaştı:

    “Davamız, belki de Türkiye adalet sisteminde hiç görülmemiş bir şekilde rekor bir sürede; 45 günde sonuçlandı. Olay 24 Ağustos 2023 yılında olmuştu, 30 Ekim’de dava başladı, ilk duruşmamız 21 Kasım’da yapılmıştı, ikinci duruşma da 15 Aralık da yapıldı ve avukatlarımızın hiçbir talebi de dikkate alınmadı. 45 günlük sürede dava karara bağlandı! Biz de bu süreci İstinaf Mahkemesi’ne taşıdık. Şu anda o mahkemedeki süreç başladı ama henüz bir gelişme yok. Dolayısıyla oradan çıkacak sonucu bekleyeceğiz.

    Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden olumlu cevap verildi. 2 Nisan’da duruşma yapılacak. Dolayısıyla bu durum 2 Nisan’da karara bağlanıp vakıf resmen kurulmuş olacak. Oluşumun adı ‘Hürcan Bulur Geleceğe Umut Vakfı’. Neden bu ismi koyduğumuzu sorarsanız eğer, Hürcan sonuçta hayalleri ve ümitleri olan bir gençti. Biz de özellikle başta Hürcan gibi umutları olan gençlere, gelecekte umut olabilmek adına vakfın ismini böyle düşündük. Tabi öncelikli amacımız, Hürcan gibi umutları olan genç ve çocuklara bir umut olabilmek. Hiç bir aile imkanı olmayan gençleri bulup, gerekirse ilkokul seviyesinden başlayarak üniversiteye kadar eğitim masraflarını üstlenip bir şekilde destek olmak istiyoruz.”

    VAKIF BÜNYESİNDE ENGELLİ BİREYLERE DÖNÜK PROJE!

    Baba Veysel Bulur, “Benim artık miras bırakacağım bir kimsem yok” diyerek tüm çabasını kuracağı vakfa yönlendireceğini ifade etti. Veysel Bulur, vakıf aracılığı ile engelli bireylere de destek olmak istediklerini söyleyerek şöyle devam etti:

    “Vakıftaki ikinci bir amacımızda; Hürcan’ın zihinsel engelli bir amcası vardı, onu da Hürcan’dan iki buçuk ay önce, 31 Mayıs 2023’te kaybettik. Hürcan’ın çocukluğu amcasıyla geçti. Hürcan, amcasını çok sever ve onunla hep ilgilenirdi. Bir diğer amacımız da özellikle zihinsel engelli kişilerle ilgili bir proje düşünüyoruz. Özellikle ailelerin bakabilecek durumu olmayan zihinsel engelliler başta olmak üzere veya otizimli insanlara bir şekilde barınmalarına, gerekirse rehabilite edilmelerine dönük bir proje düşünüyoruz.”

    VAKIF PROJESİNİN DERSİM AYAĞI!

    Veysel Bulur, zihinsel engellilere yönelik projeyi Dersim’de hayata geçirmeyi planladıklarını da belirterek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Vakfımız resmen kurulduktan sonra Dersim’e gidip hem merkez belediye hem de Hozat Belediyesi ile bu projeyi konuşmak istiyoruz. Eğer becerebilirsek Avrupa fonlarından da destek almak adına proje hazırlamayı düşünüyoruz. Orada oluşturulacak ortam ile söz konusu bireylere bir yaşam alanı kurmak istiyoruz.

    Vakfın mütevelli heyeti yaklaşık 30 kişiden oluşacak. Belirli şartları taşımak koşuluyla insanlar bir şekilde vakfa üye olabilecekler. Vakfımızın kuruluşunun gerçekleştiği ilk etapta hemen büyük bir organizasyonla bu kuruluşu tanıtmayı planlıyoruz. Geniş bir katılımla, içerisinde sanatçıların da olacağı bir organizasyon yapacağız. Vakfımızın doğal olarak bir internet sitesi de olacak. Orada yapmak istediklerimiz görülecek ve bağış yapmak isteyenler oradan bize ulaşabilecekler.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER: Yaya geçidinde Hürcan Bulur’un ölümüne neden olan sürücüye tahliye!

  • Ankara’da Pir Sultan Abdal Cemevi 17 Şubat’ta açılıyor!

    Ankara’da Pir Sultan Abdal Cemevi 17 Şubat’ta açılıyor!

    PİRHA-PSAKD Yenimahalle Şube binası inşasında sona gelindi. 2 yıllık sürenin ardından içerisinde cemevinin de olduğu bina 17 Şubat’ta hizmete açılacak.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şube binası tamamlandı. Yenimahalle Belediyesi tarafından yapılan bina içerisinde cemevinin yanı sıra cenaze hizmetleri de yürütülecek.

    PSAKD Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin, şube binasının 17 Şubat’ta hizmete sokulacağını belirterek “Açılış için belediye ile görüştük. 17 Şubat’ta Erdal Erzincan konseriyle açılış yapılacak. Açılış yapıldıktan sonra 29 yıllığına bu binanın hakkı bizde olacak. Büyük bir şube binası oluştu. İçerisinde cemevi, yemekhane, misafir salonu, kütüphane, derslik, toplantı salonu ve cenaze hizmetlerinin verileceği alanlar var. Birçok ihtiyacımıza cevap verecek bir bina oldu diyebiliriz” şeklinde konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Tek çocuklarını öldüren sürücünün ailesi, Ozan İrfani’yi dahi kullanmış-VİDEO

    Tek çocuklarını öldüren sürücünün ailesi, Ozan İrfani’yi dahi kullanmış-VİDEO

    PİRHA – Hürcan Bulur’un ölümüne sebep olan sürücü Özer Sağlamyürek, yüzde yüz kusurlu bulunmasına rağmen 15 Aralık’ta tahliye edildi. Karara tepki gösteren Bulur ailesi, karşı tarafın hükümetle olan ilişkisine vurgu yaptı. Baba Veysel Bulur, “Hakim, avukatlarımızı tersleyip tüm talepleri reddetti. Tanığımız dahi dinlenmedi. Telaşlı bir şekilde dava karara bağlayıp salon hızlıca boşaltıldı” dedi.

    Hürcan Bulur, Ankara Batıkent Bulvarındaki yaya geçidinden karşıya geçerken Özer Sağlamyürek kontrolündeki aracın çarpması sonucu 24 Ağustos 2023’te yaşamını yitirdi. Sağlamyürek’in, aracı ile 50 km hızla gitmesi gereken yolda 140 km hızla kazaya sebebiyet sağladığı bilirkişi raporlarına da yansıdı.

    Yüzde yüz kusurlu bulunan Özer Sağlamyürek, 15 Aralık’ta görülen dava sonrasında tahliye edildi. Bulur ailesi, karar karşısında bir kez daha yıkılırken, yaşadıkları mağduriyetin detaylarını PİRHA’ya anlattı.

    TRAFİK IŞIĞI KONULMASI İÇİN DEFALARCA KEZ TALEP İLETİLMİŞ!

    Baba Veysel Bulur ile kazanın yaşandığı yaya geçidinde bir araya geldik. Bulvardaki hız limitinin 50 km olduğunu belirten baba Bulur, “Ancak hiçbir araç bu kurala uymuyor. Bu cadde üzerinde sürekli kazalar oluyordu. Hatta Hürcan’ın kazasının olduğu gün ve sonraki günde de burada kazalar olmuştu. Özellikle mahalle muhtarımız bu konuya dair çokça girişimde bulunmuştu ama bu yolun hastane ve okula yakın olmamasından kaynaklı herhangi bir kasis, engelleyici, ışık konulamayacağı söylenmiş. Dolayısıyla herhangi bir tedbir alınmadı. Hatta şu anda mevcut olan trafik ışıkları ve kasisler de yeni konuldu” dedi.

    “BU YOLDAN GEÇMEK İSTEMİYORUM”

    Baba Veysel Bulur, yaşadıkları evin önündeki yoldan her geçtiğinde olay gününe gittiğini ifade ederek “Hürcan’ın kazasından sonra bu yoldan hiç geçmek istemiyorum. Geçtiğim anda Hürcan’ın o anki durumunu düşünüyorum. Çarpma anını, Hürcan’ın 40 metre kadar sürüklenmiş olmasından dolayı tüm vücudundaki kemiklerin kırılmış olması, iç organlarının parçalanmış olması… Yani o an Hürcan’ın çektiği acıları düşünüyorum” diye belirtti.

    TÜM AYRINTILAR BİLİRKİŞİ RAPORLARINA DA YANSIDI!

    Veysel Bulur, yaşanan kazadan ötürü çocuklarında hiçbir kusurun olmadığının altını çizdi. Durumun, hem kaza tespit tutanağında hem de adli tıp raporlarında belirtildiğini söyleyen Bulur, şöyle devam etti:

    “Buna rağmen ‘cezalı’ biz olduk. Özellikle bilirkişi raporu ve Tesla’dan alınan kayıt sisteminden saniye saniye aracın tüm hareketleri görünüyor. Sanığın kendisi de mahkemede ifade verirken çarpma anına kadar hiç frene basmadığını itiraf etti. 141 km hızla çarptığı ve hızını %75 arttırarak ki muhtemelen kaçmayı düşündü ancak Hürcan’ı sürüklediği için kaçamayacağını anlayınca frene basıyor. 29 metre fren izi var. Çarpıp durduğu mesafe ise yaklaşık 40 metre.”

    “TAZMİNATIN İKİ KATI PARA VERELİM, DOSYA KAPANSIN!”

    Veysel Bulur, sanığın ailesinin iktidar ilişkisine de işaret etti. Baba Bulur, defalarca kez para teklifi aldıklarını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Onlara bu işin bir pazarlık konusu olamayacağını, eğer vicdanlarını rahatlatmak istiyorlarsa yapacakları tek şeyin mahkeme sürecine müdahil olmayıp oğlunun alacağı cezaya razı olmaları gerektiğini söyledim. Onlar da ‘bu işin hem vicdani hem de ilahi adalet kısmı var, kesinlikle müdahil olmayacağız. Oğlumuz ne ceza alacaksa alsın’ diye söz vermişti. Ancak daha sonra tavırları değişti. ‘Oğlumun bir suçu yok. Tek suçu yaya geçidinde vurmuş olmasıdır. Oğlumu kurtarmak için her türlü yolu kullanırım. Bu imkanım da var’ gibi laflar söylemeye başladı. Karar duruşmasından bir hafta kadar önce yeğenimle bir haber yollayıp ‘Biz tazminat hesabını yaptırdık, 800 bin lira tutuyor. Bunun 2 katını verelim ve bu işi kapatalım’ gibi teklifte bulundular.

    OZAN İRFANİ KOZU!

    Kendisiyle görüşmeyi hiç kabul etmedik ancak çokça ısrarları üzerine oturduğumuz sitenin yönetim odasında görüştük. O görüşmede katilin babası ile halk ozanı İrfani Yıldırım vardı. Kesinlikle kimliğimizle ilgili bir araştırma yapmışlardı. Ozan İrfani’yi getirmeleri bizim Alevi olmamız nedeniyleydi. Bizi etkileme amaçları vardı. Özellikle İrfani’ye ‘Hiçbir şekilde bu iş pazarlık konusu olamaz’ demiştim. O gün İrfani, üzgün pozlar takınarak ‘Ya bu işte bir kazadır. Ne gerekiyorsa yapalım. Benim özellikle Tunceli’lilerle aram çok iyi. Tanıdığımız profesörler var, Hürcan ile ilgili kitaplar yazdıralım. Hürcan’ın adını bir yerlere verelim’ dedi. İrfani en son utanmadan şöyle bir teklifte bulundu; ‘Kırk yemeğini nasıl yapacaksınız? 40 yemeğinde imkanı olanlar dana keser imkanı olmayanlar lahmacun falan yaparlar, sizde ne istiyorsanız biz onu yapalım’ dedi. Biz bunların hiçbirini kabul etmedik. Katilin babası bu insanların önünde ‘kesinlikle davaya müdahil olmayacağım, ne ceza alacaksa alsın’ demişti ama sonradan tavrı değişti.”

