Etiket: çiftçi

  • ‘Fabrikadan çok cami var; bıraksınlar artık din tüccarlığını, Diyanetle milleti sömürüyorlar’-VİDEO

    ‘Fabrikadan çok cami var; bıraksınlar artık din tüccarlığını, Diyanetle milleti sömürüyorlar’-VİDEO

    PİRHA – Seyyar satıcılık yapan 71 yaşındaki Zehra Canan, mevcut ekonomik krize dair “Dışa bağımlılıktan kurtulup içte üretim sağlanmalı” vurgusu yaptı. Mevcut hükümetin “din siyaseti” yaptığını söyleyen Canan, “Cemevlerine ticarethane diyorlar. Asıl ticarethane günümüz camileri. Sorarım, o Diyanet, halkı sömürmekten başka ne işe yarar?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

    Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Bahçeliyurt Köyünde dünyaya gelen Zehra Canan, ilkokul 3. sınıfa kadar eğitimini tamamlayabilmiş. Babasının Hakk’a yürümesinin ardından aile, 1969 yılında Ankara’ya gelmiş. Elli seneden beri de Ankara’da yaşadıklarını anlatan Zehra Canan, PİRHA’ya konuştu.

    20 yıla yakın süredir seyyar satıcılık yapan 71 yaşındaki Canan’ın ilk sözleri mevcut ekonomik krizin halk nezdinde derin hissedildiği yönünde oldu. Canan, şu an geçimini yaptığı örgüleri Ankara Kızılay Metrosunda satarak sağlıyor. Geçmişte esnaflık yaptığını belirten Zehra Canan, iş hayatını şöyle özetliyor:

    “Daha evvelden esnaflık yapıyordum. 1990 yılından 2003 yılına kadar bakkal işlettim. İşlerim iyi gitmedi. Büyük marketler çıktı ve ondan sonra kapatmak zorunda kaldım. Ardından orada burada çalışmaya başladık. Ama tabi sonrasında yüklü vergi cezaları geldi, 20 milyar kadar aldılar. Ardından ben de işportaya çıktım. O borcumu da kredi çekerek kapattım.
    Mamak’ta yaşıyorum ve her gün otobüsle Kızılay’a gelip tezgah açıyorum. Mesela bir günde yaptığım bir el işi lif ya da patiği 20-25 liraya satıyorum ama artık bu dahi insanlara pahalı geliyor. Haricinde yazma ve çorap da satıyorum ama bunlar bile zor satılıyor. Önceden aldığımız malzemeler ucuzdu. Şimdi ipler 15-20 liraya çıktı ama alıcıya bunu anlatamıyorum. Geçen yıl 3,5 liraya ip alıyorduk Bu sene 20 liraya fırladı ve bir de bunun emeği var. Piyasa 10 kat arttı. Oturduğum ev dahi kredi ile alınmış durumda ve halen borçlarını ödüyoruz. Bu yaşıma geldim halen borç ödüyorum. Emekliliğim dahi yok.”

    “70’Lİ YILLARDA ET VE SÜT ALABİLİYORDUK ÇÜNKÜ SERBEST PİYASA YOKTU” 

    Zehra Canan, ekonomik gidişata dair de yorumlarını paylaştı. Tarımsal üretimin önemine vurgu yapan Canan şunları söyledi:

    “Geçen gün gazetede okudum; 150 ülkeden mal alıyormuşuz. Şimdi bu ülke nasıl kalkınsın? Bütün ürünler dolar üzerinden geliyor. Neden? Çünkü bu Turgut Özal, Tansu Çiller dönemindeki özelleştirmeler sebebiyle oldu. Yani dışa bağımlılık sebebiyle oldu. Amerika’nın koyduğu bu ekonomi anlayışı nedeniyle böyle oldu. Gidişat böyle olursa da hiçbir şey düzelmez. Kendi ülkenin tarımını, hayvancılığı yok edersen olacağı budur. Neden dış pazara bağımlısın? Düze çıkmak için iç pazara dönmek lazım. Mazotu, tohumları ucuz verip, köylüye destek sunup tarımı geliştirmek lazım. Bir de şu gümrük vergilerine çok kızıyorum. Vergileri sıfıra çekiyor ki malı oradan kolay soksun. Neden bu durumu sıfıra çekiyorsun? Benden vergi almayı biliyorsun peki onlardan neden almıyorsun? Patatesten, soğandan, ekmekten dahi benden vergi alıyorsun peki gümrükten neden vergi almıyorsun?
    Türkiye’de ekonominin iyi olduğu bir döneme hiç rastlamadım. Ancak 1970’li yılların başında hayat ucuzdu. Et ve süt alabiliyorduk. Neden biliyor musunuz? Çünkü serbest piyasa yoktu. Marketler bugünkü gibi yoktu, sadece kasaplar vardı ama ucuzdu. Ecevit geldi ve ondan sonra 1980’lere doğru bunlar Amerika’ya bağlandı. Habire zam ve ardından özelleştirmeler başladı. 1980 yılına kadar özelleştirme yoktu. Kenan Evren’e darbe yaptırıp, -tabii o da Amerika’nın adamı- ülke ekonomisini ele geçirmeyi amaçladı. Muradına da erdi ve ülkenin pazarını ele geçirdiler.”

    “GAZ ÇIKARDIKLARINI SÖYLÜYORLARDI, YALAN!”

    Zehra Canan, iktidar yanlılarının “ülkede ekonomik kriz yok” söylemlerini de sert eleştirdi. Emperyalist güçlerle olan bağın koparılması gerektiğini söyleyen Canan şöyle devam etti:

    “Ülke içerisindeki bu oligarklar, iş insanları, sermayedarlar, kendi partililerini işe aldılar ya onlar, nemalananlar, ülkede ekonomik krizin olmadığını söylüyor. Bir şey de bilmiyorlar, cahiller. Pastadan pay alıp paylaşıyorlar. Bankaları boşalttılar. Soruyorum nereye gitti bu paralar? Bir de diyorlar ki ‘2023’te Lozan Antlaşması bitecek ve tarım, ekonomi, petrol, doğalgaz, madenler çıkacak’. Hadi canım sende. Madenleri sana Amerika verecek mi sanıyorsun? ‘Gaz çıkardık’ diyorlardı yalan. Yerinde yeller esiyor. Neymiş bu Amerika, böylesine taptılar anlayamıyorum. Düze çıkmak için bu emperyalist güçlerle işbirliğini kesmek lazım. Biz bağımsız Türkiye’yiz ne işimiz var onlarla?”

    “BİZLERİ ZATEN BU DURUMA GETİREN O SAĞ PARTİLER DEĞİL Mİ?”

    Altı siyasi partinin kurmuş olduğu Millet İttifakını da eleştiren Zehra Canan, mevcut birleşmenin halkta karşılık bulmayacağını ifade etti. Önceliğin doğru ekonomi politikası olması gerektiğini vurgulayan Canan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “‘Parlamenter sisteme geçelim’ diyorlar başka da bir şeyden bahsetmiyorlar. Ekonomiden falan da bahsettikleri yok. Ama şöyle de bir şey var; bunların bir kısmı sağ kesimden gelme ve benim onlardan hiçbir ümidim yok. Sağdan gelen hangi parti ülkeye bir umut olmuş? Bizleri zaten bu duruma getiren o sağ partiler değil mi?
    Ekonomi anlayışıma uyan hiçbir siyasi parti göremiyorum. Sosyal devlet anlayışı olan bir partinin yönetime gelmesi lazım. Mevcut sosyalist partiler birleşirlerse bir kazanım olacaktır. Umut Sosyalizmde. Öncelikle ekonomiyi düzeltmek için bu özelleştirmeleri kaldırmak lazım. Bugün Türkiye’deki bütün illerin elektrik dağıtımını özel şirketler yapıyor. Bunları devletin yapması gerekiyor, şahıslara verirsen olacağı budur.”

    “ASIL TİCARETHANE CAMİLER”  

    Zehra Canan, elektrik kullanımındaki fahiş oranda artışların ardından cemevlerine gönderilen faturalara da değindi. Cemevlerine ‘ticarethane’ statüsü verilmesini eleştiren Canan, “Asıl ticarethane günümüz camileri” dedi. Canan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Niye her cuma ‘camiye yardım’ diye para topluyorlar? Türkiye’de bugün fabrikadan çok cami var. Toplanan bu paralar peki nereye gidiyor? Bu nedenle asıl ticarethane camiler. Özellikle cemaatlerde muazzam paralar var peki bu paraları nereden topluyorlar? Ayrıca bu Diyanet ne işe yarıyor? Hiçbir işe yaramıyor, ne bir üretimi var ne de bir eğitim sağlıyor. Oraya verdikleri paraları hastanelere aktarsınlar. Diyanetle milleti resmen sömürüyorlar. Yani Diyanet onların merkezi. Ben, Diyanet’i hiçbir şeyden saymıyorum; tamamen sömürücü. Onlar din tüccarları.
    Sosyalizm gelecek ve Diyanet’e bu kadar aktarılan paranın önü kesilecek. Ardından ülke iyi bir düzeye çıkacak. Bu cemaatler, tarikatlar hepsi kapatılsın. Artık bunlar Türkiye’yi yedi bitirdi. Bunlar ülkeyi ayrıca birbirine düşürüyor. Alevi’yi, Sünni’yi ayırarak ülkede adeta ırkçılık yapıyorlar. Dünyadaki en büyük sömürü düzeni dindir. Bizler zaten eziliyoruz, her gün şiddet görüyoruz. Sokakta yürümeye dahi korkuyoruz. Özgürlük istiyoruz. Öyle bir düzene geldik ki şimdi insanların adımlarını dahi kameralarla takip ediyorlar. Şimdi bu durumdan kurtulmak için mevcut siyasi partilere bakıyorum. Örneğin Millet İttifakındaki Davutoğlu, Babacan, Akşener, bunlar ülkücü. Açıkçası bu nedenle ümidim yok. Temel Karamollaoğlu da dinci. Şimdi bunlardan ne hayır gelir? Bunlara oy verip vermeme konusunda çok düşünüyorum ama TKP’nin fikirlerini beğeniyorum. Mevcut düzen partileri sermayeye çalışıyorlar. CHP de solcu ise ‘solcuyum’ desin. Neden gidip o sağ partilerle ittifak kuruyorsun? Erkan Baş var, Kemal okuyan var, Mehmet Maçoğlu var. Örneğin Maçoğlu Cumhurbaşkanı seçilebilir. Tam Sosyalist adam. Sosyalizmden insana zarar gelmez. Sağ partiler insanın gözünü yiyorlar.”

    “BUNLARLA ÜLKE DÜZELMEZ”

    Zehra Canan, son olarak toplumun artık sağlıklı beslenemez hale geldiğine işaret ederek, “Mevcut devlet anlayışı her pisliğe bulaştı. Bunların içerisinde mafya var, uyuşturucu var. Ayıp. Bankaları boşalttınız, her yeri kapatıp özelleştirmeyi hayata geçirdiğiniz. Ve halen diyorlar ki ‘ekonomi güzel’. Utan utan, tüm dünyadan mal alıyorsun. Bir kilo domatesin kilosu 40 lira olmuş. İnanın Kurban Bayramı’ndan beri evimize et alamıyoruz. Menderes bile özelleştirme yapmamıştı. O Özal var ya Turgut Özal, Çiller ile birlikte getirip liberal ekonomiyi ülkeye soktu. Özal 24 Ocak kararlarında şunu söylemişti: ‘Tarım dediğiniz ne ki gelsinler şehirde çalışsınlar, istihdam yaratsınlar’ ve köylüye hizmeti rafa kaldırdı. Bunlarla ülke düzelmez. Tabi bir de başka sorunlar var. Benim gözümde Kürt, Türk, Alevi, Sünni aynı. Ayırt etmem. Hepsine aynı gözle bakmak lazım. Artık Kürtlerin haklarını da ver. Keşke ben de Kürtçe bilsem, ne var bunda. Ama maalesef Türkçe’den başka bir şey bilmiyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Sokak ‘değişim şart’ diyor-VİDEO

    Sokak ‘değişim şart’ diyor-VİDEO

    PİRHA-Türkiye’de ekonominin giderek kötüleşmesine bir de pandeminin eklenmesi mutfaktaki ateşi yükseltti. Türkiye’nin en büyük sorunun ne olduğunu yurttaşlara sorduk. Yurttaşlar, demokrasi, EYT ve işsizlik derken, çiftçiler ise ürettiğinin para etmemesinden dertli.

