Etiket: bingöl

  • Bingöl’de 41 hanede 994 hayali seçmen iddiası

    Bingöl’de 41 hanede 994 hayali seçmen iddiası

    HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması üzere verdiği önergede; Bingöl’ün Karlıova İlçesi’nde 41 dairede toplamda 994 hayali seçmenin olduğu tespit edilmiştir dedi ve YSK’nın yaptırım uygulanıp uygulanmayacağını sordu!?

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na önerge verdi.

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından yanıtlanması istenen önergede, Bingöl’de hayali seçmenlerin olduğu iddiasına yer verildi ve Yüksek Seçim Kurulu’nun bu konuda hukuki bir yaptırım uygulayıp uygulamayacağını soruldu.

    “BİNGÖL’DE 994 HAYALİ SEÇMEN TESPİT EDİLDİ”

    Karlıova ilçesinde 41 hanede 994 seçmenin bulunduğunu iddia eden Aydemir, önergede şu ifadelere yer verdi:

    “Yüksek seçim kurulunun yayınladığı seçmen listelerine göre, Bingöl İli, Karlıova İlçesi’nde 41 Dairede Toplamda 994 hayali seçmenin olduğu tespit edilmiştir. Yine Bingöl İli Sancak Beldesinde ise 99 hayali seçmen olduğu tespit edilmiştir. Son tespit edilen verilere göre; Bingöl merkezde bir hanede 243 seçmen, Adaklı ilçesinde merkez mahallesinde bir hanede 126 seçmen, Genç İlçesinde bir hanede 42 seçmen, Kiğı ilçesinde bir hanede 224 seçmen, Yayladere’de bir hanede 112, başka bir hanede 73 seçmen, Yedisu da bir hanede 45 seçmen kaydı görülmektedir.

    Tespit aşamasında olan buna benzer bir dizi hayali seçmen olduğu bilgisine de ulaştık. Seçmenlerle ilgili bir usulsüz uygulama olduğu açıktır. Kütük kaydırma ve hayali seçmenler söz konusudur. Konuyla ilgili Türkiye genelinde gözden kaçabileceği düşünülen birçok akla gelmeyen ve metruk yerlerde aynı sorunlar, kütük kaydırmaları medyaya da yansımıştır. Yüksek Seçim Kurulundaki seçmen yerlerinin belirlenmesiyle ilgili çalışan kamu görevlilerinin ihmali söz konusudur. Bahse konu, usulsüz seçmen kayıtları ve hayali seçmen kayıtlarının, ciddi anlamda gayri hukuki sonuçlara yol açağı, Yüksek Seçim Kurulu 2972 sayılı Mahalli idareler ile Mahalle muhtarları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanunun 8. Maddesine istianeden 31 Mart 2019 Pazar günü gerçekleşecek yerel seçimlerde birçok il, ilçe ve belde de seçim sonuçlarını bir partinin lehine değiştirme amacı taşıdığına dair kamuoyunda ciddi şüphe oluşturmaktadır.”

    “HAYALİ SEÇMENLERİ BELİRLEYENLER HAKKINDA HUKUKİ YAPTIRIM OLACAK MI?”

    Bu bağlamda;Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya şu sorular yöneltildi;

    Yüksek Seçim Kurulu’nun açıkladığı listelerdeki bu hayali seçmenlerle ve usulsüzlüklerle ilgili bir soruşturma açacak mısınız? Yüksek Seçim Kurulu’nun bu hayali seçmenlerini belirleyen kişi veya kişilerle ilgili hukuki yaptırımlarınız olacak mı?” (HABER MERKEZİ)

  • Bingöl’de Alevi köylerine farklı illerden MHP’li seçmen taşındı iddiası

    Bingöl’de Alevi köylerine farklı illerden MHP’li seçmen taşındı iddiası

    PİRHA- Bingölhaber.net adlı yerel haber ajansı, 24 Haziran seçimlerinde Alevi köylerindeki  seçim sandıklarının karakollara taşınmasından sonra, bu kez de 31 Mart yerel seçimleri için Alevi köylerine MHP’li seçmen taşındığı iddiasında bulundu.

    Bingölhaber.net adlı yerel haber sitesi Türkiye’nin birçok kentinden Bingöl’deki Adaklı, Kiğı, Yedisu ve  Yayladere ilçesindeki bazı Alevi köylerine, AKP’nin çatısı altında İstanbul’da faaliyet yürüten köy dernekleri üzerinden yapılan gizli çalışmalar sonucu MHP’li seçmenlerin taşındığını iddia etti.

    HDP’NİN YÜKSEK OY ALDIĞI ALEVİ KÖYLERİNE MHP’Lİ SEÇMEN TAŞINDI

    Ajans, Bingöl Adaklı’da yaptığı araştırmalarda özellikle MHP’li seçmenlerin, Halkların Demokratik Partisi (HDP)’nin yüksek oy aldığı Alevi köylerine taşındığını ve İstanbul, Elazığ ve diğer farklı kentlerden Bingöl’e taşınan MHP’li seçmenlere belirli bir miktar da  rüşvet ödendiğinin altını çizdi.

    Bingölhaber.net ajansına konuşan ve güvenlik nedeniyle ismi vermek istemeyen bir yurttaş ise mensup olduğu Alevi köyünün yurtsever bir profile sahip olduğunu belirterek, “İstanbul’daki köy derneğimizin yöneticileri ile  irtibata geçen AKP’ye yakın faaliyet yürüten şahıslar öncelikle köyünüze su,yol, kanalizasyon gibi hizmet getireceğiz tipi söylemlerle kendi yanlarına çekip, bir takım toplantılar, konferanslar  ve çalışmalar tarzında güven tazelemeye çalıştı. Sonra başta köy yararına görünenlerin daha sonra kişisel çıkar ve menfaat aracına dönüştüğünü bunun ajanlaştırma ve şimdi de olduğu gibi köyümüzün demografik yapısını değiştirmek için belirli çalışmalar yürütüldüğü gözlemledik. Ama devletin bölgedeki uyguladığı politikalar yüzünden de pek karşı koyamadık. Özellikle köy yararı mantığıyla bir nevi uygulanan asimilasyon politikalarına CHP’ye oy vermiş kişilerinde de destek olması  işin enteresan tarafı. Köyümüzün gerekirse yoksul ama onurlu yurtsever bir köy olarak kalmasını istiyorum” diye konuştu.

    “MHP’Lİ SEÇMEN ARTIŞI EN ÇOK ADAKLI’DA”

    Belediye’de encümen, muhtar ve aza olarak görev almak isteyenler, temelde cumhur ittifakı yerel de ise AKP- MHP seçim listelerinden yüksek oy almak için özellikle diğer farklı şehirlerde yaşayan seçmenleri Adaklı ve çevre köylere taşıdıkları vurgulandı. Özellikle HDP’nin yüksek oy aldığı Alevi köylerine İstanbul, Elazığ, Mersin ve Bursa’dan MHP seçmenlerinin taşınmasın aslında daha önceden alınan kararların uygulama projesi olarak ortaya çıktığı ve Bingöl’ün diğer ilçelerinde de bu projelerin uygulandığı belirtildi.

    “MHP’Lİ SEÇMENLERİ AKP’Lİ DERNEKLER TAŞIDI”

    İddiaya göre Bingöl İli Adaklı ilçesi Çevre Köyleri Sosyal Yardımlaşma Derneği, Adaklı Hösnekliler Derneği, Adaklı Kantar köyü Derneği, Bingöl Kültür ve Dayanışma Vakfı, Kocaeli Bingöllüler Derneği, Gülderen Çalışanlar Derneği, Pozitif Eğitim ve Kültür Derneği, Solhan Kültür, Sanat, Eğitim Yardımlaşma ve Spor Etkinlikleri Kulübü Derneği, Bingöl İlim ve Kültür Vakfı, Bingöl Din Görevlileri Derneği ve Bingöl TAVZ-DER gibi derneklerin AKP den ekonomik olarak beslendikleri ve ajanlaştırma faaliyetlerinde rol oynadıkları belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Bingöl Valiliği 26 bölgeyi ‘geçici özel güvenlik bölgesi’ ilan etti

    Bingöl Valiliği 26 bölgeyi ‘geçici özel güvenlik bölgesi’ ilan etti

    Bingöl Valiliği, kent merkezi ve 7 ilçeye bağlı 26 bölgeyi 11-25 Kasım tarihleri arasında “geçici özel güvenlik bölgesi” ilan etti. 

    Bingöl Valiliği tarafından kent merkezi ve 7 ilçenin kırsal bölgelerinde “geçici özel güvenlik bölgesi” ilan edildi.  Valilik tarafından yapılan yazılı açıklamaya göre, 11- 25 Kasım tarihleri arasında “geçici özel güvenlik bölgesi” ilan edilen 26 bölge şöyle:

    “Merkez Ortaçanak, Hasar Yaylası ve Hasar Tepe, Feratan, Çır Yaylası, Merdiven Deresi, Monçü Komu bölgeleri, Adaklı ilçesinde Şeytan Dağları, Şeytan Deresi, İlbey, Maltepe Vadisi (Sevkar) bölgeleri, Genç ilçesinde Sağgöze, Büyükçağ, Yeniyazı, Dikpınar, Derman ve Şekaran bölgeleri, Solhan ilçesinde Yenibaşak- Doğuyeli bölgesi, Yayladere ilçesinde Horivanik Deresi- Tahkim Deresi (Pohus Vadisi), Kırköy Ormanları, Manav Deresi ve Güneşlik Gökçedal bölgesi, Kiğı ilçesinde Çomakderesi Bölgesinde, Karlıova ilçesinde Karacehennem Ormanları Bölgesinde, Yedisu ilçesinde Akımlı Yaylası Bölgesi.”

  • Kürt ve Alevi muhtarların yerine başka köyden kayyım atandı

    Kürt ve Alevi muhtarların yerine başka köyden kayyım atandı

    Bingöl’de görevden alınan muhtarlardan mühürlerini iade etmeleri istendi. Muhtarlardan biri, ‘Aldığım bilgilere göre karakol, savcılık ve kaymakam birini yerimize seçecek’ dedi. 

    İçişleri Bakanlığı, “milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapılarla bağlantılı oldukları” iddiasıyla görevden uzaklaştırdığı 259 muhtarın isimleri netleşmeye başladı. Görevden uzaklaştırılan muhtarların neredeyse tümü Kürt illerinden. Diyarbakır, Bingöl, Urfa ve Hakkari muhtarların görevden uzaklaştırıldığı illerin başında geliyor.

    KORUCU KÖYÜNÜ GEÇİNCE HİZMET BİTİYOR

    Muhtarların görevden uzaklaştırıldığı daha çok sözlü bildirimle oldu. Herhangi bir tebligat yapılmazken, mühürleri teslim etmeleri istendi. Bazı muhtarların yerine ise kayyım atandı. Görevden uzaklaştırılan muhtarların olduğu illerden biri de Bingöl. Burada uzaklaştırılan 9 muhtardan 6’sı Alevi. Bunlardan 4’ü Adaklı’ya bağlı Karer bölgesi muhtarları.

