Etiket: ÇED

  • Çambükü köylüleri OSB’ye karşı asfaltı sürerek, tohum ekti

    Çambükü köylüleri OSB’ye karşı asfaltı sürerek, tohum ekti

    PİRHA-Amasya’nın Taşova ilçesine bağlı Çambükü köyünde açtıkları davada bilirkişi raporu lehlerine çıkmasına rağmen OSB inşaatının sürmesine bölge halkı tepki gösterdi. Çambükü köyü halkı OSB inşaatının asfaltını sürerken, sürülen yere buğday attı. 

    Taşova Organize Sanayi Bölgesi’nin kurulmak istendiği Amasya Taşova ilçesi Çambükü köyünde geçimini tarımla sağlayan bölge halkı OSB’ye karşı direniyor. OSB projenin iptali için açılan dava sürüyor. Samsun 2. İdare Mahkemesi’nde görülen mera alanının vasfına yönelik açılan dava kapsamında yapılan bilirkişi heyeti keşfinin sonuç raporu ise önceki gün açıklandı. Rapora rağmen iş makinaları köyde çalışmaya devam etti ve 20 yıllık ceviz ağaçlarını söktü. Raporun kendi lehlerine çıkmasına rağmen iş makinalarının çalışmasına tepki gösteren köylüler ve jandarma arasında arbede yaşandı.

    Köylüler, “Çambükü’nde rezaleti görün. Şu ceviz ağaçları 20 senede büyüdü. Sayın vali bir saatin içinde bu ağaçları kara toprağa gömdü. Biz toprağımızın derdindeyiz. Bu eziyetin sebebi ne? Bu adalet mi? Bizi niye görmüyorlar? Biz sadece toprağımızı istiyoruz, başka bir şey istemiyoruz. Biz bu devlete oy veriyoruz. Karşılığı bu mu?” diyerek yaşananlara tepki gösterdi ve tohumlarına yola ekti.

    TARIM VE HAYVANCILIK OLUMSUZ ETKİLENECEK

    Bilirkişi raporunda OSB sebebiyle kaynaklanacak çevre kirliliğinin bölgede üretilen ürünlerin değerini düşünerek hem satışında zorluklara hem de tüketen insanların sağlıklarında olumsuzlara yol açma ihtimaline vurgu yapıldı. Raporda ayrıca, bölgede yaşayan insanların bir süre sonra tarım ve hayvancılıktan vazgeçebileceği bu nedenle tarım ve hayvancılığın olumsuz etkileneceği belirtildi.

    Raporda ayrıca şu ifadelere de yer verildi: “Organize sanayi bölgesi yapılacağı gerekçesiyle 4342 sayılı Mera Kanununun 14. Maddesinin (i) bendi hükmü gereği tahsis amacı değişikliğinin; çevreye, tarım ve hayvancılığa etkileri, uzun dönemli kamu yararı Çambükü Köyü’nün tarım ve hayvancılık faaliyetleri ile mera ihtiyaçları, mevcut ve yeni tahsisi yapılan mera parsellerinin durumu ve yetersizliği değerlendirildiğinde, uygun olmadığı kanaatine varılmıştır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İskenderun Akarca’da halk kalker ocağı istemiyor: Suyumuz içilemez halde-VİDEO

    İskenderun Akarca’da halk kalker ocağı istemiyor: Suyumuz içilemez halde-VİDEO

    PİRHA- Hatay’ın İskenderun ilçesine bağlı Akarca mahallesinde yapılmak istenen kalker maden ocağına ilişkin ÇED toplantısı bütün itirazlara karşın yapıldı. Toplantının korsan olduğunu belirten köylüler, yaşam alanlarını sonuna kadar koruyacaklarını söyledi.

    Yılda 6 milyon ton kalker madeni çıkarılması beklenen ve Hatay’ın İskenderun ilçesine bağlı Akarca mahallesinde yapılmak istenen maden ocağına köylüler tepkili. Ormanlık alanın yok edileceğini belirten köylüler ve çevre örgütlerinin, ÇED toplantısının yapılacağı alana girişi engellendi.

    Jandarmanın yığınak yaptığı ÇED toplantısına alınmayan yurttaşlar duruma tepki gösterdi. Köylerinde ve yaylalarında maden ocağı istemediklerini belirten yurttaşlar gerekli itirazları yapacaklarını ve ormanların ve yaşam alanlarının yok olmasına izin vermeyeceklerini ifade etti.

    ÇED toplantısının korsan bir çekilde yapıldığını ve köylülerin itirazların dinlenmediğini söyleyen İskenderun Çevre Derneği Başkanı Nermin Yıldırım Kara, “Biz Akarca bölgesinde yaşayanlar, hali hazırda var olan maden ve taş ocaklarından, sanayi tesislerinden rahatsız olduğumuzdan, meyve bahçelerimiz, zeytin ağaçlarımız zarar gördüğü için, suyumuzun içilemez hale geldiğinden kalker ocağı açılmasını istemiyoruz. Mahallemizin içinden geçen ağır tonajlı kamyonlar çocuklarımız için tehlike arzetmekte, toz ve pisliğinden yaşayamaz hale gelmiş bulunuyoruz. Evlerimizin duvarlarında, kolonlarda geniş çaplı yarıklar oluştu. İskenderun Çevre Koruma Derneği olarak ÇED sürecine ilişkin itirazlarımızı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na ileterek sürecin takipçisi olacağız” dedi.

    PİRHA/HATAY

  • Nermin Yıldırım Kara: İskenderun körfezi ciddi bir çevresel tehdit altında

    Nermin Yıldırım Kara: İskenderun körfezi ciddi bir çevresel tehdit altında

    PİRHA-İskenderun körfezinin ciddi bir çevresel tehdit altında olduğuna dikkat çeken Nermin Yıldırım Kara, Doğu Akdeniz Petro Kimya Tesisi projesinin toplumun haklı ve kaygılı talepleri, insan ve toplum sağlığı açısından yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.

    Hatay ili, Dörtyol ilçesi, Yeniyurt ve Yeşilköy Mahalleleri mevkiinde kurulması planlanan ve kıyı yapıları, Derin Deniz Deşarjı ve Enerji Üretim Tesisi dahil olmak üzere Doğu Akdeniz Petro Kimya Tesisi projesinin planlandığı alana ilişkin ÇED süreci başlatıldı.

    Toplantıya katılan ve itirazlarını dile getiren İskenderun Çevre Derneği Başkanı Nermin Yıldırım Kara, halkın toplantıya katılımının az, bölgede yaşayanların neler olup bittiğinden habersiz ve kaygılı olduğunu belirterek, “ÇED ön dosyası derinlikten uzak, içerisinde pek fazla bilgi barındırmayan, gelen yetkililerin de talihsiz diyeceğim şekilde argümanlar ile biz toplantıya katılanlara savunma yapması şaşırtıcı, bir o kadar da yaşadığımız bölgenin ne kadar önemsizleştirildiğinin ispatıydı” dedi.

    Nermin Yıldırım Kara, belirlenen koordinatlarda tarım arazilerinin varlığı, sit alanları, tatlı su kaynakları, deniz ve tatlı su kaplumbağaları, deniz kumulları, İskenderun kertenkelesi ve narenciye bahçelerinin varlığının sürdürülebilir bir yaşam ve gelecek kuşaklara aktarılacak kültürel miras olma gerçeğini asla değiştirmeyeceğini ifade etti.

    İskenderun körfezinin ciddi bir çevresel tehdit altında olduğuna dikkat çeken Nermin Yıldırım Kara, toplumun haklı ve kaygılı talepleri, insan ve toplum sağlığı açısından yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu. Kara şunları kaydetti:

    “Bölgemizin en önemli sorunu zaten fosil yakıt kullanımı sonucunda salınan gazlar ve oluşturdukları seragazı etkisiyle meydana gelen çevre sorunlarıdır. İskenderun Körfezi hali hazırda çeşitli kirleticilerin etkisi altında olup ayrıca açık denizlerden gelen kirliliğin yanısıra körfezde yapılacak yeni bir yatırımın kümülatif olarak ek katkı koyacağı  kirliliği de kaldıracak durumda değildir.”

    PİRHA/İSKENDERUN

  • Peri Vadisi Çevre Platformu maden ocağına karşı açıklama yapacak

    Peri Vadisi Çevre Platformu maden ocağına karşı açıklama yapacak

    PİRHA- Kiğı Eskikavak (Arek) köyünde yapılmak istenen maden ocağına karşı Peri Vadisi Çevre Platformu tarafından maden sahasında basın açıklaması yapılacak.

