Etiket: cezaevi hak ihlalleri

  • Hasta mahpuslar, can vermeye devam ediyor, hükümet ise sorunu görmüyor! – VİDEO

    Hasta mahpuslar, can vermeye devam ediyor, hükümet ise sorunu görmüyor! – VİDEO

    PİRHA – CİSST çalışanı Helin Akyol, hasta mahpuslar sorununun derinleştiğine işaret ederek bugüne kadar derneklerine bin civarında başvuru yapıldığını söyledi. “Ağır hasta mahpusların hapishanelerde tutulması insan onuru açısından zedeleyicidir” diyen Akyol, ATK tarafından verilen “hastanede kalabilir” raporlarının tartışmalı olduğunu vurguladı. Akyol, hapishanelerde süre giden verem ve uyuz hastalıklarına da dikkat çekti.

    Türkiye’de yıldan yıla artan cezaevi sayısı beraberinde hukuka aykırı uygulamaları da çoğaltmakta. Cezaevi inşa etmeyi gelenek haline getiren iktidar, diğer yandan tutukluların haklarını ise törpülemekte.

    Cezaevlerinden sık sık duyulan işkence sorununun yanı sıra hasta mahpusların içerisinde olduğu durum ise en can yakıcı mesele haline geldi. İnsan hakkı örgütlerinin yıllardır dile getirdiği mesele, aynı zamanda Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin de (DEM Parti) başat gündemlerinden.

    Geçmişte HDP ile AKP Hükümeti arasındaki çözüm sürecinde de sıklıkla duyduğumuz hasta mahpuslar meselesinin, şimdiki İmralı Heyeti ile AKP-MHP Hükümeti arasında devam eden görüşmelerde de öncelikli gündem olduğu öngörülüyor. Hasta mahpuslar sorunu can almaya devam ederken süreç, temel hukuk kurallarının adeta tanınmaması yolunda ilerliyor.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) de konuya dair çalışma yürüten kurumlardan biri. CİSST, Ağır hasta mahpusların tedavi süreçleri için 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesinde değişiklik yapılması gerektiğini vurguluyor. Söz konusu 16 madde, ağır hasta mahpuslar için cezanın infazına geçici olarak ara verilmesine işaret eder. Yani 16. maddede “mahpusun tahliyesi ya da affı” vurgusu yapılmaz.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) çalışanı Helin Akyol, hasta mahpusların maruz kaldığı hukuksuzluğa dikkat çekti. Akyol, hapishanelerin hasta ve engelli mahpuslar için uygun mekanlar olmadığının özellikle altını çizdi. CİSST’in “sıfır ayrımcılık” politikasını benimsediği için bütün mahpus gruplarıyla çalıştığını belirten Helin Akyol, dernek çalışmalarına dair şu özeti geçti:

    “Politik ya da adli tutuklu ya da hükümlü gibi ayrım yok. Bütün mahpus grupları bu bağlamda CİSST’in kapsamına giriyor. Bir mahpus danışma hattımız var ve çok aktif çalışan izleme araçlarımızdan biri. Hem mahpus yakınları hem açık hapishanede bulunan mahpuslar arayabiliyor. Ayrıca avukatlar da arayabiliyor. Bunun dışında mahpuslara düzenli olarak avukat ziyaretleri de yapıyoruz. Bunların haricinde araştırmalar yapıp sıklıkla meclise soru önergeleri veriyoruz.”

    HÜKÜMETİN, İNSAN HAKKI ÖRGÜTLERİNE YAKLAŞIMI?

    Türkiye’de insan hakkı örgütlerinde faaliyet yürütenlerin sıklıkla gözaltına alınıp, tutuklandığı gerçeği de söz konusu. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Canı çıkasıca İHD” diyerek hedefe koyduğu örgütler ise hasta mahpuslar sorununun, günümüzde daha da derinleştiğine vurgu yapmakta. Helin Akyol da cezaevlerinde yaşananlara ilişkin derneklerinin hazırladığı rapor ve önerilere dair hükümetin tutumunu şu sözlerle değerlendirdi:

    “Kendimizi dinletebiliyor muyuz ya da dinliyorlar mı bunun etkisini ölçmek çok mümkün değil. Aslında soru önergeleri verdiğimizde bazen cevaplar alabiliyoruz ya da çok gündemleştirdiğimiz bir meseleyi, örneğin hapishanelerdeki elektrik faturasının ticarethane statüsünden çıkarılması gibi meselelerde bize doğrudan cevap verilmese de bazen olumlu sonuçlandığını görebiliyoruz. Kimi durumların sonuçlanmadığını da görebiliyoruz açıkçası.

    HASTA MAHPUS BAŞVURUSU BİN CİVARINDA!

    Şu anda hapishanelerdeki mahpus sayısı 400.000’i geçti. Türkiye’nin toplam kapasitesi 299.000 bu da kapasitenin yaklaşık % 34 üzerindeyiz demek. Bu kalabalığın hasta mahpuslara bir yansıması var. Tabii sadece hasta mahpuslara değil, aslında mahpusların sağlık koşullarına bir yansıması var. Bu demek oluyor ki hapishaneler kalabalıklaşıyor, kalabalık da birçok hastalığı beraberinde getiriyor. Buna nazaran personel sayısı da yetersiz hale geliyor. Örneğin mahpusun sağlık çalışanına ulaşması daha da zorlaşıyor. Bütün bunlar zaten hasta olan mahpusu ağır hasta konumuna sokarken hasta olmayan mahpusun da sağlık koşullarını ciddi şekilde tehdit ediyor. CİSST’e bu zamana kadar yaklaşık 7000 civarı mahpus temas kurmuşsa bunların bini hasta mahpustur. Bu çok ciddi bir oran. Sadece bu kurumları bilip ulaşan mahpus sayısı bu. Tahmin edersiniz ki hasta mahpus sayısı, bize ulaşandan çok çok daha yukarı.

    Gözlemimiz şu yönde; mahpuslar dışarıda tedavi olsaydı hastalıkları belki de bu kadar ilerlemezdi. Mahpusların çoğunun hastalığı içeride başlıyor ve sürekli gecikmeli tedavi şikayeti alıyoruz. Bütün mahpuslardan, ilaçlara erişemediklerini, hastane sevklerinin yapılmadığına dair şikayetler alıyoruz. Haliyle bu zaten sağlıklı bir mahpusu da hasta konumuna sokacaktır. Dışarıda bizlerin de yaşadığı çok ciddi bir sağlığa erişim sorunu var. Hastanelerden randevu alamamak çoğu zaman ilaca erişememek gibi sorunları bizler de yaşıyoruz. Bu sorunlar hapishanelerde daha da derinleşiyor. Çünkü mahpusların ekonomik durumu olmayabilir, ailesiyle teması olmayan mahpusların doğrudan dışarıdan bir ekonomik geliri de olmayabiliyor. Bazı medikal malzemeler, ameliyatlar da ücretli. Ekonomik durumunuzun olmaması durumunda bu hizmetlere erişmek mümkün olmayabiliyor. Bu noktada sürekli önleyici sağlık tedbirlerini vurguluyoruz. Hasta olduktan sonra ne yapılacağından önce aslında çözmemiz gereken şey, önleyici sağlık tedbirleridir. Mahpusu baştan hasta etmemek, hastalığı tedavi edecek koşullar tabii ki çok önemli ama mahpusu, hastalığı taşıyan süreci de durdurmak lazım. Düzenli tedaviyi sağlamak lazım.”

    “ATK, HEKİM GÖRÜŞLERİNİ YOK SAYIYOR!”

    Helin Akyol, hasta mahpuslar gündemiyle birlikte sıklıkla duyulan ‘Adli Tıp Kurumu’ meselesine de değindi. “Burada 16. maddeden bahsetmek istiyorum” diyen Akyol, şöyle devam etti:

    “Bu madde çokça yanlış biliniyor aslında. 5275 sayılı kanunda yer alıyor ve bu maddeden ağır hasta mahpuslar faydalanıyor, ‘hayatını içeride idame ettiremeyecek mahpuslar’ diye de belirtiliyor. Fakat maddeye başvurmak sırasında şöyle sorunlar oluyor; bir Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) onayından geçiliyor. ATK, Adalet Bakanlığı’na bağlı kurumlar içerisinde. Yani personel atamaları Adalet Bakanlığı tarafından yapılıyor.  Bu da aslında ATK’yi bağımsız bir kurum olmaktan çıkartıyor. Yani kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı bir durum. Bunun yerine tam teşekküllü hastane heyetlerinden alınan raporların nihai rapor sayılması gerekir. Buradaki doktorların da Mandela Kurallarına göre, bu kurallar etiği, kritikleri çerçevesinde raporları değerlendirmesi gerektiği vurgusu yapılıyor. Çünkü ağır hasta mahpuslarda şu durumla çok karşılaşıyoruz; hastane heyetinden ‘hapishanede kalamaz’ raporu alsa da ATK, ‘hapishanede kalabilir’ raporu veriyor. Basına yansıyan haberlerde görülüyor, % 90 üzerinde engeli olan bir mahpus, ‘hapishanede kalabilir’ raporu alabiliyor. Hayatını tek başına idame ettiremeyen bir mahpusun hapishanede tutulması aynı zamanda bağımsız yaşama ilkesine de aykırıdır. Örneğin bu mahpusun bakım yükümlülüğü kime kalıyor? Bu mahpuslar için çalışan ayrı bir personel de yok. Sadece R Tipi hapishanelerde hasta mahpuslar için bakım personeli bulunmakta ama zaten R Tipi sayısı mevcuttaki hasta ve engelli sayısını hiçbir şekilde sağlamıyor. Ama şunu da belirtmek istiyorum; bizler zaten R Tipi gibi engelli ya da hasta mahpusu ayrıştıran, izole eden kurumlar yerine bütün kurumların engelli ve hasta mahpuslara göre dizayn edilmesini istiyoruz.”

    “TEMİZLİK KİTİ MESELESİNDE ÇAĞRIDA BULUNMAK İSTİYORUZ”

    Helin Akyol, hasta mahpusların dışarıda tedavilerine devam etmesi gerektiğini özellikle vurguladı. Ağır hasta mahpusların hapishanelerde tutulmasının insan onuru açısından da “zedeleyici” bir durum olduğunu söyleyen Akyol, şu cümlelerle devam etti:

    “O yüzden bizim talebimiz ağır hasta mahpusların tedavilerine dışarıda devam etmesi ve hapishanelerin sağlık bakımından koşullarının bir an önce insan haklarına uygun standartlara getirilmesi. Önleyici sağlık tedbirlerinin hapishanede ciddi şekilde uygulanması gerekiyor. Örneğin bizim bir temizlik kiti kampanyamız var. Aslında yeni bir kampanyada değil, pandemi zamanında çıktı diyebilirim. Bazı bakım ve kişisel temizlik ürünlerinin kit halinde mahpusa verilmesi, devlet tarafından karşılanmasını söylüyoruz. Her yerde bunun önemini dile getiriyoruz. Ekonomik gücü olmayan ya da kantinde olmadığı için alamayan mahpuslar var. O yüzden temizlik kiti meselesinde çağrıda bulunmak istiyoruz. Temizlik kiti kampanyamızın yasal bir formata uygun hale getirilip yasaya sokulmasını talep ediyoruz.”

    Hapishanelerin hasta ve engelli mahpuslar için uygun mekanlar olmadığını söyleyen Helin Akyol, hapishanelerde doktor bulunmamasını da eleştirdi. Akyol, şunları söyledi:

    “Bu durumda ATK’nin ‘hapishanede kalabilir’ raporu verdiği ve hayatını kaybeden birçok mahpus olduğunu görüyoruz. Ya da ATK’nin tam ölümün sınırında serbest bıraktığı, çıkar çıkmaz hayatını kaybeden birçok mahpus görüyoruz. Bu mahpuslar hayatta olabilirdi. Bu zamana kadar ATK’nin değil hastane heyetlerinin verdiği raporlar baz alınsaydı, düzenli ve nitelikli tedaviye ulaşabilseydi bu mahpuslar bugün hayatta olurlardı. O yüzden daha fazla ölümün yaşanmaması için bir an önce ATK raporlarının nihai karar olarak sayılmamasını talep ediyoruz.

    Diğer bir sorunda hapishanelerde 7/24 doktor bulunmaması. Birçok hapishanede aile hekimliğine bağlı olarak gelindiği için nüfusu az hapishanelerde yarım gün ya da haftanın 2 günü doktor olabiliyor. Doktorların bu sürede bütün mahpuslara bakması mümkün olmuyor. Hasta mahpus, doktora erişemiyor, bu çok ciddi bir sorun. 1. basamak sağlık hizmetine ulaşamamaları sebebiyle hastaneye sevk de yazılmamış oluyor. Bir de doktora ulaşamamadan kaynaklı ilaçların geç yazdırılması durumu oluşuyor. Her gün düzenli ilaçlarını kullanması gereken kronik hastalar için bu durum ciddi bir hayati risk barındırıyor. Bu nedenle de hapishanelerde yaşamını yitiren mahpuslar olduğunu görüyoruz.

    Verem, uyuz gibi kronikleşmiş sorunlar da var. Uyuz öyle bir hastalık ki Osmanlı döneminde bile hapishane üzerine yazılan romanlara bakarsanız uyuzluğa dair anlatıları görürsünüz. Yıl 2025 uyuz halen hapishanelerde kronik bir sorun ve çözülmüş değil. Bu hastalık, önlemi alınamayacak bir hastalık değil. Kalabalıklaşmanın getirdiği kronik rahatsızlıklardan…”

    Eren GÜVEN – Kamber YILDIZ / İSTANBUL

  • Uyarıyoruz: Hasta tutukluları sağlık hakkından mahrum bırakmak suçtur

    Uyarıyoruz: Hasta tutukluları sağlık hakkından mahrum bırakmak suçtur

    PİRHA – TTB Merkez Konseyi, 19 Mart sonrası ülke genelinde yapılan eylemler nedeniyle tutuklananların maruz kaldığı sağlık hakkı ihlallerine değindi. Yapılan açıklamada “Suç teşkil eden, geri dönülmez kayıplara yol açabilecek uygulamalardan bir an önce vazgeçilmeli ve tutuklular sağlık hakkına kavuşturulmalıdır” denildi.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile çok sayıda belediye yöneticisinin 19 Mart’ta gözaltına alınmasıyla başlayan eylemler sonucu en az 2000 yurttaş gözaltına alınırken 300’den fazla yurttaş da tutuklandı. Tutukluların 274’ü İstanbul’da Marmara (Silivri) ile Metris cezaevlerinde tutulmakta.

    Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, tutukluların avukatlarından aldığı bilgiler doğrultusunda en az 30 kişinin ciddi sağlık sorunları olduğunu vurguladı.

    “SORUMLULARLA İLGİLİ SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMAKTAYIZ”

    Konuya ilişkin yazılı açıklama paylaşan Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi, tutuklu olan yurttaşların sağlık açısından hak ihlalleri yaşadıklarını ifade etti. Bayram tatili süresinin dokuz güne uzatılması sebebiyle cezaevlerinde sağlık hizmetlerine erişimde ciddi sorunlar yaşandığını aktaran TTB, şu açıklamayı yaptı:

    “Aynı koğuşta kalanlar arasında ateşli gribal enfeksiyon yayılmaktadır, hekime ulaşma talepleri karşılanmamaktadır. Ayrıca tutuklular arasında tüberküloz, epilepsi, astım bronşit, kalp hastalığı gibi düzenli ilaç tedavisi gerektiren kronik hastalıklar ve acil müdahale gerektiren travmaya bağlı göz hasarı ve kemiklerde kırık gibi ciddi sağlık sorunları mevcuttur. Bu hastaların gerekli muayeneleri yapılmamakta, ilaçları ya hiç verilmemekte ya da düzensiz verilmekte, müdahale gerektiren planlamaları yapılmamaktadır. Gözlüğü kırılanların gözlük ihtiyacı karşılanmamaktadır.

    Demokratik haklarını kullanırken polis şiddetine, kimyasal gazlara maruz kalan yurttaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimlerinin sağlanmaması ciddi bir suçtur. Bu konuda gerekenleri yapmayan cezaevi yöneticileri de bu suça ortak olmaktadırlar.

    İhtiyacı olan tutukluların muayenelerinin tam teşekküllü hastanelerde yapılması, ilaçlarının hızla temin edilmesi, zamanında verilmesinin sağlanması gerekmektedir. Türk Tabipleri Birliği olarak tutukluların ve gözaltındaki vatandaşlarımızın sağlık hakkı ihlallerini yakından takip etmekte, ilgili kişilerin avukatları aracılığıyla gerekli bilgi ve belgelere ulaşarak sorumlularla ilgili suç duyurusunda bulunmaktayız. Yaşanan her türlü sağlık hakkı ihlalinin tarafımıza bildirilmesi gerekli müdahalelerin zamanında yapılabilmesi için çok önemlidir.

    Gözaltı veya tutukluluk nedeniyle özgürlüğü sınırlanan her insanın sağlığından ve tüm süreçlerin insan onuruna yakışır bir tutumla yürütülmesinden İçişleri ve Adalet bakanlıkları, il ve ilçe emniyet müdürlükleri, sağlık müdürlükleri, cezaevi yöneticileri sorumludur. Suç teşkil eden, geri dönülmez kayıplara yol açabilecek uygulamalardan bir an önce vazgeçilmeli ve tutuklular sağlık hakkına kavuşturulmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Çiçek, 79 yaşındaki hasta mahpusun neden tahliye edilmediğini sordu!

    Milletvekili Çiçek, 79 yaşındaki hasta mahpusun neden tahliye edilmediğini sordu!

    PİRHA – 79 Yaşındaki Hanife Arslan, tansiyon, kemik erimesi, KOAH ve daha pek çok hastalığına rağmen cezaevinde tutuluyor. Milletvekili Cengiz Çiçek, yaşamını tek başına idame edemeyen Arslan’ın durumunu gündeme getirerek Adalet Bakanına “Hasta mahpuslara karşı uygulanan düşman infaz hukukunu daha ne zamana kadar sürdüreceksiniz?” sorusunu yöneltti.

    Türkiye hapishanelerinde yaşanan hak ihlalleri günden güne artıyor. Temel insan haklarının yok sayıldığı, yaşamlarını tek başına idame edemeyecek çok sayıda mahpus, hapishanelerde tutulmaya devam ediyor. Ağır hasta mahpuslar tahliye edilmemekte ve sağlığa erişim hakları hapishane yönetimlerinin keyfi uygulamaları veya Adli Tıp Kurumu kararlarıyla engelleniyor.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre; Türkiye hapishanelerinde 651’i ağır olmak üzere toplam 1517 hasta mahpus bulunuyor.

    79 YAŞINDAKİ HASTA MAHPUSA KEYFİ TAHLİYE ENGELİ!

    Sağlık sorunlarına ve ileri yaşına rağmen hapishanelerde tutulan mahpuslardan biri de Hanife Arslan. Van T Tipi Hapishanesi’nde tutulan 79 yaşındaki hasta mahpusun sağlık durumunun giderek ağırlaştığı ifade ediliyor. Arslan’ın tansiyon, kemik erimesi, KOAH ve daha pek çok hastalığının olduğuna vurgu yapılıyor. Hanife Arslan’ın ayrıca Bilateral dizde 4. seviye artrozu olduğu, en ileri seviye “kireçlenmeden” dolayı yataktan kalkmak, hastaneye gitme durumlarında dahi son derece şiddetli ağrılara maruz kaldığı belirtiliyor.

    Arslan’ın, ortopedi muayenesinde tespit edildiği üzere eklem sertliği ve hareket kısıtlılığı mevcut olup desteksiz yürümesi de mümkün değil. İki dizinden ameliyat olması gereken Hanife Arslan, dizlerindeki ağrılar nedeniyle yere düşerek dişlerinin kırıldığı ve aylarca diş tedavisi gerçekleştirilmediği bilgisi paylaşıldı.

    “DÜŞMAN İNFAZ HUKUKU!”

    Dem Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek de Arslan’ın durumuna dikkat çekti. Arslan’ın hapishane koşullarında tutulmasının yaşam hakkına, sağlık hakkına ve insan onurunun korunmasına aykırı olduğu vurgulayan Çiçek, konuyu Meclis gündemine de getirdi.

    Cengiz Çiçek, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç tarafından cevaplandırılması talebiyle şu soruları da yöneltti:

    “Hanife Arslan, en son hangi tarihte revire/hastaneye götürülmüştür? Hangi tahlil ve tetkikler yapılmıştır? Şu anki sağlık durumu nasıldır?

    Birçok kronik hastalığı bulunan 79 yaşındaki Hanife Arslan’ın infaz ertelemesinin koşulları mevcutken halen hapishanede tutulmasının sebebi nedir?

    Hapishanede yaşamını idame ettirmekte zorlanan, tek başına ihtiyaçlarını karşılayamayan hasta mahpus Hanife Arslan’ın serbest bırakılması ve tedaviye erişiminin sağlanması için bir girişiminiz olacak mıdır?

    Hasta mahpuslara karşı uygulanan düşman infaz hukukunu daha ne zamana kadar sürdüreceksiniz? Hapishane koşulları ve uygulamaları dolayısıyla yaşamı tehdit altında olan hasta mahpuslardan kim sorumlu tutulacaktır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Kordu, cezaevlerindeki haksız infaz yakmaları meclis gündemine taşıdı

    Kordu, cezaevlerindeki haksız infaz yakmaları meclis gündemine taşıdı

    PİRHA- HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu, cezaevlerindeki hak ihlallerini bir soru önergesi ile TBMM gündemine taşıdı ve neredeyse tüm cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini ilişkin etkin bir çalışma yapılmamasının gerekçesini sordu. Kordu, “Türkiye’de cezaevleri adeta insan hakları ihlallerinin uygulama merkezine dönüştürülmüş, mahpuslar en temel haklarını bile kullanamaz hale getirilmişlerdir. Bu hak ihlallerinin başında ise infaz yakmalar gelmektedir.” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, cezaevlerindeki hak ihlalleri ile keyfi ve hukuksuz infaz yakmaları bir soru önergesi ile TBMM gündemine taşıdı ve neredeyse tüm cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini ilişkin etkin bir çalışma yapılmamasının gerekçesini sordu.

    “DİSİPLİN CEZALARI SEBEBİYLE İNFAZLAR YAKILIYOR”

    Türkiye cezaevlerinde; temel hakların askıya alındığını, keyfiliğin hâkim olduğunu, haksız uygulamaların ve hak ihlallerine ilişkin yeterli denetimin sağlanamadığını, keyfi ve hukuksuz infaz yakmaların sistematikleştiğini belirten Ayten Kordu, “Son olarak Özgürlük için Hukukçular Derneği Amed Şubesi Hapishane Komisyonu ve Diyarbakır Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Yardımlaşma Derneği’ne gelen başvurular sonucu mahpuslar ile yapılan görüşmeler ve mahpusların avukatlarından edinilen bilgiler sonucunda; Diyarbakır, Gaziantep, Elazığ, Erzincan, Erzurum illerinde toplam 13 hapishanede disiplin cezaları gerekçesiyle infazı yakılan 5 mahpus, idare ve gözlem kurullarının ‘iyi halli olmadığı’na ilişkin değerlendirme kararları ile koşullu salıverilme hakkı defalarca ertelenen 28 mahpusun tahliye sürelerinin uzatılma gerekçelerine ilişkin rapor söz konusu hak ihalelerini açıkça ortaya koymaktadır” dedi.

    “HAK İHLALLERİNİN BAŞINDA İNFAZ YAKMALAR GELİYOR”

    Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin önlenmesi ve incelenmesi amacıyla bir Araştırma Komisyonu kurulması gerektiğini ifade eden Kordu, Anayasa’nın 98’inci, içtüzüğün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını talep etti.

    İnsan hakları ihlallerinin en sık ve yoğun yaşandığı yerlerin başında cezaevlerinin geldiğini belirten Kordu, “Uzunca bir süredir Türkiye’de cezaevleri adeta insan hakları ihlallerinin uygulama merkezine dönüştürülmüş, mahpuslar en temel haklarını bile kullanamaz hale getirilmişlerdir. Bu hak ihlallerinin başında ise infaz yakmalar gelmektedir. İnfaz yakma mahkemelerin verdikleri cezaların içerisinde mahpuslara yönelik ayrı bir cezalandırma yöntemi olarak uygulanmaktadır” dedi.

    “NİYET OKUMASI YAPILARAK İNFAZ SÜRELERİ YAKILIYOR”

    Dersim Milletvekili Ayten Kordu, konuyla ilgili şunları kayda geçirdi:

    “1 Ocak 2021’den itibaren uygulamaya başlanan ‘iyi hal’ tespitinde, koşullu salıverme şartları oluşmuş mahpuslar cezaevi personelin içerisinde yer aldığı idare ve gözlem kurulunca değerlendirmeye tutulmakta, idare ve gözlem kurullarının keyfi raporlarıyla iyi hal sayılmadığı için koşullu salıverme haklarından yararlanamamaktadırlar.  Bu uygulama aynı zamanda mahpusların denetimli serbestlik ve açık cezaevine geçme haklarından yararlanmalarının da önüne geçmektedir.

    Cezaevi İdare ve Gözlem Kurullarının ‘yargılama mekanizmaları’ gibi hareket ederek “Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını doğrudan etkileyen ‘iyi hal’ kavramı bu kurulların keyfi yaklaşımlarına bırakılmaktadır.

    Genel olarak mahpuslara “Pişman mısın?”, “Çıktıktan sonra örgütsel faaliyete katılacak mısın?”, “Neden tarafsız koğuşa geçmedin?”, “İçinde bulunduğun yapıyı terör örgütü olarak görüyor musun?”, “Dışarı çıkınca ne yapacaksın?”, “Ailenden herhangi birinin örgüt üyeliğinden dosyası var mı?”, “Ailenle aran nasıl? Tekrar aynı suçu işleyecek misin?” şeklinde sorularla zorla beyan alınarak ve niyet okuması yapılarak infaz süreleri yakılmaktadır”

    PİRHA/DERSİM

     

  • 29 yıllık hasta tutuklu için ‘acil tahliye’ çağrısı

    29 yıllık hasta tutuklu için ‘acil tahliye’ çağrısı

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 455. hafta eyleminde 29 yıldır tutuklu olan Selma Esmer’in durumuna dikkat çekti. Ağır hastalıkları olan Eser’in birçok ameliyata rağmen iyileşme göstermediği ifade edilirken, acil tahliye çağrısı yapıldı.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 455. hafta eylemlerini İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde yaptı. Yapılan açıklamaya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü yöneticilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    “Tedavi haktır engellenemez. Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” yazılı pankartın açıldığı eylemde, Afyon 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Selman Esmer’in durumuna dikkat çekildi.

    Basın açıklamasını İHD Ankara Şubesi Eşbaşkanı Sevil Turgut okudu. Selma Esmer’in 29 yıldır tutuklu olduğunu ve mesane ile prostat hastalıklarının bulunduğunu söyleyen Sevil Turgut, şu açıklamayı yaptı:

    “Selma Esmer, 7 Eylül 2022 tarihinde durumunun ağırlaşması ile Afyon Devlet Hastanesine acilen kaldırılmıştır. Yapılan tetkiklerde prostatının aşırı büyüdüğü tespit edilmiş, sonda takılarak ileriki günlerde üroloji bölümüne götürülmek üzere sevkinin yapılarak cezaevine getirilmiştir. 10 gün sonra üroloji bölümüne götürülmüş, yapılan tetkikler sonucunda ‘ameliyat olması gerektiği’ söylenmiştir. Kabul etmesi üzerine Afyon Araştırma Hastanesi’ne sevki yapılmış, burada da kan ve idrar tahlilleri yeniden yapılmış, ultrason çekilmiş, ameliyat olması gerektiği söylenmiş, ameliyata uygun olup olmadığının belirlenmesi için anesteziye girmiş ve ameliyat olabileceğine dair evrak imzalamıştır. Bunun üzerine ‘biyopsi yapılması gerektiği’ söylenmiş, yapılan biyopsi sonuçlarında ‘kanser belirtisi olmadığı, prostatın iyi huylu olduğu bu nedenle bir aylık ilaç tedavisi sonrası durumun tekrar değerlendirileceği’ söylenmiş ve bir ay boyunca kendisine verilen ilacı kullanmıştır. Bir aylık ilaç kullanma süresi dolunca 31 Ocak’ta hastaneye gitmiş, sondası çıkartılmış, bir saat gözlem altında tutulmuş, bu süre içinde idrarını yapabilmiş ancak cezaevine geldikten sonra durumu ağırlaşmıştır. Tekrar hastaneye götürülmüş, acil bir biçimde yapılan tahliller sonucunda ‘aşırı enfeksiyon kaptığı’ söylenerek, tekrar sonda takılarak hapishaneye geri gönderilmiştir. Ancak yine ameliyat edilmemiştir.

    AMELİYAT ESNASINDA MAKİNA BOZULMUŞ!

