Etiket: bütçe

  • DEM Parti İl Eş Başkanı Nurhayat Şimşek: Emekten ve halktan yana bir bütçe şart-VİDEO

    DEM Parti İl Eş Başkanı Nurhayat Şimşek: Emekten ve halktan yana bir bütçe şart-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Malatya İl Eş Başkanı Nurhayat Şimşek, TBMM’de görüşmeleri süren bütçeye ilişkin sert eleştirilerde bulunarak, mevcut bütçenin emekçileri, emeklileri ve dar gelirli kesimleri daha da yoksullaştırdığını söyledi. Şimşek, “Çalışan her iki işçiden biri açlık sınırının altında kalan asgari ücrete mahkûm ediliyor. 16 milyon emeklinin yüzde 80’i açlık sınırının altında bir gelirle yaşamaya zorlanıyor” dedi.

    İşçi sağlığı ve iş güvenliğinin hiçe sayıldığını vurgulayan Şimşek, kuralsızlığın sermaye çıkarları uğruna normalleştirildiğini belirterek, “Her gün ortalama 5 işçi yaşamını yitiriyor. İşyerleri adeta birer cinayet mahalline dönüşmüş durumda” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’nin birçok alanda olumsuz sıralamalarda üstlerde yer aldığını dile getiren Şimşek, “Enflasyon, işsizlik, faiz, yolsuzluk, iş cinayetleri, açlık ve yoksullukta dünya sıralamalarında üstlerdeyiz. Buna karşın özgürlük, eşitlik, adalet, refah ve toplumsal barışta 180 ülke içinde ancak 118. sıradayız” diye konuştu.

    “BÜTÇE EMEĞİ DEĞİL FAİZİ VE SİLAHLANMAYI ÖNCELİYOR”

    2026 Bütçesi’nin dağılımına dikkat çeken Şimşek, toplanan her 100 TL verginin 20 TL’sinin faize, 16 TL’sinin silahlanmaya, 5 TL’sinin teşvik ve prim desteğine, 3 TL’sinin ise hazine garantili projelere ayrıldığını belirtti. Buna karşılık yoksullukla mücadeleye yalnızca 4 TL, koruyucu sağlığa 3 TL, hukuk ve adalete 2,5 TL, kadının güçlenmesine ise sadece 6 kuruş ayrıldığını söyledi.

    Şimşek, “Bu tablo, bütçenin halktan değil, sermayeden yana hazırlandığını açıkça göstermektedir” dedi.

    ÇOCUK İŞÇİLİĞİ VE MESEM ELEŞTİRİSİ”

    Ekonomik krizin en çok gençleri ve çocukları etkilediğini ifade eden Şimşek, iş cinayetlerinde yaşamını yitiren çocuk sayısının arttığına dikkat çekti. 2024’te 74 olan çocuk işçi ölümünün 2025’te 85’e yükseldiğini belirten Şimşek, bu ölümlerin bir kısmının MESEM programlarında yaşandığını söyledi. “Eğitim kurumlarının önceliği öğrencinin güvenliği olmalıdır. Ancak MESEM, çocukları güvencesiz işgücüne dönüştürmektedir” dedi.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM HALKIN KATILIMIYLA İNŞA EDİLİR”

    Savaş ve savunma sanayine ayrılan bütçe paylarının artmasına da tepki gösteren Şimşek, kaynakların doğa ile barışı esas alan, geniş istihdam alanları yaratacak yatırımlara yönlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Adaletsiz vergi sistemi ve düşük ücret politikalarının milyonları sefaletle karşı karşıya bıraktığını ifade eden Şimşek, “Barış ve demokratik bir toplumun inşası, halkın ve emekçilerin katılımı ve kararlılığıyla mümkün olacaktır” dedi.

    “Direne Direne Kazanacağız”, “Yaşasın hak, hukuk, adalet” sloganıyla konuşmasını sürdüren Şimşek, emekten ve halktan yana bir bütçe için taleplerini şöyle sıraladı:

    1-Bütçe hakkının önündeki engellerin kaldırılması ve bütçenin halka sunulması,

    2-Kamu hizmetleri ve yatırımlara ayrılan payın artırılması,

    3-Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçenin hayata geçirilmesi,

    4-Emekçilere dayatılan açlık, yoksulluk ve sömürü politikalarına son verilmesi,

    5-İş cinayetlerini önleyecek tüm tedbirlerin alınması.

    PİRHA/MALATYA

  • GÜNCELLENDİ/DEM Parti’nin “Ekmek ve barış için bütçe” şiarıyla başlattığı yürüyüş Ankara’ya ulaştı-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/DEM Parti’nin “Ekmek ve barış için bütçe” şiarıyla başlattığı yürüyüş Ankara’ya ulaştı-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti’nin “Ekmek ve barış için bütçe” şiarıyla 12 Aralık’ta başlattığı yürüyüş Ankara’ya ulaştı. DEM Parti Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, “Savaşa değil, halka bütçe. Savaşa değil, emekçiye bütçe” demeye devam edeceklerini belirtti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti), “Ekmek ve barış için bütçe” şiarıyla 12 Aralık’ta başlattığı yürüyüş Ankara’ya ulaştı. Yürüyüşçüler, Çankaya’nın Ayrancı Mahallesi’nde bulunan Cemal Süreya Parkı’nda bir araya gelerek, Meclis’in Dikmen Kapısı’na doğru yürüdü. Yürüyüşe, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan, Tülay Hatimoğulları, milletvekilleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “SAVAŞA AYRILAN BÜTÇE SON BULMALI“

    Meclis’te görüşülen bütçeye hayır diyeceklerini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Bu bütçede bugün buraya gelen Çukurovalı işçinin hakkı yok, Harran Ovası’nda, Konya Ovası’ndaki çiftinin hakkını vermiyor. Bu bütçe maden işçilerinin hakkını vermiyor. Bugün barış için bütçe derken savaşa, özel harp yönetimine, güvenlikçi politikalara ayrılan bütçenin son bulmasını istiyoruz.

    100 yıllık bir mesele olan ve son 50 senesi savaş ve çatışmalarda geçen Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmesi demek silaha ve savaşa para ayrılmaması, bütçeden pay ayrılmaması demektir. Savaşa değil, halka bütçe. Savaşa değil, emekçiye bütçe. Gelirde adalet, vergide adalet, ülkede adalet demeye devam edeceğiz. Mücadelemizi her yerde işçi, emekçilerle, kadınlarla, doğa ve insan hakları savunucularıyla beraber yürüteceğiz” dedi.

    MECLİS’İN DERDİ EMEKÇİLER DEĞİL”

    Ardından söz alan Tuncer Bakırhan ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    Bu Meclis’in derdi emekçiler değil, kadınlar değil, KHK’liler değil, Barış Akademisyenleri değil. Bu Meclis’te iktidarın tek bir derdi var. Sermayeye, savaşa ve faiz lobilerine bütçe yapılıyor. Meclis’in derdi sermayeye ve savaş lobilerine vergi muafiyeti sağlamaktır. Bütçeyi peşkeş çekmektir. Meclis’in derdi emekliler değil, yüzde 10’larla, yüzde 12’lerle simit ve ekmek dahi alamayacak bir bütçeye sahibiz. Dolayısıyla bütçenin bizim olmasını istiyorsak mücadele edeceğiz, sesimizi yükselteceğiz. Taleplerimizi ilgililere ileteceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • KESK’in Adana’daki mitinginde ‘Halk için bütçe talebi’ yükseldi-VİDEO

    KESK’in Adana’daki mitinginde ‘Halk için bütçe talebi’ yükseldi-VİDEO

    PİRHA-KESK’in çağrısıyla 14 ilden katılımla Adana’da düzenlenen mitingde, emekçiler yaşam koşullarının iyileştirilmesini, demokratik hakların genişletilmesini ve bütçenin halktan yana düzenlenmesini talep etti.

    https://youtu.be/GxdNC_Bff_8

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Adana’da 14 kentin katılımıyla “Geçinemiyoruz! Halk için bütçe, Demokratik Türkiye” şiarıyla bölgesel bir miting düzenledi. Emek ve meslek örgütleri, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarının da destek verdiği miting, Kasım Gülek Köprüsü’nde toplanmanın ardından Uğur Mumcu Meydanı’na yapılan yürüyüşle başladı.

    Uğur Mumcu Meydanı’nda saygı duruşuyla başlayan mitingde ilk konuşmayı Miting Tertip Komitesi Başkanı Fatih Toprak yaptı.
    Mitingde KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan ile DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan da söz alarak emekçilerin yoksullaşmasına, bütçe politikalarına ve savaş harcamalarına karşı ortak mücadele çağrısı yaptı.

    “2026 BÜTÇESİ İLE HALKA YIKIM DAYATIYORLAR”

    Miting Tertip Komitesi Başkanı Fatih Toprak, TBMM’de görüşülen 2026 bütçesinin, emeği ile geçinenlere yoksulluk ve adaletsizlik dayattığını belirtti. Söz konusu bütçenin geçmesi halinde halkın daha yoksullaşacağını kaydeden Toprak, “2026 bütçesi ile tam bir yıkım dayatıyorlar. Bunun için demokrasinin son kırıntılarını dahi rafa kaldıran, halk iradesini yok sayan adımlar atmaktan geri durmuyorlar. Üstelik 2026 bütçe teklifi ile sosyal programlardan, yardımlardan yararlananların sayısı bile azaltılıyor. Bir sosyal yıkım bütçesi oluşturuluyor” dedi.

    Toprak, halktan yana bir bütçe için şu talepleri sıraladı:

    “Vergide adalet istiyoruz. Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını, piyasalaştırılmasına, tasfiyesine ve özelleştirme soygununa son verilmesini, özelleştirilen kamu alanlarının yeniden kamulaştırılmasını istiyoruz. Kamu hizmetlerine, yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını istiyoruz. Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesini istiyoruz.
    Emekçilere kölelik dayatan politika ve uygulamalara son verilmesini istiyoruz. Adeta seri cinayetlere ve katliamlara dönüşen iş kazalarının engellenmesi için her türlü tedbirin alınmasını istiyoruz.“

    “BÜTÇE SİLAHLANMAYA DEĞİL BARIŞA AYRILSIN”

    Ardından konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, ülkenin bütçesinin milyonların maaşlarından ve vergilerinden oluştuğunu hatırlattı. Karagöz, hükümetin “kaynak yok” söylemini eleştirerek, dolar milyoneri sayısındaki artışa ve Kamu-Özel İşbirliği projelerine aktarılan devasa kaynaklara dikkat çekti. Karagöz, 2026 bütçesini “sömürü belgesi” olarak nitelendirerek, iktidarın tercihini emekçiden yana değil sermayeden ve savaştan yana kullandığını söyledi.

    Karagöz, KESK’in bütçe taleplerini sıralayarak savaşa değil barışa bütçe ayrılması gerektiğinin altını çizdi.

    KÜRT SORUNUNU ÇÖZÜN”

    DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin öncelikli gündeminin emeklilerin yaşadığı yoksulluk ve Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümü olması gerektiğini söyledi. Bozan, Meclis’in 1 Ekim’den bu yana “halkın gerçek sorunlarını görmezden gelerek” Trafik Kanunu, Vakıflar Kanunu ve yeni vergi düzenlemeleri gibi konuları ele aldığını belirtti.

    Türkiye’de 50 yıllık Kürt meselesinin artık oyalamadan, zamana yaymadan çözülmesi gerektiğini vurgulayan Bozan, çözümsüzlüğün ekonomik faturasına dikkat çekerek, “Kürt meselesinin çözümsüzlüğü bu ülkeye yılda 100 milyar dolara mal oluyor. Bu para 86 milyonun cebinden çıkıyor. 100 milyar dolarla her yıl 2,5 milyon konut yapılabilir. Depremin üzerinden 33 ay geçti ama iktidar 453 bin konutu bile tamamlayamadı. Oysa bu mesele demokratik ve barışçıl yollarla çözülürse emekçiye, depremzedeye, halka devasa bir kaynak açılır. Kürt meselesinin çözümü için müzakere edeceğiz. Ancak mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Sokakta, sahada, halkın yanında olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    “SERVET TRANSFERİ BÜTÇESİ”

    Son olarak konuşan EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, 2026 bütçesinin önceki yıllarda olduğu gibi “işçiden, emekçiden alıp sermayeye ve tekellere aktarılan bir servet transferi bütçesi” olduğunu dile getirdi. İktidarın ekonomik politikalarını eleştiren Aslan, “İşçiler sefaletle yüz yüze bırakılırken saray rejimi trilyonlarca lirayı sermayeye aktararak zengini daha zengin yapıyor. Faiz ödemeleriyle, teşviklerle, vergi ve sigorta primi aflarıyla sermaye adeta ihya ediliyor. Bu yüzden dolar milyarderleri her yıl artıyor. Çocuklarımız okula aç gidiyor, sıralarda bayılıyor ama sermayeye trilyonluk teşvikler aktarılıyor. Bu ülkede Kürt ve Türk halkının tam hak eşitliğine dayanan bir yaşam istiyoruz. Ama biliyoruz ki bugün bu ülkeyi yönetenler bu düzenin sahipleri bu barışı bize çok görüyorlar. O yüzden barışta, eşitlikte eşit koşullarda bir arada yaşamda işçilerin ve emekçilerin mücadelesiyle kurulacak diyorum” şeklinde konuştu.