    “TEK SERVETİMİZ HÜRCAN’DI”

    Veysel Bulur, davanın hiçbir şekilde peşini bırakmayacağını belirterek, İstinaf sürecini yürüteceklerini belirtti. Baba Bulur, benzer kazalara maruz kalan ailelerle bir araya gelip örgütlenmeyi de düşündüğünü aktararak şunları söyledi:

    “Bekir Sağlamyürek, hem siyasi hem de ekonomik imkanlarını kullanabileceğini zaten dile getiriyordu. Kaza 24 Ağustos’ta oldu ancak mahkeme süreci 30 Ekim’de başladı. Ve ne hikmetse davaların iki üç yıl sürdüğü bu ülkede bizim davamız 15 Aralık’ta sonuçlandı. İki duruşma yapıldı ve karara bağlandı. Hakim, özellikle bilirkişi raporunu hiçbir şekilde dikkate almadı. Avukatlarımızın olay yerinde keşif yapılması yönünde talepleri vardı. Kişinin ağır cezada yargılanması isteniyordu. Ama ne hikmetse hakim, önceden kararını vermiş gibi hızlı bir şekilde; duruşma süresince avukatları da tersleyip talepleri reddetti. Hatta tanığımızı dinleme gereği dahi duymadı. Telaşlı bir şekilde davayı karara bağlayıp salonu hızlıca boşalttı. Bu da bizlerde bir takım şüpheler uyandırmakta!

    Artık işimi gücümü bırakacağım. Çünkü bizim tek bir çocuğumuz vardı. Tek servetimiz oydu. Artık benim miras bırakacak bir çocuğum da yok. Dolayısıyla ömrüm olduğu sürece bu olayı takip edeceğim. Bunu sadece Hürcan için değil, bu tür davalarda başka Hürcanlar ölmesin diye elimden ne geliyorsa yapacağım.”

    “PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Anne Süreyya Bulur da mahkeme kararına dair “26 yaşındaki bir gencin hayattan kopartılması ve buna sebep olan kişinin kısa süre cezaevinde yatmasını hiç mantığım almadı. Kararı duyduğumda mahkeme salonunda isyan ettim. Bir daha oğlumu hiç göremeyeceğim, ‘anne’ dediğini duyamayacağım. Çocuğumu çok özlüyorum. Yaşanan bir kaza değil, adeta trafik cinayeti. Biz evimizdeki karıncalara dahi kıyamayan insanlarız. Ama bizim canımızın değeri kimliğimizden dolayı da yok sayılıyor. Bu yaşadıklarımız yüzyıllardır maruz kaldığımız durumlar. Nefesimiz yetene kadar bu işin peşini bırakmayacağız” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER: 

    -Yaya geçidinde Hürcan Bulur’un ölümüne neden olan sürücüye tahliye!

    -Hürcan Bulur’u öldüren sanığın babasından, davayı kapatmak için para teklifi iddiası -VİDEO

  • Hürcan Bulur’u öldüren sanığın babasından, davayı kapatmak için para teklifi iddiası -VİDEO

    Hürcan Bulur’u öldüren sanığın babasından, davayı kapatmak için para teklifi iddiası -VİDEO

    PİRHA-Yaya geçidini kullanırken Hürcan Bulur’a otomobiliyle çarpıp, ölümüne neden olan Özer Sağlamyürek’in tahliye kararına Ankara’dan tepki gösterildi. Yurttaşlar, “Bu dava burada bitmez” diye belirtti. Baba Veysel Bulur ise “Katilin babası, para teklif edip davayı kapatmak istedi. ‘Gerekirse siyasi bağlantılarımı kullanırım’ dedi” aktarımında bulundu.

    Ankara’nın Yenimahalle ilçesine bağlı Batıkent Bulvarı’nda 24 Ağustos’ta, Özer Sağlamyürek yönetimindeki otomobil, yaya geçidinden yolun karşısına geçmek isteyen ressam Hürcan Bulur’a çarptı.

    Ağır yaralanan Bulur, kaldırıldığı hastanede kazadan 12 saat sonra hayatını kaybetti. Kazanın ardından gözaltına alınan Özer Sağlamyürek, çıkarıldığı hakimlikçe tutuklandı.

    Sonrasında Sağlamyürek hakkında ‘taksirle ölüme neden olma’ suçundan, 2 yıldan 6 yıla kadar hapis istemiyle Ankara 64. Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

    50 KM İLE GİDİLMESİ GEREKEN YOLDA 140 KM HIZ!

    15 Aralık’ta görülen davada tutuklu sanık Özer Sağlamyürek’in, azami hız sınırının saatte 50 kilometre olduğu yolda, 140,96 kilometre hızla kazaya sebep olduğu vurgulanmıştı. Kararını açıklayan mahkeme, sanık Özer Sağlamyürek’e ‘bilinçli taksirle ölüme neden olma’ suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası verdi.

    Sanığın hükümle birlikte tahliyesine karar verilmesi üzerine kamuoyunda ciddi tepki oluştu.

    “ADALET BİR KEZ DAHA AYAKLAR ALTINA ALINDI”

    Ankara’da yurttaşlar, “Zengin çocuklarına cinayet serbest!” diyerek Batıkent Meydan’da bir araya geldi. ‘Hürcan için ayağa kalkıyoruz’ pankartı açan yurttaşlar, “Hürcan’ın hesabı sorulacak. Kaza değil cinayet, Hürcan için adalet” sloganlarını attı.

    Batıkent Halkı adına okunan açıklamada, mahkemenin tahliye kararı eleştirilerek şunlar söylendi:

    “Şehir içinde yüksek hızla araç kullanarak trafik güvenliğini hiçe sayan ve Hürcan’ın ölümüne sebep olan Dora Makina sahibinin oğlu Özer Sağlamyürek’in sanık olarak yargılandığı Ankara 64. Asliye Ceza Mahkemesi’nin, 2023/608 Esas sayılı dosyasının daha ikinci celsesinde karar verildi ve sanık tahliye edildi.

    Dosya kapsamında yapılan incelemede sanığın Hürcan’a 140 km hızla çarparak cinayeti işlediği anlaşıldı. Alenen işlenen bu cinayete rağmen Hürcan’ın katiline ceza dahi vermediler.

    Adalet sadece zenginler ve şımarık zengin çocukları için varken, emekçilerin ve emekçi çocuklarının bir güvencesi yok. Verilen bu karar ile adalet bir kez daha ayaklar altına alındı.

    Biliyoruz, bu düzen onların düzeni, bu düzen cinayet işleyen zengin çocuklarına serbestlik sağlayanların düzeni ama bilsinler ki bu düzeni er ya da geç onların başına yıkmak için mücadelemiz büyüyerek devam edecek.

    Yaşanan kaza değil, cinayettir. Parası olanın aklandığı bir düzende benzer bir aklanma davası örneğiyle karşı karşıyayız. Ama biz sadece mahkeme koridorlarına değil, bu ülkenin dört bir yanında gerekirse Hürcan’ın adını yazacak, hesabını soracağız.

    Daha 2 yıl önce yine Batıkent’te alkollü bir sürücünün çarpması sonucu yitirdiğimiz Umut Gündüz’ü unutmadık. Umut’un davasında sanığa iyi hal indirimi uygulanmıştı. İki gün önce de Hürcan’ı hayatının baharında ailesinden ve sevdiklerinden koparan sanık hakkında iyi hal indirimi uygulandı.

    Bizler, Hürcan’ın ailesi, dostları ve yoldaşları olarak bu haksızlığa karşı sessiz kalmadık, kalmayacağız. Hürcan için adalet istiyoruz. Sesimizi her geçen gün daha da büyüteceğiz. Bu dava burada bitmeyecek.”

    PARA TEKLİF EDİP DAVAYI KAPATMAK İSTEDİLER

    Yapılan basın açıklaması ardından Hürcan Bulur’un babası Veysel Bulur söz aldı. Sanık Özer Sağlamyürek’in babasının, kendileriyle ısrarla görüşmek için talepte bulunduğunu belirten Veysel Bulur, şunları söyledi:

    “Katilin babası Bekir Sağlamyürek, olay sonrası defalarca kez bizimle görüşmek istedi. Her seferinde reddettik. 29 Ağustos 2023 tarihinde görüşme talebi mesajına, oğlumla birlikte gülerken çekilmiş fotoğrafımızı gönderdim. ‘Hürcan’ımın bu gülüşünü ve mutluluğumuzu geri verebilecekseniz görüşelim, yoksa avukatlarımızın numarasını gönderiyorum’ diye cevap vermiştim.

    Katilin babası, ısrarla görüşmek istediği için en sonunda eve kabul etmeden oturduğumuz sitenin yönetim salonunda görüştük. Bu görüşmede kendisi, abisi, iş ortağı ve halk ozanı İrfani de vardı. Ki bu halk ozanı İrfani’yi sırf Alevi olduğu için, sırf bizi etkilemek için getirmişlerdi. İrfani’yi de buradan yol düşkünü ilan ediyorum. Bize ‘ne gerekiyorsa yapalım’ dediler. Özellikle İrfani denen bu yol düşkünü, ‘Hürcan için gerekirse profesörler bulalım, kitaplar yazdıralım, adını bir yerlere verelim’ gibi abuk sabuk tekliflerde bulundu. Ben ise bu işin bir pazarlık konusu olamayacağını, Hürcan’ın asla bedelinin parayla ölçülemeyeceğini, dolayısıyla da ‘eğer vicdanınızı rahatlatmak istiyorsanız bu davaya müdahil olmayın ve oğlunuz gerekli cezayı alsın’ dedim. Kendileri ‘biz kesinlikle müdahil olmayacağız’ sözünü verdiler ama ne hikmetse daha sonra bu düşüncelerinden tamamen vazgeçip çocuklarını kurtarmak için her yolu denemeye başladılar. Hatta davadan birkaç gün önce yolladıkları bir haberde, Hürcan’a 800 bin lira değer biçmişlerdi ve bunun iki katını verip ‘bu davayı kapatalım’ dediler.

    “SİYASİ BAĞLANTILARIM VAR!”

    Katilin babası Bekir Sağlamyürek, bir takım söylemlerinde siyasi bağlantılarını halen kullanmadığını ama gerekirse kullanabileceği bağlantıları olduğunu belirtiyordu. Dava açıldıktan 45 gün sonra ve daha ikinci duruşmada karar verildi. Bekir Sağlamyürek’in siyasi ve ekonomik gücünü gayet iyi kullandığını düşünmemek elde değil. Tüm hukuki yollar tıkanana kadar Hürcan için adaletimiz devam edecek.”

    PİRHA/ANKARA

  • Yeşil Sol Parti adayları: Digorlular Derneği ve Yenimahalle Semt Pazarı’ndaydı-VİDEO

    Yeşil Sol Parti adayları: Digorlular Derneği ve Yenimahalle Semt Pazarı’ndaydı-VİDEO

    PİRHA – Yeşil Sol Parti Ankara milletvekili adayları, Digorlular Derneği ve Yenimahalle Semt Pazarı’nda seçim çalışmaları yürüttü. Milletvekili Adayı Metin Kılıç, yaptığı konuşmada “14 Mayıs, yalnızca Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimlerinden ibaret değil. Gelecek meselesidir. Kendi geleceğimize, kimliğimize, inancımıza sahip çıkma meselesidir” diye belirtti.

    Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine günler kala Yeşil Sol Parti milletvekili adayları da çalışmalarına hız verdi.