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ziyareti öncesi çiftçilerin durumuyla ilgili yaptığı konuşmada “Benim vatandaşım gayet memnun” derken, hayat pahalılığı için “Denetimle bu zulmün önüne geçeceğiz” ifadesini kullanmıştı.

    Hükümet yetkilileri de “her şey yolunda” söylemlerini dillendirseler de sokaktaki manzara bu söylemlerin tersi yönde.

    “SORUNLARIN ÇÖZÜMÜ İKTİDAR DEĞİŞİMİYLE MÜMKÜN”

    Mersin’de yurttaşlara mikrofon uzattık ve ‘Türkiye’nin en büyük sorunu nedir?’ diye sorduk.

    Erdal Gürocak adlı yurttaş, iktidarın kötü yönetiminden kaynaklı bir çok sorunu olduğunu belirterek, “Şu anda barınma sorunu yaşayan öğrenciler var. Barınma hakları verilmiyor. Kiralar çok yüksek, aileler perişan. Öğrencilerin dışarıda kalmalarının önüne geçmek için yerel yönetimlerin hızlıca görev alması gerekiyor. Bunu yanında geçinme, barınma, yaşam hakkı, demokrasi, adalet ve Kürt sorunu gibi sorunları var. Bu sorunların çözümü de iktidar değişimiyle mümkün” dedi.

    “DEĞİŞİM ŞART!”

    Seyyar satıcılık yapan bir yurttaş da, ‘Türkiye’nin en büyük sorunu nedir?’ sorusuna ekonomi cevabını verdi. Her şeyin pahalı olduğunun altını çizen yurttaş, “Eskiye nazaran her şeyin fiyatı 2-3 kat artmış durumda” diyerek, ‘değişimin’ şart olduğunu söyledi.

    Mikrofonumuza konuşan esnaf, ekonominin kötü yönetildiğine işaret ederek, “Yılda iki defa kaldırım yenileneceğine, o para halka eşit bir şekilde dağıtılsın. EYT’lilere para yok deniyor. Al sana para. Savurmazsak ve olanı doğru kullanırsak para var” diye konuştu.

    “PROFESÖR İSTASYONDA POMPACILIK YAPIYOR”

    Üniversite mezunlarının iş bulamadığını, bulanın da kendi branşında olmadığını ve asgari ücretle çalışmak zorunda kaldığını belirten başka bir yurttaş ise, “Bu ülkede KHK sorunu da var. Profesör istasyonda pompacılık yapıyor. Hoş bir şey değil. Devletten beklentimiz herkesin istediği işi yapmasının alt yapısını oluşturmak” ifadelerini kullandı.

    “KİMSE HAYATINDAN MEMNUN DEĞİL” 

    Çiftçilik yapan 75 yaşındaki yurttaş da, çiftçinin kazanamadığından dert yanarak, en büyük sorunun yoksulluk olduğunu vurgulayarak, “Yokluk memlekete tamamen çöktü. Bir vatandaşın cebinde 100 lira varsa akşama kalmıyor. Çiftçiler için akaryakıt, gübre, ilaç pahalı. Köylüler ziraatçıya, vergiye ve sulama parasına çalışıyor” diye belirtti.

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ziyareti öncesi çiftçilerin durumuyla ilgili yaptığı konuşmada “Benim vatandaşım gayet memnun” sözünü hatırlattığımız çiftçi, “Kimse hayatından memnun değil. Gidin gezin hayatından memnun bir tek kişiyi bulamazsınız” diyerek çiftçinin yaşadığı sorunları özetliyor.

    Diren KESER/MERSİN

  • Sarıbal: Yaş çay alım fiyatı 2.7 liraya düştü

    Sarıbal: Yaş çay alım fiyatı 2.7 liraya düştü

    PİRHA-Milletvekili Orhan Sarıbal, üreticilerin, çayı açıklanan fiyatın çok altında bir fiyata özel sektöre satmak zorunda kaldığını söyleyerek “Yaş çay alım fiyatı 4 lira olarak açıklandı ama günlük alım 15-20 kilo ile sınırlandı. Çiftçi şimdi çayını 2,7 liraya özel sektöre satmak zorunda kalıyor” dedi. Sarıbal, Refahiye yaylalarına sürülerini götüren besicilerin yaşadığı mağduriyeti de gündeme getirdi.

    Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, uygulanan kota nedeniyle üreticilerin, çayı açıklanan fiyatın çok altında bir fiyata özel sektöre satmak zorunda kaldığını söyledi. Sarıbal, “Primle birlikte yaş çay alım fiyatı 4 lira olarak açıklandı ama günlük alım 15-20 kilo ile sınırlandı. Çiftçi şimdi çayını 2,7 liraya özel sektöre satmak zorunda kalıyor” dedi.

    Üretilen 1.5 milyon ton yaş çayın yarısının ÇAYKUR tarafından alındığını, kalan yarısını ise özel sektöre mecburen satıldığını belirten Sarıbal, “Bunu bilen özel sektör istediği kadar fiyat düşürüyor. Üreticilerin mağdur edilmemesi için açıklanan fiyatın taban fiyat olarak uygulanmalı. Bu yapılamıyorsa ürününü ucuza satmak zorunda kalan üreticilerin kaybı özel devlet tarafından karşılansın” diye konuştu. 

    “VERİLEN DESTEĞİ ÖTV İLE GERİ ALDILAR”

    CHP’li Sarıbal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, akaryakıtta yapılan özel tüketim vergisi (ÖTV) artışının çiftçiyi zor durumda bıraktığını ve bu durumun tarımsal üretimi olumsuz etkileyeceğini söyledi. Sarıbal, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

    “Ülkemizde tarım sektöründe ortalama 3 milyar litre mazot kullanılmaktadır. Çiftçimiz yılda yaklaşık 20 milyar lira mazota para ödemektedir. Son zam ile çiftçimize ek 2 milyardan fazla yük bindi. Oysa iktidar 2020 yılında 2 milyar 901 milyon olan mazot desteğini 2 milyar 724 milyona düşürdü. Yapılan ÖTV zammı ile çiftçimize verilen ek 2 milyardan fazla yük bindi. Bütçeden çiftçiye verdikleri mazot desteği son yapılan zam ile geri alındı.”

    “İHMAL FELAKETE NEDEN OLDU”

    21 Mayıs 2021’de Bursa’nın Karacabey İlçesinde yaşanan sel felaketiyle ilgili de konuşan Sarıbal, aşırı yağışlar nedeniyle Karacabey’in 4 köyünde ekili alanların su altında kaldığını aktardı. Yaşanan sel sonrası 10 bin dönüm ekili alanın zarar gördüğünü kaydeden Sarıbal, bazı evleri su bastığını, tarım ekipmanlarının zarar gördüğünü ve bölgeye çalışmaya gelen mevsimlik tarım işçilerinin çadırlarının tahrip olduğunu anlattı. Sarıbal, şu konulara dikkat çekti:

    “Bu ihmalin getirdiği bir sonuç. Dere yataklarında gereken bakımlar yapılmış olsaydı bu su baskınları yaşanmayacaktı. Her sonbaharda DSİ bölgedeki dere yataklarında gereken bakımı yapması, su kanallarını açık tutması, dere yataklarına yakın ağaçları budaması gerekiyor. DSİ özel sektöre işi ihale etmeden, işin uzmanı olarak bizzat kendisi bu bakımı yapmalı.” 

    YAYLA ENGELİ

    Konuşmasının sonunda Dersim’in Çemişgezek ilçesinden Erzincan’ın Refahiye yaylalarına sürülerini götüren besicilerin yaşadığı mağduriyeti de aktaran Sarıbal, şunları söyledi:

    “Hayvancılığımızın can çekiştiği bir dönemde yetiştiricilerimize de her türlü zorluk çıkarılmaktadır. Bunun son örneği ise Erzincan’da yaşandı.

    Hayvanlarını yaylaya çıkarmak için Tunceli Çemişgezek’ten yola çıkıp Erzincan Refahiye’ye gitmek isteyen yetiştiricilere kaymakamlık izin vermedi. Hayvanların yüklü olduğu kamyonlar 28 saat yolda bekletildi. Ama izin verilmedi. Sürü sahipleri 30 saate yakın hayvanlarına yem ve su vermeden tekrar evlerine geri dönmek zorunda bırakıldı. Yol boyunca bu insanları güvenlik güçleri takip etti. Her yıl hayvanlarını beslemek için bölgeye giden vatandaşlar ilk kez böyle bir olayla karşılaştılar. Bu haksızlığın biran önce giderilmesi gerekmektedir. Bu yaylalar, meralar halkındır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Milletvekili Ayhan Barut: Gıda krizi kapıda, acil önlem alınmalı-VİDEO

    Milletvekili Ayhan Barut: Gıda krizi kapıda, acil önlem alınmalı-VİDEO

    PİRHA-CHP Adana Milletvekili, Ayhan Barut, tarımda fahiş oranda yükselen maliyetlerin çiftçileri krizin eşiğine getirdiğini, ürünlerin para etmemesi nedeniyle tarımda büyük bir dram yaşandığına dikkat çekti.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, Çukurova’da başlayan buğday hasadına katıldı. Barut, kuraklık nedeniyle yaklaşan gıda krizine karşı iktidarı göreve çağırarak, tarımda fahiş oranda yükselen maliyetlerin çiftçileri zora düşürdüğünü söyledi.

    Ayhan Barut, kuraklık sebebiyle arpa, buğday, mısır gibi çok sayıda üründe rekolte kaybı yaşanacağına da dikkat çekti. Tüketicilerin gelecek aylarda çok yüksek fiyatlara ürün alabileceğini söyleyen CHP’li Barut, “Rekolteden kaynaklı iktidar yine ithalat yolunu tercih etmek isteyecek. Herkesi tedirgin eden, artık kapıya yaklaşan gıda krizine çözüm bulunmalı, buğday üreticilerinin beklediği taban fiyatı tonda en az 2 bin 500 lira olarak açıklanmalı” dedi.

    CİDDİ KURAKLIK SÖZ KONUSU

    Adana’daki Karataş Ovası’nda buğday hasadına katılıp çiftçilerle görüşen Ayhan Barut, “Üreticiler için hasat son yıllarda adeta kara günü oldu. Üreticiler tedirgin ve endişeli bekleyiş içinde. Ülkemizde gıda krizi kapıda. Hasada başlayan Çukurovalı buğday üreticileri endişeli, ülkemizin diğer bölgelerindeki üreticiler de, mısır, arpa, buğday üreten çiftçiler de tedirgin. Çünkü buğdayda fiyatlar belirsiz, ayrıca çok ciddi bir kuraklık var” diye konuştu.

