Etiket: cumhurbaşkanlığı

  • ‘Millet açlıkla boğuşurken saray saltanat sürüyor’

    ‘Millet açlıkla boğuşurken saray saltanat sürüyor’

    PİRHA – CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, cumhurbaşkanlığı sarayındaki harcamanın miktarına dikkat çekti. Bulut, “İsraf ve savurganlıkla özdeşleşen Cumhurbaşkanlığı Sarayı yılın ilk beş ayında günde 39 milyon 725 bin TL harcadı” dedi.

    Cumhuriyet Halk Parti’li (CHP) Bulut, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın, ocak ayında 1 milyar 779 milyon 281 bin TL, şubat ayında 1 milyar 313 bin 737 TL, mart ayında 542 milyon 22 bin TL, nisan ayında 1 milyar 710 milyon 494 TL ve mayıs ayında 652 milyon 899 bin TL harcayarak toplamda 5 milyar 998 milyon 432 bin TL harcadığını kaydetti.

    “MİLLETİN PARASIYLA SALTANAT”

    Saray’ın yılın ilk beş ayında günlük yaklaşık 39 milyon 725 bin TL harcadığını belirten Bulut, “Saray’ın sadece 1 günde yaptığı harcama, yaklaşık 2 bin 746 emekli maaşına ve 1.798 asgari ücrete denk geliyor. Millet açlıkla boğuşurken Saray, milletin parasıyla saltanat sürüyor. Vatandaş kemer sıkarken, dar gelirliler ve emeklilerin daha fazla zorlandığı, pazar filesini doldurmanın zorlaştığı bu dönemde, Saray’ın bu denli savurgan olması halkın vicdanında da derin bir rahatsızlık yaratıyor” dedi.

    “MAAŞLAR ARTIRILMALI!”

    Burhanettin Bulut, yazılı yaptığı açıklamada gıda, kira ve enerji gibi temel kalemlerde yaşanan fahiş artışın halkın alım gücünü ciddi biçimde azalttığını ifade etti. Bulut, “Emekli daha 14.469 TL maaşla ayın sonunu getiremezken, asgari ücretli 22 bin 104 TL ile evini nasıl geçindireceğini düşünürken, Saray’ın halkın parasıyla lüks ve israfa kaçması kabul edilemez. Saray, milletin parasıyla saltanat sürmek yerine, bu kaynakları halkın refahı için kullanmalı; emekli maaşları artırılmalı, asgari ücret insanca bir yaşam sağlayacak düzeye çekilmeli” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • Cumhurbaşkanlığı’nın 6 aylık harcaması geçen yıla göre yüzde 177 arttı

    Cumhurbaşkanlığı’nın 6 aylık harcaması geçen yıla göre yüzde 177 arttı

    PİRHA – Cumhurbaşkanlığı’nın 6 aylık harcaması geçen yıla göre yüzde 177, Diyanet’in harcamaları da yüzde 137 arttı. 

    Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın yayımladığı “Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri ve Beklentiler Raporu”na göre, Cumhurbaşkanlığı’nın 6 aylık harcaması geçen yıla oranla yüzde 177 artarak, 2,1 milyar TL’den 6,1 milyar TL’ye çıktı. Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri içerisinde ise Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile AFAD dışındaki tüm kurumların harcamaları yükseldi.

    DİYANET’İN HARCAMALARI YÜKSELDİ

    Bütçenin tümü üzerindeki harcamalarda da geçen yıla göre, yüzde 93,7 oranında artış var. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın harcamasındaki artış yüzde 137,3 oldu. Diyanet’in 6 aylık harcaması 19,6 milyar TL’den 46,7 milyar TL’ye çıktı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Saraydaki ‘Oruç Açma Lokması Programı’na tepki: Makbul biyolojik Aleviler iftar yarışında!

    Saraydaki ‘Oruç Açma Lokması Programı’na tepki: Makbul biyolojik Aleviler iftar yarışında!

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde, Cumhurbaşkanlığı Sarayında “Oruç Açma Lokması Programı” adı altında “iftar” verildi. Aleviler, Cumhurbaşkanlığı’ndan paylaşılan fotoğrafı kastederek “Aleviliğin yüz AK’ısınız”, “Bu resimdekilerin ne Dedelikle ne de Yol ile işi olmaz”, “Makul ve makbul biyolojik Aleviler iftar yarışında!” şeklinde sözlerle tepki gösterdiler. 

    Aleviler Yas-ı Kerbela orucunu tutmaya devam ediyor. 12 gün süren orucun bitiminde aşure lokması paylaştırılacak.

    Alevi inancında her birey kendi evinde orucunu gün batımıyla birlikte açarken, bazı yurttaşlar da cemevinde oruç açımına katılarak lokmasını paylaşıyor.

    Alevi toplumunda başka inançlarda olduğu gibi belirlenmiş bir saatte ve kurumların, kişilerin düzenlediği  “iftar” diye adlandırılan bir oruç açımı yok.

    Ancak dün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ev sahipliğinde, Cumhurbaşkanlığı Sarayında “iftar” verildi.

    Cumhurbaşkanlığı’ndan “Oruç Açma Lokması Programı” olarak lanse edilirken, Saraya gidenler arasında Cem Vakfı Onursal Başkanı İzzettin Doğan, Cem Vakfı Genel Başkanı Rasim Tükek, Alevi Vakıfları Federasyonu Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, Hüseyin Dedekargınoğlu gibi isimler bulunuyor.

    SOSYAL MEDYADA SERT TEPKİLER

    Sosyal medyada saraydaki “iftara” katılanların fotoğrafı paylaşılırken Aleviler tepki gösterdi.

    Aleviler söz konusu fotoğrafı paylaşıp “Aleviliğin yüz AK’ısınız”, “Bu resimdekilerin ne Dedelikle ne de Yol ile işi olmaz”, “Makul ve makbul biyolojik Aleviler iftar yarışında!”, “Utanc verici”, “Bunlar Alevi mi?”, “Onurlu Aleviler, bu resme iyi bakın, bu yüzleri unutmayın”, “Sefaletin resmi çok yazık”, “Sisteme nasıl da ayak uydurmuşlar, kravatlı, takım elbiseli”, “Burası ile işi olanın, Yol ile işi biter” şeklinde ifadeler kullanarak tepki gösterdiler.

    PİRHA/ANKARA

     

  • İran’da cumhurbaşkanlığı seçimini Mesud Pezeşkiyan kazandı

    İran’da cumhurbaşkanlığı seçimini Mesud Pezeşkiyan kazandı

    PİRHA-İran’da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Mesud Pezeşkiyan ve Said Celili yarıştı. Pezeşkiyan seçimi kazanarak İran’ın 9’uncu cumhurbaşkanı oldu.

    Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda seçime katılan 4 adaydan hiçbiri yüzde 50’yi geçememiş, en çok oy alan Mesut Pezeşkiyan ve Said Celili ikinci tura kalmıştı. Seçimlerin ikinci turunda katılım yüzde 50’ye yakın oldu. İran İçişleri Bakanlığı, Mesut Pezeşkiyan’ın seçimi ikinci turda kazandığını açıkladı.

    Yüzde 40 ile ülke tarihindeki en düşük katılımlı cumhurbaşkanı seçimi olan birinci turda Pezeşkiyan oyların yüzde 42,5’ini alırken, Celili’nin oyu yüzde 38,6 olmuştu. Mesud Pezeşkiyan, 14’üncü dönem cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turunda oyların yüzde 53,7’sini alarak ülkenin 9’uncu Cumhurbaşkanı oldu.

    Ülke genelinde yaklaşık 59 bin merkezde kurulan sandıklarda toplam 30 milyon 530 bin 157 oy kullanıldığını aktaran İran İçişleri Bakanlığı Seçim Merkezi Sözcüsü Muhsin İslami, Pezeşkiyan’ın 16 milyon 384 bin 403 oy aldığını söyledi. Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci turuna katılım oranı ise yüzde 49,8 oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumhurbaşkanlığı Hrant Dink davasına müdahil oldu

    Cumhurbaşkanlığı Hrant Dink davasına müdahil oldu

    PİRHA- Hrant Dink’in öldürülmesine dair 78 sanığın yargılandığı dava, Yargıtay’ın 15 sanık hakkında verdiği bozma kararının ardından yeniden görülmeye başlandı.

    İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Agos Genel Yayın Yönetmenin Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin görülen davada Yargıtay’ın 15 sanık hakkında verdiği bozma kararına uydu.

    İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasına tutuksuz yargılanan dönemin Mülkiye Müfettişi sanık Şükrü Yıldız ve Mehmet Ali Özkılıç katıldı. Duruşmaya, 7’si tutuklu 12 sanık da Ses ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile katıldı. Dink ailesinin avukatları ve Cumhurbaşkanlığı avukatları da duruşmada hazır bulundu.

    CUMHURBAŞKANLIĞI DA KATILACAK

    Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi’nin bozma kararını hatırlatan mahkeme, tarafların bu hususa ilişkin taleplerini dinledi. Yargılanan sanıklar, bozma kararına karşı çıktı. Mahkeme, ara karar oluşturarak, bozma kararının usul ve yasaya uygun olduğunu ve bu nedenle uyulmasına karar verdi.

