Etiket: çedes

  • Akif Aktaş: ÇEDES, Alevilik inancını yok sayıyor- VİDEO

    Akif Aktaş: ÇEDES, Alevilik inancını yok sayıyor- VİDEO

    PİRHA- Alevi-Bektaşi toplumu adına uyarıda bulunan Mezitli Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi ve eğitimci M. Akif Aktaş, ÇEDES projesinin Anadolu’nun ortak değerlerini değil, Arap kültürünü dayattığını belirterek, “Bu proje bizim inancımızı yok sayıyor. Cemevlerinin tanınmadığı, Aleviliğin yok sayıldığı bir düzene çocuklarımızı teslim edemeyiz” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile yapılan protokol çerçevesinde yürütülen “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesinin 2025-2026 yıllık uygulama programı açıklandı. Programa göre ilk etkinlikler 29 Ekim’de başlatılacak, son etkinlik ise 22 Mayıs’ta gerçekleştirilecek. Tüm etkinliklerin Diyanet ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı mekânlarda yapılması planlanırken, bu yılki programda “aile” teması öne çıktı. Neredeyse her ay “aile” odaklı haftalık etkinlikler düzenlenecek.

    Mezitli Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi ve eğitimci M. Akif Aktaş, ÇEDES projesine ilişkin PİRHA’ya konuştu. Aktaş, projenin uygulama esaslarında velilerin izni olmadan çocukların bu faaliyetlere katılamayacağı belirtilmesine rağmen, uygulamada bunun zorunlu hale getirildiğini vurguladı.

    “ÇEDES’İN KURUCULARI TARİKAT BAĞLANTILI”

    ÇEDES kapsamında çocukların eğitim sürecine imamların, İmam Hatip mezunlarının ve formasyonu olmayan kişilerin dahil edildiğini aktaran Aktaş, bu kişilerin öğretmenlik yetkinliği taşımadığını belirterek, “Ana sınıfı çocuklarına cennet, cehennem anlatılıyor. Bu çocuklara bu dünyayı değil, öbür dünyayı öğreten bir sistem kuruldu. Bu model, çocukları hayattan, sevgiden, paylaşmaktan koparıyor. Sonuç Talibanlaşmadır. Nefretle, kinle yetişen bir nesil oluşur” ifadelerini kullandı.

    Projenin arkasındaki yapının Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu’ndaki bazı üyeler olduğunu öne süren Aktaş, bu kişilerin çoğunlukla İmam Hatip ve İlahiyat kökenli, tarikat ve cemaat mensubu kişiler olduğunu söyleyerek, “Türkiye Maarif Vakfı ve Maarif Platformu bu yapının merkezinde. 5.7 milyar TL bütçeli bir proje bu. Ancak tüm eğitimci ihtiyacı karşılanabilecekken öğretmen atamaları yapılmıyor, onun yerine imamlar okullara sokuluyor” dedi.

    ALEVİ VELİLERE ÇAĞRI

    Alevi-Bektaşi toplumu olarak bu projeye karşı ses çıkarmaları gerektiğini vurgulayan Aktaş, “Biz çocuklarımızın camiye gönderilmesini istemiyoruz. Bizim inancımız cemevidir. Eğer biz çocuklarımıza sahip çıkmazsak, yarın onları kaybederiz. Bu model Anadolu kültürünü değil, Arap kültürünü dayatıyor. Paylaşma, komşuluk, kardeşlik değerlerini yok sayıyor” dedi.

    Aktaş, Alevi ailelerin okul yönetimlerine açıkça tutum alması gerektiğini ifade ederek, “Okullara gidip ‘Biz ÇEDES kapsamında imam görmek istemiyoruz’ demeliyiz. Bu proje bizim inancımızı yok sayıyor. Cemevlerinin tanınmadığı, Aleviliğin yok sayıldığı bir düzene çocuklarımızı teslim edemeyiz” şeklinde konuştu.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • ÇEDES projesinin yıllık programı açıklandı, tepkiler gecikmedi!

    ÇEDES projesinin yıllık programı açıklandı, tepkiler gecikmedi!

    PİRHA-Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın yaptığı protokolle uygulanan ÇEDES projesinin yıllık programı açıklandı. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, açıklanan programa tepki göstererek, “ÇEDES ve benzeri projeler eğitimin dinselleşmesine, dindar ve kindar nesil yaratma çabasının yanında laiklikten tamamen uzaklaşmak ve seküler yaşamı sonlandırmak üzere kurgulanmış projelerdir” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın yaptığı protokolle uygulanan Çevreme Duyarlıyım ve Değerlerime Saygılıyım (ÇEDES) projesinin yıllık programı açıklandı. Yeni yılda Diyanet’e yeni yetkiler verilirken aile vurgusu öne çıktı. Programa göre yapılacak tüm etkinlikler Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın mekânlarında gerçekleşecek.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile yapılan protokol çerçevesinde uygulanan ÇEDES’in 2025-2026 yıllık programına göre ilk etkinlikler 29 Ekim’de başlayacak. Son etkinlik ise 22 Mayıs tarihinde gerçekleşecek. Etkinlikler içinde ise “Aile” vurgusu bu yılki programda özellikle öne çıktı. Neredeyse her ayın bir haftasında “Aile” temalı etkinlikler yapılacak.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ÇEDES, EĞİTİMİN DİNSELLEŞMESİNE VE LAİKLİKTEN UZAKLAŞMAK ÜZERİNE KURGULANAN PROJELERDİR”

    ÇEDES’in yıllık programına tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “ÇEDES ve benzeri projeler eğitimin dinselleşmesine, dindar ve kindar nesil yaratma çabasının yanında laiklikten tamamen uzaklaşmak ve seküler yaşamı sonlandırmak üzere kurgulanmış projelerdir. 35 yıldır laik bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olamayacağını bu kurumun kapatılması gerektiğini ve zorunlu din derslerinin kaldırılması talebimizi haykırıyoruz ama muhalefet AKP projelerine  evet veya çekimser kalarak kapatılmasa bile küçültülmesi gereken yapıyı daha da büyüterek Diyanet Akademisi yasasını onaylamıştır. Şimdi adım adım yaptıkları program ile çocuklarımızı bilimden uzaklaştırıp ilim dışı yerlere kaydırarak kendine biat edecek sorgulamayan nesiller yaratma çabalarını arttırmaktalar. Sadece biz Alevileri asimile ettiği için değil laik, bilimsel eğitimden yana olan herkes için itirazlarımızı ve buna karşı eylemlerimizi arttırmanın zamanıdır. Ucube ve gerici eğitim sistemi bu ülkede aydınlıktan yana olan herkesin sorunudur” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • 12 yaşındaki çocuğu istismar eden ÇEDES görevlisi müftü beraat etti!

    12 yaşındaki çocuğu istismar eden ÇEDES görevlisi müftü beraat etti!

    PİRHA- ÇEDES projesi kapsamında gittiği okulda 12 yaşındaki öğrenciyi istismar eden Urfa’nın Akçakale ilçesinin eski müftüsü H.B. hakkında beraat kararı verildi.

    Yargılama boyunca avukatlar, soruşturmanın derinleştirilmesi yönünde talepte bulundu ancak mahkeme heyeti tarafından reddedildi. Diğer yandan mahkeme, fail H.B. yerine şikâyetçi çocuğu ve aileyi yargıladı.

    FAİL DEĞİL ÇOCUK YARGILANDI

    Davanın 7’nci duruşması Urfa 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Müşteki avukatlarından Arkın Hürtaş, davanın başından itibaren mahkeme tarafından ailenin ve çocuğun suçlanmasına tepki gösterdi. Hürtaş, savcının önce beraat istediğini ancak delilleri inceleyip, avukatları dinledikten sonra kararını değiştirdiğini, müftünün yüksek sınırdan ceza almasını istediğini hatırlattı. Kararı istinafa taşıyacaklarını söyledi.

    NE OLMUŞTU?

    Urfa’nın Akçakale ilçesinde 12 Ekim’de bir okulda, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Diyanet İşleri Başkanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı arasında imzalanan ÇEDES projesi kapsamında “manevi danışman” olarak görev alan Akçakale İlçe Müftüsü H.B., bir çocuğu istismar etti.

    Çocuğun yaşadıklarını öğretmenine anlatmasından sonra müftü 20 Ekim’de gözaltına alınarak, tutuklandı. 27 Mart’ta görülen ara duruşmada, “tutuklama tedbirini gerektirecek somut delillerin olmayışı”, “mevcut dosya durumu” ve “failin tutuklulukta geçirdiği süre” gerekçe gösterilerek tahliye edildi.

    H.B.’nin davası sürerken görev yeri değiştirilerek önce Urfa İl Müftü Yardımcısı oldu daha sonra Adana’ya vaiz olarak atandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankara’da emekçiler seslendi: 1 Mayıs’ın 126. Yılında; mücadelemiz sürüyor- VİDEO

    Ankara’da emekçiler seslendi: 1 Mayıs’ın 126. Yılında; mücadelemiz sürüyor- VİDEO

    PİRHA- Ankara’da 1 Mayıs binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşti. İşçiler, kamu emekçileri, hekimler, mimar ve mühendisler, kadınlar, gençler, siyasi partiler alanı doldurdu. Yapılan konuşmalarda ortak mücadele çağrısı yapıldı.

    Ankara Tabip Odası, TMMOB, DİSK, Eğitim Sen ve Türk İş’in aralarında bulunduğu birçok meslek örgütünün, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin, sol sosyalist kurumların Ankara’daki 1 Mayıs İşçi Bayramı mitingi Tandoğan Meydanı’nda kutlandı.

    Oluşturulan kortej Tandoğan Meydanı’na doğru sloganlar eşliğinde yürüyüşe geçti.

    Miting, emek ve demokrasi mücadelesinde kaybedilenler anısına saygı duruşu ile başladı.

    “MÜCADELEYİ BİRLİKTE BÜYÜTMEK ZORUNDAYIZ”

    Eğitim Sen 1 Ankara No’lu Şube Başkanı Mehmet Aydoğdu Tertip Komitesi adına konuşarak, şunları söyledi:

    “Kapitalist-emperyalist sistemin krizleri derinleştikçe, savaşlar büyüyor. Filistin’de, Ukrayna’da, Suriye’de halklar yıkımla, açlıkla, ölümle baş başa bırakılıyor. Emperyalist güçler yeni paylaşım hesapları yaparken, Türkiye’deki iktidar da bu savaş kervanına kendi çıkarları doğrultusunda katılıyor. Askeri harcamalar rekor düzeye ulaşıyor, çokuluslu şirketlere kaynak aktarılırken, halk yoksulluğa, işsizliğe ve güvencesizliğe mahkûm ediliyor.

    Ücretlerimiz açlık sınırının altına çekilirken, emekliler açlığa terk ediliyor. Sendikal haklarımız gasp ediliyor. Grev hakkı fiilen ortadan kaldırılmış durumda. İktidar bir yandan yerli ve milli nutukları atarken, diğer yandan ülkeyi emperyalist tekeller için ucuz işgücü cennetine çeviriyor. Torpilin, kayırmanın hâkim olduğu mülakat sistemleriyle kamuya giriş hakkı elimizden alınıyor.

    “BU DÜZEN KADER DEĞİL”

    Kadınlar, bir yandan güvencesizliğe, yoksulluğa, bir yandan da ataerkil baskı politikalarına maruz kalıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin feshiyle kadınların yaşam hakkı tehdit altına alınırken, çocuklar ÇEDES ve MESEM projeleriyle ya dini ideolojiye ya da çocuk işçiliğine mahkûm ediliyor.

    Ama biz buradayız! Ve biliyoruz ki bu düzen kader değil. Bu düzeni değiştirecek olan bizleriz!

    “BİRLEŞE BİRLEŞE KAZANACAĞIZ!”

    Halkın iradesini yok sayan kayyım rejimlerine, hukuksuz ihraçlara, grev yasaklarına ve baskılara karşı; barış, adalet ve özgürlük için 1 Mayıs’ta alanlardayız. Bugün burada farklı sendikalardan, mesleklerden, halklardan ve inançlardan binlerce kişiyle yan yana duruyoruz. Çünkü biliyoruz: Birleşe birleşe kazanacağız. Tüm halkları, ezilenleri, dışlananları kapsayan bir eşit yurttaşlık mücadelesi için, demokratik bir ülke için ses veriyoruz! Sınıfsız, sömürüsüz, savaşsız bir dünya bizim ellerimizde yükselecek!”

    “İÇERİDE VE DIŞARIDA MÜCADELE ETMEK İÇİN ÇOK SEBEBİMİZ VAR”

    Kurumlar adına konuşmasını yapan DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Birgül Kaya, “Halkın coşkun akan seli bu karanlık düzeni aşacaktır! diyerek şunları ekledi:

    “Bugün 1 Mayıs. İşçi sınıfının, ezilen halkların, kadınların, çevre hakları savunucularının, tüm kesimlerin sorunlarıyla, talepleriyle, alanlara aktığı, birlikte mücadele için birleştiği gündür 1 Mayıs.

    1 Mayıs’ın 126. Yılında; sömürüye, baskıya, emperyalist savaşlara karşı mücadelemiz sürüyor, sürecek!

    Bugün içeride ve dışarıda mücadele etmek için çok sebebimiz var; Tuz koktu, adalet bitti. Artık nerdeyse kundaktaki bebek bile adalet talep edecek durumda. Ama iktidar halkın adalet ve demokrasi talebine kulaklarını tıkamış durumda, ama biliyoruz hiçbir duvar, işçilerin, emekçilerin, köylülerin, öğrencilerin talepleri karşısında ayakta duramaz; hiçbir barikat halkın adalet talebini durduramayacak. ”

    “PİR SULTAN ABDAL’IN DEDİĞİ GİBİ BİR OLMAK, İRİ OLMAK VE DİRİ OLMAK İÇİN BİRLEŞMELİYİZ”

    Her bir hak mücadelesinin aynı zamanda sınıf mücadelesi, emek mücadelesi olduğunu söyleyen Kaya, şunları kaydetti:

    “Hiçbir engel yoksulluğa karşı mücadeleyle adalet ve demokrasi mücadelesinin birleşmesini engelleyemiyor. İşler iktidarın umduğu gibi olmuyor, hesap bozuluyor, bozulacak, çok iyi biliyoruz. Sendikalarımızla kazanacağız, meslek örgütlerimizle kazanacağız, kitle örgütlerimizle kazanacağız.

    Emeği ve demokrasiyi savunan siyasi partilerimizle kazanacağız, örgütlü mücadelemizle kazanacağız.

    Bizler; Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi bir olmak, iri olmak ve diri olmak için birleşmeliyiz.

    “BİRLEŞİK MÜCADELEMİZİ BÜYÜTMEK İÇİN ALANDAYIZ”

    ‘Bugün ‘kutlama’ için değil, birleşik mücadelemizi büyütmek için 1 Mayıs alanlarındayız.

    Onurlu bir yaşam mücadelesi veren emekliler, doğanın talanına karşı mücadele eden çevreciler, barış mücadelesi veren halklar, sendikalaşma mücadelesi veren işçiler, emekçiler, adalet, demokrasi talep eden, halk iradesine sahip çıkan yurttaşlar, gençler, kadınlar, lgbt’li bireyler ‘turpla şalgamla devlet yönetilmez, adaletle, demokrasiyle yönetilir’ diyen üretici köylüler; hep beraberiz, ayaktayız!  Birleşe birleşe kazanacağız!”

    Aynı zamanda basın metninin Kürtçe’si de okundu.

    “GENÇLİK ÖZGÜRLÜK VE ADALETİN KAVGASINDA ÖNCÜDÜR”

    Üniversite öğrencileri ise mitingde yaptıkları konuşmalar ile gençlerin ülkenin geleceği olduğuna vurgu yaparak, “Gençlik özgürlük ve adaletin kavgasında öncüdür. Üniversite öğrencileri gençleri susturulmak isteniyor. Ama biz bu üniversitesileri özgürleştireceğiz. Dayanışma ve mücadele ile ördüğümüz bu ülkenin kuruluş öğesidir. Bu ülkede özgürlük bizimle yükselecek. Devlet sokağa çıkan her sesi bastırmak için sistematik şiddeti öne sürüyor. İşkence yöntemleri ile bizleri yıldırabileceklerini sanıyorlar ama yanılıyorlar” dediler.

    1 Mayıs etkinliği, yapılan konuşmaların ardından Sanatçı Erdal Güney’in şarkıları ile devam etti.

    PİRHA/ANKARA

  • Akbal: Bilimsellikten uzak, dinsellikle örülmüş bir eğitimle köle bireyler yaratılmaya çalışılıyor!-VİDEO

    Akbal: Bilimsellikten uzak, dinsellikle örülmüş bir eğitimle köle bireyler yaratılmaya çalışılıyor!-VİDEO

    PİRHA-Zorunlu din derslerine yönelik yapılan çalışmalara ilişkin konuşan PSAKD MYK üyesi Mevlüt Akbal, velilerin eğitimin içeriğine ve ÇEDES gibi projelere karşı çıktını dile getirerek, “Ama çocuklarına bir zarar gelme korkusu ve  demokratik kültürün yeteri kadar gelişmemiş olması nedeniyle gerekli refleksi, ne Alevi toplumu, ne laik, ne de diğer farklı dinlere sahip seküler insanlar, yeterli oranda tepki gösteremiyor” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Merkez Yürütme Kurulu Mevlüt Akbal, zorunlu din derslerine ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Siyasal iktidarın toplumu yoksullukla yönetme yöntemini uygulandığını belirten PSAKD MYK üyesi Mevlüt Akbal, eğitimin içeriğinin boşaltıldığını aktardı.

