Etiket: çocuk

  • İHD Çocuk Komisyonu’ndan AKP’nin çocuk karnesi: Cinsel istismarda Türkiye 3. sırada

    İHD Çocuk Komisyonu’ndan AKP’nin çocuk karnesi: Cinsel istismarda Türkiye 3. sırada

    İHD İstanbul Şube tarafından hazırlanan rapora göre, son 16 yılda 18 yaşın altında 440 bin çocuk doğum yaptı. Öte yandan veriler, yılda ortalama 8 bin çocuğun cinsel istismara uğradığını ortaya koydu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Çocuk Hakları Komisyonu, dün TMMOB Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi’nde “Gündemimiz Çocuk, Çocuk Haklı” başlıklı bir sempozyum düzenledi.

    16 YILDA 440 BİN ÇOCUK DOĞUM YAPTI

    Sempozyum, İHD İstanbul Şubesi Çocuk Hakları Komisyonu’nun hazırlamış olduğu insan hak ihlali raporunun okunmasıyla başladı. Raporu, okuyan Çocuk Hakları Komisyonu üyesi Zelal Coşkun, şöyle konuştu:

    “Adalet verileri, yılda ortalama 8 bin çocuğun cinsel istismara uğradığını ortaya koyuyor. ECPAT 2015 yılı Türkiye Raporu’na göre; çocuklar, Türkiye’de cinsel şiddete en fazla maruz kalan grubu oluşturuyor. Türkiye’deki cinsel suçların yüzde 46’sı çocuklara karşı isleniyor. Çocuğun cinsel istismarında Türkiye dünya listesinde 3’üncü sıradadır. TÜİK verilerine göre, son 10 yılda 482 bin 908 kız çocuğu devletin izniyle evlendirildi. Son 6 yılda 142 bin 298 çocuk anne oldu ve bu çocukların büyük kısmı dini nikâh ile evlendirildi. Türkiye’de AKP’nin iktidarda olduğu 2002’den bu yana 18 yaşın altında 440 bin çocuk doğum yaptı. 15 yaşın altında cinsel istismara uğrayarak doğum yapan çocuk sayısı ise 15 bin 937 olarak kayıtlara geçti.”

    “17 BİN İSTİSMAR DAVASI AÇILDI”

    Adalet Bakanlığı verilerini de paylaşan Coşkun, Türkiye’de çocuk istismarıyla ilgili dava sayısının son 10 yılda yaklaşık 3 kat arttığını söyledi. Bakanlığın 2015 verilerine göre de yılda ortalama 17 bin istismar davası açıldığını aktaran Coşkun, bu davaların yüzde 45’inin mahkûmiyetle sonuçlanmadığını vurguladı.

    Eğitim hakkı raporuna göre ise, örgün ve yüksek eğitimde var olan cinsiyet farkının kapatılmadığını aktaran Coşkun, şöyle devam etti:

    “Kadınların net okullaşma oranları açık öğretim hariç tüm düzeylerde erkeklerden geri durumdadır. İlkokuldan orta öğretime geçişte kız öğrenci kaybı erkeklere göre yoğunlaşmıştır. ‘Yeni müfredatta’ bilime, sanata, emeğe, mücadeleye, sevgiye, paylaşmaya, kadına yer yokken aile yaşamını kutsayan ve kadını yok sayan cinsiyetçi politikalar yaygınlaşmıştı. Milli Eğitim Bakanlığı verilerine göre, ülkemizde çocuk yaşta evlilik ve nişanlılık nedeniyle eğitime devam edemeyenlerin yüzde 97,4’ü kız öğrencilerdir. Öte yandan MEB’in 2017 tahminlerine göre, 490 binden fazla Suriyeli çocuk ülkenin çeşitli yerlerinde okullara kayıtlı durumda, buna karşın 380 bin çocuk ise okula gidememektedir. Kayıtlı olmayanlar bu rakamlara dâhil değilken, kayıtlı olmasına rağmen okula düzenli olarak gidemeyen mülteci çocukların rakamı ise net değildir. Bu durum yüz binlerce Suriyeli mülteci çocuğun kayıp kuşak olduğunun, her türlü istismarla yaşamak zorunda kaldıklarının, korunmadıklarının ilanıdır.”

    ÇOCUK İŞÇİ SAYISI 2 MİLYONA YAKLAŞTI    

    Coşkun, çocuk işçiliği ve “yaşam hakkı” verilerini de paylaştı. Türkiye’de çocuk işçi sayısının iki milyona yaklaştığını ifade eden Coşkun, “Çalışan her 10 çocuktan 8’i kayıt dışı olarak çalışıyor. Mesleki eğitim alan özellikle turizm sektöründe uzun saatler çalıştırılan stajyerler, yani ‘çocuk işçiler’ ve çocuk isçiliği sayılabilecek uygulamalar ile çıraklık eğitimi alanlar resmi olarak çocuk işçi sayılmamaktadırlar. 2018 yılında 15-16 ve 17 yaşında olan üç çocuk çalışırken hayatını kaybetti ve ölen çocukların üçü de tarım emekçisiydi” dedi.

    Bakanlığın verilerine göre, 2009’dan 2017 yılına kadar 18 ila 21 yaş arasında 68 çocuk ve gencin yaşamını yitirdiği kaydeden Coşkun, ölümlerin de “şüpheli” olarak kayıtlara geçtiğini belirtti. İHD’nin verilerine göre, çocuklarla ilgili son 3 yılda 18 işkence başvurusu yapıldı. Ayrıca, çocuk tutuklu ve hükümlülere kötü muamele ve işkence iddialarıyla ilgili 2015 yılında 4, 2016 yılında 4, 2017 yılında ise 10 başvuru yapıldığı kaydedildi. Yaklaşık 700 çocuk da anneleriyle birlikte cezaevinde kaldığı ifade edildi.

  • ’33 binden fazla çocuk cinsel istismara uğradı’

    ’33 binden fazla çocuk cinsel istismara uğradı’

    Birleşik HAZİRAN Hareketi eğitim raporuna göre, 33 binden fazla çocuk cinsel istismara uğradı.

    Birleşik HAZİRAN Hareketi Eğitim Komisyonu, haftalık eğitim raporunun 33. sayısını yayımladı.

    Adalet Bakanlığı verileri ile Türkiye’de çocuklara uygulanan cinsel istismarı gözler önüne seren raporda, 14-20 Mayıs haftasında basında çıkan haberlere dair hazırlanan raporda eğitim panoraması çıkarıldı.

    Rapor şöyle:

     

  • Türkiye’de iki milyon çocuk işçi var, çocuk istismarı 10 kat arttı

    Türkiye’de iki milyon çocuk işçi var, çocuk istismarı 10 kat arttı

    Türkiye’de iki milyon çocuk işçi var. Çocuk istismarıyla ilgili dava sayısı son on yılda üç kat artarken 483 bin kız çocuğu devlet izniyle evlendirildi. Çocuk istismarı 10 kat arttı. 700 çocuk anneleriyle birlikte cezaevine konuldu. 

    Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ancak Türkiye’de iki milyon çocuk işçi var. Çocuk istismarıyla ilgili dava sayısı son on yılda üç kat artarken 483 bin kız çocuğu devlet izniyle evlendirildi.

    Türkiye’de çocuklara yönelik hak ihlalleri çarpıcı boyutlara ulaştı.

    Eğitim Sen’in 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için hazırladığı “Çocuklarımız ve Gerçekler Raporu” AKP iktidarları döneminde başta eğitim olma üzere birçok alanda çocukların yaşadığı sorunları gözler önüne serdi.

    Örgün ve yüksek öğretimdeki cinsiyet farkının yüksek olduğuna dikkati çeken raporda, “Kadınların net okullaşma oranları açık öğretim hariç tüm düzeylerde erkeklerden geri durumdadır” denildi. Açık öğretime devam eden ortaöğretim öğrencileri içerisinde kız öğrencilerin oranının yüzde 62’ye yükseldiği vurgulandı.

    Türkiye’de çocuk istismarıyla ilgili dava sayısının son 10 yılda üç kat arttığı, çocukların yoksulluk oranının ise yüzde 25’e ulaştığı belirtildi. Çocuk işçi sayısının 2018 itibarıyla 2 milyona yaklaştığı bildirildi.

    MÜFREDAT 176 KEZ GÜNCELLENDİ

    Rapora göre, ilkokul ve ortaokullarda 17, liselerde 42, İmam hatip liselerinde 10 defa müfredat değişti. Sınıflar esas alındığında ise eğitim müfredatında 176 kere “güncelleme” yapıldı. AKP döneminde imam hatiplerde öğrenim gören öğrenci sayısı dört kat arttı. İmam hatip liselerinin sayısı 2002’de 450 iken bu sayı 2017’de bin 408 olarak gerçekleşti. “Din öğretimi” adı altında eğitim gören kız öğrenci sayısı 2017 yılında yüzde 56’ya yükseldi. Açık öğretim imam hatip liselerinde okuyan kız öğrenci sayısı yüzde 64’e ulaştı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) verileri göre, çocuk yaşta evlendirilmeye zorlandığı için eğitimine devam edemeyen öğrencilerin yüzde 97’si kız öğrenciler oldu.

    CEMAAT OKULLARINDA ÖĞRENCİ SAYISI 210 BİNE YAKLAŞTI

    Dini vakıf ve cemaatlerin AKP iktidarlarında eğitimde artan ekinlikleri MEB’in verilerine de yansıdı. Verilere göre, Türkiye’deki 10 bin 53 eğitim kurumunun 3’te 1’i cemaatlere bağlı faaliyet gösterdi. Üniversiteliler hariç, cemaatin okul ve yurtlarındaki öğrenci sayısı 210 bine yaklaştı. Tarikatlara bağlı yurtların kapasitesinin 380 bin olduğu, bu yurtlarda kalan öğrenci sayısının 224 bin olduğu öğrenildi.

    ÇOCUK İSTİSMARI 10 KAT ARTTI

    Türkiye’de çocuk istismarı da son 10 yılda korkunç boyutlara ulaştı. Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre, çocuk istismarıyla ilgili dava sayısı, son 10 yılda üç kat arttı. Son 10 yılda 482 bin 908 kız çocuğu devletin izniyle evlendirildi. Son altı yılda 142 bin 298 çocuk “anne” oldu ve bu çocukların büyük kısmı dini nikâh ile evlendirildi. Çocuğun cinsel istismarında Türkiye dünya listesinde 3’üncü sıraya yerleşti. Veriler göz önüne alındığında her altı erkek çocuktan biri cinsel istismara maruz kaldı. Bu çocukların yüzde 70’i 18 yaş altındayken istismara uğrayan 11 yaşından küçük çocukların oranı, yüzde 70 oldu. AKP’nin iktidarda olduğu 2002’den bu yana 18 yaşın altında 440 bin çocuk doğum yaptı. 15 yaşın altında cinsel istismara uğrayarak doğum yapan çocuk sayısı ise 15 bin 937 olarak kayıtlara geçti.

    ÇOCUK İŞÇİ SAYISI 2 MİLYONA YAKLAŞTI

    Çocuk işçi sayısı 2018 itibarıyla 2 milyona yaklaştı. 2012’de 601 bin olan 15-17 yaş arası çocuk işçi sayısı, 2016 yılına gelindiğinde 709 bine ulaştı. Çalışan her 10 çocuktan 8’inin kayıt dışı olduğu bildirildi. TÜİK’in 2016 yılı verilerine göre çocuk işçilerin yüzde 78’i kayıt dışı çalıştı. 2018 yılında yaşları 15,16 ve 17 olan üç çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Mesleki eğitim alan ve özellikle turizm sektöründe çalıştırılan stajyerler, resmi kayıtlara “çocuk işçi” olarak geçmedi.

    SURİYELİ 380 BİN ÇOCUK OKULA GİDEMEDİ

    İç savaş nedeniyle ülkelerini terk ederek Türkiye’ye yerleşen okul çağındaki Suriyeli sığınmacıların sayısı 850 bine ulaştı. MEB’in 2017 tahminlerine göre, 490 binden fazla Suriyeli çocuk ülkenin çeşitli yerlerindeki okullara kayıtlı durumda iken buna karşın 380 bin çocuk okula gidemedi.

    700 ÇOCUK ANNELERİYLE BİRLİKTE CEZAEVİNDE

    Resmi verilere göre, 2009 yılından 2017’ye kadar yaşları 18 ile 21 arasında değişen 68 çocuk ve genç yaşamını yitirdi. Bu ölümler kayıtlara, “şüpheli ölüm” olarak geçti. İHD, son üç yılda çocuklarla ilgili 18 işkence başvurusu yapıldığını açıkladı. Çocuk tutuklu ve hükümlülere kötü muamele ve işkence iddialarıyla ilgili 2015 yılında dört, 2016 yılında dört, 2017 yılında ise 10 başvuru yapıldığı kaydedildi. Adalet Bakanlığı’nın son açıkladığı istatistiklerde yaklaşık 700 çocuğun anneleriyle birlikte cezaevinde olduğu belirtildi. Darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde 16 çocuğun hayatını kaybetmesiyle sonlanan 18 zırhlı araç olayı yaşandı. 2008’den bu yana zırhlı araç çarpması sonucu en az 19 çocuk ölürken 12 çocuk da ağır yaralandı.

  • Çocuğa cinsel istismarda bulunan öğretmene tutuksuz yargılama

    Çocuğa cinsel istismarda bulunan öğretmene tutuksuz yargılama

    Diyarbakır’da 14 yaşındaki öğrencisi İ.Ç.’ye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla soruşturma başlatılan lise öğretmeni A.K. tutuksuz yargılanacak.

    Diyarbakır’da, bir lisede metamatik öğretmeni olarak görev yapan A.K. hakkında, 14 yaşındaki kız öğrencisi İ.Ç.’ye cinsel istismarda bulunduğu ve facebook üzerinden cinsel taciz içerikli mesajlar gönderdiği iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüpheli A.K., ifadesinin ardından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

    Soruşturmanın sonunda A.K. hakkında ‘Çocuğun cinsel istismarı’ ve ‘Cinsel taciz’ iddialarıyla 5 yıldan 15 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Tutuksuz sanık A.K.’nin yargılamasına önümüzdeki günlerde başlanacağı belirtildi.

    Merkez Bağlar ilçesindeki bir lisede eğitim gören İ.Ç.,matematik öğretmeni A.K.’nin kendisine cinsel taciz içerikli mesajlar gönderdiğini ailesine söyledi. Bunun üzerine 9 Kasım 2017 tarihinde polis merkezine giden İ.Ç’nin ailesi, A.K. hakkında şikayetçi oldu. Şikayet üzerine olayla ilgili soruşturma başlatılırken gözaltına alınan A.K., adli kontrol kararı ile serbest bırakıldı. Soruşturmayı 3 ayda tamamlayan savcılık, şüpheli A.K. hakkında ‘Çocuğun cinsel istismarı’ ve ‘Cinsel taciz’ iddialarıyla 5 yıldan 15 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırladı.

    SAVCI: ÖĞRENCİNİN SIRTINA DOKUNMASI CİNSEL İSTİSMAR

    İddianamede, şüphelinin değişik zamanlarda Facebook hesabından öğrencisi olan İ.Ç.’ye mesaj gönderdiğini belirten savcı, mesajların cinsel taciz içerikli olduğunu kaydetti. İddianamede, A.K.’nin 2016 yılında İ.Ç’ye dokunarak cinsel istismarda bulunduğu belirtildi. A.K.’nin İ.Ç’yi dışarıda yemeğe davet ettiği ve kendisine cep telefonu almayı teklif ettiğini belirten savcı, şüphelinin 2016 yılında İ.Ç’ye yönelik ‘Çocuğun cinsel istismarı’ suçunu işlediğini, aradan uzun bir süre geçtikten sonra bu kez facebook mesajları ile taciz ettiğini ifade etti.

    İddianamenin kabul edilmesi üzerine sanık A.K.’nin, önümüzdeki günlerde Diyarbakır 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacağı öğrenildi. A.K. tutuksuz olarak yargılanacak.

  • SES: Sosyal hizmetler alanında sorunlar daha da derinleşti

    SES: Sosyal hizmetler alanında sorunlar daha da derinleşti

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Dünya Sosyal Hizmet Günü’ne ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın metnini okuyan Ses Eş Genel Başkanı Gönül Erdem, “Bu yıl Sosyal Hizmet Günü’nü, sosyal hizmetler alanında izlenen politikaların, sorunları daha da derinleşmesine neden olacak boyutta yürütüldüğü bir süreçte karşılıyoruz” dedi. 

    Dünya Sosyal Hizmet Günü’ne ilişkin Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem okudu.

    “MART AYININ ÜÇÜNCÜ SALI GÜNÜ, DÜNYA SOSYAL HİZMET GÜNÜ”

    Erdem, “Her yıl Mart ayının üçüncü Salı günü, Dünya Sosyal Hizmet Günü olarak adlandırılmakta, sosyal hizmet uzmanları ve sosyal hizmet emekçileri tüm dünyada bugünü sosyal hizmetler alanının ve sosyal hizmet emekçilerinin durumunun tartışıldığı ve sorunlarına çözüm arandığı, taleplerin ifade edildiği bir gün olarak değerlendirmektedir.
    Bu yıl sosyal hizmetler gününü iktidar tarafından uzun zamandır izlenen ekonomik ve sosyal politikalar nedeniyle kadınların, çocukların, engellilerin, yaşlıların, yoksulların, mültecilerin, LGBTİ’lerin haklarının korunmasına acil olarak ve giderek artan şekilde ihtiyaç duyulduğu, buna karşılık sosyal hizmetler alanında izlenen politikaların ise sorunları çözmek bir yana, daha da derinleşmesine neden olacak boyutta yürütüldüğü bir süreçte karşılıyoruz” dedi.

    “AKP’NİN İHTİYAÇLARI ÖN PLANDA TUTULMAKTADIR”

    Sosyal hizmetler alanının, iktidarların ideolojilerinden ve oy hesaplarından bağımsız olarak planlanması gereken özel bir alan olduğu belirtilen açıklamada, “Sosyal hizmetlerde yapılması gereken, sosyal hizmetin kamusal bir hizmet olarak sunulması, ihtiyaç duyan herkesin ayrımsız şekilde, ücretsiz, eşit, nitelikli ve anadilinde hizmete ulaşmasının sağlanması için politikalar üretmektir. Oysa yıllardır izlenen politikaların her adımında sosyal hizmetler, AKP’nin ideolojik bakışı ve ihtiyaçları üzerinden şekillendirilmekte, hizmete ihtiyaç duyan kesimlerin ihtiyaçları değil, AKP iktidarının ihtiyaçları ön planda tutulmaktadır” denildi.

    “ÇOCUK KORUMA SİSTEMİNE ACİL İHTİYAÇ”

    Açıklamada, “Çocukların her türlü şiddet, ihmal ve istismardan korunması başta olmak üzere çocukların temel haklarının korunması, sağlıklı ve haklarına saygı gösterilen bir ortamda yetişmelerinin sağlanması devletin sosyal hizmet görevlerinin en başında gelmektedir. Bunun sağlanabilmesi için ise çocukları anne karnından 18 yaşını doldurana kadar her aşamada kurumsal olarak sarmalayacak, koruma ve önleme hizmetlerini önceleyen, erken uyarı sistemine dayalı, çocukların karşılaşabilecekleri riskleri en aza indirebilecek, herhangi bir istismar durumunda ise en hızlı ve etkili şekilde çocuğu koruyabilecek bir çocuk koruma sistemine acil olarak ihtiyaç bulunmaktadır” ifadelerine yer verildi.