    Müşteki Cumhurbaşkanlığının “Anayasayı ihlal” suçu yönünden zarar görme ihtimali olduğu gerekçesiyle davaya katılma talebini kabul eden heyet, sanıklar Gazi Günay, Hasan Durmuşoğlu, Muharrem Demirkale, Okan Şimşek, Osman Gülbel, Veysal Şahin ve Yavuz Karakaya’nın tutukluluk hallerinin devamına hükmetti. Sanık Faruk Sarı hakkında çıkarılan yakalama kararının infazının bekletilmesine karar verdi

    Bir sonraki duruşma 10 Ocak 2024’te görülecek

    (HABER MERKEZİ)

  • Yeşil Sol Parti’den ilk açıklama: Demokratik mücadelemizden dönmeyeceğiz-VİDEO

    Yeşil Sol Parti’den ilk açıklama: Demokratik mücadelemizden dönmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, toplumun taleplerini esas alarak demokratik siyaset mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini dile getirdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Eş Sözcüleri Çiğdem Kılıçgün Uçar ile İbrahim Akın Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimlerine dair basın toplantısı düzenledi. AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın seçim sürecinde devletin tüm imkanlarını kullandığını, bu sebeple sürecin adil yürümediğini belirtti.

    “SEÇMENİMİZ GÜÇLÜ BİR İRADE GÖSTERDİ”

    Sandık verilerine işaret ederek seçmenin parti politikalarına kararlı bir şekilde sahip çıktığını dile getiren Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, “Otoriterlik veya demokrasi tercihi ile karşı karşıya bırakılan topluma gerçekçi vaatler sunarak demokrasiye açılacak kapının daha fazla aralanması için çaba harcadık.  Bu stratejimiz ve buna uygun olan mücadelemizle Erdoğan’ı ilk turda durdurduk. İkinci turda da aynı stratejimizi rejimi değiştirme hedefiyle sürdürdük. Sandık verileri de gösteriyor ki, seçmenlerimiz partimizin politikalarına ve hedeflerine kararlı bir şekilde sahip çıkmış, iradesini bu yönde güçlü bir biçimde ortaya koymuştur. Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları 16 bölge ilinde Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik oy tercihi 14 Mayıs’a göre aynen sürmüştür. Değişim ve demokrasi tercihinde ısrar eden ve parti politikalarına uygun davranan Kürt halkına ve tüm seçmenlerimize en içten ve yürekten teşekkür ediyoruz, bu duruşlarını ve mücadelelerini selamlıyoruz. Bütün baskılara ve kirli propagandalara rağmen halkımız geri adım atmamıştır” dedi.

    “ÜLKEDE DEĞİŞİM TALEBİ VAR”

    Akın, ülkede değişim talebinin varlığına dikkatleri çekerek, “Seçim sonuçlarının açıkça göstermiştir ki, bu ülkedeki her iki kişiden birinin değişim talebi vardır. O nedenle Türkiye siyasetinin öncelikli görevi, tıkandığı açık olan, toplumun kutuplaşmasına yol açan ve demokrasi zeminini ortadan kaldıran mevcut sistemi değiştirmektir. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girerken, sivil ve demokratik bir anayasayı hep birlikte bu anlayışla yapmamız elzemdir” diye konuştu.

    AKIN: BİRLİKTE MÜCADELEYLE KAZANACAĞIZ

    Cumhur İttifakı’nın baskı politikalarının devam etmesi halinde ülkenin yaşadığı çoklu krizin daha da derinleşeceğini, bunun karşısında yine mücadele ile duracaklarını ifade eden Akın, şunları söyledi:

    “Bizler bu politikalara ve uygulamalara karşı tüm gücümüzle toplumu ve halkımızı savunmaya, her alanda mücadeleye devam edeceğiz. Her bir vekilimizle parlamento çatısı altında demokrasi, barış, adalet, eşitlik, özgürlük ilkelerini savunmayı, Demokratik Cumhuriyet mücadelemizi bir üst aşamaya taşımayı sürdüreceğiz. Bu yoldan dönmeyeceğiz, toplumu esas alarak birlikte mücadele edeceğiz, birlikte kazanacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu’nun ağabeyi: Kardeşim seçimi kazanırsa ülkede barış ortamı sağlanır-VİDEO

    Kılıçdaroğlu’nun ağabeyi: Kardeşim seçimi kazanırsa ülkede barış ortamı sağlanır-VİDEO

    PİRHA-28 Mayıs’ta yapılacak seçimlerin Türkiye’nin geleceği için çok önemli bir seçim olduğunu belirten Yusuf Ziya Kılıçdaroğlu, “Kardeşim cumhurbaşkanlığı seçimini kazandığı takdirde sözünü verdiği bütün vaatleri kademeli olarak gerçekleştirir. Ülkemizin geleceği için herkes vatandaşlık görevini yerine getirip sandık başına giderek oylarını kullansın” dedi.

    13. Cumhurbaşkanı’nını seçmek için 28 Mayıs’ta yeniden sandıklar kurulacak. İlk turda yüzde 49.51 oy alan Recep Tayyip Erdoğan ile yüzde 44.88 alan Kemal Kılıçdaroğlu, ikinci turda yeniden yarışacak.

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun ağabeyi Yusuf Ziya Kılıçdaroğlu, 28 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair PİRHA‘ya konuştu.

    “ÜLKENİN GELECEĞİ İÇİN HERKES 28 MAYIS’TA HERKES OYUNU KULLANSIN”

    28 Mayıs’ta yapılacak seçimlerin Türkiye’nin geleceği için çok önemli bir seçim olduğunu belirten Yusuf Ziya Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin ortaçağ karanlığından kurtulması için kardeşimin kazanmasını istiyoruz. Kardeşim cumhurbaşkanlığı seçimini kazandığı takdirde sözünü verdiği bütün vaatleri kademeli olarak gerçekleştirir, ülkede barış ortamı sağlanır ve Türkiye’yi herkesin özgürce yaşayabileceği bir ülke haline getirir. 28 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminde Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermeleri için bütün yurttaşlara çağrı yapıyorum. Ülkemizin geleceği için herkes vatandaşlık görevini yerine getirip sandık başına giderek oylarını kullansın” dedi.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Ferhat Tunç’tan 28 Mayıs çağrısı: Mutlaka oy verin, bu zulüm düzeni son bulsun-VİDEO

    Ferhat Tunç’tan 28 Mayıs çağrısı: Mutlaka oy verin, bu zulüm düzeni son bulsun-VİDEO

    PİRHA-Sanatçı Ferhat Tunç, 28 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi için oy kullanma çağrısı yaptı. Tunç, “Çocuklarımızın mutlu, kadınlarımızın özgür, halkların ve inançların kendini ait hissedebileceği bir ülkeye doğru ilerlemek sizlerin ellerinde. 28 Mayıs’ta ülkemize yeniden güneş doğsun, bu zulüm ve talan düzeni son bulsun artık” dedi.

    14 Mayıs’ta yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan’ın %49,52, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ise %44,88 oranında oy alması seçimi ikinci tura götürdü. Cumhurbaşkanlığı ikinci tur seçimi 28 Mayıs Pazar günü yapılacak. Seçimde Millet İttifakı’nın Adayı Kemal Kılıçdaroğlu ve Cumhur İttifakı’nın Adayı Recep Tayyip Erdoğan yarışacak.

    Sanatçı Ferhat Tunç, yayınladığı videoda 28 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi için oy kullanma çağrısı yaptı.

    “28 MAYIS’TA MUTLAKA OYUNUZU KULLANIN”

    28 Mayıs’ta faşizmi büyütmeye veya demokrasiye kapı aralamaya karar vereceklerini belirten Ferhat Tunç, şunları ifade etti:

    “Ülkemizde görülmemiş bir kaos yaşanıyor. Ekonomik krizden savaş politikalarına, kadınların kazanımlarına yönelik saldırılardan kutuplaşma diline kadar gün be gün kaos büyüyor. Ama tüm bu yaşananları sinerek karşılamayacağız elbette, acımızı öfkeye, öfkemiz bilince ve bilincimizi de oya dönüştürmeliyiz. 28 Mayıs’ta Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte ülkemizde demokrasinin kapısını aralamış olacağız, o yüzden son bir haftayı çalışarak geçirmeliyiz. AKP-MHP iktidarının politikaları sonucunda ülkemizin hapishaneleri doldu. Avrupa’da benim gibi binlerce insan hakkında açılan davalar nedeniyle aldığı hapis cezaları nedeniyle ülkesini terk edip sürgünde yaşamak zorunda bırakılmıştır. Ne yapacaksanız şimdi yapın ve mutlaka oyunuzu kullanın. Çocuklarımızın mutlu, kadınlarımızın özgür, halkların ve inançların kendini ait hissedebileceği bir ülkeye doğru ilerlemek sizlerin ellerinde. 28 Mayıs’ta ülkemize yeniden güneş doğsun, bu zulüm ve talan düzeni son bulsun artık” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ’28 Mayıs’ta yapılacak seçim Türkiye’nin kader seçimi, herkes sandığa gitsin’-VİDEO

    ’28 Mayıs’ta yapılacak seçim Türkiye’nin kader seçimi, herkes sandığa gitsin’-VİDEO

    PİRHA-Yeşil Sol Parti Dersim İl Eş Sözcüsü Özcan Gürtaş, HDP Dersim İl Eş Başkanı Nazlı Çelik Öz, CHP Dersim İl Başkanı Hıdır Mercan, SMF Temsilcisi Evrim Konak ve EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, 28 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde oy kullanma çağrısı yaparak, “28 Mayıs’ta yapılacak seçim Türkiye’nin kader seçimidir, halkımızı sandığa gitmeye çağırıyoruz” dediler.

