PİRHA- Mersin Cemevi Kadın Komisyonu’nun düzenlediği dayanışma kahvaltısında dayanışmaya vurgu yapılarak, bir olmanın önemine dikkat çekildi.
Mersin Cemevi Kadın Komisyonu, cemevinde dayanışma kahvaltısı düzenledi. Kahvaltıya kurum temsilcileri ve çok sayıda kadın katıldı. Burada konuşma yapan Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyesi Aysel Kılavuz, dayanışmanın önemine dikkat çekerek, “Bu karanlık günlerde bizim birleşmemiz, ortak lokmamızı paylaşmak çok kıymetli. Herkesin farklı dünya görüşü, inancı olabilir, önemli olan birbirimize saygılı olmamız. Bu karanlık günlerden dayanışma ve mücadele ile kurtulabiliriz” dedi.
Kahvaltının ardından Reyhan Kurtulmaz, Özcan Barut, Fatih Demirelli, Kenan Yön, Rıza Aydın deyiş seslendirdi.
PİRHA- Hatice Güler, köyde geçen zorlu kış günlerini, dayanışmayla ayakta kalan yaşamı ve bugün televizyonlardan izlediği savaş haberlerinin yarattığı kırılmayı anlattı. “Eskiden kar vardı, yoksulluk vardı ama mutluyduk. Şimdi evler sıcak ama dünya çok karanlık” dedi.
Dersim Gazik (Cumhuriyet) Mahallesi’nde yaşayan Hatice Güler, yağan kar ve yağmurun kendisini çocukluğunun köy kışlarına götürdüğünü anlattı. Dersim’in köylerinde geçen yılları hatırlatan Güler, o günlerin yoklukla ama dayanışmayla örülü olduğunu ifade etti.
“Köydeyken kar yağınca hayat çok zorlaşırdı” diyen Güler, o yıllarda imkânların sınırlı olduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Hayvanlar kışın ormana giderdi. Meşe ağacının dalından biraz beslensin derdik. Gebe keçilere sıcak su verirdik ki yavrusunu kaybetmesin. Damlarda kalıp kalıp kar temizlerdik. O kadar çok kar yağardı ki temizlemek büyük bir eziyetti.”
“ZORLUK VARDI AMA MUTLULUK DA VARDI”
Kışın köy yaşamının ağır geçtiğini ancak buna rağmen insanların mutlu olduğunu vurgulayan Hatice Güler, gençliğin ve komşuluk ilişkilerinin bu zorlukları hafiflettiğini söyledi:
“Gençtik. Komşuluk diyalogları çok güzeldi. Kışın tüm zorluklarına rağmen köyde yaşam keyifliydi. Özellikle kış akşamları bir evde toplanırdık. Her gün başka bir eve gidilirdi. Gün içinde yaşadığımız bütün yorgunluk, bütün dertler silinirdi.”
“TELEVİZYON YOKTU, DÜNYANIN AĞIRLIĞI DA YOKTU”
O yıllarda televizyonun olmadığını hatırlatan Güler, insanların dünyada olup bitenlerden çok haberdar olmadığını ancak bunun ruhsal bir huzur sağladığını dile getirdi:
“Televizyon yoktu. Dünyada ne oluyor pek bilmezdik. İşimizde gücümüzdeydik. Şimdi haberleri izliyoruz, moralimiz bozuluyor. İnsanları kesiyorlar, öldürüyorlar, çocukları öldürüyorlar.”
“KAR YAĞINCA OĞLUMA SURİYE’Yİ SORDUM”
Son günlerde kar yağışı nedeniyle televizyonun bozulduğunu söyleyen Hatice Güler, oğluna Suriye’de yaşananları sorduğunu belirterek şu sözleri paylaştı:
“Televizyon bozuktu. Oğluma sordum, ‘Suriye’de ne oldu?’ dedim. ‘Savaş hâlâ devam ediyor’ dedi. O an içim daha çok yandı.”
“BİZ EZELDEN BERİ BURADAYIZ”
Suriye’de yaşananların kendisine tarihsel bir hakikati hatırlattığını ifade eden Güler, Kürtlerin ve Alevilerin bu coğrafyada yeni olmadığını vurguladı:
“Ezelden beri Kürt Alevi halkı vardı. Yeni değiliz ki. Bu topraklarda hep vardık, hep bedel ödedik.”
Hatice Güler’in anlatısı, bir yandan Dersim köylerinin kaybolan kış dayanışmasını, diğer yandan bugünün savaş ve şiddet haberleriyle ağırlaşan ruh halini gözler önüne seriyor. Karın altında kalan yalnızca yollar değil; hafızalar, kayıplar ve hiç dinmeyen bir acı da bu anlatının içinde sessizce duruyor.
PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Epping Alawi İslam Derneği’nin dayanışma nöbetine destek vererek, uluslararası kamuoyunu harekete geçmeye çağırdı.
Suriye’de Alevilere yönelik katliam sürerken, Avustralya’daki Alevi toplumu bu vahşete karşı sessiz kalmıyor. Avusturalya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Suriye’de başta Aleviler ve diğer halklara karşı uygulanan katliama sessiz kalmamak için dün akşam Epping Alawi İslam Derneği’nin dayanışmasına destek verdi.
Melbourne’un Epping bölgesinden 20.30’da başlayan buluşmaya ayrıca Dandenong Alevi Kültür Merkezi, Avustralya Kürt Toplum Federasyonu, Viktorya Kürt Toplum Merkezi yönetici ve üyelerine de iştirak etti.
Avustralya Alevi Federasyonu (AFA) sanal medya hesabından yaptığı yaptığı paylaşımda, “Avusturalya Alevi Bektaşi Federasyonu olarak Suriye’de başta Aleviler ve diğer halklara karşı uygulanan katliama sessiz kalmamak için dün akşam Epping Alawi İslam Derneği’nin dayanışmasına destek verdik. Destek çağrımıza iştirak eden Dandenong Alevi Kültür Merkezi, Avustralya Kürt Toplum Federasyonu, Viktorya Kürt Toplum Merkezi yönetici ve üyelerine çok teşekkür ederiz. Destek gecesinde bir kez daha Suriye’de yaşanan vahşet ve soykırımın insanlık dışı olduğunu dile getirilip toplumlar, inançlar arası dayanışmanın önemi vurgulandı. AFA olarak, Suriye’de yaşanan bu katliama sessiz kalmayacağımızı belirtir, herkesi yaşananlara karşı sesini yükseltmeye davet ederiz. Yakınlarını, sevdiklerini kaybedenlerin acısını üzüntüyle derinden paylaşıyoruz. Hayatını kaybeden canların devri daim olsun” diye belirtti.
PİRHA- İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu, deprem bölgesindeki yurttaşlarla dayanışmasını sürdürüyor.
Maraş depreminin ardından Alevi kurumları depremzedelerle dayanışmasını sürdürüyor. İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu, Maraş merkezli depremlerde zarar gören yurttaşlarla dayanışma amaçlı başlattığı yardım kampanyasında topladıkları ihtiyaç malzemelerini bölgeye ulaştırıyor.
Depremzedelerin kişisel bakım malzemeleri, giyecek, battaniye, yatak ve çocuk bezi gibi ihtiyaçları karşılamaya devam eden İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu, deprem bölgesindeki dayanışma çalışmalarını resmi sosyal medya hesaplarından duyurarak, deprem bölgesindeki dayanışma desteklerinin süreceğini belirtti.
İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu sanal medya hesabında yaptığı paylaşımda, depremzedelerle dayanışmayı sürdüreceklerini kaydederek, “İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu olarak, bu zor süreçte depremzedelere destek olmaya devam ediyoruz. Genel Başkanımız Esmender Çöcelli ve federasyonumuzun saymanlarından Aziz Solmaz, federasyonumuzu temsilen deprem bölgesinde yardım çalışmalarını yürütmektedir. Çocuklar Üşümesin Projesi kapsamında yüzlerce çocuğa mont ve ayakkabı yardımı yapılmaktadır. Bunun yanı sıra, depremden etkilenen ihtiyaç sahibi ailelere ve cemevlerine de destek sunulmaktadır. Hatay ve Adıyaman’da başlatılan yardım turu kapsamında, zarar gören bölgeler tek tek ziyaret edilerek ihtiyaç sahiplerine gerekli yardımlar ulaştırılacaktır. İsviçre Alevi Birlikleri Federasyonu olarak, dayanışma ruhuyla bölgedeki desteğimizi sürdürmekteyiz” denildi.
PİRHA-TJA aktivisti Sebahat Tuncel, Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak’a 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesinin ardından Dersim Belediyesi’ne dayanışma ziyaretinde bulundu. Tuncel, “İktidar, yargıyı İstiklal Mahkemelerinden bu yana Ağır Ceza Mahkemeleri de dahil olmak üzere Kürtleri ve muhalifleri dizayn etme aracı olarak kullanıyor” dedi.
20 Kasım 2024 tarihinde Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak’a ve Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’e “örgüt üyeliği ” iddiasıyla yargılandığı davada 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Verilen cezalara tepki gösterilerek 3 gündür Dersim’de protestolar sürüyor.
Tevgera Jinen Azad (TJA), aktivisti Sebahat Tuncel, Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak’a 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesinin ardından Dersim Belediyesi’ne dayanışma ziyaretinde bulundu. Sebahat Tuncel’i Dersim Belediyesi önünde Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ile Birsen Orhan, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni ve Dersim’deki siyasi parti ile demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri karşıladı.
Hem dayanışma hem de Türkiye’de Kürtlere karşı yargı eliyle sistematik olarak uygulanan baskı politikasına karşı durmak için Dersim’de olduğunu belirten Sebahat Tuncel, “Aynı zamanda Dersim ve Kürdistan halkına dayatılan sömürge hukukuna karşı itiraz etmek için buradayız” dedi.
Tuncel, şöyle devam etti:
“Bir halk, belediye başkanı, milletvekili seçiyor ama zaman geçtikten sonra seçilen kişiler hakkında davalar açılıp cezalar veriliyor. Kayyım rejimine dayanak olarak sunulan davalara baktığımızda arkadaşlarımız sadece siyaset yaptıkları için yargılanıyor. İktidar, yargıyı İstiklal Mahkemelerinden bu yana Ağır Ceza Mahkemeleri de dahil olmak üzere Kürtleri ve muhalifleri dizayn etme aracı olarak kullanıyor. Cevdet Konak’a verilen ceza da bu çerçeveden değerlendirilmesi gerekiyor. AKP iktidarı, 2015 yılından beri aynı siyaseti uyguluyor. Bugün buraya gelmemizdeki temel amaç artık buna ‘edi bese’ demek. Siyaseti nasıl yapacağız? Muhalefet konuşamaz, onlar konuşunca hak, anayasal hak, Kürtler konuşunca suç. Onlar siyaset yapınca siyasi partiler kanununa göre hak, ama biz konuşunca “Terörle mücadele” kanunları ile karşımıza çıkıyor. Onlara hak olan bizlere, neden Kürtlere hak değil? Burada mesele Kürtlerin vatandaşlıktan çıkarılması, vatandaş gibi görülmemesidir. Kürtler fiilen vatandaşlıktan çıkartılmış görünüyor. AKP-MHP konuşunca hak, Kürtler konuşunca ceza. Bunun anlamı Kürtlere karşı özel bir hukuk uygulanıyor.”
PİRHA- İkizköylüler, Akbelen Ormanı’nın kesim izninin uzatılmasına karşı açtıkları iptal davasının 13 Haziran’da görülecek duruşmasına katılım çağrısı yaptı.
Muğla’nın Milas ilçesi bağlı İkizköy sakinleri Akbelen Ormanı’nın kesim izninin uzatılmasına karşı açtıkları iptal davasına katılım çağrısı yaptı. İkizköylü yurttaşlar, yayınladıkları videolarla 13 Haziran’da Muğla 1’inci İdare Mahkemesi’nde görülecek olan duruşmaya katılım çağrısı yaptı. Çektiği videoyla sesini duyurmaya çalışan İkizköy Muhtarı Nejla Işık, Akbelen için 5 yıldır mücadele ettiklerini hatırlattı. 24 Temmuz 2023’te tüm direnişe rağmen Akbelen Ormanı’nın kesildiğini anımsatan Işık, eylemler sürecinde kendilerine uygulanan baskıları hatırlatarak buna rağmen mücadeleyi bırakmadıklarını söyledi.
Şimdi ise bu mücadelenin davasının görüleceğini belirten Işık, herkesi dayanışmaya çağırarak: “Şu an Akbelen oyuluyor, dinamitler patlatılıyor, su kaynaklarımız yok oluyor, zeytinliklerimiz, hayvanlarımız, sebzelerimiz tozun içinde. Buna rağmen bu köyden gitmemek için inat ediyoruz. Herkesi bu sesi yükseltmeye 13 Haziran’da Muğla 1’inci İdare Mahkemesi önüne bekliyoruz” çağrısı yaptı.
“DOĞAMIZI SAVUNMAK SUÇ MU?”
İkizköylü Aytaç Yakar da çektiği videoda, çam ağaçları için verdikleri mücadeleye herkesi beklediklerini söyledi. Havasını, suyunu, toprağını seven herkesten destek beklediklerini belirten Yakar, “55 yaşına kadar görmediklerimi son 1 yılda gördüm. Jandarmanın, biber gazının ne olduğunu bilmezdim. Ama toprağımı savunduğum için bunları öğrendim. Doğamızı savunmak suç mu?” diye sordu.
SARICA: BAŞVURU HUKUKSUZ
Davanın avukatlarından İpek Sarıca ise orman kesim izninin 28 Aralık 2021’de bittiğini hatırlattı. Yürütmeyi durdurma iptal edilmesi kararlarının yapılacak işlemin geriye dönük zararlarını önlemek için alındığını kaydeden Sarıca, “İznin bitiş tarihinden önce Orman Bölge Müdürlüğü’ne başvuru yapılması gerekiyor. Fakat bu izin ile ilgili yürütmeyi durdurma kararı varken, şirket kesim için başvuru yapmış. Müdürlük ise başvuruyu alıyor ve işlem yapmadan askıda bekletiyor. Başvuru konusu hukuksuz bir işlem ve bu işleme dayanarak kesim iznini uzatma kararı veriliyor. O kararla Akbelen Ormanı katledildi ve eko-kırım suçu işlendi. Duruşmada bu iznin iptal edilmesini isteyeceğiz. Doğaya, geleceğe ne kadar saygı duyulduğu bu duruşmada belli olacak. Bu hukuksuzluğa karşı hep birlikte olmak gerekiyor” diye konuştu.
PİRHA- Mersin’de yapılan ‘Yaza veda’ konserinde birçok yurttaş bir araya geldi. Etkinliği düzenleyen müzisyenler Rüya Şah ve Koray El, dayanışmayı ve bir aradalığı amaçladıklarını söylediler.
Mersin’de ‘Yaza veda’ konseri düzenlendi. Mersin sahilinde yapılan konseri başta kadınlar olmak üzere çok sayıda yurttaş izledi.
“İNSANLARIN BİR ARAYA GELİP KEYİFLİ VAKİT GEÇİRMESİNİ İSTEDİK”
Koray El, “Sosyal platform ve kuruluşlarla yapılan bu konseri sahildeki vatandaşlarımıza sunmak adına böyle bir etkinlik düzenledik. Bugün burada hem yaptığımız müziği insanlara tanıtmak hem de dayanışmayı büyütmek adına bu konseri düzenledik. İnsanların bir araya gelip keyifli vakit geçirmesini istedik” dedi.
Konserde sevilen türküleri seslendiren Rüya Şah, “Hem dayanışmamızı güçlendirmek için hem de birlikte türküler söyleyip halaylar çekerek yaza veda etmek istedik. Sanat Akademisi çatısı altında benzer etkinlikler yapmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
Sahildeki yurttaşlar çalınan türkülere eşlik ederek halaylar çekti.
PİRHA- Evvel Temmuz Festivali’nde ‘Depremde Halkların Dayanışması ile Direnmek ve Umudu Yeşertmek’ başlıklı panelde, deprem sürecindeki dayanışma örgütlülüğü üzerine konuşuldu. Panelde, Antakya’yı ayağa kaldırmak yerine rantsal bir çalışma yapıldığına dikkat çekildi.
Samandağ Kalkındırma Derneği ve Akdeniz Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen 23’üncü geleneksel Evvel Temmuz Festivali devam ediyor.
Festivalin 8’inci gününde ‘Depremde Halkların Dayanışması ile Direnmek ve Umudu Yeşertmek” konulu panel gerçekleşti. Nehna Platformu’ndan Mişel Uyar, Emre Can Dağlıoğlu, Şule Can ve Can Terbiyeli’nin konuşmacı olarak katıldığı panelde; dayanışma kavramı, dayanışma ağlarının örülmesi, deprem sonrasında dayanışmanın önemi konuları üzerine konuşuldu.
Şule Can; platformun anlamını, neler yaptığını, dayanışma kültüründeki yeri ve depremden sonraki önemine ilişkin konuştu.
Mişel uyar, deprem sürecinde ne gibi dayanışma ağları ördüklerini anlattı.
Emre Can Dağlıoğlu ise, “Devletin kurumları, deprem risklerine rağmen kentlerin plansızca büyümesine izin verdi. Göçün engellenmemesi, moloz döküm yerlerinin özellikle seçilmesi, yardımın zamanında gelmemesi, deprem bölgelerini rant meselesine dönüştürülmesi büyük bir suçlar bütünü olarak karşımıza çıkıyor” dedi. Dağlıoğlu, buna karşın hep birlikte mücadele etmenin önemine vurgu yaptı.
“ANTAKYA’YI AYAĞA KALDIRMAK YERİNE RANTSAL BİR ÇALIŞMA YAPILIYOR”
Can Terbiyeli ise, deprem dayanışmasında bundan sonraki süreçte daha büyük resme odaklanarak hareket edilmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi:
“Antakya’yı ayağa kaldırmak yerine rantsal bir çalışma yapılıyor. Buna karşı mücadele edilmeli. Karşımızda bizi düşünmeyen bir iktidar var. Tek tek mücadele etmek yerine depremde ortaya çıkan mücadeleyi daha büyütmeliyiz. Bu konulara odaklanacak konferanslar ve çalıştaylar yapılmalı. Dayanışmayı büyütelim”
PİRHA-Bornova Dersimliler Kültür Dayanışma Derneği ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi’nin depremzedelerle dayanışma kahvaltısında konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, “14 Mayıs’ta biz bu iktidara kaybettireceğiz. Yeşil Sol Parti’ye verilecek oylar ülkenin özgürlüğü için çok kıymetli” dedi. Akın, Cumhurbaşkanı seçiminde Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini hatırlattı.
Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, depremzedelerle dayanışma kahvaltısı düzenledi.
Bayraklı’da bulunan Havuz Cafe’de gerçekleşen dayanışma kahvaltısına, Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, CHP İzmir Milletvekili Adayı Esin Doğan, Pir sultan abdal Kültür Derneği (PSAKD) Örgütlenme Sekreteri Ezgi Türkyılmaz, HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, TİP İzmir Milletvekili Adayı İrfan Değirmenci ve Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal’ın yanı sıra çok sayıda sivil toplum örgütü ve yurttaşlar katıldı.
“14 MAYIS TOPLUMSAL BARIŞIN TEMİNATI OLSUN”
4 Mayıs yaklaşırken Dersim Tertelesi’nde katledilenleri anarak sözlerine başlayan Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Barış Çelik, “Tarihi hatırlamanın ve katledilenlerin anıları önünde saygıyla eğilmenin, ülkemizde kitlesel katliamların engellenmesi; insan haklarına saygılı, barışı sağlamış demokratik bir toplumun kurulabilmesi için çok önemli olduğuna inanıyoruz. Aydınlık yarınlar için 14 Mayıs’ta seçime gidiyoruz. Mayıs ayı anaların göz yaşı olmasın, artık huzurun ve barışın olduğu bir ay olsun. Ülkemizin aydınlık yarınları için toplumsal barış için tek adam rejimini bitirmek için Dersimli Alevi bir canımız tüm muhalefeti kendi adı etrafında toplamayı başardı. Bu ülkenin sosyalistleri, Kürtleri, Alevileri tüm ötekilerini birleştirerek bize göre barış blokunu oluşturdu” dedi.
“ALEVİLER OLARAK AYRIMCILIĞA MARUZ KALIYORUZ”
Deprem bölgesinde Alevi kurumlarının, sendikaların dayanışma çadırlarına devletin müdahalesini eleştiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Örgütlenme Sekreteri Ezgi Türkyılmaz, bölgedeki molozların Alevi köylerine döküldüğünü hatırlatarak, “Devleti sadece açtığımız çadırlara müdahale ederken gördük. Orada sadece Aleviler, devrimciler ve sendikalar vardı. Devletin yardımları cemaatler eliyle dağıtılıyordu. Cemevlerimiz çok kıymetli, depremzedeler için kapıları sonuna kadar açıktı. Tüm engellemelere rağmen lokmalarınızı ulaştırdınız. Deprem bölgesinde en büyük sorun asbest. Adıyaman, Maraş, Malatya ,Hatay’da da molozlar Alevi köylerine dökülüyor. Yaralar sarılırken bile ayrımcılığa maruz kalıyoruz” şeklinde konuştu.
CHP İzmir Milletvekili Adayı Esin Doğan da hak ve adalet arayışı için avukat olduğunu belirterek, ülkenin demokratikleşmesinde 14 Mayıs’ın önemli bir tarih olduğunu dile getirdi.
“14 MAYIS’TA İKTİDARA KAYBETTİRECEĞİZ”
Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın ise partilerinin ülkedeki tüm halklar, inançlar ve ezilenlerin ortak temsiliyeti olduğuna vurgu yaptı.
Akın, iktidarın tüm saldırılarına karşı mücadele edeceklerini sözlerine ekleyerek, şöyle devam etti:
“Depremde asıl felaket insanların yalnız bırakılmasıydı. Dayanışmanın ne kadar kıymetli olduğunu gördük. Devlet yoktu. AKP-MHP iktidarını göndermek için önümüzde tarihi bir fırsat var. Partimiz ötekilerin, Alevilerin, Kürtlerin, Çerkezlerin ortak temsilcisidir. Saray rejimini değiştirmek için bir oy kullanacağız. Cumhurbaşkanı seçiminde Kılıçdaroğlu’nu destekliyoruz. Bu iktidar kimin kendisine kaybettireceğini iyi biliyor. 14 Mayıs’ta biz bu iktidara kaybettireceğiz. Yeşil Sol Parti’ye verilecek oylar ülkenin özgürlüğü için çok kıymetli. Yeşil Sol Parti’nin mecliste temsili çok önemli. Cehennemin kapısını kapatıp demokratik cumhuriyetin önünü açacağız. Seyit Rıza’nın sözlerine unutmayın. O bunların oyunları ile baş edemedi ama biz onların her türlü oyunu ile baş edeceğiz” dedi.
“ÜLKE KERBELA’YA DÖNMÜŞ DURUMDA”
HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül de, “Bu sadece bir seçim değil. Çünkü ırkçı faşist kuşatma sokaktan okula, işyerinden eve, televizyondan kamusal alana, nefes aldığımız yerden her türlü yaşam alanına kadar sirayet etmiş durumda. Ülke Kerbela’ya dönmüş durumda. Ya Yezid olacağız yada Hüseyin, Zeynep olacağız” diye vurguladı.
PİRHA-Deprem felaketinin yaşandığı Hatay’ın Samandağ ilçesindeki çiftçiler zor günler geçirirken, gönüllülerin desteğiyle ürünlerini toplamaya ve yurttaşlara ulaştırmaya başladı. Konuya dair PİRHA’ya konuşan Sinem Kayıkçı, çiftçilerin ürettiklerini gönüllülerin desteğiyle topladıklarını belirterek, “Belediyelerin desteğiyle daha fazla yere ulaşmaya başladık. Yaralarımızı dayanışarak sarıyoruz” dedi.
6 Şubat tarihinde 11 ili ve 13 milyon insanı etkileyen ve büyük felakete yol açan depremde on binlerce yurttaş hayatını kaybedip, yüz binlercesi yaralanırken, milyonlarca insan yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı. Kalanlar ise zor koşullarda yaşama tutunmaya çalışıyor. Alevi kurumları, emek-meslek örgütleri ve dayanışma grupları ise deprem bölgesinde depremzedelere destek olmaya devam ediyor.
Hatay’ın Samandağ ilçesinde çiftçilikle geçimini sağlayan yurttaşlar deprem felaketinde hem yakınlarını kaybetti hem de topraklarını ekemez ve işleyemez duruma geldi. Bu durum ekonomik olarak var olan sorunlarına yenilerini eklerken, depremde tarım aletleri enkazın altında kalan çiftçiler, dayanışma gruplarının sayesinde ayakta kalıyor.
“DEPREMZEDEYİZ. MAĞDURİYETİMİZ ÇOK”
Annesini ve yakınlarını deprem felaketinde kaybeden çiftçi Semir Mutlu, “Depremin etkisi hala üzerimizde. Kendi ellerimle annemin cenazesini çıkardım.Ben annemin mezarı olduğu için mutluyum. Hala bir mezar yeri olmayanlar var” dedi.
Annesiyle babasının çiftçi olduğunu aktaran Mutlu, “Bahçede üretim yaparlar. Büyük çiftçi değiliz. Kendi çapımızda, geçimimizi sağlayacak kadar bir çiftçilik kapasitemiz vardı. Pazartesi günleri bizim burada pazar kurulur. Pazarda satarlar. Bizim geçimimizi biz böyle sağlarız. Deprem sonrası sağolsunlar Samim Kayıkçı hocamızın yapmış olduğu, Hatay Büyükşehir ile İzmir Koordinasyon Kurumu’nun onaylayıp destek çıktığı bir projeyle yaramıza merhem olup sarmak istediler. Mağduriyetimizin giderilmesi için ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorlar. Depremzedeyiz. Mağduriyetimiz çok. Hepimiz bir olalım ve bütün sorunları beraber çözelim. Kimse menfaatini değil, toplumu düşünsün” dedi.
“SAMANDAĞ’DAN BİR PROJE BAŞLATTIK”
Tarih Öğretmeni Sinem Kayıkçı da, büyük bir acı yaşadıklarını ve yaraların sarılmasının kolay olmayacağını belirterek, “Bu kadar büyük bir acıyı yaşamış insanlar olarak depremin ilk üç gününü enkazdaki çocukları çıkarabilmek için kendi çabalarımızla yanımızda bulunan kim varsa onların çabalarıyla çalıştık. Üç gün sonra da hayatın gerçekleriyle karşılaştık. Bu sıkıntılar tabii ki bitmedi. Çünkü bu sefer hem hava şartlarının zorlukları hem de barınma problemlerimiz ortaya çıkmaya başladı ve bütün bu acılar bir oldu ve maalesef
büyük travmalar yarattı hepimizde” diye konuştu.
Deprem bölgesine gelen gönüllülerle, dayanışan insanlarla birlikte yaraların yavaş yavaş sarılmaya başlandıklarını ifade eden Sinem Kayıkçı, Samandağ’a, Hatay’a, Türkiye’nin 11 iline yapılan yardımların geri dönüşünü sağlamak için çiftçiler üzerinden devam etmesi gerektiğini düşündüklerini belirtti.
Çiftçilerin durumunun çok kötü olduğunu vurgulayan Sinem Kayıkçı, “Biz hep ayağa kalkmaktan, bir şeylerin normalleşmesinden bahsederken şunu da hatırladık. Emeğin çiftçiler üzerinden yürüdüğü bir coğrafyayız. Tarımın çok önemli olduğu bir coğrafyayız ve dolayısıyla depremde zarar görmüş, hatta hayatını kaybetmiş üreticilerin birçoğunun da geçim kaynağı olduğuyla ilgili bir konuşma yapıldığı sırada bu projeyi hayata geçirmeye karar verdik ve yerelde Samandağ’dan bir proje başlattık. Projemiz öncelikli olarak depremde zarar gören, depremde hayatını kaybetmiş çiftçilerin ailelerine destek olma projesiydi. Bu anlamda biz saha araştırması yaptık ve muhtarımız aracılığıyla bir duyuru yaptık. Depremde zarar gören çiftçilerin bize ulaşmasını sağladık. Biz de gidip saha araştırması yaparak onların seralarına, tarlalarına giriş yaparak zararın boyutunu, büyüklüğünü, çiftçilerin sıkıntılarını dinlemeye başladık ve böylelikle projemiz başladı” şeklinde konuştu.
“ÜRETİCİLERİN DESTEĞE İHTİYACI VAR”
Deprem bölgesindeki üreticilerin en büyük problemlerinden bir tanesinin de ürünlerin zamanında toplanamaması olduğunu sözlerine ekleyen Sinem Kayıkçı, şunları dile getirdi:
“Zaten ekmek kapıları olan, ekmek paralarını kazanmak için ekmiş olduğu ürünler, zamanında toplanamadığı için maalesef böyle sorunlar ortaya çıkıyor. Bu ürünler kendi bulundukları bölgede çürüdükleri için de üretici hem ekmiş olduğu ürünün karşılığını alamıyor, hem de bahçesini yeniden, tarlasını yeniden ekme gibi bir şansı da ortadan kalkmış oluyor. Birçok üreticimizin bahçeyi ekmek için kullanmış oldukları bütün o alet, edevat enkaz altında kalmış durumda. Bu anlamda da üreticilerin desteğe ihtiyaçları var. Bizim gönüllü çalışma yürütmemizin en önemli sebeplerinden bir tanesi üreticinin hem burada çalışan işçilere para verecek durumda olmaması hem de burada çalışacak ne bir aile bireyini bulamaması ne de kendisinin tarlada çalışacak bir psikolojide olmaması.
“DAYANIŞMAYI BÜYÜTMEYE ÇALIŞIYORUZ”
Girdiğimiz her tarlada ürünlerin ne kadarını kurtarabilirsek, onun mücadelesini yürütüyoruz. Bu anlamda bu bahçelere en yakın zamanda girilmesi, dayanışmanın her koldan yürütülmesi, Türkiye’nin bütün o depremleri, zarar görmüş illeri için çok önemli ehemmiyet içeren bir durum. Sonra gönüllülerle tarlalara girdik. Buradaki ürünleri günlerce topladık. Bize destek olan, dayanışan arkadaşlarımızın parasını onlara teslim ettik. Aldığımız ürünleri depremzedelere, çadırkentlere, çocuklara dağıtıyoruz ve dayanışmayı büyütmeye çalışıyoruz.
ÇOK DAHA FAZLA ÜRETİCİYE ULAŞMAYI HEDEFLİYORUZ
Hatay Büyükşehir Belediyesi’nin projeye dahil olmasıyla daha geniş bir alana yayılabilme imkanı bulduk. Böylelikle şu an çok daha fazla üreticiye ulaşmayı hedefliyoruz. Diyoruz ki, yaralarımızı birlikte sarabiliriz. Eğer biraz daha büyütebilirsek bunu, biraz daha insana ulaşabilirsek bütün üreticileri bir araya getirerek, belki de bu dayanışmayı her yere örnek olabilecek bir dayanışmaya çevirebiliriz.”
“PROJEYİ ÇOK CİDDİ SAHALARA ULAŞTIRMAYI HEDEFLİYORUZ”
Çiftçilerin sorunlarını dinlediklerini söyleyen Sinem Kayıkçı, “Çiftçilerin gübre, sulama ihtiyacı var. Çiftçilikte kullandıkları araçları enkazın altında kalmış. Çıkaramadıkları için de bahçelerini yenileme şansları olmuyor. Tarlalarını yenileme şansları olmuyor. Dolayısıyla ülke ekonomisi için de ciddi bir risk. Çünkü burası bir tarım bölgesi ve buradan Türkiye’nin her yerine ve dünyanın her yerine ürünler gidiyor. Tabii bizim destek olduğumuz üreticiler küçük üreticiler. Ama bu üreticilerin sayesinde burada bazı şeyler ayakta duruyor. Bu anlamda biz çiftçilerin, köylülerin, halkın efendisi olduğu sözüne güvenerek, inanarak üretimin, ekonominin de yaşamında, her şeyin mücadelenin de merkezi olduğuna inanarak bu projeyi çok ciddi sahalara ulaştırmayı da hedefliyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA-‘Deprem sahası çok büyüktü devlet gidemedi’ şeklindeki sözlere tepki gösteren PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, “Devlet deprem bölgesine yardım etmek istemedi. Adıyaman’ın Kürt-Alevi, Hatay’ın Arap-Alevi olması nedeniyle demografik yapının değiştirilmesini istediler” dedi.
6 Şubat tarihinde 11 ili ve 13 milyon insanı etkileyen büyük felakete yol açan depremde on binlerce yurttaş hayatını kaybedip, yüzbinlercesi yaralandı. Depremde binlerce insan da yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı.
PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş ile deprem sürecindeki gözlemleri ve bundan sonra yapılması gerekenler üzerine konuştuk.
“DEPREM SÜRECİNDE CEMEVLERİMİZİ HİÇ KAPATMADIK”
Devletin 17 Ağustos 1999 depreminden sonra topladığı bütün yardımları tarikatlara aktardığını söyleyen İsmail Ateş, “Depremden sonra AFAD’ın yapması gereken sadece çadır dağıtmak, gıda yardımı yapmak ve arama kurtarmaları hızlandırmak ama hiçbirini yapmadı. Çünkü bütün kaynaklarını şeriatçı yapılara vermişti. Sahada şeriatçı örgütler ve Alevi örgütleri vardı, biz kendi imkânlarımızla yaptık, onlar ise devletin kendilerine peşkeş çektikleriyle yaptı. Kâhta’da Menzil Tarikatı’nın merkezinde 4 tane ev yıkıldı ama orada bin tane çadır vardı. Biz deprem sürecinde cemevlerimizi hiç kapatmadık ama onların koca koca camileri ve külliyeleri kapalıydı ama donarak ölen insanlar vardı” dedi.
“DEPREM BÖLGESİNDE DEVLET YOKTU AMA ALEVİ ÖRGÜTLERİ ORADAYDI”
“Deprem sahası çok büyüktü devlet gidemedi” sözlerini eleştiren Ateş, “Deprem bölgesinde devlet yoktu ama Alevi örgütleri oradaydı, bütün kurumlar deprem bölgesine gidebiliyor da devlet mi gidemiyor? Bu devletin trenleri, uçakları, helikopterleri, gemileri var. İskenderun yanarken gemilerle müdahale edemez miydiniz? Demek ki yardım etmek istemediler. Adıyaman’ın Kürt-Alevi, Hatay’ın Arap-Alevi olması nedeniyle demografik yapının değiştirilmesini istediler ve bunu da halen yapıyorlar” diye belirtti.
“BİR AN ÖNCE KONTEYNER KENTLERİN KURULMASI GEREKİYOR”
Depremzedeler için bir an önce konteyner kent kurulması gerektiğini belirten Ateş, “Biz Alevi kurumları olarak herkesin yaşadığı bölgeye konteyner kurmaya çalışıyoruz. Bizim bütçelerimiz belli ama zor durumda olan her canımızla dayanışma üzerine bir çabamız var. AFAD kriterlerine göre bir konteynerin fiyatı 110-115 bin TL. Bu yüzden bizim 10 tane konteyner bulmamız durumunda 1 milyon TL paramızın olması gerekiyor, bizim böyle bütçelerimiz yok ama biz elimizden geldiğince çalışıyoruz.”
“İNSANLAR KENDİ YURTLARINI TERK ETMESİNLER”
Bundan sonraki süreçte de yardımlarının devam edeceğini ifade eden İsmail Ateş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz bu yardımları tek başımıza yapmadık, diğer kurumlarla birlikte yaptık. Bizler sahadaydık ama hep beraber yaptık. Elimizden gelen bütün çabayla canlarımızın yanında olmaya devam edeceğiz. İnsanların kendi bölgelerinde yaşamaya davet etmesi için çabalayacağız. Asla yurtlarını bırakmasınlar, orada yaşamaya devam etsinler.”
PİRHA-AABK ve Türkiye’deki Alevi kurumları depremden etkilenen bölgeler ile dayanışmasını sürdürürken, ihtiyaç sahiplerine teslim edilmek üzere gönderilen çadırlar Adıyaman’a ulaştı.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) ile Türkiye’deki Alevi kurumları, 6 Şubat günü Maraş merkezli gerçekleşen depremlerden etkilenen bölgeler ile dayanışmaya devam ediyor. Alevi kurumları tarafından gönderilen çadırlar Adıyaman’ın Pınarbaşı ilçesine bağlı Balıkburnu Köyü’ne ulaştı.
Gönderilen çadırlar Balıkburnu, Şahverdi, Recep, Sarıkaya köylerindeki ihtiyaç sahiplerine dağıtılacak. Ayrıca 20 çadır da Karapınar Cemevine gönderilecek. Oradan dağ köylerindeki ihtiyaç sahiplerine verilecek.
PİRHA- Sol Parti, Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer almayacaklarını ancak destek ve dayanışmalarını sürdüreceklerini açıkladı.
Seçime katılma yeterliliği bulunan partilerin yer alacağı protokollerin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) son teslim tarihi bugün.
Sol Parti, seçimlerdeki tutumunu açıklayarak, Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer almayacaklarını duyurdu. Artı Gerçek’e konuşan Sol Parti Başkanlar Kurulu Üyesi İsmail Hakkı Tombul, seçimlere Sol Parti olarak gireceklerini belirtirken, ittifakla dayanışma vurgusu yaptı.
SEÇİME SOL PARTİ OLARAK GİRİLECEK
Tombul, deprem sonrasında ortaya çıkan siyasal iklim ve sol değerlerin toplumsal bilince çıkmasıyla birlikte sosyalist yapıların bir arada olmasının önemini vurguladı. Emek ve Özgürlük İttifakı ile Sosyalist Güç Birliği’nin seçimde işbirliği yapabilmesi konusunda HDP ile üç kez görüştüklerini söyleyen Tombul, ittifaka, seçime Sol Parti olarak gireceklerini belirttiklerini söyledi. Seçim işbirliğinin önemine dikkat çeken Tombul, “Bu seçim işbirliğinin isminin, her iki bloku temsil eden bir isim olması gerektiğini söyledik” diye belirtti.
HDP İLE DAYANIŞMAYI SÜRDÜRMEK KARARLILIĞI
Tombul, dayanışmanın süreceğini vurgulayarak, şöyle konuştu:
“Emek ve Özgürlük İttifakının üyesi değiliz. Bu ittifakın kendi üyelerine yaptığı öneriler bizi bağlamıyor. Bunlar ittifak içi tartışmalardır. Bugün itibariyle seçim işbirliği arayışımıza bir karşılık bulamadık. Ama şunu söylemek gerekir ki biz seçim sürecinde ve seçimden sonra da HDP ve Emek ve Özgürlük İttifakı’yla dayanışma ve işbirliğini sürdürmekte kararlıyız. Seçime kendi kimliğimizle, Sosyalist Güç Birliği olarak giriyoruz.”
Sol Parti’nin, önümüzdeki günlerde Emek ve Özgürlük İttifakı ile yapılan görüşmelerin yanı sıra seçimlerdeki tutumuna dair açıklama yapacağı öğrenildi.
PİRHA- Antalya’ya göç etmek zorunda kalan depremzedelerle dayanışma çalışmasının içinde yer alan Halkevlerinden Özlem Bingöl, depremzedelerin zor bir süreçten geçtiğini belirterek, dayanışmanın sürekli olması için çağrı yaptı. Bingöl, “Oldukça zor bir süreç. Dolayısıyla psikolojik anlamda destek alabileceğimiz kanalları, köprüleri kurmak zorundayız. Bu hepimizin sorumluluğu. Mücadeleye devam etmek zorundayız” dedi.
6 Şubat’ta ve sonrasında yaşanan depremin yarattığı mağduriyetin yaraları sarılmaya çalışılıyor. Depremzedelerle dayanışmak için aralarında Hacıbektaş Veli anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Kızılarık Cemevi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği ve Halkevleri’nin kurduğu deprem dayanışma merkezi çalışmalarını sürdürüyor. Burada Halkevleri adına gönüllü çalışma yürüten Özlem Bingöl, dayanışmayı PİRHA’ya anlattı.
Antalya’da yaşayan Özlem Bingöl, depremden derinden etkilendiklerini belirterek, depremzedelerin sorunlarının artarak devam ettiğini söyledi. Sivil toplum kuruluşlarının sol yapıların kendi olanakları kadar dayanışma gösterdiklerini ifade eden Bingöl, “Alevi örgütleri ve Halkevleri olarak daha örgütlü bir şekilde daha fazla insana ulaşabiliriz daha fazla insana sesimizi duyurabiliriz diye burada bir yardım dayanışma merkezi kurduk. Bu amaçla sanırım bir nebze de olsa insanların yarasına dokunabiliyoruz. Çünkü çeşitli giysi ve gıda maddesini burada merkezde topluyoruz ve ihtiyaç duyan insanlara veriyoruz. Bu çalışmamız artık hem daha fazla duyulmaya başladı, hem de bireysel olarak çevremizde bulunanlar bunu sürekli yayıyorlar. Dolayısıyla daha fazla görülür hale geldi. Bu bizim için çok kıymetli bir şey” dedi.
“DAYANIŞMA SÜREKLİ HALE GELMELİ”
Bu dayanışmanın, çalışmanın sürekli hale gelmesi gerektiğinin altını çizen Bingöl şöyle devam etti:
“Bu çalışmanın süreklilik arz etmesi lazım. Dolayısıyla şu an bu kurumlarla beraber bunu örgütlemeye çalışıyoruz. Halkevleri olarak bu sürecin en başından itibaren hem bölgede bir takım şeylere dokunmaya çalışıyorlar ve hala oradalar. Bu şehirlerde de ‘biz bunun bir ayağı olarak ne yapabiliriz buna nasıl süreklilik kazandırırız’ gibi kendimizce düşünüp yöntemler geliştiriyoruz. Burada Halkevci olarak ben varım ve cemevlerinde arkadaşlarla yemek veriyoruz. Depremzedelere elimizden ne geliyorsa yapmaya çalışıyoruz.Buraya gelemeyenlere de yardım götürüyoruz. Kalacak yerler için de yardımcı olmaya çalışıyoruz. Daha fazlasını yapabilmeyi isteriz ama daha çok bunun sürekliliği noktasında duruyoruz. Bir paket gıda ürününü bir aileye verdik ve bitti değil, o gıdayı sürekli hale getirecek kanalları kurmamız lazım. O kanalları kurmak için bütün politik çevremizi, sosyal çevrelerimizi, ailelerimizi, akrabalarımızı, komşularımızı, mahalleleri, biraz hareketlendirmemiz gerekiyor. Herkese düşen görev bu. Bir yardım kolisi içerisinde bir aileye maksimum bir hafta belki 10 gün yetecek gıda var. 10 gün sonrasında ne olacak 10 gün sonrasında bir kez daha o boşluğu doldurabilecek finansmana sahip olmamız gerekir.
Belki yıllarca sürecek bir harabe, yıllarca sürecek bir yıkım var. Şimdiden inşasını yapmaya çalışmalıyız. Çünkü bu işin hem maddi hem de psikolojik tarafı var. Bu süreçten etkilenenler sadece yetişkinler değil, onların çocukları var. Hayatta kalamayanlar zaten gittiler. Hayatta kalanlar ise bir çok kayıp vermiş ve hayatta kalmış ama bunun şokunu henüz atlatamamış. Belki bu şoku atlatması yıllar sürecek. Çoluk çocuk, kadın, erkek, yaşlı buralarda. Buranın dışında da temas ettiğimiz insanlar var. İnanın oldukça zor. Dolayısıyla psikolojik anlamda destek alabileceğimiz kanalları, o köprüleri kurmak zorundayız. Bu hepimizin sorumluluğu. Mücadeleye devam etmek zorundayız.”
“SIKINTILI GÜNLERDE HAYAT BULAN BİR KAVRAM VAR ‘DAYANIŞMA’”
Depremzedelerin psikolojileri açısından profesyonel yardıma ihtiyaçları olduğunu ifade eden Özlem Bingöl, “Hem onların hem de onlara aracılık yapan bizler için çok zor. Hepimiz için süreç zor. Halkevleri her zaman zaten bu misyonu yüklenmişti ama böyle çok daha sıkıntılı durumlarda bir kez daha hayat bulan bir kavram var o da dayanışma. Bunun altını sürekli çizmek gerekli ve altını boş bırakmamak gerekli. Madem dayanışma bu kadar güzel bir şey, bu kadar kutsal önemli bir şey, o zaman altını dolduralım ve bu insanlarla el ele verelim” diye konuştu.
Antalya’ya 150-200 bin depremzede geldiğinden bahsedildiğini aktaran Bingöl, “Bence daha da fazla. Resmi rakamları bilmiyorum. Olayın çok başındayız. Bütün bu süreci en sağlıklı bir şekilde nasıl beraber yürütürüz düşünmemiz gerekli. Bizlerin hem kişisel bazda hem de kurumsal bazda sol, sosyalist örgütler, Alevi dernekleri olarak birleşseler dahi üstesinden gelinebilecek sorunlar değil. Biz üzerimize düşeni yapalım, yapmaya devam edelim. Sonuç olarak tüm bu yükün altından sadece Halkevleri, sadece DKÖ, sol bir takım oluşumlar Aleviler, partiler altından kalkamayacak durumdalar” ifadelerini kullandı.
“DEVLETİN OLANAKLARINI KULLANMASI GEREKİR”
Dayanışmanın sürekliliğine vurgu yapan Özlem Bingöl, devletin devreye girmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Kiralar bu kadar yüksekken, hayat bu kadar pahalıyken, bu insanları nerelere yerleştireceğiz? Kendi olanaklarımızla ne kadarını yapabiliriz. Burada devletin/belediyelerin ciddi şekilde olanaklarını kullanması, koordinasyonu sağlaması, bunun için özellikle ödenek ayrılması gerekecek. Biz kendi adımıza dayanışmaya devam ederken, belki bir yandan da onları iteklemek gerekecek. Dayanışmayı büyütelim asla umutsuz kalmadan, asla karamsarlığa kapılmadan, bir sürü insanı kaybettik, bir sürü sevdiğimiz insanları kaybettik. Bazılarımız tanıdıklarını, bazılarımız ailelerini. Bu insanlar hiçbirimizin hiçbir şeyi olmak zorunda da değiller, bunu hissetmemiz için. Yaşasın dayanışma.”
PİRHA-Maraş merkezli iki depremin ardından Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Garip Dede Dergahı Vakfı, bölgeye çadır ve gıda yardımı malzemesi göndermeye devam ediyor. Malatya’ya gitmek üzere bir tır yola çıktı.
Maraş merkezli depreminin ardından Alevi kurumları depremzedelerle dayanışmasını sürdürüyor.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve Garip Dede Dergahı Vakfı, depremlerde zarar gören yurttaşlara destek amaçlı başlattığı yardım kampanyasında topladığı gıda ve giyecek malzemelerini bölgeye ulaştırıyor.
Depremzedelerin, kişisel bakım malzemeleri, giyecek, battaniye, yatak ve çocuk bezi gibi ihtiyaçları karşılanırken, bölgede bulunan cemevleri ise depremzedeleri misafir ederek temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor.
Depremzedelerle dayanışma kampanyası sürdüren AAABK ve Garip Dede Dergahı Vakfı’nın çadır ve gıda kolilerini taşıyan tır, Malatya’ya doğru yola çıktı.
Alevi Dernekleri Federasyonu’nun sosyal medya hesabından paylaşımda, “Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonumuzun destekleriyle Malatya’ya ulaştırılmak üzere çadırlarımız ve gıda kolilerimizin yer aldığı yardım tırımız yola çıktı. Acılarımızı dayanışma ile azaltacağız. Canlarımızı dostlarımızın yanına dayanışmaya çağırıyoruz. Hızır cümle canlarımızın yoldaşı olsun” denildi.
PİRHA- Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na bağlı Hamm ve Çevresi Hacı Bektaşi Veli Alevi Kültür Merkezi Cemevi, üyeleriyle birlikte kahvaltı verdi ve yıllık seçimsiz kurultayını gerçekleştirdi.
Almanya‘nın Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti’nde bulunan ve Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu’na (AABF) bağlı Hamm ve Çevresi Hacı Bektaşi Veli Alevi Kültür Merkezi Cemevi (HABVKM) üyeleriyle birlikte kahvaltı ve yıllık seçimsiz kurultayını yaptı.
Cemevindeki toplantı, Yönetim kurulu 2. Başkanı Cansel Kaplan ve Sekreter Eylem Akbaba’nın üyeleri selamlaması, depremde kaybedilenlerin anısına saygı duruşu ve derneğin post dedesi İsmail Gülfırat’ın verdiği gülbang ile başladı.
Daha sonra Cemevi Başkanı Mehmet Akbaba, geçen zaman içerisinde yapılan yıllık dernek çalışmalarını anlatırken, deprem ile ilgili olarak cemevine yapılan bağışlarda payı olan tüm canlara teşekkür etti.
Sayman Medet Acar mali durum konusunda üyeleri bilgilendirdi.
“DEVLETİN YAPMASI GEREKENLERİ CEMEVLERİ VE STK’LAR YAPIYOR”
Daha sonra ise Cafer Kaplan Dede ve yönetim kurulu üyesi İmam Koçak deprem bölgesinde cemevi adına yapılan yardımlar ve çalışmaları anlattı.
Cafer Kaplan Dede, depremden sonraki insani ihtiyaçlarını devletin yerine Alevi kurumları ve sivil toplum örgütlerinin yerine getirdiğini belirterek, “Avrupa ve Türkiye’deki cemevleri inanılmaz güzel çalışmalar yapıyor. Bölgedeki tahribat sanıldığından çok daha fazla. Halk inanılmaz bir dayanışma sergiliyor. Devletin yapması gerekenleri cemevleri, bazı STK’lar ve halk yerine getiriyor. Özellikle cemevlerimiz bu süreçte tam bir sosyal kurum gibi hizmet ederek insanlarımıza yardım elini uzattı. Maraş, Narlı, Pazarcık, Gölbaşı, Adıyaman’da büyük bir yıkımın olduğunu gördük. Hem AABF hem de Hamm Cemevimize yapılan bağışlar, kurumsal yapılarımızın ne kadar özveri içerisinde çalıştığını ve güvenilir kurumlar olduğunu da bizlere bir kez daha göstermiş oldu” dedi.
“HIZIR VAKFI BÖLGEYE YARDIM DAĞITTI”
Hamm’daki toplantıya katılan Hamm Cemevi üyesi ve Hızır Vakfı Başkanı Murat Durmaz ise, “Vakıf olarak bölgedeki insanlara tonlarca bakliyat, tıbbi malzeme, diğer ihtiyaçlar ile çadır yardımı yaptık” diyerek şöyle devam etti:
“Diyarbakır’da, Adıyaman’da Alevi yurttaşlarla bir araya geldik. Maraş, Gaziantep ve Malatya hattına bölgedeki arkadaşlarımız aracılığıyla daha da dağıtım yapacağız. Önümüzdeki dönemde ailelerini kaybeden çocuklarla ilgili Hamm Cemevimiz ile birlikte yapacağımız projelerimiz var bunları da kamuoyuyla paylaşacağız. Gelin sizler de bir mazlumun Hızırı olun. Darda, zorda olan insanlara el uzatın.”
Önümüzdeki Pazar günü Hamm Cemevi ve HAKBİR Cemevinde depremde hayatını kaybedenler için bir kırk lokması verilecek.
PİRHA – Ankara’nın Mamak ilçesinde depremzedelerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla Mamak Afet ve Dayanışma Platformu oluşturuldu.
6 Şubat ve sonrasında meydana gelen depremlerin ardından Ankara’nın Mamak ilçesine giden depremzedeler için yardım kampanyaları sürüyor.
Deprem bölgesinden gelen yurttaşlara kapılarını açan cemevleri dayanışma ağını genişletiyor. Depremzedelerin tüm ihtiyaçlarını gidermek adına Mamak Afet ve Dayanışma Platformu’nun kurulduğu duyuruldu.
Platform kapsamında ‘Barınma Komisyonu, Eğitim/Psikodestek (Kadın ve Çocuk) Komisyonu ile İletişim Dayanışma Komisyonu’nun da kurulduğu açıklandı.
Platform arasında DAD, Yuva Külahlı Köy Derneği, BDSP, HDP, Anadolu Kangal Köy Dernekleri Federasyonu, Tuzluçayır Kadın Dayanışma, EMEP, PSAKD, AKADER, TİP, Tuzluçayır Cemevi ve Mamak Halkevleri de yer aldı.
Mamak Afet ve Dayanışma Platformu, “Deprem değil rant öldürür, dayanışma yaşatır” çağrısı ile 9 Mart Perşembe, saat 18:30’da Tuzluçayır Meydanı’nda basın açıklaması yapacak.
PİRHA-TJA ve HDP’li kadınlar 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında deprem bölgesinde başlattıkları dayanışma ziyaretlerini Elbistan’ın Socak, Malap (Bakışkasabası) ve Hucek (Hüyecek) köylerinde sürdürdü.
TJA ve HDP’li kadınlar 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında “Yalnız değil birlikteyiz, Jin jiyan azadî” şiarıyla topladıkları yardımları Maraş’ın Elbistan ilçesindeki Socak, Malap (Bakışkasabası) ve Hucek (Hüyecek) köylerinde kapı kapı dolaşarak kadınlar için hazırladıkları paketleri dağıttılar.
TJA ve HDP’li kadınlar, Elbistan’ın Socak, Malap (Bakışkasabası) ve Hucek (Hüyecek) köylerindeki kadınlara hijyen kitlerini ulaştırdı. Hijyen kitlerinde; iç çamaşırı, ped, tarak, fırça, lif, tırnak makası, sabun ve şampuan gibi birçok temel gereksinim ürünü yer aldı.
PİRHA-Dersim’de depremin ilk gününden bu yana seferber olan HDP Dersim Kadın Meclisi, 8 Mart yaklaşırken de, “Yalnız değil birlikteyiz, Jin jiyan azadî” şiarıyla topladıkları yardımları yarın Elbistan’a gidip depremzedelerle bir araya gelecek.
Kadınların başlattığı 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla birçok kentte açıklama ve etkinlik gerçekleştirildi.
Dersim’de depremin ilk gününden bu yana seferber olan HDP Dersim Kadın Meclisi, 8 Mart yaklaşırken de, “Yalnız değil birlikteyiz, Jin jiyan azadî” şiarıyla topladıkları yardımları yarın Elbistan’a götürüp depremzedelerle bir araya gelecek.
“ELBİSTAN’DA DEPREMZEDELERLE BİR ARAYA GELECEĞİZ”
HDP Dersim İl Eşbaşkanı Nazlı Çelik Öz, “6 Şubat’ta yaşanan depremden sonra depremzede halkımızla 8 Mart haftasında kadınların ihtiyaçlarının olduğu kolilerle yarın Elbistan’a gidip depremzedelerle bir araya geleceğiz” dedi.
PİRHA- Hatay’daki Sevgi Parkı’nda siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu dayanışma alanının boşaltılmasını isteyen polis, bazı depremzedeleri ikna ederek çadırlarını söktü. Alanın etrafını da çeviren polisler çevredeki okula konuşlanarak alanın en kısa sürede boşaltılmasını aksi halde müdahale edeceklerini belirtti.
6 Şubat’ta ve sonrasında yaşanan depremlerin ardından birçok siyasi parti ve demokratik kitle örgütü Hatay’a giderek Sevgi Parkı’nda bir yaşam alanı oluşturmuş ve depremzede yurttaşların barınma, gıda, sağlık gibi birçok ihtiyacını o alanda karşılamaya başlamıştı.
Depremin olduğu günden bu yana özelikle Hatay’da görünmeyen polis birkaç gün önce Sevgi Parkı’na gelerek dayanışma alanının boşaltılmasını istemişti. Alanın boşaltılmak istenmesine kamuoyundan ve depremzede yurttaşlardan büyük tepki gelmişti.
Alanı boş bırakmayan polisler, bugün bazı depremzedeleri ikna ederek çadırlarını söktü. İkna edebildikleri depremzedeleri çadır kentlere taşıyan polisler, alanın etrafına çok sayıda yığınak yaptı. Çevredeki bir okula da konuşlanan polisler, alanın en kısa sürede boşaltılmasını isteyerek, aksi halde müdahalede bulunacaklarını söyledi.
Sevgi Parkı’ndaki dayanışma alanında bulunan çok sayıdaki siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri, alanı boşaltmayacaklarını, müdahale durumunda direneceklerini belirterek duyarlı tüm kesimleri de dayanışma alanına sahip çıkmaya çağırdı.