    Miting, halaylarla son buldu.

    PİRHA/ ADANA

  • Temelli: Demirtaş’ı bırakmak için daha ne bekliyorsunuz?-VİDEO

    Temelli: Demirtaş’ı bırakmak için daha ne bekliyorsunuz?-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli Meclis’te açıklama yaptı. Demirtaş ve aynı davadan yargılananların bir an önce serbest bırakılması gerektiğinin altını çizerek, “Daha ne bekliyorsunuz?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te gündemdeki gelişmelere dair basın toplantısı düzenledi.

    Bütçe taslağına bakıldığında ekonominin çöktüğünü ifade eden Temelli, “Ekonomiyi yönetenlerin akıl tutulmalarına sahip olmaları halkın üzerindeki yükü arttırıyor” dedi.

    “ARKADAŞLARIMIZ DERHAL SERBEST KALMALIDIR”

    Bütçenin sermayenin bütçesi olduğunu vurgulayan Sezai Temelli, şunları ifade etti:

    “Bizler DEM Parti olarak buna karşı mücadele etmeye devam ediyoruz. Bütün kararlılığımızla komisyon toplantılarında önergeler veriyoruz. Komisyonda halkın bütçesi yapmak için çabalıyoruz. Bölgesel eşitsizlikleri ortaya koyuyoruz. Kürt illeri dediğimizde bölgesel eşitsizliği görmek yerine ‘Kürt illeri sözü anayasaya aykırıdır’ deniyor. Halbuki raporlara baktığımızda bu açık bir şekilde görülüyor.

    Kadınlara hibe vermek yerine sermayeye kaynak ayırıyorlar. Esnaflar için muafiyet getirin dedik ret ettiler. Çifçilerin 600 bin liraya kadar olan borçlarını silin, en düşük emekli maaşını en az yoksulluk sınırının yarısına kadar çıkartın, küçük esnafa destek verin dedik, redettiler. Bütçe toplatılarında sosyal devletin çöküşünü anlatıyorlar.

    Siyasallaşmış bir yargı ile karşı karşıyayız. Seçilmişleri hedef alan bir yargıyla karşı karşıyayız. Ekonomide adalet yok, toplumda da adalet olmuyor. En büyük sıkıntılardan biri adalet. Yargı paketlerini bekliyoruz. Bir türlü Meclis’e gelmiş değil. Halkın, toplumun beklentilerini karşılayacak yargı paketine ihtiyacımız var. AİHM’İn Demirtaş kararından sonra tahliyesini bekliyoruz. Neden hala tahliye edilmediğini bilmiyoruz. Demirtaş ve bu davadan yargılanan arkadaşlarımız derhal serbest kalmalıdır. Yargı rahat bir şekilde suç işleyebiliyor. Tayfun Kahraman kararında bunu görebiliyoruz. AYM kararlarını uygulamayan bir yargı söz konusu. Benzer bir karar Selçuk Mızraklı kararında da görebiliyoruz.

    Bunlara son vermenin yolu hukukun üstünlüğünden, evrensel hukuk normlarından, hukuk devletinden geçiyor.

    Şimdi şunu çok iyi biliyoruz ki özellikle 26 Ekim’e kadar gelen süreçte 27 Şubat’ta başlayan Sayın Öcalan’ın açıklamalarından 26 Ekim’de geri çekilmeye kadar gelen süreçte önemli adımlar atıldı ama tek yanlı atıldı. Şimdi diğer adım atacağı en önemli mevzu gelip bu özel yasa meselesine odaklanıyor. Bununla başlanacak öyle gözüküyor.

    Bu özel yasanın nasıl olması gerektiğine dair de Meclis komisyonu bu görüşmeleri tamamladıktan sonra raporunu yazacak. Bu rapor çerçevesinde de çeşitli görüşler alınacak. Tabii ki bu da bir görüştür. Bu da alınacaktır. Buna benzer görüşlerle beraber bir kanun teklifi doğru yol alacağız. Umarım çok gecikmeyiz. Bir an önce daha önce 31 Aralık bir hedef olarak gösteriliyordu. Kanun teklifinin yasallaşması konusunda. Umarım çok gecikmeden bir an önce bu kanun teklifi genel kurula gelir, yasallaşır. Özel yasa dediğimiz şeyle başlarız ve bu da toplumun beklentilerinin önemli bir kısmını karşılarsa sağlıklı bir şekilde yol kat edebiliriz.”

    Temelli gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Yarın toplanacak Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Abdullah Öcalan’ı ziyaret etmeyi gündemine alıp almayacağını yanıtlayan Temelli, böylesi bir beklenti içinde olduklarını ifade etti. Temelli, “Biz bunu çok daha önce de istedik. Öncelikle olması gereken meselenin bu olması gerektiğinin altını ısrarla çizdik. Yarın komisyon toplandığında umarım bunu gündemine alır. Hatta umarım kararını da alır ve gecikmeksizin de adaya gidilir” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Bu bütçe çiftçiye destek değil, borç yazıyor’-VİDEO

    ‘Bu bütçe çiftçiye destek değil, borç yazıyor’-VİDEO

    PİRHA- Çiftçi-Tarım yazarı, Abdullah Aysu, 2026 yılı bütçesinin çiftçiye destek olmaktan çok borç yükü anlamına geldiğini vurgulayarak, “Bu bütçe çiftçiye destek değil, borç yazıyor” dedi.

    Tarım yazarı, Abdullah Aysu, 2026 yılı bütçesinde tarıma ayrılan payı PİRHA’ya değerlendirdi. Aysu, 2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu’nu hatırlatarak şunları söyledi:

    “O yasa 2007 yılında yürürlüğe girdi ama bugüne kadar uygulanmadı. Kanunda, destek oranı gayri safi milli hasılanın yüzde 1’inden az olamaz deniliyor. Şimdiye kadar hiçbir yıl yüzde 1 oranında destek verilmedi. En fazla yüzde 0,5’e ulaştı, o da bir yıl gecikmeli olarak ödendi.”

    ÇİFTÇİ DESTEĞİNİ ALAMAYINCA BANKAYA GİTTİ” 

    Aysu, desteklerin zamanında ödenmemesi nedeniyle çiftçilerin borç batağına sürüklendiğini belirtti:

    “Çiftçi desteğini alamayınca bankaya gitti, faizle borç aldı. Devlet desteği zamanında ödemeyince kaybeden yine çiftçi, kazanan yine banka oldu.”

    Aysu, 2026 bütçesinde tarıma ayrılan 186 milyar liralık payın, faize ayrılan paranın yanında “devede kulak” kaldığını söyledi:
    “Bir yanda toprağa alın teri döken milyonlar, diğer yanda hiçbir şey üretmeden para kazananlar… Faizcilere ayrılan bütçe, tarımın 16 katı. Hükümetin kimden yana olduğu artık tartışmasız.”

    “MAZOT DESTEĞİ KALKTI ÇİFTÇİ DEVLETİ FİNANSE EDİYOR”

    Mazot desteğinin kaldırılmasına da tepki gösteren Aysu, şunları kaydetti:

    “Türkiye’de çiftçiler yılda 3,5 milyar litre mazot tüketiyor. Bu kadar mazottan alınan KDV ve ÖTV’yi üst üste koyduğunuzda çiftçi artık devleti destekliyor. Hükümet ekranlara çıkıp ‘çiftçiyi destekliyoruz’ diyor ama sahaya inmeye cesaret edemiyor.”

    Aysu, desteklerin alan bazlı olmasının küçük çiftçileri dışladığını belirtti:

    “Destekler alan bazlı olduğu için büyük arazisi olan daha çok alıyor, küçük üretici yok sayılıyor. Türkiye’de tarımsal yapının yüzde 87’si küçük aile çiftçiliğinden oluşuyor. Bu kesim ayakta kalamazsa hem üretim düşer hem de ülkenin gıda güvenliği tehlikeye girer.”

    “BU BÜTÇE TOPRAĞA DEĞİL FAİZE SU VERİYOR”

    Yeni kredi düzenlemesine de değinen Aysu, çiftçilerin kredi alabilmesi için vergi ve SGK borcu bulunmaması şartına dikkat çekti:

    “Zaten çiftçilerin çoğu Bağ-Kur borcu içinde. Bu şartla kimse kredi alamaz. Üstelik çiftçi borcuna en sadık kesimdir; takibe giren oran yüzde 1’in bile altında. Hükümet kendi sözünü tutmuyor ama çiftçiden mucize bekliyor.”

    Aysu, çözümün küçük aile çiftçiliğini esas alan bir tarım politikasında olduğunu vurguladı:

    “Doğru destek verilirse Türkiye, nüfusunun 1,5 katını doyuracak kapasiteye sahip. Ama yanlış politikalar yüzünden üretim çöküyor, ithalat artıyor, gıda fiyatları uçuyor. Bu bütçe, üreticinin değil ithalatçının bütçesi.”

    Aysu sözlerini şöyle tamamladı:

    “Çiftçi üretmek istiyor, borç değil destek istiyor. İktidar ise çiftçiyi değil faizi besliyor.”

    EREN GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ DOSYA

    Ayşegül Devecioğlu: Savaş bütçesiyle barış olmaz

     

  • Ayşegül Devecioğlu: Savaş bütçesiyle barış olmaz-VİDEO

    Ayşegül Devecioğlu: Savaş bütçesiyle barış olmaz-VİDEO

    PİRHA – Cumhurbaşkanlığı ve Diyanet’e ayrılan devasa paylara dikkat çeken Yazar Ayşegül Devecioğlu, “Bütçe, tek adam rejimiyle tamamen gasp edildi. Halkın değil, sermayenin ve savaş baronlarının bütçesiyle karşı karşıyayız” dedi. 

    Yazar Ayşegül Devecioğlu, Meclis’e sunulan 2026 Bütçesi’ni değerlendirdi.

    “DİYANETE AYRILAN PARA BİRÇOK BAKANLIĞIN ÖNÜNDE”

    – Kadınlar açısından 2026 bütçesinde ne görmekteyiz? Kadınların ihtiyaçlarına dönük bir yaklaşım var mı sizce?

    Ayşegül Devecioğlu: Bu bütçe meselesini düşündüğümde aklıma Ellen Poe’nun ‘Çalınan Mektup’u geliyor. Çalınan Mektup’ta mektup aranır aranır, sonra herkesin gözü önünde çıkar. Aslında bütçe de öyle. Sanki tarafsız bir belgeymiş gibi sunulsa da, ‘iktidar kim?’ diye sorarsanız sadece o bütçeye bakmak yeter. İktidarın tercihini sermayeden, cinsiyetçiliğin sürmesinden, Alevilerin asimilasyonundan yana yaptığını görürsünüz. Çünkü Diyanet’e ayrılan bütçe birçok bakanlığın önünde. Bu ne demek? Yukarıdan aşağı dincileştirme için ayrılmış para demek.

    Kadınlarla ilgili bütçede bir şey olması için zaten yıllardır mücadele veriyoruz. Bütçenin toplumsal cinsiyet bakış açısıyla yapılması gerekir. Kadınlar öldürülüyor, özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldıktan sonra cinayetler arttı. Kadınların ihtiyacı istihdam, kız çocuklarının eğitim görmesidir. Eğitime ayrılan kaynaklar azaldıkça okuldan alma eğilimi artıyor, erken evlilikler çoğalıyor. 15-16 yaşında çocuklar doğum yapıyor. Kadın yoksulluğu, cinsiyet eşitsizliği önlenmedikçe bu cinayetler durmaz.

    Bütçe, erkek egemen cinsiyetçi bakış açısının yansımasıdır. Engelliler açısından da durum aynıdır. İktidar, dezavantajlı grupların haklarını gasp ediyor. Oysa bütçe, bu grupların ihtiyaçlarına öncelik tanıyarak oluşturulabilir.

