Etiket: cantv

  • CANTV ile dayanışma gecesi 13 Ocak’ta; geceye katılım çağrısı yapıldı-VİDEO

    CANTV ile dayanışma gecesi 13 Ocak’ta; geceye katılım çağrısı yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Alevilerin yayın organı CANTV ile dayanışma amacıyla Londra’da ‘Dayanışma Gecesi’ düzenlenecek. Etkinliğe dair Alevi kurum başkanları, sanatçılar ve yurttaşlardan katılım çağrısı yapıldı.

    CANTV ile dayanışma amacıyla İngiltere’nin başkenti Londra’da ‘Dayanışma Gecesi’ düzenlenecek. CANTV ile dayanışma gecesine dair verilen mesajlar şöyle:

    BAF Eşit Başkanı Dilek İncedal: Biz sadece ölürken haber olan bir toplum olarak yaşarken de neler yaşadığımızın haber yapılması çok değerli, çok kıymetli. Bu toplumun ve biz Alevi kadınların sesine ses katan CANTV emekçilerine yürekten teşekkür ediyoruz. CANTV’nin sürekliliği için 13 Ocak’ta yapılacak olan dayanışma gecesine tüm canları bekliyoruz.

    İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Eşit Başkanı İbrahim Has: 13 Ocak tarihinde Selby Centre’de düzenlenecek CANTV gecesine bütün canları davet etmek istiyoruz. Basın olmazsa olmazlarımızdan, can damarlarımızdan bir tanesidir. Sesimizi her tarafa duyuran, doğru haberi, doğru şekilde ileten basına sahip çıkmamız gerekiyor. Bu açıdan özellikle Alevi toplumunun sesini duyuran, bu konuda çok büyük emekler sunan, bizlerle de çok yakın ilişkilerde olan CANTV’nin bu gecesine herkesin katkı sunmasını canı gönülden istiyoruz. Bizler de o gün orada olacağız.

    İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Eşit Başkanı Filiz Koç: CANTV’ye dayanışma gecesinde tüm canlarımızı bekliyoruz. Bizler o gün orada olacağız. Özgür basın için, sesimiz için, toplumun özgürlüğü için, özgür basın şarttır. Gelin canlar bir olalım.

    Eczacı Ali Gül Özbek: Toplumumuzun sesi kulağı olan CANTV’yle dayanışma gecesine bütün toplumumuzu bekliyoruz.

    Sanatçı Cihan Çelik: Yeni yılda 13 Ocak cuma akşamı Londra’da CANTV’yle dayanışma gecesinde sizlerle olacağım. Hepinizi bekliyorum.

    Sanatçı Zeynel Ali Bingöl: Beraber şarkılar, türküler, kılamlar, stranlar okuyalım. Birlikteyken çok daha güçlüyüz.

    PİRHA/LONDRA

     

     

     

     

     

     

  • İsviçre İstanbul Başkonsolosu: Alevilere yönelik saldırılara dair araştırma yapacağım-VİDEO

    İsviçre İstanbul Başkonsolosu: Alevilere yönelik saldırılara dair araştırma yapacağım-VİDEO

    PİRHA- İsviçre İstanbul Başkonsolosu Julien Thöni, PSAKD Kadıköy Şubesi/ Cemevinde Muharrem (Yas-ı Kerbela) Oruç açımına katıldı. CANTV’ye konuşan Julien Thöni, Alevilere ve kurumlarına yönelik saldırılara dair araştırma yapacağını söyledi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi/Cemevinde Muharrem (Yas-ı Kerbela) Orucu açımına katılan İsviçre İstanbul Başkonsolosu Julien Thöni, CANTV’ye konuştu.

    Birçok şeyi ilk defa öğrendiğini ve kültürler arası bir bağ kurmak için etkinliğe katıldığını söyleyen Julien Thöni, Alevilere ve kurumlarına yönelik saldırılara dair araştırma yapacağını belirtti.

    Julien Thöni, Alevi kurumlarıyla daha fazla ilişki kurmak istediğini ifade ederek, iki kültür arasında bir köprü kurmanın önemli olduğunu dile getirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Alevi olduğumuz öğrenildiği andan itibaren baskı uygulanmaya başlanıyor’-VİDEO

    ‘Alevi olduğumuz öğrenildiği andan itibaren baskı uygulanmaya başlanıyor’-VİDEO

    PİRHA-Alevi gençler, zorunlu din derslerinde yaşadıkları ayrımcılığı ve nefret dilini anlattı. Din derslerinde ve okulda ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirten gençler, Diyanet’in küçük yaşta evliliğe onay verdiğinin altını çizerek, kapatılması gerektiğini ifade ettiler. 

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın artarak sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret diline ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütünen dinselleştiği tepkisinde bulunan eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.

    Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) da hem kendi programı dahilinde hem de Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içersinde, okuldan, eve, sokaktan üniversitelere kadar bir çok alanda faaliyet yürütmeye devam ediyor.

    Zorunlu din derslerine maruz kalan ve kalmaya devam eden Alevi gençler yaşadıklarını ve başta Alevilere olmak üzere Türk, İslam ve Hanefi mezhebi dışında kalanlara karşı ötekileştirici ve asimilasyoncu uygulamalar yürüten DİB’in tutumuna dair Can TV’ye konuştular.

    Selin adlı Alevi genç, altı saat zorunlu din dersi gördüğünü belirterek, “Dua okuyorum, dua veriyorum, puan veriyorlar. Eğer vermezsem sıfır veriyorlar. Aynı zamanda ayrımcılığa uğradım. Okulun kermesi vardı. Hocalar Alevileri sorup Alevilerin yemek getirmemesi gerektiğini söyledi. Ben de çok önemsememiştim Anneme yemeği yaptırmıştım ve okula götürmüştüm ancak bizim götürdüğümüz yemekler masaya konulmamıştı. Gerçekten çok zedeleyici bir durum” dedi.

    Din derslerinin kendilerine zorunlu hale getirildiğini ifade eden Selin, Diyanet’i de hiçbir zaman onaylamadığını şu sözlerle dile getirdi:

    “Diyanet 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlenilebileceğini söylüyor. Dokuz yaşındaki bir kız çocuğunun akıl sağlığı sence ne kadardır? Ne kadar düşünebilir? Diyanet’in ne amaçla yaptığını da bildiğimiz için artık onlar ne yaparsa yapsın yaranamazlar. Dayanamıyorum ben. Diyanet’in Aleviliği savunduğunu düşünmüyorum. Diyanet bir kere erken yaşta evliliği savunuyorsa, daha ne savunursa savunsun hiçbir şey değişmez bence. Küçücük bir çocuk evlendirilir diye düşünüyorsan zaten senin kafa yapın bitmiştir” diye belirtti.

    “ALEVİ OLDUĞUMU ÖĞRENDİĞİ ANDA BASKI UYGULAMAYA BAŞLADI”

    Üniversite üçüncü sınıf öğrencisi İlayda Ayman da, lise yıllarında ayrımcılığa ve nefret diline maruz kaldığı aktararak, şunları ifade etti:

    “Lisede yaşadığım iki tane çok kötü anıdan bahsetmek istiyorum. Sınıfta bir tane Sünni bir arkadaşımız benim Alevi olduğumu öğrendiği andan itibaren mobbing uygulamaya başladı. Bir gün annem yemek yaptı ve okula götürdüm. Arkadaşlarımla beraber onu yerken elini uzattı. Kim yaptı dedi? Annem yaptı dedim. ‘Yemem’ dedi fırlattı. Neden dedim. Alevinin yemeği yenmez dedi. Bir kere teneffüste hızlı bir şekilde lavaboya giderken arkadaşımın birisi beni durdurdu ve “Siz mum söndü mü yapıyorsunuz” diye sordu ve bende şalter attı. Git dedim bir bak araştır ne demekmiş anlamı. Sonra beni tekrar durdurdu; çok özür dilerim dedi. Yani bunu sana söylediğim için çok utanıyorum, dedi.

    13 yaşındaki bir kız çocuğunun evlendirilmesi kadar kulağa saçma gelen bir cümle dahi yok. Çünkü ben 21 yaşındayım ve şu an ben bile kendimi evliliğe hazır bir halde hissetmiyorum. Kafa yapısı geri olan insanlar çocuklarını bu şekilde evlendiriyor. Diyanet de bunun arkasında duruyor ve onaylıyor. Hiçbir şekilde onaylamıyorum.”

