Etiket: demir çelik

  • Alevi Ansiklopedisi çalışmaları sürüyor: İlk kapsamlı ansiklopedi olma özelliği taşıyor-VİDEO

    Alevi Ansiklopedisi çalışmaları sürüyor: İlk kapsamlı ansiklopedi olma özelliği taşıyor-VİDEO

    PİRHA- Çok dilli yapısı ve uluslararası tanınırlığıyla dikkat çeken Alevi Ansiklopedisi, Alevi inanç ve kültürünü dijital hafızaya aktarıyor. Proje yürütücülerinden Demir Çelik “Gelecek kuşaklara doğru, objektif ve bilimsel bilgiler bırakmak istiyoruz” derken, Dr. Ahmet Kerim Gültekin çalışmanın “uluslararası ölçekte tanınan bir akademik kurum niteliği kazandığını” vurguladı.

    Alevi Ansiklopedisi, 2 Temmuz 2025 itibarıyla dijital ortamda yayımlandı. Rıza Şehri Akademisi öncülüğünde hazırlanan çalışma, Alevi inanç ve kültür dünyasını dijital platformlara taşıyan ilk kapsamlı ansiklopedi olma niteliği taşıyor.

    Türkçe ve İngilizce’nin yanı sıra Kurmancî, Almanca ve Fransızca dillerinde erişime açılan ansiklopedi, tarih, felsefe, ritüeller, edebiyat, sosyoloji, sanat ve toplumsal cinsiyet gibi geniş bir yelpazede yüzlerce başlığı içeriyor. Çok sayıda akademisyen ve uzmanın katkı sunduğu proje, Alevi sözlü kültürünü dijital hafızaya aktararak gelecek kuşaklara ulaştırmayı hedefliyor.

    KÜRESEL KÜTÜPHANE VE ARŞİV AĞLARINDA GÖRÜNÜRLÜK

    Kısa sürede uluslararası bir kimlik de kazanan Alevi Ansiklopedisi, Almanya’da Staatsbibliothek zu Berlin – Preußischer Kulturbesitz bünyesindeki Deutsche ISIL-Agentur tarafından DE-4607 numarasıyla kayıt altına alındı. Bu gelişme, ansiklopedinin küresel kütüphane ve arşiv ağlarında görünürlük kazanmasını sağlarken, akademik güvenilirliğini de güçlendirdi.

    Alevi Ansiklopedisi’nin çalışmaları ise devam ediyor.

    Çalışma kapsamında geçtiğimiz günlerde Gustavsburg Alevi Kültür ve Cemevi’nde pirlerle bir araya gelindi.

    Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik ve Dr. Ahmet Kerim Gültekin ansiklopedi çalışmalarına yönelik bilgiler verdi.

    “TARİHSEL BİR SORUMLULUK TAŞIYOR”

    Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik, projenin önemli bir aşamaya ulaştığını belirterek sürecin bilimsel ve toplumsal açıdan tarihsel bir sorumluluk taşıdığına dikkat çekti.

    Çelik, 2024 Nisan ayında başlatılan Alevi Ansiklopedisi çalışmasının, yalnızca bir yayın faaliyeti olmadığını, aynı zamanda Alevi inancının hakikatini uluslararası literatüre doğru ve bilimsel bir şekilde aktarma çabası olduğunu vurguladı. “Gelecek kuşaklara doğru, objektif ve bilimsel bilgiler bırakmak istiyoruz” diyen Çelik, bu kapsamda çalıştay, sempozyum ve konferansların düzenlenmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.

    “KÜLTÜREL ASİMİLASYON VE İNANÇSAL KUŞATMA GİDEREK DERİNLEŞİYOR”

    Günümüzde özellikle sosyal medya üzerinden yayılan bilgi kirliliğine dikkat çeken Çelik, gençlerin bu süreçten olumsuz etkilendiğini belirtti. Türkiye’de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden yürütülen politikaların da kaygı verici olduğunu dile getiren Çelik, “Kültürel asimilasyon ve inançsal kuşatma giderek derinleşiyor” dedi. Bu nedenle Alevi toplumunun kendi hakikatini kendi sözleriyle ifade etmesinin hayati önemde olduğunu vurguladı.

    Ocaklar sistemi ve pir-talip ilişkisi üzerinden yürütülen inançsal ve kültürel aktarımın, zorunlu göç ve toplumsal dağılma nedeniyle zayıfladığını belirten Çelik, bu durumun ciddi bir kopuş yarattığını söyledi. “Pirler taliplerine ulaşamıyor, ikrar süreçleri sekteye uğruyor” diyerek yaşanan kırılmaya dikkat çekti.

    Çelik, bu boşluğun farklı inanç ve ideolojik yapılar tarafından doldurulmaya çalışıldığını belirterek, gençlerin çeşitli dini ve radikal yapılara yönelme riskine işaret etti. Bunun hem Alevi inanç değerleriyle hem de toplumsal barışla çeliştiğini ifade etti.

    Alevi Ansiklopedisi’nin bu nedenle stratejik bir çalışma olduğunu vurgulayan Çelik, projenin üç temel ayak üzerinden sürdürüleceğini açıkladı: bilim insanları, inanç önderleri (pirler ve analar) ve kutsal mekanlar. Bu üçlü yapı ile Alevi hakikatinin geleceğe taşınmasının hedeflendiğini belirtti.

    “ULUSLARARASI ÖLÇEKTE TANINAN BİR AKADEMİK KURUM”

    Projenin yürütücülerinden Dr. Ahmet Kerim Gültekin, ansiklopedinin geldiği noktayı değerlendirerek çalışmanın artık yalnızca bir web platformu değil, uluslararası ölçekte tanınan bir akademik kurum niteliği kazandığını vurguladı.

    Gültekin, ansiklopedinin bugüne kadar 2,5 milyonun üzerinde ziyaret aldığını belirterek, bunun günlük ortalama 2.500’den fazla kullanıcıya karşılık geldiğini ifade etti. Kullanıcıların içerikleri okuduğunu, videoları izlediğini ve platformla aktif etkileşim kurduğunu söyleyen Gültekin, bu durumun projenin dijital alandaki güçlü karşılığını ortaya koyduğunu dile getirdi.

    Bir yıl dolmadan dört yayın takviminin tamamlandığını aktaran Gültekin, akademi bölümünde yalnızca hakemli akademisyenler tarafından hazırlanan 150’ye yakın madde girişinin kabul edildiğini belirtti. Alevi Ansiklopedisi’nin çok dilli bir yapıya sahip olduğunu ifade eden Gültekin, Türkçe ve İngilizce içeriklerin ağırlıkta olduğunu, son aylarda ise Almanca çevirilerin hız kazandığını söyledi.

    Ansiklopedinin en dikkat çeken bölümlerinden birinin “yol önderleriyle etnografik görüşmeler” olduğunu belirten Gültekin, bu bölümün hem akademik hem de toplumsal açıdan en yoğun ilgi gören içerikleri barındırdığını ifade etti. Bazı video içeriklerinin 15 ila 20 bin izlenmeye ulaştığını da ekledi.

    “RESMİ OLARAK KAYIT ALTINA ALINDI”

    Projenin en kritik gelişmelerinden birinin uluslararası kurumsal tanınırlık olduğunu vurgulayan Gültekin, Alevi Ansiklopedisi’nin Almanya’da Deutsche ISIL-Agentur tarafından resmi olarak kayıt altına alındığını hatırlattı. Bu kaydın ansiklopediyi yalnızca bir internet sitesi olmaktan çıkararak, kütüphane ve arşiv statüsünde değerlendirilen bir akademik yapı haline getirdiğini söyledi.

    Gültekin, bu tanınırlığın ardından Avusturya Bilimler Akademisi ve Leipzig Üniversitesi bünyesinde yürütülen uluslararası projelerle işbirlikleri geliştirildiğini, Alevi arşiv çalışmalarıyla ortak akademik zeminlerin oluştuğunu da aktardı. Ayrıca Amerika merkezli ve Almanya’da yeni başlayan dijital Alevi arşivi projeleriyle de ortak çalışma alanlarının genişlediğini ifade etti.

    100’ün üzerinde bilimsel danışmanın katkı sunduğu Alevi Ansiklopedisi’nin, Alevilik çalışmalarının önemli bir bölümünü temsil eden akademisyenleri bünyesinde barındırdığını belirten Gültekin, projenin hem akademik hem toplumsal açıdan güçlü bir potansiyele sahip olduğunu ve uluslararası işbirlikleriyle büyümeye devam ettiğini söyledi.

    Elif SONZAMANCI  PİRHA/GUSTAVSBURG

  • Demir Çelik: JES projesi bir enerji yatırımı değil, toplumsal, kültürel ve ekolojik kırım projesidir-VİDEO

    Demir Çelik: JES projesi bir enerji yatırımı değil, toplumsal, kültürel ve ekolojik kırım projesidir-VİDEO

    PİRHA- Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik, Varto merkezli planlanan jeotermal enerji santrali girişiminin yalnızca 16 köyü değil, Yedisu’dan Karlıova’ya, Murat Nehri’nden Fırat Nehri’na uzanan geniş bir coğrafyayı etkileyen uzun soluklu bir süreç olduğunu söyledi. Çelik, projenin ekolojik yıkımın ötesinde kültürel ve toplumsal sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.

    Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı, Varto’da 16 köyü doğrudan etkileyen, toplam yüz ölçümü 453 bin 494.83 metrekare olan mera vasıflı alanın 5 bin 560.13 metrekarelik kısmı üzerinde, IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi tarafından, “Jeotermal kaynak arama projesi kapsamında sondaj çalışması” yapılmasına onay verdi. Varto’nun Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak çalışmayla 16 Kürt-Alevi köyünü kapsayan alanda jeotermal enerji santrali (JES) hayata geçirilmek isteniyor.

    Projeye yönelik tepkiler sürüyor.

    24. dönem Muş milletvekili, aynı zamanda bir dönem Varto Belediye Başkanlığı da yapan Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik, projenin bölgeye olası etkilerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    Çelik, “20 Mayıs 2026’da sondaj çalışmasının yapılacağı söylenen jeotermal enerji santral girişimi, aslında öncesi yıllarda Yedisu’da, Karlıova’da başlatılan sondaj çalışmalarıyla devam eden bir süreçtir. Bu bir süreçler bütünüdür” dedi.

    Çelik, bu nedenle Varto’nun tek başına ele alınamayacağını vurgulayarak, “Yedisu, Çat, Karlıova, Tekman, Hınıs, Varto, Bulanık, Malazgirt ve Muş’u kapsayan, doğrudan ve dolaylı etkileyen bir girişimden söz ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    “BU SADECE ENERJİ DEĞİL, BİR COĞRAFYA MÜDAHALESİDİR”

    Çelik, projeyi daha geniş bir bağlamda ele alarak şunları söyledi:

    “İliç’teki maden aramaları, Pülümür’deki çalışmalar, Munzur Dağları ve Munzur Nehri üzerindeki müdahaleler, Murat ve Fırat üzerindeki barajlar… Bunların tümü birlikte değerlendirildiğinde Dersim coğrafyasını ve Kürdistan’daki toplulukları doğrudan ilgilendiren uygulamalar bütünüdür. Adı enerji de olsa mesele enerji değildir. Bölgenin demografik, coğrafi yapısı ve burada yaşayan toplumun egemen sistemle ilişkisiyle doğrudan bağlantılıdır”

    “DOĞAYI META OLARAK GÖRMEYEN BİR İNANÇ HEDEFTE”

    Çelik, bölgedeki inanç sistemine dikkat çekerek, “Kendisine ‘Reya Hakk’ diyen, devlete bulaşmamış bir toplumsallık söz konusu. Bu insanlar doğayı tüketilen bir meta olarak görmez. Suya ‘Hızır’ın çeşmesi’ derler, ağaçlara, dağlara, taşlara kutsiyet atfederler. Ama bu bir tapınma değil, doğayı koruma bilincidir. Kendilerine ‘Vair’ yani sahip derler. Doğayı sahiplenir, korurlar” dedi.

    “BU BÖLGE GELECEĞİN SU SAVAŞLARI AÇISINDAN STRATEJİKTİR”

    Çelik, coğrafyanın önemine dikkat çekerek, “Bingöl Dağları ve Şerafettin Dağları arasında kalan bu bölgede çok sayıda su kaynağı vardır. Bu kaynaklar kutsal kabul edilir. Geleceğin su ve tohum savaşları açısından bu bölgenin stratejik önemi büyüktür” ifadelerini kullandı.

    Jeolojik risklere dikkat çeken Çelik şöyle konuştu:

    “Doğu Anadolu Fay Hattı, Kuzey Anadolu Fay Hattı ve Güneydoğu Anadolu Fay Hattı Karlıova-Tekman-Varto üçgeninde birleşiyor. Bu üç aktif fay hattının birleştiği bir noktadan söz ediyoruz. Bu çalışmalar 300 metreden başlayıp 3 bin, hatta 5 bin metre derinliğe kadar inecek. Bu derinliklerde radyoaktif maddeler, ağır metaller ve gazlarla karşılaşmak mümkündür. Hidrojen sülfür, karbondioksit ve amonyak atmosfere salınacak. Bu gazlar atmosfer dengesini bozacak. Karbondioksit artışı küresel ısınmayı daha da derinleştirecek. Arsenik, bor, lityum gibi ağır metaller toprağa karışacak. Yağmurla birlikte bu zehirler Murat Nehri üzerinden Fırat Nehri’a, oradan Basra Körfezi’ne kadar taşınacak. Bu, bölgesel bir zehirlenmedir.”

    ÇOK YÖNLÜ BİR YIKIM SÜRECİ

    Çelik projenin bir bütünen ele alındığında zararlarını şöyle sıraladı:

    „ Birincisi toplumsal kırım, ikincisi siyasal kırım, üçüncüsü kültürel kırım, dördüncüsü ekokırım ve kadın kırımını içeren çok yönlü bir yıkım sürecidir.

    Yani bu proje, beşli bir sistem üzerinden bölgedeki yaşamı bütünüyle ortadan kaldırmayı hedefleyen ya da buna yol açabilecek bir potansiyele sahiptir.Bu durum, bölgenin insansızlaştırılması ve Kürtsüzleştirilmesi anlamına gelmektedir. Orada yaşayan Kürtlerin ve Kürt Alevilerin metropollere ve Avrupa’ya zorunlu göçertilmeleri, gittikleri yerlerde ise asimilasyona tabi tutulmaları sonucunu doğuracaktır. Dolayısıyla bu süreç, Kürt hakikati ve Reya Hakk süreğine karşı yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda derin bir kültürel soykırım anlamına gelmektedir.“

    “VARTO’DA HALK DİRENİYOR, AVRUPA’DA DAYANIŞMA BÜYÜYOR”

    Sürece yönelik Avrupa’da bir platform kurulduğunu belirten Çelik, şunları söyledi:

     “Varto’da kadınından gencine herkes sürece karşı çıktı ve Varto Ekoloji Platformu kuruldu. Biz de Avrupa’da bu süreci sahiplenerek platformumuzu oluşturduk. Benzeri bir çalışmayı biz de bu platform bünyesinde; Almanya, Fransa, Hollanda ile İsviçre ve Avusturya komitelerini oluşturarak yürütmek istiyoruz. Amaç, bu ülkelerde yaşayan Vartolular ve onların dostları başta olmak üzere, özellikle Dersimli kurum ve yapılarla birlikte geniş bir dayanışma ağı oluşturarak süreci harekete geçirmektir. 24 Nisan’da güçlü bir miting gerçekleştirilecek. Bu mitingin hemen ardından, 25 Nisan’da Karlıova’da ikinci bir miting yapılacak.