    14 Mayıs’ta yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan’ın %49,52, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ise %44,88 oranında oy alması seçimi ikinci tura götürdü. Cumhurbaşkanı 2. tur seçimi 28 Mayıs Pazar günü yapılacak. 2. tur seçimde Millet İttifakı’nın Adayı Kemal Kılıçdaroğlu ve Cumhur İttifakı’nın Adayı Recep Tayyip Erdoğan yarışacak.

    Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Dersim İl Eş Sözcüsü Özcan Gürtaş, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dersim İl Eş Başkanı Nazlı Çelik Öz, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Dersim İl Başkanı Hıdır Mercan, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Temsilcisi Evrim Konak ve Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Başkanı Ergin Tekin 2. tur cumhurbaşkanlığı seçimi için katılım çağrısı yaptı.

    “HERKESİN SANDIK BAŞINA GİTMESİ GEREKİYOR”

    14 Mayıs’ta yapılan seçimlerin bekledikleri gibi sonuçlanmadığını belirten Yeşil Sol Parti Dersim İl Eş Sözcüsü Özcan Gürtaş, “28 Mayıs’ta yapılacak seçimlere daha güçlü bir katılımın olması gerekiyor. Türkiye’nin yeni yüzyılında 21 yıl boyunca yaşadıklarımızı 5 yıl daha yaşamamak için herkesin sandık başına gitmesi gerekiyor. Türkiye’de yaklaşık 8.5 milyon seçmenin oy kullanmadığı açıklandı. Çağrımız oy kullanmayan insanların hayatında bir defa da olsa sandığa gidip oy kullanmalarıdır” diye belirtti.

    “HALKIMIZI SANDIĞA GİTMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    28 Mayıs’taki seçimlerde 14 Mayıs’taki ruhla çalışmaları devam ettireceklerini ifade eden HDP Dersim İl Eş Başkanı Nazlı Çelik Öz, “Halkların inancı tek ve ortaktır. Seçim sonuçları nedeniyle insanlarda bir kırılganlık var ama 28 Mayıs’ta yapılacak seçimi kazanacağımıza yönelik umudumuz tamdır. Halkımızı sandığa gitmeye çağırıyoruz” dedi.

    “28 MAYIS, TÜNELİN SONUNDA GÖRÜNEN SON IŞIK”

    28 Mayıs’ta yapılacak seçimin Türkiye’nin kader seçimi olduğunu vurgulayan CHP Dersim İl Başkanı Hıdır Mercan, “28 Mayıs’taki seçim tünelin sonunda görünen en son ışıktır. Biz bu ışığı aydınlığa dönüştürüp Türkiye’yi yeniden kalkındıran bir yönetim biçimine kavuşabiliriz. 28 Mayıs’ta yapılacak seçimde herkes sandığa gitsin” diye ifade etti.

    21 YILDIR TÜRKİYE’NİN BÜTÜN HALKLARI CAN ÇEKİŞİYOR”

    21 yıldır Türkiye’nin bütün halklarının can çekiştiğini söyleyen SMF Temsilcisi Evrim Konak, “Cumhur İttifakı, HÜDAPAR’ı meclise girmesini sağladı, son bir haftada HÜDAPAR’ın suç makineleri serbest bırakıldı sadece düşüncesini ifade ettiği için bir sürü insan tutsak edilirken insanları domuz bağı ile katledenleri serbest bıraktıran bir Cumhur İttifakı ile karşı karşıyayız. 5 yıl daha nasıl nefes alabiliriz diye düşünemeyiz artık bu kadar gerici bir ittifaka 28 Mayıs’ta geçit vermemeliyiz” dedi.

    “SANDIĞA GİDİP, OYLARIMIZA SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    ’14 Mayıs’ta yapılan seçimler AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’ın güç kaybettiğini gösteriyor’ diyen EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “28 Mayıs’ta yapılacak seçimde psikolojik olarak AKP ve Recep Tayyip Erdoğan önde görünse bile kazanamama ihtimalinin olduğunu görmemiz gerekiyor. 28 Mayıs seçimine giderken daha kararlı bir mücadele yürütmek gerekiyor. 14 Mayıs’ta oy vermeyen kesimlerin ikna edilmesi için daha güçlü bir çalışma yürütmemiz gerekiyor. Halkımıza çağrımız 28 Mayıs’ta tek adamı göndermek için sandığa gidip, oylarımıza sahip çıkmalıyız” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Yurt dışı ve gümrüklerde oy kullanma işlemi başladı-VİDEO

    Yurt dışı ve gümrüklerde oy kullanma işlemi başladı-VİDEO

    PİRHA-Salt çoğunluğun sağlanamaması nedeniyle ikinci tura kalan Cumhurbaşkanlığı seçimleri için yurt dışı ve gümrüklerde oy kullanma işlemi başladı. Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, 2. tur seçimlerinde sosyal medya hesaplarından sandığa gidilmesi için duyurular ve çağrılar yaptı.

    14 Mayıs’taki Cumhurbaşkanı seçiminde adayların salt çoğunluğu alamaması nedeniyle seçimler ikinci tura kalırken, 28 Mayıs Pazar günü yapılacak ikinci tur oylaması için yurt dışı temsilcilikler ve gümrük kapılarında oy verme işlemi başladı. Yüksek Seçim Kurulunca (YSK) 28 Mayıs seçimi için Türkiye’nin 73 ülkedeki 151 temsilciliğinde 167 noktada sandık kuruldu. Seçmenler, ilk turda en yüksek oyu alan Cumhur İttifakı adayı Recep Tayyip Erdoğan ve Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu arasında tercih yapacak.

    Yurt dışı temsilciliklerde oy verme işlemi 24 Mayıs tarihine kadar sürecek. Temsilcilikler dışında oy kullanmak isteyenler ise gümrüklerde 28 Mayıs saat 17.00’ye kadar oy verebilecek. Dış temsilciliklerde oy verme işlemi, o temsilcilik için ilan edilen tarih aralığında hafta içi ve hafta sonu yerel saatle 09.00 ile 21.00 arasında, başkonsolosluklara bağlı şehirlerde ise yerel saatle 09.00 ile 18.00 arasında yapılabilecek. Yurt dışı seçmenler, belirlenen temsilciliklerin herhangi birinde veya sandık kurulan herhangi bir gümrük kapısında oy kullanabilecek, bu işlem için randevu alınmasına gerek olmayacak.

    Yurt dışından edinilen bilgilere göre; İlk turda kararsız olan yurttaşlar, oyların çalınıp başka partilere yazılması, kadınlar üzerinde iktidarın kurduğu söyleme, çocuk istismarlarının son bulması ve ekonomik krizine yoksullaşan Türkiye’de insanların en azından bu değerlere yeniden sahip olması için yoğun bir şekilde ikinci turdaki seçimlere sabahın ilk saatlerinden itibaren oy verme işlemine yoğun katılımı vardı.

    AVUSTRALYA ALEVİ BEKTAŞİ FEDERASYONU’NUN, 2. TUR SEÇİMLERİ İÇİN YAPTIĞI ÇALIŞMALAR

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), 2. tur seçimlerinde sosyal medya hesaplarından sandığa gidilmesi için duyurular ve çağrılar yaptı. AFA ve üye kurumları Melbourne, Dandenong ve Mildura da aktif olarak oy vermeye çağrı ve bilgilendirme yaparak konsolosluklara ulaşım konusunda organize oldu. Ayrıca Sydney’de ki üye olmayan diğer Alevi kurumları da aktif rol aldı.

    AFA, Türkiye’deki çatı Alevi kurumları ve AABK’nın da imzalısı olduğu sandığa gitme çağrısı olan“Ülkemize, çocuklarımıza ve geleceğimize Hızır olacağız” metnine ortak imzacılarından biridir. Melbourne’da 2. tur seçimlerinin ilk gününde hava soğuk ve yağmurlu olmasına rağmen ilgi ve katılım çok yüksek.

    Avustralya’da seçimler 20-24 Mayıs tarihleri arasında yapılacak. Bugün saat 08.00’de başladı, akşam 22.00’de bitecek 20-24 Mayıs arası.

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • Kaybetseler bile gitmezler mi? Doç. Dr. Dinler, Anayasayı ihlal suçunu hatırlattı

    Kaybetseler bile gitmezler mi? Doç. Dr. Dinler, Anayasayı ihlal suçunu hatırlattı

    PİRHA- “Kaybetseler bile gitmezler mi? Anayasayı ihlal suçu üzerine bir deneme” başlıklı bir yazı kaleme alan Doç. Dr. Veysel Dinler, “Elbette zorluklar olacaktır. 21 yılın alışkanlıklarını değiştirmek kolay değil. Ortam toz pembe değil. Yine de kazanan seçmen, kazanmak için motive olduysa onun önünde kimse duramaz” dedi. 

    Anayasa ve Siyasal Kurumlar Uzmanı Doç. Dr. Veysel Dinler, “Kaybetseler bile gitmezler mi? Anayasayı ihlal suçu üzerine bir deneme” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Kimi seçmen üzerinde etkili olduğu düşünülen belli sorulara yazısında yanıt arayan Dinler, “Elbette zorluklar olacaktır. 21 yılın alışkanlıklarını değiştirmek kolay değil. Ortam toz pembe değil. Yine de kazanan seçmen, kazanmak için motive olduysa onun önünde kimse duramaz. Kazanan, haklılığın gücüne kavuşacaktır çünkü…” ifadelerine yer verdi.