    Bingöl’ün, Kiğı ve Adaklı ilçelerinde bulunan Eskikavak, Cevizli, Aysaklı, İlbey, Maltepe Köyleri ve mezraları ile Mirzîkan, Mexsîkan, Suznut, Kûsmur, Şorîk ve Bırîkan mezralarını kapsayan 464.149 hektarlık alanda, Bingöl Metal Madencilik San. Tic. A.Ş. tarafından yürütülmesi planlanan, “Kurşun-Çinko-Gümüş Kompleks Cevher Maden Ocağı” projesine, itirazlara karşın ÇED olumlu raporu verilmesine ilişkin Peri Vadisi Çevre Platformu yarın maden sahasında basın açıklaması yapacak.

    Platform tarafından yapılan açıklamada, “Perşembe günü saat 16.00’da Kiğı-Eskikavak (Arek) Köyü maden sahasında doğamıza, çevremize, insan sağlığına onarılamaz zararlar verecek olan bu projeye karşı, maden sahasında buluşacağız. Hukuki sürecin de başlatıldığı bu projenin, yöremizde tahribatlar bırakacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Sesimize ses katmanızı, doğamıza sahip çıkmanızı bekliyoruz” denildi.

    PİRHA/BİNGÖL

     

  • İskenderun Akçay’da yapılmak istenen maden ocağına ret!

    İskenderun Akçay’da yapılmak istenen maden ocağına ret!

    PİRHA-İskenderun’un Akçay Mahallesi’nde kurulmak istenen ve Temmuz ayında başvurusu yapılan maden ocağına izin çıkmadı. 

    Hatay’ın İskenderun ilçesinde bulunan Akçay Mahallesi’nde bir den çok taş ve mermer ocakları bulunurken, bir yenisi daha yapılması için başvuru yapıldı.

    Yapılan başvuruya mahalle sakinleri ve çevre örgütleri karşı çıkarak, faaliyet gösteren mevcut işletmelerin bölgenin havasını, suyunu meyve bahçelerini ve orman alanlarını geri dönülmez şekilde tahrip ettiğine, İskenderun limanı üzerinden yapılan sevkiyatlarının ortaya çıkardığı kirlilik, gürültü, egzoz emisyonları, demir çelik fabrikaları ve yan kuruluşları ile enerji santrallerinin varlığı bölgeyi kümülatif olarak olumsuz anlamla etkilediğine dikkat çekti.

    İskenderun’u çevreleyen Amanos Dağları’nın endemik bitki örtüsü ve coğrafi yapısı nedeni ile özel bir ilçe olduğuna vurgu yapan yurttaşlar ve çevreci örgütler, Akçay’a özel meyvelerden biri olan ‘’Akçay portakalı’’nın sembolik ve özel bir meyve olduğunu, bölge insanlarının geçimlerini meyvecilik ve bahçecilik ile sağlamakta olup yaylaların varlığı vazgeçilmez derecede önemli yaşam alanları olduğuna işaret ettiler.

    İskenderun Körfezi’ni çevreleyen dağlarının limana ve sanayi alanlara yakın mesafesi, güzide ve el değmemiş dağlarında ve yaylalarında,  hatta yaşam alanlarında taş ocağı faaliyetleri için başvuruları her geçen gün arttığını belirten yurttaşların mücadelesi sonuç verdi.

    Temmuz ayı içerisinde yapılan mermer ocağı  başvurusuna “Söz konusu Mermer Ocağı ile ilgili süreç ÇED Yönetmeliği’nin 6. maddesi 4. bendi (Bu yönetmelik hükümlerine göre karar tesis edilmeden önce, projenin gerçekleştirilmesinin mevzuat bakımından uygun olmadığının tesbit edilmesi halinde, aşamasına bakılmaksızın süreç sonlandırılır) gereğince ÇED süreci  sonlandırılmıştır” kararı verildi.

    Kararı değerlendiren Akçay Çevre ve Sosyal Dayanışma Derneği Başkanı Mehmet Bebek ve İskenderun Çevre Koruma Derneği Başkanı Nermin Yıldırım Kara, verilen kararın önemli olduğunu ve yurttaşların mücadelesi sonucu bu kararın alındığına işaret ederek, “İskenderun için ses vermeye devam edeceğiz” dediler.

    PİRHA/İSKENDERUN

  • Peri Vadisi Çevre Platformu: Kutsallarımızı, anılarımızı yıkamayacaksınız-VİDEO

    Peri Vadisi Çevre Platformu: Kutsallarımızı, anılarımızı yıkamayacaksınız-VİDEO

    PİRHA- Yapılması planlanan ve ÇED olumlu raporu verilen Peri Vadisi’ne ilişkin açıklama yapan Peri Vadisi Çevre Platformu, bölgenin kültürel, tarihi, sosyal ve ekonomik konumunun ve yöre halkının bir şirketin çıkarlarına kurban edildiğine dikkat çekilerek, “mezarlarımız, kutsallarımız, anılarımız, hayallerimiz vardır, hayallerimizi yıkamayacaksınız. Buna asla izin vermeyeceğiz” denildi.

    Bingöl’ün, Kiğı ve Adaklı  ilçelerinde bulunan Eskikavak, Cevizli, Aysak, İlbey, Maltepe ve Mirzikan, Mexsikan, Suznut, Kûsmur, Şorik ve Bırikan mezralarını, kapsayan 464.149 hektarlık alanda, Bingöl Metal Madencilik san. Aş, tarafından yürütülmesi planlanan Çinko-Gümüş Kompleks Cevher Maden ocağı projesi ‘ için, Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği kapsamında ÇED olumlu kararı verildi.

    Karara tepki gösteren Peri Vadisi Çevre Platformu İstanbul’da siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla basın açıklaması yaptı.

    Platform adına yapılan açıklamada, alınan kararın hukuka uygun olmadığına dikkat çekilerek, “Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ilgili birimince göstermelik bir toplantı düzenlenmiş, yöre halkının katılımının sağlanması için gerekli duyurular yapılmamış ve adil bir bilgilendirme süreci söz konusu olmamıştır” denildi.

    Bölgenin kültürel, tarihi, sosyal ve ekonomik konumunun ve yöre halkının bir şirketin çıkarlarına kurban edildiğinin vurgulandığı açıklamada, şunları belirtildi:

    “Proje sahasında tarihi yapılar bulunmakta olup, anılan yapılar 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarım Koruma Kanunu çerçevesinde daha önceden tescil edilmiştir. Bu yapıların ne şekilde korunacağı detaylarıyla belirtilmemiş ve mevcut durum yöre yurttaşla” arasında kaygıyla karşılanmaktadır.

    Havzada endemik flora ve fauna türleri bulunmaktadır. Alanda araştırma ve inceleme yapıldığında bahsi geçen türler tespit altına alınabilecektir. Havzada Yaban Keçisi türleri, Keklik, Vaşak, Kurt gibi nadir fauna türleri bulunmaktadır.

    Proje sebebiyle içme ve kullanma suyu olarak yararlanılan kaynaklar, Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’ne aykırı şekilde kirlenecektir. Proje alanı Perisuyu havzasında bulunmakta olup anılan havza ‘Önemli Doğa Alam ve Önemli Kuş Alanı’ içerisinde bulunmaktadır.

    PROJE TESPİTLİ YABAN HAYATI SAHASINA AĞIR EKOLOJİK ZARARLAR VERECEKTİR

    Proje sahasında arıcılık faaliyeti yürütülmekte olup projenin yürütülmesi halinde anılan faaliyet yok olacaktır. Açıkladığımız gerekçelerle maden projesinin derhâl iptal edilmesi gerekmektedir. Bu Anayasal bir zorunluluktur.”

    Son 20 yılda Bingöl’ de özellikle Peri Vadisi ve civarında, yatırım adı altında yapılanların bölge habitatını etkilediğini ve dönüşü olmayan zararlar verdiğine işaret edilen açıklamada, “Maden çıkarma faaliyeti ile bölgemizin değerlerinin zehirlenmesini, doğal yaşamın yok olmasını istemiyoruz. Devlet de anayasal sorumluluğunu yerine getirmeli ve yurttaşlarını korumalıdır. Orada mezarlarımız, kutsallarımız, anılarımız, hayallerimiz vardır, hayallerimizi yıkamayacaksınız. Buna asla izin vermeyeceğiz” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Çevreyi, halkın mücadelesi ve direnci kurtaracaktır’-VİDEO

    ‘Çevreyi, halkın mücadelesi ve direnci kurtaracaktır’-VİDEO

    PİRHA-22’nci Evvel Temmuz Festivali kapsamında, Arsuz’un Höyük Köyü’nde Prof. Dr. Mehmet Zencir ve Av. Mehmet Horuş’un katılımıyla “Çevresel Etkiler Açısından Madencilik” paneli düzenlendi.