    “GIDA KRİZİNE ÇARE BULUNMALI”

    Türkiye’de yıllık 20 milyon tonluk buğday üretimi olduğuna dikkat çeken Ayhan Barut, şunları söyledi:

    “Kuraklıktan kaynaklı en az 2-3 milyon tonluk bir verim kaybı bekleniyor. Özellikle Doğu, Güneydoğu ve İç Anadolu Bölgesindeki aşırı kuraklık nedeniyle arpa ve buğday rekoltesinde yüzde 70-80’i bulan kayıp olacak. Bazı bölgelerde ürün hasat olmadan tarla sürülecek. Son yıllarda buğdayda 10 milyon tonu aşan ithalat var. Kuraklıktan kaynaklı bu kaybı 12-13 milyon ton ithalat yoluyla gidermeye çalışacaklar. ‘Paramız var ki ithal ediyoruz’ diye Tarım Bakanına sesleniyorum. Para her zaman işi çözmez. Çünkü buğday ihraç eden ülkeler pandemiden kaynaklı ihraçlarına kısıtlama getirdi. Artık para da olsa, ki paramız yok, ithalat hayaldir. Uyarıyoruz, kapıdaki gıda krizine çözüm bulun. Bu gıda krizi sadece üreticiyi değil, tüketiciyi de olumsuz etkileyecek. Çünkü olmayan ürün nedeniyle üretici kazanamayacak, tüketici de çok yüksek fiyatlara tüketecek. Çünkü tahıl ürünleri yurttaşların temel gıdasıdır. Temel gıdayı üretemezseniz tüketici çok pahalıya tüketmek zorunda kalacak, alamayanlar da açlıkla karşı karşıya kalacak.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Malatya Köy-Sen: Pakette unutuldular; çiftçi, besici ciddi bunalımlar yaşıyor’-VİDEO

    Malatya Köy-Sen: Pakette unutuldular; çiftçi, besici ciddi bunalımlar yaşıyor’-VİDEO

    PİRHA- Tüm Köy Sen Malatya Şube Başkanı Ali Gürel, Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan ‘’Ekonomik Reform Paketi’’nde çiftçilerin unutulduğunu belirterek tepki gösterdi. Gürel, sorunların çözümü için üretici köylüleri sendikaya üye olamaya, örgütlenmeye, birlikte mücadele etmeye çağırdı. 

    Tüm Köy Sen Malatya Şube Başkanı Ali Gürel, bir basın açıklaması yaparak “Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan ‘’Ekonomik Reform Paketi’’nde çiftçiler unutuldu” dedi.

    Gürel, Tarım Kredi Kooperatifi ile bankalara olan kredi borçlarının uzun vadede ötelenmesi, kredi borç faizlerinin silinmesi, yeni kredi için destek verilmesi yönünde oluşan beklentiler boşa çıktı. Deyim yerinde ise çiftçilerimiz hayal kırıklığına uğradı” ifadelerini kullandı.

    Açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Tarım kesiminde, çiftçi ve besici, girdi fiyatlarında yaşanan artış nedeniyle ciddi bunalımlar yaşanmaktadır. Yem fiyatındaki artışlar hayvancılığı adeta tehdit etmektedir. Daha önce de söyledik; çiftçiler 7 ay önce 1800 TL olan üre gübresini şimdi 3100 TL’ye almak durumdalar. Tohum, ilaç ve yer altından çıkarılan sulama suyu için kullanılan elektriklerin yarattığı fatura artışları çiftçiyi borcunu ödeyemez duruma sürüklemiştir. Yeme % 70, gübreye %80 civarında zam yapıldı. Bu taleplerden dolayı daha önce 5 kere Ankara’ya giden üretici çiftçiler, neredeyse çalmadık kapı bırakmadılar.
    Başta Tarım Bakanlığı, hükümet yetkilileri ve muhalefet olmak üzere her kesimle görüşen çiftçiler her seferinde eli boş dönmüşlerdir. Çiftçilerimiz Ekonomik Reform Paketi’nden de umduklarını bulamadılar. 

    “ÇİFTÇİMİZ, ÜRETİCİMİZ BAKSI ALTINA ALINMAK İSTENİYOR”

    2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu’nun 21. maddesine göre çiftçiye verilmesi gereken milli gelirin %1 tutarındaki destek için, çiftçilerimiz devletten 210 Milyar alacaklı durumda. Maalesef bu desteği alamadıkları gibi 2 Milyon çiftçimiz bankalara, Tarım Kredi Kooperatifi’ne, piyasaya 180 Milyar civarında borçludur.Çiftçimiz bu paketten pandemi koşullarında destek beklerken tam anlamıyla hayal kırıklığına uğramışlardır. Bu da yetmiyormuş gibi Gıda Enflasyonuyla Mücadele adı altında çiftçilerimiz, üreticimiz baskı altına alınmak istenmektedir.

    “İKTİDAR TARIMDA YAŞANAN SORUNLARI GÖRMEZDEN GELİYOR”

    Kısacası, iktidar tarımda yaşanan sorunları görmezden gelmektedir. Gıdada ciddi sıkıntıların oluşacağını ne yazık ki dikkate almamaktadır. Üretici köylüler, çiftçiler, besiciler için ‘’Ekonomik Reform Paketi’’ , ‘’eski tas eski hamam’’ ifadesiyle anlam bulan bir sonuç üretti.”

    Tüm Köy Sen Malatya Şube Başkanı Ali Gürel, bu sorunların çözümü için üretici köylüleri sendikaya üye olamaya, örgütlenmeye, birlikte mücadele etmeye çağırdı.

    Mehmet YALMAN/ MALATYA

  • Tüm Köy- Sen Genel Başkanı Turan: Çiftçinin telefonu var ama parası yok

    Tüm Köy- Sen Genel Başkanı Turan: Çiftçinin telefonu var ama parası yok

    PİRHA-Tüm Köy- Sen Genel Başkanı Sadık Turan, AKP Genel Başkan yardımcısı Mahir Ünal’ın katıldığı bir televizyon programında bir anısını anlatırken, bir çiftçi için “cebinde telefonu var ama yoksulluktan şikayet ediyor” sözlerine tepki gösterdi. Turan, “Çiftçinin cebinde telefonu var ama parası yok” dedi.    

    AKP Genel Başkan yardımcısı Mahir Ünal’ın katıldığı bir televizyon programında bir anısını anlatırken, bir çiftçi için “Cebinde telefonu var ama yoksulluktan şikayet ediyor” sözlerine Tüm Köy- Sen Genel Başkanı Sadık Turan’dan tepki geldi.

    Turan, “Mahir Ünal “tarım bakanımızla görüştüm, besiciler artık hayvanını dijital ortamda kesecek ve satacak” diye müjde verirken köylü dijital kesim ve satış nasıl bir şey diye yine cebindeki telefona sarılıyor. Çiftçinin cebinde telefonu var ama parası yok” diyerek AKP’li Ünal’ın çiftçiye yönelik sözlerini eleştirdi. 

    “CUMHURBAŞKANI GİBİ CEVAP VERİYOR”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Malatya’da servisçi esnafına söylediği cümleleri örnek veren Turan, “2018 yılı haziran seçimlerinde Kahramanmaraş’ta “Bizi mahvettiniz, bizi öldürdünüz” diyen çiftçinin cebindeki 24 ay taksitle aldığı telefonu örnek vererek “çiftçi bugün interneti olan iyi marka akıllı telefonu kullanıyorsa” ölen, biten yoktur demeye getiriyor. Tıpkı Malatya’da “evimize ekmek götüremiyoruz” diyen vatandaşa “çok abartıyorsun, al bir keyif çayı iç” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi cevap veriyor” dedi.

    “TARIMSAL ÜRETİM BORÇLA YAPILIYOR”

    Tarımsal üretim için üretici borç yaparak üretim yapıyor diyen Turan, şunları dile getirdi:

    “2004 yılında çiftçilerin bankalara olan borç toplamı 5,1 milyar TL olurken 2020 yılında çiftçilerin bankalara olan borcu 128,7 milyar TL’ye çıkmıştır. Tarım Kredi Kooperatifi’ne olan 12 milyar TL ve özel sektör borçları eklenince çiftçi borçları toplamı 180 milyar TL’yi buluyor. Tarım Kredi Kooperatiflerinin takibini başlattığı kredilere ek olarak, banka takibindeki kredi toplamı 5 milyar TL’dir. Sadece Amasya’nın bir köyünden Tarım Kredi Kooperatiflerindeki 500 dosyadan 100’ü aşkın kişi borcunu hiç ödeyemez durumda olduklarını belirtirken AKP’li Mahir Ünal “cep telefonları var” demektedir. Telefonunu borçla alan çiftçi tarımsal üretimi de borçla yapmaktadır.  2019 yılının tamamı ve 2020 yılı Ocak ayı da dahil, bir yıldan uzun süre çiğ süt fiyatları yerinde saydı. Ocak ayında yapılan % 23’lük zam geçtiğimiz 13 ayın kaybını karşılamaktan uzaktır çünkü yem % 60 zamlandı. Döviz kuruna bağlı olarak artan yem fiyatları döviz düştüğünde bile zamlanıyor.  Cebindeki telefondan her gün karkas et fiyatını takip ederken yeme gelen zamla maliyetin kaça çıktığını hesaplayan besiciler karşılayamadıkları maliyetler nedeniyle hayvanını kesime götürüyorlar. Mahir Ünal “tarım bakanımızla görüştüm, besiciler artık hayvanını dijital ortamda kesecek ve satacak” diye müjde verirken köylü dijital kesim ve satış nasıl bir şey diye yine cebindeki telefona sarılıyor.”

    “ÇİFTÇİYİ DUYMUYORLAR”

    Çiftçinin isteklerinin, sıkıntılarının duyulmadığına işaret eden Turan, “Hammadde fiyatlarındaki artışı bahane eden gübre şirketleri fiyatları artırıyor. Dolar 8,5 TL’yken, tonu 2 bin 500 TL olan gübrenin, doların 7,3 TL’ye indiğinde bile fiyatı artarak 3 bin TL’ye kadar çıktı. Köylü fiyat artışına yetişemediği için ya gübre atmayacak yada gübreyi kısacak. Bu durumda azalan üretim nedeniyle hem gıda fiyatları hem de ithalat artacak.  Çiftçi mahvolduk diyerek artan girdi maliyetlerine yetişemediğini söylüyor. Verilen tarım desteklemeleri ise yetersiz kalıyor. Depoya giren mazotun yarısı bizden dediler. Dekara 8-10 litre mazot harcadığımız buğday için 19 TL yani 2,8 litre mazot parasını destek diye verdiler. Çiftçinin gübre fiyatlarına müdahale edilmesi ve gübre başta olmak üzere tarım desteklerinin artırılması, köylünün kullandığı mazottan ÖTV’nin kaldırılması talepleri Mahir Ünal ve partisi AKP’nin tarım bakanı ve Cumhurbaşkanı tarafından duyulmamaktadır” diye konuştu.

    “KENDİLERİ DE BİLİYOR”

    Hükümet yetkililerinin ve Cumhurbaşkanının çiftçinin sıkıntılarını kendilerinin de bildiğini söyleyen Turan, “Ürettiğimiz ürün para etmiyor. Tarım desteklemeleri yetersiz. İthalat baskısı tarım ürünleri fiyatlarını daha da düşüyor. Borçlanarak yapılan tarım üretimi sürdürülemez hale geldi ve borçlarımız nedeniyle kapımızdaki traktörümüzü, hayvanımızı, malımızı mülkümüzü kaybediyoruz. Saydığımız bütün bu sorunları AKP yöneticileri de çok iyi bildiği ve çözüm üretmeye niyetleri olmadığı için çiftçinin cebindeki telefonu konuşuyorlar. Çiftçinin cebinde telefonu var ama parası yok” ifadelerini kullandı.

    Mehmet YALMAN/MALATYA

  • Üretici satamadığı patatesi hayvan yemi olarak kullandı!

    Üretici satamadığı patatesi hayvan yemi olarak kullandı!

    PİRHA-Marketlerde kilosu 3 liraya kadar satılan patates, üretim merkezi olan Niğde’de maliyetinin altında dahi alıcı bulmadı. Üreticiler de çareyi patatesi hayvan yemi olarak kullanmakta gördü.

    Hayvan yemlerine gelen zamlar Niğdeli üreticileri çaresiz bıraktı. Patatesin üretim merkezi olarak bilinen Niğde’de çiftçiler, satamadıkları patatesi büyükbaş hayvanlara yedirdi.

    Niğde’deki depolarda 500 bin tona yakın patates çürümeye yüz tuttu. Kilosunu 1 liraya mal edip ürününü 60 kuruşa satamayan üretici, hayvan yemine gelen zamları da göz özünde bulundurarak, patatesi hayvan yemi olarak kullanmaya başladı.

    “BÜYÜKŞEHİRLERDE 3 LİRA, DEPODA 60 KURURUŞA ALAN YOK”

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Niğde’de çiftçilerle bir araya geldi. “Tarım Kredi Kooperatifleri, depolardaki patatesleri alarak hem hayvan yemi olmaktan kurtarsın, hem de fukaranın tüketeceği gıda maddesi haline dönüştürsün” diyen Gürer, depodaki ürünlerin 1-2 aya çürüyeceğini ve hayvan yemi olarak da kullanılamayacağına dikkat çekti.

    Ömer Fethi Gürer, büyükşehirlerdeki marketlerde 3 liradan satılan patatesin, Niğde’de tüccara 60 kuruşa bile satılamadığına değinerek “İktidar patates üreticisinin sorunlarına kulak tıkıyor. Aylar önce yetkilileri uyardık. En azından maliyetini karşılayacak bir fiyatla bu ürün TMO ve Tarım Kredi Kooperatifleri aracılığıyla alınıp, yine uygun fiyatlarda tüketiciye sunulabilir” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • 70 bin meyve ağacının kesilmesine tepki: Ağaçlarımızı koruyacağız!-VİDEO

    70 bin meyve ağacının kesilmesine tepki: Ağaçlarımızı koruyacağız!-VİDEO

    PİRHA-70 bin meyve ağacı kesilme tehdidiyle karşı karşıya kalacak alanı ziyaret eden HDP Büyükşehir Meclis üyesi Ali Tanrıverdi incelemelerde bulunup çiftçilerin yanında olduklarını ifade etti.

    70 bin meyve ağacı kesilme tehdidiyle karşı karşıya. Mersin’in Mezitli ilçesine bağlı Davultepe Mahallesi’nde bulunan ve yüzlerce dönüm araziyi içine alan bölge, ‘çorak alan’ gösterilip sanayi sitesi kurulmasına karar verildi.

    Karara karşı çiftçiler tepki gösterirken, ağaçların kesileceği alanda Halkların Demokratik Partisi (HDP) Büyükşehir Meclis üyesi Ali Tanrıverdi incelemelerde bulunup çiftçilerden gelişmeler hakkında bilgi alışverişinde bulundu.

    Tanrıverdi, içinde binlerce ağacın ranta kurban edilmek istendiğini belirterek, “Acele kamulaştırma kararı alınarak itirazların önünün kesilmesi sağlanmaya çalışılıyor. Aynı zamanda tarım alanının çorak araziymiş gibi gösterilerek kamuoyu yanıltılmak suretiyle tepkilerin önü alınıyor. Ancak incelemelerimiz sonucunda elde ettiğimiz veriler yansıtılanın tam tersi tablo söz konusu” dedi.

    Çevreyi, doğayı savunan bir anlayışın sahibi olan bir parti olarak, yağmaya, talana ve rant uğruna hazırlanan projelere karşı olduklarının altını çizen Tanrıverdi, ” Bizler gücümüz oranında bu tür projeleri önlemeye çalışıyoruz. Çiftçilerle, çevrecilerle ve duyarlı kesimlerle birlikte doğayı, çevreyi, ağaçlarımızı savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    Diren KESER/MERSİN

  • Çiftçi kadın, binbir emekle büyüttüğü ağaçlarının kesilmek istenmesine ağlıyor-VİDEO

    Çiftçi kadın, binbir emekle büyüttüğü ağaçlarının kesilmek istenmesine ağlıyor-VİDEO

     PİRHA- Mersin Mezitli’de, tarım arazilerinin ‘acele kamulaştırma kararı’ alınarak sanayi sitesi kurulma girişimine karşı, ömrünü ağaçlara adayan çiftçi kadınlar, büyük bir emekle yetiştirdikleri ağaçların kesilmesine ağlayarak isyan etti.

    Mersin’de, 70 bin meyve ağacı kesilme tehdidiyle karşı karşıya. Mezitli ilçesine bağlı Davultepe Mahallesi’nde bulunan ve yüzlerce dönüm araziyi içine alan bölge, ‘çorak alan’ gösterilip acele kamulaştırma kararı alınarak, sanayi sitesi kurulmasına karar verildi.

    Karara karşı uzun zamandır tepki gösteren çiftçiler, bahçelerinin önünde eylem yaptı. Eylemde PİRHA mikrofonuna konuşan çiftçi kadın, çocukları ve torunları için büyük bir uğraşla, emekle ve sağlıklarını hiçe sayarak ağaçları diktiklerini ve büyüttüklerini belirterek, meyve ağaçlarının kesilmek istenmesine tepki gösterdi.

    30 sene boyunca ağaçlara emek harcadığını ifade eden çiftçi kadın, “Büyük zahmetler çektik. Tarladaki taşları temizledik, diktik, meydana getirdik, şimdi ise dükkan yapıp elimizden almak istiyorlar. Bizler istemiyoruz. Çocuklarımızın, torunlarımızın istikbali için ne çektik” diyerek gözyaşlarını tutamadı.

    Diren KESER/MERSİN

  • Ağaçları keserek sanayi sitesi kuracaklar; çiftçiler isyanda!-VİDEO

    Ağaçları keserek sanayi sitesi kuracaklar; çiftçiler isyanda!-VİDEO

    PİRHA- Mersin Mezitli’de, çiftçiler tarım arazilerinin ‘acele kamulaştırma kararı’ alınarak sanayi sitesi kurulma girişimine isyan ederek, “Ankara’da oturup ülke yönetilmez. Bu ağaçlar bizim emeğimiz. Büyük bir emekle büyüttüğümüz ağaçların kesilmesine izin vermeyeceğiz” dedi.

    70 bin meyve ağacı kesilme tehdidiyle karşı karşıya. Mersin’in Mezitli ilçesine bağlı Davultepe Mahallesi’nde bulunan ve yüzlerce dönüm araziyi içine alan bölge, ‘çorak alan’ gösterilip sanayi sitesi kurulmasına karar verildi.

    Karara karşı uzun zamandır tepki gösteren çiftçiler, bahçelerinin önünde eylem yaptı.

    Cumhurbaşkanlığı tarafından ‘acele kamulaştırma alanı’ ilan edilip resmi gazetede yayınlanmasına karşı çıkan çiftçiler, 7’den 70’e içinde limon, zeytin, mandalina, portakal olan bahçelerine sahip çıkmak için seslerini yükselterek, yürüyüş yaptı.

    “ÖMÜRLERİNDEN BİR DAKİKALARINI BİZİ DİNLEMEYE AYIRSINLAR”

    Hazırlanan raporların yanlış hazırlandığını ve onbinlerce ağacın bulunduğu alanın çorak arazi olarak gösterildiğini paylaşan çiftçiler, “Gerekirse çoluğumuzla, çocuğumuzla ağaçlarımızın önünde yatacağız. Burası bizim geleceğimiz ve ekmek kapımız. 5 yılda bir kapımıza gelip bizden oy istiyorlarsa bugün de gelsinler dertlerimizi dinlesinler. Ankara’da oturup ülke yönetilmez. Bu ağaçlar bizim emeğimiz. Ömürlerinden bir dakikalarını bizi dinlemeye ayırsınlar” dedi.

    “ACİLEN KAMULAŞTIRMA KARARI’ HEM KAMUYU HEM DE VATANDAŞLARI ZARARA UĞRATACAKTIR”

    Çiftçilerden biri de “Cumhurbaşkanı size oy verdik karşılığı bu mu?” diye sorarken, çiftçilerin avukatı Kübra Erşahin de, yapılmak istenen projenin özel mülkiyet alanı içinde olduğunun altını çizerek, “2 kilometre ilerisinde devlet hazinesine ait alan varken, denize bir kilometre yakınlıkta bulunan bir tarım arazisinde yapılmasında kamu yararı bulunmamaktadır. Alınan ‘acilen kamulaştırma kararı’ hem kamuyu hem de vatandaşları zarara uğratacaktır. Bu yüzden bu projenin buradan kaldırılmasını istiyoruz” diye konuştu.

    Çiftçi kadınlar da, büyük bir emekle büyüttükleri ağaçların kesilmesine izin vermeyeceklerini ifade ederek, “Rant projesinden vazgeçin” çağrısında bulundu.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Sarıbal: Çiftçi kaybetti, tüketici de kaybedecek

    Sarıbal: Çiftçi kaybetti, tüketici de kaybedecek

    PİRHA- CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, son günlerin tartışma konusu olan gıda fiyatlarındaki artışı değerlendirdi. Sarıbal, “Girdi fiyatları artarken çiftçi kaybediyor. Mazot, ilaç, tohum, gübre gibi tarımsal üretimde kullanılan girdiler, döviz kuruna bağlı olarak hızla artarken, ürünü para etmediği için çiftçi kaybediyor. Hem çiftçi hem tüketici mağdur olacak. Bizi bütünüyle bir gıda krizi bekliyor” dedi.

    CHP Bursa Milletvekili ve PM Üyesi Orhan Sarıbal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, son günlerin tartışma konusu olan gıda fiyatlarındaki artışı değerlendirdi. Sarıbal, “Girdi fiyatları artarken çiftçi kaybediyor. Mazot, ilaç, tohum, gübre gibi tarımsal üretimde kullanılan girdiler, döviz kuruna bağlı olarak hızla artarken, ürünü para etmediği için çiftçi kaybediyor. Çiftçi kaybederken, pahalı girdilerle yapılan üretimden dolayı tüketici de pahalı gıda tüketecek. Hem çiftçi hem tüketici mağdur olacak. Bizi bütünüyle bir gıda krizi bekliyor” dedi.

    “GÜBRE FİYATLARI YÜZDE 90 ARTTI”

    Tarımsal üretimin en önemli girdilerinden olan gübre fiyatlarındaki artışa değinen Sarıbal, “Birçok tarımsal üründe olduğu gibi tarım girdilerinde de dışa bağımlıyız. Çiftçimiz yılda 6 milyon ton gübre kullanmaktadır. 2019 yılında 5 milyon ton gübre ithal edilerek 1.3 milyar dolar, 2020 yılının ilk 11 ayında ise 4 milyon ton gübre ithal edilerek karşılığında 1 milyar dolar para ödendi” dedi.

    Son bir yılda gübre fiyatlarının %90’a yakın arttığını belirten Sarıbal, 3 AKP öncesi, 7 tanesi de AKP döneminde olmak üzere devlete ait 10 gübre fabrikasının özelleştirildiğini belirtti. “Bugün yaşanan gübre sorunun temel nedeni yapılan bu özelleştirmelerdir” diyen Sarıbal, “AKP döneminde satılan gübre fabrikaları ile 266 milyon dolar gelir elde edildi. AKP iktidarı döneminde ise toplamda 72 milyon ton gübre ithal edilerek karşılığında 20 milyar dolar ödendi” diye konuştu.

    “GIDA FİYATLARI DAHA DA ARTACAK”

    Gübre kullanımının hem ürün kalitesi hem de ürün rekoltesi için önemli olduğunu hatırlatan Sarıbal, şöyle devam etti:

    “Artan maliyetler karşısında ya çiftçi gübre kullanımını düşürecek ki bu da üretimin düşmesi anlamına geliyor. Kaldı ki çiftçi gübre kullanmak istese bile şu anda gübre yok. Çiftçi ya gübre kullanamayacak ya da yüksek maliyetlere katlanıp üretim yapacak. Her iki durumda da bu maliyetler halkın sofrasına gelen gıdaya yansıyacak ve gıda fiyatları daha da artacak. Yani hem çiftçi hem tüketici kaybedecek.

    Kötü ekonomi yönetimi nedeniyle döviz kuru yükseldikçe hepsi de ithal olan mazot, ilaç, tohum gibi girdilerin fiyatları yükseliyor. Girdi maliyetleri yükseldikçe de gıda fiyatları artıyor. Buna bir de tüketicinin alım gücü kaybı eklenince ‘gıda krizi’ oluşuyor. Bizi ciddi bir gıda krizi bekliyor.”