    Bu mitinglerin teknik altyapısının karşılanması, aynı zamanda jeotermal enerji santraline karşı yürütülen hukuki sürecin gerekliliklerinin yerine getirilmesi, fesih ve keşif süreçlerine ilişkin harçların yatırılması, Varto’da yaşayanların tek başına karşılayabileceği bir yük değildir.

    Bu nedenle Avrupa’daki dayanışma gücüyle sürece katkı sunmayı, oradaki halkın yükünü hafifletmeyi ve mücadeleyi birlikte büyütmeyi hedefliyoruz.

    Çelik son olarak “Bizi biz yapan dayanışmadır. Gelin canlar, bu zulme karşı birlikte mücadele edelim. Birbirimizin Hızır’ı olalım ” çağrısında bulundu.

    Elif SONZAMANCI PİRHA/KÖLN

  • Demir Çelik: İran’a yönelik operasyonlar uzun vadeli stratejinin parçası- VİDEO

    Demir Çelik: İran’a yönelik operasyonlar uzun vadeli stratejinin parçası- VİDEO

    PİRHA- Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının askeri olduğu kadar jeopolitik ve ekonomik bir stratejiye dayandığını belirterek, sürecin uzun vadeli bir yıpratma ve yön değiştirme politikası olduğunu ifade etti.

    Rıza Şehri Akademisi yöneticisi Demir Çelik, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına ilişkin yaptığı değerlendirmede, son dönemde artan hava operasyonlarının bölgesel savaş dinamiklerinin bir parçası olduğunu ifade etti.

    Çelik, 2025 yazından bu yana süren yaptırımlar ve askeri baskının, Şubat ayı sonlarından itibaren yoğunlaşan hava saldırılarıyla yeni bir aşamaya geçtiğini belirterek, “Diplomatik görüşmelerin sonuçsuz kalmasıyla birlikte askeri operasyonlar yeniden şiddetlendi” dedi.

    “1990’LARDAN BU YANA SÜREN SÜREÇ, PARÇALI BİR ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞIDIR”

    Küresel ölçekte süren çatışmaları üç başlık altında değerlendiren Çelik, “1990’lardan bu yana süren süreç, aslında parçalı bir üçüncü dünya savaşıdır. Birinci ayağı emperyalist güçler arasındaki rekabet, ikinci ayağı ulus devletlerle emperyalistler arasındaki çatışmadır. Askeri, siyasi, diplomatik ve ekonomik yaptırımlarla devam eden daha çok da geçmişte Sovyet sisteminin, Sovyet Rusya’nın arka bahçesi olarak bilinen Baas rejimleri işte Irak’ta Saddam Libya’da Kaddafi, Mısır’da Mübarek ve en niyetinde Suriye’de Esad rejimlerinin çökertilmesi, siyasi, diplomatik ilişki Ortadoğu’da şiddetlenerek onlarca yıl sürdü. Benzeri bir savaş konumu Ukrayna-Rusya arasında başladı ve hala olanca şiddetiyle devam devam ediyor. Üçüncü ayağı ise ezilen halkların her iki güce karşı mücadelesidir.Bu boyutuyla İsrail-İran savaşı yeniden başlamadı” dedi.

    İsrail’in 7 Ekim 2023 sonrası başlattığı sürece değinen Çelik, bu dönemde İran’ın bölgedeki etkisinin zayıflatılmasının hedeflendiğini belirterek, “Hamas, Hizbullah, Husiler ve Haşdi Şabi gibi yapılar hedef alınarak İran’ın Ortadoğu’daki etkisi kırılmak istendi” ifadelerini kullandı.

    “AMAÇ REJİMİ ÇÖKERTMEK DEĞİL, BATI İLE UYUMLU HALE GETİRMEKTİR”

    ABD ve İsrail’in nihai hedefinin rejim değişikliği değil yön değişikliği olduğunu kaydeden Çelik, “Amaç İran’daki mevcut rejimi tamamen çökertmek değil onu Rusya ve Çin ekseninden koparıp Batı ile uyumlu hale getirmektir” dedi.

    Enerji hatlarının güvenliğinin bu sürecin önemli bir boyutu olduğunu vurgulayan Çelik, “Ortadoğu’daki enerji güzergahlarının güvenliği ve sürdürülebilirliği, NATO ülkeleri açısından belirleyici bir faktördür” değerlendirmesinde bulundu.

    Savaşın sadece askeri boyutla sınırlı olmadığını ifade eden Çelik, İran’ın uzun vadeli bir yıpratma stratejisiyle karşı karşıya olduğunu belirterek, “Bu süreç ekonomik, diplomatik ve siyasal olarak İran’ı yalnızlaştırma ve çaresiz bırakma çabasıdır” dedi.

    “KÜRTLER PARÇALI DURMAK YERİNE BİRLİKTE MÜCADELE ETME İRADESİ ORTAYA KOYDU”

    İran’daki toplumsal dinamiklere de dikkat çeken Çelik, farklı halklar ve inanç gruplarının uzun süredir baskı altında olduğunu belirtti. Çelik, “İran çok kimlikli bir yapıya sahip. Kürtler başta olmak üzere birçok halk inkar ve asimilasyon politikalarına maruz kalıyor” diye konuştu.

    “Jin, Jiyan, Azadî” sloganıyla gelişen toplumsal hareketlere değinen Çelik, “Bu itirazlar rejimin baskıcı politikalarına karşı demokratik taleplerin ifadesidir” dedi.

    Kürt siyasi hareketlerinin 22 Şubat 2026’da aldığı birlik kararını da değerlendiren Çelik, bu adımı önemli bulduğunu belirterek, “Kürtler parçalı durmak yerine birlikte mücadele etme yönünde önemli bir irade ortaya koydu” ifadelerini kullandı.

    Çelik, Kürt örgütlerinin yayımladığı deklarasyona ilişkin ise “Ulus devlet yerine demokratik bir toplum talebinin öne çıkarılması ve dış müdahalelere karşı mesafe konulması dikkat çekicidir” dedi.

    İran’daki diğer halklara yapılan çağrılara da değinen Çelik, “Azeriler başta olmak üzere tüm halklara ortak yaşam çağrısı yapılması, çatışma yerine birlikte yaşam iradesinin güçlendiğini gösteriyor” şeklinde konuştu.

    Ortadoğu’daki sorunların tarihsel kökenlerine işaret eden Çelik, “1639 Kasr-ı Şirin ve 1916 Sykes-Picot anlaşmalarıyla bölünen Kürdistan coğrafyası, bugün de istikrarsızlığın temel nedenlerinden biridir” dedi.

    Rojava’ya yönelik baskılara karşı gelişen toplumsal dayanışmayı da değerlendiren Çelik, “ Milyonların Rojava’ya sahip çıkması, halkların öz gücüne dayalı direnişinin önemli bir göstergesidir” ifadelerini kullandı.

    Son olarak Kürtlerin birlik ihtiyacına dikkat çeken Çelik, “Bugün ortaya çıkan fırsatların değerlendirilebilmesi için ortak siyasal program, ortak diplomasi ve koordineli mücadele şarttır” diye belirtti.

    Elif SONZAMANCI PİRHA/KÖLN

     

  • Rojava’ya dönük saldırılar büyüyor: ‘Bu bir siyasal irade saldırısıdır’-VİDEO

    Rojava’ya dönük saldırılar büyüyor: ‘Bu bir siyasal irade saldırısıdır’-VİDEO

    PİRHA- FEDA önceki dönem Eşbaşkanı Demir Çelik, Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıların “küresel ve bölgesel güçlerin devreye soktuğu bir soykırım planı” olduğunu belirterek hedefin Rojava kazanımlarını tasfiye etmek olduğunu söyledi. Araştırmacı-yazar Aziz Tunç ise Şam’ın ‘entegrasyon’ dayatmasının bir uzlaşı değil, teslimiyet planı olduğunu belirterek Kürtlerin 100 yıl daha hak talep edemez hale getirilmek istendiğini ifade etti.

    Şam yönetimi “ateşkes” ve “mutabakat” söylemiyle kamuoyuna bir uzlaşı görüntüsü vermeye çalışırken, sahada yürüyen tablo bunun tam tersine işaret ediyor. Halep’in doğusundaki Dêr Hafir’in hedef alınmasıyla derinleşen saldırı dalgası, Tabka ve Rakka hattına yayılarak Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük yeni bir kuşatma ve tasfiye planının devreye sokulduğunu gösteriyor. Geçici Cumhurbaşkanı Ahmed el Şara’nın açıkladığı 14 maddelik çerçeve, DSG’nin “devlet kurumlarına entegrasyonu” adı altında Özerk Yönetim’in siyasal iradesini ve halk kazanımlarını ortadan kaldırmayı amaçlayan merkeziyetçi bir dayatma olarak tartışılıyor.

    Şam’da Abdi, Şara ve ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack arasında yapılan görüşmenin olumsuz sonuçlanması ve YPJ Genel Komutanı Rohilat Efrin’in aktardığı “Hesekê ve Kobani’yi boşaltın, silahları bırakın ve orduya tek tek katılın” dayatması, masanın müzakere değil teslimiyet masası olarak kurulduğu iddialarını gündeme getirdi.

    Saldırılarak yönelik tepkiler devam ederken, FEDA önceki dönem Eşbaşkanı Demir Çelik ve Araştırmacı-yazar Aziz Tunç PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    DEMİR ÇELİK:  HEDEF ROJAVA KAZANIMLARIDIR

    FEDA önceki dönem Eşbaşkanı Demir Çelik, 6 Ocak 2026’dan bu yana Halep, Deyrezor, Rakka kırsalı başta olmak üzere Kürtlerin hedef alındığını belirterek, yaşananları “soykırım uygulaması” olarak nitelendirdi.

    Çelik, saldırıların özellikle Halep’in Şeyh Maksut-Eşrefiye mahalleleri ile Derhafur, Tişrin Garajı, ayrıca Deyrezor ve Rakka kırsalında sürdürüldüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı:

    “6 Ocak 2026’dan bu yana başta Halep’in Şeyh Maksut Eşref-i mahalleleri olmak üzere sonraki süreçlerde Derhafur, Tişrin barajı,  Deyrezor, Rakka kırsalında Kürtlere dönük bir soykırım uygulaması, küresel emperyal güçler ve bölgesel güçler tarafından devreye konulmuş bulunuyor.”

    5 Ocak’ta gerçekleşen temaslara işaret eden Çelik, sürecin “Trump-Erdoğan görüşmesi” ve “İsrail’in HTŞ ile Paris’te yaptığı görüşme” ile başladığını söyledi. HTŞ’ye meşruiyet kazandırıldığını ve geçici Şam hükümeti üzerinden “tekçi ve merkeziyetçi bir ulus devlet inşasının” hedeflendiğini ifade etti.

    Demir Çelik, bu planlamanın Kürt dili, kimliği ve kültürünü hedef aldığını belirterek, tarihte Sykes-Picot anlaşmasıyla Kürdistan coğrafyasının bölünmesini hatırlattı ve “küresel güçlerin yeniden devrede olduğunu” söyledi.

    Çelik, hedefin Kürtleri yeniden “statüsüz bırakmak” olduğunu kaydederek, 19-20 Ocak tarihli uygulamaların Rojava Özerk Yönetimi’ne dönük kapsamlı bir planın parçası olduğunu belirtti. Çelik, “on binlerce şehit bedeliyle kazanılan kazanımların berhava edilmek istendiğini” dile getirdi.

    Çelik, saldırıların sahada “Türkiye’ye bağlı çeteler” ve “HTŞ bünyesindeki gruplar” eliyle sürdürüldüğünü, bu güçlerin arkasında ise ABD, Fransa, İngiltere ve İsrail dahil “küresel ve bölgesel aktörlerin hizalandığını” belirtti.

    Demir Çelik, bu tablo karşısında Kürt halkının ve dostlarının kendi öz gücüne dayanarak dayanışmayı büyütmesi gerektiğini belirterek çağrı yaptı.

    “İktidarın kirli, mutlak iktidarın mutlak kirli olduğu günümüz dünyasında artık insanların insani vicdani bir beklenti içerisine girmesinin koşulları kalmamıştır… İşte o nedenle Biz onlara umut bağlamadan kendi öz gücümüz üzerinden geleceğimizi kurmak, demokratik yaşamımızı inşa etmek durumundayız. O nedenle bugün durmanın, beklemenin, zalimin insafına sığınmanın günü değil. Bugün ayağa kalkmanın, dayanışmanın, birlikte mücadele etmenin günüdür.”

    AZİZ TUNÇ: AMAÇ KÜRDÜN İRADESİNİ ORTADAN KALDIRMAK

    Araştırmacı-yazar Aziz Tunç ise , savaşın yalnızca Kürt halkının fiziken ortadan kaldırılmasını hedeflemediğini belirterek, “Kürt halkının siyasal iradesi ve Rojava Devrimi’nin kazanımları topyekün ortadan kaldırılmak isteniyor” dedi.

    Tunç, sürdürülen savaşın Kürtlerin hem siyasal iradesini hem Rojava Devrimi’yle elde edilmiş kazanımları hem de Kürtlerin fiziki varlığını zayıflatmayı amaçladığını ifade ederek, “Şu yapılan planlama Kürtlerin yenilmesi halinde Kürtlerin bir 100 yıl daha herhangi bir hak talep etme olanaklarını ortadan kaldıran son derece kapsamlı bir soykırım saldırısıdır. Bir siyasal irade saldırısıdır. Bir sosyal varlığı ortadan kaldırma saldırısıdır” diye konuştu.

    Tunç, bu saldırı sürecinin bir günde oluşmadığını vurgulayarak, “ Rojava’nın silahsızlandırılmasını isteyen bir dizi girişimlerin, bir dizi çabanın hazırlıkların sonucu bu noktaya gelindiği ortada” dedi.

    Aziz Tunç, söz konusu saldırıların Türkiye tarafından yönetildiğini kaydederek, “Bu savaş HTŞ’nin askeri gücü, ve çeteler tarafından fiziken yürütülmektedir. Amerika ve İsrail de buna ciddi anlamda göz yummakta, görmezden gelmekte” ifadelerini kullandı.

    “Anlaşma” olarak ifade edilen sürece de değinen Tunç, “Söz konusu anlaşma diye söylenen şey Kürtlerin iradesinin tamamen ortadan kaldırılmasıdır” dedi. Tunç, Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim açıklamalarına işaret ederek, “Söz konusu dayatılan süreç 2011’de Kürt kimliklerinin olmadığı Esad dönemindeki sürece geri dönülmesi şeklinde bir dayatmanın olduğu anlaşılmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

    Elif SONZAMANCI/KÖLN

  • FEDA, Almanya’da Dersim Soykırımı paneli: Soykırımı uluslararası düzeyde tanınsın-VİDEO

    FEDA, Almanya’da Dersim Soykırımı paneli: Soykırımı uluslararası düzeyde tanınsın-VİDEO

    PİRHA-FEDA, Almanya’nın Dortmund kentinde Dersim Soykırımı paneli düzenledi. FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, “1925 Şark Islahat Planı 12 yıllık Dersim Soykırımı’nın hazırlığıdır” derken, Hüseyin Aydın da “Dersim Soykırımı’nın uluslararası düzeyde tanınması ve faillerin yüzleşmesi gerekiyor” diye konuştu.

    Almanya’nın Dortmunt kentinde Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), tarafından Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi’nde (DAKME) Dersim Soykırımı paneli düzenlendi. Panele konuşmacı olarak FEDA Eş Başkanı Demir Çelik ve Dersim Kültür ve Tarih Merkezi’nden Hüseyin Aydın katıldı.

    “ŞARK ISLAHAT PLANI, DERSİM SOYKIRIMI’NIN HAZIRLIĞIDIR”

    Dersim Katliamı’ndan sadece o dönem bakanlar kurulunda yer alanların sorumlu olduğu düşüncesinin yanlış olduğunu belirten FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, “Mustafa Kemal Atatürk’ten, İsmet İnönü’ye kadar herkes Dersim Katliamı’nın uygulayıcısı ve yürütücüsüdür. 1938 Dersim Katliamı, Kürtleri Ankara’dan uzaklaştırıp Kürdistan’a sıkıştırmak için başlatılan bir soykırımdır. 1925 Şark Islahat Planı 12 yıllık Dersim Soykırımı’nın hazırlığıdır. Diğer taraftan da Dersim ile birlikte Kürdistan’ında insansızlaştırılmasını ve teslimiyete zorlayan bir içeriğe sahiptir” dedi.

    “DERSİM SOYKIRIMI’NIN ULUSLARASI DÜZEYDE TANINMASI GEREKİYOR”

    Dersim Kültür ve Tarih Merkezi’nden Hüseyin Aydın ise, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Artık geçmişin karanlık perdesini aralayıp hem mağdurların hem de faillerin anlatılarını bilimsel bir zemine oturtmak ve gelecek nesillere aktaracak güçlü bir temele sahibiz. Dersim Soykırımı’nın uluslararası düzeyde tanınması ve faillerin yüzleşmesi gerekiyor.”

    PİRHA/ALMANYA

  • FEDA yıllık ara dönem toplantısını yaptı- VİDEO

    FEDA yıllık ara dönem toplantısını yaptı- VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) yıllık ara dönem toplantısında Alevilerin yaşadıkları sorunlar, federasyonun yaptığı faaliyetler, genel kongreye hazırlık ve siyasal süreç değerlendirmesi yapıldı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) yıllık ara dönem toplantısını Almanya’nın Leverkusen kentindeki Leverkusen Alevi Dergahında yaptı.Toplantıda genel yıllık faaliyetler değerlendirildi ve hazırlanan raporlar okundu. Alevilerin yaşadıkları sorunlara ve Ortadoğu ileTürkiye’deki siyasal sürece dair değerlendirmeler yapıldı.

    “ALEVİLER SİYASET YAPMAKTAN KAÇMAMALI”

    Toplantıda ilk olarak söz alan FEDA Eş Başkanı Huri Kabayel, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısının çok önemli olduğuna vurgu yaparak, Alevi toplumunun bu konuda üstüne düşeni yapması gerektiğini ifade etti. Kabayel, “27 Şubat’ta sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı demokratik açılımla daha iyi gelişmelerin yaşacağına inanıyorum. Bu konuda Alevilerin de üzerine çok iş düşüyor. Bu süreci siyasal boyutuyla iyi değerlendirmek gerekiyor. Biz Aleviler genelde siyaset yapmaktan kaçınıyoruz halbuki siyasetin odağında biz Aleviler varız. Dolayısıyla bu süreci siyasal boyutuyla iyi değerlendirmek gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLERİN GÜÇLÜ BİR ÖRGÜTLENME KURMASI ŞART”

    Ardından Kürt hareketinin siyasal sürecini değerlendiren FEDA Eş Başkanı Demir Çelik de, yapılan çağrıyla önemli bir dönemin eşiğinde olunduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

    “27 Şubat’taki barış ve demokratik toplum çağrısı, HTŞ’yi 10 Mart’ta KSD Komutanı Mazlum Abdi ile anlaşmaya zorlayan bir kısımı okuduğumuz zaman Kürtlerle anlaşma yolundan başka bir çarelerinin olmadığını söyleyebiliriz. Muhtemel bir kısım senaryolara göre federasyona dayalı Kürtlerin, Arap Alevilerin, Dürzilerin ve Sünni Arapların kendi kendilerini yönetebilecekleri bir federatif yapı Türkiye’yi de İran’ı da ürkütüyor ve ön alma çabası içerisindeler. Önümüzdeki süreçte yeni gelişmelerin yaşanacağı açıktır. Bu yönüyle de biz Alevilerin herkesten çok örgütlü olmamız, kurumsal yapıyı esas almamız ve 14-15 Haziran’a planladığımız genel kongreyi güçlü bir yönetimle karşılamamız gerekiyor.”

    “ALEVİLER YENİ SÜREÇTE ÖZNE KONUMUNDA OLMALI”

    Alevi hareketinin başlayan süreçte özne konumunda olması gerekirken geri planda kalmasını eleştiren Demir Çelik, “Türk devletinin başlattığı düşünülen süreci aslında Kürt halk önderinin başlattığını ve devleti buna ikna ettiğini görmemiz lazım. Devlet samimi değildir ama çaresizlikten kaynaklı görüşmelere muhtaçlığı söz konusudur. Bu sürece damgasını vuran, insiyatif alan, öncülük yapan Kürt halk önderidir. Bu nedenle Kürt siyasal hareketi önderliğin arkasında durarak çözüm parametreleri konusunda üstüne düşeni yapmak zorunda. Buna Alevi hareketi de dahil. Bu sürecin öznesi demokratik Alevi hareketi olmalıydı ancak kurumsal yapıyı harekete geçiremediğimizden kaynaklı durumu idare eden, izleyen bir pozisyonda kaldık. Ancak bunu tersine çevirmemiz ve bu süreçte etkin bir rol üstlenerek demokratik toplum inşasına katkıda bulunmamız gerek” dedi.

    PİRHA/ ALMANYA

     

  • Hatimoğulları: Aleviler ve diğer toplumsal dinamiklerle süreci tartışan bir çalışma yürütüyoruz-VİDEO

    Hatimoğulları: Aleviler ve diğer toplumsal dinamiklerle süreci tartışan bir çalışma yürütüyoruz-VİDEO

    PİRHA- Almanya’da düzenlenen ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “2013 sürecinde muhalefet barış sürecinin içerisinde etkin olarak yer almadı. Aynı şekilde toplumsal dinamikler barışı tartışmadı. Bizimde o dönemin özeleştirisi verdiğimiz eksiklerden biri buydu. Bu dönemde açık ve şeffaf olarak konuşan, tartışan bir çalışma yürütmek istedik” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Demokratik Alevi Federasyonu ve Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı düzenledi.

    Gustavsburg Cemevinin ev sahipliğini yaptığı konferansa DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Demokratik Alevi Federasyonu Eş Başkanı Demir Çelik, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu Genel Başkanı Serhat Süleyman Narlı ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat konuşmacı olarak katıldı.

    Açılış konuşması yapan Hessen Bölge Başkanı İhsan Dilber ve Gustavsburg Cemevi Başkanı Müslüm Aktar katılımcıları selamladı.

    “ARAP ALEVİLER OLARAK MAZLUMDUK VE KATLİAMA MARUZ KALDIK”

    Konferansta, ilk sözü alan Avrupa Arap Alevileri Federasyonu Genel Başkanı Serhat Süleyman Narlı, Arap Alevilerin sürekli bir hedef halinde olduğunu belirterek, “Tarihin her döneminde Aleviler ve felsefeleri hedef haline getirilmiştir. Biz Arap Alevileri bu tarihi süreçte mazlumduk ve katliamlara maruz kaldık. Alevilere yönelik bu nefret söylemleri 14. Yüzyıl fetvalarında da görülmüştür. Bizler tek bir Alevi çatısı altında birleştiğimiz bu ideoloji bizim birliğimizdir. Bizler de Arap Alevileri olarak lokmalarımızı kardeşlerimizle paylaşma kültürümüz var. Hristiyan, Sünni, Asuri canlarla lokmalarımızı paylaşırdık. Bizler sorgulayıcı bir felsefeye sahibiz. Otorite olarak kabul ettiğimiz bir yapı yoktur. Arap Alevileri olarak bu zulme karlı örgütlü bir yapıyı oluşturmayı tartışmalıyız” dedi.

    “BAAS REJİMİ, ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNİN SÜREKLİ ÖNÜNÜ KESTİ”

    Narlı, Baas rejimi üzerinden Alevilere yönelik saldırılara dikkat çekerek, Baas rejiminin yıllardır Alevi örgütlenmesinin önünü kestiğini söyledi. Narlı, “Suriye’de Esad rejimi ile bağdaştırmış Aleviler. Sanki Esad tarafından desteklenen bir Alevi devleti varmış gibi algı yaratılıyor. Suriye’de yaşadığımız dönemde Alevi olduğumuz söylenmezdi. Baas rejimi orada Alevi örgütlenmesinin önünü sürekli kesti. Bu rejim fakir, mazlum olanı kendinden görmez. Ama Aleviler hedef haline getirildi. Bir köyde 58 kişi katledilmiş, çok sayıda kişi gözaltında kaybedilmiştir. Sebep ise Alevi olduklarını sorduklarında Alevi olduklarını kabul etmeleriydi. Çokça aile göçertildi, kadınalar baş örtüsü zorunluluğu getirildi. Suriye’de 5 milyon Alevi yaşamakta. Yaşam alanlarında açık bir temizlik yapılıyor” diye konuştu.

    FIRAT: ALEVİLERİN VE DİĞER HALKLARIN SORUNLARI DA ÇÖZÜME KAVUŞACAK

    Kürt sorununun çözümü ile birlikte  Aleviler ve diğer halkların sorunlarının da çözüme kavuşturulması için mücadele ettiklerini söyleyen DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, “Bu kadar Alevi nüfusu varken bizler neden katliama maruz kalıyoruz. Bu kadar katliama uğramış, yakılmış olan biz Aleviler neden hala bir olamıyoruzu sormak lazım. Biz örgütlenirsek özgürleşiriz, bunun mevcut koşulu budur. Suriye’de Aleviler bir katliamla karşı karşıya. İnsanlığa karşı büyük bir vahşet var. Ama bizler ise hala birbirimiz ile uğraşıyoruz. Sözümüzü daha güçlü kurmak lazım. Alevilere dayattıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi ucube bir kurum var. Kirli bir propaganda yürütüyorlar, Alevi pirlerine ise cemevi uzmanı diyorlar. Kürt sorunu Türkiye’nin büyük bir yarasıdır. Daha kaç insan ölecek, bu kanın durması lazım. Her kesimin yan yana gelerek beraber mücadele etme koşullarını bulmamız lazım. Aleviler yalnız mı bırakılıyor gibisinden bir kaygı yaratılıyor. Sadece Kürt sorunun değil Alevilerin ve diğer sorunların çözüme kavuşturulması ve eşit yurttaşlık hakkına kavuşması için birlikte mücadele ediyoruz ve bunu sonuca kavuşturacağız” ifadelerini kullandı.

    ÇELİK: ALEVİLER SON 100 YILIN AĞIR TRAVMASINI YAŞIYOR

    Demokratik Alevi Federasyonu Eş Başkanı Demir Çelik, Alevilerin son 100 yılın en ağır travmasını yaşadığını dile getirerek, “Barışı kutsaldır; herkesten çok biz Alevilerin dillendirmesi ve sahip çıktığı bir kutsallıktır. Savaşın yıkıcılığı, başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere toplum kırını deşifre etmek, karşısında pozisyon almak ve dolayısıyla barışı dillendirmek herkesten çok kendisine Alevi diyenin görevi olmalıdır. Biz Alevilerin yaşadığımız katliamların bizde en ağır olan travmasını son 100 yıldır yaşıyoruz. Ağır bir sosyal, siyasal travmayı yaşıyoruz. Nerede kaybettik, nasıl bulabiliriz sorularına yanıt bulmadan eriniyoruz. Biz kendi hakikatimiz olan devlet ve iktidar dışılığı yaşatamadığımız için büyük kaybettik ve kaybediyoruz” şeklinde konuştu.

    “YAN YANA GELEMEZDEK BİZİ BÖLENLER YİNE KAZANACAKLARDIR”

    Aleviler ve diğer mazlum halkların bir araya gelememesi durumunda iktidarların yeniden kazanacağına vurgu yapan Çelik, “Savaşa karşı barışın pratik adımlarını da örmemiz gerekiyor. Büyük risklerin yanında büyük olanaklar ve imkanlarda var. Buna erişebilmenin yolu örgütlenmektir, öz gücüne dayanmaktır. Çıkaracağımız temel ders; savaşa karlı barışın savunucusu, kendine güvenmekten, mazlum halklarla ortak yaşamı inşa etmekten geçiyor. Biz mazlumlar ve mağdurlar savaşa karşı omuz omuza mücadeleyi büyütemezsek , demokrasi asgari müştereğinde Aleviler olarak yan yana gelemezsek bizi bölenler yine kazanacaklardır” diye belirtti.

    MAT: ALEVİLER 2. YÜZYILDA AYNI ŞEYLERİ YAŞAMAK İSTEMİYOR

    “35 yıllık Alevi mücadelesi bize şunu gösterdi ki; örgütlenmeyen toplumların geleceğini inşa etme şansı ve hakkı da olamaz” diyen Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise “Alevi inancının temel öğesi, kutsalı insandır, yaşam hakkıdır. Barış tabi ki Alevilerin de öncülük edeceği, üstüne düşeni ivedilikle yerine getireceği bir şey. Alevilerin nefes alacağının söylendiği cumhuriyet tarihi Osmanlı’dan daha çok Alevilere zulüm etmiştir. Birinci yüzyılında resmi devlet ideolojisinin Alevilere yapmadığı kalmadı. Aleviler cumhuriyetin birinci yüzyılında yaşadığını ikinci yüzyılda artık yaşamamalı. 35 yıllık mücadele gösterdi ki Aleviler cumhuriyetin demokratikleşmesine müthiş katkı sunuyor” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLER ONURLU BİR BARIŞIN YANINDA AMASIZ YER ALACAKTIR”

    Alevilerin şeffaf yürütülecek bir sürece destek vereceği ve rol üsteleneceğini söyleyen Mat, “Türkiye’nin demokratikleşmesi sadece Diyarbakır’dan değil aynı zamanda Dersim’den ve Hacıbektaş’tan geçer. Bizde bu vesileyle bu şeffaf ve demokratik olarak yürütülecek bir sürecin ortak paydaşı olmak istiyoruz. Biz Türkiye’nin demokratik, laik, seküler bir şemsiyesinin altında ortak barış sağlanabilir. Barışa dair tespitimiz, arzumuz budur. Aleviler amasız, fakatsız onurlu bir barışın yanında yer alacaktır” diye ekledi.

    HATİMOĞULLARI: İÇ BARIŞI TARTIŞMAYI GEREKTİREN KOŞULLARIN OLUŞTUĞUNA DAİR DEĞERLENDİRMELER VAR

    Konferansın son konuşmacısı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Parti (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Kürt sorununun çözümüne dair gelişen sürece dair kimi aktarımlarda bulundu. Hatimoğulları, “Ortadoğu tam bir savaş alanı olduğunu ve savaşın artık batıya geldiğini Ukrayna-Rusya savaşında gördük. Küresel sermaye çok ciddi bir krizin içerisinde, buradan çıkmak içinde Ortadoğu’da savaşlar var. Suriye’deki son gelişmeleri de bu tablonun içerisinde önemli bir fotoğraf karesi olarak görüyoruz. Hindistan’dan Avrupa’ya kadar gelecek olan enerji koridorunun içerisinde Türkiye yok. Dolayısıyla Türkiye’de başka bir stratejik bir yönelime girilmesine dair kuvvetle muhtemel devletin bir kanadı böyle çalışıyor. Buradan bir hareketin Türkiye’de bir iç barışı tartışmayı gerektiren objektif koşulların oluştuğuna dair önemli değerlendirmeler var. Sadece bu mudur, tabi ki değildir. Kürt halkının güçlü bir örgütlenmesi olmamış, Suriye’de öz yönetimler kendisini koruyabilmiş olmasaydı sizi kimse muhatap almazdı” diye konuştu.

