Etiket: çedes

  • “Ataması yapılmayan öğretmenler varken okullara imam atanması kabul edilemez”- VİDEO

    “Ataması yapılmayan öğretmenler varken okullara imam atanması kabul edilemez”- VİDEO

    PİRHA- Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin İl Temsilcisi Nebil Birtek, atama bekleyen milyonlarca öğretmen varken okullara imam ve din görevlilerinin atanmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. Birtek, “Alanında uzman olan, atanamadığı için intihar eden o kadar öğretmen varken okullara imam atanmasını kabul etmeyeceğiz. Gerekli adımları atacağız” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında, birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atandı.

    Geçmişte de benzer projelerle eğitim alanı laiklikten uzaklaştırılarak dinselleştirilmeye çalışılmıştı. Şimdi de ‘Manevi danışmanlık’ adı altında din görevlilerinin okullara atanması başta eğitimciler olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden tepki topluyor. Tekçi dinci zihniyetle uygulamaya konulan bu projeye özellikle eğitimcilerden itiraz sesleri yükseliyor.

    Söz konusu uygulama ile ilgili PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin İl Temsilcisi Nebil Birtek, ataması yapılmayan birçok öğretmenin intihar ettiğine, farklı iş kollarında çalışanların da iş cinayetlerine kurban gittiğine dikkat çekti.

    “AMAÇ ÖĞRENCİLERİ TARİKATLARA ÇEKMEK”

    Nebil Birtek, ÇEDES projesinin iktidarın kendi dünya görüşünü dayatma araçlarından biri olduğunu söyledi. Bu uygulamayla öğrencilerin tarikatlara yönlendirilmesinin amaçlandığını belirten Birtek, “Ataması yapılan din görevlilerinin herhangi bir pedogojik formasyonu ve öğrencilere yetecek şekilde uzmanlıkları olmadığı için değerler eğitimi olsun, başka alanlarda olsun öğrencilere katabilecekleri herhangi bir donanımları yoktur. Tabi bunun amacını biliyoruz. Öğrencileri tarikatlara çekmek, iktidarın ve hükümetin kendi ideolojisine yakın bir nesil yaratmaya çalışması, özellikle tarikat yurtlarında cemaatlerde çok fazla yaşanan şiddet ve istismar vakaları sebebiyle toplumda oluşan haklı yargıyı kırmak için her düzeyde öğrencilere bu şekilde ulaşmaya çalışıyorlar” diye konuştu.

    “ÇEDES ÖĞRENCİLERİ ÖTEKİLEŞTİRECEK”

    Mevcut eğitim sisteminde tek dilin, tek dinin yer almasının yanında bir de ÇEDES gibi projelerle sorunun daha da büyüdüğüne vurgu yapan Nebil Birtek, bunun öğrenciler üzerinde ötekileştirici ve yalnızlaştırıcı bir etki bıraktığını ifade etti.

    Birtek, “Zaten tek dilin okutulması, üstü kapalı bir biçimde tek din, tek mezhep hatta tek dünya görüşü dayatılıyor. ÇEDES protokolü ile var olanın biraz daha somutlaştırılması, kendini iktidara ve onun dünya görüşüne yakın hissetmeyenlerin daha da yalnızlaşması, daha fazla toplum dışına itilmesine sebep olacaktır. ÇEDES protokolünün zorlamaya bağlı olmadığı söyleniyor ama biz biliyoruz ki otoriter baskıyla, okuldaki baskıyla veya akran baskısıyla bu yapılan uygulamalara öğrencilerin bir şekilde yönlendiriliyor. Zaten ayrışmış toplumu daha da kutuplaştıracağını düşünüyorum. Kendini resmi dine, mezhebe yakın hissetmeyen öğrenciler gerek okulda gerekse bulundukları çevrede ötekileştirmeye maruz kalacaktır” dedi.

    “PROTOKOLÜN İPTALİ İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ”

    “Bu kadar alanında uzman, pedagojik eğitim almış öğretmen varken, Milli Eğitim’de bu yönde büyük bir boşluk varken bu öğretmenlerin atamasının yapılmayıp yerine imam ve din görevlilerinin okullarda görevlendirilmesi kabul edilebilir bir şey değil” diyen Nebil Birtek, bu protokolün iptali için ellerinden geleni yapacakalrını söyleyerek, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Demokratik, laik, evrensel bir eğitim sistemi istiyoruz. Herhangi bir kimlik ve dini görüşün baskısı altında eğitim verilmesini reddediyoruz. Evrensel eğitim siteminin Türkiye’de uygulanması için elimizden gelen neyse yapacağız. Yaklaşık 600 bin ile 1 milyon arasında ataması yapılmayan öğretmenler var. Bir an önce bu öğretmenlerin atamasının yapılmasını istiyoruz. İmamların kendi işlerini kendi ortamlarında, camilerde yapmalarını, eğitim alanına Diyanet’in gölgesinin düşmemesini, öğretmenlerin de okulda olmasını istiyoruz.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER

    >‘Okullara imam atanması eğitimin tarikatlara teslim edilmesidir, karşı koymalıyız’

    >‘Okullara imam atanması çocuklar için çok tehlikeli, mücadele edilmeli’

    >‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’

    >“Okullara imam atanması Alevi çocuklarını asimile etme politikasıdır”

    >‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’

    >‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’

    >‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’

    >‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’

    >‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’

    >Laik eğitim karşıtlığı sürüyor: İzmir’de 842 okula din görevlileri atandı

  • ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’-VİDEO

    ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’-VİDEO

    PİRHA – KESK Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil, okullara öğretmen yerine imam atanması projesine karşı toplumun bir bütün olarak itiraz etmesi gerektiğini belirterek, “Bu proje, tek adam rejiminin, demokratik alanların hepsini tasfiye etmesinin de önünü açacak bir noktadır” dedi. Kablan Yeşil, “İmamları atayarak toplumsal bir ideolojik dizayn ve aynı zamanda da bir kültürel tasfiye projesi aslında ÇEDES’in kendisi” ifadesini kullandı. 

    Milli eğitim müdürlükleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı il müftülükleri arasında imzalanan projeye tepkiler yükseliyor.

    Öğrencilere ‘milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerin’ benimsetileceği söylemi ile okullara ‘manevi danışman’ adı altında okullara imam atanması birçok tehlikeyi de beraberinde getiriyor. Pedagojik eğitimden yoksun imamların, okullarda ders veremeyeceğini belirten bilim insanları, eğitim alanının günden güne nitelik kaybettiğinin ise altını çiziyor.

    “ÇEDES İDEOLOJİK DİZAYN VE KÜLTÜREL TASFİYE PROJESİ”

    “Öğrencilerin moral ve motivasyonlarını artırıcı rehberlik hizmetleri” adı altında yürütülen projeye karşı Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Şükran Kablan Yeşil de tepki gösterdi. Aynı zamanda eğitimci olan Kablan, AKP iktidarının, din temelli bir müfredat oluşturma çabasında olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Siyasi iktidar açısından eğitim alanı, iktidara geldiği günden bu yana dincileştirme, tek tipçi bir nesil yetiştirme konusunda en fazla uğraşa geldiği bir alan oldu. Başta laikliğin tasfiye edilmesi, bilimsel, demokratik müfredatın tepetaklak edilmesinden tutalım da topladıkları eğitim şuralarında bunlara yönelik uyguladıkları politikalara; bugün işte son adımı olarak karşımıza çıkan ÇEDES projesinin kendisine kadar… İktidarın aslında toplumda kutuplaştırmayı, ayrıştırmayı önüne koyan son hareketi olmuş oldu.

    Bu ülke, bu coğrafya, yüzyıllardır bütün farklılıkları ile bir arada yaşamı var ede gelmiş topraklar. Alevi’si, Sünni’si, Hristiyan’ı, Ermeni’si, Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı ile geniş bir mozaiğin kendisi. Siyasi iktidarın tasfiye çalışmaları bir kez daha ÇEDES projesinde somut bir şekilde karşımıza çıktı. Tabii ki eğitim alanı iktidarların kendi ideolojik dizaynı açısından en temel aldıkları alanlardan biriydi. Çok iyi biliyoruz ki iktidara geldiği ilk günden bu yana AKP iktidarı, tekçiliğin, siyasal İslam’ın bir ideoloji olarak toplumsal dönüşümünü yaratma konusunda çok yapboz uyguladı. Cemaatlerle, tarikatlarla dönem dönem imzaladıkları protokollerde özellikle dinci vakıflarla yürüttükleri çalışmalarda bunun örneklerini çokça önümüze koydu. Ancak ÇEDES projesinin kendisi bambaşka bir anlam ifade daha ediyor. Çünkü eğitim kurumlarında genç, pedagojik açıdan yeterli düzeyde çalışan arkadaşlarımız olmasına rağmen manevi, kültürel değerlerin yaşatılması noktasında buralara imamları atayarak toplumsal bir ideolojik dizayn ve aynı zamanda da bir kültürel tasfiye projesi aslında ÇEDES’in kendisi.”

    “ÇEDES’E KARŞI ORTAK MÜCADELE YÜRÜTMEK GEREKİYOR”

    Şükran Kablan Yeşil, siyasal iktidarın, toplumun bütçesini savaş ve din politikaları için harcadığının da altını çizdi. KESK Eş Genel Başkanı Kablan, mahkeme kararlarına rağmen zorunlu din derslerinde ısrar eden AKP-MHP hükümetini eleştirerek şunları söyledi:

    “İktidar, özellikle son yıllarda toplumun bütçesi yapılırken büyük bir kısmını savaş ve güvenlikçi politikaya ayırırken büyük bir kısmını da Diyanete ayırmaktadır. Burada tam da o ideolojik dizaynın kendisini görmek mümkün. Bu ayrıştırma ve kutuplaştırma politikalarından iktidarın bir an önce vazgeçmesi gerekiyor. Bu ülkede bizler zorunlu din derslerine karşı mücadele yürütürken, buna dair kazanılmış Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları önümüzde dururken, bununla birlikte toplumu ayrıştıran bir projeye daha iktidarın imza atmış olması kabul edilemez.

    Sendikamız Eğitim Sen, projenin iptaline dair Danıştay’da dava açtı. Her ne kadar hukuk bugün aynı iktidarın vesayeti altında olmuş olsa da biz uluslararası evrensel değerlerin, normların, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın yeterli olmasa bile bu ülkede eşit yurttaşlık, farklılık, laiklik temelinde karar vereceğini umuyoruz. Buradan bir anlamda da çağrı yapıyoruz; bu toplumun bütününe bir çağrı. Bu, farklı bir inançta olan Alevilerin, Hristiyanların veya bu topraklarda yaşayan farklı inançların meselesi olmanın çok çok ötesinde. Bugün tasfiye edilmek istenen budur. Kültürlere karşı tek bir kültürün, inancın, tek bir anlayışın iktidarlaşması, toplumun bütününde tek adam rejiminin, demokratik alanların hepsini tasfiye etmesinin de önünü açacak bir noktadır. Dolayısıyla ÇEDES projesine karşı eğitimin dinselleştirilmesi, tarikatlara, cemaatlere teslim edilmesi, imamların okullarda önlerinin açılmasına karşı ortak bir mücadele yürütmek gerekiyor. Bu aynı zamanda yoksulluğa karşı mücadele ile birliktedir. Bildiğimiz gibi yoksul, emekçi çocukları gidemedikleri okullardan dolayı kaçak, kontrolsüz açılan vakıf, cemaat yurtlarına gitmekte. Son olarak hepimizi çokça acıtan Urfa’da yaşanan, henüz aydınlatılmadı ama intihar gibi görünen 12 yaşındaki çocuğumuzun cinayetinden tutalım da bu ve benzeri çokça yaşayabildiğimiz bir süreç. Dolayısıyla laikliğe sahip çıkmak, demokrasiye sahip çıkmak, barışa, eşitliğe, eşit yurttaşlık temelinde yaşama sahip çıkmak, bugün ÇEDES’e karşı bir mücadeleyi de birleştirmek son derece önemlidir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

     

  • ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO

    ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, okullara imam atanmasına karşın büyük mitingler planladıklarını söyledi. Erçe, “Ne yazık ki okulları medreselere çeviren bir süreç yürütülüyor” uyarısında bulunarak, bir avukat ordusuyla hukuki süreci de başlatacaklarını kaydetti. 

    Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi adı altında okullara imam atanması kamuoyunun büyük tepkisini çekiyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, dinci eğitim sürecinin yeni olmadığının altını çizerek, “ÇEDES yeni başladı ama öncesinde örneğin 2010 yılında Mersin’de başlatılan bir uygulama vardı. O dönemde ortaya konulan karşı duruş ve özellikle hukuk mücadelesi sonrasında proje iptal edilmişti. O zaman da bazı okullar pilot seçilmiş, 4 gün okula 1 gün ise camiye biçiminde bir projeydi. Sonrasında iptal edilmesine rağmen benzer uygulamalar Türkiye’nin dört bir yanında devam etti” dedi.

    “TOPLUMUN TÜMÜNÜ ETKİLEYECEK BİR SÜREÇ”

    Cuma Erçe, okulların medreselere dönüştürüldüğünü ifade ederek, itirazın tüm toplum tarafından yapılması gerektiğini de söyledi.

    Erçe, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Okullardaki zorunlu din dersleri yetmiyormuşçasına Kur’an kursları da verilmeye başlandı. Esasında her geçen gün eğitimin niteliğinin de gericileştiği bir süreç var. Çünkü bu süreçten mevcut hükümet beslendi. Son genel seçimlerde de meyvesini topladı. Aslında bu çok bilinçli, organize edilerek planlanmış bir süreç. Zorunlu din derslerine karşı çıkarken ‘Bu sadece Alevilerin meselesi değil’ derken bunu kastediyorduk. Toplumun tümünü etkileyecek bir süreç başlıyor. Eğitim, tümden akıldan ve bilimden yoksun hale getirilerek önce tüm dersler din derslerine, sonra okullar imam hatiplere, şimdi de okulları ne yazık ki medreselere çeviren bir süreç götürülüyor. ‘Karma eğitim zorunlu değil’ diyen bir eski eğitim personelinin bakan yapılması tam da bunun önünü açan bir süreç oldu. Yaşamın her alanına sirayet eden bu tarikat ve cemaat örgütlenmeleri, evet Alevileri etkiliyor ama bilinmeli ki toplumun tümünü etkileyen, hatta dindarları dahi etkileyen bir süreç bu. Çünkü akıldan ve bilimden yoksunlaştırılmış bir eğitim sisteminde bilim insanı yetişmez. Dünyanın başka ülkeleriyle asla ve asla rekabet yaşayamazlar. Dolayısıyla dünyada ilk 500’e giren üniversite sıralamasında Türkiye’den hiçbir üniversite o sıralamaya giremez. Bu cemaat ve tarikatlara açılan kapıyla da yakın bir tarihte bir Afganistan’laşma ya da Arabistan’laşma süreci yaşanır ki bu tehlikeyi en başından beri uyarıyoruz.”

    “TARİKATLARIN SÖZÜ GEÇİYOR”

    Aynı zamanda eğitimci olan Cuma Erçe, öğretmenlik eğitimi almadan okullarda hiç kimsenin görev yapamayacağının da altını çizdi. Okullarda imam görevlendirmesinin Osmanlı döneminde de denendiğini belirten Erçe, şu hususlara da dikkat çekti:

    “Osmanlı döneminde okullarda ellerinde sopalarla eğitim veren imamlar bunu yapıyordu ama Osmanlı yıkıldı. Osmanlı bilimde, ilimde, sanatta ilerleyemedi ve sonunda çürüdü. 700 yıllık bir imparatorluk çöktü. Gelinen aşamada ise bir gericilikle karşı karşıya kaldık ve ülke yönetiminde tümüyle cemaatlerin, tarikatların sözünün geçtiği, bakanlıkları kendi içlerinde paylaştıkları bir noktaya geldik. 15 Temmuz’da bunun 1 ayağı ortaya çıktı. Tüm eğitim kurumlarını zapt eden bir cemaat, insanların başına bomba yağdırdı. Şimdi ise başka tarikatlar aracılığıyla okulların bütün imkanları bu tarikatlara açılarak ne yazık ki yeni bir nesil yaratılıyor. Cumhurbaşkanı, önceki yıllarda açıktan ‘Biz dindar ve kindar bir nesil yetiştireceğiz’ diye ifade etmişti. Bu kindar nesil, Madımak Oteli’ni yakar. Ya da Çubuk’ta ana muhalefet Partisi’nin liderine (Kılıçdaroğlu’na) ‘Yakın yakın’ sloganlarıyla saldırır. Bu kindar nesil, Erzurum’da seçim otobüsünü taşlar. Dolayısıyla hangi dine mensup olduklarına hiç bakmaksızın söylüyorum, din insanlarının, eğitim kurumlarında işi olamaz. Eğitim kurumlarına akıl ve bilim dışında hiçbir şey giremez. Bunu yapma görevi de öğretmenlerindir.”

    “BÜYÜK MİTİNGLER YAPACAĞIZ”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, okullarda imam görevlendirmesine ilişkin itirazların süreceğini de belirtti. ÇEDES projesine karşı büyük mitingler düzenleyeceklerini söyleyen Erçe, şu cümlelerle konuşmasını sürdürdü:

    “Şu anda çok önemli bir gündemimiz, 2 Temmuz. 2 Temmuz’la birlikte bütün alanlarda ÇEDES konusunda halka bilgilendirme yapmak ve bu konuda bilinç taşımak, mitinge varacak ölçüde tepkilerimizi ortaya koyma noktasında bir kararlaşma yaşadık. Önümüzdeki günlerde Anadolu’nun dört bir yanında gerçekleşen anmalarda, festivallerde, şenliklerde ÇEDES’i insanlara tek tek anlatacağız. Sonrasında da özellikle İzmir başta olmak üzere birçok yerde okulların açılmasının hemen öncesinde büyük mitingler düşünüyoruz. Bizler Alevi kurumları olarak şu çağrıyı hep yapıyorduk; bu meseleler sadece Alevi kurumlarının meselesi olmamalı. İfadelerimiz karşılık buldu ve bu çağrı Eğitim-Sen genel merkezinden geldi. Bu bizim için çok memnuniyet verici idi.

