PİRHA- Malatya Yeşilyurt’ta kayısı ve hayvancılıkla geçimini sağlayan Kemal Gedik, tarım girdilerinin yüksekliği ve ithalata dayalı politikalar nedeniyle üretimde zorlanıyor. “Sadaka değil, emeğimizin karşılığını istiyoruz” diyen Gedik, devletin planlı tarım politikalarına ve çiftçiyi koruyan adımlara acilen dönmesini talep ediyor.
Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Mahmutlu Mahallesi’nde, eski Kürtçe adıyla Hamedan köyünde çiftçilik yapan Kemal Gedik, Türkiye’de tarımın geldiği noktayı ve üreticilerin yaşadığı sorunları PİRHA’ya anlattı. Babasının 1955’te Arguvan’dan gelerek yerleştiği, Dilek’e yakın baraj kenarındaki sulu arazilerde yaklaşık 2 bin kayısı ağacı bulunan Gedik, hayvancılık da yapıyor.
“ESKİDEN 3 DOLARA KAYISI SATTIĞIMIZDA PARA KOYACAK YER BULAMIYORDUK”
Gedik, geçmişte kayısıdan iyi gelir elde ettiklerini vurgulayarak şunları söyledi: “3 dolara kayısı sattığımızda 80’li 90’lı yıllarda para koyacak yer bulamıyorduk. Traktörümüzü yeniliyor, daire alıyorduk. Bugün ise maliyetler tarım girdileri yüzünden inanılmaz arttı. İşçilik, mazot, gübre, ilaç… Hepsi el yakıyor. Geçen yıl işçi yevmiyesi 1.100-1.200 lira arasıydı. Ürünümüzün değerini karşılamıyor.”
Kemal Gedik, ilaçlama ve bakım maliyetlerinin altından kalkamadıklarını dile getirerek, “İlaçlama mevsimi geliyor. Bir depo ilacın mazot ve işçilik hariç maliyeti yaklaşık 5 bin lira. Bu, ancak 100 ağaca yetiyor. Eskiden gübre ve ilaç devlet tarafından yüzde 50 sübvanse ediliyordu. Kemal Derviş döneminde bu destekler kaldırıldı, AKP iktidarı da devam ettirdi. Şimdi bize mazot desteği adı altında sadaka veriyorlar. Biz sadaka istemiyoruz, emeğimizin karşılığını istiyoruz” diyerek iktidara sert tepki gösterdi.
“DEVLET PLANLAMAMIYOR, ÇİFTÇİNİN ÖNÜ KAPALI“
Gedik, Türkiye’de tarım politikasının olmadığını belirterek devletin üretimi planlaması gerektiğine dikkat çekerek, “Hollanda’da domates eken çiftçi kaça satacağını biliyor. Biz kayısı, domates, pancar ekiyoruz; yıl sonunda ne kazanacağımızı bilmiyoruz. Önümüzü göremiyoruz. Kanada’dan mercimek ithal ediyoruz. Bir zamanlar tarımda kendi kendine yeten 7 ülkeden biriydik, şimdi tamamen ithalatçı olduk” dedi ve ülkede tarımın bitme noktasında olduğunu bildirdi.
“İthalatı, AKP’nin yandaş ithalatçıları para kazansın diye yapıyorlar. Yoksa Kanada’daki üretici durup dururken bize mal satmaz. Elin çiftçisi kazanıyor, bizim çiftçimiz kaybediyor. Tarım bittiğinde sanayide ürettiğiniz demiri, plastiği yiyemezsiniz. Sağlıklı ürün istiyorsak çiftçiye sahip çıkmalıyız.
Son 10-15 yılda müthiş fidan ihracatı yapıldı. Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan kayısı üretmeye başladı. Orada işçilik bizden çok ucuz. Şimdi Türkiye’ye bu ülkelerden kayısı geliyor ve Malatya kayısısı diye pazara çıkıyor. Devlet hâlâ uyuyor. Çiftçiye niye bu kadar düşmansınız, anlamıyorum.”
Kemal Gedik, tarım politikalarının acilen değişmesi, devlet planlamasının yeniden devreye girmesi ve çiftçinin ürettiği ürün üzerinden desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
PİRHA- Çiftçi-Tarım yazarı, Abdullah Aysu, 2026 yılı bütçesinin çiftçiye destek olmaktan çok borç yükü anlamına geldiğini vurgulayarak, “Bu bütçe çiftçiye destek değil, borç yazıyor” dedi.
Tarım yazarı, Abdullah Aysu, 2026 yılı bütçesinde tarıma ayrılan payı PİRHA’ya değerlendirdi. Aysu, 2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu’nu hatırlatarak şunları söyledi:
“O yasa 2007 yılında yürürlüğe girdi ama bugüne kadar uygulanmadı. Kanunda, destek oranı gayri safi milli hasılanın yüzde 1’inden az olamaz deniliyor. Şimdiye kadar hiçbir yıl yüzde 1 oranında destek verilmedi. En fazla yüzde 0,5’e ulaştı, o da bir yıl gecikmeli olarak ödendi.”
ÇİFTÇİ DESTEĞİNİ ALAMAYINCA BANKAYA GİTTİ”
Aysu, desteklerin zamanında ödenmemesi nedeniyle çiftçilerin borç batağına sürüklendiğini belirtti:
“Çiftçi desteğini alamayınca bankaya gitti, faizle borç aldı. Devlet desteği zamanında ödemeyince kaybeden yine çiftçi, kazanan yine banka oldu.”
Aysu, 2026 bütçesinde tarıma ayrılan 186 milyar liralık payın, faize ayrılan paranın yanında “devede kulak” kaldığını söyledi: “Bir yanda toprağa alın teri döken milyonlar, diğer yanda hiçbir şey üretmeden para kazananlar… Faizcilere ayrılan bütçe, tarımın 16 katı. Hükümetin kimden yana olduğu artık tartışmasız.”
Mazot desteğinin kaldırılmasına da tepki gösteren Aysu, şunları kaydetti:
“Türkiye’de çiftçiler yılda 3,5 milyar litre mazot tüketiyor. Bu kadar mazottan alınan KDV ve ÖTV’yi üst üste koyduğunuzda çiftçi artık devleti destekliyor. Hükümet ekranlara çıkıp ‘çiftçiyi destekliyoruz’ diyor ama sahaya inmeye cesaret edemiyor.”
Aysu, desteklerin alan bazlı olmasının küçük çiftçileri dışladığını belirtti:
“Destekler alan bazlı olduğu için büyük arazisi olan daha çok alıyor, küçük üretici yok sayılıyor. Türkiye’de tarımsal yapının yüzde 87’si küçük aile çiftçiliğinden oluşuyor. Bu kesim ayakta kalamazsa hem üretim düşer hem de ülkenin gıda güvenliği tehlikeye girer.”
“BU BÜTÇE TOPRAĞA DEĞİL FAİZE SU VERİYOR”
Yeni kredi düzenlemesine de değinen Aysu, çiftçilerin kredi alabilmesi için vergi ve SGK borcu bulunmaması şartına dikkat çekti:
“Zaten çiftçilerin çoğu Bağ-Kur borcu içinde. Bu şartla kimse kredi alamaz. Üstelik çiftçi borcuna en sadık kesimdir; takibe giren oran yüzde 1’in bile altında. Hükümet kendi sözünü tutmuyor ama çiftçiden mucize bekliyor.”
Aysu, çözümün küçük aile çiftçiliğini esas alan bir tarım politikasında olduğunu vurguladı:
“Doğru destek verilirse Türkiye, nüfusunun 1,5 katını doyuracak kapasiteye sahip. Ama yanlış politikalar yüzünden üretim çöküyor, ithalat artıyor, gıda fiyatları uçuyor. Bu bütçe, üreticinin değil ithalatçının bütçesi.”
Aysu sözlerini şöyle tamamladı:
“Çiftçi üretmek istiyor, borç değil destek istiyor. İktidar ise çiftçiyi değil faizi besliyor.”
PİRHA- Çiftçilerin 2024 üretimi için bankalara borcu yüzde 77 artarken önceki yılın üretiminden kalan destekler sadece yüzde 30,8 artırıldı. Destek kısıtlı kalırken tarım ürünleri ithalatına ise 11,3 milyar dolar harcandı. Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez, “Ülkemizde yaşanan tarım ve gıda krizi sorununu çözebilmek için; yüksek enflasyonun nedeninin üretici olmadığı görülmeli, enflasyonla mücadele için üretim ekonomisine geçilmeli, kamu yönetimi yerli üretimi ve üreticiyi gecikmeden somut olarak desteklenmelidir” dedi.
BirGün’den Havva Gümüşkaya’nın haberine göre, üretim sürecinde yüksek maliyetlere katlanan çiftçiler, hasat zamanı maliyetin dahi altında alım fiyatlarıyla karşılaştı. Balıkesir, Aksaray, Maraş ve Antep’te çiftçiler traktörleriyle konvoylar düzenleyerek protesto etti.
Ürünleri tarlada kalan ve maliyetlerini karşılayamayan çiftçilerin eylemleri ise yurt geneline yayılıyor.
Üretim sezonuna borçlanarak başlayan çiftçiler, her yıl hasat zamanı aynı sorunu yaşamaya başladı.
Üreticilerin haziran ayı itibarıyla 38 milyar 179 milyon TL bankalara olan borcu bulunuyor. Borç tutarı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 77,02 oranında arttı.
DESTEK YÜZDE 30 ARTTI
2023 yılına ait destek ödemeleri için bu yılın Ocak-Temmuz döneminde tarımsal destekler için bütçeden 59,3 milyar lira aktarıldı.
2025’te ödenecek 2024 destekleri ise hâlâ açıklanmadı. Bir yıl geriden gelen ve 2023’te 63,4 milyar lira olan destek, bu yıl 91,6 milyar lira oldu ve artış enflasyonun altında kaldı. Çiftçilerin 2024 üretimi için bankalara borcu yüzde 77 artarken önceki yılın üretimi için verilen destekler sadece yüzde 30,8 artırıldı.
Yetersiz kalan destekler, artan girdi fiyatları, alım gücündeki kayıp nedeniyle azalan talep gibi nedenler çiftçilerin üretim yapmalarının önündeki en büyük engeller olarak sıralanıyor. Üreticiler hasat yapsa bile zarar ediyor. Gelinen son noktada ise çiftçiler ürettiklerinin maliyetlerini karşılamıyor, tüketiciler ise pahalıya erişiyor. Ülke üreticileri fakirleşirken yurtdışındaki üreticiler zenginleşiyor. Altı aylık dış ticaret verilerine göre tarımsal ürün ithalatının faturası 11 milyar 367 milyon doları buldu. İthal edilen ürünlerin başında ise soya fasulyesi, buğday ve ayçiçeği yağı geldi.
Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baki Remzi Suiçmez, tarımsal desteklerinin enflasyon ve tarımsal girdi fiyatları endeksinde de daha düşük oranda artırıldığına dikkat çekti.
“İTHALATA DAYALI POLİTİKALAR BEKA SORUNU”
TÜİK’e göre Tüketici fiyat endeksinin Temmuz ayında yıllık yüzde 61,78, Tarımsal girdi fiyat endeksinin ise Haziran ayında yıllık yüzde 47,56 oranında arttığını hatırlatan Suiçmez, “Toplam desteklerin yıllardır Tarım Kanunu’nun 21’inci maddesine uygun verilmemesi, yetersiz desteklerin bir yıl sonra ödenmesi, girdi maliyetlerinde somut indirimlere gidilmemesi, bitkisel ve hayvansal ürünlerde açıklanan alım fiyatlarının maliyetin altında açıklanması ve kamunun yetersiz alım ödemelerinin 45 gün vadeli yapılması, maliyetler artarken ürün satış fiyatının baskılanması ve üreticilerin serbest piyasanın insafına terk edilmesi, çiftçilerin hasat sonrası banka ve tarım kredi kooperatiflerine olan özellikle kısa vadeli borç ödemelerin yaklaştığı güz aylarında ipotek üzerinden yeni icra ve haciz vakalarının artacak olması, bu yıl tüm illerde ve tüm ürünlerde çiftçiyi isyan etme noktasına getirdi” diye konuştu.