    Karer Alevi köylerinin bulunduğu bölgede 8 köy bulunuyor. Bingöl merkeze 20-30 kilometre mesafede olan Karer, tam bir mahrumiyet bölgesi. Karer yolunun geçtiği korucu köyü olan Yenibaşlar köyüne kadar olan mesafede yol asfaltlı. Ancak Karer sınırına ulaşınca durum değişiyor. Bizi taşlı, ulaşımı zor bir yol karşılıyor. Köylere yapıldığı iddia eden hizmetin Yenibaşlar köyünü geçmediği net bir şekilde anlaşılıyor.

    GÖREVDEN ALINMA GEREKÇESİ KİMLİK VE İNANÇLARI

    Görevden uzaklaştırılan ve mühürleri iade edilmesi istenen muhtarlarla Sütlüce (Darebi) köyünde buluşuyoruz. Sütlüce köyü Muharı Erdoğan Otmar, Doluçay (Sağyan) köyü muhtarı Ali Haydar Uzunyayla, Altınevler (Şirnan) köyü muhtarı Ermiş Kal ve Çamlıca (Xırçık) köyü muhtarı Ergin Engindeniz karşılıyor bizi. Dört muhtar da Karer bölgesinden, Kürt Alevi. Neden görevden uzaklaştırıldıkları sorusunu günlerdir soruyorlar kendilerine. Bu kararın verilmesinin nedeninin kimlik ve inançlarından dolayı olduğunu düşünüyorlar.

    Muhtarlarla Sütlüce köyü muhtarı Erdoğan Otmar’ın evinde bir araya geliyoruz. Muhtar Otmar, yaşlı anne ve babası ile birlikte yaşıyor. Köyde bir muhtarlık binası yok. Evini çalışma alanı olarak kullandığını söyleyen Otmar gülümseyerek, “Bizi görevden uzaklaştırdılar ya… Kayyımı atayıp muhtarlık yeri diye evime el koymasınlar” diyor.

    “ALEVİ OLDUĞUMUZ İÇİN…”

    Doluçay (Sağyan) köyü muhtarı Ali Haydar Uzunyayla ise ilçeye gittiğini Kaymakamlıktan ve jandarmadan görevden uzaklaştırıldığı kararını öğrendiğini söylüyor. İlkbaharda ‘Evinde komite kurmuşsun’ suçlaması ile gözaltına alındığını anlatan Uzunyayla, “Bakın evim karakola 300 metre mesafede. Her adımım izleniyor. Jandarmanın gözü önünde nasıl bu yapılabilir? Jandarmaya dedim bunu. Zaten bir gece gözaltında kaldım, mahkemeye bile çıkarılmadan serbest bırakıldım” diyerek hala kendisine bir gerekçe sunulmadığını anlatıyor. Uzunyayla’ya göre görevden alınmalarının temel nedeni Alevi olmaları. Haksız bir kararla karşı karşıya olduklarını belirten Uzunyayla, karara itiraz edeceğini belirtiyor.

    “BİZİ YOK YERE GÖZALTINA ALDILAR”

    Görevden uzaklaştırılan diğer bir muhtar Çamlıca (Xırçık) köyü muhtarı Ergin Engindeniz. O da diğer muhtarlar gibi görevden uzaklaştırıldı. Kötü haber tez duyulur. Muhtar, görevden alındığı söylentileri üzerine soluğu Adaklı ilçesinde alıyor. Kaymakam ve Jandarma komutanlığı ile yaptığı görüşmede isminin görevden uzaklaştırılan muhtarlar arasında olduğunu öğreniyor. Muhtar Engindeniz, iki yıl önce, yine seçimlerden önce gözaltına alındığını anlatıyor. Hayatında ilk defa o dönemde adliye kapısından girdiğini anlatan Engindeniz, “O dönemde bir Yüzbaşı vardı. Bana, ‘Biliyorum sizin herhangi bir suçunuz yok. Ama böyle bir şey geldi bize. Bunu uygulamak zorunda kaldık’ dedi. Ben herhangi bir suçumuzun olmadığını çok iyi biliyorum. Sadece neden bunu yaptılar onu anlamaya çalışıyorum” diyor.

    MUHTARIN YERİNE BAŞKA KÖYDEN KAYYIM ATANDI

    Engindeniz’in köyünde süreç diğer köylere göre daha hızlı işliyor. Çamlıca muhtarlığına kayyım bile atanıyor. Engindeniz’i en çok tepkilendiren konu ise yerine atanan kayyımın başka köyden olması. Görevden uzaklaştırılınca karakola giderek azaların ismini verdiğini anlatan Engindeniz, “İsimlerini vermeme rağmen köyün azalarından seçmediler. Karakol, Bingöl’de ikameti olan, bu köyden olmayan birini benim yerime atandığı bilgisini verdi. Bu şahıs bizim köyden olmadığı gibi ikameti de Bingöl merkezde bulunuyor. Köyde evi bile yok. Sadece eşi bizim köyden. Dünden bu yana köye geldi bu şahıs. Eşinin babasının evine yerleşmiş. Onun da şoku içindeyim” sözleri ile tepkisini dile getiriyor.

    GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILANLAR ADAY OLAMIYOR

    Engindeniz, hakkındaki karara itirazda bulunmayacağını belirtiyor. Kararın kesin olduğu ve yapacak bir şeyin olmadığı görüşünde… Anlattığına göre sadece görevden uzaklaştırılmamışlar, aynı zamanda önümüzdeki yerel seçimlerde aday olmalarının da önleri kesilmiş. Engindeniz’e göre bunu yaşamalarının temel nedeni Alevi olmaları. Nedenini ise “Köyümüze hiç hizmet yapılmadı. Ödenek verilmedi. Hep ikinci, üçüncü plana atıldık” sözleri ile anlatıyor.

    KARER’E HİZMET YOK

    Sütlüce köyü muhtarı Erdoğan Otmar, köy yollarını, Karer bölgesinin hizmet alamamasını, onaylanan bütçelerin bu bölgeye aktarılmamasını buna gerekçe gösteriyor. Kaymakamlık toplantılarında, yatırımlarda bunu somut olarak gördüklerini anlatan Otmar, “Bizim Karer yollarının asfalt yapılması için ödenek ayrıldı. İhaleyi alan müteahhit burada bir duvar çalışması yapıyordu. Tüm araçları buradaydı. Ben Adaklı’yı arayarak, ‘Ekip buradayken Karer’den çalışmaya başlayalım’ dedim. Tamam dediler. Çalışma yapılmasına bir hafta kala aniden makineleri götürdüler. Biz aşağıdan başlayıp geliyoruz dediler. Aşağıdan çalışıp gelmeye başladılar. Karer sınırına geldiklerinde ise para bittiğini söyleyip çalışmayı durdular.”

    “SIRA ALEVİ KÖYLERİNE GELİNCE PARA BİTİYOR”

    İlçeye giderek kaymakamlıkla görüştüm. Kaymakam Bey, İl Encümeni Hüseyin Bey ve İl Özel İdare Müdürü oradaydı. Toplantıda İl Encümeni Hüseyin Bey’e, ‘Biz bu parayı Karer’e ayırdık. Siz geçen sene kendi köyünüzün yoluna soğuk asfaltla kapladınız. Bu sene 9 kilometre bize çıkan asfaltı götürüp kendi köyünüzün asfaltı üzerine döktünüz. Bu bize haksızlıktır’ dedim. Ben bunu dediğimde kaymakam ayağa kalkarak sen Hüseyin Bey’e saygısızlık yapamazsın dedi. Bu çok ağırıma gitti. Kaymakama ‘Eğer o bir encümense ben de köy muhtarıyım. Siz ayırımcılık yapıyorsunuz’ dedim. Her nedense kendi köylerine yapıyorlar, sıra bizim köylere, Karer’e, Alevi köylerine gelince para bitiyor. Bu sürekli böyle oluyor’ diye anlatıyor.

    TAŞIMALI EĞİTİM ÖDENEĞİ YOK

    Köylerde ne bir okul var, ne cemevi… Herşeyi kendi imkanları ile yaptıklarını anlatan muhtar Otmar, “Karer’de 8 muhtarlık var. Hiç birinde okul yok. Karer’de tarihi bir okul var. Sütlüce köyünde olan okul Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulmuştu. O tarihte Bingöl’de okul yoktu. Ama ne yazık ki şimdi okul yok. Taşımalı eğitim sistemi var. Ama taşımalı eğitime rağmen bizim köylere servis verilmiyor. Tüm köylere veriliyor ama bize verilmiyor. Çocuklarımızı Bingöl merkez, çevre köyler, Adaklı, Kığı ve benzeri yerlerdeki yatılı okullara götürmek zorunda kalıyoruz. Bir çok aile, çocuklarının eğitimi için göç ediyor” diyerek bölgenin böylelikle insansızlaştırıldığını ifade ediyor.

    “YALNIZ BIRAKILDIK”

    Muhtarlar, görevden uzaklaştırıldıktan sonra da yalnız kaldıklarını söylüyor. Hatta haklarında verilen kararın ardından ilçe merkezinde daha önce yanyana geldikleri insanların bile birlikte görünmekten kaçındığını anlatıyorlar. Siyasi partilerin de kendilerine sahip çıkmadığını anlatan muhtarlar, “Sadece siyasi partiler değil diğerleri de sahip çıkmadı. Bu kararın ardından biz Alevi dedemizle görüştük. ‘Başımıza bu geldi sen de dedemizsin birlikte açıklama yapalım. Bu kararın karşısında duralım’ dedik. Dede bize ‘Beni siyasi işlere karıştırmayın’ diyerek, açıklama yapmayı reddetti. Dedeye ‘Sen, cemevi yapmak isterken biz muhtarlardan yardım istedin. Biz muhtarlar olarak sana destek verdik. Biz dara düştük sen bize sırtını dönüyorsun” diyerek yalnız bırakıldıklarını anlatıyorlar.

    “NE KADAR OY O KADAR HİZMET”

    Adaklı’ya bağlı Altınevler (Şirnan) köy muhtarı Ermiş Kal ise, kendilerinin görevden alınmasını belediyelere kayyım atanma sürecinin devamı olarak görüyor. Muhtarlıkların bu sürecin son halkası olduğunu belirten muhtar Kal, görevden alınan muhtarlardan 6’sının Alevi olmasının düşündürücü olduğuna dikkat çekiyor.  Köylerinin Kürt Alevi olmasından dolayı ötekileştirildiğini belirten Kal, iktidarın kendilerine bakışını yaşadığı bir örnekle anlatıyor: “15 yıldan beri muhtarlık yapıyorum. Defalarca hizmet talebimiz oldu. İl Genel Meclis üyelerinden Hüseyin adında biri vardı. Hizmet talebimize karşı, ‘Bölgede bize oy çıkmıyor. Ne kadar oy çıkarsa ona göre hizmet veririz’ dedi. Ben de bunun ayırımcılık olduğunu ifade ettim. Bana dönüp dedi ki, ‘Karer Alevi köyleridir. Bu köylerde oy gelse ne, gelmese ne… Bize oy vermiyorsunuz onun için size hizmet yok.’ Ben de kaymakamın da olduğu bir toplantıda bu diyaloğu anlatarak onu kınadım ve özür dilemeye davet ettim. Kesinlikle özür dilemeyeceğini, sözünün arkasında olduğunu beyan etti. Bize yaklaşım tam da budur.”