    Eğitimin değerli kılan en önemli özelliğin içeriği olduğunu söyleyen Akbal, “Veliler çocuklarını okutuyorlar ama okuttukları çocuklar sonrasında bu eğitimle ilgili bir geri dönüş alamıyorlar. Biat eden, eleştirmeyen, sorgulamayan bir toplum yaratmaya dönük bilimsellikten uzak dinsellikle örülmüş bir eğitim sürecinin sonunda bugün üniversiteden çıkıp iş bulamayan, bulsa da ücretli köle gibi çalışan topluma dönüşüyor” diye belirtti.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİNE KARŞI ALEVİLER KADAR NE SEKÜLER NE DE LAİK KESİM DUYARLI DEĞİL”

    Mevlüt Akbal, velilerin eğitimin içeriğine ve ÇEDES gibi projelere karşı çıktını dile getirerek, “Ama çocuklarına bir zarar gelme korkusu ve  demokratik kültürün yeteri kadar gelişmemiş olması nedeniyle gerekli refleksi, ne Alevi toplumu, ne laik, ne de diğer farklı dinlere sahip seküler düşünen insanlar bizim istediğimiz oranda tepki gösteremiyor” dedi.

    Muğla’da ailelerin çocuklarının zorunlu din derslerinden muaf tutulmasına karşı dilekçe verme girişimlerinin oldukça yetersiz olduğunun altını çizen Akbal, “Biz bunu daha iyi nasıl anlatırız? Tabii ki bunun yol ve yöntemlerini denemek zorundayız. Geçen yıl ÇEDES’le ilgili bizimle ortak hareket edebilecek bu mücadeleye katkı sunabilecek, siyasi partilere, çeşitli sendika örgütlerine, veli dernekleri ve eğitimle ilgili derneklere gittik. Bunları dernek yöneticileriyle anlatmakla olmuyor. Zorunlu din dersi gibi eğitimdeki bu yakıcı gerçeği dernek yöneticileriyle değil, o derneğe üye olan vatandaşlarla, anne babalarıyla ya da herhangi bir siyasi partinin üyelerine anlatmalıyız” şeklinde ifade etti.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİ SADECE ALEVİLERİ DEĞİL, BÜTUN HALKLARI İGİLENDİREN BİR SORUN”

    Zorunlu din derelerine karşı mücadele etmek sadece Alevi ailelerin sorunu olmadığını, topyekûn bir mücadeleye ihtiyaç olduğunun altını çizen PSAKD MYK üyesi Mevlüt Akbal, konuşmasının devamında şunlar belirtti:

    “ÇEDES projesine Aleviler çocuklarını sokmuyor. Çünkü bu konuda daha kararlı ve daha bilinçli. Ama seküler, laik, Atatürkçü kesim Aleviler kadar duyarlı Aleviler kadar bilinçli, Aleviler kadar kararlı değil.

    Aslında bizim kadar değilse de bu sorunun onların da sorunu olduğunu onlara anlatmamız lazım. Zorunlu din derslerinin, ÇEDES ve maarif modellerin bu ülkede sadece Alevilerin problemi olmadığını, ortak bir problem olduğu birlikte yaşam mücadelemizin bu projelerle yok edildiğini, yok edilmeye çalışıldığını bütün halka anlatmak zorundayız.”

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

     

  • Veli Der’den 1. dönem raporu: Çocuklar öğretmensiz, aç ve eğitimden yoksun bırakıldı-VİDEO

    Veli Der’den 1. dönem raporu: Çocuklar öğretmensiz, aç ve eğitimden yoksun bırakıldı-VİDEO

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği, 2024-2025 Eğitim-Öğretim Yılı 1. Dönem Raporunu açıkladı. Veli Der Başkanı Ömer Yılmaz, okul terklerinin en çok imam hatiplerde olduğu bilgisini paylaştı. Yılmaz, “Tasarruf gerekçesi” ile eğitim-öğretimde yaşanan aksaklıklara da değinerek “Kalabalık sınıflarla çocuklarımızın nitelikli eğitim hakkı ellerinden alındı” dedi.

    Veli Der, eğitim-öğretim yılının 1. döneminin sona ermesinin ardından hazırladığı raporu kamuoyu ile paylaştı.

    Kartal Meydan’da yapılan basın açıklamasında “Çocuklarımız kimsenin projesi değil, ülkenin geleceğidir. Laik, eşit ve parasız eğitim istiyoruz” pankartı açıldı.

    Öğrenci Veli Derneği (Veli Der) Başkanı Ömer Yılmaz, yaptığı açıklamada laik, kamusal, bilimsel eğitim hakkının büyük tahribata uğradığını vurguladı.

    2023-2024 eğitim-öğretim yılında örgün eğitim dışına çıkan öğrenci sayısına dikkat çeken Yılmaz, okul dışına çıkışın temel nedeninin ise artan yoksulluk sebebiyle olduğunu söyledi.

    Yılmaz açıklamasında şunları söyledi:

    “Eğitim dışındaki öğrenci sayısı son 3 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Saha araştırmaları çocukların okul dışına çıkmasının temel nedenleri olarak ekonomik krizi, çocuk yaşta işçiliğin, çocuk yaşta evliliklerin yaygınlaşmasını, kamusal eğitim yokluğundan ve protokollerden kaynaklı çocukların tarikat gibi köktenci yapılara mecbur bırakılması, sosyal devletin sorumluluğu olan ancak karşılanmayan hizmetlerin (çocuk, yaşlı, engelli bakım merkezleri…) çocuklar eliyle gerçekleştirildiğini gösteriyor.

    Zorunlu imam hatipleştirme politikalarına rağmen imam hatip ortaokul ve liselerinde öğrenci sayısı azlığı ikili eğitim verilerinde de karşımıza çıkmaktadır. Çocukların eşit ve nitelikli eğitim hakkı açısından yeterli okul inşası planlanmalı, hayata geçirilmeli, tercih edilmeyen okul türleri akademik eğitim veren okullara dönüştürülmelidir.”

    EĞİTİMDE TASARRUFA İTİRAZ!

    Ömer Yılmaz, eğitime yeterli bütçe ayrılmadığını da vurguladı. Çocukların eğitim hakkında “tasarruf gerekçesi olamayacağını” belirten Yılmaz, şu ifadelere yer verdi:

    “Tasarruf gerekçesi ile okullarda temizlik, güvenlik gibi kamu hizmetlerine gerekli kadrolu, güvenceli atama yapılmadı, bu hizmetler İşgücü Uyum Programı kapsamına alınarak güvencesiz, asgari ücretin altında çalıştırma olağan hale getirildi. Okullarımızda başta temizlik olmak üzere temel ihtiyaçlar karşılanmıyor. Köy okulları kapatılan çocukların taşımalı eğitimle okula erişimine de tasarruf gerekçesi ile sınırlama getirildi. Tasarruf gerekçesi ile kademeli olarak tüm okullarda yaygınlaştırılacağı açıklanan okul yemeği uygulamasından vazgeçildiği açıklandı. Deprem bölgesinde okul öncesi çocuklarla sınırlı olan okul yemeği uygulamasına da tasarruf gerekçesi ile son verildi. Yaygın eğitimde tasarruf gerekçesi ile kurslar sınırlandırıldı. Özel eğitim gereksinimi olan çocuklarımızın kursları, okul dışına çıkarılmış öğrencilerin eğitime erişim hakları ellerinden alındı. Tasarruf gerekçesi ile eğitim-öğretim yılının başından itibaren yeterli öğretmen ataması yapmamak için sınıf birleştirmelere gidildi. Kalabalık sınıflarla çocuklarımızın nitelikli eğitim hakkı ellerinden alındı. Ücretsiz okul yemeği; salgın, artan yoksulluk ve depremle birlikte ülkemizin en temel ve en acil gündemlerinden biri haline gelmiş durumdadır.

    “İMAM HATİPLEŞTİRME POLİTİKALARINA SON VERİLMELİDİR”

    Ömer Yılmaz, imam hatip okul modelini de eleştirerek, “Okul tekrarının arttığı en yüksek ortaöğretim programı %30 ile din öğretimi oldu. İmam hatipler okul terkinin en çok arttığı yerler oldu. İmam hatiplerdeki 3 çocuktan biri zorunlu imam hatipleştirme politikası ve yoksulluk nedeniyle örgün eğitim dışına çıkıyor. Genel ortaöğretimde bu oran %18,5, mesleki ve teknik ortaöğretimde ise %28,5. MEB ve siyasi iktidar rejimin ve sermayenin ihtiyacı için çocukları imam hatip ve mesleki eğitime zorunlu bırakıyor. Çocuklar bu dayatmaya tepkisini okulları terk ederek gösteriyor. Çocuklar zorunlu imam hatip veya zorunlu meslek lisesi seçeneksizliğine ya da özel okula gitmeye mecbur bırakılıyor” dedi.

    “EĞİTİM VAKIFLARA, DERNEKLERE, TARİKATLARA DEVREDİLEMEZ”

    MEB ile dini vakıf ve derneklerle imzalanan protokoller de Veli Der raporunda yer aldı. Eğitimin tarikat ve ülkü ocaklarına devredildiğini ifade eden Yılmaz, şöyle devam etti:

    “Bu protokoller sonucunda bu yapılar okullarda kurs, yarışma, seminer, kamp, sosyal sorumluluk programları adıyla siyasal, ideolojik çalışmaları veya çocuğun ihtiyacını esas alan değil sermayenin ihtiyacının esas olduğu her tür çalışmayı sürdürmektedir. Eğitimin bu yapılara devri ile okullar çocukların eğitim hakkı gaspı ile birlikte çocuk istismarının her geçen gün daha da yaygınlaştığı yerler haline gelmektedir. Bu protokoller eliyle eğitim her geçen gün daha da piyasalaştırılmakta, laik, bilimsel eğitim hakkı adım adım ortadan kaldırılmaktadır. MEB kamusal sorumluluğunu hiçbir isim adı altında hiçbir yapıya devredemez. İmzalanan tüm protokol ve iş birlikleri iptal edilmelidir.”

    SEÇMELİ ADI ALTINDA DİN DERSLERİ!

    Veli Der Başkanı Ömer Yılmaz, genel seçim sonrası çıkarılan yönetmelikle zorunlu dersler azaltılarak seçmeli derslerin arttırıldığına işaret etti. Yılmaz, “Zorunlu seçmeli dersler” uygulamasına son verilmesi gerektiğini söyleyerek şunları kaydetti:

    “Ders seçim dönemleri vakıf, dernek adı altında tarikat yapılarının da müdahil olduğu bir dayatmaya dönüştürülmektedir. Bu dayatma öyle bir hale ulaşmıştır ki 2024 Eylül ayında yapılan değişiklikle dersler gruplandırılarak, öğrenciler ‘Din, Ahlak ve Değer’ adı verilen dini içerikli derslerden oluşan gruptan ders yazmak zorunda bırakılmaktadır. Her öğrencinin istediği dersi seçme özgürlüğü ellerinden alınmaktadır. Seçmeli ders süreci zorunlu din dersine ek olarak diğer dini içerikli derslerin de zorunlu hale getirildiği bir uygulamaya dönüştürülmektedir. Seçmeli adıyla zorunlu dini içerikli ders dayatmasına son verilmelidir.

    ÇEDES UYGULAMALARI YAYGINLAŞTIRILIYOR!

    Veli Der raporunda ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ projesinin yaygınlaştığına dikkat çekildi. Ömer Yılmaz, “ÇEDES ve benzer uygulamalar biz velilerin, öğretmenlerin eylemlerine, itirazlarına rağmen tüm eğitim kurumlarında çocuklarımızın laik, ilimsel eğitim hakkı hedef alınarak sürdürülmektedir” dedi.

    Ömer Yılmaz, çocukların nitelikli eğitim hakkı için yeterli öğretmen ataması yapılması gerektiğini belirterek şunları belirtti:

    “2023-2024 eğitim-öğretim yılında yalnızca 71 ilde ücretli öğretmen sayısı 66 bin 780’di. Norm kadro ihtiyacı ise 69 ilde 91 bin 484’tü. Emekli öğretmen sayısı ise 23 bin oldu. Yalnızca bu rakamlar üzerinden dahi en az yüz bin öğretmen ataması temel ihtiyaç iken yirmi bin atama yapacağı açıklandı. Çocuklarımız öğretmensiz bırakıldı.

    Nitelikli eğitim hakkının temel ilkesi eğitimde süreklilik ilkesi iken ücretli, sözleşmeli güvencesiz çalışma olağan hale getirildi. Nitelikli kamu hizmeti ancak kamu emekçilerinin, öğretmenlerin insanca yaşanacak bir ücret ve güvenceli çalışma hakkı ile mümkün iken öğretmenler açıklanan rakamlarla yoksulluk hatta açlık sınırının altında yaşama koşulları ile baş başa bırakıldı. Kariyer basamakları ile eşit işe eşit ücret, öğretmenliğin bir uzmanlık alanı olduğu ilkesi yok sayıldı.

    Biz veliler çok iyi biliyoruz ki öğretmenler kaybederse çocuklarımız kaybeder. Eşit, parasız, nitelikli, kamusal, bilimsel eğitim ancak öğretmenlerin haklarının, ekonomik koşullarının güçlendirilmesi ile mümkündür.”

    MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞINA KARNE

    Basın açıklamasının ardından Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) karne verildi. Birçok derste “Başarısız” görülen MEB, “Okullarda tarikat/cemaat İşbirliği” ve “Eğitimde Özelleştirme Uygulamaları” derslerinde ise “Başarılı” bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yazar Balkız: ÇEDES’le mücadelede Alevi örgütlerine, velilere önemli görev düşüyor-VİDEO

    Yazar Balkız: ÇEDES’le mücadelede Alevi örgütlerine, velilere önemli görev düşüyor-VİDEO

    PİRHA-Yazar Ali Balkız, Bornova’da bulunan 99 okula imam atanmasına tepki gösterdi. Balkız, bu uygulamalara karşı örgütlü mücadelenin önemine vurgu yaparken Alevi örgütleri başta olmak üzere velilere önemli görev düştüğünü belirtti.

    ÇEDES projesi kapsamında İzmir’deki bazı okullara imam, müezzin, vaiz ve kuran kursu hocası görevlendirilmesine karşı tepkiler artarak devam ediyor.
    Bornova’da bulunan 99 okulda uygulanmak istenilen ÇEDES projesine tepki gösteren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) önceki dönem Genel Başkanlarından Yazar Ali Balkız, PİRHA‘ya konuştu.

    “BİLİME DAYANAN EVRİM TEORİSİNİ YOK ETTİLER”

    Çocuklara ne verirseniz onu alacaklarını belirten Ali Balkız, “Arkadaşları onu çok etkiler, oluşturur, olgunlaştırır. Bir tane din dersi mecburdu, zorunluydu o yetmedi onun yanına iki üç tane daha koydular. Bu da yetmedi bilime dayanan evrim teorisini yok ettiler. Evrim teorisi bilimdir, bilimin anasıdır. Onun yerine vahiyleri koydular, hala koymaya devam ediyorlar” dedi.

    “TARİKAT YURTLARINDA YAŞANANLARA AİLE BAKANI ‘BİR KEREDEN BİR ŞEY OLMAZ’ DİYOR”

    Balkız, tarikatların türediğinin altını çizerek, “Orada yaşayan ahlaksızlıklar, edepsizlikler, pislikler zaman zaman dışarıya dökülüyor ve bunlara Aile Bakanı ‘bir taneden bir şey olmaz ki’ diyor. Bilmem hangi yurtta, hangi kursta çocukların başına gelen o menfur fiil sonunda bir kereden bir şey olmaz deniliyor. Bir kereden bir şey olmaz denildiği zaman bin kere oluyor, milyon kere oluyor” diye konuştu.

    “İMAMIN YERİ CAMİDİR, ÖĞRETMENİN YERİ SINIFTIR”

    Bütün bu uygulamalara karşı durmanın önce Alevi örgütlerinin sonra çocuğunu okula gönderen velinin, kasabalının, köylünün görevi olduğunu belirten Ali Balkız şöyle devam etti:

    “Ayrıca cami fitne yeri değildir. Orası buluşulan, birleşilen, birlikte yaratana karşı hazır ola geçilen, onunla birlikte vicdanen, ruhen bir gönül alışverişinde bulunan yerdir.
    Geldiğimiz noktada bütün bunlar yetmiyormuş gibi İzmir’de Millî Eğitim Bakanlığı 98 tane imamı okullara nakil etti. Bir imamın yeri camidir öğretmenin yeni sınıftır. Bütün bunlar çağdışıdır, Orta Çağ’da kalmıştır.”

    “UYGULAMALARA KARŞI MI DURACAĞIZ YOKSA ÇOCUKLARIMIZI TEMELLİ KAYIP MI EDECEĞİZ”

    ÇEDES projesi gibi çağdışı uygulamalara karşı örgütlü olmanın önemine vurgu yapan Balkız, “Bu böyle gittiği müddetçe de savaş bitmeyecek, huzur gelmeyecek. Aileler çocuklarına sahip çıkamayacak mı? Yoksa tarihten, insanlık tarihinden öğrendiğimiz çağımızın örgütlenme gibi bir buluşu, bir eylem biçimi, bir organizasyon biçimi ile bu tür saldırılara karşı mı duracağız? Karşımıza yargıçlar da çıkarsalar, savcılar da çıkarsalar, biber gazları da çıkarsalar bunları göze alacağız.
    Çocuklarımızın geleceği, ülkemizin huzuru açısından, aydınlık bir dünyada, hür ve demokrasi içerisinde yaşanan bir dünya mı bırakacağız çocuklarımıza? Yoksa onları temelli kayıp mı edeceğiz? Bu kadar açık bu kadar net.”

    Cebrail ARSLAN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • PSAKD Kadıköy Şubesi’nin 15. Olağan Genel Kurulu yapıldı -VİDEO

    PSAKD Kadıköy Şubesi’nin 15. Olağan Genel Kurulu yapıldı -VİDEO

    PİRHA-PSAKD Kadıköy Şubesi’nin 15. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Beyaz Liste ve Sarı Liste olmak üzere iki listenin yarıştığı seçimi Ali Mola Başkanlığındaki Sarı Liste kazandı. Açılış konuşması yapan PSAKD Kadıköy Şube Başkanı İbrahim Karakaya, “İnancımıza Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile kayyım atadılar. Birçok yol önderimiz maalesef o kayyımın yanında yer aldılar. Devlet, Pir Sultan örgütlenmesini zayıflatma peşindedir. Pir Sultan kadrolarını genel kurullarımızla yenileyerek örgütlenmemizi güçlendirmek zorundayız” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi ve İçerenköy Cemevi’nin 15. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Beyaz Liste ve Sarı Liste olmak üzere iki liste şeklinde oy verme işlemleri yapıldı.