    Bu yıl 22’ncisi düzenlenen Geleneksel Samandağ Evvel Temmuz Festivali programında toplumsal mücadelelerin farklı farklı yanları ele alınıyor.

    Evvel Temmuz Festivali kapsamında, Hatay’ın Arsuz İlçesi’nin Höyük Köyü’nde Prof. Dr. Mehmet Zencir ve Av. Mehmet Horuş’un katılımıyla Mutlu Parlar’ın moderatörlüğünde “Çevresel Etkiler Açısından Madencilik” paneli gerçekleştirildi.

    Hatay’ın Arsuz ilçesinin Höyük Köyü’nde “Çevresel Etkiler Açısından Madencilik” panelinin gerçekleştiriliyor olması ise ayrı bir öneme sahip. Yaklaşık iki yıldır yapılmak istenilen maden ocağı, hem köy halkının hem de ekoloji örgütlerinin ve yaşam savunucularının direnişiyle durdurulmuştu.

    “KADINLAR EKOLOJİ MÜCADELESİNİN EN ÖNÜNDE YER ALIYOR”

    Panelde Av. Mehmet Horuş, yapılmak istenilen krom maden ocağına ilişkin hukuksal olarak değerlendirmelerde bulunarak, “Bu iki saha ile ilgili yürütülmüş ve iptal edilmiş ÇED süreci var. Bu iptal edildikten sonra yeni bir ÇED süreci başladı. Bu süreç hala devam ediyor. ÇED süreci devam ediyor. Dikkatli olmak gerekiyor. Türkiye verilen çevre koruma mücadelesinin bir parçası ve bu mücadele diğer yerlerde devam eden mücadeleleri etkileyecek. Bu doğanın korunması gereken bir alan. Dolayısıyla burada ÇED başvurusunun bile yapılmaması gerekiyor. Bakanlık bunu yapmalıydı. Şirketler küçük ölçekli çalışmalarla alanın tamamını süreç içerisinde çalışma sahasına dönüşüyor. Her iki ruhsat sahasında da benzer bir işlem yapılmak isteniyor. Böyle işleterek eko sisteme olan etkisini küçük gösteriyorlar. Tıpkı İkizdere’de olduğu gibi yapmak istiyorlar. Bakanlığın ÇED olumlu kararını beklemeden itiraz dilekçelerini bakanlığa sunulmalıdır. Kadınlar ekoloji mücadelesinin en önünde yer alıyor ve kazanımlarla sonuçlanıyor” şeklinde konuştu.

    “HALKIN MÜCADELESİ VE DİRENCİ OLUMSUZ SÜRECİ DEĞİŞTİREBİLİR”

    Prof. Dr. Mehmet Zencir ise, madenin insan hayatını açısından zararlarına ilişkin sunum yaptı. Zencir, sunumunda şunları dile getirdi.

    “Maden arama ve çıkartma süreçlerin tamamında sıkıntılar yaşanıyor. Kullanılan kimyasallar nedeniyle toprakta ağır metaller oluşuyor ve halk sağlığı üzerinde ciddi sonuçlar ortaya çıkıyor. En son Erzincan İliç’te bunun en acı örneğini gördük. Madenler ile ilgili olumsuz tahribatı yetkililer göstermiyor veya incelemiyor. Ekosistemdeki tahribat geçim sıkıntısına da yol açıyor. İnsanlar kendi mekanını terk ettiği zaman yoksullaşıyor. İkincisi de afetlerin artmasına yol açıyor. Bir üçüncüsü de hastalıklar artıyor. Yeni pandemilere alan açıyor. Bu kararlar merkezden alınıyor. Ve Höyük halkının haberi olmadan yapılıyor her şey. Dayatılan bir durum var ve bunun önünü kesmemiz lazım. Akademi gerçeği söylemekte korkuyor. Halkın mücadelesi ve direnci süreci değiştirecek tek faktördür. Ekoloji mücadelesi verenler partilerden, ekolojik kırıma karşı beyannamelerinde yer vermelerini istemeliyiz.”

    PİRHA/HATAY

  • ‘Atatürk Parkı Mersindir, kentimize el koymanıza izin vermeyeceğiz’-VİDEO

    ‘Atatürk Parkı Mersindir, kentimize el koymanıza izin vermeyeceğiz’-VİDEO

    PİRHA- Atatürk Parkı’nın 321 kilometre sahil şeridi bulunan Mersin’in en gözde ve en özel alanlarından biri olduğunu vurgulayan Abdurrahman Yıldız, “Atatürk Parkı Mersindir, kentimize el koymanıza izin vermeyeceğiz. Atatürk Parkı halkın malıdır ve öyle kalacaktır” diye konuştu.

    Mersin Çevre Platformu, Atatürk Parkı’na dair açıklama yaptı. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası önünde yapılan açıklamayı Mersin Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyesi Abdurrahman Yıldız okudu.

    Yıldız, ekolojik krizin son yıllarda bütün dünyanın en fazla kafa yorduğu meselelerin başında yer aldığını, bu sebeple de yaşamın her anını yaşanan ekolojik krizi gözeten ve daha da büyümesini engellemeye dönük düşüncelerle kurulması gerektiğine işaret etti.

    Mersin’in çok yoğun bir ekolojik saldırı altında olduğunun altını çizen Yıldız, “Akkuyu’da yapımına başlanan nükleer santral, kıyılarımızda yapımı düşünülen ve kısmen başlanan balık çiftlikleri, Taşucu’na yapılması planlanan liman ve geri sahasındaki serbest bölge çalışması, Karaduvar mahallesinde düşünülen özel sanayi bölgesi, onlarcası verilmiş olan ve kırsal hayatın idamı anlamına gelen taş ocakları ve Atatürk parkımıza doğru büyütülmesi düşünülen liman sahası” örneklerini gösterdi.

    “BU HALKIN PARKLARINA YAŞAM ALANLARINA EL KOYAMAYACAKSINIZ”

    Atatürk Parkı’nın 321 kilometre sahil şeridi bulunan Mersin’in en gözde ve en özel alanlarından biri olduğunu vurgulayan Yıldız, şunları ifade etti:

    “Bu kentin geçmişinde de, bu gününde de bu kadar önemli bir yere sahip kamusal bir alan bir avuç kar manyağı olmuş sermayedar tarafından yok edilmek isteniyor. Kentin kanaat önderlerine rağmen, yerel idareye rağmen, milyonlarca Mersinliye rağmen bir avuç para için yok edilmeye çalışılıyor. Halbuki en başta yağmacı sermayenin bilmesi gereken şudur; Kentlerin simge yerleri yok olursa, kentlerde yok olur. Dolayısıyla sizlerde yok olursunuz. Bu kente sözde yatırım yapmaya gelmiş yerli ve yabancı sermaye öncelikle şunu bilmelidir. Bu kent halkının, işçisinin, emekçisinin yıllardır etiyle, tırnağıyla, canıyla ve hatta kanıyla biriktirdiği kamusal değerleri mevcut iktidar sizlere peşkeş çekmiş olabilir. Bizler bütün direnişlerimize rağmen bunu engelleyememiş olabiliriz fakat bu hep böyle gidecek sanmayın. Bu halkın malına hukuksuz bir şekilde el koydunuz, parklarına yaşam alanlarına el koyamayacaksınız. Haksızlığınız, hukuksuzluğunuz ve hadsizliğiniz devam edemeyecek.”

    Atatürk parkının önündeki denizin doldurularak limana eklenmesi sadece parkı yok etmeyecek, limana dizilecek binlerce konteyner, aynı zamanda kentin ekolojik dengesinin bozulmasına da neden olacağını belirten Yıldız, “Atatürk Parkı Mersindir, kentimize el koymanıza izin vermeyeceğiz. Atatürk Parkı halkın malıdır ve öyle kalacaktır” diye konuştu.

    Açıklama sonrası Mersin Limanı’nın bir kısmında liman uzatma projesinin ÇED toplantısı yapıldı.

    PİRHA/MERSİN

  • Halk, Taşucu’nda ÇED toplantısını yaptırtmadı-VİDEO

    Halk, Taşucu’nda ÇED toplantısını yaptırtmadı-VİDEO

    PİRHA-Taşucu Limanı’nı genişletme projesine dair yapılmak istenen Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) toplantısı yöre halkı ve çevre aktivistleri tarafından engellendi.

    Mersin’in Silifke İlçesi Taşucu Mahallesinde yer alan Seka Limanı’nın genişletilme projesine dair ÇED toplantısı yapılmak istendi.

    Yurttaşların ve çevrecilerin itirazları sonucu ÇED toplantısı yapılmadı. Kolluk kuvvetlerinin yurttaşlara müdahale etmesine karşın, yurttaşlar direnirken, polis toplantının yapıldığı salondan çekildi.