    “EN BÜYÜK SUÇUMUZ ALEVİ OLMAK”

    Kırsal alanda yaşadıkları için sürekli gözaltına alınıp, bırakıldıklarını anlatan muhtar Ermiş Kal, “Aslında en büyük suç, bu bölgede Alevi olarak yaşamaktır. Tek suçumuz budur. Bizi bu şekilde görüyorlar. Gözaltına alındık, mahkemelere çıktık, bırakıldık. Sadece biz değil, bu bölgedeki bütün insanlar bunu yaşıyor. Her zaman haksızlığa maruz kalıyorlar. Kaldıkları içinde gözaltına alınıyorlar” diyor.

    “KAYMAKAM, JANDARMA VE SAVCI KAYYIMI BELİRLİYOR”

    Muhtarların mühürleri iade etmesi de isteniyor. Muhtar Kal, “Karakoldan iki muhtar arkadaşıma mühürlerin getirilip karakola bırakılmasını söylemişler. Bu ülkede demokrasiden bahsediyorlar. Eğer kayyum atanmışsa veya herhangi biri seçilmişse, gelsin mührümü devir teslim işlemi ile alsınlar. Karakola gidip mührü vermeyeceğim. Seçilen varsa gelsin alsın. Aldığım bilgilere göre karakol, savcılık ve kaymakam üçü bir arada değerlendirme yaparak kendi işlerine yarayacak biri varsa onu seçecekler. Yoksa dışardan birini atayacaklar. Görüştüğüm insanlar bunu söylüyor” diyor.

    Haklarında kesinleşmiş bir ceza olmadığını anlatan muhtarlar, kendileri hakkında hükmün şimdiden verildiği görüşünde. Yine seçimlerde bu köylerden AKP’ye oy çıkmamasının da kararda etkisi olabileceği belirtiliyor. Daha önceki seçimlerde bu köylerde en çok oy CHP ve HDP’ye çıkıyor. Köy halkı, AKP’nin sandıkta başarılı olamadığını ve bu yola başvurduğunu söylüyor.

    (Remzi BUDANCİR/ArtıGerçek)

  • Bingöl’de yerel seçim öncesi görevden alınan muhtarların çoğu Alevi

    Bingöl’de yerel seçim öncesi görevden alınan muhtarların çoğu Alevi

    PİRHA- İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasının ardından görevden alınan muhtarlar da yavaş yavaş belli olmaya başladı. Bingöl’de görevden alınan 9 muhtardan 6’sı Alevi. 

    İçişleri Bakanlığı tarafından milli güvenliğe karşı faaliyette bulunan yapılarla bağlantılı oldukları iddiasıyla 103 köy ile 156 mahalle muhtarı olmak üzere toplam 259 muhtarın görevden alındığı bildirilmişti.

    İçişleri Bakanlığı’nın 259 muhtarı görevden almasını Meclis gündemine taşıyan HDP Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, “Saraya gitmeyen muhtarlar mı hükümetin hedefinde” diye sormuştu.

    Bingöl Adaklı İlçesi Altınevler Köyü (Şirnan) Muhtarı Ermiş Kal da görevden alınan muhtarlardan. Kendilerine herhangi resmi bir yazının gelmediğini söyleyen Kal, görüştükleri valilik ve kaymakamın görevden alındıklarını ve kendi seçtikleri insanların muhtar olarak atanacağını söylediklerini ifade etti.

    YEREL SEÇİMLER YAKLAŞIRKEN

    Alevi köyünde 15 yıldır muhtarlık yapan Ermiş Kal, “Bölgede belediyeler başta olmak üzere bitirildi. Hızını alamayan İçişleri Bakanı bu defa da muhtarları hedef aldı. Yerel seçimler de yaklaşırken genellikle Alevi köylerinde böyle bir politika devreye soktular. Aleviler her zaman mazlumdan yana olmuştur. Biz de bu duruşu sergilediğimiz için yerel seçimlerde yaklaşırken her zaman haksızlığa karşı mücadele eden HDP’ye çok oy çıktığı için hırsını bu şekilde bizden aldılar” dedi.

    “ALEVİLERİN YAŞADIKLARI BÖLGELERİ İNSANSIZLAŞTIRMAK İSTİYORLAR”

    Kal, görevden alınan 6 muhtarın Alevi olmasının da tesadüf olmadığını söyledi.

    Kal sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bingöl’de de 9 muhtar görevden alındı. 6 tanesi ise Alevi köyü. İşlemlerin ardından da kendi belirledikleri kişileri atayacaklar. Devletin yıllardan beri bize yönelik politikasıdır bu. Alevilerin yaşadığı bölgeleri boşaltmak, insansızlaştırmak ve bu coğrafyaya farklı kültürlerden insanları yerleştirmek. Biz bu politikaları çok iyi biliyoruz. Bu da yavaş yavaş ortaya çıkıyor.”

    “BİAT DEĞİL MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Görevden alınan muhtarların yerine atanacak kayyımı tanımadıklarını ifade eden Kal, şunları söyledi:

    “İnsanları tehdit eder şekilde, ‘Ya biat edeceksiniz bize ya da ettireceğiz, diz çöktüreceğiz’ diyorlar. Ama biz hiçbir zaman Seyit Rıza’nın dediği gibi, ‘Ben sizin hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu. Siz de bana diz çöktürtemediğiniz bu da size dert olsun.’ Biz aynı şeyi Seyit Rıza’dan aldığımız şiar ile hareket ediyoruz.

    Onlar bize ne yaparlarsa yapsınlar biz biat etmeyeceğiz. Biz mücadelemizi yükseltmeye devam edeceğiz. Bunlarla ilgili Altınevler köyünde atanacak kayyımı ne tanır ne de isteriz. Köyde de bu görevi hiç kimse talep etmeyecektir. Bundan sonra da seçilecek insanlar da kesinlikle mazlumdan yana yer alacaklardır.”

    Kal, yaşananlara ilişkin de basın toplantısı yapacaklarını duyurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hilmi Nar’ın albümü çıktı: ‘İsyanım zamana’

    Hilmi Nar’ın albümü çıktı: ‘İsyanım zamana’

    PİRHA- Türkiye’den Fransa’nın Strasbourg kentine göç etmek zorunda kalan ve uzun yıllardır gurbetlik yaşayan sanatçı Hilmi Nar, ilk albümünü göç ve özlem üzerine kurdu.

    Sanatçı Hilmi Nar, Bingöl Karlıova’dan siyasi nedenlerle Fransa Strasbourg’a göç etmek zorunda kaldı. Uzun yıllardır Strasbourg’ta yaşayan Hilmi Nar, Kürtçe ve Türkçe ezgilerden oluşan ‘İsyanım Zamana’ adlı albümünü, “Yurdundan ayrılmak zorunda kalmış ve bir daha dönüp dönemeyeceğini bilmeyen bir sürgünün yurduna ve aşkına duyduğu özlemin dile gelmesi” olarak yorumluyor.

    İki şiir kitabı da olan sanatçı Hilmi Nar’ın ‘İsyanım Zamana’ adlı albümünün içerisinde sekiz şarkı ve iki şiir yer alıyor beşi ise kendi eseri. Kemal Sahir Gürel’in yönetmenliğini ve düzenlemesini yaptığı albümdeki şiirleri Mehmet Çetin ve Hüseyin Şahin okuyor. KOM müzikten çıkan albümde ayrıca Meral Çoşkun vokalde yer alıyor.

    “MÜZİK HEP HAYATIMDAYDI”

    Sanat hayatının yanı sıra hayatını idame ettirmek için bir yandan da Fransa’nın Strasbourg kentinde fayans ustalığı da yapan Nar, çeşitli müzik gruplarında çalıştıktan sonra kendi albümünü yapma kararı almış.

    Nar’ın geçmişten bugüne müzik hep hayatında olmuş. “Müzik hayatımda kimi zaman ön sıralarda kimi zaman geri planda kaldı. Kollektif müzik çalışmaları içinde bulundum senelerce. Albüm çalışmamla çok geride kalan müziği yine önlerde bir yer verme çabasıdır benimki aslında” diye anlatıyor.

    Tüm bu müzik çalışmalarının ardından çıkardığı albüme adını verdiği ‘İsyanım Zamana’ aslında bir bütün olarak kendi yaşamını anlatıyor.

    “BU DÖNEMİN SLOGANI ‘İSYAN’ OLMALI”

    Nar, ‘İsyanım Zamana’ ile Bingöl Karlıova’dan siyasi nedenlerle Fransa’ya göç ettikten sonra yaşadığı hasretliği dile getiriyor:

    “İsyanım Zamana, 2002 yılında bestelediğim ve sözlerini yazdığım bir şarkıydı. Yurdundan ayrılmak zorunda kalmış ve bir daha dönüp dönemeyeceğimi bilmeyen bir sürgünün yurduna ve aşkına duyduğu özlemin dile gelmesiydi. Ama daha sonra alanı genişledi. Hiçbir şeyin yolunda gitmediği dünyamızda zorbaların kurduğu sistemlere gerek bireysel gerekse toplumsal tepkiler vermenin adı oldu benim açımdan. Bu dönemin sloganı isyan olmalı bence.”

    Nar, albümünde kendi anadili Kırmançki’den şarkıların olmasını da “vefa borcu” olarak görüyor: “Kürtçe ve Kırmançki bir vefa borcu gibi benim için. Hem söyleyerek öğreniyorum hem de borcumu ödemeye çalışıyorum.”

    İsmet SEFER

  • Karerliler, dernek binasının temelini attı-VİDEO

    Karerliler, dernek binasının temelini attı-VİDEO

    PİRHA – Karerliler Kültür ve Dayanışma Derneği, İstanbul Tuzla Aydınlı Köyü’nde dernek binasının temelini attı. Dernek Başkanı Ali Atamış, yapacakları dernek binasında sosyal proje, kültür ve inanç faaliyetlerini gerçekleştireceklerini belirterek dayanışma çağrısında bulundu. 

    Karer, Bingöl’ün 9 Alevi köyünden oluşan bölgenin genel adı. Metropol şehirlere göçün başlamasıyla birlikte ağırlıklı olarak İstanbul’a göç eden Karerliler, uzun zamandır kira ödedikleri dernek yerlerinde faaliyet yürütüyorlardı. Dernek yöneticilerinin çalışmasıyla aldıkları arsada kendilerine ait dernek bina inşası için hummalı bir çalışma başlatan yöneticiler kısa sürede iş adamlarının, belediyelerin ve üyelerin desteğiyle dernek temelini attılar. Temel atma törenine katılan iş adamlarından kimi inşaatın tuğlasını, kimi kullanılacak demiri, kimisi ise elektriğini üstlenirken üyelerden biri de bir aylık emekli maaşını bağışladı.

    Temel atma törenine Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı, Maltepe Belediye Başkan Yardımcısı Melih Morsümbül, Yayladere Adaklı Derneği, birçok yöre derneği ve çok sayıda dernek üyesi katıldı.