    Rohat EMEKÇİ-Diren KESER/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    1-‘Zorunlu din dersinde ayrımcılığa uğradık, sınıfta kalmamak için sure ezberledik’
    2-‘Namaz kılmadığımız için dersten atıldık, şiddet gördük’
    3-‘Ne kadar üzerimize gelinirse gelinsin inancımızı sürdüreceğiz’
    4-‘Zorunlu din dersleri bizde travmalara neden oldu’
    5-‘Ayrımcılığa uğramamızın en büyük nedeni din-devlet-eğitim işlerinin birbirinden ayrılmaması’ 
    6-‘Fişlendik, zorla sureler ezberletiliyordu, namaza zorlanıyorduk’
    7- ‘Günahkar, cehennemde yanacaksın’ sözleri psikolojimi bozdu

  • Mersin Eğitim-Sen Başkanı Sümbül: ‘Demokrasi ve Laiklik’ mitingine güç verelim-VİDEO

    Mersin Eğitim-Sen Başkanı Sümbül: ‘Demokrasi ve Laiklik’ mitingine güç verelim-VİDEO

    PİRHA-27 Şubat’ta Alevilerin İstanbul Kadıköy’de yapacağı ‘Demokrasi ve Laiklik’ mitingine dair konuşan Mersin Eğitim-Sen Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Mahmut Sümbül, eğitim alanında yaşanan tüm olumsuzluklara karşı 27 Şubat’taki mitingin öneminin daha da arttığını vurgulayarak, “Demokrasi ve Laiklik’ mitingine güç vermeliyiz” dedi.

    27 Şubat Pazar günü saat 15.00’te Alevilerin öncülüğünde İstanbul Kadıköy’de yapılacak ‘Demokrasi ve Laiklik’ mitingine katılım çağrıları toplumun bir çok kesiminde karşılık bulmaya devam ediyor. Mersin Eğitim-Sen Şubesi Yürütme Kurulu Başkanı Mahmut Sümbül, Diren Keser’in CAN TV’de hazırlayıp sunduğu ‘Yerel Saat’ programına katılarak, 27 Şubat’ta Alevilerin öncülüğünde İstanbul Kadıköy’de yapacağı ‘Demokrasi ve Laiklik’ mitingine dair değerlendirmelerde bulundu.

    1-3 Aralık 2021 tarihinde yapılan 20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocukların eğitimine din eğitimi eklenmesinin kabul edildiğini hatırlatan Sümbül, “Komisyonda gündeme alınmadı ancak cemaat ve tarikatların yönlendirmesiyle Şura Genel Kurulunda kabul edildi. Bunun ‘tavsiye’ kararı değil, zihinlerinin gerisindeki yapmak istedikleri şey olduğunu ve bununda bu şekilde hayata geçirileceğini gösteriyor” dedi.

    “BİAT EDEN BİR NESİL YETİŞTİRMEYİ HEDEFLİYORLAR”

    20. Milli Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş grubu çocukların eğitimine din eğitimi eklenmesi ‘tavsiye’ kararına karşı demokratik kamuoyunun yoğun bir tepki yarattığının altını çizen Sümbül, “Okulların tamamında imam hatipleşme iktidara yetmedi. Şimdi de eğitimin köküne dinamit koyacak 4-6 yaş grubu çocuklara tekçi, Sünni, Hanifi öğretisi verilmeye çalışılarak, istedikleri insan tipi yetiştirmeye çalışıyorlar. Böylece sorgulamayan, araştırmayan, biat eden bir nesil yetiştirmeyi hedefliyorlar” diye belirtti.

    “DEMOKRASİ VE LAİKLİK’ MİTİNGİNE GÜÇ VERMELİYİZ”

    Eğitim alanında yaşanan tüm bu olumsuzluklara karşı 27 Şubat’taki mitingin öneminin daha da arttığını vurgulayan Sümbül, “Tüm şubelerimiz özellikle de Marmara bölgesindeki şubelerimizin katılımı yüksek olacaktır. Bu itirazın yükselmesi çok önemli. Yaşam tarzımıza dair söz söyleyen, demokratik, laik, parasız, bilimsel, anadilinde eğitimin gereği olan ‘Demokrasi ve Laiklik’ mitingine güç vermeliyiz” ifadelerine yer verdi.

    Sümbül, son olarak barıştan, demokrasiden, halkların kardeşliğinden yana insanlar bir arada oldukça ve örgütlendikçe iktidarın istediğini yapamayacağını dile getirdi.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • ‘Zorunlu din dersleri bizde travmalara neden oldu’-VİDEO

    ‘Zorunlu din dersleri bizde travmalara neden oldu’-VİDEO

    PİRHA- Alevi gençler, zorunlu din derslerinde yaşadıkları ayrımcılığa ve nefret diline dikkat çekerek, “Alevileri soyutluyorlar, bizi yok sayıyorlar. Din dersinde olsun, çevrede olsun her yerde bizi yok sayıyorlar. Bu da bizim üzerimizde baskı oluşturup, travmaya yol açıyor” dedi. Gençler, cemevine gidip gelerek, kendilerine güvenin arttığını da eklediler. 

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın artarak sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret diline ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütünen dinselleştiği tepkisinde bulunan eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.

    Zorunlu din derslerine maruz kalan ve kalmaya devam eden Alevi gençler yaşadıklarını Can TV’ye anlattılar.

    Taner Bugi adlı lise öğrencisi, eğitim hayatı boyunca zorunlu din dersi dayatmasıyla karşı karşıya kaldığının altını çizerek, “Alevi veya ateist hiç düşünmeksiniz din dersini dayatıyorlar, bu da bizde travma yaratıyor ve üzerimizde bir baskı oluşturuyor. Çünkü ben Alevi inancına yönelik ibadetimi yapıyorum. Mesela ramazan ayında arkadaşım oruç tutuyor ben de arkamı dönüp yemek yemiştim gelip bana ‘sen dinsiz misin? Sen benim yanımda nasıl yemek yiyorsun?’ dedi. Ben de ‘ben sana arkamı döndüm saygı gösterdim. Lütfen sen de bana saygı göster’ dedim üstüme yürümeye başladı. Hatta orada biraz tartışma filan oldu. Bu durum müdüre kadar da gitti. Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkün. Biz ne kadar saygı göstersek de karşı taraftan bu saygıyı göremiyoruz” dedi.

    “ARKADAŞLARIMA ALEVİ OLDUĞUMU SÖYLEMEYE ÇEKİNİYORUM”

    “Hep bizi bastırmaya çalışıyorlar, bizi diğer insanlardan soyutluyorlar” diyen Taner Bugi, “Üzerimde durmadan bir baskı var. Bazı zamanlar kendimi savunmaya güç bulamadım. Yeni tanıştığım arkadaşlarıma Alevi olduğumu söylemeye çekiniyorum. Çünkü söylemeden önce yakın, söyledikten sonra birkaç arkadaşım benden uzaklaşmaya başladı. Çünkü ailesinden farklı öğreniyorlar. Hep bizi kötüledikleri için, çocuk da annesinden, babasından öğrendiğini bize uyguluyor” diye konuştu.

    Dışlanmaktan korktuğu için Alevi olduğunu çoğu zaman söyleyemediğini ifade eden Taner Bugi, zorunlu din derslerinde öğretilen Alevilikle ilgili de şunları dile getirdi:

    “Din derslerinde öğretilen Aleviliğin Alevilikle alakası yok. Çünkü bizim burada ibadetlerimizi çok farklı bir anlamda gösteriyorlar, çok farklı anlatıyorlar. Ben de hocaya hocam böyle değil diye ikazda bulununca aramızda çatışma oluyor, beni susturmaya çalışıyor, kendi üstünlüğünü koruyor. Genelde Alevileri soyutluyorlar, bizi yok sayıyorlar. Din dersinde olsun, çevrede olsun her yerde bizi yok sayıyorlar.”

    “SINAV BASKISIYLA ZORLA CAMİYE GÖTÜRÜLDÜK”

    Mert Kısa da, din dersine giren öğretmeni tarafından sınav baskısıyla zorla camiye götürüldüğünü anlattı. Kısa, “Ben o zaman 18-19 yaşındaydım 19 yıl sonra ilk defa camiye adım attım, ilk defa abdest alıp namaz kıldım, namaz kılmayı öğrendim. Hocalarımız bize ben ne yapıyorsam siz de aynısını yapacaksınız diyordu. Sınıfta üç tane Alevi vardı. Karşı çıkmamıza rağmen hocamız bize ‘yazılıdan ve sözlüden sıfır veririm, sınıfta kalırsınız’ dedi. Biz de karşı koymamıştık” diye belirtti.

    “LİSEDEN MEZUN OLDUKTAN SONRA TRAVMA YAŞADIM”

    Cemevine gidip gelmesiyle kendine güveninin arttığını belirten Mert Kısa, “Liseden mevzun olduktan sonra bir sene travma yaşadım. Aleviliğe biraz daha yakın olmasaydım büyük ihtimalle beni asimile edebilirlerdi. O kadar asimile ediyorlar ki özellikle cuma günleri öğrencileri cuma namazlarına götürüyordu, hocanın vaazlarını dinlettiriyorlardı” ifadelerine yer verdi.

    Rohat EMEKÇİ-Barış KOP-Cebrail ARSLAN/İSTANBUL

     

  • Gazeteci Hüseyin Narlı Hakk’a yürüdü

    PİRHA- CAN TV programcısı ve yorumcusu Gazeteci Hüseyin Narlı Hakk’a yürüdü.

