Etiket: DAD

  • DAD İstanbul Şube’de aşureler pay edildi-VİDEO

    DAD İstanbul Şube’de aşureler pay edildi-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, aşure lokmalarını paylaştı. Gültan Kışanak, yaptığı konuşmada, Aleviliğin zulme karşı direnişi ortaya koymanın adı olduğunu vurgulayarak, Barış Süreci’ne sahip çıkılması çağrısında bulundu.

    Yası Kerbela (Muharrem) Orucu’nun ardından aşureler paylaşılmaya devam ediliyor. DAD İstanbul Şubesi de Gazi Mahallesi’nde aşure lokması paylaştı.

    DAD İstanbul İl Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, yaptığı konuşmada günümüz Yezitlerine karşı Hüseyni duruşun sahibi olunması gerektiğini belirtti.

    “ZULME KARŞI DİK DURMANIN ADIDIR”

    Siyasetçi Gültan Kışanak da, Alevi inancının geçmişte kalan bir inanç olmadığının altını çizerek, “Aleviliğin yolunda yürüyerek doğru yaşamı kurabiliriz. Kerbela sadece tarihte kalmış bir gün değildir. Bugünün sorunlarına cevap olmamız bir yaşam var. Alevilik yaşayan bir inaçtır. Ruhumuzda, sözümüzde, eylemimizde yerine getirmemiz gereken bir inançtır. Alevilik zulme karşı direnişi ortaya koymanın adıdır. Hüseyni duruş gerektiğinde bedel ödemeyi göze almak ama asla boyun eğmemeyi günümüze dair de anlatan bir duruştur” dedi.

    Barış Süreci’ne dikkat çeken Kışanak, “Bu sürecin bize yüklediği sorumluluklar var. Biz Aleviler, zulme karşı direnenler olarak süreci sahiplenip harekete geçmeliyiz” diye konuştu.

    Yapılan konuşmalar ardından aşureler pay edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD’tan Sivas Madımak Katliamı açıklaması: Adalet mücadelemiz sürecek

    DAD’tan Sivas Madımak Katliamı açıklaması: Adalet mücadelemiz sürecek

    PİRHA – Demokratik Alevi Denekleri (DAD) Genel Merkezi, Sivas Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılına dair yaptığı yazılı açıklamada, Sivas Katliamı’nın planlı olarak yapıldığına dikkat çekerek, adalet ve yüzleşme çağrısı mücadelesinin süreceği kaydedildi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi Sivas Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılında yazılı açıklama yaparak hayatını kaybedenleri andı.

    “SİVAS KATLİAMI PLANLI BİR ŞEKİLDE YAPILDI”

    Alevilerin tarihinin sayısız katliamlara dolu olduğu belirtilen açıklamada, soykırım politikalarının sonucu olarak gerçekleştirilen bu sistematik kırımlardan birinin Sivas Katliamı olduğu belirtildi.

    Aleviliğin cümle insan ve varlıkla rızalık üzerinden ilişkilenmeyi esas alıp mazlum ve masum çizgiden birini temsil ettiği kaydedilen açıklamada, Sivas Madımak Katliamı’nın planlı olarak yapıldığına dikkat çekildi.

    Alevilerin fiziki ve kültürel soykırım saldırılarıyla hedeflendiği belirtilen açıklamada, “12 Eylül askeri faşist darbesiyle bir kez daha topyekûn biçimde hedefe konmuş; devrimci-demokratik güçlerle beraber Çorum, Maraş, Malatya gibi Aleviler üzerinde yoğunlaşan bir dizi planlı katliamla 12 Eylül faşist darbesine zemin yaratmışlardı. Halkımızın üzerine çöken 12 Eylül karanlığıyla kıyım, asimilasyon ve tarihsel yaşam alanlarımızdan göçertme politikaları bir kez daha tavan yapmış, halkımız dünyanın dört bir yanına savrulmuş, toplumsal bütünlüğümüz parçalanmış, adeta mülteci bir yaşama mahkûm edilmişti. Kadim zamanlardan süzülerek gelen yolumuz, toplumsal kurumlaşma ve varoluş biçimimiz ciddi biçimde darbelenmiş ve toplumsal bir kriz durumu ortaya çıkmıştı” ifadelerine yer verildi.

    “ALEVİLERİ VE TÜM FARKLI TOPLUMSAL KESİMLERİ TASFİYE ETMEK İÇİN İNSANLIK SUÇUNA BAŞVURDU”

    Açıklamada, tüm bu baskıcı politikalar ve uygulamalar karşısında, toplumsal varlığı koruma, bağları güçlendirme ve tarihsel değerlerle buluşma arayışları giderek güçlendiği, bu arayışların bir sonucu olarak, kadim yurtlarımızdan Sivas’ta, Yol ulularından Pir Sultan Abdal anma etkinliği düzenlendiği, sanatçıların, aydınların ve halkın, bu etkinlikte bir araya geldiği belirtildi.  Açıklamada, İttihatçı faşizmin farklı versiyonlarını temsil eden iktidarların, azami tahakküm hedefiyle tek tip bir iktidar alanı yaratmaya çalıştığı, bunun için homojen bir toplum dayattığı ve Alevileri ile tüm farklı toplumsal kimlikleri tasfiye etmek için insanlık suçlarına başvurduğu belirtildi.

    “BÖLGEYİ KÜRT VE ALEVİLERDEN ARINDIRMAK HEDEFLENDİ”

    Sivas Madımak Katliamı’nın12 Eylül karanlığını sürdürmek için halkların, emekçi ve kadınların, farklı toplumsal kesimlerin ve Alevilerin yükselen hak mücadelesini bastırmak için devletin derin odaklarınca planlanarak bir insanlık suçu işlendiğine dikkat çekilen açıklamada,  “Aleviler ve Kürt halk gerçekliğini bastırma, özelde Kürt Alevilerinin, genelde Alevi halkların o dönem Koçgiriye kadar uzanan Kürt direnişiyle buluşmasını engellemek, Alevilere gözdağı vermek, bölgeyi Kürt ve Alevilerden arındırmak ise en temel gerekçeydi. Bu vahşeti laik-anti laik ikilemi üzerinden tartıştırmak ise algı yaratmaya, faili görünmez kılmaya yönelik bir politika olmuştur” denildi.

    “KATİLLER ETKİN BİÇİMDE SORUŞTURULMADI”

    Fail ve katillerin etkin biçimde soruşturulmadığına, özel aflarla serbest bırakılıp birçoğunun ise aranır durumdayken normal yaşamlarını sürdürdüğü belirtilen açıklamada, “Bu katilleri savunanların pek çoğu çeşitli makam ve mevkilerle ödüllendirilmiştir. Dahası, insanlık suçları zaman aşımına uğrayamazken Madımak davası zaman aşımı iddiasıyla kapatılabilmiştir. Bu süreç ve tutum ise gerçek failleri bir kez daha ifşa etmiştir” ifadeleri kullanıldı.

    “ADALET MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Açıklamada adalet ve yüzleşme çağrısı mücadelesinin süreceği belirtilerek, “Tekçi, ittihatçı faşizmin beyaz ya da yeşil versiyonları halklarımıza sadece zulüm getirmiştir. İnanç ve etnik farklılıklarıyla, rıza hukukunun tecelli ettiği demokratik bir ülke gerek biz Alevi halklar gerekse tüm mazlumlar için bir zorunluluktur. Tam da bu gerçeklikten hareketle “Barış ve Demokratik Toplum Sürecine” sahip çıkmak Aleviler açısından da yaşamsal önem arz etmektedir” denildi.

    Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yıldönümünde adalet talebi yenilenen açıklamada, katliamda hayatını kaybedenler anılarak, adalet mücadelesinin süreceği vurgulandı.

    HABER MERKEZİ

  • DAD üyelerinden Barış ve Demokratik Toplum Süreci için çağrı : Devlet sorumluluk almalı – VİDEO

    DAD üyelerinden Barış ve Demokratik Toplum Süreci için çağrı : Devlet sorumluluk almalı – VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi üyeleri, bütün toplumu kucaklayan barış sürecini yakından takip ettiklerini belirtti. Devletin barış sürecinde sorumluluk alması gerektiğine dikkat çekerek, yasal düzenlemelerin biran önce hayata geçirilmesini istedi. Üyeler, Alevilerin eşit yurttaşlık ve cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi gerektiğine de vurgu yaptı. 

     

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci, “çerçeve yasa” tartışmalarıyla kritik bir aşamaya ulaştı. Kürt Özgürlük Hareketi’nin Silah Yakma Töreni’nin birinci yıl dönümü yaklaşırken, sürecin kalıcı barış ve demokratikleşmeyle ilerleyebilmesi için gerekli görülen yasal düzenlemeler yeniden Meclis gündeminde yer alıyor. Daha önce komisyonlarda ele alınıp raporlaştırılan öneriler ise bir kez daha tartışılıyor.Aleviler ise  eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve demokratik hakları güvence altına alacak kapsamlı düzenlemeler talep ediyor.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) İzmir Şubesi üyeleri ve yöneticileri, Barış ve Demokratik Toplum sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “BARIŞ SÜRECİ OLURSA KADINLAR DA HAKLARINA KAVUŞUR”

    DAD yöneticisi Sakine Koğu, barış sürecini yakından takip ettiğini belirterek, kalıcı barışın sağlanması için mücadele ettiklerinin altını çizdi. Koğu, barış sürecinde devletin daha istikrarlı davranması gerektiğine vurgu yaparak, meclisin tatile girmeden bu yasal düzenlemelerin netleşmesi gerektiğini söyledi.

    Barış sürecinin tüm haklar için önemli olduğu kadar kadınlar içinde önemli olduğuna dikkat çeken Koğu, kadınların her gün katledildiğini, çocukların uyuşturucu bataklığında kaybolup gittiğini belirterek, bunların bir an önce durdurulasını istedi. Kadınların kazanılmış haklarının hedef alınarak, ellerinden alındığını belirten Koğu, barış sürecinin başarılı olması kadınların da kazanımlarına ulaşmasını kolaylaştıracağını söyledi.

    “CEMEVLERİMİZİN STATÜSÜ VERİLSİN”

    Bu süreçte Alevilerin de barışa ihtiyacının olduğunu belirten Koğu, Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamlarla yüzleşilmesi çağrısı yaptı. Koğu, Alevilerin barış sürecinden en büyük beklentisinin cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi ve Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin karşılanması olduğunu söyledi.

    “SAVAŞA CİDDİ BÜTÇE AYRILIYOR”

    “Barış en çok istediğimiz şeydir” diyerek konuşmasına başlayan Muhteber Akbulak, barışın tüm dünyayı kucaklayacağını belirtti.

    Savaşa büyük bütçelerin ayrıldığını belirten Akbulak, “Savaş için silah, bombalar, özel güvenlik gibi çok fazla savaşa bütçe ayrılıyor” diyerek savaşa giden bütçenin halkın ihtiyaçları için kullanılabileceğini ifade etti.

    Akbulak, çatışmaların bittiği bir süreçle ikinci bir Türkiye’nin yaratılabileceğini söyledi.

    “HERKES ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVİ YERİNE GETİRMELİ”

    DAD İzmir Şube yöneticisi Zeynel Bozkurt ise iki yüz yıllık bir Kürt sorununun olduğunu, 50 yıllık ise çatışmalı bir sürecin yaşandığını belirterek, toplumsal barış sürecinin önemli olduğuna vurgu yaptı.

    Çatışmalı süreçlerde her taraftan da kayıpların yaşandığına dikkat çeken Bozkurt, bir yıldır devam eden barış sürecinde ölümlerin yaşanmamasının önemli olduğuna vurgu yaparak, herkesin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiğini söyledi. Bozkurt, “Dileriz bu süreç olumlu sonuçlanır” dedi.

    “DEVLET SORUMLULUK ALMALI”

    Alevilerin sorunlarının da Kürtlerden farklı bir noktada olmadığını belirten Bozkurt, “Çünkü Aleviler de sürekli kırımlardan geçirilmiş. Dersim, Koçgiri, Maraş, Sivas, Gazi ve Rojava’da,  tam bu sürecin başladığı zamanlarda Suriye’deki Aleviler de, diğer halklardan insanlar da kırımdan geçildi. Dolayısıyla biz Aleviler için cumhuriyetin gerçekten de demokratikleştirilmesi  önemli bir aşamayı içeriyor” ifadelerini kullandı.

    Barış sürecinin ağır işlediğini kaydeden Bozkurt, PKK’nin silah bırakarak, demokratik bir çözümden yana olduğunu gösterdiğini söyleyerek, devletin de sorumluluk olması gerektiğine vurgu yaptı.

    Bozkurt, Alevi kurumlarının da, bireylerin de bu süreçte elinden gelen çabayı göstermesi gerektiğini söyledi.

    “BARIŞ SÜRECİ BİR AN ÖNCE SONUÇLANMALI”

    İktidara ve muhalefete çağrıda bulunan Sakine Dervişoğlu, “Barışa destek verin. Ülkede artık kan dökülmesin. Biz seçilenleri meclise gönderdik. Bizim beklentilerimiz bu süreci, barışı, mecliste tamamlamalarını istiyoruz” dedi. Alevilerin Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde çok acı çektiğini, çok kayıp verdiğini belirten Dervişoğlu, demokratik bir anayasanın inşa edilmesi gerektiğini belirterek, Alevilerin de Kürt halkının da bu anayasa içinde mutlaka olmasını istedi.

    Dervişoğlu, Türkiye halklarının barışa destek vermesi çağrısı yaparak barış sürecinin biran önce sonuçlanmasını istedi.

    Semra ACAR/İZMİR

     

  • DAD İzmir Şubesi Aşure lokmalarını barış için paylaştı-VİDEO

    DAD İzmir Şubesi Aşure lokmalarını barış için paylaştı-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Çiğli Şubesi’de kadınların erken saatlerde bir araya gelerek hazırladığı Aşure lokması paylaşıldı. Lokma duasının ardından konuşan eş başkan Fadime Dapaklı, Aşure lokmasının tüm halkları eşit, özgür ve barış içinde yaşamasına vesile olmasını temennisinde bulundu. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Çiğli Şubesi, paylaşımın simgesi olan Aşure lokmasını canlarla paylaştı. Sabahın erken saatlerinde dernekte bir araya gelen kadınlar hazırlıklarını tamamlayıp Aşurelerini ateşe koydu.

    Uzun bir sürede pişirilen ve 12 farklı gıdanın bir arada kaynaması ile oluşan Aşure lokması, halklar için bir arada yaşamanın da simgesi haline geliyor.

    Hak yolunda Hakk’a yürüyenler için saygı duruşu ile başlayan Aşure lokmasının gülbengini Baba Mansur Ocağından Fidan Yıldız verdi.

    “AŞURE LOKMASI BARIŞA VESİLE OLSUN”

    Aşure lokmasının eşitliğin, özgürlüğün, adaletin ve barışın hüküm sürdüğü bir yaşamı dileyerek konuşmasına başlayan Dapaklı, Alevi inancının yüz yıllardır yaşattığı rızalık, paylaşım ve hakikatten yana olan duruşunun, birlikte yaşamayı büyüteceğini söyledi.

    Dapaklı, “Farklılıklarımızla bir arada yaşamanın yolunu bize gösteren bu kadim yolun ışığında eşitsizliğe baskıya nefret diline ve ötekileştirmeye karşı demokratik, çoğulcu ve özgür yaşamı savunuyoruz” diyerek, Aşure lokmasının tüm halkları eşit, özgür ve barış içinde yaşamasına vesile olması istendi.

    “ALEVİLERİN BİRLİK OLMASI GEREKİYOR”

    DAD Yöneticisi Güler Karagöz ise Muharrem ayında Alevilerin sadece bir yasın değil aynı zamanda binlerce yıllık hakikat ve özgür yaşamdan gelen bir halk olduğuna dikkat çekti.  Herkesin yaşanan barış sürecine katkı sunması gerektiğini kaydeden Karagöz, Alevilerin de içinde bulunduğu süreçte birlik olmasını istedi.

    “HAK MÜCADELESİ YÜRÜTTÜK”

    Daha sonra 30 yıllık tutsaklığın ardından özgürlüğüne kavuşan Aygül Kapçak da kısa bir selamlama yaptı. Cezaevinde bulunan bütün tutsakların selamlarını ileterek konuşmasına başlayan Kapçak, hak yolunda bir mücadele yürüttüklerini belirtti. Kapçak, Alevi kimliğiyle Aşure lokmasında bir arada olmanın mutluluğunu yaşadığını belirti.

    Konuşmaların ardından Aşure canlarla paylaşıldı.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

     

  • 27 HAZİRAN 2026 CUMARTESİ – GÜNDEM

    27 HAZİRAN 2026 CUMARTESİ – GÜNDEM

    -Sivas Madımak Katliamı’nda babası Behçey Aysan’ı kaybeden Eren Aysan ajansımıza konuştu. GÖRÜNTÜLÜ

    -Sivas Katliamı’nda 2 kuzenini kaybeden Hüsniye Çınar, Sivas davasına toplumun sahip çıktığını ancak devletin hiç bir zaman yüzleşmediğini söyledi. Çınar, “Yani devlet baka baka yaktı, baka baka da bulmadı” diyerek tepki gösterdi. Çınar, 2 Temmuz anmalarına unutmadık, unutturmayacağız diyerek herkesi davet etti. GÖRÜNTÜLÜ

    -Anayasa Mahkemesi’nin yoksulluk nafakası uygulamasını iptal etmesini Alevi Kültür Dernekleri Antalya Şube Sekreteri Şengül Şahin,PİRHA’ya değerlendirdi. GÖRÜNTÜLÜ

    -Mersin’de saat 17.00’de ‘Özgürlük Mitingi’ yapılacak.GÖRÜNTÜLÜ

  • DAD İzmir yöneticileri lokmalarıyla Yıldız ailesini ziyaret etti  – VİDEO

    DAD İzmir yöneticileri lokmalarıyla Yıldız ailesini ziyaret etti – VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi yöneticileri Muharrem ayı vesilesiyle Baba Mansur Ocağı’ndan Fidan Yıldız’ı ziyaret etti. Ziyarette Alevilik üzerindeki asimilasyon politikaları, Reya Haq Aleviliği tarihinde ocak sistemi ve cemevleri gibi konularda muhabbet yapıldı. 

    Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi yöneticileri, Çiğli ilçesine bağlı Şirintepe Mahallesi’nde oturan Baba Mansur Ocağı’ndan Ana Fidan Yıldız ve eşi Hüseyin Yıldız’ı ziyaret etti. Lokmalarıyla Yıldız ailesini ziyaret eden DAD üyeleri, lokma duasının ardından muhabbette geçti.

    “KÖYLERDEN KENTE GÖÇ İLE BİRLİKTE BİREYSELLİK ÖN PLANA ÇIKTI”

    Neolitik dönemden günümüze gelen Alevilik inancı üzerine konuşulan muhabbete, Aleviliğin komünal yapısına dikkat çekti. Reya Haq Aleviliğinde ocakların önemine vurgu yapan üyeler, asimilasyon politikalarına dikkat çekti. Aleviliğin hegemonyaya ve işgale izin veren bir itikat olmadığı belirtilen muhabbete, Kerbela’da sonra yaşanan Gazi, Sivas, Çorum ve Maraş katliamlarının olduğu kaydedildi.

    Öte yandan ev muhabbetinde bir araya gelmenin önemine vurgu yapan üyeler, rızalık, ikrarlaşma ve hakikatin ne olması üzerinde geniş değerlendirmeler yaptı.

