Etiket: boğaziçi üniversitesi

  • Akademisyen Can Candan: Boğaziçi protestolarında 5 yıldır tarih yazıyoruz!-VİDEO

    Akademisyen Can Candan: Boğaziçi protestolarında 5 yıldır tarih yazıyoruz!-VİDEO

    PİRHA – Kayyum geleneğinin akademiye yansıma hali ve sonrasında gelişen protestolar Boğaziçi Üniversitesi’nde 5. yılını doldurdu. Bu süre zarfında 600’den fazla personel değişimi oldu. Yani Boğaziçi kayyumu, her iki günde bir emekçi kıyımı yaptı. Sürecin mağdurlarından olan akademisyen Can Candan ise 5 yıldır aralıksız devam eden protestolara işaret ederek “Üniversiteler tarihinde güzel bir sayfa yazmaya devam ediyoruz” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla 2 Ocak 2021’de çıkartılan kararname, Boğaziçi Üniversitesi için adeta bir “ferman” niteliğindeydi. Cumhurbaşkanı tarafından rektör atanan Melih Bulu ile Naci İnci’den sonra Boğaziçi kampüsünde bilimsel eğitimden çok personel kıyımı ve polis şiddeti görünür oldu.

    Üniversiteye dışarıdan müdahalenin hemen akabinde akademisyenlerle birlikte, öğrenciler ve mezunlar tepkilerini dile getirdi. 2 Ocak 2021, Boğaziçi Direnişi’nin de başlangıç tarihi oldu. Üniversitede görev yapan akademisyenler, akademi camiasında eşine pek rastlanmayan türden bir protesto geliştirerek nöbet eylemine başladı.

    Akademisyen Can Candan da bu nöbetin hem katılımcısı hem de yaşananları kamuoyuna aktaran kişiydi. Üniversitedeki baskılara dikkat çeken Candan, Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan Naci İnci tarafından 16 Temmuz 2021’de uzaklaştırıldı. Kayyum rektör, Candan’ın üniversite kampüsüne girmesini dahi engelledi.

    “İşe iade ve hukuka aykırı göreve son verme” talebiyle davalar açan Can Candan, mahkeme yoluyla iki kez üniversiteye geri döndü. Ancak kayyım rektör, mahkeme kararına rağmen üçüncü kez Candan’ı görevden uzaklaştırdı.

    Akademisyen ve belgesel sinemacı Can Candan ile altıncı yılında Boğaziçi direnişinin geldiği evreyi konuştuk.

    “ÜNİVERSİTELER TARİHİNE GEÇEN BİR DİRENİŞ HİKAYESİ”

    PİRHA – Boğaziçi Üniversitesinin özerk yapısına yönelik müdahaleler sebebiyle 5 yıl boyunca süren mücadeleniz söz konusu. Boğaziçi’nde gelinen aşama nedir? Bugün geriye dönüp baktığınızda, Boğaziçi direnişi neyi değiştirdi, neyi değiştiremedi?

    2021 yılının ocak ayından bu yana Boğaziçi Üniversitesi, siyasi iktidarın saldırısı altında diyebiliriz. Üniversitenin özerk bir kurum olmasına, üniversitedeki özgürlüklere ve üniversitenin demokratik işleyişine müdahale söz konusu. Biz de 5 yıldır bu müdahaleye elimizden geldiğince üniversitenin tüm bileşenleri olarak sendikamız Eğitim Sen ile birlikte itiraz ediyoruz. Boğaziçi Üniversitesi önemli bir kurum sonuçta; bir kamu üniversitesi ve 50 küsur yıldır da kamu hizmeti veriyor. Bu kurumun zarar görmemesi için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bir akademisyenin görevi, doğal olarak üniversitelerin anayasada da geçtiği gibi özerk kurumlar olmasını sağlamak, üniversitelerdeki akademik özgürlüklere ve aynı zamanda da üniversitelerdeki demokratik işleyişlere sahip çıkmak ve bunları yürütmektir. Boğaziçi Üniversitesi Senatosu’nun da yıllar önce kabul ettiği ilkelerimiz arasında zaten bunlar var. Özerklik, özgürlük, demokratik işleyişler ve tüm yöneticilerin rektöründen bölüm başkanına kadar seçimle göreve gelmesi…

    Bunlar neden önemli? Çünkü üniversitenin bir üniversite olabilmesi ve en fazla kamu yararı üretebilmesi için bilimsel, kültürel, sanatsal anlamda bunların sağlanması gerekiyor. Biz de bunun için mücadele ediyoruz. Fakat bu 5 yıla baktığımız zaman üniversite çok ciddi hasarlar aldı. Akademik kadrodan 60 küsur kişi ya işinden atıldı, ya istifaya zorlandı! İşte ben de o 60 kişiden biriyim ve yaklaşık 4,5 yıldır hukuk mücadelesi yürütüyorum.

    İşin bence önemli bir tarafı belki de Türkiye’de bir üniversiteden beklenmeyecek bir şekilde hepimizin bir araya gelip, dayanışma ağı kurup hep birlikte bu kadar süre itiraz edebilmemiz. Bu da sanırım Türkiye’de üniversite tarihine geçen bir direniş hikayesi oldu.”

    “ÜNİVERSİTELER, TOPLUMUN ÖNÜNÜ AÇAN KURUMLAR OLMALI”

    -Bu direniş sizce bir üniversite meselesi miydi, yoksa Türkiye’nin daha geniş bir demokrasi krizinin yansıması mıydı?

    “Üniversiteler toplumdan bağımsız kurumlar değiller. Türkiye’deki siyasi ortamdan etkilenen kurumlar tabii ki. Bunun en güzel örneğini 1980 darbesinden biliyoruz. “En güzel” dediğimiz güzel bir tarafı yok tabii. 1980 darbesi sonrasında YÖK’ün kurulması ve üniversitelerin YÖK aracılığıyla kontrol altına alınması meselesi… Türkiye’deki siyasi ortam, demokratikleşme mücadelesi, üniversitelerdeki mücadelelerden ayrı şeyler değil tabii ki. İfade özgürlüğü, özellikle Üniversitede olması gereken bir şey. Dolayısıyla Üniversiteler özelinde bir mücadele tabii ki devam ediyor. Üniversiteler de tabii ki kendine has özellikleri olan kurumlar ama diğer hak, adalet ve özgürlükler mücadelelerinden de ayrı olarak düşünemeyiz. Tabii ideal bir toplumda üniversitenin özellikle özgürlükler, haklar konusunda tabii ki toplumun çok daha önünde gitmesi gereken, toplumun önünü açan kurumlar olması gerekiyor. Ama maalesef Türkiye gibi gittikçe daha çok otoriterleşen ülkelerde bu böyle olmuyor. Çünkü üniversiteler bağımsız bilim, sanat, kültür üretmeye devam edemiyorlar.”

    “GÜVEN ORTAMI ORTADAN KALKTI”

    -Yani asıl kırılma üniversite kültüründe mi oldu?

    “Hem üniversite kültürüne hem de üniversitenin bir yüksek öğrenim kurumu olarak kamu faydası sağlamasına oldu. Çünkü kalite düşüyor. Türkiye’de herkesin dünya kalitesinde yüksek öğrenime erişim hakkı olması gerekiyor. Bu hakkı sağlayan kurumlardan bir tanesi de; belki de en başta gelenlerinden biri Boğaziçi Üniversitesiydi. Şimdi dolayısıyla Boğaziçi Üniversitesi’nin o kamu hizmeti verme kalitesi düşüyor. Yani bilimsel olarak çok ciddi bir zarar var. Üniversite kültürü anlamında da ciddi bir zarar.

    Üniversite kültürü dediğimiz şey tam olarak nedir? Düşüncelerin özgürce ifade edildiği, bunların yaşandığı, toplumun çok daha ilerisinde olan ve toplumun da dediğim gibi önünü açan, iyiye doğru yönlendiren kurumlar olması gerekiyor. Üniversite kültürü dediğimiz şey bu. Birçok öğrenci Boğaziçi’ne geldiği zaman kimliği ne olursa olsun kendini rahat, güvende hissediyordu. Şimdi bu ortadan kalkmış durumda. Akademisyenler de aynı şekilde kendilerini özgür, güvende hissediyorlardı ve birlikte o kurumu yıllar içinde müthiş emekler vererek inşa edip aynı zamanda bunun sürdürülebilir olması için çaba gösteriyor ve bunu da başarıyorlardı. Şimdi ona ket vurulmuş oldu.”

    “SİLİP ATMAK O KADAR DA KOLAY DEĞİL”

    -Boğaziçi “Boğaziçi olmaktan çıktı” diyorsunuz yani!

    “Hem çıktı hem çıkmadı. 6. yılında olan direniş şunu gösteriyor; Boğaziçi’ni yıkmak o kadar kolay değil. Çünkü orada ciddi bir birikim var. 1863’te kurulmuş bir eğitim kurumundan bahsediyoruz. Şimdi bunu 5-6 yılda silip atmak o kadar da kolay değil. Yani Boğaziçi Üniversitesi sonuçta birçok zor dönem yaşadı. Yani Boğaziçi Üniversitesi’ni öyle tamamen yok etmek çok da mümkün değil. Bu direniş de biraz onu gösteriyor. Boğaziçi’ne emek vermiş birçok insan, üniversitenin daha fazla zarar görmemesi için mücadele ediyor. Verilen zararlar bir şekilde telafi edilir ama çok ciddi bir zaman ve kaynak harcanması söz konusu. Yani bunun bedeli hepimize, onu söyleyebilirim.”

    “ÜNİVERSİTEDE YÖNETİMSEL ŞİDDET VE ZORBALIK!”

    -Akademisyenler, şu an maruz kaldıkları baskıyı nasıl özetliyor?