    Gülbeng ve saygı duruşu ile başlayan Genel Kurulda, Divan Başkanlığına PSAKD Pendik Şube Başkanı Tuncay Parlak, divan üyeliğine ise Sadiye Baran ve Şahap Güven getirildi.

    “BÖLGEDEKİ CİHATÇILAR, ALEVİ VE KÜRT KATLİAMLARINI YAPTILAR”

    Açılış konuşmasını PSAKD Kadıköy Şube Başkanı İbrahim Karakaya yaptı. Karakaya, Ortadoğu’da paylaşım savaşlarının bitmediğini belirterek şunları söyledi:

    “Hep büyük Ortadoğu projesi olarak tanımladık bunu. Yakın dönemde de özellikle Suriye’de emperyal güçler bunu yapmak istediler. Son birkaç haftadır bölgemizde ne yazık ki cihatçı şeriatçı katil sürüsü Suriye’yi ele geçirdi. Bu aslında sadece bölgemizde yaşayan halklar için değil herkes için tehdit. Bu cihatçı örgütlerin yaptığı Alevi ve Kürt katliamlarını da biliyoruz.

    “DEVLET, CİHATÇILARIN TARAFINDA YER ALDI”

    Hatay’daki canlarımız kaygı içerisinde. T.C. Devleti bu savaşta ne yazık ki taraf aldı ve cihatçıların tarafındadır. Emevi camisinde namaz kıldırmak Alevi katliamlarını meşrulaştırmaktır. Bize düşen görev artık yerimizde durmak değildir. Bu ülkedeki demokrasi mücadelesinde barışın sağlanması konusunda elimizden geleni yapmak zorundayız. Çünkü yol bize bunu öğretir.”

    “ÇOCUKLARA CAMİLERDE DERS VERİYORLAR”

    Karakaya, Türkiye’nin gittikçe dincileşen bir yer haline geldiğini de belirterek “ÇEDES projesi yetmezmiş gibi Maarif Modelini getirdiler şimdi çocukları camilere götürüp orada ders veriyorlar. 22 yıllık AKP iktidarında yapmak istedikleri çocukları gençleri dinci yetiştirmek. Din şuanda devleti teslim almıştır. Bunun durması için biz Alevilere, oy verdiğimiz siyasi partilere çok görev düşüyor” dedi.

    “ÖRGÜTLENMEMİZİ GÜÇLENDİRMEMİZ LAZIM”

    Karakaya, konuşmasına şöyle devam etti:

    “İnancımıza Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile kayyum atadılar. Birçok yol önderimiz maalesef o kayyumun yanında yer aldılar. İçimizde devletle yan yana olan Alevi örgütlenmesi ve bir de devlete karşı olan Alevi örgütlenmesi var. Devlet, Pir Sultan örgütlenmesini zayıflatma peşindedir. Pir Sultan kadrolarını genel kurullarımızla yenileyerek örgütlenmemizi güçlendirmek zorundayız. Çok fazla sorunlarla karşı karşıyayız bununla mücadele etmeye ihtiyacımız var. Her bir arkadaşımızın görevinin çok olduğunu bilip ona göre sorumluluk alması lazım.”

    Açılış konuşmasının ardından konukların konuşmasına geçildi.

    “SURİYE’DE YAŞANAN GERİCİLİĞİ DEVRİM OLARAK TABİR EDİYORLAR”

    PSAKD İstanbul Bölgeden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülsev Kaya, söz alarak “Suriye’de yaşanan gericiliği devrim diye tabir eden haberler okuyoruz. Bizi her alanda etkileyecek bir savaş bu. Yanı başımızdaki bu zulüm bizi her alanda etkileyecek. İşçi sınıfıyla, kadınlarla beraber örgütlenmeye ihtiyacımız var. Bu örgütlülüğü güçlendirmek için daha güçlü mücadele etmeliyiz” dedi.

    Yapılan konuşmaların ardından Faaliyet, Maliye ve Denetim Kurulu Raporları okundu.

    Divan Başkanlığı, beyaz ve sarı listede bulunan asil ve yedek üyeleri okudu. Beyaz Liste Başkanlığında İbrahim Karakaya, Sarı Liste Başkanlığındaysa Ali Mola yer alıyor. Okunan listenin ardında oy verme işlemine geçildi.

    YAPILAN SEÇİM SONUCUNDA ALİ MOLA YENİ BAŞKAN SEÇİLDİ

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi ve İçerenköy Cemevi’nin 15. Olağan Genel Kurulunda yapılan seçimi, Ali Mola Başkanlığındaki Sarı Liste kazandı. PSAKD Kadıköy Şubesi’nin yeni başkanı Ali Mola oldu.

    Kullanılan 637 oyun, 346’sını Sarı Liste adayı Ali Mola alırken, Beyaz Liste adayı İbrahim Karakaya 286 oy aldı, 5 oy da geçersiz sayıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İzmir Bornova’da okullara imam atanmasını yurttaşlara sorduk-VİDEO

    İzmir Bornova’da okullara imam atanmasını yurttaşlara sorduk-VİDEO

    PİRHA- İzmir Bornova’da ÇEDES projesi kapsamında 99 okula imam atanmasını ve din dersinin belirlenen bir camide verilmek istenmesini Bornovalı yurttaşlara sorduk.

    ÇEDES projesi kapsamında İzmir’deki bazı okullara imam, müezzin, vaiz ve kuran kursu hocası görevlendirilmesine karşı tepkiler artarak devam ediyor.

    ÇEDES projesine karşı Alevi kurumları, eğitim sendikaları, öğrenci veli dernekleri, sivil toplum örgütleri, sendikalar, siyasi partiler açıklamalar yaparken, Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde nöbet eylemi başlatıldı. 10 gün sürecek nöbet eyleminde Bornova’da bulunan 99 okulda uygulanmak istenilen ÇEDES projesinin iptal edilmesi talep ediliyor.

    Okullara imam atanması ve din dersinin belirlenen bir camide verilmesini sorduğumuz Bornovalı yurttaşlar okullarında ısınma, temizlik, güvenlik, kalabalık sınıflar, öğretmen atanması noktalarında birçok eksiğe işaret etti.

    Yurttaşlar, okulların kaloriferlerinin yanmadığı, temizlik görevlisi olmadığı için çocukların sınıflarının temizlenmediği, onca öğretmen ihtiyacı varken; Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bütün bu sorunları çözmek yerine ilçedeki okulların tamamına yakınına imam hatip, vaiz ve kuran öğreticisi  görevlendirmesinin kabul edilemeyeceğini söyledi.

    PİRHA/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER:
    -Laik eğitim karşıtlığı sürüyor; Bornova’da öğrencilere din dersi bu camide verilecek
    -İzmir’de 99 okula imam atandı: Çocuk istismarıdır, kabul edilemez-VİDEO
    -Veliler, camide ders verilmesine karşı eylemde: Bu dayatmayı kabul etmiyoruz!-VİDEO
    -Bornova’da öğrenci velileri, din dersinin camide verilmek istenmesini protesto etti-VİDEO

  • Irmak: Okullarda imamların görevlendirilmesi cihatçı anlayışı çağrıştırıyor, ÇEDES iptal edilmeli-VİDEO

    Irmak: Okullarda imamların görevlendirilmesi cihatçı anlayışı çağrıştırıyor, ÇEDES iptal edilmeli-VİDEO

    PİRHA-Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, İzmir Bornova’da 99 okula ÇEDES projesi kapsamında cami imamlarının görevlendirilmesinin, çocuklara camide ders verilmesinin laik eğitim ve laik yaşama müdahale olduğunu söyledi. Bu uygulamaların Anayasa’ya ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı olduğunu belirten Irmak, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i istifaya davet etti.

    Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet, Gençlik ve Spor Bakanlığının ortaklaşa yürüttüğü Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) Projesi İzmir’in Bornova ilçesinde hayata geçiriliyor. ÇEDES Projesi için iki yıl önce İzmir ve Eskişehir’i pilot il seçen Milli Eğitim Bakanlığı, ÇEDES projesi kapsamında aralarında anaokullarının da bulunduğu 99 okula din görevlileri atamasına tepkiler sürüyor.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak konuya ilişkin açıklama yaptı.

    “OKULLARA İMAM GÖREVLENDİRİLMESİ SUÇTUR, BU UYGULAMALAR İDEOLOJİKTİR”

    Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün 2 Aralık 2024 tarihinde okullara gönderdiği yazı ile ÇEDES Projesi kapsamında lise, ortaokul, ilkokul ve anaokullarından oluşan 99 okula cami imamları görevlendirdiğini belirten Kemal Irmak, “Okullarda imam görevlendirilmesi, laik ve bilimsel eğitime meydan okumak, laik ve seküler yaşamı ortadan kaldırmaya yönelik bir tutumdur. Eğitim sisteminde okul öncesinden yüksek öğrenime kadar bütün alanlarda dini kural ve referanslara göre biçimlendirme çalışmaları siyasal iktidar tarafından devam etmektedir. Laik eğitim ve laik yaşama meydan okuyan politika ve uygulamalarını sürdürmeye devam ediyor. Bornova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, 2 Aralık 2024 tarihinde okullara gönderdiği yazı ile ÇEDES Projesi kapsamında lise, ortaokul, ilkokul ve anaokullarından oluşan 99 okula cami imamları görevlendirmiştir. Hangi gerekçeyle olursa olsun, okullarda imamların görevlendirilmesi hem anayasanın ilgili maddesine hem de 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırıdır ve suçtur. Okulda dersi öğretmen verir. Bu uygulamalar ideolojiktir” dedi.

    “BU UYGULAMALAR CİHATÇI BİR ANLAYIŞI ÇAĞRIŞTIRMAKTADIR”

    Milli Eğitim Bakanı’nın tüm enerjisini, eğitimi dinselleştirme uygulamalarına harcadığının altını çizen Irmak, şöyle devam etti:

    “AKP’nin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin eleştirilere ‘bunlar ideolojik eleştiriler’ dese de aslında kendi ideolojik anlayışını gizlemeye yönelik uygulamalardır, ataklardır bunlar. Bu uygulamalar cihatçı bir anlayışı çağrıştırmaktadır. Eğitim sistemini, bilimsel ve laik eğitimden uzaklaştırarak dini içeriklerin ön planda tutulduğu bir yapıya dönüştürmek istenmektedir. Anaokulları başta olmak üzere eğitimin bütün kademelerinde uygulanan bu tür görevlendirmeler, çocukların gelişim süreçlerini ideolojik bir biçimde yönlendirme amacını taşımakta ve pedagojik esaslara aykırılık teşkil etmektedir. Eğitimde kronikleşmiş pek çok sorun dururken kalabalık sınıflar, temizlik ve hijyen sorunları, öğretmen ve yardımcı personel açıkları ve benzeri gibi birçok sorunla boğuşurken okullar, okullarda imam görevlendirilmesi kabul edilemez bir uygulamadır. Milli Eğitim Bakanı bu tür sorunları bırakmış tüm enerjisini, eğitimi dinselleştirme uygulamalarına harcamaktadır.”

    “YUSUF TEKİN’İ İSTİFAYA DAVET EDİYORUZ”

    Bu tür uygulamaların Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre de doğrudan çocuğu siyasal istismarı anlamına gelmekte olduğu belirten Kemal Irmak, Yusuf Tekin’i bu uygulamalarından ötürü bir kez daha istifaya davet ettiklerini belirti.

    Irmak şunları kaydetti:

    “Öğrencilerin iktidarın siyasal ideolojik hedefleri doğrultusunda okul içinde ve dışındaki dini etkinliklere katılmasının sağlanması çocuğun üstün yararı ilkesine de aykırıdır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre de doğrudan çocuğun siyasal istismarı anlamına gelmektedir. Okullarda dini dernek ve vakıflar üzerinden yürütülen dini etkinlikler son olarak ÇEDES uygulaması anayasadaki laiklik ilkesine, din ve vicdan hürriyetine aykırı bir uygulamadır ve derhal iptal edilmelidir. Bornova’da gerçekleşen bu uygulama eğitim sisteminin laik ve bilimsel olma niteliğini açıktan tehdit etmektedir. Bu uygulamaların İzmir, Eskişehir, Tekirdağ gibi yerlerde halkın büyük çoğunluğunun, laik yaşamdan yana olan yerlerde uygulanması ise ayrıca ve oldukça manidardır. Eğitim kurumları ve okullar dini içerikli faaliyet ve etkinliklerin değil, pedagoji biliminin mekanları olmak durumundadır. Eğitim-Sen olarak laik eğitimi ve laik yaşama meydan okumak anlamına gelen her türlü politika ve uygulamaya karşı başta eğitim emekçileri olmak üzere tüm öğrencileri, velileri ve demokratik kamuoyunu ÇEDES ve benzeri uygulamalara karşı birlikte tutum almaya ve ortak mücadeleye devam ederken Yusuf Tekin’i de bu uygulamalarından ötürü bir kez daha istifaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘ÇEDES faaliyetlerine katılın’ dilekçesine velilerden tepki

    ‘ÇEDES faaliyetlerine katılın’ dilekçesine velilerden tepki

    PİRHA- Samandağ’da Şehit Teğmen Ali Emre Fırıncıoğulları İlkokulu’nda ÇEDES projesi kapsamında yapılacak etkinliklere öğrencilerin katılması için velilere izin dilekçesi verildi. Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği, öğrencilere öğretmenler dışında kimsenin eğitim vermesine izin vermeyeceklerini belirterek, karşı bir dilekçe vermeye hazırlandıklarını duyurdu.

    Hatay’ın Samandağ ilçesinde Şehit Teğmen Ali Emre Fırıncıoğulları İlkokulu’nda Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesi kapsamında yapılacak etkinliklere öğrencilerin katılması için velilerden izin dilekçesi imzalanmaları istendi.

    Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği (ÖVDER) Samandağ Şubesi söz konusu dilekçeye tepki göstererek, ÇEDES ve benzeri  protokoller kapsamında yapılacak etkinliklerde öğrencilerin görevlendirilmesine, bu etkinliklere katılmasına izin vermeyeceklerini belirtti.

    Eğitim sürecinde öğretmenler dışındakilerin öğrencilere ders vermesini kabul etmediklerinin altını çizen ÖVDER, “Okullarımızı, çocuklarımızı imam, vaiz, din görevlisine Fetullah Gülen dönemindeki gibi ‘abilere, ablalara’ teslim etmeyeceğiz. MEB, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfı ile imzaladığı ÇEDES projesiyle eğitim karanlığa sürüklenmektedir. Derhal bu uygulama iptal edilmelidir! Çok iyi biliyoruz ki çocuklarımızın hayatlarıyla oynayanlar, çocuklarımızı hurafelerine gömmek isteyenler, çocuklarını ABD’de, Avrupa’da okutanlardır” dedi.

    “ÇEDES DERHAL İPTAL EDİLMELİ”

    ÖVDER tarafından yapılan itiraz açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “Tek mezhep üzerinden anlatılan zorunlu Din Kültürü Dersi yetmezmiş gibi, diğer ders kitaplarındaki yine tek mezhep dini simgeler yetmezmiş gibi, şimdi ÇEDES projesi üzerinden çocuklarımızı aydınlık gelecekten koparmaya çalışıyorlar.
    Yerlerde sürünen, sınav merkezli Eğitim Sistemiyle ülkenin farklılıklarını, yerellerin özgünlüğünü göz önünde bulundurmadan bağnaz, gerici, kinci dinci asimilasyoncu müdahalelerine izin veren başta Milli Eğitim Bakanını istifaya davet ediyoruz.

    İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüz de sürece itiraz etmeden sadece emir kulu olduğunu göstererek, aceleyle okul müdürlüklerine yazı göndererek, öğretmen görevlendirmelerini istemeleri, zoom üzerinden koordinatör öğretmenlere eğitim vermeye başlamalarını kabul etmiyoruz. Derhal bu yaklaşımdan vazgeçmelerini, uygulamayı geri çekmelerini istiyoruz. Yöneticilerin, bu Ortaçağ eğitim müdahalelerine karşı uyanmalarını, onurlu bir duruş sergilemelerini bekliyoruz. Kanunlara, yönetmeliklere, mevzuatlara aykırı olan bu uygulama derhal iptal edilmelidir.”

    PİRHA/HATAY

  • Bursa’da ÇEDES’e karşı dayanışma etkinliği düzenlendi-VİDEO

    Bursa’da ÇEDES’e karşı dayanışma etkinliği düzenlendi-VİDEO

    PİRHA- Bursa Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, ÇEDES’e karşı düzenlediği dayanışma etkinliğine yoğun katılım olurken, etkinlikte yapılan konuşmalarda, tüm toplumsal kesimlerin ortak mücadelesine vurgu yapıldı.

     

    Bursa Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, Bursa Merinos Kültür Merkezi’nde ÇEDES Eğitim Projesi’ne karşı dayanışma etkinliği düzenledi. Etkinliğe Bursa’dan cemevi başkanları, siyasi parti temsilcileri ve çeşitli sivil toplum kuruluşları katıldı.

    Etkinlikte ilk konuşmayı yapan Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Murat Şengül, ÇEDES Eğitim Projesi’ne karşı toplumsal dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Şengül, projenin eğitimin laik ve bilimsel temellerden uzaklaşmasına yol açtığını belirterek, Alevi toplumunun eğitimde maruz kaldığı asimilasyon politikalarına karşı verdikleri mücadeleyi de dile getirdi.

    Şengül, “Eğitimde eşitlik ve adaletin sağlanması için bu tür projelere karşı durmak zorundayız. Bizler çocuklarımızın kendi inançlarıyla, kültürleriyle ve dilleriyle özgürce eğitim almasını istiyoruz” dedi.

    “DOĞAMIZI KORUMAK HEPİMİZİN BOYNUNUN BORCUDUR

    Şengül, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Değerli Dostlar, Sevgili Canlar, bu anlamlı etkinlikte bizleri yalnız bırakmayıp gecemize katılım sağladığınız için öncelikle hepinize teşekkür ediyorum. Sima Pero Piya Xer Ame. Canlar bildiğiniz üzere derneğimiz kuruluş amacına uygun olarak her yıl ihtiyaç sahibi üniversite öğrencilerine burs vermektedir. Burs öncesi bunun halkımıza duyurusu ve destek alınması amaçlı bu ve buna benzer etkinlikler düzenliyoruz. Bu gece vesilesiyle bizleri yalnız bırakmayıp her zaman destek sunan dostlarımıza, iş insanlarımıza huzurlarınızda bir kez daha teşekkür etmek istiyorum. Özellikle, günümüzdeki zor zamanlarda paylaşmanın, yardımlaşmanın, dayanışmanın öneminin daha da arttığı zamanlardır.