    Köylerden kentlere göç ve hakikat gerçeğinden uzaklaşmayla birlikte kentlerde bireyselleşmenin ön plana çıktığı belirtilen muhabbete, sistemsel dayatmaların olduğu kaydedildi.  Muhabbete, doğa, insan, yaşam, barış ve paylaşımın olduğu ancak son zamanlarda iktidarlaşmanın da Alevi kurumlarında arttığı kaydedildi.

    “ÖĞRETMENLER, İŞÇİLER VE MADENCİLER DE BUGÜNÜN HÜSEYİNİ DURUŞUNU SERGİLİYOR”

    Muhharem ayında iftarın olmadığı belirtilen muhabbete, herkesin mütevazi bir sofra kurduğu belirtildi. Hüseyini duruşun önemine vurgu yapılarak, “Haksızlığa karşı dik duruş, mazlumun yanında olmak amacıyla bu yası tutuyoruz. Hz. Hüseyin diyor ya; ‘Eğer ben istersem bana su da var Fırat ve Dicle var. Ben kendimi düşünürsem suyu içerim ama bundan sonra herkes gelip Yezide biat edecek. Bizde haksızlığa karşı durmazsak şimdi ki yezide biat etmiş olurum. Bugün işçisi, memuru, öğretmeni ve madenciler akşama kadar haklarını arıyor. Bu da bir hak mücadelesidir. Bunlarda bu dönemin Hüseyini duruşunu sergiliyor” denildi.

    Muhabbete Aleviliğin hakikatle yoğrulduğu ve kendi özünden uzaklaşmadan Yol’u sürdürmenin önemine vurgu yapıldı.

    PİRHA /İZMİR

     

     

     

     

  • Fethiye Yıldırım: Hüseyin’in duruşu zulme karşı insanlığın ortak vicdanıdır-VİDEO

    Fethiye Yıldırım: Hüseyin’in duruşu zulme karşı insanlığın ortak vicdanıdır-VİDEO

    PİRHA- DAD Genel Merkez Yöneticisi Fethiye Yıldırım, Muharrem ayının Aleviler açısından yalnızca bir matem dönemi değil, zulme karşı direnişin ve hakikatin yanında durmanın simgesi olduğunu belirtti. Kerbela’nın tarihsel bir olay olmanın ötesinde günümüze uzanan bir ders olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Hüseyin’in duruşu, haksızlığa karşı boyun eğmemenin ve insanlık adına barışı savunmanın adıdır” dedi.

    DAD Genel Merkez Yöneticisi Fethiye Yıldırım, Muharrem ayı ve Kerbela’nın Alevi toplumu açısından taşıdığı anlamı anlatarak, Muharrem orucunun yalnızca bir ibadet değil, zulme karşı direnişin ve hakikatin yanında durmanın simgesi olduğunu söyledi.

    KERBELA, BİAT ETMEYENLERE YÖNELİK BİR KATLİAMDIR

    Yıldırım, Kerbela’nın Aleviler için bir matem günü olarak anıldığını belirterek, yaşananların yalnızca tarihsel bir olay olmadığını ifade etti. Kerbela’da masumlara yönelik büyük bir zulmün yaşandığını vurgulayan Yıldırım, “Orada biat etmeyen bir düşünceye karşı vahşet uygulanmıştır. Bu bir katliamdır. Kerbela, haksızlığa karşı sergilenen bir duruştur. Bu nedenle Alevi toplumu Hüseyin’i bir duruş, Hüseyin’in mücadelesini ise bir direniş olarak görür” dedi.

    “HÜSEYİN SAVAŞMAYA DEĞİL, BARIŞI SAĞLAMAYA GİTMİŞTİ”

    Hz. Hüseyin’in çatışma yaratmak amacıyla hareket etmediğini ifade eden Yıldırım, “Hz. Hüseyin kimseyle savaşmak için gitmemiştir. Tam tersine sorunları çözmek ve ortamı yatıştırmak için çaba göstermiştir. Ancak Yezid ve Muaviye zihniyetinin iktidar hırsı, çatışmacı anlayışı Kerbela’da büyük bir trajediye yol açmıştır” diye konuştu.

    “SUSUZLUKLA TESLİM ALMAK İSTEDİLER”

    Kerbela’da Hz. Hüseyin ve beraberindekilerin günlerce susuz bırakıldığını hatırlatan Yıldırım, bunun insanlık dışı bir uygulama olduğunu söyledi.

    Yıldırım, “Bir insanı aç ve susuz bırakmak korkunç bir şeydir. Buna rağmen Hüseyin kendi ailesi ve yol arkadaşlarıyla birlikte boyun eğmemiştir. Çünkü ortada büyük bir haksızlık vardı. Yezid’in zulmüne biat etmeyi kabul etmemiştir. Hüseyin’in yaşaması Yezid’in iktidarı açısından bir tehdit olarak görülüyordu. Çünkü Muaviye ile başlayan saltanat düzeni ancak muhalif seslerin susturulmasıyla devam edebilirdi” ifadelerini kullandı.

    Kerbela’da yaşanan en büyük acılardan birinin çocukların susuz bırakılması olduğunu belirten Yıldırım, bu olaylardan çıkarılması gereken önemli dersler bulunduğunu belirterek, “Susuzluktan nefesi kesilen bir çocuğunu kucağına alan Hüseyin, Yezid’in ordusuna dönerek kendisi için değil, çocuk için bir damla su istemiştir. Ancak o sırada atılan bir ok çocuğun boynuna saplanmıştır. Bu, insanlık tarihinin en büyük acılarından biridir” dedi.

    ANA FATMA’NIN YASIYLA BAŞLAYAN MUHARREM

    Alevilerin Muharrem ayının ilk gününü Ana Fatma’ya adadığını hatırlatan Yıldırım, bunun nedeninin Kerbela’da yaşanan büyük acı olduğunu dile getirdi.

    “Orada bir annenin yaşadığı tarifsiz acı vardır. Ana Fatma’nın yası da buradan başlar. Bu nedenle Muharrem’in ilk günü ona adanır. Bu yalnızca geçmişe ait bir yas değil, aynı zamanda haksızlığa karşı bir duruştur” diye konuştu.

    “KERBELA BİTMEDİ, FARKLI BİÇİMLERDE DEVAM ETTİ”

    Kerbela’nın yalnızca tarihte yaşanmış bir olay olarak görülmemesi gerektiğini belirten Yıldırım, zulüm ve katliamların farklı dönemlerde devam ettiğini ifade ederek, “Kerbela hiçbir zaman bitmedi. Dersim Katliamı’ndan dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan katliamlara kadar benzer acılar yaşandı. Ortadoğu’da IŞİD’in yaptıkları da aynı zihniyetin ürünüdür. Zalimlerin yöntemleri değişse de zulmün kaynağı olan anlayış değişmemiştir. Muaviye zihniyeti farklı biçimlerde günümüze kadar gelmiştir” dedi.

    “MUHARREM ORUCU ZULME ORTAK OLMAMAYI ÖĞRETİR”

    Muharrem orucunun yalnızca aç kalmak olmadığını ifade eden Yıldırım, bu ibadetin Kerbela’da yaşanan acıları anlamaya yönelik güçlü bir sembol olduğunu söyledi.

    Yıldırım, “Biz bu yası öylesine derin yaşamışızdır ki onlar aç kaldığı için biz de aç kalırız. Bıçak kullanmayız, su içmeyiz. Çünkü Kerbela’da insanların en temel hakkı olan su onlardan esirgenmiştir. Bir insanın başka bir insana bunu yapmaya hakkı yoktur. Hele ki Müslümanın Müslümana bunu yapması kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

    “HAK LOKMASI DAYANIŞMANIN VE PAYLAŞIMIN SEMBOLÜDÜR”

    Muharrem orucunun ardından dağıtılan lokmaların da önemli bir anlam taşıdığını belirten Yıldırım, bunun paylaşım ve dayanışma kültürünü güçlendirdiğini kaydederek, “Orucun ardından dağıtılan hak lokması, insanların birbirleriyle dayanışmasını sağlar. Komşudan komşuya ulaşan lokmalar, ortak yaşamı ve paylaşımı büyütür. Bu aynı zamanda barışın ve kardeşliğin sembolüdür. İnsanların bir araya gelmesini, birbirinin acısını paylaşmasını sağlar” ifadelerini kullandı.

    “HÜSEYİN’İN DURUŞU İNSANLIĞA ÖRNEK OLMALI”

    Yıldırım,  Kerbela’dan çıkarılması gereken en önemli dersin zulme karşı sessiz kalmamak olduğunu vurguladı.

    “Hüseyin zulme karşı susmamıştır, haksızlığa boyun eğmemiştir. Bizler de bugün her türlü zulüm karşısında aynı duruşu göstermeliyiz. İnsanlık adına barışı savunmalı, kimsenin inancından, dilinden, kimliğinden dolayı ötekileştirilmediği bir dünya için mücadele etmeliyiz. Katliamların yaşanmadığı, insanların birbirini kırmadığı, eşit ve özgür bir ülke ve dünya istiyoruz” diye konuştu.

    Nuray ATMACA/DERSİM

     

  • Çetin Arkaş: Sıdıka Avar köklere yetişti, asimilasyonun izleri hala sürüyor-VİDEO

    Çetin Arkaş: Sıdıka Avar köklere yetişti, asimilasyonun izleri hala sürüyor-VİDEO

    PİRHA- İmralı Sekretarya Üyesi Çetin Arkaş, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi’nde yöneticiler ve üyelerle bir araya geldi. Buluşmada Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile Alevilerin süreçteki yeri ele alındı.

    Dersim’de bulunan DAD Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen buluşma, gulbang verilmesi ve çeraxların uyandırılmasıyla başladı.

    Toplantının açılış konuşmasını yapan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Muharrem Ayı’nın Alevi inancındaki anlamına dikkat çekti. Muharrem’in paylaşımın, yüzleşmenin ve barışın ayı olduğunu belirten Kete, Dersim’in tarihsel ve inançsal hafızasına vurgu yaptı.

    Ardından söz alan İmralı Sekretarya Üyesi Çetin Arkaş, Muharrem orucu tutan canların oruçlarının hak katında kabul olmasını dileyerek konuşmasına başladı.

    Dersim’in tarih boyunca yoğun politikaların hedefi haline getirildiğini belirten Arkaş, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinden sonra tekçi bir anlayışın hâkim kılındığını söyledi.

    Arkaş, “Cumhuriyetin kuruluşunda tekçi bir politika vardı. 1923’e kadar birçok kesim bir nevi dönemin demokratik ulus fikriyatı olarak değerlendirilebilecek bir anlayışla ulusal kurtuluş mücadelesi gerçekleştirdiler. Daha sonra tekçi bir anlayış hakim oldu. Birileri yaratılan birtakım travmalarla doğru olanın tekçi olduğunu düşündü. Bu zihniyet aslında önemli oranda dışardan da pompalanmıştı” dedi.

    Tekçi anlayışa karşı toplumun doğal bir direnç geliştirdiğini ifade eden Arkaş, Kürtlerin yaşadığı tarihsel sürece ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

    “Kürtlerin varlığına yönelik bu kadar saldırılar olmasaydı belki de isyan olmazdı. O nedenle tartışılır, Dêrsim’de yaşanan bir isyan mıydı yoksa direniş miydi?” diyen Arkaş, yeni dönemde Kürtlerin, Alevilerin ve Cumhuriyet’in dışında bırakılmış tüm kesimlerin demokratik cumhuriyetin inşasında yer almasının dönemin ruhuna uygun olduğunu söyledi.

    “SIDIKA AVAR KÖKLERE YETİŞTİ”

    Konuşmasının devamında Dersim’deki asimilasyon politikalarına değinen Arkaş, Sıdıka Avar’ın faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Arkaş, “Mustafa Kemal Sıdıka Avar’a ‘o topraklara gideceksin, katliamdan kalan kız çocuklarını toplayacaksın ve onları misyoner bir Türk evladı gibi yetiştireceksin’ diyor. Sıdıka Avar köylere gider katliamdan kalan kız çocuklarını toplar ve Elazığ’daki kız enstitüsüne götürür” ifadelerini kullandı.

    Bu uygulamaların Dersim’de kültürel ve inançsal kopuşlara yol açtığını savunan Arkaş, şunları söyledi:

    “Dêrsim’in köylerini bombalayan Sabiha mı yoksa tek bir mermi atmayan Sıdıka mı daha zararlı? Bir coğrafyayı bombalarsanız ağaçlar yakılır ama kökleri halen yerin altındadır. Sabiha böyle yaptı, köklere yetişemedi ama Sıdıka köklere yetişti onları kopardı. Dersim’in Türkleştirilmesinde, Reya Heq inancının sistem içi Aleviliğe dönüştürülmesinde Sıdıka’nın rolünü soykırım zihniyetinin etkileri üzerinde iyi bilinmelidir.”

    Toplantı, basına kapalı bölümde devam etti. Bu bölümde Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin geldiği aşama ile Alevilerin süreçteki rolüne ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • DAD İstanbul Şubesi’nden açlık grevindeki öğretmenlere destek: Bu ses bir vicdan çağrısıdır!

    DAD İstanbul Şubesi’nden açlık grevindeki öğretmenlere destek: Bu ses bir vicdan çağrısıdır!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, Ankara’da açlık grevini sürdüren ataması yapılmayan öğretmenler ile özel okul öğretmenlerine destek açıklaması yaptı. DAD İstanbul Şubesi, eğitim emekçilerinin taleplerinin haklı ve meşru olduğunu belirterek, tüm demokratik kamuoyunu dayanışmaya çağırdı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi Yürütme Kurulu, Ankara’da hak, adalet ve güvenceli çalışma talepleriyle açlık grevini sürdüren ataması yapılmayan öğretmenler ve özel okul öğretmenlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada, DAD’ın inanç ve yaşam anlayışının temelinde insanı yaşatmak, rızalığı büyütmek ve mazlumun yanında durmak olduğu vurgulanarak, eğitim emekçilerinin yürüttüğü mücadelenin onurlu bir direniş olduğu belirtildi.

    “EMEĞİN KARŞILIĞINI ALAMAMASI TOPLUMSAL VİCDANI YARALIYOR”

    Yıllarca emek vererek eğitim alan gençlerin ve öğretmenlerin işsizlik, güvencesizlik ve geleceksizlikle karşı karşıya bırakılmasının kabul edilemez olduğu ifade edilen açıklamada, eğitim emekçilerinin hak ettikleri yaşam koşullarından mahrum bırakılmasının toplumsal vicdanda derin yaralar açtığı kaydedildi.

    DAD İstanbul Şubesi, alın teriyle yaşamını sürdürmek isteyen insanların güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edilmesinin adalet duygusunu zedelediğini belirterek, eğitim emekçilerinin taleplerinin karşılanması gerektiğini vurguladı.

    “BU MÜCADELE KAMUSAL EĞİTİMİN DE SAVUNUSUDUR”

    Açıklamada, Ankara’da açlık grevindeki eğitim emekçilerinin yalnızca kendi gelecekleri için değil, kamusal eğitimin, emeğin onurunun ve çalışma hakkının korunması için de mücadele ettiği belirtildi.

    Özel okul öğretmenlerinin düşük ücretler, ağır çalışma koşulları ve güvencesizliğe karşı yükselttikleri sesin de aynı hakikat arayışının bir parçası olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Bu ses duyulması gereken bir vicdan çağrısıdır” denildi.

    “DİYALOG VE ADALET TEMELİNDE ÇÖZÜM ÜRETİLMELİ”

    DAD İstanbul Şubesi, eğitim emekçilerinin taleplerine kulak verilmesi, sorunların diyalog ve adalet temelinde çözülmesi ve açlık grevine neden olan koşulların ortadan kaldırılması çağrısında bulundu.

    Açıklamada, toplumsal barışın, adaletin ve rızalığın emekten, haktan ve hakikatten geçtiği belirtilerek, gençlerin umutsuzluğa, öğretmenlerin ise güvencesizliğe mahkûm edilmediği bir yaşamın mümkün olduğu ifade edildi.

    DAD İstanbul Şubesi son olarak, açlık grevindeki eğitim emekçilerinin yanında olduklarını yineleyerek, demokratik kamuoyunu, emek ve meslek örgütlerini ve vicdan sahibi herkesi dayanışmayı büyütmeye davet etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD Kadın Meclisi’nden Rahmi Koç’a tepki: Irkçılık ve cinsiyetçilik mizah adı altında meşrulaştırılamaz!

    DAD Kadın Meclisi’nden Rahmi Koç’a tepki: Irkçılık ve cinsiyetçilik mizah adı altında meşrulaştırılamaz!

    PİRHA- DAD Kadın Meclisi, Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına yönelik sözlerine tepki göstererek, “Bir halkı, bir dili, bir kültürü ya da kadınları aşağılayan hiçbir ifade; mizah, espri veya fıkra adı altında meşrulaştırılamaz” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, Rahmi Koç’un Kürt kadınlarını hedef aldığı sözlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, söz konusu ifadelerin “ırkçı ve cinsiyetçi” olduğu belirtilerek, halkları ve kadınları aşağılayan söylemlerin karşısında durmanın toplumsal bir sorumluluk olduğu vurgulandı.

    DAD Kadın Meclisi açıklamasında, bir halkı ya da kadınları hedef alan ifadelerin mizah adı altında normalleştirilemeyeceğine dikkat çekerek, “Bir halkı, bir dili, bir kültürü ya da kadınları aşağılayan hiçbir ifade; mizah, espri veya fıkra adı altında meşrulaştırılamaz” ifadelerini kullandı.

    Irkçılık ve cinsiyetçiliğin toplumsal ayrımcılığı besleyen anlayışlar olduğuna işaret edilen açıklamada, “Halkların ve kadınların onurunu hedef alan her türlü söylemin karşısında durmayı insani, vicdani ve toplumsal bir sorumluluk olarak görüyoruz” denildi.

    “KÜRT HALKINI VE KÜRT KADINLARINI HEDEF ALAN YAKLAŞIMLARI REDDEDİYORUZ”

    Kürt halkının uzun yıllardır inkar, asimilasyon ve ayrımcılık politikalarına maruz bırakıldığına vurgu yapan DAD Kadın Meclisi, bu anlayışın günümüzde farklı biçimlerde sürdüğünü belirtti. Açıklamada, “Bugün de bu anlayışın farklı biçimlerde sürdürülmesine sessiz kalmayacağız. Kürt halkının kimliğini, dilini, kültürünü ve özellikle Kürt kadınlarını hedef alan her türlü ayrımcı yaklaşımı reddediyoruz” ifadelerine yer verildi.

    Kadınların kimlikleri ne olursa olsun ortak bir mücadele hattında buluştuğunu kaydeden Kadın Meclisi, “Kadınları aşağılayan, onları cinsiyetçi kalıplar içinde değerlendiren her türlü yaklaşımın karşısında olmaya devam edeceğiz” dedi.

    “72 MİLLETE AYNI NAZARLA BAKAN KADINLARIZ”

    Açıklamada Alevi inancının eşitlik ve insan onurunu esas alan değerlerine de vurgu yapılarak, “Biz, Xızır’ın aşkına doğruluğa ikrar vermiş bir inancın yolcuları ve 72 millete aynı nazarla bakan kadınlar olarak; hiçbir halkın, hiçbir inancın, hiçbir dilin ve hiçbir kimliğin aşağılanmasını kabul etmiyoruz” denildi.

    İnançlarının özünün hakikati, adaleti, eşitliği ve insan onurunu savunmak olduğunun altı çizilen açıklamada, nefret ve ayrımcılığı üreten söylemlere karşı mücadeleyi sürdürecekleri belirtildi.

    DAD Kadın Meclisi, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

    “Irkçılığın, cinsiyetçiliğin ve her türlü ayrımcılığın karşısında; halkların eşitliği, kadın özgürlüğü, toplumsal adalet ve birlikte yaşam değerlerini savunmaya devam edeceğiz.”

    HABER MERKEZİ

  • Varto’da süren ‘Çadır Nöbeti’ni DAD Varto Meclisi ziyaret etti!- VİDEO

    Varto’da süren ‘Çadır Nöbeti’ni DAD Varto Meclisi ziyaret etti!- VİDEO

    PİRHA –  Varto’ya bağlı Çalıdere Köyü’nde JES projesine karşı başlatılan ‘Çadır Nöbeti’ 26. gününde kararlılıkla devam ediyor. Çadır nöbetini ziyaret eden DAD yöneticileri, mücadele çağrısı yaptı. 

    Muş Varto Çalıdere köyü sınırları içinde planlanan JES projesine karşı başlatılan ‘Çadır Nöbeti 26’inci gününde devam etti. Büyük bir kararlılıkla devam eden çadır nöbetine destek ziyaretleri de devam ediyor.

    Lokmalarıyla çadır nöbetini ziyaret eden Demokratik Alevi Dernekleri (DAD)  yöneticileri, lokma duasının ardından kısa bir açıklama yaptı. DAD Varto Meclisi, yaptıkları ziyarette yaşam alanlarına sahip çıkma çağrısı yaptı.

    “MÜCADELEMİZ DEVAM DECEK”

    Seyit Sabun Ocağı’ndan Pir Mehmet Seydalioğlu, DAD Varto Meclisi’ni kuracaklarını belirterek, “Bu meclis, demokratik Alevi anlayışını yaygınlaştırmak ve örgütlemeyi hedefliyoruz. Yine kaybolmuş Pir-Rayber-Talip ilişkisinin geçmişteki varlığını günümüze taşımak istiyoruz” dedi.

    Sütiye Dapaklı ise birlik, beraberlik ve dayanışma çağrısı yaparak, yaşam alanları için mücadele edeceklerini söyledi. Dapaklı, “Bizim bütün davamız memleketimizdir. Biz kimseden bir şey istemiyoruz, kimse de bizden bir şey istemesin. Memleketimizi vermiyoruz. Mücadelemiz daim olsun” diye konuştu.

    Çadır nöbetini “Her vaş koka xo ser be no kewe”, “her ot kökünün üstünde yeşerir” pankartıyla Qılçıx köyü ( Bahçelievler mahallesi) devraldı.

    PİRHA/VARTO

  • DAD’dan açıklama: Aleviliği ve Dersim’i siyasi rekabetinize alet etmeyin!

    DAD’dan açıklama: Aleviliği ve Dersim’i siyasi rekabetinize alet etmeyin!

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, CHP’de yaşanan hukuki süreçlerin ardından sosyal medyada Alevilere ve Dersimlilere yönelik tırmanan nefret söylemlerine karşı çok sert bir açıklama yayımladı. Kurum, inanç ve kimlik değerlerinin siyasi çekişmelerin malzemesi yapılmasını “kırmızı çizgi” olarak tanımlayarak tüm tarafları sorumluluğa davet etti.

    CHP’ye uygulanan mutlak butlan kararının ardından sanal mecralarda başlayan tartışmalar, kısa sürede tehlikeli bir boyuta evrildi. Alevi kimliği ve Dersim aidiyeti üzerinden yürütülen ayrıştırıcı söylemler, Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi’nin tepkisine neden oldu.

    DAD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamada, siyasi rekabetin toplumsal barışı tehdit eder hale geldiğine vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “CHP’ye uygulanan mutlak butlan kararının ardından, dijital mecralarda ve sanal medya platformlarında Alevilere ve Dersimlilere yönelik nefret söylemlerinin belirgin biçimde arttığını kaygıyla takip ediyoruz”

    Açıklamanın devamında, eleştiri sınırlarının aşılarak kimlik temelli bir nefret dilinin inşa edildiğine dikkat çekiliyor:

    “Siyasi tartışmaların ve eleştirilerin hedefi kişiler, partiler veya politikalar olabilir. Ancak hiçbir siyasi gelişme; inanç kimliklerini, etnik kökenleri ve kültürel aidiyetleri hedef alan ayrımcı ve düşmanlaştırıcı söylemleri meşrulaştıramaz. Alevilere ve Dersimlilere yönelik hakaretler, aşağılayıcı ifadeler, toplu suçlamalar ve nefret içerikli paylaşımlar, yaşadığımız coğrafyanın ortak yaşam kültürünü ve demokratik geleceğini tehdit etmektedir”

    DAD Genel Merkezi, tarihsel hafızaya atıfta bulunarak toplumsal kutuplaşmanın sonuçları konusunda uyarılarda bulunuyor:

    “Toplumsallığımıza karşı geliştirilen inkar, imha ve nefret dilinin nelere yol açabileceğini yaşadığımız katliamlar silsilesi bizlere defalarca göstermiştir. Tarihten ders çıkarmak yerine aynı önyargıları yeniden üretenler, toplumsal barışa zarar verdiklerini bilmelidirler. Farklı kimliklere yönelik düşmanlaştırıcı söylemlere karşı sessiz kalmak değil açık ve kararlı bir tutum almak herkesin sorumluluğudur. İnancımıza yönelik geliştirilen bu dili asla kabul etmiyoruz!”

    Açıklamanın sonunda ise CHP içerisinde yaşanan iç çekişmelere doğrudan bir mesaj gönderilerek, inanç gruplarının bu mücadelenin parçası yapılmaması gerektiği şu şekilde ifade ediliyor:

    “Hiç kimse siyasi hesapları uğruna Alevileri hedef gösteremez. Hiç kimse Dersim’i hedef göstererek toplumsal kutuplaşmayı derinleştiremez. CHP içerisinde oluşan iki cepheninde aralarında ki mücadelede Aleviliği araçsallaştırmaması gerektiğini buradan açıkça ifade ediyoruz”

    HABER MERKEZİ

  • ‘Alevi inancını ve ibadethanelerini hedef alan bu saldırıyı nefretle kınıyoruz!’-VİDEO

    ‘Alevi inancını ve ibadethanelerini hedef alan bu saldırıyı nefretle kınıyoruz!’-VİDEO

    PİRHA- Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu Kadın Meclis Sözcüsü Müşerref Geçer, Düzgün Baba Ziyaretgahı ve Elif Ana Türbesi’ne yapılan saldırıyı kınayarak, “İnsanları kin ve nefrete sürükleyen; Alevi inancını ve ibadethanelerini hedef alan bu saldırıyı kabul etmiyoruz. Bu bir inanç meselesi olduğu kadar, bir demokrasi ve yurttaşlık meselesidir” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi ile Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu, Düzgün Baba Ziyaretgahı ve Elif Ana Türbesi’ne yapılan saldırıya dair açıklama yaptı.

    Ana Fatma Cemevi’nde yapılan açıklamayı Mezopotamya İslami Araştırmalar Federasyonu Kadın Meclis Sözcüsü Müşerref Geçer tarafından okundu.

    “SALDIRI YOK SAYMA VE HAFIZAYI SİLME POLİTİKASININ BİR PARÇASIDIR”

    Düzgün Baba Ziyaretgahı ve Elif Ana Türbesi‘ne yapılan saldırıların planlı bir provokasyon olduğunu belirten Geçer, “Alevi inanç merkezlerine yönelik her saldırı, bu topraklarda yıllardır uygulanan ayrıştırma, yok sayma ve hafızayı silme politikasının bir parçasıdır. İslam siyaseten de toplumsal barışın dili olmak zorundadır. İslam’da insanların inançlarına ve kutsallarına saldırmak meşru görülmez. Kur’an, farklı inanç ve değerlere saygıyı emreder” dedi.

    “SALDIRIYI KINIYORUZ”

    “Başkalarının kutsalına hakaret, karşısındakini de cehaletle mukabeleye sürükler” diyen Geçer, şunları ifade etti:

    “İslami tebliğin dili yıkıcı değil, yapıcı olmak zorundadır. [En’am 108] Bu ayet, Müslümanlara bile “ötekinin” kutsalına dokunmama sorumluluğunu yükler. Çünkü kutsala saldırı, siyasetin en kirli silahıdır: Kin, nefret, intikam ve toplumsal bölünme üretir. Kur’an’da yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, fitne üretmek, halkın huzurunu bozmak en büyük suçlar arasındadır. Siyaset barışı inşa etmek için vardır; fitne için değil.

    Hazreti Muhammed bile savaş hukukunda ibadethanelere dokunulmaması, sivillerin ve din adamlarının hedef alınmaması gerektiğini emretmiştir. Eğer siyaset Peygamber’in bu ilkesini esas alsaydı, bugün Alevi ziyaretgâhları hedef olmazdı.

    Alevi toplumunun ziyaretgâhlarına yapılan saldırı, salt fiziksel bir eylem değildir. Bu, bir halkın kimliğine, tarihine ve manevi aidiyetine dönük doğrudan bir saldırıdır.

    HERKES KENDİ İNANCINI KENDİ MEKÂNINDA, ÖZGÜRCE YAŞAMALIDIR

    Kur’an açıkça “Sizin dininiz size, benim dinim bana” [Kâfirûn 6] der. Yani siyaset, inancı dayatma aracı olamaz. Herkes kendi inancını kendi mekânında, özgürce yaşamalıdır.

    Bu nedenle, insanları kin ve nefrete sürükleyen; Alevi inancını ve ibadethanelerini hedef alan bu saldırıyı kabul etmiyoruz. Bu bir inanç meselesi olduğu kadar, bir demokrasi ve yurttaşlık meselesidir. Ve biz bu saldırıyı kınıyoruz”dierek sözlerini tamamladı.

    Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube Ana Fatma Cemevi Eş Başkanı Mustafa Karabudak ise, şunları kaydetti:

    “İnanç toplumuna ait her kutsal, aynı zamanda tarihin başlangıcını da kendi içinde barındırır. Egemen güçler için toplumu hakikatinden düşürmek, komünalitesini parçalamak, kültürel ve direniş damarını etkisiz hale getirmek ve toplumu zihinsel olarak teslim almak amacıyla kutsallara saldırmak stratejik bir teslim alma yöntemidir”.

    Bu saldırılar birkaç kendini bilmez yarafından yapıladdığına dikkat çeken Karabudak, “Bu saldırı  deli yada çocuk işi değildir. Siyasal iktidarın tarihsel hafızamızı silmek, tarih bilincinden koparmak için bilinçli olarak yaptığı saldırıdır. Bizim kutsalarimiz Hakk, Xızır, Pir, mezarlar, ocaklar, ziyaretler, jiyar û diyarlar, evliyalar… değerlerimize saldırılarak hafızamızı silmek istiyorlar” dedi.
    Sadece fiziki saldırılar değil. Hesler, barajlar, jeotermal çalışmalar adı altında da saldırılar devam ettiğini belirten Karabudak konuşmasının devamında şunları belirtti:
    “Son olarak Varto da. Jeotermal çakışması yapmak istiyorlar. O çalışması Sadece ağaçlara sularimiza ve dogamiza zarar vermeyecek . Geniş bir alana yayılan çalışmada Bizim İnanç alanlarımız, kutsal mekanlarımizda var.
    Varto halkı yaklaşık bir aydır toprağına sahip çıkıyor
    Bizlerde buradan kamuoyu oluşturarak değerlerimize sahip çıkıyoruz. Geçmişimize sahip çıkmazsak, geleceğimiz olmaz.
    Kutsallarinizdan elinizi çekin diyoruz”

    PİRHA/ANKARA

  • Hüseyin Ozan: Demokratikleşme süreci Aleviler için yaşamsal değerdedir – VİDEO

    Hüseyin Ozan: Demokratikleşme süreci Aleviler için yaşamsal değerdedir – VİDEO

    PİRHA – Barış ve demokratik toplum sürecinin Aleviler açısından çok yaşamsal bir durum olduğunu söyleyen DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan, demokratikleşme sürecinin bir sistem yani zihniyet değişimini ortaya çıkaracağını belirterek, tüm halkların birbiriyle rızalaşması anlamına geleceğinin altını çizdi. 

    Yüzyıllardır baskı ve asimilasyona maruz kalan Alevi toplumunun, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nden beklentilerini DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan PİRHA’ya değerlendirdi.

    Aleviliğin temel ilkesinin rızalık olduğuna dikkat çeken Ozan, Alevi öğretisinin yaşamın her alanıyla ilişkilenme ve söylem biçiminin rızalıktan geçtiğini belirterek,  “Eğer rızalık bu yolun temel ilkesiyse barış halinin de bir rıza hali olduğu tespitinden hareketle yola çıkarız. Çünkü tahakküm ilişkileri bir barış halini ifade etmez. Bir toplumun bastırılmış olması, bir bireyin veya toplumun tahakküm altına alınmış, susturulmuş olması, ezilmiş olması bir barış hali anlamına asla ve asla gelmez” diye konuştu.

    “ALEVİLERİN TECRİTTEN KURTULABİLMESİ İÇİN DEMOKRATİK TOPLUMA İHTİYAÇ VAR”

    Bir dönem ‘en altakiler’ diye kullanılan kavramın Ortadoğu ve Türkiye’de Alevileri kapsadığını söyleyen Hüseyin Ozan, Alevilerin tarih boyunca iktidar güçleri tarafından saldırıya uğradığını ve tecrit altında tutulduğunun altını çizdi. Barışçı ve evrensel bir yol olan  ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin Aleviler için çok önemli olduğunu öne çıkaran Hüseyin Ozan, neden önemli olduğunu şu cümlelerle anlattı:

    “Yüzyıllar boyunca dağ başlarında vadilerde kıstırılmış, üstüne sayısız seferler yapılmış, sayısız katliamlar yapılmış bir halkın barışa ihtiyacı vardır. Çağımızda bunun yolu da demokratikleşmeden geçmektedir Niçin demokratikleşme? Bir zihniyet ve sistem değişimi anlamına geliyor. Diğer halklarla buluşabilmeniz anlamına geliyor. Onlarla rıza ilişkisi kurabilmemiz, ikrarlaşabilmemiz anlamına geliyor. Buna günümüzde demokrasi diyorlarsa toplum diyorlarsa mana aynıdır. Biz toplumsallığa rıza hali deriz. ”

    “ALEVİLER YILLARDIR HAK MÜCADELESİ VERİYOR”

    Türkiye’de yaşayan farklı etnik kökenlerin, inanç kimliklerinin bir arada yaşayabilmesinin demokratikleşme süreciyle gerçekleşeceğine dikkat çeken Hüseyin Ozan, “Bu çatışmaların sona ermesi için Alevilerin bin yılları kapsayan yalnızlık ve tecritten kurtulabilmesi için kendini var edebilmesi, kendini yaşayabilmesi, kendini geleceğe taşıyabilmesi için demokratik topluma ihtiyaçları vardır” dedi. 

    Alevilerin yüz yıllardır hak mücadelesi verdiğini belirten DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan, Alevilerin örgütlü bir irade olarak demokratik cephenin öncü güçlerinden olması gerektiğini vurguladı. Ozan, savaşın tırmandığı yerde ilk hedeflerden birinin Aleviler olduğunu belirterek, demokratikleşme sürecinde de Alevilerin omuz vermesi çağrısında bulundu. 

    Semra ACAR – İZMİR

     

  • DAD’lılar Varto’dan seslendi: Toprağımıza ve inancımıza göz dikmişler, buna fırsat vermeyeceğiz-VİDEO

    DAD’lılar Varto’dan seslendi: Toprağımıza ve inancımıza göz dikmişler, buna fırsat vermeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Varto’da JES’e karşı süren eyleme destek veren DAD yönetici ve üyeleri, JES projesinin coğrafyayı insansızlaştırmayı hedeflediği gibi aynı zamanda hafızayı, toplumsal itikatı parçalamaya dönük bir hamle olduğuna dikkat çekerek, “Bizim inancımıza göz dikmişler ama biz buna fırsat vermeyeceğiz. Mücadelemizi sürdüreceğiz. Hiçbir güç bizim mücadelemize karşı gelmeyecektir. Haklıyız, halkız, kazanacağız” dedi.

    Muş’un Varto ile Bingöl’ün Kurtalan ilçeleri yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı bölge halkının başlattığı kararlı nöbet eylemi sürüyor. Projenin doğaya, tarım alanlarına ve su kaynaklarına zarar vereceğini belirten köylülerin kurduğu direniş çadırı, metropollerden ve yurt dışından gelen kadınların katılımıyla daha da güçlendi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Varto’da süren eyleme desteğini sürdürüyor.

    “TOPLUMSAL İTİKATIMIZI PARÇALAMAYA DÖNÜK BİR HAMLE

    Nöbet eyleminde ajansımıza konuşan DAD Genel Örgütlenme Sekreteri Asil Benler, Demokratik Alevi Dernekleri olarak ilk günden itibaren JES’e karşı mücadelenin öznesi olduklarını vurgulayarak, şunları ifade etti:

    “Reya Haq inancı, doğayı Çar Anasır’ın ikrarlı birliği olarak yorumlar ve onun devriye halleriyle oluşan bir kozmos, bir kainat oluşumundan doğa inancıyla doğaya karşı ikrarlı bir konumlanma sergiler. Şimdi bu konumlanmayla beraber tabii ki mekan ilişkisini de ziyaretleriyle, toplumsal ilişkileri ile aynı ikrar bağlamında kurgular. Bu kurguya bir müdahale olduğunu görüyoruz.

    Geçen hafta Elif Ana Türbesi ve Düzgün Baba Ziyaretgahı’na yapılan saldırılara dikkat çeken Benler, “Varto halkının ikrarlı olduğu ziyaretler var. Bunların hepsinin mekan kırım politikaları kapsamında Reya Haq Alevi toplumunun yaşam alanlarına bir müdahale hattında geliştiğini düşünüyoruz. Bu müdahale hattı coğrafyamızı insansızlaştırmayı hedeflediği gibi aynı zamanda hafızamızı, toplumsal itikatımızı parçalamaya dönük bir hamle.”

    “DOĞAMIZA, İNANCIMIZA SAYGI BEKLİYORUZ”

    Direnişin yanında yer almaya devam edeceklerini belirten Benler, “Şu an gündemde olan Barış ve Demokratik Toplum Süreci söz konusu. Bu sürecin olgunlaşması aynı zamanda halkımızın yaşam alanlarına karşı da bir barış ikliminden oluşmasını gerektiren bir konumda duruyor. Bu noktada coğrafyamıza, inancımıza, kültürümüze, dilimize ve toplumsal varlığımıza saygıyı bir kez daha tartışmasız bir şekilde burada kabul edilmesi gerektiğini vurguluyoruz” diye konuştu.

    “HAKLIYIZ, HALKIZ, KAZANACAĞIZ”

    “Toprağımızı korumak için buradayız” diyen Sütiye Dapaklı da, şunları dile getirdi:

    “Gücümüz yettiği sürece toprağımızda JES’e fırsat vermeyeceğiz. Burası bizim yaşam alanımızdır, doğamızdır, doğduğumuz yerdir. Hiçbir güç bunu bizim elimizde alamaz, alamayacaktır. Buna izin vermiyoruz. Çünkü burası bizim yaşam alanımızdır.

    Bizim inancımıza göz dikmişler ama biz buna fırsat vermeyeceğiz. Mücadelemizi sürdüreceğiz. Hiçbir güç bizim mücadelemize karşı gelmeyecektir. Haklıyız, halkız, kazanacağız.”

    PİRHA/VARTO

  • DAD Mersin Şube: Kutsallarımızdan elinizi çekin!-VİDEO

    DAD Mersin Şube: Kutsallarımızdan elinizi çekin!-VİDEO

    PİRHA-Düzgün Baba Ziyaretgahı’na ve Elif Ana Türbesi’ne yapılan saldırıya dair açıklama yapan DAD Mersin Şube Eş Başkanı Hüsniye Çelik, saldırının münferit veya adli vaka olarak değerlendirelemeyecine dikkat çekerek, “Kutsallarımızdan elinizi çekin” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Mersin Şubesi, Düzgün Baba Ziyaretgahı’na ve Elif Ana Türbesi’ne yapılan saldırıya dair açıklama yaptı. DEM Parti ve Demokratik kitle örgütü temsilcilerinin de destek verdiği açıklamayı şube eş başkanı Hüsniye Çelik okudu.

    “ADLİ VAKA” DEĞİLDİR”

    Hüsniye Çelik,Rêya Heq Alevi toplumunun, Dersim’de Düzgün Baba Ziyaretgâhı’na yapılan çirkin saldırının derin üzüntüsünü ve öfkesini henüz yaşarken, bu kez Maraş Pazarcık’ta bulunan Elif Ana Türbesine yönelik bir saldırı gerçekleştirildiğini belirterek, “Bu saldırı, karşı karşıya olduğumuz durumun münferit birer “adli vaka” değil, inancımıza ve kimliğimize yönelik sistematik bir saldırı dalgası olduğunu açıkça göstermektedir” dedi

    “KUTSALLARIMIZDAN ELİNİZİ ÇEKİN”

    Ziyaretlere, kutsallara ve türbelere yapılan bu saldırıları sadece bir yapının tahribi olarak bakılmaması gerektiğinin altını çizen Çelik, “Toplumsal hafızamıza ve inancımıza yönelik bir saldırı olarak görüyoruz. Kutsallarımıza yönelik saldırıların failleri “akli dengesi yerinde değil” gibi gerekçelerle sıradanlaştırılmamalı, faili ve arkasında ki güçler kim olursa olsun cezasızlık politikalarıyla geçiştirilmemelidir. Düzgün Baba ve ardından Elif Ana ziyaretine yapılan saldırılar kuşkusuz ki toplumsal barışın temel taşlarını yerinden oynatma girişimleridir. Bu karanlık elleri ve onları cesaretlendiren iklimi tanıyoruz. Kutsallarımızdan elinizi çekin. Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!” diye belirtti.

    Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyesi Aysel Kılavuz da, saldırıları kınayarak, Alevi inanç önderlerinin talipleriye buluşması çağrısında bulundu.

    PİRHA/MERSİN

  • DAD öncülüğündeki heyetten Elif Ana Türbesi’ne ziyaret: Bu saygısızlığı kabul etmiyoruz!

    DAD öncülüğündeki heyetten Elif Ana Türbesi’ne ziyaret: Bu saygısızlığı kabul etmiyoruz!

    PİRHA- Maraş’ta Elif Ana Türbesine yönelik gerçekleştirilen çirkin saldırının ardından DAD Elbistan Şubesi öncülüğündeki heyet türbeyi ziyaret etti. Ziyarette yapılan açıklamada, kutsal mekânlara yönelik saldırılar kınanarak tüm Alevi toplumuna ve dostlarına “inancımıza ve kutsallarımıza sahip çıkalım” çağrısı yapıldı.

    Maraş’ın Pazarcık ilçesinde bulunan ve Alevi toplumu için büyük bir manevi öneme sahip olan Elif Ana Türbesine geçtiğimiz günlerde kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce bir saldırı gerçekleştirildi. Türbe içerisinde yer alan Mehmet Baba’ya ait heykelin ateşe verilmesiyle sonuçlanan bu çirkin saldırının ardından, bölgedeki sivil toplum örgütleri ve inanç önderleri harekete geçti.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Elbistan Şubesi öncülüğünde bir araya gelen Yaşamı Yerinde ve Yeniden İnşa Hareketi üyeleri, TUHAD-FED yöneticileri, Alevi pirleri ve yurttaştan oluşan heyet, dayanışma ve protesto amacıyla Elif Ana Türbesini ziyaret etti.

    “KUTSAL MEKANLARIMIZA SAHİP ÇIKALIM”

    Türbe ziyaretinde heyet adına basına açıklamalarda bulunan DAD Elbistan Şube Eşbaşkanı Hatun Keklik Berk, son dönemde Alevi inanç merkezlerine yönelik artan hedef gösterme ve saldırılara dikkat çekti. Daha önce Düzgün Baba Türbesine ve son olarak da Elif Ana Türbesine yapılan saldırıları sert bir dille kınayan Berk, bu tür eylemlerin toplumsal barışı ve inanç özgürlüğünü hedef aldığını vurguladı.

    “Kutsallarımıza yönelik bu saygısızlığı asla kabul etmiyoruz. Tüm Alevi toplumunu, kurumlarımızı ve dostlarımızı inanç merkezlerimize, ziyaretlerimize ve ortak değerlerimize daha güçlü bir şekilde sahip çıkmaya davet ediyoruz.”

    Ziyaret, türbe başında çerağların uyandırılması ve barış dualarının edilmesinin ardından sona erdi.

    HABER MERKEZİ

  • DAD: Kutsallarımızdan elinizi çekin!

    DAD: Kutsallarımızdan elinizi çekin!

    PİRHA- Elif Ana Türbesine yönelik bir saldırıya ilişkin açıklama yapan DAD, “Bu saldırı, karşı karşıya olduğumuz durumun münferit birer “adli vaka” değil, inancımıza ve kimliğimize yönelik sistematik bir saldırı dalgası olduğunu açıkça göstermektedir. Bu karanlık elleri ve onları cesaretlendiren iklimi tanıyoruz. Kutsallarımızdan elinizi çekin” dedi.

    Elif Ana’nın oğlu Mehmet Ocak’ın heykeli (Mehmet Baba) psikolojik rahatsız olduğu söylenen bir şahıs tarafından ateşe verildi. Saldırganın gözaltına alınarak tutuklandığı öğrenildi.

    “SİSTEMATİK BİR SALDIRI DALGASI”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), saldırıya dair açıklama yaptı. Rêya Heq Alevi toplumu, Dersim’de Düzgün Baba Ziyaretgâhı’na yapılan çirkin saldırının derin üzüntüsünü ve öfkesini henüz yaşarken, bu kez Maraş Pazarcık’ta bulunan Elif Ana Türbesine yönelik bir saldırı gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada, “Bu saldırı, karşı karşıya olduğumuz durumun münferit birer “adli vaka” değil, inancımıza ve kimliğimize yönelik sistematik bir saldırı dalgası olduğunu açıkça göstermektedir” denildi.

    Failin saldırı esnasında, Türkiye’nin karanlık dönemlerinden hafızalara kazınan ve paramiliter yapılarla özdeşleşen isimler üzerinden sloganlar attığı iddiasına dikkat çekilen açıklamada, “Bu durum saldırının arkasındaki zihniyetin ve verilmek istenen mesajın boyutlarını gözler önüne sermektedir” diye belirtildi.

    “KUTSALLARIMIZDAN ELİNİZİ ÇEKİN”

    Elif Ana’nın Alevi öğretisinin “Hakikat Ana Yoludur” düsturunu kemaletiyle en güçlü şekilde temsil eden bilgelerden biri olduğunun vurgulandığı açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Ziyaretlerimize, kutsallarımıza ve türbelerimize yapılan bu saldırıları sadece bir yapının tahribi olarak değil; toplumsal hafızamıza ve inancımıza yönelik bir saldırı olarak görüyoruz. Kutsallarımıza yönelik saldırıların failleri “akli dengesi yerinde değil” gibi gerekçelerle sıradanlaştırılmamalı, faili ve arkasında ki güçler kim olursa olsun cezasızlık politikalarıyla geçiştirilmemelidir. Düzgün Baba ve ardından Elif Ana ziyaretine yapılan saldırılar kuşkusuz ki toplumsal barışın temel taşlarını yerinden oynatma girişimleridir. Bu karanlık elleri ve onları cesaretlendiren iklimi tanıyoruz. Kutsallarımızdan elinizi çekin. Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    >MARDEF’ten Elif Ana Türbesi’ndeki saldırıya tepki: Toplumsal barış hedef alınıyor

     

  • Alevi kadınlar: Dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var! -VİDEO

    Alevi kadınlar: Dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var! -VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu ve Demokratik Alevi Dernekleri İstabul Şube Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, Suriye’de Alevilere, özelde de kadınlara yaşatılanları kabul etmediklerini belirterek, “Dünya kamuoyu sessiz kaldıkça zulüm büyüyor. Zalimler bilsinki dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var” dedi.

    HTŞ’nin Suriye’de Alevilere, kadınlara ve farklı inanç gruplarına yönelik saldırıları sürüyor. Son olarak Betül Süleyman Alluş adlı kadın HTŞ’liler tarafından kaçırıldı.

    Türkiye’nin bir çok kentinde sokağa çıkan Alevi ve kadın kurumları Betül Süleyman Alluş’un serbest bırakılması ve ailesine teslim edilmesini istedi.

    Ajansımıza konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstabul Şube Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, Suriye’de Alevilere özelde de kadınlara yaşatılanları kabul etmediklerini belirtti.

    “ALEVİ KADINLARI CARİYE PAZARLARINDA SATILIYOR”

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu, öncelikle Suriye’deki Alevi kadınların yaşadığı zulüm, işkence ve  nitelikli cinsel şiddetin 2013 yılından itibaren sürdüğünü vurgulayarak, “HTŞ çeteleri Suriye rejimini ele geçirdiği andan itibaren Alevilere yönelik çok sistematik bir saldırı başladı. 2025 Mart ayından itibaren sürekli kadınları kaçırıp Selefi çetelerin cariyesi haline getiriyorlar ve İdlib’de bir cariye pazarında satıyorlar” dedi.

    “DÜNYADA YEZİDLER VARSA, ZEYNEPLER DE VAR” 

    Zulmü yükselten unsurun başta Türkiye olmak üzere tüm dünya halklarının sessiz kalışı olduğunu dile getiren Sevim Yalıncakoğlu, şunları ifade etti:

    “Eli kanlı bir katil olan Colani kravat taktıktan sonra neredeyse bir barış elçisi ilan edildi. Saldırılarda böylece arttı.Çünkü suçluların cezasız kalacağını düşünüyorlar. En son Betül’ün kaçırılmasında da gördüğümüz gibi ve işin daha acı bir tarafı bunun yani Betül’ün hem kaçırıyorlar hem de Betül kendi isteğiyle geldi diyorlar. Betül’ün kaçırıldığına, cari olarak tutulduğuna ve nitelikli cinsel saldırıya sistematik şekilde uğradığına çok eminim. Betül’ün de aslında bakışlarından biz bunu yakalıyoruz. Ne kadar büyük bir hüzünle ve korkuyla bakıyor.

    Şunu söyleyelim ki dünyada evet çok zalimler var ama çok ses çıkaranlar da var. Suriye’de katledilen, soykırıma uğrayan Alevi halkı asla yalnız değil. Biz Türkiye Alevileri olarak, Avrupa Alevileri olarak her zaman yanlarında olacağız ve onların sesine ses olacağız. Dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var.”

    “SALDIRILARI DURDURUN”

    DAD İstabul Şube Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz ise, Suriye’deki saldırılara karşı uluslararası güçleri ve insan hakları örgütlerini görevlerini yapmaya çağırdı.

    Mevhibe Akdeniz, Dersim Katliamı’nda yaşatılanlarla, Suriye’de kadınlara yaşatılanın aynı olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

    “Bugün Dersim’in kızları neyse, Koçgiri’nin kızları neyse, onlar nasıl kayıplarsa ve bizim yaramızsa bugün Suriye’de Alevi kadınlara aynısı yaşatılıyor. Suriye’deki kadınlar da aynı şekilde bizim yaramızdır. Bu saldırılar karşısında bir an önce insan hakları örgütlerinin harekete geçmesini ve gereğinin yapılmasını istiyoruz.

    Kültürümüzün, inancımızın ve bizlerin tanınmasını istiyoruz. Yani bizim kimliklerimiz, inançlarımız yüzyıllardır vardı. Var olmaya da devam edecek. Suriye’de ve ülkemizde yaşanan bu baskı ve zulme karşı herkesi duyarlı olmaya davet ediyoruz. Kadınlarımız, çocuklarımız, bütün Alevi halkının kültürüne sahip çıkılması ve tanınması yönünde kamuoyu oluşmasını istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hüseyin Ozan: Ocak talip ilişkisi toplumsal bir yapılanmadır yeniden güçlendirilmeli – VİDEO

    Hüseyin Ozan: Ocak talip ilişkisi toplumsal bir yapılanmadır yeniden güçlendirilmeli – VİDEO

    PİRHA – Cumhuriyet modernizmiyle birlikte hedef haline getirilen ocak sisteminin ve zayıflayan pir-talip ilişkisinin Alevi toplumsallığını nasıl etkilediğini değerlendiren DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan, “Ocak-talip ilişkisini yeniden kurabilir, kendimizi geleceğe taşıyabiliriz” dedi.

    Alevilik, yüzyıllardır inançsal olduğu kadar kültürel ve toplumsal dayanışmayı da esas alan köklü bir yaşam öğretisi olarak varlığını koruyor. Ancak özellikle köylerden kentlere doğru yaşanan yoğun göç dalgası, yalnızca mekansal bir değişimi değil, aynı zamanda Alevi toplumunun hafızasını taşıyan ocak sisteminde de ciddi kırılmaları beraberinde getirdi. Kent yaşamının dayattığı bireyselleşme, parçalanan toplumsal bağlar ve asimilasyon politikalarının etkisiyle, yüzyıllardır Alevi toplumunun temel direklerinden biri olan pir-talip ilişkisi giderek zayıfladı.

    Ocak sisteminin tarihsel rolü, pir-talip ilişkilerinin Cumhuriyet ile birlikte nasıl hedef haline getirildiği ve Alevi toplumsallığının kendisini geleceğe nasıl taşıyabileceği konularını, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan ile konuştuk.

    Aleviliğin alternatif bir toplumsal sistem olduğunu ve bu toplumsallığın ocaklar sistemi üzerinden kurulduğunu belirten Ozan, pir-talip ilişkisi temelinde şekillenen bu yaşam biçiminin, ancak ocak sisteminin varlığını sürdürmesiyle kendisini koruyabileceğine dikkat çekti. Alevi toplumsallığının tarih boyunca bilinçli politikalarla hedef alındığını ifade eden Ozan, şunları söyledi:

    “Aleviliği ve onun yarattığı toplumsal değerleri ortadan kaldırmak isteyen zihniyetler, bunun yolunun ocak sistemini dağıtmaktan geçtiğini biliyordu. Bu nedenle temel kurumlarımız olan ocaklara yöneldiler, bizi coğrafyamızdan koparıp dünyanın dört bir yanına savurdular. Ardından da ocaklar üzerinden kurulan toplumsal ilişkiler ağını tahrip ettiler.”

    Aleviliğin özünde komünal bir yaşam sistemi barındırdığını vurgulayan Ozan, yüzlerce yıl boyunca tahakkümcü ve eril sistemlere karşı rızalık temelinde direnen Alevi toplumunun, bu direniş kültürünü bugüne kadar taşıdığını ifade etti.

    “EN KATI POLİTİKALAR CUMHURİYET DÖNEMİNDE UYGULANDI”

    Cumhuriyet modernleşmesiyle birlikte iktidarın merkezileştiğini ve toplumun tüm kesimlerine nüfuz ettiğini kaydeden Ozan, Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Çorum ve Sivas’a kadar yaşanan katliamların bu dönemde gerçekleştiğine dikkat çekti. Ozan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İmparatorluk döneminde dağlara çekilerek, uzak coğrafyalara sığınarak ve ağır bedeller ödeyerek de olsa kendimizi bir şekilde var edebildik. Ancak Cumhuriyet modeliyle birlikte tekçi devlet anlayışı çok daha sert biçimde hayata geçirildi. Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum ve Sivas katliamlarıyla Alevi toplumu sistematik olarak hedef haline getirildi. İttihatçı zihniyetin devamı niteliğindeki Kemalist yapılanma, aynı politikaları sürdürdü. Bu topraklarda Hristiyan halklara yönelik nasıl bir yok etme ve tek tipleştirme siyaseti yürütüldüyse, Alevilik de aynı anlayışla hedefe konuldu.”

    Kapitalist modernitenin kimi alanlarda nefes alma imkanları yaratmış görünse de özünde Alevi toplumsallığını asimile etmeyi hedeflediğini belirten Ozan, “Bugün yolumuzun ve toplumsallığımızın giderek daraltıldığını görüyoruz. Bu doğal bir sonuç değil, bilinçli politikalar sonucu ortaya çıkarılmış bir durumdur” dedi.

    “ALEVİ ÖĞRETİSİ İNSANLIĞIN ALTERNATİF YAŞAM ARAYIŞINA GÜÇLÜ BİR YANIT”

    Kırım politikalarının her dönem “medeniyet getirme” söylemiyle meşrulaştırıldığını ifade eden Ozan, devletçi uygarlığın kadın emeğini ve toplumun ortak yaşamını tahakküm altına alan bir sistem olduğunu söyledi.

    “Tarih boyunca bize devlet uygarlığı ‘medeniyet’ diye sunuldu. Ancak artık biliyoruz ki iki ayrı çizgi vardır: Biri demokratik uygarlık çizgisi, diğeri ise devletçi sistemdir. Bize dayatılan medeniyet, başköylü pirimizin de dediği gibi kan ve katliam üzerine kurulmuş bir sistemdir.”

    Devletçi sistemin değiştirilemez olmadığına dikkat çeken Ozan, bu anlayışın dünyanın her yerinde zulüm ürettiğini ifade etti. Aleviliğin bu coğrafyada ortaya çıkmasının tesadüf olmadığını vurgulayan Ozan, Alevi öğretisinin insanlığın alternatif yaşam arayışına güçlü bir yanıt sunduğunu söyledi.

    “PİR-TALİP İLİŞKİSİYLE KENDİMİZİ YARINA TAŞIYABİLİRİZ”

    Modernizmin Alevi toplumsallığı üzerindeki etkilerine de değinen Ozan, Reya Heq sisteminin ocak-talip ilişkisi üzerine kurulduğunu belirtti. İnsanlığın bugün hala alternatif ve toplumsal bir yaşam biçimi arayışında olduğunu söyleyen Ozan, Aleviliğin tam da bu yaşamın kendisi olduğunu ifade etti.

    “Bu toplumsallık binlerce yıldır kendi yaşam sistemini kurmuş, bunun mücadelesini vermiş ve ağır bedeller ödeyerek bugüne taşınmıştır. Dolayısıyla yalnızca geçici biçimde ortaya çıkan dernekler ya da vakıflarla bu yolu sürdürmek mümkün değildir. Çünkü bu, bir toplumsal varoluş biçimidir. Bu nedenle ocak-talip ilişkisinin yeniden korunması, inşa edilmesi ve sürdürülmesi gerekiyor.”

    Ocak sisteminin yeniden kurulmasının mümkün olduğunu belirten Ozan, bunun bilinç ve irade meselesi olduğunun altını çizdi.

    “Birilerinin söylediği gibi bu imkansız değildir. Tarihsel yaşam alanlarımız hala oradadır. Bulunduğumuz her yerde ocak-talip ilişkisini yeniden kurabilir, kendimizi geleceğe taşıyabiliriz. Ocak-talip ilişkisi, toplumsal varoluş biçimimizin ve yolumuzu yaşatabilmemizin temel şartlarından biridir.” ifadelerini kullandı.

    Semra ACAR /İZMİR