Etiket: demokrasi için birlik

  • OHAL’siz, demokratik, temiz bir seçim istendi-VİDEO

    OHAL’siz, demokratik, temiz bir seçim istendi-VİDEO

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik, Diyalog Grubu, Hak ve Adalet Platformu, Önce Demokrasi ve Yurttaş Girişimi “OHAL’siz, demokratik, temiz bir seçim” isteklerini düzenledikleri basın toplantısıyla duyurdu.

    İstanbul’da Makine Mühendisleri Odası’nda düzenlenen toplantıya Nesrin Nas, Levent Tüzel, Nurten Eruğrul, Binnaz Toprak, Oya Baydar, Gençay Gürsoy, Ayşenur Arslan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı’nın da aralarında olduğu isimler katıldı.

    Kurumlar adına ortak açıklamayı okuyan Oya Baydar, sivil toplumun talebinin siyasi partilerin seçim ittifakına ilişkin düzenlemeyi içeren kanun teklifi yerine demokratik güç birliği olduğunu vurguladı.

    ORTAK TALEP DEMOKRATİK GÜÇ BİRLİĞİ

    Baydar’ın beş örgüt adına okuduğu açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    Erdoğan AKP’si ve beka sorunu yaşayan MHP, her sağduyulu vatandaşın ve seçmenin adalet duygularını rencide edecek olağanüstü seçim düzenlemeleriyle yazı da gelse, tura da gelse, hatta dikine de gelse seçim meşruiyetini ve güvenliğini hiçe sayarak ne pahasına olursa olsun kazanmayı garantilemek istiyor. Diğer partiler için yüzde 10 barajı korunurken AKP’yle ittifak yapan, aslında iltihak eden partiler baraj engelinden kurtarılarak ittifakın milletvekili sayısı artırılıyor.

    Bu düzenleme ile:

    •  Seçmen kayıtlarının “kaydırılması” ile seçmenin denetimi büyük ölçüde ortadan kalkacak.

    •  İktidarın atadığı valilerin isteği doğrultusunda seçmen bölgelerinin ve sandıklarının taşınmasını mümkün kılıyor.

    •  Kaymakamların listelediği memurların sandık kurulu başkanı olarak atanmasıyla, siyasi partilerin seçim denetimi yok ediliyor.

    •  “Seçmenin ihbarı” ile, seçim sandıklarına kolluk kuvvetleri baskısı ve müdahalesinin önü açılıyor.

    • Mühürsüz zarflar geçerli sayılarak şaibe yasalaştırılıyor.

    •  Oy pusulalarında ittifak için sütun düzenlemesi yapılarak geçersiz olabilecek oyların geçerliliği sağlanıyor.

    Siyasi partilerin demokratik bir yönetim biçimi oluşturmasının aracı olan seçimler, böylelikle adil bir şekilde yarıştığı sivil bir alan olmaktan çıkartılıyor, tek adam rejiminin kurgulandığı bir senaryoya dönüştürülüyor. Ülkemizin geleceği ve demokrasinin tesisi için bu oyunu bozmak, hak iradesinin eşit koşullarda özgürce tecellisi için çaba harcamak hepimizin ortak sorumluluğudur,

    Otokrasiye ve diktatörlüğe karşı demokratik parlamenter sistemi ve özgür seçimleri savunan bütün partiler, bütün kesimler, hareketler ve kişiler demokrasi paydasında vakit geçirmeksizin birleşemezlerse; kendi bağımsız kimliklerini ve programlarını saklı tutarak, demokrasiyi savunmak için özveri ve cesaretle güç birliğine gidemezlerse ülkemizin üstüne çökmekte olan karabasanın sorumluluğuna ortak olmaktan kurtulamayacaklardır.

    SEÇİM GÜVENLİĞİ VE OHAL’SİZ SEÇİM

    Yurttaş Girişimi adına konuşan Nesrin Nas, seçim güvenliği ittifakı ve tüm siyasi partilerin ortak siyasi ahlak sözleşmesi imzalanmasının önemine değindi. Nas “Haziran ve 16 Nisan, muhalefetin ittifak kurmadan birlikte davranabildiği örneklerden. İktidar, muhalefeti bir araya gelemez hale getirmeye çalışıyor. Bunu bozacak olan muhalefettir” dedi.

    Nas’ın ardından söz alan Hak ve Adalet Platformu’ndan Nurten Ertuğrul, ilkeler sözleşmesi etrafında herkesin işbirliği yapması gerektiğini belirtti.

    Diyalog Grubu adına söz alan Binnaz Toprak ise OHAL’siz seçim, ittifak yasasının geri çekilmesi, seçimlere özgür ortamda gidilmesi ve sandığa giren ve çıkan sonuçların uyumlu olması taleplerini dile getirdi.

    Demokrasi İçin Birlik adına söz alan Abdullah Levent Tüzel de güvenli bir seçim için ses yükseltmek gerektiğini söyleyerek, muhalefet için barajsız seçim isteğini yineledi.

    “MUHALEFET PARTİLERİ BİR KEZ DAHA DÜŞÜNMELİ”

    CHP Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı da seçim güvenliği konusunda tüm siyasi partilerle görüşmeye hazır olduklarını belirtti.

    HDP Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman ise seçim ittifakı yasasının geri çekilmesi beklentisinde olmadıklarını belirterek muhalefet partilerinin demokratik ve asgari müştereklerde ne yapılabileceği hakkında bir kez daha düşünmeleri gerektiğini hatırlattı. (HABER MERKEZİ)

     

  • “Temiz Bir Seçim İstiyoruz” Basın Toplantısı’na çağrı yapıldı

    “Temiz Bir Seçim İstiyoruz” Basın Toplantısı’na çağrı yapıldı

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik, Diyalog Grubu, Hak ve Adalet Platformu, Önce Demokrasi ve Yurttaş Girişimi Platformu ve sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcilerinin katılımıyla “Temiz Bir Seçim İstiyoruz” konusuna ilişkin basın açıklaması gerçekleştirecek.

    Demokrasi İçin Birlik, Diyalog Grubu, Hak ve Adalet Platformu, Önce Demokrasi ve Yurttaş Girişimi Platformu ve sivil toplum örgütleri seçim yasalarına ilişkin 5 Mart Pazartesi günü saat: 11.00’de İstanbul Makine Mühendisleri Odası’nda basın toplantısı düzenleyecek.

    Siyasi parti temsilcilerinin katılacağı toplantı için yapılan çağrıda “Siyasi iktidarın dayatmacı seçim yasası ile ilgili değerlendirmemizi kamuoyu ile paylaşmak amacıyla düzenleyeceğimiz basın toplantısında sizleri de aramızda görmeyi arzu ediyoruz” ifadeleri yer aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • 13 demokratik kitle örgütünden, ‘OHAL değil demokrasi’ çağrısı

    13 demokratik kitle örgütünden, ‘OHAL değil demokrasi’ çağrısı

    PİRHA- Alevi kurumlarının da içinde olduğu 13 demokratik kitle örgütleri yaptıkları ortak açıklamada, “OHAL değil demokrasi! KHK’ler iptal edilsin” dedi.
  • AABK Yöneticisi Zeynel Özer: Türkiye hayal etmediğimiz noktada-VİDEO

    AABK Yöneticisi Zeynel Özer: Türkiye hayal etmediğimiz noktada-VİDEO

    PİRHA- Avrupa’da yaşayan Alevilerin bir yılını değerlendiren Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) yöneticilerinden Zeynel Özer, şu anda Avrupa’da Aleviliğin resmi olarak tanındığını kaydetti. Özer, Avrupa’da bugün görünen Türkiye resmi bizim de hayal etmediğimiz bir noktada” dedi.

    Haberin Videosu

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) yöneticilerinden Zeynel Özer,Avrupa’dan bakıldığında Türkiye’nin nasıl göründüğünü PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ALEVİLER TOPLUMUN BİRLEŞTİRİCİ VE DİNAMİK GÜCÜ”

    Avrupa’da 68 kuşağının biraraya geldiği Demokratik Güç Birliği’ni daha sonra da Avrupa Barış ve Demokrasi Meclisi’ni kurduklarını söyleyen Özer, Alevilerin toplumun birleştirici ve dinamik gücü olduğunu bunun için de Demokrasi İçin Birlik’i (DİB) Avrupa’da kurmak istediklerini vurguladı.

    “TÜM DEMOKRASİ GÜÇLERİ AMASIZ BİR ARAYA GELMELİ”

    “Faşist diktatörlüğün bu kadar azgın olduğu bir dönemde ötekilerin bir araya gelmesinden başka bir çare yok” diyen Özer, özellikle 2019 seçimlerine yönelik bir mücadele yürüttüklerini belirtti. Tüm demokrasi güçlerinin amasız, fakatsız mutlaka bir araya gelmesi gerektiğini vurgulayan Özer, bunu da bileşenler içinde en büyük paya sahip olan Alevilerin yapabileceğine olan inancını dile getirerek bu konuda çalışmalarının devam ettiğini ekledi.

    “GÖRÜNEN BUZ DAĞININ BİR PARÇASI”

    Avrupa’dan Türkiye’ye baktıklarında görünen resmin hayal edemedikleri derecede olduğunu belirten Özer, “Bu görünen buz dağının bir parçası. Bir ülkede hukuk yoksa, devlet hukuk devleti değilse yaşananların hepsi bunun bir parçası. O anlamda Avrupa’da bugün görünen Türkiye resmi bizim de hayal etmediğimiz bir noktada” dedi.

    Avrupa’dan Türkiye’yi sürekli takip ettiklerini söyleyen Özer, ne söylenirse söylensin arka planının bilindiğini belirtti. Ayrıca Özer, Alevi hareketi olarak her zaman Avrupa’nın Türkiye ile ilişkileri kesmeyerek Türkiye’yi etkilemesi gerektiğini ifade etti. (HABER MERKEZİ)

     

  • KHK trajedisi: Ülkeme küstüm-VİDEO

    KHK trajedisi: Ülkeme küstüm-VİDEO

    PİRHA- “‘Evimden işime işimden evime giderdim’, ‘Sosyal medya paylaşımım gerekçe gösterildi’, ‘Şarkı söyleyemezsiniz, konuşamazsınız’,  ‘OHAL duvarına çarpıp durdum’, ‘Ülkeme küstüm’, ‘Haksızlığa karşı durmadığımız gibi bu süreci kolaylaştırdık birbirimiz için.’” Bu sözler OHAL’in ardından çıkarılan KHK’lerle hukuksuz olarak işinden edilen, gözaltına alınan gazetecisinden ev hanımına yüzlerce insanın yaşadıkları.   

    HABERİN VİDEOSU

    OHAL’siz Türkiye kampanyasını hazırlarken OHAL’den hayatları doğrudan etkilenen farklı kesimlerden onlarca insanla konuşan Demokrasi İçin Birlik üyeleri, OHAL hukuksuzluğuna uğramış olanların hikayelerinden oluşan bir derleme hazırladı. Videoda, yaşadıkları hak gasplarını, mücadele ederken yaşadıkları polis müdahalesini, hiçbir gerekçe yokken bir gecede işten çıkartılmalarını anlattılar. Haksız hukuksuz yaşananlara karşı ise mücadelenin yükseltilmesi gerektiğini vurguladılar.

    “BÜTÜN TOPLUM HAPİSTİR”

    Ankara Yüksel Caddesi’nde mücadele yürüten Sosyolog Veli Saçılık’ın konuşması ile başlıyor video. Saçılık, “Bolca biber gazı, cop ile karşılaştım. Bir kişi haksız yere işinden, hayatından, hapsedilmişse bütün toplum hapistir. Anayasal haklarımızı kullanmaya kalktığımızda OHAL var. Şarkı söyleyemezsiniz. Konuşamazsın gibi yaptırımlarla karşılaştık” diyor.

    “OHAL DUVARINA ÇARPIP GELİYORSUNUZ”

    Adliye memuru Mehtap Tosun gözaltına alındıktan sonra nezarethanede yaşadıklarını anlatırken, “Ben bir nesneye bile öyle davranmam” diyor.  Buna karşı verdiği hukuk mücadelelerinin ise her defasında geri teptiğini de sözlerine ekliyor. Tosun, “Çünkü karşımızda OHAL denilen bir duvar var. Hep ona çarpıp geri geliyorsunuz” diyor. Sürecin başından bu yana ailesinin desteği olduğunu söyleyen Mehtap Tosun, “Ama bütün arkadaşlarım görüşmeyi kesti” ifadelerini kullanıyor.

    “Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır. Bir yerde birinin haksızlığa uğradığını düşünüyorsanız önüne set durmanız lazım. Ama maalesef biz burada bu süreci kolaylaştırdık” diyen Tosun, “Ülkeme küstüm” diye de ekliyor.

    “EMEĞİN OLDUĞU YERDE MÜCADELE VARDIR”

    “Evimden işime, işimden evime giderdim” diyen hasta bakıcı Cemal Bilgin ise, “Hiç sesimi çıkarmazdım, hak hukuk aramazdım. Emeğin olduğu her yerde gerçek bir mücadele vardır. Biz ses çıkarmamız, hak hukuk  dememiz lazım” ifadelerini kullanıyor.

    KHK ile kapatılan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, mallarına el konulan TV10’un satışa çıkarılarak birilerine peşkeş çekildiğini söylüyor. Büyükşahin, “Olağanüstü bir durum olduğu için değil, iktidar kendi rejimini kurmak için kullanıyor” diyor.

    MEDYA ENGELLİ

    Sosyolog Aydın Öztürk ise ‘İnsani duyarlılık’ olarak tanımladığı sosyal medyadaki paylaşımı gerekçe gösterilerek işyerine gelen polisler tarafından gözaltına alınmış. “Muhalifseniz işiniz zor” diyen Öztürk halkın “Medyanın, OHAL’e karşı itirazlarını yükseltmesini hatta bunun farkına bile varmasını engelliyor” ifadelerini kullanıyor.

    Urfa Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdür Yardımcısı Ramazan Beşkat da, isimsiz bir şikayet üzerine ‘terör örgütü üyesi’ olarak yargılandı. OHAL’in ardından yaşananları, “Kimi annesinden, evladından, babasından kimisi ise canından oldu” diye anlatıyor.

    “SEVİMDİM AMA YETMEZ…”

    Öğretmen Osman Kısaoğlu da, “Bir anda terörist ilan ediliyorsunuz” diyor. 30 yıldır samimi bir arkadaşının ihraç edildiğini öğrendiğinde, “Sevindim ama yetmez” diye bir paylaşımda bulunduğunu söyleyen Kısaoğlu, gözyaşları içinde “Çok bozulmuştum. Ağrıma gitti. Bunu söyleyebilmiş” ifadelerini kullanıyor. Annesi Alzheimer hastası ve Kısaoğlu’nu hatırlamıyor. Son bir defa helalleşmek için gittiğinde kapıyı açmadıklarını söyleyen Kısaoğlu, “Yengemi aradım. ‘buraya gelme’ dedi. Ama ben yarın ne olacağımı bilemiyorum. ‘Akşam geleyim’ ‘Kimse görmeden gelir giderim’ dedim. Gittim. Yine de kapıyı açmadılar” sözleriyle duygulanıyor.

    “ESAS TUTUKLU AİLENİZ”

    Gazeteci Murat Aksoy ise, “Normalde bir kişi tutuklanır. Ama esas tutuklu olan sizin ailenizdir. Siz tutukluğu dört duvar arasında bir kişi olarak yaşıyorsunuz ama aileniz dışarıda özel olarak eşim 10 yaşında kızım ve 3 yaşında oğlum ile eşimin ailesi bunlar da tutuklu aslında” ifadelerini kullanıyor.

    BU ÜLKEDE YAŞAMANIN BEDELİ…

    Öğretmen Levent Şahan ise “Bu ülkede yaşamanın bir bedeli var  biz de onu  ödüyoruz” diyor.

    Eğitimci Mehmet Temizel de, “Bu topraklarda gerçekten insan kalmakta direnen herkesin ağır bedeller vermesi gerektiğini görüyoruz. Olağanüstü hal şartlarına alışmamamız lazım” ifadelerini kullanıyor. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Eğer iktidar bir atsa, biz at sineği olarak sürekli rahatsız edeceğiz’-VİDEO

    ‘Eğer iktidar bir atsa, biz at sineği olarak sürekli rahatsız edeceğiz’-VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik “OHAL’siz Türkiye istiyoruz” kampanyası başlattı. Prof. Dr. Rıza Tümen, OHAL’in yarattığı tüm hukuksuzluklara karşı ortak mücadele için iletişim ağları kurulması gerektiğini söyleyerek, “Hukuk devletinin olmadığı bir ülkede birliktelikten başka bir güvence yoktur” dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    İstanbul Galatasaray Aynalı Geçit Etkinlik Pasajı’nda Demokrasi İçin Birlik toplantısı için siyasi parti temsilcileri, yazarlar, gazeteciler, akademisyenler biraraya gelerek basın toplantısı gerçekleşti. Toplantı erbane grubunun ‘KHK’lere Hayır OHAL’e de Hayır’ şarkısıyla başladı. Toplantı sunumunu Çelik Özdemir ve İran Avşin yaptı. Demokrasi için ilk adımın OHAL’siz bir Türkiye olması gerektiği belirtilen açıklamada, bir yaşam biçimi haline getirilen OHAL’in kaldırılması gerektiği vurgulandı.

    Açıklamada, OHAL’in, Meclisi, hukuk sistemini ve tüm demokratik mekanizmaları ortadan kaldırdığı ve tek adam sopası haline getirildiği belirtildi. DİB’in çalışmalarının tüm demokratik güçlerin birleşmesi ve seslerini duyurabilmeleri için önemli bir çalışma olduğu vurgulandı.

    “OHAL’İN HUKUKİ SINIRLARI OLMALI”   

    Toplantıda ilk konuşmayı AİHM eski yargıcı Prof. Dr. Rıza Türmen yaptı. Türmen, demokrasiyi, özgürlüğü, eşitliği, baskıcı tahakkümcü, bir rejime karşı savunmak için bir araya geldiklerini belirtti. Türmen, bu baskıcı rejimin en önemli dayanağının OHAL sistemi olduğunu söyledi.

    OHAL’in bir istisna rejimi olduğunu söyleyen Rıza Türmen, “Türkiye’de OHAL bir kalıcı bir yönetim haline gelmiştir. O nedenle OHAL’e itiraz ediyoruz”dedi.

    İnsan hakları ihlallerinin OHAL temelinde gerçekleştirildiğini belirten Türmen, OHAL’in hukuki sınırlarının olduğunu söyledi. “OHAL’i Anayasa değişiklikleriyle görmek gerekir” diyen Türmen, “Çünkü Anayasa değişiklikleri yürürlüğe girerse, zaten Türkiye, Cumhurbaşkanı kararnameleriyle yönetilecek, ayrıca Cumhurbaşkanı tek başına OHAL’e müdahale etmeyi ve kararname çıkarmaya yetkisi de olacak”dedi. Prof. Dr. Rıza Türmen, OHAL rejimi ve başkanlık rejiminin birbirini tamamlayan şeyler olduğunu kaydetti.

    “TÜRKİYE’DE ŞİDDET İKTİDARIN KORUYUCUSUDUR”

    Türkiye’de OHAL uygulamalarının hukuksuz olduğunu söyleyen Türmen, sebeplerini şöyle sıraladı:

    -OHAL Anayasaya aykırıdır. Anayasada OHAL zaman ve amaç bakımından gerekli sınırlamalara uyulduğu taktirde meşrudur. Ama uyulmamaktadır.

    -OHAL kararnameleri meclise sunulması gerekir. OHAL kararnameleri 18 bulmuş, sadece beş tanesi meclise onayından geçmiştir. Meclisten geçmeyen OHAL kararnameleri hükümsüzdür. Ama Türkiye’de değildir.

    -OHAL kararnameleri OHAL kanununa aykırıdır. 1983 OHAL kanununda nelerin yapılacağı sıralanmıştır. Dernek kapatma, işten ihraç etmek, kayyum atama gibi şeyler yoktur. Bunlar OHAL kararnameleri ile yapılamaz.

    -OHAL dönemi şiddeti meşrulaştıran bir dönemdir. Türkiye’de şiddet iktidarın koruyucusudur. OHAL şiddeti meşrulaştırmaktadır.

    -Bütün temel hak ve özgürlükler ihlal edilmektedir. Gazeteciler, akademisyenler, eş başkanlar, milletvekilleri cezaevinde. Bütün bunların dayanağı OHAL’dir.

    – OHAL’de insanlar hukuk dışına itilmiştir. Çünkü hukuk yolları da kapalıdır.

    “İLETİŞİM AĞLARI KURULMALI”

    Bütün bunlara karşı ortak mücadele için iletişim ağları kurulması gerektiğini söyleyen Rıza Türmen, “Hukuk devletinin olmadığı bir ülkede birliktelikten başka bir güvence yoktur” dedi.

    Sivil toplum hareketinin umut kaynağı olması gerektiğini belirten Rıza Türmen, “Direniş sadece bedenimizi bizden daha güçlü silahlı polisin önüne atmak, kahramanlık yapmak demek değildir, direniş aynı zamanda bu iletişimi kurup ortaklık kurmaktır” dedi.

    Sokrates savunmasındaki at sineği benzetmesi yapan Rıza Türmen, “Eğer iktidar bir atsa biz at sineği olarak sürekli rahatsız edeceğiz. Atın bizden daha güçlü olmasını, gücünü etkisiz kılarak rahatsız edeceğiz” dedi.

    “OHAL, NEREDEYSE BİR YAŞAM BİÇİMİ HALİNE GELDİ”

    Türmen’in konuşmasının ardından DİB üyesi Nesrahan Davutoğlu konuştu. Davutoğlu, kampanya detaylarını sunum şeklinde aktardı. Davutoğlu, “Herkesi DİB ile iletişim halinde olmaya çağırıyoruz. Sokaklarda kentlerde kasabalarda, köylerde her ortamda tepkimizi bu iletişimle dile getireceğiz. Demokrasi için ilk adımın OHAL’siz bir Türkiye olduğuna inanıyoruz. Neredeyse bir yaşam biçimi halini alan ve 6’ncı kez uzatılması planlanan OHAL kaldırılmalıdır. Çünkü OHAL; Meclisi, hukuk sistemini ve tüm demokratik mekanizmaları hayatımızdan çıkardı. Sonunda tek adam rejiminin sopası haline getirildi” dedi.

    Konuşmaların ardından,  KHK ile ihraç edilenlerin hikayelerinin anlatıldığı ‘OHAL hikayeleri’ ve OHAL yaraları’ video gösterimi yapıldı. Herkesin sahneye çıkarak Erbane grubuyla birlikte “KHK’ye hayır, OHAL’e de hayır” şarkısını söylemesiyle toplantı son buldu. (HABER MERKEZİ)

     

  • Demokrasi için Birlik’ten yargılanan akademisyenlerle dayanışma

    Demokrasi için Birlik’ten yargılanan akademisyenlerle dayanışma

    PİRHA- Barış için imza verdikleri için yargılanan 148 akademisyenin duruşma süreci bugün başladı. Demokrasi için Birlik (DİB) Koordinasyonu yazılı bir açıklama yaparak, 5-7 Aralık günlerinde akademisyenlerle dayanışma için Çağlayan Adliyesinde olacaklarını bildirdi.  

    Barış İçin Akademisyenler’in bildirisine imza atan 1128 ilk imzacıdan 148’nin yargılanmasına bugün başlanıyor.
    Demokrasi için Birlik (DİB) Koordinasyonu yazılı bir açıklama yaparak, “Tüm Bileşenlerimizi ve demokrat kamuoyunu Barış Akademisyenlerine yönelik duruşmalara destek vermeye, duruşmalara toplu katılıma çağırıyoruz. Akademiyi sosyal medya hesaplarınız üzerinden de desteklemenizin önemini ayrıca paylaşmak istiyoruz” dedi.

    DİB, 5-7 Aralık günlerinde akademisyenlerle dayanışma için Çağlayan Adliyesinde olacağını bildirdi.

    Duruşmalar:
    Yer: Çağlayan Adliyesi
    5 Aralık 2017 saat 9.00-12.00
    7 Aralık 2017 saat 9.00-17.00
    14 Aralık 2017 saat 09.00-11.00
    19 Aralık 2017 saat 09.00-12.00
    21 Aralık 2017 saat 09.00-12.00
    26 Aralık 2017 saat 9.00-12.00

    (HABER MERKEZİ)

  • DİB buluşmasında Demokrasi ve barış için birlikte mücadele çağrısı yapıldı-VİDEO

    DİB buluşmasında Demokrasi ve barış için birlikte mücadele çağrısı yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Demokrasi için Birlik Buluşması sonuç bildirgesi yayımlandı. Demokrasi İçin Birlik’in düzenlediği “Demokrasi için bir aradayız, yılmayacağız” forumunun sonuç bildirgesinde adalet, barış ve özgürlük vurgusu yapıldı. Bildirgede, “Tek adam rejiminin yurttaşlıktan dışladığı milyonlar, mücadele içinde yan yana gelip, özne olarak demokratik bir toplumu kurabilme potansiyeline sahiptir” denildi.

    HABERİN VİDEOSU

    Demokrasi İçin Birlik (DİB), Şişli Kent Kültür Merkezi’nde “Demokrasi için bir aradayız, yılmayacağız” ismiyle forum gerçekleştirdi.