    Sonuçta bu para bizden toplanan vergilerle sağlanıyor. Az kazanandan çok, çok kazanandan az alıyorlar. KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergiler yoksulların sırtına yükleniyor. Bütçe hakkı, Magna Carta’dan beri halkın hakkıdır. Ama ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ adı altında saray rejimi, bütçeyi Meclis’e sormadan kendi ihtiyaçlarına göre ayarlıyor. Saraya ayrılan günlük bütçe, 3 bine yakın asgari ücrete denk geliyor. Yani bütçe tek adam rejimiyle tamamen gasp edildi. Meclisin bütçe yapma hakkı elinden alınmış durumda.

    “SİLAH BIRAKILDI AMA SAVUNMA BÜTÇESİ YÜZDE 34 ARTTI”

    – 2026 bütçe taslağını incelediğinizde önceki yıllardan farkı ne? Hangi tabloyla karşı karşıyayız?

    Ayşegül Devecioğlu: Aslında önceki yıllara göre çok farklı bir yerdeyiz. 27 Şubat çağrısıyla PKK kendini feshetti, silahsızlanma niyeti açıklandı. Meclis’te bir komisyon kuruldu. Kürt sorununun demokratik çözümü için bir fırsat doğdu. Böyle bir durumda ne beklenir? Barışın toplumsallaşması, silah bırakanların topluma entegrasyonu için bütçe ayrılması ama tam tersine, ‘savunma’ adı altında savaşa ayrılan pay geçen yıla göre yüzde 34 arttı.

    Kürt halkı, ‘artık savaşmak istemiyorum, demokratik çözüm istiyorum’ diyor. Peki böyle bir durumda niye savaş harcamalarını artırırsın? Bu yıl Suriye tezkeresi sadece AKP ve MHP oylarıyla geçti. Rojava’dan Türkiye’ye hiçbir saldırı olmamasına rağmen, yine savaş yetkisi isteniyor. Demek ki Türkiye’nin barıştan yana niyeti yok. Bütçeyi halk yapmıyor, sermaye ve savaş baronları yapıyor.

    “YOKSULLUĞU BİTİRMEK DEĞİL YÖNETMEK İSTİYORLAR”

    – Bütçede yoksullukla mücadeleye ayrılan kaynaklar size göre yeterli mi? Hükümet bu konuda bir hassasiyet gösteriyor mu?

    Ayşegül Devecioğlu: Hassasiyet söz konusu bile değil. Türkiye’nin vergi sistemi dünyanın en adaletsizlerinden biri. Dolaylı vergi ne demek? Bir bisküvi alıyorsun, onun da vergisini sen ödüyorsun. Bu, yoksul halkın sırtına yük bindirmek demektir. Faiz giderleri, savaş harcamaları, geçmediğimiz köprüler, uçmadığımız havaalanları için ödediğimiz paralar… Bütçe, savaşa ve faize ayrılıyor.

    Diyanet İşleri Başkanlığı dev bir kalem haline gelmiş durumda. Tarımı ve hayvancılığı yok ettiler, gıdayı tekellere teslim ettiler. Yani bu bütçeden refah değil daha çok yoksulluk çıkar. Halkı yoksullaştırmayı planlayan bir bütçe bu.

    “ÇOCUKLAR AÇ KADINLAR GÜVENCESİZ”

    – Bütçenin özellikle kadınlar, çocuklar ve mülteciler üzerindeki etkileri neler olur sizce?

    Ayşegül Devecioğlu: Türkiye’de korkunç bir kadın ve çocuk yoksulluğu var. Kadınlar eşit iş eşit ücret mücadelesi verirken çocuklar açlıktan bayılıyor. Bu sistem en kırılgan kesimleri hedef alıyor. Eğitimden koparılan çocuklar çetelere, tarikatlara, mafyaya teslim ediliyor. Devletin de bu sistemin ortağı olduğu çok açık. Toplumun şu anda ayakta olması lazım. Bütçe sadece komisyonlarda tartışılarak geçmemeli, zaten sivil toplum sistemli olarak yok edilmiş durumda.

    “DEVLETİN SANATA BAKIŞI YOK”

    – Devletin sanata yaklaşımını bu bütçede nasıl okumalıyız?

    Ayşegül Devecioğlu: Devletin sanata bir bakışı yok. Bakıyorsa da kötü bir nazarla bakıyor. TÜİK verilerinde kültürel harcamalar arttı diyorlar ama bu ‘harcamalar’ aslında ÇEDES’e, yani dincileştirme projelerine gidiyor.

    Yayıncılık sektörü çöküyor. Kitap pahalı, yayınevleri ayakta zor duruyor. Yazarlar desteklenmiyor, tam tersine cezalandırılıyor. Yavuz Ekinci’nin ‘Rüyası Bölünenler’ kitabına dava açtılar. Ahmet Ümit’in kitabına da aynı şeyi yaptılar. Devlet, kültür-sanat alanını zapturapt altına almak istiyor. Halbuki sanatın en büyük ihtiyacı özgürlüktür. ‘Kültür harcaması yapıyorum’ deyip dincileşmeye kaynak ayırıyorsan, bu kültür değil sansürdür.

    “BARIŞ SADECE SİLAH BIRAKMAK DEĞİLDİR”

    – Barışın konuşulduğu bir dönemdeyiz. Bütçeyle barış süreci arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Ayşegül Devecioğlu: Evet, bu bir barış süreci olmalı. Ama barış sadece silah bırakmak değildir. Siyasi hakların, adaletin, eşitliğin tanındığı bir ortam gerekir. Ama hiçbir somut adım atılmadı. AİHM kararlarına bile uyulmuyor. Kobane, Gezi tutsakları, belediye başkanları hâlâ içeride.

    Yeni yargı paketinde LGBTİ+’lara yönelik şiddeti artıracak maddeler var. Demokratik haklar çiğnenmişken barıştan söz edilemez. Bütçeyi saray getiriyor, önümüze koyuyoruz. Açıyoruz, bir bakıyoruz: silahlanma harcamaları artmış. Sanki barış sürecine girmemişiz de büyük bir savaşa hazırlanıyoruz. Bu bütçe, savaşın, sermayenin, cinsiyetçiliğin ve doğa düşmanlığının bütçesidir. Halkı yoksulluğa ve sadakaya mahkûm eden bir bütçedir. Asıl mesele, buna karşı nasıl ortak bir toplumsal mücadele kuracağımızdır.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • BES: Sefalete teslim olmayacağız-VİDEO

    BES: Sefalete teslim olmayacağız-VİDEO

    PİRHA- Büro Emekçileri Sendikası (BES) 1 No’lu Şube Başkanı Ercan Erdoğan, 2026 bütçesinin emekçilere sefalet dayattığını belirterek “iktidarın saray arkasında yürüttüğü orta oyunu”na tepki gösterdi. BES, 23 Ekim’de tüm illerde işyerleri önünde kitlesel basın açıklamaları yapacağını duyurdu.


    Büro Emekçileri Sendikası (BES), “Sefalete Teslim Olmayacağız! Grevli, Toplu Sözleşmeli Sendika Yasası İstiyoruz!” başlıklı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı BES 1 No’lu Şube Başkanı Ercan Erdoğan okudu.

    Erdoğan, iktidarın hazırladığı 2026 yılı bütçesinin ve Orta Vadeli Program’ın emekçilere hiçbir iyileştirme getirmediğini vurguladı. “İktidar bütçe taslağıyla birlikte, başta biz emekçiler olmak üzere toplumun yoksul kesimlerine hiçbir umut vaat etmediğini açıkça ilan etmiştir” diyen Erdoğan, bütçenin “ranta ve sermayeye kaynak aktaran, yoksulları daha da yoksullaştıran” bir anlayışla hazırlandığını söyledi.

    8 Eylül’de açıklanan Orta Vadeli Program’ı hatırlatan Erdoğan, bu programın “düşük ücret politikası, esnek ve kuralsız çalışma, tamamlayıcı emeklilik sistemiyle ücret kesintileri ve yoksuldan alınan vergilerle zenginin teşviki” anlamına geldiğini belirtti.

    TÜİK ve yandaş sendikalar eliyle emekçilerin yoksulluğa mahkûm edildiğini ifade eden Erdoğan, Merkez Bankası Başkanı’nın “enflasyonun nedeni hane halkının yastık altı birikimleri” açıklamasına da tepki gösterdi. Erdoğan, “Bu söylem, daha sıkı bir ekonomik programın, yüksek vergilerin ve kamusal hizmetlerin kısıtlanmasının habercisidir” dedi.

    BES Araştırma Merkezi (BES-AR) tarafından hazırlanan Ekim 2025 açlık ve yoksulluk araştırmasına da değinen Erdoğan, dört kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenme maliyetinin 37 bin 287 TL, yoksulluk sınırının ise 90 bin 378 TL olduğunu paylaştı.

    Hiçbir oldu bittiyi kabul etmeyeceğiz” diyen Ercan Erdoğan, iktidarın yandaş sendikalar aracılığıyla toplu sözleşme sürecini bir “orta oyunu”na çevirdiğini belirtti. Erdoğan, “Bu oyuna boyun eğmeyeceğiz, bütçe sürecinde emekçilerin haklarını savunmak için mücadele takvimi oluşturacağız” dedi.

    BES’in talepleri arasında şunlar yer aldı:

    • Bütçeden emekçilere daha fazla kaynak ayrılması,

    • Grev hakkı içeren yeni bir sendika yasası çıkarılması,

    • Hakem heyetinin olmadığı, tarafların eşit temsil edildiği bir toplu sözleşme masası kurulması,

    • Mülakat uygulamasına son verilmesi,

    • 3600 ek göstergenin tamamlanması ve ek ödemelerin temel ücrete yansıtılması,

    • İşyerlerine kreş ve bakım odaları açılması,

    • 5510 sayılı yasanın yarattığı mağduriyetlerin giderilmesi.

    BES 2 No’lu Şube Başkanı Ercan Erdoğan açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
    Tüm emekçileri işyerlerinden başlayan ortak bir mücadele etrafında birleşmeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Fırat, hükümete Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulma amacını sordu-VİDEO

    Fırat, hükümete Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulma amacını sordu-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Meclis’te devam eden 2025 yılı bütçe görüşmelerinde Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulma amacını sordu. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Meclis’te devam eden 2025 yılı bütçe görüşmelerinde Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulma amacını, Kürtçe etkinliklerin yasaklanmasını ve farklı dil ve inançların zenginliğine dair çalışmalarını sordu.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN KURULMA AMACI NEDİR?”

    Celal Fırat, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin hiçbiri karşılanmadan ve anayasal bir güvence altına alınmadan, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurma amacınız nedir? Son bir senedir Türkiye’de Kürtçe kitap, şarkı, konser, tiyatro ve filmlerle ilgili yasakların artması konusunda Bakanlığınız ne düşünüyor? Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak Türkiye sınırları içinde yer alan farklı inanç ve kültürlerin birer unsuru olan dillerin zenginliğine dair Bakanlığınızın herhangi bir çalışması var mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Temel: Hükümet 30 Kasım mitinginden ders almalı! -VİDEO

    Temel: Hükümet 30 Kasım mitinginden ders almalı! -VİDEO

    PİRHA- 30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” mitingine emeklilerin yoğun bir katılım gösterdiğini belirten Ali Fırat Temel, bütçe taleplerinin karşılanmaması durumda Meclis’in önünde olacaklarını belirtti.

    Tüm Emeklilerin Sendikası Genel Sekreteri Ali Rıfat Temel, 30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” mitingine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    30 KASIM’DAKİ MİTİNGTEN, HÜKÜMET DERS ALMALI

    30 Kasım’da Ankara’da Tandoğan’da KESK’in düzenlediği mitinge çok yüksek bir katılımla olduğunu belirten Temel, “Bu katılıma Tüm Emeklilerin Sendikası olarak Türkiye genelinde büyük bir katılım yaptık. 30 Kasım’daki mitingin anlamı ve içeriği şuydu; bu ülkede emekliler, emekçiler aç, sefil ve yoksulluk içinde yaşıyor. Ülkede antidemokratik uygulamalar var, aynı zamanda kayyum uygulamaları var. Bunlara karşı da 30 Kasım bir duruştu. 30 Kasım’daki mitingten, hükümet ders almalı. Hükümet önümüzdeki süreçte emeklilerin, emekçilerin ekonomik, bir bütün toplumun demokrasi ve insan haklarıyla ilgili adım atmazsa biz Tüm Emeklilerin Sendikası olarak alanlarda olmaya devam edeceğiz” dedi.

