Etiket: Çanakkale

  • JMO Kaz Dağları projesinin kaynak sularına olumsuz etkilerini açıkladı

    JMO Kaz Dağları projesinin kaynak sularına olumsuz etkilerini açıkladı

    JMO, Kaz Dağlarında yapılmak istenilen altın madeninin yeraltı ve kaynak suları üzerine etkilerini değerlendirdi.

    TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) yazılı açıklama yaparak, Kaz Dağlarında yapılmak istenilen altın madenciliği kapsamında Alamos Gold/ Doğu Biga Madencilik Şirketi tarafından hazırlatılan Kirazlı Altın ve Gümüş Madeni Kapasite Artışı ve Zenginleştirme Projesi Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu’nun yeraltı ve kaynak suları üzerine etkilerini değerlendirdi.

    Açıklamada, hidrojeolojik açıdan yapılan bu değerlendirme sonucunda madencilik sahasının, içme suyu amaçlı olarak da kullanılan Atikhisar Barajı’nın su toplama alanı içerisinde yer aldığına dikkat çekildi. Yeraltı sularının yüzey sularını beslemekte ve dolayısıyla birbiri ile etkileşim halinde bulunduğu ifade edilen açıklamada, “Maden çalışmaları sonrasında oluşacak kimyasal sızıntılar ve asit kaya drenajı oluşumu bölgedeki birimlerin sahip olduğu süreksizlikler (kırık, çatlak) aracılığıyla yeraltı suyundan yüzey sularına karışacak ve bu durumda yeraltı sularında meydana gelebilecek herhangi bir miktar ve kalite açısından bozulma yüzey sularında da gözlemlenecektir. Bu da, yeraltı suyunun beslediği, etkileşimde olduğu akarsular vasıtasıyla içme suyu amaçlı olarak da kullanılan Atikhisar Barajı’nı kaçınılmaz olarak olumsuz etkileyecektir” denildi.

    “KAYNAK SUYU AĞIR METAL İÇERİYOR”

    Proje alanı civarındaki içme ve kullanma suyu amaçlı olarak kullanılan çeşme ve kaynakların hidro-jeokimyasal analiz sonuçlarına göre ağır metal içeriyor olmasının içme suyu standartlarına göre çelişkili olduğu belirten açıklamada, laboratuvar analizlerinin yeniden yapılması ve sonuç doğru ise çözüm üretilmesi gerektiği ifade edildi. Açıklamada, “Nihai ÇED Raporunda depolama alanlarında oluşacak herhangi bir sızıntıya karşı gerekli önlemlerin alınacağı ve proje alanı çevresinin drenaj, kuşaklama kanalları ile çevreleneceği belirtilse de doğrudan alana düşen yağışın yeraltı suyuna süzülmesine karşı bir önlem bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra doğrudan alana düşen yağış, modelleme çalışmalarında dikkate alınmamıştır. Dolayısıyla madenin işletilmesi veya terk edilmesinden sonra depolama alanlarına direkt düşen yağışın süzülmesiyle yeraltı suyunun kirlenmesi söz konusudur” denildi.

    “HALKI VE DOĞAL YAŞAMI OLUMSUZ ETKİLEYEN PROJEDEN VAZGEÇİN”

    Raporda yer alan yeraltı suyu akım modellemesinin değerlendirildiği açıklamada, modelleme kalibrasyonunun kurak sezonda ölçüldüğü bunun doğru sonuçları yansıtmayacağı, modelin yağışlı dönemler referans alınarak yapılması gerektiği ifade edildi. ÇED yönetmeliğinde yapılan değişikliğe de değinilen açıklamada, “Devletin asli görevleri arasında olan izleme ve denetim sisteminin özelleştirilmesi, siyanür liçi gibi çevre ve insan sağlığı üzerinde son derece etkili olan projelerde, ücreti proje sahibi tarafından ödenen kapasite ve yetkinliği belli olmayan kuruluşlar tarafından izleme ve denetimin gerçekleştirilmesi, ÇED raporu kapsamında taahhüt edilen koruma önlemlerinin alınıp anılmayacağına ilişkin derin kuşkuların oluşmasına neden olmaktadır. Kirazlı sahasında da taahhüt edilen önlemlerin alınmasının da kuşkulu olacağı açıktır. Kirazlı Altın ve Gümüş Madeni işletmesinin, yeraltı suyu ile yeraltı suyundan beslenen yüzey ve kaynak suları üzerinde halkı ve yaşam çevresini de etkileyecek şekilde olumsuz etkileri olacağı açıkça görülmektedir. Bu nedenle yöredeki halkın ve doğal yaşam koşullarını olumsuz ve geri dönülmez bir şekilde etkileyen bu projeden derhal vazgeçilmelidir” denildi.

    Kaynak: Evrensel

  • Yaşam savunucularından Kaz Dağları için 12 Ekim’de miting

    Yaşam savunucularından Kaz Dağları için 12 Ekim’de miting

    PİRHA- Ege, Marmara Çevre Belediyeler Birliği ile Su ve Vicdan Nöbeti Bileşenleri, Kaz Dağları’ndaki altın madeni şirketinin ruhsatının yenilenmemesi için 12 Ekim’de Çanakkale’de bir miting yapacak. Mitinge katılım çağrısı yapıldı. 

    Uluslararası altın tekeli Kanadalı Alamos Gold ve onun yerli taşeronu Doğu Biga Madencilik tarafından Kaz Dağları Kirazlı-Balaban mevkiinde yürütülen maden faaliyeti ve doğa katliamına karşı direniş sürüyor.

    70 günü aşkın bir zamandır yaşam savunucuları tarafından devam ettirilen Su ve Vicdan Nöbeti, toplumun her kesiminden büyük destek görürken Çanakkale’nin ve Kaz Dağları’nın çığlığı hem Türkiye hem de uluslararası kamuoyunda yankı buldu.

    Şirketin 10 yıllık maden ruhsatının süresi 13 Ekim’de doluyor. Kanadalı Alamos Gold’a ait maden ruhsatının ilgili bakanlık tarafından yenilenmemesi için Ege, Marmara Çevre Belediyeler Birliği ile Su ve Vicdan Nöbeti Bileşenleri tarafından 12 Ekim’de “Su ve Vicdan Mitingi” düzenlenecek.

    Tertip komitesi 12 Ekim Cumartesi günü saat 14.00’te Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenecek mitinge tüm Türkiye’yi davet etti. Çeşitli kurum ve kişilerin mitinge ilişkin açıklamaları ve çağrıları şöyle:

    ÇANAKKALE BELEDİYE BAŞKANINDAN ÇAĞRI

    Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan: Tüm hemşehrilerimizi o mitinge katılmaya davet ediyorum. Çanakkale yöresinde yetişen, domatesinden zeytine, Ezine peynirinden kapya biberine kadar marka ürünler var. Kaz Dağı’nın elması, nektarini, Bayramiç beyazı… Bu ürünlerin ayırt edici özellikleri çok önemli. Üretimin yapıldığı bölge, gerek bitki örtüsü, gerekse iklim olarak Kaz Dağları’ndan etkilenmektedir. Kaz Dağları bölgeye bol yağış ile birlikte, zengin bir bitki örtüsü ve bol oksijen sağlamaktadır. Biz ormanları kesiyoruz oksijen gidiyor. Suları kirletiyoruz su da gidiyor. Ezine peyniri gidiyor. Bu ürünler varsa bunlar Kaz Dağları ekosisteminden yaratılan ürünlerdir.

    “BIÇAK KEMİĞE DAYANDI”

    Su ve Vicdan Nöbeti Koordinasyon Kurulu: 26 Temmuz’da başladığımız Su ve Vicdan Nöbetimiz devam ediyor. Kaz Dağları’nda devam eden çevre mücadelesinde bıçak kemiğe dayanmıştır. Artık yeter diyoruz! 26 milyon ton cevherin işleneceği, 11 bin ton siyanür kullanılacağı, hiçbir arıtma tesisinin olmayacağı, 6-7 yıllık işletme ömrü sonunda tüm kirliliği ile sahayı terk edip gidecek bir işletmeye razı olmamız isteniyor. Yıllardır söylediğimiz gibi bugün de söylemeye devam ediyoruz, su yaşam içindir ve hayat vermek için var olmuştur. Su fakirliği sınırında yaşayan bir ülke olarak yaşam adına değerli olan sudan bir hiç uğruna vazgeçecek değiliz. Su ve hava kirliliği sınır tanımaz, bugün değilse ne zaman, sen değilse kim koruyacak gelecekten ödünç aldığımız mirasımızı.

    “KAZ DAĞLARININ ÜSTÜ ‘ALTIN’DAN DEĞERLİDİR”

    Ekoloji Birliği: Çanakkale ve Balıkesir’in dağları, ovaları, köyleri tehdit altında. Toprağımız ve suyumuz zehirleniyor. İktidarın maden yasası, çevre yasası ve diğer yasalarda yaptığı düzenlemeler ile sit alanları, meralar, ormanlar, dereler kapitalist şirketler için yeni pazarlar haline getirildi. Çanakkale ve Balıkesirliler havasına, suyuna toprağına sahip çıkmak için seslerini yükseltti ve ‘Su ve Vicdan Nöbeti’ne başladı. Ülkemizin her yanından gelen ziyaretler ve destekler ile güçleniyor. 12 Ekim’de yapılacak Çanakkale mitingi, 26 Ekim’de Ankara’da yapacağımız ekoloji mitingi için de önemli bir sinerji yaratacaktır. Kaz Dağları’nın üstü ‘altın’dan değerlidir!

    “DAĞLARIMIZDA, OVALARIMIZDA KATLİAMA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği: Kirazlı Altın Madeni Projesi’nin 13 Ekim’de dolacak olan işletme ruhsatının süresi uzatılmasın! Kaz Dağları ve yöresindeki tüm altın madeni projeleri iptal edilsin! Alamos Gold’un Ağı Dağı ve Çamyurt’ta başka projeleri de var. Alamos dışında daha onlarca proje sırada bekliyor. Dağlarımızda, ovalarımızda bu katliama izin vermeyeceğiz. Çanakkalelilerin içme suyunun kirlenmesine izin vermeyeceğiz! Tüm ekoloji örgütlerini, emek ve demokrasi güçlerini, tüm halkımızı Çanakkale mitingine katılmaya davet ediyoruz.   (HABER MERKEZİ)

  • ‘Hasankeyf ve Munzur’a sessiz kalmak ihanettir’-VİDEO

    ‘Hasankeyf ve Munzur’a sessiz kalmak ihanettir’-VİDEO

    PİRHA- Çanakkale’de Kirazlı Köyü Balaban Mevkiinde altın madeni projesi kapsamında yapılan ağaç katliamına yönelik başlatılan Su ve Vicdan Nöbeti’ne katılan Tiyatrocu Ali Yıldırım, ülkenin farklı bölgelerinde doğaya ciddi anlamda saldırıların olduğunu vurguladı.  Yıldırım, “Her kim ki ben çağımdan ve su içtiğim toprağımdan yanayım diyor ise Çanakkale’deki Hasankeyf ve Munzur’daki insanlarla dayanışma içerisinde olması gerekiyor” diye konuştu. 

    Haberin Videosu

    Çanakkale merkeze bağlı Kirazlı Köylü Balaban Mevkii’nde altın madeni projesi kapsamında yapılan ağaç katliamına yönelik başlatılan ‘Su ve Vicdan Nöbeti’ 19’uncu gününe girdi.

    Su ve Vicdan Nöbeti’ne katılan tiyatrocu Ali Yıldırım, Kaz Dağları, Hasankeyf ve Munzur’da yaşanan doğa katliamlarının ciddi bir saldırı olduğunu belirterek ortak mücadele çağrısı yaptı.

    “DOĞAYA CİDDİ SALDIRI VAR”

    Kaz Dağları’ndaki ağaç katliamına binlerce insanın karşı durduğunu ifade eden Yıldırım, yaşam alanlarına karşı bir saldırı olduğunu söyledi. Artvin, Hasankeyf ve Munzur’da aynı projelerin uygulanmaya çalışıldığını belirten Yıldırım, “Kaz Dağları’ndaki doğa katliamını protesto etmek, sebeplerini anlamak ve anlatmak için buradayız. İstanbul’dan bir grup arkadaş olarak geldik. Buradaki ağaç katliamını gördüm. Buraya tekrar gelme ihtiyacı hissettim. Sadece burada değil ülkenin birçok yerinde ciddi anlamda saldırılar var. Aynı şekilde Artvin’de altın çıkarıyorlar. Toprağı ve yer altı sularını zehirliyorlar. Yine Hasankeyf ve Munzur’da projeler var.  Nefes alabileceğimiz ormanlara, doğaya saldırı var. Buna karşı mutlaka mücadele etmek, bir araya gelmek lazım” dedi.

    “DERSİM’E SESSİZ KALMAK İHANETTİR”

    Ülkenin farklı bölgelerindeki doğa katliamlarına da aynı şekilde duyarlılık gösterilmesi gerektiğinin altını çizen Yıldırım, bunlar karşısında ses çıkartılmamasının samimi olmayacağına dikkat çekti. Yıldırım “Kaz Dağları’ndaki bu katliama karşı çıkarken Hasankeyf’teki o 12 bin yıllık tarih yıkımına ve insanlık tarihinin bilincinin ortadan kaldırılmasına sessiz kalmak samimi bir davranış değildir. Bilim insanları yine Munzur Dağları’ndaki suyun bir buzul olduğunu ortaya çıkardı. Dolayısıyla bu buzulun ortaya çıkartılması ile birlikte erimesi yeniden küresel ısınmanın farklı boyutları ile yüz yüze geleceğiz. Bu sadece Dersim’e değil bütün insanlığa ihanettir. Bütün bunların durdurulmasını istiyorum. Sonuna kadar da mücadele edeceğim” diye konuştu.