    “DERNEK BİNASI KARERLİLER İÇİN ZORUNLULUK HALİNE GELDİ”

    Temel atma töreninde konuşan Karerliler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ali Atamış, büyükşehirlere  göçlerin başlaması ile birlikte Karerlilerin en yoğun göç edip yaşadığı şehirlerin başına İstanbul’un geldiğini söyledi.

    İstanbul’da dernek binasına ihtiyaç duyduklarını söyleyen Atamış, dernek temelini atmak için bir araya geldiklerini ve bu çalışma içinde olan herkese teşekkürlerini iletti.

    “KÜLTÜREL ETKİNLİKLERİ YAPMAK İÇİN ZORLANIYORDUK”

    Dernek binasının artık Karerliler için ihtiyaç olmaktan çok zorunluluk haline geldiğini söyleyen Ali Atamış, “Kendimize ait bir derneğimizin olmayışından kaynaklı bugüne kadar üyelerimizle sosyal, kültürel etkinlikler yapmakta zorlandık. Şimdi geldiğimiz bu noktada dernek binamızın inşaatını tamamlamak için herkesin desteğine ihtiyacımız vardır” dedi.

    ‘Bir tuğla da sen koy’ sloganıyla yola çıktıklarını söyleyen Atamış, dernek binasının tamamlanması için destek beklediklerini söyledi.

    “METROPOLLERDE GELENEKLERİNİ SÜRDÜRMEK ÖNEMLİ”

    Atamış’ın ardından Tuzla Belediye Başkanı Dr. Şadi Yazıcı kısa bir konuşma yaptı. Geleceğe yönelik güzel çalışmalar olduğunu belirten Yazıcı, “İnsanın kendi memleketi apayrı birşeydir” dedi.

    ‘Yaban ellerde yetişmiş gül verdiler, kendi topraklarımızla pekişmiş taş verdiler, gülü bırakıp taşı kokladım’ sözlerini hatırlatarak memleketin önemine dikkat çekti.

    Metropollerde yaşarken insanın gelenek ve göreneklerini yaşatabilmesinin önemli olduğunu söyleyen Yazıcı, “Dünya ne kadar küçülüyor, teknolojide küçülüyorsa o kadarda riskleri beraberinde barındırıyor. Geçmişten bazı komplikasyonlar var ki bunlardan birisi dünyada gelişen ve entegral güçlerin etki etmeye çalıştığı en önemli şey, sizi köklerinizden kopartmaya çalışmasıdır. Sizi köklerinizden koparttığı anda siz artık bir meta olursunuz ve emperyalizmin en çok arzu ettiği konulardan birisi budur.”

    Maltepe Belediye Belediye Başkan Yardımcısı Melih Morsümbül de yapılan çalışmaya destek olacaklarını belirtti.

    “BU DERNEKLER GEÇMİŞİ GELECEĞE TAŞIMAK AÇISINDAN ÖNEMLİ”

    Karerliler Kültür ve Dayanışma Derneği Gençlik Kolları Başkanı Sezer Kaval ise Karer’in Alevi inancına bağlı köylerden oluştuğunu hatırlatarak çeşitli sebeplerden dolayı insanların metropollere göç ettiğini ve buralarda kültürlerini var etmeye çalıştıklarını söyledi.

    Yapılacak dernek binası ve benzeri yerlerin insanların geçmişini geleceğe taşımak açısından önemli bir yer teşkil ettiğini söyleyen Kaval, gençlere de çağrıda bulunarak, “Gençlerin buna ön ayak olması gerekiyor. Gençlerin geçmişlerini, kültürlerini ve dillerini unutmaması için bu tarz yerlerde bulunmaları gerekiyor” dedi.

    “ANADİL EĞİTİMİ VERİLMELİ”

    Yalnızlaşan bir toplumda yaşadıklarını ve herkesin bireysel kurtuluşun peşinde olduğunu belirten Sezer Kaval, ilk olarak yapılması gereken çalışmayı anlattı.

    Kaval, “Burada yapılması gereken en önemli çalışma ana dil eğitimi olmalı. Gençlerin kendi ana dillerini öğrenmeleri için bu tarz yerlerin bir fırsata çevrilmesi lazım. Devlet tarafından bu eğitim verilmiyor, bu yerlerde bunun çalışması yapılabilir” dedi.

    Konuşmaların ardından temel atma törenine geçildi. Gülbengin okunmasıyla inşaat alanına beton döküldü. Daha sonra ise lokmalar paylaşıldı.

    İSTANBUL/PİRHA

  •  Buğur dede, acılı bir ömrün tanıklığını anlattı: Hala korkudan yatamıyoruz-VİDEO

     Buğur dede, acılı bir ömrün tanıklığını anlattı: Hala korkudan yatamıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Eski ismi Arek olan Eskikavak Bingöl’ün bir köyü. Köyün isminin başına gelenler, köyün başına da gelmez mi? Köy 1995’te askerler tarafından zorla boşaltılır. Köyün sakinlerinin bazıları 3 yıl mağdur olduktan sonra köylerine dönerler. 91 yıllık ömrüne bir tarih sığdıran Resul Buğur, PİRHA’ya acılı bir ömrün tanıklığını anlattı. 

    Eskikavak köyü Bingöl’e bağlı bir köy. Eski adı Arek. 1995 yılında zorla boşaltılan köylerden biri. Köylerinden zorla, baskıyla çıkarılan köylüler, yerinden yurdundan toprağından olmanın bütün sıkıntılarını yaşamış, başka ellerde yapamamış, 3 yıl sonra yeniden köylerine dönmüşler. Her şeye rağmen 1998 yılında köyüne dönen 91 yaşındaki Resul Buğur ile Selime Bayak, köylerinin boşaltılmasıyla birlikte yaşadıkları zorlukları anlatıyor ve bir daha aynı şeylerin yaşanmamasının kardeşlik ve barışla mümkün olabileceğini dile getiriyorlar.

    1927 doğumlu ve ömrünün çoğunu köyünde geçiren Resul Bağlar, köylerinin boşaltılmasıyla yaşadıklarının hatırasıyla yeniden acı yaşarken, yine de köyüne dönmüş olmanın mutluluğu ile anlatıyor o yılları.

    “KENDİ İSTEĞİMİZLE KÖYÜ BOŞALTTIĞIMIZA DAİR KAĞIT İMZALATTILAR”

    “1995’de askerler köyü bastı ve 3 gün içerisinde boşaltmazsak, köyü yakacaklarını söylediler. Bizi karakolun önünde toplayıp, kendi isteğimizle köyü boşaltığımıza dair imza istediler. Bunu yaptırdılar bize. Biz de mecburen hayvanlarımızı yok pahasına sattık. 3 sene köyümüze dönemedik. Kiğı’nın bir köyünde kaldık. Benim iki oğlum var. Biri hapiste, diğeri de 3 sene yattı. Şu an Avusturya’da yaşıyor.”

    2008 yılında eşini kaybeden Buğur, o zamandan beri köyünde yalnız yaşıyor. Boşaltmadan sonra köylerinde eski hayatlarının kalmadığını, köylerinde şimdilerde yalnızca yaşlıların yaşadığını söyleyen Buğur, “Eskiden talebeler, öğretmenler, gençler vardı. Okulumuzda 150 talebe olurdu, şu an hiç yok…”

    “HALA KORKUDAN EVLERİMİZDE YATAMIYORUZ”

    Bugünlerin de eskisinden farklı olmadığını belirten Buğu, halen baskı yaşadıklarını, bir şey söylediklerinde ağızlarına band vurduklarını ve içeri attıklarını söylüyor. Bir suç işlenmişse bunun yargıya götürülmesi gerektiğini ve ona göre cezalandırılması gerektiğini ifade eden Buğu, barış ve kardeşlikle ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor:

    “Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyız, barış ve kardeşlik istiyoruz, başka bir isteğimiz yok. Türk, Kürt fark etmez hangi milletten olursa olsun, kardeşlik istiyoruz. Halen korkudan evlerimizde yatamıyoruz. Vurup kırmayla bir yere varılmaz.”

    “HEP ALEVİYİZ DİYE YAPTILAR BUNLARI”

    Zorla göçün ardından köyüne dönen Selime Bayek de benzer şeyler anlatıyor.

    “Hayvanlarımız daha yeni doğum yapmıştı. Askerler geldi tekmelediler kapımızı. Kapı dışarı ettiler bizi. Erkekleri alıp götürdüler boş kağıtlara imza attırdılar. Köyden dışarı attılar bizi. “Başka evimiz yok yurdumuz yok, nereye gidelim” dedik. “Nereye giderseniz gidin” cevabını verdiler. Bir çavuş vardı çok hakaret etti bize. 2-3 yıl Kiğı köyünde kaldık. Çoğu kişi İstanbul’a gitti. Biz ara ara köyümüze gidip geliyorduk. Hep Aleviyiz diye yaptılar bunları.”

    PİRHA/BİNGÖL

  • Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    PİRHA -Kendi tanımlamasıyla yazdıkları eserler Yukarı Fırat Havzasında yer alan Kiğı, Karakoçan, Bingöl, Erzurum, Erzincan ve Dersim yörelerinde yaşayan insanların hayat hikayelerinden, tarih ve kültürlerinden esinlenerek açığa çıkmıştır. Bu coğrafyaya dair toplam 8 kitaba imza atmış ve devamını getirmek için durmadan yazan bu koca çınarın adı Akif Arda. 

    Derin bir toplumsal birikime ve tecrübeye sahip Akif Arda hocamıza KAYY-DER’in düzenlediği Kürt Böreği Festivali’nde rastladık. Çok sayıda kitaba imza atan bu yaşlı bilge boğucu kent kültürü içinde çareyi doğduğu toprakların zengin kültürünü yazıp anlatmakta bulmuş.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle Kürtçe ve Türkçe yazıp topluma taşıyan bu büyük ustaya PİRHA mikrofonunu uzattık.

    Kürt Böreği Festivali’nde açtığı standın başında bulduğumuz Yazar Akif Arda, ajansımız PİRHA’nın sorularını yanıtlarken 1947 doğumlu, yani 71 yaşında olduğunu belirtiyor.

    Köyde kalabalık bir ailede okuma şansı bulmuş ve öğretmen çıkmış bir Bingöllü. Kendisinin deyişi ile okumak o dönem kendisi için okumak değildi ve okuyanın, yöresinde çalışması, topluma hizmet etmesi bir yurtseverlikti. O da öyle yaptı, okuyup öğretmen olduktan sonra doğduğu topraklara geri geldi. Ziraat ve hayvancılık adına öğrendiklerini hem kendi uyguladı hem köylüsüne öğretti. Ne yazık ki şu an binbir emek verdiği o örnek bahçesi baraj altında.

    1990’larda artan devlet baskısı sonucu yaşanan göç sürecinde o da pek çok Kiğili gibi köyünü terk etti ve İstanbul’a geldi.

    O kendi coğrafyasına ve insanlarına sevdalı olduğu için İstanbul’da da hemşehrilerinin yoğun olarak yaşadığı bölgeye yerleşip öğretmenliği orada devam ettirdi. Bu arada fark etti ki, İstanbul büyük bir asimilasyon çarkı. Bu sefer kolları sıvadı, tarihi ve kültürü yok olmasın diye yazmaya koyuldu.