    Yüzlerce yıldır iktidarların hışmına uğrayıp, yok edilmeye çalışılan bizler, birbirimize tutunarak bugüne gelmeyi başardık. Canlar Hz Ali’ye sormuşlar ‘Devletin Dini Var mıdır’, o da cevap vermiş ‘Devletin Dini Adalettir’. Adaletin, hukukun olmadığı, yargının adalet dağıtmak yerine siyasallaştırılıp, muhalifleri bastırma, sindirme aracı haline getirdiği bir dönemdeyiz. Halkın iradesiyle, seçilen belediye başkanları, hukuk ayaklar altına alınarak, tutuklanıp halkın iradesi gasp ediliyor. Bu haksızlığa, hukuksuzluğa, sessiz kalamayız. Toplumun değerlerini, inançlarını, taleplerini dikkate almayan iktidarın Dersim’e yönelik son saldırısı Munzur gözeleri ve Munzur vadisinin koruma statüsünü aşama aşama yok edip bu alanları talana açık hale getirmek istemesidir.

    İktidara karşı değerlerimizi, doğamızı korumak hepimizin boynunun borcudur. Tüm dostlarımızı, bu noktada duyarlı olmaya çağırıyorum. Dünyayı kan gölüne çeviren, bütün zalimlere karşı başta Gazze ve Lübnan olmak üzere savaş makinesinin çarkları arasında öğütülmeye çalışılan mazlum halkların, yanında olmaya ve onların sözcüsü olmaya devam edeceğiz. Yine Hz. Ali’nin dediği gibi ‘Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır.’ Aydınlık güzel günlere olan inancımla hepinizi selamlıyor, keyifli, güzel bir etkinlik geçirmenizi diliyorum.”

    Etkinlikte, cemevi başkanları ve diğer sivil toplum kuruluşları temsilcileri de kısa konuşmalar yaparak, ÇEDES Eğitim Projesi’nin olumsuz etkilerini ve projeye karşı dayanışma içinde olmanın gerekliliğini vurguladılar.

    Şengül’ün ardından söz alan Dersim Dernekler Federasyonu (DEDEF) Başkanı Ali Rıza Bilir, mevcut siyasal iktidarın rant uğruna doğa alanlarını talan ettiğini belirtti. Bilir, Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün düşürülmesinin arkasında yatan nedenin, Türk-İslam sentezinin dayatılması olduğunu ifade ederek, “1 Kasım’da Dersim Dernekleri Federasyonu olarak bu duruma açıktan ret verdik ve halkımızla Munzur Gözeleri’ne giderek doğamızın talan edilmesine hep birlikte karşı çıktık” dedi.

    “SALDIRILARINIZA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Bilir, Dersimlilerin birlikte hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak, “Hepimizin çıkar yolu, birlikte dayanışmak ve ortak hareket ederek haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı çıkmaktan geçer” dedi. Ayrıca, Dersim halkının tarih boyunca baskılar ve acılar yaşadığını belirterek, “Geçtiğimiz günlerde İYİ Parti’nin başkanı, Dersim’de yaşanan katliamla ilgili hem Seyit Rıza’ya hem de diğer önderlere dil uzattı. Biz ölümden korkmuyoruz ve saldırılarınıza boyun eğmeyeceğiz” diye ekledi.

    Bilir, devletin eğitim politikalarını eleştirerek, “Devletin, Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğrencilerin sorunlarını çözmesi gerekirken, onları faşist ve ırkçı ideolojilerle asimile etmeye çalışıyorlar. Bizler, doğamızı, kültürümüzü ve inancımızı korumak için kararlıyız,” dedi. Bilir, Dersim Dernekleri Federasyonu olarak 26 yıldır birlikte hareket ettiklerini ve her alanda demokratik mücadelenin yükseltilmesi için çaba sarf ettiklerini belirtti.

    “DOĞAMIZI, KÜLTÜRÜMÜZÜ VE İNANCIMIZI KORUMAK İÇİN KARARLIYIZ”

    CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş da etkinlikte bir konuşma yaptı. Yeşiltaş, mevcut siyasal iktidarın politikalarını eleştirerek, “İşsizlik ve yoksulluğun had safhada olduğu bir aşamada, mevcut siyasal iktidar rant uğruna doğa alanlarını talan edercesine kapitalist sistemin hizmetine sunmaya çalışmaktadır,” dedi. Yeşiltaş, Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün düşürülmesinin temel sebebinin, Türk-İslam sentezinin dayatılması olduğunu belirtti. “Bizler, doğamızı, kültürümüzü ve inancımızı korumak için kararlıyız” diye ekledi.

    “MÜCADELEYİ DAHA DA BÜYÜTECEĞİZ

    Yeşiltaş, konuşmasında ayrıca şunları söyledi:

    “Çok zor günlerden geçiyoruz, biliyorum. Korkutmaya çalışıyorlar, sindirmeye çalışıyorlar, halkın iradesini gasp etmeye çalışıyorlar. Ama bir şeyi unutuyorlar: Biz bu topraklarda Kerbela’da Hüseyin’dik, teslim olmadık. Biz bu topraklarda Hallacı Mansur’duk, Nesimi’ydik, darağaçlarında Pir Sultan’dık, teslim olmadık. Biz bu topraklarda idam sehpalarında Deniz’dik, Hüseyin’dik, Yusuf’tuk, teslim olmadık. Ve bu topraklarda Gazi’de, Çorum’da, Sivas’ta, Madımak’ta teslim olmadık. Bir şeyi unutuyorlar: Eğer bir zulüm varsa, o zulmün karşısında direnecek yürekli milyonlarca insanın olduğunu unutuyorlar. Bir kez daha hatırlatacağız: Boyun eğmeyeceğiz, bizi teslim alamayacaksınız. Biz sizin yarattığınız bu zulmün karşısında Türkiye’nin bütün ezilenleri, AKP-MHP ittifakına karşı olan herkes bir arada olacağız ve omuz omuza bir yoğunlaşmış anlayışıyla mücadeleyi daha da büyüteceğiz ve teslim olmayacağız. Mücadeleyi daha da büyüteceğiz. Buradan size söz olsun: Nerede bir haksızlık varsa, nerede bir zulüm varsa hepimiz orada olacağız. Hepimiz birlikte bu ülkeyi daha yaşanabilir, birlikte kardeşçe, barış içinde yaşayacağımız bir ülke yaratacağız. İnanın başaracağız. Gündüzlerinde sömürülen, gecelerinde aç yatılmayan bir ülkeyi birlikte inşa edeceğiz. Andolsun bunu yapacağız, birlikte yapacağız, birlikte güçlü bir Türkiye yaratacağız.

    Değerli dostlar, her gün bir şeyle, her gün başka gündemlerle asıl gündemi unutturmaya çalışıyorlar. Bu ülkenin şu anda en önemli gündemi yoksulluk, işsizlik. Yani 12.500 TL emekli maaşıyla geçinmeye ve açlığa mahkum ettiğiniz emekliler, 17.500 TL asgari ücretle ev kirasını bile ödeyemeyen işçiler. Bunun üzerindeki bütün o algıları unutturup insanların yoksulluğunu unutturup her sabah başka başka bir gündemle uyanıyoruz. Bir sabah kalkıyoruz, bir kadın surlardan aşağı atılmış. Bir sabah uyanıyoruz, 6 yaşındaki bir çocuğu öldürmüşler ve kimin öldürdüğünü bile ortaya çıkaramayacak kadar her şeyden yoksunlar. Bir sabah uyanıyoruz, bakıyoruz minicik bebeklerimizi, yeni doğan bebeklerimizi koruyamıyoruz. Onların üzerinden para kazanan çeteler oluşmuş ve o çeteler, o çeteler savcıyı bile makamında tehdit edecek kadar güçlü bir duruma gelmişler. Yani her sabaha yeni bir gündem. Yani çocuklarımızı koruyamıyoruz, gençlerimizi koruyamıyoruz, kadınlarımızı koruyamıyoruz, bebeklerimizi koruyamıyoruz. Yani bu ülkede çürümüşlüğün artık en son noktasını yaşıyoruz. İşte mesele şimdi bu çürümüşlüğü, oluşan bu olumsuzluğun, bu ülkenin yarattığı, bu ülkeyi yönetenlerin yarattığı bu tahribata karşı hiç kimseyi yalnız bırakmadan, birlikte, hep birlikte, yani tek bir insanımızı bile ötekileştirmeden kardeşçe, birlikte bir mücadeleyi büyüteceğiz ve o mücadeleyi büyüterek, büyüterek o zulme karşı, o haksızlıklara ve hukuksuzluklara karşı birlikte mücadele edeceğiz.”

    “BİZ DOĞRUDAN, BİZ YÜREKTEN, BİZ CESARETTEN YANAYIZ

    Yeşiltaş’ın ardından CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal yaptı. Orhan Sarıbal konuşmasında, “Oradaki mücadeleden, oradaki dirençten, Munzur Çevre Platformunun selamını getirdim. Dersim’den Muzur’dan, oraya gelen yürekli insanlar vardı, onları bir kez daha buradan canı gönülden selamlıyorum. Çok kıymetliydi. Hedefin bir alt birimi olan Bursa Dersimliler Derneği Başkanı Murat başta olmak üzere, hepinizin canı gönülden kutluyorum” dedi.

    Sarıbal, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yoksulluğun, işsizliğin egemen olduğu bir dönemdeyiz. Ama demedik mi, çocuklarımız için bir şeyler yapacağız? Demedik mi, torunlarımız için bir şeyler yapacağız? Bu çevre mücadelesini, emek mücadelesini, halkçı ve demokratik bir düzeni biz aslında kendimizden çok gelecek kuşaklar için istiyoruz. O yüzden ekmeğimizden, lokmamızdan kısarak çocuklarımızı okutacağız. Onlar umudu nerede görüyorlarsa, oraya gitsinler, yolları açık olsun ama bize düşen onların yanında olmak, bu dayanışmayı büyüterek her zaman, her yerde olduğu gibi önce kendimize güvenmek, gücümüze ve inancımıza sarılmaktır.”

    Orhan Sarıbal, Alevi toplumunun dünyanın en onurlu toplumlarından biri olduğunu belirterek, “Her türlü kötülüğe, baskıya, zulme maruz kalsalar da onlar da biliyor, biz de biliyoruz. Biz doğrudan, biz yürekten, biz cesaretten yanayız. O korkaklar da bunu biliyor. Yeter ki biz cesaretimizi yan yana tutmaya devam edelim.” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİ BEKTAŞİ CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NI TANIMIYORUZ

    Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği’nin düzenlediği etkinlikte, DEDEF Kadın Meclisi adına konuşan Melek Arı, kadınların mücadelesine dair önemli mesajlar verdi. Bursa Dersimliler Kadın Meclisi ve Bursa Alevi Kadın Platformu olarak, 22 yıldır kadını yok sayan zihniyete karşı mücadelelerini yükselttiklerini belirten Arı, etkinlikte yer alan herkesi selamladı ve kadınların gücüne dikkat çekti.

    Arı, kadın ve politikanın ayrılmaz bir bütün olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Kadın politiktir. Biz Dersimli kadınlar, Alevi kimliğimizle kutsallarımıza ve inanç merkezlerimize sahip çıkıyoruz. Asimilasyona ve yozlaşmaya karşı tüm inanç merkezlerimizle birlikte, AKP eliyle kurulan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nı tanımıyoruz. Çevremize duyarlıyız ve değerlerimize sahip çıkıyoruz. Bu nedenle okullarda uygulanan ÇEDES eğitimine karşıyız. Demokrasi, laiklik, bilimsel ve parasız eğitim için tüm demokratik kitle örgütlerini ve cemevlerini, bu yozlaşma karşısında mücadeleye davet ediyoruz.”

    Kadınların, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin her alanda eşit haklar için mücadele etmeleri gerektiğini söyleyen Arı, “Biz kadınlar, yalın ayak, başı açık, cinsiyet ayrımı yapmaksızın tüm kadın yoldaşlarımızı ve demokratik kitle örgütlerini bu mücadeleye davet ediyoruz. Öğretmen, okula; hoca, camiye şiarıyla birleşerek, katliam ve yozlaşmaya karşı mücadelemizi yükseltiyoruz” şeklinde konuştu.

    Bursa Kadın Platformu’nun kadın cinayetlerine ve çocuk istismarlarına karşı başlattığı yaşam nöbetleriyle ilgili de bilgi veren Arı, Dersimli kadınların mücadelesinin süreceğini ve her zaman kimliklerine, inançlarına sahip çıkacaklarını vurguladı.

    “Biz korkmuyoruz, itaat etmiyoruz, susmuyoruz!” diyen Arı, “İstanbul Sözleşmesi bizimdir, vazgeçmiyoruz! Beş yıldır kaybolan Gülistan Doku’nun nerede olduğunu hâlâ öğrenemedik, bunun cevabını bekliyoruz. Jin Jiyan Azadi! Kadın yaşam özgürlüktür! Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulmaz diyoruz!” diyerek sözlerini tamamladı.

    PİRHA/BURSA

  • ‘Diyanet İşleri Başkanlığı misyonerlik görevi yapıyor; büyük bir holding durumunda’-VİDEO

    ‘Diyanet İşleri Başkanlığı misyonerlik görevi yapıyor; büyük bir holding durumunda’-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Batıkent Şubesi Başkanı, Hukukçu Kamil Ateşoğulları, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hem ülkede hem ülke dışında misyonerlik görevi yaptığını vurgulayarak, Diyanet’in büyük bir holding durumunda olduğunu söyledi. Türkiye’yi İslam Cumhuriyetine dönüştürmeye çalıştıklarını belirten Ateşoğulları, laikliğin olduğu yerde Diyanet’in olamayacağını kaydetti. 

    Pir Haber Haber Ajansı (PİRHA) olarak yeni bir haber dizisi başlattık, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşundan günümüze faaliyetlerini tartışmaya açıyoruz.
    Türkiye’de halkın en güvenmediği ikinci kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı, her geçen yıl artan bütçesi, genişleyen yetkileri, yaptığı açıklamalarla, verdiği fetvalarla toplumsal yaşamın her alanında gittikçe daha çok söz sahibi oldu. Din işlerinden sorumlu, devlete bağlı bir kurum olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), kurulduğu 1924 yılından bu yana devlet içindeki varlığı, işlevleri, iktidar politikalarının hayata geçirilmesindeki etkin rolü, her geçen yıl artan bütçesi ve değişen siyasal konumu itibariyle her daim tartışma konusu oldu. Son yıllarda eğitim-öğretimde de etkin rol verilen Diyanet, Milli Eğitim Bakanlığı ile çeşitli protokoller imzalayarak laiklik karşıtı eğitimin kalıcılaşması için çabalıyor.

    “Bütçesi büyük, varlığı tartışmalı kurum olan Diyanet”in tarihsel ve güncel görevini, toplumdaki yerini, laiklik karşıtlığını, Alevi toplumu üzerindeki etkisini Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Batıkent Şubesi Başkanı, 19.Dönem Ankara Milletvekili, Hukukçu Kamil Ateşoğulları ile konuştuk.

    “HEM ÜLKEDE HEM ÜLKE DIŞINDA MİSYONERLİK GÖREVİ YAPAN BİR KURUM İSTEMİYORUZ” 

    PİRHA-Diyanet’in kuruluş amacı nedir?

    KAMİL ATEŞOĞULLARI: 1993 yılı görüşmelerinde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bağlı olduğu Devlet Bakanı diyor ki ‘biz dinin emrine bir siyaset kabul ediyoruz.’ Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili değişik görüşler var. ‘Tümüyle devlet dışı sivil toplum mu yönetsin Diyanet İşleri Başkanlığını, yoksa orada bütün görüşler temsil mi edilsin?’ diye yıllardan beri bir tartışma devam ediyor. Hatta 1961 anayasası yapılırken o zamanki Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Aleviler de temsil edilsin dediği için gerici basından, çeşitli yazarlar tarafından hem ona hem de Aleviliğe çok hakaretler var. Alevi kökenli öğrenciler toplanıp dört imzalı bir bildiri yayınladılar. Dört kişiden ikisi Hakk’a yürüdü ikisi de Ankara’da yaşıyor. Kasım ayında da onlarla ilgili programımız olacak. Alevi örgütlenmesinin belki de ilk işareti, ilk adımı diyebiliriz ona. Biz Aleviler olarak, laik bir devlette altı ya da sekiz bakanlığın bütçesine dek bir bütçeyle bir Diyanet Başkanlığı istemiyoruz. Hem ülkede hem ülke dışında misyonerlik görevi yapan bir kurum istemiyoruz ancak bu hükümet her şeyi kaldırır ama Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kaldırmaz. Avrupa’da, İngiltere’de birtakım yerler gördüm o kilise hangi inanca aitse onlar finanse ediyorlar. Bu özellikle sağ siyasetin ana damarıdır. Orduyu kaldırırlar, yargıyı her şeyi kaldırırlar ama Diyanet kaldırılmaz çünkü varlık nedenidir onların. Bir parti seçimlerde camilerde siyaset yapıyor. Haliyle kaldırmayacaktır onları ayakta tutan zaten bu yapıdır.

    “İSLAM CUMHURİYETİNE DÖNÜŞTÜRMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    -Tarihsel olarak Diyanetin faaliyetleri nasıl bir yol izledi? Sizce süreç içerisinde misyonunda bir değişiklik yaşandı mı?