    Artan girdi maliyetlerinin yanında çiftçilerin en büyük sorunu olan borçların yapılandırılmadığını da anımsatan Sarıbal, “Günü birlik tedbirlerle, bir iki aylık borç ertelemeleriyle bu sorun çözülemez. Girdi fiyatlarındaki aşırı artış ve ödenemez noktaya gelen borçları nedeniyle çiftçinin üretim yapamaz noktaya gelmiştir. Çiftçi borçlarının yapılandırılması için yapılan bütün çağrılara AKP yönetimi kulaklarını tıkadı. 180 milyarı aşan çiftçi borçlarının bankalara ve Tarım Kredi Kooperatifine olan borçları yapılandırılmadığı için çiftçinin tarlasına, traktörüne, hayvanlarına haciz geldi, gelmeye devam ediyor” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • TÜM-KÖY-SEN: Çiftçilerin sesini duyun, borçlardan icralık oluyoruz

    TÜM-KÖY-SEN: Çiftçilerin sesini duyun, borçlardan icralık oluyoruz

    PİRHA- Tüm Üretici Köylüler Sendikası (TÜM-KÖY-SEN) Malatya Şube Başkanı Ali Gürel, Pandemiyle birlikte çiftçinin borç batağına saplandığını ifade ederek “Üreticiler, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası başta olmak üzere yüksek faizlerle çektikleri kredileri ödeyemez duruma geldi. Aldıkları tarımsal araç gereçlerinin parasını ödeyemedikleri için icralık oluyorlar” dedi.

    TÜM-KÖY- SEN üretici ve köylünün sesi olmak için Malatya’da yapılanmasını tamamlayarak açılışını gerçekleştirdi. Şube Başkanı Ali Gürel, sendikanın 2004 yılında kurularak, 41 ilde şube açtığını ancak “köylünün sendikası mı olur” denilerek, sendikanın kapatıldığını belirtti. Yoğun bir çaba sonucunda tekrar sendikanın açılarak, yasal statüye kavuştuğunu ifade eden Gürel, mahkeme kararıyla çalışma bakanlığından yetki alındığını, yeniden örgütlenme çalışmalarının başlamasıyla birlikte Malatya’da şube açtıklarını dile getirdi.

    “DOĞAMIZI YAŞANMAZ HALE GETİRİYORLAR”

    Ülkede tarım ve hayvancılık alanında sürekli geriye gidildiğini ve dışarıdan ürün ithal edildiğini belirten Gürel, açıklamasının başında maden ocaklarına değindi. Gürel, “Son yıllarda buna bir de çevre ve ekoloji sorunları eklendi. Özellikle son yıllarda tüm Türkiye’de verilen ÇED raporlarıyla neredeyse bütün dağlar, ovalar, meralar 49 yıllığına yerli ve yabancı şirketlere kiralanıyor. Bu şirketler siyanürle altın arama başta olmak üzere taş ocakları, maden ocakları, HES’ler ile doğamızı talan edip yaşanmaz hale getiriyorlar. Su kaynaklarını yok ediyor, tarım arazilerini, orman arazilerini adeta yok ediyorlar.” dedi.

    “ÇİFTÇİ KREDİLERİNİ ÖDEYEMİYOR”

    Çiftçinin çektiği kredileri ödeyemediğine dikkat çeken Gürel; “Üretici köylülerimiz Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası başta olmak üzere yüksek faizlerle çektikleri kredileri ödeyemez durumdalar. Aldıkları tarımsal araç gereçlerinin parasını ödeyemedikleri için icralık oluyorlar. Bir tarım ülkesi olan ülkemizin neredeyse ithal etmediği ürün kalmadı. Tarım politikaları sonucu üretime dayalı bir tarım yapılamaz hale geldi. Yani üretici köylü desteklenmediği gibi, bu borçlar yüzünden traktörlerini, hayvanlarını satmak zorunda kalıyorlar. Bizler tarımın ve çevrenin sorunlarını burada anlatmakla bitiremeyiz. Dolayısıyla sorunlarımızı örgütlü bir şekilde dile getirmek, mevcut hükümeti uyarmak, halkımızı duyarlı hale getirmek için sendikamız çatısı altında örgütlenmemiz gerekiyor. Nasıl ki işçilerin, memurların sendikaları varsa, bu sendikalar üyelerinin ekonomik özlük ve sosyal hakkını savunuyorsa, bizler de tüm üretici köylülerimizin haklarını aramak, sorunlarını tek elden dile getirmek, çözüm yolu bulmak için tüm üretici köylüleri Tüm Köy Sen çatısı altında birleşmeye, üye olmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/MALATYA

  • ‘Gübre fiyatlarındaki yüzde 90’ı bulan fahiş artış çiftçiyi yok ediyor’

    ‘Gübre fiyatlarındaki yüzde 90’ı bulan fahiş artış çiftçiyi yok ediyor’

    PİRHA- CHP Milletvekili Ayhan Barut, tarımsal üretimde verim için kullanılan gübrelerde fiyat artışının son bir yılda yüzde 90’lara ulaştığını belirterek “Ürün fiyatları sabit kalıp hatta gerilerken maliyetlerdeki fahiş artışa müdahale etmesi gerekenler hiçbir adım atmıyor” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, tarımsal üretimde kullanılan gübrelerde fiyat artışının son bir yılda yüzde 90’lara ulaştığını söyledi. Ayhan Barut, iktidarın, çiftçinin mağduriyetine seyirci kaldığını belirterek Türkiye’nin gübrede de dışa bağımlı olduğuna dikkat çekti.

    CHP’li Ayhan Barut, yüksek üretim maliyetlerinin tarıma ve üreticiye darbe vurduğunu belirterek “Ürün fiyatları sabit kalıp hatta gerilerken maliyetlerdeki fahiş artışa müdahale etmesi gerekenler hiçbir adım atmıyor” dedi.

    “TARIMDA SORUNLAR BÜYÜYOR”

    Tarımsal üretimde gübrenin verim için çok önemli olduğuna vurgu yapan Ayhan Barut, üretimin sürdürülebilirliği ve çiftçinin yaşayabilmesi için zorunlu olan gübredeki fahiş fiyat artışlarının can yaktığını kaydetti. Tarımda yüksek girdi maliyetlerine iktidarın çözüm üretmediğini ifade eden Barut, “Tarım ve çiftçi açısından her geçen gün daha büyük sorunlar ve sıkıntılarla karşı karşıya kalıyoruz. Bin bir emekle üreten, ürettiğinden kazanamayan çiftçimiz borç batağına saplanıp hızla tarımdan uzaklaşarak mağdur olurken, ülke tarımı, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve ekonomimiz zarar görüyor” diye konuştu.

    “GÜBREDE DIŞA BAĞIMLIYIZ”

    Tarımda gübre kullanımının önemine dikkat çeken Ayhan Barut, şöyle devam etti:

    “Türkiye’de ortalama 5.5 milyon ton gübre kullanılıyor. Verim için önemli olan gübrede KDV’nin sıfırlandığı dönemde kullanım miktarı 6.5 milyon tonu aşmıştı. Yani çiftçi uygun fiyatla erişebilse aslında verim için gübreyi daha çok kullanacak. Ülkemizde toplam gübrenin aşağı yukarı yarısı doğrudan ithal ediliyor ancak gübre üretiminin ana hammaddeleri doğalgaz, fosfat kayası ve potas tuzu ile amonyak, nitrik asit, sülfürik asit ve fosforik asit neredeyse tümüyle ithalat yoluyla getiriliyor ve ülkemizle işlenerek ürün haline geliyor. Yani gübrede tam olarak ithalata bağımlıyız.”

    “İKTİDAR 3 MAYMUNU OYNUYOR”

    Tarımsal üretimde çiftçinin en büyük maliyet kaleminin gübre olduğunu söyleyen Ayhan Barut, şöyle devam etti:
    “Döviz kurları yükselirken ithalata bağımlılık gibi gerekçeler gösterilerek yükselen gübre fiyatları ne hikmetse döviz kurları aşağıya düşmesine rağmen aynı oranda gerilemiyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun Tarımsal Girdi Fiyat Endeksinin Kasım ayı hesaplamasına göre tarımsal girdiler yıllık ortalama yüzde 15.35 oranında artmış görünüyor. O halde gübre fiyatlarındaki artış neye göre, nasıl bir hesapla yapılıyor? Bu konuda izahat bekliyoruz ancak en önemlisi ise ülkemizde tarımı ve çiftçiyi gözetmesi gereken iktidarın bu konuda üç maymunu oynamasıdır. Akıl almaz bir şekilde kulaklarını ve gözlerini kapatıyorlar, ağızlarını da bıçak açmıyor. Tarımsal üretim için hayati, çiftçimiz için de yaşamsal önemdeki gübrede yaşananlara rağmen anlaşılmaz biçimde susuyorlar. Başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere iktidarı gübredeki yangına çözüm bulmaya çağırıyoruz. Bugün piyasalarda çiftçi gübre bulamıyor. Çünkü firmaların satışı ve dağıtımı durdurduğu söyleniyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • Manisa Salihli’de JES şirketi çiftçinin yolunu kapattı

    Manisa Salihli’de JES şirketi çiftçinin yolunu kapattı

    Manisa Salihli’de JES’çi şirket, imar planında çocuk parkı olarak geçen yere JES kuyuları açtı, çiftçilerin tarlasına giden yolu kapattı.

    Manisa Salihli’de, Jeotermal Enerji Santrali (JES) şirketi, planlarda çocuk parkı olarak geçen yere üç tane JES kuyusu açtı. Yöre halkının aylardır süren mücadelesine ve açılan davalara rağmen çalışmalarına devam eden JES şirketi, şimdi de çiftçilerin tarlasına giden yolu kapattı.

    ÇOCUK PARKINA ÜÇ TANE JES KUYUSU!

    Salihli Belediye Başkanlığı tarafından 2017 yılında yapılan ihaleyle SANKO Şirketine yıllık 16 bin lira bedelle 3 yıllığına kiraya verilen arazi, imar planlarında park ve çocuk oyun bahçesi olarak geçiyor.

    Evrensel’den Özer Akdemir’in haberine göre kira sözleşmesinde “kullanma amacı dışında kullanılamaz” maddesi yer alan alanda şirket üç tane jeotermal derin kuyusu açtı. Konutların yanı başında, çevresi tarım alanları ve bağlarla dolu araziyi “park” olarak kiralayan şirket, araziyi üç jeotermal kuyusunun yanı sıra trafolar, beton kulübeler, borular ve dev iş makineleri ile doldurdu.

    BELEDİYE DUYARSIZ ŞİRKET PERVASIZ

    Açılan JES sondaj kuyularına 50 metre uzaklıkta evi bulunan Emekli Öğretmen Hakkı Uysal, yapılan kiralama sözleşmesine tamamen aykırı olan bu durumun yasalara da aykırı olduğunu tahmin ettiklerini belirterek, “Tahmin ediyoruz çünkü kurumlara verdiğimiz dilekçelerin hiçbirine yanıt verilmiyor” dedi.

    SANKO Şirketinin belediye ile yaptığı kira sözleşmesinin 8 ay sonra biteceğini belirten Uysal, “Enerji şirketleri insanların yaşam alanlarında orada kimse yaşamıyormuşçasına davranmaktalar. İlk günden bugüne neler yaşandığını burada oturan ahali gayet iyi bilmektedir. Gürültüler, toz, koku… Son olarak şirket, çıkan akışkanın tahliye ve geri dönüşüm borularını döşeme esnasında bağa giden yolu kapatmış, ulaşımı engellenmiştir” diye konuştu. Salihli Belediyesinin bu duyarsızlığını ve şirketin bu pervasız davranışını kınadıklarını belirten Uysal, konuya dair suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi.

    Yöre halkı bugün konuya dair basın açıklaması yapacak.

    “BAĞIMA GİREMİYORUM”

    Öte yandan JES şirketinin yaptığı boru döşeme çalışmaları nedeniyle yolu kapanan ve günlerdir bağına gidemediğini söyleyen Çiftçi Serdar Akduman şunları söyledi:

    Şirket, bayramdan önce boru döşeme bahanesiyle bağımıza giden yolu kapattı. Tepkilerimiz sonrasında yol, geçtiğimiz günlerde yeniden açılmıştı ama şimdi başka bir yerden boydan boya araziyi kazarak tekrar yolumuzu kapattılar. Bereket bu aralar yağış var ve sulamaya gerek duymuyoruz ama ilaç atmamız gerekiyor, bağımıza gidemiyoruz. Toz, bağlara ve çevrede yaşayan insanlara çok büyük zarar veriyor. Tepki gösterdiğimizde göstermelik olarak suluyorlar ama sonra her şey yine eski haline dönüyor.