Kamucu müdahaleler ile çiftçinin kâr etmesinin sağlanması yerine ithalata dayalı politikalara devam edilmesinin beka sorunu olduğuna dikkat çeken Suiçmez, şu ifadeleri kullandı:
“Ülkemizde etkileri artarak yaşanan tarım ve gıda krizi sorununu çözebilmek için; yüksek enflasyonun nedeninin üretici olmadığı görülmeli, kemer sıkma politikasının bedeli üreticiye ödettirilmemeli, enflasyonla mücadele için üretim ekonomisine geçilmeli, kamu yönetimi düzenleyici ve destekleyici rolünü anımsayarak yerli üretimi ve üreticiyi gecikmeden somut olarak desteklenmelidir.”
PİRHA-ABD’de okudu. Birçok büyük firmada çalıştıktan sonra mutlu olduğu köyü Ambarlı’da yaşama kararı alan Mimar Yeter Bektaş, “Temel amacım köyde yaşamaktı, yaşarken de çiftlik işini yapma kararı aldım” dedi.
Maraş Ekinözü ilçesi Ambarlı köyünde yaşarken Amerika’ya giderek mimarlık okuyan, 12 yıl boyunca büyük firmalarda çalışan Yeter Bektaş, köye duyduğu özleminden dolayı iş hayatına son vererek tekrar kendi köyüne yerleşti.
Bektaş, Rusya, Dubai, İran, Irak, Azerbaycan gibi yerlerde mimarlık yaptığını hatta Irak’ta Saddam Hüseyin’in saraylarının Amerika’ya bağlı okullara çevrilme projelerinde yer aldığını ifade etti.
12 yıl aradan sonra köye yerleşme kararı aldığını belirten Bektaş, aynı anda besicilik yaptığı yerde güneş panelleriyle elektrik de üretiyor.
“İŞ YERLERİ İZİN VERMEYİNCE ÇIKIŞIMI İSTEYİP KÖYE GELİRDİM”
Köye olan ilgisinin iş hayatına yansıdığını ifade eden Bektaş, “İlgimi çeken şey ben köy hayatını çok seviyorum. İş hayatında izinlerimi köye gelerek geçirirdim. Bazen iş yerleri izin vermeyince çıkışımı alıp gelirdim. Temel amacım köyde yaşamaktı. Köy hayatını severken bir işle uğraşmak gerekiyordu. Bunun için abilerimle ortaklaşa böyle bir iş yapmak istedik, böyle bir projeye karar kıldık” diye konuştu.
“KÖYE GELİRKEN YADIRGANDIM”
Ailesinden ve yakınlarının tepki göstermesine rağmen köye yerleşen Bektaş, “Köyle gelirken doğal olarak insanlar yadırgıyor. Ben kırsalı seviyorum” ifadesini kullandı.
Bektaş, köyde yaşamaya karar vermesinin nedenlerini şu şekilde ifade etti:
“Bazı şeyler yaşanmamışlıkla alakalıdır. Ben her şeyi yaşadım, mesleki olarak da gezme olarak da. Birçok yeri gezdim içimde ukde kalmadı. Geldiğim 3 yıldan beri süreci oturtmak yorucu oldu ama bir yıla kadar her şeyin düzeleceğini düşünüyorum. İlk olarak işi belirledikten sonra buraya yerleştim. Hepsini bir bütün olarak düşünerek geldim.”
“ELEMAN OLMADIĞI İÇİN KEÇİ İŞİNİ BIRAKTIK”
İlk olarak keçi beslediğini söyleyen Bektaş, yeteri kadar eleman bulamadığını söyleyerek, “Kimse keçi işiyle uğraşmak istemiyor açıkçası. Biz de büyükbaş da karar kıldık. Yeni yeni işlerimiz yerine oturmaya başladı. Şu an tam olarak istediğimiz noktada değiliz. İşler daha yerine oturmadı. Bir yıla kadar düzelir. İşlerim ne zaman kendini döndürmeye başlarsa ben o zaman dengede olacağımı düşünüyorum. Masa başı işlerinin de kolay olmayacağını düşünüyorum. İster CEO ol, ister bir işletmenin müdürü ol, birilerinin yönlendirmesi ve birilerinin kontrolü altında çalışıyorsun. Bu biraz da bakış açısıyla alakalı bir durum. Bunun çok iyi bir şey olduğunu da düşünmüyorum” diye konuştu.
PİRHA- Maraş’ın Elbistan ilçesinde kimyasal ilaca alternatif olarak organik ilaç kullanan kayısı üreticisi Akif Keçeli, Türkiye’de organik tarımın az olduğunu ifade ederek, Tarım Müdürlüğü’nün bu konuda çiftçiyi desteklemesi gerektiğini söyledi.
Maraş’ın Elbistan’a bağlı Köşk köyüne yaşayan Akif Keçeli, 10 senedir kayısı üretiyor. Hiçbir şekilde kimyasal ilaç kullanmadığını ifade eden Keçeli, organik ilaç fiyatlarının yüksek olmasından dolayı çiftçilerin ilaçları alacak gücü olmadığı için kullanamadıklarını, İl Tarım Müdürlüklerinin çiftçilere destek vermemesinden dolayı üreticilerin geri durduğunu söyledi.
“TÜRKİYE’DE ORGANİK TARIM YAPAN KİŞİ SAYISI AZ”
CAN TV mikrofonuna konuşan Keçeli, “Türkiye’de organik tarımı yapan insan sayısı çok az. Benim de idealimde olduğu için ilgimi çekti” diye konuştu.
“ÇİFTÇİNİN EN ÇOK MAĞDUR OLDUĞU DURUM MAZOT FİYATLARI”
Çiftçilerin ekonomik kriz ve hayat pahalılığından şikayet ettiğini söyleyen Keçeli, organik ilaçların diğer ilaçlara göre çok yüksek olduğunu söyleyerek şunları kaydetti:
“Mazot fiyatları oldukça pahalı, işçi fiyatları yüksek, ilaç satışlarında da artış var. Kullandığımız organik ilaçlar normal kullanılan kimyasal ilaçlara göre 50 kat daha pahalı. Ortalama bir dönümde 2 litre mazot tüketilir. 3 sefer kullanıldığında toplamda 6 litre mazot gider. Bundan dolayı çiftçi olarak en çok yaşadığımız sorun mazot fiyatları. Bu işi Elbistan’da yapan 11 kişi var. Malatya’dakilerle birlikte toplamda 65 kişi bu işi yapıyor. Kimyasal ilaç kullanıldığında bizler vatandaşa zehir vermiş oluyoruz. Türkiye’de genel olarak sarı kayısı denilen üretim yapılır. Kayısıyı doğal halinden çıkarıp kimyasal ile kükürtlüyorlar.”
“TÜCCARLAR FIRSATÇILIK YAPIYOR”
Mazot ve işçi ücretlerinin yüksek olmasının çiftçileri zor durumda bıraktığını, bundan dolayı çiftçilerin kayısılarını erken satmak durumunda kaldığını ifade eden Keçeli, “Günkurusu kayısı 1 sene kendini koruyabilirken, islime alınmış kayısı ise 10 sene kadar kendini muhafaza edebiliyor. Burada da çiftçinin elinden bir şey gelmiyor. Özellikle mazot fiyatlarının, işçi fiyatlarının yüksek olmasından dolayı çiftçiler ucuz şekilde kayısısını erken satmak zorunda kalıyor. Tüccarlar da bu durumdan istifade edip ucuz haliyle alıyorlar.” diye konuştu.
“YETKİLİLER GEREKEN DESTEĞİ VERMİYOR”
Tarımsal konuda yetkililerin yeteri kadar çiftçilere sahip çıkmadığını belirten Keçeli, “Organik tarımla ilgili olarak İl Tarım Müdürlüğü önem veriyor, destek veriyor ama çiftçilere sahiplenme noktasında sahip çıkmıyor. Destek noktasında da hiçbir adım atmadı” diye konuştu.
PİRHA- Afyon Şuhut Balçıkhisar Mahallesi’nde çiftçilik yapan Süleyman Kutlu, emekli olduğunu, geçinemediği için çiftçilik yapmak zorunda kaldığını belirterek “Mazot, tohum, gübre fiyatları çok pahalı. Hükümet çiftçiyi zaten desteklemiyor. Hiç olmazsa mazot gübre ve tohum fiyatlarını düşürsün” diyerek hükümete çağrıda bulundu.
Türkiye’de yaşanan ekonomik sıkıntılarla beraber birçok sektörde sorunlar yaşanıyor. Bunların başında tarım ve hayvancılık geliyor. Et ve tarım ürünlerinde dışarıdan alımların artmasıyla yerli üretimde desteğin olmaması ve üretimdeki düşüş, hem üretici hem tüketici açısından sorunlar yumağı haline geldi.
“HÜKÜMET ÇİFÇİYİ DESTEKLEMİYOR”
Afyon Şuhut’a bağlı Balçıkhisar Tekke Mahallesi’nde yaşayan, emekli olduktan sonra geçim sıkıntısı yaşayan ve çiftçilik yapmak zorunda kaldığını belirten Süleyman Kutlu, “Arpa, Buğday, patates ve haşhaş ekiyorum. Mazot 40 liranın üzerinde, yem 500 lira gübre 1000 lira olmuş. Hükümet çiftçiyi desteklemiyor” dedi.
“BUĞDAYI 8 LİRAYA VERDİM, EKMEK 10 LİRA, ÇİFÇİ NASIL KAZANACAK?”
Kutlu, “Ben buğdayı 8 liraya verdim, ekmeğin fiyatı 10 lira olmuş. Türkiye’de ekonomi nasıl sağlanıyor, ben bunu bilemiyorum. Bize destek vermesin. Mazotun, gübrenin, yemin fiyatlarını düşürsün” diyerek hükümete tepki gösterdi.
“EMEKLİYİM GEÇİNEMEDİĞİM İÇİN ÇİFÇİLİK YAPIYORUM”
Fiyatlar düşerse o zaman çiftçinin para kazanacağını belirten Süleyman Kutlu, konuşasının devamında şunları belirtti:
“Bankadan kredi alıyoruz, faize veriyoruz. Aldığımız kredinin faizini ancak ödeyebiliyoruz. Ben emekliyim, geçinemiyorum çiftçilik yapıyorum. Emeklinin aldığı para 10 bin lira. Bana versin 20 bin lira. Ben çiftçiliği bırakayım. Türkiye’nin düzeni böyle.”
PİRHA – Niğdeli patates üreticileri, maliyetine depoladıkları patatesi satamadıklarını ve piyasa yapıcı şirketlerin küçük çiftçiyi mağdur ettiğini söyledi.
Niğde ili Çiftlik ilçesine bağlı Bozköy kasabasındaki patates üreticileri, ekonomik krizle birlikte zorlu bir süreç yaşadıklarını anlattı.
Üretici Hasan Doğruer, köylerde patatesin depoda kaldığını belirtirken, sözleşmeli tarım yapan şirketlerin, küçük çiftçinin ürününün değer bulmasını engellediğini ifade etti. Üretici Doğruer, patates üretiminin şirketleştirildiğini ve devlet kurumlarının patatesi büyük şirketlerden alması ile sıkıntıya düştüklerini anlattı. Hasan Doğruer, “Şu an tam zarardayız. Artık 2000 liraya ton alıcı dahi bulamıyoruz. Mecbur ekiyoruz. Başka yapacak işimiz yok. Şu anda patatesi iki buçuk liradan veriyoruz. Birkaç güne kadar tüccar da bulamayacağız, hepsi çöp. Çiftçi battı” dedi.