    Dinler‘in yazısından öne çıkan satır başları ise şöyle:

    “Seçimlere giderken, muhalif seçmen arasında kimi kaygıların olmadığını söyleyemeyiz. Bunlardan “seçimlerde hile yapacaklar” algısının ne kadar yersiz olduğunu, yeterli gayret gösterilirse böyle bir olası hilenin minimize edilebileceğini daha önce yazmıştık. İkinci önemli kaygı ise “kaybederlerse bile gitmezler” kaygısı. Bunun da çok yerinde bir kaygı olmadığını baştan söylemek gerekir. Bütün bunlar ortamın toz pembe olduğunu ve İskandinav demokrasisi ayarında bir rejime sahip olduğumuz manasında değil.

    Elbette temkinli olmakta, tedbirli olmakta ve her türlü kötü senaryoya hazırlıklı olmak gerek. Ancak kaybedenin gitmemesi gibi bir olasılığın hem teorik hem pratik çok da mümkün olmadığını söylemek istiyorum. Her ihtimal her zaman vardır. Bizler teorisyeniz, olası ihtimalleri değerlendirip bunun ne derecede mümkün olduğunu söyleriz. Bizim öngörülerimiz hipotezdir. Bu konularda hipotezlerimizi hayatın kendisi doğrulayacak veya yanlışlayacaktır. Anayasa ve siyasal kurumlar çalışmanın doğasında böyle zafiyet vardır. Üzgünüm.

    Öncelikle bütün ileri sürülen senaryoların, mevcut cumhurbaşkanı dışındaki adaylardan birinin seçimde daha çok oy alması, ötesi seçmenin salt çoğunluğunun [(n/2)+1] veya (%50)+1 oyunu aldığı varsayımı üzerine. Zaten mevcut cumhurbaşkanı bu oy oranına erişirse, bu konuşulan ve yazılanların bir anlamı yok.

    “CUMHURBAŞKANI SIFATINI KAZANMANIN KURUCU UNSURU = SEÇİM”

    Birinin cumhurbaşkanı sıfatını kazanabilmesi için seçilmiş olması yeterlidir. Seçim millet iradesinin sandıkta oy kullanmak yoluyla gösterilmesidir. Bu irade 14 Mayıs 2023 gün saat 17.00’da gösterilmiş sayılır. Başka bir ifadeyle, kurucu işlem seçimlerin sağlıklı bir biçimde yapılmasıyla tamamlanır.

    Cumhurbaşkanlığı seçiminde YSK birleştirme tutanaklarının tutulması, YSK kararının Resmi Gazetede yayımlanması ve mazbata verilmesi bildiri unsurdur. Bunların olmaması veya gecikmesi seçilen kişinin cumhurbaşkanı sıfatına halel getirmez. Her halükarda Cumhurbaşkanı sıfatı (görevi demiyorum) karar Resmi Gazetede ne zaman yayınlanırsa yayınlansın, 14 Mayıs 2023 günü saat 17.00’a geriye dönük olarak etki eder. Bu aslında malumun ilanıdır.

    Cumhurbaşkanı görevine ant içerek başlar. Ant içme 28. Dönem TBMM’nin toplandığı günden itibaren üç gün içinde yapılır. YSK’nin milletvekili seçimleriyle ilgili itirazları değerlendirerek sonuçları Resmi Gazetede yayınlama ortalama 2 hafta sürmektedir. Dolayısıyla 14 Mayıs’ta yapılacak seçimde başka birinin cumhurbaşkanı seçilmesi halinde ant içme Haziran ayı başını bulabilir. Mevcut cumhurbaşkanı seçilen cumhurbaşkanı görevine başlayıncaya kadar görev ve yetkilerini kullanmayı sürdürür.

    “DEMOKRATİK ANAYASAL DÜZENİN FİİLEN UYGULANMASI ENGELLENEMEZ”

    Seçimin sonucu gayri resmi olarak zaten saat 20.00 gibi aşağı yukarı belli olur. 81 ilden gelen sonuçlar ile yurtdışı seçim çevresi sonuçlarının toplanması; sonucu zaten aşağı yukarı ortaya çıkaracaktır. Seçimlerin resmi sonucunu YSK bir gün açıklamak zorundadır. Açıklamaktan imtina etmesi basit bir “Görevi ihmal” suçu (TCK, m. 257/2) olmaz, demokratik anayasal düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye apaçık teşebbüs olur. Yani TCK m. 309 Anayasayı ihlal suçu.

    “SEÇİLEN CUMHURBAŞKANININ GÖREVE GELMESİNİ ENGELLEMEK ANAYASAYI İHLAL SUÇU OLUR”

    Kolluk, ordu, silahlı veya silahsız tüm kamu görevlilerinin, paramiliter bir örgütün yahut sıradan yurttaşın dahi seçim sonucunu tanımaması, seçilen cumhurbaşkanının göreve gelmesini engellemesi, demokratik anayasal düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye apaçık teşebbüs; TCK m. 309 Anayasayı ihlal suçu olur.

    YSK kararının Resmi Gazetede yayımlanması, 28. Dönem TBMM’nin toplanması ve seçilen Cumhurbaşkanının ant içerek göreve başlaması Haziran ayının başını bulur. Aşağı yukarı 2 hafta süresince mevcut cumhurbaşkanı ile bakanlar görevlerini sürdüreceklerdir.

    Teorik olarak kamu görevlilerinin hep birlikte anlaşıp, anayasayı ihlal suçunu işlemeye karar vermeleri dışında teorik olarak, “görevi devretmeme” gibi bir ihtimal yoktur. İşin pratik kısmına gelince, bu kısmın kuralı olmadığı için açıklama yapmak hiç kolay değil. Burada “gitmezler” evhamının yersiz olduğunu gösteren birkaç meseleden bahsetmek gerekir.

    Öncelikle, “hep kazanan” figüründe yenilgi büyük bir karizma kaybına ve destek kaybına yol açar. Milli iradenin mutlak desteği büyüsü bozulur. Her zaman milli irade argümanıyla sert adımlar atmış bir iktidar, milli iradenin desteğini almayanın iktidar olmaya devam ettiğini anlatamaz. Halk kaybedeni sevmez, örnek 23 Haziran 2019 yenilenen İstanbul seçimleri. Halk kazananı sever.

    Kamu görevlilerinin çok büyük kısmı açısından yürütme gücünün kim tarafından kullanıldığı hiç fark etmez. Önemli olan bir sonraki ayın 15’inde yatacak maaşın garantisidir. Astlarının emirlerine itaatsizlik etme ve karizmayı çizdirme olasılığına karşı, hiçbir bürokrat kendini ateşe atmaz. Bir suça bulaşmamışsa merkeze alınmak ve maaşına devam edip, emekliliğin tadını çıkarmak varken; Anayasayı ihlal suçuyla yargılanma riskini kimse göze alamaz. Bürokraside ve küçük memurluklarda sonuçtan hoşnut olmayanlar olacaktır mutlaka. Ama kimse bunu açıktan belli etmeye bile kalkmaz, bırakın isyan etmeyi.

    Devlet büyük bir mekanizma. Seçilene görevi devretmemek için her alanın ve kurumun zapturapt altına alınabilmesi gerekir. Ekonomi işlemeye devam edecek. Olası güvensizlik ortamı, zaten baskılanmakta olan döviz ve altın fiyatlarının aşırı artmasına sebep olur. Güvensizlik daha çok bozulma yaratırken, bozulma güvensizliği artırır. Önlenemeyen bir süper enflasyon ne kadar sürdürülebilir?

    Seçimi kazanmadan yönetimi sürdüren bir iktidarı, uluslararası ilişkilerde kim ciddiye alır? Türkiye’nin içine kapanıp, bütün tüketim mallarını kendi üretmesi, dış dünyaya kapalı bir ekonomi ve siyaset izlemesi mümkün değildir. Böyle bir iktidarın diplomaside eli güçlü olabilir mi? Varsayalım ki, kendine biat eden bir grup kamu görevlisi ve Türkiye’de olduğu söylenen kimi paramiliter güçlerle 85 milyonluk nüfusun tamamı kontrol altında tutulabilir mi? Birkaç gün çıkan arızi durumu halk evine kapanarak izledi diyelim, ya sonra? Cumhur ittifakı seçmeninin %100 bu grupları desteklemesi mümkün mü? İçlerindeki azgın azınlığın sesinin çok çıktığına bakmayın çoğu sıradan, işinde gücünde insan. Dükkanları var, işleri var. İşinde gücünde insanları böylesine hukuksuzluğa ve suça itmek öyle kolay mı?

    “YANILGI: AZGIN AZINLIĞIN BORAZAN SESİ”

    Seçim sonucunu hazmedemeyen, belki birkaç gün sokakları terörize etmek isteyenler olabilir. Bir şey elde edemediğini, hayatın normal aktığını gören kimseler de bundan vazgeçecektir. Gücün el değiştirme ihtimali yok artık, güç el değiştirmiş, cezasızlık ikliminin sona ermiş ve işlenen suçların hesabının sorulması yakındır. Kim niye kendini ateşe atsın? Hele ki, sokakları karıştırmak için sığınmacıların kullanılacağı iddiası, aşırı yersizdir. Zaten sığınmacılardan rahatsızlığı belli olan makul seçmenin, sırf birkaç kişinin saltanatı için, onlarca yıllık arkadaşı, komşusu, mahallelisi ile karşı karşıya gelmesi düşünülemez.

    Önceki yazdıklarım, seçimi kazanmış bir Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakan olarak atanmayı bekleyen siyasetçiler ile seçim sürecinde daima yanlarında olmuş, dayak yeme pahasına stantlarda durmuş, oylarını korumak için sandıklarda görev almış ve büyük bir motivasyonla oy kullanmaya gitmiş ve başarıya ulaşmış bir seçmen ve pat örgütleri göz ardı ederek yazılmıştır. Seçimi kazanmış demek %50’den fazla demektir. Bu grup, kazanana saygı duyan makul seçmenle birlikte ezici bir çoğunluğu oluşturur. Kazananı herkes sever.

    Sonuç itibariyle, elbette zorluklar olacaktır. 21 yılın alışkanlıklarını değiştirmek kolay değil. Ortam toz pembe değil. Yine de kazanan seçmen, kazanmak için motive olduysa onun önünde kimse duramaz. Kazanan, haklılığın gücüne kavuşacaktır çünkü…”

    SUÇLARIN TAMAMINA BURADAN ULAŞABİLİRSİNİZ

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER
    > Doç. Dr. Veysel Dinler: ‘Hile var’ algısı yaratmak iktidarın her zaman işine gelir

    > Doç. Dr. Veysel Dinler, seçim görevlilerini uyardı: 2 ila 10 yıla kadar hapis cezası var

  • Demirtaş’tan açıklama: Hukuki durumum uygun değil, çıkacak adayın yanındayım

    Demirtaş’tan açıklama: Hukuki durumum uygun değil, çıkacak adayın yanındayım

    PİRHA- Cumhurbaşkanlığı adaylarının kimler olacağı tartışmaları devam ederken, HDP heyeti Edirne Cezaevi’nde Demirtaş’la görüştü. Yapılan görüşmede Demirtaş’ın heyete teşekkür ettiğini ve kendisinin hukuki durumunun adaylık için uygun olmadığını belirterek, partinin bu konuda yapacağı çalışmaların destekçisi olacağını vurguladı. 

    Edirne Cezaevi’nde tutulan HDP’nin önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile HDP heyeti görüştü. Adaylık konusunun konuşulduğu görüşmeye dair açıklama yapan HDP, “Bir heyetimiz, kendisinin cumhurbaşkanı adaylığı konusunda dün (26 Ocak) Edirne Cezaevinde görüşme yaptı. Yapılan görüşmede Demirtaş heyete teşekkür ederek, kendisinin hukuki durumunun adaylık için uygun olmadığını belirtti ve partinin bu konuda yapacağı çalışmaların destekçisi olacağını vurguladı. Emek Özgürlük İttifakı’nın adayı olarak ortaya çıkacak ismin arkasında duracağını ifade eden Demirtaş, partiyle birlikte seçim kampanyasını ve çalışmalarını en verimli şekilde sürdürme kararlılığında olduğunu bir kez daha dile getirdi” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Cumhurbaşkanlığı, Erdoğan’ın ‘cami yaktılar’ iddiasını yanıtlayamadı

    Cumhurbaşkanlığı, Erdoğan’ın ‘cami yaktılar’ iddiasını yanıtlayamadı

    Erdoğan’ın Gezi Direnişi’ni hedef alırken ortaya attığı ‘camileri yaktılar’ iddiası, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay’a soruldu. Oktay, soru önergesine yanıt veremeyerek iade ettirdi.

    CHP Mersin Milletvekili Alpay Antmen, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Gezi Direniş’ini hedef alırken ortaya attığı, ‘camilerimizi yaktılar’ iddiasını Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a sordu. Antmen yönelttiği yazılı önergede, hangi camilerin yakıldığını ve yakıldığı iddia edilen camilerin hangi ilde yer aldığı soruldu.

    Oktay konu hakkındaki soru önergesine yanıt veremedi. Verilen önerge, yazılı soru önergeleri yönetmeliğine aykırı olduğu öne sürülerek TBMM Başkanı Mustafa Şentop tarafından Antmen’e iade edildi. İade gerekçesi ise Antmen’in yönelttiği sorularda ‘kişisel görüş ileri sürmesi’ olarak belirtildi.

    Verilen yanıtla ‘camileri yaktılar’ iddiasının ‘iftira olarak’ tescillendiğini belirten Antmen, sosyal medya hesabından şu mesajı paylaştı:

    “Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Camilerimiz yakıldı’ iddialarını Fuat Oktay’a sormuştum. ‘Tayyip Erdoğan’ın ‘yakıldı’ dediği bu Camiler hangileridir? Hangi ilde hangi Cami yakılmıştır?’ demiştim. TBMM Başkanı Mustafa Şentop önergeyi bana iade etti. Böylece bu karanlık iftira tescillendi.”

    ERDOĞAN NE DEMİŞTİ?

    Erdoğan, Gezi’yi ve Direnişi’ne katılanları partisinin Kızılcahamam kampında yaptığı konuşmada hedef almıştı. Gezi’de yaşanan olayları sıralayan Erdoğan, ‘cami yakma’ iddiasında da bulunup “Bütün bunlar olurken, bunları savunan zihniyetten hiçbir şey olmaz. Polis araçlarımız, camilerimiz yakıldı. Bu kendini bilmezler tarafından işgal edildi” diye konuşmuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • MAPEG’in 344 maden sahası için açtığı ihaleye karşı iptal davası açıldı

    MAPEG’in 344 maden sahası için açtığı ihaleye karşı iptal davası açıldı

    PİRHA- Ülke genelinde 344 doğal alanın maden sahası olarak ihale edilecek olmasına karşı yürütmeyi durdurma davası açan Doğu Akdeniz ve Çevre Dernekleri gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, Cumhurbaşkanına seslenerek Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü yöneticilerinin görevden alınmasını istedi.

    26 Mart 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ihale duyurusuna göre, ülke genelinde bulunan 344 doğal alan, maden sahası olarak ihale edilecek. 6592 sayılı Kanun’la Değişik 3213 sayılı Maden Kanunu’nun 30. maddesi kapsamında 344 adet maden sahasının ihaleleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından yapılacak.

    MAPEG tarafınca yayımlanan verilere göre, 344 maden sahası için belirlenen taban ihale bedellerinin toplamı yaklaşık 100 milyon lira olacak. Toplamı 8 bin hektarı bulan 11 alan ise ormanlık alanda yer alıyor.

    Ülke genelinde 344 doğal alanın maden sahası olarak ihale edilecek olmasına karşı yürütmeyi durdurma davası açan Doğu Akdeniz ve Çevre Dernekleri gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, Cumhurbaşkanına seslenerek Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü yöneticilerinin görevden alınmasını istedi.

    “TÜRKİYE TARİHİNDEKİ EN YIKICI VE YOK EDİCİ VAHŞİ MADENCİLİK SALDIRISI GERÇEKLEŞTİRİLİYOR”

    Atal, MAPEG’in bilime aykırı şekilde 344 maden ihalesi açtığını ve açılan ihaleye karşı Ankara 16. İdare Mahkemesi’nde iptal davası açtıklarını belirterek şunları dile getirdi:

    “Son 2 yılda açtığımız 766, 305, 606 maden ihalesi iptal davalarının yanında toplu maden ihalesi iptal davalarının 4’üncüsü açtığımız 344 maden ihale iptal davası oldu. MAPEG’in önünü açtığı özel sektör, Türkiye tarihindeki en yıkıcı ve yok edici vahşi madencilik saldırısını gerçekleştirmektedir. Dünya çapında gıda krizi ve kıtlık tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuz, ekmek fiyatının 3 TL’den 5 TL’ye doğru gittiği bu süreçte tarım topraklarımızı, su kaynaklarımızı zehirleyen özel sektör maden işletmeleri Türkiye’yi bir felakete sürüklemektedir.”

    “TÜRKİYE’NİN SUYUNU, BUĞDAYINI, ETİNİ, SÜTÜNÜ ZEHİRLİYORLAR”

    Maden termik saldırısının başladığı 2002 yılından bu yana kanser hastalığının Türkiye’yi sardığını vurgulayan Atal, “Sağlık Bakanlığı’nın 2002-2016 arası resmi istatistiklerine göre erkeklerde prostat kanseri 3 kat, lenf kanseri 5 kat, troid kanseri 12 kat, akciğer kanseri 1,5 kat artmıştır. Aynı süreçte kadınlarda meme kanseri 1,5 kat, troid kanseri 6,5 kat, akciğer kanseri 2 kat artmıştır. Türkiye’nin suyunu, buğdayını, etini, sütünü zehirleyen özel sektör maden şirketleri Türkiye’yi felakete sürüklemenin karşılığında %1,5 devlet hakkı bırakmaktadırlar. Ayrıca dava dilekçemizde de belirttiğimiz üzere Anayasa’nın 168. Maddesine göre özel sektör için maden çıkarma ölçütlerinin yasayla belirlenmesi gerekmekte olup, Türkiye’de bu yapılmamıştır. MAPEG ruhsat parası toplamak için ‘madene hücum’ politikası uygulamaktaysa da, anayasa mad. 168 doğrultusunda yasa çıkarılmaksızın yapılan özel sektör madencilik faaliyetlerinden elde edilen ticari kazancı devletin madencilerden geri isteme hakkı vardır” şeklinde konuştu.