    “SİYASAL İKTİDAR TERCİHİNİ EMEKÇİDEN, EMEKLİDEN YANA YAPMADI”

    Emekliden, emekçiden yana bir bütçe talep eden Ali Fırat Temel, programlarına dair şunları söyledi:

    “Meclis’te bütçe görüşmeleri var, siyasi iktidar tercihini bugüne kadar emekçiden ve emekliden yana yapmadı, siyasi iktidarın tercihi burjuvaziden yana oldu. Onun için buradan tekrar hükümeti uyarıyoruz, bütçe görüşmeleri Meclis’te kabul edilmeden emeklilerin, emekçilerin lehine düzenlenmesini bekliyoruz. Bunu yapmazsa 30 Kasım’daki mitingimizde olduğumuz gibi çok kalabalık bir kitleyle meclisin önünde olacağız. Hükümete tekrar şunu haykıracağız; bizi görmeyen gözlerin görsün, bizi duymayan kulakların duysun. Bu ülkenin milli gelirinden almamız gereken hakları almaya geldik. Onun için mücadelemiz devam edecek.”

    “ALANLARDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Temel, TÜİK ile ENAG’ın enflasyon rakamları arasındaki farka dikkat çekerek, “Hükümet bugüne kadar yaptığı zamları, bizden aldığı vergileri ENAG’ın enflasyonuyla geri alıyor. Ama bize yapacağı maaş artışlarını TÜİK’in enflasyonuna göre yapıyor. Yani ne demek? Bize daha az vermek için TÜİK’i baz alıyor fakat bunun dışında da vergiler de, cezalarda da ENAG’ın enflasyonunu baz alıyor. Hükümetin TÜİK ile ilgili adaleti ve hakikati görmesini istiyoruz. Sokaktaki enflasyon şu anda %100’ün üzerinde. Bizim maaşlarımıza da, asgari ücretlilere de, bu oranlarda ücret zammının verilmesini istiyoruz. Şayet bu hakkımız olan ücretler verilmese, alanlarda mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    Buse Nehir DEMİR-Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • DEM Parti Eş Genel Başkanları: 2025 yılı bütçesi ülkedeki çürümeyi büyütme pusulasıdır

    DEM Parti Eş Genel Başkanları: 2025 yılı bütçesi ülkedeki çürümeyi büyütme pusulasıdır

    PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi’nin ülkedeki çürümeyi büyütme pusulası olduğunu vurgulayarak, “Milyonlarca insan açlıkla mücadele ederken, kredi borçları ve icralar alıp başını giderken, esnaf siftah bile yapamazken, teklif ettiğiniz bu bütçe sorunları derinleştirecektir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Meclis Genel Kurulu’nda görüşmeleri başlayan 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi kapsamında konuştu.

    “EMEKÇİLERİN SORUNLARININ KAYNAĞI AKP-MHP İKTİDARIDIR”

    Emekçilerin yaşadığı sorunların sebebinin AKP-MHP iktidarı olduğunu vurgulayan Tülay Hatimoğulları, “AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’yi şirket gibi yönetiyor ancak Erdoğan şirketi batırdı. Dünya bir çağ dönüşümünün eşiğinde, yepyeni bir uygarlığın kapılarını aralayan devrimler sürecinden geçiyoruz. Savaş artık her yerde. Rusya’dan Ukrayna’dan baktığımızda savaşın batıya yayıldığını görüyoruz. Çin, Tayvan denklemine baktığımızda, savaşın diğer bölgelere yayıldığını görüyoruz. Ama savaş bu koşullarda ne şekilde yayılırsa yayılsın; en nihayetinde hala Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde emperyalist güçlerin paylaşım savaşlarının bölgesel suretini görmekteyiz” dedi.

    “SURİYE’NİN KADERİNİ SURİYE HALKLARI BELİRLEMELİ”

    Ortadoğu’da süren savaşların nihai amaçlarının ortada olduğunu belirten Hatimoğulları, “Hedef İran’ı etkisizleştirmek, yapabilirlerse savaşa çekmek, Rusya’yı sınırlamak, Çin’in kuşakyol projesinin önünü kesmek ve bunu küresel sermayenin başka bir bloktan yükselen bir tehlike olarak açığa çıkmasını engellemek. Tüm bunların sonucunda; Asya-Pasifik hattını engellemek ve gerekirse savaşları bu anlamda büyütmek. Bütün hedefleri bu. Ortadoğu soykırım kıskacında. Bizim Suriye ile ilgili tavrımız çok nettir; çetelerin kimi bölgelerde devam eden müdahaleleri derhal son bulmalıdır. Suriye’nin kaderini Suriye halkları demokratik bir zeminde belirlemeli ve orada demokratik bir anayasa yapım sürecine katkı verilmelidir. Dış müdahaleler derhal bitmelidir” diye konuştu.

    “SURİYE’DE YENİ BİR DÖNEME GİRİLDİ”

    Suriye’de yeni bir döneme girme fırsatı olduğunu ve artık kin, öfke, intikam duygularıyla değil demokratik bir düzen yaratma isteğiyle hareket etmenin zamanı olduğunu söyleyen Tuncer Bakırhan, “Suriye Suriyelilerindir, Suriye halkının ortak iradesine bütün güçler saygı göstermelidir. Suriye’de yaşayan bütün halkların ve inançların hakları demokratik bir anayasayla güvence altına alınmalıdır. Suriye’de geçmişe benzer bir siyasal iktidara dönüşün yolu artık kapanmalıdır. Çatışmaların durması gerekiyor yoksa Suriye daha derin bir savaş ve istikrarsızlık adasına dönüştürecektir. Hızla ateşkes sağlanmalı, bitimsiz savaşların adresi olan yeni bir Lübnan’ın, Libya’nın ortaya çıkması engellenmelidir.

    61 yıllık Baas rejiminin devrilmesinden sonra oluşacak psikolojik ve siyasal enerjinin, yeni fay hatlarını tetikleyerek hemen sınırımızda büyük bir karmaşa yaratması, Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin istikrarsızlaşmasını getirecektir. AKP iktidarını Suriye’ye dönük barış ve çözüm politikasını yürütmeye ve Kuzey-Doğu Suriye yönetimi ile diyalog içerisine girmeye çağırıyoruz. Radikal selefi gruplardan Arap Alevilere, Dürzilere, Süryanilere, Hristiyanlara, Kürtlere, Ermenilere, Türkmenlere, Çerkezlere herhangi bir saldırı olmaması için başta Birleşmiş Milletler olmak üzere bölgede bulunan bütün güçlere büyük bir sorumluluk düşüyor. Suriye’nin geleceği halkların ve inançların demokratik katılımı ile inşa edilmelidir” diye belirtti.

    “BU BÜTÇE ÇÜRÜMEYİ BÜYÜTME PUSULASIDIR”

    Bakırhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “2025 Bütçesine baktığımızda Sosyal Yardım ve Destekler için bütçeden ayrılan pay 651 milyar TL iken sadece faize ayrılan pay bunun 3 katı yani 1 trilyon 950 milyar TL’dir. Şimdi bu bütçe yoksulun, işçinin, kadının, emekçinin, memurun, dezavantajlı grupların bütçesidir diyebilir misiniz, elbette diyemezsiniz. 2025 yılı merkezi yönetim bütçesi teklifiniz bu çürümeyi büyütme pusulasıdır. Milyonlarca insan açlıkla mücadele ederken, kredi borçları ve icralar alıp başını giderken, esnaf siftah bile yapamazken, teklif ettiğiniz bu bütçe sorunları derinleştirecektir. Bu bütçe teklifinde büyük çoğunluğu aç, yoksul, işsiz halktan toplanan 12 trilyon 800 milyar TL gelir bekleniyor. Yoksulun, emekçinin alın terinden alınan bu kaynak üç kıyak kesime aktarılıyor. Faize 1 trilyon 950 milyar TL, savaş ve güvenlik harcamalarına 1 trilyon 608 milyar TL, teşvik, istisna, muafiyet, garanti ödeme adı altında sermayeye 3 trilyon TL aktarılıyor. Yani halkın bahçesinden toplanan 12 elmanın 6 buçuğu faiz lobilerine, zenginlere, savaş baronlarına aktarıyorsunuz. Geriye kalan 5 buçuk elmayı 85 milyon insan paylaşsın diyorsunuz.”

    PİRHA/ANKARA

  • TÜM BEL-SEN yöneticisi Alpergin: 2025 bütçesi bugüne kadarki bütçelerin en vahşisi- VİDEO

    TÜM BEL-SEN yöneticisi Alpergin: 2025 bütçesi bugüne kadarki bütçelerin en vahşisi- VİDEO

    PİRHA- TÜM BEL-SEN Genel Sekreteri İzzettin Alpergin, 30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” mitinginin son zamanlarda yapılan en kapsamlı miting olduğunu söyledi. Alpergin, “2025 bütçesi bugüne kadar yapılan bütçelerin en vahşisi olarak tanımlayabiliriz. Bütün bileşenlerimizle ve bu bütçede payını almayan herkesle birlikte payımızı talep etmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde Meclis’in önünde de etkinliklerimiz olacak” dedi.

    Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN) Genel Sekreteri İzzettin Alpergin, 30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” mitingine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “SON ZAMANLARIN EN KAPSAMLI MİTİNGİ”

    30 Kasım’da Ankara’da düzenlenen “Geçinemiyoruz, Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz” mitinginin son zamanların en kapsamlı mitingi olduğunu belirten İzettin Alpergin, “Biz de mitingi planlarken bütün kurullarımızı işlettik. Ankara’da KESK’in danışma kurulu dediğimiz KESK bileşenleri, KESK’e bağlı iş kollarının bütün şube başkanlarını 6-7 Eylül’de topladık. Daha sonra KESK’in karar organı olan genel sendikanın merkez yöneticilerinden oluşan yaklaşık yüze yakın birleşiminden karar haline getirdik. Böyle bir süreçten geçerek bütçeye yaklaşımımızı tartışarak, aşağıdan yukarıya bir tartışma sürecinden sonra bu seneki bütçeye ilişkin değerlendirmelerimizi somutlaştırdık ve Ankara’da 10 Ekim Gar patlamasından sonra ilk defa KESK’in öncülük ettiği miting düzenlendi” dedi.

    “10 EKİM’DEN SONRA MERKEZİ MİTİNGLER KONUSUNDA TEDİRGİNLİK YAŞANIYORDU”

    Alpergin şöyle devam etti:

    “10 Ekim’de de dörtlü olarak emek barış demokrasi mitingi düzenlemiştik. Maalesef karanlık güçler ve IŞİD olarak tanımlanan örgüt tarafından bir saldırıya uğradık ve 103 arkadaşımızı şehit verdik orada. O günden sonra merkezi mitingler konusunda bir tedirginlik yaşanıyordu. Gönül isterdi ki bu mitingi Türkiye’deki bütün emekçilerle, bütün bileşenlerle birlikte yapalım, bunun çabası içinde de olduk. Ancak diğer kurumlar bu dönem biraz destekçi konumunda kaldılar. Ama KESK işin öznesi olmakla birlikte yaklaşık 60 il gezdik bu dönem. Bu bütçe mitingine giderken işyeri işyeri gezdik. Gittiğimiz illerde bütün kurumları, demokratik kitle örgütlerini, siyasi partileri, o ildeki sivil toplum örgütlerinin tamamıyla nasıl bir miting, ne talep ettiğimizi kendileriyle paylaştık ve bu mitinge davet ettik.”

    “BUGÜNE KADAR YAPILAN BÜTÇELERİN EN VAHŞİSİ”

    Bütçenin siyasi bir belge olduğunun altını çizen Alpergin, 2025 bütçesinin bugüne kadar yapılan en vahşi bütçe olduğunu kaydetti. Alpergin konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Bu mitinge nasıl yaklaştık? Bu miting bütçeyi anlatır. 2025 bütçesinde emekçilerden toplanan vergilerin yüzde 70’şinin vergi vermeyenlere aktarıldığını söyledik. Bugüne kadar yapılan bütçelerin en vahşisi olarak tanımlayabiliriz. Bütçe aynı zamanda siyasi bir belgedir, iktidarın o toplumu nasıl yöneteceğini, nasıl yaklaşacağını, kimden yana olduğunu anlatan siyasi ve ekonomik belgelerdir. Bu mevcut hükümet de bütçeyi böyle planladı. Kalemlerine baktığımızda her üç liradan birisi faize ve güvenlik politikalarına ayrılmış bir bütçe. Vergi gelirlerine yüzde 55-60 oranında zam yapacaklarını söylüyorlar ama emekçilere geldiğinde bunu ancak yüzde 20’lerde zam yapabileceklerini söylüyorlar. Yani o da öngördükleri, TÜİK’in yalan enflasyon rakamlarının öngördüğü bir rakam. Bütçeyi emekçilerden, halktan, ezilenlerden topluyorlar, köprülere, otoyollara vergi muafiyetleri getiriyorlar.

