Etiket: cezaevi hak ihlalleri

  • Kanser hastası mahpuslar, denetimli serbestlik hakkına rağmen serbest bırakılmıyor!

    Kanser hastası mahpuslar, denetimli serbestlik hakkına rağmen serbest bırakılmıyor!

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpus Nail Demir ve Abdürrahim Çetinkaya’nın durumuna dikkat çekti. Kanser başta olmak üzere ağır hastalıkları bulunan Demir ve Çetinkaya için “Bir an önce serbest bırakılmalarını talep ediyoruz” denildi.

    Hapishanelerde 604’ü ağır olmak üzere en az 1605 hasta mahpus tutulmakta. Bu sayının içerisinde kronik ve çoklu rahatsızlıkları olanlar, kalp hastaları, kanser hastaları, yaşlı ve yaşamını tek başına devam ettiremeyecek kadar hasta olanlar da bulunuyor.

    İnsan Hakları Derneği, ağır hasta mahpusların, tedavi edilemeyerek ve tahliyeleri sağlanmayarak adeta ölüme mahkum edildiğine vurgu yapıyor.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi de konuya ilişkin itirazlarını sürdürüyor. Ankara’da yapılan 385. Hafta basın açıklamasında bir kez daha cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekildi. İnisiyatif, son olarak Van Yüksek Güvenlikli Cezaevine tutuklanarak konulan 70 yaşındaki Ramazan Turan’ın kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmesi vakasını gündeme getirildi.

    İŞKENCEDE BAĞIRSAKLARI PARÇALANAN MAHPUS, SERBEST BIRAKILMIYOR!

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi adına 385. Hafta basın açıklamasını Ömer Faruk Yazmacı okudu. Mahpusların tek kişilik yerlerde tutulmasının yaşam hakkı ihlali olduğunu söyleyen Yazmacı, Bu hafta Afyon 1 Nolu T Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan ağır hasta mahpus Nail Demir ve Abdürrahim Çetinkaya’nın durumunu aktardı.

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “29 Yıldan fazla bir süredir hapishanelerde kalan Nail Demir’in beden sağlığı bu süre zarfında çok yıpranmıştır. Nail Demir prostat kanseridir, ayrıca 4 yıldan bu yana kolon kanseri olup kalın bağırsak ameliyatı olmuştur, bu hastalıktan kaynaklı kolostami torbasıyla yaşamak zorundadır. Kolon kanseri tedavisi için yalnızca bir hap kullanmakta ve iki gözünde de mercek olmasından dolayı görme yetisi çok zayıflamıştır. İki böbreğinde de iltihaplanma olmasından dolayı oldukça zorlanmaktadır. Sırt bölgesinden ameliyat olmuş, boyun fıtığı rahatsızlığı bulunmaktadır ve sol tarafında komple kas zedelenmesi bulunmaktadır. Tüm bunların yanı sıra prostat rahatsızlığı da bulunmaktadır. Nail Demir, revire çıkarılmadığını, hastalıklarından kaynaklı büyük güçlük çektiğini, 26 yıldan bu yana ailesini çok az görebildiğini, hapishanede kalan 2 yıl için ailesine yakın bir cezaevine gidebilmek için dilekçe verdiğini fakat kabul edilmediğini aktarmıştır.

    Abdurrahim Çetinkaya’ya 2007 yılında gözaltına alındığında çok yoğun işkenceler yapılmış ve bugün yaşadığı sağlık sorunları yapılan işkencelerden kaynaklanmaktadır. İşkencede bağırsakları parçalanmış, kalıcı tahribatlar oluşmuş ve hala kanamaları devam etmektedir.

    Yine aynı işkencede bacak arası sıkmada yumurtalarının birisi patlamıştır. Şu ana kadar bu hastalığıyla ilgili hiçbir tedavi yapılmamıştır. Yumurtalıklarında sürekli şişme ve morarma meydana gelmekte ve tuvalete çıkmakta zorlanmaktadır. Geçici ilaçlarlar yazılmakta ancak aynı ağrılar devam etmektedir. Aynı işkencede başının defalarca betonlara vurulması sonucu sürekli başının içinde sesler olduğunu, kulağında da aynı şekilde sesler duyduğunu, bazen de kulaklarının hiç duymadığını aktarmıştır.

    İzmir Şakran 3 Nolu T Tipinde iken safra kesesi hastalığı başlamış, ameliyat olması gerektiği söylenmiş ancak ameliyatı bugüne kadar yapılmamıştır. Midede gastrit ve sürekli iltihaplar oluşmakta, yemek yemede zorlanmakta, çoğu zaman yemek yiyememektedir. Dizlerinde romatizma rahatsızlığı var ve ayrıca astım hastalığı, nefes darlığı da bulunmaktadır. Vücudunda kansızlık sorunu, gözlerinde de yanma ve yaşarma meydana gelmektedir. Abdürrahim Çetinkaya’nın denetimli serbestlik hakkı olmasına rağmen gözlem kurulu kararlarıyla hala hapishanede tutulmaya devam edilmektedir.

    Nail Demir ve Abrürrahim Çetinkaya’nın hem ağır olan sağlık durumları nedeniyle dışarıda tedavi edilmeleri için hem de koşullu salıverilmeleri zamanlarının geldiği gözetilerek bir an önce serbest bırakılmalarını talep ediyoruz.

    Bizler; Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 385. Haftada, Hasta Mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar taleplerimizi dile getirmeye ve kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hasta tutuklu Hakan Kanat’a, ameliyat sonrası yatak dahi verilmedi!

    Hasta tutuklu Hakan Kanat’a, ameliyat sonrası yatak dahi verilmedi!

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 383. Hafta basın açıklamasında tutuklu Hakan Kanat’ın durumuna dikkat çekti. Yapılan açıklamada Kanat’ın Tiroid ameliyatı sonrasında yaşadığı mağduriyete vurgu yapılarak “Hakan Kanat 6 günlük ameliyatlı haliyle ve dikişleri bile alınmadan Sincan 3 Nolu L Tipi Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiş ve karantina odasına konulmuştur. İlk gün ilaçları, kahvaltısı verilmemiş; koğuşta yatak olmadığı ve pislik içinde olmasından dolayı büyük mağduriyet yaşamıştır. hijyenik olmayan koşullarda iyileşebilmesi mümkün değildir ” denildi.

     

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi 383. Hafta basın açıklamasında bir kez daha cezaevlerindeki hak ihlallerine dikkat çekti. İHD Ankara Şube binası önünde yapılan açıklamayı Sevil Turgut okudu. Turgut, ağır hasta mahpusların, tedavi edilemeyerek ve tahliyeleri sağlanmayarak adeta ölüme mahkum edildiklerini ifade etti.

    İLAÇLARI DAHİ VERİLMEDİ!

    383. Hafta basın açıklamasında Sincan 3 Nolu L Tipi Kapalı Hapishanesinde tutulan kanser hastası Hakan Kanat’ın durumuna dikkat çekildi. Kırşehir’de tutuklanıp cezaevine konulan Hakan Kanat’ın yakın zamanda boğazında şişlikler oluşmaya başladığını söyleyen Sevil Turgut, şu açıklamayı yaptı:

    “Hakan Kanat, Kırşehir Eğitim ve Araştırma Hastanesine 2021 Eylül ayında sevk edilmiş, biyopsi yapılmış ve 24 Eylül’de 2021’de Troid Kanseri teşhisi konulmuştur. Teşhis konulmasının ardından 20 Ekim’de Sincan Ceza İnfaz Kurumuna tedavi amaçlı olarak sevk edilmiş ve 21 Ekim’de Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi Kulak Burun Boğaz bölümünde 6 saat süren bir ameliyat geçirmiştir.

    Hakan Kanat, ameliyattan 2 saat sonra kan kustuğu için boğazına atılan 60 dikişin 35’inin patlamasından dolayı tekrar dikiş atılmıştır. Eşinin verdiği bilgilere göre; görmesine ve refakatçi olmasına izin verilmemesi, hiçbir şey yapamaması ve kalacak yerinin de olmamasından dolayı memleketine geri dönmek zorunda kalmıştır.

    Hakan Kanat ameliyat edilmesinden 3 gün sonra ve boğazında 60 dikişiyle hastanenin hasta mahkum koğuşuna götürülmüş ve orada fenalaşmış, doktor çağırılmış ve adeta ölümden dönmüştür. Mahkum koğuşunda da 5 gün kalmıştır. Tümörün lenf bezlerine ve tükürük bezlerine yayıldığı için onlar da alınmış ve metastaz yapma riski de bulunmaktadır. Hakan Kanat 6 günlük ameliyatlı haliyle ve dikişleri bile alınmadan Sincan 3 Nolu L Tipi Ceza İnfaz Kurumuna gönderilmiş ve karantina odasına konulmuştur. İlk gün ilaçları, kahvaltısı verilmemiş; koğuşta yatak, bardak, tabak, kaşık ve sıcak suyun olmadığı ve koğuşun pislik içinde olmasından dolayı için ameliyatlı haliyle temizlemeye çalışmıştır. Dilekçe yazarak yatak, tabak, yemek ve ilaç istemiş; tek başına çaresiz ağrı içinde aç susuz kalmış ve kanser hastası olmasına rağmen bunları yaşamak zorunda bırakılmıştır. 7 Aralık’ta ailesi ile açık görüş hakları olmasına rağmen Hakan Kanat’a Covid-19 için ikinci aşının yapılmadığı için görüş haklarının olmadığı ailesine söylenmiş ve görüş yaptırılmamıştır.

    Avukat ile yapılan son görüşmede atom tedavisi yapılacağından dolayı Ankara Şehir Hastanesine götürülüyormuş ancak bu kadar ağır durumda olmasına rağmen ambulans tipi araçla değil tabutluk olarak tabir edilen tekli ring araçlarıyla sevk ediliyor. Sevklerde; yemek, su ve tuvalet ihtiyaçları giderilmiyor ve akşama kadar bu sağlıksız araç içinde bekletilmekteler. Hastalıktan kaynaklı olarak diyet yemeği doktor tarafından yazılmış, idareye söylemesine rağmen bu diyet ihtiyacı karşılanmadan 2 gün boyunca normal yemek verilmiştir. Hijyene ihtiyacı var ancak bulunduğu ortamda bunu karşılayamıyor.

    Hakan Kanat’ın ağır seyreden kanser hastalığı nedeniyle hijyen koşullarının sağlanabildiği, yeterli beslenmesi ve psikolojik olarak da kendisini iyi hissedeceği bir ortamda tedavisinin yapılması gerekmektedir. Ancak tekli ring araçlarıyla sevk edildiği, beslenmenin yetersiz olduğu, hijyenik olmayan koşullarda iyileşebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle bir an önce tahliye edilerek yaşam hakkının korunması gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ATO: Cezaevlerinde 1941 çocuk var, çocuğun hapsedilmesinin hiçbir onarıcı tarafı yok!-VİDEO

    ATO: Cezaevlerinde 1941 çocuk var, çocuğun hapsedilmesinin hiçbir onarıcı tarafı yok!-VİDEO

    PİRHA-Ankara Tabip Odası (ATO) İnsan Hakları Komisyonu, cezaevlerinde 1941 tutuklu-hükümlü çocuğun olduğuna dikkat çekerek “Hapsetme, çocuklar için başvurulması gereken bir uygulama olmamalıdır” dedi.

    Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu, “Cezaevinde Çocuk Olmaz” başlıklı basın toplantısı yaptı. Ankara Tabip Odası’nda düzenlenen toplantıya İnsan Hakları Derneği (İHD) yöneticileri, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü yöneticileri katıldı.

    “SON BİR AYDA 6 TUTSAK YAŞAMINI YİTİRDİ”

    ATO Başkanı Ali Karakoç, bir bütün olarak cezaevlerindeki insan hakkı ihlallerine dikkat çekerek “Yıllardır kanayan bir yara var. Bu yara vicdanlarımızı sızlatırken iktidar ve yöneticilerin umurunda değil. Umarım artık hak savunucularının söylediklerini dinlerler ve birtakım değişikliklere giderler. Cezaevlerinde 1400’ün üzerinde hasta tutuklu ve hükümlü var. Bir infaz düzenlemesi yapılacaksa önceliğin hasta ve ağır tutsaklara verilmesi gerektiğini söyledik ama bu uygulanmayıp siyasi tutsaklar, kapsam dışı bırakıldı. Ceza ertelemesi yönünde karar verilmesine rağmen çok sayıda tutsak, siyasi iktidar tarafından cezaevinde tutuluyor. Son bir ayda 6 tutsak yaşamını yitirdi” ifadelerini kullandı.

    “CEZAEVLERİNDE BİN 941 TUTUKLU-HÜKÜMLÜ ÇOCUK BULUNUYOR”

    Ankara Tabip Odası adına basın açıklamasını okuyan isim Ayşe Uğurlu oldu. Uğurlu, cezaevlerinin, çocuk gelişimi açısından uygun ortalar olmadığını vurgulayarak şu açıklamayı yaptı:

    “Bildiğimiz gibi ülkemizde 0-6 yaş arası çocuklar; annelerinin yargılama dosyaları, 12-18 yaş arası çocuklar ise kendi yargılama dosyalarından dolayı cezaevlerinde tutulmaktadır. 31 Aralık 2021 itibariyle cezaevlerinde bin 941 tutuklu-hükümlü çocuk bulunuyor. 566 hükümlü çocuğun ceza infazı ise Covid-19 izni nedeniyle cezaevi dışında uygulanıyor. Çocuklar, çocuk ve gençlik kapalı ceza infaz kurumlarında ya da yetişkin kapalı ceza infaz kurumlarının çocuk koğuşlarında tutulmaya devam ediliyor. Türkiye genelinde Ankara, İstanbul, İzmir, Hatay, Kayseri, Tarsus, Diyarbakır olmak üzere 7 kapalı çocuk cezaevi; Ankara, Denizli, İstanbul, Elazığ olmak üzere ise 4 çocuk eğitim evi bulunuyor.

    Ceza infaz sisteminde çocuğun çocuk olmaktan gelen hakları ve ihtiyaçları gözetilmeksizin yapılan çok sayıda düzenleme bulunmaktadır. Çocuk Koruma Kanunu’nda tanımlanmış olan koruyucu ve destekleyici önlemlerin suçla ilişkilenen çocuklar üzerinden de uygulanmasını beklemek çocukların en doğal hakkı olmasına rağmen yeterli risk ve ihtiyaç analizi yapılmadan ve etkin önlemler alınmadan çocuklar tutuklanmaktadır.

    Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (BMÇHS), bir çocuğun tutuklanmasının başvurulacak en son yöntem olması ve/veya bunun en kısa süreyle uygulanmasını devletlere bir yükümlülük olarak vermiştir.

    Türkiye’de kimi suç tiplerinde çocuklar çok uzun süre tutuklu olarak yargılanmakta olup hatta tutuklu çocukların sayısı, tüm zamanların hükümlü çocuklardan her zaman daha fazla olmuştur. Pandeminin başlarında cezaevlerinde aile görüşleri tamamen kaldırılmış olup telefonla görüş hakkı kapalı hapishaneler için 10 dakikadan 20 dakikaya çıkarılmıştır. Daha sonra aile görüşleri yalnızca kapalı görüş şeklinde ve daha az sıklıkta tekrar başlatılmıştır. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) gözlemlerine göre; pandemi nedeniyle çocukların ortak alan etkinlikleri, kurslar iptal edilmiş, acil durumlar olmadığı müddetçe hastane ya da başka bir hapishaneye yapılan sevkler durdurulmuş durumdadır.”

    “ÇOCUKLARI SUÇA İTEN KOŞULLAR DÜZELTİLMELİ”

    Ayşe Uğurlu, cezaevlerinin, dış dünyaya kapatılmasının tecrit koşullarına yol açtığını belirterek “Tecrit doğal olarak çocukta şiddete yol açacak, kendisine ve çevresine zarar verme olasılığını arttıracaktır” dedi. Uğurlu, cezaevlerinde çocukların akademik desteğe erişebileceği ve okulla bağlarının güçlendirileceği bir sistemin olmadığına dikkat çekerek şöyle devam etti:

    “Dolayısıyla cezaevlerindeki çocukların tecrit edilme durumunun ötesinde eğitim görme hakları da ellerinden alınmaktadır.

    Pandemi döneminde hükümlü çocukların izinli sayılarak cezalarını denetimde veya kurum dışında geçirmeleri sağlanmıştır. Bu durumdan tutuklu çocuklar yararlanamamıştır. Tutuklu çocuklar ceza almayı dahi göze alarak haklarındaki yargılamanın bir an önce bitmesini istemektedirler. Çünkü haklarındaki ceza kesinleştiğinde hükümlü sıfatıyla tahliye olabilmelerinin yolu açılacaktır. Böylece maalesef çocukların savunma ve adil yargılanma hakları da ihlal edilmektedir.

    Aslında öncelikli olarak çözülmesi gereken sorun çocukları suça iten koşulların düzeltilmesidir. Hapsetme; çocuklar için başvurulması gereken bir uygulama olmamalıdır. Cezaevindeki tüm çocuklar güvenli bir şekilde tahliye edilmeli, haklarında koruyucu ve destekleyici önlemler alınmalıdır. Tahliye edilen çocukların ailelerine arkadaşlarına, avukatlarına sivil toplum örgütlerine, bağımsız denetim mekanizmalarına, eğitim ve oyun materyallerine, sağlıklı gıda ve sağlık birimlerine ulaşmalarının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Tutuklama, bir cezalandırma aracı olarak kullanılmamalıdır. Cezaevinde olan çocuklar fiziki koşulların kötülüğü, sosyal izolasyon ve disiplin suçları nedeniyle ikincil olarak cezalandırılmaktadır, cezaevlerinde kameraların görmediği kör noktalar, rıza dışı sevk, psikologların yetersizliği, yabancı uyruklu çocuklara yönelik tercüman eksikliği, çocukların ihtiyaçları için ayrı bir ödenek olmaması, disiplin cezaları, çıplak arama, incelemeye muhtaç işçi koğuşları, çocuklara yönelik akran şiddeti ve cezaevi görevlileri tarafından uygulanan şiddet ve cinsel istismar bu cezalandırmaların başında gelmektedir.

    Çocuk cezaevlerinde çalışan bir sosyal hizmet uzmanı ‘cezaevinden çıkan bir çocuğun yeniden suça sürüklenmemesinin imkansız olduğu, birçoğunun ‘zorunluluktan’ suç işlemeye devam ettiğini’, çocuk cezaevlerinde meydana gelen şiddet olaylarının Adalet Bakanlığı tarafından ‘akran şiddeti’ olarak tanımlandığını, aslında yaşanan her türlü şiddetten cezaevi idaresi sorumlu olduğunu, yoğun şiddet görmüş çocukların kendilerini var edebilmek ve hissedebilmek adına şiddet uyguladığını ifade ediyor.

    Çocukların duygusal ve fiziksel olarak sağlıklı gelişimlerinin sağlanabilmesi için biran önce harekete geçilmelidir. Genişletilmiş denetimli serbestlik vb. uygulamalar ile anneleriyle kalan 0-6 yaş arası çocukların annelerinin infazları çocuğun üstün yararı gözetilerek ertelenmelidir.

    En kısa vadede yapılması gerekenlerden bahsetmek istersek öncelikle cezaevi koşullarının iyileştirilmesi ile ilgili çalışmalar yapılmalıdır. Tecrit etkisini azaltacak, çocukların fiziksel ve ruhsal sağlıklarının bütüncül olarak korunmasını sağlayacak adımlar atılmalıdır.

    Diğer bir konu ise çocuk mahkemelerinin mekansal olarak yeniden düzenlenmesi konusudur. Çocuk dostu bir adalet sistemi için tüm düzenlemeler yapılmalıdır. İfadenin alınacağı odalardan, yargılamanın yapılacağı mahkemelere kadar tüm süreçte mekanların çocukların rahatsız olmayacağı, güvenebileceği hale getirilmesi, ayrıca duruşmalarda hakim, savcı ve avukatların cübbe giymemesi gibi değişiklikler yapılması çocukların daha az travmatize olmasını sağlayacaktır.

    Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu olarak bir kez daha belirtmek istiyoruz ki çocukların yeri cezaevleri değildir. Cezaevinde çocuk olmaz. Bir çocuğun hapsedilmesinin ya da cezalandırılmasının hiçbir şekilde onarıcı tarafı yoktur. Çocukları suça iten koşulların düzeltilmesi gerekmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Başaran: Cezaevlerinde Esat Oktay’ın, iktidarda Kenan Evren’in zihniyeti var

    Başaran: Cezaevlerinde Esat Oktay’ın, iktidarda Kenan Evren’in zihniyeti var

    PİRHA – HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, düzenlediği basın toplantısında cezaevinde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekti. “Cezaevlerinde fiili idam uygulanıyor” diyen Başaran hasta tutukluların derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, HDP Diyarbakır İl İrtibat Bürosunda haftalık basın toplantısı yaparak, kadın gündemine ilişkin değerlendirme yaptı. Başaran konuşmasında “Kadın katliamlarının gün geçtikçe arttığı ve katmerleştiği, bunun IŞİD’vari yöntemlerle gerçekleştiği, cezaevlerindeki hukuksuzluğun 80 dönemindeki pratiklerin daha da derinleştiği bir yıl oldu. 2021 yılı ayrıca tecritin mutlaklığını koruduğu ve derinleştiği bir yıl olarak tarihe geçti” dedi.

    “GÖMLEĞİN İLK DÜĞMESİ ISRARLI BİR ŞEKİLDE YANLIŞ İLİKLENİYOR”

    Ayşe Acar Başaran, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecride vurgu yaptığı konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

    “Biz biliyoruz ki bu ülkenin en temel sorunu, görünmez kılınmaya çalışılıyor. Etrafında gelişen bütün problemler de aslında tecritten kaynaklanıyor. Yaşadığımız süreç, bir gömleğin ilk düğmesinin yanlış iliklenmesi olarak tariflenebilir. İktidar bir süredir, Kürt sorununu demokratik yöntemlerle çözmekten vazgeçerek aslında ülkenin en temel sorununu, yani gömleğin ilk düğmesini ısrarlı bir şekilde yanlış ilikliyor. Attığı adımlarla sanki bu ülkenin problemlerini çözecekmiş gibi bir illüzyon yaratıyor, hakikati flulaştırmaya çalışıyor.”