    “SUYU VE TOPRAĞINDAN YANA OLAN MÜCADELEYE”

    “Her kim ki ben çağımdan ve su içtiğim toprağımdan yanayım diyor ise bu mücadelenin içerisinde olması gerekiyor” diyen Yıldırım, doğa katliamlarının birbirinden bağımsız olarak ele alınamayacağını vurguladı. Yıldırım, şunları ifade etti:

    “Birey olarak burada bulunmam çok önemli. Kendisini özgür birey hisseden herkesin buraya gelip burada yaşayan halk ile dayanışma içerisinde olması gerekiyor. Çanakkale’deki insanların da Hasankeyf’teki, Munzur’daki insanlarla dayanışma içerisinde olması gerekiyor. Özgür ve çağdaş insanın yapması gereken en önemli şeylerden bir tanesi budur. Her kim ki ben çağımdan ve su içtiğim toprağımdan yanayım diyor ise bu mücadelenin içerisinde olması gerekiyor. Ben tiyatrocuyum ve dolayısıyla bunu tiyatro sanatı ile dile getiriyorum. Bu mücadeleye sanat ile katkı sunmaya çalışacağız.”

    Ahmet Bakır/Ersin Özgül
    ÇANAKKALE

  • Marmara’da peş peşe orman yangınları: Söndürme çalışmaları sürüyor

    Marmara’da peş peşe orman yangınları: Söndürme çalışmaları sürüyor

    Çanakkale’ye bağlı Biga’da, İstanbul’a bağlı Burgazada’da ve Balıkesir’de ormanlık alanlarda yangın çıktı. Üç yangında da olay yerine çok sayıda itfaiye ekibi ile yangına havadan müdahale için söndürme helikopteri sevk edildiği belirtildi.

    10 dönümlük alana yayıldığı bildirilen Burgazada’daki yangın söndürülürken, Balıkesir’in Marmara ilçesinde ormanlık alanda yangın çıktı. Bölgeye sevk edilen itfaiye ekipleri, yangına müdahaleye devam ediyor.

    Marmara ilçesindeki Mestanağa bölgesinde, ormanlık alanda saat 14.00 sıralarında yerleşim alanlarına yakın bir bölgede çıkan yangın, rüzgarın etkisiyle yayılırken, ihbar üzerine bölgeye çevre il ve ilçelerden çok sayıda itfaiye ve arasöz sevk edildi. Alevlerin yerleşim alanlarına ulaştığı öğrenildi. İki evin alevlerin arasında kalarak yandığı belirtilirken, vatandaşlar evlerini tahliye ediyor.

    Yangına müdahale eden ekipler, alevleri kontrol altına almaya çalışıyor.

    BİGA’DA DA YANGIN

    ​Biga ilçesine bağlı Sarıkaya köyü yakınlarındaki ormanlık alanda, saat 17.00 sıralarında yangın çıktı. Yükselen dumanı gören köylüler Alo 177 Yangın İhbar Hattı’nı arayarak bilgi verdi. Yangın rüzgarın etkisiyle kısa sürede büyürken bölgeye orman işçileri ve itfaiye ekibi sevk edildi. Karadan 10 arazöz, havadan ise 3 yangın söndürme helikopteri ile yangına müdahale ediliyor.

    Yangın bölgesine gelen Biga Kaymakam Mustafa Can ve Biga Belediye Başkanı AKP’li Bülent Erdoğan’da ekiplerden bilgi aldı. Yangına yakın bölgede bulunan Eybekli köyünün duman altında kalması ise köylüleri tedirgin etti

  • ‘Ağaç Kadın’ Kaz Dağları için eylemde: Kalkanım sevgi – VİDEO

    ‘Ağaç Kadın’ Kaz Dağları için eylemde: Kalkanım sevgi – VİDEO

    PİRHA- Kaz Dağları’ndaki altın arama faaliyetine karşı bir araya gelen yurttaşların bölgedeki çalışmaları takip etmek üzere maden alanına yakın bir bölgeye kurdukları çadırda farklı bir eylemci olan, ‘Ağaç Kadın’ büyük ilgi topluyor.

    Haberin Videosu

    Kaz Dağları’nda altın madeni çalışmaları nedeniyle doğanın zarar gördüğünü, bu çalışmaların bir an önce sonlandırılmasını isteyen ve kendisini ‘Ağaç Kadın’ olarak tanıtan Müge Keçecioğlu, ağaç dallarından yaptığı kıyafeti ile dikkatleri çekiyor.

    “Doğanın bütün güzelliklerini göstermek için böyle giyiniyorum” diyen Keçecioğlu farkındalık yaratmak için böyle bir eylemi seçtiğini vurguluyor. Suyun ve havanın korunarak çocuklara temiz olarak bırakılması çağrısında bulunan Keçecioğlu eylemine dair şunları vurguluyor:

    “Doğanın bütün güzelliklerini göstermek için böyle giyiniyorum. Neleri katledip, neleri yok ettiğimizi ve yok olan şeylerin be kadar güzel olduğunu göstermek için geldim. Kalkanım sevgi, doğa için sonuna kadar mücadele edeceğim. Suyumuzu, nefesimizi koruyalım. Çocuklara nefes ve su bırakalım. Siyanürü istemiyoruz çünkü içme sularımız kirleniyor. Büyük bir soykırım var. Katlediyoruz, yok ediyoruz. Sadece Kaz Dağları değil dünyanın her yerini katlediyoruz.”

    PİRHA / ÇANAKKALE

     

     

  • Küçük Ozan’dan Kaz Dağları çağrısı: Çocukları buraya çağırıyorum – VİDEO

    Küçük Ozan’dan Kaz Dağları çağrısı: Çocukları buraya çağırıyorum – VİDEO

    PİRHA – Kaz Dağları’nda başlatılan ‘Su ve Vicdan’ nöbetinin en küçükleri arasında yer alan Ozan, 2 gündür alanda eylemciler ile beraber direniyor. Kırıkkale’den gelen Ozan alanda çok eğlendiği söylüyor.

    Haberin Videosu

    Çanakkale’nin Kaz Dağları bölgesinde yer alan Kirazlı Köyü’nde Kanada firması Alamos Gold’un yerli ortağı Doğu Biga Madencilik şirketi tarafından yürütülen altın madeni projesine karşı başlatılan ‘Su ve Vicdan Nöbeti’ne destek amaçlı gelen Ozan, ağaçların kesilmesine ve derelerin kirletilmesine çok üzüldüğünü ifade ediyor.

    “AĞAÇLARIN KESİLMESİNİ ÖNLEMEK İÇİN BURADAYIM”

    PİRHA mikrofonuna konuşan Ozan şu çağrıda bulunuyor:

    “Ağaçların kesilmesini önlemek için buradayım. Arkadaşlarımla geldim oyun oynadım. Burada çok değerli dostlarım var. Arkadaşlarımın buraya geleceğinden eminim. Ağaçlar kesilir ise yangınlar çıkabilir, sular kirlenir. Ağaçların kesilmesi, yangınların çıkması ve derelerin kirlenmesi beni üzüyor. Bu ağaçların kesilmesini hiç istemiyorum. Bütün çocukları buraya çağırıyorum.”

    PİRHA / ÇANAKKALE

     

  • Güngör: Kaz Dağlarında 195 bin baş kesildi – VİDEO

    Güngör: Kaz Dağlarında 195 bin baş kesildi – VİDEO

    PİRHA – Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör, Kaz Dağlarında yürütülen maden faaliyetlerine tepki göstererek “Atalarımızın güzel bir lafı var; ‘yaş kesen baş keser’ diye. 195 Bin ağaç kesildi. Demek ki o kadar baş kesmişler.” ifadelerini kullandı.

    Kaz Dağları’nda yapılan maden çalışmalarına ülke genelinde tepkiler yükseliyor. Kanadalı maden şirketi Alamos Gold’un siyanür kullanarak faaliyetlerini sürdürmesindeki tehlikeleri Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör ile konuştuk.

    Maden faaliyetleri konusunda ülke genelinde çok sayıda yabancı şirketin çalışma yürüttüğünü söyleyen Güngör, “Şu bir gerçek; alüminyum, bakır, altın, gümüş gibi madenler çıkartılırken doğaya verdiği tahribatları da göz önüne almak lazım. Bugün birçok dünya ülkelerinde elini kolunu sallayarak bunun yapılma şansı son derece az. Ülkemizde ise 1923’ten 2003’e kadar toplam 1168 maden işletmesi için izin verilirken 2004’ten bu zamana kadar 150 bin maden arama ruhsatı çıkarılmış” dedi.

    “SİYANÜR ÖLDÜREN MADDE”

    Güngör, siyanürün çevreye ve insana olan etkileri üzerinde durarak ağaçların önemine ise şu sözlerle dikkat çekti:

    “Yer altından kıymetli bir maden çıkartıyorsun ama doğayı da takip ediyorsun. Öncelikle ağaçları kesmek zorunda kalıyorsunuz. Ağaç deyip geçmeyelim lütfen. Ağaç bizim için çok önemli bir varlık. Ağaç, doğaya saldığımız gazları yok edip oksijen veriyor. Örneğin 4 dönümlük ağaçlı bir yerde 18 insana oksijen sağlanabiliyor. Erozyonu, su taşkınlıklarını, depremi önlüyor. Söz konusu ağaçlar katledilerek orada yaşayan hayvanların göç etmesine de sebep oluyorlar. Birçok hayvanın yaşam alanlarını değiştiriyorlar. Siyanürle uygulama yapıldığı takdirde topraklarımız, suyumuz kirletiliyor. Kaz Dağlarında içme suyu dağlardan alınıyor. Siyanürle bir uygulama yaptıkları takdirde otomatikman o içme suyuna karışacaktır. Bu durum insan sağlığını direk tehdit etmek demektir. Yani kansere yol açan bir durum söz konusu. Siyanür öldüren bir maddedir ve yalnız sularımızı da kirletmiyor. Etrafta bulunan tarım alanları da bu durumdan etkileniyor.”

    KAZ DAĞLARINDAN MUNZUR SUYUNA BİRÇOK ALAN TEHLİKEDE

    Siyanürün uzun süre doğada etkisini sürdürdüğünü anlatan Özden Güngör, “Siyanür bir tür kimyasal madde olduğu için uygulama yaptığınız takdirde hemen birkaç günde etkisi başlayıp bitmez. Bir kere o toprakların belirli bir noktada biriktirilmesi lazım. Bu sebeple, bilirkişiler, çevre örgütleri isyandalar. Yani toprak organizmaları açısından büyük bir risk söz konusu. Oradan çıkacak birkaç kilo altın için bu kadar doğayı tahrip etme söz konusu olmamalıydı.

    Ne yazık ki Kaz Dağları, Salda Gölü, Munzur Dağları, Karadeniz’deki o güzelim yemyeşil doğa cennetinde birçok maden çalışması yapılıyor.” dedi.

    “150 BİN FİRMA TARAFINDAN MADEN ARANIYOR”

    Florası zengin olan bir coğrafyanın madenden çok daha kıymetli olduğuna vurgu yapan Güngör sözlerine şöyle devam etti:

    “Altını çıkartmak için mecburen siyanür kullanmak zorundalar. çünkü altın toprakla karışıyor. Küçük zerrecikler halinde oluyor ve onu siyanürle muameleye tabi tuttuğunuzda altın belli bir yerde biriktirilip kalıplar haline getiriliyor. Yani siyanür olmadan altın aramak mümkün değildir.

    Örneğin bir ev almaya kalksanız, etrafı yeşil, ağaçlar arasındaki bir evi mi yoksa kenarında hiçbir yeşil olmayan bir yeri mi tercih edersiniz? Bakın, küresel iklim değişikliği nedeniyle ağaç çok önemli bir faktör haline geldi. Ağacın olduğu yerde büyük enerji tasarrufu söz konusu. Dolayısıyla Kaz Dağlarında bulunan altınlar floraya, doğaya zarar vermeden çıkartılması lazım. Örneğin ağaçların olmadığı bölgelerde… Ülkemizde Orman Kanunu çıkmasına rağmen bunun önüne geçilmiyor. Söz konusu yasa, maden çıkartılmak için tam 15 kez değiştirildi. Bugün ülkemizin en yeşil yerlerinde 150 bin firma tarafından maden aranıyor. Olacak iş değil.”

    “RESMEN KATLİAM YAPILMAKTA”
    Kaz Dağlarında kesilen ağaçların oranına da dikkat çeken Güngör, “Bakanlığın ifadesine göre 13-14 bin ağaç kesildiği söyleniyor fakat drone ile alınan görüntüler sonucunda 195 bin ağacın kesildiği bilgisi var. Yazık. Bu resmen bir katliamdır.” dedi.

    “MADEN ÇIKARTTIKTAN SONRA ESKİ HALİNE GETİRİLEN ORMAN YOK”
    Maden çalışması yürüten Kanadalı şirketin faaliyetleri sonrasında bölgeye ağaç dikimi konusunda verdiği vaatlere de değinen Güngör, önceki ekolojik yapıya tekrar dönmenin mümkün olmadığını söyledi. Özden Güngör sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Toprak dediğimiz bir tür canlıdır. Şu an o topraklar içerisindeki mikroorganizmalar ile beraber öldürüyor. Ölen bir insanı tekrar diriltmek söz konusu değil. Dolayısıyla yeniden ağaç dikip tekrar eski haline getireceğiz sözleri havada kalıyor. Türkiye’de yapılan maden çalışmaları sonrasında eski haline getirilen bir tane dahi örnek gösteremezler. Örneğin Hasankeyf’te altın çıkarıldı fakat Hasankeyf’i eski haline getirme şansı mevcut mu? Tarihi doğal bir güzelliği olan yerimiz altın için yabancı sermayelere peşkeş çekildi.

    Türkiye halkının kalbi Kaz Dağlarında, Salda Gölünde. Örneğin Avrupa’nın en büyük ikinci parkı olduğunu söylenen Milli Botanik Bahçesi birkaç gün önce Okçuluk Federasyonuna verildi. Olacak iş değil. Botanik Bahçesi korunması lazım iken diyanete, sonrasında bir okula ardından bugün Okçuluk Federasyonu’na veriliyor. Böyle bir zihniyet söz konusu olamaz.”

    “KAZILAR SÖZ KONUSU DEPREMİ HIZLANDIRACAKTIR”

    Kaz Dağları’nın Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde olduğunu ifade eden Özden Güngör, “Eğer siz doğayı tahrip edip ağaçları yok ederseniz her şeyden önce deprem hareketlerini hızlandırırsınız” uyarısında da bulundu.

