PİRHA- DBP Kadın Meclisi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada kadınların tarihsel direnişine dikkat çekerek, kadın özgürlüğü olmadan demokrasinin ve kalıcı barışın mümkün olmadığını vurguladı.
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Kadın Meclisi, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada kadınların yüzyıllardır süren özgürlük mücadelesine dikkat çekilerek, 8 Mart’ın erkek egemen sisteme karşı kadınların örgütlü direnişinin simgesi olduğu vurgulandı.
Açıklamada 8 Mart’ın tarihsel arka planına değinilerek, 1857 yılında New York’ta eşit işe eşit ücret ve insanca çalışma koşulları talebiyle direnen işçi kadınların mücadelesinin bu günü tarihsel bir direniş gününe dönüştürdüğü hatırlatıldı. 1910 yılında Kopenhag’da Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart’ın uluslararası bir mücadele günü olarak kabul edildiği belirtilerek o günden bu yana kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin büyüyerek sürdüğü ifade edildi.
Kadınlara yönelik şiddet, yoksullaştırma politikaları, emeğin güvencesizleştirilmesi ve irade gaspı uygulamalarının günümüzde artarak sürdüğüne dikkat çekilen açıklamada, kadın cinayetleri ve cezasızlık politikalarının erkek egemen devlet anlayışının kadın yaşamını değersizleştiren yönünü ortaya koyduğu kaydedildi.
Açıklamada, kadın bedeni ve emeği üzerindeki tahakkümün toplumsal yaşamın birçok alanında yeniden üretildiği belirtilerek, buna rağmen kadınların bu saldırılar karşısında her dönemde direnişi büyüttüğü vurgulandı.
Kürt kadın hareketinin uzun yıllara dayanan örgütlü mücadelesinin bu direnişin güçlü örneklerinden biri olduğuna işaret edilen açıklamada, Kürt kadınlarının hem ulusal inkâr politikalarına hem de erkek egemen zihniyete karşı çift yönlü bir mücadele yürüttüğü ifade edildi. Kadınların eşbaşkanlık sistemi, kadın meclisleri ve öz örgütlülük mekanizmalarıyla siyasetten yerel yönetime kadar birçok alanda özne haline geldiği belirtildi.
Açıklamada, “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesinin kadın özgürlüğünü toplumsal özgürlüğün merkezine koyan bir paradigma haline geldiği vurgulanarak, bu anlayışın demokratik toplum inşasında önemli bir rol oynadığı ifade edildi.
DBP Kadın Meclisi açıklamasında, kadın özgürlüğü olmadan demokrasinin, demokrasi olmadan da kalıcı barışın mümkün olmayacağı belirtilerek, demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir yaşam perspektifinin toplumsal dönüşümün kadın öncülüğünde gerçekleşmesini esas aldığı kaydedildi.
Kadınların söz ve karar sahibi olmadığı hiçbir sistemin adil ve meşru olmayacağına dikkat çekilen açıklamada, kayyım politikalarına, irade gaspına, savaş ve kriz siyasetlerine karşı kadınların ortak mücadelesinin büyütülmesi gerektiği vurgulandı.
Açıklamada ayrıca farklı kimliklerden, inançlardan ve halklardan kadınların kuracağı dayanışmanın özgürlüğün çoğalmasının güvencesi olduğu belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“8 Mart bizler için yalnızca bir anma günü değil, özgür yaşamı kurma iddiamızın ilanıdır. Geçmişin direniş mirasını sahipleniyor, geleceğin demokratik toplumunu kadın öncülüğünde inşa etme kararlılığımızı yineliyoruz.”
DBP Kadın Meclisi açıklamanın sonunda başta Kürt kadınları olmak üzere dünyanın dört bir yanında direnen tüm kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü selamlayarak, “Mücadelemizden, dayanışmamızdan ve umudumuzdan vazgeçmeyeceğiz. Jin, Jiyan, Azadî” mesajını paylaştı.
PİRHA- DEM Parti, DBP ve TJA(Tevgera Jinên Azad), 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla hapishanelerde bulunan kadın mahpuslarla dayanışmak amacıyla mektup gönderdi.
DEM Parti ve DBP Dersim İl örgütleri ile TJA, hapishanelerde bulunan kadın mahpuslarla dayanışmak amacıyla 8 Mart kartları gönderdi. Etkinliğe Dersim milletvekili Ayten Kordu ve çok sayıda kadın katıldı. PTT binası önünde bir araya gelen kadınlar sık sık “Jin jiyan azadî” sloganları attı.
Mektup ve kart gönderme etkinliği öncesi konuşan DEM Parti Dersim İl Eşbaşkanı Hümeyra Tusun Yeğin, bir çok kadının mücadele ettikleri için tutuklu bulunduğunu ifade ederek şunları söyledi: “Birçok kadın arkadaşımız sırf mücadeleye emek ve değer kattıkları için yasal dayanak olmadan cezaevlerinde tutuklu bulunuyor. Bizde kadın mücadelesinde emeği bulunan bütün tüm kadın yoldaşlarımızı selamlıyoruz. Diliyoruz ve umut ediyoruz ki arkadaşlarımız mücadelemiz sayesinde bir an önce özgürlüklerine kavuşurlar.”
PİRHA – DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, demokratik entegrasyon sürecinin başladığını açıkladı. Ancak kadın cinayetleri, yoksulluk ve siyasal dışlanmanın sürdüğüne dikkat çekerek, barış ve demokratik adımların toplumun tüm kesimlerine yansıması gerektiğini vurguladı.
Sayın Uçar, demokratik entegrasyon sürecine girildiği açıklandı. Bu açıklama ne anlama geliyor?
Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi Sayın Öcalan, heyetle yapmış olduğu son görüşmede toplantıyı ikinci aşama ve demokratik entegrasyon toplantısına giriş olarak ifade etti. Dolayısıyla devletten henüz böyle bir tanımlama olmadığı için tek taraflı bir tanımlama söz konusu. Hatta kendisi “negatif barış döneminden pozitif barış dönemine geçtik” diye önemli bir tabir de kullanıyor.
Demokratik entegrasyon meselesi hem geçiş yasalarını zorunlu kılıyor hem de çok daha önemli bir şeyi gerekli kılıyor, o da kabul. Kabulden kastımız şu: Bu ülkede yaşayan birçok farklı kimlik ve inanç, farklı toplumsal kesimler var. Bunların kabulü çok çok kıymetli. Demokratik entegrasyon meselesi, sanki devlet mevcudiyetini koruyacak,bu kadar antidemokratik yapının, adaletin ve hukukun çiğnendiği sistem korunacak ve bu haliyle diğer kesimler, başta da Kürtler olmak üzere, bu yapıya entegre olacak gibi anlaşılıyor. Öyle değil. Tam tersine, asimilasyonun ve inkârın karşısında duran herkesin kendi kimliğiyle var olabildiği bir sistemi ifade ediyor. Biz entegrasyon meselesini bir yere entegre olmaktan çok, karşılıklı kabul ve birbirini tamamlayan yeni bir şey oluşturmak olarak tarif ediyoruz. Bu da 100 yıllık devlet aklında demokrasiye ve adalete dönük bir değişimi ve dönüşümü, hem zihni hem pratik açıdan zorunlu kılıyor.
“KÜRT SORUNU RAPORDA KENDİ İSMİYLE BİLE TANIMLANMAMIŞ”
Meclis komisyonunun raporu beklentileri karşılıyor mu? Bundan sonra nasıl bir yol izlenecek?
Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi elbette ki Kürt sorununun çözümü başlığında Meclis’te bir komisyonun kurulması çok kıymetli. Komisyonun yapmış olduğu dinlemeler ve almış olduğu sorumluluk önemli ama komisyonun bütün çalışmaları sonucunda açığa çıkan rapora baktığımızda çok ciddi bir yetersizlik olduğunu söylemek lazım.
Şimdi Kürt sorunu raporda kendi ismiyle bile tanımlanmamış. Yine bir güvenlik zemininde ve güvenlikçi politikalar ışığında bir değerlendirme var. Ama her birimiz biliyoruz ki bu ülkede yaşayan herkesin tanıklık ettiği Kürt sorununu çözümsüz bırakan esas şeylerden biri, güvenlik zemini dışında bir tartışmanın olmamasıydı. Dolayısıyla komisyon raporu hem Kürt halkının taleplerini karşılamadı hem de bizim açımızdan devletin bugün ihtiyaç duyduğu demokratik çerçeve anlamında ihtiyacı karşılayan bir yerde değil. Ama bir başlangıç olarak almak durumundayız.
Dem Partiden şerhler var maddeler ile ilgili olarak ama ona rağmen bu sürecin ilerlemesi yönünde daha sorumlu davranmak açısından açığa çıkan böyle demokratikleşme zeminini güçlendiren başlıklara dönük bir itici güç olma ve onun takibini yapmak gibi bir sorumluluğumuz da var. Rapor maddelerinde başlıklar var ama meseleyi sadece PKK’nin silah bırakması üzerinden ve tırnak içinde söylüyorum, “terörün bitmesi” üzerinden tanımlamak, bu ülkenin ya da demokratik kamuoyunun beklemiş olduğu çözümü çözüme açılan bir kapı olarak görünmüyor.
Elbette ki Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısında en başta vurgu yaptığı şeylerden biri, demokratik siyasetin hayat bulması ve bundan sonraki mücadele hattının da demokratik siyaset üzerinden yürütülmesi. O zaman silah bırakan PKK’lilerin Türkiye’de yaşama katılım biçimlerinin nasıl olacağı konusunda en büyük sorumluluklardan biri de devlette. Bir müstakil yasa tartışması var. Önemli. Ama bu müstakil yasanın gerçekten kendi cümleleri olan işte onur ve gurur meselesini de kapsayan bir şekilde yapılmasının kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Umut hakkı tabiri kullanılmıyor ama umut hakkı önemli aşamalardan biri. Diğer birisi, terörle mücadele kanununda ciddi bir değişikliğe ihtiyaç var. Yine Türk Ceza Kanunu’nda değişikliklere ihtiyaç var bir anlamda. Hasta tutsakların çok hızlı bir şekilde bırakılması gerekiyor.
“SAVAŞIN ORTADAN KALKMIŞ OLMASI AYNI ZAMANDA ŞİDDET POLİTİKALARININ ORTADAN KALKMASI GEREKLİDİR”
Barış ve demokratik entegrasyon söylemi var ancak kadın cinayetleri, yoksulluk ve siyasal dışlanma sürüyor. Bu süreç kadınların hayatında gerçekten neyi değiştirecek?
Çiğdem Kılıçgün Uçar: Şimdi ülkede savaş en önemli başlıklardan birisiydi ve barış gerçekleşirse savaş berhava olmuş olacak. Bu bir anlamda şiddet politikalarının azalması demek. Kürt’ün varlığı savaşa gerekçe yapıldı ve savaşı meşru kıldı. Savaşın varlığı yoksulluğu gerekli kıldı ve bu da yoksulluğu meşrulaştıran bir durum oldu.
Şimdi her ikisinin ortadan kalkmış olması başta kadınlar olmak üzere bütün toplumsal kesimlerde ciddi anlamda hak ettiği yaşamı yaşamasına vesile olacak ama kadınlar açısından şöyle bir başlık var. Biz olası barış ve demokratik çözüm sürecinde kadınları sadece izleyen değil tam tersine aktif rolde olmasını önemsiyoruz. Türkiye’deki kadın hareketi ve Kürt kadın hareketi ile birlikte belli başlı mekanizmalar kuruldu.
Kadın cinayetleri bağlamında şiddet çok meşrulaştırılmış durumda. Hem hukuk sisteminde, hem adalet sisteminde. Özellikle Muğla’da katledilen Pınar Gültekin. Pınar’ı katleden kişi yakalandığında mahkemeye verdiği ifade ibretliktir. Kendisinin Ak Tütün baskınında yer aldığını, o baskından sonra yaşamış olduğu psikolojik sorunlardan kaynaklı olarak bu cinayeti işlediğini söylemişti. Bakın savaş, erkek ve kadın cinayetleri.