    Diyanet İşleri Başkanlığı ilk kuruluşunda 1924’te orada çalışanlara hademe-i hayrat diyorlardı yani hayır için çalışanlar diyorlardı. Ama 1965’te din hizmetlerinin içine aldılar. En büyük bütçe onlarda. En alt bir görevli bile diğerlerinden çok daha yüksek bir maaşa bağlandı. Yani öğretmenlerden daha çok maaş aldılar. Çeşitli camiler, çeşitli tarikat ve cemaatlere ait olduğu için paylaşmış durumdalar. Zaten Milli Eğitim Bakanı şunu dedi açık açık: ‘Sizin tarikat ve cemaat dediğinize bir sivil toplum kuruluşu diyoruz ve onlarla çalışmaya devam edeceğiz.’ Böyle bir kararları var. Biz demokratik bir cumhuriyet isterken, güvenlik konseptli bir cumhuriyeti yaşıyoruz, şimdi bunu da çok gördüler. Bir İslam Cumhuriyetine dönüştürmeye çalışıyorlar.

    “HER GÜN CAMİLERDE AKP’NİN PROPAGANDASI YAPILIYOR”

    -AKP’nin iktidar olduğu günden itibaren Diyanet’te nasıl bir değişim yaşandı?

    İlk baştan beri onlarla, onların çalışmalarıyla var oldu.  Bütün her gün bunların propagandaları yapıldı. Böyle bir yapılanma ile demokrasi falan çıkacağı da yok, her gün de zorlaştırıyorlar. Özellikle Alevilere yönelik en büyük asimilasyon çalışmalarını yapıyorlar.

    “DİYANET BÜYÜK BİR HOLDİNG DURUMUNDA”

    -Diyanet bir taraftan en güvenilmez ikinci kurum olurken, Meclis’e sunulan 2025 bütçesinden 130 milyar 119 milyon TL  ile 6 bakanlığın bütçesini geride bırakarak bütçeden aslan payını almasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Artık güven kalmadı Diyanet’e. Aslında büyük bir kavga var onların içinde ama dışarı yansıtmıyorlar. Paylaşım, rant kavgası var. Çok büyük bir holding durumunda şu anda Diyanet.

    “İSLAMIN GEREKLERİ İÇİN HİZMET VERİYORLAR”

    -Diyanet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın iç içe geçen faaliyetlerini nasıl okumak gerekir?

    Milli Eğitim’in Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü var bünyesinde bir de Diyanet İşleri Başkanlığı var. Bir de yurt dışında çeşitli kuruluşları var onların, birlik çalışıyorlar. Hep birlikte çalışıyorlar. Bütün inançlara eşit davranması gerekir diyor anayasada ama kendi özel yasalarında İslam gerekleri için hizmet verir anlayışı var. ÇEDES var, MESEM var, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli var. Daha geride ne var onu da bilemiyoruz. İstanbul Bahçelievler’de her okulu bir camiye bağlamışlar.

    “LAİKLİĞİN OLDUĞU YERDE DİYANET OLMAZ”

    -Diyanet ve laiklik bir arada olabilir mi?

    Gerçek laikliğin olduğu bir ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı olmaz, olmamalı ama Türkiye’nin özel koşulları falan diyerek burada böyle olması gerekiyor, açık açık bunu da söylüyorlar. Olmaması gereken her şey yapılıyor, özellikle de bu dönemde. Aleviler yönünden büyük saldırılar var. Bizim örgütlerimizin çok sıkı bir örgüt deneyimleriyle buna karşı çıkması gerekiyor. Birtakım uluslararası kuruluşlar Türkiye’ye yönelik kararları uygulamıyor.

    “KADINLARI İNSAN OLARAK GÖRMÜYORLAR”

    -Diyanetin kadına bakışını nasıl görüyorsunuz?

    Diyanetin değil de İslamiyet’in ya da Sünni anlayışın kadına bakışı olarak değerlendirelim. Osmanlı’da örnek vereyim bir tanık olduğu zaman karşı taraf iki kadın göstermek zorunda tanık olarak. Mirasta da böyle, toplumsal yaşamda da böyle. Eve kapanan kadın istiyorlar, çalışan kadın değil. Kaç çocuk doğuracağına varana kadar karışıyorlar. Dört çocuk diyorlar ama dört çocuk nasıl beslenir onu hiç düşünen yok. Kadınları insan olarak görmüyorlar. Bütün İslam ülkelerini görüyoruz, bu Türkiye’ye de sirayet etti.

    Buse Nehir Demir-Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    ‘Diyanetin varlığını sorgulamayan her laiklik tartışması yanlıştır; Diyanet vergilerle finanse edilmemeli’
    ‘Bir fetih ideolojisi geliştiren Diyanet kurumu ile karşı karşıyayız’-VİDEO
    ‘Diyanet artık bir devlet kurumu olmaktan çok tarikatların merkezi haline gelmiş durumda’-VİDEO
    ‘Türkiye’de dini radikal olarak politikanın dışına çıkarmak gerekiyor’-VİDEO

    ‘Fetihçi iktidarın, böyle bir din ulemasına ihtiyacı vardı, Diyaneti bu amaçla kullanıyor’-VİDEO

  • ‘Yeni eğitim müfredatıyla daha acı noktaya gidiyoruz, topyekün mücadele etmeliyiz’ – VİDEO

    ‘Yeni eğitim müfredatıyla daha acı noktaya gidiyoruz, topyekün mücadele etmeliyiz’ – VİDEO

    PİRHA – DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, AKP-MHP iktidarının Türkiye’nin Yüzyılı Maarif Modeliyle, eğitimi tamamen laiklikten, bilimden uzak ve mevcut kendi sistemini ayakta tutacak, itaat eden, sorgulamayan insan tipi yetiştirmeyi hedeflediğini söyledi. Doğan, mevcut programla çok tehlikeli bir noktada olunduğunu da belirterek, topyekün mücadele zemininin oluşturulması gerektiğine vurgu yaptı.

    Türkiye’de eğitim-öğretim sistemi hiçbir zaman tam anlamıyla laik, demokratik, bilimsel olmadı. 12 Eylül ile birlikte zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi adı altında Sünni din eğitimi, bu dersi almak istemeyen ve özellikle de Alevi çocuklar için bir zulüm haline dönüştü.

    Neredeyse yüz yıldır devam eden tekçi eğitim sistemi 22 yıllık AKP iktidarı döneminde daha da ırkçı, dinci bir kimliğe büründü.
    AKP önce 2012-2013 öğretim yılında 4+4+4 diye tanımlanan, laik eğitim sistemini dinci eğitime dönüştüren yasa çıkardı. O dönem AKP güdümündeki Anayasa Mahkemesi de bu yasaya onay verdi.
    Öğretim Birliği Yasası’yla kurulan imam hatip okulları eğitim-öğretimin temeli durumuna getirildi. Diğer meslek okullarının orta kısmı bulunmazken, imam hatip ortaokulu açma olanağı yaratıldı.

    İmam okulları dışındaki diğer okulların eğitim-öğretim programlarına Kuran-ı Kerim, Peygamberin Hayatı, din bilgisi dersleri eklenerek tüm okulların kısmen de olsa imam hatipleştirilmesi sağlandı. Okullardan felsefe dersleri kaldırıldı. İlk ve orta öğretim kesintili 12 yıla çıkarıldı. Kız çocukların 14 yaşından itibaren okullardan uzaklaşmasına neden oldu.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile imzaladığı “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında Diyanet’le, tarikatlar ve dini vakıflarla işbirliği yapıldı. Okullara imamlar atandı. Çocuklar ders saatlerinde camilere götürülüyor.

    ÇEDES ile dincileşme yetmiyormuş gibi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla yeni müfredat hazırlandı. 9 Eylül 2024’ten itibaren okul öncesi, ilkokul 1, ortaokul 5 ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanıyor. Yeni müfredatla dini derslerin saatleri arttırıldı. Okullarda dinciliğin önünü açan bu müfredat hem eğitim eğitimcilerin, hem velilerin tepkisini çekti.

    Başka bir sorun ise hükümetin tasarruf tedbirleri gerekçesiyle okullarda temizlik personeli çalıştırmaması. Bu nedenle okullarda hijyen problemi ortaya çıktı, hem öğrenciler hem de öğretmenler çeşitli hastalıklarla karşı karşıya.

    Laik, demokratik, parasız bilimsel eğitimden hızla uzaklaşılmasını, tekçi, dinci eğitim sisteminin topluma dayatılmasını, eğitimde yaşanan diğer sorunları eğitimciler PİRHA’ya değerlendiriyor.

    Eğitimde yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı, emekli öğretmen Kadriye Doğan ile konuştuk.

    “TÜMDEN TERSYÜZ EDİLMİŞ BİR EĞİTİM PROGRAMIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    PİRHA-AKP hükümeti, “Türkiye’nin Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla hazırladığı müfredatla eğitim sistemini yeni bir aşamaya geçirmek istiyor. Bu “yeni” olanda neler var, eskisinden farkı nedir?

    KADRİYE DOĞAN: AKP- MHP iktidarı yeni yüzyıl maarif modeliyle, eğitimi tamamen bilimden uzak ve mevcut kendi sistemini ayakta tutacak, o profile uygun, itaat eden, biat eden, sorgulamayan insan tipi yetiştirmeyi hedefliyor. Bunun için doğan çocuğun kendini doğduğu dünyaya algılama, onu yorumlama ve kendi ailesinden özgürleşme, toplumun özgür bireyi olma noktasında tüm doğuştan getirdiği yeteneklerini, becerilerini törpüleyen ve belli bir şekle, belli bir forma sokmaya çalışan bir eğitim modeli. Geçmişte de farklı değildi. Türkiye Cumhuriyeti, önceki eğitim müfredatında da insanları belli bir düşünceye, belli bir şekle forma sokan bir yerdeydi. Irkçılık üzerinden yani milliyetçilik üzerinden dizayn edilmiş bir eğitim modeliydi. Bugün bu ırkçılığa bir de din eklendi. Bu mevcut düzenini eril bir yapı ve eril bir sistemi de aile kavramı içine sıkıştırarak yeni bir rejim yaratıyorlar. Geçmişte nispeten olan özgürlükler, bilimsel düşünceler, dünyayı algılama noktasındaki bazı aralıklar vardı. Ama bugün bunun tamamı ortadan kalkmış durumda. Aslında bunu kendileri çok güzel özetlediler. Eski bir genelkurmayın ağzından ‘bize bilen değil inanan, itaat eden ahlaklı insanlar lazım’ cümlesi çıktı. Bu cümleyle emellerini ortaya koydular. Düşünen değil inanan, itaat eden, ihtiyaç olursa da eğer üniversiteye gider öğrenir. Bu topluma ’80 milyon 100 milyon sizin bu yoksul çocuklarınız, yoksullukla baş başa bıraktığımız insanlar, çocuklarınızın öyle düşünüp sorgulamasına bir şey bilmesine ihtiyaç yok. Bize güvensinler, itaat etsinler. Bizim yönetmek için kendi çocuklarımız, belli bir elitist çevremiz var. Bizim çocuklarımız gider okur öğrenir, sizleri yönetir. Sizin göreviniz biat etmektir’i söylüyorlar. Ve çok net bir şekilde söylüyorlar. Baktığımızda tümden tersyüz edilmiş bir eğitim programıyla karşı karşıyayız.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN VARLIĞI ÇOK RAHATSIZ EDİYOR”

    -Bir bütün olarak eğitimdeki bilim dışı ve laiklik karşıtı uygulamalar özellikle dini bir çerçeveye oturtuluyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

    Türkiye de laiklikten uzaklaşan eğitim modeliyle çok farklı bir yere gitmiyor. Zaten yarı yarıya aynı manzarayı seyrederken bugün bunun önünde engel olarak gördükleri Alevi toplumunun varlığı çok rahatsız ediyor. Şu an da devlet, bütün gücüyle, Aleviliği kendi özünden uzaklaştırıp kadın özgürlükçü çizgisinden uzaklaştırıp Aleviliğe Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ya da yerel yönetimler üzerinden yeni bir format atmaya çalışıyorlar. Çünkü o kadın özgürlükçü çizgisi onları çok rahatsız ediyor, çok ürkütüyor. Çünkü kurmak istedikleri sistemin önünde engel olarak görüyorlar. Bu eğitim modeliyle bu inancın da tümüyle ortadan kalkması, çok ciddi risk altındadır. Laik eğitimin ortadan kalkmasının böyle bir riski getirdiğini de gören bir yerde olmamız gerekiyor.

    “LAİK, BİLİMSEL, ANA DİLDE EĞİTİMİN ÖNÜNÜN KESİLMESİ TOPLUMUN GELECEĞİNİN KARARTILMASI DEMEKTİR”

    -Laik, bilimsel, ana dilinde eğitim istemek neden önemli?

    Ana dil, doğuran anadır. Diliyle büyür diliyle gelişirsin. Bilim demek doğayı açıp okuyup, analiz edip, anlayıp onu doğru yorumlamaktır. Bilim demek toplumu açıp anlayıp onu doğru yorumlamaktır. Yani doğayı, bilimi, evreni anlamak. Bunu elinden aldığın zaman neyi anlayacaksın? Birilerine biat kültürünü anlayacaksın. Buna izin vermemek lazım. Çok tehlikeli bir noktadayız mevcut programla. Hem laik, hem bilimsel, hem de ana dilde eğitimin önünün kesilmesi demek bir toplumun geleceğinin karartılması demektir. Ve biz karartılmış bir gelecekle risk altındayız. Bunun da farkındalığının bilinmesi gerekiyor.

    “ORTAK MÜCADELE ZEMİNİ OLUŞTURMALIYIZ”

    -Eğitim sistemi; okullaşmadan, öğretmen açığına, çocukların temiz su içememesinden, milyonlarca çocuğun yatağa aç girmesine kadar birçok sorunla karşı karşıya. Bu sorunlar yeterince gündeme getirilebiliyor mu? Getirilemiyorsa neden? Bu sorunlar nasıl gündeme oturtulabilir?

    Türkiye hakikaten çocukların eğitim, açlık, temizlik sorunlarını gündemleştiremiyor. Bizler de gündemleştiremiyoruz. Türkiye’de savaşı değil de barışı öncelediğinde sorunlu oluyorsun. Devletin düşman gözüyle tehlikeli birey gözüyle bakıldığı bir noktaya geliyorsun. Ve toplumlar, kurumlar, örgütlü kesimler, dernekler, odalar hangisine bakarsan bak sistemin bu tür yaklaşımlara karşı korkusunun üstesinden gelemiyor. Bir korku fobisi var. Bunu yaratan mesele tam da savaştır, barış ortamının olmamasıdır. Türkiye Cumhuriyeti kendi insanına yeni format atacağım diye onu değiştirip dönüştüreceğim diye sürekli bir savaş hali ve direkt bütün kurumlarını bunun üzerinden inşa etmesi bizi bu noktaya taşıdı. Mücadele hattını da tam da burada örmek gerekiyor. Aslında bu sorunların çözümünün temeli ve ana çözümü, tüm bu kesimlerin hepsinin bunu görür yerden barışın inşası ve demokrasi mücadelesinin ortak bir şekilde yükseltilmesiyle üstesinden gelinecek bir sorundur. Tek tek ele alıp örgütlemeye çalıştığımızda kesinlikle enerjimizi heba edeceğimizi, bir ortak mücadele zemini oluşturmamız gerektiğini vurgulamak isterim.

    “CEMEVLERİNDE İNGİLİZCE, MATEMATİK KURSU VAR AMA İNANÇLA İLGİLİ EN UFAK BİR ŞEY YOK”

    -Alevi çocukların zorunlu din derslerine zorunlu katılımı bu yıl da devam ediyor? Danıştay’ın, AİHM’nin Alevi çocukların din derslerinden muaf tutulması için verdiği kararlar var. Ancak iktidar mahkeme kararlarını uygulamıyor. Bu kararların uygulanması nasıl sağlanabilir?

    Alevilerin kendini yeniden gözden geçirmesi gerekiyor. Bizlerin şimdi cemevlerimiz var ama cemevlerinde Sünni içtihatının ötesinde bir işlem yapılmıyor. İngilizce kursundan matematiğine, aklınıza gelen bilumum kurslar açılıyor. Ama inançla ilgili en ufak bir şey yok. Cem erkanları yürütülüyor o da sistem taklitçiliği üzerinden götürülüyor. O da her perşembe cem erkanı gerçekleştirmek. Oysa inancımızda cem erkanlarının hangi zamanlarda, nasıl yapıldığı konusunda Aleviler yeteri kadar bilgi ve akla sahiptir. Ama bunların hepsinin yerel yönetimler üzerinden farklı şekilde yönlendirildiği ve bunun da Alevi örgütlülüğü tarafından çok daha iyi yerden değerlendirildiğini görür yerden değiliz. Bunun sebebi de bu. Alevi asimilasyonunun önünü kesmek için hem Alevilerin kendi içine dönüp bunu gözden geçirip tartışması aynı zamanda sistemle mücadele etme zemininde de yer almak gerekiyor. Sistemi sorgulayarak, sistemi değiştirip dönüştürmek üzerinden yol alırsak burada da çözüm üretebiliriz. Bireysel değil topyekün bir zemin oluşturmalıyız.

    “ALEVİLERE, KÜRTLERE KARŞI DÜŞMAN HUKUKU UYGULANIYOR”

    -Zorunlu din derslerinin kaldırılmasından ana dilinde eğitimin verilmesine, çocukların sağlıklı bir şekilde büyümesinden öğretmenlerin atanmasına kadar yaşanan sorunlara karşı toplumsal muhalefetin (Alevi kurumları, eğitim sendikaları, siyasi partiler vb.) yeterli tepkiyi ve farkındalığı ortaya koyamamasını neye bağlıyorsunuz?

    Toplum onlarca yıldır savaş ve öteki kültürü üzerinden şekillendirildi. Türkiye’de Kürtlere, Alevilere karşı bir düşman hukuku uygulanıyor. Yokluk üzerinden ve onların kendini ifade edememesi üzerinden kurgulanmış bu sistem, ikna ediliyor. Aleviler, en son örneği Dersim’i bile Anadolu Horasan olarak tanımlayacak kadar ileri giden bir yerde, Alevilere de ‘asıl müslüman sizsiniz’ diyen bir yerde. Yeniden inşa etmekle başbaşalar. Yani inkar üzerine kuruldu ve inkar üzerine de devam ediyor. Bu inkarcılıkla aldıkları yolda bizler ne kadar müdahale edebildik. Diyanet bize bu konuda hoşgörü göstermeyecek. Dediğim gibi içimize girerek kendi kurumlarımıza, binbir emekle oluşturduğumuz kurumları dönüştürerek, o kurumlar içerisindeki inanç önderlerini dönüştürerek bunlara zaman zaman zoru, zaman zaman da ekonomik, yoksulluk zemini içerisinde onlara sunulan ekonomik olanaklarla bu zemini hazırlıyor, bu zemini sürdürebiliyor. Topyekün bir mücadeleden başka seçeneğimiz yok.