    TEK DIŞ GÜÇ İKTİDARIN KENDİSİ”

    HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, ülkede yaşanan ekonomik krizin nedenlerine de değinerek, “Son süreçte yaşadığımız bu büyük ekonomik krizin esaslı nedeni, aslında iktidarın yürüttüğü tekçi politikadır, savaş politikalarıdır. Toplum açlıkla cebelleşirken, kadınlar yoksullukla yüzyüzeyken, Diyarbakır’da iki yaşındaki bir çocuk DEDAŞ’ın elektriklerini kesmesi nedeniyle yaşamını yitirirken, her gün kadınlar işsizlik ve yoksullukla cebelleşirken, Batman’ın köylerinde sular aylarca kesilirken iktidar dış güç arıyor. Biz kendilerine buradan bir kez daha ifade etmek istiyoruz ki bu ülkedeki tek dış güç iktidarın kendisi. Oluşturduğu illüzyonla sanki ekonomik bir manipülasyon varmış gibi bir yaklaşım sergiliyor. Dolar 17 TL’den 12 TL’ye müdahaleler sonucunda indirildiğinde sanki bir refah ortamı sağlanmış gibi bir algı oluşturmaya çalışıyor. Ama bugün de gördük ki ekmeğe, mazota, elektriğe, doğalgaza, gıdaya zam devam ediyor. Toplum yoksullukla cebelleşiyor, iktidar savaşla ve milliyetçilikle ayakta durmaya çalışıyor” diye konuştu.

    “CEZAEVLERİNDE ESAT OKTAY’IN ZİHNİYETİ VAR

    Ayşe Acar Başaran, konuşmasının devamında cezaevlerinde yaşanan ihlalleri hatırlattı. Hasta tutsakların bir an önce serbest bırakılması gerektiğini söyleyen Başaran şöyle devam etti:

    “Sadece 10 günde Türkiye cezaevlerinden toplam 7 cenaze çıktı. Bunlardan 2’si şüpheli bir şekilde yaşamını yitirenlerden Garibe Gezer ve Vedat Erkmen’di. Garibe’nin yaşadıkları, maruz kaldığı işkence, cinsel saldırı bütün kamuoyuna yansımıştı. Garibe, milletvekillerine mektuplar gönderdi, ailesi vasıtasıyla kamuoyuna sesini duyurmaya çalıştı. Garibe tekli hücrede kalmaya devam etti. İşkence ile yüz yüze kalmaya devam etti, sonunda şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdi. Aynı Vedat Erkmen gibi. Tekli hücrede yaşamını yitiren bir diğer tutsak da Vedat Erkem idi. Biz çok iyi biliyoruz ki bunun esas sorumlusu iktidarın kendisi ve Kürtlere dönük yürüttüğü düşmanca politikalardır. Israrlı bir biçimde cezaevindeki 604’ü ağır olmak üzere toplam bin 605 hasta tutsakla ilgili olarak adım atmama yaklaşımını sergiliyor. Bu Türkiye tarihinde ilk defa gördüğümüz bir yaklaşım değil. 80 dönemini hatırlayalım. Kenan Evren, ‘Asmayalım da besleyelim mi’ diyordu. Esat Oktay, Diyarbakır’da binlerce siyasi tutsağa işkence uygulayanlardı. Bugün cezaevlerinde Esat Oktay, iktidarın başında da Kenan Evren’in zihniyeti var.

    İdamın olmadığını söylüyorlar; ama cezaevlerinde fiili bir idam uygulanıyor. Göz göre göre cezaevlerinde Adli Tıp Kurumu’nun da desteğiyle her gün cenazeler çıkıyor. Hala bu ülkede iktidar, işkenceye sıfır tolerans uyguladıklarını ifade ediyor. Ama Garibe Gezer gibi cezaevlerindeki hasta tutsaklar da ölümle yüz yüze bırakılmaya devam ediyor. Bunlardan biri -bütün kamuoyunun bilgisinin de olduğu üzere- Aysel Tuğluk arkadaşımız. Aysel Tuğluk, bu ülkede milletvekilliği yapmış, önceki dönem partilerimizde eş genel başkanlık yapmış, DTK eşbaşkanlığını yapmış, kadın mücadelesi yürütmüş, en son tutuklandığında HDP’nin hukuktan sorumlu Eş Genel Başkanı olan arkadaşımız. Tuğluk, bu ülkede yıllardır kadın ve demokrasi mücadelesi veren bir arkadaşımız. Maruz kaldığı hukuksuzlukların yanı sıra Türkiye tarihine kara bir leke olarak geçen, bütün toplumun vicdanını yaralayan, annesinin cenazesinin mezardan çıkartılmasıyla da toplumun hafızasına kazınmış bir arkadaşımız.

    “AYSEL TUĞLUK’UN SAĞLIK SORUNLARI HER GEÇEN GÜN ARTIYOR”

    Aysel Tuğluk’un, annesinin cenazesinin mezardan çıkarılmasının ardından yaşadığı sağlık sorunları her geçen gün artmış durumda. Kocaeli Tıp Fakültesi, Aysel Tuğluk’la ilgili ‘cezaevinde kalamaz’ raporu verdi. Tıpkı yaşamını yitiren diğer hasta tutsaklar gibi. Hepsinde aslında fakülte hastanelerinde ‘cezaevinde kalamaz’ raporu veriliyordu. Ancak siyasi saiklerle hareket eden, iktidarın tutsakları cezaevinde tutma aracı haline gelmiş ATK, sadece 5 dakika Aysel Tuğluk’la yüz yüze gelerek ‘cezaevinde kalabilir raporu’ verdi. Aysel, tekli hücrede tutulmaya çalışıldı. Aysel, bugün bu uygulamalarla her gün biraz daha hafızasını yitirirken, toplum da her gün biraz daha vicdanını yitiriyor. Tam da bu nedenle demokratik kamuoyu, öncelikli olarak kadınlar Aysel Tuğluk’a özgürlük diye haykırıyorlar. Tuğluk’u cezaevinde tutmak, yaşamını daha zor duruma getirmesi ve hastalığının ilerlemesi anlamına geliyor. Bunun için bir kez daha toplumsal vicdana sesleniyoruz: Artık bir cenazenin daha, bir tabutun daha cezaevinden çıkmasına tahammülümüz kalmadı! İktidarın Kürt ve kadın düşmanı politikalarına karşı hep beraber mücadele edelim. 2021 yılında tekrar benzer tablolarla yüz yüze kalmayalım diye çağrımızı yinelemek istiyoruz.”

    PİRHA / ANKARA

  • Dersimli kadınlardan çağrı: Aysel Tuğluk serbest bırakılsın; zalimlik yapılmasın-VİDEO

    Dersimli kadınlardan çağrı: Aysel Tuğluk serbest bırakılsın; zalimlik yapılmasın-VİDEO

    PİRHA- Dersimli kadınlar, sağlık durumu kötüleşen tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk’un bir an önce serbest bırakılması için çağrı yaparak, “İnancı, dili, kimliği ne olursa olsun tüm hasta tutsakların serbest bırakılmasını istiyoruz. Bizim inancımızda hasta olanlara zalimlik yapılmaz” ifadelerini kullandılar. 

    Önceki dönem DTK Eşbaşkanı da olan HDP’nin eski Eş genel Başkan Yardımcılarından Aysel Tuğluk’un sağlık sorunları günden güne artıyor. HDP’li kadın Milletvekilleri, Tuğluk’a ilişkin yaptıkları açıklamada “Aysel Tuğluk, bu topraklarda görülen en büyük vahşetle karşı karşıya kaldı” diyerek yaşadığı travmaya işaret etti.

    Siyasetçi Aysel Tuğluk, cezaevindeyken annesi Hakk’a yürüdü. Annesinin cenazesi Ankara’da toprağa sırlandıktan sonra faşist grupların saldırısına uğradı. Aysel Tuğluk, yaşadığı bu travma nedeniyle ağır bir hastalığa maruz kaldı. Uzmanlar, Tuğluk’un hafızasını etkileyen hastalığı sebebiyle, tek başına kalmasının mümkün olmayacağına vurgu yaptı.

    BİLİRKİŞİ RAPORLARI DA DİKKATE ALINMIYOR!

    Kocaeli Tıp Fakültesi 12 Temmuz’da Aysel Tuğluk ile ilgili kararını açıklayarak, ‘hastalığının kronik seyirde olduğu ve ilerici vasıf seyrettiği, tıbbi bakımı konusunda sorun yaşayacağı, cezaevi koşullarında hayatını tek başına yürütemeyeceği’ tespitine vardı. Ancak Adli Tıp Kurumu, 3 ay sonra Aysel Tuğluk’un cezaevinde kalabileceğine dair karar verdi.

    “BİZİM İNANCIMIZDA KADINA, HASTA OLANLARA ZALİMLİK YAPILMAZ”

    Tuğluk’un durumunun her gün biraz daha kötüye gitmesine karşılık Dersimli kadınlar da harekete geçti.

    Uzun yıllar Alevi kurumlarında hizmet yürüten Hatice Çevik, “Hasta tutsakların, içeride büyük sıkıntılar yaşadıklarını duymaktayız. Onlardan biri de Aysel Tuğluk” diyerek şunları söyledi:

    “Aysel Tuğluk’un ağır hasta olduğunu öğrendik. Hasta tutsakların serbest bırakılmasını, sadece Aysel Tuğluk değil; inancı, dili, kimliği ne olursa olsun bütün hasta tutsakların serbest bırakılmasını, aileleri ile zaman geçirmelerinin daha sağlıklı olacağına inanıyorum. Aysel Tuğluk, Dersimli olmakla beraber Kürt’tür, Alevidir. Bizim inancımızda kadına, çocuklara, doğaya ve hasta olanlara zalimlik yapılmaz. O nedenle inancımız gereği Xizir, Aysel Tuğluk’un yardımcısı olsun.”

    “DEVLETİN TUTUMUNU KINIYORUM”

    Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Çiğdem Camkıran da Tuğluk’un serbest bırakılması için çağrı yapanlardan biri oldu. Camkıran, 14 Eylül 2017’de anne Hatun Tuğluk’un Hakk’a uğurlandığı gün yaşanan saldırıya işaret ederek, “Aysel Tuğluk’un derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Annesinin cenazesine yapılan saldırıdan dolayı travma yaşamış olup hastalığının şiddeti ilerlemiş ve alzheimerın son noktasına gelmiştir. Devletin yapmış olduğu ırkçı ve gerici bu tutumu kınıyor ve Aysel Tuğluk’un derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz” dedi.

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • 83 yaşındaki Alzheimer hastası Mehmet Emin Özkan için tahliye çağrısı!

    83 yaşındaki Alzheimer hastası Mehmet Emin Özkan için tahliye çağrısı!

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, Kovid-19’a yakalanan 83 yaşındaki ağır hasta tutuklu Mehmet Emin Özkan için tahliye çağrısında bulundu. Yapılan açıklamada, Özkan’ın, insanlık onuruna aykırı bir şekilde elleri ve ayağı kelepçeli olarak tedavi edildiğine vurgu yapıldı.
    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hasta tutukluların durumuna dikkat çektiği eylemlerinin 379’uncu haftasında İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın açıklaması yaptı. “Tedavi haktır engellenemez, hasta mahpuslar serbest bırakılsın” pankartının açıldığı açıklamaya, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Eşbaşkanları Perihan Pakize Sinemillioğlu ve Vezir Coşkun Parlak’ın yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
    5 KEZ KALP KRİZİ GEÇİRDİ
    Açıklamada konuşan İHD Merkez Yürütme Kurulu (MYK) Üyesi Nuray Çevirmen, öncelikle Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde sistematik işkenceye maruz kalan, tecavüze uğrayan Garibe Gezer’in ölümünün  soruşturulmasını talep ettiklerini belirtti.
    Daha sonra Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan 83 yaşındaki ağır hasta tutuklu Mehmet Emin Özkan’ın durumuna değinen Çevirmen, Özkan’ın yaşamını cezaevinde devam ettiremeyecek durumda olduğunu hatırlattı. Çevirmen, Özkan için defalarca çağrı yapılmasına rağmen hala cezaevinde tutulduğuna dikkati çekti. Özkan’ın 26 yıldır hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğunu belirten Çevirmen, “Yürümekte ve konuşmakta zorlanmaktadır. Ağır kalp hastasıdır ve bugüne kadar 5 kez kalp krizi geçirmiş olup 4 kez anjiyo yapılmış, 10 yıldır da kalbinde stend takılıdır. İleri derecede KOAH hastasıdır ve nefes alıp vermekte güçlük çekmektedir. Yüksek tansiyon hastalığı bulunmakta ve her gün en az 4-5 kez tansiyon takibi yapılmaktadır” dedi.
    YÜZDE 87 ORANINDA AĞIR HASTA
    Özkan’ın Alzheimer hastası olduğunu anımsatan Çevirmen, “Beynindeki anevrizma nedeniyle beyin kanaması geçirme tehlikesi bulunan Mehmet Emin Özkan, sıcak suyla yıkanamamakta ancak soğuğa yakın ılık su ile yıkanabilmektedir. Öte yandan kemik erimesi de başlamıştır. Özkan için 2015 yılında yüzde 87 oranında ağır hasta olduğu ve cezaevinde kalamayacağı yönünde verilen rapor, 2019’da yapılan bir başka kontrolde kaldırıldı” ifadelerini kullandı.
    KELEPÇELİ TEDAVİ EDİLİYOR
    Özkan’a defalarca Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından siyasi saiklerle “Cezaevinde kalabilir” raporu verildiğini belirten Çevirmen, “Geçtiğimiz hafta bakanlık talimatıyla tekrar İstanbul ATK’ye, yanında refakatçisi olmadan götürüldü. Hava muhalefeti nedeniyle de orada 3 gün tutuldu. Diyarbakır’a döndüğünde de sevk esnasında Kovid’e yakalandığı tespit edilmiştir. Sevk esnasında Kovid’e yakalanmış olması büyük bir ihmaldir. Durumunun ağırlaşması üzerine Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılmıştır. Şu anda hala hastanede, insanlık onuruna aykırı bir şekilde elleri ve ayağı kelepçeli olarak tedavi edilmektedir” dedi.
    YAŞAM HAKKI İHLALİ
    Ailenin refakatçi talebinin kabul edilmediğini aktaran Çevirmen, şunları söyledi:  “En son götürüldüğü ATK’den henüz raporu gelmemiştir. Mehmet Emin Özkan dosyasındaki hukuksuzluk ortadan kaldırılmalı ve adil yargılanma ihlaline son verilmelidir. Ağır hastalıkları, ilerlemiş yaşı ve bir başkasının bakımına ihtiyacı olduğu da göz önüne alınarak, derhal infazına son verilmeli ve hemen tahliye edilmelidir. Mehmet Emin Özkan’ın hala ve ısrarla hapishanede tutulması bir yaşam hakkı ihlalidir.”
    Kaynak:MA
  • PSAKD’den Tuğluk’un tahliyesi için çağrı: Sağlık ve yaşam hakkı kutsaldır!

    PSAKD’den Tuğluk’un tahliyesi için çağrı: Sağlık ve yaşam hakkı kutsaldır!

    PİRHA- Tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk’un yaşadığı sağlık sorunlarına karşılık, yetkililerin kayıtsız kalması itirazları da beraberinde getirdi. Tuğluk’un tedavisi için serbest kalması gerektiğini belirten PSAKD Genel Merkezi, “Yarattığınız kin deryası dönüp mutlaka sizi de vuracaktır. Ve o gün hukuk ve adalet size de lazım olacak unutmayın!” dedi.

    Önceki dönem HDP Eş Genel Başkan Yardımcılarından Aysel Tuğluk’un Kandıra F Tipi Cezaevi’nde hafıza kaybı yaşadığı avukatları tarafından açıklandı. Tuğluk’un durumunun giderek kötüleşmesi ve yaşam riskinin bulunmasıyla birlikte Alevi kamuoyu da harekete geçti.

    “YAPILAN ZULÜM İNSANLIĞA SIĞMAYACAK KADAR BÜYÜKTÜR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Aysel Tuğluk’un tahliyesi için yazılı açıklama yaparak, “Aysel Tuğluk’un sağlığına kavuşması için adım atmak, bir lütuf değil evrensel insan hakkıdır” denildi.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Siyasi tutsak Aysel Tuğluk’un sağlığı her geçen gün kötüye gidiyor. Daha fazla zaman kaybetmeden hastanede tedavi edilmeli ve cezaevi koşullarından çıkarılmalıdır. Yaşam hakkı, her türlü otoriter iradenin üstünde ve hukuk güvencesi altındadır.

    Bir tarafta Madımak katili Ahmet Turan Kılıç’ı sağlık durumunu gerekçe göstererek serbest bırakanlar, sadece siyaset yaptığı için tutuklu olan Aysel Tuğluk’un tahliye edilmesine onay vermiyor.

    Aysel Tuğluk’a yapılan zulüm insanlığa sığmayacak kadar büyüktür. Önce annesini mezarına ‘sığdırmayanlar’ şimdi ise sağlık durumu ağırlaşmasına rağmen tahliyesine engel oluyorlar.

    Yarattığınız kin deryası dönüp mutlaka sizi de vuracaktır. Ve o gün hukuk ve adalet size de lazım olacak unutmayın! Bu güne kadar çeşitli mecralardan yapılan çağrılara sessiz kalmak, insanlığa kulak tıkamaktır. Aysel Tuğluk bir hukukçudur. Alevi’dir. Yurtseverdir, devrimcidir. Ama asla katil değildir. Asla zalimden yana olmamıştır. Sağlık ve yaşam hakkı kutsaldır. Aysel Tuğluk tedavisi için tahliye edilmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hasta Mahpus Yıldırım Demir için tahliye çağrısı yapıldı!

    Hasta Mahpus Yıldırım Demir için tahliye çağrısı yapıldı!

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 378. Hafta basın açıklamasında Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Yıldırım Demir’in durumuna dikkat çekti. Görme engeli, reflü, gastrit, ülser, bronşit ve boyun fıtığı hastalığı olan Yıldırım Demir için “Derhal serbest bırakılsın” çağrısı yapıldı.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, bir kez daha hasta mahpusların durumuna dikkat çekti. İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi önünde yapılan 378. hafta basın açıklamasını İHD Ankara Şube Eşbaşkanı Sevil Ateş okudu. Ateş, İHD’nin tespit edebildiği kadarıyla hapishanelerde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunduğunu söyledi.

    BİRÇOK HASTALIĞA RAĞMEN “CEZAEVİNDE KALABİLİR” RAPORU VERİLDİ!

    Sevil Ateş, ağır hasta mahpusların cezaevlerinde adeta yaşam savaşı verdiklerini belirterek Bolu F Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan Yıldırım Demir’in durumuna dikkat çekti. Sevil Ateş, Demir’in sağ gözünün %95 görmediğine, sol gözünden de yaklaşık 2 yıl önce ameliyat olduğuna dikkat çekti. Yıldırım Demir’in, her kontrole gittiğinde suni gözyaşı damlası verilerek geri gönderildiğini aktaran Sevil Ateş, “Yıldırım Demir, artık her şeyi bulanık görüyor. Şimdiye kadar 6 kez göz için anjiyo olmuştur” dedi.

    Yapılan açıklamanın devamında şu bilgiler paylaşıldı:

    “Midesinde reflü, gastrit ve ülser hastalıkları var. İki kez mide kanaması geçirdi. Revir doktorunun diyet yazdığını, ancak diyet yemeklerinin yenilmeyecek durumda ve besin değerinin çok düşük olduğunu aktarmıştır.

    İrritabl bağırsak sendromu, hassas bağırsak sendromu ya da spastik kolon olarak adlandırılan hastalığı bulunmakta ve iç hemoroit rahatsızlığı da mevcuttur. Ayrıca prostat hastalığı var, genelde PSA testinde değerleri yüksek çıkıyor ve şimdiye kadar üç kez biyopsi yapılmış, 6-7 yıldır günlük ilaç kullanmaktadır.

    Vertigo rahatsızlığı çekmekte, kulaklarda çınlama ve duyma kaybı yaşamaktadır. Her iki dizinde de kas yırtığı var. Kronik bronşit hastasıdır. Boyun fıtığı en ileri aşamada olup ameliyat için Bolu’dan Ankara Numune Hastanesine sevk edildiğinde, doktoru; ‘Ameliyat sonrası büyük ihtimalle felçli kalırsın’ dediği için ameliyat olmadan geri dönmüştür. Boyun fıtığının yaşamını oldukça zorladığını, sürekli kollarının uyuştuğunu ve sırt ağrılarının şiddetli bir şekilde devam ettiğini aktarmıştır. Ayrıca Sinüzit ve kronik baş ağrıları da devam ediyor.

    Yine iki yıl önce uyku aknesi için hastaneye yatırılarak uyku testi randevu verilmiş ve yine aynı şekilde diş eti doku nakli için de 2 yıl önce randevu verilmiş ancak şimdiye kadar iki randevuya da götürülmemiştir. Sorduğunda ise pandemi süreci gerekçe olarak gösteriliyor ve hastalıkları tedavi edilmiyor.

    2016 yılında Nevşehir Devlet Hastanesi, %41 engelli raporu vererek kendisini İstanbul Adli Tıp’a göndermiş ve Adli Tıp Kurumu tarafından ‘Cezaevinde kalabilir’ raporu verilerek hapishaneye geri gönderilmiştir. Boyun fıtığı ve bağırsak sorunları bu süreçten sonra oluşmuş ve tedavi edilmeyen hastalıklar zaman geçtikçe ağırlaşmaktadır.

    Yıldırım Demir’in hastalıkları için gecikmiş olan tetkik ve tedavileri vakit geçirmeden yapılmalı ve bu süre zarfında tekrar ilerlemiş ve yaşamını tek başına devam ettiremeyecek düzeye gelmiş hastalıkları için tekrar Adli Tıp Kurumuna sevki gerçekleştirilerek daha sağlıklı koşullarda tedavilerinin yapılabilmesi için tahliyesi sağlanmalıdır.

    Bizler; Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 378. Haftada, Hasta Mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar dile getirmeye, taleplerimizi kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, Tokat T Tipi hapishanesindeki sağlık ihlallerini açıkladı!

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, Tokat T Tipi hapishanesindeki sağlık ihlallerini açıkladı!

    PİRHA- Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 376. Hafta Basın Açıklamasında Tokat T Tipi hapishanesinde yaşanan sağlık hakkı ihlallerine işaret etti. Yapılan açıklamada “Hapishanede kalamayacak durumda olanların infazlarının ertelenmesi için çalışmalar yapılmalı ve daha sağlıklı koşullarda tedavileri oluncaya kadar infazları ertelenmelidir” denildi.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, hapishanelerde süregiden hak ihlallerine karşı bir kez daha itiraz etti. 376. Hafta Basın Açıklaması İnsan Hakları Derneği Ankara Şube binası önünde yapıldı.

    İnsan Hakları Derneği olarak tespit edilen 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpusun olduğuna işaret edildi. Kanser hastaları, yaşlı ve yaşamını tek başına devam ettiremeyecek kadar hasta olanların dahi cezaevlerinde ısrarla tutulmaya devam edildiğine işaret edilirken “Ağır hasta mahpuslar, cezaevlerinde adeta yaşam savaşı veriyor ve tüm taleplere rağmen ne tedavileri tam yapılabiliyor ne de tahliye ediliyorlar” denildi.

    TOKAT T TİPİ HAPİSHANESİNDE HAK İHLALLERİ SÜRÜYOR!

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, bu hafta Tokat T Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan hasta mahpusların durumunu aktardı.

    İHD Ankara Şube Başkanı Sevil Turgut’un okuduğu basın açıklamasında ilk olarak 1994 yılından bu yana hapishanede tutulan 1969 doğumlu Cebrail Vural’ın durumuna işaret edildi. Vural’ın akciğer hastalığı yaşadığın aktaran Sevil Turgut, “1998 yılında Yozgat Cezaevinde olduğu sıralarda Verem teşhisi konulmuştur. Midyat Cezaevinde iken de bir hafta hastanede yatmış ve bir ay da hapishanede yatakta yatmak zorunda kalmıştır. O dönemde iltihapla birlikte kan akıntısı da oluşmuştur. Sonra zatürre teşhisi konulmuş ve tedavisi yapılmadan Tokat T Tipi Kapalı Hapishanesine sevk edilmiştir” dedi.

    Turgut, Cebrail Vural’ın henüz teşhisinin tam yapılamadığını belirterek şunları söyledi:

    “Yine dışarıda iken sol el bileğinde ciddi kırıklar meydana gelmiş ve cezaevinde tedavi olamamıştır. Şu anda da sol elini kullanamıyor. 2021 yılı başında elinin tomografisi çekilmiş ancak kendisine tedavisine dair bir şey söylenmemiştir. 5 yıldır eroziv gastrit hastalığı bulunmakta ve bunun için de aprazol mide ilacı kullanmaktadır. 2015 yılında metabolizmasının iyi çalışmadığı yönünde teşhis konulmuş ve bir süre gıda takviyesi kullanmıştır. Sol kaburgasında bir kaburga kemiği orta kısmından içeriye doğru çökmüş ve ucunun neredeyse deriyi delecek durumda olduğunu, 24 saat boyunca ağrı yaptığını aktarmıştır.

    Hüsnü Aşkan 04.12.2012 yılından beri cezaevindedir ve 04.12.2017 tarihinde Van’dan Tokat T Tipi Cezaevine sevk edilmiştir. Bu cezaevine getirildikten sonra sağlık sorunlarının daha da arttığını ifade etmiştir. Son iki yıldır kendisinde artarak devam hastalıklarını mektup ile aktarmıştır. Mide ağrısı, bağırsak ve safra kesesi kısmında sürekli ağrı, böbrek kısmında ağrı oluşmaktadır. El ve ayaklarda sürekli soğuma yaşıyor. Sürekli olarak zayıflamakta, kemikleri giderek incelmektedir. Gözlerde rahatsızlık bulunmaktadır. Sağ göğüs kısmında çarpıklık olması nedeniyle ciddi ağrılar çekmekte ve bel ve boyun kısmında ağrı, uyuşma, karıncalanma yaşamaktadır. Bu sağlık sorunları için farklı birçok ilaç kullanmaktadır. Özellikle mide-bağırsak, göğüs ağrısı için hiçbir düzelme olmamıştır. Ayrıca sağlığa erişimde birçok sorun yaşandığını da aktarmıştır.

    Ömer Yaman 65 yaşındadır ve yüksek tansiyon hastalığı ilerleyerek devam etmektedir. Düzenli şekilde tansiyon hapı kullanıyor. Bunun yanında sürekli ve aşırı derecede el titremeleri var ve revire çıkmışsa da yaşına bağlayıp, herhangi bir tedavi yapılmamıştır. Diğer yandan kulaklarında duyma ve gözlerimde görme kaybı var. Koronadan dolayı düzenli bir tedavi olmadığından, bu dönemde tedavi başvurusu olmadığını, olsa da hastane sevki yapılmadığını aktarmıştır.

    Durumlarını aktaran ve hastalıkları ciddi boyutta olan Cebrail Vural’ın, Hüsnü Aşkan’ın ve Ömer Yaman’ın tüm tetkik ve tedavileri eksiksiz, zamanında yapılarak kendileri de bilgilendirilmelidir. Ayrıca hapishanede kalamayacak durumda olanların infazlarının ertelenmesi için çalışmalar yapılmalı ve daha sağlıklı koşullarda tedavileri oluncaya kadar infazları ertelenmelidir.

    Bizler; Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi olarak 376. Haftada, Hasta Mahpusların durumlarını dile getirdik. Tüm bu sorunlar kalıcı bir şekilde çözülünceye kadar dile getirmeye, taleplerimizi kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • MS ve kalp rahatsızlığı olan tutuklu Aysun Şahin tahliye edilmiyor!-VİDEO

    MS ve kalp rahatsızlığı olan tutuklu Aysun Şahin tahliye edilmiyor!-VİDEO

    PİRHA-Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 360. hafta basın açıklamasında Düzce T Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan hasta mahpus Aysun Şahin’in durumuna dikkat çekti. Yapılan açıklamada “Aysun Şahin, MS hastalığı için gün aşırı olması gereken iğneleri kendisi yapmak durumundadır. Kullandığı iğneden kaynaklı olarak kasları güçsüzleşiyor, hareket imkanı azalıyor ve tuvalete dahi bu zamanlarda ancak arkadaşlarının kollarında gidebiliyorifadeleri kullanıldı.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 360. hafta basın açıklamasında bir kez daha hapishanelerde yaşanan hak ihlallerine dikkat çekti. İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şube binasında yapılan açıklamayı İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen okudu.

    Hapishanelerde 604’ü ağır olmak üzere en az 1605 hasta mahpusun olduğunu söyleyen Nuray Çevirmen, tutukluların, hapishanelerde “adeta yaşam savaşı” verdiğini ifade etti. Çevirmen, insiyatif olarak bu hafta Düzce T Tipi Kapalı Hapishanesinde kalan hasta mahpus Aysun Şahin’in durumuna dikkat çekmek istediklerini söyledi.

    “YAŞAMI BÜYÜK RİSK ALTINDA”

    Nuray Çevirmen, 44 yaşında olan Aysun Şahin’in 29 Kasım 2017’de tutuklanıp Düzce T Tipi Cezaevine gönderildiğini ve Multiple Skleroz (MS) hastası olduğunu ifade etti. Yapılan açıklamada Şahin’in doğuştan kalça çıkıklığı ve eklemlerinde şekil bozukluğu olduğu için de % 48 engelli raporu bulunduğuna işaret edildi. Dört yıldır MS başta olmak üzere eklem romatizması, kalpte ritim bozukluğu, kemik erimesi, boyun düzleşmesi gibi hastalıklarla cezaevinde tutulan Aysun Şahin’e dair şu açıklama yapıldı:

    “Aysun Şahin, hastaneye tekerlekli sandalye ile götürülmekte, görüşlere ise koğuş arkadaşlarının kolunda çıkabilmektedir. Kendi ihtiyaçlarını tek başına giderememekte ancak yanında olan arkadaşlarının yardımı ile yaşamını sürdürebilmektedir. Kendi başına kalkmak istediğinde ise duvarlara tutunarak hareket edebilmektedir.

    Aysun Şahin, MS hastalığı için gün aşırı olması gereken iğneleri kendisi yapmak durumundadır. Bu iğne nedeni ile grip bile olmaması gerekiyor ki ne yazık ki hapishane ortamında bu mümkün değildir ve yaşamı büyük bir risk altındadır. Kullandığı iğneden kaynaklı olarak kasları güçsüzleşiyor, hareket imkanı azalıyor ve tuvalete dahi bu zamanlarda ancak arkadaşlarının kollarında gidebiliyor.

    “İNFAZI ERTELENEREK TEDAVİSİ YAPILMALIDIR”

    Mücadele etmiş olduğu kronik hastalıklar nedeniyle sıkıntı, stres ve kötü koşullardan uzak kalması gerekmekte ayrıca bağışıklık sisteminin güçlenmesi içi için iyi beslenerek haftada 3 gün balık tüketmesi gerekmektedir. Ancak mevcut hapishane koşullarında bu imkanın sağlanamayacağı açıktır. Mevcut hapishane sisteminde hasta mahpusların durumlarının daha da ağırlaştığı, sağlıklarının bozulduğu, hastalıkların kronikleştiği ortadadır.

    Aysun Şahin’in MS hastalığından kaynaklı olan durumu %48 engellilik raporuna işlenmemiştir. Bu hastalık da dahil edildiğinde oranın %70’lere çıkacağını ifade etmektedir. İnfaz erteleme önünde yapmış olduğu başvurular iki kez reddedilmiştir. Tutuklandıktan 15 ay sonra ilk infaz erteleme başvurusunda bulunan Şahin’in talebi, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından ‘cezaevinde kalabilir’ denilerek reddedildi. İkinci talebi ise yine aynı gerekçelerle birkaç ay önce reddedilmiştir.

    Raporlanmış olan %48 engellilik durumu ve ağır seyreden MS hastalığı ve diğer hastalıkları nedeniyle artık hapishanede kalamayacak duruma gelmiş olan ve ancak arkadaşlarının yardımı ile yaşamını devam ettirebilen Aysun Şahin için etkili bir tetkik süreci yürütülmelidir. Hapishanede kalamayacak durumda olduğu gözle görülür halde olan mahpusun bir an önce infazının ertelenmesi için girişimlerde bulunulmalı ve daha sağlıklı ortamlarda tedavisi yapılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hapishanelerde yoğun işkence sürüyor: Son üç ayda 17 kişi yaşamını yitirdi-VİDEO

    Hapishanelerde yoğun işkence sürüyor: Son üç ayda 17 kişi yaşamını yitirdi-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi Hapishaneler Komisyonu, İç Anadolu Bölgesi’ndeki cezaevlerinde son 3 ayda yaşanan hak ihlalleri raporunu açıkladı. Tutuklulara yönelik yoğun hak ihlali yapıldığına dikkat çekilirken “Hasta mahpusların acil ve kalıcı tedavileri yapılmalı, hapishane koşullarında tedavisi yapılamayan/yapılmayan hasta mahpusların da acilen infazları durdurulmalıdır” denildi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi Hapishaneler Komisyonu, cezaevlerinde devam eden hak ihlallerine bir kez daha dikkat çekti.

    İHD Ankara Şube binasında yapılan basın açıklamasında 2021 Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında İç Anadolu Bölgesi’ndeki cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri sıralandı. Raporu İHD Merkez Yürütme Kurulu üyesi Nuray Çevirmen okudu. Çevirmen, söz konusu raporun cezaevlerine yapılan ziyaretler, tutukların mektupları ve yapılan başvurular sonucunda hazırlandığını belirtti.

    Nuray Çevirmen, Nisan, Mayıs, Haziran aylarında toplam 42 hak ihlali başvurusu yapıldığına işaret ederek Ceza İnfaz Kurumlarında toplam 287.094 tutuklu ve hükümlünün olduğu bilgisini paylaştı. Çevirmen, 2021 yılı Nisan, Mayıs ve Haziran aylarında Türkiye’nin çeşitli hapishanelerinde en az 17 mahpusun yaşamını yitirdiğine de işaret etti.

    HAPİSHANELERDE ŞİDDET, HAKARET VE KÖTÜ MUAMELE! 

    Açıklanan raporda sağlık ve iletişim hakkı ihlali konusunda çok sayıda başvurunun olduğuna işaret edilerek şunlar söylendi:

    “Yetkililer, hapishane müdürleri, kaynağını uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve Anayasa’dan alan yasal düzenlemelere aykırı işlemler ve uygulamalar yapmaktadır. Bu durum mahpuslarda, ailelerinde, avukatlarında ve insan hakları örgütlerinde hapishane sistemine ilişkin ciddi güvensizlikler oluşturmaktadır. Bir bütün olarak bu saptamalar, hapis cezalarının infazında özgürlüğünden yoksun bırakılmanın kendi başına yeterli bir ceza olduğu gerçeğinin göz ardı edildiği ve gerek hapishanenin fiziksel koşulları ve gerekse uygulanan rejimin, çekilmekte olan cezanın şiddetini daha da arttırdığını göstermektedir.

    Mahpusun avukat görüşü, arkadaş görüşü ve aile görüşlerinden mahrum bırakılması, yine dışarıyla iletişim bağı olan telefon, faks ve mektup hakkının engellenmesi gibi uygulamalar insanlık onuruna aykırı uygulamalardır.

    BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 10. maddesinde açık bir şekilde ‘Özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişiler insani muamele ve insanın doğuştan kazandığı insan onuruna saygılı davranış görme hakkına sahiptir’ denilmektedir.

    Oysa İç Anadolu Bölgesindeki hapishanelerde insanlık onuruna yakışır muamele yapılmamakta ve mahpuslar şiddet, hakaret ve kötü muameleye ve hak ihlallerine maruz kalmakta, hasta olanların tedavileri aksatılmakta, iletişim ve bilgi edinme hakları engellenmektedir.

    Hapishanelerde son dönemlerde artış gösteren işkence-darp vakalarına son verilmeli, sorumlu olan kişiler hakkında soruşturma açılmalı ve cezai yaptırımlar uygulanmalıdır.

    Hapishanelere bağımsız sağlık kurumlarının girmesine ve inceleme yapmasına izin verilmelidir. Hapishanelerin denetiminde başta meslek kuruluşları ve insan hakları örgütleri olmak üzere ilgili kuruluşların yer alacakları şekilde yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

    AİHS’in 14. maddesinde düzenlenen ‘Ayrımcılık Yasağı’ ilkesine göre ‘Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.’

    Hakkında yasaklama, toplatma kararı olmayan gazetelerin hapishanelere alınmasının önündeki engeller kaldırılmalı ve temini sağlanarak gazeteler mahpuslara verilmelidir.

    Ailelerinden uzakta olan mahpusların, maddi koşullar ve hastalıklar nedeniyle gelemeyen ailelerine yakın hapishanelere nakil talepleri kabul edilmelidir.

    Hapishanelerde meydana gelen intihar vakalarının önüne geçmek için mahpusları ruh ve bedensel bütünlüklerine yönelik tehditler ortadan kaldırılmalı, insan onuruna yaraşır uygulamalar geliştirilmelidir.

    Yeterli ve sağlıklı beslenmek temel insan hakkıdır. Sağlık sorunları olan mahpuslar, doktorlarca reçete edilmiş yiyecekleri alma hakkına sahiptirler. Hapishane idareleri tarafından hasta tutuklu veya hükümlülere diyete uygun yemek sağlanmalıdır.

    Hapishanelerdeki sağlık personeli sayısı arttırılmalıdır. Hastaların havasız, kışın soğuk, yazın sıcak ringler ile hastaneye sevk edilmesi, hastane önlerinde ringler içerisinde saatlerce bekletilmesi uygulamalarına son verilmelidir. Ağır hastaların ring araçları ile değil ambulansla hastanelere sevki sağlanmalıdır. Tek kişilik ring aracı tamamen kaldırılmalıdır.

    Hasta mahpusların revire çıkarılmaları, hastaneye sevkleri hızlandırılmalıdır. Teşhis, tedavi ve kontrollerinin uzman hekimler tarafından yapılması sağlanmalıdır.

    Kelepçeli muayene ve tedavi uygulamasından vazgeçilmelidir. Bu uygulama nedeniyle birçok hasta mahpusun tedavisi yapılamamaktadır.

    Her hasta mahpusun tıbbi etik gereği, her hastaya uygulanması gerektiği gibi, mahremiyetine saygı gösterilen bir ortamda, insan onuruna yakışır bir şekilde sağlık hizmeti alma hakkı vardır.

    Bunla birlikte, mahpuslar insanlık onuruna saygılı bir biçimde muamele görme ve yaşama hakkına sahiptir. Fakat büyük bir sorun olan ve kamuoyunun vicdanını kanatan hasta mahpusların yaşamış oldukları sorunlar çözüm üretilmeden ortada durmaktadır. Teşhis ve tedavisi yapılmadan adeta işkence çektirilen, hapishanede hayatını kaybeden ya da ölümüne ramak kala bırakılıp kısa sürede hayatını kaybeden insanların olduğu bir toplum, adalete olan inancını da kaybeder. Türkiye hapishanelerinde bulunan hasta mahpusların acil ve kalıcı tedavileri yapılmalı, hapishane koşullarında tedavisi yapılamayan/yapılmayan hasta mahpusların da acilen infazları durdurulmalıdır.

    Heyetlerimiz ve kurumumuz; hapishane rejimi, fiziki koşullar ve uygulanan muameleler hakkında etkili bir idari ve yargısal denetim sağlanması gerektiğini tespit etmiştir. İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezanın Önlenmesi Sözleşmesi Seçmeli Protokolü’ne uygun şekilde, ‘bağımsız’ ulusal denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekmektedir. Tüm hapishanelerde yaşananlara, hak ihlallerine, sağlığa erişim engellerine karşı Adalet Bakanlığı’nı, ilgili tüm kurum ve kuruluşları göreve davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Doktor ‘Bir şey olmaz’ dedi ancak vücudunu kanser sardı-VİDEO

    Doktor ‘Bir şey olmaz’ dedi ancak vücudunu kanser sardı-VİDEO

    PİRHA – Tutuklu Cihat Özdemir için doktorlar, “Bunlar herkeste olan şeyler. Bir şey olmaz” dedi fakat kanser hücreleri beyin ve böbrekleri de sardı. Skandal bununla da sınırlı kalmadı. Özdemir’in vücudundaki mevcut tümörlerin temizlenmesi için bir yıl sonrasına randevu verildi.

    Cihat Özdemir’e Ses Ol Komitesi, hasta tutuklular sorununu gündeme getirerek İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamaya HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Sanatçı Mehmet Özer ve Şair Ahmet Telli de destek verdi.

    Basın açıklamasını okuyan Umut Deniz, Türkiye’de cezaevi koşullarının temel insan hakları açısından ‘katmerli bir cezalandırma sistemi’ barındırdığını söyledi.

    Umut Deniz İHD verilerine göre son 17 yılda cezaevlerinde 3500 hasta tutuklunun hayatını yitirdiğini söylerken, günümüzde 457’si ağır 1333 hasta tutuklunun olduğuna işaret etti.

    DOKTOR ‘BİR ŞEY OLMAZ’ DEDİ FAKAT VÜCUDUNU KANSER SARDI

    Deniz, 2000 yılında politik sebeplerden ötürü cezaevine konulan ve ömür boyu hapse mahkum edilen Cihat Özdemir hakkında şunları söyledi:

    “Cihat yaklaşık bir buçuk yıl önce rahatsızlıklarından dolayı hapishane doktoruna gidiyor ve doktor kendisini tiroid kanseri şüphesi ile Tıp Fakültesi Hastanesi’ne sevk ediyor. Burada yapılan muayenede tiroid bezinde 19×11 ebatında bir nodül tespit ediliyor ve kendisi ameliyat talebi ile bu defa Yüksek İhtisas Hastanesi’ne sevk ediliyor. Bu süreçte de nodül hızla büyüyor ve 19×22 ebatlarına varıyor.

    Yüksek İhtisas’taki doktorlar, Cihat’ı ameliyat etmek yerine ‘Bunlar herkeste olan şeyler. Bir şey olmaz’ diyerek geri gönderiyorlar. Rahatsızlıkları devam eden Cihat, bu bir buçuk yıllık süreçte teşhis konulması ve tedavi edilebilmesi için mücadele ediyor ve sonunda bir ay önce yapılan muayene sonucunda kendisinde boğaza yayılmış tiroid bezi kanseri teşhisi konuyor. Ancak maalesef kanser beyine ve böbreklere de sıçramış durumda.

    KANSER HASTASINA 1 YIL SONRASI İÇİN RANDEVU!

    Bir buçuk yıl önce rahatça tedavi edilebilecek bir hastalık bugün Cihat’ın hayatını tehdit eden bir aşamaya gelmiştir. Cihat 3 Aralık günü hayati tehlikesi büyük ilk ameliyatına girdi. Tiroid bezi civar lenfler temizlendi. Bir ihtimal ses telleri büyük zarar gördü ve konuşamayacak. Vücutta bulunan diğer tümörler için Cihat’a bir yıl sonrasına randevu verilmiş. Bu insan aklıyla dalga geçmektir.

    Cihat Özdemir’in arkadaşları olarak geçmişte bu ihmalde sorumluluğu olanlar hakkında gereken hak mücadelesini elbette vereceğiz. Ancak şimdi daha yakıcı olan şey Cihat’ın tedavi sürecinin sağlıklı koşullarda ve ailesinin arkadaşlarının yanında geçirebilmesi için infazının ertelenmesi talebidir. Sizlerden bu talebimize destek olmanızı bekliyoruz.”

    PİRHA / ANKARA

  • İHD: Cezaevlerinde fiziki şiddet ve keyfi uygulamalar mevcut-VİDEO

    İHD: Cezaevlerinde fiziki şiddet ve keyfi uygulamalar mevcut-VİDEO

    PİRHA – İHD Ankara Şube Hapishaneler Komisyonu, Temmuz-Ağustos-Eylül aylarına ait İç Anadolu Bölge Hapishaneleri Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı. Birçok hapishanede fiziki saldırı başta olmak üzere keyfi uygulamaların varlığına dikkat çekildi.

    Haberin videosu

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, İç Anadolu Bölgesi’ndeki cezaevlerine dair 3 Aylık Hak İhlalleri Raporu’nu kamuoyu ile paylaştı.

    İHD Ankara Şube’de yapılan basın açıklamasını İHD Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Nuray Çevirmen okudu. Çevirmen, cezaevlerindeki hak ihlallerinin en üst düzeye çıktığını ifade ederek, temiz su ihtiyacının karşılanmadığı, sağlık hakkının engellendiği, şiddet uygulandığı ve keyfi aramaların olduğunu aktardı.

    Çevirmen, hazırladıkları raporu İHD’ye yapılan başvurular, avukat ziyaretleri, tutukluların gönderdiği mektuplar ve aileler ile yakınları tarafından verilen bilgiler doğrultusunda oluşturulduğunu da sözlerine ekledi.

    Çevirmen, rapora dair şu bilgileri paylaştı:

    AMASYA E TİPİ KAPALI CEZAEVİ

    “Mahpuslara yatırılan paranın, kim tarafından yatırıldığı soruluyor. Eğer yatıran kişiyi tanımıyorlarsa hesaplarına yatan parayı geri gönderiyorlar. Oysa eş-dost akrabanın yatırabileceği, bazen isim hatırlayamamanın sorun yapıldığı ifade edilmiş.

    Yeni Yaşam Gazetesi verilmiyor, Amasya’ya gelmediği söylenmiş. Ancak Diyarbakır Cezaevinden topluca gönderilen Yeni Yaşam Gazetesi de mahpuslara teslim edilmemiş.”

    BOLU F TİPİ KAPALI CEZAEVİ

    “Yasak denilerek okumak istedikleri Yeni Yaşam, Azadiya Welat, Özgür Halk gazeteleri verilmiyor.

    Yaklaşık iki yıldır Nurullah Semo isimli mahpus tek başına tecritte tutulmakta, bu uygulamaya gerekçe olarak Adalet Bakanlığı’nın özel bir talimatı olduğunu söylenmektedir. Ayrıca birkaç kez personel tarafından Nurullah Semo’ya dönük hakaret ve fiziki saldırılar gerçekleştirilmiştir.

    Ayda bir kez kurum revirine çıkarılmaktalar, bir ay geçmeden ikinci kez revire çıkarılmıyorlar. İmkanlar olmasına rağmen bu konuda kısıtlamaya gidilerek yeterli sağlık hizmeti sunulmamakta, hastanelere sevk edildiklerinde kelepçeli tedaviye zorlanmakta, muayene sonuçları aylarca kendilerine bildirilmemektedir.

    Yanlarında bulundurdukları ve cezaevi kantininden almış oldukları radyolara el konulmuştur.

    Dışarıdan kendilerine gönderilen (yurt içi veya yurt dışı) mektuplar verilmemekte ve haberleşme hakkı ihlal edilmektedir. Kimi zaman mektuplardaki içerikler gerekçe gösterilerek, bu mektuplara el konulmaktadır.

    Başka cezaevlerine nakil olma talepleri hiçbir biçimde kabul edilmiyor, tüm başvurular Bakanlık’ça reddediliyor.

    Gün ışığına göre ayarlanması gereken havalandırma saatleri, sabah 08.00, akşam 16.50 arasında olacak şekilde yeni bir uygulamayla kısıtlanmıştır.

    Cezaevinde bulunan onlarca ağırlaştırılmış müebbet hükümlüler, yan yana odalarda kaldıkları halde birlikte spora çıkarılmamaktalar.

    Gönderdikleri mektuplar çok uzun süre “incelenecek” denilerek gönderilmiyor.

    Kantin fiyatları çok yüksek, özellikle cezaevi iş yurtları ürünleri çok daha yüksek fiyatlara satılıyor.

    Yıllardır kütüphaneye çıkarılmıyorlar. Bulundurulacak kitap sayısı 10 ile sınırlandırılmış.

    Cezaevine tam olarak nereden geldiğini bilmedikleri çok pis bir kokunun gelmekte. Bu durum sağlıkları üzerinde ciddi bir etkide bulunuyor, kokunun kaynağını sorduklarında tavuk çiftliğinden geldiği söylenmiştir.”

    KAYSERİ AÇIK CEZAEVİ

    “İHD Genel Merkezine mektup gönderen Serdar Gökdemir, 2 yıldır akciğer kanseri hastası olduğunu, kanserin 4. evresinde olduğunu, Kayseri Erciyes Üniversitesi Onkoloji bölümünde hala tedavi gördüğünü, hastalığının bu evresinin çok tehlikeli olmasına rağmen hem Balıkesir Açık Ceza İnfaz Kurumunda hem de Kayseri Açık Ceza İnfaz Kurumunda Adli Tıp’a yaptığı başvuruların reddedildiğini, hijyenik bir ortamda olması gerektiğini, perhiz yemekleri ile beslenmesi gerektiğini ancak tahliye edilmediğini belirterek yardım talep etmiştir.”

    KAYSERİ KADIN CEZAEVİ

    “12 Eylül 2019 tarihinde Cezaevi Savcılığı aracılığıyla mektup gönderen Hacer Sisko adlı kadın mahpus, 9 Eylül’de dişçide randevusu olduğu için hastaneye götürüldüğünü, giderken diğer mahpusların yanına değil de şoför mahalline oturtulduğunu, hastaneye geldiğinde ringden indirildiğinde kendisinin tek tutulmak istendiğini, buna itiraz ettiğinde ise ağzına ve burnuna vurulduğunu, nezarete girerken asker tarafından tekme atıldığını ve komutanın ‘dua et burada kamera var, kamera olmasa ben senin dişlerini ağzına dökerdim’ diye tehdit ettiğini, orada olan başka asker ve sağlık memurlarının müdahale etmediğini, ağzı burnu kan içinde 1 saat bekletildiğini aktardı.”

    KIRIKKALE F TİPİ CEZAEVİ

    “Kimi basit gerekçelerle çoğu zaman spor ve sohbet faaliyetler iptal edilmekte ve çıkartılmamaktalar.

    Cezaevlerinde açlık grevi sürecinde, sayımlara robocoplu gardiyanlarla gelinmeye başlanmış, hala da sayımlara robocoplu, joplu, kalkanlı gelinmekte, revirde bile sürekli robocoplu gardiyan doktorun yanında bekletilmekte.

    Cezaevi yemekleri yeterli miktarda besleyici ve hijyen değil.

    Adalet Bakanlığı tarafından ‘mahkumların temizlik ürünleri karşılanıyor’ açıklamasına rağmen idare temizlik için gerekli olan deterjan, sabun, diş fırçası-macunu gibi malzemeler ya vermiyor ya da ihtiyaçtan az bir şekilde veriyor.

    Şebekeden verilen su temiz değil, filtre bulunmamakta, sağlanmamaktadır.

    Üç kişilik odalarda dört kişi kalıyorlar, odalarda 3 ranza olduğundan 4. kişi yerde yatmak zorunda kalıyor.

    Cezaevinde rutin olarak yapılan aramalarda odaları dağıtılıyor, eşyaları kırılıp yerlere atılıyor. Kırılan eşyalar için cezaevi idaresi “yenisi temin edilecek” demesine rağmen bu konuda hiçbir gelişme olmamıştır.

    Kürtçe kitap ve mektupları ya hiç verilmiyor ya da aylarca bekletildikten sonra veriliyor.

    Sağlık sorunlarından dolayı kurum revirine çıkmak için defalarca dilekçe yazmalarına rağmen çok geç çıkartılmaktalar.

    Mezar tipi, çok dar ve havasız bölmeli ring aracı ile sevkleri gerçekleştirilmekte.

    Haftalık telefon hakları engellenmekte, bir defa ‘ulaşılmadığında’ ikinci defa çıkartılmamaktalar.”

    TOKAT T TİPİ KAPALI CEZAEVİ

    “İHD’ye mektup yazan Hasan Ortaç ve oda arkadaşları, uzun yıllar cezaevlerinde olmalarına rağmen son zamanlarda 12 Eylül cunta döneminden kalma uygulamaların dayatılarak, ayakta, askeri nizam içinde sayım vermelerinin istendiğini, bunu kabul etmeyip yıllarca hiçbir soruna yol açmayan sayımdaki duruşları için idarenin soruşturmalar açtığını, disiplin cezaları verildiğini aktardı.

    Ayakta sayım sebebiyle 5 Ağustos’tan bu yana her hafta soruşturma açılıyor. İletişim cezaları verilmiş.

    Açlık grevleri sonrasında idarenin tutumu değişmiş, odada kimse yokken arama yapılıyor, tekmeyle odaya giriliyor, kitap ve not defterleri alınıyor.

    Evrensel gazetesini alabiliyorlar, Yeni Yaşam’ın Tokat’a gelmediği söyleniyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Tabutta tahliye koca bir toplumu hiç mi rahatsız etmiyor’-VİDEO

    ‘Tabutta tahliye koca bir toplumu hiç mi rahatsız etmiyor’-VİDEO

    PİRHA – Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 257. hafta basın açıklamasında tutukluyken yaşamını yitiren Tahir Çetinkaya’yı gündeme getirerek “Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve İç İşleri Bakanlığı bir araya gelip devasa ve acı veren bir soruna dönüşen hasta mahpuslar için bir politika geliştirme ihtiyacını, bunca ölüme rağmen neden gündeme almazlar?” diye sordu.

    Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi, 257. hafta basın açıklamasında hastanede tedavi gördüğü sırada yaşamını yitiren Tahir Çetinkaya ile birlikte yüzlerce hasta tutuklunun durumuna dikkat çekti.

    Sakarya Caddesi’nde yapılan eylemde basın açıklamasını okuyan İHD Ankara Şube Yöneticisi Nuray Çevirmen “Bu hafta cezaevinde tabutta tahliye edilen bir mahpustan bahsedeceğiz” diyerek şunları söyledi:

    “Dün 02 Ağustos 2019 tarihinde cezaevinde verdiği yaşama mücadelesini hastanede kaybetti Tahir Çetinkaya. 67 yaşındaydı ve dışarıda iken geçirdiği bir kazadan dolayı bir ayağı sakattı. 8 ay önce 4 küsur yıllık kesinleşen cezası için tutuklanarak Van F Tipi Kapalı Cezaevine konulmuştur. Cezaevinde iken 3-4 kez rahatsızlanmış ve en son felç geçirerek başkalarının bakımına muhtaç hale gelmiştir. Çocuklarının verdiği bilgiye göre hiç bir işini tek başına yapamamaktadır ve ihtiyaçları cezaevinde birlikte kaldığı arkadaşları tarafından karşılanmıştır.

    Yapılan tetkikler sonucunda beyninde tümör tespit edilmiş ve tedavi amaçlı olarak Ankara Sincan 2 Nolu F Tipi Hapishanesine yaklaşık 6 ay önce sevk edilmiştir. Tedavi için hastaneye gidiş ve gelişler yapmış ve 5 gün önce durumu ağırlaşınca şehir hastanesine kaldırılmıştır. 02 Ağustos günü sabah 05.00 civarında Şehir Hastanesinde yaşamını yitirmiştir. Oğluna haber verilmiş ve hastaneden savcı tarafından Ankara Adli Tıp Kurumuna cenazesi yollanan Tahir Çetinkaya’nın cenazesi otopsi işleminin ardından akşam saatlerinde alınarak yıkanmış ve Esenboğa Havaalanından bugün sabah uçağı ile memleketi Hakkari’de defnedilmek için ailesi ve yakınları eşliğinde yola çıkarılmıştır.

    Ailesi ve çocukları bu süre zarfında kendisini çok az görebilmiş ve görüş süresi dolduğu için oğlu ile görüşmesine izin verilmemiştir. Yine ailesi tarafından birçok kuruma, cezaevi idaresine, savcılığa, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne infazının durdurulması yönünde başvuruları olmuş ancak bu başvurular olumsuz sonuçlanmıştır. 13 Temmuz 2019’da Ceza ve Tevkifevlerine yazılan yazıya, 26 Temmuz’da verilen cevaba göre ‘Denetimli serbestlik koşulları oluşmamıştır’ diye cevap gelmiştir. ‘Neye göre oluşmamıştır?’ sorusunun cevabı, yok elbette.

    “NE İLK OLDULAR NE DE SON OLACAĞA BENZİYORLAR”

    Geçen hafta yaşamını yitiren Muhsin Kızılkan, bu hafta Tahir Çetinkaya… Görünen o ki ne ilk oldular ne de son olacağa benziyorlar. Yapılan uygulamalar akla, mantığa ve vicdana nasıl sığmaktadır? Ölümün sınırına gelmiş olan ağır hasta mahpusları cezaevinde tutan ve orada yaşamlarını yitirmelerine seyirci kalan bir kamusal mekanizmayı ne yazık ki hiç bir hukuksal ve etik normlar ortadan kaldıramıyor. Sormak lazım; bu ‘tabutta tahliye’ kamu görevlilerini, yasa yapıcılarını, uygulayıcılarını, devletin adalet sağlama mekanizmalarını, siyasetçilerini, partileri, kurumları ve bütünde koca bir toplumu hiç mi rahatsız etmiyor, hiç mi ne olacak bu işin sonu dedirtmiyor? Yavaşlatılmış ölümün dayatıldığı cezaevlerinde Bakanlığın bile kabul ettiği Hasta Mahpuslar sorunu için adım atmaktan geri tutan ne gibi etkenler olabilir? Konunun muhatabı olan Adalet Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve İç İşleri Bakanlığı bir araya gelip devasa ve acı veren bir soruna dönüşen Hasta Hahpuslar için bir politika geliştirme ihtiyacını, bunca ölüme rağmen neden gündeme almazlar? Kaç mahpus daha cezaevinde yaşamını yitirecek? Kaç ailenin ocağına acı düşecek?

    Cezaevlerinde Temmuz 2019 itibari ile toplam 280.000 tutuklu ve hükümlü kalıyor. Yüzlerce ağır hasta var, yaşlısı var, tek başına yaşayamayacak durumda olan var, fiziksel engelli var, zihinsel engelli var, nerede olduğunu dahi bilemeyecek durumda olan var. Ama ne hikmettir ki tek bir çözüm pratiği yok. Hiç biri bırakılmıyor, hiç birinin yaşam hakkı gözetilmiyor.”

    PİRHA / ANKARA

  • Dersim İHD Başkanı Solmaz: İnsan hakları ihlallerinin nedenleri çatışmalı süreçtir-VİDEO

    Dersim İHD Başkanı Solmaz: İnsan hakları ihlallerinin nedenleri çatışmalı süreçtir-VİDEO

    PİRHA – İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, 10-17 Aralık İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası için 2017 yılında Dersim’de yaşanan hak ihlallerini anlattı. Çatışmalı sürecin insan hakları ihlallerini artırdığını belirten Solmaz, OHAL’le birlikte cezaevlerinde de hukuksuzluğun arttığını söyledi. Solmaz, İnsan Hakları Günü’nü kutlamak isteriz ama yaşanan bu süreçte kutlayamıyoruz” dedi. 

    Haberin videosu

    İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz, 10-17 Aralık İnsan Hakları ve Demokrasi Haftası dolayısıyla 2017 yılında yapılan hak ihlallerine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Solmaz, “Ülkemizde, bölgemizde, bütün dünyada ve Ortadoğu’da yaşanan çatışmalarda, savaş süreçlerinde yüz binlerce, milyonlarca insan yerlerinden göç ettirilmiş, milyonlarca insan yaşamını yitirmiştir. Ne yazık ki Ortadoğu’da da bu böyle, ilimizde ve bölgemizde de bu böyle.

    “İNSAN HAKLARI İHLALLERİNİN NEDENİ ÇATIŞMALI SÜREÇTİR”   

    Dersim’de 7 Haziran sürecinden sonra başlayan çatışmalı süreçle beraber ölümlerin, gözaltıların, tutuklamaların olduğunu belirten Solmaz, “İnsan hakları ihlallerinin nedeni çatışmalı süreçtir” dedi.

    “Çatışmalı süreçle birlikte sivillerin de Dersim’de yaşamını yitirdiğini ifade eden Solmaz, “İnsan hakları ihlallerinin nedeni çatışmalı süreçtir. Bu çatışmalı süreçten sonra tabi ki ölümlerle başlayan aynı zamanda insan hak ve özgürlüklerini de kısıtlayan nedenler ortaya çıkmıştır” dedi.

    İHD YÖNETİMİ VE ÜYELERİ GÖZALTINA ALINDI, TUTUKLANDI

    Solmaz, hak ihlalleri yönünden özellikle İnsan Hakları Derneği yönetimine yönelik de bazı iddialar öne sürülerek gözaltına alınan, tutuklanan arkadaşlarımız oldu. Şu an İnsan Hakları Derneği yönetiminde olan bir arkadaşımız Elazığ Cezaevi’nde tutuklu. Bir arkadaşımız 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca üyemiz olan onlarca insan gözaltına alındı. Onlardan bazıları da tutuklandı. Derneğimiz de bu hak ihlallerinden nasibini almış oluyor” dedi.

    “OHAL İLE BİRLİKTE CEZAEVLERİNDEKİ HUKUKSUZLUK ARTTI”

    Elazığ Cezaevi’ndeki  açlık grevine de değinen Solmaz, şunları dile getirdi:

    “OHAL ile birlikte son dönem cezaevinde yaşanan haksız ve hukuksuz uygulamalara karşı biliyorsunuz  son zaman sık sık gündeme gelen Elazığ yüksek güvenlikli cezaevinde yaşanan olaylarla ilgili ailelerin bize başvurularıyla birlikte yapmış olduğumuz basın açıklamaları var. Tabi cezaevinde yaşanan hak ihlalleri aslında insanların mahremiyetini, görüş olanaklarını ortadan kaldıran kısıtlamalardan kaynaklı bir açlık grevi var. Hak ve hukuksuzluk bu dönemde iyice ayyuka çıkmış durumda. Cezaevlerindeki açlık grevlerinin temel nedenleri; avukatla görüşmelerin kısıtlanması, avukat ve mahkumun ikili görüşmelerinde gardiyanların yanında durması, onur kırıcı çıplak arama, bulunulan alanların kameralarla gözetlenmesi, görüşmelerde ailelere sıkıntı çıkarılması. Biz umuyoruz ve inanıyoruz ki en kısa sürede cezaevlerindeki hak ve hukuksuzluk giderilecektir. Biz onların sesi olmaya, sesini duyurmaya elimizden geldiği kadar yardımcı olacağız.”

    “10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nü kutlamak isteriz ama yaşanan bu süreçte kutlayamıyoruz” diyen İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz,  2018 yılının barış ve kardeşlik yılı olmasını temenni etti.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • İHD Dersim: Tutuklulara dayatılan keyfi uygulama OHAL ile daha da arttı

    İHD Dersim: Tutuklulara dayatılan keyfi uygulama OHAL ile daha da arttı

    PİRHA- İHD Dersim Şubesi Elazığ Cezaevi’nde yaşanan hak ihlalleri için gerçekleştirdiği basın açıklamasında, “Genelde tarihsel süreçten bu yana tutsaklara dayatılan keyfi uygulamalar OHAL süreciyle beraber üst noktaya taşınmış durumdadır” dedi. 

    İHD Dersim Şubesi Elazığ Cezaevi’nde yaşanan hak ihlalleri için basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasına İHD Dersim Şube başkanı Gürbüz Solmaz, HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü ve tutsak aileleri katıldı. Basın açıklamasında “Elazığ hapishanesinde vuku bulan işkence, darp, görüş yasakları, telefon haklarının gasp edilmesi, ailelere fiili müdahalede bulunulması, yemeklerin tüketilir olmaması gibi sıralayacağımız bir dizi hukuksuz yaklaşım Elazığ hapishanesini hak gasplarında birinci sıraya taşımıştır” ifadeleri yer aldı.

    HUKUKSUZLUĞU PROTESTO ETMEK İÇİN AÇLIK GREVİ

    Basın açıklamasını tutuklu ailelerinden Feyzi Konak okudu. Konak, “Elazığ’da OHAL ile birlikte adeta tutsaklara hapishane idaresince dayatılmayan hukuksuzluk kalmamıştır. Bir seneyi aşkın bir süredir tutsaklar özelde kadın koğuşunda bulunan tutsakların tüm iletişim hakları gasp edilerek dışarı ile tüm iletişimi koparılmış ve tutsakların durumuna dair herhangi bir bilgi akışı da sağlanamamıştır” dedi.

    Konak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “1 Kasım’dan bu yana tutsakların hak gasplarını ve hukuksuzluğu protesto etmek için açlık grevi başlattığını öğrenmiş bulunmaktayız. Bizler tutsakların aileleri, arkadaşları, yoldaşları olarak tutsakların sağlık ve can güvenliğinden kaygılanmaktayız. Tutsaklar nezdinde yaşanabilecek fiziki ve psikolojik tüm tahribatın sorumluları Elazığ hapishanesi yönetimi ve devletin ta kendisidir.”

    Basın açıklamasında konuşan İHD Dersim Şube Başkanı Gürbüz Solmaz da, “Biz bu açıklamaları tutsaklara karşı onur kırıcı davranışların engellenmesi, görüşmelerinin rahat yapılması ve ailelerle diyalog içinde olmalarını sağlamak için yapıyoruz. Oradaki örgüt ve tutuklulara hareket alanı sağlamak için değil” dedi.

    “BU BİR İNSANLIK SUÇUDUR”

    Açıklamada konuşma yapan tutuklu ailelerinden Cemal Kılıç ise şunları aktardı:

    “Tutsaklar arkadaşlarına yazmışlar, biz üşüyoruz kaloriferler yanmıyor. Ailelere söylemeyin üzülürler demişler. Bunları arkadaşlarından duyuyoruz. Yemek vermiyorlarmış, yemek verdikleri zaman kaşık vermiyorlarmış. Şikayetiniz varsa dilekçe yazıp idareye verin deyip,  o dilekçeleri yırtıp alay ediyorlarmış. Bu insanlık suçudur.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM