Etiket: cumhurbaşkanı

  • Başbakan Yıldırım: MHP’yle ortak kampanya yok

    Başbakan Yıldırım: MHP’yle ortak kampanya yok

    Başbakan Binali Yıldırım, referandum kampanyasını MHP ile ortak yürütmeyeceklerini, AKP’nin kampanyayı “Cumhurbaşkanı ile koordineli” bir biçimde yürüteceğini söyledi. 

    Başbakan Binali Yıldırım, AKP İl Başkanları Toplantısı’nda konuştu. Yıldırım’ın gündeminde ‘Başkanlığı’ içeren Anayasa değişikliği referandumu vardı.

    MHP ile birlikte ortak referandum kampanyası düzenlemeyeceklerini belirten Yıldırım, AKP’nin kampanyasının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile koordineli olarak yürütüleceğini söyledi.

    Referandumla ilgili kesin tarihin Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından önümüzdeki günlerde açıklanacağını kaydeden Yıldırım’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

    “Dostluklarımızı artıracağız, düşmanlıklarımızı azaltacağız dedik. Türkiye bölgenin teminatıdır dedik. Türkiye ayakta kalamazsa bölge yok olur gider. İşe komşularla başladık. Rusya ile ilişkilerimizi düzelttik. İsrail ile… Suriye’de ateşkesin sağlanması için Rusya ile, İran ile inisiyatif aldık. Astana’da zirve yaptık, üç ülke mutabakat sağladı.

    BM işin içine sokuldu, bundan sonra da siyasi çözüm için çalışmalar yapıldı. Irak’a ziyaret yaptık, ‘Komşuyuz, birbirimize ihtiyacımız var’ dedik. Dolayısıyla Irak ile de Başika, Musul, PKK ile mücadele başta olmak üzere değerlendirdik. Bütün bunları yapınca Türkiye’nin bölgedeki etkinliği de arttı. Bir yıl önce Suriye’de Türkiye’yi hesaba katmayanlar şimdi Türkiye’nin dediğini yapıyorlar. Bu milletimizin gücü, Recep Tayyip Erdoğan’ın gücünden geliyor.

    Suriye’de barışın sağlanması için bir yandan da Fırat Kalkanı operasyonu ile amansız bir mücadele veriyoruz. ÖSO’ya destek veriyoruz. Bölgeden terörün temizlenmesi, kardeş Suriye halkının esenliğe kavuşması öncelikli hedefimizdir.

    Anayasa değişikliği konusunda TBMM kararını verdi. Aydınlık Türkiye’nin yarınları, devletin bekası için tarihi bir görev yapıyoruz. Milletin dediği olacak dediniz ve milli iradeye sahip çıktınız. AK Parti’nin temsil ettiği birlik ruhunun sergilediği örnek dayanışma daha şimdiden siyasi tarihe geçmiştir. Bütün teşkilatımıza sergiledikleri bu güzel dayanışma ruhu için bir kez daha teşekkür ediyorum.

    Türkiye çok uzun zamandır vesayet anayasalarının yol açtığı sorunları çözmeye çalışıyor. 82 Anayasası 18 sefer değişti. Darbe şartlarında hazırlanan bu anayasa maalesef Türkiye’nin bugünkü isteğini karşılayamıyor. Demokrasinin gereğini yerine getiremiyor.

    Bu değişikliğin karşısında olanlara söyleyeceğim birkaç söz var. Yıl 2007. AK Parti iktidar. 363 milletvekili var. Bu anayasanın değişmesine karşı mücadele eden AK Parti’ye ‘Sen cumhurbaşkanı seçemezsin’ dediler.