    “BİR AVUKAT ORDUSUYLA DA HUKUKİ AÇIDAN BİR SÜREÇ BAŞLATACAĞIZ”

    Şimdi bizler şubelerimize şu çağrıyı yaptık; ‘Lütfen bulunduğunuz yerlerde tüm ilerici, demokrat eğitim sendikalarını, dernekleri, siyasi partileri, ama en başta Alevi kurumlarını toplayın ve ÇEDES konusunda ortak kararlar alın. Önümüzdeki günlerde çok yoğun bir tepkiyi ortaya koyacağız. Aynı zamanda hukuki açıdan da ciddi bir avukat ordusuyla bu sürece karşı bir eylemlilik başlatacağız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO

    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > Okullara imam atayan protokol yargıya taşındı!

    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’

    >  ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’

    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’-VİDEO

  • ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO

    ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO

    PİRHA- AKP hükümetinin ÇEDES projesi kapsamında okullara imam ve din görevlileri ataması ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevim, amaçlananın ülkeyi şeriata doğru götürmek olduğunu söyledi. Sevim, Aleviler olarak bu dayatma karşısında sessiz kalmayacaklarını belirtti.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında, birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atandı.

    Geçmişte de benzer projelerle eğitim alanı laiklikten uzaklaştırılarak dinselleştirilmeye çalışılmıştı. Şimdi de ‘Manevi danışmanlık’ adı altında din görevlilerinin okullara atanması başta eğitimciler olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden tepki topluyor. Tekçi dinci zihniyetle uygulamaya konulan bu projeye özellikle Alevilerden itiraz sesleri yükseliyor.

    Söz konusu uygulama ile ilgili PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevim, bu durumu Aleviler olarak asla kabul etmeyeceklerini vurguladı.

    “ALEVİLER OLARAK KAYGILIYIZ”

    Erdoğan Sevim, uygulamaya konulan projenin tehlikelerine işaret ederek bundan en çok Alevi çocuklarının etkileneceğini ifade etti. Zorunlu din dersinin yarattığı mahalle baskısının bu uygulamada da kendini göstereceğine değinen Sevim, “Zaten çocuklarımız okullarda din dersi müfredatıyla asimile edilmektedirler. Orada yer alan konuların hiçbiri Alevi eğitimciler, Alevi kurumlar tarafından hazırlanmış değillerdir. Biz bu ülkenin çağdaş yüzleri olarak diyoruz ki din eğitimi zorunlu olmamalıdır. Çocuklarımız mahalle baskısıyla okullarda açılan meclislere gitmek durumunda kalıyorlar. Bunlar yetmiyormuş gibi okullarda dini görevliler tarafından manevi eğitim verilmeye çalışılıyor. Devletin görevi çağdaş, bilimsel eğitimle geleceğe yönelik olarak nesillerin yetiştirilmesini sağlayacak kadroları sağlamaktır. Alevi öğrenciler bu manevi desteği almak istemediklerinde yine mahalle baskısına maruz kalacaklar” diye konuştu.

    “BUNUN ARKASINDA TARİKAT VE CEMAATLER VAR”

    ÇEDES ve benzeri uygulamalarla ülkenin şeriata doğru kaydırıldığını ve bunun arkasında cemaatler ile tarikatların olduğunu dile getiren Sevim, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Din manevi bir değerdir, kişiye özgüdür. Bunun devlet tarafından bir baskı aracı haline getirilip okullara imam gönderilmesi ve çocukların bu telkinlerle eğitilmesi asla kabul etmiyoruz. Bunun arkasında tarikat ve cemaatler var. Temel hedef adım adım şeriata gitmek ve Türkiye’yi bir Ortadoğu ülkesi haline getirmek. Devletin görevi laik ve çağdaş eğitimi sağlamaktır. Biz Aleviler olarak bu konuda endişeliyiz ve bu durumu asla kabul etmeyeceğiz. Okullara gönderilen imam ve din görevlilerinin geri çekilmesini istiyoruz.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

     

  • Eğitimcilerden Milli Eğitim Bakanlığı’na karne: Milli Eğitim sınıfta kaldı! – VİDEO

    Eğitimcilerden Milli Eğitim Bakanlığı’na karne: Milli Eğitim sınıfta kaldı! – VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Mersin Şubesi ile Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası 2022-2023 eğitim yılını değerlendirip, Milli Eğitim Bakanlığı’na karne verdi. Bakanlığın karnesi laiklik, cinsiyet eşitliği, bilimsellik, parasız eğitim gibi alanlarda sıfırlarla dolu.

    2022-2023 eğitim ve öğretim yılının sona ermesiyle birlikte, Eğitim Sen Mersin Şubesi ile Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin Şubesi Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) karne hazırladı. Özgür Çocuk Parkı’nda yapılan açıklamada eğitimciler öğrenim yılını da değerlendirdiler.

    Eğitim Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, bu eğitim ve öğretim yılında da MEB’in eğitimin yapısal sorunlarına yönelik somut ve çözüme dayalı politikalar geliştirmediğini ifade etti.

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin Temsilcisi Nebil Birtek ise, sözleşmeli çalışan öğretmenlerin kötü koşullarına değinerek, “MEB bu çalışma koşullarını denetlemeyen, görmezden gelen, şikayetlere kulak tıkayan yaklaşımıyla bu şartların oluşumunda ve devamında suç ortağıdır” dedi.

    “DAYATMACI POLİTİKALAR ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMENLERİ MUTSUZ EDİYOR”

    Türkiye’de eğitim sisteminin uzun süredir ciddi sorunlarla karşı karşıya bırakıldığını belirten Mahmut Sümbül, “Eğitimin temel sorunlarına yönelik çözümsüzlük politikaları 2022/’23 eğitim öğretim yılında devam etmiştir.Eğitim alanında yaşanan sorunların çözümü için gerekli adımların atılmadığı, eğitime erişimde yaşanan sorunlar başta olmak üzere eğitimde dayatmacı politikaların sürmesi nedeniyle öğrencilerin ve öğretmenlerin mutsuz olduğu, öğretmenlerin esnek, güvencesiz ve angarya çalışmaya zorlandığı, siyasal kadrolaşmanın devam ettiği, eğitim sürecinde farklı dil, kimlik ve inançların dışlandığı, eğitimin zaten sorunlu olan niteliğinin daha da kötüleştiği bir eğitim sisteminin başarılı olması mümkün değildir” şeklinde konuştu.

    Eğitim sisteminde yaşanan sorunların ülkedeki ekonomik, toplumsal ve siyasal alanda yaşanan gelişmelerden ayrı ve bağımsız olmadığını söyleyen Sümbül, şöyle devam etti:

    “Eğitim Sen, her geçen gün daha fazla piyasa ilişkileri içine çekilen, okul öncesinden üniversiteye kadar bilimin ve laikliğin değil, milliyetçiliğin, ayrımcılığın ve inanç sömürüsünün referans alındığı bir eğitim sisteminde kamusal, bilimsel, demokratik, laik ve anadilinde eğitim hakkı için mücadelesini sürdürmeye kararlıdır.”

    “İMAMA DEĞİL ÖĞRETMENLERE İHTİYAÇ VAR”

    Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Mersin Temsilcisi Nebil Birtek de, okullara imam atanmasıyla ilgili, “Arkadaşlarımız KPSS yüzünden intihar ederken, ataması yapılmayan arkadaşlarımız inşaatlarda çalışıp iş cinayetine kurban giderken, Yeni Bakan Yusuf tekin ise göreve gelir gelmez kutuplaştırmayı arttıracak ve teklik dayatması anlamına gelecek olan öğretmen yerine bazı okullara ÇEDES Programı ve manevi danışmanlık adı altında imam ataması yapmıştır. Çocuklarımızın imama değil pedagoji eğitimi almış, alanında uzman öğretmenlere ihtiyacı var” ifadelerini kullandı.

    Özel sektör öğretmenlerinin güvencesizliği en yoğun şekliyle yaşadığını vurgulayan Birtek, “Sözleşmeli öğretmenler on aylık sözleşmelerle, asgari ücretin altında ya da asgari ücret düzeyinde maaşlarla, eksik yatırılan sigorta primleriyle, –birçoğu- sigortasız ve yoğun mobbinge maruz kalarak çalıştırılmaktadır. Bu acımasız şartların tasarısı patronlara aittir fakat MEB bu çalışma koşullarını denetlemeyen, görmezden gelen, şikayetlere kulak tıkayan yaklaşımıyla bu şartların oluşumunda ve devamında suç ortağıdır” dedi.