    Çalışma arkadaşlarından Şiyar Munzur, Narlı’nın Hakk’a yürüdüğü haberini duyururken, şu mesajı paylaştı:

    “İnanılması kolay olmayan acı haber. Sevgili Hüseyin abiyi kaybetmişiz. Türkiye’deki devrimci mücadelenin öncülerinden, 30 yıldır beraber çalıştığımız, bilgisinden, öncülüğünden, yol göstericiliğinden anbean yararlandığım, son 10 yıl içinde de TV10 ve CAN TV kurucularından, programcılarından ve yol göstericisi bilge Hüseyin Narlı…. Çok üzgünüm”

    Hüseyin Narlı’nın Hakk’a uğurlama erkanına dair önümüzdeki saatlerde bilgi verileceği aktarıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Pir Bektaş Piroğlu’nun semaha durduğu görüntüler ortaya çıktı-VİDEO

    Pir Bektaş Piroğlu’nun semaha durduğu görüntüler ortaya çıktı-VİDEO

    PİRHA -Talibinin eşiğinden ayağını ayırmayan, talibinin yüzünü güneşe, aya, iyiye doğruya, güzele çeviren Pir Bektaş Piroğlu’nun semaha durduğu görüntüler ortaya çıktı. Alevi toplumuna büyük hizmetleri olan Piroğlu 30 Eylül 2018 tarihinde Manisa’nın Çepnidere köyünde aşure lokmasında yaptığı konuşma sırasında kalp krizi geçirerek Hakk’a yürümüştü. 

    CANTV ve PİRHA çalışanlarının yakın tarihte gittiği Manisa Turgutlu’ya bağlı Çepnidere köyünde Pir Bektaş Piroğlu’nun talipleri olan Çepni Alevileri tarafından karşılandılar. Pir Bektaş’a olan bağlılıklarını, özlemlerini dile getirdiler. Talibinin eşiğinden ayağını ayırmayan, talibinin yüzünü güneşe, aya, iyiye doğruya, güzele çeviren Pir Bektaş Piroğlu’nun semaha durduğu görüntüler de bu ilişkiler esnasında ortaya çıktı.

    Bir talibi tarafından çekilen bu kıymetli görüntülerde Bektaş Piroğlu talipleri ile birlikte semaha duruyor.

    30 Eylül 2018 tarihinde Manisa’nın Turgutlu ilçesine bağlı Çepnidere köyündeki talipleri ile aşure lokması verirken yaptığı konuşma esnasında kalp krizi geçirip hakka yürüyen Piroğlu’nun talipleri ona olan özlemlerini, bağlılıklarını arkadaşlarımıza anlattılar. Bu yönlü haber ve programlar da peyderpey yayına verilecek.

    (PİRHA HABER MERKEZİ)

  • İBB elini uzattı, Nazar tabletine kavuştu-VİDEO

    İBB elini uzattı, Nazar tabletine kavuştu-VİDEO

    PİRHA- Geçtiğimiz günlerde Can TV kamerasından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na seslenerek “Sınıf arkadaşlarımın tableti var. Herkes derslere girdi ama ben giremedim. Bunun için yardım talep ediyorum” diyen 14 yaşındaki Nazar’ın tablet ihtiyacı İBB tarafından karşılandı. Nazar, destek karşısında mutlu olduğunu belirterek, İmamoğlu’na teşekkür etti. 

    Haberimiz ses getirdi. Geçtiğimiz günlerde Can TV kamerasından “Sınıf arkadaşlarımın tableti var. Herkes derslere girdi ama ben giremedim. Bunun için yardım talep ediyorum” diyen Nazar, İBB’nin yardımıyla tabletine kavuştu.

    “CAN TV EKİBİNİN SAYESİNDE SESİM DUYULDU”

    14 yaşındaki Nazar A. tabletine kavuşmanın sevinciyle şunları söyledi:

    “İlk amacım tablet sahibi olabilmekti ama biliyordum ki ailem bunu alamaz. Durumumuz iyi değil; babam tek çalışıyor. Onun için alamayacaklarını biliyordum. Nereye başvurduysam hiçbirinden yanıt alamadım. Ama o gün karşıma Can TV ekibi çıktı. Gerçekten size ne kadar teşekkür etsem az. Sizin sayenizde, siz vesile oldunuz. Oradan çağrıda bulundum. Bana bir ses oldunuz açıkçası. Ondan sonra sesimi duyar duymaz harekete geçtiler, tablet sahibi oldum. Gerçekten nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Ben büyükşehir belediye başkanımızın da çalışmasına azmine hayranım, hayranlık duyuyorum. “

    KİTAPLIĞIM BİLE YOK, ODAM YOK”

    “Zaten başarılı bir öğrenciyim. Her zaman taktir getiriyorum. Birinciliklerim var. Çok çalışan bir öğrenciyim. Tabi ki bir öğrenci olarak mağduriyetim vardı. Pandemi de üstüne geldi. Ailemin durumu göz önünde. Kitaplığım bile yok. Kendime ait bir odam yok. Arkadaşlarım bazen söylüyorlar; biz odamıza çekiliyoruz diye ama benim hiç öyle olmadı. Benim kendime ait bir odam yok. Ama yine de çalışmaktan hiçbir zaman sıkılmadım.”

    “BENİM GİBİ BİRÇOK ÖĞRENCİ VAR”

    Kendisi gibi birçok öğrencinin aynı sorunları yaşadığını vurgulayan Nazar, “Ama yine de ulaştılar. Görür görmez ulaştırdılar. Ve bana ulaştıkları gün içerisinde tablet vereceklerini söylediler ve tableti bana verdiler” diye konuştu.

    Liseye geçiş sürecinde olan Nazar, başarılı bir öğrenci olduğunu ancak ekonomik açıdan yetersiz olduğunu dile getiriyor ve zorluklar karşısında yılmayacağını da vurguluyor.

    Berfin YILDIZ /İSTANBUL

  • Sanatçı Karataş: Zalimler, yol düşkünleri bilsinler ki boyun eğmeyeceğiz-VİDEO

    Sanatçı Karataş: Zalimler, yol düşkünleri bilsinler ki boyun eğmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Halk müziği sanatçısı Metin Karataş, Erdal Erzincan ve Tolga Sağ ile birlikte Engin Nurşani’nin Hakk’a uğurlanmasında, bağlama çalıp nefes okumalarına sosyal medyadan gelen saldırılara yönelik konuştu. Karataş, “Beni korkutamazlar. Korksaydım bu kelimeleri etmem, sazı da çalmam, sazıma da ihanet etmiş olurum” dedi.

    Sanatçı Engin Nurşani’nin Hakk’a uğurlanmasında, bağlama çalıp nefes okumalarının ardından sosyal medya üzerinden hedef haline getirilen sanatçı Metin Karataş, Can Tv’nin ‘Hızır Muhabbeti’ özel programında konuştu.

    Tehditlerin kendisini korkutmadığını ve tehditlere karşı da Alevi toplumunun birbirine sıkı sıkı sarılması gerektiğini belirten Karataş, “Desteğiniz çok önemli. Aslında burada hedef Metin Karataş değil, Metin Karataş’ın gıyabında bu toplumda dik duran, sesini çıkaran insanları bire bir yok edip, o topluma korku vermek. Yoksa beni zaten korkutamazlar. Korksaydım, zaten bu kelimeleri etmem, sazı da çalmam, sazıma da ihanet etmiş olurum” dedi.

    “BİZİM DEĞERLERİMİZ; İLİMDİR, İRFANDIR”

    Karataş, “Bizim değerlerimiz ilimdir, irfandır. Bizim ışığımız ilimdir. Biz ilimin ışığından gideriz. İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Hurafelerle yaşayan bir toplum değil, bizler eğitilmiş gençlerimizle geleceği ve dünyayı tanımlayacak, bunu geleceğe taşıyacak insanlarız” diye konuştu.

    “METİN KARATAŞ SADECE BİR SEMBOL”

    Kendisinin yalnızca bir sembol olduğunu söyleyen sanatçı, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Ben kendi gördüğüm, kendi yaşadığım, bildiğim Aleviliği tanımlamak zorundayım. Çünkü bizler, ozanların ışığından gelmiş deyişlerimizden feyz aldıysak, Aleviliği de tanımlamaya az çok hakkımız olduğunu düşünüyorum. Belki birileri farklı tanımlar. Bizler gerçeğin demine ‘hü’ demiş aşıkların izinden gittiğimiz için biat etmeyeceğimizi bilsinler. Metin Karataş sadece bir sembol. Bizlerin canı, ne Hallacı Mansur’dan ne Nesimi’den ne de Pir Sultan’dan daha değerli değil. Zalimler, yol düşkünleri bilsinler ki boyun eğmeyeceğiz. Çünkü gücümüzü, desteğimizi, enerjimizi yolumuzdan ve pirlerimizden alıyoruz.”

    Diren SATI/İSTANBUL

     

  • Erenler Cemevi Başkanı’ndan Şialaştırmaya tepki: Asimilasyona izin vermeyelim!

    Erenler Cemevi Başkanı’ndan Şialaştırmaya tepki: Asimilasyona izin vermeyelim!