    Ana muhalefet partisi o gün kendi fikrini değil, vesayetçilerin sözcülüğünü yaptı. O gün cumhurbaşkanı seçimini engellediler, 367 icadıyla. Vatandaşa gittik, vatandaş sözünü söyledi. ‘Cumhurbaşkanını ben seçeceğim’ dedi. Aslında bizim yaptığımız, orada yarım kalan işi tamamlamak. Bu değişiklik o gün yapılması gerekiyordu. Yapılan eksik kalan kısmı tamamlamaktır. İş bundan ibarettir. Rejim değişiyor, Türkiye elden gidiyor… Onlar kendileri gidiyor.

    Kendi ikbal meseleleri için. Türkiye’nin bir yere gittiği yok. Telaşları kendi gelecekleri… Sizin ikbaliniz için Türkiye’nin önün tıkamaya kimsenin hakkı yok. Kaç sefer söyledik, 93 sene evvel Cumhuriyet ilan edildi, 1923’te rejim tartışması sona erdi, nokta.

    MHP ile ayrı kampanya yürüteceğiz. Ama bir amaç birliği var. Ortak gidelim, ortak toplantılar yapalım, öyle bir şey yok. AK Parti kendisi gidecek. Cumhurbaşkanımız ile koordinasyon halinde güzel bir kampanya yürüteceğiz.”

  • Bütçe hazırlama yetkisi cumhurbaşkanına veriliyor

    Bütçe hazırlama yetkisi cumhurbaşkanına veriliyor

    OHAL’de bakanlar kurulunun kanun hükmünde kararname ile yaptığı uygulamaları artık cumhurbaşkanı tek imzayla gerçekleştirecek.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçerek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın onayına sunulan başkanlık sistemini içeren anayasa değişikliği teklifinin referandum sürecindeki paketinde anayasal sistemden sıkıyönetim şartları OHAL’e taşınacak ve bütçe hazırlama yetkisi de cumhurbaşkanına verilecek. Değişiklikler halkoyunda kabul edilirse, OHAL’de bakanlar kurulunun kanun hükmünde kararname ile yaptığı uygulamaları artık cumhurbaşkanı tek imzayla gerçekleştirecek.

    Hürriyet‘ten Bülent Sarıoğlu‘nun haberine göre, öğretim üyelerinin rektör seçimine son verilmesi gibi hâkim ve savcıların üst kurullarına üye seçme hakları da sona eriyor. Şu anda HSYK’da 22 üyeden 6’sını atayan cumhurbaşkanı, yeni modelde 13 üyeden 6’sını belirleyecek; kalan 7 üye için TBMM’de seçim yapılacak. ‘Askeri yargı’ Türkiye hukuk sisteminden kaldırılırken, genelkurmay başkanının MGK’da başbakandan sonra gelen sırası da bakanların arkasına taşınıyor. Paketin ikinci bölümü, yeni bir seçim sisteminin 2019’dan önce yürürlüğe konulmasına yönelik altyapıyı da kuruyor.

    12. MADDE: SIKIYÖNETİM OHAL’E TAŞINDI

    Referanduma sunulacak düzenlemeyle sıkıyönetim uygulaması Türkiye’nin anayasal sisteminden kaldırılıyor. Anayasa’daki sıkıyönetim maddesi ile diğer maddelerdeki sıkıyönetim ifadeleri çıkarılıyor. Buna karşılık sıkıyönetim ilanı gerektiren şartlar büyük ölçüde olağanüstü hal (OHAL) uygulamasının içine taşınıyor.

    Mevcut Anayasa, devletin olağanüstü yönetim usullerini OHAL ve sıkıyönetim olmak üzere iki evreye ayırıyor. OHAL ilanını gerektiren birinci evre, “doğal afet, ağır ekonomik bunalım, şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması” halinde oluşuyor. Daha katı önlemler gerektiren sıkıyönetim ise “OHAL’den daha vahim şiddet hareketleri, savaş hali, ayaklanma, vatan veya Cumhuriyet’e karşı kuvvetli ve eylemli kalkışma” halinde ilan ediliyor. Mevcut Anayasa’ya göre, cumhurbaşkanı

    başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulunun da görüşünü alarak OHAL ve sıkıyönetim ilan edebiliyor. Değişikliğe göre, OHAL ilan yetkisi cumhurbaşkanına geçiyor. Cumhurbaşkanı, tek başına alacağı kararla 6 aylık OHAL ilan edebilecek. Bu karar aynı gün TBMM’nin onayına sunulacak. Meclis bu süreyi kısaltabilecek veya kararı kaldırabilecek. Sonrasında cumhurbaşkanının talebiyle TBMM dörder aylık sürelerle OHAL’i uzatabilecek.

    İki güvenlik evresi teke indirildiğinden cumhurbaşkanı şu hallerde OHAL ilan edebilecek: “Savaş, savaşı gerektirecek bir durumun başgöstermesi, seferberlik, ayaklanma, vatan veya Cumhuriyet’e karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması, tabii afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması.”

    Normalde temel hakları, hürriyetleri sınırlamaması ve kanun alanlarına girmemesi gereken cumhurbaşkanı kararnameleri için OHAL’de bu şart uygulanmayacak. Şu anda da cumhurbaşkanı başkanlığındaki bakanlar kurulunca çıkarılan KHK’larla temel haklar ve hürriyetler sınırlanabiliyor. Yeni uygulamada bu düzenlemeler cumhurbaşkanının tek imzasıyla yürürlüğe girecek.

    16. MADDE: CUMHURBAŞKANI ‘İDARİ BAŞSAVCI’ GİBİ

    Sıkıyönetim sistemi kaldırıldığından, anayasadaki “Sıkıyönetim komutanları Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olarak görev yaparlar” hükmü de çıkıyor. Bu durumda cumhurbaşkanının OHAL’de TSK’yı nasıl kullanacağı, bu konudaki genel yetki maddesine bağlı olarak ileride çıkarılacak uyum kanunlarıyla düzenlenebilecek. Değişikliğin bu halinde TSK’nın OHAL döneminde kullanımı konusunda bir açıklık yok. OHAL kararnameleri Meclis’e sunulacak ve 3 ay içinde karara bağlanmazsa kendiliğinden

    yürürlükten kalkacak. Ancak savaş ve mücbir nedenlerle TBMM toplanamazsa bu süre uygulanmayacak. Bu anayasa değişikliğinden önce çıkarılan ve şu anda uygulamada olan KHK’lar için bu şart geçerli olmayacak.

    ‘Torba madde’ eleştirisine konu olan bu düzenlemeyle (Anayasa’nın) tam 36 maddesinde değişiklik yapılıyor ve 21 maddesi de kaldırılıyor. Anayasada’ki tüm maddelerde “Başbakan” makamı ayıklanıyor ve birçok maddedeki “Bakanlar Kurulu” ifadeleri çıkarılıyor. Bunlar arasında “Yürütme yetkisi ve görevi” başlıklı maddedeki ayıklamayla cumhurbaşkanının bu yetkiyi bakanlar kurulu ile paylaşmasına son veriliyor. Ayrıca yasanın belirttiği sınırlarda vergi güncelleme hakkı bakanlar kurulundan alınıp cumhurbaşkanına veriliyor. Genelkurmay başkanının cumhurbaşkanınca atanması sürecinde “bakanlar kurulunun teklifi” şartı kaldırılıyor.

    Maddenin en önemli düzenlemelerinden birisi de Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu’yla ilgili olanlar.