    “Görevimizden alınmış da olsak, kampüse girmemiz engelleniyor da olsa son 5 yıldır birlikte bir mücadele içindeyiz. Dolayısıyla her gün akademisyenlerle görüşüyoruz. Şimdi akademisyenlerin yaşadığı şey bir yönetim şiddeti diyebiliriz. Yani kayyum rektörlüğün altında akademisyenlere yönelik bir şiddet uygulanıyor. Örneğin, birçok arkadaşımıza soruşturma açıldı. Nöbet tuttukları için, her iş günü sırtlarını rektörlük binasına dönüp bir protesto eylemi yaptıkları için, ya da sosyal medyada, basında çeşitli hukuksuzluklara, yolsuzluklara dikkat çektikleri için soruşturma açılması gibi…

    Böyle yüzlerce soruşturmaya maruz bırakılıyorlar. Bunlardan bazıları üniversite, bazıları YÖK nezdinde yapılan soruşturmalar. Hatta ve hatta bazıları savcılığa kadar giden soruşturmalar olabiliyor. Rektör sıfatı taşıyan kişiler, bu yetkileri suistimal ederek, haksız, hukuksuz birtakım araçlarla akademisyenleri baskılamaya çalışıyorlar. Mesela bir hocamız senato temsilcisi olarak seçiliyor fakat senato toplantısına katılması, özel güvenlik tarafından engelleniyor. Dolayısıyla yönetimsel bir şiddet ve zorbalıkla karşılaşıyorlar. En çarpıcı olanı, insanların görevlerine hukuksuz bir şekilde son verilmesi oluyor”

     “ÜNİVERSİTELERDE YÖNETİM ŞİDDETİ VAR”

    -Boğaziçi direnişinin en güçlü aktörleri öğrencilerdi. Sizce bu kuşak ne öğrendi, ne kaybetti?

    “Boğaziçi Üniversitesi direnişinin başından beri öğrenciler çok önemli bir role sahipti. Öğrenciler olmasaydı, itirazlarını en başında bu kadar güçlü şekilde ifade eden, Boğaziçi direnişi bugünleri göremezdi. Dolayısıyla öğrencilerin güçlü itirazı, diğer bileşenleri de motive etti. Aynı zamanda en az korunaklı bileşen onlar oldukları için en çok da yönetimsel şiddete; yani kayyum yönetiminin şiddetine ve onunla birlikte çalışan kolluk ve yargı şiddetine maruz kalanlar da yine öğrenciler oldu. Onlar daha çok gözaltına alınıp fiziksel şiddet görüp tutuklandılar. Eşit olmayan bir yükü onlar çekmiş oldu aslında.

    Bu süreçte neler öğrendiler? Türkiye gibi ülkelerde insanlar, daha çok gündelik hayatta hak, hukuk, adalet mücadelesini öğreniyorlar. Bir üniversite öğrencisinin bunları yaşayarak öğrenmesi bir yandan da bütün zorluklarına rağmen çok kıymetli. Dolayısıyla direnen özne olmayı öğrendiler. Hakları için mücadele etmeyi öğrendiler. Bunlar hani bilmedikleri şeyler değildi belki ama bunu yaşayarak, bir aktörü olarak öğrenmek başka bir deneyim tabii ki. Bir yandan tabii trajik ve beni çok üzen bir şekilde şunu da deneyimlemiş oldular; Türkiye’de üniversitelerde böyle bir yönetim şiddeti söz konusu. Yani YÖK ve kayyum, idareler yoluyla öğrencilerin şiddet görmesi, kendilerini güvensiz hissetmeleri, ifade özgürlüklerine ve haklarına müdahalelerde bulunması, kimlikleri üzerinden hedef gösterilmeleri gibi şeyleri maalesef yaşadılar. Buradan çıkan derslerden bir tanesi de belki şuydu. Türkiye’deki hak, hukuk, adalet mücadelelerinin bir tarihi var. Bizim verdiğimiz mücadele de bu tarihin bu dönemine oturuyor. Biz geçmiş mücadelelerden güç alıyoruz ve hep birlikte dayanışarak bu mücadeleleri büyütmek zorundayız. Sanırım genç kuşak zaten bunu çok iyi biliyor. Artık kendi hakları konusunda da ellerini taşın altına koyuyorlar. Görebildiğim kadarıyla da onlara giydirilmeye çalışılan bu deli gömleğine sığmıyorlar doğal olarak. Çünkü ülkelerin, toplumların çok daha özgür bir dünyada, çok daha birbirleriyle iletişim içinde olduğu bir dünyada yaşıyorlar. Dolayısıyla bu insanları, böyle bastırmak o kadar da kolay değil.”

    “EYLEMİMİZLE BİR TARİH YAZIYORUZ”

    -Üniversiteler tarihinde Boğaziçi’ndeki gibi sırt dönme eylemine benzer uzun soluklu bir eylem tarzı var mı?

    “Boğaziçi’ndeki direniş kadar uzun soluklu ve istikrarlı olan bir üniversite içi direniş bildiğim kadar yok. Dolayısıyla hani öyle de bir tarih yazıyoruz. Çok kıymetli buluyorum. Boğaziçi Üniversitesi gibi bir üniversitenin uluslararası akademik camiada çok bağlantıları var. Birçoğumuz eğitimimizin belirli evrelerinde yurt dışında bulunmuş insanlarız. Dünya akademik ağı içinde tabii ki çok bağlantılarımız var ve bu ağ içinde de Boğaziçi Üniversitesi’nin sergilediği bu 5 yılı dolduran direniş biliniyor ve orada da takdir ediliyor. O anlamda da hem Türkiye’de hem dışında üniversiteler tarihinde güzel bir sayfa yazmaya devam ediyoruz.”

    KENDİMİ HALA BOĞAZİÇİ AKADEMİSYENİ OLARAK GÖRÜYORUM”

    Üniversiteye dönme mücadeleniz devam ederken diğer yandan da belgesel çalışmalarınız sürüyor. Hazırlık aşamasındaki filminizden de bahseder misiniz?

    “Benim iki şapkam var; bir akademisyen olarak araştırma, ders verme, yazılı üretimler; bir yandan da belgesel filmler üretimi. Bu iki alanda da çalışmalarıma devam ediyorum. Yani bunun için bir üniversitede olmam gerekmiyor. Dolayısıyla hem belgesel film üretimime hem araştırma ve yazılı çalışmalarıma devam ediyorum. Şu anda Türkiye’de belgesel sinema üzerine bir kitap çalışmam var. O da Boğaziçi Üniversitesi’nde verdiğim Türkiye’de belgesel sinema dersinden çıkan bir projeydi zaten. Bir yandan da 4. uzun metraj belgesel filmim olan ‘Nükleer Alaturka’ isimli belgesel film üzerine çalışmaya devam ediyorum. Konuşmalar veriyorum. Panellere çağrılıyorum. Film gösterimleri devam ediyor, işte sanat sergilerine dahil oluyorum vesaire. Yani oldukça aslında yoğun bir çalışma dönemi içindeyim.

    Bir yandan bu yargı süreçleri devam ederken bir yandan da beni Boğaziçi’ne alan meslek arkadaşlarımın olması, aslında baktığınızda ben kendimi hala Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni olarak görüyorum. Çünkü meslektaşlarım öyle görüyorlar. Yani resmi olarak Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni olmuyor olmamın benim ve meslektaşlarım için bir karşılığı yok.”

    -Eğer bir yıl dönümü cümlesi kuracak olsanız bu direniş tek bir cümleyle nasıl hatırlanmalı dersiniz?

    “Üniversiteler özerk, özgür ve demokratik kurumlar olmak durumundalar. Ve biz de bu mücadeleye devam edeceğiz. 5 yıldır yaptığımız gibi, hiçbir şekilde başka türlüsünü kabul etmemiz ve bu ideallerden de vazgeçmemiz mümkün değil.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • VELİ-DER’den Boğaziçi açıklaması: Tek bir öğrencimizi dahi yalnız bırakmamaya kararlıyız!

    VELİ-DER’den Boğaziçi açıklaması: Tek bir öğrencimizi dahi yalnız bırakmamaya kararlıyız!

    PİRHA- VELİ-DER, Nureddin Yıldız adlı şahsın Boğaziçi Üniversitesi’nde protesto edilmesi sonucu tutuklanan öğrencilere ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Devlet yönetimi ve kamu yetkilileri, kadınlara ve çocuklara yönelik sistematik şiddete ve bu şiddeti meşrulaştıran kişilere göz yumarak suç işlemektedir. Çocuklarımızın haklı taleplerini sahiplenmeye, ortak geleceğimiz için mücadele etmeye ve tek bir öğrencimizi dahi yalnız bırakmamaya kararlıyız!” denildi.

    Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER), pedofiliyi savunan, kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran ve insanlığa karşı açık tehdit oluşturan Nureddin Yıldız adlı kişinin Boğaziçi Üniversitesi’nde konuşmacı olmasını protesto eden öğrencilerin tutuklanmasına ilişkin basın açıklaması yaptı.

    “ŞİDDETİ MEŞRULAŞTIRAN KİŞİLERE GÖZ YUMARAK SUÇ İŞLENİYOR”

    “Aylardır, öğrenciler ülkenin dört bir yanında okullarında, kampüslerde anayasal ve demokratik haklarını kullanarak geleceksizliğe mahkum eden hukuksuz ve adaletsiz uygulamalara karşı seslerini yükseltiyor” diyen VELİ-Der şunları ekledi:

    “13 Mayıs Pazar günü kamuoyunu derinden sarsan bir gelişmeyle karşı karşıya kaldık: pedofiliyi savunan, kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran ve insanlığa karşı açık tehdit oluşturan Nureddin Yıldız adlı şahsın Boğaziçi Üniversitesi’ne davet edilmesi doğal olarak büyük bir öfke ve tepkiyle karşılandı!