    Ankara 3. Bölge milletvekili adayları, Digorlular Derneği ile Yenimahalle Batıkent Semt Pazarı’nı ziyaret ederek halkla sohbet etti.

    “GELECEĞİMİZE, KİMLİĞİMİZE, İNANCIMIZA SAHİP ÇIKMA MESELESİ”

    Adayların ilk durağı Karslıların yoğun yaşadığı Şentepe semti oldu. Digorlular Derneği’nde çok sayıda insan tarafından karşılanan milletvekili adayları, parti programlarını anlatarak, seçim güvenliği konusunda bilgilendirme yaptı.

    Ankara 3. Bölge Milletvekili Adayı Metin Kılıç, Çerkes halkını temsilen mücadele yürüttüğünü belirterek şunları kaydetti:

    “Ben de Türkiye’deki dili, kimliği yok sayılan halklardan; Çerkes halkına mensup bir arkadaşınızım. Çerkez halkının sorunlarının dillendirilmesi, Kürt halkıyla dayanışma ve diğer halklarla birlikte mücadele içerisinde mümkün. Bu nedenle bugüne kadar siyaset yapmaktayım. Suruç Katliamı’nda eşini ve oğlunu yitirmiş birisi olarak mücadele yürütüyorum. Unutmamak gerekir ki 14 Mayıs, yalnızca Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinden ibaret değil. Gelecek meselesidir. Kendi geleceğimize, kimliğimize, inancımıza sahip çıkma meselesidir. Önümüzdeki seçimi bu şekilde değerlendirerek son 2 haftada elimizden gelen tüm gayreti sarf etmeye çalışıyoruz. Sizlerden de ricamız, varoluş ile yok oluş arasındaki bu ince çizgiyi çevrenize anlatmanız. Seçimin yalnızca oy kullanmaktan ibaret olmadığını, geleceğimize sahip çıkmak anlamının olduğunu etrafımızdakilere anlatmamız gerek. Oy kullanmanın haricinde sandıklara sahip çıkmak, irademizin Yüksek Seçim Kurulu’na kadar yansımasını ve sonrasını takip etmek çok önemli.”

    “MUTLU YARINLARI ÇOCUKLARIMIZ YAŞASIN DİYE…”

    Ankara 3. Bölge 2. sıra Adayı Alişan Şahin ise “Bizi 9 kere kapattılar, 10 kere tekrar siyasi parti kurduk” diyerek Kürt siyasal hareketinin önündeki engellere dikkat çekti. Şahin, şunları dile getirdi:

    “Önümüze barajlar kurdular, baskılar yaptılar ama biz onları da aşarak tekrar yolumuza devam ettik. Şimdi bu seçimde gerçekten merkezdeki muhalefette bir irade oluştu. Biz bunun samimi olduğuna inanarak bu sözcükleri sarf ediyoruz. Bu ülkede 20 senedir bize yaşatılan cenderede bir hesap sorma umudu ortaya çıktı. Bu hesap elbette ki hukuk önünde sorulacak. Biz bu hesabı mutlu yarınları çocuklarımız yaşasın diye soracağız.”

    “BİR OY İLE ÇOK ŞEY DEĞİŞİR”

    Milletvekili adaylarının bir sonraki çalışma durağı Yenimahalle Batıkent Semt Pazarı oldu. Pazar içerisinde stant kuran yurttaşlar, halaylar çekerek bildiri dağıttı.

    Pazar esnafı, Yeşil Sol Parti adaylarını büyük bir coşkuyla karşılayarak, meyve ikram etti.

    Yurttaşla sohbet eden milletvekili adayları İsmet İlkutlu, Metin Kılıç ve Alişan Şahin, “Bir oy ile çok şey değişir. Bir oy Kemal Kılıçdaroğlu’na bir oy Yeşil Sol partiye” diyerek destek talebinde bulundu.

    Adayların, tezgahları dolaştığı esnada bir pazar esnafın, Metin Kılıç’a Yeşil Sol Parti broşürü vermesi üzerine gülüşmeler yaşandı.

    Milletvekili Adayı İsmet İlkutlu, pazarcılara yaptığı çağrıda, “Metin Kılıç, Çerkes bir birey. Ailesi, Kürt çocuklarına, Kobanê’ye oyuncak götürebilmek için Suruç’ta vahşice katledildi. Bu nedenle bizim, Kılıç ailesine borcumuz var. Sadece oyumuz yetmez, çevremizdeki insanların da desteğini görmemiz lazım ki arkadaşlarımızı meclise gönderebilelim. Bu düzenin bozulması lazım” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Yeşil Sol Parti Batıkent seçim bürosu açılışında ‘Kadınlar kazanacak, halklar kazanacak’ vurgusu-VİDEO

    Yeşil Sol Parti Batıkent seçim bürosu açılışında ‘Kadınlar kazanacak, halklar kazanacak’ vurgusu-VİDEO

    PİRHA – Yeşil Sol Parti Ankara Yenimahalle seçim bürosu açılışında konuşan adaylar barış vurgusu yaparak “İstanbul Sözleşmesini bir gecede yok eden, 6284 sayılı yasayı seçim malzemesi yapan iktidara karşı buradayız. Öldürülen çocukların hesabını sormak için bir aradayız” dedi.

    Yeşil Sol Partili yurttaşlar, Ankara’nın Yenimahalle ilçesi Batıkent semtinde seçim bürosu açılışında bir araya geldi. Yoğun ilginin görüldüğü açılışta milletvekili adayları da tanıtıldı.

    “BİRLİKTE KAZANACAĞIZ”

    3. Bölge Milletvekili Adayı Metin Kılıç, tüm partilileri seçim çalışmasına davet ederek şu konuşmayı yaptı:

    “Demokratik Cumhuriyeti yeniden inşa etmek hepimizin boynunun borcu. Kimse geleceğimizi bize altın tepside sunmuyor. Bizler ezilenler, sosyalistler, kadınlar, geleceğimizi hep birlikte inşa etmek üzere bir aradayız. Demokrasi, bütün ülkelerin özlemi fakat çok kolay elde edilebilen bir şey değil. Bizler bu iradeyi gösterdik, bu irade ile ortaya çıktık, bu irademizi sandıklara yansıtmaya çalışıyoruz. Birlikteyiz, birlikte kazanacağız.”

    “OYLARIMIZIN BU BÖLGEDE BÖLÜNMEMESİNE İHTİYACIMIZ VAR”

    Ankara 3. Bölge 2. Sıra Adayı Alişan Şahin ise Kürt sorununun çözümü konusunda mücadele yürüteceklerinin altını çizdi. Şahin, Kürt sorunun çözümü için İmralı’yı işaret ederek “2015’ten beri bir cenderenin altındayız. Bu seçimlerde bu cendereden kurtulmaya yönelik bir irade ortaya çıktı. Yeşil Sol Parti olarak bu ülkenin temel sorunu olan Kürt sorunu, kadın sorunu, çocukların sorunu için mücadeleye devam edeceğiz. Bunun için de özellikle bu bölgede özel bir durumunuz var. Biz parlamentoda bu bölgeden en az bir arkadaşımızı meclise göndereceğiz. Bunun için de oylarımızın bu bölgede bölünmemesine ihtiyacımız var” dedi.

    “KADINLAR KAZANACAK”

    Ankara 3. Bölge 3. Sıra adayı Özlem Boyraz Özel ise her gün ortalama beş kadının, erkekler tarafından öldürüldüğüne vurgu yaparak şunları söyledi:

    “İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede yok eden, 6284 sayılı yasayı seçim malzemesi yapan iktidara karşı buradayız. Öldürülen çocukların hesabını sormak için buradayız bir aradayız. Bu ülkede her gün 5 kadın öldürülüyor, onların hesabını sorabilmek için buradayız. İşçileri, emekçileri yoksulluğa, açlığa mahkum edenlere karşı hesap sormak için değiştireceğiz, birlikte kazanacağız. Kadınlar kazanacak, halklar kazanacak, işçiler kazanacak, mutlaka başaracağız.”

    Adayların konuşmaları ardından “Jin, jîyan, azadî” sloganları eşliğinde halaylar çekildi.

    Seçim bürosunun açılışını yapan yurttaşlar, “Kadınlar kazanacak, halklar kazanacak ve barış gelecek” diyerek kurdeleyi kesti.

    PİRHA/ANKARA

  • Batıkent Cemevi’nde kalan depremzedeler: Keşke devletten de bu ilgiyi görebilseydik-VİDEO

    Batıkent Cemevi’nde kalan depremzedeler: Keşke devletten de bu ilgiyi görebilseydik-VİDEO

    PİRHA – Hataylı depremzedeler Selahattin Liman ve Gökhan Yapıcı, aileleriyle birlikte Batıkent Cemevi’nde yaşamlarını idame ediyor. Aileler, deprem sonrasında hiçbir devlet yardımı alamadıklarını belirterek, “Cemevinde bu kadar ilgi beklemiyorduk. Keşke devletimizden de bu şekilde ilgi görebilseydik” eleştirisiyle yaşadıkları zorlu süreci anlattılar.

    6 Şubat’ta yaşanan Maraş merkezli depremlerin ardından çok sayıda depremzede, barınma ihtiyacı için Ankara Batıkent Cemevi’ne geldi. “Bir çadır dahi verilmedi” diyerek Ankara’ya gelen depremzedeler, yarınlarını nasıl kuracakları konusunda endişeli.

    Hatay’dan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Şubesi’nin kurduğu misafirhaneye gelen Selahattin Liman ve ailesi, Samandağ ilçesinde yaşıyordu. Emekli zabıta amiri Liman, merkez üssü Maraş olan depremde oğlunu ve gelinini kaybetti.

    “DEPREM GÜNÜ YALNIZ KALDIK”

    Selahattin Liman, “Artık ne yapacağımızı bilmiyoruz. Zaten Samandağ’da insan kalmadı. Ölenler öldü, az miktarda kişi çadırlarda kalmakta” diyerek Samandağ’ın durumunu özetledi. Liman, hiçbir devlet kurumundan yardım alamadıklarını vurgulayarak şöyle konuştu:

    “4 çocuğum vardı. Altı ay önce evlendirmiş olduğum oğlum, gelinimizle beraber vefat etti. Evi yerle bir oldu. O günü hatırlamak istemiyoruz. Çünkü yalnız kaldık, yalnız bırakıldık. Hiçbir şekilde ilk 3 günde kimseyi yanımızda görmedik. Kendi çabamızla, dostlarımızla oğlumu ve gelinimi enkazın altından 3. günde anca çıkarttık. Ne belediyelerden ne başka bir yerden hiçbir şey görmedik, hiç kimseye ulaşamadık.
    Yakınlarımızı defnetmeye gittiğimizde resmi kağıdı almak için Samandağ Devlet Hastanesi’ne gittiğimizde inanması güç bir şeyle karşılaştık. Binlerce insan yerde yatmıştı. İçeride çöpler gibi atılmış cenazeler vardı. Hastaneden 2. günün ardından cenazemizi alıp defnedebildik. Çok sayıda dost ve akrabalarımızı depremde kaybettik. Ancak 5. günden sonra bütün yardımlar geldi ama biz o anda o günde çok farklı bir ilgi, yardım bekliyorduk ancak maalesef kimseye ulaşamadık. Acımız çok büyük. Burada bizi karşılayan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne çok teşekkür ediyoruz. Yani çok perişan durumdayız. Hatay’da ölen öldü şu anda enkazın altında da insanlar var mı yok mu bilmiyoruz ama kokular gelmeye başladı.
    Yani Acımız büyük ve artçı depremler devam ettiği sürece memleketimize dönmeyi de düşünmüyoruz. Evli ve çocuklu bir kızım, ayrıca üniversite adayı iki kızımla şu anda burada kalmayı düşünüyoruz. Çünkü bir yılda toparlanması güç bir olay. Artık ne yapacağımızı bilmiyoruz. Zaten Samandağ’da insan kalmadı.”

    “ŞEHRİ TERKEDECEK KADAR PARASI OLMAYANLAR VAR”

    “Yağmurun altında, soğukta, 5. günden sonra yardımlar gelmeye başlamıştı ama iş işten geçmişti” diyen Selahattin Liman, artık devlet yardımlarının hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Liman, hızlıca evlerinin yapılması gerektiğini belirterek şöyle devam etti:

    “Tabii ki şu an her yer fay hattı dolu. Bilimsel olarak fay hattının bulunmadığı ya da bulunan şeritten uzak yerlere ev yapılmalı. Ama gelişi güzel TOKİ evleri yapmalarını da istemiyoruz.
    ‘Bir yıl süre’ deniliyor ancak bir yılda ancak Hatay’da enkazları toplarlar. Samandağ’a gittiğinizde belki bir iki yıkılmayan ev görürsünüz ama Antakya’da yıkılmayan ev görmeniz mümkün değil. Yani artık Hatay’da insan da yok. Ankara’ya gelecek kadar dahi parası ve gücü olmayan insanlar da var. Onlar dışında kimse kalmadı. Herkes Mersin, Ankara ve bazıları da İstanbul’a gitti.
    Bizler devletin hazırlıklı olmasını bekliyorduk. Daha doğrusu hazır durumda olduğunu biliyorduk ama ilk 4 günde bir şey görmedik zaten iş işten geçtikten sonra görsek ne görmesek ne.”

    “KEŞKE DEVLETİMİZDEN DE BU KADAR İLGİYİ GÖREBİLSEYDİK”

    Belirtilen ölüm rakamlarının gerçeği yansıtmadığını da belirten Liman, “Maalesef yazılanın üç katı kadar daha fazla kayıp var” dedi. Selahattin Liman, son olarak “Kimseyi tanımıyorduk ve buraya geldik. Dernek yönetimi, kapılarını bize açtı. Günde 3 öğün yemek de veriyorlar. Ankara halkına teşekkür ediyoruz, nereye gidersek gidelim plakamızı gördüklerinde yardım etmeye çalışıyorlar. Bu kadar ilgiyi beklemiyorduk çok teşekkür ediyorum. Keşke devletimizden de bu kadar ilgiyi görebilseydik, çok mutlu olurduk” eleştirisinde bulundu.

    DEPREMDEN ÜÇ AY ÖNCE YAPILAN BİNA DA YIKILDI!

    Samandağ’dan Ankara’ya ailesiyle birlikte gelen bir diğer isim de 29 yaşındaki Gökhan Yapıcı oldu. Depremin yaşandığı ilk günlerde hiçbir şekilde yardım görmediklerini vurgulayan Yapıcı, “Depremden sonra tamamen yalnız kaldık” dedi. Yapıcı yaşadıklarına dair şunları kaydetti:

    “Depremin yaşandığı 10 ilin tamamına ayrımcılık yapıldığını düşünüyorum. Çünkü hiçbir şekilde yardım yoktu. Ancak dördüncü günde yardım geldi. Yardımların geç gelme konusu halen daha devam ediyor. Çoluk çocuk arabalarda yatmak zorunda kaldık. Konteyner ve çadır kentler yok. Bu nedenle Ankara’ya geldik. Ve oranın yapısı bir daha hiçbir şekilde eskisi gibi olmayacak. Çıkıp açıklamalar yapılıyor ve ‘Oranın yapısının eskisi gibi yapacağız’ deniliyor ama benim gözümde şu anda Samandağ, Antakya bölgeleri özellikle ne yapılırsa yapılsın eski kültürünü o insanlara yansıtamayacak. Çünkü bir kere oranın dokusu bozuldu.
    Herkesin ihmali var; belediyeden, müteahhitlere, yapı denetimcilerine kadar. Örneğin oturduğum apartman 3 katlı imar planı olan bir yer ancak 8 kat çıkılmış. Bunun gibi niceleri var. Bizler bu depreme karşı hiçbir şekilde bilinçlendirilmedik. İki iş yerim de 3 aylık bina içerisindeydi. Daha tadilatları bile bitmemişti. Bina içerisinde hep yeni evlenmiş insanlar vardı. Hepsi de enkaz altında yerle bir oldu. Kendi evim aynı şekilde yıkıldı.”

    “ZATEN ÖLENLER ÖLMÜŞTÜ”

    Gökhan Yapıcı, biran önce memleketlerine dönme arzusunda olduklarını da ifade ederek, “Şu anda önümüzü göremediğimiz için bir şey yapamıyoruz. Tabii ki memleketimize sahip çıkacağız, orayı terk etmeyeceğiz. Sonuçta oralar doğup büyüdüğümüz yerler. Ama şu anda orada ne yapılıp ne yapılmayacağına dair hiçbir şey belli değil. Öncelikle devletin gelip bir şekilde ilk adımı attığını görmemiz gerekiyor. Depremden sonra yalnız kaldığımızı hissettik, kimseye ulaşamadık ve halen daha korkularımız var. 15. günde 6.4 şiddetindeki depremden sonra zaten insanların psikolojisi tamamen bitti. 4 yaşındaki çocuğum ‘bugün sallandık mı?’ diye soruyor. Herkes birilerini kaybetti, kimse kimseye destek olamadı. Devletten zaten yardım çok geç geldi, geldikten sonra da zaten ölenler ölmüştü.”

    PİRHA/ANKARA

  • Serçeşme Cemevi depremzedelere kapısını açtı; 6 oda hazırlandı-VİDEO

    Serçeşme Cemevi depremzedelere kapısını açtı; 6 oda hazırlandı-VİDEO

    PİRHA – Depremzedeler için Serçeşme Cemevi misafirhaneye dönüştürüldü. Yönetim Kurulu Üyesi Emel Uzman, tüm ihtiyaçların El Ele El Hakk’a düsturu ile karşılandığını belirterek “Yolun bize öğrettiği, biraz da sol ideolojinin bıraktığı bir miras bu. Geçmişten bize böyle bir miras bıraktılar, bugün biz yapıyoruz, yarın da çocuklarımıza bu mirası devredeceğiz” dedi.

    Maraş merkezli depremlerin ardından bulundukları şehirleri terk etmek zorunda kalan ailelere Ankara’daki Serçeşme Cemevi kapılarını açtı. Toplamda 24 kişi için 6 oda hazırlandı. Her odaya bir aile yerleştirilirken, banyo, yemekhane ve mutfak ihtiyaçları için de uygun ortamlar hazır hale getirildi.

    Serçeşme Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Emel Uzman, “Dünyada herhalde böyle büyük acılar çok fazla görülmemiştir. Olağanüstü bir acıyla karşı karşıyayız” diyerek yapılan hizmetin detaylarını anlattı.

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı ve Serçeşme Cemevi olarak depremin yaşandığı ilk andan itibaren hazırlanmaya başladıklarını anlatan Uzman, şu bilgileri paylaştı:

    “Bu işi sessiz götürmekten yana olduğumuzu söyleyeyim. Açıkçası dergahın bereketi bu acılı günümüzde buraya yansıdı. Burada bir hazırlığımız yoktu, hemen derslik olan odaları misafirhaneye çevirdik. Ailelere 7-8 kişilik odalar yaptık. Ardından sağlık hizmeti için bir grup oluşturduk. Yönetim kurulu üyesi hemşire, doktor ve sınıf öğretmeni arkadaşlarımızın burada hizmetleri olacak.”

    “ÇOCUKLAR UNUTULMADI”

    “Çocuklar için oyun alanı hazırladık. Oyun odasını hazırladıktan sonra çok sayıda pedagog, çocuk psikoloğu ve sınıf öğretmeni başvurusu aldık. Bugün çocuklar, hocalar eşliğinde ilk eğitimini, ilk oyunlarını oynadılar.
    Büyükler, yaşamı boyunca bazı acılara alışmış oluyor ama çocuklar tamamen açıkta kalmış bir noktadalar. Burada şu an için çok ilgi gösteriliyor ama yarının kaygısını çocukların bakışında dahi yakalamak mümkün. 7 aylık minicik bir bebeğimiz var burada. Öyle bir aile ortamı oluştu ki burada akşam çay eşliğinde muhabbetlerimize de başladık. 6 ve 7 yaşlarında 4 çocuğumuz var. Ayrıca ortaokul ve lise öğrencilerinin yanı sıra bir de hukuk fakültesi öğrencimiz var. Ağırladıklarımız arasında berberlik yapan bir aile babası, ayrıca sıva ustası olan, yıllarca emek vermiş ve kendince bir ev yapmış ancak o da yıkılmış… Bu aile ise 19 kişilik.”

    “DEMOGRAFİK YAPININ DEĞİŞECEĞİ NOKTASINDA KAYGILARIMIZ VAR”

    Emel Uzman, yaşanan deprem sonrasındaki göç durumunun üzerinde durarak “insanların kendi kültür ve yaşamlarından koparılmasının önüne geçmek için yapacaklarımızı şimdiden düşünmemiz gerekiyor” dedi. Dayanışma gösteren herkese teşekkürlerini sunan Uzman, şöyle devam etti:

    “Siyasiler ve siyasi iktidar her ne kadar ayrım gözetirse gözetsin bizim hanemiz Gönlümüz mekanımız hiç ayrımsız herkese açık oldu. Bu anlamda bizler bir hizmet vermeye çalışıyoruz. Gıda ve bütün ihtiyaçlarımız El Ele El Hakka düsturu ile büyüdü ve karşılandı. Gelen canlar kendileri yemeklerini hazırlıyor. Hatta ben onların sofralarına mihman da oldum, hoş bir muhabbet eyledik.

    Ne kadar kalacaklar bilmiyoruz. Okula gidecek çocuklar için de başvurular yapacağız. Bir telefonla diş hekimi ihtiyacımızı, gözlük ihtiyacını halledebildik. Çocuklarla ilgili bir arkadaşımızı görevlendirdik, oyuncak, kitap gibi materyalleri getiriyor. Ayrıca dergaha gönül vermiş hizmetli canlarımız her gün erken saatte buraya geliyor ve gece 10’dan  (saat 22.00) sonra buradan gidiyorlar. Bir tarafta bir devlet çizgisi var bir tarafta halk var. Halkın yanında olanlar ile bu mücadelede iş kotardık. Yapılanı büyük bir dayanışma olarak görüyorum.
    Belki de bu, yolculuğumuzun başlangıcı. Bundan sonraki süreçte neler yaşayacağımızı düşünme noktasında değiliz, fırsat da bulamadık. Ama demografik yapının bile değişeceği noktasında çok ciddi kaygılarımız var. Sanki zorunlu bir göç hikayesi gibi. O nedenle bundan sonraki süreçte de aslında sivil toplum örgütleri, dergahlar, cemevleri, meslek odaları, insanların kendi kültür ve yaşamlarından koparılmasının önüne geçmek için yapacaklarımızı şimdiden düşünmemiz gerekiyor.
    Gerçekten toplumsal duyarlılık insan olma ayrı bir şey. Biraz yolun bize öğrettiği biraz da sol ideolojinin bıraktığı bir miras bu. Aslında bugün bu işi biz ortaya çıkarmadık. Geçmişten bize böyle bir miras bıraktılar, bugün biz yapıyoruz, yarın da çocuklarımıza bu mirası devredeceğiz.”

    “BÜYÜK DEDEM DE DERGAHTA KİLERDEN SORUMLUYDU”

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Namık Kemal Doğanay da depremzedeler için emek sarf eden bir diğer isim oldu. Cemevi içerisinde her aile için bir oda ayarladıklarını belirten Doğanay, “Toplamda da 6 odamız var. Mutfak yemekhanemiz de mevcut. Bizler malzemeleri temin ediyoruz, aileler kendileri yemeklerini pişiriyorlar.
    Biz zaten bu kültürde büyümüş insanlarız. Dergahlarımız kapatılana kadar, yüzyıllar boyunca bu hizmetleri yaptı. Cemevleri kurulduktan sonra da bu işleri yavaş yavaş tekrar yerine getirmeye başladı. Benim dedemin babası Kemteri, Hacı Bektaş Dergahı kapatılmadan önce mutfağın kiler işlerini yaparmış. Şu an ben de burada benzer işleri yapmaktayım. Yani o kültürü devam ettirmek de bizim açımızdan çok güzel bir duygu” ifadelerini kullandı.

    “HİZMET ETMEKTEN ONUR DUYUYORUZ”

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın kurulduğu günden bugüne cemevinde hizmet yürüten Hikmet Otlu ise depremzedeler için çalışmaya ortak olan isimlerden biri. Daha önceden cemevinde 40 yemekleri, cenaze kaldırma gibi hizmetlerin verildiğini belirten Otlu, şu anda depremzedeler için yapılan yardımın da çok kıymetli olduğunu vurguladı. Hizmet etmekten ötürü mutlu olduğunu belirten Otlu, “Hizmetlerimi canı gönülden, seve seve yapıyorum. Bir insanı mutlu edebiliyorsak, bir çocuğu burada mutlu şekilde karşılayabiliyorsak, bir vatandaşımızı gönül hoşluğu ile misafir edebiliyorsak bizim için güzel bir şey. Vatandaşlarımız da çok duyarlı. Herkes gerekli yardımı yaptı ve yapacaktır. Bu yola bu dergaha bağlı insanlarımızın yardımları devam ediyor. Herkese hizmet etmekten ötürü onur duyuyoruz” dedi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Depremzedeler için cemevinde 100 kişilik yatak kuruldu-VİDEO

    Depremzedeler için cemevinde 100 kişilik yatak kuruldu-VİDEO

    PİRHA – Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi, deprem nedeniyle evsiz kalan yurttaşlar için 100 yataklı barınma alanı kurdu.

    10 İli etkileyen deprem ardından Ankara’daki Alevi kurumlarının yardım kampanyaları sürüyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Batıkent Şubesi de cemevini adeta dergaha dönüştürerek 100 kişinin barınabileceği ortam hazırladı.

    Deprem bölgesine 10 tır dolusu yardımın ardından cemevinin içerisine 50 adet çift katlı ranza kuruldu. Yatakların hazır hale getirildiğini belirten şube yöneticileri, artık sadece gıda ve maddi desteğe ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi.

    “MEVCUT TEK İHTİYACIMIZ YİYECEK VE MADDİYAT”

    PSAKD Etimesgut Şube Başkanı Lale Günay, cemevinin yatakhaneye dönüştürülme sürecini anlattı. Fikriyatın tamamen ihtiyaç doğrultusunda ortaya çıktığını belirten Günay, şu bilgileri paylaştı:

    “Deprem felaketinin ertesi günü dayanışma başladı. Bütün şubelerimizden malzeme topladık ve üyelerimize çağrıda bulunduk. Buradan sayısız tır gönderdik. Sonrasında Ankara’ya bir göçün olduğunu fark ettik. Ve baktık ki bizim bir barınma yerine ihtiyacımız var. Şu an en önemli ihtiyacın da barınma olduğunu düşündük ve bütün canlarımızla birlikte el birliği ile 100 kişilik bu yatakhaneyi hazırladık. Bugün itibarıyla burada kalınmaya başlanabilir. Mevcut tek ihtiyacımız yiyecek, kuru gıda. Bunun dışında canlarımız Hakk lokmalarını buraya gönderebilirler. Hatta yardımda bulunacaklar buraya gelip depremzedelere bizzat kendileri verirse daha makbule geçer.”

    “BİR TÜR İSTASYON OLARAK KULLANILACAK”

    PSAKD Yönetim Kurulu Üyesi Sinan Daştan da “İnsanlarımızın hızla büyük şehirlere akın ettiğini görünce böyle bir karar kıldık” dedi. Daştan, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “İnsanların sokakta kalma durumu ortaya çıkınca biz de buna kayıtsız kalmadık. Tarihimiz boyunca kapılarımız her zaman herkese açıktır. 72 millete bir nazarla baktığımız için kapılarımızı da hemen açtık. İşin açıkçası burayı istasyon olarak kullanacağız. Yani dışarıda hiçbir yurttaşımız kalmasın diye buraya alıp ağırlayacağız. 3-5 gün ağırladıktan sonra kişilerin uygun kalabilecekleri şartlara nakletmek için yerler ayarlayacağız. Kısacası burası bir tür istasyon olarak kullanılacak. Türkiye’deki bütün cemevlerimizi bu yönle hizmetler için açtık.  Zaten insanlarımız bu konuda çok duyarlı. İşin açıkçası vatandaşımız, devletten önce üzerine düşeni fazlasıyla yaptı. Hatta şu an yardımlardan başımızı kaldıramıyoruz.”

    Sinan Daştan, cemevinde yemek hizmeti de verdiklerini belirterek “360 kişilik yemekhanemiz var. Burada 3 öğün yemek verilecek. Bugün itibarıyla misafirlerimizi ağırlamaya başlayacağız. Hazırladığımız ortamlar klimalı. Hava şartları daha da soğursa sobalarımız da hazır da var” ifadelerini kullandı.

    “BÜTÜN CEMEVLERİMİZDE LOKMALAR BEKLENİYOR”

    Yaşanan depremin ardından yardım kampanyaları içerisinde yer alan Bayram Özkan da gelen yardımların birçok ihtiyacı karşıladığını belirterek şunları söyledi:

    “Bu zamana kadar yaklaşık 10 tırı depremin yaşandığı illere götürdük. Bir tırda kendim yer aldım. Adıyaman’da Zülfikar Yılmaz kampına yardımı teslim ettik. Depremzedeler gelmeye başladı ve halkımız da duyarlı. Gelecek günlerde maddiyat ve gıdaya ihtiyaç olacaktır, bu konuda bütün cemevlerimizde lokmalar bekleniyor.”

    “İNSANLARIMIZLA GURUR DUYUYORUZ”

    PSAKD yönetim kurulu üyesi Türkan Akbıyık ise kıyafet, yatak, battaniye anlamında bir eksiklerinin olmadığını belirterek “Depremzedelerin artık adeta bulundukları illerden kaçtığını duyup görünce en azından bu insanların geçici konaklamalarını sağlamak adına cemevimizi bu hale getirdik. Toplumun psikolojisi artık çok kötü bir durumda. Halkın da büyük bir desteği söz konusu ama yönetenler yetersiz kalıyor. Şu anda Alevi Bektaşi Federasyonu’na bağlı örgütlerimiz, sol-sosyalist, demokrat kuruluşlarla birlikte bir kriz masası oluşturdu. Buraya alacağımız canları özellikle onların yönlendirmesi ile kabul etmeyi düşünüyoruz. Çünkü o kadar çok art niyetli insan var ki bu durumlardan faydalanmak istiyorlar. Maalesef insanların bu acı gününde niyetleri farklı olabiliyor. Ama bizler insanlarımızla gurur duyuyoruz” dedi.

    “BİR ŞEYLER YAPMAK GÜZEL”

    11 Yaşındaki Ali Çınar Şahinkaya da cemevindeki çalışmalara destek verenler arasında yer aldı. İhtiyaç sahiplerine el uzatmanın güzel bir duygu olduğunu ifade eden Şahinkaya “Burada depremzedelere yardımcı olmamdan ötürü seviniyorum. Onlar için bir şeyler yapmak güzel. Bu nedenle gurur duyuyorum. Evsiz kalanlar için üzülüyorum” dedi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Ankara’daki Alevi kurumları, depremzedeler için seferber oldu-VİDEO

    Ankara’daki Alevi kurumları, depremzedeler için seferber oldu-VİDEO

    PİRHA – Maraş merkezli yaşanan depremin ardından Ankara’daki cemevleri, topladıkları çok sayıda yardım kolisini kamyonlarla deprem bölgesine gönderdi. 7 Şubat’ta 1 tır ve 1 de kamyonu Adıyaman’a gönderdiklerini belirten Şube Başkanı Mustafa Karabudak, hazırlıkların sürdüğüne dikkat çekti.

    6 Şubat’ta Maraş merkezli yaşanan depremin ardından Ankara’daki cemevlerinde adeta seferberlik oluştu. Binlerce yurttaş, temel gıda malzemeleri başta olmak üzere kıyafet, battaniye, ısıtıcı, çocuk bezi ve kadın pedi yardımında bulundu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Cemevinde bir araya gelen yüzlerce gönüllü, gelen malzemeleri koliledi. Yaklaşık 10 kamyon dolusu malzeme, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak üzere yola çıktı.

    DOĞAL AFETLER KATLİAMA DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR”

    Yardım kampanyasının sürdüğü bir diğer kurum da Demokratik Alevi Dernekleri Ana Fatma Cemevi oldu. 7 Şubat’ta 1 tır ve 1 de kamyonu Adıyaman’a gönderdiklerini belirten Şube Başkanı Mustafa Karabudak, hazırlıkların sürdüğüne dikkat çekti. Deprem bölgesinden en çok çocuk maması, çocuk bezi ve temel ilaçların talep edildiğini belirten Karabudak şu açıklamayı yaptı:

    “Pazartesi sabahı bir felaket yaşadık. Deprem oldu ve 10 ilimiz yerle bir oldu. Elbette ki doğal afetler; depremler, yangınlar, seller olacaktır ama öldüren doğal afet değil hükümetlerdir. Doğal afetleri katliama çevirenler hükümetlerdir. Hala 50 saati geçmiş ancak depremin olduğu yerlere ulaşılmadı. ‘Avrupa’nın kıskandığı’ bir ülkeyiz ama hala yardım yok, köylere gidilmedi. Hala insanlar enkaz altında. Belki müdahale edilseydi o insanlar kurtarılacaktı ama kan kaybından, soğuktan donarak öldüler. Hakk’a yürüyen canlarımızı bir kez daha anıyor, geride kalanların acılarını paylaşıyoruz. Devletin bu ayrımcı politikası bir anlamda doğal afetleri katliama dönüştürüyor. Bu ayrımcı politika rahatlıkla diyebiliriz ki bir tür soykırım politikasıdır. Eğer etnik bir ayrım yapılıyorsa bu resmen bir soykırımdır. Bizler Demokratik Alevi Dernekleri olarak kurumlarımızın olduğu yerlerde çalışma yürüttük. Faaliyet gösteren kitle örgütleri ve Alevi kurumları ile ortak hareket ediyoruz. Ana Fatma Cemevi olarak da bulunduğumuz bölgede kurumlarla beraber yardım kampanyası başlattık. Halkımızın verdiği lokmaları ulaştırmaya çalışıyoruz. Hızır ayındayız, Hızır yardımcımız olsun.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘AKP-MHP iktidarı bu katliama bilerek göz yummuştur’

    ‘AKP-MHP iktidarı bu katliama bilerek göz yummuştur’

    PİRHA – Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri, Bartın’daki iş kazasına ilişkin yaptığı açıklamada “Soma’daki ve çalışırken ölen yüzlerce işçinin ahı yerde dururken, Amasra’ya giderek gösteri yapan, gerçek yüzlerini gizleyen, her zamanki maskelerini takan, fıtrat demagojileri yapanlar emekçileri kandırmaya çalışıyorlar” dedi.

    Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri “Kaza değil katliam” diyerek Bartın’ın Amasra ilçesinde yaşamını yitiren 41 madenci için basın açıklaması yaptı. Batıkent Meydan’da yapılan açıklamada “Dün Soma, Ermenek, bugün Bartın. Kaza değil katliam!” pankartı açıldı.

    Yapılan eylemde, yaşamını yitiren maden işçilerini temsilen sarı baretlerin yanı sıra “Facia değil katliam. İş kazası değil cinayet. Avukatları değil katilleri yargıla. Gençlik ayağa, Bartın’ın hesabını sormaya” dövizleri de taşındı.

    “GRİZU RİSKİ OLDUĞUNUN BELİRTİLMESİNE RAĞMEN…”

    Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri adına basın açıklamasını Halkevleri Genel Merkez Yöneticisi Mustafa Eberliköse okudu. “Artık yeter, isyan ediyoruz!” denilen açıklamada “Bakanlık başta olmak üzere devlet ricalinin gösteri merkezlerinden biri olan Amasra’da gerçekleşen bu katliam göz göre göre gelmiştir. Sayıştay ve TKİ raporlarında kazı derinliğinin 300 metreyi geçmesi nedeniyle grizu riski olduğunun belirtilmesine rağmen kar uğruna üretime devam eden iktidar ve patronlar bu katliamın sorumlusudur” denildi.

    “AKP-MHP İKTİDARI BU KATLİAMA BİLEREK GÖZ YUMMUŞTUR”

    Açıklamanın devamında, hazırlanan raporlara rağmen gerekli denetimlerin yapılmadığının altı çizilerek şu ifadeler kullanıldı:

    “Çünkü bu memleketin normali, madencilerin kaderi haline getirilmeye çalışılan ölümlerin önlenebilir olduğunu biliyoruz, yıllardır defalarca dile getirdiğimiz, meydanlarda haykırdığımız, kader değil, fıtrat değil, kaza değil, cinayet sözü ne yazık ki 41 madencinin canıma mal olmuştur.

    Daha fazla kâr için dayatılan ‘üretim zorlaması’ ve ‘verimlilik politikası’ sonucunda İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği önlemlerinin göz ardı edilmesi, özellikle madencilik sektöründe büyük katliamlara yol açıyor. Metan gazının patlamaya neden olacak sınır değerleri aşmasının, bunun ‘gözden kaçmasının’ temelinde ‘üretim zorlaması’ vardır. Kamu madenciliğinde dahi bu zihniyetin yerleşmeye başlamış olması durumun vahametini Bartın’da bir kez daha göstermiştir.

    İnsan yaşamı için alınması gereken, aklın ve bilimin öğrettiği önlemlerin, sadece ve sadece maliyet artmasın, işçilerin söz hakkı olmasın, kârlarımız azalmasın diye alınmadığını biliyoruz.

    Tarihin en büyük iş cinayeti olan Soma’da bile tek tutuklu kalmadığının, 301 işçinin canının sorumlusu olarak kimsenin hesap vermediğinin, tek bir idarecinin bile görevden alınmadığının, iktidar sahiplerinden tek bir sorumlunun dahi istifa etmediğinin tanığıyız.

    Öfkeliyiz çünkü tarihinde çokça kitlesel iş cinayeti bulunan Türkiye Taşkömürü İşletmesi’nde bunlardan ders çıkarılması gerekirken, işçilerin insanca yaşam talebini kar hırsına kurban etmiş AKP-MHP iktidarı bu katliama bilerek göz yummuştur.

    Açlık, işsizlik, hayat pahalılığı, sömürü ile her anımızı cehenneme çevirenler, itiraz edenleri, eleştirenleri, karşı çıkanları baskı ve şiddet ile bastırmaya çalışanlar bu katliamın sorumlusudur. Şimdi bir kez daha, Soma’daki ve çalışırken ölen yüzlerce işçinin ahı yerde dururken, Amasra’ya giderek gösteri yapan, gerçek yüzlerini gizleyen, her zamanki maskelerini takan, fıtrat demagojileri yapanlar emekçileri kandırmaya çalışıyorlar. 41 madenci kardeşimizin canına mal olmuş bu ihmali örtmek için dezenformasyon yapmakla meşguller. Patlamanın nedeni konusunda tıpkı Soma’da yaşandığı gibi ‘trafo patlaması’ yalanının ifade edilmiş olmasını, gerçeğin örtülmeye çalışılmasını, aynı filmi izlemeyi kabul etmiyoruz.

    Sadece madenlerde değil, tüm işkollarında işçi sağlığı ve iş güvenliği sisteminin göçük altında olduğunu yıllardır söylüyoruz. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası ile işçileri piyasanın insafına bırakan bu düzenin değiştirilmesi gerektiğinin yıllardır mücadelesini veriyoruz.

    Hayatımızı cehenneme çeviren, ölülerimizin üzerinde şatafatlı saraylar, gökdelenler, yollar, madenler inşa edenlere, her ay bir Somayı bize yaşatanlara tahammülümüz kalmadı artık.  Artık yeter diyoruz.

    Emeğimiz, haklarımız, hayatlarımız ve geleceğimiz için yeter diyoruz. Tüm işçileri, emekçileri, kendine insanım diyen herkesi sesini sesimize, gücünü gücümüze katmaya; artık yeter insanca yaşamak istiyoruz demek için harekete geçmeye çağırıyoruz.

    Herkesi daha fazla kâr için daha fazla kan dökmekten çekinmeyen bu vahşi sermaye düzenini yıkmak, emeğin ve özgürlüğün iktidarını kurmak için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Dersimliler Derneği aşure lokması dağıtacak!

    Ankara Dersimliler Derneği aşure lokması dağıtacak!

    PİRHA – Ankara Dersimliler Derneği, 20 Ağustos’ta aşure lokması dağıtacak.

    Ankara Dersimliler Derneği, 20 Ağustos Cumartesi, saat 18:00’de aşure lokması dağıtacak. Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevinde dağıtılacak lokmalar için “Derneğimizin Aşure lokmasına tüm hemşehrilerimizi ve dostlarımızı bekliyoruz” denildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Yağmur: AKP’nin cemevi ziyareti samimiyetsiz; biz sadece inancımıza saygı bekliyoruz-VİDEO

    Yağmur: AKP’nin cemevi ziyareti samimiyetsiz; biz sadece inancımıza saygı bekliyoruz-VİDEO

    PİRHA – Keçiören Cemevi yaptırma ve Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Yakup Yağmur, inşasına başladıkları cemeviyle ilgili konuşarak “İlçemizdeki insanlar, cenazelerini kaldırmak için başka semtlere gidiyorlardı. Bu cemevinin yapılması ile birlikte Alevilerin asimilasyona uğramasına engel olunacak. Ayrıca çocuklarımıza kendi inancımızı ve duruşumuzu sergileyip öğreteceğiz” dedi.

    Uzun yıllar ardından Ankara’nın en büyük ikinci ilçesi olan Keçiören’de 12 hizmetin yürütülebileceği cemevi için çalışmalara başlandı. Keçiören Cemevi yaptırma ve Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Yakup Yağmur, temeli atılan cemevi projesinin nasıl hayat bulduğunu anlattı.

    Yakup Yağmur, önceki yıllarda olanaksızlıklar nedeniyle Pir Sultan Abdal Kültür Derneği bünyesindeki küçük bir mekanda cem yürüttüklerini söyleyerek şu bilgileri paylaştı:

    “PSAKD şubemizde aşurelerimizi dağıtıyoruz, saz kursları ve kimi öğretilerimiz de veriliyor. Ama tabii ki bu Keçiören nüfusuna çok az geliyor. Çünkü cenaze kaldırma imkanımız dahi yok. Daha sonra biz bu cemevini büyütmeye karar verdik. Keçiören ilçesinde binlerce Alevi yaşıyor. Bu insanlar kendi öğretilerini, inançlarını yaşayamıyor, cemlerini yapamıyorlar. Aleviler burada cenazelerini kendi inançlarına göre defnedemiyor. Bu durumdan dolayı bu yola baş koyduk. Bir arayış içerisine girdik ve dönemin Belediye Başkanı Mustafa Ak’a yer taksisi için müracaat ettik. O da sağ olsun çok iyi niyetli bir insandı, bize ‘Keçiören’deki Alevi kurumları ile birlikte gelin, size bir cemevi yeri tahsis edeceğim’ dedi. Biz de bütün Alevi kitle örgütleri ile birlikte bir dernek kurduk; Keçiören Cemevi ve Yapma Derneği. Bunun içerisinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Derneği ve yöre dernekleri de var. Bütün bu dernekler bir araya gelerek böyle bir talebimiz oldu ve belediye başkanı talebimizi karşıladı. Para karşılığında bu arsayı satın aldık. Arsamız cemevi için biraz küçüktü ve büyütmek istedik. Daha sonra bugünkü Belediye Başkanı Turgut Altınok’a müracaat ettik ve bu konuda bize yardımcı oldu. Arsanın bir parçasını bize verdi.”

    “BU CEMEVİNİN YAPIMI ASİMİLASYONU ENGELLEYECEKTİR”

    Yakup Yağmur, Keçiören’deki birçok mahallede cemevi olmadığının altını çizerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bir tek Batıkent’te büyük bir cemevi var. İnsanlar buralardan cenazesini Batıkent’e ya da çok uzak ilçe olan Çubuk’a götürmek zorunda kalıyor. Bu cemevinin yapımı hem Alevilerin asimile olmasını engelleyecektir hem de burada biz, çocuklarımıza kendi öğretimizi, geleneklerimizi, duruşumuzu sergileyip, çocuklarımıza öğretilerimizi sunacağız. Burada ayrıca Hakk’a yürüme erkanları da yapılabilecek. Yani Alevi toplumunun burada örgütlenebileceği bir cemevi olacak. Bir cemevi inşaatı başlattık ve umarız bunu başarabiliriz. Zor bir süreç. Çünkü devletin bu konuda hiçbir katkısı yok. Bugün bir kazma dahi vursan her şey para. Zorlu bir süreç ama bunu elbirliğiyle, bütün Alevilere ulaşarak, herkesin bir tuğla koyma şartıyla başaracağımıza inanıyorum.”

    “İNANCIMIZA SAYGI DUYSUNLAR YETER”

    Yakup Yağmur, iktidarın cemevi ziyaretlerini de samimiyetten uzak bir davranış olarak değerlendirdi. Yağmur, öncelikle Alevi inancının resmiyette tanınması gerektiğini vurgulayarak şu açıklamayı yaptı:

    “Kendilerini hiç samimi görmüyoruz. Biz AKP’yi iyi takip ediyoruz. Geçmişte 8 tane Alevi çalıştayı oldu. Çeşitli Alevi dedelerinden kabineye atanan insanlar oldu. Ama bunun sonucunda bir şey alınamadı. Çünkü AKP bu konuda samimi değil. Biz de AKP’den bir şey istemiyoruz. Aleviler olarak bizim inancımıza saygı duysunlar, inancımızı tanısınlar, biz onlardan herhangi bir şey istemiyoruz. Yani biz ne ‘dedelerimize maaş verin’ ne de ‘gelin cemevimizi yapın’ diyoruz. Bizi Alevi olarak tanısınlar, inancımıza saygı duysunlar biz bunun dışında onlardan bir şey istemiyoruz.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

    İLGİLİ HABERLER
    Keçiören Cemevi için temel atma töreni yapıldı-VİDEO

  • Koro çalışması yürüten kadınlar: Cemevinde özgürlüğümüze kavuşmuş gibi olduk-VİDEO

    Koro çalışması yürüten kadınlar: Cemevinde özgürlüğümüze kavuşmuş gibi olduk-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Yenimahalle Şube üyeleri, pandemi sebebiyle ara verilen müzik çalışmalarına yeniden başladı. Çoğunluğunu kadınların oluşturduğu koroda deyişler ve halk ezgileri seslendiriliyor. Koro üyesi kadınlar, cemevleri bünyesindeki kültürel aktivitelerin artması gerektiğini belirterek, kadınların daha aktif olmaları için çağrıda bulundu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yenimahalle Şube, 2020 yılında başlattığı koro çalışmasına pandemi sebebiyle bir yıl ara vermişti. Yoğun istek üzerine yeniden bir araya gelen müzisyenler, büyük bir özveriyle deyiş ve halk ezgilerini seslendiriyor.

    Koro şefi olan Zakir Türkan Akbıyık, çalışmanın ilk başlangıç döneminde 45 kişi ile yola koyulduklarını ancak salgından sonra sayının düştüğüne dikkat çekiyor. Mevcut sayının 35 civarında olduğunu söyleyen Türkan Akbıyık, pandemi sebebiyle çalışmaların bir hayli zorlu olduğunu da belirtiyor.

    “AMACIMIZ GÖNÜLLERİMİZİ BİRLEMEK OLDU”

    PSAKD Yenimahalle Şubesi’nde bir yandan da inşaat sürüyor. Koro üyeleri, yeni cemevinin yapılıyor olması nedeniyle müzik çalışmalarını yemekhanede yürütüyor. Mevcut koşullar nedeniyle bir yıl çalışma yapamadıklarını anlatan Türkan Akbıyık, yeni döneme dair PİRHA’ya şu açıklamayı yaptı:

    “Korodaki arkadaşlarımız o kadar azimliler ki ‘Ne zaman başlayacağız diye?’ soruyorlardı. Pandemi sebebiyle çalışmalara devam etmek konusunda ben de çok istekli değildim çünkü canlarımız belirli bir yaş üzerinde. Ama o kadar istek sonrasında kursumuzu tekrardan açtık. Bağlama çalanlar ve koroda olan arkadaşların hepsi buranın üyeleri. Örneğin bağlama çalanın annesi ayrıca türkü söylüyor. Kardeş ya da anne-kız gelenler var. Kapımız herkese açık. Her yaştan katılımcımız var ancak erkek sayımız her kültürel etkinliklerde olduğu gibi bizde de az. Ama kadınlarımız sağolsunlar işten çıkıp, evlerinin işini bırakıp koşarak buraya geliyorlar. Burada hem güzel zaman geçiriyorlar hem kültürlerini, deyişlerini öğreniyorlar.
    Koroya katılanların hiçbirisini sınav yaparak almadık. Ben de dahil hiçbirimiz profesyonel değiliz. Amacımız burada bir birliktelik olsun, hep beraber cemevinde buluşup güzel zaman geçirelim istedik. Amacımız burada gönüllerimizi birlemek oldu.

    Gelecek dönemde de sahne performanslarımız olacak. Batıkent’te mutlaka bir kadın etkinliği olacak ve biz orada türkülerimizi insanlara dinletmek istiyoruz.”

    “ÖZGÜRLÜĞÜMÜZE KAVUŞMUŞ GİBİ OLDUK”

    Gülsen Elif Toprak, sesiyle öne çıkan koro üyelerinden birisi. Bir yemek firmasında aşçı olarak çalışan Toprak, koro çalışmasında yer almaktan ötürü memnuniyet duyduğunu belirterek diğer kadınların da benzer aktivitelerde yer alması için şu çağrıyı yaptı:

    “İşten sonra buraya gelip güzel aktivitelere yöneliyoruz. Müziğe ilgimden ötürü bazı ortamlarda söylediğim oluyordu ancak buradaki ilk müzik çalışmam oldu. Müzik bizim için her şey demek. Anlatamadıklarımızı, dilimize dökemediklerimizi müzikle döküyoruz. Türkülerin sözleri bize yetiyor.”
    Cemevlerinde faaliyet yürütmenin kendilerinde güzel hissiyat oluşturduğuna da dikkat çeken Elif Toprak, “Burada özgürlüğümüze kavuşmuş gibi olduk” diyerek şöyle devam etti:

    “Bizler cemevlerinde şu ana kadar konuşamadıklarımızı dile getirdik. Bizler sanki daha yeni yeni aydınlanıyor, dışarı çıkıyoruz gibi. Buralarda olmak çok güzel bir duygu. Kadınlar susmasınlar, özgür ve aydın olsunlar. En önemlisi de türkü söylesinler. Konuşmak istediklerini içlerine kapatmasınlar. Sokaklarda, cemevlerinde, derneklerde her yerde kadınlar susmasın.”

    “KONUŞACAKLARIMIZI BURADA ÖZGÜRCE DİLE GETİREBİLİYORUZ”

    Fikriye Bektaş da bir diğer kadın korist. Ev işçisi olarak çalışan Bektaş, Çarşamba akşamları ise müzik çalışmasına dahil oluyor. Cemevindeki müzik çalışmasında olmaktan ötürü mutlu ve huzurlu hissettiğini söyleyen Bektaş, duygularını şu sözlerle anlatıyor:

    “Burada kafamızı rahatlatıyor, inancımızı yükseltiyoruz. Aleviler olarak buralarda yolumuzu devam ettiriyoruz. Bizler aydın insanlarız, konuşacaklarımızı burada özgürce, baskı altında olmadan dile getirebiliyoruz. O nedenle kadınların buraya gelmesini öneriyorum.”

    “KADINLAR EVE KAPANIP ‘TEMİZLİK YAPACAĞIM’ DEMESİNLER”

    Birsen Güller de koroda yer alan kadınlardan bir diğeri. Cemevinde kültürel bir faaliyet yürütmekten ötürü memnuniyetini dile getiren Güller de kadınlara çağrıda bulunup şu konuşmayı yaptı:

    “Burada olmak heyecan veriyor. Bunun için de türkü okurken heyecandan söyleyemiyorum. Ama insanın kendisini geliştirmek, yetiştirmek için burası motive ediyor. Bir işim var ve iş çıkışında mümkün olduğunca buraya gelip çalışmalara katılıyorum. Haftanın 5 günü çalışıyorum. Koro çalışmamız sadece bir gün oluyor. O nedenle bu günü heyecanla bekliyorum. Gündüz işteyken zaten mutfakta provamı da yapıyorum. Arkadaşlarım ‘Bizim aşçı ablamız yine söylemeye başlamış’ diyorlar.
    Kadınlar özgür olsun ve eve kapanmasınlar. Erkeklerin baskılarına karşı dursunlar. En önemlisi kendilerine güvenleri olsun. Eve kapanıp çocuk yapıp, el işi yapıp, ‘Ev temizleyeceğim’ demesinler. Ben çalışıyorum aynı zamanda emekliyim ve haftanın bir günü yaptığımız bu çalışmayı iple çekiyorum.
    Bizler bu mevcut cemevini çok zor şartlar altında sahiplendik. Burada yatıp sabah işe gittiğimiz günler oldu. Bu tür faaliyet gösteren cemevlerimiz her yerde olsun. Ama devlet bize bu imkanları vermiyor. Biz Alevilerin önünü açmıyor. Daha çok güzel faaliyetlerimiz olabilir ancak önümüze hep engeller konuyor. Mesela şu an devlet cemevlerini konut statüsünde görüyor yani ibadethane olarak buraları görmüyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Rusya-Ukrayna savaşı Ankara’da protesto edildi!-VİDEO

    Rusya-Ukrayna savaşı Ankara’da protesto edildi!-VİDEO

    PİRHA-Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri, “Emperyalist savaşa hayır, halklar barış istiyor” diyerek Rusya’nın Ukrayna’ya dönük savaşını protesto etti.

    Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri, Rusya’nın Ukrayna işgalini protesto etti. Batıkent Meydan’da yapılan basın açıklamasında “Emperyalist savaşa hayır, halklar barış istiyor” pankartı açılarak başlatılan savaşın derhal durdurulması çağrısı yapıldı.

    “BİZLER BARIŞIN TARAFINDAYIZ”

    Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri adına basın açıklamasını okuyan Aşkın Kaleci, “Savaşa hayır, barış hemen şimdi!” diyerek savaşa karşı ayaklananların yanında olduklarını vurguladı. Kaleci, açıklamanın devamında şunları söyledi:

    “Dünya emperyalist devletler arasındaki yeni bir hegemonya savaşının somut karşılığını Ukrayna’da yaşıyor. ABD öncülüğündeki NATO’nun kışkırtması ile gerilen Ukrayna-Rusya ilişkileri, Rusya’nın açık işgal girişimi ile savaşa dönüştü. Pandeminin yaralarını henüz saramamışken, enerji ve silah tekellerinin çıkarları için yeni bir savaş alanı açılıyor.

    Artık sınırlarına ulaşan ve kendini yeniden üretemeyen kapitalizm, savaş politikaları ile yeni çıkışlar arıyor. Dünya halklarının yaşamlarını, geleceklerini umursamadan kendini kurtarabilmek için insanlığa kıyıyor. Bizler ne Rusya’nın ne de ABD öncülüğündeki NATO’nun yanındayız. Bizler barışın tarafındayız. Savaşa karşı ayaklanan milyonlarca barışseverin tarafındayız.

    Aynı şekilde Türkiye’de bu savaşın tarafı olmamalıdır. Savaş politikalarından, kandan beslenerek kendi iktidarını korumak derdinde olan AKP-MHP koalisyonuna da buradan sesleniyoruz. Türkiye ne NATO’nun ne de Rusya’nın savaş blokuna dahil edilemez! Türkiye halkları yurtta da cihanda da barış istiyor.

    Ukrayna halkının felaketine neden olan bu paylaşım savaşına ve emperyalist, faşist faillerin tümüne karşı çıkmak, Türkiye’nin bu savaşta dolaylı ve dolaysız taraf olmasını engellemek ülkemizdeki demokrasi mücadelesinin zorunlu bir parçasıdır.

    Savaş eşitlik ve insanca bir yaşam için mücadele edenlerin düşmanıdır. Savaşların en büyük kaybedeni yoksullar, emekçiler, kadınlar ve gençlerdir. Buradan bir kez daha ülkemizin tüm emekçilerini, işçilerini, halklarını, kadınlarını, gençlerini savaşa, militarizme ve şovenizme karşı birleşmeye çağırıyoruz.

    Savaş demokrasinin düşmanıdır. Diktatörlüğe, otokrasiye, oligarşiye giden en kestirme yollardan birisidir. Demokrasi için mücadele veren tüm kesimler birleşmeli ve savaşa karşı sesimizi her gün biraz daha gür çıkarmalıyız.

    Bir an önce halkların iradesi üzerindeki faşist tacizlere son verilmeli, halkların kendi kaderlerini tayin hakkına saygı gösterilmedir.

    Savaşa hayır! Yaşasın halkların kardeşliği! Kahrolsun emperyalizm!”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da ‘Hızır Cemi’ yürütüldü-VİDEO

    Ankara’da ‘Hızır Cemi’ yürütüldü-VİDEO

    PİRHA- Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde Alevi yurttaşların yoğun katılımıyla ‘Hızır Cemi’ yürütüldü.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şubesi, Yenimahalle ilçesinde ‘Hızır Cemi’ yürütüldü. Batıkent Cemevi’ndeki inşaat sebebiyle yemekhanede yapılan ceme ilgi bir hayli yoğun oldu.
    Dede Bahri Doğanay’ın yürüttüğü cem erkanında Özcan Özdemir de zakirlik hizmeti gördü. Dede Doğanay, okuduğu gülbenglerle birlikte Hızır ayının önemine dikkat çekerek “Çoğu yerde Hızır orucu üç gündür. Kendim Tokatlı olduğum için, bizim oralarda ve Sivas’ın bazı yerlerinde Hızır orucunun yedi gün olduğunu söyleyebilirim. Hubyar Baba Sultan, yedi gün oruç tuttururdu” dedi.

    Dede Bahri Doğanay, okuduğu gülbenglerle birlikte tüm katılanlar için iyi dileklerde bulunarak “Biz didara aşığız. Evdeki huzur, güzellik, sağlık hepinizin cenneti olsun. Bizim cennetimiz evimizdir, başka yerde cennet aramayız” ifadelerini kullandı.

    Yapılan sohbetler ardından hizmetler görüldü, okunan deyişlerle birlikte semah dönüldü.

    Yürütülen cemin ardından lokmalar paylaştırıldı.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Enes Kara için Ankara’da eylem yapılacak!

    Enes Kara için Ankara’da eylem yapılacak!

    PİRHA- Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri, kaldığı tarikat yurdunda maruz kaldığı baskı sebebiyle intihar eden Enes Kara için Ankara’da basın açıklaması yapacak.

    Elazığ Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi 19 yaşındaki Enes Kaya’nın intiharıyla birlikte tarikat yurtlarına dönük protestolar sürüyor. Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri, “Tarikat yurtları kapatılsın. Çocuklarımızın geleceğini tarikat ve cemaatlere bırakmayacağız” çağrısı ile 15 Ocak Cumartesi günü saat 18:30’da Murat Karayalçın Meydanı’nda basın açıklaması yapacak.

    PİRHA/ANKARA

  • Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri: Savaşa ve Diyanete ayrılan bütçe halka ayrılsın!-VİDEO

    Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri: Savaşa ve Diyanete ayrılan bütçe halka ayrılsın!-VİDEO

    PİRHA- Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri, yaptıkları eylem ile hayat pahalılığına itiraz etti. Okunan basın metninde “Eğitime bütçe yok, sağlığa bütçe yok, ulaşıma bütçe yok ama konu savaş olunca, konu diyanet olunca en alasından bütçe var. Savaşa ve diyanete ayrılan bütçe halka ayrılsın” denildi.

    Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri, zorlaşan hayat şartlarına karşı “Artık yeter” dedi. Kiralık evlerde yaşayan, asgari ücretle geçinen, emekli maaşının yetmediğini ifade eden yüzlerce Batıkentli yurttaş, Murat Karayalçın Parkı’nda bir araya geldi.

    “TENCERELER BOŞ, YEMEK KAYNAMIYOR!”

    Ellerinde boş tencereleri gösteren yurttaşlar, “Zam, zulüm, işkence işte AKP” diyerek artan Pazar fiyatlarını protesto etti. Batıkent Emek ve Demokrasi Güçleri adına ortak metni okuyan Fatma Akay, “Şanslı olup markete gidebilenlerin, kasadan çıkarken canının yandığı günlerden geçiyoruz” dedi. Akay, özellikle asgari ücretlilerin, enflasyona yenik düştüğünü ifade ederek şunları söyledi:

    “Biraz dikkat edin çıkış kapısına, parayı ödedikten sonra uzun uzun kasa fişine bakan insanlar göreceksiniz. Barkod okuyucu ürünü yanlışlıkla çift okumuştur, belki etiket fiyatı kasadakiyle uyumsuzdur ya da fişteki rakamları şöyle kafadan hızlıca toplasan yekünle tutmayacaktır. Bir umut işte… Sonra çok çabuk yüzleşiliyor market kasasında hata olmayacağıyla. Hepsi tutuyor, hem de kuruşuna kadar.

    Durum gerçekten parlak değil. Erdoğan’ın Üsküdar’da reklamcılarıyla market dolaşıp ‘Fiyatlar uygun’ demesinin üzerinden henüz 24 saat geçmeden TÜİK Eylül enflasyonunu açıkladı. Rakamlar Erdoğan’ı yalanlıyor: Gıda fiyatlarındaki yıllık artış yüzde 30 düzeyinde. Aylık artışın yarıdan fazlası gıda, konut ve ulaşımdan! Üstelik bu yüksek rakam iktidar ayıbı örtmekle mahir TÜİK’in oranı. DİSK’in araştırmasına göre ise enflasyon %40 düzeyinde. Fiyat artışları ücretlere de hiçbir şekilde yansımıyor. Asgari ücret Ocak’tan buyana sabit toplu sözleşmelerdeki altışar aylık zamlar mutfak enflasyonunun çok altında.

    Zamlar tabi ki sadece gıda fiyatlarıyla kalmadı. Kiralar neredeyse iki katına çıktı. 2020’de 4 milyon insanın elektriği borç yüzünden kesilmişken, 2021 ‘de yine defalarca elektriğe yüksek zam yapıldı. Isınma desen, doğalgaza daha yeni %15 zam yapıldı. Benzin, mazot, LPG… Listenin ucu bucağı yok.

    Peki hayatın pahalı olması, açlık ve yoksulluk sorunlarından kaynaklı intiharların arka arkaya oluyor olması patronların ve hükümetin umurunda mı? İşçilere, emekçilere yaptıkları tek tavsiye ‘porsiyon küçültmek’ olanların halkı çok umursadığı söylenemez. Onlar karlarına kar katmaya devam ederken hayatın gerçek yüzü ile bizler uğraşmaya çalışıyoruz.

    Peki ya kadınlar! Hem krizin hem pandeminin hem de patriyarkal kapitalizmin bedelini en çok onlar ödüyor. Güvencesiz, uzun mesailerle çalıştırıldıkları yetmez gibi düşük ücrete mahkum bırakılıyorlar. Evde artan bakım emeği yükü ise katmerlenerek büyüyor.

    Eğitime bütçe yok, sağlığa bütçe yok, ulaşıma bütçe yok, ‘halk aldığı hizmeti karşılamak zorunda’ diyorlar ama konu savaş olunca, konu diyanet olunca en alasından bütçe var. Savaşa ve diyanete ayrılan bütçe halka ayrılsın. Çocuklarımız eşit bir şekilde eğitim alsın. Herkes nitelik ve eşit sağlık hizmetinden faydalansın!

    Halkımız bulundukları tüm üretim hatlarında, atölyelerinde, okullarında, mahallelerinde mücadeleyi örgütlemezse ne halka ekmekten fazlasını layık görmeyen anlayış ne de patron ve Erdoğan’ın ihtişamlı sofraları biter. Hak kayıplarının önlenmesinin, sermayenin saldırılarının engellenmesinin, fatura ve temel tüketime yapılan zamların kaldırılmasının, özelleştirilmelerin durdurulmasının tek garantisi emekçi halkın örgütlü mücadelesidir. Mücadelemizi büyütürsek soframız da büyür. Yaşasın örgütlü mücadelemiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi, genel kurula gidiyor!

    Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi, genel kurula gidiyor!

    PİRHA- Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi, 15. Olağan Genel Kurulu’nu 14 Kasım’da yapacak.

    Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi, 7 Kasım 2021’de yapmayı planladığı 15. Olağan Genel Kurul toplantısını, çoğunluk sağlanamadığı sebebiyle 14 Kasım’da gerçekleştirecek.

    Pazar günü yapılması planlanan Olağan Genel Kurul, saat 12:00’de cemevi yerleşkesinde gerçekleştirilecek.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Haydarcan’ın katili yalnızca iki kişi değil, bu politikaları üretenlerdir!’-VİDEO

    ‘Haydarcan’ın katili yalnızca iki kişi değil, bu politikaları üretenlerdir!’-VİDEO

    PİRHA- Batıkentli yurttaşlar, Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde iki kadını taciz edenlere müdahalesi sonucu öldürülen Haydarcan Kılıçdoğan için basın açıklaması yaptı. “Semtimizi ne uyuşturucu satanlara ne de çetelere bırakmayacağız” denilen açıklamada birlikte mücadele vurgusu yapıldı.

    Haydarcan Kılıçdoğan, Batıkent Meydan’da 29 Ekim Pazar akşamı kadınları taciz eden iki kişiye müdahale etmesi sonucunda altı yerinden bıçaklanarak öldürüldü.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Cemevi’nde yapılan cenaze erkanı ardından yurttaşlar, Haydarcan’ın katledildiği yerde “Batıkent’te çetelere ve uyuşturucuya izin vermeyeceğiz” pankartı ile basın açıklaması yaptı. Çok sayıda yurttaşın katıldığı açıklamada “Çetelere geçit vermeyeceğiz. Katiller, halka hesap verecek. Kurtuluş yok, tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları atıldı.

    ARTIK YETER DİYORUZ”

    Batıkent halkı adına basın açıklamasını Batı Sitesi Mahalle Muhtarı Ali Fidan okudu. Fidan, “Bugün burada bir canımızı kaybetmenin üzüntüsü ve öfkesi ile bir aradayız” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Haydarcan Kılıçdoğan, semtimizin sakin, mütevazi ve ilerici gençlerinden bir tanesiydi. Çevresinde olanlara ve toplumsal sorunlara duyarlıydı. Tacize uğrayan iki genç kıza, canı pahasına sahip çıktı. Haydarcan bugün aramızda, kalbimizde. Burada yüzlerce Haydarcan var.

    Haydarcan burada kaybettiğimiz ilk gencimiz, ilk arkadaşımız değil. Daha önce de arkadaşlarımızı benzer nedenlerle burada kaybettik. Uyuşturucu maddelerinin sarmaladığı, giderek yozlaşan, insanlık değerlerinden çıkan gençlerin neden olduğu bu kaçıncı vaka!

    Bizler Batıkentliler olarak artık yeter diyoruz.

    Gerici, mezhepçi, kadın düşmanı, türcü, her türlü politikanın sonuçları giderek yozlaşan, birbirine düşmanlaşan azılı katiller doğuruyor. Haydarcan’ın katili yalnızca iki kişi değil, bu politikaları üretenlerdir.

    Bizler Batıkent’te sahip çıkacağız, bir can daha vermeyeceğiz. Uyuşturucu satanları da çeteleri de yozlaşan, kimliksizleşen kişileri de Batıkent’te barındırmayacağız.

    Bizler, gençlerimizin şarkılar söyleyebildikleri, danslar edebildikleri, kadınlarımızın sokaklarında 24 saat rahatça korkusuzca gezebildikleri, büyüklerimizin huzurla yaşayabildikleri bir Batıkent hayalini kuranlarız. Bu hayalimizin yaşama geçmesi için çaba harcıyoruz, çaba harcamaya devam edeceğiz.

    Bir hayalimiz var; özgür, demokratik ve laik yaşam alanlarında kardeşçe yaşamak. Kardeşliğimize, değerlerimize gölge düşürenlere karşı da mücadele edeceğimizi buradan tekrar ilan ediyoruz.

    Haydarcan kalbimizdesin.

    Kadına yönelik şiddet uygulayanlara, tacizde bulunanlara izin vermeyeceğiz. Semtimizi ne uyuşturucu satanlara ne de çetelere bırakmayacağız.”

    “SEMTİMİZE, ÇOCUKLARIMIZA BİRLİKTE SAHİP ÇIKALIM” 

    Haydarcan Kılıçdoğan’ın kuzeni Eren Öztaş ise “Ciğerimiz yandı. Artık başka insanlar da bunları yaşamasın” diyerek şu açıklamada bulundu:

    “Kimse çocuklarına benzer durumlar olduğunda ‘arkanı dön git’ demesin. Bizler semtimizi korumalıyız. Haydarcan, doğru olanı yaptı. Keşke sonu böyle olmasaydı ama bedeli ağır olsa da bunun çözümünü istiyoruz. Halkımızla birlikte Haydarcan gibi duyarlı olalım. Bizleri yalnız bırakmadığınız için teşekkür ediyorum. Bizler bir bütünüz ve semtimize, çocuklarımıza birlikte sahip çıkalım. Katillerin, gelip çocuklarımızı öldürmesine izin vermeyelim. Canımız daha fazla yanmasın.”

    Yapılan basın açıklamasının ardından yurttaşlar, Haydarcan Kılıçdoğan’ın katledildiği yere mumlar yakarak karanfil bıraktı.

    PİRHA/ANKARA