    DDK, kararnameyle yeniden yapılandırılacak. DDK, özel şirketler dışında neredeyse ülkedeki tüm kurumları ‘idari bir başsavcı’ gibi soruşturabilecek. DDK’nın yetkisine ‘idari soruşturma açma’ yetkisi ve görev alanına ise Türk Silahlı Kuvvetleri de ekleniyor. DDK, tüm kamu kurum ve kuruluşları ile DHMİ, ÇAYKUR, TPAO, MKE gibi sermayesinin yarıdan fazlasının kamunun katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında , Türk-İş, Hak-İş, DİSK gibi her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü inceleme, araştırma, denetleme ve soruşturma yapabilecek. Böylece Türkiye Barolar Birliği, TOBB, Türk Tabipleri Birliği, Türk Eczacılar Birliği, Bankalar Birliği, TESK, TMMOB, TÜRMOB gibi meslek birlikleri cumhurbaşkanlığının soruşturma alanına girecek.

  • Cumhurbaşkanı olmak istiyor, ilk hedefi idam!

    Cumhurbaşkanı olmak istiyor, ilk hedefi idam!

    CNN Türk, yarıyıl tatilinin başlamasına ilişkin yaptığı haberinde, karne alacak çocuklarla canlı yayında söyleşi yaptı. Bu sırada bir öğrencinin “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna verdiği yanıt şaşkınlık uyandırdı.

    Küçük çocuk, büyüyünce muhtarlıktan cumhurbaşkanlığına uzanan kariyerinde zirveye çıkacağını, ardından da anayasayı değiştirip idam cezası getireceğini söyledi. Üstelik aynı çocuk, ‘darbecilerin yaptıkları’na karşılık, idam cezasını geriye dönük işleteceğini de hatırlattı.

    “Ben cumhurbaşkanı olmak istiyorum, hedefim büyük, basamak basamak” diyen çocuk, önce muhtarlıkla başlayacağını belirtip, ‘hayli tanıdık‘ bir rota çizdi: “Sonra belediye başkanı, sonra milletvekili, sonra bakan, sonra başbakan, sonra cumhurbaşkanı.

    Buraya kadar bir çocuğun hayalleri olarak hiç de fena olmayan hedeflerden bahseden çocuğun sonraki sözleri toplumsal travmanın aştığı eşiği gözler önüne serdi: “Anayasayı değiştireceğim, darbeciler yüzünden bir sürü sorunlar yaşıyoruz, bu yüzden idam getireceğim. Anayasalar geri dönmüyormuş ama ben geri döndüreceğim.”

    Muhabirin çocuğa verdiği yanıtsa daha da manidar oldu: “Yaş küçük ama hayaller büyük.” 

  • MHP’li Aslan Cumhurbaşkanı’na hakaretten gözaltında

    MHP’li Aslan Cumhurbaşkanı’na hakaretten gözaltında

    MHP’nin İstanbul milletvekili adayı Mehmet Aslan, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hakkında yürütülen soruşturma kapsamında, “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlamasıyla gözaltına alındı.

    Attığı tweetler nedeniyle hakkında soruşturma başlatıldığı öğrenilen Aslan’ın İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğü belirtildi.

    Aslan’ın bugün öğleden sonra ifade vermek üzere savcılığa çıkarılması bekleniyor.

  • MHP’li Mehmet Aslan: Yatacak yerin yok

    MHP’li Mehmet Aslan: Yatacak yerin yok

    MHP’nin İstanbul milletvekili adayı Mehmet Aslan, Reina katliamının ardından Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı suçlayan bir mesaj paylaştı.

    Aslan mesajında; “Tayyip yatacak yerin yok bu arap teröristleri doldurdun içimize Türkleri öldürttün!” ifadelerini kullandı.

    Gelen tepkilerin ardından mesajını silen Aslan, istenildiği kadar hedef gösterilse de “kıblesinin şaşmayacağını” belirtti.