    “2013 SÜRECİNE ÖZELEŞTİRİ OLARAK SÜRECİ TARTIŞAN BİR ÇALIŞMA YÜRÜTTÜK”

    Hatimoğulları, 2013 yılındaki müzakere sürecinin bir özeleştirisi olarak toplumsal dinamiklerle süreci tartıştıklarını dile getirerek, “Sürecin başlamasıyla birlikte ikinci görüşme sonrasında siyasi partilerle, demokratik kitle örgütleriyle, Alevilerle, kadın, ekoloji hareketleriyle merkezi düzeyde görüşmeler gerçekleştirdik. Başta ana muhalefet partisi olmak üzere tüm partilerle Sayın Öcalan’ın şu vurgusunu paylaştık. 2013 sürecinde muhalefet barış sürecinin içerisinde etkin olarak yer almadı. Aynı şekilde toplumsal dinamikler barışı tartışmadı. Bizimde o dönemin özeleştirisi verdiğimiz eksiklerden biri buydu. Bu dönemde açık ve şeffaf olarak konuşan, tartışan bir çalışma yürütmek istedik” dedi.

    ANA MUHALEFET PARTİLERİNE GÖNDERİLEN MESAJ

    Hatimoğulları şöyle devam etti:

    Toplumun nabzını tutan bütün toplumsal kesimlerle yaptığımız görüşmelerin tamamı pozitif geçti. Sayın Öcalan ana muhalefet partisi başta olmak üzere tüm partilere şu mesajı yolladı; ‘Siz bu dönemin kurucu öznesi, Türkiye’de barışın inşa edilmesinde özne olmazsanız bu iktidar her şeyi kendine yontar.’ Alevi canlarda kaygıların olduğunu hepimiz biliyoruz. Yaptığımız tüm toplantılarda bunu açıkça dile getirdiler. Bu hassasiyeti gören bir yerden bu kaygıların giderilmesi için Alevi örgütlerine doğrudan bilgi vermemiz gerekiyor ise istenilen yerde veririz dedik.

    ÖCALAN’IN ÇAĞRISI NE OLACAK?

    Sayın Öcalan’ın yakın bir zamanda açıklama yapmasını bekliyoruz. Bunun Şubat sonu ve Mart başına yetişeceği bilgisini verdik. Diğer önemli bir soru bu açıklamanın mahiyeti ne olacak? Tabi ki içeriğini cümle cümle bilmiyoruz. Ama ana fikrini biliyoruz. Ana fikri şudur; Kürt sorununun çatışma ve şiddetten arındırılarak demokratik ve hukuki bir zeminde çözülmesini sağlamak çağrısı olacak bu çağrı. Bahsettiğimiz tüm toplumsal kesimlerin bu çağrıyı heyecanla beklediğini biliyoruz.”

    PİRHA/ALMANYA

  • FEDA Eş Genel Başkanı Çelik: Kürtler ve Aleviler yana gelmeli, barışın etrafında kenetlenmeli-VİDEO

    FEDA Eş Genel Başkanı Çelik: Kürtler ve Aleviler yana gelmeli, barışın etrafında kenetlenmeli-VİDEO

    PİRHA- FEDA Eş Genel Başkanı Demir Çelik, yoksulluğun, açlığın, sefaletin, yasakların, inkarın, hukuksuzluğun ve anayasasızlığın nedeninin Kürt ve Alevi sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklandığının altını çizerek, “Barışın herkese lazım olduğundan hareketle Kürtlerin ve Alevilerin bu dönemde yan yana gelmeli, barışın etrafında kenetlenmeleri gerekiyor” dedi.

    Devlet yetkilileri ile PKK Lideri Abdullah Öcalan arasında süren görüşmelerin yanı sıra DEM Parti heyeti de İmralı ile temaslarını sürdürüyor.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eş Genel Başkanı Demir Çelik, İmralı görüşmeleri eksenli yürüyen müzakerelere ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “MÜZAKERE SÜRECİNİ ÖNEMLİ VE DEĞERLİ BULUYORUZ”

    Demir Çelik, başlayan bu görüşmeleri değerli ve önemli bulduklarını ifade ederek, AKP-MHP iktidarının Suriye merkezli Ortadoğu’daki gelişmelerden kaynaklı görüşmelerin olduğunu söyledi.

    “TÜRKİYE EKONOMİK VE SİYASAL ALANDA ÇOK DERİN BİR KRİZİN İÇERİSİNDE”

    Türkiye’nin aynı zamanda ekonomik ve siyasal alanda da çok derin bir krizin içerisinde olduğunu belirten Çelik, “Bu krizin üstesinden gelememenin toplumu yönetememenin yönetenlerin de yönetilenlerin de mutlu olmadıkları bir ülke gerçeği ile karşı karşıyadırlar. Sonuçta savaş 85 milyonluk Türkiye halklarına açlık sefalet ve yoksulluğa neden olmuştur. Bunlarla da kalmayıp yoksulluk yasaklarıyla iktidar vaat eden AKP bugün 390 bin olduğu söylenen cezaevlerinde başta siyasi tutsaklar olmak üzere insanlarımıza tutsaklığı reva görmüştür” ” dedi.

    Gelinen süreçte tarihin ve dünyanın değiştiğine dikkat çeken Çelik, “Yeni bir hikâye, yeni bir paradigma yeni bir perspektif Ortadoğu halklarına giydirilmek isteniyor” diye konuştu.

    “KÜRTLERİN VE ALEVİLERİN SORUNLARI ÇÖZÜLMEZSE BU ÜLKE DEMOKTARİKLEŞEMEZ”

    PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yıllardır ısrarla Türkiye’nin iki temel sorunu olduğuna dikkat çekmeye çalıştığını belirten Çelik, “Kürt sorunu, Alevi sorunu. Bu her iki kadim sorun çözülemediği için Türkiye demokratik hukuk sisteminden yoksun kalmıştır. Türkiye demokratik ve hukuk sisteminden yoksun kalmakla kalmamış içeride ve dışarıda savaş politikalarıyla halkların geleceği karartılmış, umudu hiçleştirilmiştir” diye ifade etti.

    “SORUNLAR ÇÖZÜMSÜZLÜKTE ISRARDAN KAYNAKLIDIR”

    Ülkede yaşanan işkence, adaletsizlik, hukuksuzluk ve hak ihlallerinin sınır tanımaz boyuta ulaştığını vurgulayan Çelik, “Dünyada geri ve aynı zamanda sınır tanımaz boyutta özellikle de kadınlara çocuklara dönük uygulamalarını devam ediyor. Yoksulluğun, açlığın, sefaletin, yasakların, inkarın, hukuksuzluğun ve anayasasızlığın nedeni Türkiye’nin bu iki kadim halkın sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklanıyor” dedi.

    “SAVAŞSIZ, BASKISIZ, ÖZGÜR VE ORTAK YAŞAM ELBETTE Kİ MÜMKÜN

    Bugüne dek iki kadim halk olan Alevi ve Kürt sorunu demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü ve sivil bir anayasa çerçevesinde çözümüne dönük cevap verilmediğini belirten Çelik, “Bunun çözülmesine dönük fırsat verilmiş olmaydı Türkiye’de etnik durumuna, inancına, diline, kültürüne, siyasal düşüncesine bakmaksızın herkesin eşit vatandaş olma haklarının tanındığı demokratik hukuk sistemi içinde gerçekleşmiş, kansız, savaşsız, baskısız, özgür ve ortak yaşam elbette ki mümkündü” diye belirtti.

    “KÜRTLERİN VE ALEVİLERİN BU DÖNEMDE YAN YANA GELMELİ”

    FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Bu müzakerelerin başlıyor olması ya da başlayacağı umudunu taşıyor olmasını her şeyden önce tazelemek istiyoruz. Biz bu manada Kürt sorununun çözümü konusunda tarafların eşit koşullarda müzakere masasına oturmalarını bu oturacakları müzakere masalarında şeffaf hesap verilebilinir, başta meclis olmak üzere meşru zeminlerde sürdürülmesinin beklentisi içerisindeyiz.

    Örgütlü Alevi hareketlerinin de dahil olabileceği siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve demokratik kitle örgütlerinin de bu sürecin parçası olacak şekilde yürütmek gerektiğine inanıyoruz. Avrupa’daki Alevi hareketleri olarak da biz elbette ki savaş yerine barışı, inkâr ve imha yerine ortak yaşamı savunmakta ısrarcıyız. Dün olduğu gibi bugün de, yarın da bu ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz.

    Ama yetmiyor bizim de yapacaklarımız vardır, yapmamız gerekenler vardır. Barış kutsaldır ama barış her isteyenin erişebileceği sıradan bir vaka da değildir. Her şeyden önce vatandaşıyla savaşan devletin barışa ikna olması zor. Onlar nasıl ki çeşitli ideolojik aygıtlarıyla algı oluşturarak sipekülatif ve manipülatif söylemleriyle toplumu şekillendirip yönetmek istiyorlarsa biz de inadına ısrarla Hakk ve hakikati dile getirmek ısrarcı bir şekilde barışı savunmak zorundayız.

    Barışın herkese lazım olduğunu herkes için kutsal olduğundan hareketle Kürtlerin ve Alevilerin bu dönemde yan yana gelmesi birlikte olmaları barışın etrafında kenetlenmeleri olması gerekendir.

    HAKK VE HAKKİKAT YOLDAŞLIĞINDA BİRLİKTE OLMAK ZORUNDAYIZ

    O nedenle bugüne kadar biz Alevilerin Kürtlerle olan ve Kürt siyasal hareketine, demokratik kitle örgütlerine koyduğumuz mesafeleri angajmanları kaldırmakla birlikte faşizme karşı demokrasi mücadelesinde, savaşa karşı barış isteminde, yan yana gelme Hakk ve Hakkikat yoldaşlığında birlikte olmak zorundayız. Hakk yardımcımız Hızır yoldaşımız olsun.”

    PİRHA/ALMANYA

     

  • Çelik: İnancımızı ve toplumu korumak için bir, iri, diri ve güçlü olmak zorundayız-VİDEO

    Çelik: İnancımızı ve toplumu korumak için bir, iri, diri ve güçlü olmak zorundayız-VİDEO

    PİRHA- FEDA Eş Genel Başkanı Demir Çelik, Suriye’de yaşanan gelişmelere dair konuştu. Suriye’de 8 Aralık’tan bugüne aradan geçen zamanda inkarcı, katliamcı ve soykırımcı bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Çelik, “Çünkü orada yaşanan bir soykırımdır. Arap Alevileri başta olmak üzere farklı etnik kimliğe sahip halklar ve farklı inanca sahip insanlarımız katliamdan geçiriliyor. Birleşmiş Milletler Barış Gücü amasız, fakatsız devreye girmeli oradan katliamın önüne geçebilmek için askeri, diplomatik, siyasi bütün ilişkilerini organize etmeli ve örgütlemelidir” çağrısında bulundu.

    Suriye’de Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün Esad yönetimini devirmesi ardından Alevilerin de tedirginliği arttı. Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturan Aleviler, ülkenin daha çok sahil kesiminde yaşam sürmekteydi. Şam’ın düşmesinin ardından HTŞ’liler, başta Lazkiye olmak üzere birçok kentte Alevilerin yaşam alanlarını adeta gasp etti. Son olarak Alevi Akademisyen Rasha El Ali’nin HTŞ tarafından kaçırılarak katledildi.

    Dİğer taraftan uzun yıllar süren tecridin ardından PKK lideri Abdullah Öcalan ile DEM Partililer arasında bir dizi görüşme sağlandı. AKP-MHP Hükümetiyle de temas kuran DEM Partililer, sürece dair tüm siyasi partilerin yanı sıra demokratik kitle örgütleriyle de bir araya gelmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eş Genel Başkanı Demir Çelik, Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırılara ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Reya Hakk inancı başta olmak üzere her sürekten Aleviler için kutsal olan Hızır’ın önemine vurgu yapan ve Hızır’ın hayat bulduğu bu ay içerisinde Alevilerin yaşamalarını dayanışma içerisinde geçirmesi gerektiğini belirten Çelik, “Bu ayda canlarımız öncellikle oruçlarını tutarlar oruçları Hakk katında kabul olsun. Niyazlarını lokmalarını paylaşan canlarımızın elleri dert görmesin” dedi.

    HTŞ ULUSLARARASI GÜÇLER TARAFINDAN SURİYENİN BAŞINA GETİRİLDİ”

    2024 Kasım’ın sonlarından itibaren Türkiye’nin yanı başında bulunan Suriye’de yeni bir siyasal rejim oluşturulduğunu belirten Çelik, “Adına HTŞ dedikleri geçmişte el Kaide El Nüsra ve IŞİD’den devşirilen, bir yanıyla bölgesel güçler öbür yanıyla  ise emperyalist  küresel güçler  tarafından tahkim edilen, silahlandırılan eğitimden geçirilen bu güç Kasım ayı sonu itibariyle Halep’ten girerek Hama, Humus ve Şam’a kadar sorunsuz bir şekilde 8 -10 gün içerisinde işgali gerçekleştirdi ve Şam yönetimini eski Baas Esad diktatörlüğünü yıktığını dünya alemin gözü önünde hepimiz beraber yaşadık” diye belirtti.

    “BÖLGEDE SAVAŞ SÜRECİ ’90’LARLA BİRLİKTE BAŞLADI”

    Öncelikle bölgede savaş sürecinin 1990’larda başladığını dile getiren Çelik, “Bunun 3. dünya savaşından bağımsız ele alınamayacağını ifade etmek isterim. 3. Dünya savaşının sürdürüldüğü o koşullarda Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmek istendiği dünyanın da 1 ve 2. dünya savaşında olduğuna benzer bir düzeyde olmasa da yeniden paylaştırılmak istendiğinin ayak seslerini duyuyoruz “dedi.

    “EMPERYALİST GÜÇLERİN ORTADOĞUYU YENİDEN DİZAYNI KÖRFEZ KRİZİ İLE BAŞLATILDI”

    Bu paylaşım savaşının öncekilerden ayıran temel özelliğin orduların karşı karşıya gelmediği bir savaş olduğunu aktaran Çelik, “Öncelikle devletçi sistemin düzenli ordularının karşı karşıya geldikleri bir savaş stratejisi yürütülmediği, aksine her devlete bağlı vekalet savaşçılarını karşı karşıya getirildiği, vekalet savaşına dayalı olup, aynı zamanda da yine emperyalist devletler arası ekonomik, teknoloji ve de diplomatik alanda devam eden bir savaşı görmekteyiz” şeklinde konuştu.

    HTŞ EMPERYALİSTLERİN YENİ PAYLAŞIM SAVAŞININ UNSURUDUR”

    Ortadoğu’da ilk müdahalenin Saddam’la başlayıp Libya ve sonrasında Yemen ve Suriye’ye kadar uzandığını söyleyen Çelik, “Bu devletli sistemin kendi çıkarlarına uygun yeniden dizayn edilmesine tanıklık ediyoruz. Yenilenen HTŞ yeni paylaşım savaşının unsurudur. Başta ABD olmak üzere İngiltere, İsrail, Avrupa Birliği ülkelerinin HTŞ’nin iktidara taşınmasında pay sahibi olduklarını görüyor ve onların İtalya Roma’da yapılan İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Fransa’nın katılımıyla yaptıkları  ‘Geleceğin Suriye’ tartışmalarından biliyoruz” diye belirtti.

    Bölgesel devletler nezdinde Türkiye’nin de kıyısından, köşesinden bu projeden yararlanmak istediğinin görüldüğünü belirten Çelik, Kuzey Doğu Suriye üzerinde politikalarını yürütmeye çalıştığını söyledi.

    “8 ARALIKTAN BU YANA ARAP ALEVİLERİ, HRİSTİYANLAR, ERMENİLER DÜRZİLER VE KÜRTLERE SOYKIRIM BOYUTUNA VARACAK UYGULAMAYLA KARŞI KARŞIYA”

    Suriye’de 8 Aralıktan bugüne aradan geçen zamana rağmen kimlik ve inançlara yaklaşımın söylenenin aksine inkarcı, katliamcı ve soykırımcı bir yaklaşım olduğunu vurgulayan Çelik, “Başta Arap Alevileri olmak üzere Hristiyanlara, Ermenilere, Dürzilere ve Kürtlere dönük sınırsız sorumsuz bir şekilde saldırılar, katliamlar yapılmakta, kadınlar, çocuklar kaçırılmakta ve soykırım boyutuna varacak düzeyde bir saldırı sözkonusu” dedi.

    “SURİYEDE YAŞANANLARA KARŞI BİRLEŞMİŞ NİLLETLERDEN AVRUPA KONSEYİNE KADAR 3 MAYMUN OYUNU OYNAMAYA DEVAM EDİLİYOR”

    Soykırıma varan, zoraki göçertmelere rağmen Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi başta olmak üzere uluslararası kurumların üç maymunu oynamaya devam ettiğini ve sessiz kalındığının altını çizen Çelik, “ Bizde buna karşı kurumlar olarak bu konuda üzerimize düşeni yapmak adına başta Avrupa Arap Alevileri Federasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ile beraber hem 4 Ocak’ta Strasburg’da bu soykırıma karşı kamuoyunu hem duyarlılığa davet etmek hem de Avrupa Konseyi’ni rolünü yerine getirmesi amaçlı basın açıklaması yaptık. Bununla yetinmedik yine 25 Ocak’ta Frankfurt’ta bu üç kurumunuzun öncülüğünde, Avrupa’da örgütü olan demokratik, sol, sosyalist bir kısım hareketlerin, yapıların Asuri Süryani dostlarımızın da katıldığı bir mitingle bir kez daha katliama sessiz kalınmaması çağrısında bulunduk” diye belirtti.

    SURİYEDE YAŞANANLARA AMASIZ FAKATSIZ SEYİRCİ KALINMAMALI”

    Suriye’de yaşananlara karşı yapılan eylem ve etkinliklerin yeterli olmadığını belirterek çağrıda bulunan Çelik, “Birlemiş Milletler başta olmak üzere uluslararası meşru kurumlara görevi üstlenmeleri gerekir. Çünkü orada yaşanan bir soykırımdır. Arap Alevileri başta olmak üzere farklı etnik kimliğe sahip halklar ve farklı inanca sahip insanlarımız katliamdan geçiriliyor. Birleşmiş Milletler Barış Gücü amasız fakatsız devreye girmeli oradan katliamın önüne geçebilmek için askeri, diplomatik, siyasi bütün ilişkilerini organize etmeli ve örgütlemelidir” diye ifade etti.

    HER ZAMAN MAĞDURUN YANINDA ZALİMİN KARŞISINDA HAKK VE HAKİKATTEN YANA OLALIM”

    Hızır olmanın dayanışmanın ve paylaşmanın gereği olarak mazlumun sesi olmaktan geçtiğini aktaran Çelik, “Mağdurun yanında olmaktır, zalime ve diktatör yal rejimlere karşı Cihadist ve Selefistlere karşı Hakk ve hakikatin sesi olmaktır. O nedenle hangi sürekten olursak olalım, hangi etnik kimlikten olursak olalım, hangi siyasal düşünceye sahip olursak olalım bize düşen insanı, vicdani sorumluluğumuzun gereği mazlumun Hakk ve hakikatin arayışının yanında olmak, onun sesi olmaktır” diye konuştu.

    “TÜRKİYE VE AVRUPADA BULUNAN BÜTÜN ALEVİ ÖRGÜTLERİYLE ORTAK KONFERANSLAR YAPACAĞIZ”

    Suriye ile ilgili girişimleri yaparken hem Avrupa Konseyi bünyesinde hem Avrupa Parlamentosu bünyesinde konferanslar dizisi yapmak zorunda olduklarını dile getiren Çelik, “Katliam ve  soykırımlara karşı uluslararası kurumlara harekete geçirmek adına aynı zamanda Frankfurt’ta DEM  Parti’nin de aramızda olacağı Avrupa Alevi Federasyonu, Avrupa Arap Alevi Federasyonu, Demokratik Alevi Federasyonu ve  Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu aynı zamanda Almanya’da Alevi Birlikleri Federasyonu’nun da katılacağı bir konferansta  birlikte ne yapabileceğimizi tartışacak ve konuşacağız. Önemli planlamalarla bu yaşananlara dur diyeceğiz” dedi.

    “İNANÇ VE KİMLİKLERİMİZ İÇİN BİR OLMAK, İRİ OLMAK, DİRİ OLMAK ZORUNDAYIZ”

    HTŞ’nin Suriye’de Arap Alevilere yönelik yaptıkları soykırımla geleceği görmenin zor olmadığına dikkat çeken Çelik, “Eğer bunlar muratlarına erişirlerse o günlerde yapılmak istenenleri bugünden görmek zor değil. Bunlar bize kültürel soykırımla beraber fiziki soykırımı dayatacaklarını özellikle unutmamamız gerekiyor. Çünkü biz bunu 1978 Maraş’ta, 1993 Sivas’ta Çorum’da, Gazi’de unutmadık. Onlarca kez Alevi olduğumuz farklı ve özgün inanç sahibi olduğumuz için katliama maruz kaldık ve bizi zındık, rafizi, sapkın olarak lanse edenlerin bu zihniyetten vazgeçmediklerini, çocuklarımıza zorunlu din derslerini uygulayanları, çocuklarımıza ÇEDES projesi üzerinden İslami şartları ve öğeleri dayatanların, bundan yetinmeyip çok daha ağır siyasal, sosyal, inançsal ve kültürel travmayla bizi karşı karşıya bırakacaklarını unutmadan bir olmalı, iri olmalı, diri olmalıyız” şeklinde ifade etti.

    Her zamankinden çok Alevilerin birlik olması ve mücadele etmesinin ekmek su ve hava kadar önemli olduğuna vurgu yapan Çelik, “Duyarlılığı esas alabilir farklı süreklerden özgünlüklerimiz, duyarlılıklarımızı ötelemeden, baskılamadan herkesin inandığı şekliyle kendini ifade edebileceği demokratik zeminlerde birlikte olabilirsek bu tehlikeleri savunabilir güç ve tehlikelere karşın olanak ve imkanlarımızı daha iyi kullanarak biz de gelecekte özgür ortak yaşamın bir parçası olabiliriz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ALMANYA

     

  • DAKME: Gasp edilen sadece halk iradesi değil, gasp edilen Reya Haq inancının tarihi hakikatidir-VİDEO

    DAKME: Gasp edilen sadece halk iradesi değil, gasp edilen Reya Haq inancının tarihi hakikatidir-VİDEO

    PİRHA-Dersim kayyumları protesto etmek amacıyla bir araya gelen Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi (DAKME), yaptıkları basın açıklamasında halkın iradesine kayyım atanmasına tepki göstererek, “Gasp edilen sadece halk iradesi değil, gasp edilen Reya Haq inancının tarihi hakikatidir” dedi.

    İçişleri Bakanlığı talimatıyla Dersim Belediyesi’ne kayyım atamasını protesto etmek amacıyla Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi (DAKME) basın açıklaması düzenledi. Açıklamayı okuyan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Demir Çelik, Dersim’deki yapılan halk iradesine sahip çıkmak için bütün demokratik kitlelerin mücadeleye destek vermeye çağırdı.

    Çelik, bugün irademize sahip çıkmazsak geçmişte olduğu gibi yok edilmekle karşı karşıya kalınacağına işaret etti. Kendisine insanım diyen herkesi Dersim’deki direnişe davet eden Çelik, “Nasıl ki Hacı Bektaş Veli Dergahı’na Balım, Sultan’ı kayyım olarak atadılarsa, 1826 yılında 2’nci Mahmut döneminde Nakşibendi şeyhlerini kayyım atadılarsa aklımızı, hafızamızı başkalaştırmak istedilerse aynı kaynaktan beslenen Türk Devleti de 1925’te ocaklarımızı, dergahlarımızı kapattı” ifadesinde kullandı.

    “REYA HAQ İNANCININ SERÇEŞMESİNE KAYYIM ATANDI”

    Geçmişten bu yana Alevilerin baskılara maruz kaldığını, Osmanlı’dan Cumhuriyete kadar Alevilerin inancına müdahalede ettiklerini belirten Çelik, “Yine bir kez daha katliamcı, soykırımcı zihniyet Reya Haq inancının serçeşmesi Dersim ve Ovacık’a kayyım atadı. Biz biliyoruz ki yüzyıllardır serçeşmede oynamadıkları hile hurda kalmadı. İrademizi gasp etmek ölümlere bizi mahkum kılmak, soykırım ve katliamlarla terbiye etmeye devam ediyor. Bugün inkarcı rejimin bize reva gördüğü bu insanlık dışı muameleyi kabul etmiyorsak birlikte mücadeleye, dayanışmaya, desteğe ve birlikte mücadele etmeye davet ediyoruz. Nasıl Dersim’deki halkımız gaza, suya, tomaya her türlü baskıya rağmen ellerindeki tek silah olan direnişle başkaldırdılarsa Avrupa’da yaşayan bizler de itiraz etmeli, sesimizi yükseltmeli, hayır demeliyiz. Demediğimiz zaman Hacı Bektaş Veli Dergahı’na, Balım Sultan’ı kayyım olarak atadırlarsa 1826 yılında 2’nci Mahmut döneminde Nakşibendi şeyhlerini kayyım atadılarsa aklımızı, hafızamızı başkalalıştırmak istedilerse aynı kaynaktan beslenen Türk Devleti de 1925’te ocaklarımızı dergahlarımızı kapattı” dedi.

    “KENDİNE İNSANIM DİYEN HERKESİ DERSİM’DEKİ DİRENİŞE DAVET EDİYORUZ”

    Bütün demokrat kesimleri Dersim’deki direnişe sahip çıkmaya davet eden Çelik, kendisine Aleviyim diyen, insanım diyen herkesi mücadeleye davet ederek şu açıklamayı yaptı:

    “Pirlerimizin, taliplerine gelmesine izin vermemekle kalmadılar, Şark Islahat Planıyla sömürge valilerini atadılar. 12 yıl boyunca hazırlık yaparak 1937’nin 15 Kasım’ında Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını idam sehpasına gönderen devlet bir kez daha Dersim’i işgal etmeye çalışıyor. Bir kez daha Dersim’in hafızasını ve belleğini yok etmek istiyor. Gasp edilen sadece halk iradesi değil, gasp edilen Reya Haq inancının tarihi hakikatidir. O nedenle tüm Alevi canları ne olursa olsun; ister Kürt, ister Türk, Tahtacı, Arap, Çepni ve kendine insanım diyen herkesi bu mücadeleye davet ediyoruz.”

    PİRHA/DORTMUND-ALMANYA

     

  • FEDA Eş Genel Başkanları yeniden Huri Kabayel ve Demir Çelik oldu

    FEDA Eş Genel Başkanları yeniden Huri Kabayel ve Demir Çelik oldu

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu’nun (FEDA) 10. Olağan Kongresi yapıldı. Huri Kabayel ve Demir Çelik yeniden FEDA Eş Genel Başkanı oldular. 

    Demokratik Alevi Federasyonu’nun (FEDA) 10. Olağan Kongresi Almanya’nın Dortmund kentinde yapıldı.
    2 gün süren kongre için başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın bir çok ülkesinden delegeler katıldı.
    6 Şubat depremlerinde yaşamını yitirenlere adanan kongrenin ikinci gün oturumu, Pir Rıza Yağmur ile Didar Ana’nın çerağları uyandırmasıyla ve okuduğu gülbank ile başladı.
    Divan üyelerinin seçimi için rızalık alınmasının ardından divana Ali köylüce, Handan Mutlu, Meyre Bezirgan seçildi.
    Faaliyet raporunun okunmasından sonra tartışmalar yürütüldü ve seçime gidildi. FEDA Eş Genel Başkanları yeniden Huri Kabayel ve Demir Çelik oldu.

    PİRHA/ALMANYA

  • ‘Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor’ kampanyasının startı Almanya’da verildi-VİDEO

    ‘Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor’ kampanyasının startı Almanya’da verildi-VİDEO

    PİRHA-Rıza Şehri Akademisi, “Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor” şiarı ile düzenledikleri ansiklopedi yazılım kampanyası Almanya’nın Dortmund kentinde başladı. Alevi inancı açısından önemli bir günü yaşadıklarını belirten Yazar Hasan Hayri Ateş, “Aleviler kendi tarihini kendileri yazmalıdır. Bu çalışma ile inancımızı gelecek kuşaklara taşıma amacındayız. Hep birlikte ansiklopedimizi yapalım ve geleceğe kalıcı bir adım atalım” dedi.

    Rıza Şehri Akademisi, “Aleviler Kendi Ansiklopedisini Yazıyor” şiarı ile düzenledikleri kampanyanın startını bir etkinlikle verdi. Almanya’nın Dortmund kentinde gerçekleştirilen etkinlik Derviş Cemal Ocağı Pirlerinden Rıza Yağmur’un verdiği gulbang ile başladı. Rıza Yağmur, “Son 50 yıl Aleviler açısından çok korkunç bir süreçti. İnşallah Aleviler bu süreçten direnerek çıkar” diye belirtti.

    “ALEVİLER KENDİ TARİHİNİ KENDİLERİ YAZMALIDIR”

    Moderatörlüğünü Elif Sonzamancı‘nın yaptığı etkinlikte ilk olarak Yazar Hasan Hayri Ateş söz aldı. Ateş kampanyanın amaçlarına yönelik bilgiler verdi. Alevi inancı açısından önemli bir günü yaşadıklarını belirten Yazar Hasan Hayri Ateş, “Bugün Alevi toplumunun birçok sorunla karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Aleviler kendi inançlarını ve kültürlerini geleceğe taşıma noktasında ciddi sorunlar yaşıyor. Türkiye gibi ülkelerde Alevi inancı yasaklı olmasından dolayı Alevilerin kendi tarihini yazması zorunluluktur. Sözlü tarihle yıllardır taşıdığımız inancımızı ve kültürümüzü gelecek kuşaklara artık başka yollarla taşımamız lazım. Alevi Ansiklopedisi fikri böyle bir ihtiyaçtan dolayı ortaya çıkmıştır. Türkiye devleti kadim Alevi hafızasını bir yandan ortadan kaldırmaya çalışırken bir yandan da Alevilere yeni bir bellek oluşturmaya çalışıyor. Ya bize dayatılan tarihe teslim olacağız ya da Alevi inancını biz yazacağız. Aleviler kendi tarihini kendileri yazmalıdır. Bu çalışma ile inancımız gelecek kuşaklara taşıma amacındayız. Alevi Ansiklopedisi çalışması tüm Alevilerin destek vermesi halinde başarıya ulaşacaktır” dedi.

    “YAPILAN ÇALIŞMA ÇOK DEĞERLİ”

    Ateş’in ardından 27. Dönem HDP milletvekili Kemal Bülbül söz aldı.Yapılan çalışmanın çok değerli olduğunu söyleyen Bülbül, “Türkiye’nin, Avrupa’nın, Ortadoğu ve Alevilerin gündemi çok yoğun. Dünyanın her tarafında yoğun bir biçimde Alevilerin olmasına rağmen inancımız halen yasak. Yol yola girilerek öğrenilir, yol devam ediyor ama yolcu yok. Asıl mesele gündemlerimizi ortak yürütebilmekte. Yayınlanan yeni müfredatta Alevi inancı yok. Bizim en büyük görevimiz inancımızı ve kültürümüzü kendi çocuklarımıza aktarmak. O yüzden Alevi Ansiklopedisi çalışmasına her türlü desteği vereceğim” diye ifade etti.

    “UMARIM BUNDAN SONRA İNANCIMIZI BİZ YAZARIZ”

    Ağuçan Ocağı evladı Cemal Cenan ise, “Pirlerimiz tüm zorluklara karşı inancımızı bugünlere getirdi. Bizim inancımızı hep başkaları yazdı umarım bundan sonra inancımızı biz yazarız” dedi. Pir Hüseyin Bildik Alevi inancının yaşatılmasının önemine dikkat çekti.