    Doğup büyüdüğü coğrafyaya ait halk masallarını, annesinden, yakınlarından dinlediği öyküleri, deyişleri, babasının başından geçenleri, tanık olduklarını, bazen roman olarak, bazen öykü olarak bazen de masal kitabı olarak yazıp topluma ulaşmak istedi.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle topluma taşıyan bu büyük usta ile söyleştik.

    “YÖREMİZDE ÇALIŞMAK YURTSEVERLİKTİ”

    ilk sorumuz onu tanımak üzerine oluyor. O kısaca kendisini tanıtırken binbir emekle yaptığı örnek mahiyetteki bahçesinin Peri Vadisi üzerine inşa edilmiş barajlardan birinin altında kaldığını öğreniyoruz:

    “İsmim Akif Arda. 1947 Bingöl doğumluyum. Köyde okuma şansı bulmuş az sayıda insanlardan birisiyim. Babam beni okuttu, öğretmen oldum. Şimdi emekli oldum, yazmakla uğraşıyorum. Bizim zamanımızda devlet memuru olanın yöresinde kalması bir yurtseverlik usulüydü. Ben de en çok yöremde kaldım. 20 sene yöremde çalıştım.

    “O BAHÇE ŞİMDİ BARAJ ALTINDA”

    Hem öğretmenlik yapıyordum hem de tarım ve hayvancılık yapıyordum. Köylülerime örnek oluyordum. Okudum, sadece benim menfaatime olsun diye değil. Öğretmenlik yaparken tarım ve hayvancılık yaptım. Örnek bir bahçe yaptım, o bahçe şu an baraj altında kaldı. 10 çeşitten fazla elma, armut çeşidi olan bir köy kurdum. İyi cins tavuğu yine köye ben soktum. Aşılamayı köylülere öğrettim.”

    “ON SENELİK MAAŞIMLA AĞADAN KÖYÜN ÇEŞMESİNİ SATIN ALDIM”

    Yüzyıl susuzluk yaşayan köyünü suya kavuşturmak için maaşından on yıl boyunca biriktirdikleriyle ağadan satın aldığı çeşmenin suyunu köylülere veriyor. “Benden önceki öğretmenler köylülerden yumurta istiyordu, ben tam tersi beslediğim tavuklardan aldığım yumurtaları köylülerime veriyordum. Fenni arıyı köyüme ilk ben getirdim. Benim köyüm yüz yıl susuzluk yaşamıştı. Köyde ağa geçinen kişi çeşmenin birine el koymuştu. Diğeri de çeşmenin diğerine el koymuştu. Ben öğretmen oldum, on sene çalıştım, kazandığım parayla İstanbul’da arsa almadım, daire almadım. O para ile çeşmeyi satın alıp köye su getirdim. Ondan sonra hem ilköğretimde hem orta öğretimde çalıştım” diyor Akif Hoca.

    “KÖYDE KİMSE KALMAYINCA TAYİNİMİ İSTANBUL’A ALDIRDIM”

    Köyünü topraklarını terk edip İstanbul’a yerleşmek zorunda kalışını ise şöyle anlatıyor:

    “1980 12 Eylül darbesinden sonra bir göç başlatıldı. O göç başlayınca insanlar yöreleri, köyleri terk ediyorlardı. Bizim köyü de terk ettiler. Bir taraftan devlet zoru, korku bir taraftan da ekonomik sıkıntı nedeniyle de göç oluyordu. Sonunda baktım benim köyde kimse kalmadı, ben yalnız kadım. Ben de tayinimi en sonunda İstanbul’a aldırdım. 10 sene İstanbul’da öğretmenlik yaptım.

    “ÇOK ŞEYE ŞAHİT OLDUM”

    İstanbul’un kırsal kesimine yerleştim. Orada da insanlara örnek olmaya çalıştım. Çöpleri yakıyorlardı. Naylon çöp yakılmaz, havayı kirletir. Bana gülüyorlardı. Benim geldiğim sıralarda devlet tarafından zorunlu göç başlatılmıştı. İnsanların köyleri boşaltılıyordu. Benim İstanbul’da olduğum yere geliyorlardı. Onlara yardımcı olmaya çalışıyordum çünkü o insanlar mafya geçinen insanların kıskacına giriyorlardı. Çok şeye şahit oldum.”

    “SULTANBEYLİ TEPELERİNE ÇIKAR KÜRDİSTAN ÖZLEMİ GİDERİRDİK”

    Biraz kitaplarını anlatmasını istiyoruz. Göç edip gelişini, tanıklıklarını, nasıl yazmaya başladığını ve ilk kitabının ne üzerine olduğunu soruyoruz.

    Yazar Akif Arda, “İlk kitabım öykülerim oldu. Öğrencilerle anılarımı kitaplaştırdım. Bir de göç nedeniyle yazdığım kitap oldu. Biz Kürtler toprağımıza çok bağlıyız. Zorunlu olmadıkça topraklarımızı kolay kolay terk etmeyiz. Benim çok zoruma gitti İstanbul’a gelmek. Memleketimi özlediğim için yazmaya başladım. Yöresel hikayeleri, gerçek hikayeleri, masalları yazdım” diyerek başlıyor.

    “Göç edip gelen Kürtler asimile oluyordu. Halk arasında söylenen masallar, hikayeler yok oluyordu. Ben bunların bir zaman var olduğunu ispatlamak için yöremle ilgili derlediğim hikayeleri, halk masallarını kitaplaştırdım, yazdım, bastırdım. Annemle biz çok hasretlik çektik. Biz ara sıra Kürdistan denilince dağlık sanılıyor ya, biz dağlara aşık insanlarız. Sultanbeyli’de yüksek dağlara çıkıp özlemimizi gidermeye çalışıyorduk. Annem yaşadıklarını bana anlatıyordu, ben de onun dediklerini de yazıyordum. Daha önce biriktirdiklerimi de yazıp kitaplaştırdım. Bizim o yörenin kültürünün kaybolmaması için elimden gelen gayreti gösterdim. Resmi olarak bastırılmış 8 kitabım var. Bir kısmını da kitap olarak hazırladım, daha bastırmadım. Onları düzeltip yazıp bastıracağım.”

    “ERMENİ TEHCİRİNİ, DERSİM, AĞRI İSYANLARINI YAZDIM”

    Akif Hoca KAYY-DER’in öncülüğünde yapılan Kürt Böreği festivalinde kitaplarını koyabileceği bir masa bulamamış olacak ki iki sandalyeyi bu iş için değerlendirmiş. “Sandalye standı”nda yer alan kitaplarını tek tek göstererek anlatıyor bize:

    “Mesela bu çocuklarla ilgili şahsıma ait, masallar, fabıllar. Büyüklerin de küçüklerin de zevkle okuyabileceği Kürtçe fabl. Kürtçe yazdığım iki ciltlik bir romanım var. Bu roman da yurtsever bir ailenin şahsında Kürdistan’da meydana gelen olayları yazıyorum. Ermeni tehcirini yazıyorum, Dersim İsyanı’nı yazıyorum. Bir ailenin başına gelenleri romanlaştırdım. Ağrı İsyanı’nı yazdım En son bizim zamanımızdaki olaylara da değindim romanda. Öğrencilik anılarımın Kürtçe’sini yazdım. Dersim, Bingöl, Karakoçan’da halk arasında söylenen hikayeleri kitaplaştırdım. Bir kitabıma da Memê Alan’ın kitabının ismini verdim.

    KÜRT HİKAYELERİ TÜRKÇE’DE EKSİK KALIR”

    Bir de göç romanım var. 95 yaşında yaşlı bir insan kalıyor bir köyde en son, askerler tarafından onun köyden çıkarılışını anlatıyorum o romanımda. Benim şahit olduğum gerçeğe dayanan Kürtçe öyküler. Babam hafızası kuvvetli, tarihi bilen bir insandı .1907 yılında doğuyor. Ermeni Tertelesi’nde neler yaşanıyor, Ermeniler nasıl öldürülüyor şahit oluyor. Dersim Tertelesi’ne şahit oluyor. Ağrı İsyanı’nda asker, olup bitenleri gözleri ile görüyor. Kürt hikayeleri Kürtçe ile güzel anlatılır. Türkçe olunca eksik kalır. Türkçe de öykülerim var.”

    “DUL BİR KADININ BAŞINA GELENLERİ YAZDIM”

    Bu kadar üretken olan bir yazara elbetteki bundan sonraki çalışmalarını da soruyoruz.

    “Konusu kadın olan, kadın mücadelesi üzerine bir kitap yazıyorum. Bir kadın bize akraba oluyor, dul kalıyor, onu köyden çıkarmak isteyen ağa onun başına işler açıyor. Onu Kürtçe yazıyorum” diye kısa bir ipucu veriyor.

    KÜRT DERNEĞİ’NDE KİTABIMI ALAN TÜRKLER OLDU”

    Yazar Akif Arda’ya son olarak toplumun bu büyük emek sonucu ortaya çıkan eserlere yaklaşımını ilgisini soruyoruz. Şöyle yanıtlıyor:

    “Toplumun yaklaşımı özellikle Kürtlerde Kürtçe okumaya karşı bir çekingenlik var. ‘Devlet benim elimde Kürtçe kitap görürse başıma neler gelir’ diye çekiniyorlar. Mesela Adapazarı Dilovası’nda Kürtler’in bir derneği vardı, ben o derneğe gittim, Kürtler almadı kitabımı. Türkler aldı yine kitabımı. Okumaya heves yok. Kitaplarımı alanlar daha ziyade tanıdık insanlar oluyor, öğrenciler oluyor. Okuma hevesi düştü. Baktıkları televizyonlarda dizi filmler. Okumaya karşı bir ilgisizlik var. Sırf okumaya karşı değil bilime karşı, öğrenmeye karşı bir ilgisizlik var. Benim öğretmen olduğum zamanki öğrencilerin okuması, bilgisi başkaydı. O zamanki öğrencilerim ben ağzımı açtığımda beni eleştiriyorlardı. Şimdiki öğrencilerde o yok.”

    YAZARIN KİTAPLARI

    Bilge yazar Akif Arda, bir an için kaç kitabı olduğunu unutuyor. Tam söyleyemiyor. Ne yapsın insanın bu kadar çok kitabı olunca unutmak da normal oluyor. Bingöl’ün Kiğı ilçesinin Xurs köyüne bağlı Kılçan mezrasında doğan Bilge Yazar Akif Arda’nın tespit ettiğimiz 12 kitabının ismi şöyle:

    -Bütün Yönleriyle Çewlik (Bingöl )
    -Dawiya Gayê Sêvo (Masal)
    -Ji Bav û Kalan ve (2 ciltlik Roman)
    -Bendejî (Anı)
    -Keftar (Roman)
    -Hirç û Pirç (Masal)
    -Çûçikên Ber Baz (Öykü)
    -Kurd û Kurdîstanî Bûn Zor e (Roman)
    -Bingöl Kiğı Folklor
    -Kamçurcu (Öykü )
    -Meme Allan (Hikaye )
    -Çeleng-i cengi (Masal )

    Suay ABAK/Turabi KİŞİN

  • Bingöl Gözeler Köyü’nde en büyük sorun: İşsizlik

    Bingöl Gözeler Köyü’nde en büyük sorun: İşsizlik

    PİRHA-Bingöl’ün Gözeler (İbrayman) Köyü’nde yaşayan Dilek Keser ve Gamze Morsümbül köydeki yaşamlarını, sorunlarını ve seçimden beklentilerini PİRHA’ya anlattı. Köyde en başta gelen sorunlardan birinin işsizlik olduğunu belirten Dilek Keser, seçimlerden sonra işsizliğin biraz olsun azalmasını umduğunu söyledi.