    PİRHA – Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Başkanı Yavuz Selçuk, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarından olan Şialaştırma hakkında açıklamalarda bulundu. Selçuk, Ehlibeyt kullanılarak Alevi inancı kullanılarak, Alevi ritüelinde olmayan, inancında olmayan şeylerin Aleviliğin içerisindeymiş gibi gösterilerek asimilasyona gidildiğini söyledi.

    CanTV de yayınlanan Veli Büyükşahin ve Celal Fırat’ın sunduğu Dem-i Muhabbet programına konuk olan Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Başkanı Yavuz Selçuk, Alevileri asimile etmeye çalışan Şia kurumları hakkında konuştu.

    “ÖTEKİ DİYE BİR KAVRAMI KABUL ETMİYORUZ”

    Alevilikte Kabe’nin insan olduğunu belirten Selçuk, insanlığı dinine, diline, milletine, cinsiyetine, ırkına göre ayırmadan, Alevi inancında ve ibadetlerinde diğer insanlarla ilişkilerinde karşımızdaki insan gözüyle baktıklarını söyledi.

    Selçuk, “Öteki diye bir kavramı kabul etmiyoruz. Alevilikte öteki diye bir kavram yok. Böyle olunca da Sünnilerde, Şialarda ülkemizdeki diğer inanç grupları hepsi bizim için bir arada yaşayacağımız insan topluluklarıdır. Ama şöyle bir durum var biz ne kendimizi birisinin terazisine koyarız. Ne de başkasını kendi terazimize koyarız. Eğer kendimizi başka bir şeyle tartarsak ortaya bir çelişki ortaya çıkar. O açıdan kendimizi birileriyle tartmak yerine kendimizi kendimizle tartarız. Böyle olması lazım” diye konuştu.

    “ALEVİLERİ ŞİALAŞTIRMA YENİ BİR OLAY DEĞİL”

    Alevileri asimilasyon politikalarından olan Şialaştırma yeni bir olay olamadığını altını çizen Selçuk, “Geçmişte Aleviler 1990 yılına kadar ibadetleri yasak olduğu için yeraltındaydı. İbadetleri yasak olduğu için gizli olarak ibadetlerini yapıyordu. Geleneğini, göreneğin her şeyini kapalı bir şekilde yapıyordu. Dolayısıyla Şialarında Alevilere ulaşması biraz daha güçtü. 90 yılından sonra ibadethanelerimiz açılmaya başladı. Görünür olduk, dolayısıyla kolay ulaşılırda olduk. Fiziki baskılarla yasaklanan Alevilik onun yanı sıra inanç yönüyle asimilasyon yönüne gidilmeye başlandı” dedi.

    Selçuk, devlet okullarındaki zorunlu din derslerinin asimilasyon politikalarında etkili olduğunu söyleyerek Ehlibeyt kullanılarak Alevi inancı kullanılarak, Alevi ritüelinde olmayan, inancında olmayan şeylerin Aleviliğin içerisindeymiş gibi gösterilerek asimilasyona gidildiğini belirtti.

    Alevilerin Ehlibeytten bahsedebildiğinde yüreklerini açtıklarını söyleyen Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Başkanı Yavuz Selçuk, “Ama karşı tarafın yüreği bilinmiyorsa başka şeylerde olabilir” diyerek yaşadıkları tehditleri anlattı:

    “ESENYURT, ŞİA DERGAHLARIN ÇOK OLDUĞU BİR YER”

    “Aleviliği Sünnileştirme yönünde değil de Şialaştırma yönündeki asimilasyon olayı biz bunu Erenler Eğitim Vakfı, Erenler Cemevi olarak bizzat yaşadık. Esenyurt, Şia dergahların çok olduğu bir yer Cemevi demiyorlar, genelde dergah diyorlar. Ben 3 tanesini biliyorum. Bunlar gelip, gidiyorlar. Cemlere de katılıyorlar. Ama müdahale etmiyorlardı. 2014 yılında Esenyurt’ta bulunan bir dergahın taraftarları gelip Cemde sancak açmak istediler. Cem herkese açık yapılıyor. Gelip katılabilirler. Ama oradaki işleyişe müdahale etmesi olamaz. Cemler geleneğe ve inanca göre yürütülür. Sancak açacaklarını söylediler. Hz. Ali ve İmam Hüseyin’in sancağını açacaklarını söylediler. Ben hiç öyle bir şey görmedim. Dedelerimiz orada zaten o sancağı temsil ediyorlar. Biz izin vermedik. Sert çıkışlar ve üstü kapalı tehditler yaparak çıkıp gittiler.

    2017 yılında Erzincanlı bir canımızın cenazesi var. Gelip bize cenaze erkanını hocamız, dedemiz yapacak. Bazen köylerde yakın ilişkilerde olabiliyor. Cenaze erkanı ben yapayım diyen oluyor. Gönül borcu olduğundan olabilir. Aileden biri geldi ve onların sıkıntılı olduğunu söyledi. Bunlar Şia böyle yapmak istiyorlar. Biz bunu kabul edemeyiz. Alevi inancına göre kaldırılırsa olabilir. Ama diğer türlü bizim dedemiz hocamız var, hizmeti de onlar yapacak. Alevi kurallarına göre cenaze sırlanacaktır. Hizmet ona göre yapılacaktır. Defnedilecek kişinin bağlı bulunduğu dergahın sorumlusu beni aradı. Bana bir sürü hakaret etti. ‘Siz burayı cami yaptınız Yezidsiniz. Biz bunların bir kısmını elde ettik, buraları da elde edeceğiz. Sonunuz yakındır’ benzerinde ifadeler kullandı.”

    Böyle benzer tehditlerin diğer kurumlara ve insanlara yapıldıkları ama belki de bunu dillendirmediklerini söyleyen Yavuz Selçuk, Bir taraftan asimilasyon yapıp canlarımızı Alevilikte olmayan 3 vakit namaz, Ramazan orucu ya da benzeri şeyleri Aleviliğin içine küçük küçük koyup anlatarak hayata geçiren, bir taraftan da bu şekilde Cemevleri yönetenleri tehdit ediyorlar” diyerek tüm Alevilerin dikkatli olması gerektiğini söyledi.

    Şialaştırma politikalarında öncelikli olarak gençlerin hedef alındığını belirten Selçuk, kültürel etkinliklerle yakınlık kurduklarını ifade etti.

    “BİZİ KENDİLERİNE BENZETMELERİNE İZİN VERMEYELİM”

    Şialaştırma politikasında tüm Alevi kurumlarının yönetimine aynı zamanda tüm Alevilere görev düştüğünü belirten Selçuk, aynı zamanda Alevilerin niye benzeme endişesi yaşadığını ve benzeme endişenin aşılması gerektiğini söyleyerek şöyle devam etti:

    “Bizi kendilerine benzetmelerine izin vermeyelim. Buna yol açtığımız sürece kolaylaştırdığımız sürece gerçekten ciddi sıkıntılar yaşayacağımızı düşünüyorum. Elleri güçlendikçe onları kabul etmeyen insanlara karşı baskıları artıyor. Bu sefer şöyle bir ortaya çıkıyor. Bizi inkar eden anlayışla varlığımızı yok eden, Cemlerimizi yok sayan anlayışla bir adım bir kazanım kavgası verirken yeni bir ortam açılıyor. İnsanlar daha ciddi sıkıntılara sürükleniyor. Bütün canlarımız uyanık olmalı bu tarz şeylere fırsat vermemeli.

    Alevileri, Şialaştırmaya çalışanlara karşı Cemevi kurum yöneticilerine ciddi görevler düşüyor. Fark ettiklerinde bu tür şeylere fırsat vermeyecekler. Bizler bu inancı taşıyacak insanlar yetiştirmemiz gerekiyor. Dedelerimiz o hizmeti yapacak kişiyi yetiştirmesi gerekiyor. Cemde 12 hizmeti yapacak görevlileri yetiştirmemiz gerekiyor. Yolun sürülmesi için o yolun gerekliliklerini yapmamız, taşımamız gerekiyor. Bunları zaten layıkıyla yerine getirdiğimizde başkaları asimile etme cesareti gösteremez. O cesareti kendilerinde bulamayacaklar. Bu şeyi denemeyecekler. Bu konuda alevi dedelerine, alevi kurumlarına cem evleri yöneticilerine ciddi görevler düşüyor. Bunun içinde ortak akıl yürüterek gerekirse bir araya gelinerek çalışarak bu çalışmaları güçlendirmek gerekiyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sanatçı Cavit Murtezaoğlu, Okmeydanı Cemevinden Hakk’a Uğurlandı-VİDEO

    Sanatçı Cavit Murtezaoğlu, Okmeydanı Cemevinden Hakk’a Uğurlandı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da koronavirüs tedavisi gördüğü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Hakk’a yürüyen Sanatçı Cavit Murtezaoğlu Okmeydanı Cemevinde Hakka uğurlama erkanı gerçekleştirildikten sonra Merdivenköy Mezarlığı’nda sıralandı.