    “BUGÜN HALA ÇOCUKLARIMIZIN TEMİZLİĞİNİ, KARNININ DOYMAMASINI KONUŞUYORUZ”

    -Okullarda tasarruf adı altında temizlik görevlisi çalıştırılmamasını nasıl değerlendirirsiniz?

    Ben öğretmenim. Yıllardır okulların içerisinde ilk günden bu yana çocuklara temizlik yaptırıldığını, yaptırılmak durumunda kaldığını, böyle birlikte kampanyalarla bulunduğumuz mekanları temiz tutma ihtiyacını ve sistemin hiçbir zaman değişmediğini gördüm. Değişen hiçbir şey yok. Türkiye Cumhuriyeti, çocuğuna hiçbir zaman gerekli değeri vermedi, onun için bu noktadayız. Bugün hakikaten savaşın, kendini sürdürülebilir olmasının nedeni de eğitimin yetersizliğinden, çocuğa vermediğimiz değerden, biat edilen insanlar yetiştirmekten, yoksulluktan kaynaklı olan bir şey. Her şeyiyle sorgulayan bir toplumu yetiştirebilmiş olsaydık ırkçılıkla boğuşmayan, dinle boğuşmayan, bilimle, evrenle, insanla, sevgiyle yoğrulmuş insanlar olsaydık bugün biz böyle kıvranmıyor olurduk. Cumhuriyet kurulalı 100 yıl oldu bugün geldiğimiz noktada hala çocuklarımızın açlığını, temizliğini konuşuyoruz, karınlarının doymamasını konuşuyoruz. Neden? Çünkü bilimden, laiklikten, insanın doğal yapısından uzak bu değiştirme ve dönüştürme asimilasyonunu olduğu gibi kabul edememe ve barışçıl politikaların, insan sevgisi, doğa sevgisi ve cins ayrımı olmaması üzerinden bir toplum inşa edemediğimiz için bugün bu noktadayız. Yeni eğitim müfredatı ile de daha da acı noktaya gidiyoruz.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    -‘İnsanlar örgütlü olmadığı için çocuklarını otoriter, gerici, ırkçı rejimlere teslim ediyor’- VİDEO
    -‘AKP, okulları hem dincileştirme hem piyasalaştırma amacında; büyük tepki vermeliyiz’-VİDEO

    -‘Dersler siyasal İslam’ın hedeflediği içerikte; Mücadele cephesini oluşturmak zorundayız’-VİDEO
    ‘Son müfredat dindar nesil yetiştime programı; bütün toplum laiklik mücadelesine katılmalı’-VİDEO

  • Laiklik Meclisi, ‘Laiklik İhlalleri Raporu’nu yayınladı: Ülkemiz hızla karanlığa itiliyor!

    Laiklik Meclisi, ‘Laiklik İhlalleri Raporu’nu yayınladı: Ülkemiz hızla karanlığa itiliyor!

    PİRHA – Laiklik Meclisi, Eylül 2024’e ait Laiklik İhlalleri Raporu’nu yayınladı. 144 başlığın yer aldığı raporda, Diyanet İşleri Başkanlığı ile tarikat ve cemaat yapılanmalarının artan siyasi ve ekonomik gücüne vurgu yapıldı. Raporda, dinci örgütler ile MEB arasındaki protokollere de değinilerek “Siyasi iktidarın yetkili ağızları tarafından açıkça dillendirilen ‘bilimsel değil, dini eğitim’ vurgusu ülkemizin nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir” denildi.

    Laiklik ihlalleri, eylül ayında da yargı, devlet kademeleri ve toplumsal alanda sistematik bir biçimde artarak sürdü.

    Laiklik Meclisi İzleme Merkezi, laiklik karşıtı eylemleri raporlaştırarak kamuoyuna paylaştı. Söz konusu raporda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yöneticisi olduğu dinci örgütler başta olmak üzere tarikat ve cemaatlerin faaliyetlerine de dikkat çekildi. Yapılan açıklamada, mülki idare amirlikleri ile bakanlıkların, bu yapılara desteği ve tahsis edilen kamu kaynaklarının miktarına vurgu yapıldı.

    “LAİKLİK AÇIKÇA HEDEF ALINIYOR!”

    Eylül ayı verilerinde, devlet kademeleri ile bürokrasinin, Anayasa’nın laiklik ilkesini hiçe sayarak, dini içerikteki programlarını sürdürdüğüne değinildi. Paylaşılan raporda şu hususlara dikkat çekildi:

    “Yüksek yargıda tarikat ve cemaat bağlantıları ile laiklik karşıtı söylemlerin artmasının yanı sıra yargı kararları da laik hukukun tasfiyesinde gelinen tehlikeli aşamayı ortaya koymaktadır.

    TBMM’nin 28. Dönem 3. Yasama Yılı’nın başlaması yaklaşırken siyasi iktidarın “Yeni Anayasa” dayatmasına, meclisteki diğer laiklik ve Cumhuriyet karşıtı unsurlarla birlikte devlet ve yargı kademelerinin ortak olduğu görülmektedir. Anayasa’nın ilk dört maddesinin tartışmaya açılmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, bu durum, yeni yasama yılında laiklik karşıtı saldırının büyüyeceğinin işareti olarak okunmalıdır.

    Eylül ayı boyunca, kadın ve çocuk cinayetleri başta olmak üzere ülkemizde artan istismar ve şiddeti gerekçe gösteren gerici unsurların ‘idam cezası’ taleplerinin ‘Yeni Anayasa’ dayatmasından bağımsız olmadığı görülmelidir. Açıkça şeriat propagandası içeren bu söylemler, ülkemizin büyük bir karanlığa doğru hızla itildiğini ortaya koymaktadır.

    Eylül ayı verilerine göre, İsrail’in Filistin’e dönük saldırganlığı siyasi iktidar ve dinci gerici çevreler tarafından laiklik karşıtı eylem ve söylemlere kılıf olarak kullanılmaya devam etmiştir. Hilafet ve cihat çağrılarının yapıldığı gövde gösterileri ile ümmet vurgusu Anayasa’nın, Cumhuriyet’in ve laikliğin açıkça hedef alınması anlamına gelmektedir.

    Eylül ayı verileri, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki tarikat cemaat yapılanmalarının artan varlıkları ve faaliyetlerinin yanı sıra bunlara direnç gösteren TSK mensuplarına dönük yeni bir tasfiye sürecinin ipuçlarını ortaya koymaktadır. Siyasi iktidar, açıktır ki, bütünlüklü karşı devrim programını hızlandırarak yürütmeye devam etmektedir.

    DİYANET İLE MEB ORTAKLIĞI!

    Eylül ayı raporumuzdaki veriler, önceki aylarda olduğu gibi, Diyanet İşleri Başkanlığı ile tarikat ve cemaat yapılanmalarının artan siyasi ve ekonomik gücünü ortaya koymaktadır. Bu yapıların özellikle Milli Eğitim Bakanlığı ile süren ortak programları çocukları ve gençleri laiklik karşıtı, gerici uygulamalara maruz bırakırken, siyasi iktidarın yetkili ağızları tarafından açıkça dillendirilen ‘bilimsel değil, dini eğitim’ vurgusu ülkemizin nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

    2024-2025 eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı altında uygulamaya konan eğitim programı ve araçlarına ilişkin veriler ise bilim dışı ve hurafelerle dolu bir karanlığın gelecek kuşakları piyasa ve gericilik kıskancına mahkum etmeyi hedeflediğini ortaya koymaktadır.

    Eylül ayı raporumuzda yer alan verilere bakıldığında, karşı devrim hamlesinin giderek daha bütünlüklü ve tehlikeli bir biçimde hızlanarak sürdürüldüğü görülmektedir. Rapordaki veriler değerlendirildiğinde, siyasetteki diğer bileşenlerin tutumunun, iktidarın hareket alanını genişletmeye devam ettiğini ortaya çıkarmaktadır.”

    “ÇAĞIN GEREKTİRDİĞİ BECERİLERE SAHİP İNSANLAR!”

    Laiklik Meclisi İzleme Merkezi, laiklik karşıtı gündemlerin dökümlerini 144 başlıkta rapora ekledi. Eylül 2024 Laiklik İhlalleri Raporu’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen “2024-2025 Eğitim Öğretim Yılı Açılış Töreni” ile “Eğitim Teknolojileri AR-GE ve Kalite Zirvesi”ndeki konuşmaları da eklendi.

    Erdoğan söz konusu konuşmasında “28 Şubat döneminde millet üzerinde baskı kurmak için yürürlüğe konan vesayetçi uygulamaları kaldırdık. Evlatlarımız arasında adaletsizliğe yol açan katsayı zulmüne ve başörtüsü yasağına son verdik. Tarih boyunca milletimiz köklerinden kopmadan, özünü muhafaza ederek dünya sahnesinde hak ettiği yere ulaşma mücadelesi vermiştir. Bugün de aynı ideal doğrultusunda emin adımlarla yürüyoruz. ‘Köklerden Geleceğe’ düsturuyla geliştirdiğimiz ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ bunun en son örneğidir. Bu modelle çocuklarımızı zihni açık, ufku geniş, millî ve manevi değerlerle donanmış, bilgi ve çağın gerektirdiği becerilere sahip insanlar olarak yetiştirmeyi hedefliyoruz” demişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersler siyasal İslam’ın hedeflediği içerikte; Mücadele cephesini oluşturmak zorundayız’-VİDEO

    ‘Dersler siyasal İslam’ın hedeflediği içerikte; Mücadele cephesini oluşturmak zorundayız’-VİDEO

    PİRHA – Eğitimci Feray Aytekin Aydoğan, AKP’nin 22 yıllık süreçte eğitim alanını kendi istediği formata dönüştürdüğünü belirterek, iktidarın eğitimin laik, bilimsel içeriğini yok etmeyi amaçladığını kaydetti. Aytekin Aydoğan, “Çok üzgünüm ama okullardaki şu an son tablo zorunlu din dersinin de çok ötesine geçmiş durumda. Artık imam hatip olmayan bir ortaokul ya da lisede dahi çocuklar 8-12 saat arası din dersi alıyor” diye belirtti.

    Türkiye’de eğitim-öğretim sistemi hiçbir zaman tam anlamıyla laik, demokratik, bilimsel olmadı. 12 Eylül ile birlikte zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi adı altında Sünni din eğitimi, bu dersi almak istemeyen ve özellikle de Alevi çocuklar için bir zulüm haline dönüştü.

    Neredeyse yüz yıldır devam eden tekçi eğitim sistemi 22 yıllık AKP iktidarı döneminde daha da ırkçı, dinci bir kimliğe büründü.

    AKP önce 2012-2013 öğretim yılında 4+4+4 diye tanımlanan, laik eğitim sistemini dinci eğitime dönüştüren yasa çıkardı. O dönem AKP güdümündeki Anayasa Mahkemesi de bu yasaya onay verdi.

    Öğretim Birliği Yasası’yla kurulan imam hatip okulları eğitim-öğretimin temeli durumuna getirildi. Diğer meslek okullarının orta kısmı bulunmazken, imam hatip ortaokulu açma olanağı yaratıldı.

    İmam okulları dışındaki diğer okulların eğitim-öğretim programlarına Kuran-ı Kerim, Peygamberin Hayatı, din bilgisi dersleri eklenerek tüm okulların kısmen de olsa imam hatipleştirilmesi sağlandı. Okullardan felsefe dersleri kaldırıldı. İlk ve orta öğretim kesintili 12 yıla çıkarıldı. Kız çocukların 14 yaşından itibaren okullardan uzaklaşmasına neden oldu.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile imzaladığı “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında Diyanet’le, tarikatlar ve dini vakıflarla işbirliği yapıldı. Okullara imamlar atandı. Çocuklar ders saatlerinde camilere götürülüyor.

    ÇEDES ile dincileşme yetmiyormuş gibi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla yeni müfredat hazırlandı. 9 Eylül 2024’ten itibaren okul öncesi, ilkokul 1, ortaokul 5 ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanıyor. Yeni müfredatla dini derslerin saatleri arttırıldı. Okullarda dinciliğin önünü açan bu müfredat hem eğitim eğitimcilerin, hem velilerin tepkisini çekti.

    Başka bir sorun ise hükümetin tasarruf tedbirleri gerekçesiyle okullarda temizlik personeli çalıştırmaması. Bu nedenle okullarda hijyen problemi ortaya çıktı, hem öğrenciler hem de öğretmenler çeşitli hastalıklarla karşı karşıya.

    Laik, demokratik, parasız, bilimsel eğitimden hızla uzaklaşılmasını, tekçi, dinci eğitim sisteminin topluma dayatılmasını, eğitimde yaşanan diğer sorunları eğitimciler ve veliler PİRHA’ya değerlendiriyor.

    Eğitimde yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini önceki dönem Eğitim Sen Genel Başkanlarından Feray Aytekin Aydoğan ile konuştuk.

    “EĞİTİMİN LAİK, BİLİMSEL İÇERİĞİNİ YOK ETMEYİ AMAÇLAYAN BİR MÜFREDAT”

    PİRHA-AKP hükümeti, “Türkiye’nin Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla hazırladığı müfredatla eğitim sistemini yeni bir aşamaya geçirmek istiyor. Bu “yeni” olanda neler var, eskisinden farkı nedir?

    FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: AKP 2002 yılında iktidara geldiği dönemden bugüne müfredatta çok sayıda değişiklik yaptı. Ancak bugüne kadar olan değişiklikler daha lokaldi. Örneğin 2018 yılını hatırlarsak, evrimin tamamen çıkartılıp cihatın girmesi şeklindeydi ve bu kesintisiz sürdürüldü. Bu müfredat tartışmalarının yoğunlaştığı dönemde Milli Eğitim Bakanı, bu çalışmanın aslında çok uzun yıllardır devam ettiğini söylemişti. Uzun süredir de illerde çeşitli maarif müfettişlikleri, başkanlıkları kurularak, maarif buluşmaları, söyleşileri yapılıyordu. Bu platform yapılarına baktığımızda şunu görüyoruz; genelde AKP, STK adını verdiği tarikat yapıları ve çeşitli sermaye grupları ile bunu planladı. Diğer değişikliklerden farklı olarak daha önce lokal olan değişiklikler şu an bütünlüklü olarak bütün derslere; ilkokuldaki hayat bilgisi dersinden ortaöğretimde, lisede fizik, kimya dersine kadar bütün derslerin içeriğinin tekrar düzenlendiği bir değişiklik bu.

    Maarif modeli değişikliğine baktığımızda AKP’nin 2 temel hattını görüyoruz. Birinci temel hat, eğitimin tamamen laik, bilimsel içeriğinin yok edilmesi; aslında son kırıntılarının da bu müfredatla hedef alındığını görüyoruz. İkinci temel hedef de yine AKP’nin, eğitimdeki temel hat olan  parasız, kamusal eğitimi tamamen ortadan kaldırmak, hatta okulu ortadan kaldırmak olduğunu görüyoruz. Temel argümanları da şu; ‘köklerden geleceğe, yerli ve millilik’ ifadeleri ile laik, kamusal, zorunlu eğitimin yerli ve milli olmadığı, geleneği yansıtmadığı, batının dayattığı uygulamalar olduğu, tekrar köklere geriye dönüleceği vurguları var. Bunu tamamen siyasal İslam’ın kavramları üzerinden yapıyor. Örneğin bütün dersler ‘değerler’ adını verdikleri kavramlar üzerine inşa edilmiş durumda. Nedir peki bu değerler? Fıtrat, şükür, kanaat, kader, haram, helal, medevvet, ahilik gibi… Bunların hepsini bütün kitapların içeriklerinde görebiliyorsunuz. Bütün derslerin, bunların üzerinden yapılandırıldığı bir müfredat var. Bu müfredat da evrensel olan çocuğun üstün yararını esas alan; işte barış, kardeşlik, insan hakları, çocuk hakları, cumhuriyet; kağıt üzerinde yönetildiğimiz iddia edildiği ve artık meclisin işlevinin ortadan kaldırılmasıyla da açıkça gördüğümüz ama hala cumhuriyet ile yönetildiğimizi söylerken bu değerler arasında cumhuriyet vurgusu yok. O yüzden şu anda aslında Türkiye tarihinin en kapsamlı laik, kamusal, parasız eğitimin son kırıntılarını yok etmeyi amaçlayan bir müfredatla karşı karşıyayız.”

    16 SAAT DİN DERSİ DAYATMASI!

    -Bir bütün olarak eğitimdeki bilim dışı ve laiklik karşıtı uygulamalar özellikle dini bir çerçeveye oturtuluyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

    Özellikle genel seçimlerden sonra bunu ne kadar hızlandırdıklarını net olarak gördük. 1980 Darbesi sonrası zorunlu din derslerine karşı mücadele ederken 4+4+4’le birlikte ‘seçmeli’ adı altında öğretmen ataması ve okul idaresi baskısı gibi çeşitli yöntemlerle imam hatip olmayan bir ortaokulda dahi 8 saate kadar uzanan fiili zorunlu din derslerinin hayata geçtiğini gördük. Genel seçimden sonra ortaöğretimde 16 saate kadar çıkan uygulamaları da gördük. Aşamalı bir şekilde mescitler okullara yerleştirilmişti, yine seçim sonrasında okul öncesinden itibaren mescidin zorunlu hale getirilmesini de gördük. Şu anda herhangi bir mahalleye ilişkin onlarca şu örneği sıralayabiliriz; mesela birçok mahallede imam hatip dışında çocukların gidebileceği bir ortaokul yok. Ayrıca meslek liselerinin arttırılması üzerinden bir okullaşma politikası izlediler. Yine liselerde çocuklar zaten belli bir dilime giremediklerinde zorunlu olarak imam hatipli oluyorlar. Çünkü gidebilecekleri okul yok.