    Uzmanların bölgeye dair şiddetli bir deprem tahmini yürüttüklerini aktaran Güngör’ün uyarıları şu yönde oldu:

    “Depremin bugün yarın olacağını söylüyorlar. Maden arama olayları kesinlikle depremi daha da hızlandıracak, fay hatlarını tetikleyecektir. Büyük bir risk söz konusudur. İnsanların canı ile oynamak doğru değil. Hükümetin bir an evvel bu fikirlerden vazgeçmesi lazım. Halkımızın sağlığını, doğamızı koruması lazım. İnsanlar Temmuz ayından beri orada nöbet tutuyorlar. Bu insanlar doğa katledilmesinin diye uğraşıyorlar ama maalesef dediğimiz dedik öttürdüğümüz düdük olarak devam ediyorlar. İnanılacak gibi değil. Atalarımızın güzel bir lafı var ‘Yaş kesen baş keser’ diye. 195 Bin ağaç kesildi. Demek ki o kadar baş kesilmiş. Dolayısıyla yeşilimizi korumanız lazım. Bu yapılanlar doğru politika değil.

    Eren GÜVEN / ANKARA

      

  • Kaz Dağları’nda, ‘Su ve Vicdan’ nöbeti devam ediyor

    Kaz Dağları’nda, ‘Su ve Vicdan’ nöbeti devam ediyor

    Kaz Dağları’nı savunmak için başlatılan “Su ve Vicdan Nöbeti” sürerken Çanakkale’deki maden alanı önünde açıklama yapan Halkevleri Genel Sekreteri Özge Ozan, “Hepimizin ‘Kaz Dağlarını kim, ne kadara sattı?’ sorusunu sorması gerekir” dedi.

    Çanakkale’nin tek içme ve kullanma suyu kaynağı olan Atikhisar Havzası’nda Kanadalı şirket Alamos Gold’un yerli taşeronu olan Doğu Biga Madencilik tarafından yapılan ağaç katliamı ve siyanürlü madencilik faaliyetine karşı Kaz Dağlarını savunmak başlatılan “Su ve Vicdan Nöbeti” sürüyor.

    Çanakkale Halkevi yöneticileri ve üyeleri, dün (3 Ağustos) yaklaşık 100 çadırla bir haftayı aşkın bir süredir nöbetin sürdürüldüğü alanı ziyaret etti. Maden sahası sınırında açıklama yapan Halkevleri Genel Sekreteri Özge Ozan, Kaz Dağlarının dünyanın en önemli miraslarından birisi olduğunu hatırlatarak, “İnsanlık tarihinin efsanelerindeki ismi ile İda, bugün uluslararası ve yerel şirketler ve doğrudan Erdoğan-AKP iktidarı tarafından tehdit altında. Ormanları, su havzaları, varlıkları, bütün canlılarıyla bütün bir ekolojik sistem burada katlediliyor. Öyle bir suç işleyerek bunu yapıyorlar ki kendi hukuksal düzlemlerini dahi tanımıyorlar. Halkın itirazını tanımıyorlar” dedi.

    “TOPRAKLARIMIZI ZEHİRLEYEREK TEŞVİK ALDILAR”

    Doğrudan Erdoğan’ın kararı ile Alamos Gold şirketi ve taşeronu Doğu Biga şirketinin özel bir teşvike layık bulunduğunu belirten Ozan, “Bizim topraklarımızı, havamızı, suyumuzu zehirleyerek üstüne 865 milyonluk bir teşvik aldılar. Bu teşvik öyle bir şey ki; biz katliam sürecinde çalışan işçilerin SGK’larını kamu bütçesinden ödeyeceğiz. Yüzde 80’e varan KDV indirimleri, yatırım teşvikleri, gümrük muafiyetleri alacaklar” dedi.

    Herkesin “Kaz Dağlarını kim, ne kadara sattı?” sorusunu sorması gerektiğini belirten Ozan, “Bizler bu direnişi sürdürmeye kararlıyız. Geleceğimiz, çocuklarımız, toprağımız, ülkemiz ve bütün canlı hayat için burada direnmeye devam edeceğiz. Kaz Dağları hepimizin. Herkesi bulunduğu yerden buraya gelerek direnişe destek olmaya, gelemiyorsa neredeyse orada direnişe bir şekilde katılmaya, bu uluslararası ve yerel ağlara sahip suç şebekesi karşısında insanlığın, doğanın ve bütün canlıların hakkını savunmaya çağırıyoruz. Hep beraber direneceğiz ve direnişi kazanacağız” dedi.

    Herkesin “Kaz Dağlarını kim, ne kadara sattı?” sorusunu sorması gerektiğini belirten Ozan, “Bizler bu direnişi sürdürmeye kararlıyız. Geleceğimiz, çocuklarımız, toprağımız, ülkemiz ve bütün canlı hayat için burada direnmeye devam edeceğiz. Kaz Dağları hepimizin. Herkesi bulunduğu yerden buraya gelerek direnişe destek olmaya, gelemiyorsa neredeyse orada direnişe bir şekilde katılmaya, bu uluslararası ve yerel ağlara sahip suç şebekesi karşısında insanlığın, doğanın ve bütün canlıların hakkını savunmaya çağırıyoruz. Hep beraber direneceğiz ve direnişi kazanacağız” dedi.

     

  • Adalet nöbetçilerinden Kaz Dağları’ndaki ‘Su ve Vicdan Nöbetine’ destek

    Adalet nöbetçilerinden Kaz Dağları’ndaki ‘Su ve Vicdan Nöbetine’ destek

    Atikhisar Barajı havzasında siyanürlü altın arayan şirkete karşı yurttaşlar, çevre örgütleri ve Çanakkale Belediyesinin başlattığı “Su ve Vicdan Nöbeti” desteklerle sürüyor.

    Çanakkale’nin tek içme ve kullanma suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı havzasında siyanürlü altın arayan şirkete karşı yurttaşlar, çevre örgütleri ve Çanakkale Belediyesinin başlattığı “Su ve Vicdan Nöbeti” desteklerle sürüyor. Nöbete destek veren Adalet Nöbeti’nden avukatlar, tüm temel haklar için nöbet tuttuklarını belirterek, herkesi yaşam alanlarına sahip çıkmaya çağırdı: “Bu para gözleri durduramazsak çocuklarımıza, torunlarımıza yaşayabilecekleri bir dünya kalmayacak.”

    200 BİNE YAKIN AĞACIN KESİLMESİNE YOL AÇACAK PROJE

    Kanadalı Alamos Gold şirketinin Çanakkale’nin Kirazlı köyünde yürüttüğü altın madeni projesi, Türkiye’de büyük bir ağaç katliamının daha kapısını araladı.

    Uydu görüntülerine göre 200 bine yakın ağacın kesilmesine yol açan proje, halkın ve çevre örgütlerinin tepkisine neden oldu. 6. Filo defol sloganlarının yazılı olduğu pankartlar arasında, maden arama faaliyetine karşı başlatılan ‘Su ve Vicdan Nöbeti’ desteklerle sürüyor. Yedinci gününü geride bırakan nöbete, Adalet Nöbetinden avukatlar destek verdi.

    Ağaç katliamının yapıldığı alana çıkan avukatlar burada bir açıklama yaptı.

    Çanakkale Belediye Başkan Yardımcısı İrfan Mutluay sürece ilişkin bilgi verdi. Cumhurbaşkanının yaşanan sürecin doğrudan sorumlusu olduğunu belirten Mutluay, “Şu gördüğünüz manzarada, bu katliamdan, ülkemiz için nasıl bir katma değer öngörülmektedir” diye sordu.

    “BÜTÜN TEMEL HAKLAR İÇİN NÖBETE DURUYORUZ”

    Adalet Nöbeti adına ilk açıklamayı Avukat Kemal Aytaç yaptı. Aytaç Türkiye’nin her yerinde adalet için mücadele ettiklerini vurgulayarak, “Ülkede son yıllarda nöbetler çoğaldı, bütün temel haklarımız için nöbete duruyoruz. Bu açlığa, bu ihanete dur demek zorundayız. Bugün buna dur diyemezsek yarın bunlar başka yaşam alanlarımızı, başka dağlarımızı, başka ormanlarımızı yok edecektir” dedi.

    “KAZ DAĞLARI BİNLERCE YILLIK MİRASTIR”

    Ardından basın açıklamasını okuyan Avukat Selin Nakıpoğlu, yaklaşık üç yıldır Türkiye’de yaşanan adaletsizliklere karşı Adalet Nöbeti tuttuklarını hatırlattı. Nakıpoğlu, “İşte bugün buraya Kaz Dağları’nda yaşanan adaletsizliğe tepki göstermek için geldik.

    Bugün burada yaşamımızı, geleceğimizi, suyumuzu, ülkemizin akciğerleri olan Kaz Dağlarının sesi olmak adına buradayız. Kaz Dağları binlerce senelik mirastır. Ülkemizin akciğeridir. Doğamızı, ağacımızı, çiçeğimizi, böceğimizi emperyalist şirketlere ve onun yerli işbirlikçisi aç gözlülere peşkeş çektirmeyeceğiz” dedi.

    Tarım Bakanlığı kesilen ağaçların sayısını 13 bin olarak açıkladığını belirten Nakıpoğlu, “Bakana sormak isteriz ki, 13 bin ağaç sizin için ne ifade etmektedir? Bu tam da bahsettiğimiz katliamın itirafıdır. Hepimizin bildiği gibi, orman ekosisteminin oluşması onlarca sene alır. Yokluğu ise en büyük fakirlik demektir. Burada topraklarımızı zehirleyen zihniyet para uğruna dünyayı mahvediyor. İklim değişiyor. Kutuplardaki buzullar eriyor. Deniz seviyesi yükseliyor. Sık sık sel felaketleri yaşıyoruz. Bu paragözleri durduramazsak çocuklarımıza, torunlarımıza yaşayabilecekleri bir dünya kalmayacak” ifadelerini kullandı.

    Herkesi adaletsizliğe karşı çıkmaya çağıran Nakıpoğlu, “Artık burası da bizim adalet nöbeti tutacağımız bir alan. Buradayız. Burada olmaya devam edeceğiz” dedi.

    MADEN ALANININ YÜZDE 98’İ ORMANLIK ALAN

    Bölgede arama ruhsatı verilen yüzlerce maden sahasından sadece biri olan Kirazlı Altın Madeni Projesi, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan işletme iznini Mart 2019’da aldı. Alamos Gold’un yerli taşeronu Doğu Biga Madencilik, Danıştay süreci tamamlanmadan Valiliğin ‘Gayrisıhhî Müessese’ iznini imzalamasıyla çalışmaya başladı. Orman Müdürlüğü de ağaç kesimine izin verdi. Projenin onaylanan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna göre 45 bin 650 ağacın kesilmesi öngörülüyordu. Ancak haziran ayının ortasında yapılan çalışma sonucu kesilen ağaç sayısı ÇED raporunda belirtilenin yaklaşık dört katına çıktı, buna göre maden sahası ve yol bağlantıları için yaklaşık 195 binin üzerinde ağaç kesildi.

    Çanakkale merkeze 30 km uzaklıkta olan maden alanı, aynı zamanda Çanakkale’nin tek su kaynağı olan Atikhisar Barajı ile aynı su havzasında yer alıyor.

    Yüzde 98,7’si orman alanında olan maden alanında 18 memeli, 41 kuş, 10 sürüngen ve 117 böcek türü yaşıyor. Orman 283 farklı bitki türüne ev sahipliği yapıyor. Proje alanında tespit edilen türlerin yedisi dünyada sadece Türkiye’de yaşıyor. (Kaynak/EVRENSEL)

     

  • Ağaç katliamı yapan maden şirketine teşvik belgesi

    Ağaç katliamı yapan maden şirketine teşvik belgesi

    Çanakkale’nin Kirazlı köyünde altın madeni için çalışma yürüten şirkete yaptığı ağaç katliamları nedeniyle teşvik belgesi verildiği ortaya çıktı.

    Çanakkale’nin Kirazlı köyünde altın madeni için 195 bin ağaç kestiği belirtilen Doğu Biga Madencilik şirketine çeşitli vergi istisna ve indirimleri ile sigorta primi desteklerini içeren 865 milyon lira bedelli yatırım teşvik belgesi verildiği ortaya çıktı.

    Resmi Gazete’nin 28 Temmuz tarihli sayısında yayınlanan tebliğe göre, Mayıs ayında 501 kurum ve kuruluşa, çeşitli destekleri içeren 13.5 milyar lira yatırım tutarlı teşvik belgesi verildi.

    Bu kurumlar arasında yer alan Doğu Biga Madencilik, Çanakkale’nin Kirazlı köyünde altın madeni için ÇED raporunda 45 bin ağaç kesileceği belirtilmesine rağmen, 195 bin ağaç kesmesiyle geçen ay gündeme gelmişti.

    Şirket, 865 milyon lira bedelli ve yıllık 3.8 ton kapasiteli altın ve gümüş madenciliği zenginleştirme yatırımı için teşvik belgesi aldı.

    Doğu Biga Madencilik, Kanadalı şirket Alamos Gold’un taşeronluğunu yapıyor.

    Uzmanlar, ağaç katliamının yanı sıra altın madeni siyanürle çıkarılacağı için hem bölgedeki doğal yaşamın hem de bölge halkının sağlığının tehdit altında olduğu yönünde değerlendirme yapıyor.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu konuyu bir soru önergesiyle geçen ay Meclis gündemine taşımıştı.

    Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Koçak Farma İlaç ve Kimya AŞ, Tekirdağ’da yıllık 9.3 milyon kilogram kapasiteli ve 2 milyar lira yatırım bedelli ilaç üretim modernizasyon yatırımı için, Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü de 1.54 milyar lira bedelli belediye hizmetleri yatırımı için teşvik belgesi aldı.