    “YAKLAŞIK HER 2 TRİLYONU FAİZE AKTARMIŞLAR”

    Örneğin bütçe kalemleri arasına baktığımızda yaklaşık her 2 trilyonunu faize aktarmışlar. Türkiye’de nüfusun yüzde 93’üne hizmet veren yerel yönetimlere bir nokta üç ayırmışlar, yani faizin neredeyse yarısına yakını bütün belediyelere ayrılmış bütçe. Bunu da belediyeleri işte son zamanlarda kıskaca alan iki genelge yayınladılar. Bir tasarruf tedbirleri adı altında bir de kendilerinin borçlandırdıkları SSK primleri adı altında belediyelerde önümüzdeki dönem, 2025 bütçesinde 80 milyar kesinti yapacaklarını söylüyorlar ve başladılar da. Aynı zamanda belediyeleri de çalıştırmama ile karşı karşıyayız.”

    “BU MİTİNG NE BİR BAŞLANGIÇ NE DE SONDUR”

    “Miting son zamanların en kitlesel ve en coşkulu mitinglerden biriydi” diyen İzzettin Alpergin, “Ankara Tandoğan’da bizim hesaplarımıza göre mitinge 30 bin civarında kitle katıldı. Net mesajlarımızı ilettik, bu KESK için de önümüzdeki dönem umuttur. Bizim için bu miting ne bir başlangıç ne de sondur. Ankara’da bütçeye karşı bir emeğin kürsüsünü kurduk, bu bütçeden ve bu yönetim anlayışından muzdarip olan herkesi orada ses vermeye, herkesin kendi rengiyle, kendi diliyle, kendi pankartıyla katılmaya davet ettik” dedi.

    “TÜRKİYE’DE YAKLAŞIK 16 KÜSUR MİLYON EMEKLİ YAŞIYOR”

    Mitinge emeklilerin yoğun bir ilgi gösterdiğini belirten Alpergin, “Türkiye’de yaklaşık 16 küsur milyon emekli yaşıyor ve bugün 12 bin-12 bin beş yüz lira ile bir yaşam ile karşı karşıyayız. Ortalama büyük şehirlerde 25 bin lira kira verildiği bir ortamda siz varın 12 bin 500 lira ile nasıl geçineceklerini düşünün. Dolayısıyla bir kitle açısından ve önümüzdeki dönem mücadele açısından bir moral bulmuştur. Bizim açımızdan da önümüzdeki dönem hem yeniden herkesi örgütleme, en azından kamu çalışanları, kamu emekçilerini örgütleme açısından da KESK ve KESK bileşenleri açısından bir moral olmuştur. Biz başarılı bir miting yaptığımızı düşünüyoruz. Umarım mesajlarımız doğru yere ulaşmıştır ve gereğinin karşılanmasını bekliyoruz” diye ekledi.

    “ÖNÜZMÜDEKİ GÜNLERDE MECLİSİN ÖNÜNDE DE ETKİNLİKLERİMİZ OLACAK”

    Bütçe maratonunun devam ettiğini de belirten İzzettin Alpergin, bütçeye ilişkin faaliyetlerinin devam edeceğini söyledi. Alpergin, “Bütçe 17 Ekim’de Meclis’e sunuluyor. ilk 55 gün artı 20 gün yani yaklaşık 75 günlük bir süreci var. Şu an komisyonlar tamamlanmak üzere sanırım, önümüzdeki günlerde Meclis’e gelecek. Meclis’e geldiği günlerde de konfederasyonumuzun kararlaşması var. Bütçeye karşı bu bütçenin adil, halktan, emekçilerden yana bir bütçe olması için gerekli mücadeleyi hem alanda hem diplomaside sürdüreceğiz. Bütün bileşenlerimizle ve bu bütçede payını almayan herkesle birlikte payımızı talep etmeye devam edeceğiz. Önümüzdeki günlerde meclisin önünde de etkinliklerimiz olacak.”

    Buse Nehir DEMİR-Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • ‘Diyanet şiddetin devam etmesine zemin hazırlıyor; bütçesinde çok büyük haram var’ – VİDEO

    ‘Diyanet şiddetin devam etmesine zemin hazırlıyor; bütçesinde çok büyük haram var’ – VİDEO

    PİRHA – İlahiyatçı Yazar Fatma Yavuz, devasa bütçesi olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bütçesini sadece Sünni kesime kullandığını belirterek Diyanet’in en temel probleminin eşitlikçi olmaması olduğunu ifade etti. Yavuz, insanların Diyanet deyince tüylerinin diken diken olduğunu da vurgulayarak “Onlar hala her yerden Diyanet basıyor. Oraya da imam, buraya da ÇEDES. Sesini çıkarana ‘sen dine mi karşısın?’ diye dayak atıyorlar. İnsanlar dine karşı değil, bu saçmalıklara karşı! Bunu anlamıyor musunuz?” diye konuştu.

    Pir Haber Ajansı (PİRHA) olarak yeni bir haber dizisi başlattık, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşundan günümüze faaliyetlerini tartışmaya açıyoruz.
    Türkiye’de halkın en güvenmediği ikinci kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı, her geçen yıl artan bütçesi, genişleyen yetkileri, yaptığı açıklamalarla, verdiği fetvalarla toplumsal yaşamın her alanında gittikçe daha çok söz sahibi oldu. Din işlerinden sorumlu, devlete bağlı bir kurum olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), kurulduğu 1924 yılından bu yana devlet içindeki varlığı, işlevleri, iktidar politikalarının hayata geçirilmesindeki etkin rolü, her geçen yıl artan bütçesi ve değişen siyasal konumu itibariyle her daim tartışma konusu oldu. Son yıllarda eğitim-öğretimde de etkin rol verilen Diyanet, Milli Eğitim Bakanlığı ile çeşitli protokoller imzalayarak laiklik karşıtı eğitimin kalıcılaşması için çabalıyor.

    “Bütçesi büyük, varlığı tartışmalı kurum olan Diyanet’in tarihsel ve güncel görevini, toplumdaki yerini, laiklik karşıtlığını, Alevi toplumu üzerindeki etkisini İlahiyatçı Yazar Fatma Yavuz ile konuştuk.

    “AMACI DİN HİZMETLERİNİ YÜRÜTEN BİR DEVLET KURUMU OLMASIYDI”

    PİRHA-Diyanet’in kuruluş amacı nedir?

    FATMA YAVUZ: Bir resmi amacı var bir de analizlerde ifade edilen amacı var. Şeriye ve Evkaf kaldırılınca toplumun din hizmetlerini yürütmek üzere bir kuruma ihtiyacı vardı. Çünkü son derece dindar bir toplumda yaşıyoruz, birçok konuda din hizmeti verilmesi gerekiyor. Bu bir şekilde çözülmeliydi. Bu çözüm yollarından biri bir devlet kurumuyla başka türlü de çözülebilirdi. Dünyada da farklı modelleri olduğu gibi devlet kurumu olarak değil de sivil toplum kuruluşu olarak da kurulabilirdi. Ancak Türkiye’deki görülen amacı din hizmetlerini yürüten bir devlet kurumu olmasıydı. Tabi kemalist görüşe sahip olanların tabir ettiği gibi resmi devlet kurumu olması gibi bir amacı da vardı. Görünürdeki amaç bu ve bence buradan yürümeliyiz.

    “DİYANET’İN EN TEMEL PROBLEMİ EŞİTLİKÇİ OLMAMASI”

    -Tarihsel olarak Diyanetin faaliyetleri nasıl bir yol izledi? Sizce süreç içerisinde misyonunda bir değişiklik yaşandı mı?

    Diyanet’in biraz zikzaklı bir tarihsel süreci var. Bence Diyanet kurulduğundan beri şu anda en dip seviyesini yaşıyor. Hiç bu kadar itibarı düşmemişti. Güven sıfıra yakın noktada. Her kesimden yani dine uzak insanlar zaten güvenmiyorlar, dindar insanlar da Diyanet’e hiç güvenmiyorlar. ‘Diyanet çok iyi çalışıyor, harika’ diyen kimseyi görmüyorum. Diyanet, bütün kesimlerin gözünde çok berbat bir durumda şu an. Tarihte de hiç bu kadar itibar kaybetmemişti. Her zaman çok iyi de değildi tabi. Mesela Rıfat Börekçi döneminde çok iyi olduğu zamanlar da olmuş. Zaman zaman güzel işler yapan Diyanet İşleri Başkanları da olmuş tabi, toplum bunları çok tanımıyor. Bence bilerek de o figürler silikleştiriliyor. Ama genel olarak olması gereken yerde değildi. En iyi zamanda bile eşitlikçi değildi. Bunu eğri oturup doğru konuşmak lazım. En iyi zamanda bile Sünnilere hizmet veriyordu. Bu bile başlı başına bir sorun. Sadece bir gruba iyi, ötekilere zaten hiçbir hizmet vermedi ki. Bence en büyük problem de bu. Diyanet, Sünni bir din hizmeti kurumu olarak devam ediyor. Bunu bir türlü kıramıyoruz. Bütün tartışmalar da bu eksende gidiyor. Topluma ‘Diyanet başka inançlara hizmet verirse dinimiz bozulacak’ mantığıyla korku salınıyor. Niye dinin bozulsun? Kimse bir dedeyi getirip camiye atamayacak, bir papazı getirip camiye atamayacak. Böyle saçma şey olur mu? Herkes kendi yerinde yine hizmet verecek. Ne finanse ediliyorsa onlara da finanse edilecek. Sünnilere bütçe anlamında hizmet yapılıyorsa diğer inançlara da yapılmalı. Düşünün devasa bir bütçe kullanılıyor ve sadece bir kesime kullanılıyor. Bu kadar büyük bir haksızlık, Diyanet’in zaten ayakta tutması gereken değerlerin tümünü tersine çeviren bir şey. Dolayısıyla tarihte de böyleydi. Bence en temel problemi eşitlikçi olmaması.

    “DİYANET, AKP’NİN BİR PARTİ ORGANI GİBİ ÇALIŞIYOR”

    -Sizce süreç içerisinde misyonunda bir değişiklik yaşandı mı?

    Özellikle AKP iktidarıyla yaşandı. AKP iktidarından sonra da bence şu an AK Diyanet yani. AKP’nin Diyanet kolu gibi çalışıyor. Dışarıdan göründüğü kadarıyla AKP’nin bir parti organı gibi çalışıyor. Hutbelere varana kadar bunu artık herkes söylüyor. AKP’nin politikalarını cuma günü çoğu kez hutbelerden dinleyebilirsiniz. O hangi algının oluşmasını istiyorsa toplumun hangi tarafa yönlenmesini istiyorsa hutbelerden onu duyuyoruz. Birçok insanın bu nedenlerden dolayı cuma namazlarını bıraktığına şahit oldum. ‘Ben gidiyorum, A Haber mi dinliyorum, hutbe mi dinliyorum belli değil’ diyorlar. Dolayısıyla şu an çok taraflı, çok politize olmuş maalesef dik de duramıyor. Şimdi AKP’ye angaje olursun da biraz daha dik durursun. AKP’nin gelgitlerine de ayak sağlamaya çalıştığı için bir gün ak diyor bir gün kara diyor. Söylediğinin tersine pozisyona düşüyor. Bir çizgisi de yok. Mesela şu konuda Diyanet’in görüşü nedir deseniz bir görüş yok. Sayın Erdoğan’ın görüşü neyse Diyanet’in görüşü de odur yani. Sigara konusunda bile biliyorsunuz Erdoğan sigara konusunda bazı hassasiyetleri var. Bence Diyanet’in sigara görüşünü de etkiledi. Sigaraya haram fetvası, şimdiye kadar böyle etkili bir kurumdan verilmemişti. Mekruh olarak hüküm veriliyordu. Erdoğan’ın gözüne girmek için haram olmasa bile haram gibi düşünülüyordu. İçler acısı bir durum. Erdoğan’ın gözünün içine ne diyecek diye bakıyorlar. TOKİ faizi fetvası mesela. Böyle bir saçmalık olur mu? Faizin hükmü neyse odur. Akademik bir tartışmaya açarsın ama günlük böyle bir politikaya göre faiz olursa şöyle olur böyle olur gibi fetva mı olur? Tamamen güveni yerle bir ettiler. Çoğu insanın Diyanet’in söylediği şeylere bakarak hayatını yaşadığını sanmıyorum açıkçası.

    “MERCEDES’TEN İNMEDİĞİNİZ SÜRECE AKP’NİN HEGEMONYASINDAN KURTULAMAYACAKSINIZ”

    -AKP’nin iktidar olduğu günden itibaren Diyanet’te nasıl bir değişim yaşandı?

    Sembolik bazı şeyler de oldu. Semboller önemlidir. Mercedes meselesi mesela. Magazin gibi konuşuldu ama bence sembolik olarak toplum orada kırıldı. Sayın Mehmet Görmez’in Mercedes’i iade edip sonra Erdoğan dedi diye tekrar almak zorunda kalması gibi. Onu iade ettiysen ‘ben iade ettim binmeyeceğim’ deyip affını isteyecektin sayın Mehmet Görmez. Atarlarsa da atsınlar. Ben de atıldım ne olacak rızık Allah’tan, korkmayın. Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan atılmak bir onurdur, bir hikaye ile atılacaksın. Seni tarih ‘mercedes’e binmedi adam, helal olsun diye anardı.’ Şimdi paşa paşa bindin diye anıyor. Böyle sembolik olaylar da oldu. O Mercedes’e bindiniz ondan inmediğiniz sürece AKP’nin hegemonyasından kurtulamayacaksınız.

    “DİYANET’İN BÜTÇESİNDE ÇOK BÜYÜK BİR HARAM KISMI VAR”

    -Diyanet’in, bir taraftan en güvenilmez ikinci kurum olurken, Meclis’e sunulan 2025 bütçesinden 130 milyar 119 milyon lira ile 6 bakanlığın bütçesini geride bırakarak bütçeden aslan payını almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Haram yiyorlar. Direk onların anladığı jargonla söyleyeyim. Çok büyük bir haram kısmı var Diyanet’in bütçesinde. Birincisi herkese hizmet vermedikleri için. İkincisi verdikleri hizmetleri de şişirdikleri için. 14 yıl kurumda çalıştım. O kadar gereksiz o kadar israf harcamalar var ki sırf orası bir kadrolaşma alanı olmuş durumda. Argo tabirle arpalık olmuş durumda. Mesela Müftü kızları, genelde Kuran kursu hocası olur. Nasıl olabiliyor değil mi? Mesela öğretmen çocukları atanıp öğretmen olamıyorlar. Ama Diyanet’tekiler atanır. Böyle kapalı devre bir sisteme dönmüş durumda. Dolayısıyla gereksiz bir sürü personel, bir oran verecek olursak yarısı gereksizdir. Normalde 12 kişiye bir sınıf açılması gerekirken sınıflarda 3-4 kişi olurdu onu 12 kişi olarak bir şekilde gösterirlerdi. Yoklama yapmazlardı. Gelmiyor yazmayınca orada var görünüyor. Sınıflarda 3-4 kişi takılıyorlar ve o insanlar memur maaşı alıyorlar üstüne de bir sürü ek ders ücreti alıyorlar. Ben mesela kendimi öğrenci olan bir sınıfa vermeleri için parçalardım ama müftüler buna engel olurdu. Ne kadar çok kişiye ekmek yedirirsek kardır diye düşünüyorlar. Bu kadar çürümüşler. Kul hakkı olduğunun, öksüz yetim hakkı olduğunun farkında değiller. Bir kere ben ‘öğrenci sayısı az, ek ders ücreti istemiyorum’ dedim diye beni kınadılar. Yani berbat durumdalar. Diyanet’e de neşter vurmaya kimsenin cesareti yok. Çok umutlu da değilim. Çünkü Diyanet’ten beslenenler zaten vurmaz. Karşı taraf da ‘Diyanet’e dokunursak bize dinsiz derler, oy alamayız’ kaygısıyla vuramaz.

    “DİYANET DENİLİNCE İNSANLARIN TÜYLERİ DİKEN DİKEN OLUYOR”

    -Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın iç içe geçen faaliyetlerini nasıl okumak gerekir?

    İdeolojik, toplum mühendisliği. Toplumda böyle bir talep yok, güven yok, itibar yok, zorla her yere Diyanet sokuşturmaya çalışıyorlar. Çok güvenilir bir kurum olursun toplumda bir karşılığın olur elbette devletin diğer kurumlarıyla işbirliği yapar ama karşılığı olmadan zoraki insanlara dayatıyorlar. İnsanlar Diyanet deyince tüyleri diken diken oluyor. Onlar hala her yerden Diyanet basıyor. Oraya da imam, buraya da ÇEDES. Sesini çıkarana ‘sen dine mi karşısın?’ diye dayak atıyorlar. İnsanlar dine karşı değil bu saçmalıklara karşı, bunu anlamıyor musunuz? ‘Hz. Peygamber hayvanlara merhamet gösterir’ dediniz de biri buna itiraz mı etti? ‘Allah emrediyor biz bu Diyanet’in bütçesinin bir kısmını Milli Eğitimle paylaşıyoruz’ dediniz de biri itiraz mı etti? Bir yaraya merhem oldunuz da kimse dine karşı mı oldu? Nerede bir politik rant var, nerede size yontan bir şey var onu din diye insanlara dayatıyorsunuz, karşı çıkana da din düşmanı diyorsunuz. Tamamen bir oyun. Yani gerçekten kimsenin din düşmanı falan olduğu yok. Diyanet’in acilen buralardan çekilmesi lazım. En gözde yerler bile Diyanet’e veriliyor, Şişli’deki eski tekel fabrikası niye Diyanet’e verilsin, ne alakası var? Devlet yine kamulaştıracaksa oranın dokusuna uygun, kültürüne uygun, oraya daha iyi hizmet edebilecek bir kuruma veremiyor mu? Diyanet resmen devletin şımarık çocuğu gibi oldu. Heybeliada’daki sanatoryum niye Diyanet’e veriliyor? Ne alakası var? Bu ne kadar zorlama ne kadar saçma sapan bir şey. Korkunç yani!

    “ÇOK KONUŞUYORUZ HİÇ İŞ YAPMIYORUZ”

    -Diyanet ve laiklik bir arada olabilir mi?

    Bu çok tartışıldı. Şu anki Diyanet üzerinden tartışıldığı için çok sancılı oluyor. Şu an ki Diyanet ile laiklik gelmez tabi. Bu Diyanet’in sağlıklı bir fikri olduğunu da düşünmüyorum. Laiklik devletin din hizmeti vermemesi demek değildir. Devletin herhangi bir dine angaje olmaması demektir. Bütün dinlere hizmet verse niye laikliğe aykırı olsun ki? Devlet nasıl ki sağlık hizmeti veriyorsa din hizmeti de verir. Papazın da maaşını verse imamın da maaşını verse her dine eşit mesafede dursa, dışarıda bir yerden dursa her türlü hizmeti verebilir. Tabi ki bunun adı Diyanet olur başka bir şey olur, başka bir sivil kurum üzerinden olur, farklı modeller var, dediğim gibi. Şu an Diyanet laikliğe aykırı, normalde Diyanet laikliğe aykırı değildir. Herhangi bir dine devlet angaje olamaz insanlar bu konuda çok haklı. Dinde Nas var derler Nas var da İslam’ın Nas’ı öyle. Hristiyanlığın Nas’ı nasıl olacak? Sen o zaman İslamcı bir devlet olmuş oluyorsun senin bütün vatandaşların Müslüman değil ki. Çoğu Müslüman diye düşünüyorlar. Şu an çoğu Müslümanın çocuğu ateist, deist. Geçti o devirler. Kimliğinde Müslüman yazıyor da o çok resmi, uyduruk bir şey yani. Bugün yapılan araştırmalara göre imam hatip çocuklarının birçoğu İslam’dan uzak. Ayrıca Müslüman olur ama şeriatçı değildir. Toplumun çoğu Müslüman ama şeriatçı değil. Yani oradaki toplum şeriat kuralına göre yaşamak istemiyordur. Başka türlü bakıyordur. Tarihsel bir uygulama olduğunu düşünüyordur. Başka türlü yorumluyordur. Senin yorumladığın gibi İslamcı düşünmek zorunda mı? Bu saçmalıklar olmasaydı bir arada olabilirdi ama şu an ki hali ile olamaz. Aslında ben bunu İBB’de modellemeye çalışıyordum. Başka bir Diyanet mümkün biz minik bir modelini yapıyoruz diye. Mesela orada bütün dinlere hizmet veriyorduk. Caminin çatısını yapıyorsak kilisenin çatısını da yapıyorduk. Mevlid’de mevlid simidi gönderiyorsak Noel’de de noel çöreği gönderiyorduk. Ve herkes benim kimliğimi de biliyordu. Diyordum ki biz eşit hizmet yapıyoruz. Ve kabul de görmüştü. Ama orada da bir takım ayak oyunlarına kurban gittim maalesef. Ama bence o proje devam etmesi gereken, yarım kalmış bir proje. CHP’ye de öneriyorum. Tamam bu Diyanet yanlış ama doğrusu ne? Bir tane doğruyu ortaya koyamadığımız için Diyanet eleştirileri boşa gidiyor. Dolayısıyla bizim halka başka türlü bir Diyanet mümkündür diye somut örnek sunmamız lazım. Lafla değil uygulamayla yapmalıyız. Çok konuşuyoruz hiç iş yapmıyoruz maalesef.

    “DİNİ YAPILARI KONTROL ETMEK KOLAY DEĞİLDİR”

    -Laik, demokratik ülkelerde devlet destekli dini kurumlar yok, bizim ülkemizde var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Burası Türkiye. Fransa’nın uyguladığının aynısını buraya uygulamak zorunda değiliz. Zorladığımız zaman oradaki sonucu alamıyoruz. Türkiye toplumuna göre bir şey yapıyorsan tamamen orijinal olması gerekiyor. Aynısını almak zorunda değiliz. Dolayısıyla almak gerekiyorsa onu alır revize eder, tartışırız. Türkiye’ye adapte etmek gerekiyorsa adapte ederiz. Türkiye’de bir dini kuruma ihtiyaç var. Söylediğim sebeplerden dolayı Diyanet’e karşı bir antipati bizi körleştirmemeli. Bu sivil kuruluş da olabilir. Ama şunu söyleyeyim Diyanet’ten üç ağzımız yanıyorsa sivil toplumdan on üç yanar. Dini yapıları kontrol etmek kolay değildir. Mesela bunun özel olduğunu düşünün. Mesela cemaatlerin resmi statü kazanıp Diyanet’in hiç olmadığını düşünün. Onları kontrol etmek daha da zor olabilir. Resmi kurum bence kolaylaştırıcı da bir şey. Diyanet ideal olsaydı, laikliğe saldırmasaydı insanlar 29 Ekim’de feryat ediyor Atatürk’e fatiha okutun diye. Ben de Atatürkçü değilim ama ben Diyanet İşleri Başkanı olsaydım bunu yapardım. Çünkü benim neye inandığım önemli değil o kişisel inancım benim. Bir kamu kurumunu temsil eiyorsan kişisel inancını buradan ayıklamak zorundasın sayın Ali Erbaş. Ali Erbaş’ın neye inanıp neye inanmadığı bizi ilgilendirmiyor. Diyanet İşleri Başkanı olarak milyonlarca insanı temsil ediyorsun ve milyonlarca insanın senden bir beklentisi var. Bir fatiha yani. Bu kadar mı zor? Beş para etmez insanların ayaklarına gidip saçma sapan ziyaretler yaparken zor olmuyor da yani. Bu senin Atatürkçü olduğun anlamına gelmeyecek. Korkma, o anti Atatürkçülüğüne halel gelmez. Bu senin inancına da zarar getirmez. Ne düşündüğün bizi ilgilendirmiyor. Hiç sevmediğimiz bir insan milyonlarca insanın sevgilisi olabilir. Mesela bana göre terörist olan bir insan milyonlarca insanın sevdiği biri olabilir, artık bunlara alışalım. Demokrasi bütün bunların arasını bulan bir şeydir zaten. Sana göre, bana göre, devlete göre hepiniz eşitsiniz olmalı. Sende bir devlet kurumunda çalışıyorsan kişisel görüşünü arkaya koyup mesai saatinde nötr olmalısın. Senin neye inandığın bizi ilgilendirmiyor. Bunu bile yapamayan bir Diyanet yani. Demokrasi kültürümüz oturmuş olsaydı herkes memnun olacaktı. Kişisel görüşlerimizi devlet erkini kullanırken katmamayı öğrendiğimizde bu başka problemlerimizi de çözecek.

    “DİYANET ŞİDDETİN DEVAM ETMESİNE ZEMİN HAZIRLIYOR”

    -Diyanet’in kadına bakışını nasıl görüyorsunuz?

    Çok berbat. 1400 yıllık bir külliyat var. 1400 yıllık bir geleneğin de içinde dahil olduğu bir havuzdan besleniyoruz inançlarımız olarak. Dolayısıyla bir sürü içine karışan şeyler var. Kültür karışmış, Arap kültürü karışmış, siyaset, ideoloji, mezhep uydurma şeyler, gelmiş bugüne. Çok problemli şeyler var. Kadını direk aşağılayan! Mesela benim atılma sebeplerimden biri, ‘kadının aklı da dini de eksiktir’ diyen hadisin sahi olmadığını söylememdi. Bana, ‘sen hadisleri itibarsızlaştırıyorsun’ dediler. Hz. Peygamber böyle bir şey söylemedi ne demek aklı eksik dedim. Yok bu Buhari müslümde geçiyor dediler. Sonra Buhari müslümü itibarsızlaştırmaktan soruşturma açtılar. Komik ama gerçek. Ben bunun Hz. Peygamber’i tenzih anlayışım, dedim. Kabul etmediler, tartıştırmadılar da. Bunu aynen dogma olarak devam ettirmeye çalışıyor Diyanet. Dolayısıyla kadınlarla ilgili bir sürü saçma sapan şeyleri de insanlara din diye anlatarak bunun reklamını yapıyor. Dolayısıyla bu şiddeti önlemesi gerekirken önlemek şöyle dursun hafif tabirle devam etmesine de zemin hazırlıyor. Aile içi şiddetin bir kısmı maalesef Diyanet’in görevini ihmal etmesinden kaynaklanıyor. Çok işimiz var, Diyanet düzelirse Türkiye’nin birçok problemi düzelir.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

     

    İLGİLİ HABERLER

    ‘Diyanetin varlığını sorgulamayan her laiklik tartışması yanlıştır; Diyanet vergilerle finanse edilmemeli’
    ‘Bir fetih ideolojisi geliştiren Diyanet kurumu ile karşı karşıyayız’-VİDEO
    ‘Diyanet artık bir devlet kurumu olmaktan çok tarikatların merkezi haline gelmiş durumda’-VİDEO
    ‘Türkiye’de dini radikal olarak politikanın dışına çıkarmak gerekiyor’-VİDEO
    ‘Fetihçi iktidarın, böyle bir din ulemasına ihtiyacı vardı, Diyaneti bu amaçla kullanıyor’-VİDEO
    ‘Diyanet İşleri Başkanlığı misyonerlik görevi yapıyor; büyük bir holding durumunda’-VİDEO
    ‘Diyanet, artık yargının da üzerinde bir güç’-VİDEO

  • Diyanet’in devasa bütçesine‘ tepki: Alevilerin her kuruşu Diyanet’e zehir zıkkım olsun -VİDEO

    Diyanet’in devasa bütçesine‘ tepki: Alevilerin her kuruşu Diyanet’e zehir zıkkım olsun -VİDEO

    PİRHA – Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ilk 6 ayda yaptığı harcamaların geçen yıla göre devasa artışı hakkında konuşan Pir Sultan Abdal Kültür DerneğiGenel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya “Siyasal iktidarı besleyen bir kurum olduğu için bu kadar harcamalarına göz yumuluyor. O harcamalardaki Alevilerin her kuruşu onlara zehir zıkkım olsun” dedi. Baba Mansur Ocağı Evladı Haşim Kızılveren ise iktidarın kul hakkına girdiğini ve Alevilikten referans alması gerektiğini ifade etti.

    Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın yayımladığı “Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri ve Beklentiler Raporu”na göre, Cumhurbaşkanlığı’nın 6 aylık harcaması geçen yıla oranla yüzde 177 artarak, 2,1 milyar TL’den 6,1 milyar TL’ye çıktı. Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri içerisinde ise Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile AFAD dışındaki tüm kurumların harcamaları yükseldi.

    Bütçenin tümü üzerindeki harcamalarda da geçen yıla göre, yüzde 93,7 oranında artış var. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın harcamasındaki artış yüzde 137,3 oldu. Diyanet’in 6 aylık harcaması 19,6 milyar TL’den 46,7 milyar TL’ye çıktı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya ve Baba Mansur Ocağı Evladı Haşim Kızılveren, Diyanet’in ilk 6 ayda yapmış olduğu harcamaları PİRHA’ya değerlendirdiler.

    “DİYANET’İN KAPATILMASI GEREKTİĞİNİ SÖYLEDİK”

    Özellikle Alevi katliamlarında katleden zihniyetin camiden çıkıp tekmil getirerek katliam yaptıklarını söyleyen İbrahim Karakaya, “Sivas’ta öyleydi. Maraş’ta da yaşamını yitiren birinin cenazesi camiden kaldırılırken orada katliam başlatıldı. Fetullah Gülen, Cemalettin Kaplan Diyanet’in personeliydi. Bu devletin varlıklarını yok etmeye çalışanlar Diyanet’ten beslenen insanlardı. Dolayısıyla bu kurumun kendisi zaten tartışmalı bir kurum haline gelmişti” dedi.

    Karakaya, Alevilerin, Diyanet İşleri Başkanlığı ve zorunlu din derslerinin kaldırılması için kampanya yürüttüklerine de değinerek şunları ifade etti:

    “17 Nisan 1997’de TBMM’ne Diyanet’in kaldırılması ve kapatılmasıyla ilgili rapor sunduk aynı zamanda mahkemeye de dava açmıştık. O günden bugüne de bütün açıklamalarımızda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın mutlaka kapatılması gerektiğini söyledik. Bu eşitlik ilkesine, sosyal devlet olma ilkesine, laik devlet olma ilkesine, demokratik bir devlet olma ilkesine aykırı bir kurum. Bunu sürekli söyledik.”

    “SİYASAL İKTİDARI BESLEYEN BİR KURUM”

    Devletin dinden tamamen elini çekmesi, hiçbir inancı finanse etmemesi gerektiğini de kaydeden Karakaya, “Dolayısıyla Diyanet ve inanç kısmına ayrılan bütçelerin, eğitim, sağlık, sosyal haklar gibi insanların yaşamını daha refah bir seviyeye getirebilmesi için kullanılması gerekir. Diyanet İşleri Başkanlığı siyasal iktidarı besleyen bir kurum olduğu için bu kadar harcamalarına göz yumuluyor. Düşünün en ufak şeyde Diyanet İşleri Başkanlığı, elinde kılıç minbere çıkıyor Ayasofya’ya. Ayasofya, kilisedir. Siz bir inancın mabetini işgal edip camiye dönüştürmüşsünüz ve oraya da kılıçla çıkıyorsunuz. Bir din adamının kılıçla oraya çıkması asla kabul edilebilir bir şey değil” diye konuştu.

    “HER KURUŞUMUZ ZEHİR ZIKKIM OLSUN”

    Sünni kesimin de Diyanet’in varlığına karşı çıkması gerektiğini söyleyen Karakaya, şöyle devam etti:

    “Bizler bugüne kadar ‘rızamız olmadan bizim adımıza topladığınız her kuruş haramdır sizlere’ dedik. Ve helal etmiyoruz. Dolayısıyla o harcamalardaki Alevilerin her kuruşu onlara zehir zıkkım olsun. Buna özellikle Sünni kesimlerdeki canlarımızın da karşı gelmesi lazım. Kendi çocukları için daha iyi bir ülke yaratmak varken böyle ucube kurumların beslenmesi, din adına gericiliğin finanse edilmesi onların da geleceğini karartan bir durumdur. Sadece biz Alevilere özgü değildir. Onların bizden daha çok karşı gelmesi gerekir diye düşünüyorum.”

    KIZILVEREN: ALEVİLİKTEN REFERANS ALSINLAR

    Baba Mansur Ocağı evladı Haşim Kızılveren de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2024 yılının ilk 6 aydaki harcamalarına dair kul hakkına girdiklerini ifade ederek şunları konuştu:

    “Eğer bir ülkede adalet yoksa ve israf yapılıyorsa kul hakkına girilmiş oluyor. Kul hakkına girmemeleri için buradan iktidarı, bizi yönetenleri uyarıyoruz. Yarın bu kul hakkıyla Hakk’ın yoluna gitmeyin. Hiçbir şey bilmiyorlarsa Alevilikten referans alsınlar. Alevilik inancını biraz izlesinler. Aleviliğin içerisinde, Ocak sistemi içerisinde kul hakkı yemeden kendi süreğini sürdüren Alevileri izlerlerse en azından israftan kaçınmış olurlar.

    “BUNLAR MUHAMMED’İN ÜMMETİ DEĞİL”

    O kadar büyük paraları da bu ülkenin ihtiyacı olan fabrikalarına, yetimine, fakirine, yoksuluna, emeklisine, darda olup evine ekmek götüremeyenine harcasınlar. Hem Hz. Peygamber’den şefaat bekleyeceksin hem de Hz. Peygamberin ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ sözüne uymayacaksın. Demek ki bunlar Muhammed’in ümmeti değil Hz. Muhammed’i de sadece sözlük olarak kullanıyorlar. Bundan biran önce vazgeçmeleri gerekir.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Kordu: 2024 bütçesi çiftçinin değil tarım tüccarları ve baronların bütçesidir -VİDEO

    Kordu: 2024 bütçesi çiftçinin değil tarım tüccarları ve baronların bütçesidir -VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, TBMM’de 2024 bütçesinden tarıma ayrılan paya dair konuştu. Borç içinde olan çiftçiye hiçbir vaat sunmayan iktidarın tarımı bitirme noktasına getirdiğini vurguladı. Kordu, “Bu bütçe çiftçinin değil, ithalat politikasıyla zenginleştirdiği tarım tüccarları ve baronların bütçesidir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) 2024 bütçesinden tarıma ayrılan paya dair konuştu.

    “ÇİFTÇİLERİN BORÇLARI HAZİNE TARAFINDAN KARŞILANMALIDIR”

    Öncelikle kırsalda, köylerde tarımsal üretim ve hayvancılık yapan çiftçilerin borçlarının hazine tarafından karşılanması, ikinci olarak ise çiftçinin ihtiyacına göre desteklenmesi politikasının yeniden düzenlenmesi gerektiğini belirten Kordu, “2006 yılında çıkardığınız tarım kanunu gereğince kısmen iyileştirme yapsaydınız bile çiftçinin küçük de olsa nefes alması mümkünken, çıkardığınız iyileştirme kanununu bile kağıt üzerinde bırakıp çiftçiyi kandırdınız. AKP tarafından çıkarılan tarım kanununun 20-21. maddesine göre milli gelirin yüzde 1’inden az olamaz denmesine rağmen ancak her ne hikmetse çiftçiye yapılan doğrudan destekleme hiçbir zaman 0,6’yı geçmedi” dedi.

    “ÇİFTÇİNİN YAŞ ORTALAMASI 58”

    Bu şekilde 17 senede, o günkü kurlarla çiftçinin devletten 810 milyarın üzerinde alacağı biriktiğini hatırlatan Kordu, “Tarımsal üretimde yaşanan yapısal sorunlardan birisi de genç nüfusun her geçen gün azalmasıdır. Çiftçilerin yaş ortalamasının 58-60 arasında olması tarımın geldiği riskli noktayı ciddi anlamda göstermektedir” dedi.

    85-90 milyonluk bir ülkede tarımda çalışanların yaş ortalamasının 58 olmasının tarımın geleceğine dair konuşmayı neredeyse imkansız kıldığını ifade eden Ayten Kordu, şöyle devam etti:

    “AKP’nin uyguladığı bu tarım politikasından kaynaklı artan maliyetler ve borçlar nedeniyle çiftçiler, artık üretmekten vazgeçiyorlar. Çünkü çiftçinin ürettiği üründen kendisi değil bu iktidarın yani AKP’nin yandaş tüccarları kazanmaktadır. 2024 bütçesindeki çiftçinin payına düşen miktara bakıp şunu net söylemek gerekir. Bu bütçe çiftçiden yana bir bütçe değildir. İthalat politikasıyla zenginleştirdiği tarım tüccarları ve baronlarına göre düzenlenen bir bütçedir.”

    PİRHA/DERSİM

  • KESK Mersin Şubeler Platformu: Emekten yana bir bütçe istiyoruz- VİDEO

    KESK Mersin Şubeler Platformu: Emekten yana bir bütçe istiyoruz- VİDEO

    PİRHA- KESK Mersin Şubeler Platformu, bütçe görüşmelerinde taleplerinin dikkate alınmasını isteyerek, emekten ve halktan yana bir bütçe istediklerini vurguladı.

    KESK Mersin Şubeler Platformu, 11 Aralık’ta TBMM Genel Kurulu’na getirilecek olan bütçe teklifine ilişkin Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı. “Halktan yana, demokratik halk bütçesi istiyoruz!” şiarıyla yapılan açıklamaya sivil toplum örgütü temsilcileri, siyasi parti temsilcisileri ve çok sayıda emekçi katıldı.

    “BÜTÇE GÖRÜŞMELERİ HALKTAN GİZLİ YAPILIYOR”

    Açıklamayı KESK Mersin Şubeler Platformu adına Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül yaptı. Yaklaşık bir aydır TBMM’de 2024 yılı bütçesinin kapalı kapılar ardından, halktan gizli görüşüldüğünü söyleyen Sümbül, emekçilerin hakkına sahip çıkmasının istenmediğine vurgu yaptı.