  • Erdoğan ve Yıldırım’dan açıklama

    Erdoğan ve Yıldırım’dan açıklama

    Beşiktaş’taki saldırıya ilişkin açıklama yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, patlayıcıların cinsinin ne olduğu konusunda incelemelerin yapıldığını belirtirken, Başbakan Binali Yıldırım ise saldırıya ilişkin “Büyük ihtimalle PKK yaptı” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, İstanbul Beşiktaş’ta gerçekleşen saldırıda yaralananların tedavi gördüğü Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ni ziyaret etti. Erdoğan, ziyaret sonrası, hastane önünde açıklama yaptı.
    İki kişinin yoğun bakımda olduğunu kaydeden Erdoğan, 38 kişinin yaşamını yitirdiğini ve 155 kişinin yaralandığını vurguladı. “Bu terör belası ile mücadelede bir defa milletimin sonuna kadar bu mücadeleyi sürdüreceğimizden şüphesi olmasın. Biz yola kefenimizle çıktık. Bu vatan, bir defa gerçek anlamda sahiplerinindir” diyen Erdoğan, “Şunu bilsinler ki; bunları yanlarına koymayacağız. Daha ağır bedeller ödeyecekler. Patlayıcıların cinsi nedir bununla alakalı incelemeler yapılıyor. İçişleri Bakanlığımız gerekli açıklamayı yapacak” dedi.
    BAŞBAKAN: BÜYÜK İHTİMALLE PKK YAPTI
    Hastane çıkışı basına konuşan Başbakan Binali Yıldırım da, Beşiktaş-Bursaspor maçı sonrasında Beleştepe olarak adlandırılan alana yapılan saldırıya ilişkin “Büyük ihtimalle PKK yaptı” dedi. Saldırıya misliyle karşılık verileceğini belirten Yıldırım, “Şehitlerimizin kanı yerde kalmayacak. Saldırı hangi örgütten gelirse gelsin misliyle cevap vereceğiz” dedi.

  • HDK sonuç bildirgesi: Çözümsüz ve çaresiz olan Erdoğan-AKP rejimidir

    HDK sonuç bildirgesi: Çözümsüz ve çaresiz olan Erdoğan-AKP rejimidir

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) 7. Olağan Genel Kurulu sonuç bildirgesi açıklandı.

    Bildirgede, “Türkiye 1,5 yıla yakın bir zamandır ağır bir rejim krizi yaşamaktadır. 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında halkın iradesini hiçe sayarak ilk adımı atılan sivil darbe süreci, 15 Temmuz askeri darbe girişimi ile yeni bir evreye geçmiştir. Bu evrede Erdoğan-AKP iktidarı, tek adam yönetimi’ni kurumsallaştırmak için OHAL’i kullanmakta, dikta rejimi adım adım örülmektedir.” denildi.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve AKP’nin politikalarının eleştirildiği bildirgede, “Canhıraş saldırılarına bakmayalım, çözümsüz ve çaresiz olan Erdoğan-AKP rejimidir. Irak ve Suriye’de yenilecek, içeride hakların ve ezilenlerin birleşik mücadelesi ile alaşağı edilecektir.” İfadeleri yer aldı.

    HDK 7. Olağan Genel Kurulu sonuç bildirgesi şu şekilde:

    4 Kasım günü ve öncesinde rehin alınmış olan Eş Genel Başkanlarımız, vekillerimiz, bütün seçilmiş belediye eş başkanlarımız ve yöneticilerimiz, üyelerimiz onurlu ve dik duruşları, biat etmez ve boyun eğmez tutumları ile Kürt halkı başta olmak üzere tüm Türkiye halklarına büyük bir moral kaynağı olmuşlardır. Onları saygıyla ve dayanışmayla selamlıyoruz.

    HDK, gerçekleştirdiği 7. Olağan Genel Kurulu’nda, son bir yılın değerlendirmesini yapmış, Eşsözcü seçimini yapmış ve Genel Meclisini yenilemiştir. Yapılan tartışmalarda HDK’nin mevcut örgütsel ve politik durumu, söz konusu düzlemdeki eksikleri ve yetersizlikleri ile önümüzdeki sürece dair perspektifi ele alınmıştır.

    HDK’nin Türkiye halkları, emekçileri ve ezilenlerinin mücadelelerini büyütecek, toplumsallaştıracak ve ortaklaştıracak bir yapı olma iddiasının ete kemiğe büründürülmesi için atılması gereken örgütsel, toplumsal ve politik adımlar kararlaştırılmıştır. 7. Olağan Genel Kurul nihayetinde, aşağıdaki Sonuç Bildirisi’nin kamuoyu ile paylaşılması benimsenmiştir:

    1. Türkiye 1,5 yıla yakın bir zamandır ağır bir rejim krizi yaşamaktadır. 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında halkın iradesini hiçe sayarak ilk adımı atılan sivil darbe süreci, 15 Temmuz askeri darbe girişimi ile yeni bir evreye geçmiştir. Bu evrede Erdoğan-AKP iktidarı, tek adam yönetimi’ni kurumsallaştırmak için OHAL’i kullanmakta, dikta rejimi adım adım örülmektedir.

    OHAL düzeninde hak yok, hukuk yoktur. OHAL demek hukukun evrensel ilkelerinin, demokratik hak ve özgürlüklerin askıya alınması demektir. Bugün demokrasi, özgürlük, eşitlik, adalet, emeğin hakları, kadın, çocuk, LGBTİ’lerin özgürlüğü ve ekoloji mücadelesini sürdüren, vicdan sahibi ve demokrat milyonlarca yurttaşımız bu iktidarın saldırıları ile yüz yüzedir. Alevi toplumunun, diğer inanç gruplarının, halkların yaşam hakkı ve varoluşları tehdit edilmektedir. Medya, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, üniversite, okullar Erdoğan-AKP rejiminin kuşatması altındadır. Gazeteler, radyolar, televizyonlar, dernekler kapatılmakta, binlerce akademisyen ve kamu emekçisi ihraç edilmekte ya da açığa alınmakta, muhalif her türlü ses boğulmaktadır.
    Demokratik siyasete ve demokratik muhalefete yönelik ağır saldırılarla demokratik siyasi kazanımların gaspı, nice mücadele ve emekle oluşturulmuş demokratik kurum ve kuruluşlarımızın tasfiyesi hedeflenmektedir.

    İktidara muhalif olan herkesin düşman ve hain ilan edildiği bu dönemde OHAL düzenine en yüksek perdeden ‘hayır’ demek, demokrasi ve özgürlük mücadelesini büyütmek hepimizin görevidir.

    2. Bu iktidar ‘tek adam yönetimi’ne geçişi kendi devamlılığı için tek çıkış yolu olarak görmektedir. Başkanlık sistemini öngören bir anayasa teklifinin MHP ile işbirliği içerisinde gündeme getirilecek olması, önümüzdeki dönemin bir gerçekliğidir. Ülkeyi 1,5 yıldır büyük bir yangın yerine çevirmiş olan Erdoğan-AKP iktidarı, fiilen sürdürmekte olduğu rejimi başkanlık adı altında hukuki kılıfın içerisine sokmaya çalışmaktadır. Bugüne kadar binlerce insanın ölmesine, yaralanmasına, evinden barkından olmasına, işsiz kalmasına, toplumdaki gerginlik ve kutuplaşmanın büyümesine neden olan Erdoğan-AKP iktidarı anayasa değişikliği ile bu yıkım ve vahşet politikalarını derinleştirmek ve yaygınlaştırmak istemektedir. Şu bilinmelidir ki, “başkanlık” adı altında topluma dayatılan ‘tek adam yönetimi’ faşizmin ta kendisidir; savaş, baskı, yıkım ve zulüm demektir.