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Oysa bugün çocuklar açısından karşı karşıya olduğumuz tablo, böylesi bir koruma sisteminden çok uzakta olduğumuz bir tablodur. Tüm çocukların korunması, eksiklerin tespit edilerek giderilmesi ve diğer kurumların koordinasyon içinde çalışmasını sağlamakla görevli olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıdır. ASPB’nin ise çocuklarla ilgili yürüttüğü hizmet politikaları ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır. Çocukların korunmasına yönelik bütünlüklü bir Çocuk Koruma Sistemi bulunmamaktadır. Bakanlığın elinin değdiği, çocukların korunmak üzere yer aldığı kurumlardaki hizmetlerle ilgili ise endişemiz büyüktür.”

    “GERİCİ POLİTİKALAR HİZMETLERİN ESASINA YERLEŞTİRİLİYOR”

    Açıklamada, çocuk evleri ve vakıflar hakkında şunlar dile getirildi:

    “Özellikle Çocuk Evleri, Sevgi Evleri olarak yapılandırılan kurumlarda neler yaşandığı tamamen kapalıdır, çocuk örgütlerine dahi açık değildir. Çocuklara yönelik hizmetler sayısız protokollerle vakıflara açılmıştır. Bakanlık, protokoller eliyle kendi işini hangi kriterlere göre çalışacağını kontrol edilemeyen vakıflara devretmekte, bu alandaki denetimi ortadan kaldırmakta, çocukları vakıfların insafına terk etmektedir. Bu devrin sonucunun ne olduğunu Ensar Vakfı başta olmak üzere birçok örnekten biliyoruz.

    Yine bu alanda yaygın olarak Diyanet İşleri Başkanlığı ile yapılan protokollerle ve çeşitli görevlendirmelerle, din görevlileri çocuklara yönelik hizmetlerde çalıştırılmaktadır. Meslek elemanı sayısı oldukça yetersizken, din görevlisi artırılmakta, çocukların rehabilitasyon süreci din görevlilerine bırakılmaktadır. Gerici ve muhafazakar politikalar toplumsal yaşamın tamamına olduğu gibi hizmetlerin esasına da yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Tüm bu tablo ise çocuklara ilişkin mevcut kaygılarımızı daha da artırmaktadır. ”

    “KADINA YÖNELİK ŞİDDET, SOSYAL HİZMETLERİNDEN ÖNEMLİ ALANLARINDAN”

    “Yine kadın erkek eşitliğinin sağlanması, kadınların sosyal, siyasal ve ekonomik alanda karşılaştıkları ayrımcılığı gidermek, kadına yönelik şiddetin önlenmesinden ve şiddete maruz kalan kadınların her düzeyde korunması sosyal hizmetlerin önemli alanlarından biridir. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM)nün bütçesi 2014’ten bu yana azalırken, kadınlarla ilgili izlenen hizmetlerde kadın erkek eşitliği politikası temeli yoktur; metinlerden eşitlik ifadeleri ayıklanmıştır, kadını değil aileyi temel alan politikalar hizmetlerin esasına yerleştirilmiştir. En can yakıcı sorunlarımızdan biri olan kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadınların korunmasında ise sorunlar giderilmemiş, devam etmektedir” denilerek şunlar kaydedildi:

    “Kadınların başvurularını kolaylaştıracağı iddiasıyla kurulan ve tek kapı sistemine dayalı Şiddet Önleme Merkezleri hizmeti kolaylaştırmamıştır. Aksine, ŞÖNİM’ler kurulduğundan itibaren kadınlarla ilgili çalışan kadın örgütlerinin ve belediyelerin bağımsız çalışabilme olanakları ortadan kaldırılmanın aracı olarak hizmet görmüştür. Sosyal yardımlar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bütçesinde en yüksek kalemi oluşturan alandır. Sosyal yardımlar uzunca bir zamandır, uygulanmamaktadır” diyerek sözlerini tamamladı.

    (HABER MERKEZİ/ANKARA)

  • Türkiye’de 1 milyon yoksul çocuk tarikatların elinde

    Türkiye’de 1 milyon yoksul çocuk tarikatların elinde

    2017’de ‘Eğitimde tarikatların etkisini’ araştıran Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı, 1 yıl süren araştırmanın sonucunun vahim olduğunu söyledi. Balcı: 1 milyon öğrenci tarikatların elinde. Sadece İstanbul’da 445 tarikat ve kolu faaliyet gösteriyor. Aileler, yoksulluk ve sahipsizlikten çocuğunu tarikatlara teslim etmiş halde” dedi. 

    Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esergül Balcı ve ekibi yaklaşık bir yıl boyunca sahada çalıştı. “Eğitimde Tarikat ve Medrese Gerçeği, 1 Milyon Öğrenci Tarikatların Elinde” başlıklı bir rapor yayımladı. 2017 yılında hazırlanan raporda, Türkiye’de tarikat ve cemaatlerin eğitim sistemindeki etkileri ortaya konuldu.

    “TÜRKİYE’DE 2.6 MİLYON KİŞİNİN TARİKATLA ORGANİK BAĞI VAR”

    Rapora göre Türkiye’de 2.6 milyon kişinin bir tarikatla organik bağı bulunuyor. Tarikat üyesi olan ya da faaliyetlerine katılan kişi sayısı ise 1.1 milyon. Sadece İstanbul’da 445 tarikat ve kolunun medrese ya da Kuran kursu adı altında binlerce çocuğa eğitim verdiği tespit edildi. Üstelik bu çocukların bir kısmı okul çağında bile değil…

    Rapordan çıkan sonuçları SÖZCÜ’ye değerlendiren Prof. Esergül Balcı, “Sonuçlar karşısında biz de hayrete düştük” ifadelerini kullandı. Balcı, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

    “CİDDİ ULUSAL GÜVENLİK SORUNU”

    “Taşrada durum aslında daha vahim. Devlet eğitimden kademe kademe çekilmiş. Bazı bölgelerde okullar kapatılmış. Yoksulluk ve sahipsizlik nedeniyle aileler çocuklarını tarikatlara teslim etmiş durumda. Yarın bu çocukların hangi amaç için, nasıl kullanılacağı meçhul. Her türlü istismara açıklar. Bu durum terör kadar ciddi bir ulusal güvenlik sorunudur.”

    Prof. Balcı,  “Doğu ve Güneydoğu’daki medreseler Irak, İran ve Suriye gibi sorunlu ülkelerdeki benzer yapılarla irtibat halinde. Biz bunun için Tarikat Erasmusu ifadesini kullandık” diyerek bu araştırmayı yapma fikrinin nasıl ortaya çıktığını ise şöyle anlatıyor:

    “Fikir Rusya’da olduğum dönemde başladı. FETÖ, burada yayılmıştı. Ruslar bunu bir tehdit olarak görüyorlardı. ABD’ye gittiğimde koruyup kollandıklarını gördüm. Bu yapının Türkiye için ne kadar büyük bir tehdit olduğuna şahit oldum. Üstelik tüm altyapılarını eğitim üzerine kurmuş bir yapıdan söz ediyoruz. Bu konudaki çalışmalar ise çok sığ.”

  • Afrin Sağlık Meclisi: 129 sivil yaşamını yitirdi, 320 yaralı

    Afrin Sağlık Meclisi: 129 sivil yaşamını yitirdi, 320 yaralı

    Afrin Sağlık Meclisi, Türkiye’nin operasyonlarında yaşamını yitiren sivil sayısının 129, yaralı sayısının ise 320’ye yükseldiğini açıkladı. 

    Afrin Sağlık Meclisi, bugün yaptığı basın toplantısında Türkiye ve bağlı grupların Afrin’e yönelik saldırılarında yaşamını yitirenlerin ve yaralananların sayısını açıkladı.
    Sağlık Meclisi Eşbaşkanı Encela Reşo tarafından yapılan açıklamada, şimdiye dek çocuk ve kadınların da aralarında bulunduğu 129 sivilin yaşamını yitirdiği ve 320 sivilin de yaralandığı belirtildi.
    Reşo, uluslararası topluma, insan hakları kuruluşlarına ve Kızıl Haç’a tıbbi malzeme yardımında bulunmaları çağrısında bulundu.
    Öte yandan Türkiye’nin bugünkü bombardımanında 77 yaşındaki Ehmed Mihemed Horo’nun yaşamını yitirdiği, Hemîd Reşîd adlı 4 yaşındaki çocuğun da yaralandığı belirtildi.
    Şera ilçesine bağlı Zeytunak köyüne yönelik bombardımanda 77 yaşındaki Ehmed Mihemed Horo’nun yaşamını yitirdiği belirtildi.
    ANHA’ya konuşan Horo’nun amcasının oğlu şöyle dedi:
    “Amcamla beraber evdeydik, köyümüze bombardıman başladı. Bombardımandan dolayı evden çıkmak istediğimiz esnada, evimizin önüne de top düştü amcam orada hedef oldu ve şehit düştü.”
    4 YAŞINDAKİ ÇOCUK YARALANDI 
    Uçakların Cindirês ilçesine bağlı Kefer Sefra köyüne yönelik bombardımanda ise 4 yaşındaki Hemîd Reşîd adlı çocuk yaralandı. Reşîd, hastanede tedavi altına alındı.
    (MA)
  • Her çocuk bir Gûstêrk* -VİDEO

    Her çocuk bir Gûstêrk* -VİDEO

    PİRHA – Bir çocuğun özgürlüğe olan yolculuğunu anlatan bir oyun Gûstêrk. Ateş böceğinin yolcuğunda yerinden yurdundan edilmiş, savaşın içinden çıkmış, kendine yeni bir yaşam alanı yaratmaya çalışan binlerce çocuk, binlerce aile ve ölümü göze almış bir çok insan. Tiyatro oyuncusu Yasemin Karadağ’ın mahallelerde sergilediği bu oyun ile çocuklar belki de hayatlarında ilk defa tiyatro ile karşılaştılar.  

    Haberin Videosu  

    Tiyatro oyuncusu Yasemin Karadağ çocuklar için Kürtçe yazdığı Gûstêrk (Ateş Böceği ) oyununa yönelik PİRHA’ya konuştu.

    Dokuz Eylül Üniversitesi Şehir Bölge Planlama mezunu Tiyatro oyuncusu Yasemin Karadağ’ın okulda başlayan tiyatro hayatı İstanbul’da devam etti. Mezopotamya Kültür Merkezi’nde 6 yıldır Jiyan ekibi ile Kürtçe tiyatro yapan Karadağ, hem yetişkinler hem de çocuklar için Kürtçe tiyatro yaparak aslında yasaklı olan bir dilin sanatla var olmasını sağlıyor.

    Bir yandan başka bir işte çalışıp bir yandan da Kürtçe tiyatro yapmaya çalışan Karadağ, kayyumlar ile birlikte Kürt halkına yönelik başlayan baskıcı politikanın Kürt sanatını da olumsuz etkilediğini söylüyor. Karadağ, birçok alanda sanatsal faaliyetleri için sahne verilmediğini vurguluyor.

    “ANADİLİ YASAKLANMIŞ BİR HALK VAR”

    Kürt kültürünün yayılması ve bir yere ulaşması için sanata soyunduklarını belirten Karadağ, böylece tiyatroyla uğraşmaya başlamış.”Çünkü ezilmiş ve kendi anadili ile konuşması yasaklanmış bir halk var. Ve biz Kürt kültürünü devam ettirmek için tiyatroyla uğraşıyoruz. Yetişkinler için ‘Dario Fo’nun Klaksonlar, borozanlar, bırtlar’ diye Kürtçeye çevrilmiş iki perdelik Berü oyunu, bir de benim yazdığım ve 9 kişilik arkadaş grubu ile beraber çalıştığımız Gûstêrk (Ateş Böceği) çocuk oyunu var” diyor.

    “ATEŞ BÖCEĞİNİN YOLCULUĞU”

    Yıllardır anadilleri ile eğitim alamayan Kürt çocukların asimilasyonla karşı karşıya bırakıldığını dile getiren Karadağ, Kürtçe yazdığı ve oynadığı Gûstêrk (Ateş Böceği) oyunun içeriğine ilişkin şunları söylüyor:

    “Bir çocuğun özgürlüğe olan yolculuğunu anlatan bir oyun. Bir ateş böceğinin yolculuğu aslında. Çok yabancı olduğumuz bir konu değil. Yerinden yurdundan edilmiş, savaşın içinden çıkmış, kendine yeni bir yaşam alanı yaratmaya çalışan binlerce çocuk, binlerce aile ve ölümü göze almış bir çok insan. Çocuklar da her zaman bunun bir parçasıydı. Bir denizi veya bir okyanusu aşmak için yolculuğa çıkıp ölen bir sürü insan ve bir sürü çocuk oldu. Onların amacı aslında daha güzel ve özgürce bir yaşamdı. Bu oyun  aslında biraz da onu anlatıyor.”

    Çocuklar için hazırladıkları Kürtçe Güsterk’i Okmeydanı ve Pendik’te oynayan Karadağ, “Çocuklar Kürt olmalarına rağmen eksikliklerini hissettiler. Bunu hem aileler  hem de çocuklar gördü ve bireysel olarak kendi öz eleştirilerini verdiler. ‘Ben bir Kürt’üm, Kürtçe bir oyun oynanıyor ve ben bunu anlamıyorum’ diye düşünmeye başladılar. Aslında biz bunun sorusunu sorduk yetişkinlere ve çocuklara. Güzel bir şeye ulaştığına inanıyorum. Çünkü boş bir arayış değil. Aslında o yaramaz ateş böceğinin amacıydı. Belki her çocuk kendine böyle bir amaç edinmeli ve her anne baba bunu teşvik edecek ya da buna yardım edebilecek şeyler yapabilmelidir” diyor.

    “KAYYUMLA SAHNELERİMİZ KAPATILDI”

    Kürt sanatına yönelik baskıların da giderek yoğunlaştığına dikkat çeken Karadağ yaşadıkları sorunları ise şöyle sıralıyor:

    “Kayyumla birlikte bölgelerde sahnelerin hepsi kapandı. Bunun üzerine arkadaşlar kendilerine alternatif sahneler yarattılar. Ancak kendi bütçesiyle bir şeyler ortaya koymak zaten böyle bir süreçte zor. Tabi aynı zorluğu biz de burada yaşıyoruz. Uzun zaman sahnesiz bir yerde oynadık. Sahne vermediler ve oynayamadık birçok kere. Hedeflediğimiz şeyleri başaramadık. Ama bu engel değil tabi. Asıl amacımız tiyatroyu halka götürmek, dolayısıyla dört duvar arsında çıkıp sokağa ya da oynayabileceğimiz herhangi bir yere götürüp bunu halka ulaştırmak. Ve bir adım attığımızı düşünüyorum. Geçen hafta Pendik’te, Van Erciş Derneği’nde bir düğün salonunda oynadık. Düğün salonunun bir köşesini sahne gibi düzenledik. Ve güzel tepkilerle karşılaştık. Hem çocuklar hem de büyükler çok mutlu oldular. Ve tiyatronun buralarda yapılması gerektiği kanaatine vararak, büyük bir eksiklik olduğunu onlar da gördü.”

    “TİYATRO VE SANAT PARA KAZANDIRMIYOR”

    Amaçlarının daha çok insana ve daha çok çocuğa ulaşmak olduğunu vurgulayan Karadağ, “Keşke daha çok kişiye ulaşabilseydik. Ama maddi koşullardan kaynaklı tiyatronun, sanatın para kazandıran bir meslek olmadığını biz de biliyoruz. O yüzden mecburen başka işler yapıyoruz. Ve orada arta kalan zamanlarda tiyatroyu yürütmeye çalışıyoruz. Çok yeterli değil ancak az da olsa işin ucundan tutup bir yerlere götürmeye çalıştık” diye konuştu.

    Tiyatronun diğer sanat dallarından farklı olduğunu düşünen Karadağ, “Çocukların tiyatroda oyunculara dokunuyor olması, birebir onlarla temas içinde olması ve konuşabiliyor olması başka bir şey yarattı çocuklarda. ‘Yapabilirim, özgür yaşayabilirim, amaçladığım şeye ulaşmak için çabalayabilirim’ duygusunun oluştuğuna inanıyorum” dedi.

    “TİYATROYU SAHNEDEN SOKAĞA TAŞIMAK İSTİYORUZ”

    Tiyatroyu sahneden çıkarıp sokağa taşıyan Karadağ, tiyatro ile tanışmamış mahallelere girmeyi hedefliyor:

    “Hiç tiyatroyla tanışmamış, sanat adına herhangi bir çalışmanın gitmediği yerlere gitmek ve varoşlara, sokaklara her şeyden bihaber olan çocuklara ulaşmayı amaçlıyoruz. Bir adım attık ve devamının geleceğini düşünüyoruz. Bir diğer amacımız ise Kürt tiyatrosu ile Kürtlerin dilini, kültürünü ve sanatını o çocuklara taşımak ve bir amaç edindirmek. Böyle bir şey de yapılıyormuş, böyle bir şey de varmış ve biz bu kültürü devam ettirmek için böyle bir şeye de girebiliriz duygusunu yaratabilmeyi amaçlıyoruz.”

    İsmet SEFER

    * Ateş böceği

  • Diyanet’in skandal açıklamasına tepki: Bunların çocukları ellerinden alınmalı-VİDEO

    Diyanet’in skandal açıklamasına tepki: Bunların çocukları ellerinden alınmalı-VİDEO

    PİRHA- Alevi Gençlik Hareketi’nden Dilek Güneş, Diyanet’in açıklamalarına tepki göstererek, “Aleviler mum söndü ile sapık çarpık ilişkilerle suçlanıyordu. Ama asıl zihniyeti bozuk olanların kimler olduğu bu şekilde ortaya çıktı. Onun için acil olarak bu açıklamayı yapanların çocukları ellerinden alınmalıdır” dedi. 

    Haberin videosu

    Diyanet, resmi internet sitesinde bulûğ yaşının alt sınırını kızlarda 9, erkeklerde 12 olarak belirtmiş, kızların 9 yaşında gebe kalabileceklerini, erkeklerin de 12 yaşına girdiklerinde baba olabileceklerini ifade eden açıklamaya Alevi gençlik hareketinden Dilek Güneş tepki gösterdi.

    “Diyanet yaptığı bu açıklama ile zihniyetini de ortaya koymuş oldu” diyen Güneş, yıllardır Alevilere yönelik suçlayıcı ifadeleri hatırlattı:

    “Aleviler mum söndü ile sapık çarpık ilişkilerle ilgili suçlanıyordu. Ama asıl zihniyeti bozuk olanların kimler olduğu bu şekilde ortaya çıkıyor. Daha yeni yeni dışa vurabiliyorlar. Tekrar şeriatı getirmeye çalıştıkları için. Daha öncesinde de kurdukları cümleler ve söylemleri ile. Asıl zihniyetin getirmeye çalıştıkları sistemin ne olduğunu koyuyorlar ortaya.”