    Taşucu’nun nefes alma alanlarının talan edilmesine izin vermeyeceklerini belirten yurttaşlar, sonuç alıncaya kadar direneceklerini söyledi.

    Yurttaşlar ve çevreciler, ÇED toplantısının yapılmadığına dair tutanak tuttuktan sonra alkışlarla eylemlerini sonlandırdı.

    PİRHA/MERSİN

  • Mahkeme, Yılanlı Dağı’ndaki mermer ocağı projesini iptal etti: Bölge Aleviler için kutsal

    Mahkeme, Yılanlı Dağı’ndaki mermer ocağı projesini iptal etti: Bölge Aleviler için kutsal

    PİRHA-Sivas’ın Kangal ilçesi Yılanlı Dağı bölgesine yapılmak istenen mermer ocağına verilen ‘ÇED olumlu’ raporunu iptal eden mahkeme, kararında bölgenin Aleviler için kutsal olarak kabul edildiğine vurgu yaptı. 

    Sivas’ın Kangal ilçesindeki Yılanlı Dağı bölgesine yapılmak istenen mermer ocağına karşı açılan davada, mahkeme ‘ÇED olumlu’ raporunu iptal etti. Mahkeme, kararında söz konusu bölgenin Aleviler için kutsal olarak kabul edildiğine vurgu yaptı.

    Gazete Duvar’dan Hazal Ocak’ın haberine göre Adel Madencilik Sanayi ve Ticaret Limited şirketi, Sivas’ın Kangal ilçesi, Dağönü köyü, Küçükdağ Tepe mevkine ‘Blok Mermer Ocağı’ projesi işletme talebiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık 25 Kasım 2020 tarihinde projeye “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu” kararı verdi. Bölgede yaşayanlar ise proje alanının büyük bir kısmının orman arazisi olduğu, ayrıca Aleviler için kutsal olan Yılanlı ve Sultan Melek ziyaretlerinin bulunduğu gerekçesiyle kararın iptal edilmesi talebiyle mahkemeye başvurdu.

    BİLİRKİŞİ RAPORU: BÖLGE, ALEVİLER İÇİN KUTSAL BİR YER

    Açılan davada bilirkişi raporu bölgenin Aleviler için kutsal kabul edildiğini belirtirken; “Yılanlı Dağı ve tepesinde bulunan Sultan Melek ziyareti ve buna bağlı olarak Küçük Dağ Tepe mevkinin tamamı bölgeyle ilintili Alevi vatandaşlar tarafından kutsallık atfedilen bir yer durumundadır. Anadolu kültüründe bir coğrafyaya, bir toprağa duygusal ve inançsal bağlılık; bir bitkinin, bir ağacın toprağa bağımlılığı gibidir…” İşletme proje alanlarında mermer çıkarımının Yılanlı Dağı inançlarıyla ilintili bölgenin önemli bir kısmını kapsayacağı anlaşıldığı vurgulanan raporda “İlk etapta Yılanlı Dağı’na Dağönü ve çevre köylere ve il dışından gelenlerin ziyaret amaçlı çıkışları mermer çıkarımından büyük oranda olumsuz etkilenecektir” ifadelerine yer verildi.

    MAHKEME, ‘ÇED OLUMLU’ RAPORUNU İPTAL ETTİ

    Sivas İdare Mahkemesi, bilirkişi raporuna atıfta bulunduğu kararında proje alanının Alevi vatandaşlar tarafından kutsallık atfedilen Yılanlı Dağı ve bu bölgede bulunun ziyaret yerlerinin önemli bir kısmını kapsadığını anımsatarak söz konusu bölgeye ziyaret amaçlı çıkışların madencilik faaliyetlerinin olumsuz etkileneceğini ve bu duruma ilişkin vatandaşların zarar görmemesi için ÇED raporunda bir önlem alınmadığını vurguladı. Ayrıca kararda proje nedeniyle oluşacak toz miktarının da kontrolsüz çalışma şartları için hesaplanmadığına değinilerek projeye çok yakın konumda 4 su kaynağından ÇED raporunda hiç bahsedilmediğinin altı çizildi.

    Mahkeme son olarak ÇED raporundaki eksiklikler nedeniyle projenin çevresel etkilerini izlemenin ve denetlemenin mümkün olmadığını belirterek ‘ÇED olumlu’ kararının 15 Eylül 2021 tarihinde iptaline karar verdi. Bakanlık ve şirket temyiz yoluna giderek alt mahkemenin iptal kararının bozulması talebiyle Danıştay 6. Dairesi’ne başvurdu. Daire de başvuruyu reddederek alt mahkemenin kararını hukuka uygun buldu ve 14 Aralık 2021 tarihinde oybirliğiyle onadı.

    “ALEVİLER TARAFINDAN KUTSAL KABUL EDİLEN ZİYARETLER DİKKATE ALINMALI” 

    Kararı değerlendiren Kangal Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Hasan Aslan, Yılanlı Dağı ve çevresinde yıllardır maden ocağı açılmak istendiğini belirterek şunları söyledi:

    “Dağın eteklerinde yaşayan halk ile dağdaki yaban hayatı ve ekolojik flora görmezden gelinmekteydi. Bu karar, doğanın korunması ve bölgedeki yaşam için önemli olduğu kadar inançsal anlamda da Aleviler yönünden önemli bir gelişme içeriyor. Zira mahkemenin ‘ÇED Olumlu’ kararını iptal gerekçelerinden biri de projenin, Yılanlı dağında bulunan ve Alevilerce kutsal mekan olarak kabul edilen Sultan Melek ziyaretine ulaşımı güçleştireceği yönündeydi. Artık ülke genelinde Alevilerce kutsal kabul edilen ziyaret gibi ibadet yerlerinin de dikkate alınması bir zorunluluk halini almış oldu. Bu süreçte hukuksal anlamda tüm imkanlarımızı sonuna kadar kullandık ve hakkımızı sonuna kadar aradık. Belki her mücadele eden kazanamaz ama kazananlar her zaman mücadeleden vazgeçmeyenler olmuştur.”

    (HABER MERKEZİ)

  • İskenderun’da ‘Kalker Maden Ocağı’ projesinin ÇED süreci iptal edildi

    İskenderun’da ‘Kalker Maden Ocağı’ projesinin ÇED süreci iptal edildi

    PİRHA- Hatay’ın İskenderun ilçesi Akarca Mahallesi’nde yapılması planlanan ‘Kalker Maden Ocağı’ projesinin ÇED süreci iptal edildi. Konuya dair açıklama yapan İskenderun Çevre Koruma Derneği ve Akarca Köyü Çevre ve Doğa Derneği sürecin takipçisi olacaklarını belirttiler. 

    Hatay’ın İskenderun ilçesi sınırları içerisinde bulunan İskenderun Demir ve Çelik A.Ş. tarafından Akarca mahallesinde yapılması planlanan ‘Kalker Maden Ocağı’ projesi ile ilgili çevresel etki değerlendirme (ÇED) başvuru dosyasını değerlendiren Hatay Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü sürecin sonlandırıldığı açıkladı.

    Konuya dair açıklama yapan İskenderun Çevre Derneği Başkanı Nermin Yıldırım Kara, söz konusu projeye ilişkin, halkı proje hakkında bilgilendirmek, görüş ve önerilerini almak amacıyla 13 Temmuz’da 2021 tarihinde düzenlenen halkın katılımı toplantısına proje alanına en yakın 1,5 km mesafedeki yerleşim yeri olan Akarca mahallesi halkının bilgisi olmadığını ve toplantının adeta kaçırıldığını belirtti.

    Nermin Yıldırım Kara, ilk günden itibaren proje sahasında, kalkerin sökülmesi, yüklenmesi ve nakliyesi sırasında kullanılan iş makineleri ve kamyonların çalıştırılması sırasında gürültü ve toz bulutları oluşacağını, bitki örtüsü ve toprak örtüsünün zarar göreceğini, patlatma etkisiyle binalarda ve zeminde çatlamalar tehlike arz edeceğini ifade ettiklerini söyledi.

    “MADEN VE TAŞ OCAKLARI İSTEMİYORUZ”

    Bitki coğrafyası bakımından oldukça önemli olan Amanos Dağları’nın, bütünlüğü bozulmamış orman alanları, çeşitli jeolojik yapıları, korunaklı vadileri ile yaban hayatı için çok önemli olduğuna işaret eden Nermin Yıldırım Kara, şunları dile getirdi:

    “Dolayısıyla, biyoçeşitlilik açısından sadece Türkiye’nin değil Avrupa için de çok zengin kabul edilmektedir. Dörtyol ‘dan başlayıp İskenderun sırtlarındaki Amanos dağları eteklerinde madenler ve taş ocakları çevresinde yok edilen, çoraklaşan, bitki örtüsünü kaybeden ormanlık alanlarda buharlaşma seviyeleri yükselmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde ve bölgemizde yaşanan Kuraklığı göz önüne alındığında buharlaşmanın artmasıyla verimli tarım arazileri ve meyve bahçeleri zarar görecektir.
    Biz Akarca bölgesinde yaşayan bölge insanları olarak halihazırda var olan maden ve taş ocaklarından, sanayi tesislerinden rahatsız olduğumuzu meyve bahçelerimize, zeytin ağaçlarımıza ve yaylalarımızda suyun kullanılamaz hale geldiğini ve topraklarımızı korumak en temel yaşamsal hakkımızdır.”

    ÇED toplatışına halkın katılımı olmuş gibi tutanak tutulduğuna dikkat çeken Nermin Yıldırım Kara, ÇED başvuru dosyasının iptali hususunda yapılan başvurunun çevreciler, köylüler ve doğa lehine sonuçlandığını açıkladı.

    DOĞAYI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ

    İskenderun Çevre Koruma Derneği ve Akarca Köyü Çevre ve Doğa Derneği olarak sürecin takipçisi olacaklarını vurgulayan Nermin Yıldırım Kara, “Yaşam alanlarımızı ve doğayı savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/İSKENDERUN

  • Mahkeme çevre katliamına onay verdi: Davamızdan vazgeçmeyeceğiz

    Mahkeme çevre katliamına onay verdi: Davamızdan vazgeçmeyeceğiz

    Saros’ta yapılmak istenen FSRU projesine karşı yaşam savunucuları tarafından açılan ÇED iptal davasına mahkeme ret verdi. BOTAŞ’ın hukuksuzca aldığı 2’nci ÇED olumlu kararına karşın bilirkişi heyetinin raporları olduğunu vurgulan Saros Gönülüleri, “Bizler haklı davamızdan ve mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Edirne’nin Keşan ilçesinde BOTAŞ tarafından yapılması planlanan FSRU Liman ve Boru Hattı Projesi’nde uzun zamandır gözler mahkemenin vereceği karardaydı. Ancak Saros Gönüllüleri tarafından açılan 2’nci Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu kararının iptali davası Edirne İdare Mahkemesi’nce reddedildi. Projeye ilişkin üç farklı bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan bilimsel raporları hiçe sayan mahkeme, bölgedeki katliamı göz ardı ederek yaşam savunucularının açtığı iptal davasında ret kararı verdi.

    Duruma tepki gösteren Saros Gönüllüleri tarafından yapılan yazılı açıklamada, 1’inci ÇED olumlu kararının Edirne İdare Mahkemesi’nde oybirliği ile iptal edildiği hatırlatıldı. Ancak katliamda ısrarcı BOTAŞ’ın 2’inci bir ÇED raporu hazırlayarak bu süreci başlattığına dikkat çekilen açıklamada, bilirkişi raporuna vurgu yapıldı.

    “HAKLI DAVAMIZDAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Açıklamada bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporda yer alan şu ifadelere dikkat çekildi:

    “ÇED raporunda toprakların fiziksel ve kimyasal özelliklerinin proje kapsamında analiz edilmediği anlaşılmaktadır bu yatırımın etki edeceği topraklara ait analitik veri için toprak örneği alınmadan 1970’li yıllarda üretilmiş bir harita verisinin kullanılması uygun bulunmamıştır. İnşaat sahası ve boru hattının geçeceği güzergahta herhangi bir toprak örneği almadan, örneklerde fiziksel ve kimyasal analiz yapmadan ve toprak izleme çukuru (profili) açmadan genel bir ifade kullanılması eksik bir yaklaşımdır.”

    Kararın bilime aykırı olduğu vurgulanan açıklamada, “Bizler haklı davamızdan ve mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Verilen kararın bozulması için hukuksal sürece Danıştay’da devam edeceğiz. Saros FSRU Liman projesinin alt ölçekli planlarının yürütmesinin durdurulması ve iptali talepli davamız Edirne İdare Mahkemesi’nde halen devam etmekte. Bu davada Bilirkişi Heyeti oybirliğiyle hazırladığı raporda Saros FSRU Limanı planlarının hukuka ve üst ölçekli planlara aykırılığını bilimsel olarak ispatlarıyla mahkemeye sundu. Edirne İdare Mahkemesi’nin hukuksuz planların iptaline dair kararını da acilen beklemekteyiz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İnsu sakinleri: Köyümüzde taş ocağı istemiyoruz-VİDEO

    İnsu sakinleri: Köyümüzde taş ocağı istemiyoruz-VİDEO

    PİRHA- İnsu sakinleri, doğal tahribata yol açacak Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi’ne karşı. Doğal yaşamın ve sağlıklarının bozulacağına vurgu yapan köylüler, projeyi durdurmakta kararlı olduklarını belirtti.

    Artarak devam eden doğa tahribatına her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Türkiye’nin birçok merkezinde olduğu gibi tüm karşı çıkmalara ve yargı kararlarına karşın, siyanürle altın aramadan, maden ocaklarına, JES’lerden HES’lere kadar doğayı yok edecek projeler yapılmaya devam ediliyor.

    Mersin’in Yenişehir İlçesi’ne bağlı Değirmençay Köyü sınırları içerisinde olan ve İnsu, Kocahamzalı, Emirler kırsal mahallerini de etki düzeyine alabilecek Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi İşletmeciliği yapılmak isteniyor.

    Doğal zenginliği ve yaban hayatı yok edecek ve yörede yaşayan binlerce insanın sağılığını olumsuz etkileyecek projeye karşı yurttaşlar tepkilerini PİRHA aracılığıyla dile getirdi.

    “PROJEYE GEÇİT VERMEYECEĞİZ”

    İnsu mahallesinde yaşayan yurttaşlar, yapılmak istene tesisle hem geçimlerini sağladıkları tarım ve hayvancılığın biteceğini hem de kaynak sularının tehlike altında olduğunu belirterek, projeye geçit vermeyeceklerini ifade etti.

    “DOĞAMIZI VE SAĞLIĞIMIZI KORUMAKTA KARARLIYIZ”

    Hasan İşlek adlı yurttaş da, tesisin köylülerin tapulu arazileri üzerinde yapılmak istendiğini vurgulayarak, “kendi arazimde bin defne, yüzlerce de ceviz ağacım var. Aynı zamanda yaban hayatı bu alanda varlığını koruyor. Yüzlerce yıllık ağaçlar, binlerce yıllık fosiller ve kayalara resmedilmiş şekillerin olduğu kayalar mevcut. Yapılması planlanan tesisin ortaya çıkaracağı tahribat bu coğrafyanın tamamını etkileyecek. Bizler bu tesisi kesinlikle istemiyoruz ve her türlü yolla da doğamızı ve sağlığımızı korumakta kararlıyız” dedi.

    “ÇED TOPLANTISI MUTLAKA ENGELLENMELİ”

    bulunan Yenişehir ve Mersin Büyükşehir Meclis Üyesi Abdurrahman Yıldız da, her geçen gün doğaya zarar verecek bir projeyle karşı karşıya kaldıklarına dikkat çekerek, bu projelere karşı Mersinlilerle birlikte hareket edip durduracaklarını söyleyerek, ÇED toplantısına duyarlı tüm kesimleri beklediklerini aktardı.

    Diren KESER/MERSİN

  • Mersin’de ekolojik dengeye bir darbe daha

    Mersin’de ekolojik dengeye bir darbe daha

    PİRHA- Mersin’in Yenişehir İlçesi’ne bağlı Değirmençay Köyü sınırları içerisinde olan ve İnsu, Kocahamzalı, Emirler kırsal mahallerini de etki düzeyine alabilecek Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi İşletmeciliğinin kurulmasına karşı çıkan köy sakinleri, duyarlılık çağrısında bulundu.

    Artarak devam eden doğa tahribatına her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Türkiye’nin birçok merkezinde olduğu gibi tüm karşı çıkmalara ve yargı kararlarına karşın siyanürle altın aramadan, maden ocaklarına, JES’lerden HES’lere kadar yapılmaya devam ediliyor.

    Mersin’in Yenişehir İlçesi’ne bağlı Değirmençay Köyü sınırları içerisinde olan ve İnsu, Kocahamzalı, Emirler kırsal mahallerini de etki düzeyine alabilecek Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi İşletmeciliği yapılıyor.

    Mahalle sakinleri ve muhtarlarının karşı çıktığı ve sağlığa ve yayla turizmine zarar vermesinden endişe edilen, planlama ÇED Başvuru dosyası sürecinde olan Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi Çevresel Etki Değerlendirme Toplantısı’na karşı çevre dernekleri ve siyasi partiler katılım sağlayarak tepkilerini dile getirecekleri öğrenildi.

    MAHALLELİ OLUŞACAK ÇEVRESEL ZARARLARDAN KORKUYOR  

    İnsu Mahalle sakinleri projenin vereceği çevresel zarardan korktuklarını söyleyerek oluşabilecek bazı zararları şöyle sıraladı:

    “*Tesisin bulunduğu yerde ekosistemindeki bitkiler ve hayvanların o bölgeden tamamen yok edilmesi o bölgedeki mevcut görsel varlığı geriye dönüşü olmaksızın yok edilecektir.

    *Tahribata yakın olan tüm çevre köyleri etkisi altına alacaktır.

    *Çıkartılan ham maddenin çıkartım esnasında oluşturduğu toz ve zararlı gazların bu çevreleri etkisi altına alacaktır.

    *Çevrede bulunan bitkilerin ağaçların olumsuz etkilenmesi ve üreme çoğalma döngüsünün yavaşlaması veya bitmesi gibi durumlar söz konusu olacaktır.

    *Çevrede bulunan evler, kamyonların çıkaracağı, toz, eksoz dumanı, aspes balata zararlısı, debriyaj balata zehirli gazı ve tozu, gürültüsü ve daha birçok etkenlerden etkileneceklerdir.

    *Tonajlı araçların yollara verdiği tahribat ve yoğun hasar veya oluşturabileceği kazalar muhtemeldir.

    *Bu ocaktan çıkartılacak taş ve kırılacak malzeme ki o bölgede yüksek tesirli patlatıcılar kullanılarak yapılmak zorundadır bu dinamit benzeri ara maddelerin de çıkardığı gazlar toz duman ve gürültüler oluşacaktır.

    *Mersinimizin incisi İnsu Köyünde evi barkı olan vatandaşların buraların artık yaşanmaz bir bölge olduğuna kanaat getirerek daha başka temiz yer diye adlandırdığımız alternatif arayışına gireceklerdir. Ve yayla turizmini de fazlasıyla olumsuz etkileyecektir.

    *Mevcut bölgedeki eko dengenin tahrip edilmesiyle beraber dönüşü olanaksız sonuçlar çıkarması gibi daha bilmediğimiz onlarca zarar ve ziyanı beraberinde getirecektir.

    *Çocuklarımıza şu anda gelecek vadedebileceğimiz bir İnsu var, mevcut ve yaşanası bu köyün bu taş ocağı beraberinde, İnsu’nun yaşanmaz bir yer olacağının açık göstergesi ve tamamlayıcı kanıtıdır.”

    Konunun sadece İnsu’da, Değirmençay’da, Kocahamzalı ve Emirler’de yeri yurdu olanların değil tüm Mersin’deki insanların hassasiyet göstermesi gerektiğini vurgulayan mahalle sakinleri, herkesi destek olmaya çağırdı.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Kenanoğlu meclise taşıdı; ÇED raporunda büyük usülsüzlük

    Kenanoğlu meclise taşıdı; ÇED raporunda büyük usülsüzlük

    PİRHA – HDP’li Ali Kenanoğlu, Tokat’ın Zile ilçesine bağlı Kuruçay Köyü’nde kurulması planlanan mermer ocağını meclis gündemine getirdi. Kenanoğlu, projeye ilişkin ÇED raporunda usulsüzlük yapıldığı yönündeki iddiaları Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a sordu. 

    Tokat’ın Zile ilçesine bağlı Kuruçay Köyü’nde kurulması planlanan mermer ocağı projesini HDP İstanbul Milletvekili  Ali Kenanoğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a sordu.

    Projeye ilişkin ÇED raporunda usulsüzlük yapıldığı yönündeki iddialara dikkat çeken Kenanoğlu, “ÇED gerekli değildir” kararını çıkarabilmek amacıyla 100 hektarlık proje alanının 15 hektar olarak kayda geçtiğini belirtti.

    Yapılan usulsüzlüğü mecliste gündeme getiren Kenanoğlu, projenin, hayata geçmesiyle beraber köy yaşamı üzerinde geri dönüşü mümkün olmayacak olumsuz etkiler bırakacağını, köylülerin geçinmek için yaptıkları hayvancılık ve tarımsal faaliyetlerin son bulmasını sağlayacağını vurguladı.

    Bu kapsamda Kenanoğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a şu soruları yöneltti:

    • “ÇED gerekli değildir” kararını çıkarabilmek amacıyla 100 hektarlık proje alanının 15 hektar olarak kayda geçtiği, bir diğer deyişle proje sınırları içerisindeki 85 hektarlık alanın değerlendirme dışı tutulduğu iddiası ileri sürülmektedir. Bu iddia doğru mudur? Doğruysa bu usulsüzlüğün altına imza atan kişiler ve/veya kurumlar hakkında bakanlığınızca bir işlem başlatılmış mıdır? Süreç ne aşamadadır?
    • Köy sakinlerinin tepkilerine, başvurularına ve köydeki geçimlik faaliyetleri sonlandıracak olmasına rağmen projenin hayata geçirilmesi yönünde adımların atılmasının gerekçesi nedir? (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Kirazlı’da Altın Madeni için dört kat fazla ağaç kesildi’

    ‘Kirazlı’da Altın Madeni için dört kat fazla ağaç kesildi’

    PİRHA -TEMA’dan yapılan açıklamaya göre Kirazlı Altın Madeni’nde Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna aykırı işlem yapılıyor. Altın madeni için planlanandan 4 kat daha fazla ağacın kesildiği iddia edildi. 

    Çanakkale’nin Kirazlı ilçesinde yapılacak altın madeni için planlanandan 4 kat daha fazla ağacın kesildiği iddia edildi. TEMA’dan yapılan açıklamaya göre, Kirazlı Altın Madeni’nde Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna aykırı işlem yapıldığı belirtildi. İşletmenin durdurulması talebi için change.org’da imza kampanyası başlatıldı. Kaz Dağları’nın varlığının korunabilmesi için başlatılan imza kampanyasına destek istendi.

    “ÇANAKKALE KİRAZLI’DA NELER OLUYOR?”

    TEMA yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Kirazlı Altın Madeni Projesi, Mart 2019’da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan inşaat faaliyetlerine başlamak için işletme iznini aldı. Projenin ilk aşamaları proje alanındaki ormanların ve diğer bitki örtüsünün ortadan kaldırılması ve 45.650 ağacın kesilmesi olarak planlanmıştı. Haziran ayının ortasında yapılan tıraşlama ile maalesef ormanlarda büyük bir yara açıldı. Uydu görüntüleri üzerinde yaptığımız incelemeler, maden sahası ve  yol bağlantıları için yaklaşık 195 bin adet ağacın kesildiğini ortaya koyuyor. Buna göre ÇED raporunda belirtilenden 4 kat daha fazla ağaç kesimi yapıldı.

    Çanakkale Valiliği’nden ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan, ÇED’e aykırı olarak kesilen ağaç sayısını tespit etmelerini ve ÇED’e aykırı ilerleyen işletmeyi durdurmalarını talep ediyoruz.

    KAZ DAĞLARINDA SİYANÜRLÜ ALTIN MADENCİLİĞİ 

    “Kirazlı Siyanürlü Altın İşletmesi” faaliyete geçmek için geri sayıma başladı. Çanakkale merkeze 30 km uzaklıkta olan maden alanı aynı zamanda 180 bin insanın tek su kaynağı olan Atikhisar Barajı ile aynı su havzasında yer alıyor.

    Kaz Dağları’nın kuzey yamacında, meşe, çam ormanları ile birlikte dünyada sadece Türkiye’de yaşayan 7 bitki türünün yaşam alanı üzerine kurulması planlanan maden projesi hayata geçtiğinde 20 bin ton siyanür kullanacak ve siyanürle birlikte arsenik gibi birçok ağır metal ortaya çıkacak. Bütün bir kentin tek su kaynağı, Kaz Dağları’nın dereleri, yer altı suları, tarım alanları kirlilik; ormanları ve nadir bitkileri ise yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.”(HABER MERKEZİ)

    Change.org’da aktif durumdaki kampanya için tıklayın.

  • Elbistan Küçükyapalak ve Büyükyapalak’da ÇED raporuna yeniden başlandı

    Elbistan Küçükyapalak ve Büyükyapalak’da ÇED raporuna yeniden başlandı

    PİRHA- Maraş Elbistan Küçükyapalak ve Büyükyapalak köyleri arasına yapımı planlanan termik santralının ertelenen ÇED raporu yeniden başlatıldı.