     “CAHİL MAPEG YÖNETİCİLERİ GÖREVDEN ALINMALIDIR”

    Atal, Cumhurbaşkanına seslenip MAPEG yöneticilerinin görevden alınmasını isteyerek, şunları aktardı:

    “İklim krizi ve salgın hastalıklar çağında cahil MAPEG yöneticilerine uyarak madene hücum eden, iklim krizi sürecinde Türkiye’nin taşını toprağını zehirleyen madencilere ise söyleyeceğimiz şey şudur ki; hakkın yarattığı doğal dengeyi bozarak, kendi ‘ellerinizle kazandıklarınız yüzünden’ çocuklarınızı kansere, salgınlara, açlığa, kıtlığa, iklim afetlerine mahkum ediyor, gelecek nesillerinizin yaşam hakkını yok ediyorsunuz.

    Açlık-kıtlık sürecine girmek üzere olduğumuz, maden ve termikler nedeniyle kanser hastalığının patlama yaptığı iklim krizi, salgın hastalıklar, iklim afetleri çağında; iklim krizin, klimatolojiyi, gezegenin iklim krizi nedeniyle içine girdiği istikrarsızlaşma sürecini bilmeyen algılayamayan cahil MAPEG yöneticilerinin Cumhurbaşkanınca görevden alınmasını talep ediyoruz. Anayasanın 56. maddesine göre devlet yurttaşlarına sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını sağlamak zorunda olup, ayrıca anayasanın 104. maddesine göre cahil MAPEG yöneticilerinin eylemleriyle tehlikeye düşen milli güvenliğimizi koruma yetkisi ve görevi de Cumhurbaşkanındadır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Çevrecilerin 37 termik santralin kapatılması için açtığı dava görülmeye başlandı

    Çevrecilerin 37 termik santralin kapatılması için açtığı dava görülmeye başlandı

    PİRHA- Çevre mücadelesi veren derneklerin ve çevre aktivistlerinin Cumhurbaşkanlığı’na karşı açtığı 37 kömürlü termik santralin kapatılması ile ilgili davanın duruşması bugün görülmeye başlandı. Duruşma öncesi açıklama yapan avukat İsmail Hakkı Atal; “Termiklerin ve madenlerin hastalıklara neden olduğu, toplumsal maliyet ve devletin sağlık bütçesini sarsması nedenleriyle 37 termik santralin kapatılması için dava açtık” dedi.

    Çevre mücadelesi veren derneklerin ve çevre aktivistlerinin Cumhurbaşkanlığı’na karşı açtığı 37 kömürlü termik santralin kapatılması ile ilgili davanın duruşması bugün Ankara 11. İdare Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.

    Duruşma öncesi mahkeme önünde bir araya gelen çevre örgütleri söz konusu davaya ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı çevre örgütleri adına Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal okudu. Atal açıklamasında termik santrallerin ve madenlerin birçok hastalığa neden olduğunu, halk sağlığını bozduğunu kaydederek, 37 tehlike arz eden termik santralin kapatılması için Cumhurbaşkanlığı’na karşı dava açtıklarını aktardı.

    “TERMİK FAALİYETLER DURDURULMAZSA YENİ SALGINLAR GELECEK”

    Bilim insanlarının koronavirüs salgınının sebebinin termik santraller, iklim değişikliği, madencilik faaliyetleri ormanların kesilmesi gibi ekokırım faaliyetleri olduğunu belirlediklerini ifade ederek sözlerine başlayan Atal, “Diğer yandan Covid salgını sırasında İtalya, ABD ve Hollanda’da hava kirliliği dataları ile Covid dataları eşleştirildiğinde, termik kaynaklı partikül madde ve hava kirliliği olan yerlerde Covid vakalarının 9 kat, Covid ölümlerinin ise 3 kat daha fazla olduğu ortaya çıktı. Ayrıca koronavirüslerin termik bacasından çıkan 2,5 ve 10 PM partikül maddelerin üzerine yapışarak yaşadıkları ve havada asılı kaldıkları ve ispat edildi. Termik ve madenlerin ormanları yok ettiği yerlerde ise koronavirüs popülasyonunun en az 2.5 kat arttığı ve virüsün insanlara bulaşma riskinin de %70 arttığı tespit edildi.  Bilim insanları; termik santral, madencilik, ormanların kesilmesiyle ekokırım faaliyetleri devam ettiği takdirde koronavirüsten daha ölümcül yeni salgınların geleceğini de öngörüyorlar” şeklinde konuştu.

    “KANSER VAKALARI ARTTI, HALK SAĞLIĞI ÇÖKÜŞE GEÇMİŞTİR”

    Kanser vakalarının da termik santraller nedeniyle artmakta olduğunu açtıkları davalarda ispatladıklarını dile getiren Atal sözlerine şöyle devam etti:

    “Az sonra duruşmalarına gireceğimiz 37 termikten EMBA Termik Santrali’nin bir davasında, bu termiğin yanı başında 2002 yılından bu yana çalışan (Alman) Sugözü Termik Santrali’nden dolayı Yumurtalık’ta kanser vakalarının 5 yılda 12 kat arttığı Sağlık Bakanlığı verileriyle ortaya çıkmıştı. Sağlık Bakanlığı 2018 Sağlık İstatistikleri Yıllığı’na göre 2002 ile 2016 yılları arasında; erkeklerde prostat kanseri 3 kat, lenf kanseri 5 kat, troid kanseri 12 kat, akciğer kanseri 1,5 kat artmış; kadınlarda ise meme kanseri 1,5 kat, troid kanseri 6,5 kat, akciğer kanseri 2 kat artmıştır. Türkiye’de maden ve termik istilası başladıktan sonra halk sağlığı çöküşe geçmiştir.”

    “TERMİK SANTRALLERİN KAPATILMASI DEVLETİN SAĞLIK HARCAMALARINI BÜYÜK ÖLÇÜDE AZALTACAKTIR”           

    Türkiye’nin bu termik santrallere ihtiyacı olmadığını ifade eden Atal, TEİAŞ verilerine göre Türkiye’de 2018 yılında %35 enerji arz fazlası bulunduğunu, Cumhurbaşkanlığı ve Enerji Bakanlığı verilerine göre ise  %31 enerji arz fazlası bulunduğunu belirtti.

    Termiklerden elektrik satın alınabilmesi için kamuya ait baraj tipi hidroelektrik santrallerdeki üretimin düşürüldüğünü aktaran Atal; “Termik santrallerin kapatılması bir enerji açığı yaratmayacağı gibi, devletin sağlık harcamaları da büyük ölçüde azalacaktır. Zira Avrupa Sağlık ve Çevre Birliği HEAL’in  son yaptığı çalışmayla Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin toplam yıllık ortalama sağlık maliyeti 23 milyar 828 milyon TL olup, Yeniköy Kemerköy A.Ş.nin her 2 termik  santralden  yıllık kazancı 200 milyon TL tutarında olduğu hesap edilirse, bu 2 santralin ülkeye ve halka  sağlık maliyeti, kendi ticari  kazancının 100 katıdır” dedi.

     “HALK SAĞLIĞI İÇİN TERMİK SANTRALLERLE İLGİLİ 37 DAVA AÇTIK”       

    Atal açıklamasında son olarak şunları kaydetti:

    “Termiklerin ve madenlerin neden olduğu koronavirüs ve kanser hastalığına neden olması; toplumsal maliyet ve devletin sağlık bütçesini sarsması, halkın neslini, soyunu, sopunu kurutması nedenleriyle 37 termik santralin kapatılması ve proje halinde olanların da iptali için, Cumhurbaşkanı’na Anayasanın 104. maddesiyle yüklenen milli güvenliği koruma görevi doğrultusunda  37 dava açtık.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Cumhurbaşkanlığı’na sordu: Hangi Alevi vakıf ve derneklerle protokol yapılmıştır?

    Cumhurbaşkanlığı’na sordu: Hangi Alevi vakıf ve derneklerle protokol yapılmıştır?

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu kısa bir süre önce kamuoyuna yansıyan gri pasaport aracılığıyla yapılan ve Diyanet’e uzanan insan kaçakçılığının Alevi boyutuyla ilgili Cumhurbaşkanlığı’na soru önergesi verdi. Kenanoğlu soru önergesinde “Diyanet İşleri Başkanlığınca hangi Alevi vakıf veya dernekleri ile sözde Aleviliği yurtdışında doğru anlatma projeleri üzerinden protokol yapılmıştır?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu kısa bir süre önce kamuoyuna yansıyan gri pasaport aracılığıyla yapılan ve Diyanet’e uzanan insan kaçakçılığının Alevi boyutuyla ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması için soru önergesi verdi.

    Kenanoğlu soru önergesinin gerekçesinde şunları aktardı:

    “Malatya Yeşilyurt Belediyesi aracılığı ile gri pasaportla yurtdışına giden 43 kişinin Türkiye’ye geri dönmediği haberlerinden sonra öğrenildiği kadarıyla Elazığ Akçakiraz ve Urfa Ceylanpınar belediyelerinde de devlet imkanları ile yurtdışına çıkanların bir daha geri dönmediği bir nevi devlet kurumlarının insan kaçakçılığına alet olduğuna ilişkin bilgiler çorap söküğü gibi ortalığa saçılmıştır.

    Diğer yandan devlet imkanları ile insan kaçakçılığına başka kurumlarında aracı olduğu bunların arasında Diyanet İşleri Başkanlığının da olduğu kamuoyuna yansımıştır.

