Etiket: darbe

  • 12 Eylül Askeri Darbesi Kazancı Yokuşu’nda lanetlendi-VİDEO

    12 Eylül Askeri Darbesi Kazancı Yokuşu’nda lanetlendi-VİDEO

    PİRHA- 12 Eylül Askeri Darbe’nin 39. yıl dönümü sebebiyle sivil toplum örtgütleri İstanbul Taksim Kazancı Yokuşu’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Yıllardır bir demokrasicilik oyunu oynanıyor” denildi.

    HABERİN VİDEOSU

    12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 39 yıl geçti. 7 bin kişi için idam cezası istenen ve 517 kişiye idam cezası verilen 12 Eylül darbesi için Taksim’de bulunan Kazancı Yokuşu’nda her sene gerçekleştirildiği gibi bu sene de basın açıklaması yapıldı.

    İnsan Hakları Savunucusu Nimet Tanrıkulu, toplumun geldiği noktanın yeni bir durum olmadığını belirterek, bu darbeyle yüzleşilmediği taktirde yeni darbeler yaşanacağını söyledi.

    Basın açıklamasına, 78’liler Girişimi, Emek Partisi, Devrimci Parti, Halkların Demokratik Partisi, Karşı Sanat Çalışmaları, Marksist Tutum, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi, Yeşil Sol Partisi destek verdi.

    Katılımcılar Necdet Adalı, Erdal Eren dövizleri ile birlikte “12 Eylül’den 15 Temmuz’a tüm darbelere hayır” yazısının yer aldığı pankartı taşıdılar.

    Kazancı yokuşunda yapılan basın açıklamasında Mazlum Doğan’ın fotoğraflarının kullanılması polisler tarafından engellenerek “12 Eylül’den 15 Temmuz’a darbelere hayır”, “Sabahın bir sahibi var, sorarlar bir gün sorarlar” pankartları açıldı. Ardından 12 Eylül’de kaybedilen insanlar için 1 dakikalık saygı duruşuna geçildi.

    Basın açıklamasını Yunus Bircan okudu.

    Açıklamada, “Yıllardır bir demokrasicilik oyunu oynanıyor. 12 Eylül işbirlikçisi olduğu halde neredeyse “demokrat” ilân edilen Özal da bu oyunun bir figüranıydı. 28 Şubatçı askerler, uluslararası güçlerin de telkinleri ve yönlendirmesiyle. Deniz Baykal üzerinden 2000’li yıllarda Tayyip Erdoğan ile bu oyuna devam edilecekti” denildi.

    “REJİM ÇIPLAK BİR TEKÇİLİKLE ASLINI ORTAYA KOYDU”

    12 Eylül cunta şefi Evren’in avukatı mahkemede, “Onlar kurucu, ülkeyi onların yaptığı kanunlarla idare ediyorsunuz, yargılayamazsınız” derken bir gerçeğe de parmak bastığını dile getiren Bircan, şöyle devam etti:

    “Evrenizm yasalarıyla siyaset yapanlar, yıllarca darbecilerin yargılanmasını ve demokratikleşmeyi engellemişti. Özal’dan Erdoğan’a kadar bütün politikacılar darbe rejimini katmanlaştırmış ve süreklileşmiş bir demokrasi suçu işlemişlerdi. Gerçek bir “beka”nın ve istikrarın ülke içinde “Toplumsal Barış” ile sağlanacağı açıkken, “Güvenli Bölge” adı altında başka bir egemen ülkenin topraklarına müdahale ediliyor.”

    12 Eylülcü zihniyetle, kayyım atamaları üzerinden demokrasiye, hukuka, halkın seçme ve siyaset yapma hakkına darbe yapıldığı kaydedilen açıklamada, toplumsal sözleşmeye ihtiyaç olduğu dile getirildi.

     “SİLAHLARIN, CENAZELERİN EŞLİĞİNDE DEMOKRASİ OLMAZ”   

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Bahsettiğimiz sözleşmenin ilk adımı “Toplumsal Barış” olmalıdır. Çünkü silahların ve cenazelerin eşliğinde demokrasi olmaz. Yargı bağımsızlığına, acil olarak da adil ve adaletli bir yargıya ihtiyaç vardır. Cezaevlerinin boşaltılması için af ve benzeri önlemlerle toplumsal barış temelinde yapılmalı, toplum hayatı normalleşme yoluna sokulmalıdır. Kürt sorunu, Alevi sorunu gibi toplumsal barışın olmazsa olmaz sorunlarının demokratik çözümü, kademeli bir programla güncelleşmelidir. 1960 Darbesiyle yüzleşmemenin ürünü 12 Mart Darbesi 12 Mart Darbesiyle yüzleşmemenin ürünü 12 Eylül Darbesidir. 12 Eylül Darbesiyle yüzleşmemenin ürünü ise 28 Şubat Post modern Darbesi ve 15 Temmuz Darbe Girişimidir ve de akabinde Kanun Hükmünde Kararnameler üzerinden inşa edilen tekçi rejimdir” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kayyım’ ve ‘darbe’ sözcüklerini içeren afiş, pankart ve sloganlara yasak

    ‘Kayyım’ ve ‘darbe’ sözcüklerini içeren afiş, pankart ve sloganlara yasak

    1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Diyarbakır ve Antalya’da düzenlenecek mitinglerde, içerisinde ‘kayyım’, ‘darbe’, ‘doğa talanı’ gibi sözcükler yer alan slogan, afiş, pankart ve dövizler yasaklandı.

    HDP’li üç büyükşehir belediyesine son kayyım atamaları sonrası ‘kayyım’ ve ‘darbe’ sözcükleri yasaklandı.

    İleri Haber’den Tugay Candan’ın haberine göre Antalya Muratpaşa’da, HDP’nin 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla yapmak istediği eylemde, içerisinde ‘kayyım’, ‘darbe’, ‘doğa talanı’ gibi sözcükler olan slogan, afiş, pankart ve dövizler yasaklandı.

    HDP Antalya İl Örgütü adına yapılan başvuru, Kaymakamlık tarafından İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne soruldu.

    Emniyet’ten Kaymakamlığa verilen yanıtta ise eylemin yapılmasında bir sakınca görülmediği ancak “Kayyıma hayır, barışı ve demokrasiyi birlikte savunacağız”, “Savaşa, kayyıma, doğa talanına karşı birlikte kazanacağız”, “Kayyıma, darbeye hayır yaşasın halk halkların kardeşliği”, “Kayyıma, darbeye hayır yaşasın hak, hukuk, adalet mücadelemiz” ve benzer içerikli afiş, pankart, dövizlerin veya aynı anlama gelebilecek olan sloganların eylem öncesi ve esnasında etkinlik alanında yasak olduğu belirtildi.

    Yasak gerekçesi de “Toplumun farklı görüşe mensup kısmının tepkisine yol açabileceği ve karşıt görüşlü grupların karşı karşıya gelmesine neden olabileceği bunun da ilimiz genelinde tesis edilen huzur ve güven iklimini bozabileceği değerlendirildiği…” sözleriyle açıklandı.

    DİYARBAKIR İÇİN DE AYNI KARAR

    Öte yandan Diyarbakır’da gerçekleştirilecek 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingi için de aynı yönde karar alındı.

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre Miting Tertip Komitesi Sözcüsü Ramazan Karakaya, “kayyım” ve “saray” ifadelerinin geçtiği sloganlarla beraber, “barış tecrit edilemez” sloganının yasaklandığını söyledi.

    Polisin “faşizm” kelimesini de yasaklamak istediğini belirten Karakaya, yapılan yoğun tartışma sonucu ‘faşizm’ ifadesine yasak gelmediğini aktardı.

  • Venezuela’da muhalif operasyonu

    Venezuela’da muhalif operasyonu

    PİRHA – Kendisini geçici devlet başkanı ilan eden Venezuela Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaido’nun yardımcısı Edgar Zambrano, istihbarat birimince gözaltına alındı.

     Ekonomik ve siyasi krizin yaşandığı Venezuela’da başarısız darbe girişimi sonrası sular durulmuyor. Son gelen haberler doğrultusunda Maduro yönetiminin, muhaliflere yönelik gözaltı operasyonu başlattığı aktarıldı.

    Juan Guaido’nun geçen haftaki darbe çağrısının ardından ilk kez üst düzey muhalif bir isim gözaltına alındı. Guaido’nun yardımcısı Zambrano’nun gözaltı sırasında görevlilere direndiği ve aracının da cezaevine çekildiği öğrenildi.

    Devlet nezdindeki, Maduro yanlısı yasama organı Kurucu Meclis, Zambrano ile birlikte 7 siyasi isim hakkında yasal işlem başlatılması için dokunulmazlıklarının kaldırılmasını kararlaştırmıştı. Guaido liderliğindeki Ulusal Meclis ise Kurucu Meclis’in kararlarını tanımıyor.

    Anayasa Mahkemesi de söz konusu vekillerinin yanı sıra 3 ayrı muhalif siyasetçiyi ‘komplo kurmak, isyana teşvik etmek ve vatan hainliği’nden suçlu bulmuştu.

    Kurucu Meclis Başkanı Diosdado Cabello ise gelişmelerle ilgili, “Darbe girişiminin arkasındaki isimlerden biri tutuklandı. Yargıya hesap verecekler.” diyerek Zambrano’nun gözaltına alındığını teyit etti.

    ABD: SERBEST BIRAKILMAZSA SONUÇLARI OLACAK  

    Duruma Washington yönetimi kısa sürede tepki gösterirken ‘Zambrano’nun derhal serbest bırakılmaması durumunda sonuçları olacak’ uyarısında bulundu.

    Anayasa Mahkemesi’nin üyelerine yaptırım uygulamakla tehdit eden ABD’den gelen tepkide Zambrano’nun gözaltına alınmasının ‘yasa dışı’ olduğu yorumu yapıldı.

    Washington’da bulunan ABD’nin Venezuela Büyükelçiliği tarafından, sosyal medyada yapılan açıklamada, “Zambrano’nun güvenliğinden Maduro ve çevresi sorumludur. Derhal serbest bırakılmaması halinde bunun sonuçları olacaktır.” yazıldı.