NÜFUS 30 MİLYON ARTTI, PATATES ÜRETİMİ 1 MİLYON TON AZALDI
CHP Niğde Milletvekili ve Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, çiftçileirn sorunlarını dinlemek üzere bölgeye gitti. Gürer, üreticilerle yaptığı görüşmelerde “Ülkemizde 1999 yılında 6,5 milyon ton patates yetişiyordu. Nüfusumuz 30 milyon arttı, yıllık patates üretimimiz 5,5 milyon tona kadar geriledi. Buna rağmen patateste düzenli fiyat istikrarı olmadığı için üreticiyi mutlu etmiyor” şeklinde konuştu.
ÜRETİCİDE PARA ETMİYOR, MARKETTE 20 LİRA
Patatesin üreticideyken para etmediğini ama marketlerde 20 liranın altında olmadığını belirten Ömer Fethi Gürer, “Büyük kentlerde patatesin fiyatı arttığı zaman doğal olarak fakir, fukara, garip, gureba patatese erişemiyor. Üretici de patatese yaptığı masrafı alamaz durumda. Tüccar baskısı ile de üretici eziliyor. Niğde’de patatesin kilosu bu aralar 4 liraya kadar düştü. İstanbul’da markette, pazarda 20 liranın aşağısında patates bulamıyorsunuz. Ama üretici bu işten kazanmıyor.” dedi.
BÜYÜK ŞİRKETLER KAZANIRKEN ÇİFTÇİ MAĞDUR EDİLDİ
Patates üretiminde büyük şirketler nedeniyle küçük üreticinin zor durumda olduğunu belirten CHP Niğde Milletvekili Gürer, “Birkaç tane büyük şirket patates üretimine girdi, sözleşmeli tarım yapıyor. Onların ürünleri değer buluyor ama gelip çiftçiden almayınca küçük üretici zor duruma düşüyor. Geçtiğimiz yılki patates şu anda depoda. Tüccar da gelmediği ve çiftçi patates satamadığı için mağdur oluyor. Patatesi büyük kentlerdeki vatandaşlar da pahalıya yiyor. Bu planlamanın olmamasının yanında küçük çiftçi desteklenmemesi ile oluşuyor” dedi.
“ARACILAR KAZANIYOR, OLAN ÜRETİCİYE OLUYOR”
CHP’li Ömer Fethi Gürer, “Elinde patatesi kalmış vatandaşımız dert yanıyor, tüketicimiz pahalıya ürün alıyor. Buradaki plansızlık, istikrarsızlık ve işi bilmemezlik hem üreticiyi hem tüketiciyi mahvediyor. Bölgede büyük 6 şirket geçen yıl ürününü toplayıp kamuya veriyor. Talebin önünü kesmesi küçük çiftçinin ürününü elinde bırakıyor. Üretici beklediği sürede ürünün fiyat artmayınca sıkıntısı artıyor. Bazı köylerde stoktaki patateslere bayrama kadar alıcı gelmezse artık dayanım sürecini tamamlayacağı için çöp olacağı söyleniyor. Arada aracılar kazanıyor, olan üreticiye oluyor” diye konuştu.
ANKARA- CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut, Türkiye’de çiftçilerin yıllık 3.5 milyar litre mazot kullandığına dikkat çekerek, mazottaki zamların üretim ve üreticiyi bitirdiğini söyledi. Meclis’te mazot zamlarına isyan eden Barut, “Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldığında 20 lira olan mazot fiyatı, bitmeyen zamlarla bugün 43 liraya dayandı. Zam yüzde 115 oranını geçti. AKP elini artık cebimizden çek” dedi.
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda söz alarak zamlara itiraz eden CHP Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, “Çiftçinin en büyük girdi maliyeti mazot ama zamlar çiftçiyi vurdu. AKP iktidara geldiğinde 1.48 lira olan 1 litre mazotun fiyatı, şimdi 43 liraya dayandı. Yine yakın zamanda 2 lira 30 kuruş zam geleceği söyleniyor. AKP, mazotla bizi terbiye etmeye çalışıyor. Bu yanlışı sonlandırın, çiftçimizi ve halkımızı rahat bırakın” diye konuştu.
“ZAM ORANI YÜZDE 115”
Seçimden bu yana mazota yüzde 115 oranında zam yapıldığına işaret eden Ayhan Barut, “Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapıldığı 28 Mayıs’ta yaklaşık 20 liraydı. Aradan geçen 8 ayda yüzde 115 zam geldi. Bu sene asgari ücretin açıklandığı gün fiyatlar 36 lira seviyesindeydi. O günden beri yüzde 18 zamlandı. Türkiye’de çiftçimiz yılda yaklaşık 3.5 milyar litre mazot kullanıyor. Zamlar bitmiyor ama çiftçimiz bitiriliyor. Üretime düşmanlık anlayışını kınıyoruz. Bitmek bilmez zamların geri alınmasını, mazotta KDV ve ÖTV indirimi istiyoruz” şeklinde konuştu.
PİRHA- Dersim’de son yıllarda köye dönüşlerle ilgi odağı olan ekolojik tarım, yüksek maliyetler ve düşük verim nedeniyle, deneyenlerin çoğu için hüsranla sonuçlanıyor. PİRHA’ya konuşan Pertekli çiftçi, “yerli tohumlarla zararlı gübre kullanmadan üretim yapıyoruz ama destek yok, nereye kadar dayanabiliriz, bilmiyorum” diyor.
Dersim’de son yıllarda doğal-ekolojik tarıma ilgi giderek artıyor. Memlekete geri dönenlerin de en gözde ilgi alanını oluşturuyor. Fakat gelip deneyenlerin çoğu ya yarıda bırakıyor ya da hobi temelinde küçük uğraşlarla sınırlıyor bu alanı. Çünkü ekolojik tarımın maliyetleri yüksek ve verimi düşük. Bu nedenle bireysel düzeyde başlayıp sürdürenlerin sayısı çok az. Ancak belediyelerin, kooperatiflerin ve sivil girişimlerin çabaları daha uzun soluklu olabiliyor.
YERLİ TOHUMLAR YOK OLUYOR
Ekolojik tarım alanındaki en ciddi sorun yerli atalık tohumların temininde yaşanıyor. Dersim’de 93-94 sürecindeki zorunlu göçlerle neredeyse biten tarımsal faaliyetlerin bir sonucu olarak yerli tohumlar yok olmaya yüz tuttu. Son yıllarda tekrar canlanan tarımsal faaliyetler ise sağdan soldan temin edilen kaynağı ve toprakla uyumu belirsiz hibrit tohumlara dayanıyor. Az sayıdaki üreticide kalan yerli tohumlar da günden güne yok oluyor çünkü verimi düşük olduğu, desteklenmediği ve fiyat rekabeti yapamadığı için üreticiler daha fazla gelir elde edebilmek için hem verimi daha yüksek olan hem de daha hızlı yetişen modern hibrit tohumları tercih ediyorlar.
Bir örnek vermek gerekirse, Ovacık’ın yerli çalı fasulyesi tohumu yetişmek için en az 4 aya ve 11-12 kere sulanmaya ihtiyaç duyup bire 8-10 ürün verirken, Konya’dan getirtilen modern çalı fasulyesi tohumu hem 3 ayda yetişiyor hem yaklaşık 7 defa sulanıyor hem de çok daha fazla ürün veriyor. Oysa yerli çalı fasulyesi protein ve besin değerleri açısından daha zengin, yemeği daha sağlıklı ve daha lezzetli ama kooperatifler ve pazar her iki ürünü aynı fiyata satın aldığı için yerli ekolojik üretim yapan çiftçi zarara uğruyor. Ovacık’ta yerli çalı tohumu ile üretim yapan çiftçilerin çoğu, tüm bu sebeplerden dolayı pazar ile rekabet edemedikleri için Konya tohumuna geçtiler ve yerli tohum neredeyse yok oldu.
EKOLOJİK TARIM AZ SAYIDA ÜRETİCİNİN ISRARINA DAYANIYOR
Sadece az sayıdaki üretici ve girişim yerli tohumları çoğaltmakta ve bununla üretim yapmakta ısrar ediyor. Bunlardan biri de ekolojik tarım alanında 7 yıldır faaliyet yürüten Anka Dersim girişimi. Girişim, geleneksel üretim kültürünü modern tarıma entegre ederek özellikle yerli atalık buğday tohumlarını çoğaltıp çiftçilere dağıtarak, fenni gübre kullanılmamış tarlalarda ekolojik üretim yapılmasını teşvik ediyor. Pertek Dere nahiyesi Çem (Çay) köyünde, restore edilmiş asırlık bir de su değirmeni var girişimin.
Biz de PİRHA olarak Anka Dersim üreticilerinden çiftçi Bilal Üzgün’ü buğday hasadı sonrası ziyaret ettik, yaşadığı sorunları dinledik.
“BİÇERDÖVER BULMAKTA SIKINTI ÇEKİYORUZ”
Daha önce İl sağlık müdürlüğünden memur olarak çalışan ve şu anda Pertek’in Beydamı (Balişer) köyünde yaşayan Üzgün, “Birkaç yıldan beri doğal, ekolojik tarımla uğraşıyorum. İmkanlarımız kısıtlı olduğu için zor şartlarda üretim yapabiliyoruz. Buğday ektiğim zaman, yıllarca kullanılmayan, kimyasal gübrenin, ilacın girmediği tarlaları kullanıyorum. Dere nahiyesinin köylerinde, rakım olarak da yüksek Kayabağ (Ağzunik) köyü var. Orada otuz kırk yıldan beri sürülmeyen tarlaları sürdük, taşını ayıkladık. Burayla ikisi arasındaki mesafe 15-16 kilometre. Mesafe uzak olunca gidiş gelişte, ekipman götürmekte zorlanıyoruz” diyor.
Biçerdöverin gelip geçmediğini, ekili alan az olduğu zaman kendisini kurtarmıyor diye biçmeye gelmediğini ama fazla ektikleri zaman da bunun maddi yükünün altından kalkamayacaklarını ifade eden Üzgün, “Israrlarımıza rağmen biçerdöver yine de gelmeyince sonunda iki kat maliyetine biçtirebildik. Burada biçerdöver dönümünü iki yüz elli liraya biçti, orada dört yüz liraya biçti. Aradaki bu uçurumla bir şey kazanamazsın. Özellikle de biçerdöver konusunda çok sıkıntı çektik. Bu yıl mesela Pertek ve Dersim belediyesi ve İl Tarım Müdürlüğü’nden bu konuda yardımcı olmalarını istedik ama pek karşılık bulamadık. En azından onlar kurumdur. Kurum olarak yoldan geçen bir biçerdöverciyi yönlendirebilirlerdi ama yapmadılar. Geçen sene ve önceki sene tarla sürdüğüm zaman çevre köydekiler ‘haberimiz olsa biz de ekerdik’ Yani sen biçerdöver getireceksin. Biz de ondan faydalanırız. Yani makina gitmeyince insanlar da ekmiyor” dedi.
“İNSANLAR KÖYÜNE DÖNSÜN, EKSİN, BİÇSİN”
Kendilerinin yeterli arazileri olmadığını, başkalarının tarlalarını ektiğini ama bunlara kira ücreti ödemediğini, insanların sırf tarlalarının yerleri belli olsun diye arazilerini kendisine bedelsiz verdiğini söyleyen Üzgün, “Yarın öbür gün ‘sen çok para kazandın’ deyip tarlaları geri alabilirler. Araziler bana ait olmadığı için herhangi bir destekleme de almıyorum. Yeterli teşvik yok. Oysa üreticilerin bizzat desteklenmesi lazım. Mesela mazot desteği verebilirlerdi. Sonuçta burada da üretimin devam edebilmesi ve insanların ekmeleri için önayak olabilirlerdi. İnsanlar köyüne dönsün, eksin, biçsin. Beraber hareket etsin” dedi.