    Diyanet İşleri Başkanlığının yurtdışında yaşayan Alevi vatandaşlarımıza sözde doğu Aleviliği anlatmak için bazı Alevi vakıfları veya derneklerle protokol imzalayarak aralarında 15 yaşında çocuklarında bulunduğu kişilere “Alevi uzmanı/dedesi” adı altında gri pasaport sağlayarak yurtdışına gönderilmelerine aracılık ettiği anlaşılmaktadır.

    İşin görünmeyen tarafı ise Diyanet, Belediye veya başka devlet kuruluşlarının uydurma projelerle Avrupa’ya geçmek isteyen insanlara hizmete özel gri pasaport hazırlayarak ve binlerce Euro karşılığında insan kaçakçılığına aracılık ettiği iddialarıdır.

    Bu hususta 23 Mart 2018 tarihinde Tunceli Hacı Bektaş-ı Veli Kültürü Yayma ve Yardımlaşma Derneği tarafından savcılığa yapılan suç duyurusundan ise bir sonuç çıkmadığı, kovuşturmaya gerek görülmediği ve takipsizlik kararı verilerek olayın üstünün kapatıldığı belertilmektedir.”

    Milletvekili Ali Kenanoğlu bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından yanıtlanması için şu soruları yöneltti:

    1- Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığı ile yurtdışına gönderilen sözde “Alevi uzmanı” kişi sayısı kaçtır ve bunların kaçı geri dönmemiştir?

    2- Diyanet İşleri Başkanlığında insan kaçakçılığına aracılık ettiği iddia edilen sorumlular hakkında bir işlem yapılmış mıdır?

    3- Diyanet İşleri Başkanlığında insan kaçakçılığını para karşılığı yapanlar kurumunuzca da tespit edilmiş midir? Tespit edilmişse haklarında ne gibi işlem yürütülmüştür?

    4- Diyanet İşleri Başkanlığınca hangi Alevi vakıf veya dernekleri ile sözde Aleviliği yurtdışında doğru anlatma projeleri üzerinden protokol yapılmıştır?

    5- Diyanet İşleri Başkanlığınca hangi illerden bu projeler kapsamında yurt dışına insan gönderilmiştir?

    PİRHA/ ANKARA

  • ‘Bizim Yunus’ genelgesine tepki: Yunus Emre, sizin tekçi inanç sisteminizle bağdaşmaz!

    ‘Bizim Yunus’ genelgesine tepki: Yunus Emre, sizin tekçi inanç sisteminizle bağdaşmaz!

    PİRHA- ‘Bizim Yunus’ adıyla yayınlanan Cumhurbaşkanlığı genelgesine bir eleştiri de HDP Parti Meclisi, Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi/ Yazar Nesimi Aday’dan geldi. “‘Derviş Yunus’u ‘Bizim Yunus’ yaptılar” diyen Aday, “Genelgeye göre, Türkiye sadece Yunus Emre’yi anmak için program yapacakmış. Hacı Bektaş-ı Veli ve Ahi Evran programa dahil edilmemiş. Peki neden? Hacı Bektaş-ı Veli ile Ahi Evran Alevi de Yunus Emre değil mi?” diye sordu. 

    29 Ocak 2021’de Cumhurbaşkanı imzası ile ‘Bizim Yunus’ adıyla yayınlanan genelgeye tepkiler sürüyor.

    Konuya dair yazıl bir açıklama yapan HDP Parti Meclisi, Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi/ Yazar Nesimi Aday, “Derviş Yunus’u “Bizim Yunus” yaptılar” dedi.

    Aday, “Aslında bu yeni değil. Uzun yıllardır böyle. Alevilerin Ehli Hakçı düsturuna sahip Derviş Yunus’u, ders kitapları başta olmak üzere Türk-İslam sentezi literatürüne hapsetmeye çalışıyorlar. Yunus’u daraltan bu yabancılaştırma giderek bağlam dışına itiyor onu” ifadelerini kullandı.

    “HACI BEKTAŞ VELİ İLE AHİ EVRAN ALEVİ DE YUNUS EMRE DEĞİL Mİ?”

    Nesimi Aday devamında şunları kaydetti:

    “Nasıl mı?
    Birlikte bakalım:

    UNESCO, yani Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü, Hacı Bektaş-ı Veli’nin vefatının 750. yıldönümü Yunus Emre’nin 700. yıldönümü ve Ahi Evran’ın doğumunun 850. yıldönümü nedeniyle 2021 yılı programına almıştı.

    Ama Cumhurbaşkanlığının yayınladığı genelgeye göre, Türkiye sadece Yunus Emre’yi anmak için program yapacakmış. Hacı Bektaş-ı Veli ve Ahi Evran programa dahil edilmemiş.

    Peki neden?

    Hacı Bektaş-ı Veli ile Ahi Evran Alevi de Yunus Emre değil mi?

    Aslında bu konuda epeyice yol aldılar. Birçok Alevi kişi ve değerini Sünnileştirdiler. Hacı Bektaş Dergahı başta olmak üzere çok sayıda mekan kırımı yaptılar.

    Öyle görülüyor ki Anadolu Aleviliğinin Serçeşmesi olarak görülen Hacı Bektaş-ı Veli’yi anmamak için Ahi Evran’ı da program dışı bırakmışlar. Yoksa onu da Derviş Yunus gibi asimilasyon sarmalına dahil etmişlerdi çoktan, ötelemezlerdi.

    Yunus’u ne kadar okudular, ne kadarını anladılar bilemiyoruz. Onun savunduğu ‘varlıkta birlik’ felsefesinin, geleneksel İslam ontolojisiyle bağdaşmadığını, Hallac-ı Mansur’un darından emanet aldığını biliyor ve anlıyorlar mı acaba?

    “Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm” diyen Yunus’un bu manifestocu mısraları onların anlam dünyasında neye, nereye tekabül ediyor o da karanlık bize.”

    “Yunus Emre desenini en büyük Türk lirası üzerine basmakla Yunus anlaşılmış olmuyor. Onun ilmine varacak yolunuz var mı” diye soran Nesimi Aday, “İlköğretim çocuklarına matematikten çok din eğitimi vererek sahip çıkılmaz Yunus Emre’ye. “İlim ilim bilmektir. İlim kendini bilmetir” diyen dervişin yolu, tıpkı şiir dili gibi berraktır ve “nice okumaktır.” dedi.

    “YUNUS EMRE SİZİN TEKÇİ İNANÇ SİSTEMİNİZLE BAĞDAŞMAZ”

    Yazar Nesimi Aday, “Cumhurbaşkanlığı metnini yazanlara net olarak şu itirazı yapabiliriz” diyerek şöyle devam etti.

    “Yunus Emre; Hallac-ı Mansur’un ve Seyid Nesimi’nin de savunduğu Enel Hak öğretisi yolunda yürümüştür. Yani sizin tekçi inanç sisteminizle bağdaşmaz. Tüm kainatın bilgisini insanda gören, onun ontolojik bilgisini yaşamına içerik kılan ve insanı kamil olmayı erdem sayan bu ulu yola girmek değil, bakmak için bile arif olmalı. Onun için erenler arasında ayrım yapmak için yormayın kendinizi de.

    “SARAYLARDA OTURANLARIN BU FELSEFEYİ ANLAMA GERÇEKLİĞİ VAR MI?”

    Rivayet edilir ki Yunus Emre, Tapduk Emre’den el almak için kırk yıl ormandan odun taşımış dergaha. Neden biliyor musunuz; ben’i biz’e evriltmek, nefsini köreltmek, insan-ı kamil olmak için.

    Saraylarda oturanların bu felsefeyi anlama gerçekliği var mı, mümkün mü bu? Mümkün değil tabi. Hayatlarına mümkün kılamayacakları için de “Bizim Yunus” deyip popülizm yapıyorlar. Cemevine “cümbüş evi” yakıştırması yaparak, aklı sıra öteleyen bir zihniyetin, devlet olanaklarıyla ‘ermişler’ arasında ayrım yapması kabul edilir değil.

    “UNESCO’NUN KARARINI ALEVİ KURUM VE İNANÇ ÖNDERLERİYLE UYGULAMAK GEREKİR”

    Ezcümle; UNESCO’nun bu isabetli kararını, Alevi kurum ve inanç önderlerini de dahil ederek uygulamak gerekir. Ötesi tutum ve davranışlar ayrımcılıktır. Tarihi şahsiyetler arasında ayrım yapmak ise cehalettir.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • ‘Uşşaki tarikatından kamuda istihdam edilmek için personel istenmiş midir?’

    ‘Uşşaki tarikatından kamuda istihdam edilmek için personel istenmiş midir?’

    PİRHA- HDP Mersin Milletvekili Dr. Rıdvan Turan, Uşşaki tarikatı ile iktidar ilişkilerini meclis gündemine taşıdı. Turan, konuyla ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması için soru önergesi verdi.

    HDP Mersin Milletvekili Dr. Rıdvan Turan, Uşşaki tarikatı ile iktidar ilişkilerini meclis gündemine taşıdı. Turan, konuyla ilgili Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın yanıtlaması için soru önergesi verdi.

    Turan önergede şunları hatırlattı:

    “Geçtiğimiz günlerde Sakarya’nın Akyazı Kuzuluk Mahallesi’ndeki Uşşaki tarikatı şeyhi; takma ismi Fatih Nurullah gerçek ismi Fatih Şağban, 12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismar suçundan tutuklandı. Toplumun ahlaki ilkelerini alt üst eden olayın yansımaları devam ederken, Fatih Şağban’ın AKP hükümetiyle olana yakın ilişkileri, kamuoyunun akıllarında soru işaretleri bırakmaktadır.
    2015 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve birçok Bakanın yer aldığı Ankara Hacı Bayram Camisi Çevre Düzenlemesi ve Kitapçılar Çarşısı açılış törenine katılan Fatih Şağban, bu törende dönemin bakanları ile aynı protokolde yer almıştır. Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin 31 Mart 2019 seçimlerinden önce Fatih Şağban’ı ziyaret ettiği ortaya çıkmıştır. Fatih Şağban’ın eski Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melik Gökçek ile fotoğrafı ortaya çıkmıştır. Fatih Şağban’ın AKP iktidarı ile yakınlığı yazılı ve görsel basında yer alan fotoğraflarla açık şekilde ortadadır. AKP’nin bir tarikat lideri ile yakınlığı, bir zamanlar Cumhurbaşkan’ı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Gülen Cemaati” için “ne istediniz de vermedik” sözlerini akıllara getirmektedir. Fatih Şağban’ın lideri olduğu Uşşaki tarikatının müritlerinden Abdülkerim Erdinç, İçişleri Bakanlığının kendi tarikatlarından polis ve bekçi kadrolarına yerleştirilmek için bir liste istediklerini söylemektedir. Bu durum AKP Gülen Cemaati ilişkisi gibi yeni tarikat ve cemaatlerle simbiyotik bir ilişki kurulduğuna işaret etmektedir. Dolayısıyla İktidar Cemaat ilişkisinin boyutlarının neler olduğunun açıklığa kavuşturulması ve kamu idarelerinde cemaat ve tarikatlara kadro verilip verilmediğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.”

    HDP Mersin Milletvekili Dr. Rıdvan Turan, önergede Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a şu soruları yöneltti:

    • Uşşaki tarikatından herhangi bir bakanlık tarafından kamuda istihdam edilmek için personel istenmiş midir? Eğer istenmiş ise kaç personel ve hangi bakanlıklarda istihdam edilmiştir.
    • Uşşaki tarikatından polis ve bekçi kadrolarında istihdam edilmek üzere İçişleri Bakanlığı tarafından herhangi bir liste istenmiş midir?
    • Uşşaki tarikatının devlet kadrolarındaki varlığına ilişkin Cumhurbaşkanlığınız tarafından herhangi bir araştırma başlatılmış mıdır?
    • Uşşaki tarikatı şeyhinin AKP’li Bakan ve Siyasetçilerle yakın ilişki olmasının tarikat liderine ve cemaatine muazzam düzeyde bir güç sağladığını düşünüyor musunuz?

    PİRHA/ ANKARA

     

  • PTT emekçileri sürgünlere karşı Ankara’ya yürüyecek-VİDEO

    PTT emekçileri sürgünlere karşı Ankara’ya yürüyecek-VİDEO

    PİRHA-Haber- Sen koronavirüs salgını sürecinde PTT’yi önlem almaya çağıran üyelerinin başka illere ‘sürgün’ edilmesine karşı 27 Temmuz günü Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya yürüyüş başlatacaklarını açıkladı. 29 Temmuz günü Ankara’da PTT Genel Müdürlüğü önünde yapılacak açıklamanın ardından oturma eylemi gerçekleştirilecek.

    Basın, Yayın, İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (Haber- Sen) Genel Merkezi’nde yapılan basın toplantısında konuşan Sendika Genel TİS ve Hukuk Sekreteri Yaşar Polat, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kamuda başlayan uzaktan ve dönüşümlü çalışmadan PTT emekçilerinin kapsam dışı bırakıldığını belirtti.

    Polat, “PTT çalışanları 1840 yılından beri savaş zamanında dahi görevini layıkıyla yerine getirmiştir. Pandemi süreci boyunca da vefakâr ve fedakârca kamu hizmeti üretmeye devam etmiştir. Ancak PTT yönetimi pandemi süreci boyunca kamu hizmeti yürütmek amacının dışına çıkarak özel şirket mantığıyla ticari faaliyet yürütmüş ve yürütmeye de devam etmiştir” diye konuştu.

    “İTİRAZ EDEN ÇALIŞANLARA MOBBİNG UYGULANMIŞ, TEHDİT EDİLMİŞ”

    Özel kargo dağıtımlarını bile PTT emekçilerinin yaptığına dikkat çeken Polat, “Dağıtıcı arkadaşlarımız çuvallarla yüzlerce gönderi dağıtmak zorunda bırakılmış, itiraz eden çalışanlara mobbing uygulanmış sürgünle tehdit edilmiş hatta birçok arkadaşımız sürgün edilmiştir” dedi.

    “27 TEMMUZ’DA YÜRÜYÜŞ BAŞLAYACAK”

    ‘Sürgün’ edilen PTT emekçileri için Haber- Sen, 27 Temmuz günü Giresun, Diyarbakır, İstanbul ve İzmir’den Ankara’ya yürüyüş başlatacak. Ankara güzergahında geçilen illerin PTT müdürlükleri önünde basın açıklaması yapılacak. 29 Temmuz günü Ankara’da PTT Genel Müdürlüğü önünde yapılacak açıklamanın ardından oturma eylemi gerçekleştirilecek.

    PTT EMEKÇİLERİNİN DİLEKÇELERİ CUMHURBAŞKANLIĞI’NA GÖNDERİLDİ

    Sendika ayrıca PTT emekçilerinin taleplerinin yer aldığı dilekçeleri topladı ve Cumhurbaşkanlığına iletilmek üzere gönderildi.

    Dilekçelerde şu talepler yer aldı:

    • Taşeron ve İHS’li çalışma biçimi kaldırılarak; güvenceli iş, güvenli bir gelecek amacıyla ve iş barışının bozulmaması için tüm çalışanlara ayrım yapılmaksızın kadro verilmesi,
    • 55 yaşından sonra resen emekliliğe sevk edilen dağıtıcılara yıpranma haklarının verilmesi,
    • 4 yıllık fakülte mezunu olan dağıtıcıların ayrım gözetilmeksizin memurluğa atanmasının yapılması,
    • Üst düzey yöneticilere yapılan skala ayarlamasının ayrım gözetmeksizin tüm çalışanlara da yapılması,
    • Tüm PTT çalışanlarına 3600 ek gösterge verilmesi,
    • 50’nin üzerinde çalışanı olan işyerlerinde kreş açılmasını ve daha küçük işyerlerinde bundan yararlanamayan tüm çalışanlar için kreş yardımı yapılması.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • Altın ve dövizde vergi 5 kat arttı

    Altın ve dövizde vergi 5 kat arttı

    Döviz ve altın alım-satımında uygulanan vergi, binde 2’den yüzde 1 düzeyine yükseldi. Bundan sonra her 100 dolar alımında 1 dolar vergi olarak verilecek. Bireysel yatırımcılar için finansman bonosunun vergisi de yükseltilirken, kurumsal yatırımcılar için vergi ‘0’ olarak uygulanmaya devam edecek.

    Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan Cumhurbaşkanı kararlarına göre, ağırlıklı olarak bankaların mevduat yerine çıkardığı ve vergisi daha az olduğu için bireysel yatırımcıların tercih ettiği finansman bonosundan alınan yüzde 10 düzeyindeki vergi yüzde 15’e çıkarılarak, mevduatın vergisi ile eşitlendi. Döviz ve altın alım satımında uygulanan Banka Sigorta ve Muamele Vergisi de (BSMV) ie binde 2’den yüzde 1.0 düzeyine yükseltildi. Alınan karar, bayramın ilk günü olan bugünden itibaren geçerli olacak.

    Banka Sigorta Muamele Vergisi’nde ise, altın ve döviz almak isteyenlere, banka, yetkili müessese (döviz büfeleri) ve diğer finansal kuruluşlar tarafından satılan dolar, euro vb yabancı paralar ile yine bankalarda açılan altın mevduat/yatırım hesapları için fiziki olmayan altın satış tutarı üzerinden kambiyo işlem vergisi alınıyor.

    Bu vergi önceki yıl döviz işlemleri için binde 2 olarak uygulanıyordu. Cumhurbaşkanlığına bu oranı 10 katına kadar (yüzde 2) artırma yetkisi verilmişti. Altın alım satımı ise bu kapsamda değerlendirilmiyordu. Önceki gün Hazine tarafından bankalara gönderilen yazıda altın alım satımının da kambiyo işlemi olarak değerlendirileceği açıklandı.

    KURUMSAL YATIRIMCILAR İÇİN DEĞİŞMEDİ

    Kurumsal yatırımcılar için ise finansman bonolarında stopaj oranı yüzde sıfır olarak uygulanmaya devam edecek.

    Şu kambiyo işlemlerinde BSMV sıfır oranında uygulanıyor.

    1) Bankalar ile yetkili müesseselerin kendi aralarında veya birbirlerine yaptıkları kambiyo satışları,

    3) Döviz kredisinin ödenmesine yönelik olarak, döviz kredisi kullanılan ya da kullanımına aracılık eden banka tarafından kredi borçlusuna yapılan kambiyo satışları,

    4) Sanayi sicil belgesini haiz işletmelere yapılan kambiyo satışları,

    5) İhracatçı Birliklerine üye olan ihracatçılara yapılan kambiyo satışları.

    2) Hazine ve Maliye Bakanlığına yapılan kambiyo satışları.