    Anayasa’nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu açıkça belirtmektedir. Ancak devlet yönetimi ve kamu yetkilileri, kadınlara ve çocuklara yönelik sistematik şiddete ve bu şiddeti meşrulaştıran kişilere göz yumarak suç işlemektedir!”

    “ANAYASA HUKUKSUZ GÖZALTILAR VE SİYASİ BASKILARLA İHLAL EDİLİYOR”

    Devletin asli görevinin toplumun temel haklarını korumak ve bireylerin güvenliğini sağlamak iken, iktidar sahiplerinin hukuksuz politikalarıyla bu sorumluluktan kaçınmakta olduğunu belirten VELİ-DER, “Anayasa’nın 10. ve 42. maddeleri,eğitimde eşitliği ve çocuk haklarını güvence altına alırken, siyasi baskılar ve zorbalıklarla öğrencilerin anayasal hakları gasp edilmektedir!

    Öğrenciler anayasal hakkını kullanarak protesto ettiklerinde, karşılarında ‘zorbalıkla hareket eden kolluk güçlerini’ buluyorlar. Zulmediliyor, susturulmaya çalışılıyor! Protestolar sonucu 97 öğrenci gözaltına alınmış, 15’i mahkemeye sevk edilmiş ve 6 öğrenci tutuklanmıştır!

    Anayasa’nın 34. maddesi herkesin barışçıl toplantı ve gösteri yapma hakkını garanti altına alır. Ancak bu hak, hukuksuz gözaltılar ve siyasi baskılarla ihlal edilmektedir! Biz buna boyun eğmeyeceğiz!” dedi.

    “HUKUKSUZLUK KARŞISINDA GERİ ADIM ATMAYCAĞIZ”

    Anayasal düzeni ve toplumun haysiyetini savunan gençleri susturamayacaklarını belirten VELİ-DER, şu ifadeleri kaydetti:

    “Çocuk yaşta evlilikleri savunanlara, kadınların şiddete maruz kalmasını normalleştirenlere karşı dimdik ayakta duracağız! Gençlerin demokratik haklarını savunmasını engellemeye çalışanlar karşılarında bizi bulacak! Laiklikten, demokrasiden, eşitlikten ve özgürlükten vazgeçmeden mücadeleye devam edeceğiz!
    Öğrenci Veli Derneği olarak, çocuklarımızın haklı taleplerini sahiplenmeye, ortak geleceğimiz için mücadele etmeye ve tek bir öğrencimizi dahi yalnız bırakmamaya kararlıyız! Susmak, suça ortak olmaktır! Hukuksuzluk karşısında geri adım atmayacağız!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Üniversite öğrencilerinden ‘Akademik boykot’ kararı-VİDEO

    Üniversite öğrencilerinden ‘Akademik boykot’ kararı-VİDEO

    PİRHA- “Üniversiteler ayakta, akademik boykotta” şiarıyla boykot çağrısı yapan öğrenciler, bugün itibariyle derslere girmeme kararı aldı.

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi ve gözaltına  alınıp tutuklanmasıyla birlikte başlayan protestolar 1 haftadır sürüyor. Yurt genelinde çok sayıda gözaltı ve polisin sert müdahaleleri tepki toplarken, protestolarda ön saflarda yer alan üniversite öğrencileri boykot kararı aldı.

    İstanbul Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi, Başkent Üniversitesi, ODTÜ, Ankara Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi, Bursa Uludağ Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nden öğrenciler derslere girmeyerek boykot çağrısı yaptı.

    Boykot kararı alan öğrenciler, pek çok yerde eylemlerini sürdürüyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul Avrupa yakasının ilk dergâhı Nafi Baba’yı Alevilerin ziyareti engelleniyor-VİDEO

    İstanbul Avrupa yakasının ilk dergâhı Nafi Baba’yı Alevilerin ziyareti engelleniyor-VİDEO

    PİRHA-İstanbul’un Avrupa yakasında kurulan ilk dergâh olan Nafi Baba Dergâhı’nı ziyaret edemediklerini belirten Nafi Baba Dergahı Koruma Yaşatma Cem ve Kültür Evi Derneği Başkanı Ali Kaya, “Köyümüzden yedi kişinin mezarı da dergahın yanındadır. Bizi içeri almıyorlar. Ziyaret edemiyoruz. Bize devredilmiyor. Dergaha gidebileceğimiz bir kapının açılmasını talep ediyoruz” dedi.

    Nafi Baba Dergâhı, İstanbul’un Avrupa yakasında kurulan ilk dergâh olma özelliğini taşıyor. Sarıyer Rumeli Hisar üstünde bulunan Boğaziçi Üniversitesi sınırları içerisinde yer alan Nafi Baba Dergahı, Bektaşilerin çerağ uyandırması ve boğaza gözcülük yapılması amacıyla Fatih Sultan Mehmet döneminde kurulduğu ifade ediliyor. Dergâh şu anda ‘Boğaziçi Üniversitesi Nafi Baba Tarih, Kültürel Miras ve Arşiv Merkezi’ olarak faaliyet gösteriyor.

    Nafi Baba Dergahı Koruma Yaşatma Cem ve Kültür Evi Derneği, dergahın kurulma amacını ise “Bektaşi tekkesinin kurulmasının asıl amacı insanları birbirine sevdirmek, savaşmak değil. Bu kişileri din, mezhep farkı gözetmeden Hak sevgisi altında birleştirmektir” şeklinde belirtiyor.

    “DERGAHI ZİYARET ETMEMİZE İZİN VERMİYORLAR”

    2015 yılında kurulan Nafi Baba Dergahı Koruma Yaşatma Cem ve Kültür Evi Derneği’nin Başkanı Ali Kaya, dergâhı ziyaret etmelerine izin verilmediğini belirtirken, yaşananları PİRHA‘ya anlattı.

    Dergâha ilişkin bilgiler veren Kaya, “Nafi Baba Tekkesi İstanbul’un ilk dergâhlarından biri olma özelliğine sahip. Fatih Sultan Mehmet o dönem burayı vermiş. ‘Tekke olarak kullanın, ekin, biçin, kazan kaynatın’ demiş. Üzüm bağları varmış. Zincirlikuyu’ya kadar olan alanı vermiş. Ama Şeyh Bedreddin’in vakfiyesini vermiyorlar. Köyümüzden yedi kişinin mezarı da dergahın yanındadır. Bizi içeri almıyorlar. Ziyaret edemiyoruz. Bize devredilmiyor. Dergaha gidebileceğimiz bir kapının açılmasını talep ediyoruz. Rektörlüğe yazı yazdık. Rektör ‘Burada öyle bir şey olmaz’ diyor. Alevi-Bektaşi dergahı olduğunu söylüyoruz. Dönemin AKP’li Kültür Bakanı Ertuğrul Günay tarafından restore edilirken Nafi Baba Bektaşi Dergahı olarak yapıldı. Sahiplendiler. Alevi dergahlarının birçoğu hala Kültür Bakanlığı’na bağlı. Kira alıyorlar. Biz, kira verme teklifinde de bulunduk ama onu da kabul etmediler. Güvenlik görevlilerine ismimi vererek, ‘Bu kişiyi içeri alın’ talimatı verilmiş. Üniversitede Alevi-Bektaşi kürsüsü de açmıyorlar. Buranın ibadete açılması için üniversite öğrencileri ve halktan 2500 imza topladım. Yine müsaade etmediler” diye konuştu.

    “EMEKLİ HAKİM MEHMET TURAL YAPILMASI GEREKENLERİ ANLATTI”

    Kaya, emekli hakim Mehmet Tural tarafından dergâha dair yapılması gerekenlerin sıralandığı maddeleri de paylaştı. Kaya şunları söyledi:

    “Boğaziçi Üniversitesi sınırları içerisinde yer alan ve takriben sekiz dönümlük alanda bulunan tekkenin 1451-1452 yıllarında kurulduğu ifade edilmektedir. İstanbul’un alınmasındaki katkılarından dolayı Fatih Sultan Mehmet tarafından Şeyh Bedreddin sülalesine tahsis edildiği aktarılmaktadır. Vakfiyeye göre vakfın Nafi Baba soyundan gelenler tarafından yönetilmesi şayet soydan hiç kimse yoksa veya yönetmek istemiyorsa Bektaşi inancına hizmet edenlere verilmesi hükme bağlanmıştır. Kanunlar önünde eşitlik, hakkaniyet ilkeleri gereği el konulmuş olan Alevi-Bektaşi kurumları ve dergah mallarının iade edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmalardan sonuç alınması düşünülmüyorsa, bu amaçla kurulmuş dernek tarafından fiilen işgal edilerek, fiili bir durum yaratılıp, inanca hizmet sunulması bir çözüm olarak düşünülebilir.”

    Derneğe ilişkin bilgi de veren Ali Kaya, bölgede yaklaşık 1700-1800 Alevi yurttaşın yaşadığını belirtti. Mahallelerinde cemevinin olmadığını da aktaran Kaya, “Hakka uğurlama hizmetlerini PSAKD Armutlu Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi’nde yapıyorlar. Derneğin aktif olarak 150 üyesi var. Üçte ikisi kadın. Şu anda onlara hizmet veremiyoruz” dedi.