Savaşın ortadan kalkmış olması aynı zamanda şiddet politikalarının ortadan kalkmasını gerekli kılar. Bu da kadınların mücadelesinin açmış olduğu özgürlük alanını genişletmiş olur. Savaşın beslediği iki şey daha var. Birisi milliyetçilik, diğeri de onun kardeş ideolojisi olan cinsiyetçilik. Barışın ve demokratik adımların atıldığı her yerde insanlar milliyetçiliğe sarılmaktan da, cinsiyetçiliğe sarılmaktan da vazgeçecekler. Dolayısıyla esas olan şey kadınları barışın kurucu mekanizmasında yerlerini verdirtmek, orada birlikte emek harcamak ve oluşacak olan barışın demokrasinin de kadının eliyle ve emeğiyle gerçekleşmesini sağlamak.
PİRHA-6 Şubat depremlerinin 3’üncü yılında yaşamını yitirenler Adıyaman’da anıldı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Yaşamı hiçe sayan sistemin, bu enkaz altında kaldığını biliyoruz ama yeni sistemi bizler oluşturmalıyız” dedi.
Maraş merkezli 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremlerinin 3’üncü yıl dönümü dolayısıyla Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde anma etkinliği düzenlendi.
Kitle, eski devlet hastanesinden saat kulesine meşaleli yürüyüş yaptı. Yürüyüşe DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ile çok sayıda milletvekili, siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcisi ve yurttaşlar katıldı.
“Yastayız, unutturmayacağız” yazılı pankartın taşındığını anmada “Sesimi duyan var mı” ve “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok” sloganları atıldı.
“YAŞAMI HİÇE SAYAN SİSTEM ENKAZ ALTINDA KALDI”
Saat kulesi önünde açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yaşanan deprem felaketini unutmamanın gelecek için bir uyarı olduğuna dikkat çekti. Devletin deprem sürecinde sorumluluklarını yerine getirmediğine dikkat çeken Hatimoğulları, “Ne yazık ki birçok kentimiz deprem için uygun değil ve gerekli önlemler alınmıyor. Geçmişten ders almamız lazım. Üşüyoruz, sesimizi duyan var çığlıkları hala kulağımızda. Yaşamı hiçe sayan sistemin, bu enkaz altında kaldığını biliyoruz ama yeni sistemi bizler oluşturmalıyız. Devlet sesimizi duymadı, aileler hala adalet peşinde. Yakınlarını kaybeden ailelerle bir araya geldik, kayıplarının çoğu çocuktu. Bütün kaybettiğimiz canlarımız yüreğimiz yanıyor. Depremde yitirdiğimiz bütün canlarımız için adalet mücadelemiz sürecek” diye konuştu.
Adıyamanlı yurttaşlar, saat kulesinin önünde depremin olduğu saat 04.17’de ‘Katiller halka hesap verecek’ sloganları attı.
PİRHA- 6 Şubat Maraş ve Hatay depremlerinin yıldönümünde Adıyaman’da anma yapıldı. Anmada konuşan DEM Parti Eş Genel BaşkanıTülay Hatimoğulları, “Kayıplarımızı unutmadık, unutturmayacağız. Unutturmayacağız ki İstabul’daki muhtemel depremin önüne geçelim” derken, DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar da “Bir arada oldukça acılarımızın hafiflediğine tanıklık ettik. Birliğimizi güçlendirelim” dedi.
Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde, 6 Şubat depreminin yıl dönümü dolayısıyla halk buluşması düzenleniyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Semsûr Şubesinde düzenlenen halk buluşmasına Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar katıldı.
“BİZ BİRBİRİMİZE SAHİP ÇIKTIK”
Anmada DEM Parti Eş Genel BaşkanıTülay Hatimoğulları konuştu. Depremin üzerinden 3 yıl geçmesine karşın kentlerde sorunların sürdüğünü belirterek, şunları dile getirdi:
“Biz sıradan bir doğal afet yaşamadık. 6 Şubat tamamen bir sorumsuzluğun ve ihmalkârlığın sonucudur. Yüreğimizi yakan en önemli şey budur. Deprem öldürmez bina öldürür. Bunların önlemi alınmadı. Bizler, o yıkıntıların altında ‘sesimi duyan var mı?’ diyerek can çekişenlere şunu diyebildik; ‘evet sesinizi duyuyoruz ama elimizden gelen budur.’ Ben depremin yaşandığı ilk günden itibaren Hatay’daydım. Ben de Hatay Samandağlıyım. Sizler gibi akrabalarımı, komşularımı kaybettim. Bir Cenaze torbası bulamadık. Evimizin karşısındaki komşularımızı evimizden çıkardığımız çarşaflarla kurtarabildiğimiz battaniyelere sarıp defnetmek zorunda kaldık. Kepçe bulamadık mezar kazmak için. Dışarıdan gelen gençlerin elleri yaralandı. Mezar kazarken kepçe bulamadık.
Ama birkaç hafta sonra o beşli çetenin şirketlerine ihale verilince yıkıntıları ortadan kaldırıp yerine yeni imarlar açılacağı zaman gözünüzün alamayacağı kadar kepçe gördük. Neden o kepçeler ilk gün yoktu? Neden o beşli çetenin kepçeleri seferber edilmedi? Neden askerler seferber edilmediği ilk saniyesinde depremin neden arama kurtarma çalış İşte biz bunu her yerde sorgulamaya devam edeceğiz. Çok insanı kurtarabilirdik. Hepiniz bu depremin tanığısınız. Elimizde hilti olsaydı daha fazla, elimizde daha fazla kazma kürek olsaydı, kepçeler yardıma gelseydi çok daha fazla insanı kurtarabilirdik. AFAD’ın içi boşaltılmamış olsaydı, Kızılay’ın çadırları Konserveleri, arama kurtarmada kullanacağı araç gereçler satılmamış olsaydı, peşkeş çekilmemiş olsaydı, kurumlar liyakatli bir şekilde donanmış ve çalışabilir olsaydı, biz çok insanı kurtarabilirdik. Hiç unutmuyorum. Depremin ilk gecesi sabaha karşı saat 4’te Samandağ’da arama kurtarma çalışmalarına gelen gönüllülerle beraber çalışıyorduk. Günlerce çalıştık. Bir grup vardı ve karşıdan bizim komşumuzun sesi geliyor. ‘Kurtarın beni’ diye. Dışarıda oğlu Feryat Figan bizi görünce adeta ilk yardımı bulmuşçasına bize sarıldı ve “Benim ailemi kurtarın.” dedi. 15 kişilik AFAD ekibinin üstünde sadece AFAD önlüğü vardı. Ellerinde bir tane kürek dahi yoktu. İşte bu iktidarın kurumların içini nasıl boşalttı. Biz bu depremde ne yazık ki acı acı deneyimledik.
Depremin acıları hala tazeliğini koruyor. Bazı bölgelere biraz daha belki destek gelmiş olabilir ama inanın en fazla desteği alan bölge bile daha toparlanabilmiş değil. Zaten Alevi bölgelerine üvey evlat muamelesi yaptılar. Yardımları, destekleri de mezhebe ve inanca göre onların siyasi akrabalıklarına ideolojik yakınlıklarına göre gönderdiler. Bunun canlı tanıkları bizleriz. Mesela Hatay Hala yıkıntılar içinde. Doğru düzgün teslim edilmiş bir ev dahi yok. 200 bine yakın insan hala konteynerlarda yaşıyor. Burada Adıyaman’da 40 bini aşkın insan hala konteynerde yaşıyor. Ve insanlar 21 metrekareye sığdırmak zorunda kaldı hayatlarını. Okullar doğru düzgün çalışmadı. Hastaneler hala birçok deprem bölgesinde yok. Ve onlar çıkıp diyor ki: ‘Biz deprem yaralarını sardık’ Külliyen, külliyen yalan. Hiçbir yarayı sarmadılar” şeklinde konuştu.
Biten komutların anahtarını teslim ettiklerinde boş kağıda imza attırıyorlar. Burada konut alanınız varsa, o imzayı atan varsa bilir. Önümüzdeki günlerde devlet ona ne kadar borç çıkaracak depremzede vatandaş bilmiyor. Yüzlerce kez söyledik. Depremzede müşteri değildir. Bizler yıllar yılıdır deprem vergisi ödüyoruz. Ama deprem vergisini havaalanı için kullanmışlar. Garantili yandaş şirketlere peşkeş çektikleri yollar için kullandılar. Oysa yaptığımız hesaplamada toplam bugüne kadar toplanmış deprem vergilerinden 100 metrekarelik 1 milyon hane yapılabilir. O 1 milyon konutu yurttaşın vergisinden yapıp deprem zedeye ücretsiz olarak vermek devletin boynunun borcudur. Ama devlet şimdi 2 milyona mal ettiği evi deprem zedeye 5 milyona satıyor. 3 milyon kar elde etmeyi planlıyor. Ticaret kafasıyla çalışıyor. Oysa biz vergimizi niye ödüyoruz?
İktidar, devlet bize sahip çıkmadı. Ama biz birbirimize sahip çıktık. İlk bisküviyi, ilk suyu Alevi kurumları gönderdi deprem bölgelerine. Avrupa’daki Alevi canlarımız, Türkiye’deki Alevi canlarımızın yaptığı örgütlenme, Pir Sultan Abdal Derneği’nin ev sahipliği, birçok kurumun ev sahipliği ve ben sizlerin huzurunda Alevi kurumlarımıza hem Türkiye’deki hem Avrupa’daki, gösterdikleri bu büyük dayanışma ve gerçekten yanımızda olma duygusundan dolayı kendilerine sonsuz teşekkür ediyorum. Birbirimize el uzattık. Türkiye’nin hiç tanımadığımız yerlerinden, kentlerinden dil, din, ırk ayrımı yapmaksızın birbirimizle dayanıştık. İşte toplumsal dayanışma bizleri yaşattı. Toplumsal dayanışma bize moral verdi. toplumsal dayanışma bizi bugüne getirdi. Ve değerli canlar, bizler dayanışmanın toplumda ne kadar faydalı olduğunu bu depremde bir kere daha gördük. Tutunacak bir dal bulduk bu sayede. Ve şu bilinmeli ki değerli canlar, bizler asla bu depremi ve kayıplarımızı unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız. Yeni acılar yaşanmasın diye unutturmayacağız. Yeni yıkımlar olmasın diye unutturmayacağız”
Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere de, depremin yaralarının sarılması için daha fazla çalışma yapılması gerektiğini ifade etti.
“ACILARIMIZ HÂLÂ TAZE”
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar da, depremin ilk gününden itibaren yurtseverlerin, devrimcilerin, sosyalistlerin, Alevilerin büyük bir dayanışma gösterdiğini vurgulayarak, “Bir arada oldukça acılarımızın hafiflediğine tanıklık ettik” dedi.
DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yaşadığımız ülke bir deprem ülkesidir. Bütün iktidarlar bunu deneyimledi. Ancak bugüne kadar depremi gerçek anlamda gündemine alan, depreme uygun politikalarla bu ülkede yaşayan toplumun, halkın, insanların yaşam hakkını koruyabilen bir siyaset ortaya çıkmadı.
İktidar depremde sorumluluk almadı; ama daha kötü bir şey yaptı. İnsanların yaşam hakkının ve barınma hakkının sağlanmasını, kendisine oy verme gerekçesine bağladı. “Merkezi hükümet benim, ben yaparsam ben yaparım” dedi. İnsanları oyla oyaladı.
Üzerinden üç yıl geçti. İnsanlar ne acılarını unutabildi ne de sağlıklı bir barınma hakkına kavuşabildi. Hâlâ barınacak konutu olmayan, eğitim görebileceği sağlıklı bir okulu bulunmayan, sağlık ve tedavi hizmeti alabileceği korunaklı sağlık merkezleri olmayan bir deprem bölgesiyle karşı karşıyayız.
Bugün Adıyaman’dayız ama 11 il bunu yaşadı. Ve ne yazık ki Türkiye’de daha birçok il hâlâ bu büyük deprem riskiyle karşı karşıya.
Depremde bir şeye daha tanıklık ettik. Deprem vergisi uzun yıllardır toplanıyor. “Deprem vergisi nereye gitti?” diye sorulduğunda, iktidar “duble yol yaptık” dedi. Ama o duble yollar ne yardımların deprem bölgesine ulaşmasını sağladı ne de insanların bölgeye erişimini kolaylaştırdı. İnsanların yaşamının yerine duble yolları koyduğunu itiraf eden bir iktidarla hâlâ karşı karşıyayız.