“YERLİ ATALIK BUĞDAY TOHUMLARINI BULUP ÇOĞALTIYORUZ”
Bu işe karar verdikleri zaman ilk önce yerli atalık tohumlar ile başladıklarını belirten Üzgün, atalık tohumlarla ilgili şu bilgileri verdi.
“Bizim burada ekilen aşure dediğimiz bir buğday türü vardı. Diğer buğday türlerine göre az ürün veriyor ama kalite olarak çok güzel. Bir de ‘bare’ dediğimiz baharda ekilen yazlık yerli tohumlar vardı. Bu tohumları 30-40 yıl ambarında saklayan insanlar vardı. Bunları buldum, aldım, selektöre verdim. Birinci yıl ektim, sırf tohum tazelensin diye. Biçme zamanı gittiğimde biçerdöverci ‘Abi bunu niye biçiyorsun, zaten bunda bir şey yok’ dedi. Ben sadece tohumu yenilensin, tazelensin diye biçiyorum. Yoksa verdiğim emeği, yaptığım masrafı karşıladığından değil. Bu şekilde tohumları bulup, çoğaltıp üretim yapıyoruz ama pazarını bulamayınca bunu sürdürebilme şansımız yok.
Bu yıl iki yüz dönüm civarında aşure ve bare buğdayı ektim. 85 dönümden 5 ton ürün çıktı. Dönümüne 25 kilo atmıştım. Gübre ya da herhangi bir ilaç kullanmadık. Ne ektikse ve tanrı bize ne verdiyse onu kabul ediyoruz”
“BU İŞİ BUNDAN SONRA YÜRÜTEBİLİR MİYİM BİLMİYORUM”
Eskiden buğdayın yanısıra nohut da ektiklerini ama yüksek rakımlı yerlerde domuzdan dolayı şu an nohut ekmediklerini, çünkü tarlayı domuzdan koruyamayacaklarını ifade eden Üzgün, “Biçimi biraz geciktiği zaman domuzlar zarar veriyor. Tarlanın içine giriyor, yatırıyor, yiyor, kırıyor, dağıtıyor. Birkaç tarlayı bu şekilde tahrip ettiler. Onlarla da ayrı bir mücadele etmek gerekiyor, onu da yapamayız. Mesafe uzun olduğu için her gün gidip gelmekte zorlanırız” diyor.
Yaptıkları ekolojik üretimi sürdürme konusunda ise Üzgün, şunları not düştü.
“Bu işi bundan sonra yürütebilir miyim bilemiyorum. Bu yıl ki ürünümü satarsam seneye tekrar ekmeyi düşünürüm, yoksa yapamam. Pazarlarken zorlanıyoruz. Maliyetler yüksek olduğu için ucuza satamıyoruz ama insanların da alım gücü yok. Bu tür zorluklarımız var.
Bu işler uzaktan bakıldığı kadar kolay bir şey değil. Bunları üretirken etraftakiler her türlü şeyi de söylediler. Senin kafan çalışmıyor. Sen aptalsın. Niye gübre atmıyorsun. Niye ilaç atmıyorsun. Gübre atarsan şu kadar kazanırsın, gibi. Biz ise inatla sürdürmeye çalışıyoruz ama bilmiyorum ne kadarını başarabiliriz. Sizlerden beklediğimiz de pazarlama konusunda yardımcı olmanız”
“DEVLET HİÇ YARDIMCI OLMUYOR”
Buğdayları ekip biçmek için oğlunun çok çaba harcadığını, organik üretim yaptığını ve kendilerinin de ilerlemiş yaşlarına rağmen yardımcı olmaya çalıştıklarını belirten Bilal Üzgün’ün 83 yaşındaki annesi Kumru Üzgün, “Yaşımıza göre çabamızı gösteriyoruz. Torbaları dolduruyoruz yağmura kalmasın diye. Tozunu elekten geçiriyorum temiz olsun, satışa temiz çıksın diye. Oğlum buğdaya gübre atmıyor. Yörede gübresiz tarla olmuyor ama o yine de gübre atmıyor. Organik satarım diye, devlet de hiç yardımcı olmuyor. Köylüler de ta buradan gidip Elâzığ’da saman alıyorlar. Burada, kapının önünde doldurup almıyorlar. Ben de oğlana üzülüyorum. Çok emek veriyor” dedi.
Tarımla uğraşmanın iyi bir şey olduğunu ama herkesin bunu yapamayacağını ifade eden anne Üzgün, “Oğlumun yaptıklarını da tarımcılar hiçe sayıyor. Mesela biçerciler geldi mi ilçe tarımın da ilgilenmesi lazım. Birinin ilgilemesi lazım ki yörede temiz biçsinler. Halk bu kadar emeği boşa vermesin. Çünkü bu işe çok emek veriliyor, çok masraf yapılıyor. Biliyorsunuz zam almış başını gidiyor” dedi.
“GÜCÜMÜZÜN YETTİĞİ KADAR”
Baba Turabi Üzgün ise şunları söyledi.
“Burası bizim köyümüz, bahçemiz, ağaçlarımız. Evimiz burada, karınca gibi kımıldayıp duruyoruz. Gölgeleri kovalıyoruz. Hafif iş olunca yapıyoruz. Bu buğday hiç gübre yememiş. 30-40 senedir ekilmeyen tarlaları ekiyoruz organik olarak. Vatandaşa, isteyene veriyoruz. Bunun ismi aşuredir. Ekmeklik buğday. Kırda bayırda yetişen buğdaydır. Buğday geldi buraya döküldü. Yağmur yağacak diye korkumuzdan hanımla beraber bu torbaları doldurmaya başladık gücümüzün yettiği kadar. Hepsini bir günde bitirecek halimiz yok. Yavaş yavaş çalışıyoruz. Çocuklara yardımcı oluyoruz”
PİRHA – İngiltere’den memleketi Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Sevdilli köyüne yerleşip tarımla uğraşmaya başlayan Kemal Köker, yaşamı yeniden inşa ettiğini dile getirdi. Köker, “Bizim gayretimiz buraya yenilik katmak” dedi. Devletin hiçbir desteğini göremediklerini de belirten Köker, “Bizim arkadaşlardan ziraat mühendisleri var, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar, onlara bile devletin bir desteği yok” dedi.
Maraş’ın Elbistan ilçesine bağlı Sevdilli köyünde çiftçilik yapan Kemal Köker, yıllardır su gitmeyen Sevdilli köyü arazilerine İngiltere’de kazandığı paralarla su getirdiğini, gelen su ile beraber de tarıma başladığını PİRHA‘ya anlattı.
Kendisine İngiltere’deki yaşantısını bırakıp geldiği için başlarda tepki gösterenlerin olduğunu söyleyen Köker, “Ben buradan giden insanların da nereye giderlerse gitsinler kendi topraklarına sevgileri olduğunu düşünerek bir gün tekrar geleceklerini düşünüyorum” diye konuştu.
“İLK DEFA BURALARA SU DÖKÜP PANCAR EKTİK”
Kemal Köker, tüm gayretlerinin Sevdilli’de bulunan araziye yenilik katmak olduğunu belirterek şunları söyledi:
“1995’te İngiltere’ye gittim. 2004’ten beri de arada bir geliyordum. Tarımda neyi yapıyorlar, biz neyi eksik yaptık ve nasıl modern bir şeyler yaparız, burayı nasıl değerlendiririz diye de sürekli aklımda canlandırıyordum. Ve orada bir şeyler öğrenip burada bir şeyler yapmaya çalıştım. Sonra geldik. Burada önce danacılıktan başladım. Sonra onu bırakıp arazi işine başladım. Arazinin susuz olduğunu gördük. Ne bir devletin desteği vardı, ne de insanların bir gayreti. Sevdilli köyünden 1300 metre öteden biz su getiriyoruz. İlk defa buralara su döküp pancar ektik. Bizim gayretimiz buraya yenilik katmak.”
“İNSANLAR BURAYA BAKTIKLARINDA MEMNUN OLUYORLAR”
Köker, insanların kuraklıktan dolayı ektikleri ürünlerin hiçbir karşılığını alamadıklarını söyleyerek, “Önceden buğday, nohut ekiliyordu. Şimdi iklim değişikliği ve kuraklıktan dolayı bir şey de olmuyordu. Yaptıkları emeğin karşılığı çıkmıyordu. Bu yörede artık sulu tarıma geçmek zorunlu oldu. Çünkü yağmurlar düzensiz yağmaya hatta hiç yağmamaya başladı. Ve insanlar ektiklerinin hiçbir zaman karşılığını alamadılar. Büyük zararlar ettiler. İnsanlar bırakıp gittiler, burası göç verdi. Şu an artık insanlar buraya baktıklarında memnun oluyorlar” diye konuştu.
“ZİRAAT MÜHENDİSLERİNE BİLE DEVLET DESTEĞİ YOK”
Köker, İngiltere’de kazandıkları para ile köye su ve ağaçlandırma yaptıklarını belirtti. Devletin hiçbir yardımını almadıklarını da söyleyen Köker, şöyle devam etti:
“Biz kendimiz bütün masrafları yaptık. Bu masraflar buradaki insanların yapabileceği masraflar değil. Ben yurt dışından getirdiğim paralarla burayı yaptım. Devlet yöneticilerinin, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın buraya el atması gerekirken hiçbir şey yapmıyorlar. Elbistan Türkiye’nin dördüncü ovası her tarafında devletin elinin olması gerekirken, yok. Devletin çoğu yerde eli yok. Bizim ülkenin tarıma, hayvancılığa, turizme önem vermesi gerekirken hiç önem verilmiyor. Biz insanlar, çiftçiler olarak kötüye gidiyoruz. Biz ülkemize, kendi topraklarımıza, insanlarımıza en iyi şekilde hizmet etmeye çalışırken diğer taraftan yöneticilerin hiçbir desteği olmadığı gibi bize en kötüsünü reva görüyorlar. Bizim arkadaşlardan ziraat mühendisleri var, bir şeyler yapmaya çalışıyorlar onlara bile devletin bir desteği yok.”
“GÜZELLEŞTİRİRSEK DAHA ÇABUK GELECEKLER”
Kendisine İngiltere’deki yaşantısını bırakıp geldiği için başlarda tepki gösterenlerin olduğunu söyleyen Kemal Köker, “Ben buradan giden insanların da nereye giderlerse gitsinler kendi topraklarına sevgileri olduğunu düşünerek bir gün tekrar geleceklerini düşünüyorum” diye konuştu. Köker, ‘insanlar, güzelleştirirsek daha çabuk gelecekler’ dedi.
PİRHA-Deprem felaketinin yaşandığı Hatay’ın Samandağ ilçesindeki çiftçiler zor günler geçirirken, gönüllülerin desteğiyle ürünlerini toplamaya ve yurttaşlara ulaştırmaya başladı. Konuya dair PİRHA’ya konuşan Sinem Kayıkçı, çiftçilerin ürettiklerini gönüllülerin desteğiyle topladıklarını belirterek, “Belediyelerin desteğiyle daha fazla yere ulaşmaya başladık. Yaralarımızı dayanışarak sarıyoruz” dedi.
6 Şubat tarihinde 11 ili ve 13 milyon insanı etkileyen ve büyük felakete yol açan depremde on binlerce yurttaş hayatını kaybedip, yüz binlercesi yaralanırken, milyonlarca insan yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı. Kalanlar ise zor koşullarda yaşama tutunmaya çalışıyor. Alevi kurumları, emek-meslek örgütleri ve dayanışma grupları ise deprem bölgesinde depremzedelere destek olmaya devam ediyor.
Hatay’ın Samandağ ilçesinde çiftçilikle geçimini sağlayan yurttaşlar deprem felaketinde hem yakınlarını kaybetti hem de topraklarını ekemez ve işleyemez duruma geldi. Bu durum ekonomik olarak var olan sorunlarına yenilerini eklerken, depremde tarım aletleri enkazın altında kalan çiftçiler, dayanışma gruplarının sayesinde ayakta kalıyor.
