Etiket: demokrasi için birlik

  • ‘Bölgede Barış ve Adalet Konferansı’nın sonuç bildirisi açıklandı

    ‘Bölgede Barış ve Adalet Konferansı’nın sonuç bildirisi açıklandı

    PİRHA- Demokrasi İçin Birlik’in (DİB) ‘Bölgede Barış ve Adalet Konferansı’nın sonuç bildirisinde Suriye Demokratik Güçleri’nin Kuzey ve Doğu Suriye’de kurdukları özerk alanın bölgede demokrasi ve laiklik adına ciddi bir kazanımı temsil ettiği; Aleviler, Dürziler ve laik Sünnilerle ittifak geliştirebildiği oranda yeni Suriye’de barış ve adaletin güvencesi olacağı kaydedildi. 

    Demokrasi İçin Birlik Platformu (DİB), Ortadoğu’da artan çatışmalar ve bölgedeki Kürt ve Alevilerin yaşadığı sorunlara dikkat çekmek için “Bölgede Barış ve Adalet Konferansı” düzenlemiş ,Beşiktaş Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirilen konferansta, Suriye’deki iç savaş sonrası durum, Alevilerin karşı karşıya olduğu tehditler, Kürtlerin güvenlik sorunu ve Filistinlilere yönelik soykırım konuları ele alınmıştı.

    Konferansın ardından sonuç bildirisini yayınlayan Demokrasi İçin Birlik (DİB), konferansın öncelikli olarak Suriye’nin mevcut durumunda Aleviler ve karşılaştıkları risklere ilişkin durumu aydınlatmayı çalıştığı ve bu çerçevede söz konusu riskin büyüme eğilimini ve ciddiyetini belirginleştirdiğine dikkat çekti.

    Bildiri de ayrıca HTŞ’nin şahsında daha da inisiyatif kazanmış olan Selefi İslamcılık yanında Siyonizm ve Yeni-Osmanlıcılığın, egemen milliyetçilikler ve emperyalizmin tahakkümünü arttırdığı bu koşullarda Aleviler, Filistinliler, Kürtler ve diğer mağdur halkların birbirleriyle dayanışması yanında tüm demokrasi güçlerinin onlarla dayanışmanın önemini belirginleştirdiğine işaret edildi.

    “ALEVİLER VE KARŞILAŞTIKLARI RİSKLERİN CİDİDYETİ BELİRGİNLEŞTİRİLDİ”

    ‘Bölgede Barış ve Adalet Konferansı’nın sonuç bildirisi şöyle:

    “Suriye’deki duruma ilişkin veriler HTŞ’nin Alevi düşmanı mezhepçi bir bağnazlıkla davrandığını ve Esat’a duyduğu nefretin bedelini Suriye’nin masum Alevi halkına ödetmek istediğini gösteriyor. Bu konferansıyla DİB, Türkiye coğrafyasında bin yıldır ötekileştirilen Alevilerin Suriye’de karşı karşıya kaldıkları bu ciddi duruma dikkat çekmeyi ve bu kapsamda konuya ilişkin olabildiğince çok bilgi sağlamayı önceledi.

    Bunu yaparken aynı zamanda, bölgenin kaderi kılınmış hak ihlalleri ve savaşların kalıcı olarak ortadan kaldırılmasının imkânları arandı.

    Konferans öncelikle Suriye’nin mevcut durumunda Aleviler ve karşılaştıkları risklere ilişkin durumu aydınlatmayı çalıştı ve bu çerçevede söz konusu riskin büyüme eğilimini ve ciddiyetini belirginleştirdi.

    DÜNYA ÇAPINDA DAYANIŞMANIN HEREKETE GEÇİRİLMESİNİN ÖNEMİNE İŞARET EDİLDİ

    Konferans, HTŞ’nin iktidara taşınmasının, bölgenin tüm sorunlarını ağırlaştıran bir etken olduğunu, bu anlamda başta Aleviler, Kürtler, laik Sünniler ve Suriye’nin diğer halkları için yarattığı tehdit yanı sıra, Filistin’in Siyonizm karşısındaki zayıflığını daha da arttırdığını saptadı.

    Bölgenin daha kırılgan hale geldiği, bu gerçeklikte, kendisine düşman bir iktidar altında iyice savunmasız hale gelmiş olan Aleviler başta olmak üzere ezilen halkların olası katliamlara karşı korunabilmesi için dünya çapında dayanışma ağlarının harekete geçirilmesinin kritik bir önemine işaret etti.

    HTŞ’nin şahsında daha da inisiyatif kazanmış olan Selefi İslamcılık yanında Siyonizm ve Yeni-Osmanlıcılığın, egemen milliyetçilikler ve emperyalizmin tahakkümünü arttırdığı bu koşullarda Aleviler, Filistinliler, Kürtler ve diğer mağdur halkların birbirleriyle dayanışması yanında tüm demokrasi güçlerinin onlarla dayanışmanın önemini belirginleştirdi.

    SDG, İTTİFAK GELİŞTİREBİLDİĞİ ORANDA SURİYE’DE BARIŞ GÜVENCESİ OALCAKTIR

    Konferans, bölgeye hâkim olagelmiş teokratik ve ulus devletçi çözümlere karşı bütün kimliklerin, emekçilerin ve kadınların haklarıyla eşit olacağı bir çözümü, yani bölgenin ve dünyanın egemenlerine karşı laik, demokratik ve sosyal bir bölgesel düzen seçeneğine olan ihtiyacı vurguladı.

    Suriye Demokratik Güçleri’nin Kuzey ve Doğu Suriye’de kurdukları özerk alanın bölgede demokrasi ve laiklik adına ciddi bir kazanımı temsil ettiğini, Aleviler, Dürziler ve laik Sünnilerle ittifak geliştirebildiği oranda yeni Suriye’de barış ve adaletin güvencesi olacağını saptadı.

    DİB Konferansı, son olarak Türkiye’nin, Ortadoğu’nun mevcut koşullarında barış ve adalet eksenli bir yeniden yapılandırılmasının artan önemini vurguladı. Ancak mevcut iktidarın aksi bir politika izlediğini saptadı. Bu kapsamda Türkiye’nin, kendi Kürt ve Alevi yurttaşları başta olmak üzere tüm halkın sorunlarını, temel haklar ekseninde çözümü için demokrasi mücadelenin yükseltilmesi gereğine işaret etti. Türkiye’nin laik, sosyal ve demokratik bir cumhuriyete dönüştürülmesinin tüm bölge sorunlarının düzelmesi için kritik önemini vurguladı.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik (DİB) tarafından yapılan Bölgede Barış ve Adalet Konferansında konuşan ABF Başkanı Mustafa Aslan, “Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik tarafından yapılan “Filistinliler ve Kürtlerin Mağduriyetine Aleviler de Eklenirken Bölgede Barış ve Adalet Konferansı” Beşiktaş Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapıldı.

    Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki gelişmelerin değerlendirileceği konferansın açılış konuşmasını DİB Koordinasyon Üyesi Levent Tüzel yaptı. Tüzel, Suriye’deki yeni rejimle birlikte bölgedeki halkların barış arayışına dair şu konuşmayı yaptı:

    “Özellikle HTŞ yönetimindeki cihadist güçlerinin, Aleviler üzerindeki saldırı ve katliam girişimleriydi. Alevi halkının yaşadığı büyük kaygı ve tedirginlik var. Bu nedenle merkezinde bu sorunu irdeleyen ve ülkemizdeki tartışmaları da Kürt halkının taleplerini ele alan bir konferans yapmak istedik. Salon bulma konusunda arkadaşlarımız çok çaba sarf etti. O nedenle bu gecikmeden ötürü özür diliyoruz. Bu arada Bereket Kar yoldaşımızı geçtiğimiz günlerde kaybettik. Birlikte çokça çalışma yürüttük. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

    “SURİYE’DE ALEVİLER KAYGILI”

    Evet olağandışı süreçlerde halklarımıza olağanlaştırılmak istenen eylemlerle karşılaşıyoruz. Siyasetçiler, gazeteciler tutuklanıyor. Siyasi parti başkanları cezaevinde ve yenileri de tutuklanıyor. Kent uzlaşısı adı altında başarı elde edenlerin bir suç oluşturuyormuş gibi algı yaratılıyor. Tek adam yönetiminden faşist yönetime doğru gidiliyor. Bunlarla birlikte ekonomik krizi sindirmek mücadelesi veren iktidara karşı emekçiler, siyasetçiler, hukukçular var.

    2016’dan buyana ‘Ülkede barış olsun. Laik bir ülke olalım’ diye oluşturduğumuz bir platform DİP. Şimdi Filistin’de yeni bir aşamaya gelindi. ABD, bölgeyi yeniden dizayn ediyor. HTŞ yönetimi devlet başkanlığını ilan etti. Suriye Arap Cumhuriyeti denerek diğer halkları görmediler. Şimdi ABD, bölgede yeni karakollar yaratılıyor. Suriye’de yaşayan halklar demokratik bir sürece ulaşacak mı ne yazık ki bunun zemini oluşturulmadı. Aleviler ciddi kaygı yaşıyorlar. Dolayısıyla Suriye halklarının demokratik geleceklerini belirleme konusunda önümüzde bir süreç duruyor.

    “TEK ÇIKIŞ ORTAK MÜCADELE”

    Esas itibariyle ‘Öcalan gelsin mecliste konuşsun’ adımını, Suriye’deki gelişmelerle birlikte daha iyi görmekteyiz. Tabi kayyımlar da atanırken çelişkiler olduğu gibi duruyor. Bugün bu konferansımız vesilesiyle bu konuları tartışacağız.

    DİB, özellikle ülkemizin bu sancılı sürecinde demokrasi güçlerinin birliğini her daim açık tuttu. Bugün bu faşist rejime giden yolda tek çıkışın ortak mücadeleden geçtiğini tartışıyoruz. Gelecek mart ayında bu tartışmayı olgunlaştırarak önerilerimizi ortak bir çıktı olarak geleceğe taşıyacağız. İnadımız, direncimiz her daim ayakta. Bu tehdit ve baskılara teslim olmayacağımızı ülkemizin her yerinden ifade ediyoruz.”

    “KATLİAMI GEÇTİM SOYKIRIM YAPILIYOR”

    Birinci oturumun moderatörlüğünü Aydın Deniz yürüttü. “İktidar değişimi sonrası Suriye’de Aleviler” konusunun ele alındığı giriş bölümünde Akademisyen Hakan Mertcan, sunum yaptı. Suriye’nin “Terör örgütüne teslim edildiğini” söyleyen Mertcan şu konuşmayı yaptı:

    “Azınlıklara yönelik saldırılar gerçekleşti ve bu saldırılar dünya kamuoyunda da görüldü. Suriye’nin seküler Sünnileri dahi tehdit altında ama Alevilere yoğunlaşmış bir şiddeti göreceğiz. Arap Alevi toplumu da süreklerden birisi. Aleviler, Fransızların kurduğu askerlik alanında yer aldılar. Hafız Esed’ın pozisyonuna bakarak hep Suriye’de bir Alevi devleti, Alevilerin kontrolünde bir ordu, istihbarat servisi gibi şeyler söyleniyor. Suriye’de malesef hiç hakikatle bağı olmayan biçimde sanki Aleviler iktidarı ellerinde tutuyor gibi bir pozisyona geldiler ve bugün de saldırıların merkezinde bir intikam operasyonunda bu işlevsel olarak kullanılıyor.

    14 yıldır Aleviler katlediliyor zaten. Köyler mezarlıklarla doldu. Gencecik insanlar Alevi oldukları için öldürülüyor. Birçok savaş suçu işlendi. Hatta çocuklar hedef alındı. Ağustos 2013’te 199 kişiyi katlettiler. Savaşın altıncı yılında 150 bin Alevinin öldürüldüğü söyleniyor. İnsan öldürmekle kalmayıp doğayı da yaktılar. Aleviler mutlak kötülük olarak ifade ediliyor. Savaş boyunca ağır hak ihlalleri, yargısız infazlar, kaçırılmalar, kutsal mekanlara saldırılar sürüyor. Ancak ciddi bir cezalandırma yok. Şu an Alevi köylerine tehcir de yapıyorlar. Bütün bunları katliamı geçtim soykırım girişimi olarak nitelendiriyorum. Umarım daha demokratik bir ortamda Suriye halkları yaşar.”

    “SURİYE’DE ÖZ SAVUNMA YAPMALARI GEREKİR”

    Konferansın konuşmacılarından ASi-DER Başkanı Tevfik Usluoğlu ise Suriye’de yaşananlara “Düşük yoğunluklu katliam, yüksek gerilimli tehdit” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Aleviler Suriye’de hiç de azınlık değillerdir. Alevilerin toplam nüfusu Suriye nüfusunun yüzde 20’sidir. Suriye’nin her yerinde Aleviler vardır. Humus, Alevilerin en yoğun yaşadığı yerdir. 12 Ekim’de Suriye’den geldim ve o alanda özel çalışmalar yapmaktayım. Bugünlerde herkes kendi nüfusunu arttırmak için mübalağa yapıyor. Avrupa, Amerika gibi birçok yere göç oldu. Zamanında Deniz Baykal’ın “Halep Sünni’dir” sözünün aksine Halep hiçbir zaman Sünni olmadı. Şimdi oralarda Alevilerin onuruna tecavüz niteliğinde eylemler yapılıyor.

    Afrin ve Qamişlo civarında da Kürt Aleviler yaşamaktadır. Irak savaşından sonra Suriye’ye gelen yaklaşık 1,5 milyon Filistinli var. Ancak bu nüfusun çoğu kimlik alamamıştı. Suriye kavimler kapısıdır. Ancak medyanın tersine söylüyoruz; Aleviler ilk kez katledilmiyor. 19 Kez fetvalarla Aleviler katledildi. Suriye’de hala 171 bin silahlı terör örgütü mensubu var. Sistematik olarak orada yapılanlar konusunda hükümetin bilgisi vardır. 8 Aralık’tan sonra 430 kişinin Suriye İnsan Hakları Gözlemevi tarafından katledildiği bilgisi verilmiştir. Rakka ve Hymus kırsalındaki kaçırılmalar ile 2000 kişinin durumları hakkında net bilgi yoktur. Ağırlıklı olarak Alevilere yönelik bir infaz politikası var. Şu an Suriye’nin uygarlık birikimi yok edilmektedir. Alevilerin dost ilişkilenme kurmaları ve Suriye’de öz savunma yapmaları gerekir. Tüm diasporayı kapsayan bir çalışma yapılmalıdır. Demokratik, laik bir Suriye için tüm Alevi kurumlarının harekete geçmesi gerekiyor.”

    SURİYE’DEKİ MEDYANIN SUSKUNLUĞU!

    Gazeteci Hasan Sivri ise konuşmasında “Suriye’de bir devrim değil, devir teslimi” olduğunu belirtti. Sivri, Suriye savaşında basının rolüne de değinerek şöyle devam etti:

    “Şu an Şam El kaide uzantılarının elinde. Şubat ayının başında onlarca sol, sosyalist partinin yasaklandığı bir süreçten bahsediyoruz. IŞİD’in eğitiminden geçen bir HTŞ’den bahsediyoruz. Suriye’deki savaşın başında Alevilere yönelik katliam fetvaları verildi ve işgalci oldukları söylendi. Kimi fetvalarda Alevi kadın ve çocukları ayrıştırılıyor. Ardından kadın ve çocukların da öldürülebileceği tartışmaları oluşuyor.

    Bugün batılı güçler Colani ile el sıkışmaya başladı. Batılı güçlerin, emperyalistlerin, İsrail gibi bir önceliği var çünkü. Bu bölgede çok açık şekilde İsrail’in güvenliğini söz konusu. Aslında Şam değil İsrail’in devrimi denebilir. İsrail’e taş bile atmayan Colani, Filistinlileri sınıra kadar kovaladı. Medya da Suriye savaşı konusunda önemli rol oynadı. Dünyanın hiçbir yerinde bir ay içerisinde aynı taraftan olan 157 kişinin öldürüldüğü görülmemiştir. Şu an Suriye’de 1500’e yakın gazeteci var ama bir sessizlik var. Kimse haber, rapor girmiyor.”

    “AVRUPA, ALEVİLERİN KATLEDİLMESİNE SES ÇIKARMIYOR”

    Gazeteci Musa Özuğurlu da konuşmasında “Suriye’de Aleviler iktidar değillerdi” diye belirtti. Alevilerin toplumun en alt kademesinde olduğunu söyleyen Özuğurlu, şöyle devam etti:

    “Hafız Esad, siyasal düşüncelerle hareket ettiği için iktidara geldi. Suriye’de Aleviler, BAAS rejimiyle özdeş tutulup, yönetimden faydalanıyorlarmış gibi göründüler. Aleviler her zaman için yalnızdılar. Hiçbir zaman için kimsenin temas ve işbirliği kurmadığı kesimdir Aleviler. Aleviler ülkenin en yoksul ve yalnız kesimidir. Günah keçisi ilan edilmelerinin hiçbir maddi temeli yoktur. Sünni kesim, ticaret yapıp devlet memurluğunu aşağıladıkları için Aleviler, asker, polis, devlet memuru olabildiler. Şimdi deyim yerindeyse Aleviler kabak gibi ortada kaldılar. Esad iktidarı bunun hiçbir çalışmasını yapmamış ve şu an Aleviler açık bir şekilde var olma savaşı içerisindeler. Çok ciddi ihlaller yaşanıyor. Hiç kimse de buna ses çıkarmıyor. Tıpkı Kürtlerin, Ezidilerin yaşadıkları gibi şimdi Aleviler için bu süreci görüyoruz. Avrupa şimdi çok büyük ikiyüzlülük içinde. Şimdi El Nusra ile el sıkıştılar ve Alevilerin katledilmesine ses çıkarmıyorlar.

    Aleviler şimdi bir şeyler yapmaya çalışmalı. Avrupa’da ne kadar Alevi kuruluşu varsa bir şeyler yapıyor ama seslerini ulaştıramıyorlar. Bizlerin ciddi ses çıkarması gerekir. Katliam evet yaşanıyor ama daha da ötesinde bir şeyler yaşanmaması için acilen bir şeyler yapmalı. DEM Parti’nin bu konuda birikimi var, bir şeyler yapmalı. CHP de aynı şekilde harekete geçmeli.”

    “ALEVİLER KURUCU GÜÇLERİN DIŞINA ÇIKARILDILAR”

    2. Oturumun moderatörlüğünü Nesteren Davutoğlu yürüttü. “Suriye ve Ortadoğu’da barış ve adalet nasıl sağlanabilir?” başlığının değerlendirildiği oturumun ilk konuşmacısı Hukukçu Orhan Gazi Ertekin oldu. Özellikle, “Kürtler, Aleviler ve Dürzilerin, ölüm ile yaşam arasında kaldığını” söyleyen Ertekin, şöyle devam etti:
    “Aleviler ciddi bir tehdit altındalar. HTŞ, kendisini devlet, liderini de cumhurbaşkanı ilan etti. Özellikle Aleviler, kurucu güçlerin dışına çıkarıldılar. Kurucu güçler dışında kalanlarda katliam, pogrom ve soykırım bir tür kadere dönüşüyor. Kurucu gücün dışında kalanlar göç ve asimilasyonu da beklemek zorundadır. Yoğun bir şiddet potansiyeli ve Colani’nin kartondan bir devleti var. Colani artık ‘devrim dönemi bitti, devlet üzerine konuşalım’ diyor. En çok da hukukçuların daha fazla konuşması, federalizm üzerine daha çok düşünmesi gerekiyor. Daha önce üzerinde hiç düşünmediğimiz meseleler şu an üzerimize yağıyor.
    HTŞ’nin büyük kısmı Rusya ve Avrupa ülkelerinden geldi. Yani modernlik de çöküyor. Yeni bir kamu hukuku geliştirmemiz gerekiyor. Alevilerin bir araya gelmesi üzerine düşünmek gerek.”

    “MÜSLÜMAN OLURLARSA ONLARA DOKUNULMAYACAKTIR”

    Gazeteci İslam Özkan, Selefiliği, ‘Kur’an ayetlerini motamot uygulayanlar’ olarak tanımlayarak bu anlayışın Suriye halkı için karşılık görmeyeceğini ifade etti. Selefiliğin 18. Yüzyılda ortaya çıktığını belirten Özkan, şunları söyledi:
    “Selefilik, ilk çıkışında silahlı çatışmaya karşıydı. Usame Bin Ladin öldürülene kadar cihatçı örgütlerin çoğu, anti batıcı ve anti ABD’ciydi. Sonrasında El Kaide’nin, Suriye’de Alevilere ve BAAS yönetimine yöneldiğini görüyoruz. 2014 yılında Colani’nin bir röportajında ‘İktidar olursanız Müslüman ve sizin mezhebinizden olmayanlara nasıl davranacaksınız?’ sorusu yöneltiliyor. ‘Müslüman olurlarsa onlara dokunulmayacaktır’ diye cevap veriyor.”

    2017 Yılından beri HTŞ, Türkiye ve Rusya ile temasa geçiyor. 8 Aralık operasyonu başlayana kadar HTŞ, teknolojik anlamda çok ilerleme yaşıyor. Drone fabrikaları var mesela. Şu anda uluslararası toplumla iletişime geçen HTŞ’nin, kendi içerisinde de bir çatışma var. Orduyu ele geçirmiş olabilirler ancak toplumu yönetmek kolay olmayabilir. Colani, koşulların dayatılmasıyla bir arada yaşama kültürünü benimsemek durumunda kalacak. Ama ben daha çok AKP tarzı ‘İslami’ bir hegemonya kuracağını düşünüyorum. Devletin kilit noktalarına adamlarını yerleştirecekler. İslam’ı tırnak içerisinde tutmak istiyorum. Çünkü AKP’yi ben de İslam olarak görmüyorum. Eğer HTŞ ile batı arasında sorunlar çıkarsa o zaman çok farklı sonuçlar çıkabilir.”

    “TÜRKİYE’NİN YENİ OSMANLICILIK HAYALLERİ VAR”

    Tarihçi Erdoğan Aydın ise Lozan Antlaşmasıyla birlikte Ortadoğu’daki değişime de işaret ederek şunları söyledi:
    “Siyasal İslamcılık, Ortadoğu’nun son yüzyılına tekabül etmiyor, bin yıllık bir sorun. Savaş Ortadoğu halklarının bir kaderi oldu. Şu anda Türkiye’de iktidar olanlar, dün ulusal devlete karşı çıkıyordu, bugün ise Turancı söylem içerisindeler. Dolayısıyla Türkiye şu anda Suriye’den kopamıyor. Yeni Osmanlıcılık hayalleri ile ilişkili bir iş bu. Ulusal devlet üzerinden bu iş kesinlikle çözülemez. O halde yeni bir formüle, ortak vatanda demokratik bir cumhuriyet mümkün. Buradan yol alınabilirse Aleviler, Kürtler, Dürziler yol alabilir.”

    “SURİYE’DE İSRAİL İLE KOMŞU OLDUK”

    Konferansın üçüncü oturumunun moderatörlüğünü Esen Aslandoğan yürüttü.
    “Ortadoğu’da yaşanan sorunların Türkiye dış ve iç politikasına yüklediği sorumluluklar” başlığını ilk olarak CHP 27. Dönem Milletvekili Ünal Çeviköz yorumlandı.
    Ünal Çeviköz, “Eğer bir şeyler yapmak gerekiyorsa bugünden başlamak gerekir” diyerek sözlerine başladı. Çeviköz, 2017’de önemli değişimlerin başladığını belirterek şöyle devam etti:
    “HTŞ, ustaca bir düzen kurdu. Ancak HTŞ’nin otuz bin militanı var. Bu sayıyla Suriye’yi koruyamazlar. HTŞ’nin içerisinde hala tek vücutluk yok. Şeriat isteyenler var. Onun için Alevilerin üzerine böyle gidiliyor.
    Suriye’de bugün İsrail’e komşu olduk! Bu bölgede değişen jeopolitikle, Suriye’de ileride karşı karşıya gelinebilir. Türkiye’nin İsrail’le karşı karşıya gelmesi de konuşulmakta. Türkiye’deki böyle bir hükümetten, Suriye’de olanlara karşı bir şeyler yapmasını beklemek de pek mümkün görünmüyor.”

    “TÜRKİYE, ORTADOĞUYA SAVAŞ DAYATIYOR”
    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli de konferansın konuşmacıları arasındaydı. DEM Parti olarak “Ekmek, adalet ve Barış” mücadelesi yürüttüklerini söyleyen Temelli, şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Adalet istiyorsak bir araya gelmeliyiz. Büyük bir demokratik dönüşümün eşiğindeyiz. Ama bu dönüşümü hayata geçirmek için yoğunlaşma içerisindeyiz. İstanbul’da kent uzlaşısı yaptıkları için 10 kişi tutuklandı ve Van Büyükşehir Belediyesine kayyım atandı. Bugünkü iktidar, aslında kendinden öncekilerden devraldığını yürütüyor. O nedenle bugün siyasi tutsaklık var. Gazeteciler bu nedenle tutuklanıyor ve belediyelere kayyım atanıyor. Türkiye demokratikleşirse Ortadoğu’nun da barışı mümkün olabilir. Emperyalistlerin rolünü rol yapan senin içerideki sorunundur. Kürt sorunu. Düşünsenize, bu ülkenin anayasası bir darbe anayasası.
    Suriye’de ‘Kürt anasını görmesin’ üzerinden yol almaya çalışıyor. Kürt meselesi, Suriye’de demokratikleşmenin önünü alan bir mesele. Bu yolun açılması için Rojava statüsünün de önünün açılması gerekiyor. Aynı şekilde Irak’taki federatif yapının neden sağlıklı işlemediğine baktığımızda yine Türkiye’nin dayattığı çatışmayı görüyoruz. 15 Şubat’ta İmralı’dan bir açıklama beklenirken Van’a kayyım atanıyor. Tamamen bir kumpas davası yani. Faşizm kurumsallaşıyor. Eğer Türkiye, Kürt meselesini çözmüş olsaydı, Irak ve Suriye’ye sahip çıksaydı bugün Alevilerin yaşadıklarına da Gazze’de olanlarla da karşı karşıya gelmezdik diye düşünüyorum.”

    “BU TOPRAKLARDA 1000 YILLIK ALEVİ SORUNU VAR”
    Konferansın son konuşmacısı Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan oldu. “Ortadoğu’da Aleviler sanki ilk kez mağdur ediliyormuş gibi konuşulmakta” diyen Aslan Aleviler konusunda bir duyarlılık oluşturulamadığını vurguladı. Alevilerin, her mücadelede yer aldığını ancak “Alevi” kimliğiyle görülmediğini söyleyen Mustafa Aslan şu konuşmayı yaptı:
    “2011’den bu yana Suriye’de bir arada yaşamı savunduk ve dile getirdik. Madımak’ta, 10 Ekim’de, Maraş’ta katlettiler ve bu zihniyetin bugün iktidarda çok faklı düşünmediğini görüyoruz. Bu ülkede Kürt sorunu var ve bu sorun 200 yıllık ise Alevi sorunu 1000 yıllıktır. Bunu aynı zamanda bir Kürt olarak söylüyorum. HTŞ’nin, bir katliam yapmadığını söyleyenler var. Kimi yaptığımız görüşmelerde BAAS’ın yıllarca katliam yaptığını, bu zulme karşı Alevilerin ses çıkarmadığını söyleyenler oldu. HTŞ’ye zaman verilmesi gerektiğini, değiştiklerini söyleyenler de oldu. Ama bugün bizim çığlığımıza ses verilmesi gerekiyor. Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. Bizim inancımız, hiçbir zaman yayılmacı bir anlayış olmadı. Aleviler tabi ki siyasal bir mücadele verecektir. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • DİB: ‘Siyasal Alevilik’ suçlamasıyla Alevilerin çığlıkları susturulmak isteniyor!

    DİB: ‘Siyasal Alevilik’ suçlamasıyla Alevilerin çığlıkları susturulmak isteniyor!

    PİRHA- Demokrasi İçin Birlik Koordinasyonu, AKP iktidarının ve çevresindekilerin Suriye’deki Alevilere yönelik saldırılara kulak tıkadığını vurgulayarak, “Türkiyeli Alevilerin Suriyeli Alevilerle dayanışma çığlıklarına kulak verileceğine, “Siz siyasal Alevilik yapıyorsunuz!” suçlamasıyla susturulmaya çalışılması gerçek niyetlere ayna tutuyor” dedi. DİB ayrıca düzenleyecekleri ,’Bölgede Barış ve Adalet Konferansı’nda HTŞ iktidarıyla güncelleşen Alevi sorunundan başlayarak, bölge halklarının mağduriyetlerine ve kronik sorunlarına ilişkin çözüm imkânlarını arayacaklarını belirtti. 

    Demokrasi İçin Birlik Koordinasyonu, Suriye’de güncele gelişmelere dair, ‘Filistinliler ve Kürtlerin mağduriyetine Aleviler de eklenirken, Ortadoğu’da Barışı ve Adaleti Arıyoruz’ başlığıyla yazılı bir açıklama yaptı.

    Türkiye’nin Suriye’deki değişimde aktif rolü yanında, kendi içinde geniş bir Alevi ve Kürt nüfus barındırıyor olması nedeniyle de bu süreçte çok ağır bir sorumluluk altında olduğuna vurgu yapılan açıklamada, HTŞ’nin ülkenin yönetimine gelmesiyle birlikte Suriyeli Alevilere yönelik saldırıların bir mağduriyet hali aldığına işaret edildi.

    ‘Bölgede Barış ve Adalet’ adıyla bir konferans düzenleyecekleri belirten Demokrasi İçin Birlik, HTŞ iktidarıyla güncelleşen Alevi sorunundan başlayarak, bölge halklarının mağduriyetlerine ve kronik sorunlarına ilişkin çözüm imkânlarını arayacaklarını dile getirdi.

    ‘SİYASAL ALEVİLİK’ SUÇLAMASIYLA ALEVİLERİN ÇIĞLIKLARI SUSTURULMAYA ÇALIŞILIYOR

    Demokrasi İçin Birlik Koordinasyonu’nun açıklaması şöyle:

    “Esasen Türkiye, Suriye’deki değişimde aktif rolü yanında, kendi içinde geniş bir Alevi ve Kürt nüfus barındırıyor olması nedeniyle de bu süreçte çok ağır bir sorumluluk altındadır. Üstelik Türkiye’nin bu sorumluluğu, Suriye’deki değişimin İsrail’e kazandırdığı büyük etki, Filistinlileri daha da güvencesizleştirmesi nedeniyle de büyüktür.

    Oysa AKP iktidarı, başta Suriye’nin demokratikleşmesine katkı olmak üzere, tüm bu sorumluluklarından kaçmaya çalışıyor. Bu bağlamda Türkiyeli Alevilerin Suriyeli Alevilerle dayanışma çığlıklarına kulak verileceğine, “Siz siyasal Alevilik yapıyorsunuz!” suçlamasıyla susturulmaya çalışılması gerçek niyetlere ayna tutuyor. Daha önemlisi iktidar, Suriye’deki bu değişimi, dışarda yeni-Osmanlıcılık, içerde İslamcı tahkimat için kullanıyor. İsrail’in bölgede yaptıklarıyla birlikte bu karşılıklı yayılmacılık ve tahkimat, başta Filistinliler, Kürtler ve Aleviler olmak üzere Ortadoğu’nun tüm mazlum halklarının hak yoksunluğu ve güvenlik sorunlarını daha da arttırıyor.

    BARIŞ VE ADALET KONFERANSI: ALEVİLERİN SORUNLARI ÇÖZÜM İMKANLARINI ARAYACAĞIZ

    Bu vesileyle anımsanmalı ki, Ortadoğu kendi mezhepçi ve milliyetçi egemenleri yanısıra emperyalizmin de dayatmalarını kan ve acıyla ödedi bugüne kadar. Bu tarihsel gerçeklik ise, herkesin kimliğiyle eşit yaşayacağı ve sömürülmeyeceği gerçek bir demokrasi dışında bir kurtuluş imkânı olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla hak ve özgürlüklerimizle barış ve refah içinde yaşayabileceğimiz bir Ortadoğu için, bu mezhepçi ve milliyetçi bağnazlığı ve emperyalist çıkarları püskürtmemiz gerek. Aksi takdirde kitlesel ölümlerin ve göçmenleşmenin yanı sıra, mevcut yoksullaşma ve adaletsizliğin daha da artacağı sonsuz bir kaos,  bugüne kadar olduğu gibi kaderimiz olmaya devam edecek.

    Tarihin gösterdiği gibi savaş ve bağnazlık, bedeli çok ağır tercihlerdir; barış ve hukuk ise bütün acılarımızın çözüm yolu. DİB olarak düzenleyeceğimiz BÖLGEDE BARIŞ ve ADALET KONFERANSIYLA, HTŞ iktidarıyla güncelleşen Alevi sorunundan başlayarak, bölge halklarının mağduriyetlerine ve kronik sorunlarına ilişkin çözüm imkânlarını arayacağız…”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Demokrasi İçin Birlik’ten ortak mücadele çağrısı

    Demokrasi İçin Birlik’ten ortak mücadele çağrısı

    PİRHA- Demokrasi İçin Birlik, ortak mücadele için zemin hazırlamak adına toplumun her kesiminden kurum ve bireyleri kasım ayında yapılacak toplantıya davet etti.

    2016’da kurulan Demokrasi İçin Birlik (DİB) demokrasi güçlerinin birliğine zemin hazırlamak için geniş kesimlere tartışma davetinde bulundu. “Şimdi ortak mücadele zamanı” şiarıyla yapılan çağrıda şu ifadelere yer verildi.

    “Yaklaşık yedi yıldır demokrasi güçlerinin birliği için yoğun bir faaliyet gösteren; eylemler, konferanslar, toplantılar, açıklamalar ve görüşmelerle ortak mücadele için zemin hazırlamaya çalışan Demokrasi İçin Birlik olarak “Zamanı Geldi” başlığıyla ittifak ve birlik sorunları üzerine yeni bir tartışma başlattık.

    Bütün kurumlara, siyasi yapılara, derneklere, hak örgütlerine ve demokrasi mücadelesinde öne çıkmış bireylere gönderilen davet mektubuyla, demokrasi güçlerinin birlik ve ittifak ihtiyacını; kapsam, nitelik, hedef, yapı gibi temel başlıkları kapsayacak biçimde tartışmaya açıyoruz.

    Demokrasi için Birlik olarak, 2024 Kasım ayı içinde yüz yüze bir toplantıyla sonuçlandırılacak tartışmalara katılmaları için toplumun her kesiminden kurum ve bireyleri, siyasi partileri, hak örgütlerini, emekçileri, kadınları, ekoloji örgütlerini, ortak mücadelenin öznesi olmak isteyen bütün kişi ve kurumları tartışmaya katılmaya davet ediyoruz.”

  • DİB’ten İran’daki idamlara tepki: Demokratik protesto suç değildir, cezalandırılamaz-VİDEO

    DİB’ten İran’daki idamlara tepki: Demokratik protesto suç değildir, cezalandırılamaz-VİDEO

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik (DİB), İran’daki idamların durdurulması talebiyle İstanbul Cağaloğlu’ndaki İran Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı. DİB, “İran yargı makamlarının verdiği ölüm cezalarına ve bugüne kadar iki İran yurttaşının idam edilmiş olmasını insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyoruz. Demokratik protesto suç değildir ve cezalandırılamaz. Cezalar, yasaklar kaldırılmalı, idam cezaları derhal durdurulmalıdır” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik’in (DİB) çağrısıyla bir araya gelen Savaşa Karşı Hayat Konferansı Hazırlık Komisyonu, 18 Aralık günü 76 kurumun imzaladığı deklarasyonla İran’daki idamların durdurulmasını istemişti. Türkiye’nin dört bir yanından akademisyenler, sanatçılar, aydınlar, demokratik kurum ve partilerinin başkanları, hukukçular, belediye başkanları ve aktivistler bu çağrıya yanıt verdi.

    DİB, çağrı ve imzaları İran yetkililerine teslim etmek amacıyla İstanbul Cağaloğlu’nda bulunan İran Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Emek Partisi (EMEP) GYK üyesi Levent Tüzel, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüler Kurulu Üyesi Perihan Koca  ile Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş da katıldı. Polis, konsolosluğun önünde açıklama yapılmasına izin vermezken, açıklama konsolosluğun karşısındaki sokakta yapıldı.

    “SAVAŞ OPERASYONLARI SON BULSUN”

    İran’daki idamların son bulmasını isteyen EMEP GYK üyesi Levent Tüzel, şunları söyledi:

    “Üç buçuk ayı geride bırakan İran halklarının Hamaney rejimine, onun halklara dayattığı yoksulluk, yolsuzluk, baskı ve yasaklara karşı bir isyanı, ayaklanması söz konusu. Kıvılcımı çakan uygun kıyafeti giymediği için ahlak polisi tarafından katledilen Mahsa Amini’nin öldürülmesi oldu. Amini’nin öldürülmesinden sonra İran’daki bütün kadınlar, gençler, aydınlar, emekçiler ayağa kalktılar. “Yeter artık” dediler. İran İslam Cumhuriyeti bayrağı altında diktatörlük ve otoriter bir rejim yürütenlere karşı İran’ın her yerinde ayağa kalktılar. İran İslam rejiminin ulusal güvenlik söylemiyle uyguladığı yoksulluk ve yolsuzluğun son bulması için yürütülen direnişe dönük açık polis rejimi uygulamalarını kınıyoruz. Yaşam hakkı her şeyin üzerindedir. İnsan hakları idam cezasını kabul etmiyor. İran’daki idamlar durdurulsun. Tüm dünyada ve ülkemizde savaş siyaseti, savaş operasyonları, insan hakları ihlalleri, işkenceler, idam uygulamaları son bulsun.”

    “İDAMLARI DURDURUN”

    DİB adına basın açıklamasını ise Ayşenur Devecioğlu okudu. Açıklamada, “İran İslam Cumhuriyeti yetkililerine çağrımızdır. İdamları durdurun! Mahsa Amani’nin öldürülmesi sonrası İran halkına, kadınlara, demokratik protesto gösterilerine katılanlara rejim güçleri tarafından uygulanan şiddet kabul edilemez. İran yargı makamlarının verdiği ölüm cezalarına ve bugüne kadar iki İran yurttaşlarının idam edilmiş olmasını insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyoruz. Demokratik protesto suç değildir ve cezalandırılamaz. Cezalar, yasaklar kaldırılmalı, idam cezaları derhal durdurulmalıdır” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hüseyin Mat: Cumhuriyet’in birinci yüz yılında başımıza gelmeyen kalmadı-VİDEO

    Hüseyin Mat: Cumhuriyet’in birinci yüz yılında başımıza gelmeyen kalmadı-VİDEO

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik tarafından gerçekleştirilen Savaşa Karşı Hayat Konferansı’nda konuşan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, “Cumhuriyet’in birinci yüz yılında başımıza gelmeyen kalmadı. Karşıya baktığımızda şeriatçı, gerici, faşist olarak nitelendirdiğimiz devlet ideolojisini görüyoruz, biliyoruz. Ama aynı mahallede mücadele ettiğimiz kesimlerin de Alevileri hala tam olarak anladıklarını düşünmüyorum. Kemalist rejimden çok çektik. Siyasal İslam’dan da çok çekiyoruz. Acılarımız katmerleşerek devam ediyor” dedi.

    Savaşa Karşı Hayat Konferansı, Demokrasi İçin Birlik’in çağrısıyla İstanbul Şişli’deki Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde düzenlendi. AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat da konferansın son konuşmacısı olarak sunumunu yaptı.

    “TÜRKİYE, MİLLİYETÇİ, GÜVENLİKÇİ SÖYLEME TESLİM OLDU”

    “Fay hatlarını etkisizleştirmek” başlıklı bir sunum yapan Diyarbakır/Sosyopolitik Saha Araştırmaları Merkezi Koordinatörü Yüksel Genç, “2013-2015 barış süreci, kamuoyu önünde yarı-açık şekilde işlese de sivil toplumun katılımı söz konusu değildi. Bu süreçte devleti oluşturan güçler (Ergenekon, Fettullahçı Yapı vb.) arasında kimi çözülmelerin yaşandığına da tanık olduk. 2015’ten bugüne Türkiye, inisiyatifini yer yer kaybetti; milliyetçi, güvenlikçi söyleme teslim oldu. Kürt halkı, 1990’lardaki algıdan bambaşka bir yere geldi. Bağımsızlık ile sorun çözülür diyenler %3’ten %12’ye yükseldi. Eşit yurttaşlık artık en güçlü çözüm değil” diye konuştu.

    “MÜLTECİLİK BİR HAKTIR”

    İHD İstanbul Şubesi Başkanı Avukat Gülseren Yoleri “Savaş, göç ve mültecilik” başlıklı sunumunda şu ifadeleri kullandı:

    “Bu sorunların ilave tedbirler ile çözülemeyeceği ortada. Bütün ülkeler mültecilerin sınırlarından içeriye girmesi konusunda kesinlikle kapalı sınır politikası ama mültecilerin ülkelerinden çıkması konusunda açık sınır politikası izliyor. Türkiye mültecileri kabul etti ama hemen ardından Avrupa ile pazarlığa girişti. Mültecileri akın akın Edirne’ye gönderdi ve dünyaya mesaj verdi. Mültecilik bir hak. Geri itme denilen bir kavram var. Bunu yalnız Türkiye değil Yunanistan da mültecileri Türkiye’ye geri iterek yapıyor. Türkiye, Suriye sınırını kapattığından bu yana sınırda 500 kişi öldürüldü. Diğer taraftan mülteciler Van üzerinden ülkeye giriş yapmaya çalışıyorlar. Burada her gün geri itme uygulamasından dolayı pek çok hak ihlali yaşanmakta. Bütün dünyada sınırların güçlendirildiğini görüyoruz. Yabancılara ayrımcı politikaların uygulandığı söz konusu.

    “TÜRKİYE, DÜNYADAKİ EN BÜYÜK 12. SİLAH İHRACATÇISI”

    “Mermi değil ekmek” başlıklı sunum yapan Dr. Mert Büyükkarabacak ise şunları kaydetti:

    “Savaş sermaye açısından yaşam, işçiler açısından yıkım üretmekte, yoksulluğu derinleştirmektedir. Türkiye işçi sınıfının Türkiye tarihinde en çok yoksullaşması, 2015 ve sonrasındaki momenttir. 2023 bütçesi, “Savaş makinası” olarak adlandırılabilir. 203 bütçesi, savaş makinesinin finansmanını sağlıyor. Milli gelirin 1/4’ü olması beklenen bütçenin %10’u savaş harcamalarına ayrılmış durumda. 2023 bütçesinden savaşa, sosyal yardımların iki katı bütçe ayrılıyor. 2023 bütçesi bu nedenle de savaş makinasının finansmanıdır. 2023 bütçe harcamalarının yaklaşık %10’u savaş harcamaları için ayrılmış durumda. Bu büyüklük Türkiye’nin bir savaş makinesi beslediğini açıkça ortaya koyuyor. Türkiye dünyanın en çok savunma ve silahlanma harcaması yapan 16. ülkesi. Türkiye, %0.9’luk payı ile dünyadaki en büyük 12. silah ihracatçısı haline gelmiştir. Savaş politikaları işçi sınıfını her gün daha da yoksullaştırmakta. Milli gelirden işçilerin aldığı pay, yani reel ücretler, son üç yılda %3.8, son bir yılda ise %8.8 geriledi.”

    “EKOLOJİ MÜCADELESİ ANTİ-MİLİTER OLMALIDIR”

    “Savaşların Hayatımıza Yansımaları” başlıklı panelde Sevtap Akdağ moderatör; Ayhan Çelik, Abdülmecit Yılmaz, Şükran Kablan Yeşil, Atalay Göçer ile Özgül Saki de konuşmacı olarak yer aldı.

    İklim Adaleti Koalisyonu’ndan Ayhan Çelik, konuşmasında “Ekolojik mücadele ile savaş karşıtlığı arasında çok önemli bir kesişim var. Savaş bütün varlıkları yok ediyor. Ülke olarak düşündüğümüzde Pentagon, ürettiği toplam emisyon ile dünyada 47. sırada yer alıyor. Ekoloji mücadelesi anti-militer, enternasyonal karakterde olmalıdır. Dünyada çok önemli gelişmeler var. Doğanın kendi haklarının olması öne çıkartılıyor. İklim adaleti kavramı var. Doğaya karşı sürdürülen her türlü adaletsizliğe karşı önemli bir kavram. Sur’da yaşayan insanlar tarımla uğraşıyorlardı, insanlar Sur’dan gitmek zorunda kalınca Hevsel Bahçeleri de boş kaldı ve endüstriyel tarıma açıldı” ifadelerini kullandı.

    “SAVAŞLAR İNSANLIĞA YIKIM GETİRİYOR”

    Engelsiz Bileşenler Federasyonu’ndan Abdülmecit Yılmaz, “Savaş koşullarında o savaşları çıkartanlar hep ölüm sayısının öne çıkartarak övünüyorlar, bakın kaç kişiyi öldürdük diye fakat bu savaşlarda yaralana ve engelli kalan vatandaşların rakamlarını açıklamıyorlar. Türkiye’de çeşitli açıklamalarla engelle verisi açıklanıyor fakat Savaş sonrası kaç engelli olduğu verisi açıklanmıyor. Savaş yokken haklarını özgürce kullanamayan engelli bireyleri savaşta kimse hatırlamıyor. Savaş kayıplarında kaç insanın engelli kaldığında dair bir veri yok.  Mayınlar meselesi; kırsal kesimde devlet tarafından yerleştirilen mayınlar nedeniyle insan hayatları mahvolabilir. Elimizde bu konuda sağlıklı veriler yok. Savaşlar insanlığa sadece yıkım getiriyor.”

    “CUMHURİYET’İN BİRİNCİ YÜZ YILINDA BAŞIMIZA GELMEYEN KALMADI

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise “Fay hatlarını etkisizleştirmek” başlıklı bir sunum yaptı. Konuşmasına Alevilerin Almanya’nın Berlin Eyaleti’nde kamu tüzel kişiliği kazandığını duyurarak başlayan Mat, şunları söyledi:

    “Dün Berlin Eyaleti onayıyla kamu tüzel kişiliği kazandık. Burada ne kadar asimilasyona, katliamlara maruz kalsak da Almanya’da Alevilerin mücadelesiyle haklarımıza kavuştuk. Bu tabi Alman devletinin bir lütfu değil. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de Anayasasında din ve vicdan özgürlüğü vardır ama bir türlü işletilememiştir bu. Cumhuriyet’in birinci yüz yılında başımıza gelmeyen kalmadı. Karşıya baktığımızda şeriatçı, gerici, faşist olarak nitelendirdiğimiz devlet ideolojisini görüyoruz, biliyoruz. Ama aynı mahallede mücadele ettiğimiz kesimlerin de Alevileri hala tam olarak anladıklarını düşünmüyorum. Kemalist rejimden çok çektik. Siyasal İslam’dan da çok çekiyoruz. Acılarımız katmerleşerek devam ediyor.

    “ALEVİLER AÇISINDAN EN KUTSAL OLAN YAŞAM HAKKIDIR”

    Sol, sosyalist mücadelede Alevilerin katkısı çoktur. Gezi direnişinde hayatını kaybedenlerin çoğunun Alevi olduğuna veya sokağa çıkanların büyük kısmının Alevi olduğuna dikkat çekmek gerekiyor. Türkiye’de eğer biraz demokrasi kırıntısı kalmışsa bunun en önemli nedenlerinden biri Anadolu’daki Aleviliktir. Biz yalnız Alevilerin hak mücadelesini değil Kürtlerin özgürlük mücadelesini de, HES’lere karşı doğa mücadelesini de, madenlerde ölen işçilerin de mücadelesini veriyoruz. Kendi aramızda da artık bazı şeyleri açıkça konuşmak gerekiyor. Türkiye’nin kurtuluşu Türkiye halklarının kendi ellerindedir. Aleviler açısından en kutsal şey yaşam hakkıdır. Bizim nazarımızda hiçbir tanrı, peygamber, vatan, millet, bayrağın kıymeti yoktur. Kutsal olan yaşamdır.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Savaşa Karşı Hayat Konferansı başladı: Barış için gündelik yaşamdan şiddeti çıkarmak gerek

    Savaşa Karşı Hayat Konferansı başladı: Barış için gündelik yaşamdan şiddeti çıkarmak gerek

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik tarafından gerçekleştirilen “Savaşa Karşı Hayat Konferansı” Şişli’deki Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde başladı. Konferansın açılış konuşmasını yapan AİHM eski yargıcı Rıza Türmen, “Barış için gündelik yaşamdan şiddeti çıkarmak gerekiyor. Barış için mücadele aslında demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti için mücadelesidir. Barış olmadan bunlardan hiçbiri olmaz” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik (DİB) Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde “Savaşa Karşı Hayat Konferansı” başladı.

    Konferansa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) eski yargıcı Rıza Türmen, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, HDP İstanbul İl Eş Başkanı İlknur Birol, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, EMEP GYK üyesi Levent Tüzel, KESK Eş Genel Başkanları Şükran Kablan Yeşil, Mehmet Bozgeyik, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, ABF Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz ile Baba Mansur Ocağı’ndan Eren Yıldırım da katıldı.

    “BARIŞ İÇİN GÜNDELİK YAŞAMDAN ŞİDDETİ ÇIKARMAK GEREKİYOR”

    Konferansın açılış konuşmasını yapan Rıza Türmen, barış için gündelik hayattan şiddetin çıkarılması gerektiğini kaydetti. AKP ve MHP’nin “milli güvenlik sorunu” söylemlerine de değinen Türmen, muhalefet partilerinin de bu söyleme başvurduğunu belirtti. Türmen, “Barış için mücadele aslında demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti için mücadelesidir. Barış olmadan bunlardan hiçbiri olmaz. Bütün toplumun katıldığı bir ses çıkarmak gelecek için çok önemlidir. Devletten barışı talep etmek gerekiyor” dedi.

    “HERKES BİR YERLERE ASKER YOLLAMANIN PEŞİNDE”

    Türmen‘in ardından Ayşegül Devecioğlu‘nun moderatörlüğünde “Savaş varsa demokrasi yok” başlıklı panelde ise Doç. Dr. Sevilay Çelenk konuştu. Demokratik olarak gelişmemiş ülkelerde barış isteyenlerin hedef gösterildiğini söyleyen Çelenk, “Demokrasisi gelişmemiş ülkeler, savaş ve şiddet karşısında çok daha kırılganlar. Barış dediğinizde hedef haline getiriliyorsunuz. Barış kendiliğinden olmaz, inşa edilir. Herkes bir yere asker yollamanın peşinde. Muhalefet de bunun ardından gidiyor” diye konuştu.

    Konferans İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, gazeteci Bahadır Özgür ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat‘ın da aralarında olduğun konuşmacılar ile devam edecek.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Demokrasi İçin Birlik: Halka yönelik saldırılara karşı ortak güçle alanlarda olmalıyız!

    Demokrasi İçin Birlik: Halka yönelik saldırılara karşı ortak güçle alanlarda olmalıyız!

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik Platformu, 6 kişinin ölümüne sebep olan İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırıya ilişkin açıklama yaparak “ Lanetlemek yetmez, halka yönelik saldırı aydınlatılmalı” dedi.

    6 Kişinin ölümüne 81 kişinin ise yaralanmasına sebep olan 13 Kasım’daki bombalı saldırıya tepkiler sürüyor. Demokrasi İçin Birlik Platformu‘ndan da konuya ilişkin açıklama geldi.

    Yazılı yapılan açıklamada, “Taksim’de çoluk çocuk demeden halka yapılan bombalı saldırıyı lanetlemek insanlık görevidir. Bu saldırı ülkede yaşayan herkes için acı ve vahimdir. Bütün kalbimizle kınıyoruz” denildi.

    “SALDIRININ NEDENLERİNİN AYDINLATILMASI GEREK”

    Bütün yurttaşlarımızın başı sağ olsun. Ancak en az o kadar acı ve vahim olan bu saldırıyla seçimler arasında kurulabilen dolaysız ilişkidir. Toplumun hafızasında 7 Haziran -1 Kasım 2015 süreci canlılığını korumaktadır. Acı ve vahim olan iktidarın, ülkeye daha nelere mal olacağı bilinemeyen Suriye’deki gayri meşru savaşçı ve saldırgan politikasıdır. Kara parayla beslenen cihatçı çetelerle kurulan karanlık ilişkidir.

    Vahim olan iktidarın yayın yasağı getirerek sosyal medyaya erişimi de engellemesinin saldırının nasıl ve kim/kimler tarafından yapıldığını karartmaya hizmet etmesidir. Bu tutum can kayıplarına rağmen iktidarın bu saldırıyı nasıl kullanmak istediğini de ortaya koymaktadır.

    Artık, her zamankinden daha açıktır ki, seçim güvenliği sandık güvenliğine indirgenemez. Halka kurtuluş olarak sandığı gösterenlerin böyle bir seçim sürecinde o sandıktan halk için hiçbir hayırlı sonuç çıkmayacağını artık anlaması gerekir.

    Bütün muhalefet güçlerinin ülkemizi felakete sürükleyen savaş politikalarına karşı tutum alması aynı zamanda bir seçim güvenliği sorunudur.

    Taksim’deki bombalı saldırıyı lanetlemek yetmez, bu saldırının nedenlerinin aydınlatılması ülkenin geleceği açısından birinci derecede önem taşımaktadır. Cihatçı çetelerle ilgili iddialar açığa çıkarılmalıdır. 10 Ekim Katliamı’ndan sonra konuşmayanlar konuşmalıdır. Yoksa bırakalım seçim güvenliğini hiç kimsenin can güvenliğinden bile söz edilemez.

    Bütün emek ve demokrasi güçlerine çağrımız, savaş ve operasyonlara, halka yönelik saldırılara karşı ortak güçle alanlarda olmaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Adalet Nöbeti: Mücadeleyi yükseltmekten başka yol yok-VİDEO

    Adalet Nöbeti: Mücadeleyi yükseltmekten başka yol yok-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Adalet Sarayı önünde düzenlenen Adalet Nöbeti’ne katılan Demokrasi İçin Birlik platformu açıklamasında, “Biliyoruz ki, meşruiyetini büyük ölçüde yitiren, açlığa, yoksulluğa, işsizliğe çözüm üretemeyen iktidarın yargıyı silah olarak kullanmaktan başka çaresi yok. Biliyoruz ki, demokrasi isteyenlerin hak, hukuk, adalet isteyenlerin ortaklaşa mücadeleyi yükseltmekten başka yolu yok” ifadelerini kullandı.

    Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi C Kapısı’nda bir araya gelen hukukçular, sürdürdükleri Adalet Nöbeti’nde, Gezi davasının kararına tepki gösterdi. Adalet Nöbeti’nde, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Özden Kaya, Demokratik İçin Birlik Koordinasyon Üyesi Aylin Hacaloğlu, Tarihçi-Yazar Erdoğan Aydın ile Gezi Davası Avukatı Tora Pekin konuşma yaptı.

    “TÜM HAK ARAYIŞLARI ŞİDDETLE BASTIRILIYOR”

    Demokrasi İçin Birlik adına yapılan açıklamada öne çıkan satır başları şöyle:

    “Gezi davasında verilen adaletsiz, ağır cezalar, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun göz göre göre hukuksuzluğa uğraması, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılmak istenmesi, kadınlardan emekçilere, suyunu ormanını koruyanlara tüm hak arayışlarının şiddetle bastırılması, bir tweet atanın hapsi boylaması…

    “MÜCADELEYİ YÜKSELTMEKTEN BAŞKA YOL YOK”

    Bütün bu adaletsizlikler, yargının iktidar tarafından toplumu sindirmek için kullanılması, toplumun mahkum edildiği, açlık, işsizlik, yoksulluk sarmalından kendi iradesiyle ve gücüyle çıkmasını engellemek amacını taşıyor. Biliyoruz ki, meşruiyetini büyük ölçüde yitiren, açlığa, yoksulluğa, işsizliğe çözüm üretemeyen iktidarın yargıyı silah olarak kullanmaktan başka çaresi yok. Biliyoruz ki, demokrasi isteyenlerin hak, hukuk, adalet isteyenlerin ortaklaşa mücadeleyi yükseltmekten başka yolu yok.

    “İKTİDARDA KALMAK İÇİN HER TÜRLÜ GAYRİ MEŞRU YÖNTEMİ KULLANMAYA HAZIRLAR”

    İktidarda kalmak için her türlü gayri meşru yöntemi kullanmaya hazır olduğunu açık açık ilan eden, her gün en yüksek kamu otoritesinin ağzından muhalefete tehditler yağdıran, doğa, emek, kadın, LGBTİ+ düşmanı iktidar, suçluların korkusuyla ülkeyi ateşe atmaya hazır. Gezi davasında Osman Kavala, Can Atalay, Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater’e yağdırılan hukuksuz ağır cezalar; CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun hedefe konulması; yoksulluk içindeki ülkenin kaynaklarının aktarıldığı Irak’taki sınır ötesi operasyon; binlerce HDP’linin hukuksuzca tutuklanması ve Meclis’in üçüncü büyük partisi HDP’nin kapatılarak milyonlarca Kürt yurttaşın, kadınların, gençlerin, emekçilerinin iradelerinin çiğnenmesiyle beraber ülkedeki ülkedeki demokratik dönüşüm ve değişimin önünün kesilmek istenmesi birbirinden ayrı ve bağımsız değil.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • DİB: Tuğluk’un hapiste tutulması cezaevlerindeki hak ihlalini gün ışığına çıkarıyor

    DİB: Tuğluk’un hapiste tutulması cezaevlerindeki hak ihlalini gün ışığına çıkarıyor

    PİRHA-Aysel Tuğluk ile diğer hasta tutuklulara dair bir açıklama yayımlayan Demokrasi İçin Birlik, infaz erteleme kararlarında hastane raporlarının esas alınması gerektiğini belirtti. Açıklamada ayrıca Türkiye’deki cezaevlerinde yaşamlarını tek başlarına idame ettiremeyecek ağır hasta tutukluların olduğu kaydedildi. 

    Demokrasi İçin Birlik (DİB), Aysel Tuğluk ile diğer hasta tutukluların durumuna dikkat çeken bir açıklama yayımlayarak, tedavi edilmelerinin önündeki engellemelerin kaldırılması çağrısında bulunarak, sağlık nedeniyle infaz erteleme kararlarında hastaneler tarafından verilen raporların esas alınması gerektiği kaydedildi.

    DİB açıklamasında “Kronik ve ilerleyen hafıza kaybı teşhisi konulan, hapishanede tedavisinin mümkün olmadığı hastane raporuyla saptanan Aysel Tuğluk’un hapiste tutulması, cezaevlerinde ölüme terk edilen yüzlerce hasta mahpusun maruz bırakıldığı eziyet ve hak ihlalini gün ışığına çıkarıyor” ifadelerini kullandı.

    “ADLİ TIP KURUMU TIBBİ ETİKTEN YOKSUN TUTUMLA CEZALARI ERTELEMİYOR”

    Açıklamada, Tuğluk’un hapishane koşullarında tedavi edilemeyeceği yönünde Kocaeli Tıp Fakültesi tarafından verilen rapor hatırlatılırken; “2016 yılından beri Kocaeli Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı, Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk sekiz ay boyunca Kocaeli Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı’ndaki dokuz uzman doktor tarafından muayene edildi. Aysel Tuğluk’un hafıza kaybının kronik ve ilerleyen bir özellik gösterdiği, hapishane koşullarında hayatını sürdüremeyeceği bu nedenle cezasının infazının ertelenmesi tespiti yapıldı. Ancak raporun gönderildiği İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda rencide edici sözlerin de eşlik ettiği çok kısa bir muayene sonucunda Tuğluk’un cezaevinde kalabileceğine karar verildi. 

    Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tıbbi etikten tamamen yoksun bir tutumla siyasi mahpusların cezalarını ertelemiyor. Tam teşekküllü hastanelerin vermiş oldukları raporlar Adli Tıp Kurumu tarafından kabul görmüyor. Devlete tutuklu ve hükümlülerin sağlığı ve yaşam hakkı ile ilgili yükümlülük getiren bütün uluslararası sözleşmelere rağmen hastalık iktidar tarafından cezalandırma aracına dönüştürülüyor” denildi.

    AĞIR HASTA MAHPUSLARIN HAYATLARI CEZAEVİNDE SON BULUYOR

    Türkiye’deki cezaevlerinde yaşamlarını tek başlarına idame ettiremeyecek ağır hasta tutukluların olduğu belirtilen DİB açıklamasında, şu ifadelere yer verildi:

    “İnsan Hakları Derneği Merkezi Hapishaneler Komisyonu’nun 2020 yılında hazırladığı güncel hasta mahpus listesine göre cezaevlerinde 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunuyor. Yine aynı rapora göre Türkiye cezaevlerinde yaşamını tek başına idame ettiremeyecek ağır hasta mahpuslar var. Tedavileri gerektiği gibi yapılmayan mahpuslar hapishanelerde yaşamını yitiriyor. Ağır hasta mahpuslar, hastalıklarının son dönemlerine gelmelerine rağmen tahliye edilmiyor cezaevinde hayatları son buluyor. 

    2013 yılında İnfaz Yasası’nda, ağır hastaların tahliye edilmeleriyle ilgili maddeye “toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı” koşulunun eklenmesiyle siyasi mahkûmlar ağır hastalıkların pençesinde ölüme terk ediliyor. Alaattin Çakıcı gibi muhalefeti açıktan tehdit eden faşist mafya babaları ise toplum için güvenlik tehdidi oluşturmadığından serbest.”

    “İNFAZ ERTELEME KARARLARINDA HASTANE RAPORLARI ESAS ALINSIN”

    DİB ayrıca sağlık nedeniyle infaz erteleme kararlarında hastaneler tarafından verilen raporların esas alınması gerektiğini vurguladı. Açıklamada şunlara yer verildi:

    “Adli Tıp Kurumu, sağlık sebebiyle infazın ertelenmesi raporlarında son ve tek merci olmaktan çıkarılmalıdır. Sağlık nedeniyle infazın ertelenmesi kararlarında hastane raporları esas alınmalıdır. Hasta mahpusların infaz ertelemesini engelleyen “toplum güvenliği bakımından tehlike” kriteri insan haklarına aykırıdır, yasada yer almamalıdır. Aysel Tuğluk ve hapishane koşullarında tedavisi yapılamayan hasta mahpuslar derhal tahliye edilmelidir.

    Demokrasi İçin Birlik olarak Aysel Tuğluk ve hasta mahpusların uğradıkları yaşam ve sağlık hakkı ihlallerine karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    HASTA TUTUKLULAR İÇİN TOPLU TELGRAF GÖNDERME EYLEMİ

    DİB, Aysel Tuğluk’un serbest bırakılması için Adalet Bakanlığı’na toplu telgraf gönderme eylemi yapacağını da duyurarak; “30 Aralık Perşembe günü, saat 11.00’de Sirkeci Postanesi önünde Aysel Tuğluk’un serbest bırakılması için Adalet Bakanlığı’na toplu telgraf gönderme eylemi yapacağız. Demokrasiden insan haklarından yana herkesi telgraf eylemine katılmaya, Aysel Tuğluk ve hasta mahpuslar için yürütülen mücadeleyi büyütmeye davet ediyoruz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:

    1-68 kadın örgütünden Aysel Tuğluk için tahliye çağrısı!
    2-DEDEF Kadın Meclisi: Aysel Tuğluk ve tüm hasta mahpuslar serbest bırakılsın
    3-Aysel Tuğluk’un abisi Aladdin Tuğluk: Tek talebimiz doğru bir teşhis ile tedavi edilmesi
    4-‘Aysel Tuğluk’un tahliye edilmemesi intikamcı bir yaklaşımdır’

     

  • Demokrasi için Birlik, göç ve mülteci sorununa ilişkin tutum belgesini açıkladı

    Demokrasi için Birlik, göç ve mülteci sorununa ilişkin tutum belgesini açıkladı

    PİRHA-Demokrasi için Birlik (DİB), göç ve mülteci soruna ilişkin tutum belgesini açıkladı. DİB, “Emekçi sınıflar aleyhine şiddetlenen eşitsizlikler, işsizlik, güvencesizlik ve yaşam pahalılığı gibi olguların popülist siyasetçiler tarafından istismarı bu sorunların ortaya çıkmasında sorumluluğu olmayan göçmen ve mülteciler için hayatı daha da zorlaştırıyor” ifadelerini kullandı. 

    Demokrasi için Birlik (DİB), göç ve mülteci sorununa ilişkin tutum belgesini “Göçmen ve mültecilerle ilgili insani çözüm mümkün” başlığıyla açıkladı. İstanbul Göç İdaresi Müdürlüğü önündeki açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ile Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Ercüment Akdeniz de katıldı.

    Tutum belgesini, DİB Koordinasyonu üyesi Mert Büyükkarabacak paylaşırken; “Göç ve mülteciler konusunda yaşanan anlaşmazlık ve sorunların, konunun uzman ve taraflarıyla yürüttüğümüz tartışmalar sonrasında ortaya çıkan aşağıdaki program ekseninde atılacak adımlarla çözülebileceğini düşünüyoruz. Tüm demokratik, sosyalist parti, kurum, kuruluş ve oluşumları bu ilkeleri birlikte tartışmak, geliştirmek ve hayata geçirmek konusunda ortak tavır almaya davet ediyoruz” dedi.

    “GÖÇ VE MÜLTECİLER KÜRESEL BİR OLGU VE SİYASAL KONJONKTÜRÜ BELİRLİYOR”

    2020 ortası itibariyle tüm dünyada yerinden edilen kişilerin sayısının 80 milyonu aştığını belirten Büyükkarabacak, geçtiğimiz 10 yılda ise zorla yerinden edilen kişilerin sayısının iki katına çıktığını söyledi.

    “Bu, uluslararası toplumun barışı koruyamadığını göstermektedir” diyen Büyükkarabacak, “Bu korkutucu tabloda ne yazık ki yeni bir eşiği daha aşıyoruz ve dünya liderleri savaşa dur demedikçe durum daha da kötüye gidecek. Yerküreyi yaşanmaz hale getirenlerin yarattığı felaketin sonuçları ile karşı karşıyayız. Göç ve mülteciler küresel bir olgu ve siyasal konjonktürü belirliyor. Emekçi sınıflar aleyhine şiddetlenen eşitsizlikler, işsizlik, güvencesizlik ve yaşam pahalılığı gibi olguların popülist siyasetçiler tarafından istismarı bu sorunların ortaya çıkmasında sorumluluğu olmayan göçmen ve mülteciler için hayatı daha da zorlaştırıyor. Bilgi kirliliği, göçün güvenlikleştirilmesi, kontrolsüzlük, tehdit ve işgal algısı zorla yerinden edilmiş kişilerin hâlihazırda yaşadıkları sorunları daha da derinleştiriyor. Mültecilerin pazarlık gücü olarak kullanılması, sorunu büyük göstererek oy devşirme çabası, yalan haberler güvenilir bir iletişim stratejisini zorunlu kılıyor” ifadelerini kullandı.

    “HERKES ZULÜM KARŞISINDA BAŞKA ÜLKELERE SIĞINMA TALEBİNDE BULUNABİLİR”

    Konuşmanın ardından paylaşılan 17 maddelik tutum belgesi ise şöyle:

    “1-Son dönemde büyük tartışma ve saflaşmalara yol açan, hatta Altındağ’da yaşananlar örneğinde olduğu gibi ırkçı kalkışmaların gerekçesi olarak gösterilmek istenen göç ve mülteciler ekseninde yaşanan sorunların, demokratik, hak temelli ve eşitlikçi çözümü için uluslararası düzeyde ve aşağıdan dayanışma ağları kurulmalıdır. Ülkemiz topraklarında yaşayan herkes için kamu tarafından sağlanacak güvenceler için etnik bağlar değil evrensel haklar temel alınmalıdır.

    2-Türkiye sağlıklı, işleyen ve temel insan haklarına dayalı bir iltica sistemine sahip değildir. Türkiye, Cenevre Sözleşmesi’ni coğrafi çekince ile kabul etmiştir. Göç ve göçmen hukukuyla ilgili coğrafi çekince kaldırılmalı, 1951 Cenevre Sözleşmesinin ilkelerine uyulmalıdır.

    3-Herkes zulüm karşısında başka ülkelerden sığınma talebinde bulunma ve sığınma olanağından yararlanma yani iltica hakkına sahiptir. Mültecilerin üçüncü ülkeye geçmelerinde güvenli yollar açılmalı: Türkiye, AB ve diğer ülkeler sığınma taleplerini ve mülteci statüsünü kabul etmelidir. AB ile Türkiye arasında 2013 yılında imzalanan ve 2016 yılında yürürlüğe giren Geri Kabul Anlaşması iptal edilmelidir. AB’nin mültecileri sınırları dışında tutma ve Türkiye’yi kiralık bir “mülteci deposu olarak görme yaklaşımı değişmelidir.

    4-Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası koruma ve iltica hakkına ulaştıracak süreci düzenleyecek göç ve iltica ofisleri kurulmalıdır.

    5-Ülkemizde kalmak isteyen göçmenlerle ilgili karşılıklı entegrasyon, uyum ve bir arada yaşam politikaları hayata geçirilmelidir.

    6-Göçmen işçiler için çalışma ve oturma izni verilmeli, çalışma yaşamına katılımları yasal olarak düzenlenmeli, asgari ücretten düşük ücretlerle çalıştırılmaları engellenmelidir. Böylece göçmen işçilerin aşırı sömürüsünün önüne geçilmelidir. İşçileri kayıt dışı biçimde ve aşırı sömürü koşullarında çalıştıran patronlarla ilgili cezai işlemler uygulanmalıdır.

    7-Göçmen işçilerin de sendikalaşmalarına olanak sağlayacak düzenlemeler yapılmalıdır. Sendikalar göçmen işçilerin örgütlenmesi için gerekli kurumsal hazırlıkları hayata geçirmelidir.

    8-Küresel ölçekte eşitsizlik, iklim krizinin göç veren ülkelerde yarattığı maliyetler, emperyalist ülkelerin müdahalelerinin yarattığı politik krizler ve iç savaşlar, otoriter rejimler tarafından çeşitli kimliklere uygulanan seçici baskılar küresel göç olgusunu yaratan en önemli sebeplerdir. Herkesin kendi vatanında insani koşullarda ve özgürlük içinde yaşamasını sağlayacak bir küresel politik iklimin oluşumu temel çözüm olarak akıldan çıkarılmamalı, bu yöndeki inisiyatif ve çabalar desteklenmelidir. Sermayenin sınır tanımadan dolaştığı dünyada emeğin ulusal sınırlara hapsedilmesi eşitsizlikleri büyütmektedir. Emek hakları ve örgütlenmesi ulusal sınırlara hapsedilmemelidir.

    9-Küresel Kuzey ülkelerinin de göçmen alımı noktasında harekete geçmesi için uygulanacak politik basınç artırılmalıdır, Finansal ve politik desteklerle kimi ülkelerin göçmen rezervuarları oluşturması politikası kabul edilemez.

    10-Göçün güvenlikleştirilmesi ve iktidarlar tarafından alınacak demokrasi dışı önlemlerin gerekçesi haline getirilmesine karşı bilinci ve örgütlenmeyi artıracak politikalar hayata geçirilmelidir. Göçmenler konusunda geliştirilecek hak ve eşitlik temelli tavırlar konunun otoriter ve baskıcı güçler tarafından politik konsolidasyon amacıyla kullanılmasını engellemenin en önemli aracıdır.

    11-Yeni Osmanlıcı, yayılmacı ve komşularla tacizkâr ilişkilere dayalı dış politikanın reddi, bölgesel dayanışmaları merkeze alan bir yaklaşımın esas alınması ve uygulanması sorunun çözümü için temel önemdedir.

    12-Toplumsal cinsiyet temelli şiddet fiillerine maruz kalmış göçmen kadınlara yönelik ve LGBTİ+ bireylere bağımsız ikamet statüsü tanınmalıdır. Kadınlara ve LGBTİ+ bireylere toplumsal cinsiyet temelli şiddet bir zulüm çeşidi olarak görülmeli ve iltica nedenlerinden sayılmalıdır. Sığınma işlemlerinde toplumsal cinsiyete duyarlı usuller MP kılavuzlar ve destek hizmetleri geliştirilmelidir.

    13-Geri göndermeme ilkesi şiddet mağduru kadınlar için de uygulanmalıdır. Devlet iltica talebinde bulunan veya sığınan şiddet mağduru bir kadını yaşamının veya özgürlüğünün tehlikede olduğu herhangi bir ülkeye geri göndermemeli veya iade etmemelidir.

    14-Kaydı olmayan göçmenler hakkında bilgi, istatistik ve envanter oluşturulması için gerekli kurumsal düzenlemeler yapılmalıdır. Sağlıklı bir iltica ve göç politikasının olmaması göçmen kaçakçılığını teşvik etmektedir. Mülteci ölümlerini durdurmak, hak ihlallerini engellemek için göçmen kaçakçılarına yönelik cezalar caydırıcı olmalıdır.

    15-İklim ve gıda krizinin içinden geçilen günlerde ekilmeyen toprakların değerlendirilmesi için istekli göçmenlerin vereceği katkı güvenceli, insani ve eşit çalışma koşullarının sağlanması koşuluyla değerlendirilebilir.

    16-Yerel yönetimlerin göçmenlerle ilgili sorunların hak ve eşitlik temelli çözümü konusunda inisiyatif almalarının sağlanması son derece olumlu sonuçlar yaratacaktır.

    17-Herhangi bir altyapı çalışması yürütülmeden zorla geri gönderme politikasında ısrar bireysel ve toplumsal ölçekte yıkıcı sonuçlar yaratmaya gebedir ve asla kabul edilemez.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Demokrasi İçin Birlik: Gergerlioğlu’nu savunmak, halkın iradesini savunmaktır

    Demokrasi İçin Birlik: Gergerlioğlu’nu savunmak, halkın iradesini savunmaktır

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliği düşürüldükten sonra evinden darp edilerek cezaevine götürülmesine, “Tamamen hukuk dışı bir süreç sonunda, ifade özgürlüğü, seçme seçilme hakkı ve hastaneden doktor raporuna rağmen zorla hapishaneye götürülen Gergerlioğlu’nun yaşam hakkı da çiğnenmiştir” diyerek tepki gösterdi.

    Demokrasi İçin Birlik, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliği düşürüldükten sonra evinden darp edilerek cezaevine götürülmesine tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle mahkûm edilmesi, milletvekilliğinin düşürülmesi ve sonuçta evden darp edilerek gözaltına alınıp adeta kaçırılarak Sincan Cezaevi’ne götürülmesiyle devam eden süreç o kadar hukuk dışıdır ki, bunu kayıtsız şartsız millet iradesinin çiğnenmesi olarak görmek dışında hiçbir adım demokrasi mücadelesi açısından meşru değildir” denildi.

    “GERGERLİOĞLU’NUN YAŞAM HAKKI ÇİĞNENMİŞTİR”

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Tamamen hukuk dışı bir süreç sonunda, ifade özgürlüğü, seçme seçilme hakkı ve hastaneden doktor raporuna rağmen zorla hapishaneye götürülen Gergerlioğlu’nun yaşam hakkı da çiğnenmiştir Bu zalimane muamelenin ve intikam gösterisinin nedeni, Gergerlioğlu’nun başta KHK’lılar olmak üzere işkence ve kötü muamele gibi hak ihlallerine uğrayanların sesi olması ve bu sesin daha güçlü duyulmasını sağlamasıdır. Bu yüzden cezalandırılmaktadır.”

    “BURADA ÇİĞNENEN HALKIN İRADESİDİR”

    “Ömer Faruk Gergerlioğlu’yla ilgili bütün süreç, tek adam rejiminin hak savunucularına karşı aldığı saldırgan, hukuk tanımaz tutumu ve milletin iradesinin Saray için hiçbir anlam ifade etmediğini göstermektedir. Anayasa’nın ve hukukun temel hükümleri açıkça çiğnenerek temsil görevi ve yetkisi engellenen ve saldırıya uğrayan bir Meclis üyesinin, Meclis içi ve dışı tüm muhalefet tarafından kayıtsız şartsız savunulması gerekir.  Burada çiğnenen halkın iradesidir. Yara alan Meclis’in varlığıdır. Temsili demokrasi koşullarında Meclis, halkın iradesinin gerçekleştiği yer olarak ayağa kalkmalıdır. Bu irade savunulmadığı ya da yerel yönetimlere kayyım atamalarında olduğu gibi kararlı davranılmadığında açık seçik ortadadır ki kaybeden demokratik yaşam umutlarımız olacaktır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DİB: Ölüm ucuz, hayat pahalı

    DİB: Ölüm ucuz, hayat pahalı

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik yazılı açıklama yaparak, tek adam rejiminin salgın ve yoksulluğun kıskacındaki ülkeyi Suriye, Irak ve Libya’dan sonra bu kez de Doğu Akdeniz’de savaş batağına sürüklediğinin altını çizilerek “Ülkemizin iç ve dış sorunlarının çözümünde kritik bir öneme sahip olan Kürt sorunu eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi temelinde barışçıl çözüme kavuşturulmalıdır. Bütün askeri operasyonlar durdurulmalı, yurttaşların ödediği vergilerden oluşan kaynaklarımız  salgınla ve ekonomik krizin yarattığı yoksulluk ve işsizlikle mücadeleye ayrılmalıdır” önerilerinde bulunuldu.

    Demokrasi İçin Birlik(DİB) ‘Ölüm ucuz, hayat pahalı’ başlığıyla yazılı açıklama yaptı.  Açıklamada, tek adam rejiminin salgın ve yoksulluğun kıskacındaki ülkeyi Suriye, Irak ve Libya’dan sonra Doğu Akdeniz’de de savaş batağına sürüklediğine dikkat çekildi.İçeride ve dışarıda sorunları barışçıl ve diyalogla değil, savaş ve çatışmayla çözme tutumunu benimseyen tek adam rejiminin Irak, Suriye, Libya’ya karşı askeri müdahalelerden sonra ülkeyi Doğu Akdeniz’de ve Ege’de savaşın eşiğine getirdiğini kaydedildiği açıklamada, Türkiye’deki kaynakların savaşa, operasyonlara, bölge ülkelerinin rejimlerine müdahaleye harcandığına dikkat çekilerek, salgının daha da derinleştirdiği ekonomik kriz, toplumun geniş kesimlerini yoksulluk, işsizlik ve ölümle karşı karşıya bıraktığının altı çizilerek, bu yıkım ve ölüm harcamalarının halk ve meclis tarafından denetlenmediği belirtildi.“EŞİT YURTTAŞLAR TOPLULUĞU DEĞİL, ORDU MİLLET!”

    Demokrasi İçin Birlik yaptığı yazılı açıklamanın satır başları şöyle:

    “AKP lideri Erdoğan 30 Ağustos’daki konuşmasında, cinsiyetçiliği, milliyetçiliği ve militarizmi toplumun dokularına nüfus ettirmek gayretiyle “Biz, ordusu olan bir toplum değil bizatihi kendisi ordu olan milletiz” diyerek yaşanan durumu pek güzel tarif ediyor.

    Ordu millet, açlık ya da yoksulluk sınırında yaşar, çocukları eğitim göremez, onlara tek seçenek olarak İmam Hatip okulları gösterilir, her şeye vergi verir, ama hesap soramaz.

    Ordu millet, salgında ölür, savaşta şehit olur. Güvencesiz, ucuz emek, ucuz asker olsun diye 3-4 çocuk sahibi olması vaz edilir ordu millete.

    Ordu milletlerde her gün bir kadın cinayete kurban gider, çocuklar istismara uğrar.

    Ordu millet, ülke yönetimine etkin katılan eşit yurttaşlardan oluşmaz.

    Ordu millet, diktatörlerin, emperyalistlerin, sermaye çevrelerinin, yerli ve yabancı tekellerin rüyasıdır.

    “SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞI NEDENSİZ DEĞİL”

    Dış politikada, yayılmacı, Yeni Osmanlıcı politikaları sürdüren iktidarın attığı savaş naraları nedensiz değil. Emperyalist devletlerin izin verdiği ve işlerine geldiği ölçüde adım atabilen iktidar, dış politikadaki saldırgan tutumuyla, iç politik sorunları örtmeye çalışıyor. Amaç, Cumhur İttifakı’nın toplumsal desteğindeki erimeyi durdurmak, milliyetçi militarist çevrelerle iktidarını tahkim etmek, ekonomik krizin derin etkilerinin üstünü örtmek, milli çıkarlar adına peşine takılan muhalefeti iyice etkisizleştirip iktidar alternatifi olmaktan çıkarmak.

    “MİLLİ ÇIKAR YOK, TEK ADAM REJİMİNİN VE SERMAYENİN ÇIKARLARI VAR”

    İktidarın milli çıkarlar adı altında muhalefeti de arkasına aldığı savaşçı ve yayılmacı politikaları salgının, işsizliğin ve yoksulluğun kıskacındaki bu ülkenin halkına hiçbir faydası yok. Tam aksine, bütçenin özellikle böyle bir salgın döneminde toplumun temel ihtiyaçlarına değil, savaşa ayrılması, savaş harcamalarının yeni vergilerle toplumun sırtına yüklenmesine, yandaş savaş sermayesinin palazlanmasına neden oluyor.

    Muhalefetin milli çıkarlar yutturmacasına katılıp, ülkemizi batağa sürükleyen bu savaşçı politikalara destek olmaktan derhal vazgeçmesi gerekiyor. Pekala biliniyor ki, AKP iktidarında milli çıkar söz konusu değildir. Ortada, sadece ülkenin bütün doğal kaynaklarını yerli ve yabancı tekellere, yandaş sermayenin yağmasına açan tek adam rejiminin ve yandaşlarının çıkarları vardır. Toplum ise zorbalıkla susturulmaktadır.

    SAVAŞÇI YAYILMACI DIŞ POLİTİKADAN VAZGEÇİLMELİ

    • Tek adam rejimi barışçıl diplomasiyle çözülebilecek olan Ege ve Doğu Akdeniz’deki sorunları bölge halkları için yıkıcı sonuçlar doğuran yayılmacı, Yeni Osmanlıcı, İhvancı politikalarına gerekçe yapmaktan vazgeçmelidir. 
    • Ülkemizin iç ve dış sorunlarının çözümünde kritik bir öneme sahip olan Kürt sorunu eşit yurttaşlık ve yerel demokrasi temelinde barışçıl çözüme kavuşturulmalıdır.
    • Bütün askeri operasyonlar durdurulmalı, yurttaşların ödediği vergilerden oluşan kaynaklarımız  salgınla ve ekonomik krizin yarattığı yoksulluk ve işsizlikle mücadeleye ayrılmalıdır.

    Bugün tek adam rejimine karşı halkçı bir seçenek yaratmanın yolu her zamankinden daha fazla barış mücadelesini toplumsallaştırmaktan geçiyor. Emperyalist müdahalelere, gerici iktidarların bölgesel egemenlik girişimlerine karşı adil, eşit, bütün halkların kardeşçe ve barış içinde yaşadığı bir dünya için verilen mücadele demokrasi mücadelesinden ayrı düşünülemez. Savaşa ve yayılmacı politikalara tavır almayanların, tek adam rejimi karşısında seçenek oluşturma şansı yoktur.” PİRHA/İSTANBUL

  • DİB’den Adalet Bakanı’na çağrı: Gerekli adımlar acilen atılsın

    DİB’den Adalet Bakanı’na çağrı: Gerekli adımlar acilen atılsın

    PİRHA – Adil yargılama talebiyle ölüm orucunda olan Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal için Demokrasi İçin Birlik, Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulundu. 

    Demokrasi İçin Birlik (DİB), adi yargılama talebiyle ölüm orucunda olan Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal için çağrıda bulundu.

    Adalet Bakanlığı’na yapılan çağrıda, “Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) üyesi avukatlar  Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal‘ın adil yargılanma talebi için sürdürdükleri ölüm orucunda gelinen kritik nokta insan hakları kuruluşları, barolar, tabip odaları ve uluslararası kuruluşlar tarafından hayati olarak nitelendirilmiş ve Adalet Bakanı’nın inisiyatif kullanması aşamasına gelmiştir” denildi.

    “GEREKLİ ADIMLAR ACİLEN ATILSIN”

    Adli Tıp Kurumu’nun,  cezaevinde kalamayacakları kararı hatırlatılan çağrıda, “Buna rağmen tahliye edilmeyen ve farklı hastanelerde gözetim altında tutulan avukatların, ölüm orucunda kritik döneme girmeleri nedeniyle ATK kararına istinaden tahliye çağrıları, kamuoyunda giderek yükselen ortak bir talep hâline gelmiştir” ifadelerine yer verildi.

    Çağrıda, yaşam hakkını korumanın devletin yükümlülüğünde olduğu hatırlatılarak, “Avukatların eve çıkması ve talepleri olan insan onuruna yakışır adil  yargılamanın sağlanması için gerekli adımların acilen atılmasını isteyen ortak talebe, demokrasi güçleri olarak katılıyor ve gereğinin yapılmasını istiyoruz” denildi. (HABER MERKEZİ)

  • Demokrasi İçin Birlik’ten sağlık emekçilerine destek, hükümete çağrı

    Demokrasi İçin Birlik’ten sağlık emekçilerine destek, hükümete çağrı

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik (DİB), koronavirüs salgın yönetiminin kontrolden çıktığını, kamu çıkarlarını gözetmeyen politikaların bedelini sağlık emekçilerinin hayatlarıyla ödediğini belirterek, acil taleplerini sıraladı.

    Demokrasi İçin Birlik (DİB), Türkiye’de vaka sayısının yeniden artış göstermesine, salgının yönetiminde yaşanan sorunlara ilişkin yazılı açıklama yayımladı.

    İktidarın, sağlık emekçilerinin fedakarlıkları, emekleri, yaşamları pahasına temeli olmayan bir başarı hikayesi yarattığını belirten Demokrasi İçin Birlik, “Normalleşme adı altında ülke, ölenin ölüp, kalan sağların ‘sermayenin’ olacağı adı konmamış bir kitle bağışıklığı uygulamasına terk edildi” dedi.

    Bu konuda salgını şeffaf bir biçimde yönetmek yerine verilerin gizlendiğini, eksik, çelişkili bilgiler verilerek toplum salgın konusunda yanıltıldığını vurgulayan Demokrasi İçin Birlik, işçilerin ölümle buruna çalışmaya ve açlığa mahkum edildiğini belirtti.

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ CANIYLA ÖDÜYOR”

    Demokrasi İçin Birlik, Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) salgının beşinci ayında çıkardığı raporun, aktif hasta sayısının Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı sayının yaklaşık 10 katı olduğunu vurgulayarak, “Yurttaşlar bulaş hızının artmasında suçlu ilan edildi. Ancak salgın bütün hızıyla devam ederken, AVM’ler açıldı, milyonlarca öğrencinin katıldığı sınavlar yapıldı. Ayasofya’da toplu ibadet gösterileri düzenlendi, kurban bayramı kutlamaları sınırlandırılmadı. Buna karşılık demokratik etkinlikler salgın bahanesiyle şiddet kullanılarak engellendi. Salgın kontrol edilemiyor. İktidarın toplumun yaşam ve sağlık haklarını sermayenin çıkarları için hiçe sayan neoliberal politikalarının bedelini sağlık emekçileri canıyla ödüyor.” dedi.

    “SAĞLIK EMEKÇİLERİ KORUNMASIZ, SALGINLA YÜZ YÜZE”

    Açıklamanın devamında, “Türkiye’de ilk Covid-19 vakasının açıklandığı 2020 mart ayından bugüne kaç sağlık çalışanına Covid-19 tanısı konulduğu Sağlık Bakanlığı’nca açıklanmadığını Dünya Sağlık Örgütünün dünyadaki vakaların yüzde 10’nun sağlık personeli olduğuna dikkat çekilerek, “Saray çalışanlarına düzenli test yapılırken, hastalarla temas halindeki sağlık emekçilerine düzenli test yapılmıyor” denildi.

    Sağlık emekçilerinin ölümle burun buruna, yoksulluk sınırının altında ücretlerle insanlık dışı mesai saatleriyle çalıştırıldığını belirten Demokrasi İçin Birlik (DİB) acil talepleri şu şekilde sıraladı:

    *Salgının önlenmesi için ülkenin bütün kaynakları öncelikli olarak halkın sağlık ve yaşam ihtiyaçları için seferber edilmeli. Kamusal bir sağlık sistemi geçerli kılınmalı. 

    *Covid 19’a yakalanmış sağlık çalışanları meslek hastalığı kapsamına alınmalı.

     *Sağlıkta şiddet vakaları için etkili önlemler alınmalı. 

    *Tüm sağlık çalışanlarına standartlara uygun ve yeterli kişisel koruyucu ekipman sağlanmalı ve düzenli olarak PCR testi ile tarama yapılmalı. 

    *Yeterli sayıda ‘kadrolu’ ve ‘güvenceli’ olarak sağlık çalışanı istihdam edilmeli, ataması yapılmayan, hukuksuz olarak ihraç edilen, güvenlik soruşturması bahane edilerek göreve başlatılmayan sağlık emekçileri acilen göreve çağrılmalı. 

    *Tüm sağlık çalışanlarına insan onuruna yaraşır ücret düzeyi sağlanmalı.

    *Sağlık emekçilerinin çocukları için Sağlık Bakanlığı bünyesinde kreşler açılmalı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘İdlib’de cihatçı çeteleri korumak neden milli çıkarımız oluyor?’

    ‘İdlib’de cihatçı çeteleri korumak neden milli çıkarımız oluyor?’

    PİRHA – Demokrasi için Birlik, Diyalog Grubu, Doğu Güneydoğu Dernekler Platformu, Yurttaş Girişimi ortak açıklama yaparak hükümetin Suriye politikasına tepki gösterdi. 

    Demokrasi için Birlik, Diyalog Grubu, Doğu Güneydoğu Dernekler Platformu, Yurttaş Girişimi, ‘Savaşa karşı ortak açıklama’ yayınladı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Suriye’de verdiğimiz onlarca can için yas tutan, canı yanan, öfke duyan yurttaşlar olarak soruyoruz: Neden komşularımızın topraklarını işgal etmek uğruna ölüyoruz? Neden bu ülke açlıkla, yoksullukla, işsizlikle boğuşurken kaynaklarımız savaşa, bombaya, ölüme harcanıyor? Neden barış içinde yaşamak varken, gençlerimizi geleceğimizi kaybediyoruz? Soruyoruz, ölenler kimin evladı, daha kaç can vereceğiz?

    Bizi savaşa sokanlara, bu savaşa engel olmak için çaba göstermeyenlere soruyoruz: İdlib’de cihatçı çeteleri korumak neden milli çıkarımız oluyor? Bilin ki, milyonlarcamız bu soruyu soruyor ve her gün daha yüksek sesle sormaya devam edecek.
    Verecek cevabınız var mı?”

    (HABER MERKEZİ)

  • DİB, Meclis toplantısına çağrı yaptı

    DİB, Meclis toplantısına çağrı yaptı

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik, meclis toplantısı için çağrı yaptı. Duyuruda, “Ortaklaşmak, önümüzdeki döneme ilişkin mücadele perspektifimizi belirginleştirmek, DİB’in demokrasi mücadelesinde daha etkin bir oluşum ve gerçek bir birlik haline gelmesi amacıyla neler yapabileceğimizi tartışmak için, katılımınızı bekliyoruz” denildi. 

    Demokrasi İçin Birlik, 27 Ocak Pazartesi günü saat 17.00’de Makine Mühendisleri Odası’nda yapmayı planladıkları meclis toplantısı için çağrıda bulundu.

    Çağrı metninde şu ifadeler yer aldı:

    “DİB, Gezi direnişine ve referandumda ‘Hayır’ blokuna dayanan bir siyasi hatta, 31 Mart ve 23 Haziran yerel seçimlerinde tek adam rejimine karşı olan siyasi, toplumsal güçlerin birliğini savundu, seçim sonrasında da demokratik ilkeler etrafında güç birliğini sürdürmelerini hedefledi. İktidarın halkın gözünde meşruiyetini büyük ölçüde yitirdiği yerel seçimlerden sonra, AKP-MHP Bloku kendisi için tehlike arz eden fiili ittifakı bozmak için iki hamle yaptı. HDP’nin kazandığı belediyelere kayyım atanması bu hamlelerden biriydi. Bu hamle, muhalefettin yeterince sahip çıkmamasına rağmen iktidarın istediği sonucu yaratmadı. Ama demokrasi için güç birliği umudunu kırıcı bir etki yaptı. Savaş tezkeresine CHP’nin ‘evet’ oyu vermesi ise yerel seçimlerde kurulan fiili ittifakı zedeledi.

    Ekonomik kriz, halkın yoksullaşması, AKP’nin çözülmesi sürüyor. AKP sonrası çözümler giderek daha fazla konuşulur olmaya başladı. Siyaset alanına, muhalefet partilerinin yanı sıra, Tek Adam rejimine karşı söylem geliştiren, kurucuları AKP politikalarından sorumlu ve etkili olmuş, siyasi İslam’ın ılımlı addedilen kanadından iki yeni oluşum giriyor. Milliyetçi muhafazakar oylara talip Davutoğlu’nun partisi ve merkeze hitap eden özgürlük ve demokrasi vurgusu yapan Babacan’ın partisi. İktidar memleketin sorunlarını daha da artırmak pahasına, hak tanımaz ve yayılmacı siyasetini derinleştirdi. Öyle ki kendi yargı paketi makyajını bile devre dışı bırakan, Suriye’den sonra şimdi de Libya’ya asker göndermeye kalkışan bir gericilik karşısındayız. İktidar, tıpkı ‘güvenlik bölgeleri’ kurma ve kayyım atamalarında olduğu gibi, Libya iç savaşına dahil olarak muhalefetin şovenizm ekseninde parçalanmasını ve bir kısmının kendine yedeklenmesini amaçlıyor.
    Böylece iktidarı kaybetmesine yol açacak bir çoğunluğun oluşmasını engellemeye çalışıyor.

    Bu dönemeçte DİB’in, halkın ve emekçilerin çıkarı adına böylesi bir seçeneğin yaratılmasına nasıl katkı yapacağı, kritik bir sorun olarak irdelenmeye muhtaç.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Demokrasi İçin Birlik, ‘demokrasi seferberliği için’ biraraya geliyor

    Demokrasi İçin Birlik, ‘demokrasi seferberliği için’ biraraya geliyor

    PİRHA- Demokrasi İçin Birlik, İstanbul Mimarlar Odası’nda 23 Mayıs Perşembe günü saat 11.30’da İstanbul seçimlerine ilişkin basın toplantısı düzenleyecek.

    Demokrasi için Birlik, “Herkes için Demokrasi”, Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Karaköy Şubesinde açıklama yapacağını duyurdu.

    “İstanbul halkınındır, demokrasi seferberliğine çağırıyoruz” denilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

    “Tek adam rejimi, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) eliyle halkın iradesini gasp ederek İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerini yenileme kararı verdi. Hiç şüphe yok, bu artık İstanbul’un seçimi değil, Türkiye’nin seçimi.

    İstanbul seçimlerini 31 Mart’ta güçlerini ortaklaştıran toplum kesimlerinin yeniden kazanması durumunda yalnız halkın iradesi gerçekleşmeyecek çoğulcu, katılımcı, barışa ve hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir ülke için verilen mücadelede çok önemli bir adım atılacak.

    Önümüzde umutlu olduğu kadar zorlu bir süreç var. İstanbul yeniden kazanılacaksa hep birlikte kazanılacak.

    Demokrasi için Birlik olarak, eşitlikten ve özgürlükten yana toplum kesimlerini demokrasi seferberliğine çağırıyoruz. Bu amaçla yapacağımız basın toplantısına katılımınız bize güç verecek.” (HABER MERKEZİ)

  • Demokrasi güçleri pusulayı demokrasiden yana çeviriyor-VİDEO

    Demokrasi güçleri pusulayı demokrasiden yana çeviriyor-VİDEO

    PİRHA- Demokrasi güçleri, baskının arttığı, Türkiye’de demokrasi krizinin derinleştiği bu dönemde yapılan 31 Mart seçimlerinin krizden çıkmak için önemli bir fırsat olduğuna dikkat çekti. 

    Demokrasi İçin Birlik, Diyalog Grubu ve Yurttaş Girişimi ortak bir basın toplantısı düzenledi. “Demokrasi güçleri pusulayı demokrasiden yana çevirme çağrısı yapıyor” şiarıyla yapılan toplantıya Hukukçu Rıza Türmen, tarihçi-yazar Erdoğan Aydın, Nesteren Davutoğlu, Makine Mühendisleri Odası (MMO) İstanbul Şube Başkanı Battal Kılıç, Avukat İbrahim Sinemillioğlu, Prof. Dr. Gençay Gürsoy, CHP Beyoğlu Belediye Başkanı Adayı Alper Taş, Şişli Belediye Başkanı Adayı Muammer Keskin ile HDP GOP Belediye Başkanı Adayı Sinan Zincir katıldı.

    İstanbul Beyoğlu’nda bulunan TMMOB binasında gerçekleşen açıklamada merkezin yerel yönetimler üzerindeki vesayetinin kaldırılması, kent hakkı ve katılımcı demokrasi olmak üzere 3 başlıkta 31 Mart yerel seçimlerinde krizden çıkmanın yöntemleri anlatıldı.

    Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen konuşmasında yapılacak olan yerel seçimin demokratik olmayan baskı rejimiyle yönetilen bir ülkede yapıldığını söyledi. Türmen, “Türkiye’de bir demokrasi mücadelesi veriliyorsa bu seçim bunun bir parçası olarak görülmelidir. Demokratik mücadele vermek boynumuzun borcu bir etik sorumluluktur. Kendi insani değerlerimizi korumak için verilen bir mücadeledir. Yerel seçimler de bunun bir parçasıdır. Ama bu direnişin başarıya ulaşması için yeni bir siyaset anlayışı yaratmak zorundayız. Başka türlü bu mücadeleyi başarıya ulaştıramayız. Yerel seçimler işte tam da bunun için bir fırsattır.” ifadelerini kullandı.

    “HALKI SİYASETİN BAŞ AKTÖRÜ YAPMAK GEREKİR”

    AKP’nin halka “Siz kendiniz bu işe karışmayın. Kendinizi siyasetin öznesi yapmayın. Sizin için ben yaparım. Sizin yapmanız gereken şey sorgulamadan 4 yılda bir oy vermeniz ve bir kişiye biat etmeniz” dediğini ifade eden Türmen, “Bizim vereceğimiz mesaj bunun tersi olmalıdır. Bu bakımdan bu seçim önemlidir. Katılımcı demokrasinin temellerini atmanın ve kapı açmanın zamanıdır. Halkı siyasetçinin baş aktörü yapmak gerekir” dedi. Adaylardan beklentilerinin olduğunu söyleyen Türmen, “Bizim adaylardan beklentilerimiz nasıl projeler yapacaklarını anlatmalarından çok bu projeleri nasıl hayata geçireceklerini anlatmalarıdır.” diye konuştu.

    “31 MART KRİZDEN ÇIKMAK İÇİN BÜYÜK FIRSAT” 

    Hazırlanan ortak basın metnini ise DİB Koordinasyon Kurulu Üyesi Nesteren Davutoğlu okudu.
    “Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi ile otoriter rejimin kurumsallaştırılmaya çalışıldığı bir dönem yaşıyoruz.” diyen Davutoğlu, baskının arttığı, Türkiye’de demokrasi krizinin derinleştiği bu dönemde yapılan 31 Mart seçimlerinin krizden çıkmak için önemli bir fırsat olduğuna dikkat çekti.
    Muhalefet adaylarının tutarlı bir yerel demokrasi projesiyle halkın önüne çıkmaları, yeni bir yönetim zihniyeti sergilemeleri, yeni bir merkez-yerel ilişkisi tanımı yapmalarının gerekli olduğunu düşündüklerini söyleyen Davutoğlu, “Böylelikle yerel seçimler AKP iktidarının kurduğu tahakkümcü sistemi reddetme, sisteme meydan okuma niteliği taşıyacaktır. Mevcut sistemin çizdiği çizgiler içinde kalarak yürütülen bir seçim kampanyası ‘Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ ile inşa edilen baskıcı hegemonyayı daha da pekiştirecektir. O nedenle, seçimlerde elde edilen sonuç kadar seçim kampanyası sırasında halka verilecek mesajın da önem taşıdığına inanmaktayız.” dedi.

    “İKTİDARA, ‘YEREL YÖNETİMLERDEN ELİNİ ÇEK’ DEMELİYİZ”

    Merkezin yerel yönetimler üzerinde vesayet kuran yasa ve uygulamalarının ağırlaştığını dile getiren Davutoğlu, şöyle devam etti:

    “Biz, merkezin yerel yönetimler üzerindeki idari ve mali vesayeti kaldırılmadan, seçilmiş belediye başkanlarının yargı kararı olmadan görevden alınması ve yerlerine kayyum atanması gibi demokrasiyle bağdaşmayan uygulamalara son verilmeden, Türkiye’nin demokratikleşemeyeceğini düşünüyoruz. İktidara ‘Elini yerel yönetimlerden çek’ demek gerekiyor.”

    “KENTLE İLGİLİ PROJELERE HALKIN KATILIMI SAĞLANMALI” 

    Kentte yaşayan herkesin kent yönetimine katılması bir temel insani hak olduğunu vurgulayan Davutoğlu, “Yerel seçimlere giren adayların, kentle ilgili projelerini anlatırken; projelerle ilgili halk katılımının nasıl sağlanacağını, bütün toplumsal kesimlerle nasıl bir müzakere süreci yürütüleceğini açıklamaları gerekir. Karar alma sürecinin demokratikleştirilmesi, projelerden daha da önemlidir.” dedi.

    “TEMSİLİ DEMOKRASİ TIKANMIŞTIR”

    Adaylardan katılımcı demokrasiyi gerçekleştirecek bir yerel yönetim planlaması yapmaları yönünde beklentilerinin olduğuna işaret eden Davutoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Halka siyaset yapacak bir alan açmak gerekir. Bunların başında mahalle meclisleri gelir. Bu meclislerde, halk konuşarak, tartışarak kendi gereksinimlerini saptar. İktidar bloku seçim kazanması durumunda ekonomik ve siyasal kriz daha da derinleşecek, buna karşılık seçimleri muhalefetin kazanması durumunda siyasal ve ekonomik sorunlar çözüm yoluna girecektir. Yerel seçimlere hazırlık döneminde tüm demokrasi güçlerinin ortak kaygısı olan sandık güvenliğini sağlayıcı adımları özen ve dayanışma içinde kurgulamak hepimizin görevidir. Devletin tüm olanaklarını kullanarak barışa ve kendinden olmayanlara saldıran iktidar blokunu yerel dayanaklardan yoksun kılma zamanı gelmiştir. Ekonomik krizin yükünü emekçi ve ezilenlere ödettirmek isteyenlere ‘Dur!’ deme zamanı gelmiştir.”

    “31 MART GECESİ DEMOKRASİ GÜÇLERİ ALACAK” 

    Konuşmaların ardından belediye başkan adayları kısa birer konuşma yaptı.

    HDP Gaziosmanpaşa Belediye Eş Başkan Adayı Sinan Zincir, “Türkiye tarihi bir evreden geçiyor. O yüzden bu anlamlı birliktelikler çok büyük önem taşıyor. Bugün birileri halkın beka problemi var diyerek halklarımızı kutuplaştırmaya çalışıyor. Bu ülkenin tek problemi var o da AKP-MHP faşist blokudur ve bu bloka karşı halkların yerelde demokratik birlikteliği çok önemlidir.” ifadelerini kullandı.

    CHP Şişli Belediye Başkan Adayı Muammer Keskin, toplumun yerel yönetimlerde çektiği sıkıntıları ortadan kaldırmak için kent anayasası ile yönetmen için aday olduklarını söyledi. Demokrasi güçlerine karşı bir direncin oluştuğunu ifade eden Keskin, “Aşağıdan yukarıya sokağı örgütleyen birlikte mücadeleyi egemen kılan bir örgütlülükten geliyoruz. Oluşturduğumuz mahalle meclisleri ile Şişli’de demokrasiyi inşa ederek geliyoruz. 31 Mart gecesi demokrasi güçleri alacak.” dedi.

    CHP Beyoğlu Belediye Başkan Adayı Alper Taş da şu ifadeleri kullandı:

    “Bir öykü yaratmaktır aday olma nedenimiz. Aday olmam AKP-MHP faşizmine karşı demokrasi güçlerinin talebidir. Bu dirence olumlu yanıt verdik. Kazanırsak güzel bir tarih yaratmak istiyoruz. Yerel yönetimler iki tahakküm altında saray ve sermaye. Bundan kurtarmamız gerekiyor. Beyoğlu’nu birlikte kazanmak istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Demokrasi İçin Birlik, Diyalog Grubu ve Yurttaş Girişimi açıklama yapacak

    Demokrasi İçin Birlik, Diyalog Grubu ve Yurttaş Girişimi açıklama yapacak

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik, Diyalog Grubu ve Yurttaş Girişimi, ‘Demokrasi güçleri pusulayı demokrasiden yana çevirme çağrısı yapıyor’ başlıklı basın açıklaması yapacak.

    Demokrasi İçin Birlik, Diyalog Grubu ve Yurttaş Girişimi, 21 Şubat Perşembe Günü saat 10.00’da İstanbul’da Makine Mühendisleri Odası’nda ‘Demokrasi güçleri pusulayı demokrasiden yana çevirme çağrısı yapıyor’ başlıklı basın açıklaması gerçekleştirecek.

    Açıklamaya şöyle çağrı yapıldı:

    “Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi ’ ile otoriter rejimin kurumsallaştırılmaya çalışıldığı bir dönem yaşıyoruz. Türkiye’de demokrasi krizinin derinleştiği bu dönemde yapılan 31 Mart seçimleri, krizden çıkmak için önemli bir fırsat. Bunun için, muhalefet adaylarının tutarlı bir yerel demokrasi projesi ile halkın önüne çıkmaları, yeni bir merkez-yerel ilişkisi tanımı yapmalarının gerekli olduğunu düşünüyoruz.
    Biliyoruz ki 31 Mart Yerel Seçimleri stratejik sonuçlar doğuracak bir seçimdir. Ekonomik krizin yükünü emekçi ve ezilenlere ödettirmek isteyenlere ’Dur!’ deme zamanı gelmiştir.”

    (HABER MERKEZİ)