    Barış KOP / İSTANBUL

     

  • Danıştay savcısı, Erdoğan’ın Boğaziçi’ne enstitü kurmasını anayasaya aykırı buldu

    Danıştay savcısı, Erdoğan’ın Boğaziçi’ne enstitü kurmasını anayasaya aykırı buldu

    Boğaziçi Üniversitesi’nden beş akademisyen, Boğaziçi Üniversite’sinde 29 Aralık 2021 tarihli cumhurbaşkanı kararıyla açılan veri bilimi ve yapay zeka enstitüsünün anayasaya aykırılığı ve iptali için dava açmıştı. Danıştay savcısı, Danıştay 8’inci Daire için yazdığı değerlendirmede konunun Anayasa Mahkemesi’ne taşınması gerektiğini bildirdi.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Ocak 2021’de Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne Melih Bulu’yu atamış, hemen ardından bugüne kadar devam eden ‘kayyım rektör’ protestoları başlamıştı. Bulu’nun yardımcılık, danışmanlık gibi pozisyonlara getirmek istediği akademisyenler görevi kabul etmemiş, bunun üzerine Erdoğan yeni bir hamleyle, şubatta üniversiteye hukuk ve iletişim fakültelerinin kurulmasına karar vermişti. Akademisyenler, iki fakülteyi ‘Truva atı’na benzetmiş, rektörü meşru kılmak için gerekli kadroların bu fakülteler üzerinden verileceği belirtilmişti. Bulu’dan sonra Naci İnci atanmıştı. Benzer nedenlerden dolayı da İnci döneminde yapay zeka ve veri bilimi enstitüsü kurulmuştu.

    Boğaziçili beş akademisyen de enstitünün kurulmasının anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle dava açmıştı.

    Danıştay savcısı, 2809 sayılı Yükseköğretim Teşkilatı Kanunu’nun Ek 30. Maddesi’nde, fakülte, yüksekokul ve enstitü kurma hakkının cumhurbaşkanına verilmesini, Anayasa’nın 130’uncu Maddesi’ne uymadığını, üniversite özerkliği doğrultusunda enstitülerin de kanunla kurulması gerektiğini belirtti.

    Görüşün büyük bölümünde ek 30’uncu madde’nin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması gerekliliğini temellendirirken, Danıştay 8’inci Dairesi bu yola başvurmadığı takdirde, bu defa da var olan yasal yapı üzerinden fakültelerin kuruluşunun iptal edilmesi gerektiği belirtti. Öğretim üyelerinin bu enstitünün gereksizliğini ortaya koyan delillerine de ağırlıklı biçimde yer verildi.

    Danıştay, 4 Ekim’deki kararında da Boğaziçi’nde cumhurbaşkanı tarafından hukuk ve iletişim fakültelerinin kurulmasını anayasaya aykırı bulmuştu.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Boğaziçili öğrenciler alternatif mezuniyet töreni düzenledi-VİDEO

    Boğaziçili öğrenciler alternatif mezuniyet töreni düzenledi-VİDEO

    PİRHA- Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum rektörün mezuniyet törenine izin vermezken, öğrenciler engellemeye karşın alternatif mezuniyet töreni düzenledi.

    Boğaziçi Üniversitesi’nde Asistan Prof. Dr. Tolga Sütlü, yaptığı paylaşımda, “Boğaziçi Üniversitesi’nde 154 yıldır yapılan toplu mezuniyet törenini bu sene öğrencilerin karşısına çıkmaya cesaret edemediği için iptal eden Naci İnci ve ekibi, öğrencilerin kendi imkanlarıyla düzenlediği mezuniyet törenine de izin vermiyor” dedi.

    Foto: Can Candan

    PİRHA/İSTANBUL

  • Boğaziçi direnişini kar yağışı dahi durduramadı-VİDEO

    Boğaziçi direnişini kar yağışı dahi durduramadı-VİDEO

    PİRHA-Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri özgür, özerk ve demokratik üniversite talebiyle başlattıkları nöbet eylemlerinin 63. haftasını geride bıraktı. 300. kez bir araya gelen akademisyenler, soğuk ve kar yağışlı havaya rağmen eylemlerini sürdürdü.

    Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin her iş günü saat 12.15’te Güney Meydan’da yaptığı nöbet eylemi 63. haftasını geride bıraktı. 300. kez nöbet tutan akademisyenler, soğuk ve kar yağışlı havaya rağmen “Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz” diyerek arkalarını bir kere daha rektörlük binasına döndü.

    Akademisyenler haftalık basın açıklamalarında şu ifadelere yer verdi:

    “ÖZGÜR, ÖZERK, DEMOKRATİK ÜNİVERSİTE TALEBİMİZ SÜRÜYOR”

    “Bugün 18 Mart Cuma. Nöbetimizin 300., direnişimizin 439. günündeyiz. Sizlere basının hâlen alınmadığı, çevresinde polisin ağır silahlarla devriye gezdiği, her köşesinin kameralarla, özel güvenlik güçleri ve sivil polislerce denetlenmeye çalışıldığı, girişlerine yüksek demir parmaklıkların yerleştirildiği kampüsümüzden sesleniyoruz.

    Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri olarak özgür, özerk ve demokratik üniversite talebimizi farklı yollarla dile getirmeyi sürdürüyor, mücadelemize idari, akademik ve hukuki düzlemlerde ilk günkü kararlılığımızla devam ediyoruz. Üniversitemizi hedef alan siyasi güdümlü kadrolaşma projesinin bir yılı aşkın bir süredir yaratmış olduğu aleni hukuksuzluklara karşı direniyoruz; hakkımızı aramak için şu ana kadar Danıştay’a ve çeşitli idari mahkemelere yirmiye yakın dava başvurusu yaptık. Son olarak, yüz kırktan fazla Boğaziçi Üniversitesi akademisyeninin katılımıyla, Eğitim, Fen-Edebiyat ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerinin seçilmiş ve yasal olarak atanmış dekanlarının YÖK tarafından tek bir kararla, haklarında yürütülen disiplin soruşturması gerekçe gösterilerek görevden alınmasını yargıya taşıdık.

    Üç dekanımızın birden görevden alınması üniversitemizi ele geçirmek amacıyla gerçekleştirilmiş hukuksuz uygulamaların en ağırı, siyasi amacı en belirgin olanıydı. Burada birinci derece sorumlular, üç dekanımıza mesnetsiz gerekçelerle soruşturma açan gayrimeşru üniversite yönetimi ve şaibeli görevden alma işlemini yürüten Yüksek Öğretim Kurumu’dur. Kamu üniversitelerinin siyasi amaçlar uğruna tahakküm altına alınma çabasının sadece üniversiteler için değil tüm toplum için telafisi güç zararlar doğuracağını bir kez daha vurgulamak isteriz. Her davamızda hak yerini bulana dek mücadelemiz devam edecek. Diğer taraftan görevlerini liyakat, özveri ve büyük bir sorumlulukla yürütmekte olan dekanlarımızın yerine kurum dışından ve tepeden inme kararlarla atanmış bulunan İrfan Erdoğan, İsmail Boz ve Murat Önder’e de kabul ettikleri pozisyonlara hakkaniyetsiz yöntemlerle gelmiş olduklarını, gayrimeşru bir konumda bulunduklarını ve kabul edilmediklerini hatırlatıyor, kendilerini istifaya davet ediyoruz.

    5 Mart’ta, Eğitim, Fen-Edebiyat ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerine dışarıdan dekan atanmasının ardından, Boğaziçi Üniversitesi’nin 1988’den günümüze üst yönetiminde aktif rol almış 46 akademisyeni ortak bir bildiriye imza attı. Üniversitemizin liyakate ve demokratik ilkelere dayalı kurumsal yapısının yıpratılamayacağını, seçilmiş dekanlarımızın hukuksuzca görevden alınmasının da kabul edilemeyeceğini beyan eden bu metne 300’den fazla Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni imzasını atarak desteklerini bildirdi.”

    “ADAMAN’IN GÖREVDEN ALINMASI KABUL EDİLEMEZ”

    “İdari pozisyonları ele geçirerek kadrolaşma hevesinde olan gayrimeşru yönetimin müdahale alanını genişletmeye çalıştığını, kurumumuzun katılımcı idari geleneğinin temel yapıtaşları olan kurul ve komisyonları da etkisizleştirmeyi hedeflediğini gözlemliyoruz. Kayyım yönetiminin kurul ve komisyonları kendi iradesine tâbi kılarak hiyerarşik bir düzende yeniden yapılandırma hamlesinin son örneğini Üniversite Yönetim Kuruluna bağlı Engelliler Komisyonuna yapılan müdahalede gördük.

    Engelliler Komisyonunun yanı sıra görme engellilere yönelik tam teşekküllü ve Türkiye çapında bir eğitim, teknoloji ve deneyim laboratuvarı olarak hizmet veren GETEM’in kuruluşlarında öncü rol oynayan Fikret Adaman, hiçbir gerekçe gösterilmeden ve komisyon üyelerinin bile haberi olmadan Engelliler Komisyonu üyeliğinden çıkarıldı. Kurul ve komisyonlara yönelik bu türden fütursuz müdahaleler, aynı zamanda direnişin bir parçası olan hocalarımızı cezalandırma amacı da taşımakta. Boğaziçi Üniversitesinin engelli bireylerin üniversite imkânlarına erişimi konusunda örnek bir kurum olmasına büyük katkıları bulunan Adaman’ın böylesine keyfi ve usulsüz bir kararla görevinden alınması kabul edilemez.

    Bu dönem de Güney Meydanda gerçekleştirdiğimiz açık derslere devam ediyoruz. SÖZ-101’in açılışını Betül Tanbay’ın 16 Mart günü nöbetten sonra gerçekleştirdiği “Matematik Birleştirir” başlıklı dersiyle yaptık. Kampüslerimizde akademik, sosyal ve kültürel alışverişlere özgürce alan açan diğer tüm etkinlikler gibi SÖZ-101 dersleri de diğer hocalarımızın katılımıyla dönem boyunca devam edecek.

    Kampüste cinsel tacizin önlenmesi için mücadele etmeye devam ettiğimizi 17 Mart Perşembe günkü nöbetin ardından duyurduk. Duyuruda cinsel tacize koşulsuz bir biçimde karşı olduğumuzu, bu tür vakaların takipçisi olacağımızı, cinsel taciz veya saldırıya maruz kaldığını düşünen öğrencilerin her koşulda yanlarında olduğumuzu ifade ettik.