    Bu konuda AKP-MHP ortaklığının atacağı adımlara karşı tüm toplumsal muhalefetle birlikte kapsamlı mücadele ve direniş kararlılığındayız.
    3. Irkçı-milliyetçi, mezhepçi ve cinsiyetçi bir anlayışa ve geleneksel devlet politikalarına dayanan iktidar ittifakı, hem içerde hem de Ortadoğu’da savaş ve çatışma politikaları ile Türkiye’nin yeni dönemini şekillendirmektedir. Bu ittifak, içerde tüm demokrasi ve barış güçlerini; ülkenin sol-sosyalist ve demokrat birikimini; Kürt halkını ve siyasal hareketini, kurumlarını, özgürlük mücadelesini ‘çökertmeyi’ hedeflemektedir.

    AKP-MHP ittifakı Ortadoğu’da Kürt halkının iradesine ve statüsüne bariyerler kuran geleneksel ve tarihsel politikaları yeniden hâkim kılmak istemektedir. Amaçlanan, tarihsel bir mücadelenin onlarca yıllık kazanımlarının yok edilmesidir. İçeride ve dışarıda Kürt halkına ve Kürt halkıyla dayanışmaya yönelik düşmanlığın yükseltilmesinin nedeni budur.

    Ancak iktidarın Irak ve Suriye coğrafyasında yayılarak nüfuz alanını büyütmeye dönük dış politikasının devam ettirilmesi ve ülkenin Ortadoğu’daki savaş çemberinin içine sürüklenmesi asla kabul edilemez. Erdoğan-AKP iktidarı emperyal hevesler peşinde Musul’dan pay kapmak, Rojava Devrimini boğmak ve Kürt halkının statü elde etmesinin önüne geçmek için Irak ve Suriye’ye müdahale etmekte, sınırlara askeri yığınaklar yapılmaktadır. Halklar için acı, gözyaşı ve kan demek olan bu yoldan dönülmeli, Suriye’deki askerler bir an önce geri çekilmelidir. Bu anlamda savaş karşıtlarının ortak mücadelesini sağlamak bugünün acil görevlerindendir.

    4. HDK, bütün ittifakları, bileşenleri ve örgütleriyle demokratik muhalefetin gelişmesinin güvencesi; barış ve çözüm, demokrasi ve özgürlük, adalet ve eşitlik için mücadele edenlerin odağıdır. HDK olarak, Türkiye demokrasi, emek ve barış güçlerine, Erdoğan-AKP iktidarının baskı ve adaletsizliklerini kabul etmeyen vicdan sahibi tüm yurttaşlarımıza, özgürlük, eşitlik, laiklik ve adalet için çaba harcayanlara ve bedel ödeyenlere ortak mücadele çağrısı yapıyoruz:
    OHAL’in sona erdirilmesi için ve KHK’lerle yaratılan toplumsal mağduriyetler ve ağır insan hakları ihlalleri karşısındaki demokratik hak, hukuk ve özgürlükler mücadelemizi;

    Barış ve çözüm için müzakerelere dönülmesi, başta Halk önderi Sayın Öcalan olmak üzere siyasal tutsaklara yönelik tecridin ve baskının sona erdirilmesi mücadelemizi;

    Yerel demokrasi ve yerinden yönetim anlayışına dayanan, farklı toplumların ve halkların, inançların, kültürlerin eşit ve bir arada barış içinde yaşamaları modelini sınırlara sıkışmadan gerçekleştirme mücadelemizi;

    Emeğin hakları ve ekoloji mücadelemizi;

    Kadın özgürlük ve LGBTİ hareketlerinin yıllardır sürdürdükleri mücadeleler ile elde ettikleri kazanımları hedefleyen siyasi iktidara karşı özgürlük ve tanınma mücadelemizi;

    Gençlerin söz ve karar hakkına sahip olmaları ve geleceklerini belirlemeleri mücadelemizi ortaklaştıralım. Demokrasi için güç birliğini ve ortak mücadeleyi yaratalım.

    Demokratik direnişi toplumsallaştırmak, yaygın ve dirençli bir demokrasi hattını örmek ve özgürlüklere yönelik her alanda gerçekleşen saldırılara karşı mücadeleyi çoğaltıp büyütmek, hayatın tüm yüzlerini kuşatan bütünlüklü bir mücadeleyi geliştirmek amacındayız.