    NE OLMUŞTU?

    Uzun yıllardır ekonomik ve siyasi krizin yaşandığı Venezuela’da 30 Nisan’da Juan Guaido’nun, halkı sokağa çağırdığı darbe girişimi başarısız olmuştu. Yaşananlar sonrası Maduro’dan Venezuela ordusuna ‘ABD işgaline karşı hazır olun’ talimatı gelmişti.

    23 Ocak’ta kendini tek taraflı geçici devlet başkanı ilan eden Juan Guaido’yu ABD başta olmak üzere, 50’den fazla ülke Venezuela’nın meşru lideri olarak tanıyor.

    PİRHA / ANKARA

     

  • İmamoğlu: O gece darbe girişimini devirdik

    İmamoğlu: O gece darbe girişimini devirdik

    Resmi olmayan sonuçlara göre İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Ekrem İmamoğlu, KRT TV, Tele1 Tv ve Halk Tv, Cem TV ve Yön Radyo ortak yayınında gazetecilerin sorularını yanıtladı. İmamoğlu, 31 Mart seçim gününe ilişkin, “O gece bir darbe yapılacaktı. O afişlerin asılması bile darbe hazırlığıydı. Biz bir darbe girişimini devirdik” ifadelerini kullandı.

    Resmi olmayan sonuçlara göre İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Ekrem İmamoğlu, canlı yayında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    İmamoğlu’nun açıklamaları şöyle:

    Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün uzun yıllardır beraber olduğumuz bir arkadaşımız. Büyükçekmece süreci, takip ettiğim bir süreç. Büyükçekmece göç alan ve nüfusu artan bir ilçemiz. İstanbul’un nüfusu artan ilk 7-8 ilçesinden.

    Öyle açıklamalar duyuyorum ki şaşkınlıkla dinliyorum. Siyasilerden, belediye başkanlarından. İnsan verileri kullanmak ve anlatmak konusunda bu kadar mı acemi bu kadar mı kötü niyetli olur diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi.

    “ALDATMA VE YALAN ÜZERİNE KURULAN BİR SİSTEM”

    Büyükçekmece’deki seçmen verilerinden bahsetmemiz gerek. Büyükçekmece’de birden 20 küsur bin seçmen hareketi birden olmuş gibi zihinlere nakşetmeye çalışıyorlar. 6 ayda 3 binin üzerinde seçmen sayısı artmış.

    Ne yazık ki aldatma ve yalan üzerine kurulan bu sistemin arızaları var. Büyükçekmece’de deniyor ya 20 küsur bin seçmen hareketliliği var. Sanki Büyükçekmece’de bir anda 20 bin seçmen hareketi olmuş gibi insanların zihnine nakşetmeye çalışıyorlar.

    Bu iddiayı ortaya atan kişiler iftira, yalan değilse geçerli oyun 175 bin olması lazım. Aradaki fark 2 bin 300 civarında. Kullanılan oy 149 bine düşüyor. Biliyorsunuz katılım oranı daha düşük. Geçerli oy ise 144 bin 733. Sayı burada. Geçerli oy haziran ayında 146 bin 138.

    Taşınmış oy, hayali oy diye bir şey yoktur, listelerimizden eminin diye YSK Başkanı’nın açıklaması var şubat ayında. Büyükçekmece aynı zamanda nüfus hareketliliğinde nüfus oranına göre 30. sırada. Aynı nüfuslara sahip Sancaktepe’de Çekmeköy’de daha yoğun nüfus hareketliliği var. AKP’nin kazandığı iki ilçe.

    “SAYIN CUMHURBAŞKANI’NIN CHECK ETMESİNİ RİCA EDİYORUM”

    Verileri kıyasladıktan sonra İstanbul Milletvekili Özgür Karabat’ın ifadelerini paylaşmak istiyorum. Mevlüt Uysal Büyükçekmece adayı. Sözüne güvendiğini söyleyen Cumhurbaşkanı’nın check etmesini rica ediyorum. Karabat’ın tespitlerini anlatacağım. 4 Ocak 2019’da seçmen kayıtları askıya çıkıyor. İtirazlar yapılıyor. 18 Ocak 2019’da kesinleşiyor. Büyükçekmece’ye seçmen kaydırmada iki ilçenin aktif olduğunu tespit ediyor Karabat. Başakşehir ve Fatih nüfus kayması var Büyükçekmece’ye. Mevlüt Uysal önceki Başakşehir başkanı. Masum olduğunu düşünelim. 4 ismin aynı adreste Kamiloba’da Gümüş 1 Sokak’ta 11 kişi aynı adrese kayıt yapıyor. Nurettin Ertemel, Hüseyin Sevim, Kaan Şahin (Başakşehir Kulübü’nün başkan yardımcısı), Abdullah Yasin Durmuş.

    MEDYA ELEŞTİRİSİ

    AA, saat 6 küsürlerden 11’lere kadar veri girdi. Ne zaman biz çıktık 10 gibi (3 kanaldan takip ediyoruz YSK, parti sistemi, sadece büyükşehir belediye başkanlığı verilerini takip ettiğimiz kimsenin bilmediği sistem) Tüm ıslak imzalı veriler elimizdeydi. Sultangazi hariç. 2 gün sonra tamamlandı. AA bizi de aramadı.

    Devletin kurumu veriyi bir partiden alıyor. Ne kadar acı. Biz Kurtuluş Savaşı’nı Anadolu Ajansı’nın desteğiyle kazandık. Anadolu Ajansı 100 yılın medya skandalına imza atmıştır.

    “O GECE DARBE YAPILACAKTI”

    24 bin 57’lik ilk farktan sonra itirazları sonucu maddi hataların olduğu tutanaklar düzeltildi. 20 bin 388’e düştü. Sonra bazı ilçelerin tamamı, bazı ilçelerde de geçersiz oylar sayıldı. Fark 14 bin 87’de.

    O gece bir darbe yapılacaktı. O afişlerin asılması bile darbe hazırlığıydı. Biz bir darbe girişimini devirdik. Buradan suç duyurusunda bulunuyorum.

    Sabahın köründe afişler asılmaya başlandı. Demokrasi adına bir katletme operasyonu. Binali Yıldırım’ın yerinde olsam o kişilerin yüzüne bakmak, maddi manevi, ahirete dair haklarımı ararım. Neymiş özür dileyecekmişim. Suç duyurusunda bulunacağım. Milletvekilleriyle de konuşuyorum. Halka mı hizmet ediyorsun 3-5 kişiye mi? AA Genel Müdürü, AK Parti İl Başkanı, AK Parti Seçimden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı…

    Sayın Cumhurbaşkanı bile bence tecrübesine dayanarak süreçte bir hata olduğunu görmüş hissetmiş. Ben yerinde olsam bu arkadaşlarla ilgili gerekeni yaparım partide. İstanbul gönüllerine, 10 binlerce kişiye diyorum ki hepiniz demokrasi kahramanısınız. Darbeyi bertaraf ettiniz.

    FETÖ İDDİALARI

    İçişleri Bakanı nerede, emniyet, istihbarat nerede? Kaybettikten sonra bir çare arayışıysa insanları meşgul etme. Kafaları karıştırmak, suları bulandırmak isteyenler var.

    ERDOĞAN’IN “HAVAYA GİRMEYİN” SÖZLERİNE YANIT

    Havaya girmeyi hiç bilmem, ayaklarım hep yere basmıştır. Ama 16 milyonun insanın oyuyla göreve geldiğimi biliyorum.

  • 12 Eylül’ün tanıkları Faruk Eren ve Kerim Eren anlatıyor: Büyük bir vahşetti-VİDEO

    12 Eylül’ün tanıkları Faruk Eren ve Kerim Eren anlatıyor: Büyük bir vahşetti-VİDEO

    PİRHA-  Gazeteciler Faruk Eren ve Kerim Eren 12 Eylül faşist darbesi sonrası yaşadıklarını, tanıklıklarını PİRHA’ya anlattılar. 

    12 Eylül askeri darbesi 38. yılında lanetlenirken, darbenin mağdurları ve direnişçilerinden olan, uzun zamanlar işkencelerden geçirilerek cezaevlerinde kaldıktan sonra bırakılan ve o dönemin tanıklarından Gazeteciler Faruk Eren ve Kerim Eren PİRHA’ya konuştu.

    “Uzun yıllar hapishanelerde bir devrimci kuşak yok edilmeye çalışıldı ama büyük de bir direniş yaşandı” diyen Faruk Eren 12 Eylül’de yaklaşık 4 yıl tutuklu kaldı. Kendi deyimi ile cezaevinde büyüdü. O dönem ise ağabeyi Hayrettin Eren gözaltına kaybedildi ve halen arayışları sürüyor.

    12 Eylül’ü “Neredeyse kendisinin karşısında durabilecek güçlerin üzerinden tank gibi geçti, bir soykırımdı” diye tanımlayan ve o dönem vahşeti yaşayanlardan biri olan Kerim Eren ise gözaltında işkence geçen 96 günden sonra tutuklanarak 8 yıl cezaevinde kaldığını belirtiyor.

    Tutuklu kaldıkları Metris cezaevinde 12 Eylül vahşetine tanıklık eden Faruk Eren ve Kerim Eren’in hak arayışları ise halen sürüyor.

    İşte Gazeteciler Faruk Eren ve Kerim Eren’in sorularımıza verdikleri yanıtlar:

    12 Eylül vahşetini yaşadınız. O koşulları, yaşadıklarınızı anlatabilir misiniz? Ailenizden birini Hayrettin Eren’i o dönem kaybettiniz. Hayrettin Eren şahsında kayıplar üzerinden 12 Eylül’ü nasıl değerlendirebilirsiniz?

    Faruk Eren: Ağabeyim Fahrettin Eren 70’li yıllarda devrimci harekettendi. Dev-Genç’li idi. 12 Eylül’den hemen sonra 21 Kasım 1980’de gözaltına alındı. Bir daha da kendisinden haber alamadık. Gözaltındayken görenler vardı. O zaman Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube’ye götürmüşlerdi. Orası 12 Eylül’ün en meşhur işkencehanelerinden biriydi. İşkenceler 12 Eylül öncesi başlamıştı ama 12 Eylül ile birlikte vahşet iyice arttı. Devlet abimi kaybetti ve yıllardır arayışımız sürüyor. Özellikle sol’a, muhalif kesime ve Kürt hareketine yönelmiş büyük bir vahşetti. Binlerce insan gözaltına alındı, uzun yıllar hapishanelerde tutuldu, işkence gördüler. Türkiye nüfusu o zaman 45 milyon, gözaltına alınan sayısı ise 1 milyondu. Yani o dönem her 45 kişiden 1’i gözaltına alındı. Bunlar ya işkence gördüler ya da işkenceye tanıklık ettiler. Toplumda büyük bir sindirilme, korku ve terör yaratıldı. O dönem ben de tutuklandım ve Kerim abi ile birlikte bir dönem Metris cezaevinde yattık. Ben yaklaşık 3,5 yıl yattım. Girdiğimde yaklaşık 18 yaşında, çıktığımda 22 yaşındaydım. Orada büyüdüm yani. 52 kişi idam edildi. Cemil Kırbayır, Hayrettin Eren, Mahsut Tepeli, Süleyman Cihan, Nurettin Yedigöl  gibi bir çok kişi o dönem gözaltında kaybedildi. TKP’li bir ağabeyimiz Mustafa Hayrullahoğlu siyasi şubede öldürüldü. Ben o dönem oradaydım. Tabi gözlerimiz bağlıydı ama polislerin kahverengi bir battaniye ile bir şey taşıdığını, aslında onun ölen Mustafa Hayrullahoğlu olduğunu söylediler. Yurt dışından gelen büyük bir baskı sonucu gömüldüğü yeri ailesine gösterdiler. Uzun yıllar hapishanelerde bir devrimci kuşak yok edilmeye çalışıldı. Ama büyük de bir direniş yaşandı. Onu da unutmamak lazım.

    O günden bugüne 12 Eylül darbesinin politik sonuçları nelerdi, bugüne nasıl yansıdı ? Süreci bir bütün olarak değerlendirdiğimizde neler söylebilirsiniz?

    Faruk Eren: Bu ülke uzun yıllar 12 Eylül anayasası ile yönetildi. 1960 anayasası tamamen ortadan kaldırıldı ve baskıcı, her şeyin devlet kontrolünde olduğu bir anayasa ile yönetildi. Birçok yasa buna göre düzenlendi ve hala bir çoğu yürürlütedir. 12 Eylül anayasasına karşı önerilen anayasalar 12 Eylül anayasasına rahmet okutacak biçimde. Kağıt üzerinde sıkıyönetim, sokağa çıkma yasağı yok ama lokal olarak birçok bölgede güvenlikli bölge adı altında sokağa çıkma yasakları uygulanıyor. Yine insanlar sorgusuz sualsiz cezaevine atılıyor. Cezaevi koşulları 12 Eylül’e göre çok daha ağır. Her şeye rağmen 12 Eylül’e karşı bir karşı direniş, kararlı bir örgütlenme vardı. Galiba biraz onun eksikliğini hissediyoruz. O da yok şu anda. 12 Eylül’ün en önemli şeylerinden biri daha sonra TAYAD ve İHD’ye dönüşecek olan annelerimizin mücadelesiydi. Cezaevleri önünde inanılmaz bir kavgaya tutuştular. Biz içeri girene kadar politik insanlar değildi çoğu. Biz açlık grevinde iken annemin gözaltına alındığını biliyorum. Annem de o dönem İHD’nin kurucularındandır.

    “BİR SOYKIRIMDI”

    Siz de 12 Eylül vahşetini yaşadınız. Cezaevindeydiniz, tanıklıklarınız var. Kısaca o dönemi biraz anlatabilir misiniz?

    Kerim Eren: 12 Eylül geldiğinde Hukuk Fakültesinde öğrenciydim. Aynı zamanda Dev-Genç’li idim. Yılbaşı yaklaşırken ben de gözaltına alındım. Yoğun bir işkence altına alındım, 96 günlük bir gözaltım oldu ve halen o sakatlıklar devam ediyor. Hayrettin, Kasım ayında yakalanmıştı ve gözaltında kaybedilmişti. Gözaltı sürecinden sonra 8 yıl hapiste kaldım. Birinci şube içerisinde kaldığım sürede yaklaşık 20-25 gün giriş katında kalorifer borusuna kelepçeleyip beklettikleri bir dönem var. Çok yoğun işkence gördüğün, sorguya alındığın bir süreç. Bu süreçte bir sürü insan benim yanımda götürüldü. Kim olduklarını ve isimlerini de bilmiyorsun. O dönem İstanbul Üniversitesi’nden grup olarak getirilen bir arkadaşım Lütfiye Kaçar vardı. Sohbet etmeye çalışınca onu da beni de dövdüler. Onu bıraktılar ama sonraki yıllarda Mehmet Ağar döneminde gözaltında kaybettiler. İstanbul Sultanahmet dışındaki bütün cezaevlerini gezdim. Her cezaevinde 8-9 ay gibi bir süre kaldım. İyileşmeyen yaralarım da olduğu için 2,5 sene gibi hastanede yattım. Bizim bir direniş ruhumuz vardı. Direnme temelinde buluşmuştu insanlar. Bir çok uygulamayı yaptıramadılar. Koşullar çok ağırdı. Her şey Kenan Evren ve 5 kişilik komite konseyi cuntasının iki dudağı arasındaydı. Apar topar 1982 yılında anayasa yaptılar. Benim Hukuk Fakültesi’nden hocamdı. Onları aldı kaçtı. Anayasa yapma görevini buna verdiler. Bunun yanına hukukçulardan oluşan 40 kişilik bir komisyon oluşturdular. Hukuk camiasının tanıyabileceği en sağcı insanlardan birisidir. Cuntayı destekleyen bir adamdı. 160 kişilik bir danışma meclisi oluşturuldu. Bu danışma meclisi 51 kişinin idamını onadı. Bu yasa yüzde 91.37 oy aldı. Neredeyse kendisinin karşısında durabilecek güçlerin üzerinden tank gibi geçti. Bir soykırımdı. Annelerimiz o dönemde politize oldu. İstanbul cezaevlerinde direnildi ise annelerin bunda katkısı büyüktür.

    “ALEVİLERİ SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKASI 12 EYLÜL’DE BAŞLADI”

    12 Eylül solu, muhalefeti ezme operasyonlarının yanında bütün demokratik kurumları, kuruluşları kapattı. Mallarına el koydu. Muhalif olabilecek her kesim susturuldu. Bunun yanında Aleviler de zarar gördü. Alevi köylerine cami yapma hikayesi onlarla başladı. Alevi sünnileştirme politikası 12 Eylül ile başladı. Bunu da hiç unutmamak, bir kenara koymak gerekiyor. Aslında şimdiki hükümetin yaptığı her şey 12 Eylül’ün devamı. 12 Eylül’ü eleştirseler bile iktidarlar hep 12 Eylül’ün yasasını kullandılar. Onu eleştiriyorsan onun temel prensiplerini de eleştir o zaman.

    PİRHA / İSTANBUL

  • 12 Eylül Darbesi protesto edildi: 12 Eylül bu ülkede çıkarcı bir tip yarattı-VİDEO

    12 Eylül Darbesi protesto edildi: 12 Eylül bu ülkede çıkarcı bir tip yarattı-VİDEO

    PİRHA – 12 Eylül Askeri Darbesi’nin yıl dönümü sebebiyle sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler, “Darbeciliğe karşı demokrasi için mücadele” sloganıyla İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde bulunan Kazancılar Yokuşu’nda biraraya geldi. 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, 12 Eylül döneminin bitmediğini belirterek, 12 Eylül’le hesaplaşılmadığı için 15 Temmuz yaşandı. Türkiye hala demokrasiye dönemedi” dedi.

    Eyleme, 78’liler Girişimi, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SKYP), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Karşı Sanat Çalışmaları, Kürecikliler Dayanışma ve Kültür Derneği, İşçilerin Sesi Gazetesi, Sosyalist Meclisler Federasyonu ve Demokratik Alevi Dernekleri’nin aralarında bulunduğu kurumlar ve partiler katıldı.

     “12 EYLÜL BU ÜLKEDE ÇIKARCI BİR TİP YARATTI”

    Eylemde ilk konuşan 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, 12 Eylül döneminin bitmediğini belirterek, “12 Eylül bu ülkede çıkarcı bir tip yarattı. Bu tip toplumda içselleşti. 12 Eylül’le hesaplaşılmadığı için 15 Temmuz yaşandı. Türkiye hala demokrasiye dönemedi” dedi.

    “AĞIZLARINDA ÇIKAN HER EMİR KANUN OLDU”

    Açıklamayı 78’liler Girişimi İstanbul Sözcüsü Yunus Bircan yaptı. Bircan, “Demokrasinin neredeyse tümden ortadan kaldırıldığı yeni bir rejimle yönetilmeye başladığımız bu karanlık günlerde tarihimizin başka bir karanlık sayfası olan 12 Eylül Askeri Darbesinin üzerinden 38 yıl geçti. Bugünkü rejimin kendi sistemini kurduğu gibi 12 Eylül darbecilerinin de ilk yaptıkları iş, Anayasal Parlamenter Düzeni ortadan kaldırmak oldu. Kendilerinden oluşan beş kişilik Mili Güvenlik Konseyi adı altında ülkeyi üç yıl anayasasız, parlamentosuz, yargısız yönettiler. Ağızlarından çıkan her emir kanun oldu” dedi.

    “MİLYON GÖZALTI, SAYISIZ İŞKENCE…”

    12 Eylül Askeri Darbesi’nin bilançosunun vahşet boyutunda ağır olduğunu dile getiren Bircan, şöyle devam etti:

    “Milyon gözaltı, sayısız işkence, işkencede ölümler, 50 idam, hâlâ bulunamayan gözaltında kayıplar. Yasaklanan ve yakılan milyonlarca kitap, dergi ve gazete, işinden, okulundan atılan on binlerce işçi, memur, öğrenci, öğretim görevlisi, pasaport verilmeyen, vatandaşlıktan çıkartılan, fişlenen ve yaşamları paramparça edilen milyonlarca insanımız ve cezaevlerindeki katliamlar…1970’li yılların özgürlükçü, eşitlikçi, hakkını ve hukukunu arayan toplumsal özgürlük ruhunu tasfiye etmeye yönelik ağır insan hakları ihlallerinin mimarı olan 12 Eylülcüler, yaşadığımız coğrafyanın vicdanı olan solu ve özgürlükçü düşünceyi ülkenin gündeminden silmeye çalıştılar” şeklinde konuştu.

    “TOPLUMUN İNANCINI ZEDELEDİLER”

    Toplumun öz güvenini, bir şeylerin değişebileceğine dair inancını, inisiyatifini ve kişiliğini zedelediklerini belirten Bircan, “Türkiye’yi Ortadoğu’da ABD emperyalizminin ve İsrail’in çıkar bekçisi yaptılar. Esasen tüm bu uygulamalar, Türkiye toplumunun aydınlık geleceğinin önünü kesme çabasıydı. Bunu bugün de halklara yaşatılan zulümde, antidemokratik uygulamalarda yaşıyoruz, görüyoruz” dedi.

    1983’den 2000’li yıllara kadar kurulan sözde sivil hükümetler, Milli Güvenlik Rejimi çerçevesinde iktidarı darbe rejimiyle bölüştüklerine dikkat çeken Bircan,” şunları kaydetti:

    “Muhalif kesimlerin parçalı ve birbirinden bağımsız olarak geliştirmeye çalıştıkları yeni örgütlülükler, ölçüsüz ve yok edici şiddet ile karşılaştı.12 Eylül rejiminin kapattığı partilerin mirasçıları 1991’de hükümet oldu. “Demokratikleşme” programıyla iktidar olmalarına karşın, Demokrasi programını askıya aldılar. Sivil hükümetler, askerin MGK üzerinden bir nevi hükümet ortağı konumuna itiraz etmemekle, 12 Eylül rejiminin kalıcılaşmasına en büyük katkıyı sundular.”

    ” ARTIK REJİM TÜRKÇÜ VE İSLAMCI”

    Sivil hükümetlerin demokrasiye ihanetinin bedeli ağır oldu; sistemden umudunu kesen seçmenler Siyasal İslam’a yöneldiklerini ifade eden Bircan, şunları kaydetti:

    “Siyasal İslam’ın önü 1980’lerin başında Sovyet sistemini kuşatma stratejisini uygulayan ABD tarafından açılmıştı. 12 Eylül Cuntası ise, tüm “çağdaş” ve “Atatürkçü” söylemine karşın, gerçekte ABD’nin “Yeşil Kuşak” politikasına eklemlendi. “Türk-islam Sentezi” ismi verilen ve özünde milliyetçi ve islamcı bir dokuya sahip ideolojiyi bütün topluma dayattı. Artık rejim; cumhuriyetçi, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti değildi. Türkçü ve islamcıydı.”

    “DEMOKRASİ MÜCADELESİNİ YÜKSELTELİM”

    Başta Latin Amerika halkları olmak üzere, dünya halkları kendi darbecileriyle hesaplaşarak demokratik topumun koşullarını hazırlarken, Türkiye halkı 12 Eylül darbeciliğiyle hesaplaşma iradesini geliştiremedi. Böylece 12 Eylül temel kurumlarıyla 2000’li yıllarda da sürdü.”

    38 yıldır Darbe rejimi ve devamla tekçi rejim, halklarımızı ağır insan haklarıyla baskı altına almakta, yaşamın tüm alanlarındaki düzenlemelerle, sindirme, yok etme politikası izlemektedir” diyen Bircan şu çağrıda bulundu:

    “Artık yeter! İnsanlarımızın yıllardır baskı altında kararan yüzleri aydınlansın! Vicdanları uyansın! Bu metni birlikte hazırlayan ve destekleyen kurumlar ile mücadele tarihlerinin 40. yılındaki 78 kuşağının çağrısıdır: Darbeciliğe, faşizme ve siyasal gericiliğe karşı demokrasi mücadelesini yükseltelim!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • TRT’den Kürtçe ve Türkçe şarkılara yasak

    TRT’den Kürtçe ve Türkçe şarkılara yasak

    PİRHA – TRT Yayın Denetleme ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı yaptığı denetimler sonucu 142 Türkçe, 66 Kürtçe şarkıyı sözleri nedeniyle yayınlamama kararı aldı.

    CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel TRT yönetimine yasaklanan program ve şarkıları sordu. Bunun üzerine TRT yönetimi tarafından KİT Komisyonu üyelerine verilen yanıtta Akıl Çıkmazı, Dört Duvar Özgürlük isimli programların ve 142 Türkçe, 66 Kürtçe şarkı sözünün, 6112 sayılı yasanın 8. maddesinin 1. fıkrası ilgili bentleri çerçevesinde yasaklandığı belirtildi.

    2016’nın yasaklı listesinde Sıla, Nazan Öncel, Demet Akalın gibi isimler de bulunuyor.

    “TRT HALA NEYİN PEŞİNDE”

    Sertel konuya dair şu açıklamayı yaptı:

    “Geçmişte bestecisi Ermeni olduğu, halkı isyana teşvik ettiği, devlet memurunu yerdiği, Yassıada’yı çağrıştırdığı, erotik bulduğu, sözlerinde ‘Deniz’ adı geçtiği, halkı içmeye ve intihara teşvik ettiği gibi gerekçeyle çok sayıda şarkı ve sanatçı TRT’de yasaklanmıştı. Darbe dönemi çok gerilerde kaldı ancak AKP iktidarında hemen her konuda darbe dönemini dahi aratan gelişmeler yaşanmaya devam ediyor. Teknolojik gelişmeler sayesinde insanların şarkılara ve sanatçılara ulaşması bu denli kolayken, internet üzerinden milyonlarca kez dinlenebiliyorken ‘TRT hala daha neyin peşindedir’ merak ediyorum. Bu ayıptan bir an önce dönülsün.”

    Atila Sertel’in paylaştıklarına göre 2016 yılında TRT tarafından yasaklanan şarkılar ve seslendiren sanatçılar şöyle:

     

  • Kamu emekçileri: İşimizi geri alıncaya kadar bir yere gitmeyeceğiz-VİDEO

    Kamu emekçileri: İşimizi geri alıncaya kadar bir yere gitmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği üyeleri kutsal Hızır ayında lokmalarını 20 Şubat 2017’den bu yana 52 haftadır İstanbul’un Bakırköy, Kadıköy ve Kartal meydanlarında ekmek ve onur mücadelesi veren ihraç edilen eğitimciler ile pay etti.

    Haftanın 4 günü işe gider gibi İstanbul Bakırköy, Kadıköy ve Kartal meydanında yerlerini alan KESK’li kamu emekçileri konfederasyonun eylemlerinin birinci yılında destek veren Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Hızır lokması payladı.

    Direnişin birinci yılında İstanbul Kadıköy Boğa’da Aleviler Hızır lokması dağıttı. Ayrıca “Direnişimiz 1 yaşında” temalı fotoğraf sergisi yapıldı.

    Basın açıklamasını ihraç edilen eğitimci ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir okudu.

    Buraya ilk geldiklerinde “İşimizi geri alana kadar bir yere gitmeyeceğiz, direneceğiz” dediklerini hatırlatan Tunçdemir, “Ve aradan tam 1 yıl geçti. 4 mevsim, 52 hafta, her haftanın 4 günü, her günün 3 saati burada haklılığımızı haykırmakla geçti.  Gün geldi soğuklarda üşüdük, gün geldi sıcaklarda kavrulduk, gün geldi baskılara uğradık… Ama tüm zorluklara rağmen direnmekten asla vazgeçmedik. Haklı olmanın gururuyla hiçbir zaman yılgınlığa düşmedik ve umutsuzluğa umut olmaya devam ettik” dedi.

    Tunçdemir, darbe ve darbecilerle mücadele adı altında çıkarılan OHAL’in bir buçuk yıldır gerçek anlamda mücadele eden muhaliflere karşı oluşturulduğunu vurguladı.

    “KARANLIĞA TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Tunçdemir sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Herkes biliyor ki bizler tacizci, tecavüzcü, hırsız, katil ya da darbeci değiliz. Ekmeğini onuruyla kazanan, işini alın teriyle, bilgi birikimiyle elde eden; hiç kimseye biat etmeyen, KESK te örgütlü devrimci, demokrat, yurtsever emekçileriz. Bilimsel, demokratik, laik eğitim istedik, güvenceli iş dedik, kadın cinayetlerine karşı çıktık, doğayı kutsayıp koruduk, çocuklarımız için yaşanılası bir dünyanın özlemini çektik, bunlar için mücadele verdik. Hayatımız boyunca savaşa karşı barışı, karanlığa karşı aydınlığı savunduk. Bu yüzdendir ki bizi işimizden ihraç ettiler. Çünkü bizi yönetenler biliyorlar ki karanlığın panzehiri aydınlıktır… Bizleri toplum olarak ortaçağ karanlığına gömmek isteyenler aydınlığı yok etmek istiyorlar. Ama şunu bilmiyorlar ki karanlığın en koyu olduğu an,  ışığa en yakın olan andır. Bizler o ışığı görüyoruz, hissediyoruz. Bu yüzdendir karanlığa teslim olmuyoruz, olmayacağız.”

    “KAZANANLAR HER ZAMAN MÜCADELE EDENLER OLMUŞTUR”

    Tunçdemir işlerini alana kadar da mücadele etmeye devam edeceklerini yineledi:

    “İşimizin zor olduğunu biliyoruz. Hakların kolay alınamayacağını da biliyoruz. Ve karşımızda her türlü haksızlığı, hukuksuzluğu yapmaktan çekinmeyen bir iktidarın olduğunu da biliyoruz. Bütün bunların yanında çok daha iyi bildiğimiz bir şey var ki ‘mücadele edenler her zaman kazanamaya bilirler ama kazananlar her zaman mücadele edenler olmuştur.

    Bu nedenledir ki 1 yıldır direniyoruz.  Yaşama olan tutkumuz için, onurumuzu kaybetmemek için direniyoruz. Tüm baskılara, göz altılara, tutuklamalara rağmen direniyoruz. Ülkemizin her yanında işini geri almak için direnenler var. Başta bizlerle eş zamanlı direnen Bakırköy deki arkadaşlarımız ve bedenlerini 324 gün açlığa yatıran Nuriye ve Semih olmak üzere tüm direnenleri selamlıyoruz.”

    “DİRENMEYE DEVAM”

    Tunçdemir, ihraç edilen emekçiler olarak iktidara uyardı. OHAL ve KHK rejimine son verilmesini isteyen Tunçdemir, “Bizler, yüzyıllardır süren mücadele ile kazandığımız hak ve özgürlüklerimizi OHAL ve AKP nin tek adam rejimine terk etmeyeceğiz. İşimizi geri almanın yanında demokrasinin, barışın, laik bir düzenin kurulması için omuz omuza olmaya devam edeceğiz. Bizler, işimiz iade edilinceye kadar bir yere gitmiyoruz, alanlardayız, direniyoruz, direnmeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Açıklamanın ardından eylemciler sloganlar ile Khalkedon’a doğru yürüdü. (HABER MERKEZİ)

  • Son iki KHK’yi eleştiren Kılıçdaroğlu: İnsanları öldürüp dokunulmaz mı olacaklar?

    Son iki KHK’yi eleştiren Kılıçdaroğlu: İnsanları öldürüp dokunulmaz mı olacaklar?

    PİRHA- Geçtiğimiz gün resmi gazetede yayınlanan iki Kanun Hükmünde Kararname’ye (KHK) CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan sert tepki geldi. KHK’lerin parlamentoyu tasfiye amacı taşıdığını ifade eden Kılıçdaroğlu, bu işin tek sorunlusunun Anayasa Mahkemesi olduğunu vurgulayarak “Anayasa’nın ve TBMM’nin askıya alınmasının vebali AYM üyelerindedir” dedi. 

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu son yayınlanan iki KHK’yi eleştiri yağmuruna tuttu. KHK’lerin parlamentoyu tasfiye amacı güttüğünü kaydeden Kılıçdaroğlu, bu işin tek sorumlusunun Anayasa Mahkemesi olduğunu belirtti.

    KHK’ye göre sivillerin, darbeyi önlemek için yaptığı eylemlerin hukuki, mali ve cezai sorumluluğu olmayacağı maddesine dikkat çeken Kılıçdaroğlu, “15 Temmuz günü, ellerinde silah, mermi olmayan erler linç edilmişti. Onların ne kabahati vardı? Komutanlar yönlendirmişti. Saray’a gittiğimde bu konuyu gündeme getirip, soruşturulmasını istemiştim” dedi.

    “KHK İLE AF GETİRİYORLAR”

    Erdoğan, Yıldırım, Bahçeli, İbrahim Kalın ile yaptığı görüşmede hepsinin kendisine hak verdiğini belirten Kılıçdaroğlu, “O linç olaylarının soruşturulacağına dair söz vermişlerdi. Sözlerini tutmadıkları gibi şimdi linci yapanlara ömür boyu dokunulmazlık veriyorlar. Hatta daha doğrusu af getiriyorlar. Bu Anayasa’ya da aykırıdır. Böyle bir af düzenlemesi için TBMM’de nitelikli çoğunluk gerekir. Bunlar KHK ile af getiriyorlar” şeklinde konuştu.

    “BİRİ ÇIKIP İNSANLARI TERÖRİST DİYE ÖLDÜRÜP DOKUNULMAZ MI OLACAK?”

    Türkiye’de çok sayıda ruhsatsız, kayıtsız silahın dolaşımda olduğunu da dile getiren Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

    “İçişleri Bakanı, yargı kararı olmadan insanları terörist ilan ediyor. Bu düzenleme var olduğu sürece, biri çıkıp o insanları ‘terörist’ diye öldürüp dokunulmaz mı olacak? Böyle olursa devlet, kendi güvenliğini yeraltı örgütlerine havale etmiş olur. Devletin güvenliğini ‘arka bahçe’ olacak bir yapıya teslim edemezsiniz. Buna ‘akıl tutulması’ diyeceğim ama akıl tutulmasından daha fena bir şey. Bir taraftan da toplumu, baskıyla tehditle sindirmeyi hedefliyorlar.” (HABER MERKEZİ)

  • TV10 eyleminin 58. haftasında Seyit Rıza ve arkadaşları anılacak-VİDEO

    TV10 eyleminin 58. haftasında Seyit Rıza ve arkadaşları anılacak-VİDEO

    PİRHA- TV10 çalışanlarının, OHAL’in ardından çıkarılan KHK ile hiçbir gerekçe gösterilmeden kapatılan kanallarını geri almak için her hafta cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda yaptıkları eylem 58. haftasında da devam edecek. Bu hafta Dersim Katliamı’nda idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının da anılacağı eyleme Dersimli dernekler ve sanatçı Taylan Yıldız destek verecek.

    Haberin Videosu

    KHK ile kapatılan ve mal varlıkları TMSF tarafından satışa çıkarılan TV10 çalışanlarının eylemi 58. haftasında da devam edecek. Her Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda saat 14.00’te bir araya gelen TV10 çalışanları, hukuksuzca kapatılan kanallarının tekrar açılması talebini yineleyecek.

    80. yıldönümü dolayısıyla Dersim Katliamı’nda idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşları bu haftaki eylemde anılacak. Eyleme Dersim Dernekler Federasyonu (DEDEF), Hozatlılar Derneği, Pertekliler Derneği ile Sanatçı Taylan Yıldız destek verecek.

    KURUMLARA EYLEME KATILIM ÇAĞRISI 

    Eyleme çağrı yapan TV10 Yönetim Kurulu Üyesi Veli Haydar Güleç, 58. haftasındaki eylemlerini 80 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarına adadıklarını söyledi. Güleç, eyleme katılmak isteyen bütün kurumları davet ederek, “Sözü olanlar bu eylemde sözünü söyleyecekler. Çünkü Alevilerde Seyit Rıza’nın önemli bir yeri var. Biz de bu tarihsel öneme vurgu yapacağız bu haftaki eylemimizde” dedi.

    15 Temmuz Darbe Girişimi sonrasında 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL kapsamında 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile birçok televizyon kanalı ve radyo kapatıldı. Alevilerin sesi TV10 da 4 Ekim 2016’da KHK ile kapatılıp mühürlendi. TV10’un geri alınması için çalışanların başlatmış olduğu eylem Cumartesi günü saat 14.00’te Taksim Galatasaray Lisesi önünde yapılıyor. Eyleme Tv10 emekçilerinin yanısıra, izleyicileri, Alevi kurumları, Alevi inanç önderleri, yöre dernekleri, insan hakları savunucuları, basın özgürlüğü savunucuları katılıyor. (HABER MERKEZİ)

  • Avukat Kemal Aytaç: Bize düşen OHAL ilan edilemeyecek koşullar yaratmak-VİDEO

    Avukat Kemal Aytaç: Bize düşen OHAL ilan edilemeyecek koşullar yaratmak-VİDEO

    PİRHA – OHAL’in FETÖ ve darbe bahane edilerek ilan edildiğini söyleyen Avukat Kemal Aytaç, herkesin kendi cephesinden demokrasi, özgürlük ve adalet için yürümesi gerektiğini ifade etti.

    Haberin Videosu

     

    PİRHA’ya OHAL ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Avukat Kemal Aytaç, iktidarın darbeyi ve FETÖ’yü bahane ederek OHAL ilan ettiğini ancak FETÖ ile hiç ilişkisi olmayan bir çok basın yayın kuruluşuna, kamuoyuna, akademisyenlere, hukukçulara, avukatlara sürekli operasyonlar ve gözaltılar yaptığını kaydetti.

    “BİZE DÜŞEN BİR DAHA OHAL İLAN EDİLEMEYECEK KOŞULAR YARATMAK”

    Bu dönemde yapılan operasyonların toplumu sindirmeye, korkutmaya, bastırmaya yönelik olduğunu ifade eden Aytaç, “Bize düşen de bunların bir daha OHAL ilan edemeyeceği koşulları yaratmak, bunun mücadelesini vermek” dedi. Aytaç, toplumun her kesiminden demokratik örgütler, siyasi partiler, meslek grupları ve tek tek insanların bu haksız, adaletsiz ve hukuk dışı uygulamalar karşısında durması gerektiğini vurguladı.

    “ŞİMDİ BİRLİK OLMA ZAMANIDIR”

    “Bu iktidar bu hukuksuz yaptırımlarla kime dokunuyorsa, kimi eziyorsa, kimi hapse atıyorsa, kime baskı kuruyorsa herkesin elini tutma ve birlik olma zamanıdır” diyen Aytaç, herkesin kendi cephesinden demokrasi, özgürlük ve adalet için yürümesi gerektiğini ifade etti.  (HABER MERKEZİ)

     

  • Sokağa çıkma yasağının dünya rekoru SUR’da

    Sokağa çıkma yasağının dünya rekoru SUR’da

    PİRHA – Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre son 2 yılda 11 il ve 45 ilçede 252 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi. TİHV raporuna göre Sur yasağı bir yılı geçti. Bu bir dünya rekoru olarak niteleniyor.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre son 2 yılda 11 il ve 45 ilçede 252 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Diyarbakır’ın merkezindeki Sur ilçesinde ilk yasak, 6 Eylül 2015’te ilan edildi. Yasak defalarca birer gün süreyle uzatıldı. 11 Aralık 2015’te surların çevresindeki mahallelerde yeniden ilan edildi. TİHV raporuna göre Sur yasağı bir yılı geçti. Bu bir dünya rekoru olarak niteleniyor.

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre; son 2 yıllık süreçte 11 il ve 45 ilçede 252 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve nüfus sayımına göre; en az 1 milyon 809 bin kişi bu yasaklardan etkilendi. Diyarbakır Sur’da ilk yasak 6 Eylül 2015’te ilan edildi. Surların çevresinde yasak bu tarihten bu yana devam ediyor.

    TEMEL SEBEP ÇÖZÜMSÜZLÜK

    TİHV, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollardan çözümüne ilişkin bütünlüklü bir program uygulamayan Türkiye’nin yeniden çatışmalı bir ortama girdiği 2015 Ağustos’undan günümüze kadar geçen 2 yıllık süreçte neler olup bittiğini gözler önüne seren bir rapor yayımladı. Rapora göre; süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağının ilk ilan ediliş tarihi olan 16 Ağustos 2015’ten günümüze devam eden 2 yıllık süreçte toplam 11 il ve 45 ilçede 252 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    EN AZ 1 MİLYON 809 BİN KİŞİ ETKİLENDİ

    Rapora göre; 2014 nüfus sayımı verilerin esas alındığında en az 1 milyon 809 bin kişi; özgürlük, özgürlük ve güvenlik hakkı, özel ve aile hayatına saygı hakkı, toplanma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, din özgürlüğü, bilgi alma ve verme özgürlüğü, mülkiyetin korunması hakkı, eğitim hakkı, işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı, yaşam hakkı ve vücut bütünlüğü hakkı olmak üzere en temel hakları ihlal edilerek yasaklardan etkilendi.

    Süresiz veya gün boyu olmak üzere Diyarbakır’da 136, Mardin’de 42, Hakkâri’de 21, Şırnak’ta 13, Bitlis’te 12, Bingöl’de 7, Muş’ta 7, Tunceli’de 6, Batman’da 5, Elazığ’da 2, Siirt’te 1 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

    YASAK BİTMİŞ DEĞİL

    Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde de dün gece itibarıyla 22.00 ile 05.00 arasında 5 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Diyarbakır’ın Kulp ilçesi, Hakkâri’nin Şemdinli ilçesi ve Muş Merkez ile Varto ilçesinde ise operasyonların sona ermesiyle yasak fiilen sonlandırıldı ancak yasağın kalktığına ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.

    RAPORA GÖRE DÜNYA REKORU SUR’DA

    Diyarbakır’un Sur ilçesinin 6 mahallesinde sokağa çıkma yasağı tam 1 yıl 8 ay 23 gündür sürüyor. Sur’da 28 Kasım 2015 tarihinde Cevatpaşa, Fatihpaşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahallelerinde ilan edilen “sokağa çıkma yasağı” hâlâ devam ediyor. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin Dört Ayaklı Minare önünde vurulmasıyla başlayan yasak, dünya tarihinin en uzun süren sokağa çıkma yasağı özelliği taşıyor. Yasak ilanından sonra ilçe, 98 gün süren çatışmalı bir dönem geçirmişti. Resmi Gazete’de yayımlanan “acele kamulaştırma” kararına göre Sur’un 6 bin 300 parseli kamulaştırılmış ve kentte yıkım başlamıştı. Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı rapora göre, yaklaşık 40 bin insanın Sur’dan göç ettiği belirtilmişti.

    HABER MERKEZİ

  • AKP’nin yeni hazırladığı yasa tasarısıyla akademiye büyük darbe geliyor

    AKP’nin yeni hazırladığı yasa tasarısıyla akademiye büyük darbe geliyor

    AKP tarafından hazırlanan yeni bir yasa tasarısıyla akademiye büyük bir darbe daha indirilmeye hazırlanılıyor.

    Üniversiteye yönelik AKP saldırısı KHK’lar ve gerici-faşist saldırılarla birlikte yeni bir boyut kazanırken, artık yandaş olmayanın akademiye giremeyeceği, iş güvencesinin tamamen ortadan kaldırıldığı yeni bir dönem açılıyor.

    TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi Ve Teknoloji Komisyonu’nda üniversiteye yönelik bir tasarısı hazırlığı son aşamasına gelmiş durumda.

    Eğitim- Sen tarafından konuyla ilgili bir açıklama yapılırken, “AKP, 2012 yılında başlattığı ve sonrasında durdurduğu yükseköğretim yasa tasarısı çalışmalarını parça parça yaşama geçirmek istiyor. TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi Ve Teknoloji Komisyonu’nda görüşülen ve kabul edilen yasa tasarısında üniversitelerin ve akademik yaşamın geleceğini yakından ilgilendiren düzenlemelerle geri dönüşü zor bir yola giriliyor” denildi.

    Açıklamada düzenlemenin akademiye yönelik neler getireceği maddeler halinde sıralandı:

    • 1 Ocak 2018 tarihinde yürürlüğe girmesi planlanan sistemle, atanacak araştırma görevlilerinin esnek ve güvencesiz istihdam biçimi olan 50/d ile atanmasına ve bu kişilerden doktorasını ya da sanatta yeterlilik eğitimini tamamlayanların, üniversite senatoları tarafından belirlenen ve YÖK tarafından onaylanan performans kriterlerini de karşılamaları koşuluyla sadece %20’sinin yardımcı doçent olarak atanması,
    • Doktora sonrası araştırmacı adı altında esnek ve güvencesiz istihdamın kapıları ardına kadar açılarak akademisyenlerin belirsizliğe mahkum edilmesi,
    • Tezli yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin projelerde “burs” verilerek esnek ve güvencesiz biçimde çalıştırılması,
    • Fen ve mühendislik bilimlerindeki lisans son sınıf öğrencilerinin bir yarıyılı özel sektör işletmelerinde, teknoparklarda, araştırma altyapılarında, Ar-Ge merkezlerinde ya da sanayi kuruluşlarında asgari ücretin net tutarının %35’i ücret ödenerek uygulamalı eğitimle tamamlamalarının zorunlu kılınması,
    • Üniversitelerin farklı alanlarda ihtisaslaşması için YÖK’ün yetkilendirilmesi,
    • Yükseköğretim alanının ikinci YÖK’ü olarak Meslek Yüksekokulları Koordinasyon Kurulu kurulması,
    • Yükseköğretim kurumlarının eğitim-öğretim ve araştırma faaliyetleri ile idari hizmetlerinin iç ve dış kalite güvencesi, akreditasyon süreçleri ve bağımsız dış değerlendirme kurumlarının yetkilendirilmesi amacıyla idari ve mali özerkliğe sahip, kamu tüzel kişiliğini haiz ve özel bütçeli Yükseköğretim Kalite Kurulu kurulması,
    • Üniversiteler bünyesinde “teknoloji transfer ofisi” adı altında sermaye şirketlerinin kurulması,
    • Eğitim programları ve kontenjanlarının planlanması amacıyla bünyesinde TOBB’unda bulunduğu Yükseköğretim Eğitim Programları Danışma Kurulu’nun kurulması,
    • Öğretim üyelerinin, devlet yükseköğretim kurumlarında fiilen 6 yıl görev yaptıktan sonra alanıyla ilgili Ar-Ge çalışması yürütmesi için üniversitesinin yönetim kurulu kararıyla bir yıl ücretli izine ayrılabilmesi,
    • YÖK’ün ve rektörlüklerin “makbul” gördüğü öğretim üyelerinin birer yıllık sözleşmelerle 75 yaşına kadar çalışabilmesi için düzenlemeler yapılmıştır.

    Eğitim Sen açıklamasında, “Yükseköğretim alanında yaşanan sorunlara çözüm üretmek bir yana yenilerini ekleyeceği açık olan, hatta acil çözüm bekleyen kimi sorunları da derinleştirecek olan bu düzenlemeler üniversiteye ve akademiye yönelik yürütülen saldırıda önemli bir dönüm noktasını oluşturmaktadır” ifadeleri yer alırken, şöyle denildi:

    Araştırma Görevlileri bir yandan işten atılma kaygısıyla diğer yandan doktoralarını başarıyla bitirseler dahi işsiz kalma ya da yardımcı doçentlik kadrosuna atanmama tehdidiyle karşı karşıya kalacak!

    Çünkü tasarıya göre 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren tüm araştırma görevlilerinin, yıllık sözleşmeli istihdam biçimi olan 50/d’ye göre atanması düzenlenmektedir. Bugüne kadar ısrarla savunduğumuz üzere 50/d’li araştırma görevlilerinin tamamının daha güvenceli olan 33/a’ya geçirilmesi talebimiz yok sayılmakta, araştırma görevlileri işten atılma kaygısı altında akademik çalışmalar yapmaya zorlanmaktadır.

    Yapılmak istenen düzenlemeye göre doktora, uzmanlık ve sanatta yeterlilik eğitimini tamamlamış akademisyenlerin istihdam edildikleri üniversitede görev yapan öğretim elemanı kadrosunun % 5’ini geçmeyecek şekilde ve en fazla üç yıl süreyle “doktora sonrası araştırmacı” adıyla sözleşmeli olarak istihdam edilmesi planlanmaktadır.

    Ayrıca bu kişilere, sözleşmeleri bittikten sonra memurluk veya diğer personel istihdam şekillerinden birine geçiş hakkı da verilmemektedir. Bununla birlikte “doktora sonrası araştırmacı”  olarak çalıştırılacak bu kişilere en fazla “40.000 gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarı” yani en fazla 3800 TL ücret verileceği belirtilmektedir. Ancak yine aynı maddenin devamında ücretlerin YÖK tarafından belirleneceği şartı getirilmiş ve dolayısıyla YÖK’ün bir kararıyla söz konusu ücretin düşürülmesinin önü açılmıştır.

    AKP ve YÖK, yükseköğretim alanını, üniversiteleri demokratikleştirmek yerine, sermaye çevrelerinin emrine sunacak, sarayın atadığı rektörlerin emrinde emir komuta zinciri içerisinde çalışacak, dolayısıyla daha fazla merkezi baskı ve denetim altına alınacak şekilde yapılandırmaktadır.

    Üstelik yasa tasarısında en masumane gözüken, öğretim üyelerinin 75 yaşına kadar çalışabilmesine yönelik yapılan düzenleme dahi AKP’nin ve YÖK’ün temel hedefini göstermektedir. Şöyle ki 75 yaşına kadar çalışabilecek öğretim üyeleri, YÖK’ün ve saray tarafından doğrudan atanan rektörlerin “makbul” gördüğü öğretim üyelerini kapsayacak ve her yıl yapılacak sözleşmelerle “makbullük” denetimine süreklilik kazandırılacaktır.

  • Hollanda’ya uyuşturucu götürmeye çalışan zehir tacirlerine darbe

    Hollanda’ya uyuşturucu götürmeye çalışan zehir tacirlerine darbe

    İran’dan Hollanda’ya gitmek üzere İran vatandaşı A.D.A.’nın sevk ve idaresinde Pendik Limanı Ro-Ro sahasına gelen transit eşya taşıyan tır, şüpheli görülerek arama hangarına yönlendirildi. Gümrük muhafaza ekiplerinin araç üzerinde incelemeleri esnasında narkotik dedektör köpeği Akira’nın aracın dizel katkı maddesi deposunun bulunduğu kısma tepki vermesi üzerine deponun sökülmesine karar verildi. Deponun şamandıra kapağının sökülmesinin ardından depo içerisinde bulunan sıvı maddeden numune alındı. Dünyada sayılı ülke tarafından kullanılan, geleneksel uyuşturucuların yanında yeni nesil uyuşturucuları da tespit edebilen ve toplam 16 bin madde tanımlayabilen uyuşturucu test kiti ile yapılan analizde maddenin likit eroin olduğu belirlendi. Depodan boşaltılan söz konusu maddenin toplam ağırlığının 210 kilo olduğu tespit edildi. Yapılan laboratuvar analizinde de maddenin likit eroin olduğu teyit edildi. Söz konusu uyuşturucu maddenin piyasa değerinin yaklaşık 42 milyon TL olduğu anlaşıldı.

    Aracın şoförü hakkında Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu. Şahıs, çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi. 

  • ‘Akademinin canına okundu’-VİDEO

    ‘Akademinin canına okundu’-VİDEO

    PİRHA-Prof. Dr. Gençay Gürsoy, referanduma giderken iktidar tarafından kutuplaştırılan halkın yeniden birbirini seveceğini söyledi. İhraçlara ilişkin de, “Akademin canına okundu” dedi.

    Başkanlık sistemini öngören ve 16 Nisan’da yapılacak olan referandum ve yeni çıkarılan KHK ile ihraç edilen akademisyenlere ilişkin eski Türk Tabipler Birliği Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy PİRHA’ya konuştu.

    Gürsoy, referanduma giderken ‘Hayır’ eylemlerinin ivme kazanacağını söyleyerek, “Türkiye’de çok büyük katılım var. Ümitliyim. Bu ülkenin aklıselimi her şeye rağmen hala ayaktadır. Bu sonucu alacağız, diye düşünüyorum. Yeniden kaybettiklerimizi bulmaya çalışacağız” ifadelerini kullandı.

    “BAŞARACAĞIZ”

    15 yıldır iktidarda olan AKP hükümetinin halkı kutuplaştırdığına dikkat çeken Gürsoy, “Birbirimize düşman hale geldik. Bunları yeniden kazanacağız.  Birbirimizi tanımaya, anlamaya, sevmeye çalışacağız. Zor bir iş ama başaracağız” dedi.

    TASFİYELER 80 DARBESİNDE BİLE YAŞANMADI 

    12 Eylül sonrasında üniversiteden atılan ‘’1402’lik akademisyenler’’ arasında bulunan Prof. Dr. Gençay Gürsoy, bugün üniversitelerdeki tasfiyelerin 80 darbesinin de ötesinde olduğuna dikkat çekti.

    “Akademi batırıldı şu anda. Türkiye’de üniversitede geçmişte 50’li yıllardan itibaren gelişmeleri bilen bir insanım. Böyle bir dönem yaşanmadı. Akademinin canına okundu’ diyen Gürsoy, kardeşçe, dostça, eleştiri zemininde kaymadan, düşmanlaşmadan bunların hesabını soracaklarını vurguladı.

    Sevim KAHRAMAN

    HABERİN VİDEOSU

  • ‘7 Haziran seçimlerinde de beyaz Toros tehdidi vardı’-VİDEO

    ‘7 Haziran seçimlerinde de beyaz Toros tehdidi vardı’-VİDEO

    PİRHA – Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, “Referandum da evet çıkarsa terör biter” sözüne bir tepki de Baba Mansur Ocağı mensup Pir Mahir Şahin’den geldi.

    Başbakan yardımcısı ve Hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş, “‘Referandumda evet çıkmasın’ diye terör örgütlerini de kullanarak Türkiye’de bir korku atmosferi oluşturabilirler, halkı canından bezdirecek bir noktaya getirebilirler. Bununla ilgili her türlü tedbirlerimizi alıyoruz. Allah’ın izniyle referandumda büyük oranda ‘evet’ çıktıktan sonra da bu terör örgütleri, hiçbir şekilde sesi soluğu çıkmayacak noktaya gelirler. Bu motivasyonlarını da kaybederler” şeklinde yaptığı açıklamaya yönelik Alevilerden tepki gelmeye devam ediyor.

    PİRHA’ya konuşan Baba Mansur Ocağına mensup Pir Mahir Şahin, “Bu hükümet 7 Haziran seçimlerinde de eğer iktidar olmazsak yine beyaz Torosların sokaklarda dolaşıp 12 Eylül darbe dönemlerinin o faşist yüzüyle tekrar karşılaşacağımızı ifade etmişlerdi” hatırlatmasında bulundu.

    “TERÖRÜ TEHDİT OLARAK KULLANIYORLAR”

    Bunu referandumda evet çıkarmak ve başkanlık sistemine geçmek için bu tür söylemlerin bir tehdit olarak kullanıldığını belirten Şahin, “Numan Kurtulmuş’un ifade ettiği gibi referandumda evet çıkması için terörün, katliamların, dışlanmaların, tutuklamaların ve birçok kurum kuruluşun kapatılıp toplumun sesi kısılmaya çalışılacak. İktidarın bu söylemleri çok faşizan ve kendine güvenmeme durumudur” dedi.

    “DÖNEM DOĞRU DÜŞÜNÜP DOĞRU HAREKET ETME DÖNEMİDİR”

    İktidarın bu söylemlerine karşı tüm muhalif kesimlerin ve özellikle de Alevilerin birleşmekten başka çıkış yolunun olmadığının altını çizen Şahin, “Aleviler Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar ilk kez bu kadar örgütlenme ihtiyacı hissetmiştir. Kurtulmuş’un bu sözleri üzerine Alevilerin daha çok düşünmesi ve ona yönelik hareket etmesi gerek. Artık dönem doğru düşünüp doğru hareket etme dönemidir” ifadelerini kullandı.

    HABERİN VİDEOSU

    İsmet SEFER -İSTANBUL

  • New York Times: Erdoğan, bağımsız sesleri yıllardır bastırıyor

    New York Times: Erdoğan, bağımsız sesleri yıllardır bastırıyor

    ABD’nin saygın gazetelerinde New York Times, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın basına yönelik baskısının arttığını yazdı.

    Gazetede ‘Türkiye’nin basına dur durak bilmez saldırısı’ başlığıyla yer alan yazıda, “Erdoğan, otoriter bir yönetim kurma yönündeki geniş çabasının bir parçası olarak bağımsız sesleri yıllardır bastırıyor” ifadeleri kullanıldı.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından 120 gazetecinin gözaltına alındığını ve hapisteki gazeteciler sıralamasında Türkiye’nin Çin’i bile geri bıraktığı hatırlatılan yazıda Doğan Holding’e yönelik operasyon ve gözaltılar da yer buldu.

    Doğan Holding için “Türkiye’nin seküler tabanına nüfuz ediyordu” ifadesi kullanılırken, operasyonun ardından Hürriyet gazetesinde de Erdoğan’ın basına yönelik hamlelerinin ve eleştirel haberlerin genişçe yer bulmaya başladığı aktarıldı.

    Yazıda “Darbe girişimi meşru bir tehdit olmasına karşın Erdoğan bunu kendi kontrolünü sağlamlaştırmak için suistimal etti. Erdoğan’ın basına yönelik baskısı arttı” dendi.

  • Venedik Komisyonu’ndan Türkiye’ye sert uyarı

    Venedik Komisyonu’ndan Türkiye’ye sert uyarı

    Avrupa Parlamentosu’nun ve Avrupa Konseyi’nin anayasal konulardaki danışma organı olan Venedik Komisyonu’ndan Türkiye’ye uyarı geldi. Komisyon açıklamasında, ’15 Temmuz sonrası yapılan tasfiyelerin uluslararası hukuka ve Türkiye anayasasına aykırı olduğu’ belirtildi.

    Açıklamada, “Hükümetin aldığı önlemler Türkiye Anayasası ve uluslararası hukuk tarafından izin verilen çerçeveyi aşıyor. Devlet aygıtındaki tasfiyelerin yöntemi ciddi biçimde gelişigüzel görünüyor” ifadesini kullandı.

    Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Denetim Komisyonu, Türkiye’de OHAL sonrası yayımlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) hakkında bir rapor talebinde bulunmuştu.

    Venedik Komisyonu’nun uzman görüş raporları AİHM veya AB gibi diğer Avrupa kurumları için referans teşkil ediyor.

  • ‘Türkiye’de insan hakları krizi var’

    ‘Türkiye’de insan hakları krizi var’

    Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri bu sene de yok sayıldı.  İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi (İHD) ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), 10 Aralık İnsan Hakları Günü vesilesiyle Ankara’da yaptıkları ortak açıklamada, Olağanüstü Hal’in bir an önce kaldırılmasını istedi.

    “OHAL’e, Şiddete ve Savaşa Karşıyız” başlıklı açıklamada, 10 Aralık günü İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilişinin 68. yıldönümünde, bildirgede yer alan hak ve özgürlüklere dayalı uluslararası bir düzenin hala kurulamadığı ifade edildi.

    “Birleşmiş Milletler Örgütü de günümüzde başta yaşam hakkı olmak üzere hakların korunmasında, hak ihlallerinin başlıca sebebi olan savaşları ve iç savaşları önlemede, sonlandırmada, mülteci krizlerine müdahalede varoluş gerekçesini yeterince yerine getiremiyor.”

    TÜRKİYE’DE İNSAN HAKLARI TABLOSU

    Açıklamada, Türkiye’nin son dönemi “insan hakları krizi” olarak tanımlandı:

    • Türkiye’de 2015 Temmuzunda savaş politikalarına yeniden dönülmesiyle birlikte çözüm sürecinin yol açmış olduğu insan hakları açısından göreceli sükûnet yerini kaos ve ağır hak ihlallerine bıraktı.
    • İçeride ve dışarıda sürdürülen savaş politikalarının da etkisiyle ülkenin temel sorunları giderek daha da ağırlaşmış, siyasal otoriterleşme tırmanışa geçmiş, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ortadan kalkmış, siyasal gücün tek elde toplandığı fiili bir başkanlık sistemi yaşanmaya başlanmıştır.
    • Bunlar yetmezmiş gibi 15 Temmuz darbe girişimi ardından ilan edilen OHAL uygulaması ve Kanun Hükmünde Kararnalemer ile her boyutta yaşanan yeni hak ihlalleri ve değer yitimi insan hakları mücadelesinin kazanımlarını onlarca yıl geriye götürdü.
    • KHK’lar ile işinden atılan, hiçbir yerde çalışma hakkı tanınmayan, sosyal haklarına ve malına mülküne el koyulan, keyfi gerekçeler ile gözaltına alınan, işkence gören, sonu belirsiz sürelerce tutuklu kalan, her türlü hukuki koruma ve savunma haklarından yoksun bırakılan, ne anayasa yargısından ne idari yargıdan cevap alamayan yüz binlerce ‘medeni ölü’ yaratıldı.
    • İnsanların kişi olmaktan, başka bir deyişle hak taşıyıcısı yurttaş olmaktan çıkarılması anlamına gelen bu kaygı verici durum büyük bir insan hakları krizidir.”

    İNSAN HAKLARI İHLALLERİ

    •  15 Temmuz darbe girişiminde, darbeciler tarafından 246 kişinin öldürüldüğü ve 2 bin 146 kişinin yaralandığı, darbenin bastırılması sırasında yapılan müdahalede ise 24 askerin öldürüldüğü Hükümet tarafından açıklandı.
    • 1 Ocak – 30 Kasım 2016 arasında, kolluk güçlerinin yargısız infazı, dur ihtarına uyulmadığı gerekçesiyle veya rastgele ateş açması sonucu 341 kişi yaşamını yitirdi, 396 kişi de yaralandı. Sokağa çıkma yasağı uygulanan il ve ilçelerdeki sivillere yönelik yaşam hakkı ihlali de bu sayıya dahil.
    •  Sınır bölgelerinde 76 kişi yaşamını yitirdi, 160 kişi yaralandı.
    • 2016 yılının ilk dokuz ayında silahlı çatışmalar nedeniyle 406’sı asker, polis, korucu, 605’i militan, 29’u sivil olmak üzere toplam 1040 kişi yaşamını yitirdi.
    •  İHD verilerine göre 2016 yılının ilk 11 ayında 1622 kişi gözaltında ve gözaltı yerleri dışında işkence gördüğünü beyan etti.

    ALEVİLERİN TALEPLERİ YİNE YOK SAYILDI

    • Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri bu yıl da karşılığını bulamadı.
    •  AİHM’in zorunlu din derslerinin kaldırılması ve cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi ile ilgili kararlarının gereği yerine getirilmedi.
    • Alevi, Hıristiyan ve Yahudiler radikal sünni ve ırkçı grupların tehdit ve nefret söylemlerine maruz kaldılar.

    İHRAÇLAR, KAPATILMALAR, TUTUKLAMALAR

    • KHK’lar ile 100 binden fazla kamu görevlisi açığa alındı, 80 bine yakın kamu görevlisi ihraç edildi.
    • HSYK kararı ile 3 bin 698 hakim ve savcı meslekten çıkarıldı.
    • 15 Temmuz-10 Kasım 2016 döneminde, 90 binden fazla insan gözaltına alındı. 36 binden fazla insan tutuklandı. Tutuklananlar arasında 2 bin 500’den fazla hakim ve savcı, 6 bin 500’den fazla asker ve 7 binden fazla polis var.
    • HDP Eş Genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile birlikte 10 milletvekili ile tutuklandı.
    • OHAL döneminde 100’den fazla gazeteci ve yazar tutuklandı. yüzlerce dernek, sendika, gazete, televizyon, kurum, vakıf, öğrenci yurdu kapatıldı.
    • Demokratik Bölgeler Partisi’nden 9 Aralık itibarıyla 55 belediye eşbaşkanı ve başkanvekili tutuklu. 41 belediyeye ise kayyum atandı.
    • Gözaltı süresi 30 güne kadar artırıldı, gözaltının ilk beş günü avukatla görüş yasağı getirildi.
    • En az 80 bin kişinin pasaportu iptal edildi.
    • Cizre’de üç bina bodrumunda yakılarak öldürülen siviller ile ilgili hala etkili soruşturma başlatılmadı, BM İnsan Hakları Yüksek Komiserinin ekibi ile inceleme yapmasına izin verilmedi.
    • Sokağa çıkma yasakları uygulanan il ve ilçelerde uygulanan abluka sonucu gerçekleştirilen yıkımların da etkisi ile yaklaşık 500 bin insan zorla yerinden edildi ve göçe zorlandı.

    Veriler bianet’ten alınmıştır.

  • “Biz kadınlar OHAL’e karşı herhalde direniyoruz”

    “Biz kadınlar OHAL’e karşı herhalde direniyoruz”

    AKP’nin politikalarına karşı etkin mücadele hattını öreceklerini belirten HDP ve HDK Kadın Meclisleri, “Biz kadınlar OHAL’e karşı herhalde direniyoruz” kampanyasının startını HDP İstanbul İl Örgütünde HDP Kadın Meclisi Sözcüsü ve Siirt Milletvekili Besime Konca, HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, İl Eşbaşkanı Aysel Güzel ile çok sayıda kişinin katılımı ile verildi.

    PİRHA- Basın açıklamasında konuşan HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Aysel Güzel, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra Erdoğan ve AKP iktidarının kendi darbe sürecini başlattığını belirterek, “Erdoğan Türk tipi başkanlık sistemi tek adamlık rejimine doğru ülkeyi sürüklemeye devam ediyor. Kanun Hükmünde Kararnameler ile demokrasi, düşünce özgürlüğü, basın özgürlüğü ve hukuktan bahsetmek artık mümkün değil” diye konuştu.

    thumbnail_img_0103

    “DEMOKRASİ GÜÇLERİ İLE TOPYEKUN DİRENİŞİ ÖRGÜTLEYECEĞİZ”

    Güzel, demokratik siyasetin önünün kapatılmaya çalışıldığını söyleyerek, “Eşbaşkanlarımız ve milletvekillerimiz tutuklandı, bu partimizin fiilen kapatılmak istenmesinin göstergesidir. Biz kadın meclisleri olarak OHAL’e dur demek için bütün demokrasi güçleri ile birlikte topyekûn bir direnişi örgütlemek için kampanyayı başlatmış olduk” dedi.
    Güzel, Türkiye’de yaşanan anti demokratik uygulamalara karşı yerelde ve mahallelerde halkın sorunlarını dinleyecek, söyleşi ve mitingler gerçekleştirip tek adamlık rejimine karşı topkeyun mücadele için ortaklaşacaklarını sözlerine ekledi. Güzel, bu kampanya ile hükümetin kadınlara dönük cinsiyetçi politikalarına karşı ve savaşa karşı barışta ısrarı dillendireceklerini söyledi.

    KONCA: ALADAĞ’DAKİ YANGIN GELECEĞİMİZE YAPILAN BİR SALDIRIDIR

    Ardından konuşan HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Besime Konca, Adana Aladağ’daki yurt yangınını hatırlatarak, “Bu cinayeti kınıyoruz, 80 milyon nüfus olarak hepimizin bu cinayete karşı ayakta, sokakta olmamız gerekiyor. Hükümetin bu durumu meşrulaştırmaya çalışması OHAL durumundan çok daha ağır bir süreç. Bu yapılan geleceğimize saldırıdır. ‘Hepimiz Ensar’ız’ diyen hükümetle karşı karşıyayız. Kadınlarla beraber örgütlenmemiz, eylem yapmamız gereken bir süreci yaşıyoruz. Biz toplumun yarısı olan kadınlar yıllardır devletin politikalarına karşı Türkiye ve Kürt kadın hareketi olarak yıllarca direnerek, bedel ödeyerek direndik. OHAL’in her haline karşı direneceğiz çünkü OHAL’e rağmen 25 Kasım günü meydanların, sokakların ablukada olmasına rağmen binlerce kadın iradesini ortaya koyarak tacize, tecavüze, devlet şiddetine karşı ‘hayır’ dedi. Biz kadınlar OHAL sürecini asla kabul etmiyoruz” diye ifade etti.

    KOÇYİĞİT: EN ETKİN MÜCADELE HATTINI KADINLAR ÖRECEK
    HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit de Adana Aladağ’da yaşanan yangında yaşamını yitirenlerin ailelerine baş sağlığı dileyerek başladı. Koçyiğit, “Yaşanan bu olay bize temel gerçekliği gösterdi, havuz medyasından yayın yapan, sarayın köşelerinde yazı yazanlar bu ülkede yoksulluğun nasıl bir gerçeklik olduğunu, çocukların nasıl kötü şartlarda okumak zorunda kaldığını o çocukların yangın merdiveni arkasında birbirine sarılarak can verdiğini tüm gerçekliği ile bize gösterdi” dedi. Gülistan, OHAL kadınlara, yaşlılara, çocuklara, köylülere, Aladağ’a, basına dönük ilan edilmiştir” diye konuştu. Gülistan son olarak, “Çocuklarımızı ve kendi yaşamımızı OHAL’e, AKP iktidarına teslim etmeyeceğiz. Kadınlar olarak AKP politikalarına karşı en etkin mücadele hattını öreceğiz” dedi.

    Basın toplantısı kadınların, “Direne direne kazanacağız”, “Jin jiyan azadı” slonganları ile son buldu.

    hdk-hdp-ciksssss