    Birtek, Milli Eğitim Bakanlığı’na seslenerek öğretmenlerin gerçek taleplerini içeren bir meslek kanunu ve 5580 Sayılı Kanun’daki taban maaş hakkını geri istediklerini ifade etti.

    MERSİN/ PİRHA

  • Amed Emek ve Demokrasi Platformu: ÇEDES Projesi eğitim bilimlerine aykırı!-VİDEO

    Amed Emek ve Demokrasi Platformu: ÇEDES Projesi eğitim bilimlerine aykırı!-VİDEO

    PİRHA – Amed Emek ve Demokrasi Platformu, okullara imam atanması kararını protesto etti. Yapılan basın açıklamasında “Eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik ÇEDES ve benzeri uygulamalardan derhal vazgeçmelidir” denildi.

    Eğitim-Sen Amed Şubesi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Cemevi, okullara imam atanmasına tepki gösterdi.

    Hazal Park’ta yapılan basın açıklamasında “Anadilde, parasız, demokratik ve laik eğitimden vazgeçmiyoruz” pankartı açıldı.

    “DOĞRUDAN LAİK EĞİTİMİ HEDEF ALAN UYGULAMALAR”

    Eğitim Sen Amed Şube Eş Başkanı Emine Akşahin, yaptığı basın açıklamasında “Laikliği ve laik eğitimi hedef alan politika ve uygulamalara derhal son verilmelidir!” vurgusunu yaptı. Akşahin, siyasi iktidarın, eğitim sistemini ideolojik hedefleri doğrultusunda yönettiğini belirterek şunları söyledi:

    “Son yıllarda, Millî Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı, dini vakıf ve dernekler arasında çok sayıda iş birliği protokolü imzalanmıştır. Bu ortak projeler üzerinden eğitimi dinselleşme süreci hızlandırılmış, doğrudan laik eğitimi ve laik yaşam tarzını hedef alan uygulamalar hayata geçirilmiştir.

    Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı ortaokullar ve imam hatip okulları, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/Gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi” (ÇEDES) kapsamında bir süredir ülke çapında toplantılar yapılmakta ve çeşitli kararlar alınmaktadır.

    ÇEDES Projesinin amacı “Öğrencilerimizin millî, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizi benimseyen, koruyan, geliştiren ve kendi yaşantılarında inşa eden fertler olmalarına, çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış, bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, aklı selim, kalbi selim ve zevki selim sahibi, bedensel ve sosyal bakımdan dengeli bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak” olarak ifade edilmektedir. Dini ve manevi değerleri merkeze alan ÇEDES Projesi, etkin bileşeni din referanslı kurumlar olması nedeniyle laik-bilimsel eğitim anlayışına ve eğitim bilimlerine aykırı bir çerçevede hazırlanmış ve uygulanmaya başlamıştır. Bu proje kapsamında, Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı hem programa katkı sağlayan hem de “temsilci öğretmen” kanalıyla öğrencileri bulan ve kamu mekânlarını kullandıran kurumlar olarak işlev görmektedir.”

    “DİNİ REFERANSLI EĞİTİM ANLAYIŞI”

    Emine Akşahin, pedagojik eğitimi bulunmayan vaiz, imam hatip, Kur’an kursu öğreticilerinin İzmir ve Eskişehir başta olmak üzere çeşitli illerde görevlendirilmeye başlandığının altını çizdi. Akşahin, ‘manevi danışman’lara atfedilen işlevlerin, dört yıllık eğitim fakültesi mezunu psikolojik danışmanlarla, zaten yıllardır sürdürüldüğünü belirterek şöyle devam etti:

    “ÇEDES Projesi, 1739 sayılı kanuna aykırı olarak eğitim hizmetinin yürütülmesini, gözetilmesini ve denetlenmesini Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile paylaşarak gözetim, yürütme ve denetim görevini ihlal etmektedir. MEB, böylece okulların çocuğun üstün yararı ve kamu yararına işlev görme niteliğini sekteye uğratmaktadır.

    Manevi değerler eğitimi altında kız öğrencilere toplumsal cinsiyet kodları aşılanarak okullardan, kamusal alanlardan, sosyal yaşamdan tecrit ederek okuldan kopuşlara neden olunacağı kaygısını taşıdığımızı belirtmek isteriz. Bütün bu kaygılarımız ve ön görümüzle ÇEDES Projesinin de, iktidarın eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ve dini-kültürel ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olarak karşımıza çıkarıldığını görüyoruz.

    Eğitim kurumlarının herhangi bir şekilde dini içerikli proje ve etkinliklerin mekânı haline getirilmesinin okullara ve eğitim sistemine olumlu anlamda en küçük bir katkısının olmadığı açıktır. Okullarımız, farklı inanç gruplarının her birinin eşit değerde görülmesi gereken, hiçbir öğrencinin inancı ya da felsefi düşüncesi nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı kurumlar olmak zorundadır. Öğrencilerin inancı ya da kimliği nedeniyle ötekileştirilmesine ve ayrımcı uygulamalarla karşı karşıya kalmasına neden olacak her türlü girişime son verilmelidir.”

    “ORTAK MÜCADELEYE DAVET EDİYORUZ”

    ÇEDES ve benzeri uygulamalardan derhal vazgeçilmesi gerektiğini söyleyen Eğitim Sen Amed Şube Eş Başkanı Emine Akşahin, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Laikliğin varlığı, din ve mezhep farklılıkları üzerinden farklı inançtan ve mezhepten insanların birbiriyle çatışmalarına son vermek, her inancın kendisiyle ve diğer inançlarla eşit haklar temelinde ilişki kurmasını güvence altına almak açısından önemlidir. Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız yaklaşmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, üniversitede, işyerinde, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır. ÇEDES projesi bu yönüyle hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırılıklar içeren bir düzenlemedir.

    Türkiye’de eğitim politikalarının merkezinde yer alan “tek din, tek mezhep” anlayışının, farklı kimlik ve inançlara karşı önyargıları diri tutan ve milliyetçilik temelinde yükselen resmî ideolojiyi besleyen ‘manevi değerler eğitimi’ uygulamasının okullardan başlayarak ülkede yaratılan kutuplaştırmayı derinleştirmesi kaçınılmazdır. Böylesi bir uygulama hem çocukların sağlıklı gelişiminin hem de eğitim sisteminde eşit, özgür ve bilimsel düşüncenin ilerlemesinin önünde önemli bir engeldir.

    Milli Eğitim bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı, bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik ÇEDES ve benzeri uygulamalardan derhal vazgeçmelidir.

    Çocuklarımız, ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemez! Bu konuda eğitim emekçileri başta olmak üzere, öğrencilerimizi, velilerimizi ve demokratik kamuoyunu birlikte tavır almaya ve ortak mücadeleye davet ediyoruz.”

    “MÜSAADE ETMEMELİYİZ”

    PSAKD Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Aydın Atlı ise yaptığı konuşmada tüm toplumsal kesimleri, uygulamaya karşı çıkmaya davet ederek şunları söyledi:

    “Laik, demokratik, bilimsel eğitim ile laik yaşam tarzını doğrudan hedef alma uygulamaları hayata geçirilmeye çalışılmıştır. ÇEDES projesi adı altında eğitimin tarikatlara, çocuklarımızın imamlara bırakılması projesine müsaade etmemeliyiz. Din görevlilerinin, öğrencilere değerler eğitimi vermesi doğru değildir. Laik, demokratik ve bilimsel eğitim Alevilerin yaşamında, ülkemizin aydınlık geleceğinde olmazsa olmazımızdır. On yıllardır zorunlu din derslerine karşı çıkan biz Aleviler, tüm paydaşlarımızla okullarımızı, çocuklarımızı ve geleceğimizi bu gerici zihniyete asla ve asla teslim etmeyeceğiz.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Eğitim-İş: Okullara imam atayan ÇEDES protokolü tehlikeli ve hukuksuzdur-VİDEO

    Eğitim-İş: Okullara imam atayan ÇEDES protokolü tehlikeli ve hukuksuzdur-VİDEO

    PİRHA- Mersin Eğitim İş, yaptığı açıklamada, hükümetin okullara imam atamasına sert tepki gösterdi. Eğitim döneminde gericileştirme ve niteliksizleştirme politikaları dozunu artırdığına işaret edilen açıklamada, “ÇEDES protokolü tehlikeli ve hukuksuzdur. Anayasamıza, yasalara ve yönetmeliklere açıkça aykırıdır” denilerek topluma duyarlılık çağrısında bulunuldu.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik Spor Bakanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi İş Birliği Protokolü” dolayısıyla okullara imam atanmasına tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Mersin Eğitim İş de, Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı. Şube Başkanı Yakup Tekin, “Daha kötü ne olabilir ki?” sorusuna her yeni eğitim-öğretim döneminde “bu kadar da olmaz” dedirten bir iktidarla karşı karşıya olduklarını belirterek, sonuna gelinen eğitim döneminde gericileştirme ve niteliksizleştirme politikalarının dozunu artırdığına işaret etti.

    “ÇOCUKLARIMIZ EĞİTİM DIŞI KURUMLARIN KUCAĞINA İTİLİYOR

    Tekin, çocukların okullarda musluklardan temiz olmayan suyu içip, kantinden bir tost dahi alamadığını; kalabalık sınıflara mahkum edildiğini, mesleki eğitim adı altında sermayeye çocuk işçi olarak sunulduğunu, ailesi zengin öğrenci ile yoksul öğrenci arasındaki makasın daha da açıldığını, eğitim emekçilerinin açlık sınırında ücretlere mahkum edildiğini, 1 milyona yaklaşan atanmayan öğretmenin olduğunu vurgulayarak, “Şimdi bir de çocuklarımız eğitim dışı kurumların kucağına itilmeye çalışılmaktadır” dedi.

    “ÇEDES PROTOKOLÜ TEHLİKELİDİR

    “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)” kapsamında yapılan protokolle okullara “manevi danışman” adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi atanması eğitimde çok başlılığın artacağının da net sinyallerini verdiğini belirten Tekin, şunları söyledi:

    “ÇEDES protokolü hukuksuzdur: Anayasamıza, yasalara ve yönetmeliklere açıkça aykırıdır. Laik ve bilimsel eğitimle taban tabana zıttır. Çünkü ÇEDES protokolü tehlikelidir: Eğitim biliminden pedagojiden bihaber, çocuklarımıza nasıl yaklaşılacağını bilmeyen yetişkinleri okullara sokmak travmatik etkileri de beraberinde getirecektir. ÇEDES protokolü öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin mesleki itibarına hakarettir. Eğitim-öğretim eğitimcilerin işidir.

    Eğitimin memleketin en birincil meselesi olduğunu hatırlatıyor, uyarılarımız dikkate alınmaz ve eğitime dair sorunların çözümü için adım atılmazsa eylemliliğimizin artarak devam edeceğini ilan ediyoruz, tüm yurttaşlarımızı da destek vermeye davet ediyoruz!”

    PİRHA/MERSİN

     

  • ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO

    ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO

    PİRHA- ÇEDES projesi kapsamında okullara imam ve din görevlilerinin atanması ile ilgili konuşan DAD Mersin Şube Eş Başkanı İbrahim Cinbaş, “Bu süreç dinciliğin ve gericiliğin giderek kurumsallaştığını gösteriyor” dedi. Cinbaş, söz konusu projenin anayasaya aykırı olduğunun ve gerekli hukuki girişimlerde bulunacaklarının altını çizdi. 

    Milli Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ (ÇEDES) projesi kapsamında, birçok kentte okullara imam ve din görevlisi atandı.

    Geçmişte de benzer projelerle eğitim alanı laiklikten uzaklaştırılarak dinselleştirilmeye çalışılmıştı. Şimdi de ‘Manevi danışmanlık’ adı altında din görevlilerinin okullara atanması başta eğitimciler olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden tepki topluyor. Tekçi, dinci zihniyetle uygulamaya konulan bu projeye özellikle Alevilerden itiraz sesleri yükseliyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şube Eş Başkanı Avukat İbrahim Cinbaş, konu ile ilgili PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunarak, böyle bir uygulamayı asla kabul etmeyeceklerini belirtti.

    “KAYGI VERİCİ BİR DURUM”

    İbrahim Cinbaş, imam atamalarının yeni bir durum olmadığına, bu tür uygulamaların bilinçli yapıldığına dikkat çekti.

    Cinbaş, bu tür projelerin hayata geçirilmesinin kaygı verici olduğunu söyleyerek, “Zorunlu din derslerinin kaldırılması yönünde toplumda büyük bir talep varken seçimden hemen sonra böyle bir icraata geçilmesi kaygı verici bir durum. Mevcut iktidarın kurduğu ittifakların verdiği bir sonuç diye düşünüyorum. Binlerce öğretmen atama beklerken ve bu yüzden intihar vakaları yaşanırken okullara imam ve din görevlilerinin atanması kabul edilir değil. Hem Alevi toplumunun bir ferdi olarak hem de kurum temsilcisi olarak bunu doğru bulmamız mümkün değil” dedi.

    “KADROLAŞMIŞ KARŞIT BİR CEPHE LAİKLİK İLKESİNİ ÇİĞNİYOR”

    Okullara imam atanmasının laik devlet anlayışıyla örtüşmediğini belirten Cinbaş, laiklik ilkesinin kadrolaşmış bir karşıt cephe tarafından çiğnendiğini ve bu durumun yaygınlaştırıldığını ifade ederek şöyle devam etti:

    “Toplumda ciddi bir eskiye gidiş var. İmam atamaları yeni bir mesele değil. AVM’lere bile imam atandığını biliyoruz. Bir yanda atama bekleyen bu yüzden intihar eden onca öğretmen varken iktidar özellikle kendi tabanını konsolide ediyor. Bu bilinçli yapılan bir hareket. Buna ses çıkarmak, kabul etmemek gerekiyor. Aksi halde gelecek günler daha karanlık olacağa benziyor. HÜDA PAR ve Yeniden Refah Partisi’ne verilen sözler, onların seçim sürecindeki özellikle kadın ve LGBTİ+’lara yönelik söylemleri de yavaş yavaş gerçekleştireceğini gösteriyor.”

    “DİNCİLİK KURUMSALLAŞIYOR, İTİRAZLARI YÜKSELTMEK LAZIM”

    Bu tür uygulamalara karşı ses çıkarılmadığı takdirde ülkeyi daha da karanlık günlerin beklediğine işaret eden Cinbaş, muhalefetin de bu konu üstünde durması gerektiğinin altını çizdi.

    İtiraz noktasında Alevilerin başı çekmesi gerektiğine değinen İbrahim Cinbaş, “Özellikle Alevilerin, Alevi kurumların ve laikliği benimseyen, savunan herkesin bunu kabul etmemesi gerekir. Bu süreç gittikçe dinciliğin, gericiliğin kurumsallaştığını gösteriyor. Toplumda farklı düşünenlerin, farklı inançta olanların varlığını göstermek ve bu sesi yükseltmek gerekiyor. Buna ilişkin bir demokratik istek oluşturmak lazım. Muhalefetin de bu konu üstünde durması gerekiyor. Sadece Alevi toplumu değil, bütün demokratik kitle örgütlerinin buna karşı ses çıkarması gerekiyor. Toplumu bu cendereden çıkarmak gerekiyor. Bununla ilgili hukuki girişimlerde bulunulacaktır, bizler de takipçisi olacağız” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER

    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO

    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > Okullara imam atayan protokol yargıya taşındı!

  • Okullara imam atayan protokol yargıya taşındı!

    Okullara imam atayan protokol yargıya taşındı!

    PİRHA – Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi İş Birliği Protokolü”nün iptali ve yürütmesinin durdurulması için dava açtı.

    Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik Spor Bakanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi İş Birliği Protokolü”nün iptali ve yürütmesinin durdurulması için Danıştay’a dava açtı.

    Eğitim Sen tarafından yapılan açıklamada “Eğitim ve öğrenim hakkının anayasal bir hak ve kamu hizmeti olması ilkesine aykırı bir şekilde, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik Spor Bakanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi İş Birliği Protokolü”nün iptali ve yürütmesinin durdurulması için Danıştay’a dava açtık.” ifadelerine yer verildi.

    “BİLİMSELLİK İLKESİNE UYGUN OLMAYIŞIYLA…”

    “Bilimsel ve laik eğitimden vazgeçilemez!” diyen Eğitim Sen’in dava dilekçesinde şu hususlara değinildi:

    ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi İş Birliği Protokolü’nün;

    • ‘Manevi danışman’ adı altında din görevlerinin eğitim öğrenim hayatına dâhil edildiği, ‘abi abla’ gibi tarikat cemaat ifadelerinin rol model olduğu, protokolün süre sınırlılığı olmaması, üzerinde değişiklikler ve ilaveler yapılabilir olması ve hukuki belirlilik ilkesine aykırı oluşu ile protokolde bahsi geçen din görevlilerine yetki-sorumluluk birliği ilkesi gereği öğretmen görevi ve sorumluluğu verilemeyeceği hususlarıyla, bilimsellik ilkesine uygun olmayışıyla,
    • Anayasanın laiklik ilkesinin gereği olarak ‘kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı”, Anayasanın Türkiye Cumhuriyetinin, “… başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğu ilkelerine, ‘Din ve vicdan hürriyeti’ başlıklı maddesindeki “Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzeninin kısmen de olsa, din kurallarına dayandırılamayacağı” ilkeleriyle,
    • Anayasa’ya, 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu, 7354 Öğretmen Meslek Kanunu, 222 sayılı Eğitim ve Öğretim Kanunu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye aykırı olması nedeniyle…”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO

    ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO

    PİRHA – Eğitim Sen Genel TİS ve Hukuk Sekreteri Arzunur Şimşek Evren, okullara imam atanması projesini “Uygulama, belirli bir din, mezhep üzerinden ciddi bir propaganda aracı haline getiriliyor. Yani hukuku, bilimsel, laik eğitimi tamamen ters düz edecek bir şeye denk geliyor” sözleriyle yorumladı. Şimşek Evren, okullara imam atanmasının herkesin karşı çıkmasını istedi.

    Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi adı altında okullara imam atanmasına yönelik tepkiler yükseliyor.

    Projenin amacının “Öğrencilerimizin millî, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizi benimseyen, koruyan, geliştiren ve kendi yaşantılarında inşa eden fertler olmalarına, çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış, bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, aklıselim, kalbi selim ve zevki selim sahibi, bedensel ve sosyal bakımdan dengeli bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak” olduğu iddia ediliyor. Ancak, projenin asıl odağında dini merkeze alan bir amacın olduğu belirtiliyor.

    Projenin hayata geçmesiyle birlikte okullara eğitimcilerden ziyade imamların atanacak olması “laik-bilimsel eğitim anlayışına da aykırı” şeklinde yorumlanıyor.

    Anayasaya da aykırı olmasına rağmen, pedagojik eğitimi bulunmayan imam ya da Kur’an kursu öğreticileri, İzmir ve Eskişehir başta olmak üzere çeşitli illerde görevlendirilmeye başlandı.

    ‘Manevi danışman’ olarak adlandırılan imamlara atfedilenler, eğitim fakültesi mezunu psikolojik danışmanlarla zaten yapılıyor olsa da hükümetin asıl amacının ne olduğunu Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası’na (Eğitim Sen) sorduk.

    “BU PROTOKOLLERİN UCU OLDUKÇA AÇIK”

    Eğitim Sen Genel Toplu İş Sözleşmesi (TİS) ve Hukuk Sekreteri Arzunur Şimşek Evren, hükümetin okullara imam atamasının ne anlam içerdiğini şu sözlerle değerlendirdi:

    “Çevremi tanıyorum, değerlerimi seviyorum… Evet genel bir isim ama içeriğine baktığımızda da en vurucu hamlenin ‘Manevi Danışman’ olduğunu görüyoruz. ‘Çevre ve değerler’ konuları deniliyor ancak bunların hangi ideolojik, politik görüş üzerinden anlatılacağı belirsiz. Ayrıca çocukların gelişim evrelerine, pedagojiye, eğitim-öğretim ortamına, hangi bağlamda uygun, olumlu mu olumsuz mu noktasında o kadar çok sorun olduğu belirgin ki dolayısıyla bütün gündeme ‘Manevi danışman atama’ olarak girdi. Her şeyden önce bunlar birer protokol. Yani protokoller üzerinden uzun yıllardır yönetim işlemi sürdürülmekte. Bu protokoller, projeler oldukça ucu açık ve temel mevzuat ve ilkeleri geliştirici değil. O mevzuat ve ilkelere dahi uymayan; çünkü orada bir takım güvenceye alınmış haklar, dayanaklar var. Yani mevzuatların her türlü eksiği, açılması gereken ifadeler olmasına rağmen uyulması gereken çok temel haklar, sorumluluklar kapsamında önemli noktalar var. Biz bu protokollerde bunların tamamen alt edildiğini görmekteyiz.”

    “LAİKLİĞİ ORTADAN KALDIRICI UYGULAMA”

    Arzunur Şimşek Evren, okullara imam atanması durumunda eğitimde ne gibi sorunlar yaşanacağına da dikkat çekti. Laik eğitime zarar verileceğini söyleyen Şimşek Evren, “Sorunu şuradan tarifleyebiliriz. Milli Eğitimin yapması gereken temel kanunuyla da tariflenmiş olan işlerin, bir başka yere devri söz konusu. Bu başka yerlerden bir tanesi Gençlik ve Spor Bakanlığı. Diğeri ise Diyanet İşleri Başkanlığı. Diyanet işlerinin de mevzuatını açtığımız zaman görevinin İslam dini ve ibadetleri gibi sorumlulukları ve görevleri vardır. Yani Diyanet’in varlığı bunun üzerine tanımlanmıştır. Dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı içerisindeki bir çalışmayı çocukları, öğrencileri, ilgilendiren birçok çalışmayı, ‘değerler kulübü’ ya da ‘sosyal faaliyetler’ üzerinden amacı ve görev tanımı belli olan Diyanet İşlerine almış oluyoruz. Bu gerçekten doğrudan, başlı başına laiklik için zarar verici. Laikliği ortadan kaldırıcı bir uygulamaya denk düşüyor.”

    “BİLİMSEL, LAİK EĞİTİMİ TAMAMEN TERS DÜZ EDECEK”

    Arzunur Şimşek Evren, Eğitim Sen’in konuya dair eylem planlarını da anlattı. “Tüm toplumca karşı çıkılması gereken bir durum bu” diyen Şimşek Evren, şöyle devam etti:

    “Bu protokole baktığımızda ve birçok protokolde karşılaştığımız şu durum var; belirsizlik. Yani yapılacak işlemlerin tam tarifinin yapılması gerekir ki herhangi bir kötüye kullanma, kim tarafından üstlenilmiş olursa olsun ucu açık olmama, belirlilik olma diye en temel bir ilke vardır. Yani hukukun var olduğunda insanların birlikte yaşaması ve hukuksal bir çerçevenin gerekliliğinden olması gereken bir dayanaktır. Buradaki belirsizlik ve ucu açıklık gerçekten her türlü olumsuzluğa yol açıyor. Bu temel noktada karşı çıkılması, veliler olarak çocuklarımızın geleceği, eğitim sisteminin geldiği aşama açısından; ayrıca bizim zorunlu din derslerinin kaldırılması konusunda davalarımız da var. İnanç özgürlüğü, çocuğun gelişimi açısından özgürlükler kapsamında zaten karşı çıktığımız noktalar bunlar. Ama burada belirli bir din, mezhep üzerinden ciddi bir uygulama, propaganda aracı haline getirilen, yani hukuku bilimsel, laik eğitimi tamamen ters düz edecek bir şeye denk geliyor. Ayrıca Eğitim Sen açısından temel önemli noktalardan birisi ‘manevi danışman’ kısmının öne çıkması. Her okulda rehber öğretmenler, psikolojik danışmanlar var. Rehber öğretmenlerin alanı olan çocuklarla kurulan iletişim, psikolojik alanın tamamen devre dışı bırakılması durumu söz konusu. Bir şekliyle aslında kontrol edilemeyen, daha özgür, sağlıklı, bilimsel dediğimiz o alanın devre dışı bırakılmasına yönelik bir hamle diye okumak da yanlış olmaz.”

    “PROJEYE İZİN VERMEMELİYİZ!”

    Okullara imam atama projesine karşı tüm toplumun tepki göstermesi gerektiğini söyleyen Arzunur Şimşek Evren, “Eğitimin bu kadar hukuksuz, liyakatsız ve belirli bir yöne doğru sıkıştırılmaya çalışılması toplumca herkesi ilgilendiriyor. Çünkü eğitim dediğimiz şey dışında bırakacağımız bir toplum kesimi yok. Maalesef ki ideolojinin aleti edilebilecek bir ortam. Ayrımsız tüm toplumun buna sahip çıkarak, ayrımcılığın olmadığı bir eğitim ortamı ve bilimsel akademik çalışmaların yapılması için örgütlü bir şekilde hep birlikte sesimizi çıkartarak buna izin vermemeliyiz” dedi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO

  • 29 Ekim Kadınları’ndan okullara imam atanmasına tepki: Anayasaya aykırı

    29 Ekim Kadınları’ndan okullara imam atanmasına tepki: Anayasaya aykırı

    PİRHA- 29 Ekim Kadınları Derneği, okullara imam ve din görevlilerinin atanmasına “ÇEDES protokolü laiklik ilkesinin açık bir ihlalidir. Milli Eğitim Bakanlığı anayasal sorumluluklarını yerine getirmeli ve bu ağır yanlışa son vermeli” diyerek tepki gösterdi.

    İzmir ve Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İzmir ve Eskişehir İl Müftülüğü arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) Projesi İş Birliği Protokolü’ kapsamında; 842 ilkokul, ortaokul ve lisede ‘Manevi Danışmanlık’ hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi görevlendirildi.

    Söz konusu uygulama ülkenin dört bir yanından tepki toplamaya devam ediyor. Son olarak 29 Ekim Kadınları Derneği konuyla ilgili yazılı açıklama yaparak laiklik vurgusu yaptı.