  • ‘Kirazlı’da Altın Madeni için dört kat fazla ağaç kesildi’

    ‘Kirazlı’da Altın Madeni için dört kat fazla ağaç kesildi’

    PİRHA -TEMA’dan yapılan açıklamaya göre Kirazlı Altın Madeni’nde Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna aykırı işlem yapılıyor. Altın madeni için planlanandan 4 kat daha fazla ağacın kesildiği iddia edildi. 

    Çanakkale’nin Kirazlı ilçesinde yapılacak altın madeni için planlanandan 4 kat daha fazla ağacın kesildiği iddia edildi. TEMA’dan yapılan açıklamaya göre, Kirazlı Altın Madeni’nde Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna aykırı işlem yapıldığı belirtildi. İşletmenin durdurulması talebi için change.org’da imza kampanyası başlatıldı. Kaz Dağları’nın varlığının korunabilmesi için başlatılan imza kampanyasına destek istendi.

    “ÇANAKKALE KİRAZLI’DA NELER OLUYOR?”

    TEMA yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Kirazlı Altın Madeni Projesi, Mart 2019’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan inşaat faaliyetlerine başlamak için işletme iznini aldı. Projenin ilk aşamaları proje alanındaki ormanların ve diğer bitki örtüsünün ortadan kaldırılması ve 45.650 ağacın kesilmesi olarak planlanmıştı. Haziran ayının ortasında yapılan tıraşlama ile maalesef ormanlarda büyük bir yara açıldı. Uydu görüntüleri üzerinde yaptığımız incelemeler, maden sahası ve  yol bağlantıları için yaklaşık 195 bin adet ağacın kesildiğini ortaya koyuyor. Buna göre ÇED raporunda belirtilenden 4 kat daha fazla ağaç kesimi yapıldı.

    Çanakkale Valiliği’nden ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan, ÇED’e aykırı olarak kesilen ağaç sayısını tespit etmelerini ve ÇED’e aykırı ilerleyen işletmeyi durdurmalarını talep ediyoruz.

    KAZ DAĞLARINDA SİYANÜRLÜ ALTIN MADENCİLİĞİ 

    “Kirazlı Siyanürlü Altın İşletmesi” faaliyete geçmek için geri sayıma başladı. Çanakkale merkeze 30 km uzaklıkta olan maden alanı aynı zamanda 180 bin insanın tek su kaynağı olan Atikhisar Barajı ile aynı su havzasında yer alıyor.

    Kaz Dağları’nın kuzey yamacında, meşe, çam ormanları ile birlikte dünyada sadece Türkiye’de yaşayan 7 bitki türünün yaşam alanı üzerine kurulması planlanan maden projesi hayata geçtiğinde 20 bin ton siyanür kullanacak ve siyanürle birlikte arsenik gibi birçok ağır metal ortaya çıkacak. Bütün bir kentin tek su kaynağı, Kaz Dağları’nın dereleri, yer altı suları, tarım alanları kirlilik; ormanları ve nadir bitkileri ise yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.”(HABER MERKEZİ)

    Change.org’da aktif durumdaki kampanya için tıklayın.

  • Çanakkale’de 17 farklı alanda yapılması planlanan JES ihaleleri iptal edildi

    Çanakkale’de 17 farklı alanda yapılması planlanan JES ihaleleri iptal edildi

    PİRHA- Çanakkale İl Özel İdaresi tarafından jeotermal amaçlı arama ve işletmeye ihale edilen Çanakkale’nin Ayvacık, Ezine, Lapseki, Biga, Bozcaada ve Gökçeada ilçelerinde toplam 358 bin 668 dönümü kapsayan 17 adet farklı alanın ihaleleri yaşanan deprem sonrası iptal edildi.

    Çanakkale’nin Ayvacık, Ezine, Lapseki, Biga, Bozcaada ve Gökçeada ilçelerinde toplam 358 bin 668 dönümü kapsayan 17 adet farklı alan, Çanakkale İl Özel İdaresi tarafından jeotermal amaçlı arama ve işletmeye ihale edilmişti. JES’e karşı çıkan halk ihalelerin iptal edilmesini istemişti.

    Şimdi ise Çanakkale Valiliği, Çanakkale’nin doğal yapısına ve ekolojik dengeye zarar verecek olan JES ihalelerini iptal etti.

    “ÇANAKKALE ENERJİ ŞİRKETLERİNİN HEDEFİNDE”

    CHP Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan, önceki gün TBMM’de düzenlediği basın toplantısında ihalelerin iptal edilmesini talep etmiş ve Aydın’da yaşanan olumsuzlukları örnek göstermişti. Ceylan, harp tarihi açısından dünyanın en büyük açık hava müzesi olma özelliği taşıyan Çanakkale’nin enerji şirketlerinin hedefinde olduğunu kaydetti.

    Ceylan, Çanakkale’de faaliyette olan Çan 18 Mart Termik Santrali’nin baca gazı filtresi olmadan çalıştırılmaya devam ettiğini ve toprağı, suyu, insan sağlığını tehdit ettiğini dile getirdi.

    “TOPRAĞA, HAVAYA, SUYA VE İNSANA İHANETTİR”

    Ayvacık, Ezine, Lapseki, Biga, Bozcaada ve Gökçeada’da toplam 358 bin 668 dönüm alanda 15 adet arama, 2 adet Jeotermal kaynak işletme sahasının ihalesinin yaşanan deprem sonrası Valilik tarafından iptal edildiğini kaydeden Ceylan, “Bu ilan ile ihaleye çıkılması bile ‘biz toprağa, havaya, suya ve insana ihanet etmeye karar verdik’ demektir. Ama iptali memnuniyet verici” dedi.

    “İPTALİ MEMNUNİYET VERİCİ”

    Türkiye’nin JES sicilinin bozuk olduğunu ifade eden Ceylan, Aydın örneğini hatırlatarak, “28 Şubat ihalesiyle parsel parsel verilmek istenen yerler dağ başı mıdır? İhaleye çıkarılan 17 jeotermal sahanın çevresinde köyler ve yaşam alanları, dereler, göletler, antik kentler, turizm, tarım ve hayvancılık alanları bulunmaktadır. İhalenin iptali memnuniyet vericidir” diye konuştu.

    “KONTROL KAMUDA OLMALI”

    Kontrolsüz jeotermal faaliyetlerin sismik hareketleri tetiklediğini belirten Ceylan, yaptığı basın toplantısında “Çanakkale’nin bir deprem kuşağında olduğunu ve önceki gün yaşanan depremlerin de ders verir nitelikte olduğunu düşünüyorum” dedi. Devletin Maden Tetkik Arama eli ile bu işin içinde daha etkin olması gerektiğini ifade eden Ceylan, “Kontrol mutlak suretle kamuda olmalı ve aramadan, işletmeye bütün süreçler iyi kontrol edilmelidir” dedi.

    “ÇEVRE KATLİAMINA YOL AÇACAK”

    Jeotermal enerjinin elde ediliş şeklini yanında getirdiği, içinde akıcı sıvı ile temiz su bulunan bardakla örnek vererek gösteren Ceylan, alttaki suyun istenilen nitelikte olmaması halinde sondajın çıkarıldığını, sondajlanan bölümün doldurulmaması durumunda suların zehirlenmesine neden olacağını, açılacak yüzlerce sondajdan enerji üretimi için uygun bulmadıklarını olduğu gibi bırakıp gidecek şirketlerin bir çevre katliamına yol açacaklarını belirtti.

    Ceylan, arama ve işletme sahalarında ihalenin tekrar gündeme gelmesi halinde, Gülpınar’ın organik zeytini, Bozcaada’nın çavuş üzümü, Kösedere’nin domatesi, Tuzla’nın fasulyesi, Lapseki’nin kirazının, Ezine ve Bayramiç’in peynirinin, Yenice’nin kaypa biberinin aynı güzellikte yaşamasının ve herkesin damak tadında o güzel lezzetlerin korunamayacağını söyledi. (HABER MERKEZİ)

  • Çanakkale’de borçlarını ödeyemeyen esnaf intihar etti

    Çanakkale’de borçlarını ödeyemeyen esnaf intihar etti

    Bir intihar haberi de Çanakkale’den geldi. Borçlarını ödeyemeyen esnaf Ramazan Kavalcı intihar etti.

    Ekonomik sıkıntılar nedeniyle yaşanan intiharlara her gün bir yenisi ekleniyor. Son olarak Çanakkale’de elektrikçilik yapan esnaf Ramazan Kavalcı, intihar ederek yaşamına son verdi. 2 yaşında bir erkek ve 6 yaşında bir kız çocuk babası Kavalcı, evinin girişinde kendini asarak can verdi. 41 yaşındaki Kavalcı’nın bir gün önce arkadaşlarının yanında gelen telefonlara, “Eve ekmek götürecek param yok” dediği belirtildi.

    NE OLDUYSA BİR İKİ SAAT İÇİNDE OLDU!

    Çanakkale’de, 25 Eylül salı günü, sabah saatlerinde meydana gelen olayda, elektrikçilik yapan Kavalcı’nın borçları sebebiyle intihar ettiği öğrenildi.

    Olay günü, Kavalcı’nın eşi, 6 yaşındaki kızını okula götürmek için evden çıkarken, Ramazan Kavalcı’ya iki yaşındaki oğlunu kast ederek “Sen onun yanında dur, ben okula bırakıp geleceğim” diyerek evden çıktı. Kavalcı ise, “Tamam ben de bir şeyler atıştırıp işe gideceğim” dedi. İşte ne oluyorsa bu bir iki saatlik arada oldu. Ramazan Kavalcı’nın eşi, kızını okula bırakıp eve geldiğinde, evin kapısını açmaya çalıştı, ancak kapıyı açmakta zorlandı. Bunun üzerine balkondan eve girmeyi denedi. Eve girdiğinde o korkunç manzarayla karşılaşıp çığlık atmaya başladı. Çığlık atarak dışarı çıkan eşini gören mahalle sakinleri olay yerine gelerek Ramazan Kavalcı’nın cansız bedenini aşağıya indirdi. Olay yerine ambulans ve polis ekipleri sevk edilirken, polis olay yerinde inceleme başlattı.

    BORÇLARI YÜZÜNDEN 

    Olayın ardından yapılan incelemede, Ramazan Kavalcı’nın cebinden, borçlarının yazılı olduğu bir defteri çıktı. Elektrik dükkanı olan Kavalcı’nın borçları birikip 500 bin TL’yi buldu. Borçlarını ödeyemeyen ve alacaklıları tarafından sıkıştırıldığı bilinen Kavalcı’nın borçları yüzünden intihar ettiği iddia edildi.

    Kavalcı’nın yakın çevresinden edinilen bilgiye göre; olaydan bir gün önce arkadaşları ile bir araya gelen Kavalcı’nın sık sık telefonunun çalması arkadaşlarının da dikkatini çekti. Yanında bulunan arkadaşları, alacaklılar olduğunu tahmin ettikleri farklı numaralardan birçok defa arandığına şahitlik etti. Hatta telefon görüşmelerinde Kavalcı’nın, “Eve ekmek götürecek param bile yok” dediğini aktardılar. Borçlarını ödeyemediği için yaşamına son veren Kavalcı’nın cenazesi toprağa verildi.

    Kavalcı’nın 16 Eylül tarihinde sosyal medya hesabından paylaştığı açlık sınırı ve asgari ücretle ilgili fıkra ise dikkat çekti. Kavalcı’nın son paylaştığı içerik fıkraya ilişkin bu fotoğraf oldu:

  • MEB’den skandal kitap: Laik ve başı bozuklardan kurtulmak gerek

    MEB’den skandal kitap: Laik ve başı bozuklardan kurtulmak gerek

    Milli Eğitim’in okunmasını istediği kitaplarda laiklik aşağılandı, bazı partilere oy vermeyin çağrısı yapıldı, “Cemiyet başı bozuk, laik ve içki severlerden kurtarılmalıdır” şeklinde sözler yer aldı. Kitaba tepki gösteren eğitimciler “Ayrımcılık yapmak için yazılmış, tam bir skandal” dedi.

    Çanakkale’de Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından meslek liselerinde öğrenim gören öğrencilerin okuması istenen kitaplardan birinde skandal ifadeler yer alıyor. Cahit Zarifoğlu’nun yazdığı ‘Bir Değirmendir Bu Dünya’ adlı kitabın bir bölümünde, “Komünizme ve kapitalizme inanan insanların meydana getirdiği topluluk, ancak bir sürüdür. Ama Müslümanlardan meydana gelen topluluğun adı cemaattir, ümmettir” ifadeleri bulunuyor.

    Milli Eğitim tarafından okunması istenen kitabın bazı bölümlerinde şu ifadeler yer alıyor:

    “LAİK VE GAYRİ İSLAMİ GİDİŞATIN TEMSİLCİSİ PARTİ VE ÖRGÜTLER…”

    -Bu şuur verildiği takdirde tertemiz Müslümanlar oldukları halde kapitalist, faizci, Kemalist ve laik zihniyetli, gayri İslami bir gidişatın temsilcisi parti ve örgütlerin arkasından gidenler, hatalarını idrak edip doğruya yönelebilir.

    -Diğer yandan Müslümanların islami konuları okuyup, öğrenip kendi yakınlarına özellikle çocuklarına öğretmelerini istiyoruz. Bu davanın askerliğini yapmak için o davayı enine boyuna bilmek gerekir.

    “CEMİYETİ İSLAM DÜŞMANI, İÇKİCİ, FAİZ SEVER, LAİK VE BAŞI BOZUKLARDAN KURTARMAK GEREK”

    -İslam düşmanları, cemiyeti bugünkü şahsiyetsiz, içkici, faiz sever, laik ve başıbozuk hale getirmek için nasıl uzun yıllar gayret sarf etmişlerse onları susturmak, insanları bu hainlerin elinden kurtarmak için de gayret göstermek gerekli. Müslümanların siyasi alanda bilinçlenmelerini arzu ediyoruz.

