Etiket: batıkent

  • Kaval çalarak sebze satan Hikmet Aras, süpermarketlere karşı mücadele veriyor-VİDEO

    Kaval çalarak sebze satan Hikmet Aras, süpermarketlere karşı mücadele veriyor-VİDEO

    PİRHA- Hikmet Aras, dört tekerli demir aracına yüklediği sebzeleri sokak sokak gezerek satmaya çabalıyor. Satış yaparken aynı zamanda kaval çalan Aras, “Çalıştığım bölge müziğe çok açık. Hemen hemen her evde bağlama veya gitar çalan birileri var. Durum böyle olunca kaval çalmam da insanların hoşuna gidiyor” dedi.

    Sekiz kardeşli bir ailenin üyesi olan Hikmet Aras, 1988 yılında Kars’tan Ankara’ya geliyor. Büyükşehir Belediyesinde iş bulup uzun yıllar çalışan Aras, aynı yerden emekli oluyor.

    Bütün kardeşlerinin şu an Ankara’da yaşam sürdüğünü anlatan Hikmet Aras, “Ailemin bir kısmı pazarcılık yapıyor. Onların işleri sebebiyle hep yanlarında olurdum. Şu anda emekliyim ve bende de bir anlamda pazarcılık işi yapmaya başladım” diyerek seyyar yürüttüğü işi hakkında bilgi verdi.

    “KARS’TAKİ ANNELER HEP BİR ÖZLEM ÇEKER”

    Hikmet Aras ile sabahın erken saatlerinde Yenimahalle’deki evinin önünde buluştuk. Aras, komşularının, zamanında ‘görüntü kirliliği yapıyor’ diyerek şikayet ettiği o dört tekerli demir arabayı güçlükle iterek bahçedeki yerinden çıkardı. Emekli aylığı yetersiz kalınca sebze satmaya başladığını anlatan Aras, “Özgür irademle, patronsuz bir ortamda iş yapıyorum. Asgari ücretle, sanayi ortamında çalışan bir işçiden daha mutluyum” diyerek aktarımına başladı.

    Hikmet Aras, her ne kadar Kars’ta doğup büyüdüyse de Ankara’yı çok sevdiğine vurgu yapıyor. “Kars’a gittiğimde dahi burayı özlüyorum” diyen Aras “Kars’ın ekonomik açıdan iyi bir iş alanı yok. Kırsal alanda yaşam bir hayli zor. Haliyle herkes gurbete çıkıyor. Anne ve babalar çoğu zaman çocuklarının yüzlerini senelerce göremiyor. Kars’ta hep bir gurbet hayatı var. Durum böyle olunca insanlar büyük şehirlere göç ediyor. Yani Kars’taki anneler hep bir özlem çeker. Gözleri hep yollarda olur. Tarihsel olarak Kars’ı hep anlatır, Kurtuluş Savaşı’yla da hep anarlar. Çok değerli bir şehir olduğunu söylüyorlar. Altyapısına ya da üretimine baktığınızda hiç de o kadar değerli olmadığını görürsünüz. İlgi gösterilmesi gereken bir yerde dururken Kars şu an kötü bir noktada duruyor” diyerek durumunu özetliyor.

    HAFTANIN ALTI GÜNÜ SEYYAR SATICILIK YAPIYOR

    Hikmet Aras, Ankara’ya yerleştiren sonra şehre adapte olma konusunda ise “Şehirde zorluk çekmem için çok dar görüşlü olmam gerekirdi. Ama insanlarla çok çabuk kaynaşabiliyorum. Ayrıca Batıkent semti çok farklı bir yer. Burada hemen hemen bütün insanlar okur ve aydın diyebilirim” ifadelerini kullandı.

    Aras, şu an haftanın 6 günü çalıştığını belirterek her gün farklı bir bölgede satış yaptığını anlattı. Genellikle yeşillik sattığını söyleyen Aras, “Yeşillikleri Ankara’da bahçelerde üretim yapan bir arkadaştan alıyorum. Her ürünü günlük, taze alıp, satıyorum. Reyhan, kekik, dere otu, tere, roka, yeşil soğan, kıvırcık gibi ürünler satıyorum” dedi.

    HER GÜN EN AZ 70 KİLO YÜK !

    Taşıdığı el arabasının en az 70 kilo olduğunu belirten Aras, bazı dönemlerde yükünün 150 kiloya kadar vardığını söyledi. Aras, sıcak mevsimlerde iş yükünün çok zorlaştığına işaret ederek “Her satış yaptığım yerde insanlardan su istiyorum. Sağ olsun onlar da ikram da bulunuyorlar. Mahalleliler bu konuda çok duyarlı. Emeği ile çalışan insana burada değer veriliyor. Batıkent’in insanlarında Alevi felsefesi ağırlıkta olduğu için duyarlılar. İnsanı dinleyebiliyorlar. ‘Keşke ben de böyle doğabilseydim’ diyorum. Evlerdeki hemen hemen bütün çocuklar okumuş oluyor. İnsani yanları çok güzel ve merkezlerinde hep insan var” şeklinde konuştu.

    MARKETLERDEKİ SEBZELERE DİKKAT!

    Hikmet Aras, sattığı yeşilliklerin daha çok kışın tercih edildiğini söylese de şu mevsimlerde de alıcısını bulduğunu anlatıyor. Aras, marketlerde satılan ürünlerin neden çabuk bozulduğunu da belirterek şu ince detaylara işaret ediyor:

    “Bana ‘Yeşillikleri nereden getiriyorsun?’ diye sorduklarında direkt ürünlerimi açıp gösteriyorum. Tazeliğini görünce hemen alıyorlar. Günde 300 kişi ile karşılaşıyorsam bunun anca 20’si alışveriş yapıyor diyebilirim. Çünkü insanlar da alım gücü de düştü. İnsanlar, sebze ve meyvenin çok yüksek fiyatlı olduğunu söylüyor. 2021 çok pahalı bir yıl oldu. Zaten benim de çok hızlı bir satışım yok. Ama insanlar beni tanıdıkça artık marketten alışveriş yapmıyor. İnsanlara sebze ve meyveyi kesinlikle marketten almayın diyorum. Çünkü sebze ve meyveler marketlerde soğuk hava depolarında tutuluyor. Üzerlerine sık sık su serpiliyor. O ürünler eve götürüldüğü zaman çözülüp çabuk bozuluyor. Fakat pazar ortamında alınan sebze ve meyve aynı durumda değil. Günlük ve tazedir.”