“DEPREMZEDEYİZ. MAĞDURİYETİMİZ ÇOK”
Annesini ve yakınlarını deprem felaketinde kaybeden çiftçi Semir Mutlu, “Depremin etkisi hala üzerimizde. Kendi ellerimle annemin cenazesini çıkardım.Ben annemin mezarı olduğu için mutluyum. Hala bir mezar yeri olmayanlar var” dedi.
Annesiyle babasının çiftçi olduğunu aktaran Mutlu, “Bahçede üretim yaparlar. Büyük çiftçi değiliz. Kendi çapımızda, geçimimizi sağlayacak kadar bir çiftçilik kapasitemiz vardı. Pazartesi günleri bizim burada pazar kurulur. Pazarda satarlar. Bizim geçimimizi biz böyle sağlarız. Deprem sonrası sağolsunlar Samim Kayıkçı hocamızın yapmış olduğu, Hatay Büyükşehir ile İzmir Koordinasyon Kurumu’nun onaylayıp destek çıktığı bir projeyle yaramıza merhem olup sarmak istediler. Mağduriyetimizin giderilmesi için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorlar. Depremzedeyiz. Mağduriyetimiz çok. Hepimiz bir olalım ve bütün sorunları beraber çözelim. Kimse menfaatini değil, toplumu düşünsün” dedi.
“SAMANDAĞ’DAN BİR PROJE BAŞLATTIK”
Tarih Öğretmeni Sinem Kayıkçı da, büyük bir acı yaşadıklarını ve yaraların sarılmasının kolay olmayacağını belirterek, “Bu kadar büyük bir acıyı yaşamış insanlar olarak depremin ilk üç gününü enkazdaki çocukları çıkarabilmek için kendi çabalarımızla yanımızda bulunan kim varsa onların çabalarıyla çalıştık. Üç gün sonra da hayatın gerçekleriyle karşılaştık. Bu sıkıntılar tabii ki bitmedi. Çünkü bu sefer hem hava şartlarının zorlukları hem de barınma problemlerimiz ortaya çıkmaya başladı ve bütün bu acılar bir oldu ve maalesef
büyük travmalar yarattı hepimizde” diye konuştu.
Deprem bölgesine gelen gönüllülerle, dayanışan insanlarla birlikte yaraların yavaş yavaş sarılmaya başlandıklarını ifade eden Sinem Kayıkçı, Samandağ’a, Hatay’a, Türkiye’nin 11 iline yapılan yardımların geri dönüşünü sağlamak için çiftçiler üzerinden devam etmesi gerektiğini düşündüklerini belirtti.
Çiftçilerin durumunun çok kötü olduğunu vurgulayan Sinem Kayıkçı, “Biz hep ayağa kalkmaktan, bir şeylerin normalleşmesinden bahsederken şunu da hatırladık. Emeğin çiftçiler üzerinden yürüdüğü bir coğrafyayız. Tarımın çok önemli olduğu bir coğrafyayız ve dolayısıyla depremde zarar görmüş, hatta hayatını kaybetmiş üreticilerin birçoğunun da geçim kaynağı olduğuyla ilgili bir konuşma yapıldığı sırada bu projeyi hayata geçirmeye karar verdik ve yerelde Samandağ’dan bir proje başlattık. Projemiz öncelikli olarak depremde zarar gören, depremde hayatını kaybetmiş çiftçilerin ailelerine destek olma projesiydi. Bu anlamda biz saha araştırması yaptık ve muhtarımız aracılığıyla bir duyuru yaptık. Depremde zarar gören çiftçilerin bize ulaşmasını sağladık. Biz de gidip saha araştırması yaparak onların seralarına, tarlalarına giriş yaparak zararın boyutunu, büyüklüğünü, çiftçilerin sıkıntılarını dinlemeye başladık ve böylelikle projemiz başladı” şeklinde konuştu.
“ÜRETİCİLERİN DESTEĞE İHTİYACI VAR”
Deprem bölgesindeki üreticilerin en büyük problemlerinden bir tanesinin de ürünlerin zamanında toplanamaması olduğunu sözlerine ekleyen Sinem Kayıkçı, şunları dile getirdi:
“Zaten ekmek kapıları olan, ekmek paralarını kazanmak için ekmiş olduğu ürünler, zamanında toplanamadığı için maalesef böyle sorunlar ortaya çıkıyor. Bu ürünler kendi bulundukları bölgede çürüdükleri için de üretici hem ekmiş olduğu ürünün karşılığını alamıyor, hem de bahçesini yeniden, tarlasını yeniden ekme gibi bir şansı da ortadan kalkmış oluyor. Birçok üreticimizin bahçeyi ekmek için kullanmış oldukları bütün o alet, edevat enkaz altında kalmış durumda. Bu anlamda da üreticilerin desteğe ihtiyaçları var. Bizim gönüllü çalışma yürütmemizin en önemli sebeplerinden bir tanesi üreticinin hem burada çalışan işçilere para verecek durumda olmaması hem de burada çalışacak ne bir aile bireyini bulamaması ne de kendisinin tarlada çalışacak bir psikolojide olmaması.
“DAYANIŞMAYI BÜYÜTMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Girdiğimiz her tarlada ürünlerin ne kadarını kurtarabilirsek, onun mücadelesini yürütüyoruz. Bu anlamda bu bahçelere en yakın zamanda girilmesi, dayanışmanın her koldan yürütülmesi, Türkiye’nin bütün o depremleri, zarar görmüş illeri için çok önemli ehemmiyet içeren bir durum. Sonra gönüllülerle tarlalara girdik. Buradaki ürünleri günlerce topladık. Bize destek olan, dayanışan arkadaşlarımızın parasını onlara teslim ettik. Aldığımız ürünleri depremzedelere, çadırkentlere, çocuklara dağıtıyoruz ve dayanışmayı büyütmeye çalışıyoruz.
ÇOK DAHA FAZLA ÜRETİCİYE ULAŞMAYI HEDEFLİYORUZ
Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin projeye dahil olmasıyla daha geniş bir alana yayılabilme imkanı bulduk. Böylelikle şu an çok daha fazla üreticiye ulaşmayı hedefliyoruz. Diyoruz ki, yaralarımızı birlikte sarabiliriz. Eğer biraz daha büyütebilirsek bunu, biraz daha insana ulaşabilirsek bütün üreticileri bir araya getirerek, belki de bu dayanışmayı her yere örnek olabilecek bir dayanışmaya çevirebiliriz.”
“PROJEYİ ÇOK CİDDİ SAHALARA ULAŞTIRMAYI HEDEFLİYORUZ”
Çiftçilerin sorunlarını dinlediklerini söyleyen Sinem Kayıkçı, “Çiftçilerin gübre, sulama ihtiyacı var. Çiftçilikte kullandıkları araçları enkazın altında kalmış. Çıkaramadıkları için de bahçelerini yenileme şansları olmuyor. Tarlalarını yenileme şansları olmuyor. Dolayısıyla ülke ekonomisi için de ciddi bir risk. Çünkü burası bir tarım bölgesi ve buradan Türkiye’nin her yerine ve dünyanın her yerine ürünler gidiyor. Tabii bizim destek olduğumuz üreticiler küçük üreticiler. Ama bu üreticilerin sayesinde burada bazı şeyler ayakta duruyor. Bu anlamda biz çiftçilerin, köylülerin, halkın efendisi olduğu sözüne güvenerek, inanarak üretimin, ekonominin de yaşamında, her şeyin mücadelenin de merkezi olduğuna inanarak bu projeyi çok ciddi sahalara ulaştırmayı da hedefliyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA- Deprem felaketinin üzerinden haftalar geçmesine karşın yeterli yardımın yapılmadığı köylerden biri olan Maraş’ın Özbek köyünde yaşayanların tarlalarına el konulmak isteniyor. Duruma tepki gösteren köy sakini Abbas Gürocak, Alevi oldukları ve verimli tarlaları olduğu için göç ettirilmek istendiklerini belirterek, “Depremde yanımızda olmayan devlet bizi yerimizden, yurdumuzdan koparmak istiyorlar” dedi.
6 Şubat tarihinde 11 ili ve 13 milyon insanı etkileyen büyük felakete yol açan depremde on binlerce yurttaş hayatını kaybedip, yüzbinlercesi yaralanırken, milyonlarca insan yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı.
Deprem felaketinin üzerinden 40 gün geçmesine karşın, yurttaşların temel ihtiyaçları giderilebilmiş değil. Su, gıda, hijyen malzemesi ve çadır sorununun devam ettiği kentlerde, enkazlar ‘hızlı’ bir şekilde kaldırılıyor. Tarım alanlarına ve Alevi köylerinin bulunduğu alanlara dökülen molozlar tehlike saçarken, deprem kontularının bu köylerde yapılması bir kez daha zorunlu göçün yaşanmasına yol açıyor.
Yurttaşlar haftalar geçmesine karşın yeterli yardımın yapılmadığını ifade ederken, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan çözümü ‘Helalleşme’de buldu.
Bilim insanlarının tüm uyarılarına karşın deprem felaketinin en fazla etkilediği yerleşim birimleri arasında yer alan Maraş’ın Türkoğlu ilçesinin kırsal Özbek Mahallesi‘nde köy evlerinin inşa edilmesine başlandı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın talimatlarıyla bölgeye yaklaşık 4 bin 500 toplu konut, 2 bin 500 de kırsal alanda ev inşa edilecek.
“GEÇMİŞİMİZİN HEPSİ SİLİNECEK”
Türkoğlu’nda yaşayan Aleviler bu duruma tepkili. Özbek köyünden Abbas Gürocak adlı yurttaş PİRHA mikrofonuna konuştu.
Abbas Gürocak, yaşamının tamamının Özbek’te geçtiğini belirterek, “Deprem olduktan sonra her şeyimizi kaybettik. Bize devlet yardım etmedi. Avrupa’daki eşimiz dostumuz akrabamız köylümüz bize her konuda yardım ettiler. Bizi yerimizden, yurdumuzdan koparmak istiyorlar. Çocukluğumuzun, geçmişimizin hepsi silinecek. Bizi buradan gönderdikten sonra yerlerimizi, hepsini satacaklar” dedi.
“ARAZİLERİMİZE EL KOYMAK İSTİYORLAR”
Alevi oldukları ve tarlalarının verimli olduğu için devletin arazilerine el koyduğunu vurgulayan Abbas Gürocak, “Alevi köylerininin hepsini götürmeye çalışıyorlar. Bu durumun sonuçları ağır olur” diyerek uyarıda bulundu.
“ALEVİYİZ DİYE YARDIM GETİRMEDİLER”
Depremden iş makinalarının da etkilendiğini aktaran Abbas Gürocak, “Borç için arayacağına halkın neye ihtiyacı olduğunu bir sorsana. 15 gün banyo yapamadık. Devlet diye bir şey yok. İzmir, Ankara belediyeleri yardım getirdi. Yanı başımızdaki belediyeyi görmedik. Aleviyiz diye getirmediler” diyerek devletin yardım etmek yerine borçlarını istediğini ifade etti.
PİRHA – Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soru önergesini yanıtlayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, bu yılın ilk 7 ayında borcundan dolayı elektriği kesilen abone sayısının 236 bin 617 olduğunu açıkladı.
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soru önergesine yanıt veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, 2020 yılında borcundan dolayı elektriği kesilen abone sayısının 343 bin 68 olduğunu belirtirken, 2021 yılında elektrik borcundan dolayı kesilen abone sayısının ise 425 bin 751 olduğunu açıkladı. Bakan Dönmez, bu yılın ilk 7 ayında borcundan dolayı elektriği kesilen abone sayısının ise 236 bin 617 olduğunu kaydetti.
ELEKTRİK KESİLEN ABONE SAYISI HER YIL ARTIYOR
Önerge sahibi CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer 2020 yılında 343 bin olan elektriği kesilen abone sayısının 2021 yılında 425 bine çıktığına dikkat çekerek, borcundan dolayı elektriği kesilen abone sayısının 1 yıl içinde dörtte 1 oranında arttığına işaret etti.