    ‘Aleviler kendi ansiklopedisini yazıyor’ kampanyasının başlangıç etkinliğine videolu mesaj gönderen DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete , “Bu kampanyaya destek verilmesi gerekiyor. Alevi Ansiklopedisi kampanyası Aleviler açısından tarihi bir sorumluluktadır” diye ifade etti.

    “DEVLET KENDİ ALEVİSİNİ YARATMAYA ÇALIŞIYOR”

    Alevi inancının bugüne kadar devlet tarafından reddedildiğini ifade eden DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Türkiye’de Alevilerin inancı reddedilip devlet kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor. O yüzden Alevi Ansiklopedisi çalışması çok değerli. Bundan sonra da zulme karşı direnmeye devam edeceğiz” diye belirtti.

    “DEVLET VE SERMAYE GÜCÜ OLMAMASI DEĞERLİDİR”

    Aleviler olarak en zor şartlarda inançlarını yerine getirmeye çalıştıklarını vurgulayan DEM Parti Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “AKP’nin kendi Alevisini yaratmaya çalıştığı bu dönemde Rıza Şehri Akademisi’nin başlattığı Alevi Ansiklopedisi çalışması çok önemli. Gelin canlar bir olalım, inancımızı gelecek kuşaklara aktarmak için elimizden geleni yapalım” diye ifade etti.

    Alevi Ansiklopedisi hazırlığının kendisini heyecanlandırdığını belirten Kalcımık Sinemili Ocağı Evladı Hasan Erkişi, ansiklopedinin tamamlanmasının elzem olduğunu ifade ederek, “Bugün burada bir adım atıyoruz önemli olan bunu sonlandırmak ve ansiklopediyi yayınlamak. Alevilik esas olarak sözlü geleneğe dayanıyor. Alevi ansiklopedisinin yanında Alevi sözlüğü eksikliği var” dedi.

    Alevi inancını bugünlere kadar yaşatan sözlü tarih geleneğinin önemine değinen Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eş Başkanı Demir Çelik, “Ancak inancımızı ve kültürümüzü yarınlara taşımamız gerekiyor. Bu kampanyanın arkasında herhangi bir devlet veya sermaye güçlerinin olmaması bizim için çok daha değerlidir. Tam da bizim arzuladığımız kirlenmemiş ve kirletilmemiş toplumsal ve tarihsel hakikatimizin bugünden yarına vücut bulması anlamıyla değerli ve kıymetlidir” diye konuştu.

    PİRHA/ALMANYA

     

     

     

  • Dortmund Alevi Kültür Merkezi, 16. Olağan Kongresini gerçekleştirdi-VİDEO

    Dortmund Alevi Kültür Merkezi, 16. Olağan Kongresini gerçekleştirdi-VİDEO

    PİRHA-Dortmund Alevi Kültür Merkezi, 16. Olağan Kongresini gerçekleştirdi. Kongrede açılış konuşması gerçekleştiren FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, “Ortak yaşamı bize zehir edenlere inat 31 Mart seçimlerinde halkımız ortak yaşama irade beyanında bulunmuş olması nedeniyle umudumuz yeniden yeşerdi” dedi.

    Dortmund Alevi Kültür Merkezi, 16. Olağan Kongresini gerçekleştirdi.

    Kongre Ağuçan Ocağı evladı Cemal Cenan’ın gülbeng okuması ile başladı. Divan seçimi sonrası FEDA Eş Başkanı Demir Çelik açılış konuşması gerçekleştirdi.

    “31 MART’TAN SONRA UMUTLARIMIZ YEŞERDİ”

    Ortak yaşamın esas olması gerektiğini belirten FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, “Ortak yaşamı bize zehir edenlere inat 31 Mart seçimlerinde halkımız ortak yaşama irade beyanında bulunmuş olması nedeniyle umudumuz yeniden yeşerdi. Ama aynı zamanda 1501 yılından başlayarak bize kendi rejimini dayatanlara da bir itirazın yükseldiğini görüyoruz. 1501 yılında Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na Balım Sultan kayyum olarak atanmıştı ve bize Türkçü-Sünni İslam’a geçmemiz dayatıldı. 300 yıl sonra da 1926 yılında Tazminat Dönemi’nde 2. Mahmut döneminde de Nahşibendi Şeyhleri kayyum olarak atandı” dedi.

    Dortmund Alevi Kültür Merkezi’nin 16. Olağan Kongresinde eş başkanlığa Nuray Bulut ve Alişan Tekin seçildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dortmund’ta ‘Asimilasyona karşı birlikte yaşam’ paneli: Dilimiz kayboluyor

    Dortmund’ta ‘Asimilasyona karşı birlikte yaşam’ paneli: Dilimiz kayboluyor

    PİRHA- Mezopotamya İnançlar Platformu Dortmund’ta ‘Asimilasyona karşı birlikte yaşam’ başlıklı panel düzenledi. Panele konuşmacı olarak katılan FEDA Genel Başkanı Demir Çelik Kırmancki dilinin kaybolan dillerden olduğuna dikkat çekerek “Devletimiz olmadığı, siyasal statüye kavuşamadığımız için biz de oto-asimilasyonla yaklaştığımız için dilimiz kayboluyor”dedi.

     

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Genel Başkanı Demir Çelik’in de katılımı ile Almanya’nın Dortmund kentinde ‘Asimilasyona karşı birlikte yaşam paneli yapıldı’. Panele Mezopotamya Dinler ve İnançlar Platformu ev sahipliği yaptı. Çelik konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Kapitalist modernite ile demokratik modernitenin iç içe yaşadığı Mezopotamya‘nın aşağı ve yukarı kısmındaki mücadele tarih boyunca kesintiye uğramadan bugünlere gelmiştir. Kapitalist modernite, demokratik moderniteyi ortadan kaldırmaktadır. Niçin biz ortak yaşam diyoruz. Bizim de parçası olduğumuz doğa ekoloji ya da ekosistem çokluğun çeşitliliğin fonksiyonuyla vardır, bizim de parçası olduğumuz ekolojik sistemin renkliliğini biz insanlarda taşıyoruz.”

    YOK OLAN 10 DİL ARASINDA KIRMANCKİ DE VAR

    Anadili olan Kırmancki’nin kaybolma tehlikesi altında olan dillerden biri olduğunu belirten Çelik, “Yeryüzünde 8 milyar insan var. Bu 8 milyar insanın üç renginden bahsediliyor. Siyah beyaz ve sarı ırk. Ama bugüne kadar 12.000’in üzerinde dilin konuşulduğu bugün itibari ile devletin, sistemin ortadan kaldırdıklarını bir yana bırakırsak 7500 dilin hala konuşulmakta olduğunu bu dillerden önümüzdeki 40-50 yıl içerisinde ortadan kaldırılacağı söylenen 10 dilin arasında bizim ana dilimiz Kırmancki’nin sayıldığı günlerde yaşıyoruz. Kırmancki dili Türkler’in bize yakıştırdığı şekliyle ‘Zaza’ olarak ifade edilen dil, Mezopotamya kültürünün köklü Neolitik tarım devriminden bu yana analarımız tarafından aktarılmıştır. Ama devletimiz olmadığı, siyasal statüye kavuşmadığımız için biz de oto-asimilasyonla yaklaştığımız için dilimiz kayboluyor” dedi.

    DEVLET YÜZLERCE KEZ ALEVİ KATLİAMINA SOYUNDU

    Demir Çelik, inancın devlet tarafından itibarsızlaştırıldığına dikkat çekerek, “Ocaklarımız vardı, aşiretler konfederasyonuna bağlı pirlerimiz gelirlerdi yılda en az bir kez cem tutarlardı. Cem’de kadın erkek eşit olurdu. O eşitliği devlet itibarsızlaştırarak mum söndü sıfatını çıkararak Sünni kardeşlerimizi katliamın aracısı durumuna düşürdüler. Halbuki orada bir hakikat yaşanıyordu. Toplumun etik ahlaki kurallarına göre bir arada nasıl yaşanacağını, duygusunu, düşüncesini, kimliğini, ruhunu katıyordu. Biz tarih boyunca polisi, jandarmayı, karakolu bilmezdik. Savcıya, hakime gitmezdik. Sorunumuzu kendi etik kurallarımıza göre çözerdik. Devlet bu hakikati ortadan kaldırmak için yüzlerce kez Alevi katliamına soyundu. Alevilik aslında 1800’lü yıllarda İttihat Terakki zihniyetini Türkçü ideologların bize yakıştırdığı bir sıfattır. Biz Reya Haq’çıyız yani Hak yolu, hakikat yolu. Mümkün olduğunca, zorunlu olmadıkça Alevilik terimini, kavramını kullanmak yerine Kurmanci konuşan canlarımız Riya Haq, biz Kırmançki konuşanlar da Rêya Heq deme ısrarında bulunalım.”

     

  • FEDA Eş Başkanı Demir Çelik: Kentleri iktidarın insafına bırakmayalım-VİDEO

    FEDA Eş Başkanı Demir Çelik: Kentleri iktidarın insafına bırakmayalım-VİDEO

    PİRHA-FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, Maraş merkezli yaşanan deprem felaketine dair konuştu. Demir Çelik, mevcut kent politikasının Kürt sorunuyla direkt ilişkili olduğunu belirterek, “Kentlerde yaşamı kurmak maalesef onlara bırakılamayacak kadar da değerlidir” diyerek dayanışma çağrısında bulundu.

    6 Şubat’ta 10 ili etkileyen depremlerin ardından on binlerce kişi yaşamını yitirirken, yüz binlercesi de yaralandı, evsiz kaldı. Demokratik ALevi Federasyonu (FEDA) Eş Başkanı Demir Çelik, PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    PİRHA- Deprem felaketini nasıl değerlendiriyorsunuz?

    FEDA Eş Başkanı Demir Çelik: Her şeyden önce 6 Şubatta gerçekleşen depremde yaşamını yitiren yüz binlerce canımızı saygı ve minnetle anıyorum. Yüz binlerce yaralıya acil şifalar diliyorum. Yerinden yurdundan göçertilmeye mahkum kılınmış yüz binleri saygıyla selamlıyorum.
    Deprem her şeyden önce bir doğal olay. Doğanın kendi iç dinamikleriyle döngüselliğinin ortaya çıkardığı bu olay.
    Ancak bilimsel gerçeği dikkate almayan bu gerçekle birlikte yaşama esasıyla soruna yaklaşmak yerine kapitalist modernitenin iktidarcı kar ve ranta dayalı ilişkisi esasıyla insana, doğaya, cümle varlıklara yaklaşan zihniyetin ortaya çıkardığı çok ağır bir travma yaşandı, yaşanıyor.

    Bu deprem fay hatlarının tam üstüne denk gelecek şekilde yerleştirilmiş yerleşkelere tabi tutulmuş bulunuyor. O halde yapılması gereken bu deprem fay hatları üzerinde kurulan kentlerin, kasabaların, köylerin öncelikle zemin etütlerinin yapılması gerekiyordu. Bu yetmezmiş gibi devletin 2018 genel seçimlerinde 2019 yerel seçimlerinde Erdoğan Maraş, Hatay, Antep, Adıyaman seyahatlerinde seçim propagandasına gittiğinde yüz binlerce insanı imar aflarıyla sorununu çözdüklerinin müjdesini veriyordu. Yani imar affından kastettiği imar dışı yapılar. Bu yapılaşmayla zemin etüdü yapmaksızın ilgili imar kurallarına, planlarına uymaksızın yapılan binalara af getirerek sorunu çözdüğünü söyleyen ve müjdesini veren Erdoğan görünen o ki yaşanan yüz binlerin ölümünün mezarlıklarının ya da mezarlarının oluşmasının sebeplerinden biridir.

    Bu anlamıyla zaten çarpık bir kentleşme, bina stoklarının amacına uygun yapılmamış olması, imar planlarının es geçilmiş olmasından kaynaklı çok büyük bir travma potansiyelinin yaşanacağı belliydi, biliniyordu. Önlem almayı düşünmeyen devlet, bunun önüne geçmek yerine durumu idare etmenin keyfiyetiyle soruna yaklaştı. Çarpık kentleşmeden ve deprem sonrası müdahale etmemeden kaynaklı büyük yıkıma ve yüz binlerin ölümüne neden oldu.

    KOL GÜCÜYLE BİNLERCE İNSANI KURTARILDI

    6 Şubat’ta gerçekleşen depremin ilk saatlerinde başta kurtarma ekipleri olmak üzere askerinden sivil bürokrasisine Kızılay’ından sivil toplum örgütü, dayanışma ağlarına fırsat vermiş olsa organize, örgütlü bir çalışma harekete geçirmiş olunsaydı deprem bu kadar büyük bir tahribata yol açmayabilirdi. Ama maalesef üç gün AFAD’ın uğraşmadığı, uluslararası kurtarma ekiplerinin ve Türkiye’den gönüllü insanların ekipmandan yoksun, kaba kol gücüyle yapabileceklerinin azamisiyle onlarca yüzlerce, binlerce insanı kurtardıklarını da biliyoruz.

    YÖNETEMEYENLERİN KRİZİNİN KAOSA DÖNÜŞTÜĞÜNÜN İŞARETİ OLMAKTADIR

    1999 depreminin üzerinde 24 yıl geçmiş olmasına karşın orada organize ettiğini söylediği AFAD sevkle idare edilmiyorsa, içi boşaltılıp bir yandan imam hatip lisesi mezunu, liyakatsiz insanlara alan açılmışsa, bununla birlikte toplanan deprem vergilerinden Kızılay’ın stokladığı çadırlar yine ticari amaçlı kullanılabilme hakkını kendinde görüyorsa, orada yaşayanların kimliklerinin de etkisi vardır. O anlamıyla öncelikle bu kötülüğü deşifre etmek, teşhir etmek ve gerçekten depremin bir kader olmadığı, bilerek istenerek depremin yıkıcılığını zamana yayarak insanları çaresiz, umutsuzluk içerisinde, kara kışın soğuğuna maruz bıraktırarak, insanları sokakta donmaya mahkum ederek bu sayının kabarmasına, yükselmesine neden olmuşlardır.

    “COĞRAFYA İNSANSIZLAŞTIRILMAK İSTENİYOR”
    Kentsel yaşam alanları bütünsel olarak ele alırsak, nasıl inşa edilmeli?

    Bölgenin Kürtsüzleştirilmesi, insansızlaştırılması stratejisini devam ettiğini görüyoruz. Bunu 6 Şubat’taki depremde de görmek mümkün. Yine hatırlanacağı gibi depremin ilk günlerinde devlet kurtarmayı unutmuş, kurtarma yerine oradaki çaresiz insanların duyguları suistimal edildi. Depremzedelere bedava otobüsler ayarlayarak onları Muğla’ya, Aydın’a, İstanbul’a, İzmir’e taşımanın arayışı içerisine girmişlerdi. Oraları boşaltmanın, insansızlaştırmanın, Kürtsüzleştirmenin, Kürtlerin mülkiyetlerine el koymanın arayışı içerisinde olmuştur. Keza aynı zihniyet yüzlerce, binlerce çocuğu çocuk esirgeme kurumlarına götürmek yerine tarikatlara, cemaatlere ve onların insafına terk etmiştir. Tarikatlara ve cemaatlerin insafına terk eden devlet, diyaneti devreye koyarak evlatlık edinmelerini teşvik etmiş, evlat edindikleriyle evlenebileceklerinin fetvasını vermiştir. Bu kadar büyük vicdansızlıkla, depremzedelere yaklaşmıştır. O yönüyle mevcut kent politikası zaten Kürt sorunuyla direkt ilişkilidir. Kürt sorunu çözülmüş olsaydı Kürtler kendi köyünde, kasabasında, yerelinde yaşama hakkını gücünü olanaktan bulmuş olsalardı, beraberinde sanayileşme adı altında her şeyi İstanbul’da, İzmir’de toplamak yerine Türkiye’nin mevcut coğrafi koşullarına, meteoroloji koşullarına uygun sanayileşme, eko-endüstriyel harekete geçirmiş olsaydı insanlar bulundukları yerlerde işinin, aşının arkasına düşer, orada yaşamını kurmaya çalışırlardı. Ama hayır! İnsanları kentlere yoğunlaştırarak orada mutlak anlamda mahalle baskısına tabi tutarak Türk ve Sünni Hanefi mezhebinden birileri olması dayatılmıştır.

    SU, RÜZGAR TOPRAK DÖNGÜSÜNÜ ENGELLEYEN KENTTE YAŞAM FELCE UĞRAMIŞTIR

    Bu yönüyle imar dikkate alınmaksızın zemin etütleri yapılmaksızın ve mevcut fay hattının güzergahını geçiş noktaları dikkate almaksızın, rastgele bir yapılaşmaya neden olmuşlardır. Halbuki günümüz dünyası kır-kent dengesini esas alan milyonluk kentler yerine on binlik sakin eko kentleri savunan ve onun olması gerektiğini dile getiren bir dünya var. Ama Türkiye bunun tersini yapıyor. Bırakın sakin eko kentleri, milyonluk devasa kentlerde devasa binalarda iktidar karargahlarına dönüştürdüğü kentlerde her gün yoksulluk, açlık üreten birer insanlık mabetine dönüştürmüştür. Nefessiz, sakatsız kalmıştır. Su, rüzgar toprak döngüsünü engelleyen kentte yaşam felce uğramıştır. Yani neredeyse yağmur ve su toprakla temas etmeksizin beton yığınları ve asfaltları üzerinden sellerle karşılamalarına neden olmuştur. O nedenle Türkiye’nin kent politikası felç etmiştir. Ve depremin altında ölen canlarımızla birlikte enkazın altında devletin kendisi kalmıştır. Çünkü katı merkeziyetçidir. Her şeyi Türkiye’nin o büyük coğrafyasını seksen beş milyonu Ankara’da yönetme ısrarının neden olduğu bir çöküştür. Halbuki Türkiye büyük coğrafyasıyla ve nüfusuyla Ankara’da yönetilemeyecek kadar büyük bir nüfusa sahip.

    Türkiye Kürt fobisinden, Kürt karşıtlığı stratejisine ısrar ettiği için her şeyi Ankara’da yönetme hasarında bulunarak
    Çarpık kentleşmeye neden olmuş ve bu kentlerde yaşamı kurmak maalesef onlara bırakılamayacak kadar da değerlidir. O yönüyle özellikle kapitalist, modernist eden beslenen katı merkezi, ulus devletin bu inkarcı, katliamcı zihniyetine karşın biz demokratik moderniteye inanan insanlarız. Biz devlet dışı insan toplumsallığını esas alan ve ekosistem üzerinde yaşayan canlı cansız varlıklarını ikrarı üzerinden bir inanca sahip olan insanlar olarak yaşamı yeniden kurmak durumundayız. Yoksa biz susar kendi kent politikalarımızı savunamaz ve her şeyi Erdoğan’ın insafına bırakırsak muhtemeldir ki TOKİ eliyle yapacağı binalarla bize yeni betondan mezarlıklar yapacaklardır. Kentin hafızasını, kimliğini, belleğini yok etmektir.

    Bu yönüyle de başta biz Avrupa’da yaşayanlar olmak üzere Türkiye’de vicdan sahibi kendisine insanım diyen herkesin bu uygulamalara karşı çıkmalıdır. Yeni kent politikası nasıl olmalıdır, konusunda da işi bilince çıkaran bir duyarlılıkla harekete geçmemiz gerekiyor.

    “YERİNDEN YÖNETİMİ SAVUNUYORUZ”

    -Yerel yönetimler bu noktada nasıl ve kimden yana rol üstlenmeli?
    Bu devleti; demokratik hukuk devletine yedirmek öncelikli olmalı. Dolayısıyla bizim mevcut tekçi katı merkezi cumhuriyetin demokratik cumhuriyete evirmek gibi bir görevimiz var. Bu görevi öncelikli kılmamız gerekiyor. Buradan hareketle de yerinden ve yerellik ilkesine bağlı olarak yetkinin inisiyatifin söz, karar yetkinin yerlere devredilmelidir. Yerel yönetimler mutlak anlamda bölgesel yönetimlerin inisiyatifi ile beraber eş güdümlü bir çalışma yürütmek durumundadır. O anlamıyla da biz demokratik yerel yönetimleri savunuyoruz
    Yani yerinden yönetimi savunuyoruz.

    Kent politikalarını belirleyen belirlenmesi süreçlerine dahil olan, söz ve karar süreçlerine katılan bir ilişki ağını geliştirmemiz lazım.
    Sivil toplum örgütlerinin olmadığı, demokratik kitle örgütlerinin olmadığı, kentte yaşayan insanların kent politikalarına dahil olmadığı bir politika ancak bizi bugün yaşadığımız ağır travmadan karşı karşıya gelmemize neden olur. O nedenle her şeyi yerele devredilmeli, yerel yönetimler üzerinden de yerel yönetimler kendi kent politikalarını belirlemeli, ortak yaşamı savunanların bu işe öncülük yapması hayati önem arz ediyor. Bu fırsat verildiğinde herkes adilane bir süreçte birlikte yaşamanın onurunu taşıma olur.

    O nedenle yakın zamanda olacağı söylenen seçim fırsata dönüştürülmeli. Başta HDP olmak üzere Emek, Özgürlük İttifakı, demokratik cumhuriyeti savunan, demokratik cumhuriyetin sivil, eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasada Kürtlerin, Alevilerin, kadınların, emekçilerin, ezilenlerin, ötekilerin haklarını güvence altına alındı. Bu hakların her koşulda devlete rağmen korunması gerektiğinin anayasayla ilgili maddelerinin belirlendiği yeni bir sürece ihtiyacımız var. Bu mevcut tekçi, inkarcı, anayasayla artık toplum yönetilmek istenmiyor. Kendi kendimizi yönetmenin kararlılığında olduğumuzun bilinciyle daha çok örgütlenme, daha çok dayanışmaya, daha çok birlikte mücadeleye ihtiyaç var.

    “ÖRGÜTLÜ MÜCADELE BİZE KAZANDIRIR. DAYANIŞMA YAŞATIR”

    -Son olarak ne söylemek istersiniz?

    Örgütlü mücadeleye kendimizi katmamız, inanmamız, mücadeleyi büyütmemiz, yükseltmemiz gerekiyor. Bunu başarabilirsek muhtemeldir 2023 seçimlerinde emek, özgürlük ittifakının e öncülüğünden çok daha büyük kazanımlara fırsat verebileceğimize inanıyorum. Bu inançtan ben hepinize başarılar diliyor, saygılar sunuyorum.

    Nuray ATMACA/PİRHA

  • FEDA Eş Başkanı Çelik: Alevi kurumlarına çağrımdır, Nehak zihniyete karşı tedbir almak durumundayız

    FEDA Eş Başkanı Çelik: Alevi kurumlarına çağrımdır, Nehak zihniyete karşı tedbir almak durumundayız

    PİRHA – Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eş Başkanı Demir Çelik, AKP hükümetinin cemevleri ile ilgili almış olduğu kararları eleştirerek “Devletin, Alevi inancına müdahalesi tamamıyla inancı başkalaştırmak hamlesi olarak görülmeli” uyarısını yaptı.

    AKP-MHP hükümetinin, Alevi inancına müdahalesi ve cemevleri ile ilgili almış olduğu kararlara bir tepki sürüyor.

    Aleviliği bir “Kültürel faaliyet” olarak tanımlayan AKP cephesine ek olarak “Cemevleri ibadethanedir” diyen MHP kanadı da Aleviliği “İslam’ın bir kolu” olarak tanımladı.

    FEDA Eş Başkanı Demir Çelik ise hükümetin Alevi inancına yaklaşımını eleştirerek yapılanları “Kültürel soykırım” olarak niteledi.

    “İNANCI BAŞKALAŞTIRMAK HAMLESİ”

    FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, değerlendirmesinde AKP’nin Aleviliği tanımayarak Alevilerin örgütsel gücünü dağıtmaya dönük hamle içerisinde olduğunu vurguladı. Çelik, siyasal iktidarın, Alevi inancını başkalaştırma amacında olduğunun da altını çizerek şu konuşmayı yaptı:

    “Devletin, özellikle Erdoğan üzerinden Alevilere yönelik son dönemde açığa çıkan anlayışı kesinlikle sorunları çözme, Alevi inancının Hakk ve hakikatini kabul etme, bu Hakk ve hakikati neticesinde devletin Alevi itikatına, edebine, sosyal kültürel değerlerine sahip çıkmak anlamıyla atılmış adımlar değil. Her şeyden önce Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı adı altında Kültür Bakanlığı’na bağlı bir başkanlığın kurulacağını söylüyor olması Alevi inancının tarihsel hakikatiyle bağdaşmaz. Çünkü Alevilik tarihi boyunca hiçbir devlet ve iktidara bulaşmamış, boyun eğmemiş, hep insanlığın evrensel hakları neticesinde sorunlara yaklaşıp irade göstermiştir. O anlamıyla Erdoğan üzerinden devletin, Alevi inancına müdahalesi tamamıyla inancı başkalaştırmak hamlesi olarak görmek gerekiyor. Eğer niyetleri Alevi inancının Hakk ve hakikatini kabullenmek olmuş olsaydı her şeyden önce 100 yıl öncesinde devletin, inancı inkar eden, yetinmeyip katliam ve soykırımlardan geçiren durumuyla yüzleşme ihtiyacı hasıl olurdu. Bırakınız 100 yıl öncesini 1970’lerden bu yana onlarca kez katliamlardan geçirilmiş Aleviler, devlet tarafından devletin İttihat ve Terakki zihniyeti, inkarcı, katliamcı zihniyeti tarafından her seferinde ‘zındık, sapkın mezhep’ denilerek katli vacip görülmüştür. O yönüyle de Erdoğan’ın cemevlerine ‘cümbüş evi’ yakıştırmasından vazgeçmediği, Alevi inancının kendi başına özgün, özerk bir inanç olduğu, otantik ve gelenekçi toplumsal hakikatine bağlı doğal, demokratik bir inanç olduğunu kabul etmiş değildir. Aksine bu inancı kabul etmiyor yol önderlerinin Hüseyin Gazi Cemevi’ne giderken posterlerini duvardan indirme ihtiyacı duymasından anlaşılıyor olması gerekir. O anlamıyla ne Aleviliğin kendine özgü bir inanç olduğunu ne de yol önderleri ve değerlerini kabul eden bir zihniyet ve anlayış söz konusu değildir. Aksine önemli bir örgütlü güce sahip olan Alevilerin örgütsel gücünü dağıtmaya dönük kendine bağlı Aleviler üzerinden, Sünni, Hanefi mezhebini Alevilere dayatmaktır. Bu yönüyle Türkçü, İslamcı sentez anlayışını Alevi toplumsallığına dayatıp onları başkalaştırmaya uğratmaktır bu. Yani bir kültürel soykırımdır.”

    “YARIN ÇOK GEÇ OLMADAN BUGÜN TEDBİR ALAMALIYIZ!”

    FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, büyük bir tehlikenin söz konusu olduğunu söyleyerek “Sadece karşı çıkmak yetmiyor, bu kültürel soykırıma karşı tedbir almak, geçmişte olduğu gibi devlete bulaşmamış ocaklar sistemi benzeri toplumsallığımızı meşru savunma temelinde dilimizi, kimliğimizi, kültürümüzü sahiplenmek onları yarınlara taşımanın örgütsel yapısını kurumsallığını harekete geçirmemiz gerekiyor” vurgusunu yaptı.

    “TEHLİKEYİ ÖNLEMEK ADINA ALEVİ KURUMLARINA BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR”

    Çelik, Alevi örgütlerine “Topyekûn harekete geçme” çağrısı da yaparak sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Aleviler bir yanıyla bu anlayışa karşı olumlu tepkiler verdiler; kabul edilmez bulduklarını ifade ettiler. Ancak onunla yetinmemek gerekiyor. Çünkü devlet durmayacaktır. Devlet dün olduğu gibi kışla, okul, cami ve kendisine bağlayacağı Alevi Bektaşi Kültür Başkanlığına bağlı cemevleri üzerinden ideolojik, siyasi, kültürel, felsefik noktada bizi kuşatma altına alıp tamamıyla inancı ortadan kaldırmaya yeminli. Bu anlamıyla da planlı siyasal proje ile karşı karşıyayız. Bu çerçevede biz bu sürece yaklaşmak durumundayız. Yarın çok geç olmadan bugün tedbir alamazsak yarın Alevi Hakk ve hakikatini, onun evrensel değerlerini bulamayabiliriz. Çocuklarımız ve torunlarımızı bu inancın hakikatiyle buluşturamayabiliriz. Bu yönüyle de tehlike büyüktür. Bu tehlikeyi önlemek adına Alevi kurumlarına, dergahlarına, cemevlerine çok büyük sorumluluk düşüyor.

    Alevi kurumlarına çağrımdır; bu siyasal soykırımın yanı sıra kültürel soykırıma karşı nasıl birlikte karşı koyabileceğimizi tartışmak üzere konferans, sempozyum ve benzeri buluşmaları çoğaltıp zamana yaymadan tedbir almak durumundayız. Amasız fakatsız her Alevinin, düsturumuz olan ‘Yol bir sürek bin bir’ gereği ayrıştırmadan dönemin hakikati olan ortak yaşam gereğince yan yana gelmeliyiz. Birlikte bu Nehak zihniyete karşı inancımızın evrensel ve tarihsel değerlerine uygun bir pozisyon içerisinde olmalıyız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • FEDA Eş Başkanları Huri Kabayel ve Demir Çelik oldu-VİDEO

    FEDA Eş Başkanları Huri Kabayel ve Demir Çelik oldu-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) 9. Olağan Kongresi’nde eş başkanlığa Huri Kabayel ve Demir Çelik seçildi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) 9. Olağan Kongresi’ni Avrupa’nın birçok kentinden katılan delegeler ile Almanya’da gerçekleştirdi.

    Konuşmaların ardından 2 yıllık çalışmanın yer aldığı rapor okunması sonrası delegeler sunulan rapora dair değerlendirmede bulunarak talep ve önerilerini sundu.

    Raporların aklanıp onaylanmasının ardından gidilen seçimde 18 kişilik bir yönetim seçildi. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) eş başkanları Demir Çelik ve Huri Kabayel oldu.

    Kongrenin bitiminde Pir Rıza Yağmur tarafından deliller söndürüldü.

    PİRHA/ALMANYA

  • ‘Tüm Aleviler etnik ve yöresel kökene bakmaksızın birleşmeli’

    ‘Tüm Aleviler etnik ve yöresel kökene bakmaksızın birleşmeli’

    PİRHA-Dortmund ve çevresi Alevi Kültür Merkezinin (DAKME) düzenlediği panelde konuşan AABK Onursal Başkanı Turgut Öker, tüm Alevilerin etnik ve yöresel kökene bakmaksızın birleşme çağrısından bulundu.

     

    Demokratik Aleviler Federasyonu (FEDA) Eşbaşkanları Ayfer Kılınç ve Demir Çelik, Menden AKM Başkanı Şevket Doğan ile Multikulturelles Forumun Müdürü Kenan Küçük, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Onursal Başkanı Turgut Öker, Demokratik Aleviler Federasyonu‘na (FEDA) bağlı, Dortmund ve çevresi Alevi Kültür Merkezinin (DAKME) düzenlediği panele katıldı.

    “ALEVILERIN BIRLIĞI ŞART“

    Yoğun katılımın olduğu panelde konuşan Turgut Öker, tüm Alevilerin etnik ve yöresel kökene bakmaksızın birleşme çağrısından bulunarak, şunları ifade etti:

    Tek Aleviler değil artık tüm demokrasi güçlerinin yan yana gelmesi gerekiyor. Türkiye‘deki AKP-MHP bloğunun yönetemediğini herkes görüyor. Bizler 2015 ruhunu yeniden canlandırmamız lazım. Güçbirliği Platformu yeniden inşa edilmeli ve bunu pratik eylemlerle ispatlamalıyız. Eceliyle ölen bir tane önderimiz, ulumuz yok. Cemevlerimiz sadece inançsal çalışmalar yapmasını istemek haince bir yaklaşımdır. Siyasal İslam‘ın lokal-yerel saldırı pratiği yoktur. Geçmişte Fransa‘yı, Almanya‘yı, Belçika‘yı kana bulamadılar mı? Onlara karşı en geniş demokratik bir blokla karşı durmalıyız ve mücadele de Aleviler en önde olmalılar. Topluma alternatif bir yönetim sunmalıyız.”

    “KILIÇDAROĞLU YALNIZ BIRAKILMAMALI”

    Öker, Dersim’deki ocaklar sönerse Aleviliğin damarları kuruyacağının altını çizerek, sık sık ziyaret ettiği Dersim’deki olumsuz gelişmeleri özetledi.

    Son günlerde Cumhurbaşkanlığı adaylığı sık sık gündeme gelen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi oluşunu negatif ve ayrımcı bir yaklaşımla dile getirildiğine işaret eden Öker, ‘Kılıçdaroğlu üzerinden Aleviliğe yine bir saldırı, aşağılama var. İşte tam da burada tüm Alevi toplumunun Kılıçdaroğlu’na sahip çıkması gerekiyor. Bu süreçte Kılıçdaroğlu değil Alevilik, öğretimize saldırılıyor. Bu çağdışı Emevi inkar ve tekçi bakış açısı kabul edilemez” dedi.

    “ÇÖZÜM BİZİM ELİMİZDE”

    FEDA Eş Başkanı Demir Çelik de, panelde yaptığı konuşmada, “Çözüm bizim elimizde. Genel anlamda ve Aleviler arasında Kürt, Türk, Arap, Çepni, Tahtacı Alevisi diyerek biz ayrım yapmıyoruz, biz ortak yaşamı ve birlikte mücadeleyi savunuyoruz. Ortak yaşam tek hakikattir. Yaşamın kendisi siyasettir ve bunu her alanda hissediyorsunuz. Çözümün öznesi biziz ‘‘ derken diğer Eşbaşkan Ayfer Kılınç ise AABF ye bağlı Dortmund‘’lu ve diğer kardeş derneklerden aynı sıcaklığı, diyalog arayışını görmemelerinin kendilerini oldukça üzdüğünü ve bunun ortak çalışmalarının önünde bir engel teşkil ettiğini ve bir an evvel düzeltilmesini arzu ettiklerini vurguladı.

    Dortmund DAKME’de yoğun ilgi gören panel Akif Tekin tarafından Zazaca seslendirdiği eserlerle sona erdi.

    Mehmet TANLI/DORTMUND

     

  • FEDA Eş Başkanı Çelik: Kendi art niyetlerini çocuklar üzerinden söyletmek insanlık dışıdır

    FEDA Eş Başkanı Çelik: Kendi art niyetlerini çocuklar üzerinden söyletmek insanlık dışıdır

    PİRHA-AKP iktidarının kendileri gibi düşünmeyenleri kriminalize ettiğini belirten FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, “10 yaşındaki bir çocuk masum-u paktır. Kendi art niyetini onun üzerinden söyletmeye kalkışmak insanlık dışıdır” dedi. 

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Ocak 2022 günü Trabzon’da katıldığı toplu açılış töreninde sahneye çıkararak, mikrofon verdiği 10 yaşındaki çocuk CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu için ‘hain’ kelimesini kullanmıştı. Çocuğun sözleri üzerine gülüşmelerin yaşandığı o anlar dikkat çekerken, peş peşe tepkiler de geldi. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eş Başkanı Demir Çelik, konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “KENDİLERİ DIŞINDAKİLERİ KRİMİNALİZE EDİYOR”

    Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bileşenlerinin kendileri gibi düşünmeyenleri itibarsızlaştırmaya çalıştığını belirten FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, şunları söyledi:

    “Sayın cumhurbaşkanının genel tarzı irade kırmak, teslim almak, biata zorlamaktır. Yeri geldiğinde bir etnik kimliğine, yeri geldiğinde inanç topluluğuna ve kişilere dönük hedef alan bir yaklaşımı söz konusu. Onun kişiliğinden elbette bağımsız değil fakat beraberinde zihniyetiyle de ilgili bir konudur. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte ortağı Bahçeli’nin tarzı ve üslubu da onu pekiştiren, güç katan olmuştur. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bileşenlerinin ırkçı, inkârcı zihniyetleri ile ilintilidir. Kendilerine yerli ve milli sıfatını yakıştırmaktadırlar. Bu anlayışın iktidarda olduğu süreçte kendileri dışında yerli ve milli olmadıklarını atfettiklerini ortadan kaldırmayı, itibarsızlaştırmayı, kriminalize etmeyi öngörüyor.”

    “İNSANLAR FARKLI DÜŞÜNEBİLİR, FARKLI İNANABİLİR”

    Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sanatçı Sezen Aksu için söylediği “dil koparma” ifadesini de hatırlatarak, şöyle konuştu:

    “Gerek Sezen Aksu’nun “dilini koparma” söyleminin camide söyleniyor olması, gerekse de Trabzon’da 10 yaşındaki bir çocuğa mikrofon vererek, ana muhalefet liderinin ‘hain’ olduğunu söyletme gücü ve anlayışını ‘yerli ve milli’ zihniyetinden hareketle yapmaktadırlar. Başta Kürtler olmak üzere kendilerine alternatif her kim varsa onların gözünde düşmandır. Hak talebinde bulunan Kürtler, onların gözünde nasıl ki, ‘hain, terörist, bölücü’ ise kendi yerli ve milli politikalarına yatmayan, yeri geldiğinde itiraz edenler de ‘hain’ olarak görülmekle karşı karşıyadır. Bu zihniyet sakat bir zihniyettir. İnsan sosyal bir varlık olarak farklı düşünebilir, farklı inanabilir. Buna saygı duymak gerekirken, saygısızlıktan öte ortadan kaldırmayı esas alan bir anlayıştır.”

    “ÇOCUKLAR MASUM-U PAKTIR, SAFTIR, TEMİZDİR”

    “Diğer boyutu ise 10 yaşındaki bir çocuk masum-u paktır. Bir kötülük, art niyet düşünmeksizin, saftır, temizdir” diyen Çelik, çocuğun sözleri sırasında gülümseyenlere tepki gösterdi. Çelik, Türkiye’nin birçok kimliğe, kültüre ve inanca ev sahipliği yaptığını kaydederken, şu ifadeleri kullandı:

    “Çocuklar, yaşama bizlerden farklı bakar. Kendi art niyetini onların üzerinden söyletmeye kalkışmak insanlık dışıdır. Zaten çocuk daha sonra verdiği mesaj ile ‘hain’ kelimesinin ne olduğunu bilemeyecek kadar saf olduğunu göstermiştir. Ailesinden, arkadaşından, çevresinden ve egemen dilden ne öğrendiyse, onu dışarıya yansıtmaktadır. 10 yaşındaki çocuğa bunu söyletenler ve 84 milyonun iradesi konumunda olan cumhurbaşkanını ve bakanlarının gülümsüyor olması da kabul edilemezdir. Layık olmadığımız bir yönetim sistemi ile yönetiliyor olduğumuzu göstermektedir.

    “TÜRKİYE, ÇOKLU KİMLİĞİN, KÜLTÜRÜN OLDUĞU ZENGİN BİR TOPLUMSALLIĞA SAHİPTİR”

    Muhaliflerin, emekçilerin, ezilenlerin, ötekilerin bunu hak etmediklerinden hareketle kendi ekonomik, siyasal, toplumsal, kültürel, dilsel, inançsal ihtiyaçlarımızı karşılayabilmesinin araçlarını harekete geçirmek adına yan yana gelmek, mücadeleyi yükseltmekten başka yolu yok. Politik özne olmadığımızda, layık olmadığımız böylesi yönetim yapıları ile karşı karşıya kalırız. Türkiye çoklu kimliğin, kültürün olduğu zengin bir toplumsallığa sahiptir. Herkesin inancına, kültürüne, diline saygıyı esas alan sivil, demokratik, özgürlükçü bir anayasada bütün inanç ve kimliklerin güvence altında olduğu demokratik, hukuk devleti inşa etmekten başka çıkar yolu da yoktur. Buradan çıkarılacak temel ders bu olmalı diye düşünüyorum.”

    Barış KOP / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >Veli-Der: Çocuklar üzerinden siyaset yapılmasın, çocuklarımız suistimal edilmesin
    >‘10 yaşındaki çocuğu bile kullanıyorsa ülke bitmiştir; bu kadar zavallılık olur mu?’
    >‘Erdoğan’ın bugüne kadar izlemiş olduğu politikalar bir çocuğun şahsında iflas etti’

     

     

  • Aleviler, Avrupa Konseyi önünden seslendi: AKP hükümeti taleplerimizi yerine getirmeli-VİDEO

    Aleviler, Avrupa Konseyi önünden seslendi: AKP hükümeti taleplerimizi yerine getirmeli-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun çağrısıyla Strazburg ‘ta Avrupa Konseyi önünde bir araya gelen Aleviler, AİHM kararlarının AKP hükümeti tarafından uygulanmasını istedi. Konsey önünde Fransızca, Almanca, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 4 dilde basın açıklaması yapıldı. Açıklamalarda, Türkiye hükümetinin AİHM’nin Aleviler lehine verdiği kararların bir an önce yerine getirilmesi istendi.

    Avrupa Konseyi‘nin siyasi karar mercii olarak bilinen Bakanlar Komitesi, Fransa‘nın Strazburg kentinde toplandı. Bakanlar Komitesi’nin bu toplantısında gündem, AİHM kararlarının uygulanması ve denetlenmesi olacak.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararların AKP hükümeti tarafından uygulanmamasını da inceleyecek.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun (AABK) çağrısıyla Aleviler,  Strazburg’ta bulunan Avrupa Konseyi önünde bir araya gelerek, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının Türkiye’de tarafından uygulanmasını istedi.

    4 DİLDE BASIN AÇIKLAMASI

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanları Hüseyin Mat ve AABK yöneticileri ile üyeleri, Avrupa ülkelerindeki Alevi Birlikleri federasyonlarının genel başkanları ve yüzlerce Alevi yurttaşın katılımıyla Fransızca, Almanca, İngilizce ve Türkçe olmak üzere 4 dilde basın açıklaması yapıldı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya ise Türkçe basın açıklamasını okudu. Kılıçkaya, Alevilerin AİHM’nin zorunlu din dersleri ve cemevleri konusunda aldığı kararların Türkiye hükümeti tarafından uygulanmasını istediğini ancak AKP hükümetinin kararları uygulamadığını, olumlu adım atmadığını kaydetti.

    Cemevlerine uygulanan ayrımcılık konusunda çözüm getirilmediğini ifade eden Kılıçkaya, zorunlu din derslerinin kaldırılmasını, cemevlerine uygulanan ayrımcılığın giderilmesini isteyerek, eşit yurttaşlık haklarının hayata geçirilmesi için mücadele edeceklerini vurguladı.

    KURUM BAŞKANLARINDAN AÇIKLAMA

    Türkçe açıklamanın ardından Avrupa’da bulunan Alevi kurum temsilcileri yaptıkları açıklamada, Alevilerin verdiği mücadelenin şimdiye kadar devam ettiği gibi bugün de devam edeceği vurgulanarak, Türkiye hükümetinin verilen kararları uygulaması çağrısında bulundular.

    Fransa Alevi Birlikleri Eşit Başkanı Hakan Alca, Alevilerin mücadelesinin onurlu bir mücadele olduğunu belirterek, Türkiye’nin samimiyetsizliğine dikkat çekti. Alca, Alevilerin mücadelesinin devam edeceğini ifade etti.

    Britanya Alevi Birlikleri Federasyonu İsrafil Erbil yaptığı konuşmada, AİHM’nin kararlarının uygulanması için buradayız. Tüm haklarımızı alıncaya kadar mücadelemiz sürecek. Alevilik haktır, Aleviler vardır” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya ise, AKP hükümetinin AİHM’nin kararlarını uygulamak zorunda olduğunu söyledi. Çankaya, haklarımızı alıncaya kadar mücadeleye devam edeceğiz” diye konuştu.

    FEDA Eş Başkanı Demir Çelik, Alevilerin hak arayışlarının Türkiye’de karşılık bulmadığının altını çizerek, AİHM’nin kararlarına rağmen cemevlerinin inanç merkezi olarak kabul edilmediğini ve zorunlu din dersi kaldırılmadığını hatırlattı.
    “Biz Aleviler olarak bunun kabul edilemez olduğunu belirtiyoruz” diyen Demir, “Var olan zulüm, iktidardan yana olmayan tüm toplum kesimlerini ilgilendiren bir durumdur. Hak ve özgürlükler konusunda birleşerek, eşitlikçi, demokratik bir anayasa için mücadele etmelidir” diye konuştu.

    AABK Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat da, “Avrupa Konseyi önündeyiz. T.C. hükümetinin olumsuzluğu devam ettirmesi nedeniyle bu toplantı bizim için önemlidir. AİHM’nin aldığı kararların uygulanmaması samimiyetsizliktir. Neden anlaşmalara ülkeler imza atıyor? Kararlar uygulanmalıdır. Uygulanmadığı taktirde Konsey gerekli kararları almalı. Yaşasın haklı mücadelemiz” dedi.

    Alevi yurttaşlar da AİHM’in Aleviler hakkında verdiği kararın Türkiye tarafından kabul edilmemesine tepki göstererek, kararın uygulanması için mücadele etmeye devam edeceklerini belirttiler.

    TOPLANTI SONRASI NE OLACAK?

    Alevi öğrencilerin zorunlu din derslerinden muaf tutulmasını ve cemevlerine yönelik ayrımcılığa karşı yapılan başvuruları karara bağlayan AİHM, Türkiye devletinin Alevilerin haklarını ihlal ettiğine hükmederek, kararların uygulanmasını istemişti. Ancak hükümet, AİHM’in Alevilerin lehine verdiği kararları yıllardır görmezden geliyor. Fransa’nın Strazburg kentinde bulunan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorunlu din dersi ve cemevleriyle ilgili Alevilerin lehine verdiği kararların AKP hükümeti tarafından uygulanıp uygulanmadığını denetlemek için bugün toplandı. Alevilerle ilgili kararın dışında İşadamı Osman Kavala’nın tutukluluk halinin de inceleneceği toplantı 2 Aralık’a kadar sürecek.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin AİHM kararlarını uygulamaması nedeniyle ihlal ve yaptırım sürecini başlatacak.

    Bakanlar Komitesi’nin üç günlük toplantısında aldığı kararların 3 Aralık Cuma günü Avrupa Konseyi’nin resmi internet sitesinde yayımlanması bekleniyor.

    AİHM’in “Türkiye’nin AİHS’i ihlal ettiği” yönünde karar almasının ardından da Komite, Türkiye’nin kurucusu olduğu Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkarılması ya da oy kullanma hakkının askıya alınması gibi yaptırımlar uygulayabilir.

    PİRHA/ STRAZBURG-FRANSA

    URG-FRANSA