    Fotoğraflar: Hakkı Uysal

  • HDP Ekoloji Komisyonu üyesi Aksu: Ekolojik ilkelere göre üretim için çalışıyoruz

    HDP Ekoloji Komisyonu üyesi Aksu: Ekolojik ilkelere göre üretim için çalışıyoruz

    PİRHA – Dersim’in Peri Beldesinde, belediye öncülüğünde yapılan ‘kooperatifçilik’ paneli vesilesiyle yapılan çalışmalara katılan Halkların Demokratik Partisi Ekoloji Komisyonu üyesi Cemil Aksu, ekolojik alanda yapılan çalışmalar ve kooperatifleşmenin önemine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Dersim’in Peri beldesinde belediye öncülüğünde yapılan kooperatifçilik paneli ve ürün ekimine katılan HDP Ekoloji Komsiyonu üyesi Cemil Aksu, ekoloji alanında yapılan çalışmalara ve kooperatifçiliğe ilişkin PİRHA’ya aktarımlarda bulundu.

    EKOLOJİK BAKIŞ AÇISIYLA ÜRETİM 

    Ekoloji komisyonunun, HDP’nin merkezi komisyonlarından biri olduğunu ifade eden Aksu, “Komisyon, partimizin programı doğrultusundaki faaliyetlerinin ekolojik bakış açısıyla üretilmesi ve uygulanmasıyla ilgili sorumlu. Ekoloji hareketleriyle partinin ilişkilerini geliştirmesi hem de partinin yaşam politikalarında, yerel yönetim ve ekonomi politikalarının ekolojik bakış açısının göz önünde bulundurularak üretilmesini sağlamak amaçlı merkezi komisyondur” ifadelerini kullandı.

    “BÜYÜK BİR GIDA KRİZİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
    Türkiye ve dünya olarak da 80’lerde yürürlüğe konulan neoliberal politikalarla tarım ve hayvancılığın bitirildiğini belirten Aksu, şunları kaydetti:
    “Şuan büyük bir gıda krizi ile karşı karşıyayız. İktidar da bunun farkında ama kendi çıkarları halktan yana değil şirketlerden yanadır. Dolayısıyla şirketlerden yana çözümlerle krize müdahale etmeye çalışıyorlar. Hükümetin açıkladığı “Milli Tarım Projesi” de tarımın iflasının göstergesidir. Tarımdaki bütün her şeyi şirketlere devredecek bir sistem. Bu sistem yeni bir sistem değil; Irak’ta uygulandı, Suriye’de uygulanıyor, Latin Amerika’da uygulandı. Ve buralarda açlığın hat safhaya ulaştığı bir sonuç yarattı.”

    “ÇİFTÇİ TOPRAĞINI TERK ETME DURUMUNDA”

    Dersim coğrafyasındaki ekoloji mücadelesine değinen Aksu, “Dersim bölgesi açısından da; süren savaş koşulları hem zorunlu göç ettirme politikaları sonucu hem de neoliberal tarım politikaları yüzünden üreticinin işlerini kolaylaştırılan merkezi örgütlenmelerin dağıtılması, özelleştirmeler ve desteklemelerin bitirilmesinden dolayı çiftçi de toprağını terk etme durumunda. En temel gıda ürünleri bile ithal edilir duruma gelindi. Bu sorunlardan çıkmamız gelip geçici politikalarla olmaz; temel politikalar geliştirmek gerekiyor. Dersim’in en önemli tarım havzalarından bir yeri Peri. Burada şimdiye kadar olumsuz pratikleri aşacak bir kooperatifçilik geliştirilmesi için mazbatayı alır almaz da ilk adımı attık. Parti geçen dönemde de aslında çalışmalara başlamıştı. Mersin’de tarım çalıştayı yaptık. Önümüzdeki dönemde Kars, Van, Amed, Hakkari illerinde de, belki İzmir ve Trakya bölgesinde de çalıştaylar yapıp yerel tarım planlarımızı çıkaracağız. Sonrasında da bölgede pilot noktalarda özel çalışmalar yapılacak. Plan ve program doğrultusunda yürütülecek” dedi.

    “TARIM POLİTİKALARI BELİRLEYİCİ HAMLEDİR”

    HDP’nin ekoloji alanındaki çalışmalarına dikkat çeken Aksu, “Parti olarak şimdiye kadar etkin olamadık; baskı, tutuklamalar, gözaltılar ile tasfiye edilmeye çalışıldık. Bütün olumsuzluklara rağmen, kayyum siyasetine rağmen son seçim sonuçlarıyla yeni bir başlangıç yapıyoruz. Tarım politikaları bu bölgede belirleyici hamle noktası olacak. Sadece aldığımız belediyeler değil bölge genelinde; üreticilerin örgütlenmesi ve kooperatifleşme konusunda örgütlü olduğumuz il, ilçe ve köylerde böyle bir hamle için çalışacağız” diye konuştu.

    ÜRETİCİNİN ÖZ GÜCÜNE DAYANAN KOOPERATİFÇİLİK

    “Tarımdaki hem doğadan hem de çiftçiden yana gerçek dönüşümü elbette bir zaman planlamasına ihtiyaç olacak. En başta partimizden halkımızın yönetime getirdiği belediyelerden başlayarak tarım alanında bu dönüşümü sağlayacak örgütlenmenin geliştirilmesi gerekiyor” diye konuşan Aksu, şöyle devam etti:

    “Kooperatifçiliğin Türkiye’deki olumsuz mirasından kurtaracak, yeni tipte halkın, üreticinin kendi öz gücüne dayanan yeni bir kooperatifçiliğin geliştirilmesi gerekiyor. Ekolojik ilkelere göre çalışan kooperatifçiliğinin geliştirilmesi için hem dünyada hem de bölgemizde önemli çalışmalar var. Aslında sıfırdan başlamıyoruz. Olumlu deneyimler de var. Bilgi açısından da bir sorunumuz yok. Bilginin toplumsallaştırılması için planlamalar yapılıyor.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Balıkesir’de köyler su altında kalacak, insanlar göç ettirilecek’-VİDEO

    ‘Balıkesir’de köyler su altında kalacak, insanlar göç ettirilecek’-VİDEO

    PİRHA- Çanakkele’den Balıkesir’e uzanan Kazdağları Milli Parkı doğal güzellikleri içinde barındırıyor ve farklı iklim koşulları ile nitelikli bir ekosistem oluşturuyor. Bu doğal güzellikler maden aramaları, barajlar, evsel atıklar, derelerin kirliliği ile yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.

    Balıkesir ve çevresinde birçok yerde dağlarda maden ocakları, altın arama çalışmaları ve HES yapılmasına ilişkin Burhaniye Çevre Platformu Yürütmesinde bulunan Hatice Engin ile geçimini çifçilik yaparak sağlayan Necdet Küçükçetin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Burhaniye’de ekolojik anlamda çok büyük sıkıntılarının olduğunu aktaran Burhaniye Çevre Platformu Yürütmesinde bulunan Hatice Engin, Madra Dağına, Burhaniye’nin Karadere köyü ile İvrinde’nin köylerine çok yakın mesafede olan bir maden ocağının yapılması gündemde. Çok yakın bir zamanda dünyanın aslında en vahşi altın madeni arama yöntemi olan açık linç yöntemiyle siyanürle altın arama ve ayrıştırma yöntemini kullanarak burada altın çıkartacaklar” dedi.

    “SİYANÜRLÜ SU İÇECEĞİZ”

    Türkiye’nin yaylaları açısından en değerli yerlerinden birisinin Madra Dağı olduğunu kaydeden Engin, Altın madenlerinin faaliyete geçmesi ile birlikte yaşanacak sorunlara dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Madra dağında geçmişten bu güne kadar 12 tane yayla var. Yaylalarımızda şeker, fasulye, sadece bu yöreye özgü Badala, Kozak fıstığı ile Burhaniye başta olmak üzere körfez bölgesini besleyen çok değerli ve doğal tarım yapılmakta. İşte bu yaylalarımızın tamamı altın madenine çok yakın bir mesafede ve etki alanı içerisinde olacak. Bu sadece  yaylalarımızla sınırlı kalmayacak. Düdüklü suyumuz var. Eskiden insanlar evlerinde kullanırlarmış. Ancak özelleştirilince sadece sokaklarımızda var olan çeşmelerimizden akan düdüklü su altın madenleri faaliyete geçerse siyanürlü akacak ve biz siyanürlü su içeceğiz. Burhaniye halkı olarak ne yazık ki bununla ilgili hiçbir şey yapılamıyor. Çünkü maden şirketi ruhsatlandırmasını almış, Avrupa imar ve kalkınma bankasından kredilerini almış. Altının siyanürle ayrıştırılması esnasında gerekli olan suyu özellikle Burhaniye’nin yeraltı su kaynağı ve içme su kaynağından alacaklar. Altı tane doğal yeraltı su kaynağı altın madeni tarafından bu şekilde kirletilmiş olacak.”

    “KÖYLER VE SİT ALANLARI SU ALTINDA KALACAK”

    Siyanürle altın çıkartırken çok fazla miktarda suya ihtiyaç duyulacağını ve bu suyun sadece yeraltı sularından karşılanmayacağını belirten Engin, “Burhaniye’nin Alevi köylerinden olan Tahtacı köyünde Reşit barajı yapılması planlanıyor. Henüz daha faaliyete geçmedi fakat orada su tutulduğu zaman yaklaşık 5-6 köy ve çok verimli tarım arazileri su altında kalacak. Aynı zamanda tahtacı köyünde var olan birinci ve ikinci derecede SİT alanları, eski dönemlere ait taş ocakları, sunaklar ya da birinci, ikinci derece buluntular ne yazık ki su altında kalacak. Turizm Bakanlığı’nın kültürel ve doğal değerlerimizi koruma vakfının belgelerinden öğreniyoruz biz de bunu. Şu aşamada birinci, ikinci derece SİT alanı olduğu için yapılması, şu anda durdurulduysa da orada köylülerin, köy sular altında kaldığı zaman nereye taşınacağına dair plan ve projeler bitirilmiş. Köylü köyünü terk edecek. Yine kredilendirilerek vatandaş, elindeki verimli toprağını alarak başka bir yere göçe zorlanacaktır” diye konuştu.

    “BU BİR İNSANLIK VE YURTTAŞLIK GÖREVİ”

    Burhaniye Çevre Platformu Yürütmesinde bulunan Hatice Engin son olarak yapılan doğa katliamına ilişkin şu çağrıyı yaptı:

    “Biz yaşadığımız alanlarımızı savunmak zorundayız yani hepimiz birer yaşam savunucusu olmak zorundayız, çünkü çocuklarımıza bir sözümüz olmalı, yarınlarla ilgili toprağımızı, havamızı, suyumuzu, dağlarımızı, Madra ve Kaz dağlarımızı, çocuklarımıza, torunlarımıza nasıl bulduysak öyle bırakmak durumundayız. Bu bir insanlık görevidir, bu bir vatandaşlık görevidir, bu bir yurtseverlik görevidir, diye düşünüyorum. Ekoloji mücadelesi ve bu mücadelenin içerisinde yer almalıyız.”