    “GAYRİMEŞRU UYGULAMALAR SONA ERMELİDİR”

    Kampüs içinde dayanışmayla sürdürdüğümüz direnişimize kampüs dışından da kuvvetli bir kamuoyu desteği olduğunu “Konda Barometresi”nin şubat ayına ait raporuyla öğrendik. KONDA Araştırma ve Danışmanlık’ın raporu kapsamında, Boğaziçi Üniversitesine rektör atanma şekli ve öğretim üyelerinin bu konuya dair bir yılı aşkın süredir devam eden itirazları hakkında kamuoyunun görüşleri soruldu. Fikir belirtenlerin yüzde 83’ü, rektör belirleme süreçlerinde ilgili üniversitenin öğretim üyelerine danışılması gerektiğini ifade ederken, yüzde 80’i, kendilerine danışılmadan rektör atanmasına tepki gösteren öğretim üyelerini haklı buldu.

    Kamuoyunun bu büyük desteği, 15 aydır devam eden ve gücünü akademik özgürlük, kurumsal özerklik, mesleki liyakat gibi temel, evrensel değerlerden alan mücadelemizin takdir edildiğini gösteriyor. Siyasi hesapları, kişisel ikbal hırslarını değil, hukuku ve kamu yararını gözeten itirazımızın toplumca da paylaşıldığına işaret ediyor. Bu durum, her geçen gün genişleyen dayanışmamızı, demokratik, çoğulcu, katılımcı bir üniversite idealinin gerçekleşmesine dair inanç ve kararlılığımızı kuvvetlendirirken, kendilerini muktedir sananların yalnızlığını bir kez daha ifşa ediyor.”

    Her hafta olduğu gibi süregiden hukuksuzluklara dair yaptığımız çağrımızı yineliyoruz:

    “Üniversitedeki gayrimeşru uygulamalar bir an önce sona ermelidir. Üniversitemizdeki tüm fakülte dekanları ve enstitü müdürleri seçimle göreve gelmeli ve seçilmiş kurullarla denetlenebilmelidir. Şeffaf ve demokratik yollardan belirlediğimiz Mühendislik, Eğitim, Fen Edebiyat ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri Dekanları, Sosyal Bilimler ve Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürleri bir an önce görevlerine iade edilmelidir. İşlevsizleştirilen Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi ve Cinsel Tacizi Önleme Koordinatörlüğü işinin ehli çalışanlarıyla birlikte bir an önce tekrar faal hâle getirilmelidir.

    Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimlerin istifasını talep ediyoruz. Fakülte ve bölüm kararları yok sayılarak işine son verilen ve dersleri iptal edilen meslektaşlarımızın haksızca uzaklaştırıldıkları işlerine iade edilmelerini, ayrıca öğrencilerimiz, akademik ve idari personelimiz hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılmış tüm disiplin soruşturmalarının geri alınmasını bir kez daha talep ediyoruz. Üniversitemizi yılmadan ve kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.

    Türkiye’de özgür, özerk ve katılımcı ilkelere dayalı bir üniversite ideali gerçekleşene kadar,

    Kabul Etmiyoruz, Vazgeçmiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dini öğretilerde korku unsuru var; dini eğitime gelişimsel olarak hayır demeliyiz-VİDEO

    ‘Dini öğretilerde korku unsuru var; dini eğitime gelişimsel olarak hayır demeliyiz-VİDEO

    PİRHA-Erken yaşta verilen eğitimin hayatın geri kalanını belirlediğini belirten Doç. Dr. Mine Göl Güven, 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocuklar için alınan din eğitimi kararını değerlendirdi. Güven, “Dini eğitime gelişimsel olarak hemen hayır dememiz gerekiyor. Dini öğelerin işin içine giriyor olması; kaygı, korku, soyut kavramlar ile baş edememe, somut çerçeve içinde değerlendirememe söz konusu olabilir” diye konuştu.

    Boğaziçi Üniversitesi Temel Eğitim Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mine Göl Güven, erken yaştaki eğitimin önemi ile bu yaştaki çocuklara verilmesi kararlaştırılan din eğitiminin yaratacağı sorunlara ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu.

    Güven, erken yaşta verilecek nitelikli eğitimin sonraki yaşantının kalitesini belirlediğini ifade ederken; 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubundaki çocuklar için alınan ‘din eğitimi’ kararı ile ilgili olarak, “Dini eğitime gelişimsel olarak hemen hayır dememiz gerekiyor. Dini öğelerin işin içine giriyor olması; kaygı, korku, soyut kavramlar ile baş edememe, somut çerçeve içinde değerlendirememe söz konusu olabilir. Çocukları yetkin bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Erken yaşlarda çocukları, “cennet, cehennem, ölüm vs.” gibi kavramlar ile çok tanıtmamak gerekiyor” dedi.

    Boğaziçi Üniversitesi Temel Eğitim Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mine Göl Güven, konuya ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    PİRHA: Erken yaştaki eğitimin önemi nedir?

    MİNE GÖL GÜVEN: Erken yaşlar dediğimiz zaman 0-8 yaş olarak görüyoruz. Ana karnında başlıyor diyebiliriz. 0-3 yaş bizim için çok elzem. Çünkü gelişimin en hızlı ilerlediği dönem olarak görüyoruz bunu. Bütünsel bakış açısıyla da baktığımız zaman çocuğun zengin ortamda, yetkin insanlarla olduğu zaman gelişiminin desteklendiği, tam tersi durumda da zengin yaşlar dediğimiz, fırsat pencerelerinin tamamen açık olduğu bir zaman derecesinden bahsediyoruz. Buradaki niteliksel verim bizim sonraki yaşantımızın kalitesini belirliyor. O nedenle çok önemli yıllar. Bu yılları hem aile hem bulunduğumuz toplum, Türkiye çerçevesinde düşündüğümüzde çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. İnsan kaynağından da bahsediyoruz burada. Bireylerin esenliği, toplumun refahı, erken yaşlarda yaptığımız tüm yatırımlar bize çok verimli şekilde geri dönüyor. Toplum olarak buna yeterince yatırım yapıyor muyuz? Bunu sorgulamamız gerekiyor.

    -Birçok alanda olduğu gibi eğitim alanında da eşitsizlikler karşımıza çıkıyor. Eğitimin kalitesi başlı başına tartışmalı bir konu iken, bu eğitime her çocuğun erişemediğini, erişse dahi anadil gibi bir sorun nedeniyle zorluklar yaşadığını görüyoruz. Ayrıca eğitimin paralı olması gibi bir durum da var. Bu eşitsizliklere dair neler söylersiniz?

    Eşitsizliklerimizin boyutuna baktığımızda git gide açılan bir makas var. Kız ve oğlan çocuklarının eğitimden eşit faydalanma noktasında hala dengelerde sarsılmalar var. Bölgesel eşitsizlikler hala devam etmekte. Bunu yalnızca doğu ve batı olarak görmemek gerekiyor. İstanbul gibi bir şehirde merkezi bölgelerde alınan eğitimle daha küçük ve göç alan bölgelerdeki eğitim arasında büyük dengesizlikler mevcut. Paralı olan eğitimin daha kaliteli olması, devlet tarafından verilen eğitimin seviyesi ile ilgili tüm ailelerde soru işaretlerinin olmasıyla beraber ayrışma nitelik anlamında da bir ayrışmaya dönüştü.

    Azınlık grupları, etnik, inanç temelli olabilir. Benzer dezavantajları olabilir. Mülteciler içinde benzer şeyler söyleyebiliriz. Toplumun daha kırılgan kesimleri diyebileceğimiz gruplara baktığımız zaman eğitimin niteliği açısından da dezavantajlı olduğunu görmek çocuklar için kat kat negatif etki yaratıyor.

    Mevcut ekonomik koşulları göz önüne aldığımızda ülkenin en öncelikli gündemi okullarda çocuklara ücretsiz ve kaliteli beslenmenin sağlanmasıdır. Çocuğun bütünsel gelişimini düşündüğümüz zaman beslenmesi, fiziksel hareketi, ruhsal sağlığı, bilişsel becerilerinin gelişiminin bir arada olması gerekiyor. Bu hizmeti toplumun tüm kesimine sağlamamız şart.

    20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocuklar için alınan din eğitimi kararını nasıl görüyorsunuz? 

    Uluslararası platformlarda bu iş ailelere teslim ediliyor. Çünkü inancı ailenin değeri olarak görüyorlar. Ailenin çocuk yetiştirme özgürlüğü olarak görüyorlar. Bu noktada gelişmiş ülkelerde şöyle bir şey de var. Ailelerin bu konuda nasıl yönlendirilebileceği, eğitilebileceği, çocuk gelişimine uygun nasıl sunulabileceği yönünde adımlar atılıyor. Dini öğretilere baktığımız zaman korku unsurunu görüyoruz. İnanç olduğu için teslimiyet olduğunu görüyoruz. Çocukların düşünme yapılarında, soyut anlamda “ölüm, cennet, cehennem, Allah kavramı vs.” bunlar çocukların sorduğu, bizim de “Acaba nasıl cevap versek?” şeklinde düşündüğümüz şeylerdir. Gelişmiş toplumlar bunu da tamamen aileye bırakmıyor. Nasıl olması gerektiğiyle ilgili olarak orada destek oluyor. Biz de aynı şekilde yapabiliriz.

    “ÇOCUK NESNE DEĞİL ÖZNEDİR”

    Çocuğun sahibi yalnızca ailesi değildir. Çocuk da kendisinin sahibidir. Çocuk bir öznedir. Hiçbir zaman nesneleştirilmemesi gerekiyor. Ailenin, “Ben çocuğumu nasıl istersem öyle yetiştiririm” söyleminde çok büyük problem görüyorum. İki gün önce üzücü bir haber aldık. (Enes Kara) Gençlerin, çocukların zoraki bir din eğitimi ya da öyle bir ortamda olduklarında kendilerinin ne kadar sıkışmış, çaresiz, kendileri gibi olmama endişesi taşıdıklarını görüyoruz. Ailelerin, toplumun baskıcı tutumlarının çocuklar üzerinde negatif etkilerinin olduğunu görüyoruz. Özgür iradeden bahsediyoruz. Aile her ne kadar bir takım değerlere sahip olsa da, kendi bakış açısına göre yetiştirmek istese de; çocukların kendi iradesini sergileyecek bir noktaya gelmesi teşvik edilmelidir. Özgür alanı çocuklara tanımamız gerekiyor.

    “GELİŞİMSEL BAKIŞ AÇISI OLARAK DİNİ EĞİTİME HEMEN ‘HAYIR’ DEMELİYİZ”

    Dini eğitime gelişimsel olarak hemen hayır dememiz gerekiyor. Dini öğelerin işin içine giriyor olması; kaygı, korku, soyut kavramlar ile baş edememe, somut çerçeve içinde değerlendirememe söz konusu olabilir. Çocukları yetkin bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Erken yaşlarda çocukları, “cennet, cehennem, ölüm” gibi kavramlar ile çok tanıtmamak gerekiyor. Kuran kurslarında Arap harfleriyle eğitim verildiğini, surelerin ezberletildiğini görüyoruz. Okuma yazmayı çocukların kendi dillerinde öğrenmesi gerekiyor. Çocuklara Arap alfabesini sunmak, hem bilişsel olarak onların algılayabileceği bir durum olmayacak hem de onları çok zorlayacak.

    “ÇOK KÜLTÜRLÜ, ÇOĞULCU BİR TOPLUM HAYAL ETMELİYİZ”

    Çok kültürlü, çoğulcu bir toplum hayal etmeliyiz. Kapsayıcı olmalı. Tüm inançlara eşit mesafede bir devlet yapısının olması gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar özgürce kendilerini ifade etsinler. İnanç özgürlüğü dediğimiz zaman inananı, inanmayanı, farklı inanca sahip olan tüm bireylerin özgürlüğünden bahsediyoruz. Erken yaşta özellikle bir grubun öğretilerine maruz bırakırsak, toplumsal getirileri çok sevimli olmayacaktır.

    Farklı bakış açılarından değerlendirdiğimiz zaman böyle bir maddenin zararlı olduğunu, uygulamaya geçmesi halinde de tahribat yaratacağını düşünüyorum.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • İnsan hakları örgütlerinden, tutuklu Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri için çağrı!

    İnsan hakları örgütlerinden, tutuklu Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri için çağrı!

    PİRHA-İnsan hakları örgütleri, üç ay önce tutuklanan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri için çağrı yaptı. Yapılan açıklamada, “Türkiye yetkililerini, Ersin Berke Gök ve Caner Perit Özen’i derhal ve şartsız olarak serbest bırakmaya, bütün ‘Boğaziçi Direnişi’ protestocularını barışçıl ve meşru insan hakları faaliyetleri nedeniyle cezalandırmaktan başka bir amacı olmayan-yargı tacizi de dahil olmak üzere-bütün taciz fiillerine son vermeye çağırmaktadır” denildi.

    Boğaziçi Üniversitesi protestolarına katıldıkları gerekçesiyle 92 gündür tutuklu olan Ersin Berke Gök ve Caner Perit Özen hakkında açılan davanın ilk duruşması yarın (7 Ocak 2022) İstanbul 22. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İnsan Hakları Derneği (İHD) İşkenceye Karşı Dünya Örgütü (OMCT) İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (OBS) Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (OBS) Türkiye yetkililerine çağrı yaparak “Gök ve Özen’i derhal ve şartsız olarak serbest bırakmaya ve barışçıl Boğaziçi Üniversitesi protestolarına katılanlar hakkındaki suçlamaları düşürmeye davet etmektedir” dedi.

    “GÖK VE ÖZEN’İN DURUMLARI HAKKINDA DERİN KAYGI DUYMAKTAYIZ”

    İnsan hakları örgütleri, 5 Ekim 2021’den bu yana tutuklu olan Gök ve Özen için şu çağrıyı yaptı:

    “Gök ve Özen, tutukluluklarının ilk 51 gününde tek kişilik hücrelerde tecrit edilmiştir. Halen İstanbul’da bulunan yüksek güvenlikli Silivri hapishanesinde tutulmakta olup uluslararası hukuka göre şüpheli veya sanıkların usuli haklarını ihlal eder şekilde yakınlarıyla görüşmelerine izin verilmemiş, eğitim hakları engellenerek üniversitedeki sınavlarına girememişlerdir. Ersin Berke Gök’e de tutuklanmasından bu yana beslenmesine uygun yiyecek verilmemiştir.

    Ersin Berke Gök, Caner Perit Özen ve Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi sekiz kişilik bir grup 5 Ekim 2021 tarihinde Boğaziçi Üniversitesi rektörlük binası önünde açıklama yaptıkları sırada üniversitenin güvenlik görevlileri tarafından saldırıya uğramışlardır. Öğrenciler daha sonra karakola götürülmüş ve aynı gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan protestolara katılan öğrencileri ‘üniversitenin içindeki teröristler’ diyerek hedef almış, Rektör Naci İnci de öğrenciler hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştur.

    İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliği 6 Ekim 2021’de Ersin Berke Gök ve Caner Perit Özen’in tutuklu yargılanmalarına, diğer öğrencilerin ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmalarına karar vermiştir.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 26 Ekim 2021 tarihinde Ersin Berke Gök ve Caner Perit Özen ve diğer 12 protestocu öğrenci hakkında 5 Ekim 2021’de Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğü önünde düzenlenen barışçıl protestoya katıldıkları gerekçesiyle kanuna aykırı gösterilere katılarak ihtara rağmen dağılmama (2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu 32. madde), kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma, kamu görevlisine görevini yaptırmamak için direnme ve ulaşım araçlarını kaçırma veya alıkoyma suçlamalarıyla (sırasıyla TCK 109., 265. ve 223. maddeler) iddianame düzenlemiştir. Ersin Berke Gök ve Caner Perit Özen hakkında 6 ila 32 yıl hapis cezası istenmektedir.

    Kurumlarımız Ersin Berke Gök ve Caner Perit Özen’in devam eden keyfi tutuklulukları ile Boğaziçi Üniversitesi protestolarına katılan diğer 12 öğrencinin maruz bırakıldığı yargı tacizini kuvvetle kınamaktadır. Bu protestolar Türkiye’de ifade özgürlüğü ve barışçıl toplantı özgürlüğü haklarına gittikçe artan şekilde yapılan baskılar karşısında gerçekleştirilmekte olup, bu durum Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi (OMCT-FIDH) ve İnsan Hakları Derneği tarafından da belgelenmiştir.

    Kurumlarımız ayrıca Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi uyarınca yasaklanan işkenceye varan gözaltı öncesi kötü muamele ve insanlık dışı hapishane şartlarından dolayı Ersin Berke Gök ve Caner Perit Özen’in durumları hakkında derin kaygı duymaktadır.

    Kurumlarımız Türkiye yetkililerini, Ersin Berke Gök ve Caner Perit Özen’i derhal ve şartsız olarak serbest bırakmaya, fiziksel bütünlükleri ile ruhsal iyilik hallerini her koşulda güvence altına almaya, Gök ve Özen’in yanı sıra bütün ‘Boğaziçi Direnişi’ protestocularını barışçıl ve meşru insan hakları faaliyetleri nedeniyle cezalandırmaktan başka bir amacı olmayan -yargı tacizi de dahil olmak üzere- bütün taciz fiillerine son vermeye çağırmaktadır. Ayrıca yetkilileri Türkiye’deki insan hakları savunucularının meşru faaliyetlerini herhangi bir engelle karşılaşmaksızın ve misilleme kaygısı yaşamaksızın gerçekleştirebilmelerini her koşulda sağlama yönünde çağrıda bulunmaktayız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği’nden Boğaziçi direnişine destek açıklaması

    Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği’nden Boğaziçi direnişine destek açıklaması

    PİRHA-Boğaziçi Üniversitesi bileşenleri tarafından ‘demokratik, özgür ve özerk üniversite için’ başlatılan eylemler birinci yılını geride bıraktı. Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği yayımladığı açıklama ile “Köklü bir kamu yüksek öğretim kurumu ve onu oluşturan ve tanımlayan ilkeler için verilen bu mücadeleyi destekliyoruz” ifadelerine yer verdi. 

    Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği, Boğaziçi Üniversitesi direnişinin birinci yılı dolayısıyla basın açıklaması yayımladı.

    Boğaziçi Üniversitesi bileşenlerinin, Melih Bulu’nun 2 Ocak 2021 günü rektörlüğe atanmasıyla başlattıkları eylemler birinci yılını geride bıraktı.

    “DEMOKRATİK, ÖZGÜR VE ÖZERK ÜNİVERSİTE İÇİN DİRENİŞ DEVAM EDİYOR”

    Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği, yayımladığı açıklamada akademisyenlerin demokratik, özgür ve özerk üniversite için mücadele ettiklerini kaydetti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Boğaziçi Üniversitesi’nde bir yıldır yaşananlar, Türkiye’de üniversitelerin demokratik, özgür ve özerk bilim ve eğitim kurumları olmaktan hızla uzaklaştırılması doğrultusunda bir süredir devam eden sürecin geldiği noktayı temsil ediyor. Kayyum rektörler Melih Bulu ve Naci İnci’nin yönetiminde, Boğaziçi Üniversitesi’nin yasal ve seçilmiş kurullarının kararı olmadan fakülteler açılması ve atamalar yapılması; öğretim üyelerinin görevden alınması; çalışanlara ve öğretim elemanlarına soruşturmalar açılması; demokratik haklarını kullanan öğrencilere disiplin soruşturmaları açılması ve bizzat rektörlüğün şikayetiyle öğrencilerin tutuklattırılması; son olarak da 16 akademisyen hakkında yine bizzat rektör tarafından savcılığa şikayette bulunulması bu sürecin köşe taşları oldu.

    Bütün bunlara karşı Boğaziçi’nde akademisyenlerin 365 gündür sürdürdükleri direniş ise, demokratik, özgür ve özerk üniversite ereği için mücadeleye ışık tutuyor.

    Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği olarak, köklü bir kamu yüksek öğretim kurumu ve onu oluşturan ve tanımlayan ilkeler için verilen bu mücadeleyi destekliyoruz. Boğaziçili meslektaşlarımızın direnişini ikinci yılına girerken selamlıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • KESK’ten Boğaziçi Üniversitesi’ne ziyaret: Barikatlar nereye kadar sürecek?-VİDEO

    KESK’ten Boğaziçi Üniversitesi’ne ziyaret: Barikatlar nereye kadar sürecek?-VİDEO

    PİRHA-KESK üyeleri sendikal faaliyetler için bugün Boğaziçi Üniversitesi’ne gitti. İşyeri temsilcisi akademisyen Can Candan’ın üniversiteye girişi bir kez daha engellenirken, KESK üyeleri 348’üncü gününde olan Boğaziçi direnişi ile Berke Gök ve Perit Özen için düzenlenen eyleme destek verdi. 

    Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK) üyeleri sendikal faaliyet için Boğaziçi Üniversitesi’ne gitti. Eğitim Sen üyesi ve üniversite işyeri temsilcisi akademisyen Can Candan’ın üniversiteye girişi bir kez daha engellendi. KESK üyeleri Boğaziçi direnişinin 348’inci gününde akademisyenlere destek verdi. Sendika üyeleri Boğaziçi Üniversitesi rektörü Naci İnci’nin şikayeti üzerine tutuklanan Berke Gök ile Perit Özen için öğrencilerin yaptığı eylemede katıldı.

    “BARİKATLAR NEREYE KADAR SÜRECEK?”

    Üniversite kapısında açıklama yapan KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, Can Candan’ın üniversiteye alınmamasına tepki gösterdi. Şunları söyledi:

    “Bugün buraya sendikal faaliyetler için geldik. Kayyum zihniyeti, antidemokratik uygulamalar burada da karşımıza barikatlar olarak çıktı. İşyeri temsilcimiz Can Candan’ın içeri girmesi engellendi. Buradan soruyoruz: Antidemokratik, hukuksuz, keyfi uygulamalara ne zaman son vereceksiniz? Uluslararası sözleşmelerin, Anayasanın bizlere tanımış olduğu sendikal hak ve özgürlüklerin önündeki barikatları nereye kadar devam ettireceksiniz? Bu neyin korkusudur?

    Bu ülkede ve üniversitede çağdaş, bilimsel, demokratik, özerk bir eğitimin önündeki engellemeler nereye kadar devam edecek? Bu sorunun cevabını aslında çok iyi biliyoruz. Bizim haklı ve doğru oluşumuzdan korkuyorsunuz. Bu bilim yuvalarını kendi gerici zihniyetinizle dönüştürmeye çalışıyorsunuz. Aylardır mücadele eden gençler ve akademisyenlerle buna izin vermeyeceğimizi belirtmek istiyoruz. Sendikal hak ve özgürlüklerin üzerindeki bütün engellemeler sona erene kadar mücadelemiz sürecek.”

    “HAKLARIMIZDAN VAZGEÇMİYORUZ”

    Can Candan ise işyeri temsilcisi olarak sendikal faaliyet yürütmek amacıyla geldiğini belirtirken; “Sendikal faaliyet yürütmek için üniversiteye geldik. Daha önce akademik faaliyetlerimi gerçekleştirmek için Boğaziçi Üniversitesi’ne alınmamıştım. Bugünde işyeri temsilcisi olmama rağmen sendikal faaliyetlerimi gerçekleştirmek için geldiğimde yine engellendim. Bir yıldır bunu söylüyoruz. Bu uygulamaları kesinlikle kabul etmiyoruz. Haklarımızdan da vazgeçmiyoruz. Hep birlikte bugünlerin değiştiğini de göreceğiz. Sendikal faaliyetlerimizi özgür bir şekilde devam edeceğiz” dedi.

    KESK’TEN BOĞAZİÇİ’NDEKİ EYLEMLERE DESTEK

    KESK üyeleri açıklamadan sonra 348 gününde devam eden Boğaziçi direnişi ile hala tutuklu bulunan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri Berke Gök ile Perit Özen için arkadaşlarının yaptığı açıklamaya destek verdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Boğaziçi öğrencileri serbest bırakıldı

    Boğaziçi öğrencileri serbest bırakıldı

    Kayyım rektör protestosu sırasında gözaltına alınan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri serbest bırakıldı.  

     

    Boğaziçi Üniversitesi rektörlük binası önünde 22 Ekim’de kayyım rektör atamalarını protesto ettikleri sırada polisler tarafından darp edilerek gözaltına alınan 45 öğrenciden 42’si, dün emniyet ifadelerinin ardından serbest bırakıldı. Çağlayan Adliyesi’ne sevk edilen bir öğrenci adli kontrol, ikisi ise tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. 

     

    Mahkeme, 3 öğrencinin adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi. Serbest bırakılan öğrenciler, adliye önünde bekleyen arkadaşları tarafından alkışlarla karşılandı.  

     

    (HABER MERKEZİ)

  • Barınma Hareketi: Barınma yalnız öğrencilerin sorunu değil; çözümü ise birlik olmaktan geçiyor!

    Barınma Hareketi: Barınma yalnız öğrencilerin sorunu değil; çözümü ise birlik olmaktan geçiyor!

    PİRHA-Barınma sorunu nedeniyle birçok ilde başlayan öğrenci nöbet ve eylemleri sürüyor. Barınmanın yalnızca öğrencilerin sorunu olmadığını ifade eden üniversiteliler, sorunun çözümü için dayanışma ve örgütlenme çağrısını yineledi. 

    “Barınamıyoruz” diyerek 19 Eylül’de İstanbul’da başlayarak, dokuz ile yayılan öğrenci nöbet ve eylemleri devam ediyor.

    Sorunun çözümü için yetkililere bir buçuk ay müddet verdiklerini ifade eden Barınamıyoruz Hareketi, verilen sürenin sonuna gelindiğini belirtirken; bundan sonraki sürecin planına dair toplantı düzenledi.

    “KYK YURTLARINDAN ATILAN ÖĞRENCİLER VAR”

    İstanbul Kadıköy’deki Moda Sahnesi’nde yapılan toplantıya çeşitli il ve üniversitelerden öğrencilerin yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Hüda Kaya da katıldı.

    Ekonomik kriz, fırsatçılık ve rant odaklı yaklaşımlar nedeniyle kalacak yer bulamadıklarını kaydeden Mevlüde Ecem Öksüz; “Bütün bu sebeplerden dolayı derslerimize giremedik. Sorunun çözümü için parklarda yatmaya başladık. Eylemliliğimiz ülke genelinde dikkat çekti. Sesimiz duyulur oldu. Son zamanlarda ise Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) yurtlarındaki öğrenci zehirlenmeleri ve yurtlardan atılma haberleriyle karşılaştık. Biz bunları hak etmiyoruz” dedi.

    “ÖRGÜTLENEREK SORUNLARIN ÜSTESİNDEN GELEBİLİRİZ”

    Forumda, Boğaziçi Üniversitesi’nde süren direniş ile atık kağıt işçilerinin haftalardır devam ettirdiği mücadeleye değinilerek, dayanışma çağrısında bulunuldu.

    Barınma sorununun yalnız öğrencilerin sorunu olmadığını vurgulayan öğrenciler, “Bu sorunu biz yaratmadık ama çözümü için birlikte mücadele edebiliriz. Barınma sorununun yanı sıra yurtlarda da birçok sıkıntı yaşanıyor. Güvenlik, beslenme, sağlık gibi konularda ciddi rahatsızlıklar var. Ayrıca KYK borcu olan milyonlarca genç var. İnsanlar geleceklerinden umutsuz, üstüne on binlerce liralık borcun altına imza atma mecburiyetinde kalıyor. Bir araya gelip örgütlenerek bu sorunların üstünden geleceğimizi düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

    HDP İstanbul Milletvekili Hüda Kaya ise “Gençlerin yaşadığı bütün her şeye rağmen pes etmeyip; teslim olmaması çok kıymetli. Ülkemizin içinde bulunduğu bu karanlığa rağmen herkese umut veriyorsunuz” diye konuştu.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri Danıştay’a başvurdu

    Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri Danıştay’a başvurdu

    Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, Naci İnci’nin rektör olarak atanmasına dair kararnamenin iptali için Danıştay’a başvurdu.

    Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, Naci İnci’nin üniversiteye rektör olarak atanmasına dair AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı kararnamenin iptali için Danıştay’a başvurdu. Başvuruda, kararnamenin Anayasa’ya aykırı olduğu ve Cumhurbaşkanı tarafından kullanılan atama yetkisinin kamu zararına yol açtığına dikkat çekildi.

    Akademisyenler, yaptıkları başvuruya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

    “Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri olarak özgür, özerk ve demokratik üniversite talebimizi farklı yollarla dile getirmeye ve hukuk mücadelemizi vermeye aynı sorumluluk ve tutarlılıkla devam ediyoruz. Bu kapsamda yaklaşık altı ay önce, halen Danıştay 8. Daire’de devam eden ilk başvuruyu Prof. Dr. Melih Bulu’yu rektör olarak atayan Cumhurbaşkanlığı kararının iptali için yapmıştık. Sonrasında üniversitemiz bünyesinde iki yeni fakültenin kurulma kararlarının iptali için Danıştay’a, hukuksuz kurulmuş olan Hukuk Fakültesine YÖK tarafından yapılan dekan atamasının iptali için de İdare Mahkemesi’ne yaptığımız başvurularımızla yolumuza devam ettik. Ancak atanmış yönetimin hukuksuz ve yasadışı işlemleri hız kesmeden sürdü. Sonuç olarak bu ikinci başvuruyla, anayasaya aykırı olan Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle rektör atanması yöntemini kabul etmediğimizi, ülkemizin gelişmesi yolunda olmazsa olmaz olduğunu düşündüğümüz özgür, özerk ve demokratik üniversite için temel olan üniversite rektörünün üniversite bileşenlerinin görüşleri doğrultusunda belirlenmesi gerektiğini savunmaktan vazgeçmediğimizi bir kez daha belirtiriz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Boğaziçi Üniversitesi’nde gözaltına alınan öğrencilere işkence-VİDEO

    Boğaziçi Üniversitesi’nde gözaltına alınan öğrencilere işkence-VİDEO

    PİRHA – Kayyum rektörü protesto eden öğrenciler 7 Ekim günü de Boğaziçi Üniversite önündeydi. Eylem sırasında gözaltına alınan öğrencilerden Mısra Sapan PİRHA’ya konuşurken; “Gözaltına almalarla, tutuklamalarla bizi yıldıramayacaklar. Dün işkence gördük, bugün yine buradayız” dedi.

    Kayyum rektör Melih Bulu’nun gitmesi için başlayan ve altı ay içinde bitmesi beklenen Boğaziçi eylemleri Melih Bulu’nun gitmesinin ardından da devam ediyor. Daha öncesinde birçok açıklamada öğrenciler, bütün kayyumlar gitmeden eylemlerini sonlandırmayacaklarını açıklamışlardı. Melih Bulu’nun ardından atanan Naci İnci de eylemlerin hedefinde. Ancak ortaya çıkan belgeye göre İnci, öğrencilerin isimlerini vererek şikayet etmişti. Öğrencilerden Caner Pelit Özer ve Enis Berke Gök tutuklandı.

    Öğrenciler, 7 Ekim günü, tutuklu arkadaşları için Boğaziçi Üniversitesi önünde basın açıklaması yapmak istedi. Basın açıklamasına izin vermeyen kolluk kuvvetleri öğrencileri gözaltına aldı. Mısra Sapan da gözaltına alınan öğrencilerden biri. Sapan, kendisine ve arkadaşlarına işkence yapıldığını söylerken; şöyle konuştu:

    “GÖZALTILAR VE TUTUKLAMALAR BİZİ YILDIRAMAZ”

    “Bizler iki gün önce tutuklanan arkadaşlarımız Berke ve Pelit için bir basın basın açıklaması gerçekleştirmek istemiştik. Berke ve Pelit iktidarın hedef göstermesi sonucuyla, Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla tutuklandılar. Biz de dün Boğaziçi Üniversitesi güney kapı önünde basın açıklaması gerçekleştirecektik.

    Ancak daha yürürken, eylem gerçekleştirmeden, polisler tarafından etrafımız sarılarak gözaltına alındık. 8 kişi sert bir müdahale ile ve darp edilerek, polis işkencesine maruz kaldık. Daha sonrasında basın açıklaması sırasında da altı arkadaşımız alındı. Gözaltına almalarla, tutuklamalarla bizi yıldıramayacaklar. Dün işkence gördük, bugün yine buradayız.”

    Gözaltındaki 10 kişi gece saatlerinde serbest bırakılırken, 4 öğrencinin hala gözaltında olduğu belirtildi. Savcılık gerekçe olarak dört kişinin öğrenci olmamasını öne sürdü.

    Helin YILMAZ / İSTANBUL

  • Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin protestosu devam ediyor-VİDEO 

    Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin protestosu devam ediyor-VİDEO 

    PİRHA- Dün 10 öğrencinin gözaltına alınmasını ve 2’sinin tutuklanmasını Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri protesto etti. Polisin müdahale ettiği protesto sonrası 14 öğrenci gözaltına aldı. 10’u ifadeleri sonrası serbest bırakılırken, 4’ü savcılığa sevk edildi.

    Boğaziçi Üniversitesi’nin atanmış rektör Naci İnci’nin suç duyurusu üzerine 2 öğrenci tutuklandı. Üniversite öğrencileri, tutuklanan arkadaşları için bugün kampüste bir araya gelerek açıklama yaptı. HDP’li milletvekillerinin destek verdiği açıklama sırasında öğrencilere müdahale eden polisler, 8 kişiyi gözaltına aldı. Polis, gözaltı sırasında gazetecilerin görüntü almasını da engellemeye çalıştı.  Polisler tarafından ablukaya alınan kampüsün önünde bir öğrenci gazetecilere konuştuğu esnada polisler darp ederek gözaltına alındı.

    Kampüs önündeki öğrencilerin bekleyişi ve abluka devam ediyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Tutuklamaları protesto eden Boğaziçi’li öğrenciler gözaltına alındı-VİDEO

    Tutuklamaları protesto eden Boğaziçi’li öğrenciler gözaltına alındı-VİDEO

    PİRHA-Boğaziçi Üniversitesi’nde 2 öğrencinin tutuklanmasını protesto etmek isteyen en az 10 öğrenci gözaltına alındı. Polis yaşanan gözaltıları çekmek isteyen gazetecileri de ablukaya alarak görüntü almalarını engelledi.

    Boğaziçi Üniversitesi’nde 2 öğrencinin tutuklanmasına yönelik protestoya polis izin vermedi, en az 10 öğrenci gözaltına alındı.

    Kampüsün Güney kapısı önünde bir araya gelen Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, kayyum olarak atanan Rektör Naci İnci’yi protesto ettikleri için tutuklanan 2 öğrenciyle ilgili basın açıklaması yapmak istedi.

    Açıklamaya başlayamadan polis tarafından müdahaleye maruz kalan öğrencilerden en az 10 kişi gözaltına alındı. Öğrenciler gözaltına alınırken ekip aracı içerisinde darp edildi. Bu sırada gazetecilerin çalışmasına ve görüntü almasına da izin verilmedi. Gazeteciler polis tarafından ablukaya alınarak polis çemberinin dışına çıkmalarına izin verilmedi.

    Okul içerisinde bulunan ve kapıya tutuklanan arkadaşlarının fotoğrafları ile yürüyen öğrencilerin dışarı çıkışına da izin verilmedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden 2’si tutuklandı-VİDEO

    Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden 2’si tutuklandı-VİDEO

    PİRHA- Boğaziçi Üniversitesi’ndeki protesto eylemlerinde gözaltına alınan öğrencilerden 2’si tutuklandı.

    Boğaziçi Üniversitesi’nde atanmış Rektör Naci İnci’yi protesto eden 4 öğrenci gözaltına alındı. Yaşanan gözaltıları protesto eden 6 öğrencinin de gözaltına alındığı açıklandı.

    Gözaltına alınan 10 öğrenciden 7’si adliyeye sevk edildi. Savcılığa sevk edilen öğrencilerden 3’ü ise tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. 4 öğrenci ise adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

    Tutuklamaya sevk edilen öğrencilerden 2’si tutuklandı, biri adli kontrolle serbest bırakıldı.

    Tutuklanan öğrenciler, sosyal medyadan “Mücadele umuttur, mücadeleye devam edeceğiz. Başka bir dünya mümkün” ve “Arkadaşlar daha önce de benzer şeyler yaşadık. En yakın zamanda görüşmek üzere” mesajlarını paylaştı.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    Boğaziçili 3 öğrenci tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

  • Boğaziçili 3 öğrenci tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

    Boğaziçili 3 öğrenci tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi

    PİRHA- Boğaziçi Üniversitesi’ndeki protesto eylemlerinde gözaltına alınan öğrencilerden 3’ü tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

    Boğaziçi Üniversitesi’nde atanmış Rektör Naci İnci’yi protesto eden 4 öğrenci gözaltına alındı. Yaşanan gözaltıları protesto eden 6 öğrencinin de gözaltına alındığı açıklandı.

    Çağdaş Hukukçular Derneği’nden (ÇHD) yapılan açıklamada, gözaltına alınan öğrencilerin ifade işlemleri için Fatih’teki Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü duyuruldu.

    Gözaltına alınan 10 öğrenciden 7’si adliyeye sevk edildi. Savcılığa sevk edilen öğrencilerden 3’ü ise tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. 4 öğrenci ise adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden 3’ü serbest bırakıldı, 7’si savcılığa sevk edildi

    Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden 3’ü serbest bırakıldı, 7’si savcılığa sevk edildi

    PİRHA- Dün akşam saatlerinde gözaltına alınan Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden 3’ü serbest bırakılırken, 7’si savcılığa sevk edildi.

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “terörist” ifadesiyle hedef göstermesinin ardından, Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinden 10’u dün akşam saatlerinde gözaltına alındı. Öğrencilerden 3’ü ifadelerinin ardından serbest bırakılırken, geceyi emniyette geçiren 7 öğrenci savcılığa sevk edildi.

    Boğaziçi Direnişi’nin Twitter hesabından yapılan açıklamada, “Dün gözaltına alınan arkadaşlarımızın 3’ü ifadelerinin ardından serbest bırakılırken geceyi nezarethanede geçiren 7 arkadaşımız savcılığa sevk edildiler. Kayyum Naci İnci’nin arkadaşlarımızın darp edildiği 4 Ekim’de yaşananlara dair suç duyurusunda bulunduğu bilgisi ile suçlamalar Naci İnci’ye hakaret, kamu malına zarar verme, 2911’e muhalefet ve görevli memura görevini yaptırmama şeklinde gösteriliyor” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/İSTANBUL