    EĞİTİMCİLER: KİTAP AYRIMCILIK YAPMAK İÇİN YAZILMIŞ

    Eğitim Sen Çanakkale Şubesi Yürütme Kurulu’nca bu kitapla ilgili yapılan açıklamada, kitabın eğitim ve öğretimin bilimsel ve felsefi ilkelerine, Anayasa’ya, Milli Eğitim Temel Kanunu ile ilgili hukuki mevzuata aykırı olduğu vurgulandı. Kitapta baştan sona bir dogmanın övgüsü yapıldığı belirtilen açıklama şöyle:

    “Kitap adeta açıkça ayrımcılık yapmak ve ötekileştirmek için yazılmıştır. Bu anlamda öyle ileri gidilmektedir ki, ileri sürülenlerle, Müslümanlık sözde savunulurken insanlıktan uzaklaşılmaktadır. Kendi düşünceleri dışındaki fikirleri benimseyen insanları sürü olarak niteleyen yazar, onlara ‘şahsiyetsiz, içkici, faiz sever, başıbozuk’ diyerek açıkça hakaret etmektedir. Üstelik bu hakaretler arasına ‘laikliği’ de katarak, laik dünya görüşünü benimseyen insanları aşağılamaya çalışmaktadır.”

    “CİNSEL EĞİTİM SEKS EĞİTİMİ OLARAK YANSITILIYOR”

    “Yazar, cinsel eğitimi, ‘seks eğitimi’ olarak lanse etmekte; buna bağlı olarak da kadın-erkek eşitliğinin savunulmasını “…hayvani bir yaşayışın, alkol ve dansın, flörtün taraftarlığını yapıyorlar…” diyerek aşağılamakta ve iğrenç hakaretler savurmaktadır.”

    “ŞU PARTİLERE OY VERMEYİN”

    “Kitapta bazı siyasi partiler hakkında hakarete varıcı sözler sarf edilmekte, insanlara belli partilere oy vermeme çağrısı yapılmaktadır.”

    EĞİTİM SEN: TAM BİR SKANDAL

    Cumhuriyet’in haberine göre Eğitim Sen, açıklamasının devamında “Dinci, gerici, yobaz bir içeriğe sahip olan ve hiçbir pedagojik ilkeye uymadığı gibi Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda okutulması ilgili yasalara da aykırı olan bu kitabın belirlenmesi tam bir skandaldır” dedi.

     

  • ‘Balıkesir körfezi kirlenmeden önlem alınmalı’- VİDEO

    ‘Balıkesir körfezi kirlenmeden önlem alınmalı’- VİDEO

    PİRHA- Çanakkele’den Balıkesir’e uzanan Kazdağları Milli Parkı doğal güzellikleri içinde barındırıyor ve farklı iklimsel koşulları ile nitelikli bir ekosistem oluşturuyor. Bu doğal güzelliklerin maden aramaları, barajlar, evsel atıklar, derelerin kirliliği ile yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını söyleyen Çevre aktivisti Kubilay Öztürk, 15 yıl sonra bu bölgede tarım ve hayvancılık yapılacağından, yaşamın sürdürüleceği alanların yok olmasına karşı alınması gereken önlemlerden bahsetti. 

    Emekliliğin ardından 3 yıl önce Balıkesir’in Edremit ilçesine yerleşen Kubilay Öztürk, Edremit Akçay Çevre Platformu aynı zamanda Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği üyesi.

    “Çocukluğum Kocaeli’nde geçti. Kocaeli körfezinin nasıl kirlendiğini gördüm. Yetişkinlik zamanımda İzmir’deydim. İzmir körfezinin nasıl kirlendiğini gördüm. Şimdi artık yaşlılığın eşiğindeyiz. Şimdi Edremit Körfezi’ne geldik” diyen Öztürk, Ayvalık’tan Ayvacık’a kadar aynı ekosistemin içinde yer alan Balıkesir’in de aynı kaderi paylaşmasını istemiyor.

    TÜM KÖRFEZ YAZLIK EVLERLE DONATILMIŞ

    Öztürk, barajlardan maden aramalarına, arıtma tesislerinden derelerdeki kirliliğe, evsel atıklardan yapılaşma sorununa kadar Balıkesir’in ekosisteminin nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu anlattı. Bu sorunlara tek tek değinen Öztürk, çözüm önerilerini de şöyle anlattı:

    “Bu körfez Çanak şeklinde bir havza. Girişinde ve çıkışında su kanalları oldukça dar ve sığ. Dolayısıyla balıkçılık açısından ideal bir yer. Fakat kirlenmemesi gerekiyor. İki tarafının dağ olması turizm sektörünün yoğunlaşmasını getiriyor beraberinde. Bu da daha çok yazlık tabir edeceğimiz bir dizi evlerin yapılması ile kendini gösteriyor. Maalesef bunlar 12 ay kullanılan evler değil. İnsanlar bunu birkaç ay kullanıyorlar. Biraz da yazın kullanılacağı için iptidai evler. Yani ısınma sorunları var. Kışın kalmak mümkün değil. Çok korunaklı evler değil malzemeleri de ona göre. Müteahhitler böyle bir ekol geliştirmiş. Kimse de durun ne yapıyorsunuz dememiş. Fakat özellikle gece Körfez’e baktığınız zaman artık bütün körfezin çevresi ışıl ışıl yanıp sönen lambalarla dolu. Bir karış yer bile kalmamış. Bu insan varlığı beraberinde kirlenmeyi getiriyor. Bu evlerin yapılması için inşaat ruhsatı. İnsanları oturması için oturma ruhsatı veren belediyeler nihayetinde bu insan yükünün çöpünü taşımak zorunda. Atık sularını da arıtmak zorunda. Arıtma tesisleri yetersiz.

    ARITMA TESİSİ

    Altınoluk’ta 120 bin kapasiteli arıtma tesisi var. Ama Altınoluk yazın 500-600 bin kişi oluyor. Bu Akçay’da da geçerli. Üstelik böyle hassas su özelliği taşıyan körfezlerde ileri arıtma tesislerinin kullanılması gerekiyor. Oysa bu çevredeki tesislerin hiçbiri ileri arıtma tesisi olarak yapılmamış. Örneğin Ayvalık’ta ileri arıtma tesisi bir seneye yakındır çalışmıyor. Çünkü belediye maaşları ödemiyor. Direk denize akıtılıyor.

    Burhaniye’de iki tane tesis var. Eski olan biyolojik arıtma yapabiliyor. Borularla çıkanı denize akıtıyorlar. Balıkesir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü BASKİ’nin yeni bir projesi var. Biz de bunu Çevre Bakanlığı’nın Balıkesir’deki teşkilatının ilan sayfasından okuduk. Derin deniz deşarjı yapmak istiyor. Biz çevreciler buna karşı değiliz. Hakikaten yeterli bir şekilde arıtılan su sonuçta seyreltme mantığı ile daha büyük suların içerisine konulabilir. Ama mevcut arıtma tesislerine ileri arıtma tekniğine getirmeden buradan çıkan suları götürüp bu denize atarsa denizi mahvederler.

    “KÖRFEZİ KİRLETMEYECEK DEŞARJLAR YAPILMALI”

    Niye bunu yapıyorlar diye düşünebilir siniz? Eskiden arıtma tesislerinin çıktıları dereler vasıtası ile denizlere gidiyordu. Ve halk o derelerin kıyısında kokuyu duyuyordu. Kirliliği görüyordu. Fakat şimdi BASKİ’nin projesiyle bunlar denizin birkaç kilometre içine deşarj edilecek. Dolayısıyla halkın biraz gözünden saklanmış olacak. Biz elimizden geldiği kadar BASKİ’nin yapmak istediği bu derin deniz deşarj projelerini, 5 proje bu, birlikte etkisinin ne olabileceğinin etüt edilmesini istiyoruz öncelikle. Çünkü tek tek ele almışlar bunları. O da ayrı bir gizleme. Sonrasında da arıtma tesislerini ileri arıtma tekniğine kavuşturularak körfezi kirletmeyecek deşarjlar yapılmasını istiyoruz.

    DERELERDEKİ KİRLİLİK

    Bunun dışında bir de dereler vasıtası ile gelen kirlilik var. Çok fazla tarımda kullanılan kimyasallar var. Bunlar dereler vasıtası ile iniyor. Derelerin her birinin yanında mutlaka mesire yerleri, piknik alanları var. Buradan bir takım pisikler geliyor. Bir de besi çiftliklerinin pislikleri dereler vasıtasıyla geliyor. Öyle ki bu sadece zeytinliği ya da kızılkeçili ile ilgili değil. Bütün derelere gittiğinizde bir kirlilikle karşılaşıyorsunuz. Bunların da bir şekilde zapturapt altına alınması gerekiyor. Sadece arıtma tesisleri ile olmuyor. Bir de özel arıtmalar var. Motel, oteller gibi. Bunların da kamu denetiminde olması gerekiyor. Eğer BASKİ doğru düzgün arıtamadığını denize salarsa bunlar da aynısını yapıyorlar.

    EVSEL ATIKLARIN DEPOLANMASI

    Evsel ve kentsel atıkların depolanması da bir başka problem. Balıkesir Belediyesi’nin 2014’te devreye giren bir tane modern depolama tesisi Balıkesir Merkez’de var. Dolayısıyla Balıkesir’in kuzeyindeki bütün ilçelerin de çöpleri oraya geliyor. Orada tıbbi atıklar bile işlenebiliyor. Fakat bu kıyı Balıkesir dediğimiz Ayvalık’tan Mıhlı Çayı’na kadar tamamında tek bir çöp depolama alanı var şu anda. O da Edremit’te. Bütün bu çöpler toplanıyor bazı nakil sistemlerinden geçirildikten sonra oraya atılıyor. Oradan da Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ihaleyle bir vatandaşa vermiş. Urfa’dan gelen ya da Suriye’den gelen insanlar oradan çöp topluyorlar. Orada da çok iptidai barakalarda yaşamlarını sürdürüyorlar. Bu insani tarafı. Bir de doğayla ilgili tarafı. Bizim Edremit çayı bu pisliğin içinden geçiyor. Dağların yamaçlarından doğuyor. Edremit çayı bu çöplüğün içinden geçiyor. Şehri kat ediyor. Ve en son Akçay’da denize dökülüyor. Yani biz bu arıtma tesislerini ileri arıtma tekniğine kavuştursak bile bu dereleri zapturapt altına almadan Körfezin kirlenmesini engelleyemeyiz. Bu birçok hastalığı beraberinde getiriyor. Hele bizim Dalyan dediğimiz dibine kadar yazlık konutların yapıldığı bir yer ama aslında göçmen kuşların da uğrak alanı. Onlar da orada konakladıktan sonra yollarına devam ediyorlar. Onlara da bir yaşam alanı bırakmıyoruz.

    YAPILAŞMA KONUSU: ZEYTİN KES YAZLIK YAP

    Arıtma ve çöple ilgili olan dışında yapılaşma konusu var. Eskiden belediyeler küçükken imar planında bir değişiklik yapmak isteyince askıya çıkartıyorlardı. 90 gün geliyordu itiraz falan olmazsa kabul ediyorlardı. Meclis onayına sunuyorlardı. Şimdi bunlar 2014’den itibaren büyük şehre geçti. Doğa kaldıramıyor bu kadar yapılaşmayı. Zeytin kes, yazlık yap. Su kaynaklarını etkile. Denizlerimizi kirlet. Şehirleri kirlet, çöp koyacak yerin bile yok. Bunların tümüne bir master plan yapmak gerek. Ne kadar şehirleşeceğiz? Ne kadar doğal alan bırakacağız?

    BARAJLAR

    Barajlara da biz şöyle bakıyoruz. Havran’da bir tane sulama barajı yapıldı. Havran’da baraj yapıldıktan üç sene sonra zeytinciler zeytinlerini köklemeye başladılar. Çünkü rutubet ortamı artınca özellikle çiçeklendiği zaman zeytin bir don yaşarsa o sene hiç ürün falan alamıyor. İki sene meyve alamazsa kişi üçüncü sene kökleme ihtiyacını duyuyor.

    Çanakkale’de Altıntaş barajın dibine altın madeni için ruhsat verdiler. Orada çıkarılan topraklar vinç sistemi ile yığılacak. Siyanür damlatma yöntemiyle de içindeki maden alınacak. O siyanür de doğal olarak gideceği yer sulama barajı. O da Çanakkale insanı su içsin diye yapılmış.

    BARAJLAR MADENCİLİK FAALİYETLERİ İÇİN YAPILIYOR

    Mıhlı’da, Kızılkeçili’de, Zeytinli’de baraj yapılma düşüncesi var. Devlet Su İşleri bunu önce tarım amaçlı diye programına yazdı. Bu dağlar dünyanın yağışını alıyor. Burada su bitmez. Bütün çeşmeler, bütün dereler sürekli akar. O zaman işi çevirdiler biz bunu kentsel ihtiyaçlar için yapıyoruz demeye. Halbuki biz biliyoruz bu barajların burada bulunan milli parkın küçültülmek istenmesi beraber ortaya konuluyor.

    Bu ikisini bir araya getirdiğimizde de bunun madencilik faaliyetleri için yapıldığını anlamak kolay. Edremit Akçay’da zaten sular kesilmez. Ancak boru değiştirileceği zaman ilan ederler. Bunun için birinin gelip baraj yapması gerekmiyor. Ama burada milli parkı küçültürlerse ve madencilere burayı açarlarsa onların çok suya ihtiyacı var. O yüzden baraj yapılıyor. Buradaki köylünün de buna karşı çıkmasının bizim de karşı çıkmamızın temel nedeni bu.