    “BU ZİHNİYETTEKİLERİN ÇOCUKLARI ELLERİNDEN ALINMALI”

    Burada çocukların eğitimi ya da ailelerin buna nasıl yaklaşacağının önemli olduğuna değinen Güneş, en acil önlemin ise bu zihniyette olan ve bu açıklamayı yapanların çocuklarının ellerinden alınmasından başladığını söyledi.

    Güneş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Çünkü içeride ne olduğunu bilmiyoruz. Bunları söyleyebilecek kadar cesaret edebildiklerine göre acaba içeride daha başka neler oluyor. Çok ciddi şekilde sapıkça, çirkin söylemler çıkıyor gün geçtikçe. 9 yaşında çocuğun evliliği nasıl söz konusu olabilir. Ya da nasıl söyleyebilir böyle bir insan. Umarım insanlar buna karşı tepki gösterir. Çünkü ses çıkarılmadıkça hep sonrası geliyor. Bunun da sonu yok. Gün geçtikçe sapık, çarpık din adı altında saçma sapan sapıkça şeylere maruz kalan kadın cinayetleri, çocuklarla ilgili sapıkça şeyler. Artık bunun sonu yok. Hep bir üst evresi geliyor. Bu yüzden toplum olarak bir an evvel bir şey yapmamız lazım.”

    “YARIN SİZİN ÇOCUĞUNUZA NE OLACAĞINI BİLMİYORSUNUZ”

    Alevilerin yıllarca Diyanet’in kaldırılmasına ilişkin açıklama ve eylemlerini ve yalnız kaldıklarını hatırlatan Güneş, “Ama artık insanların da bu duruma karşı gözlerini açması gerekiyor. Bu sadece Alevilerle ilgili bir durum değil tüm toplum ile ilgili bir durum. Yarın sizin çocuğunuza ne olacağını bilmiyorsunuz. Yarın çocuğunuz belki okuldan çıktığında başına bir şey gelecek. Bunu bilmiyorsunuz artık gün geçtikçe legalleştiriliyor söylemlerle. Çünkü devlet yapıyor bunu başka biri yapmıyor. Adam ‘beni tahrik etti’ diyerek sıyrılabiliyor işin içinden. Bir kadını öldürebiliyor. Sokak ortasında dövebiliyor. İnsanlar her şeye sessiz kalıyor. Çünkü bir yandan da korku salınıyor insanların üstüne. Bu sebeple toplum olarak hep birlikte bir şey yapmamız lazım” ifadelerini kullandı.

    “9 YAŞINDA ÇOCUĞUNU EVLENDİRECEK BİR ALEVİ DÜŞÜNMÜYORUM”

    Güneş sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Aleviler yıllardır kendi içinde bir şeylerin direncini göstermeye zaten alıştı. O yüzden belki bu anlamda en az sıkıntı çekecek toplum. 9 yaşında çocuğu evlendirecek bir Alevi düşünmüyorum. Çünkü biz hep bu bilinçle yetiştirilen insanlarız. Kendi inanç kurumlarımızda sadece ibadet etmiyoruz. Kültürel anlamda çalışma yapıyoruz. Bu anlamda destek veriyoruz insanlara. Eğitim açısından destek veriyoruz. Bu yüzden bu durumdan en az yara alacak olan Alevilerdir. Sonuçta hep birlikte yaşadığımız bir toplum içindeyiz. Bütün herkesin birlikte bir şey yapması gerekiyor.” (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Diyanet’in çocuk evliliği açıklaması pedofiliyi meşrulaştırma girişimidir’

    ‘Diyanet’in çocuk evliliği açıklaması pedofiliyi meşrulaştırma girişimidir’

    PİRHA – Diyanet İşleri Başkanlığı’nın internet sitesinden 9 ve 12 yaşındaki kız ve erkek çocukların evlenebileceğini açıklamasına tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Pedofili ve tecavüzcüleri meşrulaştırma girişimi bile insanlık suçudur” dedi.   

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Gazete Peyik’te bu haftaki yazısında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, web sitesinde buluğ yaşının alt sınırını kızlarda 9, erkeklerde 12 olduğunu belirtmesine, buluğ çağına girmiş olanların dinen nikahlanabileceğini açıklamasına tepki gösterdi.

    Aydın Deniz yazısında, Diyanet’in evliliğin kişiyi zinadan koruduğunu ve insan neslinin devamını sağladığını savunduğunu belirtiği yazısında Diyanetin resmi web sitesinde nikahı tanımlayan şu açıklamasını hatırlattı:

    “Kişinin gayri meşru ilişkiye girme tehlikesi bulunması halinde evlenmesi vaciptir’ diyen Diyanet, “Nikâhın, iki şahit huzurunda tarafların irade beyanında bulunmak suretiyle akdedilmesi gerekir. Buluğ çağına erişmiş kadının velisi olmaksızın kendisinin nikâhlanabilmesi mümkün olmakla birlikte, velisinin de bulunması menduptur (yapılması daha iyi olan).”

    Deniz, Diyanet’in bu açıklamasına çok sert tepki göstererek, “Böyle bir açıklamaya karşı çok şeyler yazmak istiyor insan ama insani duyguları yazıya dökememek gibi durumla karşı karşıya kalmakta can sıkıcıymış. Bir kız babası olmak ve böyle bir zihniyetin meşrulaştırma çabasına şahit olmak bile insanı çileden çıkartmaya yeterli. Pedofili ve tecavüzcüleri meşrulaştırma girişimi bile insanlık suçudur” diye yazdı.

    “LAİK BİR DEVLETTE İMAM HATİPLER VE OKUL İÇİ MESCİTLER OLMAZ”

    “Vergilerimi Diyanet’e helal etmiyorum” diyen Deniz şunları ifade etti:

    “20 yıldır Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılmasını isteyen Alevi kurumlarının hassasiyetlerini görmezden gelenler bu gündemle ilgili en küçük bir açıklama bile yapmamışlardır. Laik bir düzende devletin din kurumu olamaz. Laik bir devlette İmam Hatip Liseleri, okul içinde Mescitler ve zorunlu din dersleri olamaz. Bu ülkenin anayasasında her ne kadar laik ve hukuk devleti tanımı olsa da maalesef ki ne laik olmuş ne de hukuk işlemiştir. Laikliğin uygulanmadığı bir düzende böyle açıklamaların devletin resmi kurumları üzerinden yapılmasına kimse şaşırmasın. Bugüne kadar Türkiye laiktir laik kalacak sloganıyla oyalanmış bir toplum olarak ülkenin şartlarına göre uygulanan laikliğin yeniden tanımlanmasına ve uygulanmasına ihtiyaç vardır. Laikliğin gerçek anlamda uygulanması hem inançların özgürlüğü ve eşitliğini sağlayacak hem de siyasal iktidarın devlet kurumu aracılığıyla inançsal emirleri vermesinin önüne geçilecektir.” (HABER MERKEZİ)

  • Öğrenciler intihara teşvik ediliyor: Bir an önce ahirete kavuşmalı

    Öğrenciler intihara teşvik ediliyor: Bir an önce ahirete kavuşmalı

    Eğitim-Sen Muğla Şubesi Muğla’daki ortaokullarda vakıf ve cemaatlerin ders saatleri içinde gerici sunum yapmasına yönelik basın toplantısı düzenledi.

    Eğitim-Sen Muğla Şubesi, Muğla’daki ortaokullarda yapılan gerici, cinsiyetçi ve bilim dışı yapılan eğitimleri bugün bir basın toplantısı gerçekleştirdi.

    Muğla’da ortaokullarda gerçekleşen ve değerler eğitimi adı altında verilen gerici sunuma değinilen açıklamada Eğitim-Sen Şube Başkanı Nuran Aldan, “Toprağın altı bu dünya, toprağın üstü ise öldükten sonraki yaşam olarak tariflenmektedir. Özellikle  erinlik ve orta ergenlik dönemindeki çocuklar soyut ve dinsel bilginin iradi özümsemesini gerçekleştirecek yetilerle tam olarak donanmış değildir. Çocuk bu bilgileri ancak ezbere sorgulamadan hatta korku veya kaygı ile kazanabilmektedir. Sevap, günah, kıyamet, ahiret, melek, şeytan gibi tam olarak anlamlandıramayacağı kavramlarla karşı karşıya kalan çocuk psikolojik veya davranışsal birtakım sorunları yaşayabilecektir. Defter notunda görülen anlatımlar 10-12 yaşındaki çocuklara; dünyada süre giden yaşamı değersizleştirip bir an önce asıl yaşama (ahirete) kavuşmaya teşvik anlamı taşımaz mı?” ifadeleri kullanıldı.

     

    Aldan açıklamasında “2017 yılında gerici, cinsiyetçi, bilim dışı modelin eğitim sistemine yerleştirilmesiyle Eğitim’de Acil Durum Sirenlerinin çaldığı bir yıl olarak geçtiği, 2018’in Laik, Bilimsel, Demokratik bir eğitimi ve ülkeyi kazanma yılı olmasını dilerim” dedi.

    Çocuklara yapılan sunumun defter notu.

     

  • Asimilasyona direnen çocuklar: İnancımıza sahip çıkıyoruz-VİDEO

    Asimilasyona direnen çocuklar: İnancımıza sahip çıkıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Asimilasyona karşı semah dönmeyi seven, inancını öğrenen ve öğrendiklerini geleceğe taşımak isteyen ‘bir avuç’ çocuk… Bu çocuklar, gülen yüzleri ve pırıl pırıl bakışlarıyla büyüklere “Siz bizi tanımasanız da, biz inancımıza sahip çıkıyoruz” diyorlar.