    Anadolu Enerji Üretim A.Ş., Elbistan’a bağlı Büyükyapalak, Küçükyapalak, Çatova ve Eldelek mahallerini içine alan bölgede kurmayı planladığı termik santral ve kömür ocağı projesi için 1 yıllığına durdurulan ÇED sürecini yeniden başlattı.

    Anadolu Enerji tarafından yapılması planlanan termik santralının durdurulması için bölge halkı ile Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu ciddi mücadele yürütmüştü. Ancak Anadolu Enerji Üretim A.Ş. tarafından yapılan termik santral ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) sürecini sürenin dolmasına 2 ay kala yeniden başlattı.

    Sosyal medyadan bir mesaj yayınlayan Hayatı  Koruma Platormu, mücadele çağrısı yaptı:

    “ÇED raporunu yeniden gündeme getirmeleri , bizim için yeniden mücadele demektir. Bıkmadan usanmadan yaşam alanlarımızı korumak, bölgeye telafisi mümkün olmayan hasarlar verilmesine mücadelesine devam ediyoruz. Enerji rantıyla beslenen çeşitli özel firmaların, bölge gerçekleriyle taban tabana zıt ÇED raporlarıyla Elbistan’ı yok etmelerine seyirci kalmamalıyız. Bu nedenle duyarlı tüm Elbistanlıları ve tüm bölge halkını havamızı, suyumuzu, tarım ve yaşam alanlarımızı korumak için mücadeleye çağırıyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Danıştay, Munzur Vadisi’nde planlanan barajlarla ilgili tarihi karar verdi’-VİDEO

    ‘Danıştay, Munzur Vadisi’nde planlanan barajlarla ilgili tarihi karar verdi’-VİDEO

    PİRHA – Danıştay 10. Dairesi’nin, Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yapımı planlanan tüm baraj ve HES’lerin hukuka aykırı olduğunu belirten karar vermesi üzerine Tunceli Barosu, basın açıklaması yaptı. Açıklamada, Munzur Vadisi ve milli parklar hukuku bakımından tarihi karar verildiği belirtildi. 

    Munzur Vadisi Milli Parkı içerisinde yapımı planlanan baraj ve HES projelerinin hukuka aykırı olduğunu bildirmesi üzerine Tunceli Barosu basın toplantısı düzenledi. Açıklamaya emek ve meslek örgütleri, siyasi parti ve sendika temsilcileri katıldı.

    Açıklamayı yapan Baro Başkanı Barış Yıldırım, şöyle bilgilendirme yaptı:

    Munzur Vadisi Millî Parkı sınırları içerisinde yapımı planlanan 4 Baraj ve 5 HES projesi ile yapımına 1985 yılında kaçak başlanan ve 2003 yılında enerji üretimine alınan Mercan Reg. ve HES’e, Çevre ve Orman Bakanlığı 10 ayrı üniversite tarafından hazırlanmış 9 ayrı rapora dayalı olarak Millî Parklar Kanunu’nun 14. maddesi çerçevesinde 18.04.2011 tarihinde ÜSTÜN KAMU YARARI KARARI alarak izin vermişti.

    İzin kararı sonrası, izin kararı dayanak yapılarak Bozkaya Barajı ve HES, Kaletepe Barajı ve HES, Konaktepe Barajı ve HES I- Konaktepe HES II, Akyayık Barajı ve HES, Mercan Reg. ve HES Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı’na işlenmiş ve anılan plan 06.07.2012 tarihinde Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca onaylanarak yürürlüğe girmişti.

     Munzur Vadisi Millî Parkı sınırları içerisinde toplam 4 Baraj ve 6 HES projesine izin veren Bakanlık kararının iptali amacıyla tarafımızca 19.12.2011 tarihinde dava açılmıştı.”

    “ÇED RAPORUNUN DA ARANMASI GEREKTİĞİ BELİRTİLMİŞTİR” 

    “Açılan davaya Munzur Suyu üzerinde inşaası planlanan Konaktepe Barajı ve HES I ile Konaktepe HES II Projesini gerçekleştirmek isteyen Konaktepe Elektrik Üretim A.Ş. ile Mercan Suyu üzerinde 1985 yılında tamamen kaçak inşa edilen Mercan Reg. ve HES’i işleten Zorlu Doğal Elektrik Üretim A.Ş. davalı Orman ve Su İşleri Bakanlığı yanında müdahil olmuşlardı. Neticeten açtığımız dava 10.10.2013 tarihinde Ankara 3. İdare Mahkemesi’nce red edilmişti. Red kararının bozulması amacıyla yaptığımız temyiz başvurusunu inceleyen Danıştay 10. Dairesi’nce Ankara 3. İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmişti” diye konuşan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Danıştay 10. Dairesi karar gerekçesinde daha evvelden açtığımız başka bir dava kapsamında verilen Danıştay 13. Dairesi ile Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu kararlarına da yer vermek suretiyle: ‘Konaktepe Elektrik Üretim A.Ş’ne Konaktepe I ve II HES için 28.01.2010 tarihinden itibaren 49 yıllığına elektrik üretim lisansı verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna karşı açılan ve Danıştay 13. Dairesinin E:2010/995 sayılı dosyasında görülen davada verilen 11.10.2010 tarihli kararda;
    “Konaktepe Elektrik Üretim A Ş. tarafından yapılacak Konaktepe Barajı-Konaktepe HES I ile Konaktepe HES II için 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, Milli Parklar Yönetmeliği ve Orman Sayılan Alanlarda Verilecek izinler Hakkında Yönetmelik kapsamında Çevre ve Orman Bakanlığı’nca verilmiş bir izin ve yapılmış herhangi bir tahsis bulunmadığı; Munzur Vadisi Milli Park Uzun Devreli Gelişme Planı’nın onaylanmadığı, Maliye Bakanlığı’nca söz konusu proje için herhangi bir tahsis yapılmadığı, yine üretim lisansı sahibi şirket ile su kullanım hakkı imzalayan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’ne de 2873 sayılı Kanun ve ilgili yönetmeliği uyarınca herhangi bir izin verilmediğinin dosya içeriğinden anlaşıldığı, bu durumda, milli park niteliğini taşıyan “Munzur Vadisi”nde su kaynaklarının kullanımı ve işletilmesinin, Milli Parklar Kanunu ve ilgili Yönetmelik hükümleri uyarınca, ancak, “kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk” koşullarının gerçekleştiğinin ilgili Bakanlıkça ortaya konulmasına bağlı olduğu, dolayısıyla milli park sınırları içerisinde kalan dava konusu HES projelerine üretim lisansı verilebilmesi için, öncelikle yukarıda belirtilen koşulların yerine getirilmesinin gerektiği; bu bağlamda, dava konusu işlemin, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nun 1. maddesinde öngörülen amaçlarla uyumlu olmadığı gibi, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ve ilgili Yönetmelik hükümlerine de aykırı olduğu” gerekçesiyle yürütmenin durdurulmasına karar verildiği, yürütmenin durdurulmasına ilişkin karara karşı yapılan itiraz üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26.05.2011 tarih ve YD İtiraz No:2010/1147 sayılı kararında, Dairenin yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne ilişkin gerekçesine katılmakla birlikte, elektrik üretim lisansının verilebilmesi için ÇED Raporunun da aranması gerektiği hususu belirtilmiştir.”

    “BARAJ VE HES İPTAL İZNİNİN İPTAL EDİLME GEREĞİNİN ORTAYA KONULMASI ÖNEMLİ”

    Yıldırım, açıklamaya şöyle devam etti:

    “Bu kararın uygulanması bakımından, Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yapımı öngörülen bütün baraj ve HES Projelerinin uygulanması halinde ortaya çıkacak tablonun kamu yararı ve zorunluluk koşulları açısından değerlendirilmesi amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi, Fırat Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü ve Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölümü, Iğdır Üniversitesi, Atatürk Üniversitesi Biyoloji Bölümü, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Orman Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü ve Ankara Üniversitesi Biyoloji Bölümü öğretim üyeleri tarafından 5 (Beş) ayrı bilimsel rapor hazırlatıldığı, davalı idarenin 7/2/2011 tarihli ve 9514 sayılı yazısı ile söz konusu 5 (Beş) adet raporun değerlendirilerek görüş alınmak üzere İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne gönderildiği, bahsi geçen 5 (Beş) adet raporun öğretim üyeleri tarafından değerlendirilerek hazırlanan Munzur Vadisi’nde Planlanan Baraj ve HES Projeleri ile İlgili Daha Önceki Özel Raporlar Çerçevesinde Hazırlanan Bütünleşik Sentez Raporunun sonuç kısmında;

    “…Munzur Havzası’nda DSİ’ce yapımı planlanan Baraj ve HES projeleri ile ilgili çevresel riskleri azaltıcı öneri ve değerlendirmelerin sonucu olarak, enerji üretimi açısında vazgeçilmez olan kullanma dengesi ile sürdürülebilir yönetimi ilkesine göre, içinde bulundukları Milli Park sınırları dahilinde yapılmalarında “kesin zorunluluk” bulunduğu; anılan projelerin ülkemizin Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü ile taahhüt ettiği sera gazı emisyonlarının azaltımı ve ulusal enerji tüketimindeki yenilenebilir enerji payını arttırma hedef ve politikalarıyla da uyumlu, kamu yararına bir stratejiyi destekler durumda olduğu görüş ve kanaatine ulaşılmıştır.” görüşlerine yer verildiği, böylece “Bütünleşik Sentez Raporu” uyarınca Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yapımı öngörülen HES Projelerinin uygulanmasında “kesin zorunluluk” ve “üstün kamu yararı” şartlarının oluştuğu bilimsel olarak ortaya konduğundan bahisle, Munzur Vadisi Milli Parkında Planlanan tüm Baraj ve HES Projelerinin yapılmasında üstün kamu yararının bulunduğu, enerji ihtiyacının yerli başka kaynaklardan karşılanmasının mümkün olamadığı açısından vazgeçilmezlik ve kesin zorunluluk şartlarının oluştuğu hususunda, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nce, Çevre ve Orman Bakanlığı Bakanlık Makamından 18/4/2011 tarihli ve B.18.0.DMP.0.02.05 sayılı Olur alınması üzerine, davacı tarafından anılan işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.”

    Yukarıda anılan Anayasa hükmü ve yasal düzenleme birlikte değerlendirildiğinde; herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının bulunduğu, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin Devletin ve vatandaşların ödevi olduğu tartışmasızdır. Bu itibarla, öncelikle, davaya konu projelerle ile ilgili olarak hazırlanan fizibilite raporları çerçevesinde, projelerin, ‘çevreye uyumlu’ olup olmadığının tespiti bakımından, çevre mevzuatı açısından zorunlu olan “ÇED” sürecinin tamamlanması gerekmektedir. Aksi taktirde 2872 sayılı Yasanın 10. maddesinde belirtildiği üzere, Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça projelerle ilgili onay ve izin verilemez.

    Bu durumda, İdare Mahkemesi’nce, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerekirken, aksi yönde verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır.” diyerek  Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yapımı planlanan 4 Baraj ve 5 HES Projesi ile Mercan Reg. HES Projesine Millî Parklar Kanunu’nun 14. maddesi çerçevesinde verdiği izin kararının iptal edilmesi gerektiğini belirtmişti. Milli Parklar Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca Millî Park olarak ilan edilen sahalarda Baraj ve HES dahil tesis inşasının ön şartı Bakanlığın iznidir. Dolayısıyla Bakanlığın Munzur Millî Parkı’na dair verdiği Baraj ve HES izninin iptal edilmesi gerektiğinin ortaya konulması son derece önemliydi.

    “MUNZUR VADİSİ İÇİN TARİHİ KARAR VERİLDİ”

    Kararın Millî Parklar ve Planlama Mevzuatı bakımından emsal nitelikte olduğunu dile getiren Yıldırım, “Zira, Danıştay ilk defa bir kararında Millî Parklar Kanunu’nun 14. maddesi çerçevesinde bir Millî Parkta kamu yararı açısından tesis inşasına izin verilebilmesi için öncelikle Çevresel Etki Değerlendirmesi süreci işletilmesi gerektiğini belirtmişti. Ayrıca Danıştay 10. Dairesi Munzur Vadisi Millî Parkı’na projelendirilmiş Baraj ve HES’lere izin verilebilmesi için ayrı ayrı proje bazında değil tüm projeler için toptan bir ÇED süreci işletilmesi gerekliliğini belirtmekteydi. Karar bu yönüyle ilk nitelikteydi” dedi.

    Yıldırım, “Üzerinde önemle durulması gereken diğer husus ise Milli Park Uzun Devreli Gelişme Planı ve ÇED ilişkisidir” dedi ve şöyle devam etti:

    “Danıştay kararı analiz edildiğinde Milli Park gibi doğa koruma statülerine sahip alanlara dair Uzun Devreli Gelişme Planları oluşturulmadan önce mutlaka ÇED sürecinin tamamlanması ve sonucuna göre planlama yapılması gerektiği de ortaya konulmuştu. Bu durum bugüne kadarki idari yaklaşımı da değiştirecek nitelikteydi. Zira mevcut uygulamada önce Uzun Devreli Gelişme Planı, Koruma Amaçlı İmar Planı yapılmakta sonrasında ise söz konusu alanlara dönük Baraj ve HES gibi projeler var ise proje bazında ÇED süreci işletilmekteydi. Mevcut kararda ise “önce tüm projeler için toptan ÇED; sonra plan, proje” denilmişti.

    Gelinen aşamada, Danıştay 10. Dairesi’nin Kararı’nın kaldırılması maksadıyla davalı Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Konaktepe Elektrik Üretim A.Ş. ile Zorlu Doğal Elektrik Üretim A.Ş.’nin yaptığı Karar Düzeltme başvurusu Danıştay tarafından reddedilmiştir. Böylelikle gerek Munzur Vadisi Millî Parkı bakımından ve gerekse de Millî Parklar hukuku bakımından tarihi bir karar verilmiştir.”

    DERSİM/PİRHA

  • ‘Halkın katılım toplantısı’ halka kapatıldı-VİDEO

    ‘Halkın katılım toplantısı’ halka kapatıldı-VİDEO

    PİRHA – Çerkezköy-Kapaklı arasında tamamı orman alanlarına yapılması planlanan termik santral ve ÇED’e ilişkin yapılan ‘Halkın katılım toplantısı’ halka kapatılarak, toplantıya sadece şirket yöneticileri alındı.

    Haberin Videosu 

    Tekirdağ’a bağlı Çerkezköy-Kapaklı arasında yer alan Trakya topraklarının su ve nefes kaynağı Kuzey Ormanlarını zehirleyecek olan termik santral ve ÇED’e ilişkin bugün saat 10.00’da Çerkezköy Ticaret Sanayi Odası önünde yapılan “Halkın katılımı toplantısı’na” halkın katılımı şirket ve kolluk kuvvetleri tarafından engellendi. Polis ve halk arasında arbede yaşandı.

    Trakya’ya yapılması planlanan ve Kuzey ormanlarını zehirleyecek olan  termik santrale ve ÇED’e yönelik bugün yapılan ‘Halkın katılım toplantısında’ kapılar zor kullanılarak halka kapatıldı. Arka kapıdan ise sadece şirket yöneticileri içeri alındı. Projeye karşı açılan davanın avukatları, STK temsilcileri ve bölge halkının imzasıyla toplantıya halkın alınmadığını belgeleyen tutanak tutuldu.

    Çerkezköy’de yapılmak istenen termik santral kent merkezine 13 dakika uzakta. Yapılırsa 40 yılda 5 bin 600 kişinin hava kirliliği nedeniyle erken ölümüne neden olacak. (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Dersim Doğa Gönüllüleri: Karagöz yaylaları maden tehdidi altında

    Dersim Doğa Gönüllüleri: Karagöz yaylaları maden tehdidi altında

    PRİHA – Dersim/Tunceli Doğa Gönüllüleri Pülümür Karagöz Yaylalarının maden tehdidi altında olduğunu duyurdu. Doğa Gönüllüleri, bu projenin hayat bulması durumunda geri dönüşü imkansız tahribatların yaşanacağını ifade ettiler.

    Dersim Doğa Gönüllüleri, Dersim’in Pülümür ilçesinde yer alan ve Hel dağlarının güneyini oluşturan eşsiz güzellikteki, önemli bitki alanı ve şamuaların/çengel boynuzlu dağ keçilerinin en önemli yaşam alanlarından olan Karagöz yaylalarının buraya açılması planlanan 1900 hektar büyüklüğündeki krom madenin projesi nedeniyle tehdit altında olduğunu belirttiler.

    “DOĞASINI SEVEN HERKES DUYARLI OLMALIDIR”

    Bu projenin hayat bulması durumunda geri dönüşü imkansız tahribatların yaşanacağına dikkat çeken Dersim Doğan Gönüllüleri, “2017 Kasım ayında burada yapılacak olan proje için ÇED gerekli değildir kararı olan madencilik şirketi, yakın bir zamanda alanda çalışmalara başlayacak olup doğasını seven herkesi bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz. Bu projeye dair geniş açıklama önümüzde ki günlerde yapılacaktır” denildi.

    Aşağıda yer alan fotoğrafların tamamı Karagöz yaylalarının doğal güzelliğine aittir. (HABER MERKEZİ)