    “ANAYASAYA AYKIRI BİR UYGULAMA”

    Söz konusu projenin anayasaya aykırı olduğuna dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Devlet kurumları arasında imzalanan bu protokol, laiklik ilkesinin açık bir ihlalidir ve Anayasa’nın 2., 14. ve 42. maddelerine, 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 2., 10., 12. ve 13. maddelerine açıkça aykırıdır.

    Bununla birlikte; pedagojik formasyonu olmayan imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı, Kuran kursu öğreticisi ve Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin eğitim-öğretim süreçlerine katılmaları çocukların psikolojik gelişimi için ciddi bir risk oluşturmaktadır. İlgili dersler Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde pedagojik formasyon eğitimi almış öğretmenler tarafından da verilebilecekken böylesine Anayasa’ya ve yasalara aykırı bir düzenlemeye gidilmesi ülkemizin geleceği adına kaygı vericidir.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nı Anayasal ve yasal sorumluluklarını yerine getirmeye ve bu ağır yanlışlıklara son vermeye çağırıyoruz”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘ÇEDES, bir truva atı gibi okulları kullanma projesidir’-VİDEO

    ‘ÇEDES, bir truva atı gibi okulları kullanma projesidir’-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen, Alevi kurumları ve sivil toplum örgütleri ÇEDES projesini protesto ederek “farklı inançtan öğrencilere yönelik açık bir dayatma ve ayrımcılıktır” uyarısında bulundu.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği, Öğrenci Veli Derneği, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, Halkevleri, Sosyal Haklar Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu, Demokratik Alevi Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Kültür Dernekleri, ÇEDES projesinin iptali için bir kez daha itirazda bulundu.
    “Laikliği ve laik eğitimi hedef alan politika ve uygulamalara derhal son verilsin” denilerek ÇEDES projesine karşı Eğitim Sen Ankara 1 No’lu Şube önünde basın açıklaması yapıldı.
    Eylemde “Çocuklarımızı karanlığa teslim etmeyeceğiz. Laik ve bilimsel eğitim düşmanı ÇEDES protokolü iptal edilsin.” dövizleri de açıldı.

    “EĞİTİM NİLİMLERİNE AYKIRI”
    Ortak açıklamayı okuyan Sacit Ünalmış, Millî Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı ve birçok vakıf arasında yapılan projeler üzerinden eğitimin dinselleşme sürecinin hızlandığını söyledi. Ünalmış, doğrudan laik eğitim ve laik yaşam tarzının hedef alındığını belirterek şu açıklamayı okudu:
    “ÇEDES projesinin amacı “Öğrencilerimizin millî, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizi benimseyen, koruyan, geliştiren ve kendi yaşantılarında inşa eden fertler olmalarına, çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış, bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, aklıselim, kalbi selim ve zevki selim sahibi, bedensel ve sosyal bakımdan dengeli bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak” olarak ifade edilmektedir. Dini ve manevi değerleri merkeze alan ÇEDES projesi, etkin bileşeni din referanslı kurumlar olması nedeniyle laik-bilimsel eğitim anlayışına ve eğitim bilimlerine aykırı bir çerçevede hazırlanmış ve uygulanmaya başlamıştır. Bu proje kapsamında, Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı hem programa katkı sağlayan hem de “temsilci öğretmen” kanalıyla öğrencileri bulan ve kamu mekânlarını kullandıran kurumlar olarak işlev görmektedir.
    Öğrencilere milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizin benimsetilmesi amacıyla tüm lise, ortaokul, ilkokul ve anaokulları ile il merkezi ve ilçelerde bulunan tüm cami ve Kur’an kursları”nı kapsayan proje, milli eğitim müdürlükleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı il müftülükleri aracılığıyla okullara öğrencilerin sözde ‘manevi gelişimini desteklemek’ amacıyla ‘manevi danışman’ görevlendirmelerinin önünü açmaktadır. Bu bağlamda pedagojik eğitimi bulunmayan vaiz, imam hatip, Kur’an kursu öğreticileri, İzmir ve Eskişehir başta olmak üzere çeşitli illerde görevlendirilmeye başlanmıştır. Protokolde ifade edildiği biçimiyle, “öğrencilerin moral ve motivasyonlarını artırıcı rehberlik hizmetlerinde bulunan” ‘manevi danışman’lara atfedilen kimi işlevler dört yıllık eğitim fakültesi mezunu psikolojik danışmanlarla, zaten yıllardır sürdürülmektedir.

    “AÇIK BİR DAYATMA”
    Eğitimin bütün kademelerinde eğitimin niteliğini yükseltmek, çocukların özgür ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmesi için somut adımlar atılması gerekmektedir. Ancak MEB, bugüne kadar yaptığı gibi, din ve inanç alanı gibi son derece hassas bir konuda “tek din, tek mezhep” yaklaşımıyla hareket ederek okullarda öğrencilere dini ve manevi değerleri aktarmayı kendisine görev edinmiştir. ÇEDES projesi, iktidarın eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ve dini-kültürel ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Hiçbir toplum birbirinin aynı ve tamamen aynı düşünen, aynı inancı paylaşan, aynı ‘manevi değerleri’ benimsemiş insanlardan oluşmamaktadır. Laiklik anlayışı gereği farklı, inanç, düşünce ve değerler karşısında tarafsız olması gereken bir devletin, sadece bir dinin ve mezhebin öğretilerini, sadece belli bir inancın benimsediği manevi değerleri tüm okullarda ‘tek doğru’ olarak öğretmeye çalışması doğru bir uygulama olmadığı gibi, farklı inançtan öğrencilere yönelik açık bir dayatma ve ayrımcılıktır.
    Eğitim kurumlarının herhangi bir şekilde dini içerikli proje ve etkinliklerin mekânı haline getirilmesinin okullara ve eğitim sistemine olumlu anlamda en küçük bir katkısının olmadığı açıktır. Okullarımız, farklı inanç gruplarının her birinin eşit değerde görülmesi gereken, hiçbir öğrencinin inancı ya da felsefi düşüncesi nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı kurumlar olmak zorundadır. Öğrencilerin inancı ya da kimliği nedeniyle ötekileştirilmesine ve ayrımcı uygulamalarla karşı karşıya kalmasına neden olacak her türlü girişime son verilmelidir.

    ORTAK MÜCADELEYE DAVET!
    Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı, bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik ÇEDES ve benzeri uygulamalardan derhal vazgeçmelidir.
    Çocuklarımız, ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemez! Bu konuda eğitim emekçileri başta olmak üzere, öğrencilerimizi, velilerimizi ve demokratik kamuoyunu birlikte tavır almaya ve ortak mücadeleye davet ediyoruz.”

    EĞİTİM Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul ise yaptığı konuşmada protokolün derhal iptal edilmesi gerektiğini belirterek “Okullarımızda çoğulcu anlayışa ihtiyaç var. Ama ÇEDES projesi tekçi bir anlayış besliyor. Bir truva atı gibi okulları kullanma projesidir. Velilere sesleniyoruz, okullarımıza sahip çıkalım. Çocuklarımızın insan haklarına saygılı bireyler olmasını istiyoruz. Bu projeler kalksın. Çocuklarımızı güçlendiren, özgürleştiren eğitimi destekleyelim. Gelin okullarımızı hep birlikte savunalım.” dedi.
    PİRHA/ANKARA

  • Eğitim Sen: Laiklik karşıtı ÇEDES uygulamasından derhal vazgeçilmeli!-VİDEO

    Eğitim Sen: Laiklik karşıtı ÇEDES uygulamasından derhal vazgeçilmeli!-VİDEO

    PİRHA – Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Necla Kurul, okullarda imamların görevlendirilmesi, “İktidarın, eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ve dini-kültürel ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olarak karşımıza çıkmaktadır” sözleriyle eleştirdi. Kurul, hükümetin derhal bu projeden vazgeçmesi çağrısında bulundu. 

    Eğitim Sen, laiklik karşıtı olarak yorumladığı, okullardaki Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesi ile ilgili açıklama yaptı.

    Eğitim Sen Genel Merkez binasında yapılan basın toplantısına Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği, Öğrenci Veli Derneği, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği, Halkevleri, Sosyal Haklar Derneği, Alevi Bektaşi Federasyonu, Demokratik Alevi Dernekleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri de destek verdi.

    “DERHAL SON VERİLMELİ”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, eğitimdeki dinselleşmeye dikkat çekerek, “Laikliği ve laik eğitimi hedef alan politika ve uygulamalara derhal son verilmelidir!” dedi.

    Nejla Kurul, siyasi iktidarın, eğitim sistemini siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda, dini kural ve referanslara göre biçimlendirmeye çalıştığını ifade ederek, şu açıklamayı yaptı.

    “Son yıllarda, Millî Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı, dini vakıf ve dernekler arasında çok sayıda iş birliği protokolü imzalanmıştır. Bu ortak projeler üzerinden eğitimi dinselleşme süreci hızlandırılmış, doğrudan laik eğitimi ve laik yaşam tarzını hedef alan uygulamalar hayata geçirilmiştir.

    Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı ortaokullar ve imam hatip okulları, Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında bir süredir ülke çapında toplantılar yapılmakta ve çeşitli kararlar alınmaktadır.

    ÇEDES projesinin amacı “Öğrencilerimizin millî, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizi benimseyen, koruyan, geliştiren ve kendi yaşantılarında inşa eden fertler olmalarına, çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış, bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, aklıselim, kalbi selim ve zevki selim sahibi, bedensel ve sosyal bakımdan dengeli bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak” olarak ifade edilmektedir. Dini ve manevi değerleri merkeze alan ÇEDES projesi, etkin bileşeni din referanslı kurumlar olması nedeniyle laik-bilimsel eğitim anlayışına ve eğitim bilimlerine aykırı bir çerçevede hazırlanmış ve uygulanmaya başlamıştır. Bu proje kapsamında, Milli Eğitim Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı hem programa katkı sağlayan hem de “temsilci öğretmen” kanalıyla öğrencileri bulan ve kamu mekânlarını kullandıran kurumlar olarak işlev görmektedir.

    “DÖRT YILLIK EĞİTİM FAKÜLTESİ MEZUNU PSİKOLOJİK DANIŞMANLAR ZATEN VAR”

    “Öğrencilere milli, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizin benimsetilmesi amacıyla tüm lise, ortaokul, ilkokul ve anaokulları ile il merkezi ve ilçelerde bulunan tüm cami ve Kur’an kursları”nı kapsayan proje, milli eğitim müdürlükleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı il müftülükleri aracılığıyla okullara öğrencilerin sözde ‘manevi gelişimini desteklemek’ amacıyla ‘manevi danışman’ görevlendirmelerinin önünü açmaktadır. Bu bağlamda pedagojik eğitimi bulunmayan vaiz, imam hatip, Kur’an kursu öğreticileri, İzmir ve Eskişehir başta olmak üzere çeşitli illerde görevlendirilmeye başlanmıştır. Protokolde ifade edildiği biçimiyle, “öğrencilerin moral ve motivasyonlarını artırıcı rehberlik hizmetlerinde bulunan” ‘manevi danışman’lara atfedilen kimi işlevler dört yıllık eğitim fakültesi mezunu psikolojik danışmanlarla, zaten yıllardır sürdürülmektedir.

    1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 56. maddesine göre, “Eğitim ve öğretim hizmetinin, bu kanun hükümlerine göre Devlet adına yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur.” ÇEDES projesi, 1739 sayılı kanuna aykırı olarak eğitim hizmetinin yürütülmesini, gözetilmesini ve denetlenmesini Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile paylaşarak gözetim, yürütme ve denetim görevini ihlal etmektedir. MEB, böylece okulların çocuğun üstün yararı ve kamu yararına işlev görme niteliğini sekteye uğratmaktadır. Yine ÇEDES projesi, öğrencilerin hem okulda hem de okul dışı ve yaz tatillerinde geçirdiği zamanları ele geçirerek okulu ve öğrencileri dini referanslı eğitim anlayışı ile siyasallaştırmaktadır. Sorumlu kurumlarca yeterince denetlenmeyen, kamusal alana açık olmayan bu alanlarda çocuğa yönelik yaşam hakkı ihlali, fiziksel şiddet, ekonomik şiddet ve çocuk ihmali ve istismarı olaylarını kamuoyu yakından gözlemlemiştir.

    “AÇIK BİR DAYATMA VE AYRIMCILIKTIR”

    Eğitimin bütün kademelerinde eğitimin niteliğini yükseltmek, çocukların özgür ve sağlıklı bireyler olarak yetiştirilmesi için somut adımlar atılması gerekmektedir. Ancak MEB, bugüne kadar yaptığı gibi, din ve inanç alanı gibi son derece hassas bir konuda “tek din, tek mezhep” yaklaşımıyla hareket ederek okullarda öğrencilere dini ve manevi değerleri aktarmayı kendisine görev edinmiştir. ÇEDES projesi, iktidarın eğitim sistemini siyasal-ideolojik çizgisi ve dini-kültürel ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirme hedefinin son örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Hiçbir toplum birbirinin aynı ve tamamen aynı düşünen, aynı inancı paylaşan, aynı ‘manevi değerleri’ benimsemiş insanlardan oluşmamaktadır. Laiklik anlayışı gereği farklı, inanç, düşünce ve değerler karşısında tarafsız olması gereken bir devletin, sadece bir dinin ve mezhebin öğretilerini, sadece belli bir inancın benimsediği manevi değerleri tüm okullarda ‘tek doğru’ olarak öğretmeye çalışması doğru bir uygulama olmadığı gibi, farklı inançtan öğrencilere yönelik açık bir dayatma ve ayrımcılıktır.

    Eğitim kurumlarının herhangi bir şekilde dini içerikli proje ve etkinliklerin mekânı haline getirilmesinin okullara ve eğitim sistemine olumlu anlamda en küçük bir katkısının olmadığı açıktır. Okullarımız, farklı inanç gruplarının her birinin eşit değerde görülmesi gereken, hiçbir öğrencinin inancı ya da felsefi düşüncesi nedeniyle ayrımcılığa uğramadığı kurumlar olmak zorundadır. Öğrencilerin inancı ya da kimliği nedeniyle ötekileştirilmesine ve ayrımcı uygulamalarla karşı karşıya kalmasına neden olacak her türlü girişime son verilmelidir.

    “LAİK EĞİTİM ANLAYIŞINA AYKIRILIKLAR İÇEREN DÜZENLEME”

    Laikliğin varlığı, din ve mezhep farklılıkları üzerinden farklı inançtan ve mezhepten insanların birbiriyle çatışmalarına son vermek, her inancın kendisiyle ve diğer inançlarla eşit haklar temelinde ilişki kurmasını güvence altına almak açısından önemlidir. Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda “eşit yurttaş” olarak kabul edilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız yaklaşmasına, günlük yaşamın her alanında okulda, üniversitede, iş yerinde, sokakta, farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayırım yapılmamasına bağlıdır. ÇEDES projesi bu yönüyle hem laikliğe hem de laik eğitim anlayışına temelden aykırılıklar içeren bir düzenlemedir.

    “DERHAL VAZGEÇİLMELİ”

    Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı, bizzat iktidar eliyle hayata geçirilen ve birbirinden ayrı olması gereken eğitim alanı ile inanç alanlarının birbirine karıştırılmasına yönelik ÇEDES ve benzeri uygulamalardan derhal vazgeçmelidir.

    Çocuklarımız, ÇEDES ve benzeri projelerle siyasi iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerinin parçası haline getirilemez! Bu konuda eğitim emekçileri başta olmak üzere, öğrencilerimizi, velilerimizi ve demokratik kamuoyunu birlikte tavır almaya ve ortak mücadeleye davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kaya’dan, okullara imam atanmasına tepki: Okullara kayyum atadılar

    Kaya’dan, okullara imam atanmasına tepki: Okullara kayyum atadılar

    PİRHA – 27. Dönem Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, İzmir ve Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İzmir ve Eskişehir İl Müftülüğü arasında imzalanan protokol gereği okullara imam, müezzin atanmasına tepki gösterdi. Kaya, “Okullara resmen öğretmen yerine kayyum atadılar” eleştirisini yaptı.

    İzmir ve Eskişehir İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İzmir ve Eskişehir İl Müftülüğü arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi İş Birliği Protokolü’ kapsamında 842 ilkokul, ortaokul ve liseye “Manevi Danışmanlık” hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisi görevlendirildi.

    Söz konusu protokol, toplumun birçok kesimi tarafından tepkiyle karşılandı. 27. Dönem CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, pedagojik formasyonu olmayan imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı ve kuran kursu öğreticisinin, eğitim ve öğretime müdahale etmelerinin, çocuk psikolojisi üzerinde derin tahribata sebep olacağı uyarısını yaptı.

    “ÖĞRETMEN YERİNE KAYYUM ATADILAR”

    Eğitimci Yıldırım Kaya, velilerin de endişeli olduklarını ve uygulamanın durdurulması gerektiğini söyledi.

    Kaya, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i sorumluluğa davet ederek, “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin göreve başladı ama Anadolu’nun her yanını, okulları bir kaygı kuşku sardı. Okullara resmen öğretmen yerine kayyum atadılar. Laik bilimsel kamusal karma eğitim anlayışını yok etmek için bir kampanyanın başlangıcı mı bu? Defalarca kez söyledik cemaatlerle vakıflarla tarikatlarla derneklerle ya da Diyanetle yaptığınız protokolleri iptal edin. 1 milyon 200 bin öğretmen sizin ihtiyacınızı karşılamaya yeter. Öğretmenler yetersizse yeni öğretmen ataması yapın. Sayın Yusuf Tekin göreve başladınız bu protokolleri yırtıp atın öğretmenlerinize güvenin Milli Eğitim Kendi Ayakları üzerinde dursun. Yeter artık!” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA