PİRHA-DEM Parti İmralı Heyeti, Eş Genel Başkanlar Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları ile bir araya geldi. Heyet, görüşmenin ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmek için Külliye’ye geçecek.
İmralı Adası’nda Abdullah Öcalan ile dün bir görüşme gerçekleştiren Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyeleri, partinin Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile bir araya geldi.
Heyette yer alan DEM Parti Meclis Başkanvekili Pervin Buldan ve Urfa Milletvekili Mithat Sancar, partinin genel merkezinde eş genel başkanlarla bir araya geldi. Toplantı basına kapalı bir şekilde başladı.
Heyet, görüşmenin ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmek için Külliye’ye geçecek. Erdoğan ile yapılacak görüşmeye, AKP Genel Başkanvekili Efkan Ala ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın da katılacak.
PİRHA- Rabia Naz Vatan’ın babası Şaban Vatan, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kendisine dava açtığını duyurdu.
6 yıl önce şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden 11 yaşındaki Rabia Naz Vatan’ın babası Şaban Vatan, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine dava açtığını duyurdu.
Erdoğan’ın kendisine dava açtığına ilişkin e-Devlet görüntüsünü paylaşan Vatan, sanal medya hesabından şu açıklamayı yaptı:”Sn. Erdoğan avukatınızın amacı nedir, yetmedi mi? Hakkımda yıllardır yaşattığınız zülüm, yetmedi mi? 6 yıldır katilleri sokakta gezdiriyorsunuz. Kendi adaletimizi artık kendimiz mi sağlayalım Benim evladım öldürüldü evladım. Lanet Olsun!”
PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sivas Katliamı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Hayrettin Gül’ün cezasını kaldırmasına tepki gösteren Alevi kurum başkanları, “Suçsuz yere yıllardır hapishanelerde tutulanlar var ama katiller affediliyor. Halkın vicdanı affetmeyecek ve eninde sonunda halkımız bu kanlı tarihle yüzleşecek ve hesabını soracaktır” dediler.
AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 2 Temmuz 1993’te 33 kişinin yakılarak katledilmesine dair açılan Sivas Katliamı davasında idama mahkum edilen Hayrettin Gül’ün ağırlaştırılmış müebbet hapse çevrilen cezasını ‘sürekli hastalık’ gerekçesiyle kaldırdı. Söz konusu karar Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlandı.
Kamuoyunda tepkiye neden olan bu karar sonrasında açıklama yapan Alevi kurum başkanları Madımak’ın Alevi toplumu için kırmızı çizgi olduğunu vurgulayarak, 30 yıldan bu yana adalet arayışının sürdüğünü belirttiler.
Sivas Katliamı davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Hayrettin Gül’ün cezasının affedilmesine ilişkin tepkiler şöyle:
“VİCDANIMIZDA AFFETMİYORUZ, HESABI SORULACAKTIR”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe: Madımak otelinde 33 canımızı diri diri yakan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan katillerden birini daha affettiler. HÜDA-PAR’a verilen sözler mi yerine getiriliyor? İçeride onlarca hasta hükümlü var. Suçsuz yere yıllardır hapishanelerde tutulanlar var ama katiller affediliyor. Halkın vicdanı affetmeyecek ve eninde sonunda halkımız bu kanlı tarihle yüzleşecek ve hesabını soracaktır. Dün Ahmet dedeleri bugün Hayrettin Gül. Tek tek bırakıyorlar. Aranmakta olan katilleri ve esas suçluları mahkeme önüne getirmiyorlar. Yazıklar olsun…
“AFFETMEYECEĞİZ”
Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç: Siz affetseniz de biz affetmeyeceğiz. Cumhurbaşkanı Sivas Madımak Katliamı’nın katillerinden hayrettin gülün cezasını sürekli hastalık nedeni ile affetmiş. Buradan bir kere daha söylüyoruz siz affetseniz de bizim nazarımızda katil katildir. Ülkede fikirlerinden dolayı hapis yatan bir çok masum var iken katil olduğu mahkemelerce tescil edilmiş katilleri affetmek doğru bir iş mi?”
Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Haydar Baki Doğan: Cezaevlerinde suçsuz yere yatan, sadece toplumun refahı, mutluluğu ve adaleti adına kendi mesleklerini yapan binlerce gazeteci, avukat, siyasetçi, milletvekili, avukat, TSK mensubu varken sanırım yeni suçsuzlara yer açmak amacıyla 33 canımızın katladildiği Sivas davasında, cezası ömür boyu hapse çevrilen Hizbullah hükümlüsü Hayrettin Gül’ün cezası, sürekli hastalığı gerekçe gösterilerek kanun hükmünde kararnameyle Cumhurbaşkanı tarafından kaldırıldı.
Daha öncede Sivas davası sanıklarından Ahmet Dede’nin de cezası affedilmişti.
Şaşırdık mı, hayır !“Laiklik yıkılacak, şeriat gelecek”diyen Şeriatçılar bu ülkede kazanamayacak !
Eren Yıldırım Dede: Madımak’ta alevler bugün bir kez daha yükseldi! Madımak otelini yakanlardan biri Hayrettin Gül, ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmıştı. Bugün Cumhurbaşkanının özel yetki kararnamesi ile serbest bırakıldı. Bir kez daha yandı bugün Madımak. Hüda-Par’a (Hizbullah) verilen sözler yerine getiriliyor. Bu karara imza atan ve bunu destekleyen herkes Madımak otelini ateşe verenlerdir ve bir utanca daha imza atmışlardır..
PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı son açıklamada, Maraş merkezli depremlerde 21 bin 848 kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu.
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı son açıklamada Maraş, Antep, Urfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ’ı etkileyen depremde can kaybının 21 bin 848’e yükseldiğini, yaralı sayısının ise 80 bin 104 olduğunu bildirdi.
Depremden etkilenen illerden 92 bin 697 afetzede tahliye edildi.
PİRHA – Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Şahkulu Sultan Dergahı’ndaki açıklamalarına tepki gösteren Alevi dedeleri Ergül Şanlı, Mehmet Karabulut ve İbrahim Erdoğan, “Sistemden maaş isteyen bir dede, Alevilerin dedesi olamaz. Aleviler olarak inanç konusunda yasal güvence ve eşit yurttaşlık istiyoruz. Devlet tüm inançlardan elini çeksin” dedi.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Şahkulu Sultan Dergahı’nı ziyaret ederek 8 ilde bulunan cemevinin temel atma törenini ve açılışını gerçekleştirdi.
Erdoğan, tören öncesi yaptığı açıklamalarda Alevi yurttaşlara yönelik çeşitli adımlar atacaklarını savunarak, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanacağını, cemevlerinde görevli Alevi dedelerine ve cemevlerinde hizmet yürüten görevlilere maaş bağlanacağını, cemevlerine tapuda özel bir imar lejantı verileceğini söyledi. Erdoğan ayrıca Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Daire Başkanlığı kurulacağını aktardı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şahkulu Sultan Dergahı’ndaki açıklamalarına Alevi dedelerinden tepki geldi.
“SİSTEMDEN MAAŞ İSTEYEN BİR DEDE, ALEVİLERİN DEDESİ OLAMAZ”
Dede Ergül Şanlı, ‘Dedelerin maaş alması demek Yol’a dinamit koymak demektir’ diyerek sözlerine başladı.
Şanlı, sözlerine şöyle devam etti:
“Dede kimden maaş alıyorsa, Yol’u geçim kaynağı olarak görüyorsa o dede Alevilerin dedesi olamaz. Sistemden maaş isteyen bir dede, Alevilerin dedesi olamaz. Buna tamah eden dedeler Alevilik dışıdır. Bugüne kadar Yol hiçbir şekilde sistemden maaş alarak yürümemiştir. Alevi Bektaşi Yolu’na dinamit koymak istiyorsan maaş iyi bir argümandır. Biz Kültür Bakanlığı’ndan ya da başka bir yerden yer, masa gibi taleplerde bulunmadık. İktidar kendine göre Aleviler bunu istiyor diyerek bir düzenleme yapıyor ve Alevileri dizayn etmeye çalışıyor. Alevi Bektaşi toplumu başından beri yasal güvence istiyor, eşit yurttaşlık hakkı istiyor, Diyanet kapatılsın istiyor. Aylarca Alevilere yönelik açılım yapılacağı söylendi ama gördük ki dağ fare doğurdu.
“ALEVİLER OLARAK İNANÇ KONUSUNDA YASAL GÜVENCE VE EŞİT YURTTAŞLIK İSTİYORUZ”
Devlet bugüne kadar bize üvey evlat muamelesi yaptı. Ayrıca orada Aleviler diyerek muhatap oldukları kişilere bakıyoruz, 50 tane talibi olmayan kişiler. Sistemin konuşacağı adres bellidir. Başta Hacı Bektaş Veli Dergahı olmak üzere tüm Alevi kurumlarını muhatap almalıdır. Yol süren Alevi dedeleri maaş konusunu asla kabul etmezler. Alevilik maaşla yürüyen bir sistem değildir. Hakkullah’la, dede talip ilişkisi ile yürüyen bir sistemdir. Kültür Bakanlığı’ndan ocaklara, cemevlerine dedeler atanabilir ama o dedeler toplumda karşılık bulur mu bilinmez. Biz Aleviler olarak inanç konusunda yasal güvence ve eşit yurttaşlık istiyoruz. Bunun dışında bizim devletten bir isteğimiz yok. Devlet bu isteklerimizi karşılayacağı yerde bizi kendi kalıplarına hapsetmeye çalışıyor. Ben bu yapılan açıklamaları, söylenenleri bir hakaret olarak görüyorum.”
“HÜKÜMETİN YAPTIĞINI ETİK BULMUYORUM”
Dede Mehmet Karabulut ise, iktidarın yapacağını açıkladığı açılımları etik bulmadığını belirterek, “Diyanet’in kaldırılması gerekirken kaldırılmıyor. 10 yıllardır süregelen egemen anlayışın, zihniyetin hala devrede olduğunu görüyoruz. Hükümetin açılımı sağlıklı bir açılım olmayacaktır. Dedelere maaş bağlanabilir ama devlet Alevi inancını resmi olarak tanımıyor, yok sayıyor. Bir yandan da diyor ki, sana para vereyim. Bu alaycı bir yaklaşımdır. Biz Aleviler olarak canlarımızın verdiği Hakk lokmasıyla ihtiyaçlarımızı gideriyoruz. Alevilerin asıl isteği bu değil. Devlet hem bizi tanımıyor hem de bize para vermeye çalışıyor. Eğer devlet bir açılım yapacaksa federasyonlarımız, konfederasyonlarımız ve tüm Alevi kurumlarıyla bir araya gelmeli. Bu şekilde bir çalışma yapmalı. Hükümet kendisi bir şey hazırlamış, bunu alırsanız alın diyor. Yapılan etik ve sağlıklı bir yaklaşım değil” dedi.
“DEVLET TÜM İNANÇLARDAN ELİNİ ÇEKSİN”
Dede İbrahim Erdoğan da, Alevilerin inancının açılımlarının kendilerine bırakılması gerektiğini söyleyerek şunları aktardı:
“Alevilerle ilgili bir açılım yapılacaksa bunu Aleviler yapmalı. Kendi belirledikleri maddeleri önümüze açılım diye koymamalılar. Böyle yaparlarsa Aleviler bunu asla kabul etmez. Dedeler devletin memuru olamaz. Şimdiye kadar Aleviler kendi lokmaları ile bugünlere kadar geldiler. İnançlarını sürdürdüler. Bundan sonra da öyle olacaktır. Bu ülkede hiçbir inanç özgür değil. Sünniler de dahil buna. Devlet yazıyor çiziyor tüm inançların önüne siz bunları yapacaksınız diye koyuyor. Onlar da ona uyuyor. Böyle yapılırsa hiçbir inanç özgür olamaz. Devlet inançları özgür bırakmalı. Her inanç kendi hocasının, dedesinin maaşını kendisi ödemesi gerekiyor. Devlet maaş öderse o inanç özgür olamaz. O dede de özgürce inancını yerine getiremez. Devlet tüm inançlardan elini çeksin.”
PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Önümüzdeki hafta cuma günü Alevi vatandaşlarımız için adım atacağız’ sözlerine ilişkin 7 Alevi kurumu yeni bir yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Alevilerin taleplerini yasal ve anayasal güvence altına alma sözünü açıkça vermeli. Eğer bir adım atılmazsa bu girişimlerin siyasi malzeme olmaktan öteye geçmeyeceğini kamuoyu ile açıkça paylaşacağız.” dedi.
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Vakıflar Federasyonu (AVF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün grup toplantısında yaptığı konuşmada ‘Önümüzdeki hafta cuma günü Alevi vatandaşlarımız için adım atacağız’ sözlerine ilişkin yeni bir yazılı açıklama yaptı.
Açıklamada, temel hak ve özgürlüklerden hızla uzaklaşıldığı vurgusu yapılarak devletin tüm katliamlarla yüzleşmesi gerektiği, eşit yurttaşlık talebinin hayata geçirilmesi gerektiği belirtildi.
“TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER YASAL VE ANAYASAL GÜVENCE ALTINA ALINMALI”
‘Polemik değil hak istiyoruz!’ vurgusu yapan Alevi kurumları, açıklamada şu ifadelere yer verdi:
“Temel hak ve özgürlüklerden hızla uzaklaşıldığı, kutuplaştırıcı dil ve üslubun siyasette ve yaşamın her alanında etkin olduğu, ayrımcılığın ve asimilasyon politikalarının artarak devam ettiği, inkâr ve imhaya dayalı siyasetin ve devlet politikasının kurumsallaştığı, sosyal adaletin yok edildiği bir dönemde demokratikleşme, temel hak ve özgürlüklerin yasal ve anayasal güvence altına alınmasına dair söylemlerin iktidar ve muhalefet arasında polemiklere yol açtığı görülmektedir.
KURUMLAR TALEPLERİNİ BİR KEZ DAHA YİNELEDİ
Toplumun bütün kesimleri açısından hak ve özgürlüklere dair talepleri önemsediğimizi ve desteklediğimizi belirterek, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesinin ve cemevlerinin ibadethane olarak tanınmasının anayasal güvence altına alınmasını açıkça bir kez daha talep ediyoruz.
Ayrıca zorunlu din dersleri uygulamasının müfredattan acilen çıkartılmasını ve Diyanet İşleri Başkanlığının lağvedilerek inançların özgürleşmesi yönünde adım atılmasını talep ediyoruz.
Devlet tüm katliamlarla toplumsal yüzleşmenin önünü açmalıdır.
Bu bağlamda biz aşağıda imzası bulunan Alevi kurumları olarak yıllardır mücadelesini yürüttüğümüz ve üzerinde ortaklaştığımız temel taleplerimizin yasal ve anayasal güvence altına alınmasına yönelik beklentimizi bir kez daha ifade ediyoruz.
“ERDOĞAN, ALEVİLERİN TALEPLERİNİ YASAL VE ANAYASAL GÜVENCE ALTINA ALSIN”
Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın dünkü grup toplantısında ifade ettiği anayasal haklarla ilgili sözlerine bağlı kalarak 7 Ekim Cuma günü Şahkulu Dergahında yapacağı ziyaretinde yukarıda belirtilen Alevilerin taleplerine yönelik yasal ve anayasal düzenlemeler yapılacağının sözünü açıkça beyan etmesini bekliyoruz.
Eğer yasal ve anayasal herhangi bir adım atılmazsa bu girişimlerin daha önce yapılan çalıştaylar gibi siyasi malzeme olmaktan öteye geçmeyeceğini kamuoyu ile açıkça paylaşacağız.
PİRHA – Garip Dede Dergahı Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Alevi sorununa ilişkin tutumunu eleştirdi. Mevcut soruna “İhtiyaç meselesi olarak bakmamak gerekir” diyen Fırat, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı “Osmanlı fetvalarında katilleri motive eden bu kirli politik anlayışla hareket eden sayın Erdoğan’ın tavrı yanlıştır, taraflıdır” sözleriyle eleştirdi.
AKP’li yetkililerin, cemevlerini dolaşması ve ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara’da Hüseyin Gazi Türbesi’ne gitmesiyle başlayan tartışmalar sürüyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2 Eylül’de İstanbul’da yaptığı konuşmada “Allahsız, Muhammedsiz, Alisiz Alevilik olmaz. Sadece sapkın zevklerin üzerine bina edilmiş Alevilik de, Müslümanlık da, Türklük de, Kürtlük de olmaz” sözleri Alevi kamuoyunda eleştiri ile karşılandı.
“HER İNANÇ, GELENEK VE GÖRENEKLERİNİ KENDİ KARŞILASIN”
Garip Dede Dergahı Vakfı ve Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Başkanı Celal Fırat, Erdoğan’ın konuşmasına karşılık video mesaj paylaştı. “AKP iktidarının, cemevi ziyaretlerine ilişkin meseleyi artık ihtiyaç meselesi boyutunda görmemek gerekiyor” diyen Fırat, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı konuşmaların incitici olduğunu söyledi.
Celal Fırat, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ayrıştırıcı bir üslup kullandığını belirterek “Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Bir yerleri fethetmenin mantığı da yok! Basit bir sözle bu hakkı Alevilere vermek lazım. Türkiye’de yaşayan her inanca ne veriliyor ise veyahut da her inanç kendi gelenek ve göreneklerini Avrupa’da olduğu gibi kendileri karşılasın” ifadelerini kullandı.
“ALEVİLERİ SAPKINLIKLA SUÇLAYIP KİTLENİZİ COŞTURAMAZSINIZ” Celal Fırat konuşmasının devamında ‘Anlayış eksikliğiniz hoşgörüyü yok ediyor Sayın Erdoğan’ başlıklı bir metin okudu. “Aleviler hiçbir inançsal eylemini Sünniliğe göre ispatlamazlar” diyen Fırat, şunları söyledi:
“Sayın Erdoğan kitlesini coşturmak adına Alevileri sapkınlıkla suçlamıştır. Sayın Erdoğan, Sünni İslam’ın emir, tavsiye ve yasaklarına uymayan, namaz kılmayan, oruç tutmayan Alevileri sapkın göstermiş ve tanımlamıştır. Osmanlı fetvalarında hakim olan gericileri, yobazları ve katilleri motive eden bu kirli politik anlayışla hareket eden sayın Erdoğan’ın tavrı yanlıştır, taraflıdır. Alevilerin temel kabullerine, inancına, davranışlarına ve toplumsal değer yargılarına sevgi, hoşgörü ile değil anlayış eksikliği ile yaklaşan Sayın Erdoğan’a Alevi toplumunun cevabı şudur:
Anadolu coğrafyasında bizler hiçbir zaman silinememiş Hacı Bektaşi Veli, Pir Sultan Abdal, Yunus Emreler, Mevlanalar ve nice Alevi eren ve evliyası kadın toplulukların hoşgörüsüyle Şah-ı Merdan Ali’yi bu toplum, yaşamlarına dahil etmiştir. Ve bu toplum Ali’ye olan aşkını sözle, sazla anlatarak baş köşesine koymuştur. Bu sevgi sizin tanımınıza göre dinsel veya ırksal bir cümle değildir. Anadolu topraklarında yaşayan halkların sevgide buluşmasıdır. Bu sevgi dünyadaki birçok anayasadan daha özgürlükçü daha insancıl ve adildir. Barışı öğütleyen Alevileri sapkınlıkla suçlayıp kendi kitlenizi coşturamazsınız. Bizler şunu çok iyi bilmenizi istiyoruz; Aleviler inancını vahabi İslam mantığına göre teyit etmezler. Aleviler hiçbir inançsal eylemini Sünniliğe göre ispatlamazlar. Aleviler hizaya gelmezler ve en önemlisi Alevi toplumunun, sizin emir tavsiyelerinize ihtiyacı yoktur.
Bu nedenlidir ki Aleviliğin tanımını kirli bir terim haline getiremezsiniz. Siz bu davranışınızla Aleviliğe karşı önyargı ve ayrımcılığı çoğaltmaktasınız. Farklılıklara karşı tehdit algısını arttırarak Alevilere gözdağı veriyorsunuz.”
“ALEVİLERİN FARKLI OLMA HAKKI ELİNDEN ALINMIŞTIR”
Celal Fırat, Alevi toplumuna da çağrıda bulunarak şöyle devam etti:
“Eşit, özgürlükçü, laik değerleri temel alan bir anayasa ile yönetilmesini istediğimiz ülkemizin Cumhuriyet anlayış ve geleneğinin bittiğine maalesef bu sözlerle bir kez daha şahitlik ediyoruz. Sayın cumhurbaşkanının, ‘yeni devletimizi kurduk’ sözleri çok inançlı çok dinli ve çok kültürlü bir devlet anlayışının bittiğinin göstergesidir. Yeni kurulan bu devlet Alevilerin farklı olma hakkını, eğitime erişimini, kamusal alanda görünürlüğünü elinden almıştır. Toplumun farklı olana karşı gösterdiği hoşgörü kültürünü tamamen yok etmiştir.
Bu sürecin temel kaynağı din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. İnsan gerçekliği üzerine kurulmuş sosyal, kültürel, siyasi adaleti sağlaması gereken devlet insanları, tanrı karşısındaki eylemlerini düzenleme bu görevleri tanımlama ve uygulamasına kalkışmıştır. Devlet adamları, siyasi parti mensupları, dinin gölgesinde kalarak akla, mantığa ve çağa uygun olmayan fetvaları meşrulaştırmışlardır. Devletin her yanlışını kutsayan, hak ihlallerine göz yuman din adamları, devletin gücünden yararlanarak farklılıkları yok saymışlardır.
Geçmişte olduğu gibi bugün de dönüştürülmek istenen, eşitsizliklerden kurtarılamamış, kamusal, siyasi, sosyal, ekonomik alanda ise özgür olmayan tek toplum Alevilerdir denilebilir.
“CUMHURBAŞKANININ CEMEVLERİ KONUSUNDAKİ TUTUMUNUN DOĞRU BULMUYORUZ”
Biz Aleviler olarak sadece şunu sormak istiyoruz; özgür bireylerin onayları ile oluşan toplumsal sözleşme olan bir Cumhuriyet Anayasası var. Bizler ‘bu anayasa toplumsal bir sözleşmedir’ diyoruz. Bu sözleşmenin parçası olan bireyler olarak özgür, eşit bir statü, hak ve adaletin sağlanmasını, bu kavramların vatandaşlık tanımı içine alınmasını istiyoruz. Hükümetin, Alevileri susturmak için pratik çözüm üretmesini ise şeyhülislamlık kurumunun devlet içinde geleneğinin devamına bağlıyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi ve Cemevi Daire Başkanlığı ya da Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı gibi bir birim oluşturulması da bu geleneğin bir tekrarıdır. Dolayısıyla cumhurbaşkanının, cemevleri konusundaki tutumunu doğru bulmuyor, geçici idari düzenlemelerle eşit vatandaşlık hakkı sağlanamaz diyoruz.”
PİRHA – HBVAKV Antalya Şubesi Başkanı Nurettin Erdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine gidişini ve cemevinin kendisine göre dizayn edilmesini eleştirerek “Cemevinin içeresinde, post makamında oruç açma yapılmaz. Mihman da olsa mihman gibi davranmaları gerekir” dedi. Nurettin Erdoğan, Cemevi başkanı ve dedeyi de eleştirerek, “İnancım odur ki en kısa zamanda arkadaşlarımız kendilerini düzeltir, doğru yolda hareket ederek yürürler” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Muharrem ayında Ankara Mamak’taki Hüseyin Gazi Türbesi ve cemevine gidişiyle birlikte eleştiriler de günden güne artıyor. Erdoğan’ın, bir Alevi dedesi gibi posta oturup iftar açması ve cemevi düzeninde değişime sebep olması toplumda sert tepkilere yol açtı.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Başkanı Nurettin Erdoğan da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, cemevi ziyareti sonrası Alevi toplumunda rahatsızlıklara sebebiyet verdiğini söyledi. Nurettin Erdoğan, “Devlet yetkilileri veya siyasi partiler cemevlerimize mihman olabilir. Bununla ilgili bir sıkıntımız yok. Kaldı ki bir ülkenin cumhurbaşkanı en üst makamdır, cemevlerini ziyaret edebilir ama yapacağı ziyarette samimiyet gerekir” ifadelerini kullandı.
“ORAYI BİR MESCİDE VEYA CAMİYE ÇEVİRMEYE ÇALIŞIYORSUNUZ”
Nurettin Erdoğan, cumhurbaşkanının türbeye gidişi öncesinde cemevinde yapılan değişiklikleri de eleştirdi. Erdoğan, iktidarın, Hüseyin Gazi Cemevini camiye çevirme fikri taşıdığını belirterek şunları söyledi:
“Cemevine ziyarete gideceksiniz, içeriğini, atmosferini kendi istediğiniz doğrultuda değiştireceksiniz! Alevi felsefesine uygun olan ritüeli tamamen bozup kendi düşüncelerinizce Arap kültürünü yansıtarak orayı bir mescide veya camiye çevirmeye çalışıyorsunuz. Bu Alevilere yapılan bir hakarettir. Bizim inanç merkezimiz cemevlerimizdir. Cemevlerimizde nasıl ibadet edeceğimizi biz kendimiz belirleriz. Yolumuzun, felsefemizin gereği neyse o şekilde cemevlerimizi dizayn eder, ibadetimizi de o şekilde yapar, geleceğe de o şekilde aktarırız. Ama birileri gelip cemevlerimizin içeriğine farklı bir uygulama yapıp kendi inancına göre uyarlama yaparsa burada sıkıntılar çok büyük olur.”
“NORMAL BİR VATANDAŞ GİBİ GELMESİ GEREKİR”
Karşıdaki kim olursa olsun fark etmiyor; cumhurbaşkanı da olsa, şah da olsa, kral da olsa, padişah da olsa… Cemevlerimizin içerisinde peygamberimizin Kırklar Meclisi’ne giremediği, etiketini orada konuşturamadığı gibi tekrar geri dönüp Kırklar Meclisi’ne kendi adem kimliği ile girdiği gibi… Cumhurbaşkanının normal bir vatandaş gibi gelmesi gerekir. Burası bizim inanç merkezimizdir. Burada kimlik konuşulmaz. Burada tüm canlar birdir. O yüzden biz cemevlerimizde hep bir can bir beden oluruz. İbadetimizdeki bütün canlar, can cana ve yan yana cem olurlar. Hiç kimsenin kişiliği, inancı, sorgulanmaz. Herkes orada Hakk için ibadete gelmişse hepsi bir can, bir beden olur.”
“BULUNMUŞ OLDUKLARI KONUMUN HALA FARKINDA DEĞİLLER”
Nurettin Erdoğan, cumhurbaşkanı için organize edilen “iftar” yemeğini de yanlış bulduğunu söyledi. “Alevilik felsefesinde toplu iftar sofrası diye bir şey yoktur, oruç açma vardır” diyen Nurettin Erdoğan, eleştirilerini şu cümlelerle aktardı:
“Cemevlerine gelen canlarımız, bizim ritüellerimize uyarak gelecekler. Biz bir camiye, bir mescide veya bir toplumun cenazesine gittiğimiz zaman onların ritüelleri neyse ona göre davranırız. Ama bizi de kendilerine benzetmesinler. Herkes kendi inancını yaşasın. Kimse kimsenin inancına müdahale etme hakkına sahip değildir. Bu konuda oradaki yönetimi yargılamıyorum ama eksikleri var. Bulunmuş oldukları konumun hala farkında değiller. Cumhurbaşkanı gelebilir, ağırlayabilirsin ama orada bizim inanç önderlerimizin resimlerini kaldırıp başka bir tarafa koyup, Arapça görselleri asmak Alevi felsefesine hiç yakışmaz. Oradaki arkadaşlarımızın eksikliğidir. İnanıyorum ki kısa zamanda belki eksikliklerini düzeltebilirler.
Hüseyin Gazi Cemevi başkanı da bir açıklama yapmıştı; ‘Tadilat-onarım vardı, duvarın su alma durumu vardı, oradan kaldırdık daha iyi bir yere koyduk’ falan gibi kendini aklayan ifadeler kullanmıştı. Eğer bir yerde bir arıza varsa tadilatı yapılır ve aynı şekilde görseller yerine konur. Onları hadi kaldırdınız, başka bir yere konmasını kabullenebiliriz ama onların yerine Arapça görseller konulması, burada bir art niyetin olduğunu gösterir. Onun için biz de tepkilerimizi gösterdik.
Alevilik felsefesinde toplu iftar sofrası diye bir şey yoktur, oruç açma vardır. Oruç açma lokması vardır. Yaşadığımız bölgelerde herkes kendi evinde kendi hanesinde karınca kararınca ne olursa onunla orucunu açar. Gösterişin bizim inancımızda yeri yoktur. Bizim Yolumuz var. Yol’un yaşama dair işleyişi, biçimi var, onu uygulamamız lazım.”
“DERGÂHIN YEMEKHANESİ VARDI!”
“Orada cemevinin içeresinde post makamında oruç açma yapılmaz. Kaldı ki burası bir dergah. Dergâhın yemekhanesi var. Yemekhanesinde oruç açma yapılır ve posta post sahibi olmayan hiç kimse oturamaz. Mihmanlar gelir, mihman olur, oradaki gerekli ritüelleri yerine getirip giderler. Mihman da olsa mihman gibi davranmaları gerekir. Ama post makamında dedenin yanında oturup o samimi olmayan duygularla gelip oranın içeriğini, icraatını değiştirmesi oradaki arkadaşlarımızın kusurudur. İnancım odur ki en kısa zamanda arkadaşlarımız kendilerini düzeltir, doğru yolda hareket ederek yürürler. Kusurlarını da Hünkarımız af eylesin.”
PİRHA – Alevi örgütlenmesinde büyük emekleri olan Hukukçu Kamil Ateşoğulları, AKP’nin seçimler sebebiyle Alevi toplumuna yaklaştığını belirterek, “Cumhurbaşkanının kafasındaki düşünceyi bizler biliyoruz. Samimi değiller.Artık bir gece bekçisi bile Alevilerden alınmıyor. Çünkü onlara göre Alevilik yasaklı bir inanç” diye konuştu. Ateşoğulları, kampa götürülen Alevi gençlerine Sünniliğin öğretileceğine de işaret etti.
Ankara’da Hüseyin Gazi Türbesi’ni ve hemen yanındaki cemevini ziyaret eden AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, muharrem ayının 10’uncu günü dolayısıyla partilileri ve küçük bir Alevi grupla cemevinde posta oturarak “iftar” yapmıştı.
Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Türbesine gitmesinin ardından tepkiler gelmeye devam ediyor. 18. Dönem Ankara Milletvekili, Alevi örgütlenmesinde büyük emekleri olan Hukukçu Kamil Ateşoğulları da Erdoğan’ın cemevine gidip posta oturmasına tepki gösteren isimlerden biri.
“İktidar, özellikle bu son 2-3 yıl içerisinde kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor” diyen Ateşoğulları, AKP hükümetinin, kendine yakın bir takım dernek ve vakıflar kurdurma girişimi olduğunu anlattı. Ateşoğulları, yaklaşan seçimler nedeniyle AKP’nin, Alevi toplumuna yakınlaştığını ifade ederek şunları söyledi:
“Temel çelişki, daha önce ‘cümbüş evi’ dediği cemevlerini neden ziyaret ediyorlar? Eğer kabul ediyorsa, cemevinin o zaman gereklerini yerine getirmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanının, belediye başkanlığı döneminde neler yaptığını da biliyoruz. Toplum halen onu unutmadı. Yaklaşımı, anlayışı, geldiği kaynak belli. Cemevlerini ziyaret etmesi samimi bulunan bir şey değil. Bir cumhurbaşkanının cemevine gitmesi kadar doğal bir şey yoktur ama inkar ettiği, kabul etmediği ve başka türlü tanımlar yaptığı bir yere gitmesini tamamen bir seçim yatırımı olarak görüyoruz. Cumhurbaşkanı bunu isteyebilir ama ona bu olanakları hazırlayan ve kendilerine ‘Alevi’ diyen insanlara asıl benim sözüm; onların bunu yapmamaları gerekirdi. Cumhurbaşkanı cemevine geliyor diye oranın dizaynını bozma hakları yok.”
“ALEVİLİK, DEVLET DIŞI BİR YAPI OLDUĞU İÇİN KENDİSİNİ KORUDU”
Kamil Ateşoğulları, iktidar tarafından açılan cemevleri ile dedelere maaş bağlanacağı konusuna da yorum yaptı. Ateşoğulları, “Kültür Bakanlığı’na bağlı cemevi yapacaklar ve o zaman o cemevleri birer bürokratik kimliğe bürünecek” uyarısında bulundu.
“İktidarın açtığı cemevlerinde görev alan insanlar, iktidarların verdiği doğrultuda hareket edecekler” diyen Ateşoğulları şu eleştiride bulundu:
“O cemevlerinden hayır geleceğini sanmıyorum. Çünkü devlete ait cemevi olacaktır. Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl ki genel idare yapısı içerisindeyse o zaman da cemevi, genel idare yapısı içerisinde olacaktır. Bizler zaten o ilgili anayasanın 136. maddesinin kaldırılmasını istiyoruz ama bir taraftan da bu cemevi olursa kabul görüyor ve o zaman da bizler çelişkiye düşüyoruz. Yani Alevilik bugüne kadar devlet dışı bir yapı olarak geldiği için kendisini korumuştur. Eğer örneğin cuma günleri Diyanet İşleri Başkanlığından gelen ‘Şu metni okuyun’ derlerse buna da şaşmamak gerekir. Şimdi tam da o yöne doğru gidiyoruz. Tabii sadece devletin değil, belediyelerin de cemevi olmamalı.”
“ASLINDA GENÇLERE SÜNNİLİĞİ ÖĞRETECEKLER”
‘İktidar kuşatmasının’ son olarak gençler üzerinden yapıldığını da söyleyen Ateşoğulları, “Başka bir Alevilik anlatacaklar” vurgusu yaptı. Hukukçu Ateşoğulları, AKP’nin ‘gençlik kampı’ uygulamasını geçmişte MHP’nin başlattığını belirterek “Orada askeri eğitimler verildi. Şimdi de bu gençlere sabah boru ötecek, kalkacaklar sabah namazı, kahvaltı; ondan sonra da kendi bildikleri doğrultuda bir Alevilik anlatarak onlara aslında Sünniliği öğretecekler” ifadelerini kullandı. Ateşoğulları, gençlik kampının yapıldığı Hırka Dağının ise Aleviler tarafından kutsal olduğunu söyleyerek şu bilgileri paylaştı:
“Hacı Bektaş ve dervişler, oraya gidip zamanın şartlarında ardıç ağaçları yakarlarmış. Yaş ardıç ağacı ortama bir hava kazandırıyormuş ve sonrasında da semaha dönerlermiş. Çünkü semah aynı zamanda sözün bittiği bir yer. Böyle bir yerde bilerek bu kampı yapıyorlar. Hiç kimsenin bu kampa çocuklarını göndermemesi çok iyi olur.”
“HACI BEKTAŞ VELİ DOSTLUK VE BARIŞ ÖDÜLÜ, NOBEL’DEN DAHA ÜSTÜN”
Kamil Ateşoğulları Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hacıbektaş ilçesine giderek farklı bir anma töreni organize etmesini de kınadı.
“Cumhurbaşkanının kafasındaki düşünceyi bizler biliyoruz. Hacıbektaş’a gelişi de yine seçim ortamına girilmesi sebebiyledir” diyen Ateşoğulları, layık görüldüğü ‘Dostluk ve Barış Ödülü’nün önemine vurgu yaparak şöyle devam etti:
“Hacı Bektaş Veli Anma Töreni’ndeki konuşmamda da değindim. Ödülü veren açısından bir emeğin değerlendirmesi ama ödülü alan açısından daha büyük bir sorumluluk ve yükümlülük getiriyor. O ödül sıradan bir ödül değil. Bana göre Nobel’den daha üstün bir olay. Çünkü Nobel, savaşan, insan kırımının ve doğa tahribatının bir nedamet ürünü olarak ortaya çıktı ama bizim Hacıbektaş’ta verilen ödül barış adına başladı. Çünkü Hacı Bektaş, anlatıya göre Anadolu’ya güvercin donuyla gelmiş ki, güvercin barışın sembolüdür. O nedenle bu ödül çok kıymetlidir.”
“ALEVİLER ÜZERİNDEN GÜÇ GÖSTERİSİ YAPILIYOR”
“İşin bir de başka bir yanı var. Bir taraftan Cumhurbaşkanı cemevlerini ziyaret ederken bir taraftan da Alevi kurumlarına ve cemevlerine saldırılar oluyor. Aklıma şu geliyor; Tayyip sonrası AKP içindeki çeşitli kanatların, Aleviler üzerinden bir güç gösterisi yapması olarak değerlendiriyorum ben bunu. Biri hoş görünmek için yaparken biri de onu sıfıra çıkaracak bir hareketle Alevilerin sempatisini değil nefretini kazanıyor. Böyle bir çelişki var. Bunun da AKP’nin kendi iç sorunu olarak düşünüyorum”
“ALEVİLİK SIRF MUHARREM’DE AŞURE YA DA LOKMA GÜNÜ DEĞİL”
“Saldırılar karşısında ne yapmalı?” sorusuna da yanıt veren Ateşoğulları, “örgütlere destek” vurgusuyla birlikte şu önerileri sıraladı:
“Örgütler olarak çok olanaksız durumlar var. Şimdi Aleviliğin geleceği ile ilgili düşünülmesi gereken şeyler var. Geçmişte köylerde kurulan bir kural, kentlerde ne kadar geçerli? Oturup bunların düşünülmesi gerekiyor. Yeniden sıkı bir örgütlenmeye nasıl gidilir ve Alevilere nasıl sahip çıkılır, Aleviler kendi örgütlerine nasıl sahip çıkmalı? Aslında buradan başlamak gerekiyor. Ama maalesef Aleviler örgütlerine sahip çıkmıyorlar. Günümüz koşullarında ekonomi çok önemli. Ekonomik yönden ne kadar güçlüysen o kadar da başarılı işler yaparsın. Tüm Alevilere çağırım; bulundukları her yerde örgütleri desteklesinler ama aynı zamanda da eleştirip bazı şeyleri sorsunlar. Alevilik sırf Muharrem’de aşure ya da lokma günü değil; başka zamanlarda da sahip çıkmalılar.”
“ALEVİ BİREYLER GECE BEKÇİSİ DAHİ YAPILMIYOR!”
Kamil Ateşoğulları son olarak kamuda Alevi ayrımcılığının hat safhada olduğunu ifade ederek, “Son yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavı da bunu ön plana çıkardı. Bırakın devlet dairesinde bir memur olmayı, bir gece bekçisi bile artık Alevilerden alınmıyor. Yazılı sınavda 95 alan insanlar mülakatta hep kaybettiriliyor. Bunlar bilinçli şekilde yapılıyor. Alevileri artık devlet dışı bırakmak için elinden gelen her şeyi yapıyorlar. Çünkü onlara göre Alevilik yasaklı bir inanç.”
PİRHA – PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine gitmesine ve cemevinin Erdoğan’a göre dizayn edilmesine sert tepki gösterdi. Arslan, “Cumhurbaşkanı için cem odasında iftar sofrası kuranlar ihraç edilmeli. Bu Yol bedellerle buraya kadar geldi. Biz bu Yol’u basit insanlarla, böyle ufak tefek hesaplara peşkeş çekemeyiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine gitmesiyle birlikte sırasında yaşananlara bir eleştiri de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Altınova Şube Başkanı ve aynı zamanda Akdeniz Bölge sorumlusu olan Adnan Arslan’dan geldi.
“Cemevlerimizi kimse kendisine göre şekillendiremez” diyen Arslan “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Yargıtay’ın kararını tanımayıp, cemevlerini de tanımıyorsun ve ardından cemevlerini ziyarete gidiyorsun” sözleriyle eleştirilerini dile getirdi.
“ZİYARETE GELMENİN DE BİR ADABI VARDIR”
Adnan Arslan, Cumhurbaşkanının önce cemevlerini tanıması gerektiğini vurgulayarak şu yorumda bulundu:
“Cemevlerinin yasal statüsünü ver, ondan sonra ziyarete gel. Ziyarete gelmenin de bir yolu, yöntemi, adabı vardır. Kendine göre şekillendiremezsin. Gelirsin, biz seni nerede oturtursak, nerede ağırlarsak ağırlarız. Cem salonlarımızda pirlerin oturduğu bir posta oturuyor veya oturtuluyor ve orada yemek yeniliyor. O da yetmiyor orada bizim pirlerimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Hazreti Ali ve bu ülkenin kurucusu Atatürk’ün posterleri kaldırılıyor. Arapça, bilmediğimiz, anlamadığımız yazılar asılıyor. Bu neyin nesi, ne yapmaya çalışılıyor? Kendilerince Alevileri asimile etmeye mi çalışıyorlar? Bu şekilde Alevilere hiçbir şey yapamazsınız.
Cemevinde posta sadece pir oturur. Orada cem erkanı yapan pirler, ocakzadeler oturur. Kurum başkanı olarak ben bile oturamam. Herhangi bir Alevi oturamazken, cemevlerini tanımayan cumhurbaşkanı gelip oraya oturuyor. Ne hakla oturuyor onu da anlamış değiliz. Hiç kusura bakmasınlar önce cemevlerini tanısınlar, cemevlerinin yasal statüsünü versinler ondan sonra kapımız herkese açık.”
“ALEVİLERDEN OY ALAMAZSINIZ”
Adnan Arslan’ın dikkat çektiği bir diğer konu ise cemevlerinde misafir ağırlanamayacağı konusu oldu. Aslan, iktidarın yaklaşan seçimler sebebiyle Alevi toplumuna yakınlık gösterdiğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bize bir misafir geldiği zaman biz onu mihman biliriz. Mihman Ali’dir. ‘Ali demandır’ deriz. Misafirperverliğimizi yaparız ama onun arzuladığı şekilde değil, bizim istediğimiz şekilde. Cem salonunda misafir ağırlanmaz, orası bir ibadet yeridir. Olacak kabul edilebilecek bir şey değildir. Bu kimin aklı, kim yönlendirdi, kim yaptı onu da bilmiyoruz. Onun için biz bunu samimi görmüyoruz.
2023 yılında seçimler olacak bir seçim yatırımı kendilerince yapmaya çalışıyorlar. Bu tutmayacak. ‘Alevilere yaklaşalım, şirin gözükelim. Alevilerden biz nasıl alabiliriz’ hesabı var. Kusura bakmayın sayın cumhurbaşkanım. Alevilerden oy alamazsınız. Alevilerden oy almanız için o üç temel işi yapmanız lazım;
1- Cemevlerinin yasal statüsü
2-Zorunlu din derslerinin kaldırılması
3-Madımak otelinin utanç müzesi olması.
Eğer bunları yapar ve samimi olursanız o zaman Alevilerden oy alabilirsiniz. önce Alevilerin ibadet yerlerine saygı duyun. Alevilerin cemevlerine ‘cümbüş evi’ dediniz daha önce. Dersiniz ki ‘O zaman bilmiyordum da şimdi öğrendim’ veya ‘değiştim’. Değiştiyseniz buyurun bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz, cemevlerinin yasal statüsünü verin. Olması gelen bütün haklarımızı verin biz de ‘eyvallah’ diyelim. Bunu sadece bir seçim yatırımı ve asimilasyon politikası olarak görüyoruz.”
“YOL İÇİN HİÇ TAVİZ VERMEYECEĞİZ”
PSAKD Altınova Şube Başkanı Adnan Arslan, Cumhurbaşkanı için cem odasında iftar sofrası kuranların ihraç edilmesi konusuna da değindi. Aslan, “Oradaki yöneticiler ne akla hizmet ederek anahtarı verip kafalarına göre dizayn ediyorlar, bu kabul edilebilecek bir şey değil. Bence cemevi hangi kurumumuza bağlıysa o kurum gereğini yapmalıdır. Bunların yönetimdeki ihraçlarını yapmalılar. Çünkü bu Yol’umuza, inancımıza aykırı bir davranıştır. Alevi inancına büyük bir saygısızlıktır. Bu Yol öyle basit bir Yol değildir. Bu Yol bedellerle buraya kadar geldi. Biz bu Yol’u basit insanlarla, böyle ufak tefek hesaplara peşkeş çekemeyiz, buna müsaade de etmeyiz. Bedel ödedik ödemeye de hazırız. Ama bu Yol için hiç taviz vermeyeceğiz, kim olursa olsun.”
PİRHA – Yazar Özlem Şahin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevi sorununa yaklaşımına tepki göstererek, “Alevilerin taleplerini 20 senedir görmezden gelmiş ve hiçbir şekilde kulak asmamış, ‘cemevi cümbüş evi’ diyerek dalga geçmiş, şimdi hangi yüzle çıkıp da gelmiş. Bir kere özür mü dilemiş?” dedi. Şahin ayrıca “İçimizdeki hızır paşaların da dışlanması lazım” diye konuştu.
12 şiir kitabı, 3 romanı ve “Hacı Bektaş Veli – İncinsen de İncitme” isimli bir araştırma öyküsü bulunan aynı zamanda Antalya Konyaaltı Belediyesi Meclis Üyesi olan Özlem Şahin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Alevi politikalarını eleştirdi.
Şahin, Cumhurbaşkanının, Hüseyin Gazi Cemevine yaptığı ziyareti tepkiyle karşıladığını belirterek, “Hakikaten çok ters bir davranış biçimi ile karşılaştık. Tamamen asimilasyona yönelik, Alevilerin özünü hiç yansıtmayan, adına ‘iftar’ dediler ki Aleviler de iftar yoktur, oruç açma vardır ve bu Yas-ı Matem orucudur. Yas-ı matem orucunda oruç açmayı, onların alışık olduğu Sünni İslam inancına benzeterek yapmaya çalıştıkları bir durum” yorumunda bulundu.
“KARACA AHMET TÜRBESİNİ YIKMAYA KALKTI”
Özlem Şahin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Hüseyin Gazi Cemevini ziyareti esnasında duvara asılı şahsiyetlerin resimlerinin kaldırılmasını da sert dille eleştirdi. Şahin konuya ilişki “Resimlerin kaldırılmış olması apayrı bir garabettir. Onların cami çizgilerini yansıttılar. Aleviler dualarını Türkçe ederler, bunu Hünkâr Hacı Bektaş Veli’ye borçluyuz ve bizim bütün ulularımızın duaları, deyişleri, sözleri hepsi Türkçe’dir. Hem de bu toprakların gerçekten ayakta durmasını sağlayan, laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti devletini sağlayan en önemli kitle olan Alevilerin önüne bambaşka bir asimilasyon politikasıyla çıktılar. Tabi bunun alt yapısı çok daha öncelerinde hazırlandı. Kendisi belediye başkanıyken Karaca Ahmet türbesini yıkmaya kalktı” diye konuştu.
“ASLINDA ‘BEN SİZİN MAYANIZI YOK SAYARIM’ DİYOR”
Özlem Şahin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Hacı Bektaş’ın makamını ele geçirmeye çalıştığını da ifade ederek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Orada açılış yapmaya çalışıyor, kendine has, yandaş bir Alevi kitlesi yaratmaya çalışıyor. Arap-Sünni-İslam inancı dışında bir şey kabul etmeyen bir adamın yaptıklarının fıtratı gereği, cumhurbaşkanı için benim çok fazla söyleyeceğin bir şey yok aslında. Bu fotoğrafı hep ortaya koymuştu. Yapısı belli. Her devrin zalimi zalimdir, her devrin Hüseyin’i Hüseyin, her devrin Yezid’i Yezid’tir. Ben orada bu tablonun oluşmasına izin verenlere ve hele de o posta oturulması ki, post bizim için kutsaldır. Tam da ocak önündeki bir post ve ocağın üzerinde Hünkar Hacı Bektaş Veli var. Yani aslında adam diyor ki ‘ben sizin mayanızı, tarihinizi yok sayıyorum. Ben sizin geçmişinizi yok sayıyorum.’”
Belli ki iktidara oy kazandırma, Alevi kitlesinin oyunu bölme, laik, aydın kitlenin içerisinde karışıklık yaratmak için satın aldığı birkaç kişi var. Bunu sadece Hüseyin Gazi Cemevi için konuşmamak lazım. Tahmin ediyorum bazı yerlerde Alevileri siyaseten pazarlık konusu yapan, ortada bazı Hızır paşalar kendi içimizde geziyor belli ki. O Hızır paşalara benim isyanım. Hızır paşaların, bunun adı ‘kurum başkanı’ ya da ‘kurum yöneticisi’ olabilir. ‘Dede’ diye geçiniyor olabilir. Bu kişilerin derhal düşkün ilan edilmesi, Alevi kurumlarından dışlanması ve itibar görmemesi gerektiğine inanıyorum.”
“GELDİ DÖNÜŞTÜRDÜ VE GİTTİ”
“Bizim yapmamız gereken, bu toprakların ayakta durmasını sağlayan tüm kültürümüze, birlik beraberlik içinde sahip çıkmaktır. Asimile olduğumuz zaman yok oluruz. Bugüne kadar Alevilerin taleplerini 20 senedir görmezden gelmiş ve hiçbir şekilde kulak asmamış ‘cemevi cümbüş evi’ diyerek dalga geçen, şimdi hangi yüzle çıkıp da gelmiş. Bir kere özür mü dilemiş? Ya da ‘Evet, ben size geldim ama 20 senedir sizi görmezden geldiğim için özür diliyorum. Artık statünüzü size kazandıracağım’ mı demiş? Hiçbir şey yok ortada. Geldi dönüştürdü ve gitti. Bizim içimize bir tane bomba bıraktı, bu bombanın patlamasını bekliyor ki el ovuştursun, oy devşirsin. Biz buna asla mahal vermeyeceğiz. Aklı başında olan hiçbir Alevi bunu görmezlik edemez.”
PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Hüseyin Gazi Cemevi’ni ziyaret etmesi tepkilere neden oldu. Cemevinin ziyaret öncesi yeniden dizayn edilmesi nedeniyle tepkilerin odağındaki Hüseyin Gazi Kültür Sanat Vakfı Başkanı Mehmet Ali Ayyıldız, “Cemevini dizayn etme konusu ziyaretten bağımsız. Alevi toplumu olarak duvardaki resimleri mi konuşacağız? Ziyareti kabul etmeseydim Alevilere ihanet etmiş oldurdum” dedi.
AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara’da bulunan Hüseyin Gazi Cemevi’ni ziyaret ederek, oruç açma programına katıldı. Programda, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, partililer ve bazı Alevi ve Bektaşi dernek temsilcileri de yer aldı.
Söz konusu ziyaret, Alevi kurumları başta olmak üzere birçok kesimin tepkisine neden oldu. 20 yıllık iktidarları boyunca Alevileri yok sayan AKP hükümetinin cemevi ziyareti ‘seçim yatırımı’ olarak değerlendirildi.
Tepkilerin odağında ise ziyareti kabul eden ve AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve beraberindeki heyeti ağırlayan Hüseyin Gazi Kültür Sanat Vakfı Başkanı Mehmet Ali Ayyıldız vardı.
Ayyıldız, söz konusu ziyareti PİRHA’ya anlattı.
“VAKFIMIZIN TAHSİSİ DAVASI VARDI, BU YÜZDEN TADİLATI YENİ YAPABİLDİK”
Ayyıldız, vakıflarının başka bir vakıfa tahsis edilmesi davası olduğunu ve bu yüzden uzun süre tadilat yapamadıklarını, tahsisin ardından tadilata başladıklarını belirtti.
Hüseyin Gazi Dergahı’nın 1400 rakımlık bir yerde olduğunu kaydeden Ayyıldız, kışların çok sert geçtiğini ifade ederek, şunları dile getirdi:
“Geçtiğimiz kış bayağı bir hasar aldık. Yaklaşık bir buçuk ay önce İçişleri ve Kültür Bakanlığı’ndan, Ankara Valiliği’nden, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nden, Mamak Belediyesi’nden tadilat için ihtiyaçlarımızı aldık. Kiminden asfalt, kiminden tuğla, kiminden elektrik malzemesi alarak oradaki tadilatımızı gerçekleştirdik. Tadilatta önceliklerimiz vardı. Kesimhanemiz çok kötü durumdaydı, hiç hijyen değildi. Kesimhanemizi komple yeniledik. Tuvaletlerimiz çok kötüydü, oraları yeniledik. Türbe etrafının alanını düzenledik. Doğal olarak cemevimizin içi de çok kötüydü, orayı da yeniden yaptık.
“CEMEVİNİN DUVARI PATLAMIŞTI, RESİMLER ZARAR GÖRMÜŞTÜ YENİLEYİP, YENİ YERİNE ASTIK”
Kış ayında duvarları, çatıları su almıştı, patlamıştı. Duvarlarımızda Hz. Ali ve bir Atatürk resmi vardı, ortada da Hünkarımız Hacı Bektaş Veli’nin resmi vardı. Hünkarımız Hacı Bektaş Veli’nin bu resmini kurtarabildik ama diğer iki resmi kurtaramadık. Cemevimizin boya, badana, ses sistemi gibi tadilatlarını yaptıktan sonra ben Atatürk’ün ve Hz. Ali’nin aynı boyda daha güzel resimlerini tablo olarak yaptırdım. Kurtardığımız Hacı Bektaş Veli resmi ile birlikte aynı çerçevede dizayn olacak şekilde yaptırdım. Aynı zamanda üniversitede bir hattat hocamız vardı. Bizim cemevlerimizde bir isim silsilemiz vardır. Peygamber efendimizle başlar Hz. Ali, Hasan, Hüseyin diye devam eder. Bunların bir hattat çalışmasını istedim. Hocamız sağ olsun bunları güzel bir şekilde yaptı. Bunların üstünde orijinal Arapça, altında da Türkçe yazıyor. Cemevimizin su alan duvarı yine aynı sıkıntıyı yaratmasın diye resimleri ortadan değil de sağ baştan başlatarak astık. Başta Atatürk daha sonra Hacı Bektaş Veli ve Hz. Ali şeklinde dizdik. Bizim kültürümüze, ritüelimize uygun bir cemevi dizaynı yaptık.
“DUVARDAKİ RESİMLERİ Mİ, BU ZİYARETİN ANLAMINI MI KONUŞMALIYIZ?”
Eskiden gelen ziyaretçilerimiz su alan duvarın üzerindeki fotoğraflarla olduğu zamanı paylaşıyorlar ve fotoğraflar sağ tarafa alınmış diyorlar. Eski hali yeni hali şeklinde veriyorlar. Bunu yapanlar da bizim toplumumuz, Alevi insanlarımız. Hatta Alevi örgütü içerisinde mücadele ettiğini söyleyen vatandaşlarımız yapıyor bunu. Yani biz kendi örgütümüzde şu anda böyle şeyleri mi tartışmalıyız yoksa bu ziyaretin anlamını mı tartışmalıyız? Bu ziyaretin mesajını mı, Alevi toplumuna neler vereceğini mi konuşmalıyız? Çünkü Cumhuriyet tarihiyle beraber Çorum’da, Maraş’ta en son Sivas’ta yaşadığımız acılarımız var. Sivas’tan sonra örgütlenmeye çalışan bir Alevi toplumu var. 30 küsur yıldır örgütlü bir toplum ama sizin de bildiğiniz gibi örgütler kendi içerisinde dağınık durumdalar. Bir konuda bile fikir beyan edip anlaşamaz duruma gelmişler. Bu bence Alevi örgütlerinin oturup düşünmesi gereken bir konu.”
“CEMEVİNİ DİZAYN ETME ZİYARETTEN BAĞIMSIZ” İDDİASI
Cemevinin dizayn edilmesinin Erdoğan’ın ziyaretinden bağımsız olduğunu iddia eden Ayyıldız, “Bu dizayn etme konusu ziyaretten bağımsız olarak vakfımızın yaptığı bir şey. Burası bin yıllık bir Alevi Dergahı. Sosyal medyada konuşulan konular için toplumumuzun biraz duyarlı olmasını istiyorum. Bin yıllık bir Alevi Dergahı için konuştuklarımıza dikkat etmemiz gerekiyor. Dergahımızın bir ana giriş kapısı var. Vakti zamanında yıkılmış, dağılmış, kilit vurulmuştu. Bu kapıyı aslına uygun restore ettik. Bunu konuşmuyoruz, cemevinde resimleri oradan çıkardın bu tarafa astın diye konuşuyoruz. Örneğin ben Çorum’da bir cemevine gittim. Oradaki dedeye, ‘Dede bu resim niye sağda, niye solda, niye ortada değil?’ diye sorabilir miyim? Bunlar ayıp şeyler değil mi? Bunu gündeme getiren, konuşan arkadaşlara da biraz kırgınım” ifadelerini kullandı.
“CUMHURBAŞKANI POSTA OTURMADI, ZİYARETTEN ÖNCE KALDIRDIK”
Yemekhanelerinin kötü durumda olduğunu ve henüz tadilat yapamadıklarını anlatan Ayyıldız, Erdoğan’ın posta oturmadığını savunarak, sözlerine şöyle devam etti:
“Bizim Alevi kültürümüzde cemevimiz her şeyimizdir. Orada nikah kıyarız, mahkeme kurarız, orucumuzu da açarız, aşuremizi de yeriz, sohbet de ederiz, uyuruz da. Ben böyle bir şeyle karşılaşacağımı bildiğim için özellikle ortada bir tane bile post bırakmadım. Yani kazara birisi gelir, oturur kötü bir kare yakalarlar ve bunu da bize karşı kullanırlar diye postu kaldırdım. Ayrıca bu konuyu Alevi dedelerine, Bektaşi babalarına danıştım. Yemekhanemizin kötü olduğunu, Cumhurbaşkanımızın ziyarete geleceğini, cemevinde orucumuzu açmanın uygun olup olmadığını sordum. Dedelerimiz ve babalarımız tabii ki uygundur dedi. Ben de bunun üzerine burada lokma verilmesinin uygun olduğunu düşündüm. Binlerce resim paylaşılıyor. Bir tanesi bana cumhurbaşkanının oturduğu yerde post göstersin, gösteremezler. Çünkü yok. Hassasiyet gösterdik ve kaldırdık.
“HERKES İSTEDİĞİ YERE OTURDU”
İçeri girdiğimizde Cumhurbaşkanımız, ‘Başkan nereye oturalım?’ diye bana sordu. Dedim ki, ‘Cumhurbaşkanım herkes istediği yere oturuyor, siz de istediğiniz bir yere oturun.’ ‘Şurası uygun mu?’ dedi. Uygundur dedik, gittik oraya oturduk. Yani biz cumhurbaşkanına makam hazırlamadık. Biz hangi minderde oturuyorsak o da o minderde oturdu. Oraya gelen ziyaretçilerin tamamı nereye oturmak istiyorsa oraya oturdu.
Ziyaret sırasında, bizim sürekli gelen misafirlerimiz vardı. Cumhurbaşkanımız, Kültür ve İçişleri Bakanı, Cumhurbaşkanı sözcümüz, Ankara valimiz, Mamak kaymakamımız geldi. Mamak Belediye Başkanımız gelirken bazı dedeleri ve akademisyenleri de getirdi. Bir de mersiye okuyacak arkadaşlarımız vardı, onlardan birkaç kişi geldi. Katılım bu kadardı.”
Dergahlarında özellikle de Muharrem ayında siyaset konuşmadıklarını belirten Ayyıldız, ancak Cumhurbaşkanı geldiği için Alevilerin taleplerini ve vakıf olarak kendi taleplerini dile getirdiklerini söyledi.
Cumhurbaşkanını ilk geldiği zaman kapıda karşıladığını kaydeden Ayyıldız, “Arabadan cemevine yürürken 1 dakikalık mesafemiz vardı. Orada biraz Hüseyin Gazi’nin tarihi ve yaptığımız faaliyetler hakkında biraz bilgi verdim. Aleviler olarak Cumhurbaşkanımıza taleplerimizi söyledik. O da, ‘Arkadaşlarımız çalışma yapıyor, yakında hayırlı haberler vereceğiz’ dedi.
“VAKIF OLARAK İKİ ÖZEL İSTEĞİMİZ DAHA OLDU”
Bir de bizim özelimizde iki tane talepte bulunduk. Dergahımızın talepleri bunlar. Birincisi bizim Hüseyin Gazi Dergahı’mızın yanında iki küçük ikiz dağımız var. Bu dağın birisinin arkasında Hüseyin Gazi Mağarası var. Hüseyin Gazi Efendimiz ilk o mağarada yaşamış. Bizim buraya gelen Alevi canlarımız buradaki türbeyi ziyaret ettikten sonra o mağarayı görmek istiyorlar ama o mağara askeri bölgede kalıyor. Etrafı dikenli tellerle çevrili. Buranın askeriyeden alınıp bize verilmesini talep ettim. Cumhurbaşkanımız Kültür Bakanı ve İçişleri Bakanı’nı çağırdı. Onlar da bu konu ile ilgili notlarını aldılar. İkinci isteğimiz de bizim vakfımızın kamu yararı yok, bu statünün verilmesini istedik” diye konuştu.
“CUMHURBAŞKANIMIZ DA BİZİM GİBİ TABLDOTTAN YEDİ”
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve beraberindeki heyetin ziyareti sırasında neler yaşandığını anlatan Ayyıldız şunları söyledi:
“Cemevine girdikten sonra oturduk. Öncelikle iki, üç dedemiz mersiye okudu. Sonra beş bacımız mersiye okudu. Daha sonra başka bir dedemiz lokma duasını yaptı. Daha sonra da lokmalarımızı yedik. Cumhurbaşkanımız da aynı bizim gibi tabldottan yedi. Soframız gayet mütevaziydi. Hatta sosyal medyada kirliliğe yol açmasın diye, su içmediğimiz için ayran, meyve suyu gibi şeyler de sunmadık. Lokmalarımızı bitirdikten sonra Cumhurbaşkanım söz istedi. Çok kısa bir konuşma yaptı. Konuşmasında peygamber efendimizin İslam dünyasına, Müslümanlara iki tane emanet bıraktığını, bunun bir tanesinin Kuranı Kerim olduğunu, ikincisinin de Ehlibeyt olduğunu ancak ehlibeytinin Kerbela’da ayaklar altına alındığını, bunun hem İslam dünyasına hem Peygamber Efendimize ihanet olduğunu, o yüzden Ehlibeyt sevenlerin duydukları acıyı, kederi tüm Müslümanların duyduğunu dile getirdi. Bunun üzerine dedelerimizden birisi son bir dua okuyarak ritüelimizi sonlandırdı.
Gelenlerden Cumhurbaşkanımıza taleplerini iletmek isteyenler oldu. Cumhurbaşkanımız onları dinledi. Ardından cemevimizin karşısında bulunan Hüseyin Gazi Türbesini ziyaret ettik. Türbe çıkışında Cumhurbaşkanımız bana bir çini tabak hediye etti. Üzerinde Cumhurbaşkanlığı forsu bulunuyor. Muharrem ayı olduğu için ben ona hediye veremedim. Bizde Muharrem ayında hediyeleşmek yoktur ama Muharrem bittikten sonra kısmet olursa makamında ziyaret edip, hediyesini de vereceğim, hem de konuşamadığımız bazı konuları konuşacağız.”
“BİLGİ VERMEM GEREKEN KİŞİLERE BİLGİ VERDİM”
Hüseyin Gazi Derneği yönetiminin ziyaretten haberdar olmadıklarına ilişkin yaptıkları eleştirilere de değinen Ayyıldız, “Arkadaşların söyledikleri doğru ama eleştirilerini doğru bulmuyorum. Arkadaşlara haber vermedim. Ben vakıf başkanıyım. Vakıftaki yönetimde olan arkadaşlarımın bilgisi var. Aynı zamanda bizim vakfımızda mütevelli heyetimiz var, kurucu üyelerimiz var. Mütevelli heyetinden de bilgi vermem gereken kişilere bilgi verdim.
“ZİYARETİ KABUL ETMESEYDİM İHANET ETMİŞ OLURDUM”
Alevi kültüründe misafire her zaman kapıların açık olduğunu aktaran Ayyıldız, son olarak şunları dile getirdi:
“Bana, Cumhurbaşkanımızın bizi ziyaret etmek istediği talebi iletildiğinde, burasının bir Alevi dergahı olduğunu ve kapımızın herkese açık olduğunu söyledim. Buyursun gelsin, misafirlerimizin başımız üstünde yeri var, dedim. Burası vakıfların mülkü, biz burada kiracıyız. Yani burası devletin mülkü. Vatandaş kendi mülküne gelmek için bizden izin istiyor ve bir Alevi dergahı burası. Benim buna yok deme şansım var mı? Ya da ben buna yok dediğim zaman yıllardır Alevilerin dile getirdiği taleplerine, isteklerine ihanet etmiş olmaz mıyım? Bana demezler mi, ‘Biz yıllardır cemevlerimiz ibadethane sayılsın diyorduk, devlet ayağımıza geliyor, sen bunu nasıl ret ededersin, sen nasıl bir hainsin?’ diye.”
PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Finlandiya Cumhurbaşkanı, İsveç Başbakanı ve NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in katıldığı dörtlü görüşme sona erdi. Türkiye’nin, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini destekleyeceği açıklandı.
AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, Finlandiya Cumhurbaşkanı, İsveç Başbakanı ve NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in katıldığı dörtlü görüşme sona erdi.
Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik süreçleri hakkında üç ülkenin liderlerinin huzurunda üçlü mutabakat imzalandı.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye’nin NATO üyeliklerini destekleyeceğini, Türkiye’nin silah ihracatı ve terörle ilgili endişelerine ilişkin bir mutabakat imzalandığını açıkladı. Stoltenberg, NATO ülkelerinin liderlerinin yarın İsveç ve Finlandiya’yı NATO’ya katılmaya davet için karar alacağını bildirdi. Stoltenberg, NATO’nun her zaman ortak bir zeminde uzlaşabildiğini söyledi.
Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerinin yolunu açan anlaşma, tarafların Dışişleri Bakanları Mevlüt Çavuşoğlu, Pekka Haavisto ve Ann Linde tarafından imzalandı.
MUTABAKATTA YER ALAN MADDELER
İmzalanan mutabakatta şu maddeler yer aldı:
– Müstakbel NATO Müttefikleri olarak Finlandiya ve İsveç, milli güvenliğine yönelik tüm tehditlere karşı Türkiye’ye tam destek verirler. Bu çerçevede, Finlandiya ve İsveç, PYD/YPG ve Türkiye’de FETÖ olarak tanımlanan örgüte destek sağlamayacaklardır. Türkiye de milli güvenliklerine yönelik tüm tehditlere karşı Finlandiya ve İsveç’e tam destek verir. Finlandiya ve İsveç terörizmi tüm biçim ve tezahürleriyle en kuvvetli şekilde reddeder ve kınar. Finlandiya ve İsveç, tüm terör örgütlerinin Türkiye’ye karşı gerçekleştirdikleri saldırıları açık ve net biçimde kınar, Türkiye’yle ve mağdurların aileleriyle en derin dayanışma duygularını ifade eder.
– Finlandiya ve İsveç, PKK’nın yasaklanmış bir terör örgütü olduğunu teyit eder. Finlandiya ve İsveç, PKK ve diğer tüm terörist örgütlerin, bunların uzantılarının faaliyetleri ile iltisaklı kuruluşlar ve paravan örgütler içerisinde yeralan veya bu terör örgütleriyle bağlantısı bulunan şahısların faaliyetlerini engelleyeceklerini taahhüt eder. Türkiye, Finlandiya ve İsveç bu terör örgütlerinin faaliyetlerini engellemek amacıyla aralarındaki işbirliğini artırmaya karar vermişlerdir. Finlandiya ve İsveç, bu terör örgütlerinin emellerini reddeder.
– Türkiye, Finlandiya ve İsveç aralarında artık hiçbir milli silah ambargosu bulunmadığını teyit ederler. İsveç, NATO Müttefiklerine yönelik olarak silah ihracatına ilişkin milli mevzuatını tadil etmektedir. Gelecekte, Finlandiya ve İsveç’ten yapılacak savunma sanayii ihracatı Müttefik dayanışmasına ve Washington Anlaşması’nın 3. Maddesi’nin ruhuna ve lafzına uygun biçimde yürütülecektir.
– Türkiye, Finlandiya ve İsveç bugünkü görüşmelerden sonra müteakip somut adımları atacaklarını taahhüt ederler: Terörizmle, örgütlü suçlar ve diğer ortak sınamalarla mücadelede mutabakat temelinde işbirliğini geliştirmek için kolluk kuvvetlerini ve istihbarat kuruluşlarını da içeren her düzeyde hükümetler arası yapılandırılmış bir diyalog ve işbirliği mekanizması tesis edeceklerdir.
-Finlandiya ve İsveç, ilgili NATO belgelerinin ve politikalarının hükümleriyle uyumlu biçimde terörizmle mücadeleyi kararlılık ve azim içinde yürütecek ve yerel mevzuatlarını bu doğrultuda güçlendirmeye yönelik gerekli tüm adımları atacaklardır.
-Finlandiya ve İsveç, Avrupa İade Sözleşmesi’yle uyumlu biçimde, Türkiye tarafından sağlanan bilgi, delil ve istihbaratı dikkate alarak Türkiye’nin terör zanlılarına dair sınır dışı veya iade taleplerini ivedilikle ve bütün boyutlarıyla işleme koyacak ve Türkiye’yle iade ve güvenlik işbirliğini geliştirmek için gerekli ikili ahdî düzenlemeler yapacaklardır.
-Finlandiya ve İsveç, PKK terör örgütünün ve bütün uzantıları ile iltisaklı kuruluşlarının ve paravan örgütlerinin para toplama ve eleman devşirme faaliyetlerine yönelik soruşturma başlatacak ve bunları yasaklayacaklardır.
-Türkiye, Finlandiya ve İsveç dezenformasyonla mücadele edeceklerini taahhüt edecek ve yasalarının, Türkiye’ye yönelik şiddeti kışkırtan faaliyetler dahil olmak üzere, terör örgütlerinin propagandası amacıyla istismar edilmesini engelleyeceklerdir.
-Finlandiya ve İsveç, silah ihracatına dair mevzuatlarının Müttefiklere yönelik yeni taahhütleri mümkün kılmasını ve NATO’daki üyelik statüleriyle mütenasip olmasını temin edeceklerdir.
-Finlandiya ve İsveç, Türkiye’nin askeri mobilite konusundaki PESCO projesine katılımı dahil olmak üzere, Türkiye ve diğer AB üyesi olmayan Müttefiklerin Avrupa Birliği’nin Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası’nın mevcut ve müstakbel girişimlerine mümkün olan en geniş şekilde dahil edilmesine destek vereceklerdir.
-Bu adımların hayata geçirilmesi için, Türkiye, Finlandiya ve İsveç Dışişleri, İçişleri ve Adalet Bakanlıkları, İstihbarat Servisleri ve Güvenlik Kurumlarından uzmanların katılımıyla bir Daimi Ortak Mekanizma tesis edeceklerdir. Daimi Ortak Mekanizma diğer ülkelerin katılımına açık olacaktır.
– Türkiye, NATO’nun Açık Kapı politikasına uzun zamandır devam eden desteğini teyit eder ve Madrid Zirvesi’nde Finlandiya ve İsveç’in NATO üyesi olmak üzere davet edilmelerine desteğini ifade eder.
PİRHA- Kadınlar, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde, Gezi eylemlerine katılanlara “sürtük” diyerek hakaret etmesine tepki göstererek, “Kadınlar bir araya gelmeli ve artık bu düzeni değiştirmeli. Kadınlara, hakkını arayanlara sürtük diyen bir Cumhurbaşkanı tarafından yönetilmemeliyiz. Umarız en yakın zamanda sandıkta giderler” dedi.
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptal edilmesi davasına sahip çıkmak için Danıştay önüne gelen kadınlar, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde, Gezi eylemlerine katılanlara ‘sürtük’ diyerek hakaret etmesine karşı tepkilerini dile getirdi.
Erdoğan’ın kadınlara bakış açısının ve zihniyetinin düşmanca olduğunu belirten kadınlar, söz konusu hakaretleri kabul etmediklerini ve hakları için her zaman mücadele edeceklerini söylediler.
“BU DİL KADINLARA YÖNELİK ŞİDDETİ ARTTIRIYOR”
İstanbul Sözleşmesi’nin tekrardan yürürlüğe girmesi için çeşitli illerden Ankara’ya gelen kadınlar, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleri hakkında şunları ifade ettiler:
-Tayyip Erdoğan halka hakaret ediyor, kadınlara hakaret ediyor. Bu üslubu asla tasvip etmiyoruz. Biz kadınlar olarak hakkımızı aramaya her zaman devam edeceğiz.
-Bize söylenen hiçbir kötü sözü kabul etmiyoruz. Söyleyen kişinin kendisine yakışsa bile makama asla yakışmayacak ifadeler. Bir makamda oturuyorsanız o makama uygun bir üslupla konuşmak zorundasınız.
-Kadınları sürekli ötekileştiriyor çünkü zihniyeti öyle. Öyle görmüş. İnsanın fikirleri neyse sözcükleri de o olur. Kötü söz sahibine aittir. Bu dil kadınlara yönelik şiddeti arttırıyor.
“BİZ SÜRTÜK DEĞİLİZ, O SÖZLERİ KENDİSİNE İADE EDİYORUZ”
-Bu kelimeleri hiç kimse kullanmamalı. Toplumsal cinsiyet eşitliği çok önemli. Bu tür söylemler kadın mücadelesinin önüne engel oluyor.
-Biz kadınlar olarak eşitiz ve her zaman eşitlikten yanayız. Cumhurbaşkanı adına ben utandım. Asla yakıştıramadım. Biz sürtük değiliz. O sözleri kendisine iade ediyoruz.
-Kadınlar bir araya gelmeli ve artık bu düzeni değiştirmeli. Kadınlara, hakkını arayanlara sürtük diyen bir Cumhurbaşkanı tarafından yönetilmemeliyiz. Umarız en yakın zamanda sandıkta giderler.
“BİR ZİHNİYET SORUNU VAR”
-Biz kadınlar olarak böyle bir söylemi asla kabul etmiyoruz. Bir zihniyet sorunu var. Maalesef bir de seviye sorunu var.
-Bu dil maalesef toplumumuzu da olumsuz etkiliyor. Toplumu ayrıştırıyor ve şiddet yanlısı yapıyor. Cumhurbaşkanı adına üzülüyorum. Bu kadar kadını karşısına aldı, zoru başarıyor kendisi. Kadınlar bir araya gelmeli. Devrimi kadınlar yapar ve Recep Tayyip Erdoğan’ı da kadınlar yıkacak.”
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadın Meclisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Gezi protestolarına katılanlar için kullandığı sözlere dair suç duyurusunda bulundu. Yapılan açıklamada kadınlara karşı cinsiyetçi ve ayrımcı dilin asla kabul edilmeyeceğini belirten kadınlar, “Böbürlenme padişahım senden büyük halk var” dedi. ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan ile PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe de kadınların eylemine destek verdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Gezi eylemlerine katılanlar için kullandığı “S..tük” sözüne tepkiler sürüyor. PSAKD Kadın Meclisi üyeleri bugün Erdoğan hakkında Ankara Adliyesi’ne giderek suç duyurusunda bulundu.
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ile PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe de kadınların eylemine destek verdi.
BASIN AÇIKLAMASINA POLİS MÜDAHALESİ
PSAKD Kadın Meclisi üyeleri, suç duyurusu işleminin ardından Ankara Adliyesi önünde basın açıklaması yapmak istedi. Polis, Valilikten izin alınması gerektiğini söyleyerek açıklamaya izin vermedi. Durumun protesto edilmesi üzerine polis, müdahalede bulundu. Kitle, yaşananların ardından PSAKD-ABF Genel merkezlerinin bulunduğu bina önünde basın açıklamasını yaptı.
“Kadınlara karşı cinsiyetçi ve ayrımcı dili asla kabul etmiyoruz!” denilen açıklamayı kadınlar adına Rukiye Ercan Kara okudu. Gezi eylemlerinin, AKP hükümetinin toplum üzerinde oluşturduğu baskılara karşı bir tür isyan olduğunu söyleyen Kara, şöyle devam etti:
“Kaç çocuk doğuracağımızdan, kahkahalarımıza, kırmızı rujumuzdan, yoğun işçi sömürüsüne; o dönem FETÖ’yle işbirliği yapıp çocuklarımızın geleceksiz bırakılmasına, 4+4+4 eğitim sistemi ile özellikle kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırılmasına, kürtajın yasaklanmaya kalkışılmasına, kamu mallarının, derelerin, ormanların yok edilmesine, ibadethane olan cemevlerimizin yok sayılmasına, savaş çığırtkanlığına, soyguna, yağmaya, talana karşı halkımızın birikmiş öfkesiydi. Her kesimden insanların isyanıydı. Arada geçen 9 yıla rağmen AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 1 Haziran’da TBMM’de yaptığı konuşmada teslim alamadığı kadınlara bunlar ‘çürük’, ‘sürtük’, diyerek hakaret etmesinin dil sürçmesi ya da kızgınlıkla söylenen bir söz olmadığının farkındayız. Bugün görünen o ki Gezi’den ders almak bir yana daha da kin ve nefret üzerine kurdukları politikalarla ülkeyi felakete sürüklemekte kararlılar. Bizler o gün haklıydık bugün de haklıyız ve bu görünen bir gerçek haline geldi. Zam, yoksulluk ve şiddetin geldiği boyut ne kadar haklı olduğumuzu her gün kanıtlamaktadır.
Artık gün gibi ortada olan şey; AKP’nin güçlü iktidarı değil; onların, ne kadar çaresiz ve halk düşmanı olduğudur. Biz kadınlar Gezi’de ayrımcılığa, şiddete, baskıya, eşitsizliğe isyan eden kadınlardık, eştik, ablaydık, kardeştik; bizler çocuklarının geleceğini düşünen annelerdik. Gözümüzden sakındığımız sizin ise bizden aldığınız, Berkin’in, Ali İsmail’in, Ethem’in Abdullah’ın Ahmet’in, Mehmet’in, Medeni’nin, Hasan’ın ve burada sayamadığımız onlarca gencimizin annesiydik, kız kardeşiydik, yoldaşıydık, sıra arkadaşıydık. Biz memleketine, onuruna sahip çıkan kadınlardık.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kullanılan ‘Sürtük’ sözü kadınlara karşı çok yoğun şiddet ve ayrımcılık içermektedir. Artık bir cins kırım boyutuna varan ve her gün en az 3 kadının öldürüldüğü, LGBTİ+ların en temel insan haklarının dahi yok sayıldığı, kadınların sistematik şiddet gördüğü ülkemizde kadınlara yönelik kullanılan ‘Sürtük’ kelimesi eril dilin ürünü olup kadınlara yönelik ayrımcılık içermektedir. TBMM kürsüsünde dile getirilen ‘sürtük’ kelimesi sokakta taciz, işyerinde mobbing, ev içinde şiddet, cinayet, konser ve kıyafet yasağı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kısacası bu eril şiddet dili kadına yönelik şiddet ve cinayetleri körükleyici niteliktedir ve asla kabul edilemez.”
“DİZ ÇÖKMEDİK BU DA SİZE DERT OLSUN”
Rukiye Ercan Kara, kadın mücadelesini daha da yükselteceklerini ifade ederek, “Son sözümüz; bu ülkenin kadınları, aydınları, gençleri sizin karanlığınıza boyun eğmeyecektir. Böbürlenme padişahım senden büyük halk var. Biz, sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedik bu bize dert oldu; biz de, sizin önünüzde diz çökmedik bu da size dert olsun” dedi.
PİRHA – Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin yürüttüğü Adalet Nöbetine katılan yurttaşlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Gezi direnişçileri için “Sürtük” demesini eleştirdi. Yurttaşlar, “Ömründe yaptığı en büyük gaftı. Biz Aleviler, devrimciler, ekolojiden yanayız. Ama belli ki bu söylemlerle halkı galeyana getirmek istiyorlar” yorumunda bulundu.
2013 yılında başlayan Gezi Parkı eylemlerinin ardından açılan davada, iş insanı Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, yedi kişiye ise 18’er yıl hapis cezası verildi. Karara tepki gösteren Mimarlar Odası Ankara Şubesi, verilen cezaların ardından nöbet eylemi başlattı.
Gezi direnişinin 9. yılında yapılan eylemlerle birlikte 100’ün üzerinde yurttaş gözaltına alındı. Yaşananların ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Gezi eylemcileri için kullandığı “Sürtük” ifadesi tepkileri daha da büyüttü.
Ankaralı yurttaşlar, iktidarın yeniden “Kutuplaştırma siyasetine” başvurduğunu belirterek “Cumhurbaşkanı artık kontrolünü kaybetti” yorumunda bulundular.
PİRHA – Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Kurucu Genel Başkanı Turgut Öker, 14 Nisan’da görülecek Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında açtığı 5 kuruşluk davaya ilişkin konuştu. Öker, “Hakaretlere, temelsiz suçlamalara adaletle yaklaşılacak beklentisinde değilim. Ama en azından açtığımız bu davalar tarihe not düşmek, bugün bu adaletsizlikleri düzeltemezsen bile bizden sonraki kuşaklara bırakılacak bir mirastır” dedi.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK ) Kurucu Başkanı Turgut Öker, Aralık 2021’de AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında, Siirt’te yaptığı konuşmada Avrupa Alevi hareketini ve ‘Alisiz Alevilik’ söylemi ile kendisini hedef gösteren açıklamalarına karşı İstanbul Anadolu Adliyesi’nde 28. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 5 kuruşluk manevi tazminat davası dava açılmıştı.
Davanın ilk duruşması 14 Nisan saat 09:30’da İstanbul Anadolu Adliyesi’nde 28. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek.
AABK Kurucu Genel Başkanı ve aynı zamanda 25. Dönem HDP İstanbul Milletvekili olan Turgut Öker, davaya, AKP iktidarının Alevilere dönük ayrıştırıcı politikalarına ilişkin konuştu.