    Haberin videosu;

    İran’da siyasi yasaklı olmasından dolayı İstanbul’da ailesiyle birlikte sürgünde yaşayan Can TV programcısı Sanatçı-Yazar Cavit Cavit Murtezaoğlu koronavirüs  nedeniyle tedavi gördüğü Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde önceki akşam Hakk’a yürüdü.

    Murtezaoğlu, Okmeydanı Cemevinden ailesi, sevenleri, dostları ve Aleviler tarafından uğurlandı.

    ADFE İnanç Kurulu Başkanı ve Baba Mansur Ocağı pirlerinden Eren Yıldırım’ın yürüttüğü Hakka uğurlama ekranına, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Gamze Akkuş ilgezdi, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ferhat Tunç ve Can TV çelenk göndererek baş sağlığı dileğinde bulundu.

    Hakk’a uğurlama erkanına Can Tv ve PİRHA yönetecileri ve programcıları çok sayıda Alevi kurum yöneticisi, Alevi aydın, yazar ve sanatçının yanı sıra Murtezaoğlu’nun öğrencileri, dostları ve HDP İstanbul il başkanı katıldı.

    Erkanda ailesi adına kısa bir konuşma yapıldı. Alevi deyişleriyle hakka uğurlanan Murtezaoğlu ile özdeşleşen Seyid Nesimi’nin Sığmazam deyişi hep birlikte söylendi.

    Hakk’a uğurlama erkanının ardından Murtezaoğlu, Kadıköy’de Şahkulu Dergahı’nın yanında bulunan Merdivenköy Mezarlığı’nda toprağa sırlandı.

    Haberin videosu;

    Asıl adı Javid Fakhim Ghanbarzadeh olan sanatçı 1962’de Tebriz’de doğdu. Azerbaycan Bakü Konservatuarı’ndan mezun olan Cavit Murtezaoğlu, caz formatıyla buluşan ve makamsal yapıya dayanan müziğini “Caz-makam’ olarak tanımlıyordu. 100’ün üzerinde bestenin yanında “O 3 (Leyla-Mecnun)” ve “Pir Sultan” adlı iki operete imza atan Murtezaoğlu, müzik yazımı, çalışmaları içinde, birçok yeni makam çeşnileri, ses dizimleri ve armoniler yarattı.

    7 yıldır İstanbul’da siyasi mülteci olarak yaşayan Murtezaoğlu, Alevilerin sesi Can Tv‘de ‘Cavidan Name’ programını yapıyordu.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

     

  • HDP Grup Başkanvekili Oluç: İktidar siyasi darbe yapmıştır-VİDEO

    HDP Grup Başkanvekili Oluç: İktidar siyasi darbe yapmıştır-VİDEO

    PİRHA – HDP’li belediyelere kayyım atanmasına tepki gösteren HDP’li Saruhan Oluç, “Bugünlerde biliyorsunuz iktidar darbeci arayışında kendisine karşı darbe yapılacağı iddialarını ortaya attı. Biz bunun bir mağduriyet yaratarak kendi koltuğunu ve bekasını sürdürme adımı olduğunu biliyoruz. Bu iktidarın kendisi darbecidir. Bu iktidar seçim hukukuna ve sandık adaletine karşı bir darbe yapmaktadır ve bunu yok saymaktadır” dedi.

    Haberin videosu;

    “İKTİDAR SEÇİM HUKUKUNA VE SANDIK ADALETİNE KARŞI BİR DARBE YAPMAKTADIR”

    HDP’li belediyelere atanan kayyumlar ile ilgili CAN TV’de Can’da Gündem programında açıklama yapan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, 19 Ağustos tarihinden bugüne kayyum atamaları yapıldığını belirterek şunları dile getirdi:

    “Koronavirüs salgını başladığı hafta 8 belediyemize kayyum atanmıştır. Bunun birkaç açıdan değerlendirmek gerekiyor. Bir tanesi bunun demokrasi ve siyaset açısından nasıl değerlendirileceğini ifade etmek gerekiyor. Bu çok açık bir siyasi darbe. İktidarın darbeci bir anlayışı olduğunu ilk kez söylemiyoruz. Bu iktidar çok uzun zamandır darbeci bir anlayışa sahip ve sivil siyasete demokratik siyasete çeşitli dönemlerde darbe yaparak kendi koltuğunu koruma sürdürüyor. Bugünlerde iktidar darbeci arayışında kendisine karşı darbe yapılacağı iddialarını ortaya attı biz bunun bir mağduriyet yaratarak kendi koltuğunu ve bekasını sürdürme adımı olduğunu biliyoruz. Bu iktidarın kendisi darbecidir. Bu iktidar seçim hukukuna ve sandık adaletine karşı bir darbe yapmaktadır ve bunu yok saymaktadır. İktidar Kürt halkına düşmandır. Kürt halkına yönelik düşman hukuku uygulamaktadır ve bu düşman hukuku uygulaması bir kez daha kayyum atamaları ile ortaya çıkmıştır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İbrahim Gökçek için yapılmak istenen yürüyüşe polis engeli: Birçok kişi gözaltında-VİDEO

    İbrahim Gökçek için yapılmak istenen yürüyüşe polis engeli: Birçok kişi gözaltında-VİDEO

    PİRHA – Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in cenazesinin Kayseri’ye uğurlanması öncesinde Gazi Mahallesi’nde yapılmak istenen yürüyüş engelleniyor. Alınan bilgiye göre aralarında CAN TV muhabiri Ali Akdüzgün’ün de olduğu birçok kişi gözaltına alındı. 

     

    Konser yasaklarının kaldırılması ve tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılması için girdiği ölüm orucuna 323’üncü gününde ara vermesi üzerine kaldırıldığı hastanede dün yaşamını yitiren Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in cenazesi Kayseri’ye götürülecek. Ancak öncesinde yapılacak yürüyüş polis tarafından engelleniyor. Gazi Mahallesi polis ablukasına alındı.

    Hayatını kaybetmesi üzerine Gökçek’in cenazesi hastane morgundan alınıp, dün Gazi Cemevine getirilmişti.

    Cenazesinin Kayseri’ye gönderilmesi öncesinde Gökçek için yürüyüş yapılmak istenmesi nedeniyle Cemevi’nin etrafı polis tarafından sarıldı. Cemevinin her iki girişine TOMA konumlandırılırken, çevredeki yollar polis tarafından tutuldu.

    Giriş ve çıkışları kapatılan cemevine sabahın erken saatlerinde gelen bir grubun ve basın mensuplarının dışında kimsenin girmesine izin verilmedi. Cemevine gelen İbrahim Gökçek’in anne ve babasına polisin girişte GBT yapmak istemesi üzerine kısa süreli gerginlik yaşandı. Tepkiler üzerine Gökçek’in anne ve babası GBT yapılmadan cemevine geçti.

    Cemevinde bekleyenler polisin bu tutumunu attıkları sloganlar ve söyledikleri marşlarla protesto etti.

    Halkın Hukuk Bürosu da yaptığı açıklamada “İçeride yapılacak törene hiçbir hukuki karar ve işlemle müdahale edemeyeceklerini; her kişinin kendi inanç ve geleneklerine göre defnedilme hakkı olduğunu, sokak başlarını kapatarak tören-anma yapmak isteyenlerin engellenmesinin, İbrahim’in inanç ve geleneklerine göre defnedilme hakkının engellenmesi olduğu uyarısında bulunduk” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kargocular: İnternet alışverişinin artmasıyla işimiz çok daha zorlaştı-VİDEO

    Kargocular: İnternet alışverişinin artmasıyla işimiz çok daha zorlaştı-VİDEO

    PİRHA – İstanbul Alibeyköy’de Can TV’nin mikrofon tuttuğu kargocular, normalden daha çok yoğun mesaide çalıştıklarını belirttiler. Kargocular, “Sokağa çıkmayın çağrıları ve sokağa çıkma kısıtlamaları ile insanlar mağazalar yerine internet alışverişine yöneliyorlar. Böyle olunca da bizler daha çok çalışmaya başladık” dediler. Bir kağıt toplayıcısı da, çok az para kazandıklarını belirterek, sağlıklarının bozulmasından endişe ettiklerini kaydetti.

    11 Mart’tan bugüne Türkiye’de koronavirüs ile mücadele kapsamında adım adım sosyal alanlar kısıtlandı, alışveriş merkezlerinden birçok işyerine kadar insanların bir araya gelebileceği birçok mesken kapatıldı.

    “Evde kal” çağrıları ve sokağa çıkma yasaklarının uygulanması ile birlikte insanlar evlerinden internet üzerinden alışverişe başladılar. Sokağa çıkma yasaklarından muaf tutulan kargo şirketleri çalışanları ise risk altında çalışıyor.

    Can TV mikrofonuna konuşan Kargocular, “Bu süreçte bizler de risk altındayız. Ama işimizi yapmak zorundayız. İnternet alışverişleri ile yoğun mesailere başladık. Sürekli görev başında ve dağıtımda oluyoruz. Ev ev, kapı kapı dolanıyoruz. Kendimizce önlemlerimizi alıyoruz ama ne kadar etkili ne kadar koruyucu bilemiyoruz” dediler.