    Kendisini ameliyat eden ya da bilgi verecek başka bir doktorla görüşme talepleri de tüm ısrarlarına rağmen kabul edilmemiştir. Bağlı bulunduğu sondanın 2 gün sonra çıkarılacağı söylenmiş ve 2 gün sonra sondanın çıkarılması için hastaneye gitmiş, hapishaneye geri götürülmüştür. Sondanın çıkarıldığı gün acılar içinde kalmış, idrarını yapmamış ve böbreklerinin şiştiğini hissetmiştir. O gece acile gitmek zorunda kalmış ve sonra tekrar sonda takılmıştır. Sevki yapılıp hastaneye götürüldüğünde ameliyatı yapan doktor tarafından ‘Biz ameliyatı tam yapamadık, ancak yüzde 60’ını yapabildik. Makine bozulduğundan ameliyatta hedeflediğimiz yüzde 75’i yapamadık’ denilmiştir. Bu durumu ancak ameliyatından bir hafta sonra öğrenebilmiştir. İkinci kez ameliyat olması gerektiğinden tekrar 13 Nisan tarihinde ameliyat edilmiştir. Ameliyat sonrasında takılan sonda çıkarılmış ve yaklaşık 2 haftadır da hala durumu belirsizliğini korumaktadır ve gözlem altındadır.

    Selman Esmer’in tedavileri tam ve eksiksiz olarak yapılmalıdır. Ağır hastalıklarından kaynaklı olarak da ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda tedavisinin yapılabilmesi için tahliyesi sağlanmalıdır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • 30 Yıllık mahpus Süsin için çağrı: Hapishanede yaşamını devam ettiremeyeceği açıktır!

    30 Yıllık mahpus Süsin için çağrı: Hapishanede yaşamını devam ettiremeyeceği açıktır!

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 30 yıldır tutuklu olan hasta mahpus Mehmet Emin Süsin’in durumuna işaret ederek tahliyesini talep etti.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 449’uncu hafta eyleminde bir kez daha hasta tutukluların durumuna dikkat çekti.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde yapılan basın açıklamasında “Tedavi haktır engellenemez, hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartı açıldı.

    Yapılan basın açıklamasına Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Ankara 1’inci bölge milletvekili adayları Ali Özkan, Ercan Sadık İpekçi, Sıla Altun, Çağdaş Sinan Küpeli, Zişan Kürüm Yılmaz, Mehmet Akın Atauz, Hatice Gözen, Bülent Kaya, Erol Akkuş Ve Ufuk Özel’de katıldı.

    449’ncu hafta eyleminde Giresun Espiye L Tipi Cezaevi’nde tutuklu olan Mehmet Emin Süsin’in durumuna dikkat çekildi.

    İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu Eş sözcüsü Nuray Çevirmen, 30 yıldır mahpus olan Mehmet Emin Süsin’in, uzun hapislik süresi boyunca kötü koşullardan kaynaklı pek çok hastalık yaşadığına dikkat çekti.

    TEK BAŞINA İHTİYAÇLARINI KARŞILAYAMIYOR”

    Çok sayıda cezaevinde tutulan Süsin’in son olarak Giresun/Espiye L Tipi Hapishanesine getirildiğini belirten Çevirmen, şu açıklamayı yaptı:

    “Mehmet Emin Süsin, hipertansiyon hastasıdır. Ayrıca şeker hastasıdır ve bu hastalığından dolayı fiziksel engeller meydana gelmiştir. Hastalıklarına bağlı olarak neredeyse tüm dişleri dökülmüş durumda ve bundan kaynaklı olarak beslenmede sorun yaşıyor. Şeker hastası olmasına rağmen sıvı gıdalarla beslenmek zorunda kalmıştır. Bu hastalıklarının yanı sıra kalp hastasıdır.

    Mehmet Emin Süsin, tek başına ihtiyaçlarını karşılayamıyor ve arkadaşlarının desteği ile yaşamını devam ettirebiliyor. Aile görüşüne ve telefona ancak koluna girilerek ve yürüteç desteği ile çıkabilecek duruma gelmiştir. Daha önce hastalıkları nedeni ile 2017-18 yılları arası Giresun Devlet Hastanesinde sağlık kuruluna çıkarılmış ancak heyet oy çoğunluğuyla cezaevinde kalabilir raporu verdiği için tahliye edilmemiş ve durumu her gün daha da kötüleşmiştir. 2020 yılında yapılan avukat görüşünde de sonraki süreçlerde de Adli Tıp Kurumuna sevk için başvuru yaptığını, hastaneye gidişlerde dar ve havasız ring araçlarında saatlerce elleri kelepçeli bir şekilde yolculuk ettiğini, yolculuk sırasında nefes dahi alamadığını bu sebeple rapor almak için ATK kurumuna gitmek istemediğini aktarmıştır.

    Ayrıca ailesinden çok uzak olan hapishanede tutulmasından kaynaklı olarak aile ziyaretleri gerçekleştirilemiyor ve bu durum da ayrıca hem aile bireyleri hem de hasta mahpus üzerinden olumsuz bir duruma ve tahribata neden olmaktadır. 30 yılını doldurmasına 6 ay kalan Mehmet Emin Süsin’in hapishanede yaşamını devam ettiremeyeceği açıktır.

    Mehmet Emin Süsin’in hastalıklarından kaynaklı olarak acil olarak tahliyesinin gerçekleştirilmesi ve tedavisine ailesinin yanında sağlıklı koşullarda devam edilmesi gerekmektedir. 30 yılını tamamlamasına zaten 6 ay kalmış olan mahpusun, hapishanede kaldığı her gün durumunun geri dönülemeyecek duruma gelmesi demektir. Yaşam hakkının korunması için Mehmet Emin Süsin acil olarak tahliye edilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hayati risk taşıyan mahpus Emin Gurban’ı kelepçeli halde sürgün ettiler!

    Hayati risk taşıyan mahpus Emin Gurban’ı kelepçeli halde sürgün ettiler!

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, yaptığı basın açıklamasında hayati tehlikesi olan Emin Gurban’ın, kelepçeli halde başka bir hapishaneye sürgün edildiğini ve kronik rahatsızlıklarına karşın cezaevi yönetiminin duyarsız kaldığını ifade etti. 

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, cezaevlerindeki hasta tutukluların durumuna dikkat çekmeye devam ediyor. 433 haftadır konuya ilişkin basın açıklaması yapan inisiyatif üyeleri, bu hafta da Ankara’da sokaktaydı.

    Yüksel Caddesi’nde yapılan basın açıklamasını İnsan Hakları Derneği (İHD) yöneticilerinden Nuray Çevirmen okudu. İHD’nin tespiti doğrultusunda hapishanelerde 651’ü ağır olmak üzere 1517 hasta mahpus bulunduğunu aktaran Çevirmen, 2022 yılı başından bu yana hapishanelerde 76 kişinin yaşamını kaybettiğini de söyledi. Cezaevlerindeki bu kayıpların 35’inin hastalıklar nedeniyle olduğunun altını çizen Çevirmen, devletin, yaşam hakkını korumak zorunda olduğuna da vurgu yaptı.

    “ELİ KELEPÇELİ ŞEKİLDE 8 SAAT YOLCULUK”

    1. Hafta eyleminde Ereğli Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpus Emin Gurban’ın durumu aktarıldı.

    Nuray Çevirmen, Gurban’ın 26 yıldan fazla bir süredir hapishanede olduğu bilgisini vererek “Uzun süreli hapislik koşullarından kaynaklı olarak birçok hastalık meydana gelmiştir. Mide kanseri taşıma riski bulunmakta ve alerjik bir bünyeye sahiptir. 2018 yılında safra kesesi ameliyatı geçirmiştir ve ailesine zamanında haber verilmemiştir. Bu yıl Eylül ayında İzmit Seka Devlet Hastanesinde göz muayenesi sonucu presbiyopi teşhisi konulmuştur. Tansiyon hastasıdır ve diyetle beslenmesi gerekmektedir” dedi.

    Nuray Çevirmen, Gurban’ın yapılan tetkikler sonucunda boyundan beyine giden ana damarlarında tıkanıklık olduğu, beyincik bölümünde %60 oranında hasar oluştuğu tespitini de aktardı. Çevirmen, Gurban için verilen raporda, hastanın kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olduğu, sürekli ve yakın bakım gerektirmesinden dolayı refakatçiye ihtiyacı olduğu bilgisini paylaşarak şu açıklamayı yaptı:

    “Hastaneye yatışı yapıldıktan bir gün sonra ailesine haber verilmiştir. Ailesi refakatçi talebinde bulunmuş, bu talep reddedilmiş, yoğun çabalar sonucu izin verilmiş ancak güvenlik tarafından ailesinin bazı zamanlar girmesine izin verilmiş bazı zamanlarda ise refakatçi izni olmasına rağmen hastanın yanına alınmamıştır.

    Hastanede ilaç tedavisi yapılmış ve ileri bir tarihte tekrar kontrole gelmesi gerektiği ve düzelmenin olmaması durumunda Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne sevk edileceği söylenmiş ve 12 Aralık 2022 tarihinde yeniden Kocaeli Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiştir. 16 Aralık 2022 tarihinde ailesine ve avukatlarına haber verilmeden, ağır hasta olmasına rağmen ve tedavisi yarım bıraktırılarak Ereğli Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishanesine sürgün edilmiştir. Ereğli’ye askeri ambulans ile sedyeye yatırılmış vaziyette ve bir eli kelepçeli bu şekilde yaklaşık 8 saat yolculuk yaptırılarak getirilmiştir.

    Ereğli Yüksek Güvenlikli Hapishanesinde avukatla yapılan görüşünde; Ereğli’ye sevk edileceği zaman idareye sözlü olarak, ‘hayati tehlikesinin bulunduğunu, kendi ihtiyaçlarını gideremeyecek derecede sağlık sorunları olduğunu, tedavi tamamlandıktan sonra sevk işlemlerinin yapılmasını’ ifade ettiğini ancak yönetimin kabul etmediğini aktarmıştır. Ereğli’de 19 Aralık 2022 tarihinde hastaneye sevk edildiğini ancak hastalığı ile ilgili herhangi bir tedavi yapılmadığını, yalnızca darp-cebir raporu düzenlendiğini ve geri getirildiğini, kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olduğunu, ayakta durmakta zorlandığını, temizlik ve gıda gibi temel ihtiyaçlarını gideremediğini bu nedenle 3 kişilik koğuşa alınması ve mutlaka koğuş arkadaşı olması gerektiğini, bu husus ile ilgili cezaevi yönetimine sözlü başvuru yaptığını, 22.12.2022 tarihinde cezaevi doktoru ile görüştürüleceğini, cezaevi doktoru tarafından hastaneye sevki sağlandıktan sonra alınacak olan hastane raporu doğrultusunda bu talep ile ilgili değerlendirmenin yapılacağının kendisine söylendiğini aktarmıştır.

    Emin Gurban’ın hayati tehlikesi olan hastalıkların kaynaklı olarak diyet yemekleri verilmeli ve hızlıca tekli odadan alınıp daha kalabalık bir odada kalması sağlanmalıdır. Bu süreç devam ederken Adli Tıp Kurumuna sevki sağlanmalı ve ailesinin yanında daha iyi koşullarda tedavisinin yapılabilmesi için bir an önce infazı ertelenmedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Hapishanede kalamayacak durumda olanların tahliyesi sağlanmalı’

    ‘Hapishanede kalamayacak durumda olanların tahliyesi sağlanmalı’

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 432. Hafta basın açıklamasında Yozgat 1 Nolu T Tipinde tutulan hasta mahpusların durumuna dikkat çekti.

    Cezaevlerinde tutulmaya devam eden hasta mahpusların durumu ciddiyetini koruyor.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 432. Hafta basın açıklamasında bir kez daha cezaevlerindeki ihlallere dikkat çekti. Sakarya Caddesinde yapılan basın açıklamasında Yozgat 1 Nolu T Tipinde tutulan hasta mahpusların durumu aktarıldı.

    “MAHPUSLARIN, AİLELERİNDEN UZAK YERLERE SEVK EDİLMELERİNDEN VAZGEÇİLMELİ”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube Yöneticisi İhsan Seylan’ın okuduğu basın açıklamasında İHD olarak hapishanelerde 651’İ ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun tespit edildiği bilgisi verildi. Ağır hasta mahpusların infazları ertelenmediği için yaşamlarını yitirdiğini söyleyen Seylan şu açıklamayı yaptı:

    “Bu hafta yeni açılan hapishanelerden biri olan Yozgat 1 Nolu T Tipinde tutulan hasta mahpusların durumunu aktarmak istiyoruz. Durumu ağır olan mahpuslar hem sağlık imkanlarından mahrum kalıyorlar hem de ailelerinde uzak yerlerde tutuluyorlar.

    Mahpuslar tarafından verilen bilgilere göre;

    Feyzi Ayzit, 56 yaşında ve hapishanelerde 30 yılını doldurdu. Cezası bir yılın altına düşmüştür. Uzun yıllar cezaevlerinde kalmasından dolayı kimi sağlık problemleri yaşamaktadır. Karaciğer hastalığı bulunmaktadır. Hepatit-B Hastasıdır. Hastalıklarına dair raporları mevcuttur.

    Selim Acar, 47 yaşındadır ve yaklaşık 27 yıldır cezaevindedir. Selim Acar’ın da uzun yıllar hapislik koşullarından kaynaklı meydana gelen hastalıkları bulunmaktadır. Öne çıkan hastalıklarından, mide ülseri ve diyabet hastalığı ileri derecededir. Ayrıca bel fıtığı, eklem romatizması rahatsızlığı, tansiyon ve faranjit gibi hastalıkları bulunmaktadır. Hastalıklarına dair raporları mevcuttur.

    Mehmet Nuri Tiryaki, 60 yaşındadır ve yaklaşık 28 yıldır cezaevindedir. İleri derecede tansiyon ve şeker hastalıkları bulunmaktadır. Hastalıklarına dair raporları mevcuttur.

    Hakan Abi, 34 yaşındadır. Yüz felci geçirdi ve sağ kolunda da tümör bulunuyor. Hastalıklarına dair raporları mevcuttur.

    Kaya Şenel 16.05.2022 tarihinde Samsun T Tipi cezaevinden tam ameliyat olacağı hafta Yozgat t Tipi cezaevine gönderilmiştir. Bu nedenle tedavisi yarım kalmıştır. İki defa Samsun’da mesane ameliyatı olmuş, 3. ameliyatını olacağı hafta bu kuruma gönderilmiştir. Buradan Samsun Fakülte Hastanesine gidip gelmektedir. Mesane pili takılmıştır. Tedavinin sayılı yerlerde olduğunu ancak bulunduğu yerde durumunun zorlaştığını aktarmıştır.

    Hasta mahpusların tedavileri sağlanmalı, ailelerinden uzak yerlere sevk edilmelerinden vazgeçilmelidir. Tedavisi gördükleri yerlerden başka cezaevlerine sevk edilerek tedavileri aksatılan mahpusların, tam teşekküllü olan yerlerde tutulmaları sağlanmalı ve hapishanede kalamayacak durumda olanların da tahliyesi sağlanmalıdır.

    Bizler; Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 432. Haftada, Hasta Mahpusların durumlarını dile getirdik. Mahpusların yaşamış olduğu tüm sorunlar, kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar taleplerimizi dile getirmeye ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Yıldırım Demir’in ameliyat sevki çıktı ancak cezaevi yönetimi hastaneye götürmüyor’

    ‘Yıldırım Demir’in ameliyat sevki çıktı ancak cezaevi yönetimi hastaneye götürmüyor’

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, Bolu Cezaevinde tutulan Yıldırım Demir’in acil yapılması gereken ameliyatına dikkat çekti. “Sağ gözü %95 seviyesinde görmüyor. Acil ameliyat olması için sevki çıktı ancak hastaneye götürülmüyor” uyarısı yapılarak, ameliyat edilmezse Demir’in gözünü kaybedebileceği belirtildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi üyeleri, eylemlerinin 422’nci haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde bir araya geldi. “Tedavi Haktır Engellenemez ve Hasta Mahpuslar Serbest Bırakılsın” pankartını açan inisiyatif üyeleri, bu hafta Bolu F Tipi Cezaevi’nde tutulan Yıldırım Demir’in durumuna dikkat çekti.

    AMELİYAT İÇİN HASTANEYE GÖTÜRÜLMÜYOR!

    422. Hafta basın açıklamasını okuyan İHD Ankara Şubesi Hapishane Komisyonu Üyesi Av. Ümit Can Akbulut, Demir’in 1996 yılından beri cezaevinde olduğunu ve birçok sağlık sorunu yaşadığını aktardı. Akbulut, mahpus Yıldırım Demir’in gözlerindeki hastalığın ciddi boyutta olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Sağ gözü %95 seviyesinde görmüyor ve tedavinin olmadığı söylenmiş. Sol gözden 3 yıl önce katarakt ameliyatı olmuş, sol göz merceğinde kirlenme olduğu için doktor tarafından lazerle temizlenmesi gerektiğini belirtmiş, daha sonra kontrole gittiğinde başka bir doktor tarafından ‘gerek yoktur’ denilerek geri gönderilmiştir. Her kontrole gittiğinde suni gözyaşı damlası verilerek hapishaneye geri gönderilmektedir. Bugüne kadar göz için toplam 6 kez anjiyo olmuştur. Son olarak ailesinin vermiş olduğu bilgiye göre; kendi yaşamını idame ettirmekte güçlük çektiği, Ankara’ya acil ameliyat olması için sevkinin çıktığı, ameliyat edilmezse gözünü kaybedebileceği, ilaçlarının ücretli olduğu, kabul etmesine rağmen ameliyat için götürülmediği aktarılmıştır.

    Göz hastalıklarının dışında; kronik bronşit hastalığı, midesinde reflü, gastrit ve ülser var. İki kez mide kanaması geçirmiş, bu hastalığı için diyet yazılmış ancak kendisine verilen yiyeceklerin besin değeri çok düşük ve yenilemeyecek durumdadır. İrritabl bağırsak sendromu hastalığıyla iç hemoroid rahatsızlığı bulunmaktadır. Her iki dizinde menüsküs yırtığı var. Prostat hastasıdır ve genelde PSA testlerinde değerleri yüksek çıkıyor. Şimdiye kadar üç kez biyopsi yapılmış, 6-7 yıldır günlük ilaç kullanıyor. Kulaklarda vertigo, çınlama ve işitme kaybı var. Boyun fıtığı var ve ameliyat için Bolu’dan Ankara Numune hastanesine sevk edildiğinde, Numune Hastanesindeki doktor tarafından “ameliyattan sonra felç kalırsın” denildiği için ameliyat olmadan hapishaneye tekrar geri dönmüştür. Boyun fıtığı nedeniyle sürekli olarak kolları uyuşuyor, şiddetli sırt ağrıları çekiyor. Ayrıca sinüzit ve kronik baş ağrıları da devam ediyor. 3 yıl önce uyku apnesi için hastaneye yatırılarak test randevusu ve yine aynı şekilde diş eti doku nakli içinde randevu verilmiş ancak tedavileri yapılmadan geçici ilaçlar verilip geri gönderiliyor. 2016 yılında Nevşehir Devlet Hastanesi, %41 engelli raporu vererek İstanbul Adli Tıp Kurumuna sevk etmiş ve ATK tarafından tarafından “Cezaevinde kalabilir” raporu verilmiştir. Şu anda yaşadığı sorunlara dair tekrar gönderilmemiştir.

    Yıldırım Demir’in acil yapılması gereken ameliyatı için sevki gerçekleştirilmeli ve bu süreçte hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek düzeyde hastalıkları için Adli Tıp Kurumuna tekrar sevki yapılmalı ve daha sağlıklı koşullarda tedavilerinin yapılması için tahliyesi sağlanmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutuklu Rıdvan Yusufoğlu için tahliye talebinde bulundu

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutuklu Rıdvan Yusufoğlu için tahliye talebinde bulundu

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 420. Hafta basın açıklamasında Ülseratif Kolit hastalığı dışında varis, bel fıtığı, mide rahatsızlığı ile uyku apnesi hastalıkları olan Rıdvan Yusufoğlu’nun durumuna dikkat çekerek tahliye talebinde bulundu.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hapishanelerde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun durumuna dikkat çekmek için bir kez daha sokağa çıktı.

    Ankara’da yapılan 420. Hafta basın açıklamasında hasta mahpusların yaşamış olduğu sorunlar dile getirildi. Mahpusların, sağlığa erişim hakları önündeki engellerin günden güne arttığına vurgu yapan Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, cezaevinde tutulanların adeta ağır bir yaşam savaşı verdiğini söyledi.

    “YAŞAM HAKKINI KORUMAK, DEVLETİN SORUMLULUĞUNDADIR”

    420. Hafta basın açıklamasını okuyan İHD Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi İhsan Seylan, 2022 yılı başından bu yana 27’si hastalıkları nedeniyle olmak üzere 55 mahpusun yaşamını kaybettiği bilgisini paylaştı. Seylan, “Unutulmamalıdır ki hapishanelerde yaşanan tüm ölümler önlenebilir ölümlerdir ve yaşam hakkını korumak, devletin sorumluluğundadır” diye de ekledi.

    “GEREKLİ TEDAVİLERİ YAPILAMIYOR”

    Bu hafta Patnos L Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan hasta mahpuslardan Rıdvan Yusufoğlu’nun durumunu aktaran İhsan Seylan, şu bilgileri paylaştı:

    “İlk olarak Nisan 1992 yılında, henüz 16 yaşındayken gözaltına alındı. İki yıl sonra 1994’te tekrar gözaltına alındı ve çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak müebbet cezası verildi. 46 Yaşında olan Rıdvan Yusufoğlu bu 28 yıllık süre zarfında Şırnak, Tokat, Adana, Mardin ve Diyarbakır’daki cezaevlerinde tutulmuş ve şu anda da Patnos L Tipi Kapalı Cezaevinde bulunuyor.

    Rıdvan Yusufoğlu’na yaklaşık 17 yıl önce Ülseratif Kolit tanısı konulmuştur. Hastalığı için zaruri olan iltihap önleyici Salofalk ilacı alımında zorluk yaşıyor. Mevcut durumdan kaynaklı olan tedavisinin yapılabilmesi için Gastroenteroloji bölümü bulunan Diyarbakır ve Van’a sevk edilmesi için defalarca ilgili kurumlara başvuru yapılmasına rağmen bu talebe olumlu yanıt verilmemiştir.

    Avukatı tarafından 23 Ağustos 2022’de kurumumuza yapılan başvuruda; Patnos’ta Gastroenteroloji bölümü olmadığından tedavi için Van’a götürülmesi gerektiği ancak sevk talebinin karşılanmadığını, geçen hafta da Patnos’ta Hastaneye Göğüs Polikliniğinde uyku testi yaptırması için götürüldüğünü ancak bu test için de Van’a sevk edilmesinin gerektiğini ancak iki hastalık için de Van’a sevklerinin yapılmadığını aktarmıştır. 5 Eylül 2022’de de mide ve bağırsak sorunları nedeniyle Patnos Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı, yalnızca serum verildikten sonra yeniden cezaevine götürüldüğü ve tedavisinin tam olarak yapılabilmesi için Van’a sevkinin yapılmadığı öğrenilmiştir.

    Rıdvan Yusufoğlu’nun Ülseratif Kolit hastalığı dışında varis, bel fıtığı, mide rahatsızlığı ile uyku apnesi (uyku esnasında solunumun durması ve boğulma) gibi hastalıkları bulunuyor ve bu hastalıkları ile ilgili olarak gerekli tedavileri yapılamıyor.

    Rıdvan Yusufoğlu’nun tetkik ve tedavileri için geciken sevkleri bir an önce yapılmalı. Sürekli olarak yaşamını zorlaştıran ve risk teşkil eden hastalığı için Gastroenteroloji Bölümün bulunduğu büyükşehirlerdeki hastanelerin olduğu bir cezaevine sevk talebinin acilen karşılanmasını ve bu süre içinde heyet raporlarının aldırılarak ailesinin yanında tedavisinin yapılabilmesi için tahliye edilmesini talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • İHD, ‘Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nu açıkladı: Hayretler içindeyiz-VİDEO

    İHD, ‘Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nu açıkladı: Hayretler içindeyiz-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği, “Türkiye hapishanelerinde hak izleme raporu’nu açıkladı. İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, “Öylesine hapishaneler yapılmış ki bizler de hayretler içerisinde kalıyoruz” diyerek tecrit ve işkence vakalarına dikkat çekti.

    İnsan Hakları Derneği, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dair bir kez daha dikkat çekti. Tüm İHD şubelerinden gelen bilgiler Merkezi Hapishaneler Komisyonu tarafından toplanarak ‘Türkiye hapishanelerinde hak izleme raporu 2021’ başlığı ile kamuoyuna açıklandı.

    İHD Genel Merkezinde yapılan açıklamada konuşan İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, hapishanelerde tecridin devam ettiğini söyledi. Türkdoğan, “Öylesine hapishaneler yapılmış ki bizler de hayretler içerisinde kalıyoruz” diyerek Cezaevleri koşullarına dair şu bilgileri paylaştı.

    “Son dönem yüksek güvenlikli hapishane diye bir model yapıldı şu anda bunların sayısı da giderek artıyor. Mahsun kaldığı O da veya hücre onun havalandırması dahi yok. Gerçekten bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Bu şekilde kimse orada uzun süre yaşayamaz. Ama bir de İmralı hapishanesi diye bir hapishane var ki tecrit kelimesi az gelir izolasyon demek daha doğru. İmralı hapishanesinde tutulan Abdullah Öcalan ve diğer mahsusların infaz kanunundan kaynaklanan aileleri ve avukatları ile görüşme hakları var o hakkın kullandırılması gerekir.
    2019 yılından sonra sürekli görüş yasakları kararı alınıyor. Hakikaten bu kara mizah gibi bir şey. Ayrımsız olarak herkesin haklarından yararlanması gerekir Elbette ki Abdullah Öcalan’ın politik pozisyonu çok farklıdır ancak bu pozisyonlardan önce herkesin dokunulamayacak hakları olduğu unutulmamalıdır. Hakkın özüne kimse dokunamaz. Bunun Türkiye’ye maliyeti de zaten çok ağırdır.”

    “TOPLUMSAL BARIŞIN SAĞLANMASI İÇİN AF ÇIKARILMALI”

    Öztürk Türkdoğan, hasta mahpuslar sorununun da altını çizdi. İlk kez 2007 yılında hasta mahpuslar ile mektuplaşıldığını belirten Türkdoğan “O zaman 18 kişiye ulaşabiliyorduk ancak şimdi bu sayılar çok arttı. Sayı hiç azalmaya da gitmiyor. Aysel Tuğluk örneğinde olduğu gibi ATK doğru kararlar vermeli. Bir hastaya başka bir tutuklu bakıyorsa zaten o kişi ağır hastadır. Bir an önce hasta mahpusların, Mehmet Emin Özkan’ın, Aysel Tuğluk ve 650 kişinin acilen tahliye edilmesi gerekir. Siyasi mahkumlar başta olmak üzere, toplumsal barışın sağlanması için bir af çıkarılmalı. Özellikle hasta ve siyasi mahkumların salıverilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Ağırlaştırılmış bir infaz mevzuatını AİHM zaten kabul etmiyor. Ölüm cezası Türkiye mevzuatından, Anayasasından çıkmıştır. Artık bunu siyasi malzeme yapmaktan vazgeçin. Ölüm cezası tartışmalarının kimseye fayda getirmeyeceğini vurguluyoruz. İdam, devlet eli ile cinayet işlemek demektir. Tekrar bunun yasalaşması mümkün değildir” dedi.

    CEZAEVİ KAPASİTESİ 30 BİN 896 KİŞİ ARTTIRILDI”

    Toplantının sonraki kısmında İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Çevirmen söz aldı. Cezaevlerindeki hak ihlallerine dair sadece 901 mahpusla ilgili İHD Genel merkezine başvuru yapıldığını belirten Çevirmen, şu bilgileri paylaştı:

    “Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre Türkiye’de 5 Mayıs 2022 tarihi itibariyle 269 kapalı ceza infaz kurumu, 86 müstakil açık ceza infaz kurumu, 4 çocuk eğitimevi, 10 kadın kapalı, 7 kadın açık, 8 çocuk kapalı ceza infaz kurumu olmak üzere toplam 384 ceza infaz kurumu bulunmaktadır.1 Bu kurumların toplam kapasitesi 275 bin 843 kişidir. Ancak bu sayının artırılmış kapasite olduğunu da belirtmekte fayda vardır. Normal koşullar altında bu hapishanelerde verilen sayının 2/3’ü kadar mahpusun kalması gerekmektedir. Ayrıca, 2020 yılı raporunda verdiğimiz verilerle karşılaştırıldığında 2021 yılı içerisinde 15 yeni cezaevi yapıldığı ve cezaevi kapasitesinin 30 bin 896 kişi arttırıldığı görülmektedir. Bu da göstermektedir ki Türkiye’nin mevcut iktidar anlayışı genel itibariyle insanları hapsetme üzerine bir gelecek tahayyülü öngörmektedir.”

    1517 HASTA MAHPUS MEVCUT!

    Raporda dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise hasta mahpusların yoğunluğu oldu. Nuray Çevirmen, hapishanelerde haftanın belirli günlerinde sadece yarım gün sağlık hizmeti verildiğini söyleyerek şunları aktardı:

    “Açıklanan son verilere göre 31 Mayıs 2022 itibariyle hapishanelerde toplam 317.368 mahpus bulunuyor. 8 Bu sayıya, Covid-19 tedbirleri kapsamında cezasının infazı durdurulan yaklaşık 50 bin mahpus da dahildir. Derneğimizin yayınladığı 2020 yılı Hapishane İzleme Raporu’na göre 28 Şubat 2021 tarihinde mahpus sayısı 276.438 kişiydi. Dolayısıyla bu veriler sadece 2020 ile 2021 yılları arasındaki süreçte mahpus sayısının yaklaşık 41 bin civarında arttığını göstermektedir. Kısacası, Türkiye hapishaneleri mahpus sayısı bakımından tarihinin en yoğun dönemini yaşamakta ve bu durum mahpusların yoğun bir biçimde hak ihlallerine maruz kalmasını beraberinde getirmektedir. Bu verilerden de anlaşılacağı üzere Türkiye hapishanelerinde halihazırda 18 yaşından küçük 2.257, 65 yaşından büyük 5216 mahpus bulunmaktadır.

    Hastaneye sevklerde kullanılan tek kişilik ve insanlık onuruna yakışmayan nakil araçları da sağlık hakkı bakımından ciddi sıkıntıları beraberinde getiriyor. Bu nakiller sırasında mahpusların temel ihtiyaçlarının dahi karşılanmamasına ek olarak, bu tek kişilik nakil araçlarını kullanmalarında ciddi sakıncalar bulunan hasta mahpuslar dahi bu araçlarla nakledilmeye devam ediliyor. Özellikle epilepsi ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarını kötü etkileyen tek hücreli ring araçlarıyla sevk zorlama önemli hak ihlallerinden biri olarak öne çıkıyor. Sevklerde arama baskısını da buraya kaydetmeyi gerekli görüyoruz.”

    MAHPUSLAR ÇIPLAK ARAMA İŞKENCESİNE MARUZ KALIYOR!

    İHD Merkezi Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Ercan Yılmaz ise 2021 yılı içerisinde 52 mahpusun yaşamını yitirdiği, 13 mahpusun ise intihar ettiği yönünde iddiaların olduğunu aktardı. Yılmaz, hapishanelerdeki işkence vakalarının altını çizerek şunları kaydetti:

    “Anayasa’nın ve Türkiye’nin de bir parçası olduğu evrensel hukukun mutlak olarak yasaklamasına ve insanlığa karşı bir suç olma vasfına rağmen işkence olgusu 2021 yılında da Türkiye’nin en başat insan hakları sorunu olmaya devam etmektedir. Yasa, kural ve norm denetiminden kaçınma, keyfilik, bilinçli ihmal gibi sebeplerle usul güvencelerinin ihlal edilmesi, gözaltı sürelerinin uzunluğu, izleme ve önleme mekanizmalarının işlevsiz kılınması ya da bağımsız izleme ve önlemenin hiç olmaması vb. nedenlerle resmi gözaltı merkezlerinde işkence ve diğer kötü muamele uygulamalarında ciddi bir artış görülmektedir. Buna karşın devlet yetkilileri, rutin uygulama haline dönüştürülen işkence ve diğer kötü muamele eylemlerini inkâr etmekte ya da güvenlik stratejilerine, terör tehlikesi, salgın gibi kavramlara başvurarak işkence eylemlerini savunmaktadırlar.

    Türkiye’de ‘çıplak arama’ uygulamasının hukuki dayanakları için ‘Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetı̇mı̇ ı̇le Ceza ve Güvenlı̇k Tedbı̇rlerı̇nı̇n İnfazı Hakkında Yönetmelı̇k’e başvurulabilir. Her ne kadar iktidar tarafından inkâr edilse de yönetmelikteki 34’ncü madde, cezaevlerinde hangi koşullarda ‘çıplak arama’ yapılabileceğini düzenliyor.

    Hapishanelerde karşılaştığımız örneklerde ise her ne gerekçe ile olursa olsun hapishane giriş ve çıkışlarında çıplak arama uygulamasının neredeyse bir rutine döndüğünü görüyoruz. Özellikle yeni sevklere hapishane idaresinin kendi otoritesini göstermenin bir aracı olarak uygulandığı örneklerin sayısı oldukça fazla. Adliye ya da hastane gidiş gelişleri sırasında da benzer uygulamalar oldukça yaygın.”

    HAPİSHANELERDE TECRİT VE İZOLASYON!

    Ercan Yılmaz, yüksek güvenlikli cezaevlerinde tecrit koşullarının arttığını da vurgulayarak şunları söyledi:

    “Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü verilerine göre şu anda Türkiye genelinde 14 adet F tipi, 13 adet Yüksek Güvenlikli 5 adet de S tipi hapishane bulunmaktadır. Bu hapishanelerin ortak yanı mahpusların tek veya üç kişi olacak biçimde yaşamlarını devam ettirmek zorunda oluşlarıdır. F tipi ve Yüksek Güvenlikli hapishanelerin uygulamaya konulması akabinde uzmanlar ve hak savunucuları tarafından siyasi iktidarlara yapılan uyarıların haklılığı ortaya çıkmış, bu hapishanelerde tutulan mahpusların yaşam hakkı başta olmak üzere; sağlık hakkı, aile ve özel hayata saygı hakkı, avukat ile görüşme ve haberleşme hakları sürekli bir şekilde ihlal edilerek infaz yasasına aykırı uygulamalar meydana gelmiştir. İmralı tecridinin bir yansıması olarak açılan ve mahpusları izole eden F Tipi hapishanelerin uygulanmaya başlaması akabinde bu tip hapishanelerin mahpusların fizyolojik ve psikolojik durumlarına olan olumsuz etkileri tartışılıyorken, yeni açılan Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishaneler ve S Tipi Kapalı Hapishaneler ile tecrit sistemi daha da ağırlaştırılmıştır. Daha önce kalabalık olarak tutuldukları hapishanelerden sevk edilen mahpuslar bu cezaevlerinde tek başlarına tutulmakta ve bulundukları koğuşun havalandırması olmadığından günde 1 saat ayrı bir yerde bulunan havalandırma bölümüne götürülmektedir. Bu uygulama ile mahpusların ruh ve bedensel sağlıkları olumsuz etkilenmektedir. S tiplerinde de ağır tecrit koşullarında yaşam hakkı ihlalleri meydana gelmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kolon kanseri olan mahpus Nail Demir’e tedavisi için yalnızca 1 hap verilmekte!

    Kolon kanseri olan mahpus Nail Demir’e tedavisi için yalnızca 1 hap verilmekte!

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 407. hafta basın açıklamasında ağır hasta mahpus Nail Demir’in durumuna dikkat çekilerek “Kolon kanseri nedeniyle kalın bağırsağından ameliyat geçirmiştir ve bu hastalığında dolayı kolostomi torbası ile yaşamak zorundadır. Şu anda da kolon kanseri tedavisi için yalnızca 1 hap almaktadır” denildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, cezaevlerinde sağlık hizmetine ulaşamayan tutsakların durumuna dikkat çekmek amacı ile bir kez daha sokağa çıktı.

    Yurttaşlar, 407. hafta basın açıklaması için Sakarya Caddesinde bir araya geldi. Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi adına basın açıklamasını İnsan Hakları Derneği Ankara Şube Yöneticisi İhsan Seylan okudu. Hapishanelerde sağlığa erişim haklarının yok sayıldığını ifade eden Seylan, “Hasta haklarını yok sayan uygulamalarla birlikte mahpuslar adeta ağır bir yaşam savaşı vermektedirler” ifadelerini kullandı.

    KANSER TEDAVİSİ İÇİN YALNIZCA 1 HAP VERİLİYOR!

    İhsan Seylan, İnsan Hakları Derneği’nin tespit edebildiği kadarıyla hapishanelerde 651’ü ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun olduğunu belirterek, 2022 yılı başından bu yana hapishanelerde 35 mahpusun yaşamını yitirdiğini de vurguladı.

    407. Hafta basın açıklamasında Afyonkarahisar 1 Nolu Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpus Nail Demir’in durumuna dikkat çekildi.

    İhsan Seylan, mahpus Nail Demir’in, 29 yıllık uzun hapislik süresi boyunca yaşadıklarını şu sözlerle aktardı:

    “Nail Demir’in her iki böbreğinde iltihap olmasından kaynaklı olarak çok sorunlar yaşamaktadır. Prostat hastalığı bulunmaktadır ve bu hastalığından kaynaklı da sıkıntı çekiyor. Ağır hastalıklarından biri olarak 5 yıl önce kendisine kolon kanseri teşhisi konulmuştur. Kolon kanseri nedeniyle kalın bağırsağından ameliyat geçirmiştir ve bu hastalığında dolayı kolostomi torbası ile yaşamak zorundadır. Şu anda da kolon kanseri tedavisi için yalnızca 1 hap almaktadır.

    2 gözünde de mercek takılıdır ve görmekte çok büyük güçlük çekmektedir. Bel ve boyun fıtığı rahatsızlığı bulunmaktadır ve ayrıca sırt bölgesinden de ameliyat olduğunu ifade etmiştir. Vücudunun sol tarafında da komple kas zedelenmesi vardır.

    Hastalıklarının yanı sıra ailesinden uzak yerlerde tutulmasından dolayı da bu durum psikolojik olarak kendisini etkilemektedir. 26 yıl boyunca, ailesini yılda ancak bir kez görebiliyor. Bunlara rağmen şu anda bulunduğu Afyon Cezaevinde ailesine yakın yerlere 2 kez sevk talep etmesine rağmen bu talep kabul edilmiyor.

    Nail Demir’in ağırlaşan ve yaşamını zorlaştıran hastalıkları için tetkik ve tedavilerinin kesintisiz olarak yapılmasını, bu süre zarfında ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda tedavisinin yapılabilmesi için infazının ertelenmesini talep ediyoruz. Ayrıca mahpusların ailelerinden uzak olmalarının sağlıklarını ve psikolojilerini de olumsuz etkilemesi ve ailelerinin de zorluklar yaşaması, görüşlere gidememesi nedeniyle sevk taleplerinin kabul edilmesi gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hasan Alkış, kalp yetmezliği, yüksek tansiyon ve behçet hastalığına rağmen tahliye edilmiyor!

    Hasan Alkış, kalp yetmezliği, yüksek tansiyon ve behçet hastalığına rağmen tahliye edilmiyor!

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 404 Hafta basın açıklamasında Hasan Alkış’ın, kalp yetmezliği ve daha birçok hastalığı sebebiyle acilen tahliye edilmesi gerektiğini duyurdu.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi üyeleri, 404 Hafta basın açıklaması için İnsan Hakları Derneği Ankara Şube önünde bir araya geldi.

    “Tedavi haktır, engellenemez. Hasta Mahpuslar serbest bırakılsın” pankartı açan inisiyatif üyeleri adına açıklamayı İHD Ankara Şube Eşbaşkanı Sevil Turgut okudu.

    İnsan Hakları Derneği’nin tespit edebildiği kadarıyla hapishanelerde 651’i ağır 1517 hasta mahpus olduğunu söyleyen Turgut, bu hafta Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpus Hasan Alkış’ın sağlık sorunlarına değindi. Alkış’ın, Hiper tansiyon hastası olup, sürekli olarak ilaç kullandığını aktaran Sevil Turgut, şu açıklamayı yaptı:

    “Ancak kullandığı ilaç dozajının yetersiz kalmasından dolayı dozaj miktarını arttırmak zorunda kalmakta ve diyet yemekleriyle beslenmek zorundadır. Gözlerinde kendini sürekli tekrarlayan enfeksiyon problemleri yaşıyor. Aynı zamanda kalp hastasıdır ve açık kalp ameliyatı olmasına rağmen kalp yetmezliği devam etmektedir.

    Yaklaşık 3 yıl kadar önce Behçet hastalığı teşhisi konulmuştur. Behçet hastalığının eklemlerine ve beynine atmasından dolayı iki farklı zamanda felç geçirmiştir. Uzun bir tedavi sürecinden sonra kol ve bacaklarda tutulma, hissizlik kısmen giderilse de sol tarafında güçsüzlük ve uyuşma devam ediyor.

    Hasan Alkış, tedavi için gittiği Bolu İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ramotoloji birim doktoru tarafından muayene edilmiş ve ‘Behçet hastalığından dolayı kalbinden akciğerlerine giden damarlarda genişleme olduğu, bu sebeple her an ölüm riski taşıdığı için kendisine cezaevinde kalamaz raporu verilmiş, ancak Adli Tıp Kurumuna sevk için ikinci bir hekim görüşü gerektiği belirtilerek Ankara Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma hastanesine sevk edilmiştir. Ancak buradaki doktor tarafından kendisine konulan ‘Behçet ve Anevrizma’ teşhisinin yanlış olduğunu ileri sürerek cezaevinde kalabilir raporu verilmiştir. Daha sonra tekrar kontrole gittiğinde anjiyo olmuş ve anjiyo sonucunda tekrar Behçet hastalığı teşhisi konularak İstanbul Cerrahpaşa Hastanesi Ramotoloji bölümüne sevk edilmiştir. Burada da kendisine Behçet Hastalığı ve bu hastalıktan kaynaklı anevrizma teşhisi konulmuş ve ayrıca burada bulunan kalp doktoru tarafından kalp hastalığından kaynaklı anjiyo yapılmıştır.

    Hasan Alkış’a hastalıklarından kaynaklı olarak Ankara Numune Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından 30 Haziran 2015 tarihinde %43 sürekli engelli raporu verilmiştir. Kalp yetmezliği, yüksek tansiyon ve Behçet hastalıkları kendisini zorlamaktadır. Düzenli ilaç kullanmasına rağmen yüksek tansiyonu kontrol altına alınamıyor ve Behçet hastalığı da atak yaptığından durumu ağırlaşıyor. Ağır hastalıklarından kaynaklı olarak yaşamını arkadaşlarının desteği ile devam ettirebiliyor.

    Hasan Alkış’ın uzun yıllardır devam eden ağır hastalıkları ve arkadaşlarının yardımı nedeniyle yaşamını devam ettirmesi göz önüne alınarak bir an önce tahliye edilmeli ve ailesinin yanında sağlıklı koşullarda tedavi edilmesi sağlanmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Uyuşturucu baronları dahi tahliye edildi, 651 ağır hasta mahpus cezaevinde tutuluyor’-VİDEO

    ‘Uyuşturucu baronları dahi tahliye edildi, 651 ağır hasta mahpus cezaevinde tutuluyor’-VİDEO

    PİRHA – İHD Merkezi Hapishane Komisyonu, hasta mahpus listesini paylaştı. “Yaşam hakkı korunsun, hasta mahpuslar serbest bırakılsın” denilen açıklamada Adli Tıp Kurumunun hukuk dışı kararlara imza attığı ifade edildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishane Komisyonu, hasta mahpus listesini paylaştı. İHD Genel Merkezinde yapılan basın toplantısını İHD Eş Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan okudu.

    Öztürk Türkdoğan, 31 Mart 2022 tarihi itibari ile Ceza ve Tevkifevleri verilerine göre hapishanelerde 314.502 tutuklu ve hükümlünün olduğunu belirterek son yıllarda tecrit koşullarının ağırlaştığına vurgu yaptı. Mahpusların yaşamış olduğu hak ihlallerinin başında sağlığa erişim hakkının olduğunu söyleyen Türkdoğan, 2021 yılında en az 46 mahpusun hastalıklar sebebiyle yaşamını yitirdiği bilgisini paylaştı. Türkdoğan, “Maalesef bunların çoğu önlenebilirdi” diyerek şu bilgileri paylaştı:

    “Adli Tıp Kurumu, son dönemde hastalığı tespit edip ‘Hapishanede kalabilir’ yönünde görüş belirtiyor. ATK son dönemlerde kanunu bile uygulamıyor. Aysel Tuğluk arkadaşımızı örnek verecek olursak şu anda arkadaşları sayesinde yaşamını idame edebiliyor. Kanun, ‘Kişi yalnız kalamıyorsa tahliye edeceksiniz’ diyor.  Ayrımcı yasaların değişmesi gerekiyor. ATK, siyasi iktidarın yönlendirmesi doğrultusunda kararlar vermektedir. Bu süreçte uyuşturucu baronları dahi tahliye edildiler ama gelin görün ki terör suçlaması ile karşılaşan, ayakta dahi duramayacak kişiler tahliye edilmiyor.

    Hapishanelerde 2021 yılı başından bu yana tespit edebildiğimiz kadarıyla en az 46 mahpus hastalıkları nedeniyle yaşamını yitirdi. Bunların 15’i Covid-19 nedeniyle, 3 ağır hasta mahpus da infazlarının ertelenmesinden çok kısa bir süre yaşamını yitirmiştir. Unutulmamalı ki hapishanelerde meydana gelen ölümlerin çoğu önlenebilir ölümlerdir. Ancak hapishanelerin fiziki koşulları, yetersiz beslenme, revir ve hastane sevklerinin zamanında yapılmaması, mahpusların maruz bırakıldığı ayrımcı uygulamalar, tekli ring araçlarıyla sevkler ve kelepçeli muayene, ilaç temininde yaşanan sorunlar, ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenmemesi ve buna benzer pek çok sorunun bir araya gelmesiyle hasta mahpuslar ağır bir yaşam savaşı vermektedir.”

    651’İ AĞIR OLMAK ÜZERE 1517 HASTA MAHPUS!

    Şu anda nüfusuna oranla en fazla mahpus barındıran ülkenin Türkiye olduğunu belirten Öztürk Türkdoğan, “Sürekli yeni hapishane yapmaya çalışırsanız bu demokratik bir anlayış değildir” dedi. Türkiye Hapishanelerinde 651’i ağır olmak üzere 1517 hasta mahpusun olduğunu söyleyen Türkdoğan şöyle devam etti:

    “İnsan Hakları Derneği olarak ağır hasta mahpusların iyileşinceye kadar infazlarının ertelenerek serbest bırakılmalarını talep etmekteyiz. Adli Tıp Kurumu tarafından verilen ‘Cezaevinde Kalabilir’ raporları ile bu kurum toplum nezdinde güvenilirliğini yitirmiştir. Mahpuslar için tam teşekküllü ve üniversite hastaneleri tarafından verilen raporlara rağmen Adli Tıp Kurumu bu raporların aksi yönünde rapor düzenleyerek yaşam hakkı ihlaline neden olmaktadır.

    Kanundaki ‘Hayatını yalnız idame ettirme’ kriterine aykırı olarak Adli Tıp Kurumu raporlar vermektedir. Örnek olarak Mehmet Emin Özkan’ı ve Aysel Tuğluk’u örnek verebiliriz. Bize göre kanundaki bu hüküm kaldırılmalı, ağır hasta mahpusların tümü iyileşmeleri için serbest bırakılmalıdır.

    Halen hapishanelerde bulunan ağır hasta mahpusların tümü tam teşekkülü herhangi bir hastane raporuna istinaden derhâl salıverilmeli, tedavileri ailelerinin yanında sürdürülmeli ve sağlık sigortası devlet tarafından karşılanmalıdır;

    Adli Tıp Kurumu sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi raporlarında son ve tek merci olmaktan çıkarılmalı ve tam teşekküllü hastaneler ve Üniversite hastanelerinin raporları da kabul edilmelidir.

    Sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi kararlarında cumhuriyet savcılarının takdir yetkisi kaldırılmalı, hastanelerin verdiği raporlar esas alınarak cezaların infazları ertelenmeli, hasta mahpusların infaz ertelemesi önündeki ‘toplum güvenliği bakımından tehlike’ kriteri kanundan çıkarılmalıdır;

    AİHM’in Gurban/Türkiye grup kararları uyarınca mahpusların müddetnamelerinde yaşları ve sağlık durumları dikkate alınarak tahliye olabilecekleri uygun bir tarih yer almalıdır;

    AİHM’in Gülay Çetin – Türkiye kararında belirttiği hususlara uyulmalı, hasta mahpusların tahliye edilmemesinin AİHS’in 3. maddesinin ihlali olduğu hatırda tutulmalıdır;

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, hasta mahpusları durumunu yakından ilgilendiren Gülay Çetin/ Türkiye kararında, mahpusların hastalıklarının ilerlemesine yol açan uygulamalar içinde olan devletin AİHS’de işkence yasağını düzenleyen 3. ve ayrımcılık yasağını düzenleyen ve 14. maddelerini ihlal ettiği gerekçesiyle Türkiye’yi mahkûm ettiği unutulmamalıdır.

    Cumhurbaşkanının sağlık sebebi ile mahpusları af yetkisini düzenleyen genelgesi değiştirilmeli, Cumhurbaşkanı ağır hasta mahpuslar ile ilgili yetkisini ayrım gözetmeksizin kullanmalıdır.

    Türkiye’nin mevcut infaz rejimi BM Mandela Kurallarına uyumlu hale getirilecek şekilde değiştirilmeli, TMK bakımından infazda ayrımcılığa son verilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da 37 kadın hasta mahpusun durumuna dikkat çekildi!

    Ankara’da 37 kadın hasta mahpusun durumuna dikkat çekildi!

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 391. Hafta basın açıklamasında kadın mahpusların durumuna dikkat çekerek “hapishanede tedavisi yapılamayan ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek acil tahliye edilmesi gerekmektedir” dedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 391. Hafta basın açıklamasında 8 Mart haftası nedeniyle Hapishanelerdeki Kadın Mahpusların durumlarına dikkat çekti.

    Sakarya Caddesinde yapılan basın açıklamasını Nuray Çevirmen ile Sevil Turgut okudu. Türkiye hapishanelerinde kadın mahpusların maruz kaldığı pek çok sorunun olduğuna dikkat çeken inisiyatif üyeleri, “Hasta mahpuslar sağlık hakkına yeterince erişemiyor. Kelepçeli muayene, sağlıksız tek kişilik ring araçlarıyla sevkler, yapılmayan ya da aksatılan hastane sevkleri ve daha birçok etkenin yanı sıra 24 saat acil tıp hizmeti zorunlu olan hapishanelerin bunlardan yoksun olması gibi nedenler sağlığa erişimin önündeki engellerdir” dedi.

    “İNFAZLARININ ERTELENMESİ GEREKMEKTE”

    Ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenmediği için tahliye olamadıklarına da vurgu yapılarak Sincan Kadın Kapalı Hapishanesinde 17, Kayseri Kadın Kapalı Hapishanesinde 18, Eskişehir H Tipi Kapalı Hapishanesinde 1, Tokat T Tipi Kapalı Hapishanesinde olmak üzere tespit edebildikleri kadarıyla İç Anadolu Bölgesinde 37 Kadın hasta mahpus olduğunu bilgisini aktarıldı.

    Yapılan açıklamada hsta tutuklular ile ilgili şu bilgiler paylaşıldı:

    “Canan Utangaç, vücudunda 2. derecede yanıklar var. Beline ve bacağına kırıklar sebebiyle vidalar takılmış, enfeksiyon kapmaması gerekiyor. Koğuşta normal işlerini dahi yapamıyor.

    Dilber Tanrıkulu: Kalça protezi kullanıyor ve bundan kaynaklı sorunları var. Sağ kolunda parça var ancak tedavisi yeterli şekilde yapılmadığından kas ve doku kaybı oluşuyor. Ayrıca midede reflü, böbrekte taş ve kalp kapağında da basıklık var, bunun için herhangi bir tedavi görmüyor.

    Fadik Adıyaman: İki kere rahim ameliyatı oldu. Anal fistül ameliyatı olması gerekiyor. Tiroid hastası, midede polipler var.

    Pınar Tikit: Beyinde araknoid kist var. Kist şu an 8 cm, bayılma, kriz şeklinde ataklar yaşıyor. Kist 10 cm olduğunda risklere rağmen cerrahi müdahale zorunlu olacak.

    Rihan Kavak Özbek: Kas ve sinir erimesi var. Astım hastası. Zehirli gautr teşhisi konuldu, ameliyat oldu. Bel fıtığı var. Göğüslerinde kitle var, yılda bir kez momografi çektiriyor. Panik atak rahatsızlığı bulunmaktadır.

    Ayşe Topçu: Ciğerinde ve sırtında şarapnel parçaları var, tedavi olamıyor. Nefes alıp verme güçlüğü çekiyor. Sırtındaki parça sinirlere geldiği için kollarında uyuşma var.

    Bermal Birtek: Kalp Hastası.

    Bircan Yorulmaz: Çölyak hastası.

    Demet Resuloğlu: Hipertansiyon, kalp yetmezliği, şeker, troid, cilt rahatsızlığı, uyku apnesi, bel fıtığı ve romatizmal hastalıkları var. Ayrıca astım ve Koah hastalıkları başladı. Kapalı alan fobisi var ve raporlanmıştır, kapalı yerlerde panik atak başlıyor ve tansiyonu yükseliyor.

    Dilek Hatipoğlu: Kalça kemiği rahatsızlığı (Bursit) hastalığı var. Ayrıca Vertigo hastasıdır.

    Elif Çetinbaş: Rozasea (gül) hastalığı var. Guatr hastasıdır. Bel fıtığı hastasıdır ve 2020’de ameliyat oldu.

    Gülşan Adet: Kronik anklikozan spondolit (eklem iltihaplanması) ve ülser rahatsızlıkları bulunmaktadır.

    Nilüfer Şahin: Aşırı unutkanlık ve ellerde titreme var. Ayrıca hipertiroid hastasıdır ve tedavisi devam ediyor.

    Nedime Yaklav: Böbrek hastası. Ayrıca guatr, alerji ve yüksek tansiyonu hastalıkları var.

    Sabite Ekinci: Hepatit B taşıyıcısıdır. Karaciğerde yağlanma var. Eklem romatizması, kemik erimesi, kalpte ritim problemi (Taşikardi), migren, kronikleşmiş mide ve bağırsak problemleri var.

    Selver İspir: Kalp Hastası

    Zeynep Bingöl: Tansiyon Hastası.

    Kayseri Kadın Kapalı Hapishanesi:

    Dicle Bozan: Bir bacağı kesik olup diğer bacağında şarapnel parçaları vardır. Bağırsakları parçalanmış olup dışarıda olan bağırsaklar için kolostomi torbası takılıdır.  Ayrıca migren atakları var ve epilepsi hastalığından ötürü sürekli bayılmalar yaşamaktadır.

    Dilşad Şengül: Bir böbreği yok, el parmakları yok, yaralı olarak tutuklanmış, vücudunun farklı yerlerinde şarapnel parçaları var.

    Gülazer Akın: Yumurtalıklarında kist var. Ayrıca mide ülseri sorunları da var. Son olarak boğaz kanseri teşhisi konuldu.

    Medya Aslan: Nefes darlığı, ileri derecede astım hastası ayrıca bel fıtığı var.

    Muhlise Karagüzel: Şeker hastası, yüksek tansiyon hastası, astım hastası ve bu hastalıklarına dair raporları bulunmaktadır. Bel fıtığı olduğundan yürüme ve hareket etmekte sorunlar yaşıyor ve böbreklerinden dolayı da sancılar çekmektedir. Yüksek şekerin gözüne vurmasından dolayı gözü iyi görmemektedir. Kalp hastası ve yakın zamanda kalp krizi geçirmiştir.

    Naime Encü: Bir gözünde katarakt var. Bir gözünde tümör çıkmış, ameliyat olacak. Diş tedavileri yapılmıyor. Bel ve boyun fıtığı var.

    Nazlı Soglin: Cezaevinde bulunduğu 11 yıllık süre zarfında midede ülser, beyninde iki damarı tıkalı ve lekeler oluşmuştur, Kalp kapakçığında kalınlaşma, eklem hastalığı, yumurtalıklarında kist, nefes darlığı vb. birçok hastalıkları mevcuttur.

    Dilan Çetiner: Beyninde kitle var. Kusma, baş ağrısı, titreme, kulak uğuldaması var. Ayrıca boyun kemiğinde çatlak var.

    Yazgül Şahin: Astım ve şeker hastası.

    Zerga Açar: 57 yaşında, iki gözünden ameliyat olmuş, sol elini kullanamıyor.

    Ahiret Turan: Epilepsi hastası.

    Gülgeş Tatlı: Her iki kol ve kalçasında ağır yaralar var ve tedavisinde aksaklıklar yaşıyor.

    Hacer Halil Yusuf: 24 yıldır hapishanede, bağışıklık sisteminde sorun var. Memesinde sorun var hastalık ilerliyor.

    Havva Bayram: Damar tıkanıklığı var, beyne doğru iltihap gidiyor ayrıca tansiyon hastası.

    Jiyan Ay: Bel fıtığı var, bacakları ise zaman zaman tutmuyor.

    Merve Aydoğan: Çölyak hastası.

    Nergiz Okan: Kolundan ameliyat edilip platin takılmış ancak yeniden ameliyat olması gerekiyor.

    Pakize Bilenci: 54 yaşında, panik atak hastası, düzenli günlük 2 öğün aldığı panik atak ilaçları alıyor. Karaciğer rahatsızlığı var, Hepatit-B hastası.

    Tokat T Tipi Kapalı Hapishanesi

    Ülkü Eyilcim: İleri derecede astım, kalp, şeker ve hipertansiyon hastalıkları var.

    Eskişehir H Tipi Kapalı Hapishanesi

    Mukadder Alakuş: Bel ve boyun fıtığı, iltihaplı eklem romatizması rahatsızlığı var. İltihaplı eklem romatizması gözüne sıçramış. Diş sorunlar var. Safra kesesinde taş var ameliyatı göze alamıyor.

    Kadın hasta mahpusların tüm sağlık kontrollerinin ve tedavilerinin aksatılmadan yapılması, hapishanede tedavisi yapılamayan ağır hasta mahpusların infazlarının ertelenerek acil tahliye edilmesi gerekmektedir. İnsanlık onuruna aykırı kelepçeli muayene ve tekli ring araçlarıyla sevklere son verilmelidir. Hapishanelerde acil müdahalede bulunan sağlık ekipleri bulundurulmalı, revire çıkarılma ve hastane sevkleri hızlandırılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • 4. Evre Kanser hastasına ‘Hapishanede kalabilir’ raporu!-VİDEO

    4. Evre Kanser hastasına ‘Hapishanede kalabilir’ raporu!-VİDEO

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine bir kez daha dikkat çekerek kanser hastası Ahmet Zeki Özkan’ın durumunu gündeme getirdi.

    Hasta Mahpuslara ilişkin yapılan 390. Hafta basın açıklamasında Antalya L Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Ahmet Zeki Özkan’ın durumuna dikkat çekildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube binası önünde yapılan basın açıklamasını Nuray Çevirmen okudu.

    Yapılan açıklamada, hapishanelerde tespit edilen 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpusun olduğuna vurgu yapıldı. Ağır hasta mahpusların tedavilerinin önündeki engellerin ve durumlarının ağırlaşmasına rağmen infazlarının ertelenmediğini belirten Nuray Çevirmen, bu sebeplerden ötürü can kayıplarının yaşandığını söyledi.

    KANSER HASTASINA ‘CEZAEVİNDE KALABİLİR’ RAPORU!

    Nuray Çevirmen, bu hafta Antalya L Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpuslardan Ahmet Zeki Özkan’ın durumuna dikkat çekerek şu açıklamayı yaptı:

    “65 yaşında olan Ahmet Zeki Özkan, 15 Mart 2017 yılında gözaltına alınmış, yaklaşık bir hafta gözaltında kaldıktan sonra tutuklanmış ve Kırşehir E Tipi Kapalı Cezaevinde 10 ay kalmıştır. Antalya’da görülen dava sonunda 6 yıl 3 ay ceza verilip serbest bırakılmıştır.

    Dışarıda iken Ekim 2020’de 4. Evre akciğer kanseri teşhisi konulmuştur. Teşhis konulmadan önce Yargıtay tarafından da cezası onaylanmıştır. Cezasının onaylanması üzerine infaz erteleme talebinde bulunulmuş ve infazı 6 aylığına ertelenmiştir. 6 ay sonra tekrar infaz erteleme süreci başlatılmış ve yapılan kontroller sonucunda Antalya Adli Tıp Kurumu tarafından ‘Cezaevinde kalamayacağına’ dair rapor düzenlenmiştir. Bununla birlikte Covid-19 riskine rağmen ağır durumda olan hasta İstanbul Adli Tıp Kurumuna çağırılmış ve ayakta olduğu için ‘Cezaevinde kalabilir’ raporu çıkartılmıştır.

    Akabinde aile ve avukatları tekrar infaz erteleme talebinde bulunmuş fakat yeniden ret kararı verilmiştir ve Ahmet Zeki Özkan’ın hemen teslim olmasını istemişlerdir. 9 Şubat 2022 tarihinde ikinci kez tutuklanarak bu sefer Antalya L Tipi Kapalı Hapishanesine konulmuştur.

    Ahmet Zeki Özkan’ın kullandığı, kanser hücrelerini hedef alan ve akıllı ilaç olarak tabir edilen ve yan etkileri çok fazla olan ilaçlardan kaynaklı olarak vücutta kaşıntı, yüzünde, sırt ve kafa bölgesinde kötü derecede yaralar oluşmakta ve bu yaraların da enfeksiyon kapma riski yüksek. Enfeksiyon kapmaması gereken hastanın durumu gittikçe kötüleşmektedir. Burnundan sürekli olarak sıvı geliyor ve bazen bu sıvı kanlı olmaktadır. Göğüs cerrahi bölümünde akciğerindeki suyun alınması için ameliyat geçirmiştir ve bu ameliyat ile 5 litre sıvı alınmıştır. Kalan sıvı sırtına takılan hortumla çıkarılmış ve toplamda 10-12 litre sıvı alınmıştır. 4. Evre Akciğer kanseri hastalığının yansıra kronik farklı hastalıkları da bulunmaktadır. Birkaç ya önce anjiyo olmuştur. İki kulağı duymuyor ve işitme cihazı kullanıyor. Ayrıca yüksek tansiyon hastasıdır ve prostat rahatsızlığı da bulunmaktadır.

    4. Evre Akciğer kanseri olan hastalar için doktorlar tarafından bir yıllık ömrünün kaldığı söylenmiş olmasına rağmen hapishanede tutulmaya devam edilmektedir. Avukatları cezaevine girmesinin hemen arkasından tekrar infaz erteleme başvurusunda bulunmuş ancak henüz bir yanıt gelmemiştir.

    Ahmet Zeki Özkan’nın akciğer 4. Evre kanser olmasından kaynaklı olarak hapishanede kalamayacağı açıktır. Antalya Adli Tıp Kurumu tarafından Cezaevinde kalamayacağına dair verilmiş olan raporun dikkate alınmayarak İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından ‘Cezaevinde kalabilir’ raporu verilmesinin kabul edilebilir bir yanı yoktur. Doktorların ‘1 yılı kaldı’ dedikleri kadar ağır olan mahpusun derhal tahliye edilmesini ve ailesinin yanında daha sağlıklı koşullarda tedavisine devam edilmesini talep ediyoruz.

    Bizler, Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 390. Haftada, Hasta Mahpusların durumlarını dile getirdik. Mahpusların yaşamış olduğu sağlık ve sağlığı olumsuz etkileyen tüm sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar taleplerimizi dile getirmeye ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Bülbül, ‘Alevilik diye bir inanç yoktur’ cevabını veren cezaevi yönetimini Meclis gündemine taşıdı

    Bülbül, ‘Alevilik diye bir inanç yoktur’ cevabını veren cezaevi yönetimini Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA-Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine vurgu yaparak tutukluların, telefon görüşmelerinde Kürtçe konuşmasına yapılan engelleri ve Alevi Piri/dedesi ile görüşme talebine ‘Alevilik diye bir din veya inanç yoktur’ cevabını Meclis gündemine taşıdı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, cezaevlerinde yapılan hak ihlallerine dair soru önergesi hazırladı.

    Milletvekili Kemal Bülbül, hükümlü olan Mehmet Can Karakoç’un Mayıs 2016’dan beri Diyarbakır D Tipi Cezaevinde tutuklu iken Türkçe bilmeyen annesi ile görüşlerde Kürtçe yaptığı konuşmanın önceleri sorun olmadığı, ancak Karakoç’un, ocak ayının ilk haftası Yozgat Cezaevi’ne gönderildiği, 5 Şubat 2022’de annesi ile Kürtçe yaptığı telefon görüşmesinin tamamlanmadan kesildiği bilgisini paylaştı. Bülbül, Mehmet Can Karakoç’a gerekçe olarak “Kürtçe konuşma yaptığınız için biz müsaade etmiyoruz” denildiğini belirtti.

    “KÜRTÇENİN ENGELLENMESİ İLE İLGİLİ HERHANGİ BİR GİRİŞİMDE BULUNACAK MISINIZ?”

    Kemal Bülbül, konuya ilişkin soru önergesi hazırlayarak “Birden fazla ihlalle karşı karşıya kalan Mehmet Can Karakoç’un yaptığı telefon görüşmesinin hem rızası dışında dinleniyor olması hem de yasak olmadığı halde Kürtçe görüşmeye izin verilmiyor olması hükümlünün mağduriyetinin katlanarak yaşanmasına sebebiyet vermektedir” dedi.

    Bülbül, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ tarafından yanıtlanması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “-Bakanlığınız Yozgat Cezaevi’nde hükümlü Mehmet Can Karakoç’un yaşadığı bu mağduriyetten haberdar mıdır? Eğer haberdar ise sorumlular hakkında herhangi bir soruşturma açmış mıdır?

    -Hükümlü Mehmet Can Karakoç’un infazının tamamlanmasına bir yıldan az bir süre varken, Yozgat Cezaevi’ne gönderilmesi ek bir yaptırım anlamına mı gelmektedir?

    -Hükümlünün Kürtçe’den başka dil bilmeyen annesiyle yaptığı telefon görüşmesinin yasal olmayan bir şekilde dinlenmesi ve engellenmesi ile ilgili olarak Bakanlığınız herhangi bir girişimde bulunacak mıdır?”

    CEZAEVİ YÖNETİMİ ALEVİ İNANCINI YOK SAYDI!

    Milletvekili Kemal Bülbül, Elâzığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde örgüt üyeliğinden dolayı tutuklu olan ve hakkında henüz kesinleşmiş bir karar bulunmayan Ergin Doğru’nun yaşadığı ihlale de dikkat çekti.

    Milletvekili Bülbül, tutuklu Ergin Doğru’nun inancı gereği bir Alevi Piri/dedesi ile görüşme talebinde bulunduğunu ancak idarenin “Alevilik diye bir din veya inanç yoktur” gerekçesiyle bu talebi reddettiğini, ayrıca Doğru’ya istemesi durumunda bir imamla görüştürülebileceği dayatmasında bulunulduğunu aktardı.

    Milletvekili Bülbül, “Bu ayrımcı uygulamanın Alevilik inancını yok sayan bir tutumla gerçekleşmesinin inanç özgürlüğüne bir müdahale niteliği taşıdığı beyan edilmektedir” diyerek soru önergesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Ergin Doğru’nun ise bu yaklaşıma karşı Elâzığ infaz Hakimliğine başvuru yaptığı, ancak Elâzığ İnfaz Hakimliği’nin de itirazın reddine karar verdiği bildirilmektedir.

    Ergin Doğu Alevi piri/dedesi ile görüşme talebini içeren mektubunda şunları söylemektedir:

    “…Cezaevi bünyesinde manevi hizmetler birimi var. Bu birimde görevli bir imam ya da bir din adamı var. Bu birim cezaevinde mahpusların istemi dahilinde sohbetler yürütüyor, sorularına cevap oluyor. Sonuç olarak insanların talebiyle maneviyatının geliştirilmesine katkı sunuyor.

    Ben de bir Alevi olarak bu birime dilekçe ile başvurarak birimin amacına uygun olarak bir Alevi piri/dedesi ile görüşmek istediğimi söyledim. Israrlı dilekçelerim sonucunda birimde görevli memur odaya gelip sözlü olarak istersem imam ile görüştürebileceğini ama Aleviliğin din olmadığı ve devlet tarafından tanımlanmadığı için Alevi pir/dede getiremeyeceklerini söyledi. Bu mesele memuru aştığı için ben yasal haklarımı kullanmak ve inançsal ihtiyacımın karşılanması için benzer taleple infaz hakimliğine başvurdum. İnfaz Hakimliği yetkisizlik gerekçesiyle talebi reddetti. Bunun üzerine üst mahkemeye başvurdum ama orası da reddetti.

    Temel insan hakkı olarak gördüğüm inancımı yaşama hakkımın engellenmesi anlamına gelen bu kararlara karşı dava açarak hukuki girişimlerde bulunacağım.”

    “MAĞDURİYETİN TELAFİSİ İÇİN BAKANLIĞINIZ NE TÜR GİRİŞİMDE BULUNACAKTIR?”

    Milletvekili Kemal Bülbül, konuya ilişkin önergesinde Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a şu soruları yöneltti:

    “-Elâzığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu olan ve hakkında henüz kesinleşmiş bir karar bulunmayan Ergin Doğru’nun inancı gereği bir Alevi Piri/dedesi ile görüşme talebinin ‘Alevilik diye bir din veya inanç yoktur’ gerekçesiyle reddedilmesi sebebiyle uğradığı mağduriyetin telafisi için Bakanlığınız ne tür bir girişimde bulunacaktır?

    -Tutuklunun temel insan hak ve özgürlüklerinden olan inanç özgürlüğünün yerine getirilebilmesi için Aleviliğin yanı sıra diğer inanç gruplarının taleplerini karşılamak için Bakanlığınız ne tür girişimlerde bulunacaktır?”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘ALS hastası Abdulkadir Kuday bir an önce tahliye edilmeli’

    ‘ALS hastası Abdulkadir Kuday bir an önce tahliye edilmeli’

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, ağır hasta tutuklu Abdulkadir Kuday’ın tahliyesi için açıklama yaparak “Tedavisi olmayan ALS hastalığı nedeniyle infazının ertelenmesi talebiyle başvurular yapılmış ancak herhangi bir sonuç alınmamıştır. Bir an önce tahliyesi yönünde başvuruların kabulü ve raporlarının aldırılarak infazının ertelenmesi gerekmektedir” dedi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutukluların duruma dikkat çekmek için 388. Hafta açıklamasını İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde yaptı.

    “Tedavi haktır engellenemez, hasta mahpuslara serbest bırakılsın” pankartının açıldığı eylemde İHD Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Nuray Çevirmen konuştu. İstanbul Metris Rehabilitasyon Tipi Kapalı Hapishanesi’nde tutulan ağır hasta tutuklu Abdulkadir Kuday’ın durumuna dikkat çekilen açıklamada Kuday’ın 8 yıldır cezaevinde olduğunu ve bunun 6 yılını Tekirdağ Cezaevi’nde geçirdiği bilgisi paylaşıldı.

    Nuray Çevirmen, Kuday hakkında yanlış teşhis konulduğunu vurgulayarak şu açıklamayı yaptı:

    “Yaklaşık 4 yıl önce sağlık sorunları yaşamaya başlamış ancak bu süre boyunca tedavileri yapılamamıştır. Hastane sevkleri bir yana revire dahi çıkarılmamıştır. Aile tarafından tedavisinin yapılması yönünde cezaevi yönetimi ve bakanlık dahil olmak üzere pek çok kuruma başvurular yapılmıştır. Yapılan tetkikler sonucunda sekiz ay önce bel fıtığı teşhisi konulmuş ve Haziran 2021’de bel fıtığı teşhisi ile ameliyat olmuştur. Ancak teşhisin yanlış konulmasından dolayı ameliyattan sonra durumu düzelmemiş ve şikayetleri daha da çok artmıştır.”

    ALS TEŞHİSİ KONULDU!

    Sağ ayağı felç kalan Kuday’ın tedavisinin yapılmadığını belirten Çevirmen, 3 ay sonra tekrar yapılan tetkikler sonucunda kendisine ALS teşhisi konulduğunu söyledi. Çevirmen sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bu hastalık; kaslara hareket emri veren sinir hücrelerinin uyarılar gönderemez duruma gelmesidir ve kesin tedavisi bulunmamaktadır. Ancak hastalığın ilerlemesini yavaşlatacak ilaçlar kullandırılarak, hastanın mümkün olduğunca rahat ettirilmesi, normal hayatını sağlıklı koşullarda devam ettirilmesinin sağlanması gerekmektedir.”

    İNFAZIN ERTELENMESİ TALEBİNE HALEN CEVAP VERİLMEDİ!

    Kuday’ın kendi ihtiyaçlarını karşılayamadığı ve tedavi olamadığı için 12 Ocak tarihinde Tekirdağ’dan Metris R Tipi Cezaevi’ne götürüldüğünü belirten Çevirmen, “Burada tek başına tutulmaktadır, ihtiyaçlarını karşılayamıyor ve bulunduğu yer hijyenik koşullara uygun değildir. Ailesi, yaptıkları görüşte durumunun daha da kötüye gittiğini, iki bastona rağmen ayakta artık kesinlikle duramadığını, hastalığının görme problemi yarattığını, sağ tarafındaki felcin yüzündeki sinirleri de etkilendiğini ve yüzünü hissedemediğini, kas kasılmaları nedeniyle yere düştüğünü aktarmıştır. Tedavisi olmayan ALS hastalığı nedeniyle infazının ertelenmesi talebiyle başvurular yapılmış ancak herhangi bir sonuç alınmamıştır” dedi.

    Kuday’ın mevcut olan durumuyla cezaevinde kalabilmesi ve yaşamını devam ettirebilmesinin mümkün olmadığını söyleyen Çevirmen, “Bir an önce tahliyesi yönünde başvuruların kabulü ve raporlarının aldırılarak infazının ertelenmesi gerekmektedir” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Sarıhan: Aysel Tuğluk ciddi bir bilinç kaybı yaşıyor, bir an önce serbest bırakılmalı-VİDEO

    Sarıhan: Aysel Tuğluk ciddi bir bilinç kaybı yaşıyor, bir an önce serbest bırakılmalı-VİDEO

    PİRHA-Eski CHP Milletvekili Avukat Şenal Sarıhan, tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk’un durumuna işaret ederek, “Bütün temel haklarının cezaevi sistemi içinde korunması ve tanınması gerekir. En temel hak yaşam hakkı, sağlık hakkıdır. Bu noktadaki ihmallerin ortaya çıkardığı tablodaki çifte standart kabul edilebilir bir durum değil” dedi.

    Avukat Şenal Sarıhan, cezaevlerindeki hak ihlallerinin uzun zamandan beri Türkiye için büyük bir sorun olduğunun altını çizdi. Konuya ilişkin verdiği demeçte 12 Mart ve 12 Eylül darbeleriyle birlikte 1990’lı yıllardaki hak ihlallerine bizzat tanık olduğunu belirten Sarıhan, “Cezaevlerinde sağlık, hiçbir zaman güvence altında olmadı. Özellikle siyasi tutuklular yönünden, onların yaşam haklarının korunması, yaşam haklarının güvenceye alınması konusunda hiçbir özel önlemle karşılaşmadık” dedi.

    “CEZAEVLERİNDEKİ ÇİFTE STANDART KABUL EDİLEBİLİR DEĞİL”

    26. Dönem Milletvekili olan Şenal Sarıhan, siyasi tutuklulara dönük yapılan kötü muameleleri “Kanayan bir yara” diyerek şunları söyledi:

    “Özellikle de sol siyasi tutuklularla ilgili bu tür sorunlar yaşıyoruz. Mesela Sivas Katliamı davasından Ahmet Turan hastalandı, hatta yaşlandı, hastalanmadı bile. Yaşlılık sebebiyle tahliye edildi. Hasta olduğu da iddia edildi ama kısa sürede tahliyesi af ile sağlandı. Üstelik Adli Tıp Kurumu’nun ‘Cezaevinde kalabilir’ görüşüne rağmen bırakıldı, sonra da vefat etti. O konuda Cumhurbaşkanının bir af yapamayacağı noktasında bir davamız Danıştay’da devam ediyor.
    Hasta tutuklular konusunda yakın tarihlerde art arda ölümler de oluyor. Bu işin ne kadar vahim olduğunu ortaya çıkarıyor. Birleşmiş Milletler Cezaevi Minimum Kuralları diye kurallar var. Bütün Ceza İnfaz Yasaları bu kurallara uygun olarak düzenleniyor. Aslında bizim Ceza İnfaz Yasamız da bu kurallarla çelişen hükümler taşımıyor. Ama buna rağmen bir tutuklu, sadece özgürlüğünden mahrum bırakılabilir, bunun dışındaki bütün temel haklarının cezaevi sistemi içinde korunması ve tanınması gerekir. En temel hak yaşam hakkı, sağlık hakkı. Bu noktadaki ihmallerin ortaya çıkardığı tablodaki çifte standart kabul edilebilir bir durum değil.”

    “HUKUKUN KENDİ KURALLARI İÇİNDE İŞLEMESİ GEREKİYOR”

    Cezaevlerindeki ihlallere karşı daha geniş halk kitlelerinin ses çıkarması gerektiğini ifade eden Şenal Sarıhan, siyasetçi Aysel Tuğluk başta olmak üzere hasta tutuklulara ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Örneğin Ankara İnsan Hakları Derneği Şubesi her cumartesi hasta mahkumlarla ilgili duyurular yapıyor ve kamuoyu yaratmaya çalışıyor. İlgili kurumların, Adalet Bakanlığı’nın dikkatini çekmeye çalışıyorlar. Elbette yasa koyucunun da yani parlamentonun da dikkati çekilmeye çalışılıyor ama öyle bir şey ki bugün Aysel Tuğluk eski bir parlamenter, cezaevinde ve üstelikte ciddi bir bilinç kaybı yaşamakta. Kendi bakımını yapamayacak durumda. Böyle bir insana yönelik olarak hukukun kendi kuralları içinde işlemesi ve bırakılması gerekiyor. Adli Tıp, her zaman çok da kesin olmayan bulgu ve bilgiler veriyor ama her şey de rapora bağlı değil. Bir gözlem ve somut durum da söz konusu.

    Bu konuda kadın hareketi, Aysel Tuğluk’a kadın kimliği ile sahip çıktı. Binlerce imza gönderdiler ve onun sağlık ve yaşam hakkının korunmasını istediler. Aysel Tuğluk, büyük bir travma yaşadı. Annesinin mezarına yapılan saldırıya tanıklık etti. O tarihlerde ben de kendisini görmüştüm, sağlıklı ve bilinçliydi. Herhangi bir sorunu yoktu. Ama yaşadığı süreç çok fazla etkiledi. Belki cezaevleri koşullarından kaynaklanan başka sebepler de olabilir ama bu durumda bireylerin yaşam hakkının ayrımsız, çifte standart uygulanmadan, hukukun kurallarının da buna el verdiği gerçeği üzerinden hareketle Aysel Tuğluk’un bir an önce salıverilmesi gerekir.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • 20 Barodan, Aysel Tuğluk için çağrı!

    20 Barodan, Aysel Tuğluk için çağrı!

    PİRHA- Demans hastalığına yakalanan Aysel Tuğluk için çağrı yapan 20 Baro, Tuğluk’un cezasının infazının, hastalığının iyileşmesine kadar geri bırakılması çağrısında bulundu.

    Hasta tutuklu Aysel Tuğluk için barolar da harekete geçti. Tuğluk’un sağlığının her geçen gün daha da kötüleştiğine dikkat çeken hukukçular, yazılı açıklama yaparak “Ceza infazı insanlık onuruna aykırı olamaz” dedi.

    Anayasa’nın 17. Maddesine dikkat çeken barolar “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir… Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “Anayasa’nın 104. maddesine göre ise ‘Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak’ hususu Cumhurbaşkanının görev ve yetkisi dâhilindedir.

    Yine 5275 sayılı Cezaların ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesinin 2. fıkrasına göre; ‘Hapis cezasının infazı, mahkumun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa mahkumun cezasının, infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır.’

    Tüm bu hükümlerin tek bir amacı vardır o da ceza infazının insanlık onuruna aykırı olmaması, infazın işkence ve kötü muameleye dönmesinin engellenmesidir. Nitekim CGTİHK 16. maddesinin gerekçesinde ‘Maddenin erteleme nedeni olarak gösterdiği haller: ‘Cezanın amacı dışında etki yaratabileceği veya cezanın infazı ile maksada ulaşılamayacağı anlaşılan hallerdir.’ denilmek suretiyle maddede yer alan durumların cezanın amacı dışında etki yaptığı kabul edilmiştir.

    CGTHK genel gerekçesinde ise ‘Hükümlü hakkında uygulanacak işlem ve yaptırımlar bakımından adalet esaslarının egemen kılınması ve bunun gereği olan hukukî mekanizmanın tesisi.” ne vurgu yapılmış ve ulusal ve ulusal üstü metinlerde’ …. ceza ve tedbirlerin infazında mutlaka göz önünde bulundurulması gerekli ve çağdaş temel insan haklarına saygılı bir ceza infaz sisteminde, bulunması zorunlu zihniyeti açıklayan ilkeler” in varlığına atıfta bulunulmuş ve kanunun bu bakış açısıyla hazırlandığı öne sürülmüştür.

    Oysa bugün itibariyle Anayasa’nın emredici hükümleri ile CGTİHK 16. Maddesinin varlığına rağmen bu hükümlerin hayata geçirilmediği cezaevlerinde maddede belirtilen koşulları taşıyan çok sayıda hükümlünün cezaevlerinde tutulmaya devam ettiğini bilmekteyiz.

    Kocaeli F Tipi Cezaevi’nde hükümlü olarak bulunan Av. Aysel Tuğluk işte tam da böyle bir mağduriyet yaşamaktadır. Uzun zaman önce ‘demans’ hastalığına yakalanmış olan Av. Aysel TUĞLUK’un sağlığı her geçen gün kötüleşmekte; yaşam hakkı tehlikeye girmektedir.

    Av. Aysel Tuğluk; yaklaşık sekiz ay boyunca Kocaeli Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı’nda görevli dokuz uzman doktor tarafından kontrol ve muayeneye tabi tutulmuştur. Muayene sonunda Kocaeli Tıp Fakültesi’nce, Aysel Tuğluk’un yakalandığı hastalık için ‘hastalığının kronik seyirli olduğu ve ilerleyici vasıf arz ettiği, cezaevi koşullarında sağlanabilecek tıbbi destek ve bakımının yeterliliğinde sorun yaşanabileceği, ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyeceği ve dolayısıyla cezasının infazının ertelenmesi gerektiği’ tespitinde bulunulmuştur.

    Dokuz uzman tarafından yapılan detaylı muayene ve inceleme, İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından dikkate alınmayarak, 3 Eylül 2021 tarihli raporda ‘sağlık durumunun, hapis cezasının infazından muaf tutulmayı haklı kılmadığı’ sonucuna varılması üzerine; Av. Aysel Tuğluk’un avukatlarınca talep edilen infazın ertelenmesi, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca reddedilmiştir.

    Adli Tıp Kurumu’nun olumsuz raporu üzerine; Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ndan (TİHV) yeni bir rapor alınması yoluna gidilmiştir. TİHV tarafından hazırlanan raporda; ‘Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen raporda tanılar arasındaki farkın ortadan kaldırılması gerekir iken bu husus üzerinde durulmadığı; ayrıca ceza infaz kurumundaki kişinin tıbbi kayıtlarını, psikososyal değerlendirme sonuçlarını, cezaevi görevlilerinin ve kişinin birlikte yaşadığı kişilerin gözlemlerini almaksızın ve gerekli incelemeler yapılmadan hazırlanan raporun, salt kanun maddelerine atıf yapmak suretiyle verildiğinden ötürü güvenilir olmadığı’ ifadelerine yer verilmiştir.

    Demans; hafızayı, düşünmeyi ve sosyal becerileri etkileyen bir grup semptomu tanımlar. Demans, tek bir hastalık değildir. Aksine birçok türü vardır. En sık görülen türü olan Alzheimer demansı, bütün demansların yaklaşık %60 ile %80’inden sorumludur.

    Av. Aysel Tuğluk; yeme içme gibi kendi hayati ihtiyaçlarını karşılayamaz halde olup ceza infaz koşulları nedeniyle hastalığı her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır. Kendi gereksinimlerini karşılayamadığı ve başkalarıyla güçlükle iletişim kurabildiği bu durumda, cezasının infazının hastalığının iyileşmesine kadar geri bırakılması zaruret halini almıştır. Aksi durum cezanın infazında insanlık onuruna aykırı uygulama yapıldığını gösterecektir.

    Biz aşağıda imzası olan Barolar; en temel hak olan yaşam hakkının korunması açısından; 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun Barolara sorumluluk olarak yüklediği ‘insan haklarını korumak ve savunmak’ görevi kapsamında Av. Aysel Tuğluk’un cezasının infazının hastalığının iyileşmesine kadar geri bırakılması çağrısında bulunuyoruz.

    1- Adana Barosu

    2- Adıyaman Barosu

    3- Ağrı Barosu

    4- Antalya Barosu

    5- Batman Barosu

    6- Bingöl Barosu

    7- Bitlis Barosu

    8- Bursa Barosu

    9- Diyarbakır Barosu

    10- Hakkari Barosu

    11 -Hatay Barosu

    12 – İzmir Barosu

    13- Kars Barosu

    14- Mardin Barosu

    15- Muş Barosu

    16- Siirt Barosu

    17- Şanlıurfa Barosu

    18- Şırnak Barosu

    19- Tunceli Barosu

    20- Van Barosu

    (HABER MERKEZİ)