    MÜŞTERİLERİNE MÜZİK ZİYAFETİ DE VERİYOR

    Hikmet Aras, seyyar satış yapmasının yanında bir de kaval çalmasıyla tanınıyor. Kimi zaman arabasını itmeyi bırakıp, sırtını bir duvar ya da ağaca yaslıyor ardından enstrümanını üflüyor. En çok Sanatçı Yasin Poyraz’dan etkilendiğini belirten Aras, insanlara hem sebze hem de müzik ziyafeti sunuyor.

    Ankara sokaklarında Mem û Zîn, Arix ve Karakoyun gibi eserler çalan Aras, insanlar tarafından beğeniyle karşılandığını anlatarak şunları söylüyor:

    “Satış yaptığım bölge müziğe çok açık ve eğilimli. Hemen hemen her evde bağlama gitar çalan birileri var. Deyişlerin, halk müziğinin ağırlıklı olduğu bir yer Batıkent. Durum böyle olunca benim kaval çalmam da insanların hoşuna gidiyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Dersimli site görevlisi, 108 aileye geri dönüşüm bilinci kattı-VİDEO

    Dersimli site görevlisi, 108 aileye geri dönüşüm bilinci kattı-VİDEO

    PİRHA-Dersim’den Ankara’ya göç eden Çelebi ailesi, 108 dairelik bir sitenin bakım ve temizlik işlerini yaparak yaşamlarını sürdürüyor. Aynı zamanda cemevinde zakirlik de yapan Hıdır Çelebi, tüm daire sakinlerini uyararak geri dönüşüm bilinci oluşturdu. Çelebi, “Doğadaki her canlının bizler üzerinde bir hakkı var. Bu nedenle çevremize saygılı olmalıyız” diyerek yaşantısını anlattı.

    Kürt ve Alevi coğrafyasındaki birçok insan gibi Çelebi ailesi de çatışmadan, yağmadan, zulümden kaçıp umudu metropolde aramış. Çelebi ailesi, kimliklerini baskı altında olmadan yaşayabilecekleri umudu ile önce Çorum’a, ardından ise Ankara’ya yönelmiş.

    25 YILIMI MUNZUR DAĞLARINDA GEÇİRDİM”

    1970 Yılında Dersim ili Çemişgezek ilçesi Doğan Köyünde doğduğunu aktaran Hıdır Çelebi, kendisini “Tipik bir köylü aile çocuğuyum” diyerek tanımlıyor. Dersim’de ailesinin hayvancılık ve tarımla uğraştığını anlatan Hıdır Çelebi, sadece ilkokul eğitimi alabildiğini, şartların yeterli olmaması sebebiyle eğitimine devam edemediğini de ekliyor. Fakat Hıdır Çelebi, elde olan imkanlar ile müziğe yöneliyor. Bağlama çalıp deyişler okuyan Çelebi, bir süre sonrada Alevi örgütleri ile ilişki kurup zakirlik yapmaya da başlıyor.

    2007 Yılında ise Ankara Batıkent semtine yerleştiklerini belirten Hıdır Çelebi, Kürt ve Alevi nefretine Ankara’da da maruz kaldıkları yaşam serüvenlerini şu sözlerle anlatıyor:

    “Yaylalarda hayvancılıkla uğraşan bir aileydik. Hayatımın 25 yılını Munzur dağlarında, köyde çobanlık yaparak geçirdim. 1998 yılında ise köyden çıkmak durumunda kaldık. Köy yakmaları yaşandı. Yokluk, işsizlik, yaylaların yasaklı olması sebebiyle köyden çıkmak zorunda kaldık. Dersim’den Ankara’ya geldik. Burada da birtakım zorluklar yaşadık. Ötekileştirildik, ırkçılıkla karşılaştık. Bu durumlar açıkçası bizi çok yordu ve 2007 yılında Batıkent’e, şu an bulunduğumuz siteye geldik.”

    108 DAİRENİN SORUMLULUĞU TEK BİR AİLEDE!

    Site görevlisi olarak 108 daireden sorumlu olduklarını belirten Hıdır Çelebi, “acil servis gibi” tüm dairelerin ihtiyaçlarına koşturduklarını söyleyerek her gün tüm dairelerin çöpünü toplayıp, site temizliğini yaptıklarını da sözlerine ekledi. Fakat Hıdır Çelebi, metropollerde geçim derdinin bir hayli zorlaştığına vurgu yaparak “Şu an hiç bir işçi emeğinin karşılığını alamıyor. Hayat şartları zor olduğu için biraz da mecburiyetten bu işi yapıyoruz” diye de ekledi.

    SİTE SAKİNLERİNE GERİ DÖNÜŞÜM BİLİNCİ KATTI

    Hıdır Çelebi, ekonomik zorluk yaşamaları nedeniyle kazanç sağlamayı geri dönüşüm tekniğinde buluyor. 108 daireye tek tek plastiğin çöp olmadığını anlatıyor. Tüm daire sakinlerinin de bilinçlenmelerinin ardından Hıdır Çelebi hem doğaya hem de ekonomisine nasıl katkı sağladığını şu sözlerle anlatıyor:

    “Ankara’da geri dönüşüm yapmak benim için bir ekonomik gelir oluyor. 2 çocuğumu aynı yıllarda üniversitede okuttum. İkisini de bu zorluklar altında, geri dönüşüm işi aracılığıyla geçindirdim. Her 15 gün içerisinde topladığım plastikleri satışa götürüyorum. 15 günde ortalama 40 kilo plastik topluyorum.

    Site sakinlerinin yüzde doksanı, plastiği ayrıştırma bilincine sahip. Site yönetimine de bu işi yaptığımı bildirdim. Bütün daire sakinlerine tek tek plastikleri çöpe atmamaları gerektiği konusunda konuşma yaptım. Hem geri dönüşüm için hem de bana ekonomik katkı olsun diye bu konuyu gündeme getirdim. Bütün daire sakinlerine, çevreyi korumamız için bu konuyu anlattım. Yüzde doksanı bu söylediklerime uyuyor.

    Tüm site görevlilerine de çağrı yapmak istiyorum; petlerinizi, şişelerinizi, doğaya zarar verecek tüm atıkları ayrıştırın. Her site görevlileri geri dönüşüme katkı sağlamalı. Bahsettiğimiz ürünler doğaya çokça zarar veriyor. Biz Dersimliler diyoruz ki sadece can değil, canlı-cansız, börtü böcek, tüm varlıklar bizim için haktır. Her şeyin bizde bir hakkı vardır. O yüzden biz Dersimliler olarak doğaya çok duyarlıyız. Çünkü Bizler doğadan geldik.”

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Hatice Ateşoğulları Ankara’da toprağa sırlandı-VİDEO

    Hatice Ateşoğulları Ankara’da toprağa sırlandı-VİDEO

    PİRHA-Eski milletvekili, Hukukçu Kamil Ateşoğulları’nın eşi Hatice Ateşoğulları, Ankara’da Batıkent Cemevinde yapılan Hakk’a uğurlama erkanının ardından toprağa sırlandı.

    Eski ankara Milletvekili, Hukukçu Kamil Ateşoğulları’nın eşi 1947 doğumlu Hatice Ateşoğulları’nın Hakk’a uğurlanma erkânı Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevinde yapıldı.

    Pandemi nedeniyle katılımın sınırlı tutulduğu cenaze erkanını Cemal Şahin dede yürüttü. Şahin, “Hatice canımız yaşamı boyunca halkın mutluluğu için mücadele etti” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Canımız Hatice Ateşoğulları bizlerle birlikte ağladı, güldü, dertlerimize, kederlerimize acılarımıza, sevinçlerimize ortak oldu. Bizlere evlatlar, torunlar bıraktı. Bu hizmetlerinden dolayı kendisine minnettarız ama aramızdan ayrıldığı için üzgünüz.
    Canlar, kainatta hiçbir şey olduğu gibi yerinde kalmıyor. Her şey değişiyor, her şey yaşamın bir sonu aynı zamanda. Başka bir yaşam da başlangıcıdır. Bu da hakkın değişmez yasasıdır. Hak’tan geldik Hakk’a gidiyoruz. O can aslına geri dönüyor ve böylece yaşam kesintisiz bir şekilde sürüyor. Bizim Hak’tan dileğimiz Hatice anayı, erenleri, evliyaların katarına, didarını hayırlı eylemesi, geride kalanlara da sağlıklı bir yaşam vermesidir. Erkanımızda bazen dil, bazen de tel konuşacak.”

    Hatice Ateşoğulları, Aydın Birkan Özkan tarafından okunan deyişlerle Hakk’a uğurlandı.

    PİRHA/ANKARA

  • Matematik öğretmeni eğitim sistemini eleştirip intihar etti

    Matematik öğretmeni eğitim sistemini eleştirip intihar etti

    Özel bir okulda matematik öğretmenliği yapan İnan Avşar intihar etti. Avşar, bir gün önce sosyal medyaya yüklediği videoda “Çok mücadele ettim” diyerek eğitim sistemini ve fazla mesai saatlerini eleştirmişti.

    Ankara-Batıkent’te İnan Avşar isimli 15 yıllık matematik öğretmeni, eğitim sisteminin kötü olmasını ve ülkede bir öğretmen olarak yaşadığı adaletsizlikleri anlattığı bir video çekip sosyal medyada yayınladıktan sonra yaşamına son verdi.

    Batıkent’te aracında intihar eden matematik öğretmeni İnan Avşar’ın cenazesi adli tıp kurumuna kaldırıldı.

    Avşar, bir gün önce YouTube’a yüklediği videoda, “Çok mücadele ettim” diyerek eğitim sistemi ve fazla çalışma saatlerini eleştirmişti. Avşar, şunları söylemişti:

    “Çocuklarınızı okula göndermeyin. Çocuklarınızın beyni yıkanıyor. 15 yıllık eğitimciyim, bu işe severek girdim. Babam da eğitimciydi. Çocuklardan çok şey öğrendim. Ama şunu fark ettim ki okul tamamen ticari bir hapishane. Çocukların şu an oralarda beyni yıkanıyor. Saçma sapan bir sisteme adapte etmeye çalışıyorlar çocuklarınızı. Artık çocukların yüzüne bakamıyorum. Yüzlerine bakamıyorum. Saçma sapan bir sisteme hazırlıyorum çocukları.”

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD’ye sızmaya çalışan Şiacılar: Çocuklarınızı İran’da okutalım-VİDEO

    PSAKD’ye sızmaya çalışan Şiacılar: Çocuklarınızı İran’da okutalım-VİDEO

    PİRHA – Batıkent Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) üyeleri, İran’dan gelen Şiacı bir grubun “Bizler aynı inançtayız. Çocuklarınızı götürüp okutmak, cemevine yardımda bulunmak isteriz” diyerek bir tür asimilasyon yöntemi geliştirilmek istediğini söyledi.

    HABERİN VİDEOSU

    Alevi inancına yönelik asimilasyon amacı güden Şiacıların son uğradıkları adres; Ankara’nın Batıkent semtindeki PSAKD oldu.

    Dört kişiden oluşan Şiacı grup, ilk kez PSAKD’ye yönelerek üyelere “Çocuklarınızı ülkemize götürüp okutabilir, cemevinize yardımda bulunabiliriz” dediği öğrenildi. Yaklaşık bir ay önce yaşanan olayda yer alan Yönetim Kurulu Üyeleri Türkan Akbıyık ve Celal Ulusoy, söz konusu ziyaretin detaylarını paylaştı.

    ‘ÖĞRENCİLERİ İRAN’DA OKUTALIM’ BASKISI

    Türkan Akbıyık, gelen İranlı gruptan öncü olan kişinin cübbeli olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Buraya geldiğimde söz konusu kişiler cemevi içindeydiler. Öncülerinin başında ise sarık bulunuyordu. Beraberinde de yine birkaç kişi vardı. Ardından yönetim odasına geldiler. Pelerin giyen kişinin İran’da bir üniversitede dekan olduğunu öğrendim. Kendisi Türkçe bilmiyordu. Yanındaki iki kişi onların tercümanlığını yapıyordu. Onların da İran’dan gelip gelmediğini sordum. ‘Hayır’ cevabını verdiler. Birbirlerini nereden tanıdıklarını sordum. Bir yerlerden mutlaka ortak bir bağlantıları olduğunu söyledim. Yanlış hatırlamıyorsam Alevi İnanç Birliği Vakfı’ndan geldiklerini söylemişlerdi. Vakıf aracılığı ile İran’a tur düzenlediklerini anlattılar. Aynı zamanda ‘Öğrencilerinizi dilerseniz götürebiliriz. Hatta onlara maddi-manevi destek de olabiliriz dediler. ‘Biz de sizlerle aynı düşünceyi paylaşıyoruz. Biz de Ehlibeyti seviyoruz. Ali’yi seviyoruz’ dediler. Ben de ‘Ali ve Ehlibeyti sevmeniz bizim bütünü ile ortak paydamız olamaz, sizlerle çok da yan yana değiliz’ dedim. Pir Sultan’ın duruşunu da bilmelerinden kaynaklı inançsal konularda fazla durmadılar. Yüzeysel olarak sadece ‘Aynı düşünceyi paylaşıyoruz, çocuklarınız bizim çocuklarımız’ dediler. Hatta kendi çocuklarının buraya gelmesini ve bizlerin onları gezdirmesini, buraları tanıtmamızı söylediler. ‘Birbirimize destek olalım’ diye de istekte bulundular.”

    “İSTEDİKLERİNİ ALAMADAN GİTTİLER”

    Türkan Akbıyık, grubun yaptığı ziyaretin habersiz yapıldığına işaret ederek “Açıkçası biz çok ilgi göstermeyince istediklerini alamadılar. Örneğin içlerinden birisi bizim anlayışımıza ters bir konuya girdiğinde hemen öteki, yanındakini dürterek uyarıyordu. Ses tonlarından ve bakışlarından da ‘O konulara girme. O lafın yeri değil’ gibisinden birbirlerini uyardıklarını gördük” ifadelerini kullandı.

    Cemevine gelen grubun asıl amaçlarının “Alevileri asimile etmek” olarak yorumlayan Türkan Akbıyık, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu şekilde Pir Sultan’a kadar girebiliyorlarsa eğer ki duruşu bellidir bu örgütlülüğün artık diğer örgütlülüğün zayıf olduğu kurumlarda veya bağımsız cemevlerinde olanları etki alanlarına almaları daha kolay görünüyor. Eğer bizlerden bir yakınlık görmüş olsalardı kesinlikle bir daha gelirlerdi diye düşünüyorum.”

    “ASİMİLASYONA İZİN VERMEYECEK TAVRIMIZI GÖRDÜLER”

    Celal Ulusoy ise grubun, cemevi içerisinde asılı olan 12 imamların resimlerine teker teker bakıp, aralarında konuşmalar yaptıklarını ve ardından cemlerin nasıl olduğu konusunda bilgi almak istediklerini söyledi.

    Ulusoy, İranlı grup ile arasında geçen diyaloğu şöyle anlattı:

    “Kendilerine cemlerimizin nasıl tutulduğunu anlattım. Ardından bizimle aynı fikirlere sahip olduklarını ve kendilerinin de Alevi olduklarını söylediler. Bizi, İran’a çocuklarımızla birlikte davet ettiler. Tavırların tümü planlıydı. Çünkü kendilerinden emin duruş sergilediler. ‘Bizler cemevlerini ziyaret ediyoruz’ dediler. Özellikle Pir Sultan örgütlülüğü içerisinde bizlerin tek bir noktada duruşu var. Asimilasyona izin vermeyen, bir arada olup aynı zamanda birlikte mücadele yürüten, Aleviliği geçmişten bugüne kadar gelen evrensel biçimde çocuklarımıza vermek bizim asıl amacımız… Ve onlar bizim tavırlarımıza baktıklarında kendi düşüncelerine biraz ters geldi ve pek de istediklerini alamadılar. O sebeple de fazla zaman harcamadılar. Yaklaşık 40 dakika burada zaman geçirdiler.”

    “DERNEĞİMİZE YARDIM TEKLİFİNDE BULUNDULAR”

    İranlı grubun gelişlerinde cemevinde bulunan bir diğer isim ise PSAKD üyelerinden Cennet Erdinç’ti. Erdinç, grubun asıl amacını ‘Aleviliğin özü Şiiliktir baskısı yaparak asimilasyona girişmek istediler” sözleriyle anlattı.

    Şia anlayışı ile Alevi toplumu arasında hiçbir benzerlik hissetmediğini de anlatan Cennet Erdinç’in aktarımları şöyle:

    “Cemevinde yalnız otururken bu pardesülü grup geldi. Şia olduklarını söylediler. Ben de Alevi olduğumuzu anlattım. ‘Biz Alevileri de severiz’ dediler. Ardından cemde ne yaptığımızı sordular. Ben de ‘Cemde önce kalbimizi yıkarız. Küslerle barışırız’ diye cevaplar verdim. Daha da detay istedi ben de ‘Altından geçenlere, suyundan içenlere, aşk olsun gerçeklere, lanet Yezid’e, gerçeğe Hü Ya Ali’ diyerek dedemizin cemi bağlandığını söyledim. Cemimize namussuzun, yalancının, hırsızın giremeyeceğini de anlattım. Bu cevaplarından sonra ‘Biz sizleri seviyoruz. Bizler de Ali’yi çok severiz’ dediler. Hatta Alevi derneklerine yardım edebileceklerini, bütün imkânlarını harcayacaklarını aktardılar. Bende kendi kendimize yeterli geldiğimizi söyledim. ‘Dışarıdan hiç kimseye ihtiyacımız yoktur’ diye belirttim. ‘Çocuklarınızı götürüp ilkokul birinci sınıftan üniversiteye kadar okutabiliriz’ dediler. Ben de ‘biz Aleviler, çocuğu doyuracak kadar yaparız. Fazla çocuk yapmayız’ dedim. Çocuklarımıza yeterli geldiğimizi belirttim. Çocuklarımızı asla dışarıya göndermeyeceğimizi anlattım. Hatta Alevi gençlerinin telefon numaralarını da istediler. Kendilerine böylesi bir şey yapamayacağımı da söyledim. Baktım olacak gibi değil ‘Dedemizi de çağırayım’ diye söyledim. Kısa süre sonra dedemiz de geldi ve ardından bir çay içip gittiler.”

    “ALEVİLİĞİ KENDİ KATKILARIMIZLA BUGÜNE GETİRDİK”

    “Bizi içlerine çekmeyi amaçladıkları için böylesi cevaplar verdim. Onların, Alevileri kendi içlerine çekip, kafalarına göre molla yetiştirip o küçücük çocuklarımızı da götürüp kafalarına göre yetiştireceklerini düşündüm. Alevi toplulukları böylesi durumlarda söz konusu grupları içlerine almamalı. Fırsatı dahi kendilerine vermemeliyiz. Çünkü bizler Aleviler olarak kimsenin yardımına ihtiyaç duymuyoruz. Kendimiz bugüne kadar yeterli gelmişsek eğer bundan sonra da yeterli geliriz. Ehlibeyt’in zamanından beri Alevi dedelerimiz hiç kimseden ne yardım ne de para aldılar. Biz sadece kendi katkılarımızla yaşadık. Faşizme her zaman karşı olan topluluğuz. Ne buraya öylesi faşist zihniyetler girebilir ne de mollalar burada yer edinebilir. Şiacılarla aramızda hiçbir benzerlik göremedim.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

  • ‘Aleviliğimizi yaşayamıyoruz; Analar da cem yürütmeli’-VİDEO

    ‘Aleviliğimizi yaşayamıyoruz; Analar da cem yürütmeli’-VİDEO

    PİRHA –  82 yaşındaki Saniye Kaderoğlu, Çubuk ilçesinden Ankara merkeze taşınmalarıyla birlikte inançlarını tam anlamı ile yaşayamadıklarını söyledi. “Bizim zamanımızda dedeler gibi cem yürüten kadın ana olmadı, ama olmalı” diyen Kaderoğlu, gençlerle daha fazla bir araya gelinmesi gerektiğini ifade etti.  

    Haberin videosu

    82 yaşında olan Saniye Kaderoğlu, son 15 yıldır Ankara’nın Batıkent semtinde yaşıyor. Pir Sultan Abdal Batıkent Cemevi’nin inşası konusunda bir hayli emek veren isimlerden aynı zamanda Saniye Kaderoğlu.

    Almanya’dan gelen Şenay Malkoç Ananın cem erkanını izlemek için geldiğimiz cemevi avlusunda Saniye Kaderoğlu ile buluştuk. “Şehre gelmeden önce Ankara’nın Çubuk kazasının Meşeli köyündeydim. Ankara’ya gelin geldim. Daha sonra Meşeli köyünde yaşadık. Köyde eşim vefat edince buraya, Batıkent’e çocukların yanına geldim” diyerek söze başlıyor Kaderoğlu.

    Muharrem ayından geçtik. Geçmişte Çubuk’ta Muharrem ayları nasıldı? Neler yapıyordunuz? Eski kültürünüzü, inancınızı şimdi yaşayabiliyor musunuz?

    Saniye Kaderoğlu: Eski kültürümüzü şimdi yaşayamıyoruz. Çünkü her birimiz bir yere gittik, dağıldık. Yerimiz de kalmadı ki. Büyüklerimiz de vefat etti. Gençler, küçükler ise kültürümüzü bilmiyor. Yani Peygamber efendimizden bu yana gelen durumları yaşatamıyoruz.

    “ALEVİLİĞİMİZİ SÜRDÜREMİYORUZ”

    Yani pirler, dedeler, önderler eskisi gibi Alevi yurttaşlara gidemiyorlar mı?

    Saniye Kaderoğlu: Bizim pirimiz Kalender Veli, Çubuk’un Karkın köyünden… Onlar Çubuk’tan Ankara’ya gelemiyor. Zaten büyüklerimizin birçoğu vefat etti. Gençler de bu yol sürülecek ama nasıl sürülecek bilmiyorlar? Büyükler olmayınca küçüklerin bilgisi de olmuyor. Onun için biz Aleviliğimizi sürdüremiyoruz.

    Peki buradaki cemevlerini nasıl buluyorsunuz?

    Saniye Kaderoğlu: Buradaki cemevleri bize eskiyi çok hatırlatıyor. Buranın yapılışında ben de vardım. Gençlerimiz, yeni yetişkinler, ileriyi görenler buraya çok hizmette bulunuyorlar. Sağ olsunlar onlara çok teşekkür ederim.

    Eskiden Muharrem ayında neler yapardınız?

    Saniye Kaderoğlu: Eskiden Muharrem ayında 15 gün oruç tutardık. 3’ü Masum-u Pak’lar, 12’si de 12 İmamlar için oruç tutardık. Üstüne kurban keserdik. Aşure çorbası yapardık. Kuran okuturduk. Hısım akrabalar gelirdi, dağıtırdık. Öyle güzel geçerdi günlerimiz.

    Şimdi bunların ne kadarını yapabiliyorsunuz?

    Saniye Kaderoğlu: Şimdi yapamıyorum. Yapıyorum desem yalan söylerim. Çünkü gücüm de yetmiyor yani. Eski durumlarımız yok şimdi.”

    Kendi çocuklarına Aleviliği anlatabiliyor musun?

    Saniye Kaderoğlu: Anlatıyorum. Benim çocuklarım Aleviliğin ne olduğunu çok iyi biliyorlar.

    Gençlerin geneli için peki ne söylersiniz?

    Saniye Kaderoğlu: Gençler biraz soğuk duruyorlar. Mesela ben, gençlerle konuşamıyorum. Sizin gibi böyle konuşmuş olsak belki bazı şeyleri çözebiliriz. Geçmişte neler yapardık anlatırdım onlara. Gençlerle buluşamıyoruz ancak böyle cemevlerinde görüyoruz. Burada belli insanlar konuşuyor, sazlar çalınıyor, nefesler söyleniyor, dedeler konuşuyor. Bugünlere de yine çok şükür. Bazı gençlerimiz sayesinde ileri gidiyoruz. İnşallah geride kalmayacağız.”

    “KADIN OLMADAN ERKEK OLMAZ”

    Analar sizin zamanınızda cem yürütürler miydi?

    Kaderoğlu: Bizde yoktu ama duydum. Aslında kadın olmadan erkek olmaz. Kadın olmayınca erkek nereden olur? Çocukları kimler doğurdu, yetiştirdi. Benim aklım kıt, yetmiyor ama annem anlatırdı. Bu yolları, eski durumları bilenler birbirleriyle kenetlenip ayrılmayıp yolumuza, yordamımıza mukayyet olurlar.

    Kadınlar cemevlerinde, Alevi örgütlerinde pek yönetici olamıyor. Kadınlar daha fazla görev almalı mı?

    Saniye Kaderoğlu: Bizim günümüzde görev alınmadı. Evet analarımız vardı ve büyüklerden öğreniyorlar küçüklere de öğretiyorlardı. Fakat bizde posta oturan olmadı. Cem yürüten dede gibi cem yürüten kadın ana olmadı, ama olmalı.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Haydar Özkan: Hayvanlarla birlikte insanlık da zehirlendi

    Haydar Özkan: Hayvanlarla birlikte insanlık da zehirlendi

    PİRHA- HayKonfed Başkan Yardımcısı Haydar Özkan, ülke genelinde artan hayvan katliamlarına dikkat çekti. Toplumun, doğadaki canlılara yaklaşımını eleştiren Özken, zehirlenme vakalarına yönelik, “Hayvanlarla birlikte insanlar da zehirlendi.” dedi.

    Hayvanların Yaşam Hakları Konfederasyonu (HayKonfed) Başkan Yardımcısı Haydar Özkan, başta Ankara olmak üzere ülke genelinde yapılan hayvan katliamlarını eleştirdi.

    Sokakta yaşam süren canlılara dönük şiddet uygulayanların yargılanması gerektiğini belirten Özkan, “Bu caniler TCK 181/4’den yargılanmalıdır. Çünkü o zehirli etlerden çocuklar da yiyebilirdi. Ayrıca çevreyi de tehlikeye attılar” dedi.

    “GÖREVİNİ İHMAL EDENLER VAHŞETE SEBEP OLDU”

    Özkan, çevre koruması konusunda yetkililerin de görevlerini yerine getirmediğine dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Türkiye’de en yoğun zehirleme yapılıp kedi – köpek katliamları ile anılır hale gelen Ankara’da cani vatandaşlar tarafından yapılan zehirleme vahşetlerinin bir sebebi de görevini ihmal eden Doğa Koruma Ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü (DKMP) ve belediyelerdir. Belediyeler kısırlaştırma yapmadı, hayvanlar çoğalıp, vatandaş şikayet ettikçe de toplarken öldürdü, dağa taşa bozkırlara attı ve çoğunu da diğer ilçelere bıraktı. Hem öldürme hem üreyip çoğalma devam etti. Belediye üremeyi önlemeyince, bazı caniler de kendi vahşi çözümlerini zehir atmakta buldular. Kanunu uygulamayan kısırlaştırma yapmayan belediye üzerinde irade koyamayan Tarım Orman Bakanlığı da yetersiz kalmıştır. Her iki kurum da yasal uyarı, afiş ve tabela koymamışlardır. Yasada belediyeler üzerinde bakanlığın idari yaptırım ve cezası olmalı. DKMP Bölge ve İl Müdürlükleri mevcut yetkileri içinde daha etkin çalışmalıdır.”

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Batıkent Dayanışma Platformu’ndan eylem: Hayvan katliamı politiktir

    Batıkent Dayanışma Platformu’ndan eylem: Hayvan katliamı politiktir

    PİRHA- Ankara’da Batıkent Dayanışma Platformu, Batıkent’teki köpek katliamının cezasız kalmasıyla ilgili olarak bu akşam bir yürüyüş gerçekleştirerek, basın açıklaması yaptı. 

    Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde Batıkent semtinde 16 sokak köpeğinin zehirlenerek öldürülmesi ile ilgili soruşturmada gözaltına alınan 3 şüpheli adliyedeki işlemlerinin ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Şüphelilerin serbest bırakılmasına ise tepkiler gecikmedi.

    Batıkent Dayanışma Platformu bu akşam Batıkent’teki hayvan katliamının cezasız kalmasıyla ilgili olarak bir yürüyüş gerçekleştirdi.

    Yürüyüş sonrası yapılan basın açıklamasında, köpekleri zehirleyerek öldürenlerin serbest bırakılmasına tepki gösterildi.

    “HAYVANLARA ZARAR VERENLER HEPİMİZE ZARAR VERİYOR”

    “Batıkent’te sokak köpeklerini zehirleyerek öldürenler, mevcut yasaların hayvanları bir mal veya bir eşya gibi kabul etmesinden dolayı serbest bırakıldılar” denilen açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Hayvanlara dönük şiddetle ilgili yasal düzenleme yapılması talebine iktidar yetkilileri ısrarla kulak tıkamaktadırlar. Eğer hayvanlarla ilgili yasal bir düzenleme yapılmazsa ve caydırıcı cezalar verilmezse, hayvanlara dönük katliamların ve eziyetlerin önüne geçmek mümkün olmayacaktır. Birlikte aynı yaşam ortamını paylaştığımız hayvanların daha fazla zarar görmelerini engellemenin yolu, hayvan katliamlarına ve hayvanlara eziyet edilmesine imkan veren yasaların değiştirilmesinden geçmektedir. Bu yüzden sessiz hayvanların sesi olmalı ve hayvanlar için adalet talebini haykırmalıyız. Şunu asla unutmamalıyız ki; biz insanlar doğanın efendisi değil onun bir parçasıyız. Hayvanlar da bizim malımız veya eşyamız değil kendi başına değere sahip olan canlılardır. Biz insanlar bütün canlılarla birlikte bize hayat veren ekolojik bütünlüğü paylaşıyoruz. Doğadaki bütün varlıklar gibi hayvanlar da bize hayat veren bu ekolojik bütünlüğün “olmazsa olmaz” parçalarıdır. Hayvanlar olmazsa bu ekolojik bütünlüğün ve dolayısıyla da yaşamın devam etmesine imkan yoktur. O yüzden de hayvanlara düşüncesizce ve vicdansızca zarar verenler aslında hepimize ve ötesinde doğadaki bütün varlıklara zarar vermektedirler.

    “İKTİDAR, EZİYETLER VE KATLİAMLAR KARŞISINDA SESSİZ KALIYOR”

    Ancak iktidar yıllardır hayvanlara dönük gerçekleştirilen bu eziyetler ve katliamlar karşısında sessiz kalmaktadır. Bizler iktidarın bu sessizliğinin tesadüfi olduğunu düşünmüyoruz. Tam tersine bu sessizliğin iktidarın bütünsel politikalarının bir parçası ve mantıki bir sonucu olduğuna inanıyoruz. AKP hükümeti uzun yıllardır rantı, çıkarı ve parayı doğanın ve insanın önüne geçiren bir anlayış çerçevesinde hareket etmektedir. Bu anlayışta doğa kendi başına değeri olan ve bütün varlıklara hayat veren ekolojik bir bütünlük olarak değil, sömürülecek ve talan edilecek bir hammadde ve rant kaynağı olarak görülmektedir.

    “AKP İZLEDİĞİ POLİTİKALARLA TAHRİP EDİYOR”

    AKP izlediği politikalarla bir avuç yandaş kapitalistin çıkarları için Artvin’den Kaz Dağları’na, Mersin Akkuyu’dan Sinop’a, Dersim’den Divriği’ye kadar ülkenin dört bir yanında HES projeleriyle, siyanürlü maden çıkarma çalışmalarıyla, nükleer santraller yaparak, bakir ve el değmemiş arazileri sermayenin kullanımına açarak Doğayı içinde bulunan varlıklarla birlikte sistematik olarak tahrip etmektedir. Şehir merkezlerimizde kalan ve şehirlerin nefes borusu olan bir avuç yeşil alanı dahi gözüne kestirip çeşitli bahanelerle ranta açıp talan etmek isteyen iktidar, Gezi’de doğanın talanına karşı canı pahasına mücadele eden halkımızın onurlu direnişiyle geri adım atmak zorunda kalmıştır. Kısaca iktidar toplumsal ve siyasal alandaki tahakkümcü, rantçı ve çıkarcı uygulamalarını doğaya ve doğanın içindeki canlılara kadar genişleterek yaşanan çevre sorunlarının ve hayvanlara dönük olumsuz uygulamaların önünü açmıştır. İzlenen bu neo-liberal talan politikaları yüzünden yaşam alanlarımız hızla daralmaktadır. Bizler bu yüzden iktidar yetkililerinden bir merhamet beklemiyoruz. Çünkü sorun kişisel değil politik bir sorundur. Bizler hem kendimiz için, hem de aynı ekolojik bütünlüğü paylaştığımız canlılar için ve bütün doğa için adalet istiyoruz. Gerekli yasal düzenlemelerin bir an evvel yapılmasını talep ediyoruz. Bütün halkımızı da dilsiz doğanın dili, sessiz canlıların sesi olmak için mücadeleye davet ediyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • PSAKD Yenimahalle Cemevi’nde 23 Aralık’ta Birlik Cemi yürütülecek

    PSAKD Yenimahalle Cemevi’nde 23 Aralık’ta Birlik Cemi yürütülecek

    PİRHA – Ankara’da PSAKD Yenimahalle Şubesi ve Cemevi’nde Hüseyin Gazi Metin Dede’nin yürüteceği Birlik Cemi tutulacak. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şubesi ve Cemevi’nde 23 Aralık Pazar günü saat 18.00’de Dede Hüseyin Gazi Metin’in yürüteceği Birlik Cemi tutulacak.

    Cemevi’nin adresi şöyle: Ergazi Mahallesi Yekta Güngör Özden Parkı yanı, Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Batıkent’te bağlı 9 mahallenin 7’sini yönetiyorlar: Kadın muhtarlar-VİDEO

    Batıkent’te bağlı 9 mahallenin 7’sini yönetiyorlar: Kadın muhtarlar-VİDEO

     PİRHA – Ankara Batıkent’e bağlı 9 mahallenin 7’sini yöneten kadın muhtarlar, “Artık kadınların da, gençlerin de muhtar olabileceğine inanıyoruz” dediler.

    Ankara Batıkent’e bağlı 9 mahallenin 7’sini yöneten kadın muhtarlar mahallelerindeki sorunlara ve çalışmalara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    5 yıldır Anlara Batıkent Ergazi Muhtarlığını yapan Emine Yıldız, “Muhtar denildiği zaman kafalardaki profil aynı olduğu için beni gördükleri zaman gerçekten siz misiniz? diyenler var. Tabii ki bu profili değiştirmek lazım. Artık kadınların da, gençlerin de muhtar olabileceğine inanıyorum. Muhtarlığı severek yapıyorum. Mahallenin sakini değil, sahibiyim. Bütün sorunlara anında müdahale ediyorum” diye konuştu.

    “MAHALLE MECLİSLERİ OLUŞTURDUK”

    Ankara Batıkent’te İlk Yerleşim Mahallesi Muhtarı Fecire Yazan ise, “Muhtar seçilmeden önce mahallemizde hem siyaseten hem de mahalle sorunlarına duyarlı insanlarla bir takım çalışmalar yürüten bir ekiptik. Mahalle meclisleri oluşturduk. Gezi sürecinden sonra özellikle ben o sürecin sonunda aday olmuştum ve aday gösterilmiştim. Bu ekiple çalışmalarımızı sürdürdük ve seçimlerde muhtar seçildim. Bundan dolayı ayrıca gurur ve onur duyuyorum” dedi.

    “SORUNLARI BİLİKTE TARTIŞIP ÇÖZÜM ARADIK”

    Mahallenin birçok sorun ve sıkıntısını mahalle halkının katılımı ve desteği ile çözdüklerini belirten Yazan yaptıkları çalışma ve etkinlikleri şöyle aktardı:

    “Mahallemize, yaşadığımız yere sahip çıkma adına sorunları birlikte tartışıp birlikte çözüm aradık. Bu şekilde çözdüğümüz bir takım sorunlar oldu. Örneğin gerilim hattının yer altına alınması yönünde ciddi bir imza çalışması yürüttük. Bunun sonucunda kısmen başarılı olduk. Mahallemizin bir bölgesinde ulaşım sorunu vardı birlikte toplantılar yapıp ne yapacağımıza birlikle karar verdik. Bununla ilgili imzalar toplayıp bu imzaları birleştirdik ilgili kamu birimiyle görüştük. Bu kadar yoğun bir çaba doğal olarak olumlu sonuç verdi. Otobüs hattının düzenlenmesi sağlandı. Bütün sorunlara yaklaşımımız bu şekilde. Onun ötesinde sosyal faaliyetler ve etkinliklerimiz oluyor. Mahallede ekonomik durumu iyi olmayan komşularımıza zaman zaman eşya ve giysi konusunda destek oluyoruz. Gıda yardımı alınmasında önayak oluyoruz. Ayrıca belirli günlerde kaynaştırıcı etkinlikler düzenliyoruz.”

    30 yıl kamuda çalışıp emekli olduktan sonra muhtar olmaya karar veren Ankara Batıkent Turgut Özal Mahallesi Muhtarı Suna Sezer ise, “Zor mu? Zor değil. Önemli olan görevini isteyerek severek ve sorumluluklarını yerine getirmektir diye düşünüyorum. Kadın olduğum için hiçbir zorluk yaşamadım. Belki de Batıkent bölgesinin olmasının bir ayrıcalığı diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.

    “YETMEDİĞİMİZ YETİŞEMEDİĞİMİZ YERLER OLUYOR”

    Batıkent bölgesinde 9 mahalle muhtarlığı var. 7 tanesinde kadın, 2 tanesinde erkek arkadaşımız var” diyen Sezer, yaşadıkları sorunlara ve yaptıkları çalışmalara ilişkin şunları aktardı:

    “Batıkent’te bizim mahallemizin yeni olması sebebiyle sorunlarımız çok mu çok fazla. Bunu genelde yerel yönetimlerle özellikle de ilçe belediyesi ile daha çok çözmeye çalıştım. İki dönemde Yenimahalle belediyesinin desteğini gördüm. Bire bir beraber çalıştık diyebilirim. Bununla beraber aşamadığımız yerlerde dayanışma olarak arkadaşlarımızdan, site yöneticilerinden, mahalle meclislerinden imza olsun ya da başka bir şey olsun istiyoruz. Sonuçta muhtarız mührümüz var çok önemli diyoruz, ama yetmediğimiz, yetişemediğimiz yerler oluyor. Bunu en çokta Büyükşehir Belediyesinde yaşıyoruz. Bu sıkıntılar hala devam ediyor. Ben muhtar olduğumda mahallemizde hiçbir okulumuz, sağlık ocağımız ve parkımız yoktu. Ama şu an 8 tane devlet okuluna, 3 tane sağlık ocağına, 27 tane de parka sahip olduk. Bunların içerisinde sadece 1 tanesi Büyükşehir belediyesi tarafından yapılan bir park.”

    “70 BİN KİŞİYİ TEMSİL EDİYORUM”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin muharrem ayı dolayısı ile düzenlediği aşure gününe katılan Sezer, son olarak şunları kaydetti:

    “PSAKD düzenlediği aşure gününde elimizden geldiğince bu tür derneklere destek vermeye çalışıyoruz. Siyasi görüş, bakış ve duruş olarak aynı çizgide olmamız sebebiyle ve her şeyden önce insan olmamız nedeni ile buralara destek  veriyoruz. Her zaman yanlarındayız. Beraber olduğumuzu her fırsatta dile getirmeye çalışıyoruz. En kötü zamanımızda olsun, ihtiyaç olduğu zaman yanlarında olmaya çalışıyoruz. Bence bu çok önemli. Önemsenmesi gereken bir şey çünkü. Ben Muhtar olarak 70 bin kişiyi temsil ediyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • PSAKD Batıkent Cemevi Başkanı yeni dönem çalışmalarını anlattı-VİDEO

    PSAKD Batıkent Cemevi Başkanı yeni dönem çalışmalarını anlattı-VİDEO

    PİRHA- Yönetime yeniden seçilen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Cemevi Başkanı Onur Şahin, çalışmalarına ilişkin bilgi verdi. Şahin, yeni dönemde Alevilik öğretisine, kadın ve gençlere yönelik eğitim çalışmalarının yer alacağını söyleyerek, gündeme dair panel, söyleşilerle çalışmalarına devam edeceklerini ifade etti.  

    Haberin Videosu

    PSAKD Yenimahalle Batıkent Cemevi Başkanı Onur Şahin, 5 Kasım’da yapılan kongrede yeniden seçilmişti. Şahin, yeni dönemde yapılacakları dernek faaliyetlerini PİRHA’ya anlattı.

    Şahin, yönetimin seçimlerde güven tazelediğini ve tekrar genel kurul tarafından hizmet için görevlendirildiklerini söyledi.

    32 HAFTALIK EĞİTİM PROGRAMI

    Şahin önümüzdeki dönemde yapmak istediklerini ise şöyle sıraladı:

    “Ankara’da cenaze hizmetini tam olarak yürüten tek kurum biziz. Morg hizmeti, cenaze hizmeti, cenazenin sırlanması bunların tam teşekküllü olarak yapan tek kurum biziz. Dolayısıyla yükümüz de ağır. Bu anlamda biz bu koşulları daha da iyileştirebilmek için yeni bir morg inşa ettik, eski morgumuzu yıktık. Cemevimizde tadilat ve yenilenme çalışmalarımız devam ediyor.

    Bunun dışında gündeme dair panellerimiz oluyor. Örneğin dün Maraş Katliamı ile ilgili bir panel yaptık. Yine Ankara’da en kitlesel Maraş anmasını gerçekleştirdik.

    Gençlere ve kadınlara dönük de çalışmalarımız oluyor. Yine Türkiye’’deki PSAKD örgütlülüğü içerisindeki en aktif gençlik ve kadın olan şubelerden birisiyiz. Bunu daha da ileri taşıyacağız.

    Alevi kültürüne dair çalışmalar yapağız. PSAKD’nin en önemli işlevi Alevi düşüncesini, felsefesini, Alevi inancını Türkiye ve dünyaya tanıtmaktır. Biz de bu alanda çalışmalarımıza devam edeceğiz.

    Bu anlamda 32 haftalık ciddi bir eğitim programı olacak. İçerisinde Alevi tarihi, Alevi felsefesi, Alevi erkânı, Alevi inancına dair ritüeller olacak. Siyasi, politik ve toplumsal anlamda Aleviliğe yer verilecek. Kendi alanında uzman insanların katılacağı bir çalışma ve devam zorunluluğu ile birlikte içeride gençliğin ve kadının olduğu bir çalışma olacak.”

    “BATIKENT DAYANIŞMA PLATFORMU OLUŞTURDUK”  

    “Sadece Alevilerin kurtuluşu değil Türkiye’de bulunan tüm ezilenlerle birlikte dayanışma halinde musahip demokratik kitle örgütleri ve partilerle yan yana geleceğiz” şiarıyla hareket ettiklerini söyleyen Şahin, “Yeni Mahalle’de bu anlamda çok güzel bir birliktelik oluşturduk. Çok aktif bir yapımız var. Batıkent Dayanışma Platformu oluşturduk. Bunun içinde demokratik kitle örgütlerimiz, partilerimiz, sendikalarımız var. Biz de bunun içerisindeyiz. Panel ve etkinliklerle birlikte Türkiye’nin siyasi gündemine dair her konuda müdahil oluyoruz, basın açıklamaları yapıyoruz” dedi.

    Öte yandan Yenimahalle ve Batıkentte cemlerinin faaliyetlerinin sürdüğünü söyleyen Şahin, semah ve saz kurslarının da devam ettiğini hatırlattı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Ankara Dersimliler Derneği: Aşure paylaşmak, beraberlik ve Hüseyni duruştur – VİDEO

    Ankara Dersimliler Derneği: Aşure paylaşmak, beraberlik ve Hüseyni duruştur – VİDEO

    PİRHA – Ankara Dersimliler Derneği Ankara Kızılay Şubesi’nde Muharrem ayı nedeniyle Aşure ve Kurban lokması pay edildi. Hubyar Ocağı Dedesi Cemal Dede, “Bizler Kerbela’ya çok da yabancı değiliz. Günümüzde  Sivas, Çorum, Maraş, Gazi gibi birçok Kerbelalar gördük” dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Dersimliler Derneği Ankara Kızılay Şubesi’nde Muharrem ayının bitimi ile birlik ve beraberlik için aşure ve kurban lokması pay edildi.

    Aşure ve kurban lokma pay edilişine Sarı Saltuklular Derneği, Demokratik Alevi Derneği, Tüm Bel-Sen Ankara Şubesi, HDP Ankara İl Örgütü, Eğitim-Sen 4 Nolu Şube Pülümür Sağlamdaş Köyü, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği katıldı.

    Aşure ve kurban lokması pay edilirken konuşan Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Ali Ekber Çelik, “Muharrem ayı ve aşure paylaşmaktır birliktir, beraberlik ve Hüseyni duruştur.  Bu ay aynı zamanda mazlumun zalime karşı hakkını aramasıdır. Biz de elimizden geldiği kadar görevimizi yerine getirmeye çalışıyoruz. Bugünkü birliğimizi beraberliğimizi güçlendirmek adına hep beraber lokmalarımızı aşuremizi paylaşmak istedik” dedi.

    Çelik’ten sonra söz alan Ankara Batıkent Cemevi’nde cem yürüten Hubyar Ocağı Dedesi Cemal Dede ise, “1337 yıl önce Kerbela’da silahsız mazlum insanlar yezidin askerleri tarafından katledildi. Bizler Kerbela’yı bir simge olarak anıyoruz. Bizler Kerbela’ya çok da yabancı değiliz. Günümüzde  Sivas, Çorum, Maraş, Gazi gibi birçok Kerbela’lar gördük” şeklinde konuştu.  Aşure ve kurban lokması Gülbeng okunduktan sonra sona erer.

    Cebrail ARSLUN 

    ANKARA