    KAĞIT TOPLAYICISI: SOSYAL GÜVENCEMİZ YOK

    Alibeyköy’de bir kağıt toplayıcısı da yaşadığı sorunları şöyle dile getirdi:

    “Gün boyu 40-50 lira için çalışıyoruz. Derdimiz evimize aş götürebilmek, günü tok bitirebilmek. Herhangi bir sosyal güvencemiz olmadan çalışıyoruz. Bazen şanslı oluyoruz ve gün bitmeden işimizi bitirerek bir miktar kazançla rahat bir şekilde evimize gidebiliyoruz. Ama bazen hele hele bu süreçte günde 2-3 sefer yapmam gerekirken öğle vaktine kadar bir seferin yarısına bile erişemiyorum. İnsanların sokakta olmaması bizi de etkiliyor. Topladığımız kağıt plastik atıklarla kazanç sağlamak istiyoruz, hasta olmamaya da ayrıca dikkat ediyoruz. Sosyal güvencemiz yok çok kötü olmadığı sürece hastaneye gidemiyoruz. Eğer paramız varsa ağrı kesiciler ile idare edip iyi olmaya çalışıyoruz ama durum kötü olduğunda da hastaneye gidiyoruz. Alabildiğimiz ilaçları alıp hızlı bir şekilde toparlamaya çalışıyoruz. Hasta olmamak için özen gösteriyoruz ama bu işte hasta olmamak elde değil. Hasta olduğumuzda Allah büyük diyoruz ve inşallah kısa sürede atlatırız diyoruz.”

    “İNTERNET ALIŞVERİŞLERİ ÇOK ARTTI”

    Kargocular ise “İnanılmaz bir yoğunluk yaşanıyor. İnsanlar evlerinde oturdukları halde alışverişlerine devam ediyorlar. Bu bizim için ekstra bir risk ama mecburuz. İşimizi yapmak zorundayız. İnternet alışverişleri bu süreç içerisinde çok fazla arttı. İnsanlar evde can sıkıntısından da olsa internetten bir şeylere bakıyor ve alışveriş yapıyor. Bizler de onları alıcılara ulaştırmak durumundayız. Ev ev, kapı kapı dolanarak insanlara istediklerini ulaştırıyoruz” diye konuştular.

    “ARAMIZDAKİ MESAFEYİ KORUMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Virüsün taşıyıcılığını yapabilme potansiyeline sahip olan kargo şirketlerinin aldıkları önlemler hakkında görüş belirtmeyen kargocular, kendi önlemlerini aldıklarını ve bu önlemler ile kendilerini koruduklarını belirterek, “Kendi iş arkadaşlarımızla dahi sosyal mesafeyi korumaya çalışıyoruz. Aramızda bir metre kuralı hakim. Maskelerimiz, eldivenlerimiz ve sürekli kullandığımız kolonya ve dezenfektelerle korunmaya çalışıyoruz. Kendi önlemlerimizi alarak bir nebze kendimizi rahatlatıyoruz” dediler. Virüsün taşıyıcısı olma riski karşısında da konuşan kargocular “Teslimat yapılırken kesinlikle mesafeli duruyoruz. Kargo dışında herhangi bir temastan kaçınıyoruz. Biz kapıyı çalmadan teslim alacak kişiye giden 4 haneli rakamı alıp kargonun sistemden düşüşünü sağlıyoruz. Amacımız sıfır temas ve kendimizi ve karşımızdakini korumak” şeklinde ifade ettiler.

    “İHTİYACIN DIŞINDA BİR SİRKÜLASYON VAR”

    Sokağa çıkma kısıtlamaları ve yasaklamalarından muaf tutulan kargocular ve kuryeler yaşanan durumu şöyle özetlediler:

    “İhtiyacın dışında inanılmaz bir sirkülasyon var. Yetkililerin bunu incelemesi ve bir değerlendirmede bulunmaları gerekiyor. Dağıtıma çıktığımızda çok fazla ürünle gün boyu gezmek durumunda kalıyoruz. Kime ne götürdüğümüzü bilmiyoruz. Kimin hasta olup olmadığını bilmiyoruz. Aynı şekilde bazı insanların bizlere bakışları da o şekilde, hastalık dağıttığımızı düşünüyorlar kimisi de insancıl düşünerek çok iyi karşılıyorlar bizi. İnsanlardan sadece bir beklentimiz var. Biz bu hizmeti veriyorsak, hatta en iyisini vermeye çalışıyorsak bize olumlu yaklaşmalarını bekliyoruz.”

    “ASANSÖR YOKKEN 4-5 KAT ÇIKMAK EZİYET OLUYOR”

    Koronavirüs sürecinde evlerinde kalan vatandaşların inanılmaz bir kargo trafiği başlattığını belirten kargo çalışanları “En büyük zorluğumuz bu kadar fazla kargoyla ev ev sokak sokak mahalle mahalle dolaşmak. Gün boyu geziyoruz sonra bir apartmana gittiğimizde asansör yoksa ve 4-5 kat yukarı çıkacaksak hele bir de kargomuz ağırsa bu bizim için çok zorlu bir süreç oluyor. İnsanlara da olabildiğince yardımcı olmaya çalışıyoruz ama duyarlılıkta bizi güçlendirir, 4-5 kat yukarı çıkmak eziyet oluyor. Bazen yığılıp kalacağımızı düşünüyoruz ama sonra bunu yapmak zorunda olduğumuz aklımıza geliyor ve dayanmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandılar.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Demirtaş: Muhaliflerin canı, hırsızların, gaspçıların ya da mafya babalarının canından daha mı değersiz?- VİDEO

    Demirtaş: Muhaliflerin canı, hırsızların, gaspçıların ya da mafya babalarının canından daha mı değersiz?- VİDEO

    PİRHA- HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, Can TV’ye yaptığı açıklamada,  Selahattin Demirtaş için verilen tahliye dilekçesine 2 haftadır yanıt verilmediğini belirterek, “Muhaliflerin canı, hırsızların, gaspçıların ya da mafya babalarının canından daha mı değersiz? İktidara muhalefet ettikleri için ölüme mi terk edilmeleri gerekiyor?” diye sordu.

    Haberin videosu;

    HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş, Can TV’ye açıklamalarda bulundu. Demirtaş yaptığı açıklamada, “Ben de herkes gibi koronavirüs salgını nedeniyle tedirginlik yaşıyorum. Tedbirleri elimden geldiğince uygulamaya çalışıyorum. Bizler evlerimizde bir ölçüde güvende sayılırız ama maalesef cezaevleri açısından böyle diyemeyiz. Şu anda cezaevlerinde çok sayıda insan zor koşullarda yaşıyor. Beslenme ve sağlık koşulları kısıtlı ve son derece yetersiz. Koronavirüs salgını nedeniyle cezaevleri en riskli yerler ve son durumunda ne olduğunu çok bilmiyoruz. Çünkü Adalet Bakanı doğru dürüst bir açıklama yapmıyor. İnfaz yasasının Mecliste geçtiği gün bir açıklama yaptı ve üç mapusun korona nedeniyle yaşamını yitirdiğini ve 79 cezaevi görevlisinin de testlerinin pozitif çıktığını açıkladı. Ancak bunların hangi cezaevinde olduğu ve kimlerle temas ettiğine dair tek bir kelime etmedi. Adalet Bakanına buradan soruyorum; 79 kişi kimlerle temas etti? Temas ettiyse sonuçları nedir? Adalet Bakanı bir ay boyunca cezaevlerinde hiçbir şey yokmuş gibi davrandı, ardından da ölümler ve vakalar bir günde olmuş gibi açıklama yaptı. Bugünlerde bir saat bile önemliyken, Adalet Bakanı bu açıklamayı yapmak için bir ay bekledi. Bundan sonra Adalet Bakanı bir açıklama yapsa bizler nasıl inanacağız” diye konuştu.

    “İKTİDARA MUHALEFET ETTİKLERİ İÇİN ÖLÜME Mİ TERK EDİLMELERİ GEREKİYOR?”

    Herkesin koronavirüs salgını nedeniyle risk altında olduğunu ama kronik rahatsızlığı olanların daha fazla risk altında olduklarına dikkat çeken Demirtaş, şunları belirtti:

    “Selahattin Demirtaş kalp damar ve solunum yetmezliği nedeniyle iki operasyon geçirmişti. 3.5 yıldır da hipertansiyon tedavisi görüyor. Koronavirüs bu üç hastalık için büyük bir tehlike oluşturuyor. Selahattin dışarıda olsaydı bile risk grubunda olduğu için dışarıya çıkamayacaktı. Daha önce rahatsızlandığında bir haftada hastaneye götürmüşlerdi. Şimdi koronavirüsten dolayı bir rahatsızlık yaşasa nasıl bakacaklar? Hangi sağlık hizmetlerinden, nasıl yaralanacak? Bunu bir mapus yakını olarak bilmiyorum. Geçtiğimiz hafta avukatlarımız bu nedenle tahliye başvurusu yaptı. Aradan 13 gün geçmesine rağmen bir cevap gelmedi.

    Buradan sormak istiyorum; mahkemeler daha neyi bekliyor? Sabahat Tuncel ve Gültan Kışanak’ın mahkemeleri koronavirüs nedeniyle iptal edildi. Ancak mahkemeler için risk oluşturuyor da, cezaevleri için oluşturmuyor mu? Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’nın da tahliye talebi ret edildi. Neden? Muhaliflerin canı, hırsızların, gaspçıların ya da mafya babalarının canından daha mı değersiz? İktidara muhalefet ettikleri için ölüme mi terk edilmeleri gerekiyor? Maalesef ki yasanın bu haliyle çıkmış olması, bize bunu gösteriyor.”

    “YASANIN GEÇTİĞİ GÜN MUHALEFETİN EKSİK OLMASI BİZLERİ ÜZDÜ”

    Demirtaş, af (infaz) yasasının meclis gündemine geldiği günden itibaren hem adalete hem de evrensel hukuk kurallarına uyulmasını talep ettiklerini, ancak iktidarın bu taleplere karşı üç maymunu oynadığını vurgulayarak, “Muhalefetin tek bir önerisi bile dikkate alınmadı. Elbette iktidarın sayısal gücü var. Muhalefette tasarının bu haliyle çıkmaması için çok çaba sarf etti ve bu çok kıymetliydi. Ancak yasanın geçtiği gün muhalefet partilerinin mecliste eksik olması, bizleri de çok üzdü” dedi.

    “BU KADAR BÜYÜK BİR KÖTÜLÜK BUGÜNE KADAR GÖRÜLMEDİ”

    İktidarın ayrımcı politikaları nedeniyle, siyasi tutsakların cezaevinde kalmaya devam edeceğini belirten Demirtaş, şunları ifade etti:

    “İktidar gerçekten çok büyük bir vicdansızlık yaptı ve toplumun farklı kesimlerindeki insanların taleplerine kulaklarını tıkadı. Cezaevlerindeki 300 bin kişiden 100 binini bırakarak, geriye kalan 200 bin kişiyi koronaya ve ölüme terk etti. Kalanların büyük çoğunluğu ‘terör’ suçlamasıyla cezaevinde. Peki bu ‘terör’ suçlaması nedir. İktidarı kızdıracak haber yapanlar, muhalefet edenler, barış isteyenler, düşüncelerini açıklayanlar, yazarlar, insan hakları savunucuları ‘terör’ suçuyla cezaevinde olanlar. O kadar büyük bir ayrımcılık yaptılar ki daha yasa mecliste görüşülürken, gazeteciler yaralanmasın diye ek madde koydular. Gerçekten bu kadar büyük bir kötülük bugüne kadar görülmedi.”

    Sırada Anayasa süreci olduğunu belirten Demirtaş, “Umuyorum ki Anayasa Mahkemesi, hem adalete hem de evrensel hukuk kurallarına uygun davranarak bu yasanın eşit ve adil olmadığı konusunda bir karar verir” dedi.

    “BU GÜNLERİ DAYANIŞMAYLA AŞACAĞIZ”

    Son olarak Selahattin Demirtaş’la telefonda konuştuğunu söyleyen Demirtaş, şunları söyledi:

    “Değerli yoldaşı Abdullah Zeydan, tıpkı Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak gibi koronavirüse karşı bir hücrede savunmasız olabilirler. Ama her konuşmamızda bir kez daha fark ediyorum ki, bizden daha moralliler. Selahattin ve arkadaşları sadece ve sadece barışı savundukları için, siyasi düşünceleri nedeniyle cezaevinde. İlk günden bugüne her türlü haksızlığa ve hukuksuzluğa uğradılar. Öyle görünüyor ki uğramaya devam edecekler. Bütün bu yaklaşımlara rağmen, bir gün bile boyun eğmediler. Ölüm riski karşısında bile direnmeye devam ediyorlar. Birilerine şaka gibi gelebilir. Aman canım ne olacak ki zaten cezaevinde izole durumdalar diyebilirler. Ciddi ve hayati bir risk var. İçinde bulunduğumuz günler zor günler. Bu günleri dayanışmayla aşacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Seçer: Merkezi yönetimin tüm yerel yönetimlere bir destek paketi hazırlaması gerekiyor – VİDEO

    Seçer: Merkezi yönetimin tüm yerel yönetimlere bir destek paketi hazırlaması gerekiyor – VİDEO

    PİRHA- Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Can TV ekranlarında moronavirüs sürecinde aldıkları önlemleri ve hayata geçirdikleri hizmetleri anlattı.

    Haberin Videosu

    Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, Can TV ekranlarında koronavirüs sürecinde aldıkları önlemleri ve hayata geçirdikleri hizmetleri anlattı.

    Bütün güç ve dikkatlerini koronavirüsün getirdiği olumsuzlukları ortadan kaldırmak için harcadıklarını anlatan Seçer, “Biz insanlara ‘sokağa çıkmayın’ diyorsak, doğal olarak onların yaşadığı olumsuzluklara da katkı sunmamız gerekiyor. Biz Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak şu anda tam da bunu yapıyoruz” dedi.

    “İHTİYAÇ SAHİBİ HERKESE GIDA YARDIMI EDECEĞİZ”

    Belediyeler olarak bekledikleri ekonomik destek konusuna da değinen Seçer, “Merkezi yönetimin büyükşehir belediyelerine, ilçe belediyelerine, tüm yerel yönetimlere ayrı bir çalışma, bir destek paketi hazırlaması gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

    50 personel ile 24 saat çalışan Büyükşehir Kriz Merkezi’ne bugüne kadar 56 bin 800 talep geldiğini, bunun çoğunun da gıda talebi olduğunu belirten Seçer, “Biz her eve, ihtiyaç sahibi her yurttaşa, gıda kolilerini belediye olarak bırakacağız” dedi.

    Belediyeler olarak bekledikleri ekonomik destek konusuna değinen Seçer, “Belediyelerin bu dönemde gelirleri düştü. İller Bankası payı azalacak, bizim öz gelirlerimiz azalacak. Hükümetin bunları gözeterek bazı tedbirler alması gerekiyor. Merkezi yönetimin bu konuda büyükşehir belediyelerine, ilçe belediyelerine, tüm yerel yönetimlere ayrı bir çalışma, bir destek paketi hazırlaması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    “HALKIMIZIN YAŞADIĞI SORUNLARA ÇÖZÜM ÜRETMEYE ÇALIŞIYORUZ”

    Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, yasaklanan limon ihracatı ve üreticilerin yaşadığı sıkıntılara da değinerek, “Türkiye’nin en büyük limon üretiminin olduğu bölge Mersin. Şimdi bir de ihracat yasaklandı. Burada limon üreticileri önemli sorunlar yaşıyor. Onların sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Yine Türkiye’nin en çok çilek üretiminin olduğu bölge Mersin bölgesi, Silifke bölgesi, Anamur bölgesi. Üreticiler, pazarlama konusunda yaşadıkları sıkıntılara bir çözüm noktasında bizden yardım bekliyor” diye konuştu.

    Seçer son olarak, Mersin gibi vaka sayısının az olduğu kentler ile virüsün yayılma merkezi haline gelen kentlerde birbirinden farklı uygulamalar hayata geçirilerek, bir takım tedbirler alınabileceğini dile getirdi.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Karerliler yetkilileri göreve çağırdı: Yollarımızı yapın-VİDEO

    Karerliler yetkilileri göreve çağırdı: Yollarımızı yapın-VİDEO

    PİRHA- Bingöl’deki Alevi köylerine giden tüm yollar bozuk. Adaklı ilçesine bağlı Karer bölgesinde bulunan 9 Alevi köyünde yaşayan yurttaşlar, kimlik ve inançlarından dolayı yıllardır hizmet alamadıklarını belirterek, bu sorunlarının bir an önce çözülmesi için yetkililere çağrıda bulundular. 

    Bingöl’ün Adaklı ilçesine bağlı Karer bölgesindeki Alevi köylerinde yaşayan yurttaşlar, yol, elektrik ve su hizmeti alamadıklarından dolayı büyük sıkıntılar yaşadıklarını CAN TV mikrofonuna anlattılar.

    “ALEVİ OLDUĞUMUZ İÇİN HİZMET ALAMIYORUZ”

    Deşt yaylasından sonra yolun çok sıkıntılı olduğu ve araçlarda yolculuk yapmanın çok zor olduğunu ifade eden Karer’de yaşayan bir kadın can, “Bingöl’e giderken yol üstünde bulanan Sünnilerin yaşadığı köy yollarının tamamı asfaltlanmış. Ama Karer bölgesinde bulanan Alevi köylerinin tamamında yol başta olmak üzere elektrik ve su sıkıntısı bulunmamaktadır. Bizler de bu ülkenin vatandaşıyız, bu ülkeye vergi ödemekteyiz. Neden aynı hizmetleri biz alamıyoruz. Alevi olduğumuz için mi bu hizmetler bize verilmiyor. Sağlık alanında da hiçbir hizmet alamıyoruz. Sağlık ocağı ve hemşiremiz yok. Çevre köylerde varsa bize de aynı hizmetler verilmeli sağlık ocağı ve hemşire istiyoruz” dedi.

    “GEÇİM KAYNAĞI SIKINTISI İLE YOĞUN GÖÇ YAŞANDI”

    “Karer’in geçmişinden bugüne sürekli bir dayanışma ve birliktelik vardı. Karer dayanışma ve sorun çözme noktasında bir merkezdir” diyen Korkan köyünden Binali Tay, şunları söyledi:

    “Ancak 90’lı yıllardan bu yana geçim kaynağı sıkıntısı ve nüfusun artması ile birlikte yoğun bir göç yaşandı. O dönemlerde köylerimiz ve Bingöl arasında çalışan 5 minibüs vardı. Yollar bugüne göre daha iyiydi. Dernek olarak biz bu sorunlarımızı defalarca muhataplarına ilettik. Karer ve Bingöl arasındaki yolun asfalt çalışmalarının yapılması ve derelerin ıslah edilmesini istedik. Verilen sözler tutulmadı, sorun çözülmedi ve halen devam ediyor. O köylerde yaşayan insanlarımız ciddi sorunlar yaşıyor. Buradan tekrar çağrı yapıyoruz; Karer yolları yapılsın dereler ıslah edilsin.”

    “MEVCUT İKTİDARA OY ÇIKMADIĞI İÇİN HİZMET SORUNLARIMIZ ÇÖZÜLMÜYOR”

    2 yaşındayken köyünden ayrılan ve halen İstanbul’da yaşamakta olan Tuzla Belediyesi Meclis üyesi olan Korkan köyünden Serkan Tay da, “Köyümüzün hasreti ile yanıp tutuşuyoruz. Her sene buralara gelerek ziyaretlerimize ve dergahlarımıza giderek niyaz oluyoruz. Karer köylerinin en büyük sıkıntısı Çır şelalesine gelip devam etmemesidir. Bu yolun yapılmamasının en büyük nedeni ise mevcut iktidara oy çıkmamasıdır. Buralarda Alevi canların yaşamasıdır. Özelikle doğuda yaşayan Alevi köylerin neredeyse tamamında bu sorunlar bulunmaktadır. Bu konuyu daha önce Bingöllü olan Bakan Cevdet Yılmaz’a bir toplantıda ‘yol gitmeyen yere medeniyet, eğitim, sağlık kısacası hizmet gitmez’ diye iletmiştim. Bakan bana üç beş kişi yaşıyor diye yol götüremeyiz cevabını verdi. TBMM’yi ziyaret ederek bununla ilgili çalışmalar yürüteceğiz” diye konuştu.

    “SAĞLIK OCAĞINA İHTİYAÇ VAR”

    “En büyük sorunumuz yol sorunu. Yollarımız dar ve bozuk, kışın kar kapatıyor, yazın iki araba yan yana geçemiyor. Bu nedenle büyük bir sıkıntı yaşıyoruz” diyen Karerli başka bir can ise, “Hastamız olsa götüremiyoruz, götürürsek bile yoldan dolayı büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Bu sıkıntıları daha çok kışın yaşıyoruz. Köylerimize yollar ve en kısa zamanda sağlık ocağı yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “SÜREKLİ SORUN YAŞIYORUZ”

    Pircanlı olan ve evlenip Karer’e gelen bir kadın can ise, “Burada olmaktan gurur duyuyorum. Buraya her geldiğimizde yol, su ve elektrik konusunda her zaman sorun yaşamaktayız. Bunların bir an önce çözülmesi gerekiyor” dedi.

    “YAŞAM ALANINI GÜÇLENDİREREK HİZMETE ZORLAYALIM”

    Korkan köyünden Hasan Kaplanseren İstanbul’ Karer Kültür Dayanışma derneğinde başkan yardımcılığını yapıyor. Kaplanseren “Dernek olarak Karer köylerinin bütün sıkıntılarını yetkililere  yazılı da bildirdiğimiz halde Karer’in yol, su, elektrik ve sağlık sorunu bir türlü çözülmüyor. Çözülmemesinin nedenlerinden bir tanesi Karer çok göç verdiğinden dolayı yaşamsal alan olmadığını belirtiyorlar. Bu yaşamsal alanı tekrar yaratmak için tüm Karerlileri birlik ve beraberlik içerisinde Karer’de tekrar yapılaşmaya özelikle emekli olan canları evler yaparak Karer’de yaşamaya davet ediyorum. Oradaki yaşam alanını güçlendirerek yetkilileri hizmete zorlayalım” diye konuştu.

    “KİMLİK VE İNANCINDAN DOLAYI HİZMET VERİLMİYOR”

    HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir’in geçtiğimiz haftalarda mecliste söz alarak konuya işkin bir konuşma yaptığını hatırlatan Agire Jiyan solisti Ali Geçimli ise, “Karer Kültürel, kimlik ve inanç yapısı olarak da Kürt Alevi toplumundan oluşmaktadır. Bugüne kadar gelen bütün hükümetler belli bir yere kadar Karer yollarını yapıyor. Karer’de her yıl geleneksel olarak düzenlenen festivale yüzlerce can katılıyor. Ama sürekli sorun yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

    “AYRIM YAPILMADAN HİZMET VERİLMELİDİR”

    Karer Sağyan doğumlu Hasan Uzunyayla, “Köklerimizi ve komşularımızı bu etkinliklerde görüyoruz. Belli bir yere kadar asfaltlamanın yapıldığını ama Karer köylerinin sınırlarına girildiğinde hizmet verilmediğini görüyoruz. Bugüne kadar sürekli ötekileştirilen ve dışlanan toplumlar gördük. Bunun ülkeye bir şey kazandıramayacağını biliyoruz. Bu ülkede barış, huzur sağlanmak isteniyorsa bütün toplumlar eşit yurttaş olarak görülmeli ayrım yapılmadan hizmet edilmelidir. Ancak bununla birlikteliğimizi sağlayıp ülkeye barış ve huzur getirebiliriz” diye konuştu.

    HDP Bingöl Milletvekili Erdal Aydemir de, Haziran ayında Bingöl’deki Alevi köylerine giden tüm yolların bozuk olduğuna dikkat çekerek bu sorunların bir an önce çözülmesi için yetkililere çağrıda bulunmuş ve konuya ilişkin meclise önerge vermişti.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Pir Ali Büyükşahin: CAN TV halkın isteklerine cevap olacaktır-VİDEO

    Pir Ali Büyükşahin: CAN TV halkın isteklerine cevap olacaktır-VİDEO

    PİRHA- 1 Mayıs’ta yayına hayatına başlayan CAN TV ile ilgili açıklamalarda bulunan Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Ali Büyükşahin, “CAN TV’ye başarılar diliyorum, yöneticilerini kutluyorum. Halkın isteklerine yanıt verebilecek nitelikte olmasını diliyor ve gerçeklere uygun bir yayın yapacağını umuyorum” diye konuştu. 

    1 Mayıs’ta yayına başlayan CAN TV, Alevi dernekleri, pirler ve Alevi yurttaşlar tarafında sevinç ile karşılandı. CAN TV’nin yayına başlaması ile ilgili çeşitli açıklamalar yapılarak destek verilirken, konu ile ilgili Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Ali Büyükşahin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “İNSAN HAKLARINA SAYGI DUYMAK GEREKİR”

    Pir Büyükşahin, “Dünya’da yaşayan her toplumun, toplumsal, sosyal, ekonomik,  dinsel, mezhepsel, düşünsel, etnik ve kültürel alanda özgürce yaşaması ve kendisini ifade etmesi en doğal hakkıdır. Bu konuda iletişim kurması ve kendisini geliştirmesine kimse engel olma hakkına sahip değildir” diye konuştu.

    Pir Büyükşahin, şöyle devam etti;

    “Gün geçtikçe geçen çağa ayak uydurmazsak, çok geride kalmış oluruz. Çünkü çağımız insanlarının mutlu ve huzurlu olmaları için aydınlıkçı, özgürlükçü, paylaşımcı, eşitlikçi, barışçı bir anlayışla tüm dünyaya sevgi ile kucak açmak ve insan haklarına saygı duymak en başta yapılması gereken işlevdir” dedi.

    “CAN TV’NİN GERÇEKLERE UYGUN BİR YAYIN YAPACAĞINI UMUYORUM”

    “Her zaman ezilenin, haksızlığa uğrayanın ve fakirin yanında olmak insani bir görevdir” ifadelerini kullanan Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Ali Büyükşahin, “Bu bağlamda yeni kurulan ve yayın hayatına başlayan CAN TV’ye başarılar diliyorum, yöneticilerini kutluyorum. Halkın isteklerine yanıt verebilecek nitelikte olmasını diliyorum ve gerçeklere uygun bir yayın yapacağını umuyorum” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL/ADIYAMAN