    “İNSANLAR İŞSİZ VE KARINLARINI DOYURAMAZ DURUMDA”

    Doğma büyüme Burhaniyeli olan ve yaşamını çiftçilik yaparak geçiren Necdet Küçükçetin ise bölgede tarım alanlarının daraldığını, insanların bölgeyi sadece turzim alanı ve emekli kesimin gelip dinlendiği bir yer olarak gördüğünü belirterek şunları kaydetti:

    “Bölgelerde verilen tahribatı en iyi gözlemleyenlerden biriyim. Buralar ciddi anlamda tarım bölgesiydi ve İstanbul’u doyuran bir bölgeydi. Çünkü ürettiğimiz birçok ürünü ve üretim fazlalığımızı İstanbul’a gönderirdik. O zaman İstanbul hallerine çalışırdık. Özellikle yazları domates, biber, patlıcan türü sebzelerle her gün 8-10 kamyonu rahat rahat doldurup İstanbul hallerine gönderen bir konumdaydık. Bugün insanlar daha çok bu sahil bandını dinlenmek için tercih ettiğinden dolayı bu tarım arazilerini kaybettik. Bu tarım arazileri kaybedildiği için ve üretim olmadığından dolayı insanlar tarımda para kazanamaz duruma geldiler. Arazilerini sattılar. Tabi satılan araziler bir daha tekrar yerine gelmiyor. İnsanlar şu an işsiz güçsüz kendi arazilerini arar duruma geldiler. Kendi karınlarını doyuramaz noktadalar. Turizm bölgesi zaten genelde emeklilerin, yaşlılıklarını en azından rahat bir hayat geçireyim diye düşündükleri bir alan. Bu anlamda  yerleşik insanlara iş olanağı sağlamayan yatırımlar olduğundan dolayı ciddi anlamda bir ekonomik sıkıntı yaşıyor. Gençlerimiz ciddi göç veriyor. Yaşlıları buraya alıyoruz ama gençlerimizi doğal olarak başka alanlara özellikle de İstanbul’a gönderiyoruz. Herkes kendi çocukları dahil olmak üzere İstanbul da kendilerine yaşam kurmaya çalışıyorlar.”

    “KÖY MERALARI SÜREKLİ İŞGAL EDİLİYOR”

    Balıkesir bölgesinde özellikle dağlarda ve yaylalarda  altın madenleri ile ilgili ciddi sıkıntıların yaşandığına dikkat çeken Küçükçetin, yapılan altın madenleriyle birlikte bölgede yaşayanların yaşadığı sıkıntılara ve sorunlara ilişkin şunları dile getirdi:

    “Yaz sezonunda ovada sıcaktan kaynaklı üretemediğimiz ürünleri Burhaniye’nin yayla köylerinde yetiştirip insanları bir şekilde doyuruyorduk. İşte o ürünlerden de olmaya başladık. Köylümüz ciddi anlamda mağdur olmaya başladı. Hayvancılığımız maden alanları ile çevrilmeye başladığı noktalarda köylülerimiz o alanlarda hayvancılık yapamaz konuma geldi. Köy meraları sürekli işgal ediliyor ve madenciler tarafından köylülerimiz sıkıntı içerisine düşürülüyor. Yaz sezonunda 200 binlere varan bir nüfusa ulaştığımızda beslenme sıkıntımız başlıyor ve fiyatlarımız yükseliyor. Çünkü yaylalarda zaten araziler küçük olduğu için üretim azlığı nüfus fazlalığı arz talep meselesinden fiyatlar yüksek. Bunun için de hem insanlarımız hem de tüketici mağdur oluyor. Bu arazileri korumanın yolu madencilerin kesinlikle gitmesi gerekiyor. Ve bu alanların tekrar köylüye kazandırılması ve buralarda hayvancılığın ve tarımın desteklenmesi gerekiyor. Hiçbir maden bizim yerleşik insanlarımıza bir gelir getirmiyor. Var olan gelirden oluyor insanlar. Doğal olarak onlarda artık köylerini bırakıp şehre gelme noktasına geldiler.”

    “DOĞAL TALANA KARŞI ORTAK MÜCADELE VERİLMELİ”

    Balıkesir bölgesinde Kaz Dağalarına, Madra Dağlarına, yaylarına ve sularının üzerine yapılmak istenen  HES’lere karşı ortak mücadele çağrısında bulunan çiftçi Necdet Küçükçetin son olarak şunları kaydetti:

    “İnsanların bu doğal talana karşı bir arada ortak mücadele vermesi gerekiyor. Bu arazilerin mutlaka korunması gerekiyor, yerel yönetimlerin bu konuda ciddi çalışmalar yapması gerekiyor. O kadar verimli arazilerimizin içerisinde binaların yükselmesi bizleri çok ciddi anlamda umutsuzluğa sevk ediyor. Bu sadece yerel anlamda bizim değil ülkenin meselesi. Bugün İstanbu’ da Ankara’da büyükşehirlerde tarımın yapılamadığı alanları besleyen bizim gibi alanlar  da tahrip edildiğinde oradaki insanların da bir mağduriyeti, açlığı söz konusu olacak. Buraların korunması tüm Türkiye için önemli ve buraların mutlaka korunması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de başta yönetenler olmak üzere yerel yöneticilerin ve halkın duyarlı olması gerekiyor. Bu vahşi saldırıya karşı halkın topyekün bir şekilde mücadele etmesi gerektiğini düşünüyorum.”

    İsmet SEFER-Ersin ÖZGÜL/BALIKESİR

     

     

     

  • Adıyaman’da tütün ekimi için hazırlıklara başlandı-VİDEO

    Adıyaman’da tütün ekimi için hazırlıklara başlandı-VİDEO

    PİRHA- Adıyaman’ın en büyük geçim kaynağı olan tütün ekimi ile uğraşan çiftçi Nazım Görmez, “Başka çaremiz olmadığı için tütün ekiyoruz. Mazot ve gübre fiyatları çok yüksek, bu nedenle sıkıntı yaşıyoruz. Çiftçi olarak çok zor ve çaresiz bir durumdayız” dedi.

    Adıyaman’ın en büyük geçim kaynağı olan tütün için dağdaki karın erimesi ile birlikte sadır ekimine başlandı. Sonbaharın sonlarında sadır ekimi için tarlanın çapası, Şubat ayında da ekimi yapılır. Tütün fidesinin ekime hazır hale gelmesi iki ay sürüyor. Binlerce ailenin tek geçim kaynağı olan tütün ekimine ise Mayıs ayında başlanıyor.

    Yaklaşık 40 yıldır Adıyaman merkeze bağlı Karakoç köyünde çiftçilik yapan tütün ile geçimini sağlayan Nazım Görmez, konu ile ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “HAYATIMIN BÜYÜK BİR KISMI TÜTÜN İLE UĞRAŞMAKLA GEÇTİ”   

    Adıyaman Merkeze bağlı Karakoç köyünde çiftçilik yapan 56 yaşındaki Nazım Görmez, “Kendimi tanımaya ve çalışmaya başladığım günden bu yana tütün ekiyorum. Yaşantımın büyük bir kısmı tütün ile uğraşmakla geçti. Daha önce ektiğimiz sarmalık tütün satışında sıkıntılar olmaya başladığından dolayı bu sene İzmir tütünü ekeceğiz” dedi.

    “ŞUBAT AYINDA TÜTÜN SADIRINI EKİYORUZ”

    “Mayıs sonunda ekimine başlanacak olan tütünün ilk aşaması olan sadır ekimi için sonbaharın sonunda traktör ile tarlayı sürerek hazır hale getiriyoruz” diyen Görmez, “Traktör ile sürülen tarla birkaç ay boyunca yani Şubat’ın ortasına kadar öyle kalır. Daha sonra sadırın ekileceği toprağı küreklerle ya da geniş ise tekrar traktör ile çapasını yaparak sadır ekimi için hazır hale getiriyoruz. Hazırlanan toprağa hayvan gübresi atarak karıştırıyoruz. Bu işlemlerin ardından da sadır tohumunu atıp can suyunu veriyoruz. Bunun ekime hazır hale gelmesi, fide olması için yaklaşık iki- üç ay gibi bir süre geçiyor. Bu sürede sulamasını yapıp nitrat gübre atıyoruz” dedi.

    “ŞİRKET SAHİPLERİ TÜTÜN FİYATINI BELİRLİYOR”

    “Nisan ayının son haftası ya da mayısın ilk haftasından itibaren hazırlanan tarlalarda tütün ekimine başlıyoruz” ifadelerini kullanan Görmez, “Eskiden insan gücü ile ektiğimiz tütünü şimdi ise traktörün arkasına taktığımız makinalar ile yapıyoruz. O dönem şirket ile anlaşıyoruz. Tütün büyüdükten sonra yapraklarını toplamaya başladığımızda şirket sahipleri bizlere kutular getirir güneşte kuruttuğumuz tütün yapraklarını yumuşatarak kutulara yerleştirip şirkete teslim ederiz. Sattığımız ürünün fiyatını şirket sahipleri belirliyor. Bu da tam olarak emeğimizin karşılığını alamıyoruz” diye konuştu.

    “EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINI ALAMIYORUZ”

    “İki yıl boyunca ektiği sarmalık tütünün ambarda olduğunu, daha satamadığını ve bunun için sıkıntı yaşadığına” vurgu yapan Nazım Görmez, “Başka çaremiz olmadığı için tütün ekiyoruz. Emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Arpa ve buğdayda masrafını çıkarmıyor. Mazot ve gübre fiyatları çok yüksek bu nedenle sıkıntı yaşıyoruz. Çiftçi olarak çok zor durumdayız. Çaresiz bir durumdayız” dedi.

    Mustafa YÜKSEL-ADIYAMAN

  • İzmir’deki şeftali üreticisi: Devlet zengin çiftçiye destek veriyor-VİDEO

    İzmir’deki şeftali üreticisi: Devlet zengin çiftçiye destek veriyor-VİDEO

    PİRHA- Çiftçileri zor durumda bırakan gübre, mazot ve ilaç fiyatlarına gelen zamlardan etkilenen şeftali ve mandalina üreticisi İsmail Erkoğlu, devlet desteğinin zengin çiftçiye sağlanmasına tepki göstererek, hayat pahalılığından şikayet etti. 

    Türkiye’de ekonomik kriz artarak devam ediyor. Özellikle son zamanlarda meyve ve sebze fiyatlarının artması tüketici kadar üreticiyi de zor durumda  bırakıyor.

    Mazot, gübre ve kullanılan ilaç fiyatlarının her geçen gün artması, tarlalarını ekmeye hazırlanan çiftçileri zorluyor. Bunlardan biri de İzmir’in Selçuk ilçesinde şeftali ve mandalina ağaçları olan 25 yıllık üretici İsmail Erkoğlu.

    25 yıllık üretici olan Erkoğlu, şeftali ve mandalina işleriyle uğraşıyor. Üretim için hazırlanan İsmail Erkoğlu budama işiyle başlıyor çalışmaya. Daha sonra gübre atıyor, tarlayı sürüyor, ilaçlanması, sulaması ve işçilik derken maliyet gittikçe artıyor.

    “GEÇEN SENE GÜBRE 80 TL BU SENE 120 TL OLMUŞ”

    Pahalılıktan şikayet eden Erkoğlu, kendi tarlaları olduğu için bir nevi mecburen bu işi yaptığını söylüyor. Erkoğlu, bir yıllık emek verdiklerini ancak bunun karşılığını kısmen alabildiklerini çünkü mazot, gübre, ilaç ve işçiliğin çok pahalı olduğunu belirtiyor.

    Devletin az da olsa mazot desteği verdiğini ancak yetmediğini belirten İsmail Erkoğlu, “Bu işi yapmasan olmuyor. Kendi malımız. Devlet biraz mazot desteği veriyor o da çok az. Geçen sene gübre 80 liraydı şimdi 120 TL olmuş. Mazot geçen sene kaç paraydı şu anda kaç para?” diyor.

    “DEVLET DESTEĞİ ZENGİN ÇİFTÇİYE GİDİYOR”

    “Seçimden önce çiftçilere herhangi bir vaat yok” diyen Erkoğlu, hükümetten çiftçiye destek gelmemesinden şikayet ederek, desteğin büyük çiftçiye gittiğini ekliyor. Erkoğlu, “Mesela devlet ‘süt ürünlerine destek yapıyoruz’ diyor. Bazı çiftçilerin beş ineği var, o almıyor. Zengin çiftçi, yüz ineği olanlar destekleniyor” diye konuşuyor.

    İsmail Erkoğlu, son olarak ürünlerini geç de olsa elden çıkardığını da belirtiyor.

    25 YIL ÖNCE EKMĞİNİN PEŞİNDEN GELEN ELİTOK AİLESİ

    25 yıl önce ekmeğinin peşinden Batman’dan İzmir’in Selçuk ilçesine göç eden Gülnaz Elitok‘u budanan şeftali ağaçlarının çalılarını toplarken görüntülüyoruz.

    “Ekmek peşinden buraya geldik. Batman’dan buraya geldik. 25 sene oldu” diyor Elitok ve çocuklarının fayans işiyle uğraştığını ekliyor.

    Budanan ağaçların çalılarını topladığını söyleyen Gülnaz Elitok, topladığı çalılarla tandır ekmeği pişiriyor. Elitok, topladıklarının ise dört kişilik bir aileye zor yettiğini söylüyor.

    “KÜRTLÜĞÜMÜZDEN KAÇMIYORUZ”

    Elitok, “Memlekette çiftçilikle uğraşıyorduk geçim olmadı buralara göç ettik. Orada da tarlamız yoktu burada da yok. Kendi emeğimizle uğraşıyoruz” diyor.

    “Türkiye’nin halini siz de görüyorsunuz” diyerek, “Buralarda geçiniyoruz. Türk, Kürt diye bir şey yok. Hepimiz kardeşiz. Biz Kürtlüğümüzden kaçmıyoruz, aslımızı inkar etmiyoruz. Hepimiz arkadaşız, kardeşiz” diyor.

    “KARIN TOKLUĞUNA ÇALIŞIYORUZ”

    42 yaşında olan Mahmut Ekinci ise 6 kişilik bir aile geçindiriyor. Ekinci de hayat pahalılığından şikayet ediyor. Ekinci, “Asgari ücretle çalışan biri geçimini nasıl yapabilir?” diye soruyor.

    Kiralık bir dairenin 800 liradan aşağı olmadığını belirterek, “Bir de iki çocuğun varsa okula gidiyorsa. Bu bin lira ile evin masrafını, mutfak masrafını giderebilir mi. İki çocuğun geleceğine 1000 lira yeter mi?” dedi.

    Asgari ücret alarak turizm işinde çalıştığını belirten Ekinci, “Bu çalıları tandır ekmeği için topluyorum. Senede bir kere topluyoruz. İki üç traktör götürüyoruz üç dört aileye yetiyor. Karın tokluğuna çalışıyoruz. Fırın ekmeği alamıyoruz tandır ekmeğiyle geçiniyoruz. Her şeyden kısarak geçiniyoruz” diyor.

    “ERKEN EMEKLİLİK HAKKI İSTİYORUZ”

    23 senedir Selçuk’ta yaşayan Ekinci, şeker hastası olduğunu belirterek devlete şu çağrıda bulunuyor:

    “Şeker hastasıyım. İki kere kalpten ameliyat oldum. Hipertansiyon, migren var bende. Benim devletten tek isteğim engelli olanlara biraz daha destek versin. Erken emeklilik hakkı istiyoruz. Ben tansiyon ve kalpten dolayı yüzde 58 raporum var.”

    Semra ACAR-Sevim KAHRAMAN / İZMİR

     

     

     

  • Çiftçi sayısı yüzde 38 azaldı, tarım alanları yüzde 12 küçüldü

    Çiftçi sayısı yüzde 38 azaldı, tarım alanları yüzde 12 küçüldü

    Türkiye, artan gıda fiyatlarını ve devlet eliyle iki aylığına açılan tanzim satış noktalarını konuşurken çiftçi sayısı ve tarım alanlı miktarı günden güne azalıyor.

    Euronews’ten Servet Yanatma’nın Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan (SGK) derlediği verilere göre hem istihdamda hem de üretimde ciddi bir daralma söz konusu.

    SGK  verilerine göre özellikle son sekiz yılda çiftçi sayısında kaydadeğer bir düşüş hüküm sürüyor. 2008’de 1 milyon 127 bin olan çiftçi sayısı 2018’de 697 bine kadar düştü. Söz konusu veri aynı zamanda, kayıtlı çiftçi sayısında 2008’den bu yana 430 bin azalma anlamına geliyor. Bu da ‘yüzde 38’lik düşüş’ demek. SGK verilerilerine göre çiftçi sayısındaki düşüş 2011’den sonra hızlanarak katlanıyor.

    TARIMDA İSTİHDAM SON 16 YILDA YÜZDE 33 AZALDI

    TÜİK verilerine göre tarım sektöründe istihdam edilen kişi sayısıysa 2002’de 7 milyon 458 bin kişiyken, Şubat 2018 itibariyle 4 milyon 983 bin kişiye geriledi. Bu da son 16 yılda 2 milyon 475 bin daha az tarım çalışanı anlamına geliyor. Tarım sektöründe istihdam edilen kişi sayısının yüzde 33 azaldığı ortaya çıkıyor.

    Bahsedilen rakamlara paralel olarak tarım alanları da ‘eriyor’. 2002’de 26 milyon 579 bin hektar olan tarım arazisi 2017’de 23 milyon 379 bin hektara kadar düştü. Buna göre tarım alanları 15 senede yüzde 12 azaldı.

    Son dönemde özellikle sebze fiyatları arttığından sebze bahçeleri alanına bakıldığında da düşüş açık şekilde görülüyor. 2002’de 930 bin hektar olan sebze bahçeleri alanı 2017’de 798 bine hektara kadar düştü. Bu dönemde düşüş oranı yüzde 15 olarak gerçekleşti.  (HABER MERKEZİ)

     

  • TMMOB Ziraat Odaları Birliği sordu: Çiftçimiz neden üret(e)miyor?

    TMMOB Ziraat Odaları Birliği sordu: Çiftçimiz neden üret(e)miyor?

    PİRHA-TMMOB Ziraat Odaları Birliği, yaptığı yazılı açıklama ile üreticilerin kayıplarının arttığını ve böyle giderse Türkiye’nin dışa bağımlı bir ülke haline gelmesinin kaçınılmaz olduğunu kaydetti. 

    TMMOB Ziraat Odaları Birliği “Çiftçimiz neden üret(e)miyor” başlıklı yazılı bir açıklama yaptı. Son yıllarda artan tarımsal ithalatın gıda güvenliği ve dışa bağımlılığı arttırdığına vurgu yapılan açıklamada buna bağlı olarak çiftçilerin karlı üretim süreçlerinin dışında kaldığı ifade edildi.

    “Neden talebimizi karşılayacak üretimi gerçekleştiremiyoruz, çiftçimiz neden üretemiyor?” sorusunun sorulduğu açıklamada, bunun nedeninin girdi fiyatlarının yüksekliği olarak gösterildi. Açıklamada devamla şu ifadelere yer verildi:

    “YEM FİYATLARI ET FİYATLARININ ÇOK ÜZERİNDE”

    “Bu yanıtın doğruluğunu teyit edecek farklı veriler bulunmaktadır. Et ve Süt Kurumu (ESK) tarafından yayımlanan, yurt içi ve yurt dışı et fiyatları ile girdi fiyatlarını gösteren haftalık piyasa bültenleri, süreç içindeki değişimin izlenebilmesi açısından önemli bir kaynaktır. Çok fazla geriye gitmeden, söz konusu bültenlerde yer alan son dört yılın verileri incelendiğinde, çiftçimizin neden üretemediği sorusunun yanıtı kolaylıkla görülmektedir.
    Yem fiyatları, et fiyatlarının çok üzerinde artmıştır.

    Haftalık bültenlerde, perakende et fiyatları olarak ESK kıyma ve kuşbaşı, tüketici fiyatları olarak kuşbaşı ve kuzu eti fiyatlarına yer verilmektedir. 2015 yılı Aralık ayının son haftasında 25,75 TL olan ESK kıyma fiyatı, 2018 yılı Aralık ayının sonunda 31 TL`dir. 2015 yılındaki fiyat, baz olarak 100 kabul edildiğinde, 2018 yılında 120 olmuştur. Aynı baz değer ESK kuşbaşı et için 116`dır. Tüketici fiyatlarına bakıldığında, 2015 yılının son haftasında kuşbaşı et fiyatı 38,17 TL iken, 2018 yılının son haftasında 44,2 TL`dir. 2015 yılı fiyatı baz değer kabul edildiğinde, 2018 yılında baz değer 116 olmuştur. Tüketici kuzu eti fiyatı 2015 yılının son haftasında 30,57 TL iken, 2018 yılının son haftasında 49,62 TL`dir. Tüketici kuzu etinin baz değeri aynı dönemde 162`ye yükselmiştir.

    Kıyaslama yapılan aynı dönemde yem fiyatlarına bakılacak olunursa, 2015 yılı değerleri baz alındığında, bültende yer alan yemlerin tümünün ortalama fiyatı 151 baz değerine çıkmıştır. Bu ortalama değere karşın, silajlık mısırın 167, samanın 161, mısırın 159 baz değeri ile ortalamanın üzerinde bir artış gösterdiği görülmektedir.

    “GİRDİ FİYATLARI YEM FİYATLARININ ÇOK ÜZERİNDE ARTMIŞTIR”

    Değerlendirme yapılan dönemde motorin 169, DAP gübresi 155, Üre gübresi 171 baz değerleri ile dikkat çekici bir artış göstermiştir. Tüm bu veriler üzerinden bir değerlendirme yapıldığında, et fiyatlarında %20 civarından bir artış söz konusu iken, yem fiyatlarında %50, motorin ve gübre fiyatlarında ise bunun da üzerinde bir artış söz konusudur.
    2015 yılı Aralık ayı sonunda 1kg ESK kıyma ile 29,06 kg besi yemi alınabilirken, 2018 yılı sonunda 22,86 kg besi yemi alınabilmektedir. Aynı şekilde 41,27 kg mısır alınırken, 31,22 kg mısır alınabilmektedir. 1kg ESK kıyma fiyatıyla alınabilecek motorin miktarı 6,87 litreden 4,92 litreye, DAP gübre 13,21 kg`dan 10,26 kg`a düşmüştür.
    İlk bakışta yem fiyatlarının artışının, et fiyatlarındaki artışın üzerinde olması nedeniyle en azından yem bitkilerini üreten çiftçimizin gelirinin arttığı düşünülebilir. Ancak yem bitkilerinin üretim maliyeti, verilerde yer alan mazot ve gübre fiyatları dikkate alındığında dahi önemli ölçüde artmıştır. Üretimin maliyetleri içinde etkili olan ilaç, tohum gibi diğer girdilerdeki artış da göz önüne alınırsa, yem bitkileri üretiminde karlılığın azaldığı ya da başka bir ifade ile zararın arttığını söylemek mümkündür. Özet olarak incelen son dört yılda üreticinin eline daha az para geçerken, girdi masrafları önemli ölçüde artış göstermiştir.

    “ÜRETİCİNİN KAYBI ARTTI”

    Üreticinin kaybı sadece girdi fiyatlarından değil, enflasyon nedeniyle de artmıştır. Son dört yıla ait yıllık enflasyon göz önüne alındığında, 2015 yılı Aralık ayındaki 100 birimlik değer, tüketici fiyatları enflasyonu dikkate alındığında 64`e, üretici fiyatları enflasyonu dikkate alındığında ise 50`ye düşmüştür. Aynı dönemde avronun değeri de iki katına çıkmıştır.

    “DIŞA BAĞLI BİR ÜLKE HALİNE GELMEMİZ KAÇINILMAZ”

    ESK haftalık piyasa bülteni verileri üzerinden yapılan bu genel değerlendirme, tarımsal üretimimizin durumunu ortaya koymaktadır. Tarımsal üretimde üretim maliyetlerinin azaltılmasına, çiftçilerimizin üretime devam etmesine yönelik adımlar ihmal edilmeden bir an önce atılmalıdır. Mevcut durumun sürdürülmesi halinde gıda ihtiyacımızın karşılanmasında daha fazla dışa bağımlı bir ülke haline gelmemiz kaçınılmaz bir sonuç olacaktır.” (HABER MERKEZİ)