    Sümbül, iktidarın daha önceki dönemlerde “Türkiye dünyada ilk 10 ekonomi arasına girecek” sözlerine karşılık Türkiye halklarının, her geçen gün yoksullaştığını ve güvencesiz hale geldiğini belirterek, “Yeni ekonomi modeli adı altında başlatılan yeni saldırı dalgası işe elimizde kalan son haklarımıza da göz koyuyorlar” dedi.

    KESK olarak emekçilerin taleplerini sıralayan Sümbül, iktidarın kendi eliyle yarattığı ve faturasını halka yıkmak istediği bu bütçeyi kabul etmeyeceklerinin altını çizdi.

    “BÜTÇE HAKKIMIZIN ÖNÜNDEKİ ENGELLER KALDIRILSIN”

    Halktan, emekten yana bir bütçe istediklerini belirten Sümbül, taleplerini şöyle sıraladı:

    “*Öncelikle bütçe hakkımızın önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz.

    *Vergide adalet istiyoruz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını, belli bir servet düzeyinin üzerindeki zenginlerden servet vergisi alınmasını istiyoruz.

    *Kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, tasfiyesine, özelleştirme soygununa son verilmesini istiyoruz.

    *Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını istiyoruz.

    *Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesini istiyoruz.

    *Başta depremzedeler ve öğrenciler olmak üzere tüm dar gelirlilere kamusal, güvenli ve sağlıklı barınma olanaklarının sağlanmasını istiyoruz.

    *Eğitimin her kademesindeki çocuklarımız için 1 öğün ücretsiz, sağlıklı yemek istiyoruz.

    *Emeğe kölelik dayatan politika ve uygulamalara son verilmesini istiyoruz.

    *İnsanca yaşamaya yetecek, yoksulluk sınırı üzerinde bir ücret istiyoruz.

    *Bütçeden engellilere yönelik kamu hizmetlerinin geliştirilmesi için ayrılan payın arttırılmasını, kamuda engelli istihdamının arttırılmasını istiyoruz.

    *Yoksulluğu önleyici, dar gelirlileri koruyucu tedbirlerin hayata geçirilmesi için Temel Gelir Güvencesi istiyoruz.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Diyanet’in 2022 yılındaki harcamaları 23 milyar 552 milyon lira

    Diyanet’in 2022 yılındaki harcamaları 23 milyar 552 milyon lira

    PİRHA-Diyanet’in 2022 senesine dair yayımlanan faaliyet raporuna göre, başlangıç ödeneği olan 16.1 milyar lira yıl içerisinde 23.3 milyar liraya çıktı. Kurumun başlangıç ödeneği ile yıl sonu harcaması arasındaki fark yüzde 46.8’e ulaştı.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2022 yılına ilişkin faaliyet raporuna göre, personele yönelik yapılan harcırah/yolluk gideri yüzde 104 arttı. Vakıf ve derneklere, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar adı altında yapılan transfer tutarı da 2022’de 127 milyon 936 bin liraya çıktı. Başlangıç ödeneği 16,1 milyar lira olan Diyanet, tutarı yıl içinde yapılan eklemelerle 23,3 milyar liraya çıkardı. Yıl sonu gerçekleşen harcama ise 23 milyar 552 milyon liraya çıktı.

    Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan habere göre Diyanet’in en büyük harcama kalemini ise personel giderleri oluşturdu. Başkanlığın giderler kalemindeki harcamaları da dikkat çekti. Personele yönelik yapılan harcırah/yolluk gideri 2022’de 157 milyon 709 bin lira oldu. Bu tutar 2021’de 77 milyon liraydı. Böylece yolluk harcaması da yüzde 104 arttı.

    VAKIF VE DERNEKLERE AKTARILAN PARA 127 MİLYON 936 BİN LİRAYA ÇIKTI

    2021’de 959 bin lira olan temsil ve tanıtma giderleri de 2022 yılında katlandı ve 1 milyon 696 bin liraya çıktı. Vakıf ve derneklere, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar adı altında yapılan transfer tutarı da 2022’de arttı ve 127 milyon 936 bin liraya çıktı. Raporda, eğitimcilerin “okulöncesi eğitimin yerine geçirilmek istendiği” gerekçesiyle eleştirdiği, Diyanet’in de “okul öncesi, bir nevi kreş” tanımlamasını yaptığı 4-6 yaş grubu Kuran kurslarına ilişkin bilgilere de yer verildi. Buna göre 2021-2022 döneminde toplam 168 bin 439 öğrenci bu kurslara gitti. Bu sayı 2021’de 105 bin 369 olmuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Diyanet için ayrılan bütçe 114 üniversiteyi geride bıraktı

    Diyanet için ayrılan bütçe 114 üniversiteyi geride bıraktı

    PİRHA-Diyanet’e, 2023 yılı için Türkiye’deki 127 üniversitenin 114’ünden daha fazla eğitim yatırımı ödeneği ayrıldı. “Mesleki ve Teknik Eğitim” kalemine yönelik eğitim yatırımları için Diyanet’e ayrılan ödenek tutarı 112 milyon 300 bin TL. 

    Her dönem büyüyen devasa bütçesi ile tartışma konusu olan Diyanet İşleri Başkanlığı, 2023 yılı için öngörülen eğitim yatırımları ödeneği ile üniversitelerin yüzde 90’ını geride bıraktı. BirGün Gazetesi’nde yer alan habere göre başkanlığın ödeneğini solladığı 114 üniversite arasında Anadolu ve Ege gibi köklü üniversiteler de yer alıyor.

    2023 yılına yönelik eğitim sektörü yatırımlarının kuruluşlara göre dağılımı belli oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı’na, “Mesleki ve Teknik Eğitim” kalemine yönelik eğitim yatırımları için 112 milyon 300 bin TL’lik yatırım ödeneği verildi. Başkanlığın toplam 112,3 milyon TL’lik eğitim yatırımları ödeneğinin 67,3 milyon TL’sinin devam eden projeler, 45 milyon TL’sinin ise yeni projeler için kullanılacağı bildirildi.

    YÜZLERCE ÜNİVERSİTE GERİDE KALDI

    Diyanet’e 112,3 milyon TL olarak öngörülen eğitim yatırımları ödeneklerinden Türkiye’nin en iyi üniversiteleri arasında yer alan Çukurova Üniversitesi’ne ayrılan pay 90 milyon TL, On Dokuz Mayıs Üniversitesi’ne ayrılan pay ise 65 milyon TL olarak kaydedildi. Diyanet’in eğitim yatırımı ödeneği ile geride bıraktığı üniversitelerden Anadolu Üniversitesi’ne öngörülen yatırım ödeneği 75 milyon TL, Ege Üniversitesi’ne öngörülen yatırım ödeneği 95 milyon TL, Kocaeli Üniversitesi’ne öngörülen yatırım ödeneği ise 45 milyon TL ile ifade edildi.

    DİYANET’İ GEÇEBİLENLER

    Yatırım ödeneği itibarıyla Diyanet’i geçebilen bazı üniversiteler ve ödenekleri ise şöyle sıralandı: Ankara Üniversitesi (151,5 milyon TL), Boğaziçi Üniversitesi 150 milyon TL, Hacettepe Üniversitesi (181 milyon TL), İstanbul Teknik Üniversitesi (175 milyon TL), İstanbul Üniversitesi (190 milyon TL).

    (HABER MERKEZİ)

  • Anayasa Mahkemesi, Erdoğan’a verilen bütçe yetkisini iptal etti

    Anayasa Mahkemesi, Erdoğan’a verilen bütçe yetkisini iptal etti

    Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a anayasaya aykırı şekilde verilen bütçe yetkisini iptal etti.

    Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanının 2021 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununda yer alan genel bütçe gelir tahmini üzerinde gerçekleşen gelir kadar, genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerine ödenek ekleme yetkisi veren maddeyi iptal etti.

    AYM’ye başvuran CHP Grup Başkanvekilleri Engin Özkoç, Özgür Özel ve Engin Altay ile birlikte 131 milletvekili, Erdoğan’a verilen söz konusu yetkinin iptalini ve yürütmenin durdurulmasını talep etmişti.

    Yetkinin; 22/12/2021 tarihli ve 7349 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesiyle 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na eklenen geçici 23. maddenin birinci cümlesinin Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 2., 6., 7., 87.. 123. ve 161. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptali istenmişti.

    AYM’nin kararı şöyle oldu:

    “22/12/2021 tarihli ve 7349 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. maddesiyle 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na eklenen geçici 23. maddenin;

    A. Birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

    B. İkinci cümlesinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,

    13/10/2022 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.”

    (HABER MERKEZİ)

  • 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, Meclis’ten geçti

    2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, Meclis’ten geçti

    PİRHA- 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi, Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. 

    Meclis Genel Kurulu’nda 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi, yapılan oylamayla kabul edildi. Bütçe maratonunun son gününde partiler adına yapılan konuşmaların ardından yapılan oylamada, 2023 bütçesi ve 2021 bütçesi kesin hesabı 325 kabul, 201 ret oyuyla kabul edildi.

    2022 ile 2023 yılı bütçe kalemleri karşılaştırmasında 1 trilyon 470 milyar lira olan vergi gelirleri, yüzde 225 artışa 3 trilyon 200 milyar lira; 330 milyar lira olan faiz ödemeleri, yüzde 72 artışla 565 milyar lira; 240 milyar lira olan savunma ve güvenlik harcamaları yüzde 98 artışla 470 milyar lira; 214,8 milyar lira olan mal ve hizmet harcamaları yüzde 49 artışla 319 milyar lira; 278 milyar lira olan bütçe açığı yüzde 137 artışla 660 milyar lira; 1 trilyon 78 milyar lira olan cari transferler yüzde 56 artışla 1 trilyon 682 milyar lira olarak gerçekleşti.

    2022 yılı için öngörülen bütçe geliri 1 trilyon 472 milyar lira iken, 2023 yılı bütçe geliri beklentisi 3 trilyon 810 milyar lira olarak gerçekleşti.

    PİRHA/ANKARA

  • KESK’ten TÜİK’e çağrı: Gerçek enflasyon rakamlarını açıkla-VİDEO

    KESK’ten TÜİK’e çağrı: Gerçek enflasyon rakamlarını açıkla-VİDEO

    PİRHA- KESK Malatya Şubeler Platformu adına yapılan açıklamada, TÜİK’in gerçek enflasyon rakamlarını açıklaması çağrısında bulunulurken, “Bizlere 19. Yüzyıl kölelik koşullarını, yoksulluğu sefaleti dayatanlara karşı emeğin birleşik mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz” denildi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), birçok kentte yaptığı eylemlerle Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) gerçeği yansıtmayan enflasyon oranlarına vurgu yaparak, kamu emekçilerinin maaşlarına zam yapılmasını istedi.

    KESK Malatya Şubeler Platformu da, Eğitim-Sen Malatya Şubesi’nde basın açıklaması düzenledi. Yapılan açıklamada, “Gittikçe ağırlaşan koşullarda sadece 6 milyon kamu emekçisi ve emeklisi olarak bizler değil, adeta tüm ülke “Geçinemiyoruz!” diye feryat ediyor” ifadelerine yer verildi.

    İktidarın ısrarla sürdürdüğü yanlış ekonomi politikalarının sorumluluğunu almadığına dikkat çekilen açıklamada, “Bizi “batırırsınız ha” diye korkuttukları gemi yıllardır bizim emeğimizle, alın terimizle, yol alıyor. Ancak onlar bu düzen hep böyle devam etsin istiyorlar. %1’lik asalak takım geminin lüks kameralarında keyif sürsün, %99 olarak bizim payımıza hep kazan dairesi düşsün istiyorlar” denildi.

    “KÖLELİK KOŞULLARINI DAYATANLARA KARŞI EMEĞİN BİRLEŞİK MÜCADELESİNİ YÜKSELTELİM”

    Emekçilerin, sendikaların, halkın bütçeye katılma hakkı önündeki engeller kaldırılması çağrısının yapıldığı açıklamada, şunlara yer verildi:

    “2023 bütçesi hazırlıklarına başlanacak olan önümüzdeki Ekim ayında toplu sözleşme masası kurulmalıdır. En düşük kamu emekçisinin geliri maaşında ve eş yardımı, çocuk yardımı, kira yardımı, ulaşım yardımı gibi sosyal ödemelerde yapılacak artışlarla yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmalıdır.

    KESK olarak buradan bir kez daha başta kamu emekçileri olmak üzere tüm emekçileri, işçileri, asgari ücretlileri “İnsanca Bir Yaşam, İnsanca Yaşamaya Yetecek Bir Ücret” için bir araya gelmeye,

    Bizlere 19. Yüzyıl kölelik koşullarını, yoksulluğu sefaleti dayatanlara karşı emeğin birleşik mücadelesini yükseltmeye çağırıyoruz.”

    Mehmet YALMAN/MALATYA