    Halklarımızı, emekçilerimizi, toplumun tüm ezilenlerini, muhaliflerini, demokratlarını, vicdan sahibi yurttaşlarımızı bu yolu birlikte yürümeye ve büyütmeye çağırıyoruz.

    Bulunduğumuz her il, ilçe, mahalle; köy, her ev, okul, atölye, işyeri, hapishane bu umut ve çabayla doldurulacaktır. Erdoğan-AKP iktidarının yarattığı zorbalık girdabından güçlenerek çıkmanın yolu budur. HDK mevcut siyasetin açmazlarını aşacak, alternatif kanallar açacak potansiyeli ve yaşam kudretini bağrında taşımaktadır.

    Canhıraş saldırılarına bakmayalım, çözümsüz ve çaresiz olan Erdoğan-AKP rejimidir. Irak ve Suriye’de yenilecek, içeride hakların ve ezilenlerin birleşik mücadelesi ile alaşağı edilecektir.

    Kazanan mutlaka biz olacağız! Vardık, varız, var olacağız!

  • Kıbrıs PSAKD’den Cumhurbaşkanı’na “FAŞİZM.STOP” telgrafı

    Kıbrıs PSAKD’den Cumhurbaşkanı’na “FAŞİZM.STOP” telgrafı

    Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Baraka Kültür Merkezi ve Bağımsızlık Yolu, Türkiye’de son dönemde yaşanan baskı ve tutuklamaları protesto etmek amacıyla Türkiye Cumhurbaşkanlığı’na bir telgraf çektiler.

    PİRHA-Telefon Dairesi önünde bir araya gelen kurum üyeleri Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’na “FAŞİZM. STOP” telgrafı çekme eylemi gerçekleştirdi.

    Telgrafın çekilmesinin ardından Baraka Kültür Merkezi aktivisti Münür Rahvancıoğlu ortak açıklamayı yaptı. Türkiye’de 6 milyondan fazla insanın oylarıyla seçilmiş milletvekillerinin gözaltına alınıp tutuklandığını, cumhuriyet tarihi ile yaşıt gazetelere el konma girişimlerinin yürürlüğe konduğunu, her türlü muhalif basın-yayın organına müdahale edildiğini belirten Rahvancıoğlu, açık faşizm koşullarının giderek belirginleşmekte olduğunu vurguladı. Rahvancıoğlu, eylemleriyle faşizme direnen Türkiye halklarının yanında olduklarını bir kez daha yinelemek istediklerini dile getirdi.

    Konuya ilişkin üç kurum tarafından dün yapılan yapılan yazılı açıklamada ise şu ifadeler yer almıştı:

    “Komşu coğrafyamız Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşananlar, artık açık bir şekil alan faşizmden başka bir şey değildir. Bir ülkede binlerce kişi tutuklanıyor,1125 dernek, 104 vakıf, 19 sendika kapatılıyor, 35 belediyeye kayyum atanıyor, 16TV kanalı, 45 gazete, 15 dergi, 3 haber ajansı, 23 radyo, 29 yayın evinin yayınları durduruluyorken, tüm bunlara bir de Diyarbakır Belediyesi Eş Başkanları, Cumhuriyet Gazetesi yazarları ve en son HDP’li vekillerin gözaltına alınması eklenmiştir. Bizler Kıbrıslı Türkler olarak AKP faşizminin halklara yaşattığı bu ağır bilançoyu endişe ile izliyoruz. Bunlar ışığında Bağımsızlık Yolu, Baraka Kültür merkezi ve Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür derneği olarak yaşananları protesto etmek amacı ile T.C. Cumhurbaşkanlığına bir telgraf çekiyoruz.”

    kibris_telgraf_eylemi_7kasim_3-768x540