Buna karşın, başta partimiz olmak üzere bütün muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri, devrimci ve sosyalist yapılar deprem bölgesine akın akın gitti. Dayanışmayı her gün, kendi ellerimizle yarattık. Ve gördük ki; esasen bir arada olduğumuzda acılarımız hafifliyor, bir arada olduğumuzda bu acıların önüne geçecek yol ve yöntemleri de birlikte üretebiliyoruz.
Eğer ilk günden itibaren kayyumlar atanmasaydı, bölgedeki bütün belediyeler tüm imkânlarını deprem bölgesine sunacaktı. Sınırlı belediyelerimizle, sınırlı imkânlarımızla ilk günden itibaren orada olmaya çalıştık. Mesele sadece yemeğin verilmesi değildi; esas mesele orada el ele tutuşabilmek, yarayı görebilmek ve o yaraya dokunabilmekti.
Nevzat Hakkı’nın tanımıyla, yakalanan Kürtler akın akın deprem bölgesine gitti. Çok derin bir yarayı sarmak için herkes var gücüyle elinden geleni yaptı, hâlâ yapmaya devam ediyor.
Depremin yaşanmasını belki engelleyemeyiz; ama cinayet gibi karşımızda duran, katliam gibi karşımızda duran can kayıplarını engelleyebiliriz. İktidar yapmıyorsa, devlet yapmıyorsa; sivil toplum örgütleri, bizler, bütün imkânlarımızla bunun peşinden gitmeliyiz. Yol ve yöntemleri tartışmalıyız.
Bu ülkede ilkokuldan itibaren, deprem ülkesi olduğumuz çocuklara öğretilmeli. Çocukluktan başlayarak depreme karşı nasıl önlem alınacağı anlatılmalı, somut önlemler hayata geçirilmelidir.
Ama iktidar, depreme çok kısa bir süre kala “müjde” diye imar barışı, yani imar affı çıkardı. Bu sözde müjde, 11 ilde bizim canımıza mal oldu. Yani yaşam hakkımız sermaye çevrelerine peşkeş çekildi.
Bunun sorumlusu elbette ki sorumsuz bir siyasettir. Depremde devletin ve iktidarın kendi halkıyla, kendi toplumuyla ne kadar uzak olduğunu; bu ülkede yaşayan insanların yaşam hakkını nasıl korumadığını hep birlikte gördük.
Acılarımız hâlâ taze. Sadece binalar yıkılmadı; yaşamlarımız, hatıralarımız, hafızalarımız da yıkıldı. Bunun sosyolojik boyutu var, ekonomik boyutu var, psikolojik boyutu var.
Ama hep birlikte saracağız. Elimizden ne geliyorsa yapacağız. Tam da Hızır ayına girdiğimiz bu süreçte birbirimizin huzuru olacağız. İyi günde de, kötü günde de, dar günde de bunu başardık; yine başaracağız.”
“ACILARI HİÇBİR ZAMAN UNUTMAYACAĞIZ”
AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz ise, şunları dile getirdi:
“Herkesin içeceği bir tas çorbası vardı. Özellikle Adıyaman Yenimahalle Cemevi Başkanı olarak, o süreçte Adıyaman Cemevi’nde örülen dayanışmayla onur duydum, şeref duydum. Üstelik bu dayanışma; tüm emek ve demokrasi güçleri, tüm siyasi partiler tarafından, hiçbir ayrım gözetilmeksizin kolektif bir çalışmayla örüldü. Burada gerçekten muazzam bir dayanışma vardı.
Evet, 11 ilin 11’ine bir şekilde yetişilmeye çalışıldı. Ama buradaki yaralar sarılırken, bir yandan da Türkiye’nin farklı bölgelerine giden canlarımıza cemevlerimiz sonuna kadar kapılarını açtı.
Hızır ayındayız. Birbirimizin Hızır’ı olmayı belki de en çok felaketlerde öğrendiğimizi düşünüyorum. Çünkü canlarımızı kaybettik; örgütümüzü kaybettik, Alevi Kültür Dernekleri’nin değerli başkanını kaybettik, yollarımızı kaybettik.
Adıyaman ayağa kalkacak, Urfa ayağa kalkacak, Hatay ayağa kalkacak. Evet, bir şekilde ayağa kalkacağız. Ama bu acıları hiçbir zaman unutmayacağız. Dayanışmanın ne kadar hayati olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız.
Dostlar, birbirimizin Hızır’ı olmaya, birbirimizle dayanışmaya, birbirimize destek olmaya; birbirimizin bir yudum suyu, bir tas çorbası olmaya devam edeceğiz. Yetmiş iki millete bir nazarla bakmaya devam edeceğiz. Çünkü biz ırkların değil, inançların yanındayız.”
Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan da, “Hızır ayındayız. Birbirimizin Hızır’ı olmayı belki de en çok felaketlerde öğrendiğimizi düşünüyorum. Çünkü canlarımızı kaybettik; örgütümüzü kaybettik, Alevi Kültür Dernekleri’nin değerli başkanını kaybettik, yollarımızı kaybettik. Adıyaman ayağa kalkacak, Urfa ayağa kalkacak, Hatay ayağa kalkacak. Evet, bir şekilde ayağa kalkacağız. Ama bu acıları hiçbir zaman unutmayacağız. Dayanışmanın ne kadar hayati olduğunu hiçbir zaman unutmayacağız. Dostlar, birbirimizin Hızır’ı olmaya, birbirimizle dayanışmaya, birbirimize destek olmaya; birbirimizin bir yudum suyu, bir tas çorbası olmaya devam edeceğiz. Yetmiş iki millete bir nazarla bakmaya devam edeceğiz. Çünkü biz ırkların değil, inançların yanındayız. Kıymetli dostlar, bugünkü bu anma etkinliğinde bizleri bir araya getiren Pir Sultan örgütümüze de teşekkür ediyoruz. Dayanışmamız daim olsun. Hızır, cümle mazlum canların yoldaşı olsun” diye konuştu.
PİRHA- DBP ve DEM Parti Dersim İl Örgütleri, yarın Rojava için gerçekleştirilecek eylem için katılım çağrısında bulundu. “Rojava ve Kobane’de gerçekleştirilen katliamlara karşı çerağlarımızı yakıp, ses yükselteceğiz” diyen DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yarın gerçekleştirilecek eyleme katılım çağrısında bulundu.
“Kerbela’dan Rojava’ya yaşanan karanlığa karşı çerağlarımızı yakıyoruz” diyen, Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Rojava üzerinde sürdürülen saldırıları kınamak ve tepki göstermek amacıyla yarın Seyit Rıza Meydanı’nda çerağ yakarak yaşananları protesto edecek.
Eylem öncesi Demokratik Bölgeler Partisi ve DEM Parti İl Örgütleri, katılım çağrısında bulunmak amacıyla Seyit Rıza Meydanı’nda açıklama yaptı. Açıklamada DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş konuştu.
“ROJAVA MÜCADELEDİR, ÖZGÜRLÜKTÜR”
“Suriye’de Alevilerle, Dürzilerle, Hristiyanlarla başlayan HTŞ-IŞİD katliamları, bugün Halep’te devam etti. Hemen akabinde ise aynı ateş Rojava ve Kobani’ye döndü” diyen DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, saldırılar karşısında sessiz kalmayacaklarını ve ses yükselteceklerinin mesajını verdi.
Yarın yapılacak açıklamaya katılım çağrısında bulunan Kordu, “Yarın saat 17.30’da Seyit Rıza Meydanı’nda hep beraber buluşalım. Suriye’de, Rojava’da, Kobane’de gerçekleştirilen katliamlara karşı dur demek için, Kobane’de kuşatmayı kaldırmak için, sivil katliamların son bulması için, Suriye’de demokratik bir yönetimin inşa edilmesi için buradan ses vereceğiz. Tüm Dersim halkını çerağlarıyla birlikte Rojava’ya ve Kobane’ye karşı ses vermeye çağırıyoruz” dedi.
“ROJAVA’DAKİ KARANLIĞI YOK ETMEK İÇİN ÇERAĞLARIMIZI YAKACAĞIZ”
Diğer bir çağrıda bulunan isim ise DEM Parti İl Eş Başkanı Özcan Ateş oldu. Suriye ve Rojava ekseninde yaşanan katliamlara sessiz kalınmaması gerektiğine dikkat çeken Ateş, “Alevilere, Kürtlere zülüm var. Orada çocuk ve kadınlar katlediliyor. Rojava’yı ve orada yaşayan halkları kendi denetimine almak isteyen mevcut zihniyet diyor ki, ‘dilinizi konuşmayın, kimliğinizden vazgeçin.’ Rojava kendi kimliği, kültürü, dili ve özgürlüğü için mücadele ediyor. Bizde Dersim’de Rojava için bir araya geliyoruz. Yarın Seyit Rıza Meydanı’nda Rojava’daki savaşa karşı, Rojava halkıyla dayanışmak için çerağlarımızı yakacağız. Rojava’daki karanlığı aydınlatmak için gelin hep beraber çerağlarımızı yakalım. Halkımızı yarın Rojava dayanışmaya çağırıyoruz.
DBP ve DEM Parti İl örgütleri, Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan çağrının ardından Dersim Çarşı merkezinde yurttaşlara ve esnaflara bildiri dağıtarak eyleme katılım çağrısı yaptı.
PİRHA- Demokratik Bölgeler Partisi, Kobanê Zaferi’nin 11. yıl dönümünde yaptığı açıklamada, Kobanê’nin insanlık onurunun direniş meşalesi olduğunu vurguladı, kente yönelik kuşatma ve saldırılara karşı mücadele çağrısı yaptı.
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Kobanê Zaferi’nin 11. yıl dönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yayımladı.
Açıklamada “Tarihin akışının değiştiği, ‘düştü düşecek’ denilerek karanlık planlarla kuşatılan bir kentin, halkların sarsılmaz iradesiyle yeniden ayağa kalktığı Kobanê Zaferi’nin yıl dönümünü büyük bir gururla selamlıyoruz” ifadeleri kullanıldı.
DBP, 11 yıl önce Kobanê’de yazılan destanın yalnızca askeri bir başarı olmadığına dikkat çekerek, bunun aynı zamanda “IŞİD karanlığına karşı özgürlük değerlerinin, kadın özgürlükçü paradigmanın ve halkların ortak yaşam iradesinin zaferi” olduğu değerlendirmesinde bulundu.
Açıklamada, Kobanê direnişinin Kürt halkının hafızasında özgürlük ve direnişin sembolü olarak yer aldığı belirtilirken, “Kürt halkının hafızasına direnişin ve özgürlüğün sembolü olarak kazınan Kobanê direnişi, Arîn Mîrkanların, Paramaz Kızılbaşların ve binlerce isimsiz kahramanın fedai ruhla ördüğü bir settir” denildi. Bu direnişin zamanla küresel bir vicdan hareketine dönüştüğü ifade edilerek, “Tarihe iz düşen bu direniş, sınırların anlamsızlaştığı, dört parçadaki Kürt halkının ve dünyanın dört bir yanından gelen enternasyonalist devrimcilerin kalbinin aynı ritimle attığı küresel bir vicdan hareketine dönüşmüştür” sözleri aktarıldı.
DBP, ayrıca Kobanê’nin “Rojava kadın devriminin yenilmezliğini tüm dünyaya ilan eden” bir merkez olduğunu vurguladı.
‘KOBANÊ YENİDEN KUŞATMA ALTINDA’
Kobanê’nin bugün yeniden kuşatma altında olduğuna işaret edilen açıklamada, “Bugün bu destansı zaferin 11. yıl dönümünü kutlarken, Kobanê bir kez daha tarihin tekerrür ettirilmek istendiği, karanlık güçlerin kuşatması altında büyük bir irade göstermektedir” ifadeleri paylaşıldı. DBP, 11 yıl önce yenilgiye uğratılan güçlerin intikam arayışında olduğuna dikkat çekerek, “IŞİD artığı HTŞ ve türevi çeteler ile onları destekleyen bölgesel güçler bugün bir kez daha Kobanê’yi kendi karanlıklarında boğma çabası içindedir” değerlendirmesini yaptı.
Günlerdir süren kuşatma ve ablukanın kentin yaşam damarlarını kestiği belirtilirken, “Günlerdir süren kuşatma ve abluka altında, kentin hayati damarları kesilerek, yine aynı karanlığa mahkum edilmek isteniyor” sözlerine yer verildi. Yaşanan insani drama ilişkin ise, “Elektrik ve suyun olmadığı, çocukların dondurucu soğuklar altında yaşamını yitirdiği bu ağır insani dram, dünya kamuoyunun gözleri önünde şu saatlerde bile devam ediyor” ifadeleri aktarıldı.
‘KOBANÊ RUHU ROJAVA VE ORTADOĞU’DA YAŞIYOR’
Açıklamada, tüm imkânsızlıklara rağmen Kobanê’nin direnişten vazgeçmeyeceği kaydedilerek, “Kobanê, diz çökmeyeceğini ve onurundan taviz vermeyeceğini tüm dünyaya bir kez daha ilan etmektedir” denildi. Aynı açıklamada, direnişin bugün de kadınların öncülüğünde sürdüğü vurgulanarak, “Kobanê’nin düşmesini bekleyenleri daha önce hayal kırıklığına uğratan o muazzam irade, bugün yine kadınların öncülüğünde siperlerde ve sokaklarda yaşam bulmaktadır” ifadeleri kullanıldı.
DBP, Kobanê ruhunun bugün Rojava ve Ortadoğu’nun dört bir yanında yaşadığını belirterek, bunun “örgütlü bir halkın karşısında hiçbir gücün duramayacağının en somut kanıtı” olduğuna işaret etti. Açıklamada ayrıca, “Geçmişte bu kenti düşüremeyenlerin hevesleri bugün de kursaklarında kalacaktır” sözleri yer aldı.
Açıklamada son olarak, “Direnişi bir yaşam biçimi haline getiren Kürt halkı ve dostları, bugün Kürdistan’ın ve dünyanın dört bir yanında Kobanê için ayaktadır, 11. yılında zaferimizi aynı coşkuyla kutlarken, maruz kaldığımız bu yeni saldırı dalgasına karşı tek bir ağızdan haykırıyoruz: Kobanê dün düşmedi, bugün de düşmeyecek!” denildi.
PİRHA – Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Halep’in Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırılara ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, sivilleri hedef alan saldırıların derhal durdurulması çağrısında bulundu. DBP, yaşananların açık bir insanlık suçu olduğunu vurguladı.
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) MYK açıklamasında, Suriye Geçiş Hükümeti’ne bağlı silahlı grupların tanklar ve yoğun bombardıman eşliğinde sürdürdüğü saldırıların, aralarında çocukların da bulunduğu sivil kayıplara yol açtığına dikkat çekildi. Yerleşim alanlarının sistematik biçimde hedef alındığı belirtilen açıklamada, bunun sivillerin yaşam hakkının bilinçli olarak ihlali anlamına geldiği ifade edildi.
Açıklamada, “Kürt mahallelerinin bilinçli şekilde savaş alanına çevrilmesi, yaşananların sıradan bir askeri çatışma olarak geçiştirilemeyeceğini göstermektedir. Bu tablo, uluslararası insancıl hukukun pervasızca çiğnendiği açık bir ihlaldir” denildi.
“FİİLİ KUŞATMA DAHA BÜYÜK BİR OPERASYONUN HABERCİSİ”
DBP, gece saatlerinde de devam eden saldırılarla birlikte Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê’nin fiilen kuşatma altına alındığını belirterek, bunun daha kapsamlı ve yıkıcı bir operasyonun zeminini hazırladığı uyarısında bulundu. Açıklamada, saldırıların tesadüfi olmadığı, bilinçli, planlı ve siyasi sonuçları olan bir tercih olduğu vurgulandı.
“ÇÖZÜM SÜRECİ SABOTE EDİLİYOR”
DBP MYK, saldırıların zamanlamasına da dikkat çekerek, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ordusuna entegrasyonunun tartışıldığı ve taraflar arasında temasların sürdüğü bir süreçte bu saldırıların gerçekleşmesinin anlamlı olduğuna işaret etti. Açıklamada, “Bu durum, çözüm ihtimalini sabote etmeyi amaçlayan iç ve dış çözüm karşıtı odakların devrede olduğuna dair güçlü işaretler barındırmaktadır” ifadelerine yer verildi.
DBP’ye göre Kürtleri hedef alan saldırılar yalnızca bugünü değil, Suriye’nin geleceğine dair olası siyasi uzlaşma zeminlerini de tehdit ediyor. Bu nedenle Şam yönetimi açısından yaşananların, Kürtlerle kurulacak ilişkiler bakımından tarihsel bir kırılma niteliği taşıdığı belirtildi.
ULUSLARARASI ÇAĞRI: ARTIK İZLEYİCİ OLMAYIN
DBP MYK açıklaması, uluslararası güçlere ve ilgili tüm aktörlere çağrıyla son buldu. Sivillerin korunması için derhal sorumluluk alınması gerektiği vurgulanan açıklamada, saldırıların acilen durdurulması ve saldırgan güçlerin açık biçimde teşhir edilmesi istendi.
DBP, aksi halde Halep’te yaşananların Suriye genelinde daha büyük yıkımların ve geri dönülmez kırılmaların habercisi olacağı uyarısında bulundu.
PİRHA-İran’da halkların süren protestolarına dair açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanları ve DBP, “İran halklarının haklı mücadelesinin yanındayız!” dedi.
İran’da başlayan eylemler devam ediyor. Ezna’daki eylemlere katılan ve rejim güçleri tarafından kafasından vurulan Reza Moradi Abdrolvand (18) tedavi gördüğü Aligudarz Hastanesi’nde yaşamını yitirdi. Kirmanşah’ta ise 17 yaşındaki Kürt işçi Reza Kanbari, rejim güçlerinin direkt ateş etmesi sonucunda hayatını kaybetti.
İran’da süren protestolara dair Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) açıklama yaptı.
“İRAN HALKLARININ ONURLU VE MEŞRU MÜCADELESİNİN YANINDAYIZ”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları İran’da derinleşen ekonomik kriz ve artan baskılara karşı sokağa çıkan kadınlar, gençler ve farklı kimliklerden yurttaşlar ağır şiddetle karşılaştığına dikkat çekerek, “İran İnsan Hakları Örgütü’nün verilerine göre protestolarda en az 19 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı. Yaralıların gözaltı merkezlerinde tutulması ve çocukların zorla itirafçılığa maruz bırakılması insanlık dışıdır. Başta Kürt kentleri olmak üzere İran genelinde can kayıplarına yol açan saldırıları kınıyoruz. DEM Parti olarak İran yönetimini, baskı ve şiddetle yönetme ısrarından vazgeçmeye; halkın refah, eşitlik ve adalet taleplerine kulak vererek demokratik çözüm kanallarını derhal açmaya çağırıyoruz. Emperyalist güçler tarafından Orta Doğu’yu, Afrika’yı yeniden dizayn etmek için düğmeye basıldığının farkındayız. Buna karşı koymanın birinci yolu başta İran olmak üzere bölgedeki her ülkenin halkların özgür iradesine saygı duyması; özgürlük alanlarını genişletmesi ve demokratik bir düzenin inşa edilmesidir. #İran’a da çağrımız bu yönlü adımların atılmasıdır. İran halklarının onurlu ve meşru mücadelesinin yanındayız” dedi.
“DEMOKRATİK ADIMLARI AT!”
İran’da kadınların, gençlerin, emekçilerin ve yoksulların; farklı kimlik ve inançlardan halkların yıllardır yükselttiği itiraz, yalnızca ekonomik çöküşe karşı bir feryat değil, eşit yurttaşlık, adalet ve özgürlük talebi olduğunu vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, şunları ifade etti:
“DEM Parti olarak bu talepleri meşru görüyor; halkların iradesini bastırmaya dönük her tür zor politikasını kınıyoruz. İran rejimi, demokratik taleplere şiddetle yanıt vererek krizi çözmüyor; derinleştiriyor. Sokakları, meydanları ve özellikle Kürt kentlerini bir “güvenlik alanı” değil, fiilen savaş alanına çeviren yaklaşımı reddediyoruz. Gözaltılar, işkence iddiaları, yargısız infazlar ve ölümcül müdahaleler derhal durdurulmalıdır. Rejimi, milyonların sesine kulak vermeye; halkların ortak yaşamını güçlendirecek demokratik adımları atmaya, barışçıl çözüm yollarını açmaya çağırıyoruz. İran’da ve Ortadoğu’da tarih defalarca gösterdi: Dış baskılara, ekonomik sefalete ve toplumsal çözülmeye karşı en güçlü savunma, halkların rızasına dayanan demokratik bir düzen kurmaktır. Şiddetle yönetilen hiçbir ülke istikrara kavuşamaz; istikrarın yolu özgürlük, adalet ve eşitliktir.”
“DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK TALEPLERİNE KULAK VERİN”
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) tarafından yapılan açıklamada şunlar dile getirildi:
“Ortadoğu, yüzyılı aşkın süredir ulus-devletçi, molla rejimi ve halkları yok sayan siyasal anlayışların yarattığı derin krizlerle sarsılmaktadır. Bölge halklarının iradesini tanımayan, farklılıkları bastırmayı esas alan bu rejimlerin ayakta kalma çabaları; savaş, yoksulluk, göç ve sürekli olağanüstü hâl koşulları olmuştur. İran İslam Cumhuriyeti de bu tarihsel ve yapısal krizin en sert örneklerinden biri olarak, halkların taleplerini yok sayan teokratik bir yönetim anlayışında ısrar etmektedir.
Tahran’da başlayıp kısa sürede İran’ın birçok kentine yayılan protestolar, yalnızca kötü ekonomi politikalarına karşı bir tepki değil; uzun yıllardır biriken siyasal, toplumsal ve kültürel baskıların dışavurumudur. Halkın sokaklarda yükselttiği demokratik taleplere rejimin silahla karşılık vermesi; şimdiye kadar onlarca insanın yaşamını yitirmesine, yüzlercesinin yaralanmasına ve tutuklanmasına yol açmıştır. Bu tablo, İran rejiminin halkları muhatap almaktan ne denli uzak olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.
İran’daki bu krizin, ülke içi ve ülke dışı dinamiklerle bağlantısı olduğu unutulmamalıdır. Bölgesel ve küresel güçlerin askeri, siyasi ve ekonomik müdahaleleri, İran rejiminin hali hazırda var olan güvenlikçi politikalarını daha da belirgin hale getirmiştir. İran iktidarının tüm kaynakları savaşa ve güvenliğe yönlendirmesinin bedelini yoksulluk, işsizlik ve güvencesizlik içinde yaşayan halklar ödemiştir ve ödemeye devam etmektedir. Rejim yıllardır, her krizi halkların taleplerini bastırmak ve kendi iktidarını sürdürmek için bir araç olarak kullanmaktadır.
Bugün yaşanan isyan dalgası, 2022 yılında kadınların öncülüğünde başlayan “Jin, Jiyan, Azadî” isyanının sürekliliği niteliğindedir. Kadını kamusal yaşamdan silmeyi hedefleyen, bedenine ve kimliğine müdahaleyi meşrulaştıran politikalar; İran’da olduğu kadar Ortadoğu’nun tamamında derin bir toplumsal yarılmaya yol açmaktadır. Kadın özgürlüğünü esas almayan hiçbir siyasal sistemin özgürlük üretemeyeceği gerçeği, bugün İran sokaklarında bir kez daha açıkça görülmektedir. İran rejimi, halkların demokrasi talebini “dış mihraklar” söylemiyle bastırmaya çalışarak klasik ulus-devlet reflekslerine sarılmaktadır. Oysa gerçek açıktır: Kriz, dışarıdan değil; halkları yok sayan, farklılıkları tehdit olarak gören ve şiddeti yönetim biçimi haline getiren sistemin kendisinden kaynaklanmaktadır. Bu tablo ulus-devlet yapıları ve kapitalist modernitenin Ortadoğu’da artık çözüm üretmekten uzak olduğunu; aksine krizleri derinleştirdiğini göstermektedir. Çıkış yolu, baskıyı artırmak, isyanı bastırmak ya da savaş politikalarına sarılmak değildir. Çıkış yolu, demokratik dönüşümden, hak ve özgürlük alanlarının genişletilmesinden, halkların ve inançların eşit ve özgür birlikteliğinden geçmektedir. Kürt halkı başta olmak üzere İran’ın kadim halkları ve inançları, özgür ve insanca bir yaşam talebinde birleşmektedir.
Demokrasi temelinde gelişecek toplumsal ve siyasal bir modelin; yalnızca İran için değil, tüm Ortadoğu halkları için umut olduğu artık su götürmez bir gerçektir. Şunun altını bir kez daha çizmekte fayda görüyoruz; eşitliğin, özgürlüğün ve kadın öncülüğünün esas alındığı bir demokratik dönüşüm, bölgenin kronikleşmiş krizlerine gerçek bir alternatif sunmaktadır.
Kürt halkının, Ortadoğu’da mücadelesini verdiği ve hayata geçirdiği; eşitlik, özgürlük ve demokrasi temelli yeni yaşam modeli bu coğrafyadaki tüm halkların kurutuluş reçetesi mahiyetindedir. Dolayısıyla çözüm; savaşa, şiddete, eşitsizliğe, gericiliğe ve zulme karşı direnişi ve demokratik değerleri öncelemektir.
Bizler bu haliyle; İran rejimini derhal şiddet kullanmaktan vazgeçip, halkların ekonomik sorunlarına çözüm üretmeye, demokrasi ve özgürlük taleplerine kulak vermeye ve farklı inanç ve kimlikleri tanımasını gerektiğini vurguluyoruz.”
PİRHA- Demokratik Bölgeler Partisi(DBP), paylaştığı yeni yıl mesajında, 2026 yılının barış,özgürlük, adalet ve demokrasi getirmesini diledi.
Demokratik Bölgeler Partisi, tüm halkların yeni yılını kutlayarak, 2026 yılının barışa vesile olmasını temenni ettiklerini söyledi.
DBP’nin yeni yıl mesajı şöyle:
“Amed’den Urmiye’ye, Qamişlo’dan Hewler’e; Kürdistan’ın dört bir yanında yaşayan Kürt halkının ve dünyanın tüm halklarının yeni yılını yürekten kutluyoruz. Geride bıraktığımız yılda, tüm baskılara ve inkâr politikalarına rağmen barış umudu yeniden yeşermiştir. 2026 yılında bu umudun filizlenmesi, kök salması ve kalıcı bir barışa dönüşmesi için daha çok mücadele edecek, daha çok örgütleneceğiz.
Türkiye halklarının özgürlük, demokrasi ve adalette buluşabilme inancının diri olduğunu son bir yılda herkes çok açık bir şekilde gördü. Bu anlamıyla, 2026 yılının, halkların iradesinin güçlendiği, barışın toplumsallaştığı ve demokratik toplumun inşasında yeni bir eşik olduğu bir yıl olacağına inanıyoruz.
Bu umut ve inançla, yeni yılın halklarımıza barış, özgürlük, adalet ve demokrasi getirmesini diliyoruz.”
PİRHA- Antep’teki Alevi kurum başkanları ve demokratik kitle örgütü temsilcileri yeni yıla dair barış mesajında ortaklaşırken, demokrasi, adelet ve özgürlüklerin yaşanması için mücadelenin gerekliliğine işaret ettiler.
İnkar ve asimilasyon politikalarına karşı mücadele yürüten Aleviler, ikinci yüz yıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 2026 yılı da tüm diğer yıllar gibi baskı politikalarına, zorbalığa karşı mücadelenin büyütüleceği bir yıl olacak.
Antep’teki Alevi kurum başkanları ve demokratik kitle örgütü temsilcileri yeni yıla dair mesajlarını PİRHA ile paylaştı. Mesajlar şöyle:
“2026 YILIDA GÜZEL ŞEYLER YAŞARIZ”
PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek: Bu yıl Suriye’deki Alevilere yönelik bir soykırım meselesi vardı. Dünya buna seyirci kaldı. On binlerce Alevi burada katledildi. Cihatçı örgütlerin bir araya gelmesiyle oluşan HTŞ’nin aslında bir devlet kurumu olmadığını, dünyanın birçok ülkesinde HTŞ liderinin terörist olduğunu ve kırmızı bültenle arandığını çok iyi biliyoruz. Maalesef Türkiye’nin ve dünyanın gözü önünde bu katliam yaşandı.
Barış çabalarının sonuç vermesi için herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor. Ama bu hükümetin konuyla ilgili samimi olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu meseleler yasaların değiştirilmesiyle çözülür. On binlerce insan düşünce suçlarından dolayı cezaevlerinde. Cezaevlerinde durumlar çok kötü. Bir kere eğer hükümet nezdinde bir şey yapılacaksa karşılıklı adımların atılması gerekiyor. Türkiye’de ötekileştirilmiş halkların tamamının birlikte mücadele etmesi gerekiyor. Hak verilmez, alınır. Eğer bir barış sağlanacaksa da bu barışın sağlanması için herkesin omuz omuza vererek, yan yana durarak mücadele etmesi gerekiyor, barış haklarını talep etmesi gerekiyor. Bunu sokakta, salonda, Meclis’te yapması gerekiyor. Onun için Alevilerin de, Kürtlerin de, diğer ötekileştirilmiş halkların da omuz omuza, birlikte, örgütlenerek mücadele etmesi gerekiyor. Umarım 2026 yılı bize daha güzel şeyler verir, daha güzel şeyler yaşarız.
“DİRENİŞİMİZ 2026’DA DA DEVAM EDECEK”
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) Antep Temsilcisi Tuğba Aşık: 2025 sözde aile yılıydı, ama bizim için direniş yılı oldu. Şüpheli kadın ölümleri kadın cinayetlerini aştı. Aile içi şiddet, aile içi olaylar hep “aile içi meseleler” olarak kapatılmaya çalışıldı. Ama biz bunun böyle olmadığının, kadınların birey olduğunun farkındayız. 2026’dan beklentimiz de yasaların etkin uygulanması. Direnişimiz yine devam edecek. Kadınlar güvenli bir şekilde hayatlarına devam edene kadar bizim direnişimiz sürecek.
Antep Tilkiler Köyü Dernek Başkanı Eren Ovayolu: Bizim için bu sene nasıl geçti diye sorarsanız, bizim için zorlu bir süreçti. Derneklerin burada yapmak istediği faaliyetleri yapması kolay değil. Çünkü neden, bizler burada devletin, kamu kurumlarının açık bıraktığı alanlarda halkımızın yanında olmaya çalışıyoruz. Bizim için yoğun geçen bir süreçte aynı zamanda köyümüzde yapmış olduğumuz bir okul projemiz var. 1. sınıftan 8. sınıfa kadar 8 derslikle ve bir anaokulu olacak olan ve çevredeki tüm okulların taşımalı sistemle giden öğrencilerin geleceği bir okul olacak. İki tane de şu anda köyümüzde yapmış olduğumuz taziye evimiz var. Normalde kamu kurumlarının yapması gereken işleri şu anda derneğimiz üstüne aldığı için bizim için 2025 çok zor geçti. Fakat 2026’da okulun bitmesi, taziye evlerinin bitmesi başlattığımız, irtibatını, bağlantısı kurduğumuz yol çalışması, su ve elektrik çalışmalarının da bitmesiyle birlikte 2026’nın köyümüz için hayırlı olmasını diliyoruz.
“ÇATIŞMASIZ, SAVAŞSIZ BİR ÜLKEDE YAŞAMAMIZ DİLEĞİYLE”
DBP Antep İl Eş Başkanı Mehmet Özkan: Bu yıldan başta beklediğimiz tüm halklarımızın barış içinde yaşaması dileklerimizi söylüyoruz. Geçtiğimiz yıl içinde beklediğimiz belki daha çok barışın iki halk arasında gerçekleşmesi bizim beklentimizdi. Beklentimiz yerine gelmedi ama umuyorum bundan sonra cezaevlerinin boşalması, siyasi arkadaşların görev başlarına gelmesidir. İnanıyorum halkların tarihindeki birlik ve beraberlik içerisinde yaşamaları bizim hep dileğimiz oldu. Demokratik cumhuriyet, barış ve kardeşlik içinde yaşaması dileklerimiz tekrar sunuyoruz.
Barış her şeyin başıdır. Biz inanıyoruz ki barışın gelmesiyle bu her şeyi maddi ve manevi Türkiye’nin kalkınmasında bundan dolayı istediğimiz bunlardır. Kardeşçe yaşam içinde, çatışmasız, savaşsız bir ülkede yaşamamız dileğiyle.
“YENİ YILIN TÜM İSANLIĞA HAYIRLI UĞURLU OLMASI İÇİN ÖRGÜTLÜ MÜCADELE ŞART”
Antep Özgür Düşünce Derneği Başkanı Hurşit Besle: Suriye’deki Alevi katliamlarına ve diğer tüm katliamlarına duyarsız kalmamız mümkün değildir. Kendisine hak gördüğünü tüm insanlığa hak gören bir anlayışta olan derneğimizin anlayışına gereğince bu zulme karşıyız. Barışın her zaman yanında ve tarafındayız. 2026 yılında beklediğimiz özellikle ülkemiz açısından, barışın toplumsallaştırılması önemli olan. Bunun toplumsallaştırabilmesi içinde ortak bir dil kullanılması gerekmektedir. Bu ortak dil genelde sebep sonuç ilişkilerini iyi kurmakla oluşturulur. Biz dernek olarak zaten önümüzdeki aylar içerisinde barışın toplumsallaşması yönünde paneller düzenleyeceğiz. Kurumlarla birlikte bunun çalışması içerisindeyiz.
Ekonominin geldiği kriz hali mevcut olan iktidarın tercihidir. Yani ekonomiyi bilmediğinden, ekonomiyi anlamadığından değil, belirli bir kesiminin oligarşik bir yapının temsilen tercihini o yönden kullandığı için halkın refaha ulaşması mümkün değildir. Çünkü milyonlardan soyduğu soygunu bir avuç oligarşiye vererek ülkenin dengesini kurduğunu zannediyor. Aslında bu tamamen dengenin alt üst olmasıdır.
Yeni yılın tüm insanlığa hayırlı uğurlu olmasını dileyeceğiz ama bu dilekten ileri hiçbir zaman gitmiyor. Gitmesi için örgütlü mücadele şart.
PİRHA- Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Merkez Yürütme Kurulu, Suriye’de Alevi halkına yönelik saldırılara ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, geçici Şam yönetiminin görevlendirildiği tarihten bu yana Alevilerin ağır saldırı ve katliamlarla karşı karşıya bırakıldığı belirtilerek, ulusal ve uluslararası kamuoyuna sorumluluk alma çağrısı yapıldı.
DBP açıklamasında, Suriye’de yaşayan Alevilerin evlerinin işaretlendiği, ağır işkence ve hakaretlere maruz bırakıldığı, inançlarının hedef alındığı ve 21. yüzyılda kimlikleri nedeniyle katledildiği ifade edildi. Cihadist çete grupların öncülüğünde ve geçici hükümetin bilgisi dahilinde gerçekleştirildiği belirtilen saldırılarda Alevi kadınların kaçırıldığı, mülklerine el konulduğu vurgulandı.
10 Mart katliamının faillerinin cezasız bırakılması nedeniyle sokaklara çıkan Alevilerin en meşru ve haklı taleplerini dile getirdikleri kaydedildi. Açıklamada, Suriye’deki ağır savaş koşulları altında Alevilere yönelen bu zihniyetin, bölgedeki tüm farklı kimliklerin benzer tehlikelerle karşı karşıya olduğunun bir göstergesi olduğu belirtildi.
“Tarihsel olarak kültürlerin, kimliklerin ve inançların zenginliğine beşiklik eden Suriye ve Ortadoğu’nun tekçiliğin ve inkârın merkezi haline getirilmeye çalışıldığı” belirtilen açıklamada, geçici hükümet ve ona bağlı cihadist grupların eşit, özgür ve ortak yaşamın önünde engel oluşturduğu ifade edildi.
DBP, kriz ve çatışmalarla sarsılan Ortadoğu’nun çıkış yolunun Rojava modelinde görüldüğünü belirterek, bu modelin Suriye’nin tamamında uygulanmasının barış ve huzur açısından hayati öneme sahip olduğunu kaydetti.
Açıklamanın sonunda DBP, Alevi halkına yönelik katliamların son bulması için çağrısını yinelerken, tüm faillerin yargılanmasını ve Suriye’de eşit ve ortak yaşamın inşası için gerekli adımların hızla atılmasını talep etti.
PİRHA- DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, ‘Demokratik Toplum Sürecinde Aleviler ve Barış’ başlıklı toplantıda konuştu. Çiğdem Kılıçgün Uçar, ülkenin kurucu öznesi olan Aleviler ve Kürtlerin inkâr döneminden geçtiğini vurgulayarak, “Süreci sahiplenmek kendi inancımızı, kimliğimizi sahiplenmektir” dedi.
Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad-TJA) öncülüğünde, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) katılımıyla Adıyaman’ın Azîkan (Yazıbaşı) ve Kullîk Reş (Tekpınar) köylerinde toplatılar yapıldı.
‘Demokratik Toplum Sürecinde Aleviler ve Barış’ başlıklı toplantıda konuşan DAD Genel Merkez Yöneticisi Hayriye Korkmaz, katledilişlerinin 88’inci yıl dönümünde Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını andı. Demokratik toplum sürecinin Aleviler açısından hayati önemde olduğunu dile getiren Korkmaz, “Toplumun demokratik olabilmesi ve komün yaşamın olabilmesi için böylesi bir sürece ihtiyacı var. Aleviliğin hakikatinin bilincine uyanmak bu süreçte bizim için çok çok önemli. Rêya Heq Alevi yolculuğu sistemin uyarladığı yeni uygulanan bir inanç değil, insanlığın var oluşundan bu yana var olan bir yolculuktur. Cumhuriyetin kurulması ile beraber, bugüne kadar eşi benzeri görülmemiş bir Alevi katliamı oldu. Biz de bugün Aleviler olarak demokratik toplumda söz söylemek için buradayız” dedi.
DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ise yaptığı konuşmada süreci sahiplenme gerektiğinin altını çizerek, şunları ifade etti:
“Bu ülkenin kurucu öznesi olan Aleviler ve Kürtler bugün en ağır inkâr döneminden geçiyor. Tek uluslu bir gerçeklikten söz edilemez. Yeni dönemde toplumsal karakter kazanılacaksa, bu ancak halkların değerlerini taşıyan bir karakterle mümkün olabilir. Süreci sahiplenmek kendi inancımızı, kimliğimizi sahiplenmektir. Özgürlüğü, adaleti, hukuku sahiplenmektir. Bu işin Alevi’si, Sünni’si, Kürt’ü yoktur.
Kadın üzerindeki egemenlik, inançtaki ve kimlikteki eşitsizliği de beraberinde getiriyor. Buna karşı mücadele etmek zorundayız. Bu dünyanın yükünü sırtında taşıyan kadınların mücadelesi, hem bu sürecin hem de toplumun özgür olmasının temel başlığıdır. Kadınların özgür olmadığı bir toplum demokratik olamaz. Demokratik siyaseti ve toplumu omuzlarında taşıyan kadınların yaşamına sınır çizmeye çalışan anlayışı kabul etmiyoruz.”
Buluşmalar, Kullikreş köyünün cemevinde yapılan değerlendirmelerin ardından sona erdi.
PİRHA- AİHM’in Demirtaş hakkındaki hak ihlali kararı kesinleştirmesinin ardından açıklama yapan Demirtaş, “AİHM kararı elbette önemlidir ve hukuken bağlayıcıdır. Ancak sadece bizim açımızdan değil, 86 milyon yurttaşımız açısından kendi aramızdaki “kardeşlik hukuku” her şeyden kıymetlidir” dedi. Çok sayıda siyasi parti, siyasetçi, hukukçu, sanatçı ve insan hakları aktivisti açıklamalarda bulunarak, AİHM kararının bir an önce uygulanmasını istedi.Kararın kesinleşmesi üzerine Demirtaş’ın avukatları, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’ne başvuru yaparak tahliye taleplerini iletti.
AİHM Paneli, Türkiye’nin Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş kararı hakkında AİHM Büyük Daire’de yeniden ele alınması talebiyle geçen ay yaptığı itirazını reddetti. AİHM’in Demirtaş hakkındaki hak ihlali kararı kesinleşmiş oldu.
“ÖZGÜR GÜNLERDE GÖRÜŞEBİLMEK UMUDUYLA”
Karar üzerine sanal medya hesabı üzerinden paylaşım yapan Selahattin Demirtaş, “Merhabalar, AİHM kararı elbette önemlidir ve hukuken bağlayıcıdır. Ancak sadece bizim açımızdan değil, 86 milyon yurttaşımız açısından kendi aramızdaki “kardeşlik hukuku” her şeyden kıymetlidir. Kardeşlik hukuku da eşitçe, özgürce, adaletle ve barış içerisinde bir arada yaşamamızı perçinleyecek sosyal, ekonomik, hukuki çalışmaları yapıp adımlar atmamızla güçlenir. Meseleleri yenmek, yenilmek, kin, intikam kavramları üzerinden değil, ortak gelecek ve ortak akıl kavramları üzerinden ele almak gerekir. Atılacak her adımın barışa, huzura ve refaha hizmet etmesi dileğiyle, özgür günlerde görüşebilmek umuduyla, selam ve sevgilerimi gönderiyorum” dedi.
“MİLYONLARIN TALEBİ VE HUKUKUN GEREĞİ YERİNE GETİRİLSİN!”
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da, AİHM’in Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkındaki kararının kesinleşmesi üzerine açıklama yaptı. Tuncer Bakırhan paylaşımında, “AİHM Büyük Dairesi, Selahattin Demirtaş hakkındaki 8 Temmuz tarihli ihlal kararına iktidarın yaptığı itirazı reddetti. Karar böylece kesinleşmiş oldu. Türkiye’nin normalleşmesi ve toplumsal barışın tesisi, hukuka uymaktan geçer. Bu hukuksuzluğu sürdürmenin vicdani ve siyasi bir karşılığı kalmamıştır” derken, Tülay Hatimoğulları da “AİHM bugün vermiş olduğu kararla, sevgili yol arkadaşımız Selahattin Demirtaş hakkındaki kararını kesinleştirdi. Milyonların talebi ve hukukun gereği yerine getirilsin! Başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere bugüne kadar verilmiş olan AİHM kararları da dikkate alınarak bütün arkadaşlarımız serbest bırakılsın” diye belirtti.
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), kararın kesinleşmesinin Türkiye’de hukuk ve demokrasi adına önemli bir dönüm noktası olduğunun altını çizerek, “AİHM’in kararına göre, Demirtaş’ın tutukluluğu hukuki değil, siyasi saiklerle sürdürülmektedir. Bu tespit yalnızca bir yargı hatasına değil, demokratik siyasetin alanının sistematik biçimde daraltılmasına işaret etmektedir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Leyla Güven ve tüm siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalıdır. Yargı eliyle sürdürülen siyasal baskı politikaları, Türkiye’nin demokratik geleceğini karartmakta; halkın iradesini temsil eden siyasetçilerin özgürce siyaset yapma hakkını gasp etmektedir. Artık, siyasi rehine politikasına son verme ve toplumsal barışa giden kapıyı yeniden aralama zamanıdır” dedi.
“KOBANE DOSYASINDAKİ ARKADAŞLARIMIZ ZAMAN GEÇİRMEKSİZİN SERBEST BIRAKILMALIDIR”
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş ise “AİHM Adalet Bakanlığının itirazını red etti. Böylece AİHM’in Kobane davasına ilişkin 3.ihlal kararı da kesinleşti. 9 yıldan bu yana tutuklu olan başta Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş olmak üzere Kobane dosyasındaki arkadaşlarımız zaman geçirmeksizin serbest bırakılmalıdır. Aksi her tür tutum suç işlemekte ısrar olacaktır” dedi.
PİRHA – Demokratik Bölgeler Partisi (DBP),AİHM ve Avrupa Konseyi kararlarının gereği olarak ‘Umut Hakkı’nın tüm mahpuslar için derhal tanınması gerektiğini vurguladı. Konuyla ilgili hükümete de çağrı yapan DBP,“Başta Sayın Abdullah Öcalan olmak üzere, tüm mahpuslara yönelik mutlak tecrit uygulamaları derhal kaldırılmalı; avukat, aile ve dış dünya ile iletişim hakları gecikmeksizin sağlanmalıdır” diye belirtti.
Barış ve Demokratik Toplum Süreciyle birlikte kamuoyunun gündemine oturan ‘Umut Hakkı’ konusunda çağrılar gelmeye devam ediyor.
Demokratik Bölgeler Partisi, “Türkiye ve Kurdistan Halklarının Demokratik Geleceği ‘Umut Hakkına’ Bağlıdır!” başlıklı yazılı bir açıklama yayımladı. Barış, diyalog ve demokratik çözüme dair yeni umutların yeşerdiği” belirtilen açıklamada şu cümlelere yer verildi:
“Ancak bu umutların kalıcı ve gerçekçi bir zemine oturabilmesi için, geçmiş deneyimlerden ders çıkarılması ve çözüm sürecinin önündeki temel hukuki, insani ve siyasi engellerin kaldırılması şarttır. Bu bağlamda, ‘Umut Hakkı’nın tanınmaması, yalnızca bireysel bir hak ihlali değil; çözüm sürecini zayıflatacak yapısal bir engel olarak ortaya çıkmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararları, bu hakkın hukuki zorunluluk olduğu kadar, demokratik çözüm ve toplumsal barışın ön koşulu olduğunu açıkça ortaya koymuştur. AİHM, özellikle 2013 tarihli Vinter ve Diğerleri/Birleşik Krallık kararı ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanların özgürlük umudu olmaksızın cezaevinde tutulmasının, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağını ihlal ettiğini belirtmiştir. Bu içtihat, 2014’te Türkiye özelinde Öcalan (No.2) kararıyla somutlaşmış ve ağırlaştırılmış müebbet infaz rejiminin ‘umut hakkı’ olmaksızın uygulanmasının işkence yasağına aykırı olduğu tescillenmiştir.
Bu kararlar sadece bireysel başvurulara yönelik olmayıp, Türkiye’deki tüm ağırlaştırılmış müebbet mahpuslar için evrensel standart olarak kabul edilmiştir. Kaytan (2015), Gurban (2015) ve Boltan (2019) kararları da bu yapısal hukuki sorunu defalarca teyit etmiştir.
Ne var ki, aradan geçen 11 yıl boyunca Türkiye, AİHM ve Avrupa Konseyi’nin reform çağrılarına yanıt vermemiştir. TBMM’ye sunulan yüzün üzerinde yasa teklifi işleme alınmamış, somut bir takvim ya da reform planı ortaya konmamıştır. 2025 Haziran’ında sunulan ‘eylem planı’ ise önceki savunmaların tekrarı olmaktan öteye geçmemiştir.
“TOPLUMSAL BARIŞIN VAZGEÇİLMEZ UNSURU”
Özellikle Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan ağır tecrit rejimi, bireysel bir hak ihlalinin ötesinde, Kürt halkı başta olmak üzere tüm Türkiye toplumunun kolektif umut hakkının askıya alınmasıdır. Sayın Öcalan’ın, ‘Ben hiçbir zaman kendi özgürlüğümü bireysel bir sorun olarak görmedim’ sözleri, bu ihlalin toplumsal ve siyasal boyutunu net şekilde ortaya koymaktadır. Onun özgürlüğü, halkların barışa ve demokratik çözüme açılan kapısının aralanmasıdır.
Türkiye kamuoyunda barışa yönelik yeni umutlar yeşerirken, bu umutların sürdürülebilir olması için geçmiş deneyimlerden alınacak dersler ve kaldırılması gereken hukuki-siyasi engeller vardır. ‘Umut Hakkı’ meselesi, yalnızca bireysel bir özgürlük hakkı değil; demokratik çözümün ve toplumsal barışın vazgeçilmez unsurudur.
Bugün uygulanan ağırlaştırılmış müebbet infaz rejimi, mahpusları yaşam boyu umutsuzluğa mahkûm etmekte ve cezanın ıslah edici niteliğini tamamen dışlamaktadır. Bu sistem, uluslararası hukuka ve insan onuruna aykırı olduğu kadar, toplumsal barış ve adalet taleplerine karşı bilinçli bir kayıtsızlığı temsil etmektedir.
Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) ve AİHM kararları, bu uygulamaları insanlık dışı ve onur kırıcı olarak tanımlamış ve reddetmiştir. Sayın Öcalan’ın çözüm süreçlerindeki rolü ve perspektifi, Türkiye’nin demokratik geleceği için kritik önemdedir. Ona uygulanan izolasyon ve iletişimsizlik, sadece bir bireyi değil, tüm halkın barış ve çözüm umudunu hedef alan siyasi bir tutumdur.”
HÜKÜMETE ÇAĞRI!
DBP’nin açıklamasında 2025 Eylül ayında yapılacak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısının, hem Türkiye hem de Avrupa hukuk düzeni açısından “önemli bir sınav” olduğu ifade edildi. Açıklamanın devamında şunlar aktarıldı:
Sayın Abdullah Öcalan, geçmiş çözüm süreçlerindeki rolü ve ortaya koyduğu perspektif ile Türkiye’nin demokratik geleceğinde kilit bir aktördür. Ona yönelik mutlak iletişimsizlik politikası, tüm halkın çözüm ve barış umudunu zedeleyen temel bir sorundur. Demokratik müzakere ortamı, bu izolasyonların kaldırılması ile mümkün olacaktır.
Demokratik toplum ve barış sürecinin temelinde, AİHM ve Avrupa Konseyi kararlarının gereği olarak ‘Umut Hakkı’nın tüm mahpuslar için hukuki, idari ve fiili olarak derhal tanınması ve korunması yer almalıdır.
Bu kapsamda, Demokratik Bölgeler Partisi olarak hükümete çağrıda bulunuyoruz:
AİHM ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararları derhal ve eksiksiz uygulanmalıdır.
Ağırlaştırılmış müebbet infaz rejimi, yalnızca cezalandırma değil, topluma dönüşü mümkün kılan bir sistem haline getirilmelidir.
‘Umut Hakkı’ tüm mahpuslar için hukuki, idari ve fiili boyutlarıyla tanınmalı ve korunmalıdır. Başta Sayın Abdullah Öcalan olmak üzere, tüm mahpuslara yönelik mutlak tecrit uygulamaları derhal kaldırılmalı; avukat, aile ve dış dünya ile iletişim hakları gecikmeksizin sağlanmalıdır.
Unutulmamalıdır ki ‘Umut Hakkı’, sadece bir özgürlük beklentisi değil, Türkiye toplumunun barış içinde yaşama ve demokratik geleceğe güvenle bakma hakkıdır. Bu hakkın tanınması, iç barışın güçlendirilmesi ve uluslararası meşruiyetin yeniden tesis edilmesi açısından tarihsel bir adımdır.
Barış, adaletle mümkündür; adalet ise umutla başlar. Bizler bu umudu büyütmeye ve kalıcı barış ile demokratik çözümü birlikte inşa etmeye kararlıyız.”
PİRHA – Halkların Demokratik Kongresi,1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada “50 yılı aşkın süredir süren çatışmalı süreçte, ilk kez bu denli kalıcı barışa yaklaşılmıştır” ifadelerine yer verdi. Demokratik Bölgeler Partisi’nin 1 Eylül mesajında ise “Gelin, savaşa ve yıkıma karşı omuz omuza duralım; demokrasi, adalet, özgürlük ve eşitlik mücadelesini büyütelim. Halkların ortak geleceğini barış temelinde kuralım” denildi.
İnsanlık tarihine kara bir sayfa olarak geçen 1 Eylül 1939’da Nazi Almanyası, Polonya’yı işgal ederek 2. Dünya Savaşı’nın başlamasına sebep olmuştu. Milyonlarca insanın ölümüne, soykırımlara, toplama kamplarına, şehirlerin ve ülkelerin yıkımına yol açan bu tarih, her ne kadar savaşın başladığı gün olsa da ‘Dünya Barış Günü’ olarak kabul edildi.
“YASAL VE FİİLİ DÜZENLEME İVEDİLİKLE HAYATA GEÇİRİLMELİ”
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) de 1 Eylül Dünya Barış Günü sebebiyle yazılı açıklama paylaştı. Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle çözülmesi konusunda tarihi bir fırsat yakalandığına değinen HDK, şu cümlelere yer verdi:
“Bugün, insanlık tarihine kara bir sayfa olarak geçen 1 Eylül 1939’un yıldönümündeyiz. Nazi Almanyası’nın Polonya’yı işgaliyle başlayan 2. Dünya Savaşı, milyonlarca insanın ölümüne, soykırımlara, toplama kamplarına, şehirlerin ve ülkelerin yıkımına yol açtı. Bu nedenle 1 Eylül, savaşın başladığı gün olmasına rağmen, halkların belleğinde ‘Dünya Barış Günü’ olarak yer etti. Ancak aradan geçen onca yıla karşın, ne yazık ki dünya hâlâ savaşların, işgallerin, ırkçılığın ve sömürünün kıskacından kurtulabilmiş değil.
Bugün Ukrayna’da savaş sürüyor, Gazze’de halklar ağır bir soykırıma maruz bırakılıyor; emperyalist güçler arasındaki çıkar çatışmaları yeni yıkımlara kapı aralıyor. Ortadoğu, küresel düzenin yeniden şekillendiği, doğrudan çatışmaların merkezine dönüştürülmüş durumda.
Türkiye ise bu tarihsel dönemeçte, yeni bir barış ve demokratik toplum süreciyle karşı karşıyadır. Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, halklarımız için yeni bir ufkun açılmasına vesile olmuştur. 11 Temmuz’da PKK’nin silahları imha etmesiyle, dünya üzerindeki benzer çatışma süreçlerinde en sonda atılan adımın en başa alınması, tarihte eşi benzeri olmayan bir barış iradesinin ifadesidir.
Bu süreç yalnızca Kürt halkı için değil; tüm Türkiye halkları için demokratik siyasetin yeniden yapılandırılabileceği, kalıcı toplumsal barışın inşa edilebileceği tarihsel bir dönemeçtir. 50 yılı aşkın süredir süren çatışmalı süreçte, ilk kez bu denli kalıcı barışa yaklaşılmıştır. Bu iradeyi daha da anlamlı kılan bir diğer gelişme ise, Meclis’te grubu bulunan tüm siyasi partilerin katılımıyla kurulan komisyondur.
Bu komisyon, demokratik uzlaşı ve toplumsal barış için umut verici bir adımdır. Ancak unutulmamalıdır ki, barışın kalıcılaşması yalnızca bu adımlarla mümkün değildir. Siyasi iktidarın ayak sürümekten vazgeçerek sürecin ruhuna uygun somut adımları hızla atması, barışın gerçek anlamda ilerleyebilmesi için her türlü yasal ve fiili düzenlemeyi ivedilikle hayata geçirmesi gerekmektedir.
Bizler, HDK olarak bu tarihi süreçte sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Çünkü barış, yalnızca çatışmasızlık değildir; barış, halkların eşit ve özgür bir biçimde, kimlikleriyle, inançlarıyla, kültürleriyle var olabilmesinin adıdır. Barış, toplumsal adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün ortak zeminde buluşmasıdır.”
“TOPLUMSAL BARIŞI BİRLİKTE İNŞA EDELİM!”
HDK açıklamasında bir de çağrı yapılarak, halkların eşitliği ve özgürlüğü için tüm kimliklerin tanınması gerektiğine vurgu yapıldı. Metinde şu ifadeler kullanıldı:
“Düşünce ve ifade özgürlüğünün korunmasını,
Doğanın ve ekosistemin tahribatına son verilmesini,
Kadınların, LGBTİ+’ların ve tüm ezilenlerin özgür, eşit ve güvenli bir yaşam hakkının sağlanmasını,
İşçiden köylüye, gençten yaşlıya tüm emekçilerin adil koşullarda yaşamasını güvence altına alacak bir barışı, yerelden merkeze hep birlikte inşa etmeyi savunuyoruz.
Bu nedenle 1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle, tüm halkları, emekçileri, kadınları, gençleri ve örgütlü toplumsal çevreleri; barış ve demokrasi mücadelesini ortaklaştırmaya ve dayanışmayı büyütmeye çağırıyor, toplumsal barışı birlikte inşa etme irademizi yineliyoruz.”
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) de 1 Eylül Dünya Barış Günü sebebiyle yazılı açıklama paylaştı. “Barış ve demokratik toplum inşasında emek vermek hepimizin ortak sorumluluğudur!” denilen açıklamada şu cümlelere yer verildi:
“İnsanlık tarihi boyunca savaşların ve yıkımların en ağır bedelini halklar ödedi. Sermayenin, ulus-devletlerin, emperyalist güçlerin ve silah tekellerinin çıkarları uğruna yürütülen savaşlar; milyonları yoksulluğa, göçe, ölüme ve toplumsal çürümenin içine sürükledi. Bugün de Filistin’den Suriye’ye, Ukrayna’dan Kürdistan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada süren savaşlar, halkların geleceğini karartmaktadır. Oysa halkların iradesi savaştan değil, barıştan yanadır. İnsanlığın birikimi, farklı kimliklerin, halkların ve inançların özgürlük ve eşitlik temelinde bir arada yaşamasını zorunlu kılmaktadır.
Kürt halkı, yıllardır büyük bedeller ödeyerek varlığını korumuş, iradesini her türlü baskıya rağmen sürdürmüş ve bugün çözüm ve özgürlük talebini daha güçlü bir biçimde ortaya koymaktadır. Kürt halkının mücadelesi, yalnızca kendi özgürlüğü için değil, bu topraklarda yaşayan bütün halkların barış ve demokrasi içinde bir arada yaşayabilmesi için verilmiş bir mücadeledir. Bu nedenle Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü, sadece Kürt halkı açısından değil; Türklerin, Arapların, Lazların, Çerkeslerin, Alevilerin, Êzidîlerin ve tüm halkların ortak geleceği açısından kritik önemdedir.
Bu bağlamda Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı barış çağrısı ve sonrasındaki adımları, bu topraklarda yaşayan bütün halklar açısından yeni bir tarihsel kapı aralamıştır. Öcalan’ın çözüm ve demokratik toplum eksenli bu çağrısı, kalıcı barışın ve birlikte yaşamın mümkün olduğunu bir kez daha göstermiştir. Bu çağrının karşılık bulması; Kürt halkının varlığının ve haklarının yasal güvenceye alınması, anadilde eğitim ve kültürel hakların tanınması ve Öcalan’ın özgür koşullarının sağlanmasıyla mümkündür.
Türkiye’yi savaş eksenine mahkûm eden anlayışa karşı, barış ve demokrasi zemininde mücadeleyi büyütmek toplumsal bir sorumluluktur. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde çağrımızdır: Gelin, savaşa ve yıkıma karşı omuz omuza duralım; demokrasi, adalet, özgürlük ve eşitlik mücadelesini büyütelim. Halkların ortak geleceğini barış temelinde kuralım. Ortadoğu’dan dünyaya yayılan savaş politikalarına karşı, barışı hep birlikte kazanalım.”
PİRHA- Hınıs’ta aşure lokmasına katılan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Aleviler olmadan, bu ülkede yaşayan zenginlikler, farklılıklar olmadan barış da olmaz demokratik toplumda olmaz. Bu çağrı hepimize” diye konuştu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Erzurum Hınıs İlçe Örgütü, Yassı Matem orucun son bulmasıyla aşure lokmalarını paylaştı.
Lokma paylaşımına Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, DBP Eş genel Başkan Yardımcısı Narin Gezgör, il- ilçe eş başkanları ve çok sayıda yurttaş katıldı.
BEŞTAŞ: YALNIZ YAS DEĞİL BİR MÜCADELE GÜNÜ
Aşure lokmasında ilk olarak konuşan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Kerbela’nın tarihsel önemine ve Alevilik inancındaki yerine vurgu yaparak, yalnız bir yas değil bir mücadele günü olduğunu söyledi. Aşurenin, farklılıkların bir zenginlik olarak kabul edilmesi için örnek olacak bir olgu olduğunu ifade eden Meral Danış Beştaş, “DEM Partinin, HDK’nin, DBP’nin bütün olarak hareketimizin, Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesinin temel felsefesidir bu mesele. Farklıyız ama eşitiz. Ama bir arada mücadele ediyoruz. Türk’ün Kürt’ün, Alevi’nin Sunni’nin, Hristiyan’ın insan olarak inançları ve kimliklerin bir arada yaşaması tıpkı bu aşure kazanı gibidir” dedi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne değinen Meral Danış Beştaş, “Bu ülke çok acı yaşadı. Hepimiz çok bedel ödedik. Haksızlıklara, zulümlere maruz kaldık ve bu hala bitmiş değil. Ama silahsız, demokratik kanallarla, siyaset yoluyla herkesin sözünü söyleyebildiği bir toplum emin olun özgürlüğü de beraberinde getirecek” diye belirtti.
UÇAR’DAN ALEVİ BEKTAŞİ CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NA TEPKİ
Ardından konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Alevi inancının Kerbela’dan bu yana değerlerine sahip çıktığını söyledi. Hala yezidin zihniyetini sürdürmek isteyenlerin olduğuna işaret eden Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Bu ülke Kürt’üyle, Türk’üyle, Alevi’siyle, Suni’siyle, Ermeni’siyle, Rum’uyla, Çerkez’iyle o kadar farklı zenginlikleri taşıyor ki. Hiçbir inancın kendisini yaşatması diğer inanca engel değil. Hiçbir inancın üstünde yeni bir inanç inşa edilemez” dedi.
Cemevlerinin, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca kurulun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanmak istenmesine tepki Gösteren Çiğdem Kılıçgün Uçar, Aleviliğin nasıl asimile edileceğinin hesaplandığına dikkat çekti.
“ALEVİLER OLMADAN BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM OLMAZ”
“Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”na işaret eden Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Bu çağrı hepimize. Bu çağrı, bu ülkede yeniden, yeni bir yaşamı, özgür bir yaşamı hep birlikte inşa edebilme fırsatı. Alevi, Hristiyan, Türk, Kürt, Çerkez herkes buna kulak kabartmalı. Çünkü o çağrı bir günde yapılan nbir çağrı değil. Bu ülkede direnen halkların sesi olan bir çağrı. Bu ülkede eşit yaşamın mümkün olduğuna inananların çağrısı. Bizde diyoruz ki: Aleviler olmadan bu ülkede yaşayan zenginlikler, farklılıklar olmadan barış da olmaz demokratik toplumda olmaz. Bu çağrı hepimize” şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Kureyşan Ocağı Pirlerinden Hüseyin Güzel de Kerbela olayının tarihselliğine dikkat çekti. Pir Güzelgül’ün verdiği gülbengler sonrasında aşure lokması pay edildi.
PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 32. yılında katliamı lanetlemek ve katledilenleri anmak için Sivas’a gelen binlerce insan Madımak Oteli önüne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşte Madımak şehitlerinin fotoğrafları taşındı. Madımak Oteli önünde açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin her zaman ifade ettiğini vurgulayarak, “Barışın konuşulduğu süreçte bütün halklar ve inançlar eşit yurttaş olarak kabul edilmeli ve anayasal güvence altına alınmalıdır. Çok acılar yaşadık. Bu acıların son bulması için gelin hep birlikte yürüyelim, yasal ve anayasal sürecin gelişmesi için mücadele edelim” dedi.
Katliamın 32. yılında ‘Faşist ve Şeriatçı Kuşatmaya Gelin Canlar Bir Olalım’ çağrısıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sivas Şubesi ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Sivas Şubesi önünde buluşan ve Madımak Oteli önüne doğru yürüyüşe geçen Aleviler sık sık ‘Sivas’ı unutma, unutturma’, “Dün Maraş’ta bugün Sivas’ta”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, Sivas’ı yakanlar, AKP’yi kuranlar, “Madımak Oteli müze olacak” sloganlarını atıyor.
Yürüyüşte ayrıca katledilen 33 canın isimleri okunarak hep bir ağızdan ‘yaşıyor’ denildi.
Binlerce yurttaş Madımak Oteli önünde bir araya geldi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, CHP Genel Başkan Yardımcıları ve milletvekilleri ile katledilenlerin aileleri otel önüne karanfil bıraktı.
Madımak Oteli önünde açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin her zaman ifade ettiğini vurgulayarak, “Barışın konuşulduğu süreçte bütün halklar ve inançlar eşit yurttaş olarak kabul edilmeli ve anayasal güvence altına alınmalıdır. Çok acılar yaşadık. Bu acıların son bulması için gelin hep birlikte yürüyelim, yasal ve anayasal sürecin gelişmesi için mücadele edelim. Madımak Utanç Müzesi olmasını sağlayalım” dedi.
Alevi kurumları adına konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, orman yangınlarına dikkat çekerek, “Şu an Kerbela yanan ormanlardır” dedi
“KATİLLERİ KORUYANLAR, AKLAYANLAR BİRDİR”
32 yıldır “Sivas için adalet” demeye devam ettiklerini belirten Erçe, şunları ifade etti:
“Sivas’la yüzleşemeyenler orta yerde duruyor. Bunlar için adalet sağlanmadan, tarhile yüzelşmeden hiç kimse için adalet sağlanmayacaktır. Emekliler, asgari ücretliler, kadınlar, eğitim hakları elinden alınmış gençler için adalet sağlanmadı. Katliamlarla hesaplaşmadan adalet sağlanmaz. 30’uncu yılında Sivas Madımak Katliamı davası zamanaşımına uğratıldı. Bu yılda katiller serbest bırakıldı, aramızda dolaşıyorlar. Katilleri koruyanlar, aklayanlar birdir. Aynı zihniyettir.
Suriye’de aylardır Alevi katliamı yaşanıyor. Filistinli yurttaşlar siyonist İsrail tarafından eziliyor. Emperyalistler İran’a bomba yağdırıyor. Dünyanın neresinde olursa olsun, faşizme, emperyalizme, kapitalizme karşı direnenleri selamlıyoruz.
Katiller serbest bırakılan katillerin yerine bizim gençlerimizi, gazetecileri, seçilmişleri içeri alıyorlar. Cezaevleri hırsız yuvası değil, bu ülkenin devrimcileri, sosyalistleriyle, hak ve hakikat mücadelesi verenlerle dolu. Direnenlere selam olsun.
Ülkeyi bizler özgürleştireceğiz. Bunun için yan yana geleceğiz, güçleneceğiz. Katliamın hesabını soracağız. Yoksa yşne yakarlar. İşte İstanbul’un göbeğinde Taksim Meydanı’nda Madımak yaşatılmak istendi. Bu ülkenin demokratları, ilericileri oldukça müddetçe şeriatçılar başa gelemeyecektir.
Avrupa’dan gelen canlarımızı gözaltına almaya başladılar. Bizi kendi ülkemizde cezaevinde tutmaya çalışıyorlar. Buna karşı direnenlere aşk olsun.
Bu davanın bugüne getirilmesinde emek verenlere teşekkür ediyorum. Bu davanın adaletle sonuçlanmadan Hakk’a yürüyen canlarımıza selam olsun. Bir kez daha söz veriyoruz; unutmayacağız, bu ülkeyi karanlığa teslim etmeyeceğiz.”
Anma, “Sivas’ı unutma, unutturma” sloganlarıyla son buldu.
PİRHA- DBP, yaptığı açıklamada Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak, “Alevi katliamlarıyla empati kurmayan bir iktidarın demokratikleşmesinin mümkün olmayacağını beyan etmek isteriz” dedi.
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), 2 Temmuz Sivas Katliamı’na ilişkin açıklama yaptı.
“ALEVİ KATLİAMLARIYLA YÜZLEŞİN”
“2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yakılarak öldürülen canların acısı hafızamızda derin izler bıraktı” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“32 yıl geçmesine rağmen adaletsizlik ve hukuksuzluk devam etmekte, nefret suçunun üstü örtülmektedir.
Sivas’ta aydın ve sanatçıları katleden karanlık zihniyet, aynı zamanda barış ve demokrasiyi de hedef almış, halklar ve inançlar arasında husumeti körüklemeyi planlamıştır. Kirli hesaplar yapan bu anlayış, benzer planları Çorum ve Maraş’ta da hayata geçirmeye çalışmıştır. Katliamın üzerinden 32 yıl geçmesine rağmen hâlâ saldırganları koruyanlar, ödüllendirenler ve yargıya yön verenler iyi bilmeliler ki hiçbir zaman emellerine ulaşamayacaklar. Alevi katliamlarıyla empati kurmayan bir iktidarın demokratikleşmesinin mümkün olmayacağını beyan etmek isteriz. Alevi yurttaşlarımızın kimliğini hedef alan ve inancına saygı göstermeyen anlayış karşısında asla sessiz kalmayacağız, her türlü ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık talebini haykırmaya devam edeceğiz.”
Adaletin yerini bulması için katliamla yüzleşilmesi gerektiğini belirten DBP, “Bu insanlık suçunu bir kez daha kınıyor, adaletin yerini bulması için katliamla yüzleşilmesi gerektiğini vurguluyoruz. Yitirdiğimiz canlara söz veriyoruz; katliamın hesabını soracak, bu topraklara barış, demokrasi ve adaletin gelmesi için mücadelemizi kararlı bir şekilde sürdüreceğiz. Katliamda kaybettiğimiz tüm canların anıları önünde saygıyla eğiliyoruz” dedi.
PİRHA – Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), PKK’nin 12. Kongresi’nde aldığı kararlara ilişkin “tarihsel bir eşikte bulunmaktayız” değerlendirmesini yaptı.
Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ardından 12. Kongresi’ni gerçekleştiren PKK, sonuç bildirgesini de açıkladı. “Çalışmaları sonlandırdık” denilen açıklamada fesih kararı da dünya kamuoyu ile paylaşıldı.
PKK’nin “çalışmalarımızı sonlandırdık” kararının ardından DBP Merkez Yürütme Kurulu da açıklama yaparak değerlendirmede bulundu.
“YENİ BİR BAŞLANGIÇ”
Yazılı yapılan açıklamada “ ‘Bir Halkı Savunmanın’ 50 yıllık mücadelesi, Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla siyasal ve demokratik bir mücadele zeminine evrilmiştir!” denildi.
PKK’nin sonuç bildirgesini “yeni bir başlangıç” olarak değerlendiren DBP, açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:
“PKK’nin 5-7 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirdiği 12. Kongre sonrası bugün açıkladığı sonuç bildirisi, Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşme süreci açısından yeni bir başlangıçtır. Kongrede alınan kararlar, yalnızca Kürdistan ve Türkiye için değil, aynı zamanda tüm Ortadoğu’da kalıcı bir barışın inşasına kapı aralayacaktır.
Kürt Özgürlük Hareketi, geçmişte olduğu gibi bugün de çok kültürlü, çok kimlikli bir toplum yapısında demokratik yaşamı tesis etme sorumluluğunu sürdürmektedir. Özgür ve eşit yaşamın hayata geçirilmesi, sürdürülen çabaların başarıya ulaşması için, devletin ve hükümetin adım atması, aynı şekilde siyasi ve toplumsal muhalefetin de bu süreci güçlü bir şekilde sahiplenmesi gerekmektedir.
Yirminci yüzyılda büyük acılar yaşamış olan Kürt halkının ağır bedeller ödeyerek günümüze taşıdığı dil, kültür, kimlik mücadelesi ve statü talebi, bu yüzyılda özgürlük, adalet ve demokratik dönüşüm ekseninde şekillenmektedir.
Ortak yaşamın inşası için kararlı bir iradenin sergilenmesi; evrensel hukuk, insan hakları ve demokrasi ilkelerine dayalı yeni bir toplumsal düzenin oluşturulması gerektiğini bir kez daha ifade ediyoruz.
27 Şubat’ta Sayın Öcalan tarafından başlatılan ve PKK’nin 12. Kongresi ile güç kazanan bu sürecin başarıya ulaşması için tarihsel bir eşikte bulunmaktayız. Bu bilinçle sürece sahip çıkarak çözüm iradesini güçlü kılmak, başta siyaset olmak üzere tüm toplumsal dinamiklerin asli gündemi olmalıdır.
‘Bir halkı savunmanın’ 50 yıllık mücadelesi, Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısıyla siyasal ve demokratik bir mücadele zeminine evrilmiştir. Barış ve Demokratik Toplum sürecini sahiplenerek bu zeminin güçlendirilmesi tarihsel bir sorumluluktur.
Bu sorumluluk bilinciyle geçmişten günümüze yitirilen tüm canların hatırası önünde saygıyla eğiliyor; onların düşlediği demokratik geleceği kurmak adına tüm irade ve çabamızla sürece sahip çıkıp, güç vereceğimizi halkımıza duyuruyoruz.”