    Foruma DİB bileşenleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ayhan Bilgen, Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu, HDP ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi üyeleri, sivil toplum örgütleri, yazar, sanatçı ve çok sayıda kişi katıldı.

    “MÜCADELE ZEMİNLERİ OLUŞTURULMALI”

    Açılış konuşmasını yapan CHP eski Milletvekili Melda Onur, “DİB eşit bir zemindir. Bu zeminden bugün hayır meclisleri çıkar, belki önümüzdeki günlerde demokrasi meclisleri çıkar” dedi.

    AİHM yargıcı Rıza Türmen, OHAL ile meclisin bütün yetkilerinin yürütmeye devredildiğini, siyasi partilerin görüşlerini söyleyemez olduğunu, eş başkanların, milletvekillerinin içeride olduğunu söyledi. Türmen, demokrasiye yönelen tehdidin yeni bir boyut kazandığını ifade ederek, “Mecliste siyaset yapma olanağı artık yoktur. Siyasetin meclis dışına taşınması gereklidir. Kamusal alanda siyaset yapmak gerekir” ifadelerini kullandı.

    Türmen’in ardından söz alan HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen de toplumun kendi içinde yaşadığı sağ otoriter yönelimlere teslim olmaması gerektiğini vurgulayarak, mücadele için somut zeminler oluşturmak gerektiğini ifade etti.

    ÜLKEDE VE BÖLGEDE BARIŞ TALEBİ

    Açık kürsü şeklinde gerçekleşen forum ardından yayınlanan sonuç bildirgesini Sanatçı Aysegul Tözören okudu.

    Sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

    “Demokratik siyasi temsiliyetin önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, halkın temsilcisi vekillerin, belediye başkanlarının serbest bırakılmasını istiyoruz.

    Halkın haber alma özgürlüğünün önündeki engellerin kalkmasını, tutuklanan, işten atılan basın çalışanlarının mağduriyetine son verilmesini istiyoruz.

    Her an gerekçesiz işten çıkarılma, gelecek kaygısı ile yaşamak istemiyoruz. Haksız yere işten çıkarılan emekçilerin görevlerine dönmeleri için mücadele edeceğiz.

    “SAVAŞ POLİTİKALARINDAN VAZGEÇİN”

    Adaletin herkes için eşit, uluslararası normlarda çalışan güvenilir bir yapıya kavuşmasını istiyoruz. Yargıyı tek adama bağlayan, tüm yargı mekanizmalarını parti yargısı haline getiren düzenlemelerin iptal edilmesini, yargının bağımsız ve tarafsız bir yapıya kavuşturularak güvence altına alınması için mücadele edeceğiz.

    Biz, ülkemizde ve bölgemizde barış istiyoruz! İçerde ve dışarıda savaş politikalarından vazgeçilsin. Kürt sorununun barışçıl, toplumsal, demokratik çözümü için adım atılsın.

    BİLİMSEL EĞİTİM

    Üniversitelerin özerk, gerçek bilim merkezleri olmasını, salt düşünceleri nedeniyle görevden uzaklaştırılan akademisyen ve eğitimcilerin göreve dönmesini istiyoruz.

    Piyasacı gerici eğitim sistemine karşı kamusal bilimsel laik eğitim için mücadele edeceğiz. Çocuklarımızın ve ülkenin geleceğinin tarikatlara teslim edilmesine izin vermeyeceğiz. Eğitimin ve kamusal düzenin dini referanslarla yönetilmesine karşı çıkıyoruz.

    ALEVİLERE EŞİT YURTTAŞLIK HAKKI

    Her türlü ayırımcılığı, mezhepçiliği reddediyoruz. Alevileri kamudan dışlayan, ibadet haklarına saldıran mezhepçi kutuplaştırma siyasetine karşı Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı için mücadele edeceğiz.

    Kadınların eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşadığı bir ülke istiyoruz. Kadınların eşitliği ve özgürlüğü karşısındaki tüm engellerin kaldırılmasını, iktidarın erkek egemen-gerici-kadın düşmanı söylem ve uygulamalara son verilmesini istiyoruz. Evde, parkta, otobüste erkek şiddetine, kadınlara yönelik tek bir saldırıya, kadın düşmanı tek bir söze sessiz kalmayacak, müdahale edeceğiz. Biz sadece yasalar önünde eşitlik değil toplumsal eşitlik istiyoruz.

    LAİK BİR TÜRKİYE OLUNCAYA DEK..

    Taşeron/kiralık işçilik gibi tüm güvencesiz çalıştırma biçimlerinin yasaklanması, sendikal hakların-hak aramanın önündeki engellerin kaldırılması için, iş cinayetlerine engel olmak için mücadele edeceğiz.

    En temel haklarımızı alıncaya ve yeni demokratik, laik bir Türkiye’ye ulaşıncaya kadar yılmayacağız!

    (HABER MERKEZİ)

     

  • DİB forumu yapıldı: Dipten gelen bir dalgaya ihtiyaç var-VİDEO

    DİB forumu yapıldı: Dipten gelen bir dalgaya ihtiyaç var-VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik (DİB), İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde “Demokrasi için bir aradayız yılmayacağız” şiarıyla forum düzenledi. Forumda Türkiye’nin içerisinde bulunduğu koşullar değerlendirilerek mücadele yollarının çoğaltılması gerektiği vurgulandı.

    Haberin Videosu

    Demokrasi İçin Birlik “Demokrasi için bir aradayız yılmayacağız” şiarıyla İstanbul’da forum gerçekleştirdi. Çeşitli muhalif kurum temsilcileri, KHK ile kapatılan TV10’un Yönetim Kurulu Üyesi Veli Büyükşahin’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Forumda OHAL, KHK’ler, referandum ve anayasa konuları tartışıldı.

    “DİB AYNI HEDEFE YÜRÜYEN İNSANLARI BİR ARAYA GETİRDİ”

    Demokrasi İçin Birlik’in neyi amaçladığını anlatan CHP’in eski Milletvekili Melda Onur, Demokrasi İçin Birlik’in herkesi kapsamadığı yönündeki eleştirilere yönelik herkesi Taksim dayanışmasının ilk zamanlarını hatırlamaya davet etti. Onur, DİB’in kiminin uzaktan baktığı, kiminin yakınından geçtiği,, kiminin zayıf bulduğu ve herkesi kapsamadığını düşündüğü DİB’in Hayır Meclislerini oluşturduğunu ifade etti. Onur, DİB’in el ele kol kola yürümek isteyen öyle olmasa bile aynı hedefe doğru yürüyen insanlar için demokratik kitlelere zemin hazırlayacak bir ortam olduğunu belirtti.

    “DİB, BİR ZEMİNDİR” 

    Geçtiğimiz dönemde DİB’in OHAL, KHK’ler ve referandum için çalıştıklarını söyleyen Onur, “Birliktelik nasıl ki Gezide gerçekleri açığa çıkardıysa bu sefer de seçimlerde hırsızlıkları açığa çıkardı. DİB bir zemindir. Bu zeminden bugün hayır meclisleri çıkar, belki önümüzdeki günlerde demokrasi meclisleri çıkar. Herkese açıktır” dedi.

    “BARIŞ KELİMESİ ARTIK TERÖRİZM İLE EŞ TUTULUYOR”

    Onur’un ardından konuşan Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen, otoriterlikten faşizme doğru yürüyen iktidarın yürüyüşünün OHAL’in ardından yeni bir evreye girdiğini ve demokrasi maskesini ortadan kaldırdığını vurguladı.

    OHAL ile meclisin bütün yetkilerinin yürütmeye devredildiğini, siyasi partilerin görüşlerini söyleyemez olduğunu, eş başkanların, milletvekillerinin içeride olduğunu söyleyen Türmen, ana muhalefet partisinin üzerinde de baskılar olduğunu, insan hakları ihlallerinin arttığını belirtti.

    OHAL’in ortaya koyduğu hukuksuzlukların arttığını ve OHAL kararnameleriyle yapılanların da hukuka aykırı olduğunu dile getiren Türmen, şunları ifade etti:

    “Hukuk tamamen rafa kaldırılmıştır. Barış Türkiye’de artık terörizm ile eş tutulan bir kelime haline gelmiştir. Osman Kavala’nın da cezaevine konması sivil topluma bir gözdağı vermiştir. Demokrasiye yönelen tehdit yeni bir boyut kazanmıştır. Baskıya, tahakküme karşı direniş bir yükümlülüktür. Direniş sadece demokrasi için değil aynı zamanda insanı insan yapan değerlerin korunması içindir. Mecliste siyaset yapma olanağı artık yoktur. Siyasetin meclis dışına taşınması gereklidir. Kamusal alanda siyaset yapmak gerekir.”

    “BİR KURUCU MECLİS OLUŞTURULMALI”

    Türmen’in ardından konuşan Köz Gazetesi temsilcisi Ali Öztürk, herkes parlamentonun çalışmadığına mutabıksa bütün kesimlerin katılabileceği bir kurucu meclisin oluşturulması gerektiğini belirtti.

    Önce Demokrasi temsilcisi Sevil  Kazanılmış da hakların geri alınabileceği bir anayasa taslağına ihtiyaç olduğunu ve bunun için çalıştıklarını vurguladı.

    “DİB’TEN GELEN BİR DALGAYA İHTİYAÇ VAR”

    Eski Vekil Hasip Kaplan ise önce “demokrasi için neden bir araya gelemiyoruz?” sorusunun üzerinde durulması gerektiğini kaydederek “Kürt sorununda nasıl duracağız. Rakka’da IŞİD’in yanında mı duracağız, zafere koşan kadın gerillaların mı? OHAL ile meclis susturulmuşken, bitmişken biz ne yapacağız?” sorularını dile getirdi. Bütün bunlar için DİB’den gelen bir dalgaya ihtiyaç olduğunu vurgulayan Kaplan, basına yönelik baskılara da değindi.

    “SOMUT ZEMİNLER OLUŞTURULMALI”

    Ardından söz alan HDP Eş Sözcüsü Ayhan Bilgen, toplumun kendi içinde yaşadığı sağ otoriter yönelimlere teslim olmamak gerektiğini vurgulayarak mücadele için somut zeminler oluşturmak gerektiğini kaydetti.

    “İKTİDAR ZORA DAYANARAK VARLIĞINI SÜRDÜRÜYOR”

    Bilgen’in ardından konuşan DİSK Gıda-İş Sendikası Genel Başkanı Seyit Aslan, direnişte olan şişe cam işçilerini selamlayarak kendi geleceği için kendi belediye başkanlarını istifaya zorlayan bir iktidar karşısında nasıl bir yol izleneceğinin ortaya konması gerektiğini ifade etti. İktidarın zora dayanarak varlığını sürdürdüğünü kaydeden Aslan, işçilerde, emekçilerde muhalif olan herkeste bir arayış olduğunu belirtti.

    “DİB’E ÖNEMLİ GÖREVLER DÜŞÜYOR”

    Aslan’ın ardından konuşan SYKP Eş Başkanı Sibel Hekimoğlu, başarısızlığın en temel nedeninin muhalefetin parçalı duruşu olduğunu belirterek “Eğer DİB gibi bir oluşumda bütün kesimlere hitap edemiyorsak başarmamız çok zor. O nedenle DİB’e çok önemli görevler düşüyor” dedi.

    “HER ŞEYE RAĞMEN DAHA KALABALIK VE DAHA GÜÇLÜYÜZ”

    CHP PM Üyesi Müslüm Sarı da, Türkiye’nin aslında yeni hikayesini aradığını ve ikiye bölünmüş durumda olduğunu ifade etti. Bir tarafta siyasal İslamı savunanlar ve onun karşısında seküler yaşamı savunanlar, bir tarafta savaşı savunanlar ve onun karşısında barışı savunanlar olduğunu vurgulayan Sarı, yeni hikayenin seküler hayattan yana olanlar, barıştan yana olanların olduğunu ve iktidarın bütün olanaklarıyla birlikte muhalefetin üstüne gelmesine rağmen daha kalabalık ve daha güçlü olduklarını söyledi.

    “MÜFTÜLÜK YASASI KADINLAR İÇİN HÜKÜMSÜZDÜR”

    Ardından Halkevci Kadınlar adına konuşan Çağla Akdere, geçtiğimiz gün meclisten geçen müftülüklere nikah kıyma yetkisi veren yasa tasarısına değinerek bu yasanın kadınlar için hükümsüz olduğunu kaydetti.

    “MUHALİF KESİMLERİN TEMİZLENMESİ HIZ KESMİYOR”

    Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu, Türkiye’de çevre yağması, doğa talanı ve muhaliflerin temizlenmesi gibi konuların hiç hız kesmeden devam ettiğini belirterek iktidarın Yeni Türkiye inşasının 2015’te Güneydoğu’da başlayan özel güvenlikli bölgeler, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ve eğitim sisteminin daha da kötüleştirilmesiyle hayata geçirilmeye çalışıldığına vurgu yaptı.