Gürer, “Vatandaşın eli elektrik düğmesine gitmeye korkuyor. Esnaf zorunlu haller dışında elektrik prizine takılı dolap, cihaz bırakmamış. Hatta çoğu, gün ışığının aydınlığı ile idare ediyor. Ekonomik durum sorduğunuzda ilk elektrik faturasındaki artışlar dile getiriliyor. Çiftçi mazot ve elektrikle çalışan aletlerinde olabildiğince kısıtlamaya gitmiş durumda. Emekli ise erkenden ışıkları kapatıp uykuya meylettiğini söylüyor. Evde de zorunlu ihtiyaç dışında elektrik lüks. Birde kış saati uygulamasına geçilmeyip gece karanlığında yola çıkanlar tek lamba ile hazırlık yapmanın çabası içinde. İktidar sokak lambasını tan ağarmadan söndürünce ondan da fayda görülmüyor. Gece karanlığında okul ve iş için yola çıkan elektrik gideri artacak kaygısını da yaşıyor. Bakan her soruyu yanıtlamasa da halk yaşadığı koşulları biliyor, görüyor, tepkisini de her fırsatta ifade ediyor” diye konuştu.
Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez tarafından yanıtlanması istemiyle 21 Şubat 2022’de hazırladığı önergesinde şu sorulara yer vermişti:
“1 Ocak 2020 Ocak- 21 Şubat 2022 tarihleri arasında elektrik faturasını ödeyemeyen abone sayısı kaçtır?
EPDK tarafından 4 kişilik bir hanenin aylık zorunlu elektrik tüketim miktarına ilişkin yapılan bir hesaplama dikkate alınarak mı zam yapılmaktadır?
İlk kademe kullanım için belirlenen 210 kWh sınırı düzenlenirken dikkate alınan unsurlar nelerdir?
1-31 Ocak 2022 tarihleri arasında ilk kademe 150 kWh tarifesi nedeniyle faturasını ödeyemeyen abone sayısı kaçtır?
150 kWh ilk kademe tarifesi nedeniyle elektriği kesilen ve hakkında yasal işlem başlatılan abone var mıdır?”
PİRHA – Ekonomik kriz nedeniyle üretim yapmakta zorlanan çiftçilerin şimdi de hırsızlarla başları belada.
Artan enflasyon ardından toprağını ekemeyip, hayvanını otlatamayan çiftçiye bir darbe de hırsızlardan geldi. Çiftçiler, malzemelerinin çalındığı hırsızlık olaylarına dikkat çekti.
Tarımsal üretimde kullanılan ne varsa çalındığını ifade eden çiftçiler, girdi maliyetleri nedeniyle zaten üretimde zorlandıklarını, hırsızlık vakaları ile üreticinin belinin daha da büküldüğünü söyledi.
ÇİFTÇİNİN ÇİLESİ BİTMİYOR!
Konuyu gündeme taşıyan CHP Niğde Milletvekili Fethi Gürer, “Kamuoyuna yansıyan hırsızlık vakaları, ekonomik buhranın olumsuz bir yansımasıdır” dedi. CHP’li vekil Gürer, “çiftçinin çilesi bir türlü bitmiyor” diyerek çiftçilerin mallarını korumak için artık nöbet tutmaya başladıklarını da ifade etti.
Bazı çiftçilerin, yaşanan hırsızlık olayları karşısında ürününü erken hasat etmek zorunda kaldığını belirten CHP’li Gürer, 6 ay içerisinde farklı bölgelerde yaşanan 15 hırsızlık vakasını şu şekilde sıraladı:
“14 Ocak 2022 Şanlıurfa Siverek’te sulama trafolarının kabloları,
5 Haziran 2022 Denizli’nin Pamukkale ilçesinde tarladaki kekik mahsulünün tümünü,
23 Mayıs 2022 Bursa’nın Nilüfer ilçesinde coğrafi işaret tescilli 8 dönüm enginar,
14 Nisan 2022 Konya’nın Karapınar ilçesinde 1000’e yakın yağmurlama borusu,
9 Mart 2022 Aydın’ın Karacasu ilçesinde 15’e yakın su sayacı,
13 Haziran 2022 Adananın Kozan ilçesinde 10 ton sarımsak,
1 Mayıs 2022 Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde 3 ayrı çiftçinin tarlasından 90 metre kablo,
28 Mayıs 2022 Konya’nın Güneysınır ilçesinde sulama kooperatifine ait binadan trafo ve kablo,
1 Haziran 2022 Sakarya’da, 10 bin dönümlük tarım arazisinin sulama ihtiyacının karşılandığı sulama kanallarındaki toplam ağırlığı yaklaşık 100 ton gelen vana,
8 Haziran 2022 Bursa’nın İznik ilçesinde bir erik tarlasından 160 ağaç erik,
12 Şubat 2022 Bursa’da sondaj malzemeleri,
13 Nisan 2022 İzmir’in Tire ilçesinde çok sayıda trafo,
5 Ocak 2022 Eskişehir’in Sivrihisar ilçesindeki bir çiftçinin 12 koyunu ve 1 hindisi,
20 Mart 2022 Manisa’nın Turgutlu ilçesinde üzüm bağlarının bağ demirleri,
PİRHA –Adanalı çiftçiler, mazot fiyatlarındaki fahiş artışlara isyan ederek “Bu tabloyu değerlendirip tarlayı ekmemek daha mantıklı. Tarlayı ekmekten vazgeçtik” dedi. Çiftçiler ekledi: Traktörün kontağını bile çeviremiyoruz.
Adana’da çiftçiler mazot fiyatlarının 30 liraya dayanmasına isyan etti. Tarlasını ekip dikmek ve sürmek için traktörün kontağını bile çalıştıramaz hale geldiklerini belirten üreticiler, dayanacak güçlerinin kalmadığını belirtti.
“TARLAYI SÜREMİYORUZ”
Oymaklı Köyü’nden çiftçi Ali Sofi, “Traktörün üstünde oturuyoruz ama depomuz boş. Mazot alacak gücümüz yok. Şu depo 2.5-3 bin liraya doluyor. Değil tarla sürmeyi, bu makineyi çalıştıramıyoruz. Mazot 5.5-6 liraydı, 28-29 lira oldu. Tarlamı süremiyorum ben” dedi. Helvacı Köyü’nden Hacı Süleyman Yüce ise, “Buğdayı hasat ettik ama yerine de ikinci ürün ekemeyeceğiz, mazot çok pahalı. Öyle bekliyoruz. Dönüme 5-6 litre mazot gidiyor. Bize mazot ve gübre versinler, para vermesinler, bizi böyle desteklesinler” diye konuştu.
“EKMEMEK DAHA MANTIKLI”
Oymaklı Köyü’nden üretici Niyazi Sevinç ise, Mazot fiyatlarındaki artış nedeniyle biçtikleri tarlaları boş bırakmak zorunda kaldıklarını söyledi. Gübre maliyetini kıstıklarını da aktaran Sevinç, “Bu tabloyu değerlendirip tarlayı ekmemek şu an daha mantıklı gibi. Tarlayı ekmekten vazgeçtik” şeklinde konuştu.
Sirkenli Köyü’nden Şahin Köylü ise, pamuk, mısır ve buğday üretimi yaptığını belirterek “Şu anda tarlayı süremiyoruz. Bir traktörün deposu 80-100 litre mazot alıyor. O da 3 bin lira ediyor. Dayanacak gücümüz kalmadı. Eskiden 2-3 defa sürüyorken, şimdi yüzeysel olarak, mazot çok harcamamak için bir defa sürüyoruz. Maliyetler çok yükseldi, bu işin altından kalkmak mümkün değil” açıklamasında bulundu.
“İNSANIMIZ TAŞ MI YİYECEK?”
CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut da Karataş Ovası’ndaki çiftçilerin sorunlarını dinledi. Çiftçilerin tarlaları ekecek gücünün olmadığına işaret eden Barut, şu açıklamayı yaptı:
“Ülkemizdeki ekonomik kriz zirve yaptı, yangın sürüyor. Herkes inim inim inliyor. Çünkü üreticiler üretemiyor, yurttaşlar alamıyor. Herkes büyük sıkıntı içinde. Bazılarının tuzu kuru olabilir ama vatandaş ekmek alamıyor. Bayat ekmek almak için bekliyor. Yarım litrelik su bile 3 lira, vatandaş fiyatı ateş pahası olan etin yanına yaklaşamıyor. Üreticinin kullandığı mazotu da çarkıfelek gibi, zam numaratörü gibi her gün artırıyor, 30 liraya dayandı. Geçen sene 6 liraydı, bu sene neredeyse 30 lira oldu. Tam 5 kat arttı. Bu fiyatla üretici traktörün kontağını bile çeviremiyor. Üreticinin feryadını duyun, vatandaş perişan halde. İnsanımız taş mı yiyecek? Tuzu kuru olanlara sesleniyoruz, çözüm iktidarın elinde.”
PİRHA – PSAKD Hınıs Şube Başkanı Yaşar Çelik, süregiden ekonomik kriz nedeniyle Alevi köylerinin hızla göç verdiğine işaret etti. Çelik, Hınıs ilçesindeki 38 Alevi köyünün yarısında iki ya da üç ev kaldığını belirterek “Nüfus az olunca eskisi gibi inanç ritüellerimizi de gerçekleştiremiyoruz” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Hınıs Şube Başkanı Yaşar Çelik, ekonomik krizin köylülere olan yansımasına dikkat çekti.
Yaşar Çelik, yöre insanının geçim kaynağı olan hayvancılığın bitme noktasına geldiğini belirterek “Örneğin bir torba yem, önceki yıllara kıyasla iki katı fiyatına yükseldi. Artık hayvanlar da para etmiyor. Durum öyle bir hale geldi ki köylüler süt hayvanlarını dahi kesime gönderiyor” dedi.
KÖYLÜLER, MERALARI DA KULLANAMAZ HALE GELDİ!
Artık köylerde süt üretiminin yapılmadığına işaret eden Yaşar Çelik, devletin çiftçi politikasını da eleştirdi. Çelik, “İnsanların büyük kısmı devletin üç ayda bir verdiği 350 liralık destek için kuyruklara giriyor” diyerek şu aktarımda bulundu:
“Artık meralarımız da yetersiz kalıyor. Merası olan köylerdeki araziler devlet tarafından kiraya veriliyor. Urfa, Diyarbakır ya da başka illerden gelenler ihaleye çıkarılan bu meraları alıp kullanabiliyor. Yaklaşık 4 yıldır devlet, meraları bu şekilde kiralıyor. Bu sebeple köyümüz çok göç veriyor.”
EKONOMİK KRİZ, KÖYLÜYÜ GÖÇE ZORLADI!
Yaşar Çelik, ekonomik krizin derinleşmesi sebebiyle köylerin boşaldığına da vurgu yaptı. “Özellikle bu sene çok giden oldu” diyen Çelik, şunları söyledi:
“Hınıs ilçesinden yaklaşık bin gencimizin dış ülkelere kaçak yollarla gitti. Göç durumu her zaman vardı ancak 2015 yılından sonra bu daha da hızlandı. Hınıs’ta 38 Alevi köyü var. Bunun yaklaşık 15 köyünde ancak 2-3 ev mevcut. Nüfus az olunca eskisi gibi inanç ritüellerimizi de gerçekleştiremiyoruz. Örneğin cem yapamıyoruz. Pirlerimiz de nadiren köye uğruyor.”
PİRHA-Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Mersin Şube Başkanı Necmi Birim, tarım krizinin kapıda olduğunu belirtip, “Betona değil tarıma kaynak ayır” dedi. Birim, dışa bağımlılıktan acilen kurtulmak gerektiğini de kaydetti.
Dünyada ve Türkiye’de gıda krizi derinleşiyor. Artan maliyetler nedeniyle çiftçi ekemez duruma gelirken, yurttaşın da mutfağında her geçen gün yangın artıyor. Yaşanan ekonomik kriz ve yüzde 150’lere dayanan gıda enflasyon karşısında yurttaşlar sağlıklı gıdaya erişmekte zorlanırken, ekmek kuyrukları uzadıkça uzuyor. Çiftçi ise tarım krizine karşı feryat ederken, her yıl ekim alanı ya sürmüyor yada azaltıyor.
Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Mersin Şube Başkanı Necmi Birim ile, tarım krizini ve krizin çiftçiye ve yurttaşa yansımalarını konuştuk.
Ziraat Mühendisleri Odası Şube Başkanı Necmi Birim, dünya nüfusunun arttığını belirterek, “Nüfus sekiz milyara geçti. Bunun bir milyarı aç, bir milyarı da obez. Obez deyince zengin hastalığı gibi görülmesin. Obez aynı zamanda yoksulluğun ve kötü beslenmenin sonucudur. Öyle bir coğrafya üzerindeyiz ki Anadolu coğrafyasında 13 bin bitki çeşidi var. Bunun dört bini endemik. 40 küsur ülkeden oluşan Avrupa’da 13 bin bitki ancak vardır. Yani biz bir gen bankası üzerine bir gen kaynakları üzerinde oturuyoruz” dedi.
“ZMO OLARAK OLAYLARA GERÇEKÇİ BİR PERSPEKTİFLE BAKARIZ”
1980’lerden bugüne uygulanan yanlış tarım politikalarının Türkiye tarımını bugünkü noktaya getirdiğini vurgulayan Birim, “Sadece bugünkü hükümetlere değil daha önceki hükümetlere de Ziraat Mühendisleri Odası gereken uyarıyı yapmıştır. Ancak hükümetler palyatif çözümlerle günlük kurtarma adına önlemler alınıyor. Fakat radikal, planlı, projeler bir türlü hayata geçirilemiyor. Oysa ki ZMO’nun beş yılda bir yaptığı bir teknik kongre var. Aslında bir ev ödevi niteliğindedir. Yani bakanlığımız dahil birçok kurumun içerisinden alabileceği çok şeyler vardı. Çözüm önerilerimiz içerisindedir. ZMO olarak olaylara ne iyimser, ne kötümser açıdan tamamen gerçekçi bir perspektifle bakarız. Bu perspektiften baktığımız zaman da gerçekleri söylemeye devam edeceğiz” diye konuştu.
“ÇİFTÇİNİN KUTLANACAK BİR GÜNÜ KALMADI”
Geçtiğimiz 14 Mayıs’ın Çiftçiler Bayramı olduğunu hatırlatan Birim, çiftçinin kutlanacak bir gününün kalmadığının altını çizerek, şunları dile getirdi:
“Dünya çiftçileri gününü kutluyor ama ülkemizde çiftçimiz maalesef ümitsiz, umutsuz ve mutsuz. Bugün çiftçinin ürettiği ürünün desteği bir yıl geç alınıyor. Çiftçi ürettiği ürünün alım fiyatını bilmiyor. Üreticilerimiz ürettikleri ürünlerin alım garantisini bilemiyorlar, taban fiyatını bilemiyorlar. Dolayısıyla bu sürdürülebilir bir şey değil. 5 Nisan 1994 kararları, Kemal Derviş kararları, tütün yasası, şeker yasası gibi uygulamalar tarımı maalesef olumsuz bir noktaya kadar taşımıştır.
“ÇİFTÇİLERİMİZ KOOPERATİFLEŞMEDEN DE SOĞUTULDU”
Çiftçilerimiz aynı zamanda kooperatifleşmeden de soğutuldu. Yani geçmişte et balık kurumları, süt endüstrisi, Tariş gibi, Çukobirlik gibi kooperatiflerimiz vardı. Şu anda bunların hiçbiri yok. Yani çiftçi bir yerde örgütlenmenin dışına atıldı gibi bir yapı söz konusu. Peki çiftçi ne istiyor? Yani ben bana zam vermeyin, fiyatımı yükseltmeyin. Maliyetlerimi düşürün diyor. Çiftçi maliyetlerin düşmesini bekliyor. Maliyet düşmezse siz ucuz üretemediğiniz bir ürünü ucuza satamazsınız. Bu kadar basit.”
“ÇİFTÇİ NEDEN ÜRETEMİYOR?”
“Çiftçinin neden üretemiyor?” diye soran Birim, “Çünkü çiftçinin parametreleri, kullandığı tarımsal girdiler çok yüksek maliyetli. Birçok konuda birçok parametrede biz dışa bağımlıyız. Mazot, ilaç, tohum, gübre, şu anda almış başını gidiyor. Ve çiftçi bu fiyatlarla üretim yapabilme yeteneğine sahip değil. Muktedir değil. Dolayısıyla şu anda Türkiye’de bu tarımsal girdi fiyatları aşağı çekilemediğinden yaklaşık üç buçuk- dört milyon hektar alan tarım dışına çıkmış vaziyettedir. Ve tarımı terk eden, alanı terk eden çiftçinin geri döndürülmesi çok zordur” diye aktardı.
Necmi Birim, kırsal kalkınmanın gelişebilmesi için kamu eliyle bir takım projelerin hayata geçmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Ara eleman, tekniker, ziraat mühendisi, veteriner gibi meslek sahipleri insanların köylerde daha çok istihdam edilmesi gerekiyor” diye belirtti.
Yasalarda ve anayasada toprakları koruyacak maddelerin bulunmasına rağmen, birtakım yönetmeliklerle bazı alanlar, meralar ve zeytinliklerin madenciliğe, enerji sahasına açıldığına işaret eden Birim, şunları aktardı:
“Bu kadar gıdanın önemli olduğu bir süreçte biz gözümüz gibi korumamız gereken birinci sınıf mutlak tarım arazilerini, başka sektörlere peşkeş çekerek büyük hata yapıyoruz. Bunu yapmamamız ve geri adım atmamamız lazım. Yani sıkıntılar bugünden değil. Geçmişten geliyor. Bugün ciddi borçları var. Çiftçinin Tarım krediye borcu var, Ziraat Bankası’na borcu var, Hal esnafına borcu var ve bu borçların acilen faizlerinin silinmesi, ana parayı da yeniden yapılandırmak gerekiyor. Tohum, mazot ve ilaç desteğinin acilen verilmesi gerekiyor. Çiftçinin tekrar arazisine dönüp üretim yapabilmesi için girdi maliyetlerini aşağıya çekmemiz gerekiyor. Birinci şart bu. İkinci şartımız hasada yakın tarihte yurt dışından ithalat yapmamamız gerekiyor. Bakın Çukurova’da yakın bir zamanda buğday hasadına girilecek. Çiftçimiz şu anda tavan fiyatı bilmiyor. Alım garantisi olup olmayacağını bilmiyor. Dolayısıyla böyle bir belirsizlik içerisinde çiftçi üretim yapabilir mi? Yani en azından bunları bilmemizde fayda var. Destekler yetersiz ve bir yıl sonra ödeniyor. Oysa enflasyonu yüzde yetmiş, gıda enflasyonu yüzde doksan olduğu yerlerde üretici üreteceği ürünün desteğini kendi yılında almalı. Hasat eder etmez almalı. Ve alım garantisi olduğunda taban fiyatının ne olacağını alım garantisi vererek alım fiyatının da ne olacağını bilmesi gerekiyor.”
“DIŞA BAĞIMLILIKTAN ACİLEN KURTULMALIYIZ”
Dışa bağımlılıktan acilen kurtulma çağrısında bulunan Birim, “Şu anda bu ülkede ayçiçeği mi yetişmez? Bu ülkede buğday mı yetişmez? Bu ülkede çeltik mi yetişmez, arpa mı yetişmez? Yem sanayinde şu anda sıkıntılarımız var. Dolayısıyla hayvancılığımız kötüye doğru gidiyor. Biz yemde dışarıya bağımlıyız. Acilen boşa çıkmış alanlarımızı, ekilmeyen alanlarımızı dışa bağımlı olduğumuz stratejik ürünlerle doldurmamız gerekiyor. Bunu bir planlama çerçevesinde beş yıllık ve on yıllık orta vadeli ve uzun vadeli projelerle ve planlarla yapmamız gerekiyor. Yani kamunun üzerine düşen görev budur şu anda. Acilen bir eylem planı içerisinde olmalı ve üretim seferberliği ilan etmeli. Kamu şu anda acilen bir üretim seferberliği ilan etmeli ama planlı bir şekilde yapması lazım. Yani palyatif bir çözümle, günübirlik bir kararla değil” ifadelerine yer verdi.
“BU HAYAL”
“Bir şeyin maliyetini ucuza indirmeden siz ucuza satamazsınız” diyen Birim, “Biz gübre sektörünün dışa bağımlılığından ve fiyatların yüzde üç yüz artmasından, tohum fiyatının dışa bağımlılığından ve fiyatların yüzde 300-400 artmasından, ilaç fiyatlarının keza öyle. Enerji fiyatlarımız yüzde 160 artmış ve siz çiftçinin ucuz ürün üretmesini bekliyorsunuz. Bu hayal. Hiçbir şeyin maliyetini aşağı çekmeden siz daha ucuza mal edemezsiniz ve ucuza satamazsınız. Tarım Kanunu 20. Maddesi der ki; gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’i tarıma aktarılmalıdır. Bu kanunen yazılmıştır. Ama gelin görün ki bugüne kadar binde 5’ten yukarı çıkmamıştır” diyerek yanlış politikaları eleştirdi.
“İKTİDAR BETONU FİNANSE EDİYOR”
İktidarın betona para yatırdığını ve beton finanse ettiğini vurgulayan Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Mersin Şube Başkanı Necmi Birim, şöyle devam etti:
” Oysa ki tam tersi tarımın finanse edilmesi, tarıma destek verilmesi lazım. En son otuz milyar liralık bir paket açıklandı. Bu otuz milyarlık paket tarımda birçok çiftçimize nefes kredisi olabilir, ihtiyaçlarını karşılayabilir. Yani betona değil tarıma yatırım yapılmasını arzu ediyoruz, talep ediyoruz ve olması gereken de bu. Ekolojimizi, doğamızı, çevremizi korumak adına ziraat mühendislerine kulak verilmesi gerekiyor. Ve artık söylem zamanı değil, eylem zamanı diyorum. hepimiz bu gemideyiz. Bu geminin içerisinde olan insanlar olarak bu sıkıntının içerisinden birlikte çıkmanın yollarına bakmalıyız.”
PİRHA- Akçadağlı kayısı üreticileri, zirai dondan sonra, geçen haftalarda yağan dolu nedeniyle ilçede kayısıda zararın katlandığını, çiftçinin mahsul alamayacağını ve bu nedenle de borçlarını ödeyemeyeceğini ifade ederek hükümetten destek istedi.
Akçadağ’da kayısı üreticileri, ziraat odaları temsilcileri, muhtarlar bir araya gelerek kayısı üreticisinin sorun ve sıkıntılarını gündeme taşıdılar.
Akçadağlı kayısı üreticisi Akçadağ bölgemizde yüzde 80 bir zarar durumu var. Bu sadece don hasarı değil, don sonrasında dolu hasarı da var. 1300 rakımın üzerinde meyve var ancak daha sonraki yaşanan dolu olayı yüksek yerleri de vurdu” diyerek alan bazlı destek istedi.
“İYİ TARIM UYGULAMALARI YAPILAMIYOR”
Üreticiler adına bir açıklama yapan Akçadağ Ziraat Odası Başkanı Mehmet İnal, “Şu anda dünyada kayısı merkezi dediğimiz Malatya, Malatya’da da en çok kayısının olduğu Akçadağ ilçesinde çiftçi arkadaşlarımızla toplanmış bulunuyoruz. Burada bulunan arkadaşlarımız yönetim kurulu üyesi olsa da hepimiz burada çiftçiyiz. Yakın bir zamanda don afeti ve arkasından dolu afetine maruz kaldık. Çiftçilerimizin 2021 ve 2022 yılında yaşadığı don olayından dolayı çiftçilerimizin mağduriyetini dile getirmek istiyoruz. İki yıl içeresinde uygulama fiyatlarının düşürülmesi, iyi tarım uygulamalara verilen desteklerin düşürülmesi, organik tarım desteklerinin düşürülmesi nedeniyle iyi tarım uygulamaları yapılamamaktadır. Ardından 2021 yılında yaşanan don olayı, yine 2022 yılında yaşanan don ve dolu olayının ardından çiftçilerimiz artan girdi maliyetlerinin yükselişi ile ilgili olarak çiftçilerimiz şu anda zor durumdadır. Mazot, gübre ilaç vs.. girdilerden dolayı çiftçilerimiz tamamen zor durumda kalmaktadır” dedi.
“KREDİLER ÖTELENSİN”
Çiftçinin bankaya olan borcunun fazla olduğunu ve bu anlamda destek beklediklerini işaret eden İnal şöyle devam etti:
“Burada Ziraat Bankası, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Özel Bankalar ve ilaç satıcılarına çiftçilerimiz borçlanmış durumdalar. 2 yıldır ürün olmaması sebebiyle borç ertelense dahi çiftçilerimiz bu borcu ödeyecek durumda değiller. Burada Devletimizin yapacağı kredi faizlerinin, ertelenmesi, bütün devlet ve özel bankaların bu işe dahil edilmesi gerekmektedir. Şayet bunlar yapılmadığı takdirde çiftçi tarlasını, traktörünü satacak kadar bir çıkmaza girmiş durumdadır. Bu duruma en kısa sürede bir el atılması gerekmektedir. Bizim buradaki taleplerimiz, bütün Malatya milletvekillerimizin bu konuyla ilgilenmesidir. Bunun muhalefeti, iktidarı yoktur. Buradaki yaşanan olay bütün çiftçilerimizin ekmek meselesidir. Konu ekmek meselesi olunca burada parti gözetilmez. Çünkü bütün çiftçilerimiz aynı sıkıntıyı yaşamaktadırlar. Hepimiz aynı gemideyiz. Milletvekillerimizin birlikte bir önerge verip çiftçilerimizin sıkıntılarının giderilmesi hususunda mecliste bu konuyu dile getirmeleri gerekmektedir. Şayet bu da olmadığı takdirde Sayın Cumhurbaşkanımızın konuya el attığı takdirde bu konunun çözüleceğini ve çiftçimizin mağdur olmayacağını düşünüyoruz.”
“TARSİM PRİMLERİ YÜKSEK”
TARSİM primlerine de değinen İnal, “Ayrıca bir TARSİM olayı var. TARSİM şu anda primleri yükselttiği için çiftçilerimiz yüzde 25 civarına poliçe yaptılar. Bunun da yüzde 8’i dolu ile alakalı. Kalan yüzde 17’si yeterli değil. TARSİM bu işlemi yeniden düzenleyerek çiftçimizin mağduriyetini gidermelidir. Bu düzenlemenin en kısa zamanda yapılması gerekmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın konuya el atması halinde çiftimizin bu sorunlarının kısa sürede çözüme kavuşacağını ve çiftçimizin mağduriyetinin giderileceğini umut ediyoruz. TARSİM primleri de şu an yüksek durumda. Planlama ve birtakım yeni uygulamalar var. Kaysının maliyeti yüksek ama yaş kaysının fiyatı düşük gösteriliyor. Yaş kaysının kilosu 6 lira olarak gösteriliyor. Bu da çiftçinin zararına bir durum oluyor. Poliçeler yapılmaya başlandığında böyle belirlendi. Çiftçiye 24 lira veriliyor. Sigorta yaptıranlar primlerin yüksek olması nedeniyle de yetiştirici sigorta yaptıramıyor. Son dolu olayı ile ilgili olarak İlçe Tarım Müdürlüğünün yapmış olduğu bir çalışma var. Ancak rakam açıklanmış değil. Bizim gözlemlerimize göre de Akçadağ bölgemizde yüzde 80 bir zarar durumu var. Bu sadece don hasarı değil, don sonrasında dolu hasarı da var. 1300 rakımın üzerinde meyve var ancak daha sonraki yaşanan dolu olayı yüksek yerleri de vurdu.” İfadelerinde bulundu.
PİRHA – HDP Tarım Komisyonu Sözcüsü Rıdvan Turan, Dünya Çiftçiler Günü’nü kutlayarak “Dün ne üreteceğine kendisi karar veren çiftçi, AKP eliyle tarla bekçisine, hayvan bakıcısına dönüştürülmüştür” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Tarım Komisyonu Sözcüsü Rıdvan Turan, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü sebebiyle açıklama yaptı. “Son yirmi yılda Dünya Çiftçiler Günü, kutlanan bir gün olmaktan çıkmış, çiftçilerin içinde bulunduğu sorunların görünür olduğu bir gün haline gelmiştir” diyen Turan AKP iktidarının tarım politikalarını eleştirdi.
Tarım Komisyonu Sözcüsü Rıdvan Turan, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında kayıtlı çiftçi sayısının yaklaşık 2,5 milyon olduğunu belirterek, bu sayının günümüzde 500 binin altına düştüğünü aktardı. Turan ayrıca, 2002 yılında yaklaşık 2,5 milyar TL olan çiftçi borcunun 2022 yılında 200 milyar TL’yi geçtiğinin altını çizerek şu açıklamayı yaptı:
“Çiftçi sayısının son yirmi yılda azalmasının nedeni, iktidarın uyguladığı neoliberal politikaların, tarımı şirketlere bağımlı hale getirmesi, devletin çiftçiyi destekleyici politikalardan uzaklaşması, tarımsal KİT’lerin tasfiye edilmesi ve çiftçinin sermaye karşısında yalnız bırakılmasıdır.
Gıda egemenliği kavramı bir hayale çevrilmiş, dün ne üreteceğine kendisi karar veren çiftçi, AKP eliyle tarla bekçisine, hayvan bakıcısına dönüştürülmüştür. Bu sayede gıda güvencesi ve gıda güvenliği büyük bir tehdit altına girmiştir. Sürdürülen neoliberal politikalar ve Kürt sorunundaki güvenlikçi politikalar sayesinde kırsal boşalmış, çiftçilikle geçinen milyonlar kentlerin yolunu tutmuş ve oralarda ucuz iş gücü kaynağı hali dönüştürülmüştür.
Bu politikalar sonucu Türkiye tarımsal üretimde kendi kendine yetebilen bir ülke olmaktan çıkmış, dışa bağımlı hale gelmiştir. Hükümetin uyguladığı ithalatçı politikalar, gıda enflasyonunu arttırmakta, halkın, güvenilir, ucuz, besin değeri yüksek ve kaliteli gıdaya ulaşmasını günden güne zorlaşmaktadır. Beslenmek artık adeta sınıfsal bir ayrıcalık haline gelmiştir. Bu gidişatı tersine çevirmek mümkündür!
Halkların Demokratik Partisi olarak bütün çiftçilerimizin Dünya Çiftçiler Gününü kutlarken, demokratik, planlamacı tarımsal politikaların hüküm sürdüğü, kooperatiflerde ve sendikalarda örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırıldığı, küçük ölçekli çiftçiliğin desteklendiği ve üretimin özendirildiği, tarımsal KİT’lerin yeniden kurulduğu, her alanda desteklemelerin arttırıldığı, tarımımız üzerindeki uluslararası sermaye egemenliğine son verildiği bir Türkiye kurmayı başaracağız. Yaşasın Uluslararası Çiftçiler Günü!”
PİRHA – Milletvekili Orhan Sarıbal 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü sebebiyle açıklama yaparak Her yıl tarımdan kopan çiftçi sayısı arttığına işaret etti.
CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla açıklama yaparak “Çiftçimiz mutsuz, umutsuz. İnsan yaşamı için vazgeçilmez bir hak olan gıda hakkının temelinde çiftçinin emeği yer alıyor. Eğer çiftçi mutsuz ise toplum da mutsuz olur” dedi.
“TARIMDAN KOPAN ÇİFTÇİ SAYISI ARTIYOR”
CHP Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonu Üyesi Orhan Sarıbal, yaptığı açıklamada tarımsal üretimin ‘sanayileşme hamlesi’ne kurban edildiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:
“Devlet desteğini çekti. Özellikle 1980 Darbesi sonrası yürürlüğe konulan 24 Şubat Kararları sonrası iyice kaderine terk edildi. Tarımda Devlet desteğini sağlayan kurumların büyük bölümü ya satıldı, ya işlevsizleştirildi. Son 20 yıllık AKP ve Saray Rejimi ile de kalan bütün kurumlar bitirildi. Devletin tarıma olan desteği tamamen bitti ve ülke tarımı kaderine terk edildi.
Yaşadığımız pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşı bize tarımın stratejik bir alan olduğunu ve tarımın sahipsiz bırakılmasının ne kadar yanlış bir politika olduğunu kez daha gösterdi. Pandemi sürecinde gelişmiş ülkeler başta olmak üzere bütün dünya ülkeleri çiftçisinin daha fazla üretim yapması için yeni kaynaklar aktarırken, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası dünyada kıtlık riskinin oluştuğu konuşulmaya başlandı.
Ancak bu iki olumsuz gelişme bile mevcut siyasal iktidarın gereken adımları atmasını, çiftçinin yaşadığı sorunları hafifletmesini sağlamadı.
Her yıl tarımdan kopan çiftçi sayısı artıyor. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı 2 milyon 567 bin çiftçimiz vardı. Bugün bu sayı 2 milyon 100 seviyesine geriledi. Aynı dönemde 35 milyon dönüm tarım arazisi üretimden çıktı. Üretimde kalan çiftçi ise her yıl biraz daha fakirleşti. Tarımsal girdi maliyetleri altında ezildi. Aldığı borcu ödeyemediği için icralık oldu. Bugün ülkemiz çiftçisi belki de dünyanın en borçlu çiftçisi. 2 milyon 100 bin civarındaki çiftçimizin sadece bankalara olan borcu 185 milyar lirayı geçmiş durumda.
Mazot, gübre, ilaç, tohum, su, elektrik, yem gibi tarım girdilerinde sadece bu yıl 3-4 kat artış oldu. Çiftçi tarlasına gübre, ilaç atamadı. Kaliteli tohum kullanamadı. Yeterli miktarda sulayamadı. Beslediği hayvanına yem almadı. Alan da her gün zarar etti. Girdiler bu kadar artarken çiftçinin ürünü para etmedi. Oysa çiftçimiz bugün 84 milyon insanımız ile birlikte 5 milyonu aşkın sığınmacı, mülteci ve yabancı ile 35-40 milyon turisti besliyor.
Bugüne kadar ‘Paramız var ki ithalat yapıyoruz’ anlayışı ile yol alan AKP, artık hem parası yok hem de parası olsa bile dışarıdan ithalat yapamayacak duruma düştü.
Eğer çiftçinin sorunlarını çözemezsek bugün artan enflasyon ile birlikte baş gösteren gıda krizi daha da derinleşir. Çiftçiyi küstürür ve üretimden uzaklaştırmaya devam edersek, Hindistan’dan bile buğday alamaz hale geliriz.
Çiftçimizi üretimde tutamazsak gıda egemenliğimizi ve gıda güvenliğimizi kaybederiz. Çiftçimiz tarlasını terk ederse ucuz gıdaya ulaşmamız hayal olur. Ucuz gıdaya ulaşamazsak toplum yeterli ve dengeli beslenemez.
Özetle, çiftçimizi mutlu edemezsek toplum olarak mutlu olamayız.
Bütün olumsuz koşullara rağmen gecesini gündüzüne katarak çalışan, üretimde kalmaya devam eden bütün çiftçilerimizi saygıyla selamlıyor, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü’nü kutluyorum!”