    Gözeler Köyü Bingöl merkeze bağlı bir Alevi köyü. Köyde yaşayan gençler iş olanağı bulamadıklarından yakınıyorlar. OHAL sürecinde halkın tepki verememesinden kaynaklı köyde bir HES projesi başlatılmış ve köylüler de evlerine ekmek götürebilmek için orada çalışmak zorunda bırakılmış.

    Köyde yaşayan Dilek Keser ve Gamze Morsümbül, yaşadıkları sıkıntıları ve seçimden beklentilerini anlattı.

    “KİMLİĞİMDEN VE DÜŞÜNCELERİMDEN DOLAYI DEVLET MEMURU OLAMIYORUM”

    24 yaşındaki Dilek Keser, Bingöl’ün Gözeler Köyü’nde yaşıyor. 2016 yılında Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü’nden mezun olan Keser, şu anda işsiz. Hükümetin Aleviler üzerindeki baskısından dolayı iş imkanı bulamadığını söyleyen Keser, “Devlet memuru olamıyorum kimliğimden ve düşüncelerimden kaynaklı olsa gerek. Devlet bizi beğenmiyor ne yazık ki” diye konuştu. Masalları psikoloji ile harmanlamak istediğini söyleyen Keser, “Değerlerimiz üzerine bir şeyler yapmak istiyorum. Masallar bizim kültürümüz sonuçta. Ama şu an için biraz zamanı var hazır hissetmiyorum kendimi süreçten kaynaklı olsa gerek” diyor. Köyünde ortaokul ve lise bulunmaması sebebiyle öğrencilerin şehir merkezlerindeki yurtlarda kalmak zorunda kaldıklarını ifade eden Keser, aile bağlarının sıkı olması nedeniyle orta okul ve liseyi okurken çok zorlandıklarını da ekledi.

    Bulundukları yerde etnik ve inanç konularında farklılık olduğu için zorlandıklarını kaydeden Keser, bir kadın olarak çok rahat hareket edemediğini, inanç yönünde üzerlerinde baskılar olduğunu belirtti.

    SEÇİMDEN BEKLENTİLER

    Seçim öncesi beklentilerini de dile getiren Keser, şöyle konuştu: “Düşüncelerimizden dolayı yargılanmak istemiyoruz, sahip olduğumuz düşünceler doğrultusunda işsiz kalmak istemiyoruz. Düşünce özgürlüğü var deniliyor ama biz sahip olduğumuz düşünceler nedeniyle işsiz kalıyoruz, diplomalı işsizler olarak kalıyoruz. İş imkanlarının arttırılmasını istiyoruz. Bakınca da Bingöl’de pek iş olanağı yok zaten. Okulda bize ithamlarda bulunurlardı Aleviyiz diye, Sünni Alevi ayrımı vardı. Seçimden tek umudumuz iş olanaklarının arttırılması, düşünce özgürlüğünün getirilmesi, ayrımların yapılmaması.”

    “DÜŞÜNCELERİMİZİ İFADE ETMEKTEN KORKAR OLDUK”

    OHAL ilan edildiğinden beri köylerinde HES projesinin başladığını ve köylülerin OHAL’den kaynaklı bir tepki veremediklerini kaydeden Keser, işsizlikten dolayı köy halkının gidip orada çalışmak zorunda kaldığını belirterek şöyle devam etti: “Böyle bir talanın katliamın bence iş olanağı olarak görülmesi saçmalık ben bu doğanın talan edilmesini istemem ama OHAL çerçevesi içerisinde böyle bir şeyin talep edilmesi bile mümkün değil. Çok fazla haksızlıklar oluyor mesela yetkili bir merciye başvuruyorsun ama dönüş olmuyor. OHAL’de insanlar çok tedirgin yolda rahat yürüyemiyorsun, her iki adımda bir polislerle karşılaşıyorsun. Her yerde silahlı polisler görüyorsun korkar olduk artık. Şuan da yaptığımız konuşmalardan bile tedirgin oluyoruz yarın bir gün bizi de alırlar mı diye düşüncelerimizi ifade etmekten korkar olduk.”

    “OYLARIMIZA SAHİP ÇIKAMAYACAĞIZ”

    Keser, tüm bu olumsuz koşullara rağmen oyunu istediği gibi kullanacağını ifade ederek “Biz düşüncemizden vazgeçmiyoruz ama mührü bastıktan sonra gerisi sanki onlara kalıyormuş gibi. Ne çıkacağını bilmiyoruz. Yani bunu referandumda da gördük İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde Hayır oranı yüksekken bir baktık ki Evet oyu çoğunluktaydı” dedi. Bölge illerinde seçim sandıklarının taşınmasına da değinen Keser, “Oylarımıza sahip çıkamayacağız, tanımadığımız bilmediğimiz kişiler oylarımıza sahip çıkacak nasıl güvenebiliriz. Bu OHAL koşullarında pek güvenilir değil yani” şeklinde ifade etti. 

    “SUSTURULUYORUZ, BASTIRILIYORUZ”

    Gözeler Köyü’nde yaşayan Gamze Morsümbül de Erzincan’da Sosyal Hizmetler Bölümü okumuş. 2 yıl boyunca Tercan’a gidip gelmiş. Tercan’da çok sıkıntılar yaşadığını söyleyen Morsümbül, çektiği sıkıntılardan bazılarını şöyle anlatıyor: “İlk gittiğim sene terörist diye şikayet ettiler. Hoca tarafından derslerden bırakıldık, dönemimiz uzadı. Kürt arkadaşlar dövüldü, yerlerinden edildi. Devlet ellerinde olduğu için normal bakılıyor, bir şey diyemiyoruz susturuluyoruz, bastırılıyoruz.”

    “İŞ OLANAĞI YOK”

    Bingöl’de var olan Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’nde sosyal hizmet uzmanlarının olması gerektiğini ancak sadece sosyologların olduğunu belirten Morsümbül, zaten Bingöl’de kendi alanında iş olanağı olmadığını ve bu yüzden atanmayı düşünmediğini de ekledi.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Köy köy seçim çalışması yapan Kemal Bilken’in bir günü-VİDEO

    Köy köy seçim çalışması yapan Kemal Bilken’in bir günü-VİDEO

    PİRHA- Bingöl Yayladere’ye bağlı Çikan’da yaşayan HDP Yayladere İlçe Başkanı Kemal Bilken, köy köy gezerek seçim çalışması yürütüyor. Bir vekil adayı ciddiyetiyle çalınmadık kapı girilmedik köy bırakmayan Bilken, her gün işe gider gibi sabahın seherinden akşamın karanlığına kadar seçim şarkılarını çalarak yoluna devam ediyor.

    Emekli olduktan sonra köyüne yeniden geri dönen ve seçim çalışmalarını yürüten Kemal Bilken, her sabah Silbus u Tari dağlarına bakan evinden günü karşılıyor. Sabah ilk iş olarak akşamdan kalan bulaşıkları yıkarak güne başlıyor. Kahvaltının ardından kedi ve köpeklerini beslemeyi de unutmayan Bilken, bostanını da suladıktan sonra kapısında bulunan seçim arabasını alıp usulca yola koyuluyor.

    Seçim kararı alındığından bu yana ilk iş olarak HDP ilçe binasını açan Bilken burada arkadaşlarını alıp köyün yolunu tutuyor. Günü yolda belirleyen Bilken, girdiği her köyde büyük bir coşku ile karşılanıyor. Seçim şarkıları eşliğinde ritim tutan köylülerle tek tek selamlaşan Bilken ve ekibi koyu bir sohbete girişiyor. Seçim şarkılarının halkta coşkuya neden olmasını, “Belki bu bizim sanatkar yanımızla da alakalı olabilir. Ya da çok ezildikleri için ve kendilerini en iyi ifade edecek partinin çalışmalarını görmelerine” bağlıyor.

    Köylülerin sorunlarını dinleyen Bilken, tedirginliklerini gidermeye çalışıyor dili döndüğünce. Yayladere’de bulunan tüm köyleri bitiren Bilken, ikinci bir tur yapacak hatta Kiği’nın da köylerine destek sunmayı düşünüyor. Bir gün boyunca seçim çalışmalarını takip ettiğimiz Bilken ve arkadaşları seçim şarkıları eşliğinde köylülerle birlikte halaylar çekerek çalışmalarını da renklendiriyorlar.

    DOĞAYA DÖNÜŞ

    HDP Yayladere İlçe Başkanlığı yapan Kemal Bilken, köye dönüş nedenini şu sözlerle anlatıyor:

    “Gençliğimizde iş olmadığı için kente gittik. Giderken de buradaki yaşamdan, doğadan koptuk. İstanbul’daki yaşama alıştık. Orada da yaşam çok zorlaştığı bir dönemde yeniden 3 yıl önce köyüme geri döndüm. İlk geldiğim sene doğa bizi tanımıyor biz doğayı tanımıyorduk. İnsanlarla diyaloglarımız kesilmişti. Yeni yeni diyalog kuruyoruz. Toplum üzerindeki ekonomik ve sosyal baskılar eski sıcaklıkları ve dostlukları bulmak çok zor. Ne yazık ki hepimiz birbirimize yabancılaşmışız. Kolay değil değişik metropollerle tanıştığımız için kendi özümüz ve kültürümüze yabancılaştık. Biz de toparlanmak için çaba harcıyoruz. İnsanlar ekonomik nedenlerle çeşitli yerlere savruldu. Biz emekli olduktan sonra köyümüzü tercih ettik. Kendi ülkemizde daha rahat olduğumuz için geri döndük.”

    “DOĞRU SİYASETİN ÖNÜ KESİLİYOR”

    1990 senesinde siyasete başlayan Bilken, “SHP üyesiydim. HEP’in kuruluşunda bu yana siyasette düşüncelerimi ifade ediyorum. Zaman zaman ilçe yöneticilikleri, ilçe başkanlıkları yaptım. Şimdi de geldim ilçemde başkanlık yapıyorum” diyor.

    Bilken, neden HDP’de olduğunu şu sözlerle ifade ediyor:

    “Daha çok emek vermemiz gerekiyor ama ne yazık ki doğru siyaseti yaptığınızda egemen güçler bu siyasetin önüne kesmek için çaba harcıyorlar. Gözaltı alınıp siyasetin önünü kesmeye çalıştıklarını gördük. Siyaseti doğru temelde yaptıkları için HDP’deyim. Çünkü toplumların kaynaştırıcı bir partidir.”

    24 Haziran erken seçimleri için doğa ile yeterince iç içe olamayan Bilken, koşullar ve ulaşım zor olduğu için kiraladıkları seçim aracı ile köyleri dolaşıyor.

    “BU HALKIN KENDİ KÜLLERİNDEN YEŞERDİĞİNİ ANLAMADILAR”

    Yayladere seçim aracıyla çalışan tek ilçe. Bilken çalışmalarını şöyle anlatıyor:

    “Bu sene baskın bir seçimdir. En çok bize yönelik yapılan bir seçim. En azından öyle düşündüler. Onlar sandılar ki HDP’liler cezaevindedir ve bu mücadeleyi yürütemeyecek. Ancak ne yazık ki çok anlamadılar bu halkın kendi küllerinden yeniden yeşereceğini. Her ilçede hemen hemen gözaltı ve tutuklamalar oluyor. Geçtiğimiz günlerde de tutuklanan oldu. ‘Seçimlerde oyunuzu buraya verirseniz sonunuz budur’ gibi bir algı yaratmaya çalışıyorlar. Bu algı boşunadır. Bir müddet insanlar çekinebilir ama insanların içleri yanıyor. Demokrasiden yana olacaklarına inanıyoruz. Bu seçimde de inanıyorum bizim Yayladere demokrasiden yana tutumlarını koyacaklarını inanıyorum.”

    Sevim KAHRAMAN

    BİNGÖL/YAYLADERE

  • Afrin’e ilişkin sosyal medya gözaltı ve tutuklamaları

    Afrin’e ilişkin sosyal medya gözaltı ve tutuklamaları

    PİRHA – TSK’nin Afrin’e başlattığı operasyona karşı sosyal medyada paylaşım yapan 8 kişiden 4’ü adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 3 kişi savcılığa sevk edilirken Dersim’de DBP eski yöneticilerinden Erdal Kotan çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
    TSK’nin Suriye’nin kuzeyinde yer alan Afrin bölgesine başlattığı operasyona ilişkin sosyal medyada tepki gösterilmesi gerekçesiyle gözaltılar ve tutuklamalar devam ediyor.
    DERSİM’DE TUTUKLAMA
    Türkiye’nin Afrin’e başlattığı operasyona karşı sosyal medyada tepki gösterdiği gerekçesiyle 23 Ocak günü gözaltına alınan Pertek DBP eski yöneticilerinden Erdal Kotan, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
    ELAZIĞ’DA GÖZALTILAR
    HDP Elazığ İl Eş Başkanı Baki Yıldırım’ın da aralarında bulunduğu 3 kişi gözaltına alındı. Türkiye’nin Afrin’e yönelik başlattığı operasyona karşı sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlarından dolayı “Örgüt propagandası” yaptıkları iddiasıyla alındıkları belirtildi. Gözaltına alınanların İl Emniyet Müdürlüğü’nde ifadeleri alındıktan sonra Adliyeye sevk edildi.
    Elazığ’da ayrıca sosyal medya üzerinden örgüt propagandası yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan bir er çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
    BİNGÖL’DE 4 KİŞİ SERBEST BIRAKILDI
    23 Ocak günü gözaltına alınan HDP Bingöl il yöneticileri Niyazi Azak ve Ramazan Buyruk, HAK-PAR Bingöl İl Başkanı Hasan Asan, yerel sanatçı Nusret Morkoyun emniyetteki işlemlerin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi.
    Savcılık tarafından, örgüt propagandası iddiasıyla tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilen 4 kişi, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
    MERSİN’DE DOKTOR GÖZALTINA ALINDI
    Mersin Tabip Odası üyesi Dr. Zeki Sinan Doğan da bugün sabah saatlerinde emniyet ekiplerince evine düzenlenen operasyonla gözaltına alındı. Avukatı Mersin Barosu eski başkanı Avukat Alpay Antmen, “Henüz iddianame hazırlanmadığından, gözaltı sebebi hakkında bir kesinlik yok. Müvekkilim Dr. Zeki Sinan Doğan’ın yüksek ihtimalle sosyal medya operasyonu kapsamında ‘Savaşa hayır’ paylaşımından dolayı gözaltına alındığını düşünüyoruz” dedi. (HABER MERKEZİ)
  • ‘Bazı dedeler inancımızın yolunu da, dilini de değiştirdiler’- VİDEO

    ‘Bazı dedeler inancımızın yolunu da, dilini de değiştirdiler’- VİDEO

    PİRHA – Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Serdar Sevim, Pir Haber Ajansına konuştu. “Şimdi bazı seyitler cemevlerinde cem bağlıyor ama yolu kaybetmişler” diyen Sevim “Dedelerinin yaptıkları gibi cem yapmıyorlar. Yolunu da dilini de değiştirmişler” ifadelerini kullanıyor. 

    Haberin Videosu

    Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Serdar Sevim, Bingöl’ün 9 Alevi köyünden oluşan Karer bölgesinin Darebi Köyü’nden yıllar önce İzmir’e göç etmiş.

    Baba Mansur Ocağına mensup olan ataları, Dersim’in Muxundiye bölgesinden yüzyıllar önce gelip Karer’e yerleşir.

    İzmir’de yaşamasına rağmen atalarının ocağı ile bağını kesmemiş. Darebi köyünde bulunan Pir Kür Hüseyin Dergahı onun için derin bir maneviyatı, kutsallığı temsil ediyor.

    “CEM BAĞLIYORLAR AMA YOLU KAYBETMİŞLER”

    Günümüzde Alevi toplumunun özellikle inanç boyutuyla yaşadığı sorunları üzüntüyle dile getiren Pir Serdar Sevim sorularımıza kendi anadili olan Kırmancki ile cevap veriyor.

    “Ben yolu babamdan, dedemden öğrendim. Dedelerimiz nasıl bu yolu sürmüşse biz de onlar gibi yürütüyoruz” dedikten sonra “Maalesef şimdi büyük sıkıntılarımız var. Şimdi bazı seyitler cemevlerinde cem bağlıyor ama yolu kaybetmişler.

    Dedelerinin yaptıkları gibi cem yapmıyorlar. Yolunu da dilini de değiştirmişler.

    “RIZALIK YOK, EDEP ERKAN YOK”

    Eskiden dedelerimiz ceme gelirken rızalık alınırdı. Musahiplik cemi yapılırdı. Şimdi baktığımda onu göremiyorum. Edep erkan yok, her şeyi kaldırmışlar. Her şeyi bozmuşlar, namaz yapar gibi secde ediyorlar. Cemler böyle yapılmaz. Onlara bakınca içim soğuyor” ifadelerini kullanıyor üzüntüyle.

    “CEMİ TALİPLERİMİN EVİNDE BAĞLIYORUM”

    Pir Serdar Sevim, cem ve cemevlerine ilişkin ise “Ben cemevlerine genellikle gitmiyorum. Genellikle kendi evimde ya da taliplerimin evinde cem bağlıyorum. Musahiplik cemi bağlayıp rızalık alıyoruz.

    Hızır orucunda da yine taliplerimiz geliyor, kurbanlarımızı kesip cem yapıyoruz. Şimdi bunlar yapılmıyor. Televizyonlardan bakıyoruz, birçok şeyi yerine getirmiyorlar” değerlendirmesinde bulunuyor.

    Pir Sevim Karer ve Darebi yaşantısını anlatırken o zamanlar ocağın sosyal yaşantıdaki anlamının çok büyük olduğunu taliplerin sürekli uğrak yeri olduğunu belirtiyor. Hem ocağın hem de bölgede bulunan Karer Baba ve Heser Baba ziyaretleri gibi kutsal mekanların inancın ve yaşamın merkezinde yer aldığını belirtiyor. Sevim, “Herkes gelip kurban kesiyordu, lokma dağıtıp muradını istiyordu. Karer Baba, Heser Baba ziyaretlerine gelip muradını istiyor, dua ediyor ve muratlarını da görüyordu” diyor.

    “BABAM HAKKULLAHI ALIP YOKSULLARA VERİRDİ”

    Yolu kendisinden önceki atalarından ve özellikle babasından öğrendiğini belirten Pir Sevim “Babam taliplerine gider, rızalık alırdı. Taliplerinde bir ay kalır herkesi gezerdi, maddi durumu iyi olmayanlara diğerlerinden aldığı Hakkullahı fakir olanlara verirdi. Küskün olanları bir araya getirip barıştırırdı. O zaman her şey inançla ve itikatla yapılırdı. Bugün ise ne inanç kalmış ne itikat ne de rızalık kalmış. Şimdi cem yapılırken edep erkan bile olmuyor” ifadesini kullanıyor.

    “PİR SOFRA DUASI VERMEMİŞSE O EVİN BEREKETİ KALMAZ”

    12 İmam orucunda yapılan toplu iftarları doğru bulmadığını belirten Pir Sevim “Şimdi yolu değiştirmişler” diyor.

    Pir Serdar Sevim son olarak şu çağrıda bulunuyor:

    “Talipler dedelerimizin zamanında nasıl yolu sürmüşlerse, ben istiyorum ki öyle sürsünler. Pirlerini çağırıp evlerine getirsinler. Cemlerini bağlasınlar. Yolunu kaybetmesinler, eğer bir pir sofra duası vermemişse o evin bereketi kalmaz. Biz yolumuzu asla bırakmayacağız.”

    Ali ŞEKER/Semra ACAR

  • Bingöl Karlıova Çiftlik Köyü’nde yapılan taziye evi destek bekliyor

    Bingöl Karlıova Çiftlik Köyü’nde yapılan taziye evi destek bekliyor

    PİRHA – Bingöl’ün Karlıova İlçesine bağlı Çiftlik Köyü’nde köylülerin bir araya gelerek yaptığı taziye evinin kaba inşaatı bitmek üzere. İnşaat yapımın tamamlanması için köylüler destek bekliyor. 

    Bingöl’ün Karlıova İlçesinde bağlı bulunan Çiftlik Köyü’nde yapılmak üzere olan taziye evinin tamamlanması için köylüler destek bekliyor. Köylülerin bir araya gelerek dayanışmayla yaptığı taziye evinin kaba inşaatı bitmek üzere. Tamamen halkın kendi olanaklarıyla yapmaya çalıştığı taziye evinin tamamlanması için duyarlılık çağrısında bulunan köylüler destek bekliyor.

    Destek vermek isteyen duyarlı insanlar Engin Zengin’in facebook sayfasında paylaştığı bilgiler üzerinden dayanışmada bulunabilirler.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sokağa çıkma yasağının dünya rekoru SUR’da

    Sokağa çıkma yasağının dünya rekoru SUR’da

    PİRHA – Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre son 2 yılda 11 il ve 45 ilçede 252 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi. TİHV raporuna göre Sur yasağı bir yılı geçti. Bu bir dünya rekoru olarak niteleniyor.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre son 2 yılda 11 il ve 45 ilçede 252 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Diyarbakır’ın merkezindeki Sur ilçesinde ilk yasak, 6 Eylül 2015’te ilan edildi. Yasak defalarca birer gün süreyle uzatıldı. 11 Aralık 2015’te surların çevresindeki mahallelerde yeniden ilan edildi. TİHV raporuna göre Sur yasağı bir yılı geçti. Bu bir dünya rekoru olarak niteleniyor.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre; son 2 yıllık süreçte 11 il ve 45 ilçede 252 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve nüfus sayımına göre; en az 1 milyon 809 bin kişi bu yasaklardan etkilendi. Diyarbakır Sur’da ilk yasak 6 Eylül 2015’te ilan edildi. Surların çevresinde yasak bu tarihten bu yana devam ediyor.

    TEMEL SEBEP ÇÖZÜMSÜZLÜK

    TİHV, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollardan çözümüne ilişkin bütünlüklü bir program uygulamayan Türkiye’nin yeniden çatışmalı bir ortama girdiği 2015 Ağustos’undan günümüze kadar geçen 2 yıllık süreçte neler olup bittiğini gözler önüne seren bir rapor yayımladı. Rapora göre; süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağının ilk ilan ediliş tarihi olan 16 Ağustos 2015’ten günümüze devam eden 2 yıllık süreçte toplam 11 il ve 45 ilçede 252 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    EN AZ 1 MİLYON 809 BİN KİŞİ ETKİLENDİ

    Rapora göre; 2014 nüfus sayımı verilerin esas alındığında en az 1 milyon 809 bin kişi; özgürlük, özgürlük ve güvenlik hakkı, özel ve aile hayatına saygı hakkı, toplanma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, din özgürlüğü, bilgi alma ve verme özgürlüğü, mülkiyetin korunması hakkı, eğitim hakkı, işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı, yaşam hakkı ve vücut bütünlüğü hakkı olmak üzere en temel hakları ihlal edilerek yasaklardan etkilendi.

    Süresiz veya gün boyu olmak üzere Diyarbakır’da 136, Mardin’de 42, Hakkâri’de 21, Şırnak’ta 13, Bitlis’te 12, Bingöl’de 7, Muş’ta 7, Tunceli’de 6, Batman’da 5, Elazığ’da 2, Siirt’te 1 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    YASAK BİTMİŞ DEĞİL

    Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde de dün gece itibarıyla 22.00 ile 05.00 arasında 5 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Diyarbakır’ın Kulp ilçesi, Hakkâri’nin Şemdinli ilçesi ve Muş Merkez ile Varto ilçesinde ise operasyonların sona ermesiyle yasak fiilen sonlandırıldı ancak yasağın kalktığına ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.

    RAPORA GÖRE DÜNYA REKORU SUR’DA

    Diyarbakır’un Sur ilçesinin 6 mahallesinde sokağa çıkma yasağı tam 1 yıl 8 ay 23 gündür sürüyor. Sur’da 28 Kasım 2015 tarihinde Cevatpaşa, Fatihpaşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahallelerinde ilan edilen “sokağa çıkma yasağı” hâlâ devam ediyor. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin Dört Ayaklı Minare önünde vurulmasıyla başlayan yasak, dünya tarihinin en uzun süren sokağa çıkma yasağı özelliği taşıyor. Yasak ilanından sonra ilçe, 98 gün süren çatışmalı bir dönem geçirmişti. Resmi Gazete’de yayımlanan “acele kamulaştırma” kararına göre Sur’un 6 bin 300 parseli kamulaştırılmış ve kentte yıkım başlamıştı. Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı rapora göre, yaklaşık 40 bin insanın Sur’dan göç ettiği belirtilmişti.

    HABER MERKEZİ

  • Barajlarla yaşam alanları yok ediliyor-VİDEO

    Barajlarla yaşam alanları yok ediliyor-VİDEO

    PİRHA- Enerji ihtiyacını karşılama iddiası ile kurulan barajlar ve HES’ler, kuruldukları yerlerde doğayı, tarihi ve doğal güzellikleri tamamen tahrip ediyor. Bölgede güvenlik politikaları temelinde kurulan barajlar, yaşam alanlarını da yok etmeye devam ediyor.

    HABERİN VİDEOSU

    Devletin Peri Vadisi üzerinde yaptığı güvenlik barajlarıyla (Dep) Karakoçan-Dersim-Bingöl arasına set çektirip, bir nefes yakın mesafede olan, bölgedeki insanların bağlarını kesiyor. Barajdan önce Karakoçan’da bütün gereksinimlerini karşılayan Bingöl (Yayladere), Dersim (Nazimiye) köyleri bugün bir nevi baraj ablukalarıyla tecrit ediliyor.

    Yapımı 1970’li yıllarda tamamlanan Keban Barajı ile Dersim-Elazığ sınırının neredeyse tamamı ayrılırken, Dersim’in Nazımiye ile Elazığ’ın Karakoçan ilçeleri ve Bingöl arasında sınır hattı oluşturan Peri Vadisi’nde kurulan Pembelik, Seyrantepe ve Tatar Barajları ile bu 2 kent arasındaki bağlantılar da kopma aşamasına geldi. Yine Dersim-Bingöl ve Dersim-Erzincan il sınırlarını oluşturan Munzur, Pülümür ve Mercan Vadileri’nde inşa edilen Dinar, Mercan, Çemişgezek ve Uzunçayır Barajları ile Dersim’in bu kentlerle olan bağlantı noktaları koparıldı. HES’ler ve barajlarla Dersim ablukaya alınırken, Mazgirt Köprüsü’nde inşa edilen Uzunçayır Barajı’nın suları kent merkezinden akan Munzur’a kadar ulaştı. (HABER MERKEZİ)

  • Koçerlerin yaylalardaki bir günü…

    Koçerlerin yaylalardaki bir günü…

    PİRHA-Yazın en bunaltan günlerinde buz gibi suyun, solmayan bir yeşilin ve kristalleşmiş parça parça karın varlığı ile serinlik hissi uyandıran yaylalar…Bu yaylalarda mera alanlarının azalması nedeniyle hayvanlarını otlatmaya gelen Koçerlerin de maceraları iki bahar arasında geçiyor. İlkbahar ile başlayan yolculuk havaların soğumasıyla son buluyor. Erzurum Tekman’a bağlı Çağlar Köyü’nün Bingöl dağlarının eteklerinde bulunan yaylalarında karşılaştığımız Koçerlerle günlük hayatlarına ilişkin kısa bir muhabbet gerçekleştirdik. 

    HABERİN VİDEOSU

    Elazığ Kovancılar ilçesinden ilkbahar aylarında Bingöl dağının eteklerinde bulunan Çağlar Köyü’nün yaylalarına gelip sonbahar da tekrar memleketlerine giden Koçerler yaşadıklarını PİRHA‘ya anlattılar.

    Koçerler, sağdıkları sütle peynir yaparak geçimlerini sağlıyor, güneş enerjisi ve panelleri ile su ve elektrik ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Her gün 100’ten fazla koyun sağan kadınlar, otlatmaya götüren çobanlar ve ev işleri ile ilgilenen kızları yayladaki yaşamlarını bizimle paylaştılar. Bir yandan yaylada her şeyin doğal olduğunu söylediler bir yandan da hayvanın para etmediğinden de dert yandılar.

    PEYNİR YAPIP ŞİRKETLERE SATIYORLAR

    3 aile toplamda 25 kişi. Erzurum Tekman Çağlar Köyü’nün Bingöl Dağ (Koğ) eteklerinde bulunan yaylalarında yaşıyorlar. Abdulkadir Barajkılıç, Elazığ Kovancılar ilçesinden gelmiş. Mera alanları olmadığı için Tekman’daki yaylalara çıktıklarını söyleyen Barajkılıç’ı, süt sağan kadınlara koyunları başını tutarken görüntülüyoruz.

    Günde iki defa süt sağma işini yaptıklarını söyleyen Barajkılıç, “Yaptığımız peynirler de para etmiyor. Devlet sadece küpe parası veriyor, başka bir şey vermiyor. Günlük 50-60 kilo süt alıyoruz. Peynir yapıp şirkete veriyoruz” diyor.

    KAZANÇ YOK, ZARAR VAR

    Kazancının düşük olması nedeniyle yaptığı işi hayıflanarak anlatan Barajkılıç şöyle konuşuyor:

    “Mecburen geliyoruz, otlama yeri yok, dışarıda oturuyoruz. Bu işimiz iş değil. Bunun kazancı yok. Yerimiz, yurdumuz yok. Yaz kış mera parası veriyoruz. Gidecek yerimiz yok. Biz sahipsiziz. Artık hayvancılık da yapamıyoruz, zarar ediyoruz. Eviniz olmayınca nasıl hayvancılık yapacaksınız.”

    Barajkılıç, altı ay boyunca geçimlerini sağladıkları yaylalarda elektrik olmadığı için 15 günde bir Hınıs ilçesinden karşıladıklarını ifade ediyor.

    GELİNLERDEN HAYIR YOK

    Günde 100’den fazla koyun sağan Milkişa Barajkılıç da, dört gelinin de hiçbir yardımı olmadığından şikayetçi. Barajkılıç, “Tek başıma koyunları sağıp tek başıma peynir yapıyorum. Rahatsızım biraz. Kollarımdaki lif bezleri kopmuş, bel fıtığım var yapamıyorum” diyor.

    Elif Barajkılıç da, bir yandan süt sağıyor bir yandan ise “Halimizi görüyorsunuz” sözleriyle çilesini anlatıyor.

    KURT KAPAR, HIRSIZ GELİR DİYE 24 SAAT NÖBET TUTUYOR

    İki yıldır bu yaylalarda çobanlık yapan 50 yaşındaki Elazığ Karakoçanlı Gazi Alınak ise, şunları söylüyor:

    “Tabii ki zorlanıyoruz, insan dağın başında zorlanmaz mı. Gece 24 saat hayvanların önündesin. Gece uykusuz kalıyorsun. Kurt kapar, hırsız gelir, diye gece boyu nöbet tutuyoruz. Yaptığım iş güzel tabi, biraz da mecburiyetten, ekmek parası için çalışıyoruz. Çalışırsan aç kalmazsın.”

    “BURADAKİ HER ŞEY SAĞLIKLI”

    25 yaşındaki Meryem Barajkılıç da anne babası hayvanlarla ilgilenirken o da ev işlerine bakıyor. “Nereye gidersen git çalışman lazım” diyor Meryem yaptığı işi anlatırken. Yaylalarda yaşamanın bir yandan doğasıyla insanı büyüleyen bir yanı olduğunu diğer yandan koşulları ile kendilerini çok zorladığını söylüyor. Barajkılıç yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

    “Sıcak havalarda buranın havası serin, güzel oluyor ama soğuk, fırtınalı günlerde tabi çadırlarda kaldığımız için zor oluyor. Bir de çocuklar hasta olunca burası zor oluyor. Başka zorluğu yok buranın. Tabii ki güzel tarafı çok, her şey doğal, suyu buz gibi, dolaba koymak zorunda değilsin, peyniri kendin yapıyorsun, sütü kendin sağıp eve götürüyorsun, istediğin zaman içebiliyorsun. Buradaki her şey sağlıklı. Temiz havası zaten şehirdekinden daha iyidir. Bu iş bize dedemizden kaldı. Bizimkiler buraya gelmediklerinde sanki bir şeylerini kaybetmiş gibi hissediyorlar.”

    Güneş enerjisini kullanarak sıcak su sağlıyorlar. Üç tane de güneş panelleri var. Meryem Barajkılıç, güneş panelleri ile televizyon, el fenerleri ve cep telefonlarını şarj edebildiklerini söylüyor.

    Sevim KAHRAMAN/Semra ACAR

    ERZURUM