    BALIKESİR’İN DERDİ MADEN, ÇANAKKALE’NİN TERMİK SANTRAL

    Edremit’ten Küçükkuyu’ya Çanakkale ile Balıkesir arasındaki konumdayız. Ama Kazdağı her iki ile de giriyor. Milli park, mesire yerlerimiz de aynı şekilde. Bölüşmek durumundayız. O ildeki bu konulara yaklaşımla bu ildeki çevresel konulara yaklaşımın arasında yerel yönetimler açısından fark var. Ama merkezi yönetim hepsine aynı bakıyor. Çanakkale’nin temel derdi termik santraller. Balıkesir’in temel derdi ise madenler. Çanakkale’de şu anda yapımı devam edenlerle birlikte 13 civarında termik var. Üstelik bunlar yerel madenleri, kömürü değerlendirmek adına yola çıkılsa bile ithal kömürle çalışıyor. O yüzden bunların bir kısmını getirip denizin tam kıyısına yapıyorlar. Bunlara özel limanlar da yaptırıyorlar. İthal kömür ile enerji elde ediyorlar onu da devlete satıyorlar. Ve çok karlı. Ama burada Edremit’e çok yakın olan Yenice’de termik yapmak istiyorlar. Hemen hemen 60’a yakın muhtar buna karşı imza topladı. 3 defa ÇED raporu geri döndü. Öyle bir yerde yapmak istiyorlar ki, sadece 10-15 sene çalıştıracakları bir alan termik santralleri yapacakları yer o kadar kocaman değil ama küllerini depolamak için çok büyük alanlar istiyorlar. Ve 15 sene sonra o külleri ve kapatılmış olan termik santrali kapatıp gidecekler. O insanlar sonra hayvancılık bile yapamayacaklar. Halbuki mevcut durumda devlet oradaki insanlara besicilik için gereken tarım ürünlerinin nasıl yetişeceği nasıl depolanacağı nasıl daha fazla verim sağlanacağı konusunda çok ufak yardımlar yapsa belki oranın ekonomisini çok daha fazla kaldırabilir.”

    Sevim KAHRAMAN

    BALIKESİR

  • Çanakkale’de maden şirketi yargıyı tanımıyor, ağaç kesimleri sürüyor

    Çanakkale’de maden şirketi yargıyı tanımıyor, ağaç kesimleri sürüyor

    Danıştay, Çanakkale’nin tek içme ve sulama kaynağı olan Atikhisar Barajı Havzası’ndaki altın/gümüş madeniyle ilgili verilen ÇED olumlu raporunun yenilenmesini istemesine karşın, bölgede ağaç kesimleri sürüyor. 

    Danıştay, Çanakkale’nin tek içme ve sulama kaynağı olan Atikhisar Barajı Havzası’ndaki altın/gümüş madeniyle ilgili verilen ÇED olumlu raporunun yenilenmesini istemesine karşın, bölgede ağaç kesimlerinin hız kesmeden sürdüğü belirtildi.

    ALTINCILAR YARGIYI TANIMIYOR

    Kanadalı Alamos Gold’un yerli ortağı Doğu Biga Madencilik şirketi tarafından işletilmesi planlanan Kirazlı Altın ve Gümüş Madeni Kapasite Artışı ve Zenginleştirme Tesisi Projesi’yle ilgili Danıştay, daha önce verilen iptal kararını bozarak, yeni bir ÇED raporu hazırlanmasını istemişti. Ancak şirket, yargı kararına karşın ağaç katliamına devam edince, Çanakkale Belediyesi ve sivil toplum kuruluşları harekete geçti. Valilik ve orman bölge müdürlüğüne ortak şikayet yazılarını gönderen kurum temsilcileri, “Şirket, ÇED kararı olumluymuş gibi hareket ediyor” dediler.

    Çanakkale Çevre Platformu Temsilcisi Aytekin Er, “Çevreci arkadaşlarımız bölgeye geziye gittiler. Gezi sırasında mahkeme kararı olmasına rağmen ağaç kesimlerinin devam ettiğini gördüler ve olayı kayıt altına aldılar. ALO 177’yi aramalarına karşın jandarma kaçak kesimle ilgilenmedi” diye konuştu.

    (Cumhuriyet)

  • Kılıçdaroğlu, Adalet Kurultayı’nın sonuç bildirgesini açıkladı

    Kılıçdaroğlu, Adalet Kurultayı’nın sonuç bildirgesini açıkladı

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Çanakkale’de gerçekleştirilen Adalet Kurultayı’nın sonuç bildirgesini açıkladı. Kılıçdaroğlu: Tek adam rejimini asla ve asla kabul etmeyeceğizjimini asla ve asla kabul etmeyeceğiz. 

    Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan satır başları:

    Adaletin yok edildiği, korku, endişe ve çaresizlik duygusunun toplumu teslim aldığı bir süreçte milyonlar adalet için yürüdü.  Adalet yürüyüşü korku zincirini kırdı. Cesaret ve umudu ateşledi.

    Adalet yürüyüşüyle başlayan süreç adalet arayışının en geniş biçimde konuşulması, tartışılması, sonuçlar çıkarılarak hedefler saptanması için bir kurultay talebini ortaya koydu.

    Dört gün süren Kurultayımız bize demokrasi, adalet ve huzur ekseninde bir siyasi hat çizmiştir. Bu hat Türkiye’nin karanlıktan çıkış hattıdır. Bu hat demokrasi, adalet ve huzur isteyen herkesin ortak hattıdır.

    Adalet Kurultayı diyor ki;

    1) Adalet Mücadelesi Meşrudur

    Devlet, yurttaşlarını huzur, güven ve refah içerisinde yaşatmakla yükümlüdür. Bunun yolu adaletten geçer. Adaletten sapan iktidarlara karşı halkın hak, hukuk, adalet ve özgürlük mücadelesi meşru bir mücadeledir.

    2) “Adalet Hakkı” Temel Bir Haktır

    Herkes adil bir siyasal-toplumsal düzende yaşama hakkına sahiptir. Devlet kişinin ekonomik, toplumsal ve siyasal düzenden adaletli olarak pay almasını ve yönetime katılma olanaklarını sağlamakla yükümlüdür.

    3) Bugün Türkiye’de Adalet Hakkı Sistematik Olarak İhlal Edilmektedir

     “MAHKEMEDE ADALET YOKTUR”

    Mahkemeler bağımsız ve tarafsız değildir. Millet mahkemelerden umudu kesmiş, siyaset yargıya hâkim olmuştur. Hâkimler hukuka değil iktidarın beklentilerine göre karar vermektedir. Siyasi planların parçası olarak milletvekilleri tutuklanmakta, bu yolla aslında milli irade hapsedilmektedir.

    Çözüm: Derhal bağımsız ve tarafsız yargı inşa edilmeli, yargıya güven tesis edilmeli, tutuklu milletvekilleri serbest bırakılmalıdır.

    Devlette liyakat sistemi çökmüştür. Liyakat yerine sadakat, layık olan yerine sadık olan tercih edilmektedir. Kayırmacılık ve yolsuzluk yerleşik usul haline gelmiştir. Devlet kapıları ve imkânları yetenekli ve başarılı olanlara kapalı, arkası güçlü, sırtı kalın olanlara ise açıktır. Yükselmenin yolu başarıdan değil rüşvet ve torpil düzeninden geçmektedir. Devlet parti devletine dönüşmüş, kuvvetler ayrılığı yok edilmiş, fiilen tek adam rejimi tesis edilmiştir. 15 Temmuz hain FETÖ darbe girişimi milletin inancı ve kararlılığı ile engellenmiştir. Ancak ardından iktidarın 20 Temmuz Darbesi ile yeni bir darbe hukuku oluşmuş, can ve mal güvenliği kalmamıştır.

    Çözüm: Kuvvetler ayrılığı esasına dayalı, denge ve denetleme mekanizmaları olan demokratik devlet oluşturulmalı, hukuk düzeni darbe hukukundan temizlenmeli, liyakat sistemi kurularak halkın devlete güven duyması ve kaliteli kamu hizmeti alması sağlanmalıdır.

     “SEÇİMDE ADALET YOKTUR”

    Seçimlere hile karışmıştır. Mühürsüz seçimle millet iradesine tecavüz edilerek, gayrimeşru bir anayasa oluşturulmuştur. Seçim barajı ve siyasi parti düzeni milli iradenin tam olarak parlamentoya yansımasını engellemektedir. Adaletsiz seçim kampanyalarıyla kamu kaynakları tamamen iktidar lehine kullanılmaktadır. Oysa demokrasinin yolu adaletli seçimden geçer. Seçim adaleti olmadan milli irade olmaz.

    Çözüm: Demokrasi ve milli iradenin hâkim olması için adil ve meşru bir seçim düzeni oluşturulmalı, sivil toplumun etkin denetimine imkân tanınmalıdır.

     “GEÇİMDE ADALET YOKTUR”

    Gelir bölüşümü adaletsizdir. Zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olduğu bir düzen hâkimdir. İşsizlik ve geçim sıkıntısı halkın en büyük sorunudur. Ekonomi hukuki güvence altında değildir. Belirsizlik ve keyfilik girişim özgürlüğünü yok etmektedir.

    Çözüm: Sosyal devlet tesis edilerek gelir adaleti sağlanmalı, refah paylaştırılmalı, hukuk güvenliği altında ekonomi rahatlatılmalıdır.

     “İNANÇTA ADALET YOKTUR”

    Ülkede totaliter tek adam rejimi kurulmuştur. Siyasal olarak tüm yetkileri tek elde toplayan rejim şimdi kültürel egemenliği de ele geçirme peşindedir. Bu rejim bireyin nasıl düşüneceğini, nasıl yaşayacağını, ne giyeceğini, ne konuşacağını, neye inanacağını tek merkezden belirleme çabasındadır. Bu amaçla yaşam tarzına ve inançlara müdahaleci, tek tipçi uygulamalar yerleşmektedir.

    Çözüm: Yaşam tarzı ve inançlara müdahale edilmemeli, özgürlükler korunmalı ve genişletilmeli, camiye, kışlaya, adliyeye ve okula siyaset sokulmamalı, tarikat, cemaat ve inanç grupları iktidar odağı ve ortağına dönüştürülmemelidir.

    “EĞİTİMDE ADALET YOKTUR”

    Eğitimden bütün paydaşlar şikâyetçidir. Ne öğretmenler, ne öğrenciler, ne de veliler memnundur. Müfredat bilimsel değil ideolojik esaslara göre hazırlanmaktadır. Atatürk ve Cumhuriyet gibi ortak değerlerimiz unutturulmak istenmektedir. Herkes tek tip okula mahkûm ve mecbur edilmektedir.

    Çözüm: Aklı ve bilimi esas alan, ortak değerlerimizi çoğulculuk ekseninde koruyan, fırsat eşitliğini sağlayan bir eğitim reformu yapılmalı, eğitim hem bireysel hem de toplumsal olarak yoksulluktan kurtulmanın en önemli aracı olmalıdır.

     “YAŞAMDA ADALET YOKTUR”

    Türkiye’de toplumsal yaşam eşitsizlik, kutuplaşma ve çatışma ekseninde devam etmektedir. Siyasi iktidar her geçen gün kamplaşma ve kutuplaşmayı derinleştirmekte, ötekileştirme ve çatışma üzerinden iktidar üretme siyaseti gütmektedir. Bu durum toplumsal yarılmayı artırmakta, uzlaşma alanlarını daraltmaktadır. Bir yandan terör, bir yandan kutuplaşma siyaseti bir arada yaşama kültürünü tahrip etmektedir. Kadın, genç, çocuk ve dezavantajlı gruplar eşitsiz yaşam koşullarına terk edilmektedir. Toplumun huzuru kalmamıştır.

    Çözüm: Çatışma, kutuplaşma ve ötekileştirme siyaseti terk edilmeli, ayrılıklar uzlaşma dili ve yöntemleriyle ele alınmalı, huzur siyaseti inşa edilmelidir.

     “MEDYADA ADALET YOKTUR”

    Medya ağır bir baskı altındadır. Fiili bir sansür söz konusudur. Gazeteciler tutuklanmakta, gazetecilik yargılanmaktadır. Dürüst ve objektif gazetecilik ateşten gömlek giymeye dönmüştür. Devlet kaynaklarından beslenen havuz medyası eliyle operasyonel medya yaratılmıştır. Muhalefet operasonel medya eliyle hizaya sokulmak istenmektedir.

    Çözüm: Medya üzerindeki hukuki, fiili, mali ve manevi baskı kaldırılmalı, tutuklu gazeteciler derhal serbest bırakılmalı, medya kuvvetler ayrılığı sistemi içinde dördüncü kuvvet olarak görülüp anayasal güvence altına alınmalıdır.

    4) Adalet Kurultayı Bir Kolektif Demokratik Güç Yaratmıştır

    Adalet yürüyüşü ile korkunun yerini cesaret, çaresizliğin yerini umut almıştır. Bu Kurultay ise buna bir kolektif demokratik güç mahiyeti kazandırmıştır. Katılımcılar tek adam rejimi karşısında çaresiz ve yalnız olmadıklarını hissetmişlerdir.

    Bugün güçlünün hüküm sürdüğü, güçsüzün süründüğü bir düzen vardır. Bu düzen değişmelidir. Bu düzeni adalet ve huzur talebi ekseninde oluşacak kolektif demokratik güç değiştirecektir.

     5) Demokrasi, Adalet ve Huzur Hareketi Doğmaktadır

    Adalet Yürüyüşü ve Adalet Kurultayı daha şimdiden bir büyük Demokrasi, Adalet ve Huzur Hareketine dönüşmüştür. Bu hareket çıkış hattının hareketidir. Bu hareket farklılıklar üzerinden değil ortak noktalar üzerinden tarif edilen bir harekettir. Ortak noktalar demokrasi, adalet ve huzur talebidir. Bu talepleri olan herkese yer vardır.

    Kayıtsız kalma. Seyirci olma.

    Bir tuğla da sen koy

  • Faili meçhul yakınlarından İkbal Eren ve Mikail Kırbayır da Adalet Kurultay’ında

    Faili meçhul yakınlarından İkbal Eren ve Mikail Kırbayır da Adalet Kurultay’ında

    CHP’nin Çanakkale’de başlayan Adalet Kampının ilk gün konukları arasında, yarım asrı aşan süredir kayıplarını arayan aileler yer aldı. Berfo Ana’nın oğlu Mikail Kırbayır ve 1980’de öldürülen Hayrettin Eren’in ablası İkbal Eren Adalet Kampında yarım asrı aşkın faili meçhul hikayelerini anlattılar.

    Adalet Kampının ilk gün katılımcıları, kayıp aileleriydi. Yaşanmış Olaylar başlığında, katılımcılarla buluşan kayıp aileleri, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun da izlediği panelde yıllardır yaşadıklarını anlattı.

    1980’de gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in ablası İkbal Eren, üzerinde kardeşinin resminin bulunduğu tişörtle çıktı kürsüye. Eren, 37 yıldır aile olarak, 22 yıldır da sokaklarda hak ve adalet arıyoruz. 37 yıl önce 20 Kasım 1980’de cuntacı generaller tarafından ağabeyim Hayrettin gözaltına alındı. Haşim İşcan geçidinde gözaltına alınarak, karakola götürüldü. Biz ardından karakola gittik ve onlar ‘Hayrettin’i gözaltına almadık’ dediler. Böyle başladı bu kayıp öyküsü ve diğer kayıp öykülerinde de olduğu gibi kendisinden bir daha haber alınamadı”sözleriyle, yaşadıklarını anlattı.

    “DÖNEMİN İÇİŞLERİ BAKANI, CUMHURBAŞKANI SORUMLU VE SUÇLUDUR”

    Eren, “Hayrettin’i gözaltına alanlar, o gün o karakolda olanlar, dönemin İçişleri Bakanı, Cumhurbaşkanı, hepsi bu olaydan sorumlu ve suçludur. Ama onlar kadar sosyal demokrat partiler SHP, CHP de bu olaylardan sorumludur. Çünkü Meclisteydiler, Hükümet ortaklıkları yaptılar ama kayıp yakınlarını görmezden geldiler” diye konuştu.

    “37 YILDIR PSİKOLOJİK İŞKENCE DEVAM EDİYOR”

    Berfo Ana’nın oğlu, gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır da kürsüden yaşadıklarını anlattı. Kırbayır davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yazı yazan Türkiye’nin, “Berfo Ana öldü, dava düşsün” talebinde bulunduğunu söyleyen Kırbayır, “Biz yıllarca ağabeyimi aradık Kırbayır davasınının takipçisiyiz” dedi. Kırbayır, 37 yıldır psikolojik işkencenin devam ettiğini söylerken, bugün 12 Eylül zihniyetinin devam ettiğini söyledi. Kırbayır, konuşmasını, “Demokrasi ve özgürlük için mahpusta, zindanda direnenlere selam olsun. Hukuk ve adalet için yollara düşenlere selam olsun” dedi.

    Panelde, Veli Saçılık da bir konuşma yaptı. Konuşmasında cezaevlerine yapılan operasyon kapsamında kolunun iş makinesiyle koparıldığını ve iki gün sonra kolunun bir köpeğin ağzında bulunduğunu anımsatan Saçılık, “Kolumu koparırken iş makinesi önümdeki duvarı yıkıyordu. O duvarın parasını şimdi benden istiyorlar. O parayı vermeyeceğim” dedi. Saçılık bunları söylerken, katılımcılar “Yuh yuh” diye seslendi. Saçılık, eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’ün kampa gelmediği anımsatılınca, “Benim geleceğimi duyunca Hikmet Sami Türk hasta olmuş” dedi.

    (artıgerçek)

  • Kemal Kılıçdaroğlu: Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır

    Kemal Kılıçdaroğlu: Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır

    CHP’nin ‘Adalet Kurultayı Çanakkale savaşlarının yaşandığı Ecaabat Kocatepe’de, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun da katılımıyla Adalet Yürüyüşü’nden 1 buçuk ay sonra başladı.

    4 gün devam edecek olan kurultay boyunca alanda, Adalet ve Mustafa Kemal Atatürk afişleri dışında herhangi bir pankart ya da bayrak olmayacak.

    Kurultayın açılış konuşmasını yapan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözlerinden satırbaşları ise şu şekilde:

    Çanakkale destanını yazanların topraklarındayız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ön sözünü yazdığı topraklardayız. Ve onlar Çanakkale savaşını verenler hep birlikte mücadele ettiler. Türkiye’nin bütün illerinden, görüşlerinden, inançlarından insanlarımız bu topraklarda kucak kucağa yatıyor. Bu memleketin acıyla kanla gözyaşıyla kurulduğunu Çanakkale bize hatırlatıyor. Bu kurultayımızın, Adalet Kurultayımızın Çanakkale’de olmasının bir anlamı var. Biz biriz, bütünüz, vatanseveriz, biz bayrağımızı, insanımızı seviyoruz. İnsanlarımız arasında hiçbir ayrım yapmıyoruz. Biz, görüşü kimliği ne olursa olsun bütün insanları kucaklıyoruz. Biz gerginlik, kavga istemiyoruz. Kendi ülkemizde huzur içinde barış içinde yaşamak istiyoruz. Biz adaletli bir Türkiye istiyoruz.

    Çanakkale destanı yazıldı ama fazla sürmedi. Üç yıl sonra Çanakkale’de tek bir mermi atmadan İstanbul’a gittiler. Dolmabahçe’de demirledi bunlar ve başkenti ele geçirdiler. Gazi Mustafa Kemal Atatürk kapattığı bir sayfayı yeniden açtı. Samsun’u Erzurum’u Sivas’ı gezdi. Bugün başkomutanlık savaşının başladığı gündür. Diyoruz ki siz bu ülkeyi inşa ettiniz. Kanlarınızla gözyaşlarınızla bu güzel ülkeyi bize emanet ettiniz. Onlara her zaman şükran borçluyuz. Herkese, her insana saygı duyduğumuz gibi bu ülke için kanını, canını veren herkese şükran borçluyuz.

    O savaşı en iyi Nazım Hikmet anlatır. “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim. Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak ve ipek bir halıya benzeyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim.  Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim… Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim…”

    ADALET MÜCADELESİNİ BİZ BAŞLATMADIK

    Bizim adalet mücadelemizin temel nedeni budur. Biz adalet mücadelesini aslında yeni başlatmadık. Bu mücadele insanlık tarihi kadar eski bir mücadeledir. Bütün adaletsizliklere karşı ortak mücadeleyi birlikte götüreceğiz. Elbette ki adaletsizliğin temellerinden birisi 15 Temmuz darbe girişimiydi. O darbe girişimine karşı duran, parlamentoda görev yapan milletvekillerine ve hayatlarını kaybeden 250 şehidimize ve gazimize şükran borçluyuz. Ama şu gerçeği de hepimiz bilmeliyiz.

    BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA

    Bu ülkenin insanları iki 15 Temmuz olduğunu unutmasınlar. Birincisi, darbeye karşı direnen halktır. Şehitlerimizi ve gazilerimizi anıyoruz. Bir de sarayın 15 Temmuz’u var. Karşı çıktığımız sarayın 15 Temmuz’udur. 20 Temmuz da başka darbeyi yapanlara karşıyız. 20 Temmuz darbesine ve o darbecilerin tümüne karşıyız biz. Sarayın 15 Temmuz’u ve 20 Temmuz’da bir darbe gerçekleşti. İlk kez bir sivil darbe gerçekleşti. Hiçbir günahı olmayan insanlar mağdur edildiler. Binlerce akademisyenin görevine son verildi. Hapishaneler gazetecilerle dolduruldu. Bu gerçekleri unutmayacağız. Milletvekilleri hapiste. Enis berberoğlu’nun, hiçbir suçu olmayan Berberoğlu’nun tutuklanması bardağı taşıran son damla olmuştur. Ve yürüdük. Ankara’dan İstanbul’a yürüdük. Hak, hukuk, adalet diye yürüdük. Yürüyemezsiniz dediler, yürüdük. Yolda kalırsınız dediler, yürüdük.

    TOPLUMUN YÜZDE 80’İ ADALET YOKTUR DİYOR

    Ama bize şunu asla söyleyemediler. “Kardeşim yürüyorsunuz da bu ülkede hukuk var niye yürüyorsunuz” diyemediler. Çünkü onlar da biliyordu ki, bu ülkede hak da hukuk da adalet de yok. İranlı bir bilge şunu söylüyor “Dünyanın bütün nehirleri bir kişinin adalete susamışlığına yetmez” Bugün Türkiye’de bir kişinin değil 80 milyonun adalete susamışlığı var. Bir anket yapılıyor. Vatandaşlara soruluyor. Soru aynen şu “Herhangi bir nedenle yolunuz adliyeye düştüğünde hakkınızda adil karar verileceğine inanıyor musunuz” Bu soruya, “Evet adliyeye yolum düşerse adil karar çıkar” diyenler yüzde 19. “Hayır bu ülkede adalet yoktur” diyenler yüzde 73. Görüş bildirmeyenlerin oranı da yüzde 8. Bu toplumun en az yüzde 80’i bu ülkede adaletin olmadığını bize söylüyor.

    BUYSA ADALET BÖYLE ADALET OLMAZ OLSUN

    Düşünün, bir yerde büyükşehir belediye başkanısınız. Hükümet size kızıyor, ofisiniz basılıyor, memurlarınız gözaltına alınıyor. 397 yıl hapisle yargılanıyorsunuz. Ve dava devam ediyor, sizi yargılayanlar hapse giriyor ve siz beraat ediyorsunuz. 397 yıl hapisle yargılanacaksınız ve beraat edeceksiniz. Peki bu mudur adalet? Buysa adalet böyle adalet olmaz olsun. Düşünün, bu ülkenin hapishanelerinde anneleriyle beraber kalan çocukların sayısı 668. Bu çocukların oyunlara ihtiyaçları var, babalarını görmeye hakları var. Sormak gerekir bu mudur adalet? Düşünün, üniversitelerde öğretim üyesisiniz. Bir sabah kalkıyorsunuz KHK ile görevinize son verilmiş. Hak aramak istiyorsunuz başvuracağınız hiçbir yer yok. Çünkü hak aramanızı  yasaklıyorlar. Sormak gerek, bu mudur adalet? Bunun için adalet, adalet, adalet diyoruz.

    NURİYE VE SEMİH’İ NASIL ANMAZSANIZ?

    Düşünün, batıda üniversiteler var. Gel burada ders ver diyorlar. Ama o KHK ile sizin yurtdışına çıkışınız da engelleniyor. Bu da yetmiyor, eşinizin de yurtdışına çıkması engelleniyor. Sormak gerekir bu mudur adalet? 20 Temmuz bir sivil darbedir. Bu da yetmiyor. Kapının önüne konuyorsunuz, KHK ile görevinize son veriliyor. Siz dünyanın en barışçıl eylemini yapıyorsunuz. Diyorsunuz ki “İşimi istiyorum” Geliyorlar her sabah seni oradan alıyorlar, ceza yazıyorlar, serbest bırakıyorlar. Ertesi gün yine gidiyorsunuz “Ben işimi istiyorum” diyorsunuz, yine alıp götürüyorlar. İnsan hakları heykelinin önünü kuşatıyorlar. Sonra geçiyor bunları terörist ilan ediyorlar. Açlık grevi yapıyorlar. Doğrudan doğruya hapse atıyorlar. Şimdi Nuriye ve Semih’i nasıl anmazsınız? Sormak gerekir bu mudur adalet?

    ATİLLA TAŞ, MURAT AKSU… BU MUDUR ADALET?

    Düşünün, tutuklanmışsınız, mahkemeye çıkıyorsunuz. Savcı tutuksuz yargılanmanızı istiyor. Hakim bu karara uyuyor ve serbest bırakıyor. Sen misin tutuksuz yargılama kararı veren. Hem savcıyı hem hakimi görevden alıyorlar. Atilla Taş, Murat Aksu… Şimdi sormak gerekiyor, bu mudur adalet?

    Düşünün, dini inancı istismar ederek milyonlarca dolar, Euro topladılar. Ve bunlar toplayanlar aramızda. Alın terini çaldılar, bunlara hiçbir şey yapılmadı. Sormak gerekir, alın terini çalanlardan hesap sormamak mıdır adalet?

    Düşünün, yoksul bir ailenin eğitim harcamalarıyla varlıklı ailelerin eğitim harcamalarındaki fark 78 katına çıkmış. Sormak gerekir bu mudur adalet?

    ÖSYM MERKEZLERİNDEN SORU ÇALDILAR

    Düşünün, gariban bir aile boğazından kesiyor çocuklarına eğitim verdiriyor. Sınavlara hazırlıyor. Sonra birileri geliyor, ÖSYM merkezinden sınav sorularını çalıyor. O sınav sorularını birilerine dağıtıyorlar. Onlar sınavı kazanıyor, emek harcayanlar, bekleyenlerin hiçbirisi ama hiçbirisi doğru dürüst bir yeri kazanamıyor. Sormak gerekir bu mudur adalet? Ve o sınav sorularını çalanların sırtı sıvazlandı. Hiçbir soruşturma yapılmadı. Eleştiri yapanlara böyle bir şey yok dendi. Sormak gerekir bu mudur adalet?

    ANAYASA MAHKEMESİ HAKİMLERİNE SESLENİYORUM

    Anayasa Mahkemesi dedi ki “milletvekili yargılanabilir ama tutuklanamazlar” Bu karara rağmen halen bugün çok sayıda milletvekili tutuklu. Çünkü saraya bağlı. Buradan AYM Başkan ve üyelerine sesleniyorum. Siz gerçekten hakimseniz, yargıçsanız bir an önce ve bir an önce kararlarınızı yeniden verin.

    SELAMLARIMI YOLLUYORUM

    Düşünün, herkesin bildiği istisnasız bütün gazetelerin yazdığı MİT TIR’ları meselesi. Havuz medyası da yazdı. ‘Devlet sırrı’ sayılarak Enis Berberoğlu milletvekilimiz gözaltına alındı. Kaçacak diye tutuklandı, müebbetle yargılandı, iyi halden 25 yıla mahkum edildi. Bütün dünyanın ve 80 milyonun bildiği bir konu nasıl devlet sırrı sayılır? Enis Berberoğlu’na adalet kurultayından adaletli selamlarımızı gönderiyoruz. Suçsuz yere yatıyor. AYM’nin kararı var, “MİT TIR’ları olayı devlet sırrı değildir” diye.

    KOZMİK ODAYA FETÖ’YÜ SOKACAKSIN…

    Düşünün, Enis Berberoğlu’nu casuslukla suçlayacaksın. Devletin bütün sırlarının saklandığı kozmik odaya FETÖ örgütünün militanlarını sokacaksın. Ve devletin bütün sırlarını FETÖ’ye vereceksin. Devletin haremi ismetine girenlere hiçbir şey yapmayacaksın, ama dönüp Enis Berberoğlu’nu suçlayacaksın. Niçin? CHP üzerinden bir operasyonu nasıl gerçekleştiririz arayışındalar. Siz yalnız değil, kaç kişi gelirseniz gelin CHP olarak kaya gibi duracağız, asla ödün vermeyeceğiz.

    SUSAN DİLSİZ ŞEYTANDIR

    Hakkımızı hukukumuzu sonuna kadar arayacağız. Zalime teslim olmayacağız. Haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır. Biz onların şeytanlıklarına asla boyun eğmeyeceğiz. Düşünün, taşeron işçisisiniz. Size kadro vereceğiz diye söz veriyorlar. Sonra unutuyorlar. Senin hakkını da hukukunu da ben koruyacağım, biz koruyacağız. Siz kadroyu biz vereceğiz kardeşim. Düşünün, çiftçiye dünyanın en pahalı mazotunu, gübresini satacaksın. Tarlasını ekecek biçecek, ürününü hasat edecek. Sanki bu ülkede hiç enflasyon yokmuş gibi geçen yılın fiyatını aynen vereceksin. Düşünün, sanki Türkiye’de hiç arazi yok, insan yok, güneş yok, deniz yok. Çiftçi kardeşlerim iyi dinlesinler. Gidiyorlar Sudan’da 780 bin dönüm arazi kiralıyorlar. Hükümet kiralıyor. Ne ekecekler? Yağlı tohum ve pamuk ekecekler. Bir devlet düşünün Sudan’da arazi kiralayacak, ülkesine getirecek. Kendi çiftçisiyle rekabet edecek. Çiftçi kardeşim senin hakkını da biz savunacağız.

    BÖYLE BİR AHLAKSIZLIĞA HUKUKSUZLUĞA DÜNYA TANIK OLMAMIŞTIR

    Ve bir garabet daha. Üniversitede hocasınız, KHK ile görevinize son veriliyor. Maaşınız kesiliyor, yurtdışına çıkışınız engelleniyor. Giriyorsunuz üniversite sınavlarına kazanıyorsunuz. Bir yönetmeliği değiştiriyorlar, sen fakülteye devam edemezsin diyorlar. Böyle bir ahlaksızlığa, hukuksuzluğa dünya tanık olmamıştır. Sizin hakkınızı, hukukunuzu hep birlikte savunacağız.

    GAZETECİLERİ TUTUKLUYORSUNUZ

    Düşünün, diyorlar ya Bylock kullandıkları için tutuklandılar… Bylock kullanmamış, FETÖ ile hiçbir ilgisi yok. Bylock kullanan birisi onu aramış. Siz kalkıyorsunuz bu gazetecileri tutukluyorsunuz. 150’nin üzerinde gazeteci hapiste. Zaten demokrasiden de söz edemezsiniz. Gazeteci arkadaşlarıma sesleniyorum, sizin hukukunuzu sağlamak da bu ülkenin namuslu insanlarının temel görevi olacaktır.

    PARAYLA PULLA RAHATLIKLA DIŞARIDA GEZİYORSUN

    Düşünün, ister Bylock kullan, ister FETÖ’cü ol. Birilerinin damadıysan, birileri kayınpederse, parayla pulla istediğini satın alabiliyorsa rahatlıkla dışarda gezebiliyorsun. Gücün varsa, bir İtalyan hukukçunun dediği gibi “Hukuk gücü olanların delip geçtiği, güçsüzlerin takılıp kaldığı bir ağ olmamalıdır” O nedenle Türkiye’de adalet yoktur. Parayı bastıran, gücünü kullananların tamamı serbest bırakıldı. Ama muhalif olduğu için hapishanelere tıkılan vatandaşlarımız var. Sizlerin hakkını hukukunu sağlamak hepimizin ortak görevidir.

    OPERASYON YAPILIYOR KAÇ DEDİLER

    Bir örnek vereyim size. Çok çarpıcı bir örnek. Az önce söyledim FETÖ ile hiçbir ilgisi olmayan kişiler hapse atılıyor ama iktidara yakın birisi FETÖ mensubu birisine telefon ediyor “Operasyon yapıyorlar, kaç” diye. Bu tespit ediliyor iddianamede yer alıyor. Bunu söyleyen adamın kılına dahi dokunmuyorlar. Ama hayatı boyunca Bylock kullanmayan insanlar hapishanelerde. Düşünün, birileri faize karşıyım diyor. Son 15 yılda bu ülkenin insanlarının cebinden alınıp bir avuç faiz lobisine ödenen miktar 142 milyar dolar. Sabah akşam benim atletimle uğraşacağına  142 milyar doları bu ülkenin çiftçisine köylüsüne emeklisine versene.

    Düşünün, Gazze’ye gitmek için vatandaşları teşvik edeceksiniz. Açık denizlerde müdahale edilecek gemiye 9 Türk vatandaşı hayatını kaybedecek. Asacaksın, keseceksin her lafı edeceksin. Sonra gideceksin önlerinde diz çökeceksin. 20 milyon dolara Türkiye’nin itibarını satacaksın. Bu mudur adalet? O kadar ki bu 9 vatandaşımızın dava açma hakları ellerinden alınmıştır.

    SEN VATANSEVER DEĞİLSİN

    Düşünün, devleti yöneten şunu söylüyor FETÖ’ye “Ne istediniz de vermedik” diyor. Okul dediler, okul verdiler. Müsteşar dediler, müsteşar verdiler. Vali dediler, vali verdiler. General dediler, general verdiler. Peki kardeşim FETÖ’nün her istediğini verdin. Bu ülkenin çiftçisi istedi vermedin, işsizi istedi vermedin, taşeron işçisi istedi vermedin, memuru istedi vermedin. Ama FETÖ ne istediyse apar topar hepsini verdin. Sen vatansever değilsin kardeşim.

    15 YILDA GELDİĞİMİZ NOKTAYA BAKIN

    Son 15 yılda geldiğimiz noktaya bakın. Hırsızlık yapanlar muteber kişi olmaya başladılar. Kul hakkı yemiyorsanız “bunlar devleti yönetemezler, milleti soymak lazım, cebi doldurmak lazım” bu algıyı yerleştirmeye başladılar. Biz hak, hukuk, adalet derken onların algısını yıkmaya çalışıyoruz. Devleti soymayan insanların ülkeyi yönetmesini istiyoruz.

    BENİM ADIMI GÖRÜNCE KAN BEYİNLERİNE SIÇRIYOR

    Biliyorsunuz bunlar benim adımı görünce kan beyinlerine çıkıyor, dayanamıyorlar. Ben bunlara Kılıçdaroğlu hastalığı nüksetti herhâlde diyorum. Sağa sola dönüyorum, arkaya öne bakıyorum “Ey Kılıçdaroğlu…”

    BENİMLE UĞRAŞACAĞINA…

    Kayseri’de 45 yaşındaki işsiz Haydar Çapur kendisini yaktı. Benimle uğraşacağına bununla uğraşsana kardeşim. Atama bekleyen öğretmen İsa Erdoğan intihar etti. Bunlarla uğraşsana kardeşim. Çiftçinin, memurun sorunu var. Atama bekleye öğretmenler var. Onları bırakmış sadece benimle ilgileniyor. Memnunum, kendisine çok açık net çağrı yaptım. Ödlek değilsen, korkak değilsen çık karşıma oturalım konuşalım. Ben de adım gibi biliyorum ki çıkamaz, cesaret edemez. Ama şu konuda görüş birliği içinde olacağız. Bütün bu eleştirileri hafızamızı yenilemek için aktardım. Biz hep birlikte inancımız siyasi görüşümüz ne olursa olsun, hep birlikte adaleti savunacağız.

    İLK HEDEFİMİZ HAK, HUKUK, ADALET

    İlk hedefimiz hak, hukuk ve adalettir. Bütün sorunlara hak hukuk ve adalet penceresinden bakacağız. Sorunu çözdüğümüz zaman da halkın vicdanında kabul görmüş oluruz. Bunun için yargı bağımsızlığını kesinlikle sağlayacağız. Yargı adalet dağıtacak. Adaletli bir yargıyı her zaman savunacağız yeniden ama yeniden inşa edeceğiz. Medya özgürlüğünü birlikte sağlayacağız. Gazeteciler özgürce yazacak. Yine hep birlikte din ve vicdan özgürlüğünü sağlayacağız. Her inanca saygı duyacağız. Onun kimliğine, inancına, onun yaşam tarzına bakmayacağız. Ona diyeceğiz ki “bu işi en iyi sen biliyorsan gel bu işin başına geç” diyeceğiz. Kışlaya, camiye, adliyeye siyaseti sokmayacağız. Kimlik üzerinden siyaset yapmayacağız, inanç üzerinden siyaset yapmayacağız. Yani toplumu bölen, gerginlik yaratan bütün unsurları siyasetin dışında tutacağız.”

    4 GÜN SÜRECEK

    ‘Adalet Kurultayı’, 29 Ağustos akşamına kadar sürecek. 4 günlük kurultayda, mahkemede adalet, yaşamda adalet, eğitimde adalet, inançta adalet, medyada adalet, seçimde adalet, geçimde adalet ve devlette adalet konularında 8 ana panel ve bu ana başlıklar altında çalıştaylar gerçekleştirilecek. Bu panellerle eş zamanlı olarak alt başlıklarda 70 çalıştay düzenlenecek ve bu çalıştaylara, konusunda uzman 700 konuşmacı katılacak. Kurultayda masaya yatırılan ilk konu ‘mahkemede adalet’ olacak. Konuşmacılar terörü, şiddeti, suçu övemeyeceği gibi nefret söylemi de kullanamayacak. Konuşmalarda ırk, etnisite ya da inanca dayalı ayrımcılık yapılması halinde müdahale edilecek.

    ‘Adalet Kurultayı’nda aralarında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın muhtarlar toplantılarına katılanların da olduğu bir grup muhtar da yer alacak. CHP PM üyesi Yıldırım Kaya’nın koordinasyonunda yapılan ‘Muhtarlara Adalet’ konulu çalıştaya katılacak olan muhtarlar, özlük hakları ve yetkileriyle ilgili yaşadıkları olumsuzlukları kurultayda anlatacak.

    30 AĞUSTOS KUTLANACAK

    Kurultayın son günü 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlanacak. Fener alayı düzenlenirken belgesel gösterimleri, tiyatro oyunları sahnelenecek. Kurultayın ikinci günü ise saat 06.00’da, Atatürk’ün “Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum” dediği 57’nci Alay’ın yürüyüş güzergâhı üzerinde 4 kilometrelik temsili ‘Adalet Yürüyüşü’ gerçekleştirilecek.

    ON BİNLER TOPLANDI

    CHP’nin Adalet Kurultayı için Gelibolu’da 10 binlerce kişi toplandı. Belediyelerin yaptığı toplu konaklama yerleri dışında yüzlerce bireysel çadır da var. Konaklama alanına geliş gidiş için Çanakkale’den feribota, oradan da kurultay alanına otobüslerle seferler yapılıyor.

    Katılımcıların ihtiyaçlarını giderebilmek için her türlü mekan düşünülmüş.

    En ilginç detay ise, Kartal Belediyesi’nin organize ettiği canlı heykeller… Bronza boyanmış insanlar kurultay alanın birçok yerinde heykel gibi duruyor.

  • AKD Küçükkuyu Şubesi’nin birinci yılı coşkuyla kutlandı

    AKD Küçükkuyu Şubesi’nin birinci yılı coşkuyla kutlandı

    PİRHA – Alevi Kültür Dernekleri Küçükkuyu Şubesi’nin birinci kuruluş yıl dönümü coşkulu bir şekilde kutlandı. Katılımın yüksek olduğu etkinlik lokmaların dağıtılması ve türkülerin söylenmesiyle son buldu.

    Alevi Kültür Dernekleri Çanakkale Ayvacık Küçükkuyu Şubesi’nin birinci yılı coşkuyla kutlandı. Katılımın yüksek olduğu etkinliğe ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, ABF İnanç kurulu yönetim kurulu üyesi ve Marmara bölge sorumlusu Altınoluk Cemevi dedesi Nurettin Gedikoğlu, Balıkesir Alevi Güç Birliği Başkanı Dr. Mehmet Ali Çiçek, Balıkesir Hacıbektaş Derneği Başkanı Akay Şahin, Zeytinli Hacıbektaş Anadolu Eğitim Vakfı Şube Başkanı Ziya Şahverdi, AKD Altınoluk Şube Başkanı Hüseyin Altay ve yönetim kurulu üyeleri, siyasi parti temsilcileri ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı.

    Etkinlikte ilk olarak AKD Şube Başkanı Cafer Temizel söz alarak derneğin hem kurumsal hem de inanç konusundaki hizmetlerini anlattı.

    Konuşmada söz alan Küçükkuyu Belediye Başkanı Cengiz Balkan birlik ve beraberlikten söz ederek bir Alevi kurumunun varlığından mutlu olduklarını söyledi.

    ABF Başkanı Muhittin Yıldız ise Alevilerin Hz. Hüseyin gibi mazlumdan yana olduklarını, ezilen halkların yanında Pir Sultan Abdal gibi dik durmaları gerektiğini, zalime boyun eğmeyeceklerini söyledi. İşten atılan akademisyenlerin yanında olduklarını ifade eden Yıldız, ırkçılığa, faşizme karşı tüm ezilen halkların güç birliği yapmaları gerektiğini vurguladı.

    Barış, kardeşlik vurgusu yapan ABF İnanç Kurulu Yönetim Üyesi Nurettin Gedikoğlu da, Alevilerin özünde barışın yattığını ve inançlarının gereği olarak her devirde mazlumdan yana olduklarını, hiç kimseyi inancından, dininden, dilinden, siyasi görüşünden dolayı ötekileştirmediklerini, aksine yetmiş iki millete aynı gözle baktıklarını söyledi.

    Gedikoğlu, Alevi kurum ve kuruluşlarının her yerde şube açmalarının o yerlere barışı, kardeşliği getireceğini belirterek, Alevilerin bu yaşamın garantisi olduklarını ifade etti.

    Etkinlik Umut Temizel’in konseri ve lokma dağıtımı ile sona erdi.