“KEŞKE HAKARET GÖRDÜĞÜMÜZ BÜTÜN SÜREÇ BOYUNCA DAVALAR AÇABİLSEYDİK”
Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, sıklıkla şahsını hedef aldığını belirterek, “Erdoğan, bütün konuşmalarda ‘Ey Turgut Öker, bu konuşmam sana’ demese de bütün tanımlaması şahsıma yönelikti. Bize dönük hakaretler, iftiralar, ayrımcılık ve önyargı yeni bir şey değil. Almanya’daki hükümet tarafından, örgütlerimiz inanç kurumuna dönüşüp onaylandığı günden beri bize böyle kin ve nefretle saldırıyor. Daha önceden bizler de buna karşı Erdoğan Avrupa’ya geldiğinde ‘Biz de Avrupa’yı bugünün Yezid’ine dar edeceğiz’ diyorduk. Yani demokratik tepkimizi kullanıyorduk. Hele ki benim 2015 yılındaki adaylığımdan sonra bize karşı halkı yuhalattırdı. Ve ilk defa 2 ay önce kendisini dava ettim. Bu 20 yıllık süre içerisinde bize nice hakaretlerde bulundu. Cemevlerinin cümbüş evi olduğunu, Alisiz Alevilik ile ilgili, özellikle de Kılıçdaroğlu’nun Alevi olmasını ima ederek birçok hakaretleri olduğu halde kendisine dava açmadık. Çünkü bütün yargı sistemi elinde. Bağımsız bir adalet olsa belki çoktan bu davaları açardık. Keşke bizler, hakaret gördüğümüz bütün süreç boyunca davalar açabilseydik” diye konuştu.
Turgut Öker, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında açtığı 5 kuruşluk davaya ilişkin de bilgi verdi. Davanın ilk duruşması 14 Nisan saat 09:30’da İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görülecek. Öker, söz konusu davayı “Tarihe not düşmek” olarak değerlendirip şunları söyledi:
“Mevcut adaletin, bu hakaretlere, temelsiz suçlamalara adaletle yaklaşacak da oradan vicdanlarımızı rahatlatacak kararlar çıkacak beklentisinde değilim. Ama en azından tarihe not düşüp bir haksızlık, bir iftiranın var olduğunu ve bugünün yarınlarının da olduğunu düşünmek gerek. Şimdi örneğin bizler, tarihteki Dersim’in, Koçgiri’nin, Cemalettin Efendi’nin, bütün o Alevi önderlerinin savunmalarını okuyoruz. O açıdan bugün bu adaletsizlikleri düzeltemezsen bile bizden sonraki kuşaklara bırakılacak bir mirastır bu. Bu açıdan davaların arkasında durmamız lazım. Hatta daha çok dava açmamız lazım. Türkiye çapında nerede bugünkü sistemden beslenenler, bize hakarette bulunuyorlarsa mahkemenin de bir mücadele alanı olduğunu bilerek hareket etmemiz lazım. Bugün mahkemelerdeki savunmalar da mücadelenin bir parçasıdır. Türkiye’de devletin, Alevileri yok etme, asimile etme ve ortadan kaldırma amacı var. Bunların fıtratında farklı olana düşmanca yaklaşma var.”
“ALMANYA’DA İSLAMCILARIN ELDE ETTİĞİ HAKLAR ALEVİLERDEN 10 MİSLİ FAZLA”
“Almanya’daki İslamcıların yani Erdoğan’ın kandaş olduğu kuruluşların, Almanya’daki elde ettiği haklar yine biz Alevilerden belki de 10 misli fazladır” diyen Öker, “Şimdi Aleviler gibi bu ülkede hiçbir hakkı olmayanlar nasıl olur da Avrupa’da kendisinin elde ettiği haklara yakın haklar elde edebilir! Yani hazımsızlığın, saldırganlığın, iftiranın kaynağı bu. ‘Biz burada bunları bitireceğiz ancak siz Avrupa’da bunlar için nasıl ‘yaşar’ diyorsunuz ve aynı hakları veriyorsunuz’ diyorlar. Bu anlamıyla mahkemede de bütün belgeleri ortaya koyacağız” ifadelerini kullandı.
PİRHA-PSAKD Genel Sekreteri Özgür Kaplan, cemevlerine ulaşan yüksek orandaki faturalar hakkında yürüttükleri eylem planı hakkında konuştu. “Elektrik ve doğalgaz faturalarını ödemeyeceğiz” diyen Kaplan “Devletin, Alevilere nasıl baktığını daha dün Nazimiye’de gördük” ifadesini kullandı. Kaplan, “İbadethanemizin ticarethane olarak görülmesi direkt ‘hak ihlali’dir” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Sekreteri Özgür Kaplan, cemevlerinin ibadethane statüsünde görülmediği için yüksek gelen elektrik faturaları nedeniyle Alevi kurumlarının, “Elektrik faturalarını ödemiyoruz” kararına ilişkin konuştu.
Kaplan, PSAKD’nin 10 yıl önce aldığı “Elektrik ve su faturası ödememe” kararını hatırlatarak “Mesela Kadıköy şubemizin şu an 6 milyon liraya yakın zaten elektrik borcu var. O şubemizin borcundan kaynaklı genel merkez hesaplarına bloke konuluyor ve bu devletin bize yarattığı yeni bir sıkıntı değil” dedi.
“ALEVİ HALKI KASTEDİLENİ İYİ ANLIYOR”
Özgür Kaplan, cemevlerinin ibadethane statüsüne alınana kadar mücadele yürüteceklerini belirterek AKP’nin Alevi politikalarını eleştirdi. Kaplan, Nazımiye Kaymakamı’nın Düzgün Baba Cemevi’ne dönük tavrını da eleştirerek şunları söyledi:
“Devletin zaten cemevlerine bakışını biz gönderilen faturalardan öte; hatta o rakamlar 10 Lira da olabilir 10 bin Lira da olabilir. Ancak devletin, bizim ibadethanemizi tanımayıp ticarethane olarak görmesini direkt ‘hak ihlali’ olarak yorumluyoruz. Bunu direkt inancımıza karşı saygısızlık olarak görüyoruz. Tavrımızı gelen faturanın rakamından öte bu yönüyle geliştiriyoruz.
Devletin, Alevilere, ibadethanelerimize nasıl baktığını daha dün Nazimiye’de gördük. Kaymakamın silahları ile gelip bir cemevinin kapısına dayanıp tehditler savurması… Alevi halkı, ‘devletin gücünü gösteririz’ diyenlerin neyi kastettiğini iyi anlıyor. O devletin gücünü Bizler Madımak’ta, Cizre’de, Silopi’de ve Maraş’ta da gördük. Neyi kastettiklerini iyi biliyoruz. O anlamıyla tavrımız nettir. Cemevlerimize bakış açıları gönderdikleri fatura ile sınırlı değil.
Bizler kitlesel olarak faturaları ödememe açıklamasını zaten yaptık. Geçmişten gelen bir tavrımız da var. Yeni bir açıklama yaparak sosyal medyada afişlerimizi de paylaştık ‘doğalgaz ve elektrik faturalarını ödemeyeceğiz’ diye.
“İKİYÜZLÜLÜK YAPILIYOR”
Devlet bizlerle ilgili aleni şekilde ikiyüzlülük yapıyor. Daha geçen aylarda Maraş Katliamı’nın tam da yıldönümünde Cumhurbaşkanı Antep’te cemevi açılışı yaptı. Hem cemevini tanımayıp ‘cümbüş evi’ diyor, alay ediyor aklı sıra, hem de açılış yapıyor. Tamamen siyaset eksenli davranıyorlar. Olur da cemevlerimize geldiklerinde elektriğimiz ve doğalgazımız kesik olursa biz de mihman Ali’dir, karanlık da olsa biz bir çerağımızla otururuz. Ama gelme amaçları da önemli tabii ki. Biz cemevine gelen herkesi makamsız, mevkisiz, apoletsiz görürüz. Kimse Cumhurbaşkanı, kaymakam ya da başka bir sıfatla görmez.”
PİRHA-Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Erdoğan ve eşinin Covid testinin pozitif çıkmasıyla ilgili paylaşım yapan bazı sosyal medya kullanıcılarına “Cumhurbaşkanına hakaret, dini değerleri aşağılama” soruşturması başlattı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan’ın Covid-19 testlerinin pozitif çıkmasına ilişkin paylaşım yapan bazı sosyal medya kullanıcıları hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu.
Konuyla ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: “5 Şubat 2022 tarihinde Sn. Cumhurbaşkanı tarafından kendisi ve eşinin Covid-19 test sonucunun pozitif çıktığı ve sağlık durumunun iyi olduğu yönünde sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımını ilgi tutarak yapılan bir kısım paylaşımlarda; Cumhurbaşkanına hakaret, dini değerleri aşağılama vs suç teşkil eden ifadelerle ilgili olarak, Cumhuriyet Başsavcılığımız yetkisinde tespit edilen şüpheliler hakkında re’sen soruşturma başlatılmış olup konuyla ilgili gerekli adli işlemler kolluk birimleriyle birlikte yürütülmektedir. Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”
PİRHA- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aydın’a görüştüğü Alevi Kültür Dernekleri Söke Şube Başkanı Şevki Kaya, cemevlerine resmi statü talebini ilettikleri Erdoğan’ın, “Çalışma var ancak hemen gerçekleşmesi zor” dediğini anlattı.
AKP hükümeti, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin cemevlerine ibadethane statüsü verilmesi yönündeki kararını uygulamamak için hala direniyor. Bir gecede kararnamelerle kararlar alan iktidar, şu ana kadar Alevilerin hiç bir talebini mahkeme kararlarına rağmen yerine getirmedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan geçen gün miting ve toplu açılış yapmak için bulunduğu Aydın’da cemevi başkanları ve muhtarlarla valilikte bir araya geldi.
Toplantıya Eğrek Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Derneği Başkanı Mehmet Akyüz, Bozdoğan Alamut Mahallesi Cemevi Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Hasan Özçörtük, Söke Güzeltepe Mahallesi Kültürünü Yaşatma Derneği Başkanı Özgül Avcı, Alevi Kültür Dernekleri Söke Şubesi Başkanı Şevki Kaya ile Çine Dutluoluk Mahallesi Muhtarı Sadık Yıldız, Bozdoğan Alamut Mahalle Muhtarı Hasbi Şen ve Efeler Yılmazköy Mahalle Muhtarı Özkan Tosun’dan oluşan heyet katıldı.
CEMEVLERİNE RESMİ STATÜ VERİLMESİ İÇİN ÇALIŞMA YOK
Toplantıya katılan Alevi Kültür Dernekleri Söke Şube Başkanı Şevki Kaya, cemevlerine resmi statü talebini ilettikleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Çalışma var ancak hemen gerçekleşmesi zor” dediğini anlattı.
Kaya, “Bizler sorunlarımızın masada çözülebileceğini ve sokakta çözülemeyeceğini düşünerek Cumhurbaşkanımız ile görüştük. Cumhurbaşkanı’na resmi statüyle ilgili taleplerimizi ve cemevlerimizin sıkıntılarını ilettik. Sayın Cumhurbaşkanı da bu anlamda bir çalışmanın olduğunu ancak hemen gerçekleşmesinin zor olduğunu belirterek yavaş yavaş bu isteğin gerçekleşebileceğini söyledi. Biz de kendilerine teşekkür ederek ayrıldık” dedi.
“CEMEVLERİNİN RESMİ STATÜSÜ YOK”
Aydın’daki Alevi nüfusunun 100 binin üzerinde olduğunun söylendiğini belirten Kaya, “Öncelikle cemevlerinin maddi anlamdaki hizmet binası, elektrik, su ve benzeri giderlerin resmileşmesini istiyoruz. Şu an resmi bir statü yok. Elektriğini, suyunu ve personel giderlerini biz karşılıyoruz. Binaların tadilatını biz yapıyoruz. Şu an için devletten herhangi bir destek alamıyoruz. Tabii ki inanç bazında hizmet veren yerlere devletin eşit şartlarda davranması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim çok büyük beklentimiz yok. Biz diyoruz ki resmi statü olsun. Zaten resmi statüye geçtiğinde bunların hepsinin olabileceğinden eminiz” ifadelerini kullandı.