    Haberin Videosu

    Türkiye’de milyonlarca Alevi yaşamasına rağmen, Alevi inancı yasal statüye alınmak bir yana ötekileştirilmeye ve asimile edilmeye çalışılıyor. Devlet politikası olarak; Alevi köylerine yapılan ve yapılmak istenen camiler, cemevlerinin inanç merkezleri olarak tanınmaması, Alevi dergahlarının asıl sahibi olan Alevilere verilmemesi ve zorunlu din dersi ile Alevi çocuklarının ilk okuldan itibaren asimile edilmeye çalışılması gibi uygulamalar ortada dururken, kendi imkanlarıyla bir araya gelen Alevilerin yıllar içinde kurdukları cemevleri ile Alevi çocukları inançları ve kültürleriyle buluşuyor.

    Bunun en güzel örneklerinden bir Antep Cemevi’nde yaşanıyor. Yaşları 8 ile 15 olan çocuklar, semah dönüp bağlama çalıyor. Aynı zamanda Alevi inancı hakkında bilgileniyor.

    Fatma, (arkadaşları ona Fatoş diyor) küçüklüğünden beri cemevine gelip gidiyor. Semah dönmeyi ve deyiş söylemeyi çok seven Fatma ve arkadaşları, “Alevilik yolunda yürümek, öğrenmek ve gelecekte küçüklerimize öğretmek istiyoruz” diyor.

    Semahın yanında Alevi yol erenlerini de öğrendiklerini söyleyen çocuklar, zaman içerisinde sayılarının azaldığını, ancak severek ve isteyerek cemevine gelmeye devam edeceklerini ifade ediyor.

    Son olarak Fatma, mikrofonlarımıza o güzel sesiyle bir deyiş okuyor.

    Diren Keser/ANTEP

     

  • Türkiye’de 870 bin Suriyeli çocuktan 380 bini eğitim alamıyor

    Türkiye’de 870 bin Suriyeli çocuktan 380 bini eğitim alamıyor

    Sığınmacı çocukların eğitimi için gerek duyulan kaynağın sadece yüzde 12’sine ulaşılabildiği açıklandı. Türkiye’de de okul çağındaki 870 bin Suriyeli çocuktan 380 bini eğitim alamıyor.

    Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), eğitim alamayan sığınmacı çocukların okula gitmesini sağlamak için gerek duyulan kaynağın sadece yüzde 12’sine ulaşılabildiğini açıkladı.

    DÜNYADA 9 MİLYON 200 BİN ÇOCUK ETKİLENİYOR

    Dünya üzerinde insani krizlerden etkilenen 9 milyon 200 bin çocuğun olduğunun kaydedildiği açıklamada, “2017 yılında olağanüstü koşulların yaşandığı ülkelerdeki eğitim programları için 932 milyon dolarlık fona ihtiyaç duyuluyor. Ancak bugüne kadar sağlanan gönüllü katkıların tutarı 115 milyon dolara bile ulaşmadı” ifadeleri kullanıldı. UNICEF’in Almanya’da yaptığı açıklamada, kaynak sıkıntısının milyonlarca çocuğun eğitimini tehdit ettiği belirtildi.

    ÇOCUKLAR ERKEN EVLİLİK, ÇOCUK İŞÇİLİĞİ GİBİ OLUMSUZLUKLARLA KARŞI KARŞIYA

    Eğitim olmadan çocukların barışa ve ülkelerinin gelişmesine katkıda bulunamayacağını söyleyen UNICEF İyi Niyet Elçisi Muzoon Almellehan, “Bu durum, zaten güçlükler içinde olan milyonlarca çocuğun durumunu daha da ağırlaştırır” diye konuştu. Almellehan, eğitimden mahrum kalan çocukların erken evlilik, çocuk işçiliği ve silahlı güçlere dâhil olmak gibi bazı olumsuzluklarla karşı karşıya kaldığını vurguladı.

    SIĞINMAK İÇİN AVRUPA TERCİH EDİLİYOR

    UNICEF’in raporunda, ülkelerindeki savaş ve siyasi sebepler yüzünden yaşadıkları sorunlar nedeniyle, başka ülkeye sığınmak zorunda olan ailelerin, çocuklarının eğitimi için yaşamlarını riske atarak sığındıkları ülkeden başka ülkelere yöneldiği bilgisine de yer verildi. Raporda, İtalya’da bulunan sığınmacı çocukların yüzde 38’inin eğitim fırsatları için Avrupa’ya gittiği kaydedildi. Yunanistan’da yapılan araştırmaya da yer verilen raporda, Yunanistan’da sığınmacı durumunda olan her üç aileden birinin sığınmak için Avrupa’yı tercih etme nedeninin eğitim olduğu belirtildi.

    Savaşın yarattığı etkilerin yanı sıra, yaşadığı evden ayrılmanın da çocuklarda büyük hasarlar yarattığının vurgulandığı açıklamada, eğitimin kurtarıcı bir öneme sahip olduğu belirtildi. Raporda, Suriye’deki iç savaş yüzünden ülkesini terk etmek zorunda kalan Suriyeli Muzoon’un şu sözlerine yer verildi:

    “2013 yılında Suriye’den kaçmak zorunda kaldığımda okula hiç dönemeyeceğimi düşünüp korkuyordum. Ancak Ürdün’e geldiğimde ve kampta bir okul olduğunu gördüğümde rahatladım ve umutlarım arttı. Okul, benim gibi çocuklara yaşama tutunma fırsatı, barışçı ve pozitif bir gelecek şansı kazandırır.”

    TÜRKİYE’DE 1 MİLYON 300 BİN SIĞINMACI ÇOCUK VAR

    Dünyada en fazla sayıda Suriyeli sığınmacının yer aldığı Türkiye’de resmi verilere göre 1 milyon 300 bin sığınmacı çocuk bulunuyor. Bu çocuklardan 870 bini okul çağında. Türkiye’de bulunan okul çağındaki 870 bin çocuktan 380 bini ise eğitim alamıyor.  (HABER MERKEZİ)

  • Çocuklara asker selamı verdirip idam çağrısı yaptıran öğretmene ödül gibi ceza: Kınama

    Çocuklara asker selamı verdirip idam çağrısı yaptıran öğretmene ödül gibi ceza: Kınama

    PİRHA – İlkokul çocuklarına idam ipi tutturduğu fotoğrafı “Ya devlet başa, ya kuzgun leşe… Başkaaaan…! Adalet istiyoruz” yorumuyla paylaşan öğretmen Aydın Erekmen’e kınama cezası verildi.

    İstanbul Başakşehir’de bulunan TOKİ Osmangazi İlkokulu’nda sınıf öğretmeni Aydın Erekmen hakkında ‘halkı suç işlemeye tahrik ettiği ve küçük yaştaki çocukların psikolojisini bozduğu’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulmuş ve savcılıkça ‘görevini kötüye kullandığı’ gerekçesiyle adli soruşturma başlatılmıştı.

    CHP İstanbul Milletvekili Gamze Akkuş İlgezdi’nin verdiği soru önergesiyle, öğretmen Erekmen hakkında fotoğrafların yarattığı infialin ardından başlatılan soruşturmanın akıbeti öğrenildi.

    Soru önergesine Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz imzasıyla yanıt verildi.

    ÖĞRETMENE SADECE KINAMA CEZASI VERİLDİ

    Görev yaptığı Başakşehir TOKİ Osmangazi İlkokulu’nda, darbe girişiminden birkaç ay sonra ilkokul öğrencilerinin eline urgan vererek fotoğraf çeken öğretmene sadece kınama cezası verilmiş.

    Bakan Yılmaz, önergeye yanıtında, “İstanbul valiliğince söz konusu öğretmen hakkında yapılan inceleme/soruşturma neticesinde; adı geçenin 657 Sayılı Kanun’un 125/B/d maddesi uyarınca ‘kınama’ cezası ile tecziye edildiği belirtilmektedir”dedi.

    Kınama cezasının gerekçesi, ‘hizmet dışında devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunması.’

    ÇOCUKLARA İDAM İPİ VERİP FOTOĞRAF ÇEKTİRDİ

    Facebook ve Twitter’da dolaşıma giren fotoğrafta ilkokul çocuklarının öğretmenleriyle ellerinde urgan tuttuğu görülüyordu. Sınıfın panosunda ‘Şehitler Köşesi’ yazılı bölümün yanında da yine idam ipi bulunuyordu.

    Fotoğraf başta çocukların izci fularları nedeniyle izci bağı çalışmasına yorumlandı. Ancak İstanbul Başakşehir’de bulunan TOKİ Osmangazi İlkokulu’nda sınıf öğretmenliği yapan Aydın Erekmen’in sosyal medya hesabı, durumun ‘pek de masum olmadığını’ ortaya çıkardı.

    Zira öğretmen birçok paylaşımında idam çağrısı yapıyor, çocuklara asker selamı verdirdiği fotoğrafları paylaşıyordu.

  • ‘İnsanca yaşam talebimize karşı kölelik yasası dayatılıyor’

    ‘İnsanca yaşam talebimize karşı kölelik yasası dayatılıyor’

    PİRHA – İstanbul Bakırköy’de yapılan 1 Mayıs İşçi Bayramı büyük bir katılım ve coşkuyla kutlandı. Alanda aynı zamanda birçok sivil toplum kuruluşu, siyasi parti ve sendika yer aldı. 1 Mayıs ‘ı Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyon (DİSK) Başkanı Gani Beko ve Kamu Emekçiler Sendikaları Konfederasyon (KESK) Başkanı Lami Özgen PİRHA’ya değerlendirdi.

    Referandumda 25 milyona yakın insan korkusuzca ‘Hayır’ dedi. Ancak halkın ‘Hayır’ dediği sandıklardan Yüksek Seçim Kurulu’nun ‘Evet’ çıkardığını belirten DİSK Başkanı Kani Beko, “Bu topraklarda 80 milyona yakın insan yaşıyor. Dolasıyla daha demokratik, özgürlükçü, laik, eşitlikçi ve halkçı bir anayasa yapılmasından yanayız” dedi.

    “OHAL VE KHK İLE 125 BİN KİŞİ İHRAÇ EDİLDİ”

    Beko, son dönemlerde atanan kayyumlara ve KHK ilişkin de şunları ifade etti:

    “Doğu ve Güneydoğu’da 85 yakın belediye kayyum atandı. Kayyum atanan belediyelerde 1500 yakın çalışan işten atıldı. Ve OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile 125 bine yakın arkadaşımız ihraç edildi. Bugün yapılan tüm bu haksızlıklara karşı gelmek ve işçilerin kıdem tazminatını gasp ettirmemek için buradayız.”

    “7 MİLYONA YAKIN İNSAN İŞSİZ”

    Beko, “Bugün Türkiye’de 7 milyona yakın insan işsiz. Bunun 1 milyonunu üniversite mezunu olanlar oluşturmaktadır. 15 yaşına daha basmamış, beyinen ve fiziken halen hazır olmayan çocuklarımızı fabrikalarda, inşaatlarda ve sanayi sitelerinde çok sağlıksız koşullarda çalıştırıyorlar. Yasak olmasına rağmen çocukları çalıştırıyorlar. Ve bu çocukların 56’nı 2016’da kaybettik. Bugün burada çiftçilerin, emekçilerin, işçilerin ve genç kardeşlerimizin sorunlarını dile getireceklerini” ifade etti.

    “TAKSİM MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEKTİR”

    “Taksimde 1977’de katledilen işçi kardeşlerimizin katilleri bulununcaya kadar ve adalete teslim edilinceye kadar Taksim mücadelemiz devam edecek” diyen DİSK Başkanı Kani Beko, “Bugün Taksim’de olmamız gerekirken Bakırköy’de kutlamak zorunda kaldık. Çünkü günümüzdeki sorunları ve sıkıntıları konuşabilmek ve duyurabilmek için milyonları bir araya getirecek bir mitinge ihtiyaç olduğunu” ifade ederek, Türkiye işçi sınıfının ve dünya emek hareketinin 1 Mayıs işçi bayramını kutladı” dedi.

    “ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ADI ALTINDA TEK ADAMLIK DAYATILDI” 

    Her şeyden önce OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile Türkiye’de baskıcı ve otoriter tüm mercilerin harekete geçirildiğinin altını çizen Kamu Emekçiler Sendikası konfederasyon Başkanı Lami Özgen de, “Bunlar da yetmiyormuş gibi anayasa değişikliği adı altında tek adam sistemini zorla halka dayattılar. Ancak milyonlar referandumda bu dayatılan sisteme karşı durduğunu” ifade etti.

    “İNSANCA YAŞAM TALEBİMİZE KARŞILIK SADAKA VE KÖLELİK YASASI DAYATILIYOR”

    Özgen referandumda neden ‘Hayır’ dediklerinin gerekçelerini şöyle ifade etti:

    “İş güvencesi ile kıdem tazminatının ortadan kaldırılmasına, insanca yaşam talebine karşı bize sadaka ve köleliğin dayatılmasına, savaş politikalarına, kaosa ve çatışmalara karşı durmak ve mücadele etmek için Hayır dedik. Bunlar aynı zamanda bizim 1 Mayıs taleplerimizdir.”

    ” İRADEMİZ GASP EDİLDİ, OYLARIMIZ ÇALINDI”

    KESK Başkanı Lami Özgen sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’nin 7 bölgesinde tüm işçi ve emekçi arkadaşlarımız biraraya gelerek bize dayatılanları kabul etmediğimizi, reddettiğimizi, istemediğimizi, bu ülkenin yarısı olduğumuzu ve bu ülkenin yarısının iradesinin oylarının çalındığı, gasp edildiği bu sisteme karşı olduğumuzu buradan bir kez daha ifade ettik ve etmeye de devam edeceğiz.”

    HABERİN VİDEOSU

  • ‘Alevi yurttaşın din dersi tepkisi: Dilimiz dönmüyor’-VİDEO

    ‘Alevi yurttaşın din dersi tepkisi: Dilimiz dönmüyor’-VİDEO

    PİRHA – Türkiye’de 1982 Anayasası ile din derslerinin zorunlu hale getirilmesine ve AİHM kararına rağmen hala okullarda veriliyor olmasına Aleviler tepki göstermeye devam ediyor. Alevi yurttaş Şükriye Kandil, “Kendi kültür ve inancımız dururken neden din dersi alalım” dedi. 

    Antalya 4’üncü İdare Mahkemesi’ne yürütmeyi durdurma talebiyle dava açan aile, dersin nesnel ve çoğulcu bir içerikle işlenmediğini, müfredatın tarafsız olmadığını, inançlarına ve felsefi görüşlerine aykırı biçimde din eğitimi verilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu ifade etmişti.

    Zorunlu din derslerine ilişkin Alevi yurttaş Şükriye Kandil PİRHA’ya konuştu.

    “İNSANIN NE DİLİ DÖNÜYOR NE DE VİCDANI ELVERİYOR”

    Şükriye Kandil, “Kendi kültür ve inancımız dururken neden din dersi alalım” diye konuştu.

    Kandil, “Bizim inancımızı okullarda yasaklayan zihniyet önce din dersi verilen kurum ve kuruluşlarda neler olduğuna bir baksın. Din eğitimi verilen vakıflarda çocuklara duymak istemediğimiz muamelelerde bulunuluyor. Buna insanın ne dili dönüyor ne de vicdanı elveriyor.”

    “İKTİDARIN POLİTİKALARI BİRLİK VE BERABERLİĞİ YOK EDİYOR”

    Şükriye Kandil son olarak şunları ifade etti:

    “Bizim inancımızda Laz’ı, Ermeni’si, Arnavut’u hepsi birdir ve kardeştir. Hiçbir ayrım yapmadan birlikte yaşıyorken mevcut iktidarın politikaları ile bu birlik ve beraberlik yok olmaktadır.” (HABER MERKEZİ)

    HABERİN VİDEOSU

  • KHK’yla kapatılıp sonra açılan Zarok TV, İsviçre’de en çok izlenen ilk dört kanaldan biri

    KHK’yla kapatılıp sonra açılan Zarok TV, İsviçre’de en çok izlenen ilk dört kanaldan biri

    KHK ile kapatılan daha sonra yeniden açılan Türkiye’nin ilk Kürtçe yayın yapan çocuk kanalı Zarok TV, İsviçre’de 160 televizyon kanalı arasında izlenme oranı en yüksek 4 kanal arasına girdi. Zarok TV yeni yayın döneminde kendi yapımı Kürtçe animasyonlarla da çocuklarla buluşuyor.

    29 Eylül’de OHAL Kanun Hükmünde Kararnamesi (KHK) ile kapatılan 12 televizyon ve 11 radyonun arasında bulunan Türkiye’nin ilk Kürtçe yayın yapan çocuk kanalı Zarok TV, kamuoyunun da yoğun tepkisi sonrası kararın geri çekilmesi ardından 9 Aralık’ta yeniden yayına başladı.

    Yeniden açılan kanal, İsviçre’de 160 televizyon kanalı arasında izlenme oranı en yüksek 4 kanal arasına girdi.

    Kanal şimdi yeni Kürtçe animasyonlarla çocuklarla buluşmaya devam ediyor.

    Gazete Karınca, Zarok TV’nin Diyarbakır’daki stüdyolarına girdi ve kanal çalışanlarıyla görüştü.

    Kanalın bulunduğu binada birçok kapı kilitli. Çünkü binada KHK ile kapatılan Jiyan TV’nin de stüdyoları bulunuyor.

    Kapatma kararlarının ardından maliye memurları tarafından tüm bina mühürlenmiş.

    Zarok TV’nin yeninden açılması kararı sonrası ise binada yalnızca Zarok TV’nin kullandığı bölümlerin kapıları açılmış.

    ‘Çocuklar fotoğraf göndermeye devam ediyor’

    İlk olarak Zarok TV Genel Yayın Yönetmeni Dilek Demiral’le konuşuyoruz. Kanalın açılmasının ardından çocuklardan gelen tepkileri soruyoruz.

    Demiral, kanal kapatıldığında sosyal medyada kanalın kapatılmasına tepki gösteren çocukların fotoğrafları ile yayınladıkları videoları hatırlatarak, hala yüzlerce çocuğun kendilerine fotoğraflar göndererek kanalda yayınlanmasını istediğini söyledi. Demiral, gülümseyerek şöyle diyor:

    İlgi çok yoğun. Çocukları kıramıyoruz, hala aileler çocuklarının fotoğraflarını atıyorlar.

    ‘Hem biz hem çocuklar mutlu’

    Yayına yeniden başladıktan sonra kendi animasyon ekiplerinin yapımlarıyla çocukların karşısına çıktıklarını söyleyen Demiral, şöyle devam ediyor:

    Hem biz hem de çocuklar çok mutlu. Animasyon ekibimiz iki ve üç boyutlu animasyonlara başladılar. Kürtçe kendi animasyonlarımızla buluşmaktan mutluyuz.

     

    İsviçre’de en çok izlenen ilk 4 kanal arasında

    Demiral, asıl önemli bilgiyi ise sona saklıyor. Türkiye’de ilk Kürtçe yayın yapan çocuk kanalı Zarok TV’nin sadece Türkiye’de değil yurtdışında da ilgiyle izlendiğini söylüyor ve Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı İsviçre’de Kürt ailelerin çocuklarını anadilini öğrenmeleri için Zarok TV’ye yönlendirdiğini belirtiyor.

    Kanal, İsviçre’de yapılan rating ölçümlerinde 160 kanal arasında en çok izlenen 4 kanal arasına girmiş durumda.

    3 yeni animasyon

    Demiral’le söyleşinin ardından kanalın animasyon odasına geçiyoruz. Büyük çoğunluğu genç animasyoncular, ellerindeki projeleri bitirme sorumluluğuyla harıl harıl çalışıyorlar.

    Animasyon ekibinden yönetmen Seren Delibaş, yeni animasyon projelerini anlatıyor.

    Biri kanal kapanmadan kısa bir süre önce başlayan 3 yeni animasyon var. Bunlardan biri “Morîka Xewê” yani “Uyku Boncuğu”. Çocukların uyku saatlerinde Mezapotamya hikayelerini içeren bu uyku programıyla çocuklara hem “uyku saati yaklaştı” uyarısı yapılıyor hem de daha önce duymadıkları kendi coğrafyalarından hikayeler anlatılıyor.

    Diğeri ise “Nîkil û Gewez”. Bu programda ise karakterler Nîkil ve Gewez  birbirlerine bilmece sorup cevaplarını arıyorlar.

    “Landik” yani “Ninni” programında ise Kürt çocuklara anadillerinde masallar sunuluyor.

    Delibaş, konuşmasına kanallarının tekrar açılmasına vesile olan kamuoyu desteğini hatırlatarak başlıyor ve desteğini esirgemeyen herkese teşekkür ediyor.

    Delibaş şöyle devam ediyor:

    Kamuoyu desteği olmasaydı yayına başlayamayabilirdik. Yayına başladıktan sonra binlerce mail geldi. Tepkiler çok olumlu çocuklar çok mutlu. Yeni projelerle çocuklarla buluşmaya devam edeceğiz.

    İran’dan Türkiye’ye çocuklar için uzanan yolculuk

    Kanalın animasyon odasındaki bir diğer isim ise Edris Samani. Kanalın animasyon yönetmenlerinden.

    İran Kürtlerinden olan Samani, Tebriz Üniversitesi’nde grafik-animasyon eğitimi almış. Aynı zamanda kısa filmleri de var.

    Samani, Zarok TV açıldıktan sonra Kürt çocuklarına anadillerinde animasyonlar hazırlayabilmek için Türkiye’nin yolunu tutmuş.

    Samani de kanalda yürüttükleri çalışmalara ilişkin şunları anlatıyor:

    Çocuk çalışmalarına katkı sunmak için buradayım. Kültür ve dil üzerine çalışmalarımızı yoğunlaştırıyoruz. Çocukların yaşadıkları farklı bölgelerde dil ve kültür üzerine araştırmalar yapıp bu araştırmalar üzerinden yeni üretimler yapmak istiyoruz.

     


    Haber: ÇAĞDAŞ KAPLAN – http://gazetekarinca.com/


     

  • Cumhurbaşkanı olmak istiyor, ilk hedefi idam!

    Cumhurbaşkanı olmak istiyor, ilk hedefi idam!

    CNN Türk, yarıyıl tatilinin başlamasına ilişkin yaptığı haberinde, karne alacak çocuklarla canlı yayında söyleşi yaptı. Bu sırada bir öğrencinin “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna verdiği yanıt şaşkınlık uyandırdı.

    Küçük çocuk, büyüyünce muhtarlıktan cumhurbaşkanlığına uzanan kariyerinde zirveye çıkacağını, ardından da anayasayı değiştirip idam cezası getireceğini söyledi. Üstelik aynı çocuk, ‘darbecilerin yaptıkları’na karşılık, idam cezasını geriye dönük işleteceğini de hatırlattı.

    “Ben cumhurbaşkanı olmak istiyorum, hedefim büyük, basamak basamak” diyen çocuk, önce muhtarlıkla başlayacağını belirtip, ‘hayli tanıdık‘ bir rota çizdi: “Sonra belediye başkanı, sonra milletvekili, sonra bakan, sonra başbakan, sonra cumhurbaşkanı.

    Buraya kadar bir çocuğun hayalleri olarak hiç de fena olmayan hedeflerden bahseden çocuğun sonraki sözleri toplumsal travmanın aştığı eşiği gözler önüne serdi: “Anayasayı değiştireceğim, darbeciler yüzünden bir sürü sorunlar yaşıyoruz, bu yüzden idam getireceğim. Anayasalar geri dönmüyormuş ama ben geri döndüreceğim.”

    Muhabirin çocuğa verdiği yanıtsa daha da manidar oldu: “Yaş küçük ama hayaller büyük.” 

  • İstismara uğrayan çocuk intihara kalkıştı!

    İstismara uğrayan çocuk intihara kalkıştı!

    Bursa’da 12 yaşındaki kız çocuğunun 2 kişi tarafından cinsel istismara uğradığı ortaya çıktı.

    26 yaşındaki B.A. ile 20 yaşındaki K.B., 12 yaşındaki S.T.’ye istismardan gözaltına alındı.

    İstismar failleri hakkında 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden mahrum kılma’ suçlarından 25 yıla kadar hapis cezası talebiyle dava açıldı. Çıktığı ilk mahkemede tutuklanan K.B. daha önceki ifadelerini tekrarlayarak kendisini “S., bana 16-17 yaşında olduğunu söyledi. Son buluşmamızda beni evine çağırdı. Yaşının küçük olduğunu bilmiyordum” şeklinde savundu.

    Diğer sanık B.A. ise, “Ben üzerime atılan suçlamaları kabul etmiyorum. Kendisiyle 2 ay kadar arkadaşlığım oldu. S. ile her hangi bir ilişkiye girmedim. Beraatımı istiyorum” diye konuştu.

    BABA: KIZIM İNTİHAR ETMEK İSTEDİ

    Çocuğun babası İ.T. ise “Sanıklardan şikayetçiyim. Kızım bu olayların ardından intihar etmeye kalkıştı. Cezalandırılmalarını istiyorum” dedi.

    Mahkeme heyeti, sanığın tutukluluk halinin devamına karar verip, duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.

  • Çınar’daki cinsel istismar dosyası Sivas’a gönderildi

    Çınar’daki cinsel istismar dosyası Sivas’a gönderildi

    Diyarbakır Çınar’da maruz kaldığı cinsel istismar sonucu doğum yapan 11 yaşındaki G., beyanında olayın Sivas’ta yaşandığını belirttiği için dosya yetkisizlikle Sivas’a gönderildi. İHD avukatları karara itiraz edecek.

    Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde cinsel istismar sonucu doğum yapan ve bebek ile birlikte Çocuk Esirgeme Kurumu’na yerleştirilen 11 yaşındaki G.’nin dosyası “yetkisizlik” kararıyla Sivas’a gönderildi. Karın ağrısı şikayetiyle kaldırıldığı hastanede doğum yapan 11 yaşındaki G., ifadesinde olayın Sivas’ta yaşandığı beyan ederken, ailenin verdiği bilgiye göre ise, doğumun zamanlamasına göre G., o tarihte yani Nisan ayında Sivas’ta değil Çınar’daydı.

    DOSYA YETKİSİZLİKLE SİVAS’A GÖNDERİLDİ

    Olayla ilgili Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada aile fertlerinin hiçbirinin ifadesine başvurulmadı. 11 yaşındaki çocuğun “Olay Sivas’ta yaşandı” beyanından dolayı dosya “yetkisizlik” kararıyla Sivas’a gönderildi. İnsan Hakları Derneği’ne (İHD) başvuru yapan aile, olayın aydınlatılmasını isterken, duruma dair şimdiye kadar herhangi bir şüpheli gözaltına dahi alınmadı.

    DOSYANIN DİYARBAKIR’A GÖNDERİLMESİ TALEP EDİLECEK

    Dosyayla ilgilenen İHD avukatlarından Ercan Yılmaz, dosyanın yetkisizlikle Sivas’a gönderildiğini ancak bunun sağlıklı bir karar olmadığı dile getirdi. Ailenin beyanının alınmadığını vurgulayan Yılmaz, dilekçe vererek Sivas’ın da yetkisizlik kararı vermesini ve dosyayı tekrar Diyarbakır’a göndermelerini talep edeceklerini aktardı. Yılmaz, “Ailenin beyanının alınmamasıyla ilgili dosya gönderildiği için itiraz edemiyoruz. Failin kimlik bilgileri yok. Şimdiye kadar kimse gözaltına alınmadı. Çocuğun söylemlerinde de çelişkiler var. Bir yerde ağabeyine yemek götürürken birinin meyve suyu verdiğinden bahsediyor, bir yerde ise yemek verip döndükten sonra olayı hatırlamadığını söylüyor. Kim olduğunu bilmiyor, ancak görürse tanıyabileceğini söylüyor” şeklinde konuştu.

    “SORUŞTURMA EKSİK YAPILMIŞTIR”

    Çocuğun ve bebeğin şu anda devlet korumasında tutulduğunu kaydeden İHD avukatlarından Hatice Demir, çocuğun bir şeylerden korkmuş olabileceğine dikkat çekerek, çocuğun beyanı ile ailenin söylemleri arasında çelişkiler olduğunu söyledi. Demir, şunları aktardı: “Çocuk beyanında Sivas’ta yaşandığını söylediği için Sivas’a gönderildi. Soruşturma eksik yapılmıştır. Eksik soruşturma yapıldığı için dilekçe vereceğiz ve soruşturmanın genişletilmesi talebinde bulunacağız.”