    “HALA BİR %50’Yİ SUSTURABİLMİŞ DEĞİLLER”

    Kaboğlu’nun ardından konuşan EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan da yaşanan sorunların temelinde ülkenin nasıl bir siyasal rejimle yönetileceğinin yattığını ifade ederek yasamanın, yürütmenin ve yargının işlevlerinin yok edilmesinin yeni bir rejim inşası yaratılmaya çalışıldığının göstergesi olduğuna dikkat çekti. İktidarın toplumu ikiye bölmesinin mücadele için bir dayanak olduğunu söyleyen Gürkan, “Hala bir %50’yi susturabilmiş değiller” dedi.

    “BUNDAN SONRAKİ YÜRÜYÜŞÜMÜZ TÜM İŞÇİ SINIFI ADINA OLACAK”

    Gürkan’ın ardından günlerdir direnişte olan şişe cam işçileri adına söz alan şişe cam işçisi, sendikalarının onları oyaladığını vurgulayarak işe iadelerini alamazlarsa bundan sonraki yürüyüşlerinin tüm işçi sınıfı adına olacağını kaydetti.

    “ALEVİLER EŞİT YURTTAŞLIK HAKLARINI ALAMIYOR”

    Alevi Düşünce Ocağı adına konuşan Doğan Bermek de Alevilerin bu ülkede eşit yurttaşlık haklarını alamadıklarını belirterek ülkede hak ve adalet adına yapılan bütün etkinliklere destek verdiklerini ve vermeye devam ettiklerini kaydetti. (HABER MERKEZİ)

     

  • HBVAKV Başkanı Tuncer Baş: El ele verip hakkımızı alacağız-VİDEO

    HBVAKV Başkanı Tuncer Baş: El ele verip hakkımızı alacağız-VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik’in (DİB) İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleşen forumunda Alevi kurumları adına konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Tuncer Baş, bu ülkede yaşanan bütün anti demokratik uygulamaların Alevleri ciddi anlamda etkilediğini vurguladı.  

    Haberin Videosu

    Demokrasi İçin Birlik (DİB), kuruluşunun birinci yılında “Demokrasi için biraradayız, yılmayacağız” şiarıyla İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde bir forum düzenledi.

    Forumda Alevi kurumları adına Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Tuncer Baş konuştu.

    “ÜLKEDEKİ ANTİDEMOKRATİK DURUM ALEVİLERİ CİDDİ ANLAMDA ETKİLEDİ”

    Baş, ortak mücadelenin salonlardan çıkarılıp sokaklara taşınması gerektiğini belirterek bu ülkedeki anti demokratik uygulamaların Alevileri ciddi anlamada etkilediğini ifade etti.

    Hak ve adalet vurgusu yapan Baş “Bizim tanrımız öyle göğün 7 kat üstünde değildir. Bizde cem olduğumuzda gönüller birlenir hak tecelli eder derler. Alevilerde el ele el hakka diye bir söz vardır. Ele ele verip hakkımızı alacağız” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul’da ‘Demokrasi İçin Birlik Forumu’ düzenleniyor

    İstanbul’da ‘Demokrasi İçin Birlik Forumu’ düzenleniyor

    İstanbul’da 22 Ekim Pazar günü saat 15.00’te Şişli Kent Kültür Merkezi’nden “Demokrasi İçin Birlik Forumu” düzenleniyor.

    DİB Forumu Hazırlık Komisyonu tarafından yapılan ve “Ortak düşünce ve duygularımızla güçlü bir dalga yaratma zamanı geldi. Demokrasinin canlanışıyla, Türkiye’nin geleceği birlik içinde kurulacak” diye başlayan davet metninde şöyle denildi:

    “Bir yıI önce, darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL rejimi altında ülkemizin demokratik muhalefet güçlerinin en geniş temsil edildiği bir ortamda, tek adamın hukuksuzluğuna karşı birlikte hareket etmek üzere toplanmıştık. Geçen zaman içinde keyfiliğin, yasakların, hukuksuzluğun karşısında demokrasi mücadelemiz ve hak arama çalışmalarımız sürdü. Adalet, vicdan, barış ve özgürlük taleplerimiz yankı buldu. Toplumsal direnç ve demokratik muhalefet, otoriter rejimin bütün saldırganlığına rağmen ezilmedi, tek adamın başkanlık rejimi halka benimsetilemedi.

    Bu kez daha geniş ve yeni katılımlarla, bu konuyu konuşmak, yol bulmak, Demokrasi İçin Birlik hareketimizi büyütmek, demokratik muhalefet mücadele potansiyelimizi etkinleştirmek üzere sizleri görüş, önerilerinizle Demokrasi İçin Birlik forumuna katılmaya davet ediyoruz.

    Beraberce yeni, birlikte hareket etme olanakları aramalıyız.

    Foruma; ülkemizin siyasi parti ve oluşumları, emek örgütleri, demokratik kitle örgütleri, halk inisiyatif ve platformları, inanç grupları, kent hareketleri, işçi direnişlerinin temsilcileri, kadın hareketleri, yerellerde oluşmuş ortak platform temsilcileri, akademi, kültür sanat, sivil toplum alanından katılım bekliyoruz.

    Hayatın birçok alanında; basın, eğitim, yargı, çevre, kadın, emek, inanç konularında mücadeleler sürse de, parlamentonun işlevsizleştirildiği, siyasetin meclis dışına taşınması gereken bu dönemde; demokratik muhalefetin halen parçalı bir yapı ve geçicilik pratiğinde, kolektif eylem kapasitesini ve etkisini yansıtmadığını görüyoruz.

    En önemli, acil ihtiyaçlarımızın; demokrasi ortak paydasında buluşmuş bütün güçlerin, birbirlerinin yürüttüğü mücadeleyi desteklemesi ve ortak mücadele zeminini güçlendirmesi olduğu kanısındayız. Yerellerde biraraya gelişleri de teşvik edip örgütlü mücadele dinamiğine katarak, bir demokrasi hareketi oluşturmanın hayati olduğunu düşünüyoruz.

    Baskı rejiminin yeni bir evreye girdiği dönemde, yeni bir siyaset biçimi arıyoruz.

    Meclis, iç tüzük, son çıkarılan 693 ve 694 sayılı KHK’lar ve bekleyen uyum yasalarıyla, OHAL hukuksuzluğunun bütün muhalefeti terörize ettiği bir döneme başladı. Tek adam rejimine onay vermeyenleri, politikalarına karşı çıkan, kendisi gibi düşünmeyen herkesi sindirme ve muhalefeti susturma çabaları dorukta.

    Hiç şüphesiz bu dönem, referandum sürecinde olduğu gibi, iktidar tarafından demokratik ortak değerlerin “temizlenmesi” için değerlendirilecektir. Çok açık bir düşmanlaştırma ve savaş siyaseti yürütülmesi, bu siyasetin mali ve toplumsal külfetinin yoksul halka yüklenmesi, bugünün gerçeğidir.

    Kadınların yıllardır mücadeleyle elde ettiği hakları gasp eden, müftülere nikah yetkisi veren düzenlemelerle, kamusal alanın din kurallarına göre düzenlenmek istenmesi ve eğitim alanının bu yönetim biçimine itiraz etmeyecek bir kuşağın yetiştirilmesine dönük biçimlendirilmesi, yıpranmış bir kadronun keyfilik içinde “kurtarıcı” bir lider eliyle revize edilip parti devleti inşasının sürmesi … Tüm bunlar, yaşayacaklarımızın ip uçlarını vermektedir.

    Siyasi yaşamın önemli gündemi yerel ve genel seçimlerin güvenliği, OHAL koşullarında ve 16 Nisan referandumunda gayrımeşru bir şekilde sandıktan ‘Evet’ çıkartan YSK görevde durduğu sürece, herkes için büyük bir soru işaretidir. Böylesi zorluklarla dolu bir süreçten geçen bizlere mücadele tarihimizin öğrettigi, ancak birleşik bir halk mücadelesinin demokratik bir geleceği sağlayacağıdır.

    Dileğimiz toplumsal, sosyal demokratik muhalefetin en geniş iletişim ağını ve mücadele potansiyelini oluşturmaktır. Demokrasi İçin Birlik Forumu’nda, geniş bir katılımla bir araya gelmek umuduyla…”

     ‘DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK’ HAKKINDA

    Demokrasi İçin Birlik (DİB), geniş katılımlı, herhangi bir siyasi görüşün ya da partinin şemsiyesi altıda olmayan, bağımsız bir demokrasi platformu. DİB bileşenleri, ilk olarak, 28 Haziran 2016’da, eski büyükelçi, milletvekili ve AİHM yargıcı Rıza Türmen’in çağrıcısı olduğu toplantıda bir araya geldiler. 100’ü aşkın örgüt, platform, inisiyatif, kurum ve ayrıca demokrasiden yana bireyler bir Başlangıç Bildirgesi üzerinde uzlaşarak yola çıktı. 23 Ekim 2016’da bine yakın kişinin katıldığı Demokrasi Kurultayı ile de ilk çalışmalar başladı. Bu kurultayda, OHAL ve KHK’lar, Başkanlık Sistemi, İnanç Özgürlüğü ve Barış başlıkları altında dört temel mücadele alanı belirlendi.

    Olağanüstü Hal’in uzatılmasına karşı gerçekleştirilen “Uzatma” kampanyasının ardından, Anayasa Referandumu’nun gündeme gelmesiyle birlikte, DİB bütün bileşenleriyle, her türlü platformda, kapsamlı bir “#Hayır Biz Varız” kampanyasına başladı. Birçok ilde, ilçede ve semtlerde kurulan “Hayır Meclisleri”yle sahada yoğun çalışmalar sürerken hukuk ve siyaset alanında da bilgilendirme amacıyla toplantılar, forumlar gerçekleştirildi.

    Demokrasi İçin Birlik; herkesin farklı kimliği ile eşit yurttaşlık haklarına sahip olması… Din ve vicdan özgürlüğünü güvenceye altına alan bir laiklik anlayışı… İnsanca çalışma ve yaşama koşullarının garanti altına alınması gibi temel değerler üzerine kurulu gerçek bir demokrasi için mücadele ediyor. Demokrasi İçin Birlik, tüm toplum kesimlerini kucaklayacak, yeni bir umut ve mücadele alanı olarak yoluna devam ediyor.

  • OHAL raporu açıklandı: Özgürlük ve haklar keyfi biçimde yok edildi-VİDEO

    OHAL raporu açıklandı: Özgürlük ve haklar keyfi biçimde yok edildi-VİDEO

    PİRHA-Bir yılını dolduran OHAL ile birlikte başlayan hak ihlalleri ve yıkım raporu Demokrasi İçin Birlik  tarafından ‘OHAL’in 1 yılında demokrasi enkaz altında’ başlığı ile gerçekleşen basın toplantısında açıklandı. Tüm özgürlük ve hakların keyfi bir biçimde yok edildiği belirtilen açıklamada, kararnamelerin kanunsuz olduğuna dikkat çekildi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Demokrasi İçin Birlik, Taksim Hill Otel’de gerçekleşen basın toplantısında, ulusal ve uluslararası kuruluşların çalışmalarından, gazetelere yansıyan açıklamalardan yararlanılarak hazırlanan 1 yılını dolduran OHAL adı altında gerçekleştirilen hak ihlalleri, hukuksuzluk ve yıkım raporunu açıkladı.

    “OHAL’in 1. yılında demokrasi enkaz altında” başlığı ile gerçekleşen açıklamaya HDP Milletvekilleri Garo Paylan, Ahmet Yıldırım, CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Kadir Gökmen Öğüt, EMEP MYK Üyesi Levent Tüzel, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Nuray Sancar ile çeşitli kurum temsilcilerinin yanı sıra Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen ve Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu da katıldı.

    “HAKLAR SINIRSIZ VE KEYFİ BİR BİÇİMDE YOK EDİLDİ”

    Hazırlanan raporun basın metni yazar Ayşegül Devecioğlu tarafından okundu. 1 yılını dolduran OHAL döneminin Türkiye’de yaşanan demokrasi krizini büyüttüğü, toplumsal, insani, doğal, kentsel alanlarda yıkım manzarasını ortaya çıkardığı üzerinde duruldu.

    OHAL döneminde çıkarılan 25 KHK’nın da darbeyle sınırlı olmayan çok geniş bir alanda, temel hak ve özgürlüklerin ihlaline yol açtığı belirtildi. Uluslararası hukukla belirlenen sınırların dikkate alınmaksızın, tüm özgürlük ve hakların sınırsız ve keyfi bir biçimde yok edildiğine dikkat çekilen açıklamada, yaşanan ihlaller sıralandı:

    “Gözaltı sürelerinin uzatılması, savunma hakkının kısıtlanması, kitlesel işten çıkarmalar, gözaltılar, pasaportların iptali, kapatılan dernek/vakıflar, mallara el konulması, Alevilerin inanç merkezlerine ve kutsal günlerine yasak getirildi, kayyım atanan belediyelerle geçirdiğimiz bir yıl Anayasayla ve uluslararası sözleşmelerle güvenceye alınmış bütün temel hakları ihlal edildi.”

    Devecioğlu, OHAL’in kaldırılması, demokratik toplum örgütleri ve siyasi partilerin eşit aktörler olarak aynı zeminde buluşacağı bir zemin hazırlanarak demokrasi güçlerinin ortak mücadele verme çağrısı yaptı.

    “DENETİMİ OLMAYAN KARARNAMALER HUKUKSUZDUR”

    Raporun değerlendirmesini yapan Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen de şöyle konuştu:

    “OHAL yeniden uzatıldı. Bu uzatma haklı gerekçelere dayanıyor mu, anayasal düzene karşı bir tehdit var mı, somut belirtilerle ortaya konulabiliyor mu bu tehdit, 130 bin kişi ihraç edildikten, 50 bin kişi tutuklandıktan sonra hala OHAL’e ihtiyaç var mı.”

    OHAL’in KHK’lar ile birlikte büyük hukuksuzluklar yarattığına dikkat çeken Türmen, “Kararnamelerin meclis tarafından onaylanması lazım. 26 kararname çıkmış sadece 5’i Meclis’te onaylanmış. Onaylanmadığı sürece bu kararnameler kanunsuzdur. Yargı ve yürütme denetimi olmayan kararnameler hukuka aykırıdır” dedi.

    “KHK’LAR OHAL’İN KALICI OLDUĞUNU GÖSTERİYOR”

    Çıkarılan kararnamelerin OHAL ile ilişkili olması gerektiğine dikkat çeken Türmen, bizdeki uygulamada FETÖ ile ilgisi olmayan her konuda KHK çıkarıldığını söyledi. Süre açısından OHAL KHK’larının geçici olduğunu, OHAL kalkınca bu KHK’ların ds kalkması gerektiğini belirten Türmen,  KHK’ların kanuna dönüşmesinin OHAL’in kalıcı olduğu anlamına geldiğini söyledi.

    “HUKUK REJİMİ DEĞİL HUKUKSUZLUK”

    Türmen sözlerini şöyle sürdürdü:

    “OHAL kararnameleriyle askıya alınamayacak haklar var, bu hakları ihlal eden kamu görevlilerine hiçbir cezai müdahale uygulanamayacak mı? Bu sorumsuzluk OHAL bittikten sonra devam edecek mi. OHAL kendi hukuk kuralları olan bir hukuki rejimdir. Ama kitlesel sayıda insan hak ihlaline el verişli bir rejimdir ve kurallara uyulmazsa diktatörlüğe evrilir. Türkiye’de uygulanan şekliyle bir hukuk rejimi değil hukuksuzluğa dönmüştür. Hukuk boşluğu vardır ve bu boşluk tek bir adam tarafından doldurulmaktadır. Bu demokrasi değildir. Bu davaların hepsi AİHM’in önüne gelecektir ve AİHM ulusun yaşamına bir tehdit var mı ona bakacaktır. Burada ilgili devletin tehdit olduğunu ortaya koyabilmesi lazım. Askıya alma gerekli mi normal yasalarla önlenemez miydi diye bakacak AİHM. OHAL  kararnamesine ihtiyaç duymadan normal yasalarla üstesinden gelinebilirdi. AİHM alınan önlemlerin elde edilen amaçla orantılı olup olmadığına da bakacaktır. Hukuk boşluğu doğmuştur OHAL ile ve en tehlikelisi bu kalıcı bir nitelik göstermektedir.”

    “ANAYASA İHLAL EDİLİYOR”

    Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu da, OHAL’in Anayasa’nın 120. maddesi çerçevesinde ilan edildiğini ancak uygulamaların bu çerçeveye girmediğini söyledi. Anayasa Mahkemesi’nin 4 Kasım 2016’daki ‘OHAL ve KHK üzerinde denetim yapamam’  kararını hatırlatan Kaboğlu, “AYM bunu derken ‘1991 ve 2003 kararımdan vazgeçiyorum’ dedi. Kendi kararını eleştirerek bundan vazgeçti. AYM çuvaldızın tümünü kendisine batırdı. AYM, ‘Bunu denetleyecek Meclis’tir’ diyor. Peki ama Meclis ne zaman denetleyecek 2019’da mı? Anayasa’nın ilgili hükümleri bile açıkça ihlal edilerek kararnameler yazılıyor. MGK’nın hiçbir zaman karar alma gücü olmadı, Bakanlar Kurulu’na tavsiye eder sadece. Ama çıkarılan kararnameler MGK kararıyla çıkarıldı. Bu uygulama da Anayasa’ya aykırılığın örneklerindendir” diye konuştu.

    “OHAL İLE HAK İHLALLERİ İÇİN UYGUN ORTAM HAZIRLANDI”

    Bu arada, TİHV Başkanı Şebnem Korur Fincancı, açıklamada söz alarak insan hakları konusundaki hak ihlallerine ilişkin konuştu.

    OHAL ile hak ihlallerini gerçekleştirmek için uygun ortam hazırlandığına değinen Fincancı, “İnsan hakları örgütleri ihlallerin önünde engel görülüyordu ve OHAL bu örgütleri kapatma hakkı verdi. İnsan hak savunucuları özellikle bölgedeki hak savunucuları gözaltı ve tutuklama tehdidi ile karşı karşıyadır” dedi. İHD ve TİHV’in bir soruşturma geçirdiklerini de aktaran Fincancı, soruşturma konusunun, “Türkiye Cumhuriyeti silahlı kuvvetleri ve Genelkurmay’ı suçlayacak şekilde rapor hazırlamak” olduğunu söyledi. Gözaltındaki askerlere yapılan şiddetin fotoğrafları ve videolarının servis edilmesinin bir çeşit ‘parmak sallama’ olduğunu ifade eden Fincancı, ‘yaramazlık yaparsanız başınıza bu gelir’ mesajı verildiğini söyledi.

    “NURİYE VE SEMİH’İN TALEPLERİ KABUL EDİLMELİ”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, KHK ile 112 bin 863 kişinin ihraç edildiğini belirterek, “Emekçiler işsizliğe ve açsızlığa mahkum edilerek saraya biat etmeye zorlanıyor” dedi. Bozgeyik, açlık grevindeki Nuriye ve Semih’in taleplerinin kabul edilmelerini ve tutukluluk hallerinin son bulmasını istedi.

    “SENDİKAL AKTİVİTELERE MÜDAHALE VAR”

    DİSK Koordinatörü Hakan Koçak ise, “Bu darbenin sınıfsal tutumu da var, bir sınıf kimliği var, sermayenin elde edemeyeceği rahatlamayı elde etti. Çünkü grev yapılamıyor. Sendikal aktivitelerin tamamına yönelik doğrudan ve dolaylı müdahale söz konusu. Kayyım atamalarından etkilenen 2 bin kadar belediye çalışanı işsiz kaldı” dedi.

    “İKTİDAR EN AĞIR İNSAN HAK İHLALİ YAPIYOR” 

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise şöyle konuştu: “İktidar en ağır insan hak ihlallerini yapıyor. Ama sanki tümünden habersiz gibi davranıyorlar. Daha da kötüsü bizim konuştuklarımızdan toplumun büyük bir kısmının haberi yok. Genel Başkanımız Başbakan’a Nuriye ve Semih’in durumundan bahsedince cezaevinde mi diye soruyor. Başbakan bile bilmiyor. Bizim bu taraftan gördüğümüz hiçbir haberi görmüyor, kendilerine yakın basını okuyorlar. Toplum da öyle. Şimdi iktidarın bu yüzünü zulüm ortamından habersiz kesime göstermemiz lazım. Referandumdaki ‘hayır’ kesimini ve ‘adalet’ platformunun önemli zemin yaratacağını düşünüyorum güçlendirirsek.”

    “EĞER BİRARAYA GELMEZSEK AKP OHAL’İ KALDIRMAYACAK”

    HDP Milletvekili Ahmet Yıldırım ise şöyle konuştu: “OHAL demokratik yollarla siyasi iktidarın değiştirilme zemini ortadan kaldırılıyor. Eğer bir araya gelemezsek OHAL’i kaldırma istenci AKP’de doğmayacaktır. Kanun hükmünde değil anayasa hükmünde kararnamelerle anayasaya baskın gelen kararlar alınıyor. Bütün siyasi partiler kendi parti hassasiyetlerinde vazgeçmezse telafi edilmesi mümkün sorunlar telafi edilemeyecek hale gelecek. Diktatörler seçimle gelir ancak hiçbir zaman seçimle gitmezler. Bu gidişata dur demek üzere bir araya gelmeliyiz. Parti hassasiyetleri ötesinde ortaklaşmamız gereken bir süreçteyiz. İşimiz zor ama imkansız değil.”

    (HABER MERKEZİ)

    Haberin Videosu

     

     

     

  • Demokrasi İçin Birlik OHAL’in kaldırılmasını isteyecek

    Demokrasi İçin Birlik OHAL’in kaldırılmasını isteyecek

    PİRHA- Demokrasi İçin Birlik, AKP Hükümeti tarafından ilan edilen OHAL’in birinci yılı nedeniyle bir basın toplantısı yapacak. Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen ve Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu’nun da katılacağı basın toplantısı 20 Temmuz’da saat 12.00’de Taksim Hill Otel’de yapılacak. 

    Demokrasi İçin Birlik, OHAL döneminde çeşitli alanlardaki hak ihlallerini ve OHAL bahane edilerek gerçekleştirilen hukuksuzluk ve yıkımı belgeleyen bir çalışmayla OHAL’in kaldırılması talebini bir kez daha dile getirmek için 20 Temmuz Perşembe günü saat 12.00’de Taksim Hill Otel’de bir basın toplantısı düzenleyecek.

    Basın toplantısına, çeşitli kurum temsilcilerinin yanı sıra Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen ve Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu da katılacak.

    Toplantıya davet açıklamasında şunlar ifade edildi:

    “20 Temmuz’da bir yılı dolduracak olan OHAL dönemi, Türkiye’de yaşanan demokrasi krizini büyüttü, toplumsal, insani, doğal, kentsel bütün alanlarda korkunç bir yıkım manzarası ortaya çıkardı.

    Çıkarılan 25 KHK darbeyle sınırlı olmayan çok geniş bir alanda, temel hak ve özgürlüklerin ihlaline yol açtı. Gözaltı sürelerinin uzatılması, savunma hakkının kısıtlanması, kitlesel işten çıkarmalar, gözaltılar, pasaportların iptali, kapatılan dernek/vakıflar, mallara el konulması, kayyum atanan belediyelerle geçirdiğimiz bir yıl Anayasayla ve uluslararası sözleşmelerle güvenceye alınmış bütün temel hakların ihlal edildiği bir hukuksuzluk dönemi olarak tarihe geçti.

    Demokrasi İçin Birlik olarak OHAL döneminde çeşitli alanlardaki hak ihlallerini ve OHAL’e bahane edilerek gerçekleştirilen hukuksuzluk ve yıkımı belgeleyen bir çalışmayla OHAL’in kaldırılması talebimizi güçlü bir şekilde bir kez daha dile getirmek istiyoruz.

    Düzenleyeceğimiz basın toplantısına çeşitli kurum temsilcilerinin yanı sıra Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen ve Anayasa profesörü İbrahim Kaboğlu da katılacaklar.”  (HABER MERKEZİ)

  • Demokrasi İçin Birlik’ten, adaletsizliğe karşı yan yana mücadele edelim çağrısı

    Demokrasi İçin Birlik’ten, adaletsizliğe karşı yan yana mücadele edelim çağrısı

    PİRHA- Demokrasi İçin Birlik, CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının ülkede hukuksuzluğun ve adaletsizliğin vardığı noktayı gösterdiğini belirterek, yurttaşlara ve demokrasi güçlerine “Hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karşı yan yana omuz omuza mücadele edelim” çağrısında bulundu. 

    Demokrasi İçin Birlik, yazlı bir açıklama yaparak, yurttaşlara ve demokrasi güçlerine “Hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karşı yan yana omuz omuza mücadele edelim” çağrısı yaptı.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasınn ülkede hukuksuzluğun ve adaletsizliğin vardığı noktayı açıkça ortaya koyduğunu ifade eden Demokrasi İçin Birlik, “Enis Berberoğlu gündeme MİT tırları olarak gelen konuyla ilgili devlet sırrını ifşa etmek ve casusluk iddiasıyla mahkûm edildi. Demokratik ülkelerde hükümet işine gelen konuyu devlet sırrı ilan edemez. Hangi konuların ve işlerin devlet sırrı olduğu anayasaya ve yasalara bağlı olarak belirlenir, Meclis’in yani kamunun denetimi dışında değildir” dedi.

    “YARGI SİNDİRMEK VE GÖZDAĞI VERMEK İÇİN KULLANILIYOR”

    “MİT tırları konusunda Hükümet’in savaş suçu kapsamına girecek eylemlerini devlet sırrı adı altında kamudan gizlediği, kamusal denetimin yok sayıldığı, hukuk dışı bir uygulama ile karşı karşıyayız” denilen açıklamada, bu konuda basın mensupları ve milletvekillerinin ise hiçbir hukuki dayanağı olmayan davalarla mahkûm edildiği, yargının, muhalifleri, gazetecileri, milletvekillerini sindirmek ve gözdağı vermek için kullanıldığı hatırlatıldı.

    “BİZE REVA GÖRÜLENİ, SESSİZ SEDASIZ KABULLENMEK ZORUNDA DEĞİLİZ”

    Demokrasi İçin Birlik’in çağrı metninde şunlar dile getirildi:

    “Yurttaşlar olarak bize reva görülen, yaşamımızı ve geleceğimizi ilgilendiren konulardan sadece Hükümet’in istediği kadar bilgi sahibi olmak ya da hiçbir şey bilmemek, itiraz ettiğimizde, öğrenmek, duyurmak, tartışmak istediğimizde ise ağır hapis cezalarına çarptırılmak. Bize reva görüleni sessiz sedasız kabullenmek zorunda değiliz. Aksine, yurttaşlar olarak bilmek, duymak, tepki göstermek, müdahale etmek yükümlülüğümüz var. Demokrasi İçin Birlik olarak bu hukuksuzluğa ve adaletsizliğe karşı bütün yurttaşları ve bütün demokrasi güçlerini demokratik direniş hakkımıza sahip çıkmaya, her alanda ortak ve güçlü bir karşı koyuş yaratmak için omuz omuza, yan yana durmaya çağırıyoruz.  (HABER MERKEZİ)

     

  • TV10 emekçileri 1 Mayıs’ta alanlarda olacaklar-VİDEO

    TV10 emekçileri 1 Mayıs’ta alanlarda olacaklar-VİDEO

    PİRHA-OHAL sonrası KHK ile kapatılan Tv10’un açılması için çalışanların başlattıkları eylem 30. haftasında Galatasaray Meydanı’nda devam etti. 30. hafta da Demokrasi İçin Birlik destek verdi. Demokrasi İçin Birlik adına Koordinasyon Üyesi Hüseyin Demirdizen, “TV10’nun kapatılması, sadece bir televizyonun kapatılması değildir, aynı zamanda bu ülkeyi oluşturan milyonlarca Alevinin düşüncelerini, kültürünü ve değerlerini ifade etmenin de karartılmasıdır ” dedi.

    OHAL sonrası Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Tv10’un yeniden açılması için çalışanların başlattıkları eylem 30. haftasında devam etti. Alevilerin yanı sıra çeşitli sivil toplum kuruluşlarının da destek verdiği eyleme bu hafta Demokrasi İçin Birlik destek verdi. Eyleme, Cumrartesi Anneleri, Demokratik Alevi Dernekleri Yöneticileri, Dersim Araştırma Merkezleri çalışanları, Munzur Çevre Derneği çalışanları, İstanbul KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Erdal Güzel, Akademisyen Erol Katırcıoğlu, HDP 24. dönem Milletvekli Ufuk Uras ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “BU MÜCADELEDE ISRARLIYIZ”

    “Alevilerin sesi Tv10 susturulamaz” pankartının açıldığı eylemde sık sık “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganları atıldı. Eylemde konuşan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, 30 haftadır ısrarla ve inatla burada olduklarını vurguladı. Büyükşahin, basın ve medya üzerinde baskıların olduğunu, gazetecilik yapmanın suç olmadığını belirtti. Büyükşahin, “Bir ülkede yaşayanlar inançlarını özgürce yaşayamıyorsa o ülke özgür değildir, o ülkede demokrasi yoktur” dedi.

    Uğur Kurt’u öldüren polise verilen cezayı hatırlatan ve verilen cezayı kınayan Büyükşahin, “Cemevi bahçesinde polis kurşunuyla öldürülen Uğur Kurt’un katiline verilen ceza 12 bin TL’dir. Berkin Elvan ve Ali İsmail Korkmaz’ın katillerine verilen cezaları hepimiz biliyoruz. Gazi Mahallesi’nde öldürülen gençleri biliyoruz. Aleviler, demokratlar, sosyalistlere saldırılar olduğunda, yaşam hakkı ellerinden alındığında hiçbir cezayla karşı karşıya kalmıyorlar” diye konuştu.

    “TV10 EMEKÇİLERİ 1 MAYIS’TA ALANLARDA OLACAK”

    Geçen sene 1 Mayıs’ta Türkiye’nin dört bir yanında alanlarda canlı yayın yaptıklarını söyleyen Büyükşahin, “Bu ülkenin emekçileri, yoksulları, işçileri, devrimcileri 1 Mayıs’ı kutlayacaklar. TV10 olarak geçen yıl birçok yerden 1 Mayıs kutlamalarını canlı yayınlamıştık. Emekçilerin, yoksulların sesini duyurmuştuk. Neden kapatıldığımızı şimdi anlıyoruz. TV10 gibi bütün özgür basının sesini kıstılar” dedi.

    Büyükşahin, 1 Mayıs’ta da alanlarda olacaklarını, emekçilerin seslerini bir şekilde yansıtacaklarını belirterek, TV10’nun tekrar açılması talebini yineledi.

    “BASIN ALANINDA KEYFİ TUTUKLAMALAR YAŞANDI”

    30. haftada eyleme destek veren Demokrasi İçin Birlik Koordinasyonu Üyesi Hüseyin Demirdizen konuştu.

    Aylardır basın üzerinde sistematik bir baskının olduğunu vurgulayan Demirdizen, “Türkiye tarihinin önemli kırılma anlarından birisini, hepimizin gözü önünde yaşanan keyfiyet, baskı, karatma ve en sonunda da yargı eliyle milyonlarca insanın iradesine gölge düşürdü. Aylardır demokrasinin en temel kurallarından olan, herkesin kendini özgürce ifade edebilme, özgürce örgütlenebilme, kendi düşüncelerini basın yayın aracıyla toplumla paylaşabilme haklarını sistematik olarak ihlal edilmesine, herhangi bir hukuksal gerekçe olmaksızın, gazetelerimiz, dergilerimiz kapatılmasına tanıklık ediyoruz. Televizyonlarımız susturuluyor, basın çalışanlarına sistematik bir baskı uygulanıyor. Binlerce gazeteci işsiz kaldı, 100’den fazla TV programcısı ve gazeteci keyfi tutuklandı” diye konuştu.

    “Ülke yurttaşlarını oluşturan topluluklar kendi inançlarını ve düşüncelerini yaşayıp toplumla paylaşamazsa o ülkelerde gerçek bir barıştan ve demokrasiden söz edilemez” ifadesini kullanan Demirdizen, “TV10’nun kapatılması, sadece bir televizyonun kapatılması değildir. Aynı zamanda bu ülkeyi oluşturan milyonlarca Alevinin düşüncelerini, kültürünü ve değerlerini ifade etmenin de karartılmasıdır” dedi.

    Çağrıda bulunan Hüseyin Demirdizen, “Bize düşen bu keyfi uygulamalara, bu hukuksuzluğa karşı daha güçlü mücadeleler hayata geçirme ve geleceğimize sahip çıkma zamanıdır. Özelde TV10’nun kapatılmasına, genel olarak basına dönük baskılara hayır dediğimizi herkes için demokrasi isteyen, demokrasinin ancak birlikte mücadele etmekle mümkün olacağını hepimiz bilmeliyiz” vurgusu yaptı.

    Haberin Videosu

  • Demokrasi İçin Birlik’ten 28 Nisan’da, referandum açıklaması

    Demokrasi İçin Birlik’ten 28 Nisan’da, referandum açıklaması

    PİRHA- Demokrasi İçin Birlik, 16 Nisan referandum sürecinin hileli sonuçlarını değerlendireceği bir basın toplantısı yapacağını duyurdu. 

    Açıklama, 28 Nisan cuma günü saat 11.00’de İstanbul Mimarlar Odası’nda yapılacak. Demokrasi İçin Birlik, demokrat kamuoyunun ve basının katılımını beklediklerini kaydetti.

     

  • ‘Hayır’da yaratıcılık, neşe ve cesaret var’-VİDEO

    ‘Hayır’da yaratıcılık, neşe ve cesaret var’-VİDEO

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik’in (DİB) düzenlediği Anayasa değişikliği referandumuna ilişkin basın toplantısında baskılara ve eşitsiz koşullara dair veriler paylaşılarak, ‘Hayır’ın önemi vurgulandı.  

    “Hayır’da yaratıcılık, neşe ve cesaret var” şiarıyla Taksim Hill Otel’de gerçekleşen toplantıya Demokrasi İçin Birlik kurucularından Rıza Türmen, Halkların Demokratik Partisi eski milletvekilleri Hasip Kaplan ve Levent Tüzel, Anayasa hukukçusu İbrahim Kaboğlu, Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Turgay Olcayto, DİSK Basın-İş Başkanı Faruk Eren, gazeteci Ayşenur Aslan, hukukçu Turgut Kazan, ekonomist Mustafa Sönmez’in de aralarında olduğu isimler katıldı.

    Toplantıda söz alanlar “Evet” ve “Hayır” kampanyalarının eşit şartlarda gerçekleşmediğini ancak “Hayır” kampanyasının etkili olduğunu vurguladı. “Hayır” için bir araya gelenlerin referandum sonrasında da demokratik bir Türkiye’nin inşasındaki rolüne dikkat çektiler.

    Tiyatrocu Tilbe Saran’ın sunuculuğu yaptığı toplantıda “Hayır” kampanyası şarkılarının ve kampanyadan fotoğrafların yer aldığı video gösterildi.

    “CANLI YAYINLARDA HAYIR’A YER VERİLMİYOR”

    Tilbe Saran, “Hayır”a yönelik baskılara karşın sokakta kampanya yürüten insanların “Hayır”ı görünür kıldığını belirtirken Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin Mart ayı verilerini paylaştı:

    “Hapishanelerdeki gazeteci sayısı 154. Türkiye’de 190 medya kuruluşu kapatıldı, en az 2 bin 500 gazeteci işsiz kaldı, 150’den fazla gazeteci de gözaltına alındı ya da tutuklandı.  1-20 Mart tarihlerindeki canlı yayınlardan Hayır’a 45,5 saat Evet’e 485 saat yer verildi, yani on katı. İçişleri Bakanlığı verilerine göre Şubat ve Mart aylarında 12 bin 321 kişi gözaltına alındı, 606 kişi tutuklandı.”

    “HAYIR YENİ BİR TÜRKİYE’NİN HABERCİSİ OLACAK”

    İlk söz alan Rıza Türmen, eşitsiz koşullarda referandum sürecinin işletildiğini söyleyerek, referandumun “Hayır” açısından bir halk hareketi başlattığını belirtti. Bu hareketin birleştirici noktasının da “Türkiye’de demokrasi içinde yaşamak” olduğunu söyleyen Türmen, referandum bittikten sonra da bu halk hareketinin devam etmesi gerektiğini vurguladı.

    Türmen konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Hayır kampanyasını yürüten halk hareketi barış, özgürlük, eşitlik ve adalet içinde yaşayabileceğimiz Türkiye’nin habercisidir. Bu hareket devam etmelidir ki ‘Hayır’ çıktıktan sonra başka bir Türkiye’nin kapıları açılsın. Daha demokratik, katılımcı, çoğulcu bir Türkiye yaratabilelim. Bunu yaratabilmek için halk hareketinin dinamiğini muhafaza etmek lazım. Hayır çıkarsa yeni bir anayasa yapmak gerekir. Düzeltilmiş parlamenter sistemi kuracak, cumhurbaşkanının Meclis’ten çıktığı ve yetkilerinin sembolik hale indirildiği,  herkesin kendini içinde bulacağı eşitlikçi özgürlükçü Türkiye’yi kurabilecek anayasanın yapılması için önce hayır çıkması gerekir.  Hayır sonucu çıkması yeni bir Türkiye’nin habercisi olacaktır.”  

    “YENİ ANAYASA TOPLUMSAL İHTİYAÇ DEĞİL”

    KHK ile ihraç edilen anayasa hukukçusu İbrahim Kaboğlu da, anayasa değişikliği teklifinin toplumsal ihtiyaçlardan kaynaklı bir metin olmadığını söyledi.

    Bu metnin hazırlanması ve kamuoyuna sunulmasında “iktidar partisi, külliye, hükümet ve onu destekleyen muhalefet partisi,  “medya” ve “halk”tan oluşan üç ayak olduğunu belirten Kaboğlu, “İlk grup hayır diyenleri terörist ilan edebiliyor. Medyada ise metnin tanıtımı, tartışılması, yorumlanması bir yana çıplak olarak kamuoyuna sunulması bile mümkün değil. Tartışma ortamının olmadığı, uzmanların görüşlerine başvurulmadığı bir süreçte anayasal bilgilenme hakkı da her gün ihlal ediliyor. Elden geldiğince çıplak metnin kamuoyu ile paylaşılmasında yarar var. Anayasal bilgilenme hakkı önemli. Halkın bu bilgileri paylaşması daha geniş ittifaklar kurması yaşamsal. Bunu bir barış projesi olarak ele almak ve 16 Nisan sonrasına yönelik olarak barış projesi temelinde yeni görüşler ve ittifaklar oluşturmak yaşamsal.” diye konuştu.

    HALK MECLİSLERİ SOKAKLARDA ‘HAYIR’I ÖRGÜTLÜYOR

    200’e yakın ‘Hayır’ meclisi kurulduğu, İstanbul’da 53, Ankara’da 47 ‘Hayır’ meclisi olduğu aktarıldı. Ardından yerel ‘Hayır’ meclislerinden katılımcılar çalışmalarını aktardı, düşüncelerini ifade etti. Sarıyer, Hisarüstü ve Kadıköy Halk Meclisleri’nden gönüllüler de sokaktaki hayır çalışmalarının karşılık bulduğunu anlattı. Ev ev, sokak sokak, kısır günlerinde, denizde, karada, kampüslerde ‘Hayır’ı nasıl örgütlediklerini anlatan Halk Meclisi gönüllüleri, bu dayanışmanın bundan sonra da devam etmesi gerektiğini vurguladı. Televizyonlarda “Hayır”a yer verilmezken sokakta hayır diyenlerin kararlı olduğuna dikkat çektiler.

    “ELİNİZİ CÜZDANINIZA DEĞİL, VİCDANINIZA KOYUN”

    Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ise, basın üzerindeki hak ihlallerine değinerek, “Çok acı bir tablo var” dedi. Tutuklu olan gazetecilerin iddianamelerinin dahi hazırlanmadığını aktaran Türenç, “Biz bir avuç da kalsak, sesimizi yükseltmeye, mücadele etmeye devam edeceğiz. OHAL’i değil, eşitsizliğin olmadığı, gazeteci ve aydınların serbest bırakıldığı bir gelecek kuracağız” dedi.

    Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Başkanı Turgay Olcayto da, “Türkiye gibi düşünce ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğünün olmadığı, temel hak ve özgürlüklere saygı olmayan ve adaletin işlenmediği bir ortamda referandumda nasıl bir sonuç beklenir yaşayıp göreceğiz” diyerek halkın kimi zaman beklenmedik sonuçlar çıkardığını söyledi. Olcayto, “Elinizi cüzdanınıza değil, vicdanınıza koyun. Umuyorum halk elini vicdanına koyacaktır. 16 Nisan’da toplumca güleceğimiz bir ortam yaşayacağımızı düşünüyorum” dedi.

    “HAYIR İLE İÇERİDEN ARKADAŞLARIMIZI ÇIKARACAĞIZ”

    DİSK Basın İş Başkanı Faruk Eren ise, “TV’leri, radyoları, ajansları, gazetelerimizi kapattılar, internet sitelerimizi engelliyorlar ama bu halimizle bile çok umutluyuz. ‘Hayır’ diyeceğiz, ‘Hayır’ çıkaracağız. İçerideki arkadaşlarımızı çıkaracağız” diye konuştu.

    “EVİNİN TAPUSUNUN DA GÜVENCESİ KALMAYACAK”

    İstanbul eski Baro Başkanı Turgut Kazan da, “Bugün zaten hiç kimsenin hiçbir güvenliği yok. 150 gazeteci örneği buradan kaynaklanıyor. Ama Saray ‘bu bana yetmez’ diyor. Yarın ‘Evet’ çıkarsa, esnafın, işçinin, memurun, Türkiye’de bulunan herkesin başının koyduğu evin tapusunun bile güvencesi kalmayacak. Özgürlükleri de kalmayacak” dedi. Kazan, “Hayır’ derken, korkusuz yaşama giden yolun açılmasını sağlayacağız” diye konuştu.

    Ekonomist Mustafa Sönmez ise, referandum sürecinde “Hayır” cephesinin bir arada yaşama umudunu oluşturduğunu söyleyerek, “Bu şer böyle bir ‘Hayır’a vesile oldu” diye ifade etti.  (HABER MERKEZİ)

    HABERİ VİDEOSU

  • ‘Bardağı taşıran son damla’

    ‘Bardağı taşıran son damla’

    Barış Bloku, Demokrasi İçin Birlik, Yurttaş Girişimi ve Diyalog Grubu, tutuklu HDP Eş Genel başkanı Figen Yüksekdağ’ın vekilliğinin düşürülmesine ortak tepki gösterdi. Ortak tavrı açıklayan sanatçı Zülfü Livaneli, HDP’nin Meclis’te saf dışı bırakılmak istendiğini söyleyerek, “Sesinizi yükseltin” çağrısında bulundu. 

    Barış Bloku, Demokrasi İçin Birlik, Yurttaş Girişimi ve Diyalog Grubu, referandum süreciyle birlikte yaşanan hak ihlalleri ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin Point Otel’de ortak basın toplantısı düzenledi.

    “Açık açık söyleyelim… Tek kişinin egemenliğine dayalı, yasama, yürütme ve yargının tek elde toplanacağı, meclisin devre dışı bırakılmasına, hukuk devletinin ortadan kaldırılmasına, fren, denge ve denetimim olmaksızın halk iradesinin ve tüm erkin tek kişi bırakılacağı, tek adam rejimine Hayır” ve “Türkiye geleceğini oyluyor” flamaları salonun çeşitli yerlerine konuldu.

    “YÜKSEKDAĞ’IN DURUMU BARDAĞI TAŞIRAN SON DAMLA” 

    Toplantının açılış konuşmasını yapan yazar Oya Baydar, “Biz de hukuk hiç kimse için, ama bazıları için daha çok, bu durum daha ağır. Referanduma giderken meşruiyeti zedeleyen çok şey var. Ama meclisin üçüncü partisi HDP bir baskı altında. Meclis çalışmaları engelleniyor. Vekiller bir alınıp bir bırakılıyor. Seçilmiş bütün vekiller belediye başkanları eş başkanları tutuklu. Yüksekdağ’ın vekilliğinin düşürülmesi bardağı taşıran son damla oldu. Ahlaki ve vicdanı olarak buradayız. HDP şahsında demokrasiyi savunmayanlar, bunun bedelini ödeyecektir” dedi.

    “HDP KAMPANYA YÜRÜTEMEZ HALE GETİRİLDİ”

    Ortak basın metnini Diyalog Grubu’ndan sanatçı Zülfü Livaneli okudu. Livaneli, “Herkesin içinde bir kuşku var. Biz çok kötü günler gören kuşağız, ama şu an daha ağırını görüyoruz. Halkın bir kısmının diğer kısmı üzerinde kışkırtması var. Toplumsal barış istiyoruz. Türkiye bu bedelleri ödemeden herkesi duyarlılığa, kanunlara sahip çıkmaya çağırıyor” dedi.

    Olağanüstü Hal (OHAL) koşullarında referanduma doğru gidildiğini söyleyen Livaneli, “Muhalefetin ifade özgürlüğü ve propaganda olanakları Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kısıtlanıyor. Muhalif sesler çeşitli bahanelerle, hatta çoğunlukla gerekçe bile gösterilmeksizin susturulmaya çalışılıyor. Medya üzerindeki sansür, otosansür ve baskılar yoğunlaşıyor. Onbinlerce kişi tutuklanıyor, yüz binler işlerinden, mesleklerinden atılıyor. İçeride ve dışarıda savaş ve çatışma ikliminin sürdüğü bu ortamda yapılacak referandumun meşruiyetini gölgeleyecek adımlara her gün bir yenisi ekleniyor” diye konuştu.

    HDP’nin hukuksuz uygulamalara en çok hedef olan siyasal kuruluş olduğunu kaydeden Livaneli, HDP’nin tutuklama, yaygın baskı ve engellemeyle kampanya yürütemez hale getirildiğini söyledi.

    “ANAYASAYA AYKIRIDIR”

    Yüksekdağ’ın vekilliğinin düşürülmesine dikkat çeken Livaneli, “Milyonlarca seçmene sahip olan, Meclis’in üçüncü partisinin fiilen kapatılacağı izlenimini doğuruyor. Cumhuriyet tarihinde, 1920’den bu yana ilk kez bir siyasal parti genel başkanının milletvekilliği düşürülüyor. Bu işlem, bir benzeri olmadığı gibi yürürlükteki Anayasa’ya da aykırıdır” dedi.

    Seçilmeye engel “zimmet, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik” gibi yüz kızartıcı suçlar sayıldığını ve “bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezası” ile cezalandırma öngördüğünü aktaran Livaneli, Yüksekdağ’ın kesinleşmiş hapis cezası 10 ay ve “ağır hapis cezası” olmadığını ve ayrıca, hüküm giydiği suç da propaganda olduğunu söyledi.

    “HDP VE CHP VEKİLLERE GÖZDAĞI”

    Yüksekdağ kararında işlemin hukuksal olmaktan çok siyasal nedenlerle gerçekleştirildiğinin anlaşıldığını ifade eden Livaneli, HDP’nin Meclis’te saf dışı bırakılmak ve HDP ile CHP’li vekillere gözdağı verilmek istendiğini söyledi.

    Livaneli, şu çağrıda bulundu:

    “Hangi partiden, hangi siyasal çizgiden olursa olsun, demokratik hukuk devletini savunan her kişi ve örgütün; yasal bir parti olan HDP’nin çalışmalarını özgürce sürdürebilmesi, referandum çalışmalarını eşit koşullarda yürütebilmesi, tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılması için sesini yükseltmesi gerektiğini düşünüyoruz.”

    “TEHLİKELİ POLİTİKALAR YÜRÜTÜLÜYOR”

    Demokrasi İçin Birlik adına konuşan Emek Partisi (EMEP) Merkez Yönetim Kurulu (MYK) üyesi Levent Tüzel de, siyaset, medya gibi alanların baskı altında olduğunu söyledi. Bunu HDP şahsında çok acımasızca gördüklerini belirten Tüzel, “Yüksekdağ hakkındaki karar ise Meclis teamüllerini, hukuku kenara bırakarak Genel Kurul’da okunarak devreye sokulmuş olması bunu gösteriyor. Bugün bağımsız olmayan yargı kararının ne ölçüde adil olduğu zaten tartışma konusu. Referandum sürecinde HDP’yi etkisizleştirmek, demokratik muhalefete bunun üzerinden tehdit mesajı göndermek tehlikeli siyaset tarzı” dedi.

    Kürt sorunu üzerinden halkı kutuplaştırmaya dönük bir siyasetin yürütüldüğünü dile getiren Tüzel, “Referandumda ‘Evet’ çıkartmaya dönük son derece tehlikeli politikalar yürütülüyor” diyerek muhalefetin susturulmak istendiğini belirtti. Tüzel, “Bu yol çıkmaz bir yol. Barıştan vazgeçmeyeceğiz, ‘Hayır’ demek isteyen, farklı düşünceleri olan, referandumda demokratik meşruiyetin oluşturacak güçlerin devre dışına bırakılmasına sessiz kalmayacağız” diye konuştu.

    “XERABÊ BAVA’YA GİRMEMİZE İZİN VERİLSİN” 

    Çok zor günlerden geçildiğini belirten Barış Bloku Eş sözcüsü Ayşe Erzan, Barış Bloku Eş sözcüsü Bahadir Altan’ın Nusaybin Xerabê Bava (Koruköy) köyünde yaşananlara ilişkin izlenimlerini aktardı. Erzan, Altan’ın şu sözlerini aktardı:

    “Koruköy’e ulaşmamıza izin verilmedi. Birlikte gittiğimiz heyete izin verilmezken, ortaya çıktı ki başka iki köyde daha benzer uygulamalar yaşanıyor. 13 gündür abluka ve sokağa çıkma yasağı olan Koruköy’ün 15 kilometre ötesinde jandarma tarafından durdurulduk. Bugün iki gazeteye yansıdığına göre durumun çok vahim olduğunu görüyoruz. Bu yaşananlara ilişkin somut delil ve belgeler var. Türkiye’nin büyük bir kısmı bu olaylardan haberdar değil. ‘Teröristlere’ yönelik olduğunu söylüyorlar. Madem öyle o zaman basın mensuplarının içeri girmesine izin versinler.”

    “YÜKSEKDAĞ’IN VEKİLLİĞİNİN DÜŞMESİ KADIN DÜŞMANLIĞI” 

    Temel sorunun partilerinin isminde de yer aldığı gibi halkların demokratik mücadelesini vermek olduğunu ifade eden HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu da, “İnançların, gençlerin, kadınların özgürlük tutkusunun ses bulması önemliydi. Bunu 7 Haziran’da gördük. Bu ülke de insanlar bir arada yaşamasın diye neler yaptıklarını da gördük” dedi. Son süreçte yaşanan insan ölümleri ve katliamlarına değinen Kerestecioğlu, “Bu ülkede onlarca patlama, katliam oldu, şiddet nereden gelirse gelsin binlerce kişiyi kaybettik. Bakan olarak oturan kişinin hesap vermesi gerek. Hesap veremedikleri için bize bunları yaşatıyorlar. Hayatın her alanında mağdur olmayı başarıyorlar ve neredeyse ölülerden hesap soracaklar, biz buna teslim olmayacağız” dedi. Yüksekdağ’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin de konuşan Kerestecioğlu, bunun kadın düşmanlığı olduğunu söyledi.

     

  • Demokrasi İçin Birlik ‘Hayır’ manifestosunu açıkladı

    Demokrasi İçin Birlik ‘Hayır’ manifestosunu açıkladı

    PİRHA- Referandumda ‘Hayır’ cephesine katılan Demokrasi İçin Birlik oluşumu açıkladığı deklarasyonla “#Hayır Biz Varız” şiarıyla yürüteceği kampanyanı başlattı.

    İstanbul Şişli’de bulunan Kenter Tiyatrosu’nda bir araya gelen Demokrasi İçin Birlik oluşumu, “#Hayır Biz Varız” başlıklı referandum manifestosunu deklare etti.

    Açıklamaya HDP Grup Başkan Vekili Filiz Keresticoğlu, EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, EHP Genel Başkanı Sibel Uzun, İhsan Eliaçık, Celalettin Can, Halkevleri Başkanı Oya Ersoy, CHP eski milletvekilleri Süleyman Celebi, Ercan Karakaş, HDP eski milletvekilleri Hasip Kaplan, Akın Birdal,  DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, DİSK Cam Seramik –İş Genel Başkanı Birol Sarıkaş, gazeteciler Hüsnü Mahalli, Ayşenur Arslan, Ekonomist Mustafa Sönmez, Oyuncu Nur Sürer, Barış Atay, Dilci Necmiye Alpay, Dansçı Koreograf  Zeynep Tanbay gibi sanatçı, sinema oyuncusu, akademisyen, gazeteci ve siyasetçinin ve Alevilerin de yer aldığı birçok kesim katıldı.

    “DİKTATÖRLÜK İNŞASINA KARŞI DİRENİŞ MEVZİSİ”

    Anayasa değişikliği ile; yasama, yürütme ve yargının tek elde toplanacağı, hukuk devletinin ortadan kalkacağı, Meclis’in devre dışı bırakılacağı, halkın iradesinin tek kişiye teslim edileceği totaliter bir rejim hedeflendiğini ve kampanyanın sloganı olarak belirlenen “#Hayır Biz Varız” ile referandum manifestosu okundu.
    Referandum için hazırlanan “Hayır” isimli şarkının çalındığı programın açılış konuşmasını Demokrasi İçin Birlik üyesi Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) eski Milletvekili Melda Onur yaptı.

    Ardından konuşan yazar Ayşegül Devecioğlu, Anayasa değişikliği ile bir “diktatörlüğün” inşa edilmek istendiğini belirterek, demokrasi için bu “diktatörlük” inşasına karşı direniş mevzisi olduğunu kaydetti.

    Birlikteliklerinin bir sol birlik olmadığını söyleyen Yazar Ayşegül Devecioğlu, “Bütün toplum kesimleriyle konuşacak, kutuplaşmaya deva olacak, bütün kesimlerle konuşan bir topluluktan söz ediyoruz. Yeni bir demokrasi anlayışını gündeme getirmiş bir birliğiz” dedi.

    “#HAYIR BİZ VARIZ”

    Demokrasi İçin Birlik’in “Hayır” kampanyasının deklarasyonunu ise Çelik Özdemir ve Işıl Kurt okudu.

    Anayasa değişikliği ile; yasama, yürütme ve yargının tek elde toplanacağı, hukuk devletinin ortadan kalkacağı, Meclis’in devre dışı bırakılacağı, halkın iradesinin tek kişiye teslim edileceği totaliter bir rejim hedeflendiği belirtilen açıklamada, kampanyanın sloganı olarak belirlenen “#Hayır Biz Varız” şiarıyla bu kampanyayı yöneteceklerini ifade edildi.

    “FARKLILIKLARIMIZ ZENGİNLİĞİMİZDİR”

    Deklarasyon metninde şunlara değinildi:
    “Türkiye’nin çoğulcu toplum yapısına ters düşen, demokrasinin ölümü anlamına gelen tek adam rejimine Demokrasi İçin Birlik olarak ‘Hayır’ diyoruz.

    Biz Varız… Kadınlar, gençler, Aleviler, emekçiler, LGBTİ bireyler her inanç grubundan, her etnik kimlikten, her siyasi görüşten insanlarız. Çoğulcu ve demokrasi hedefi arkasında el ele veren farklı kesimlerden yurttaşlarız. Demokratik değerler çerçevesinde, barış ve refah içinde, farklılıklarımızın zenginliğiyle yaşamak umudundan vazgeçmeyeceğiz.

    Meşrutiyeti yok. Anayasa değişikliği daha tartışılmaya başlandığı andan itibaren meşruiyetini yitirdi. Meşru değil çünkü bir toplumsal mutabakat metni olan Anayasa, halkın bilgi sahibi olmasına fırsat vermeden, uzlaşma aranmadan yapılıyor. Meşru değil çünkü fikir, ifade, basın, gösteri özgürlüklerinin olduğu OHAL, baskı, terör ve savaş ortamında kapalı kapılar ardında yapılıyor.

    Halkın özgür iradesi oluşamıyor. Toplumda etnik ve dinsel ayrışmaları ortadan kaldıracak, bir anda yaşamı sağlayacak yerde toplumu daha da kutuplaştıracak bir Anayasa yapılıyor. Ülkedeki farklı kesimler, farklı düşünceler dışlanıyor. Demokrasinin en temel kuralları çiğneniyor. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik, adalet, temsil adaleti, sosyal adalet gibi değerler siliniyor. Oysa Türkiye’nin acilen normalleşmesi lazım. Bu ancak uyum, istikrar, uzlaşma ve demokrasi ile olur. Tek adam yönetimi istikrarsızlık, gerilim, çatışma üretecek. Bu ne AKP’ye oy verenlerin ne de karşı çıkanların meselesi. Bu memleket meselesi.

    Ülkenin sorunlarına çara değil. Ülkenin temel sorunları nedir? Artan yoksullaşma, korkunç boyutlardaki işsizlik, gelecek kaygısı, içte çatışma, bombalama, bölgede dibine kadar batılan savaş…. Halkın hak ve özgürlüklerini tümüyle ortadan kaldıran işçilerin, Kürtlerin, Alevilerin, kadınların taleplerini yok sayan bir adam rejimi , ülkemizin hangi sorununu çözecek. Anayasa değişikliği yangından mal kaçırıyormuş gibi yapılıyor ki, yarın canı yananlar, yoksulluk canına tak edenler, haksızlığa uğrayanlar hiç sesini çıkaramazsın.
    Kimse bu yetkiye sahip olmamalı. Her kim seçilirse seçilsin, bu yetkileri kullananlar ancak diktatör olabilir. Oysa bu topraklarda Osmanlı döneminden beri demokrasi tarihi tek adamın yetkilerini sınırlandırmak ekseninde gelişti. Kuvvetler ayrılığının tarihi Cumhuriyet’ten bile eski. Tek adam yönetimin Türkiye’nin geleceği, huzuru, kalkınması, istikrarı açısında kesin bir geri dönüş.

    Bu halk tek adam rejimini kabul etmeyecek. Çünkü yasaları veto edebildiği gibi lideri olduğu partinin milletvekillerini seçen ve meclisi fes etmeye karar veren partili Cumhurbaşkanı, meclis üzerinde tam b ve mutlak bir vesayete sahip. Çünkü tek adam rejiminde hesap yok. Cumhurbaşkanı ve atayacağı Bakanlar Kurulu yasama ve yargı denetimin devre dışı bırakılmış ve hesap vermeyecekler. Rüşvet, yolsuzluk, haksızlık, adaletsizlik artacak.

    Çünkü Cumhurbaşkanının hem kendi atamaları, hem de vesayeti altındaki meclis çoğunluğunun desteği ile HSYK üzerinden yargı da kontrol edeceği kuvvetler birliği uygulaması ön görülüyor. Oysa baskıcı olmayan bir iktidarın temel şartı, birey özgürlüklerinin ve azınlıkta kalanların haklarının korunmadır. İktidarın bir sınırı olmalı, onu aşmamalı. Bu nedenle halkın çoğunluğunun desteğini almış olsa bile, iktidar gücünün siyasal iktidardan tamamen bağımsız, güçlü kurumlar ve yapılan eliyle dengelenmesi ve denetlenmesi zorunlu. Demokrasi İçin Birlik olarak bütün demokrasi güçlerinin özgürlük, eşitlik, kardeşlik, temsil adaleti, sosyal adalet ve barış için demokrasi seferberliğine çağırıyoruz. Mahallelerimizde, işyerlerimizde, okullarımızda ‘Hayır’ çalışmalarını örgütleyelim”

    “BU SİSTEME GEÇİT VERMEYELİM”

    Oyuncu Orhan Alkaya ise neden “Tek adam rejimine hayır” dediklerini hazırladıkları slaytlar eşliğinde anlattı. Alkaya, referandumun parti seçimi olmadığını dile getirerek, referandumun memleket meselesi olduğunu söyledi.

    Alkaya, “Tanzimat’tan beri olmayan hakları kendisi için istiyor. Siz Başkanı seçeceksiniz, başkanda herkesi seçecek. Türkiye, güçlü bir başkanının olduğu güçsüz bir ülke durumuna gelecek. Tek adamları getirmek kolay göndermek çok zordur. Bu sisteme geçit vermeyelim” diye konuştu.

    “BASKILARA KARŞI ‘HAYIR’I ÖRGÜTLEYECEĞİZ”

    Çıkarılan 686 sayılı KHK ile görevinden ihraç edilen akademisyenler adına konuşan akademisyen Beyza Üstün ise sindirme politikalarına boğun eğmeyeceklerini vurgulayarak, ‘Hayır’ı en güçlü şekilde örgütleyeceklerini söyledi. 2015’ten beri üniversitelere artan baskılara değinerek, barış bildirisine imza atan akademisyenlere yönelik baskılara ve ihraçlara vurgu yaptı.

    Son kanun hükmünde kararnameyle Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler bölümünün bitirilmek istendiğine dikkat çeken Üstün, “Yaşam için ve toplum için araştırma yapıyorduk. Bizler her zaman doğruları söyleyenleriz. Biz bunları söylemeye devam edeceğiz” dedi.

    Konuşmaların ardından soru cevap ile toplantı sona erdi. (SK/SA/İS)

  • Demokrasi İçin Birlik’in ‘Hayır’ toplantısı başladı

    Demokrasi İçin Birlik’in ‘Hayır’ toplantısı başladı

    PİRHA- Pek çok dernek, Alevi kurumları, demokratik kitle örgütü, meslek örgütleri, sendikalar, siyasi partilerden oluşan Demokrasi İçin Birlik’in, “Biz varız” demek için, etkili bir ‘Hayır’ kampanyasında buluşmak için bugün düzenlediği toplantı başladı.  

    İstanbul Şişli’de bulunan Kenter Tiyatrosu’nda gerçekleşen toplantıya çok sayıda kişi katıldı.

    Demokrasi İçin Birlik Nisan ayında yapılması planlanan anayasa referandumunda, tek adam rejiminin, Türkiye’nin geleceğinin oylanacağını vurgulayarak, “Halkın iradesini yok sayan bu bakış açısına karşı ‘Biz varız, buradayız” diyor.

    Demokrasi İçin Birlik şunu ifade ediyor:

    “Neden ‘Hayır’ demeliyiz? Tek adam rejimiyle hangi temel haklarımızı kaybediyoruz? Bu sistem hayatımızdan hangi güzellikleri ve özgürlükleri alıp götürüyor? Bu konuları önce çok iyi anlamak, sonra da sesimizi duyurabileceğimiz, sözümüzü dinletebileceğimiz her platformda düşüncelerimizi paylaşmak için biraraya geliyoruz. “

     

    (N.M)