    Milli Eğitim Bakanı göreve başladıktan kısa bir süre sonra ‘karma eğitimi kaldıracağız’ demişti. Aslında karma eğitimi büyük oranda AKP 22 yılda kaldırdı. Öncelikle imam hatiplerde ayırabiliyorsa binaları ayırdı, ayıramıyorsa aynı bina içerisinde sınıf ve koridorları ayırdı. 2018 yılında ortaöğretim kurumları yönetmeliğinde bir değişiklik yaptılar ve liselerde karma eğitimin tamamen kaldırılmasını yönetmelik eliyle düzenlediler. Örneğin kamuoyunda çeşitli müdürlerin ‘karma eğitime izin vermeyeceğim’ dediği haberler yer alıyor. Ancak bu münferit değil, bu cesareti zaten yasalardan alıyorlardı. Şimdi müfredat değişikliği ile birlikte şunu görüyoruz; hem karma eğitimi tartışmaya açıyorlar hem karma eğitimle birlikte zorunlu eğitimi de tartışmaya açıyorlar. Örneğin müfredatta ‘değerler’ adı altında vurgulardan biri ahilik ve fütüvvet. Ahiliği siyasi İslam’ın tarihine dayandırıyorlar. ‘Usta-kalfa-çırak ilişkisi, patron-işçi ilişkisi bizim geçmişimizde var’ diyorlar. Usta, patronun, sana iş öğreten, ekmek verendir. O yüzden fütüvvetle de ‘koşulsuz itaat’ diyor. O yüzden ‘koşulsuz itaat edeceksin’ diyor. Yani bu vurgularla dini, emeğin sömürüsüne, laik eğitim karşıtlığında bir rıza aygıtı haline getiriyor. Devamında da ‘laik eğitim nasıl yerli ve milli değil ise zorunlu eğitim de yerli ve milli değil. 4+4+4 sistemini tekrar değiştireceğiz’ diyorlar. Aslında bunun altında yatan okulu ortadan kaldırmaktır. Ayrıca ‘zorunlu eğitimi de ortadan kaldıracağız’ diyorlar. Bunun da karma, laik eğitiminin dayatması olduğunu söylüyorlar. MESEM’lerle zaten bunun çok net örneğini gördük. Büyük bir aldatmaca olarak çocukları bir gün okulda gösteriyorlar. Kaldı ki bir günde eğitim öğretim gerçekleştiği anlamına gelmez. Diğer günler ise çocukları çalıştırıyorlar ve şimdi ‘4 yeni okul modeli, mesleki ve teknik eğitim politika belgesi’ diyorlar. Müfredat eliyle ‘Ahilik, Fütüvvet’ gibi vurguları değerler altına koyarak ailelere, çocukları okul dışına çıkmanın erken yaşta çocuk işçi olmanın bir rıza aygıtı olarak kullanıyorlar.

    “NEDEN EĞİTİM DEĞİL DE MAARİF?”

    Müfredatla birlikte hayata geçirdikleri politikalarla şu anda temel amaç bir yandan laik ve bilimsel eğitimi tamamen ortadan kaldırmak, parası olanın parası yettiği kadar eğitime ulaşması, özel okullaşma oranını arttırmak ve fiilen devlet okullarını paralı hale getirmek ki OECD raporunda bile devlet okulları için ‘Türkiye Anayasasında parasız ifadesi vardır ama fiili uygulama olarak yarı özeldir’ diyor. Bir yandan da çocuk işçiliğini olabildiğince yaygınlaştırmak, yani yoksulun, emekçinin çocuklarını tamamen eğitimden koparmak ve bunun için de dini, temel araç olarak kullanmak ve bunu bir rıza aygıtı haline getirmek, eğitimi de tamamen paralı yapmak istiyorlar. Müfredat aslında bütün bu kapsamlı saldırıyı en net şekilde hayata geçiren bir program. Zaten isminin içinde yer alan ifadelerde bile bunu görüyoruz. Örneğin neden eğitim değil de maarif? Raporlarında ‘artık eğitimden maarife, öğretmenden muallime, öğrenciden talebeye geçişin zamanı’ diyorlar. Peki niye ‘Yeni Türkiye yüzyılı’ deniliyor? Hepimiz biliyoruz, bir siyasi partinin sloganı bu. Bütün dünyanın her yerinde müfredatlarda çocuğun üstün yararı esas alınırken bu müfredat bir siyasi partinin, Cumhur İttifakının çıkarını ve bekasını esas alıyor.”

    “LAİK VE KAMUSAL EĞİTİM MÜCADELESİ AYRILMAZ”

    -Eğitim sistemi; okullaşmadan, öğretmen açığına, çocukların temiz su içememesinden, milyonlarca çocuğun yatağa aç girmesine kadar birçok sorunla karşı karşıya. Bu sorunlar yeterince gündeme getirilebiliyor mu? Getirilemiyorsa neden? Bu sorunlar nasıl gündeme oturtulabilir?

    Aslında eğitimi konuşurken o ülkenin geleceğini konuşuyoruz aynı zamanda. Eğitim, toplumun tamamını kapsayan bir alan, o yüzden bütün bu toprakları ilgilendiriyor. Ancak biz bu konuda bütün demokratik örgütler olarak kendimize de oku çevirmek gerektiğini düşünüyorum. 22 yılda örneğin muhalefette çok uzun bir süre ‘laik eğitim’ demek sakıncalı bir ifade olarak görüldü. Laik eğitim demek ‘baskıcı uygulamalar, eskiye dönüş, kafatasçılık’ demek gibi suçlamalarla maalesef karşılaştık. Bunlar sebebiyle de en geniş birleşik mücadele hattını oluşturamadık. Birlikte hangi politik zeminde ortaklaşacağımız konusunda bir araya gelemedik. Şu an ise bu yıkımı hepimiz yaşıyoruz. Örneğin Aladağ bunun çok net bir fotoğrafıydı. Önce köy okullarını kapattılar. Eğitimin en temel ilkesi erişilebilir olmasıydı. En yoksul köydeki okulları kapattılar, sonra en yakın ilçelerdeki kamu yurtlarını kapattılar ve o alanları tarikatlara, sermaye gruplarına verdiler. Aladağ’da çocukları neden kaybettik? Yoksulluktan ve çaresizlikten kaynaklı çocuklar, tarikatlara mecbur bırakıldı. Böylesi onlarca acı yaşamışken laik eğitimi hala tartışıyor olmamız gerçekten akıl dışı bir durum.

    Şimdi herkes çocukların eğitimini parayla satın almak zorunda kalıyor. Özel ile kamu okulları arasındaki eşitsizliği hepimiz yaşıyoruz. Özetle neden bu kadar büyük yıkım ve saldırı olmasına rağmen güçlü bir şekilde sürekli eğitimi gündem yapmayı ve buna ilişkin en geniş cephe olmayı başaramadık? Çünkü laik ve kamusal eğitim mücadelesi ayrılmaz bir mücadeleydi. AKP, tam da bunu bildiği için hem laik ve bilimsel eğitimden hem de kamusal eğitimi hedef alarak saldırdı. Bütünlüklü bir şekilde saldırdılar ama biz bunu bütünlüklü bir şekilde gören ve tutum alan bir yerden hareket edemedik.”

    “BÜTÜN DERSLER DİNİ BİR İÇERİK KAZANMIŞ DURUMDA”

    – Alevi çocukların zorunlu din derslerine zorunlu katılımı bu yıl da devam ediyor? Danıştay’ın, AİHM’nin Alevi çocukların din derslerinden muaf tutulması için verdiği kararlar var. Ancak iktidar mahkeme kararlarını uygulamıyor. Bu kararların uygulanması nasıl sağlanabilir?

    Çok üzgünüm ama okullardaki şu an son tablo zorunlu din dersinin çok ötesine geçmiş bir tablo. 2000’li yıllarda öğretmenliğe başladım ve o günden bugüne zorunlu din derslerinin kaldırılması temel taleplerimiz arasındaydı. Ancak 2012 yılında 4+4+4 sistemle birlikte ‘seçmeli dersler’ adı altında çok sayıda din dersi de fiilen zorunlu hale getirildi. Çok sayıdaki branştan atama yapılmayarak, ilk 3 sırada sürekli din öğretmeni atayarak zorunlu hale getirildi. Okul idarecilerinin özellikle mülakatla belirlenmesi, AKP’nin belirlediği kişilerin sadece okul idaresi olabilmesi ile bu hayata geçirilebildi. Şu an imam hatip olmayan bir ortaokul ya da lisede dahi çocuklar 8-12 saat arası din dersi alıyor. Şu an müfredat değişikliği ile zaten bütün derslerin içerikleri siyasal İslam’ın hedeflediği bir içerikle biçimlendirilmiş durumda.

    “‘TÜRK SOSYAL HAYATINDA AİLE’ DERSİ İSLAM HUKUKUNA GÖRE KANUNLARI SIRALIYOR”

    Örneğin ‘adabı muaşeret’ diye bir ders var şu an. Normalde bu dersi temel gündelik bir takım görgü kuralları içeriği diye düşünürüz ancak bu dersin içeriğinde yemeye hangi duayla başlanacağı, bittikten sonra hangi dua ile sonlandırılacağı veya peygamberlerin yemek sırasında hangi davranışları yaptıkları anlatılıyor. Veya ‘Türk sosyal hayatında aile’ diye bir ders var, örneğin Medeni Kanun yerine İslam hukukuna göre kanunları sıralıyor. Kadınların çalışma hayatının olmasını aileye suç, tehdit olarak gösteriyor bu ders. ‘Kültür ve Medeniyetimiz’ isimli bir ders var ve bu derste Alevilere, kadınlara hakaret eden, laikliği hedef alan Nurettin Topçular, Necip Fazıl Kısakürek Sezai Karakoç var. Yani artık 80 darbesi sonrasındaki zorunlu din dersi tabii ki kaldırılmalı ve her zaman mücadelemizin ana taleplerinden biri olacak ama şu an geldiğimiz tablo itibari ile hem seçmeli dersler hem de müfredatla birlikte bütün dersler dini bir içerik kazanmış durumda.

    “ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİ DE KAYBETMEK ÜZEREYİZ”

    – Zorunlu din derslerinin kaldırılmasından ana dilinde eğitimin verilmesine, çocukların sağlıklı bir şekilde büyümesinden öğretmenlerin atanmasına kadar yaşanan sorunlara karşı toplumsal muhalefetin (Alevi kurumları, eğitim sendikaları, siyasi partiler vb.) yeterli tepkiyi ve farkındalığı ortaya koyamamasını neye bağlıyorsunuz?

    Sendikalar, demokratik kitle örgütleri, bütün muhalefet güçlerinin, yeterli tepkiyi bugüne kadar ortaya koyamamasının temel nedeni laik, kamusal, parasız eğitim ilkesinde birleşememek olduğunu düşünüyorum. AKP 22 yıldır kesintisiz bir şekilde bu iki hattı hedef alıp bütünlüklü saldırdı ama bütün muhalefet odakları bu saldırıya karşı ortak ilkelerde bir araya gelemediğimiz için bütünlüklü bir cephe kuramadık. Hayat hepimizi öyle bir noktaya getirdi ki tartıştığımız tüm başlıklarla birlikte parasız, kamusal, laik, bilimsel eğitimi de çocuklarımızın bugünü ve geleceğini de kaybetmek üzereyiz.

    Artık bu ilkede bir araya gelmek zorundayız. Birleşik mücadele cephesini oluşturmak zorundayız. Her durumda birbirimizin çaresi biziz. Artık bunu hep birlikte başarmak zorundayız.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    -‘İnsanlar örgütlü olmadığı için çocuklarını otoriter, gerici, ırkçı rejimlere teslim ediyor’- VİDEO
    -‘AKP, okulları hem dincileştirme hem piyasalaştırma amacında; büyük tepki vermeliyiz’-VİDEO

  • Öğrenci Veli Derneği: Veliler servis ücretlerini karşılayamıyor, okul terkleri artıyor!-VİDEO

    Öğrenci Veli Derneği: Veliler servis ücretlerini karşılayamıyor, okul terkleri artıyor!-VİDEO

    PİRHA – Öğrenci Veli Derneği, “tasarruf” gerekçesiyle ücretsiz okul servisi uygulamasının kaldırılmasını protesto etti. İstanbul’da basın açıklaması yapan Derneğin Genel Başkanı Ömer Yılmaz, “Eğitim-öğretimin başlamasıyla beraber taşımalı eğitim yapılan okullarda sıralar boş, veliler ulaşımın pahalılığı nedeniyle servis ücretlerini karşılayamıyor, okul terkleri her geçen gün artıyor” dedi. 

    Okullardaki temizlik ve beslenme sorunları nedeniyle süren tartışmaya ücretsiz okul servislerinin kaldırılması da eklendi. Kırsalda yaşayan aileler, taşımalı sistemden faydalanabilmek için şimdi ek bir harcama daha yapmak durumunda kaldı.

    Karara Öğrenci Veli Derneği’nden tepki geldi. İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere birçok ilde konuya ilişkin basın açıklaması yapıldı.

    “ÇAĞ ATLADIK DEDİLER!”

    İstanbul’da Veli Der Genel Merkezi’nde yapılan basın açıklamasında “Ücretsiz taşımalı eğitim tüm çocuklarımızın hakkıdır!” vurgusu öne çıktı.

    Veli Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz, 25 yıl önceki eğitim öğretim yılında sadece iki ilde taşımalı eğitimin olduğunu belirterek sözlerine başladı. Yılmaz, “Çağ atladık dediler, son 22 yılda 19 bin 708 köy okulu kapatıldı. Eğitime erişim ilkesi eğitimin temel ilkesidir. Bu ilke ortadan kaldırıldı. Çağ atladık dediler taşımalı eğitimi ülkemizin her yerinde uygulanır hale getirdiler. 25 yıl önce taşımalı eğitimde 305 öğrenci varken 2018-2019 eğitim-öğretim yılında taşımalı eğitimle okullara ulaşan öğrenci sayısı 1 milyon 325 bin 289’a ulaşmıştı. Yüz binlerce çocuk taşımalı eğitimle okula ulaşmaya çalışıyor. Ekonomik kriz, yoksulluk arttıkça kamuda, özellikle eğitim alanında durmaksızın tasarruf tedbiri kararları açıklanıyor” dedi.

    “EĞİTİM HAKKI DA ORTADAN KALDIRILIYOR”

    Veli Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz, hükümetin tasarruf tedbirleri adı altında taşımalı sisteme son vermesini eleştirerek şu açıklamayı yaptı:

    “Tasarruf diyerek açıkladıkları kararlardan biri de tasarruf tedbirleri genelgesi ile taşımalı eğitime getirilen sınırlama oldu. Yani önce köy okullarını kapatarak çocuklarımızı taşımalı eğitime maruz bıraktılar. Şimdi ise tasarruf yapacağız diye taşımalı eğitimi kaldırıyorlar. Bu durum kabul edilebilir bir durum değildir.

    Taşımalı eğitim; taşıma yoluyla ilkokul, ortaokul, lise, özel eğitim gereksinimi olan öğrenciler ve onlara refakat edecek velileri, yaygın eğitim kursiyerlerini kapsıyor. Genelge ve yönetmelik değişikliği ile aslında eğitim hakkı da ortadan kaldırılıyor. İlkokuldan itibaren bir çocuğun okula erişim hakkı elinden alınıyor.

    Eğitim-öğretimin başlamasıyla beraber taşımalı eğitim yapılan okullarda sıralar boş, veliler ulaşımın pahalılığı nedeniyle servis ücretlerini karşılayamıyor, okul terkleri her geçen gün artıyor. Bu kapsamdaki çocuklara taşımalı eğitim hakkı sağlanmazsa, bu yönetmelik değişikliği geri çekilmezse köylerdeki tüm çocukların zorunlu okul terki ile karşı karşıya kalacağı aşikardır. Yoksulluk ve eşitsizlik arttığında, okula erişim hakkı ortadan kaldırıldığında eğitim hakkından ilk “vazgeçilen” kız çocuklarının eğitim hakkı oluyor. Kız çocuklarının da okuldan kopuşu hızlanacak. Eğitime sınırlı erişebilen özel eğitim gereksinimli çocuklar da okuldan tamamen kopacak.

    “ÇOCUKLAR YİNE TARİKATLARA MECBUR BIRAKILACAK”

    Kapatılan köy okullarının önemli bir bölümü aynı zamanda en yoksul köylerdi. Aladağ bu tablonun en somut örneğiydi. Yoksul köylerdeki tüm okullar kapatılmıştı. Köylere en yakın ilçelerde kamu yurdu da yoktu veya kapatılmıştı. Çocuklar ya okuldan, eğitimden vazgeçecek, ya da tarikat yurduna mecbur kalacaktı. Mecbur kaldılar. Çünkü eğitim, gelecek yaşantılarını değiştirmek için tek fırsattı. Kamusal, parasız, laik eğitim yalnızca çocukların eğitim haklarının değil yaşam haklarının da güvencesiydi. Parasız, laik, eşit, kamusal, erişilebilir eğitimi kaybetmiştik. Ve Aladağ’da kaybettik çocuklarımızı…

    Şimdi köy çocuklarına tek adres olarak yurtları, pansiyonları gösteriyorlar. Aladağ’da yaşadığımız gibi çok sayıda yerde kamu yurdu yok, çocuklar yine tarikatlara mecbur bırakılacak. Ayrıca ÇEDES projesinde olduğu gibi eğitimci niteliği taşımayan manevi danışman adı altında ilahiyat, imam hatip mezunları yurtlarda istihdam ediliyor yurtlar da çocuklar için bir kuşatma aracı haline getiriliyor.

    Açıklanan kararlar ile okullara ulaşım sorunu çocuklar için güvenlik sorununa da dönüşmüş durumda. Çocuklarımız; bazen bir araçta üst üste, bazen bir traktör kasasında, ya da yürüyerek ya da otostop çekerek birçok riskle baş başa bırakılıyor.

    Yerellerde karar alıcılar ile yaptığımız görüşmelerde görüyoruz ki son yönetmelikle 2 ila 30 km denilerek taşımalı eğitimin sınırlandırılması ile atılan adım ile önümüzdeki dönemde tamamen taşımalı eğitimin kaldırılması amaçlanıyor. Eğer şimdi taşımalı eğitim, okula ücretsiz ulaşım hakkını kazanamazsak önümüzdeki yıllarda ülkenin her yerinde ilkokuldan itibaren taşımalı eğitimin tamamen kaldırılması hedefleniyor.

    Taşımalı eğitimin az sayıda devam ettiği yerlerde ise belirlenen ücretin düşüklüğü ve son gelen zamlarla ulaşımın en pahalı kalemlerden olması nedeniyle kimse servis ihalelerine girmiyor.

    Bir an önce 1 Ağustos’ta açıklanan taşımalı eğitim yönetmeliğindeki değişiklik geri çekilmelidir. Taşımalı eğitimle okullara ulaşan tüm çocukların okullara ulaşımı ücretsiz karşılanmalıdır. Okula ulaşım her çocuğun en temel kamusal hakkıdır. Milli Eğitim Bakanlığı ve valilik, kaymakamlık tüm karar alıcılar tüm çocukların kamusal eğitim hakkından, okula erişiminden sorumludur.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Öğretmenlere ‘Dini Eğitimi engelleme’ cezası; öğretmenler de dava açtı

    Öğretmenlere ‘Dini Eğitimi engelleme’ cezası; öğretmenler de dava açtı

    PİRHA – Diyanet’in okulda ders vermesini engellediği iddiasıyla 2 öğretmen hakkında soruşturma açıldı. Öğretmenleri, “Dini eğitimi engellemeye çalışmakla” suçlayan MEB, öğretmenlere ceza verdi. Öğretmenler ise idare mahkemesinde dava açtı. 

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın okulda ders vermesini engellediği iddiasıyla 2 öğretmen hakkında soruşturma açıldı.

    Sözcü’den Sultan Uçar’ın haberine göre, Mersin’deki İsa Öner Anadolu Lisesi’nde, ÇEDES Projesi’yle ilgili öğrencileri etkilediği iddiasıyla öğretmenler Esin Azize Sor ve Ali Doğan’a, Akdeniz Milli Eğitim Müdürü Adem Şimşek’in talimatıyla soruşturma açıldı. Mersin İl Milli Eğitim Disiplin Kurulu Başkanı Ahmet Çırakoğlu ve Mersin İl Milli Eğitim Müdürü Fazilet Durmuş’un başkanlığında disiplin kurulu toplandı.

    Sor ve Doğan hakkındaki soruşturma dosyasında, “Yasal olarak verilecek dini eğitimi engellemeye çalışmak” ifadesi yer aldı. Diyanet aracılığıyla il ya da ilçe müftülüklerinin vereceği dini eğitimle ilgili, velilerden izin dilekçesi alınması gerektiğine dair öğrencilerini bilgilendirmeleri gerektiği halde öğretmenler suçlandı.

    MAAŞTAN KESME CEZASI

    Öğretmenler; devlet memurunun itibar ve güvenini sarsmak, okul ile öğrenci velileri ve yöre halkını karşı karşıya getirmekle de itham edildi. Soruşturma sonunda öğretmen Ali Doğan ve Esin Azize Sor, 1/30 oranında aylıktan kesme cezasına çarptırıldı. Eğitim İş Temsilcisi Ahmet Karaman, cezaya itiraz etse de öğretmenler cezalandırıldı.

    VELİLERE SORULDU?

    Öğretmenler kendilerini, “Salondaki öğrenciye, veli izni alınması konusunda bilgi vermek görevimiz. Asıl yaptığımız davranış, mahalle halkı ile okul idaresinin karşı karşıya gelmemesi için iyi niyetli bir davranıştır” diye savundu. Disiplin Kurulu kararına itiraz edilirken, idare mahkemesine dava açıldı.

    ÖZBAY: NE OLDUĞU BELİRSİZ KİŞİLER OKULLARDA CİRİT ATIYOR; ÖĞRETMENLER YASAYA UYGUN DAVRANDI”

    Eğitim İş Genel Başkanı Kadem Özbay da konuya dair şunları söyledi:

    “Veli İzin Belgesi şartına rağmen öğrencilerin eğitim hakkını engelleme pahasına Mersin’deki okulda çocuklar dersten çıkarılıyor. Ceza verilen öğretmenlerimiz, yasalara uygun hareket etti. Liyakatsiz yöneticilerin görevi kötüye kullanma ve baskılarına karşı, öğrencilerinin eğitim hakkını koruyup, görevini yaptı.

    PEDAGOJİK CİNAYET

    ÇEDES projesiyle çevre veya değerler değil, dini eğitimin amaçlandığı, bu soruşturmayla resmen kanıtlandı. Disiplin cezalarının iptali için dava açtık. Ceza veren yöneticiler hakkında da görevi kötüye kullandıkları için suç duyurusunda bulunacağız. Kafalarına göre MEB protokolleriyle anayasa ve MEB Temel Kanunu’na aykırı eğitimlere öğrencileri hiç kimse alamaz. Dersleri, imamlar, müezzinler değil öğretmenler vermeli. 1 milyon öğretmen atama beklerken, eğitim ve pedagojiden bihaber, imamların, müezzinlerin okullarda işi ne? MEB’in yaptığı bazı protokollerde ise ne oldukları belirsiz kişiler, okullarda cirit atıyor. Bu uygulamalar pedagojik cinayettir. MEB’in amacı ne din, ne de değerler eğitimi. Okullarda fazlasıyla Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni ile değerler eğitiminde uzmanlaşmış, psikolojik danışmanlık ve rehberlik öğretmenleri var.

    MEB CEZALANDIRILMALI

    Anayasada koruma altına alınan laiklik ilkesine aykırı dayatmalar yaptığı için MEB cezalandırılmalı. Eğitim, milli güvenlik meselesidir. Anne babalar çocuklarınızın okullarına gidip, izniniz dışında eğitim verilip verilmediğini kontrol edin. Okullar, izniniz olmadan istediği eğitimi veremez. İdareye gidip izin vermediğinize dair dilekçe yazıp veliler tedbir alsın. Okullar velilere sorması gerektiği halde sormayarak fiili durum yaratıyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Sümbül’den velilere çağrı: Veli derneğinde örgütlenmeliler, Eğitim-Sen ile diyalog kursunlar-VİDEO

    Sümbül’den velilere çağrı: Veli derneğinde örgütlenmeliler, Eğitim-Sen ile diyalog kursunlar-VİDEO

    PİRHA- Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla uygulamaya konulan yeni müfredatın Türk, Sünni ve erkek zihniyetle hazırlandığını belirten Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, AKP’nin seçim propagandası olan söylem ve projelerin şu anda yeni müfredatla dayatıldığını ifade ederek, mücadele çağrısında bulundu. Sümbül velilere seslenerek, “Veli derneklerinde örgütlenmeliler, bizlerle diyalog içerisinde olmalılar” dedi.

    AKP hükümetinin iktidarı boyunca eğitimin içeriğini değiştirerek, tek din ve tek mezhebi müfredatla dayatması başta eğitimciler olmak üzere toplumun büyük kesimi tarafından tepkiyle karşılanıyor. Geçtiğimiz eğitim döneminde ÇEDES projesi kapsamında okullara imam ve din görevlilerinin seçmeli derslere girmesinin yankısı sürerken, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamındaki yeni müfredatla birlikte din dersi saatleri arttırıldı ve ders içerikleri dinselleştirildi.

    Eğitim sendikaları ve Alevi örgütleri zorunlu din dersinin kaldırılması yönünde yıllardır mücadele ederken, eğitimin laiklik ve bilimsellikten uzaklaştırılma politikaları AKP tarafından hızlandırılıyor.

    Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, anasınıfı ile 1, 5 ve 9. sınıflarda ilk kez uygulanacak olan Maarif Modeli ve eğitimdeki değişmelerin yaratacağı tehlikeleri PİRHA’ya anlattı.

    BİTMEYEN PROJE: ÇEDES

    Sözlerine ÇEDES projesine değinerek başlayan Mahmut Sümbül, projelerin genelde yıllık imzalandığına ve bir süre sonra bittiğine ancak ÇEDES’in hala devam ettiğine dikkat çekti. ÇEDES’in normal bir projeden farklı olarak devam ettirilmesini siyasal ideolojik bir hamle olarak yorumlayan Sümbül, “ÇEDES artık maarif modelinin uygulanmasıyla birlikte tüm okulların imam hatiplere dönüştürüldüğü bir süreci bizlere yaşatıyor. Öğrencilerimize yaşatacak ve toplumun tamamına yansıyacak. AKP’nin 20 küsür yıllık iktidarı sürecinde yaptığı ‘biz her şeyde başarılı olduk ama eğitimde istediğimiz değişim dönüşümü sağlayamadık’ öz eleştirisini ÇEDES’ten sonra maarif modeli ile finalini yapıyorlar” dedi.

    “MÜFREDATIN İÇERİĞİ DİNSELLEŞTİRİLDİ”

    Eğitim ve bilim emekçilerinin zorunlu din derslerinin kaldırılması yönündeki taleplerinin AKP tarafından dinlenmediğini, aksine eğitimin içeriğinin daha da dinselleştirildiğini belirten Sümbül, “Yeni müfredatla birlikte haftada 2 saat daha din dersi eklendi. Laik devletin tüm dinlere eşit yaklaşması gerekirken bu devletin bakanlığının ortaya çıkardığı müfredatın içeriği dinselleştirildi. Yani tüm okullar imam hatipleştirildi” diye konuştu.

    AKP hükümetinin kendilerine yakın olan cemaat ve tarikatlar eliyle üniversitelerdeki yandaş birkaç akademisyen eliyle bu müfredatın hazırlandığını vurguladı. Sümbül, AKP’nin seçim propagandası olan söylem ve projelerin şu anda yeni müfredatla dayatıldığını da sözlerine ekledi.

    “YENİ MÜFREDAT AKP’NİN PROPAGANDA ARACI”

    Eğitim bilimi uzmanı birçok akademisyenin çok yoğun eleştirdiği müfredatta öğrencilerin ve hatta öğretmenlerin bile bilmediği Osmanlıca, Arapça ve Farsça kavramların olduğunu kaydeden Sümbül, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ismi bu AKP’nin bir propaganda aracı. Türk, Sünni ve erkek zihniyetle hazırlanmış bir müfredatla karşı karşıyayız. Geçen yıl açık liselere geçişin önünü kesmeye çalıştıkları için yanlış yaptıklarını itiraf eden iktidar, bu yıl yine bu uygulamayı devam ettirerek çocukların Kuran kurslarına ya da okul ortamlarından çıkarak erken yaşta evliliklere zorlanması gibi durumların önünün açılması, çocuk sömürüsünün artması gibi pratiklerle karşı karşıya kalacağız” şeklinde konuştu.

    VELİLERE ÇAĞRI

    Okulların açılmasıyla birlikte artan kırtasiye ve okul masraflarının velileri içinden çıkılmaz bir duruma soktuğuna da dikkat çeken Sümbül, okullarda velilerden istenen ücretlere ve ÇEDES gibi projelere ilişkin şu çağrıyı yaptı:

    “Bu konularda tepkisiz kalmasınlar, velilerin hakları var, uygulanmayan, uygulanamayan ya da idarecilerin çaresiz bırakıldığı uygulamalar var. Eksik, yanlış uygulamalar gördüklerinde ya da ÇEDES projesi gibi istekleri dışında çocukların bir yerlere yönlendirildiği, okul dışında yerlere götürüldüğü uygulamalarda seslerini yükseltsinler. Kendi izinleri olmadan, çocuklarını kendi istekleri dışında hiçbir yere götüremezler. Veli derneklerinde örgütlenmeliler, bizlerle diyalog içerisinde olmalılar. Gördükleri her antidemokratik uygulamada bizlerle diyalog içerisinde olurlarsa sorunları daha güçlü bir şekilde çözebiliriz.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

     

  • Aksoy: Zorunlu din derslerine karşı okullara dilekçe verilmeli, halka önderlik edilmeli-VİDEO

    Aksoy: Zorunlu din derslerine karşı okullara dilekçe verilmeli, halka önderlik edilmeli-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, yeni müfredatın eğitimin tamamen gericileştirilmesi üzerine kurulu olduğunu söyledi. Aksoy, “Her yıl daha geriye gidiyoruz. Bu gerici uygulamalara karşı Alevi kurumları olmak üzere laikliği savunan sendikalar ve siyasi partiler yeterli tepkiyi vermiyor, mücadeleyi ortaya koymuyor” eleştirisinde bulundu.

    AKP iktidarında eğitim-öğretim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-tek mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihleri görmezden gelinerek, dini eğitimin ağırlığı hemen her yıl katlanarak arttı.

    AKP iktidarı, zorunlu din dersleri, ÇEDES projesi ve “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” adlı yeni müfredatla Alevilerin, velilerin ve eğitim sendikalarının tepkilerine rağmen eğitim sistemini dincileştirmeyi sürdürüyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, 2024-2025 Eğitim-Öğretim yılına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Yeni eğitim öğretim yılında tüm okullarda katledilen 8 yaşındaki Narin Güran için yas ilan edilmesi gerektiğini ancak yapılmadığını belirten Pir Sultan Abdal Antalya Şube Sekreteri Barış Aksoy, “Narin nezdinde katledilen tüm çocukları anıyorum. Keşke bugün tüm okullarımızda bununla ilgili bir yas ilan edilseydi. Güne Narin’i anarak başlasaydık. Maalesef Millî Eğitim Bakanlığı böyle bir şeyi düşünüp hayata geçiremedi” dedi.

    “BOZUK DÜZENDE SAĞLAM ÇARK OLMAZ”

    Bu ülkede kadınların, çocukların, hayvanların öldürüldüğün belirten Aksoy, konuşmasına söyle devam etti:

    “Bu ülkede yaşanan bu ölümlere rağmen biz de hiçbir şey yapamıyoruz kurumlar olarak, eğitim emekçileri olarak. Bu siyasal iktidarın yarattığı sistemden kaynaklı bir durumdur. Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi “Bozuk düzende sağlam çark olmaz.”

    “MÜFREDATIN TEMEL FELSEFESİ EĞİTİMİN GERİCİLEŞTİRİLMESİ ÜZERİNE KURULU”

    “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ne ilişkin de konuşan Aksoy, “1Yeni müfredat 1-5 ve 9. sınıflarda uygulamaya konulmaya başlandı. Müfredatın temel felsefesi eğitimin gericileştirilmesi üzerine kurulu. Bunu nereden anlıyoruz? Bilgiyle inancı eşit tutan bir sistem. Oysaki bilgi başka bir şey, inanç başka bir şeydir. Bilgi dediğimiz ispatlanabilir, kanıtlanabilir, ölçülebilen bir şeydir. İnanç ise hayata bakıştır. Bunun ikisini bir kefeye koyarak bir eğitim sistemi yaratmanın mantığı, eğitimi inanca dayalı bir sisteme mutlaka götürecek, çocuklarımızın bu şekilde yetiştirilmesini sağlayacaktır. Maalesef her yıl daha geriye gidiyoruz, daha da geri gideceğimizi düşünüyorum” diye belirtti.

    Zorunlu din derslerinin laik eğitimi baltalayan en önemli faktör olduğunun altını çizen Aksoy, “Her şeyden önce laik eğitimden yana olan herkes buna karşı mücadele etmelidir. Bu konuda başta Alevi kurumları olmak üzere sendikalar ve siyasi partiler samimi değiller. Neden samimi değiller? Zorunlu din derslerine karşı Alevi kurum temsilcilerinin, sosyalistlerin ya da laik eğitimden yana olduğunu söyleyen sendikaların, siyasi partilerin yöneticileri dahil kendi çocuğunun zorunlu din dersi almaması için mücadele etmiyor” diyerek eleştiride bulundu.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİNE KARŞI DİLEKÇE VERMELİYİZ”

    Alevileri başarıya götürecek olan tek şeyin zorunlu din dersine karşı dava dilekçesi vermek oluğunu vurgulayan Aksoy, “Evet basın açıklaması yapılması gereklidir, yapalım da ama karşımızdakileri sarsacak eylemlere ihtiyaç var. Bugün Türkiye’de her ilde 50 velinin dava açtığını düşünün, bu gerçekten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bizim lehimize vermiş olduğu kararı ve toplumsal duyarlılığı artıracak ve cesaretlendirecek bir şey” dedi.

    “ZORUNLU DİN DERSLERİNİN KALDIRILMASI TALEBİNİ SAHAYA YANSITMALIYIZ”

    Zorunlu din derslerinin mevcut iktidarın istediği şekilde daha da gericileştirilerek devam edeceğini belirten Aksoy, şunları kaydetti:

    “Bu konuda iyimser olamıyorum. Gördüğüm manzara bunu gösteriyor. Bunu neye dayanarak söylüyorum? Zorunlu din derslerine karşı dava açmak için PSAKD Antalya Şubesi olarak bir proje başlattık. Tüm Alevi kurumlarını sol, sosyalist siyasi partileri, laik eğitimden yana olan Veli-Der’i bu projenin içerisinde yer almasını istedik. İşin sonunda Veli -Der, Halkevleri, Tahtacılar PSAKD Antalya Şube ve Altınova Şube olmak üzere 5 tane kurum kaldı.

    Zorunlu din derslerinin kaldırılması talebini sahada ve kararlı bir şekilde halka önderlik ederek göstermek gerekiyor. Sen bunu yapacaksın ki peşinden diğer insanlar da cesaret alarak gelsinler. Çocuğum sınıfta yalnız kalıyor. Peki, aynı sınıftan 3 çocuğun muafiyet için müracaat ettiğini ve muaf olduğunu düşünsenize o çocuklar yalnız kalmayacak. O nedenle iyimser olamıyorum, üzgünüm bunları söylediğim için. Ama bu bir gerçeklik.

    Müfredat tüm derslerin dinselleştirilmesine dayanıyor ve temel sorun da burada. Bununla ilgili cesaretli olmak, önderlik yapmak gerekiyor. Bu önderlik yapılabilir mi? Şu anki gözlemlerime göre yapılacağını sanmıyorum. Çünkü Alevi kurumlarının da bunu gündemlerine aldıklarını düşünmüyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA